{"url": "https://modakariyeri.com/10-adimda-kisisel-stil-nasil-olusturulur/", "text": "Moda dünyası denildi mi kişisel stil akla ilk gelen konuların başında olmuştur hep. Hatta sektörün dışındaki insanlar modayla ilgilenen biriyle tanıştı mı mutlaka kişisel stil ile ilgili bir soru sorarlar. Kişisel stil oluşturma hem merak edilen ve çok konuşulan bir konu olup aynı zamanda da birçok kişiye uygulaması zor ve zahmetli bir uğraş gibi gelmekte. Her ne kadar bu izlenim kısmen doğru olsa da bu yazıda önerdiğimiz pratik 10 adımla siz de kişisel stilinizi oluşturmaya başlayabilirsiniz. Kendi stilinizi oluştururken yapmanız gereken en temel şeylerin başında olabildiğince çok kıyafet denemek vardır. Mağazada elinizi hep attığınız skinny jeanlerinizi bu sefer bir kenara bırakarak hiç cesaret edemediğiniz o farklı parçaları denemek için kabine götürün. Daha önce hiç böyle bir elbise denememiştim dediğiniz o elbiseye bu seferlik bir şans verin. Stil oluşturabilmek için hem kendi vücudunuzu tanımanız hem de farklı parçaların üzerinizde nasıl durduğunu gözlemlemeniz gerekiyor. Bir parçayı sevip sevmeyeceğinizi ve size yakışıp yakışmayacağını denemeden anlayamazsınız. Sizin en çok ilginizi çeken, içinde kendinizi hem rahat hem de iddialı hissettiğiniz parçalar, kumaşlar, aksesuarlar nelerdir? Belki bir deri etek, belki kısa topuklu ayakkabılar veya herhangi başka bir parça. İmza görüntüyü tabii ki her gün kullanamazsınız ama sizin için önemli olan günlerde kendinize bir imza görüntü oluşturmanız hem sizi ne giyeceğim derdinden kurtaracaktır hem de daha özgüvenli hissetmenizi sağlayacaktır. Alışveriş yaparken de imza görüntünüzün ne olduğunu bilmek sizi büyük ölçüde rahatlatacaktır. İmza görüntü demek her zaman aynı eteği aynı model ve renk tişörtü giymek değil, aynı konseptte olan ve aynı enerjiyi, havayı yaratabilecek kıyafetler demektir. Kate Moss'dan stil dersleri için bu linke göz atabilirsiniz. Kişisel stil oluştururken imza görüntünüz olması iyidir ancak konfor alanınızdan çıkmamak adına sürekli birbirini tekrar eden seçimler yapmayın. Tarzınızı oturtmanın yollarından biri de risk alıp farklı şeyler denemektir. Aynı model ve materyallerden kıyafetler yerine arada stilinize zıt düşen ve birazcık farklılık içeren kıyafetleri kendi tarzınızda yorumlamak hem sizi sıkıcı bir görüntüden kurtaracaktır hem de stilinizin gelişmesini sağlayacaktır. Nasıl zaman içinde siz de gelişiyorsanız stilinizin de gelişip, değişmesi çok normal. Giyim tarzını beğendiğiniz ünlü gibi giyinin tarzında cümleler artık hem çok demode hem de gerçekleri yansıtmıyor. Her ne kadar nasıl bir görüntüden hoşlanıp, nasıl bir görüntüyü kendimize uygun bulmadığımızı bilmek önemli olsa da tarzları birebir kopyalamayın. Günümüzde dergilerde stil ikonu olarak anılan kişiler sizlere hitap etmek zorunda değil; daha doğrusu bir stil ikonunuz olmak zorunda da değil. Hoşunuza giden parçaları, konseptleri not edin ve bunun üzerinden siz neler seviyorsunuz ve nasıl gidebilirsiniz buna göre hareket edin. Giyim konusundaki ilhamınızı dergiler ve ünlülerle sınırlandırmayın. Hiç beklemediğiniz yerlerden, hiç tanımadığınız insanlardan bile ilham alabilirsiniz. Stil konusunda ilham almak için her konuda kendinizi geliştirmeye ve iyi bir gözlemci olmaya başlayın. Kişisel stil dediğimizde aklımıza hep ayakkabı, kabanlar, elbiseler gibi parçalar gelse de aslına stili tanımlayan daha çok detaylardır. Detaylardan kasıt sadece aksesuarlarımız, güneş gözlüklerimiz değil, herşey! Saçınızı nasıl yana attığınızdan, ayakkabınızın içine giydiğiniz çoraba, çantanızı taşıma şeklinize, dövmenizin duruşuna kadar birçok minik detay aslında ana parçalarınız kadar önemli. Her zaman büyük parçalara odaklanmak yerine ufak detaylarla da kişisel stilinizi oluşturabilirsiniz. Stil sahibi olmanın başlıca kuralları arasında özgün olmak, trendlere batmış gibi durmamak ve baştan aşağı tek bir marka ile giyinmemek vardır. Günümüzde dünyanın neresinde olursak olalım pek çok kişi büyük hazır giyim markalarının vitrinlerini süsleyen gelip geçici sezon trendleri parçaları giyiniyor. Bu durum özgün bir stil yaratmanın önündeki engellerden. Çözüm tabii ki bu zincir mağazalardan alışverişi bırakmak değil ama yeri geldiğinde yerel tasarımcılardan alışveriş yapmak, sokak aralarındaki minik butikleri keşfetmek. Çeşitlilik size daha özgün bir stil sunacaktır. Stilinizi oluştururken uygulayabileceğiniz yöntemlerden biri de tek bir parçadan yola çıkarak kıyafetler üzerinden konseptler yaratmak ve kıyafetlerin enerjisine inanmak. Sonuçta giyinmek birazcık da kıyafetlerle eğlenmek demek. Parçalar üzerinden hikayeler oluşturun ve o hikayedeki karaktere bürünün. Uzun zamandır giymediğiniz o pantolonu nasıl biri giyerdi ve o pantolonla gününü nasıl geçirirdi? Bırakın, kıyafetler sizi farklı karakterlere bürüsün. Kıyafetlere böyle yaklaşmak hem modayla eğlenmenizi sağlayacak, hem de kişisel stilinizi oluşturmada yardımcı olacaktır. Kişisel stil oluşturmak zaman alır. Yaşınız ilerledikçe, farklı kaynaklardan beslendikçe, gördükçe ve okudukça hem siz gelişeceksiniz hem de bu durum stilinize etki edecek. O yüzden kendinize kısa bir zaman diliminde çok özgün ve oturmuş bir stil oluşturmaya takılmayın. Vaktinizi harcayın, acele etmeyin ve kendinizi iyi tanıyın."} {"url": "https://modakariyeri.com/10-ikonik-saint-laurent-canta/", "text": "Tasarımcı çanta koleksiyonlarının olmazsa olmazı, tüm trendlerden bağımsız bir şekilde zamansızlığını koruyarak her görünüme kusursuzca uyum sağlayan YSL çantaların bu kadar vazgeçilmez olmasının birçok nedeni var. Markanın günümüzdeki Kreatif Direktörü Anthony Vaccarello ile moda evine kazandırılan Kaia ve Le Maillon gibi Saint Laurent çanta arşivini giderek büyüten yeni modellerin yanı sıra, markanın popülerliğini hiçbir zaman kaybetmeyen klasik modellerini beraber inceliyoruz. Adını Yves Saint Laurent'ın yakın arkadaşı ve ilham perisi LouLou de la Falaise'den alan The Lou Lou, moda evinin en çok sevilen çantalarından biri. Yumuşak kapitone detayına sahip dış yüzeyi, köşeli formu ve zarf formlu kapağı ile öne çıkan bu ikonik çanta modelinin günümüzde farklı boy, kumaş ve renk seçenekleri bulunuyor. Moda evinin en bilindik ve en şık çantası nedir? sorusunun cevabı yüksek ihtimalle The Kate olacaktır! Zincir omuz askısı çıkarıldığında son derece şık bir clutch olarak da kullanılabilen bu Saint Laurent modelini bu kadar popüler yapan en büyük özelliği zarif askısı, göz alıcı deri-kumaş seçenekleri ve çantanın imza detayı niteliğindeki YSL logosunun hemen altındaki sallantılı metal püskülü. Kamera çantasından yola çıkılarak tasarlanan yumuşak, kutu formlu ve püskül fermuarlı The Lou, lüks bitişli detaylarıyla kusursuz bir gündüz çantası olmak için gereken tüm özelliklere sahip. Şık ve günlük tasarımı ile son derece popüler olan bu model, popülaritesinin kaçınılmaz bir sonucu olan akla gelebilecek her renkte üretilmiş. Hedi Slimane'ın moda evinin Kreatif Direktörü olduğu 2013 yılında çıkış yapan Sac de Jour, çok kısa bir zamanda markanın ve döneminin kült çantalarından biri oluverdi! Günün Çantası anlamını taşıyan Sac de Jour klasik görünümü, akordiyon yan panelleri ile tüm eşyalarının rahatlıkla sığabileceği ve şık günlük bir çanta isteyen herkesi kendine bir mıknatıs gibi çekmeyi başardı. Çoğu Saint Laurent çantanın imza özelliği YSL amblemine sahip olmayan, daha yalın bir seçenek tercih edenler için ideal olan Le Carre, günlük giyime uygun çağdaş formu ve fermuarlı ayrı iç ceplere sahip yapısıyla bir dolabın olmazsa olmaz çantası olarak kabul ediliyor. Türlü form ve renk seçeneğiyle markanın en ikonik çantalarından bir diğeri The Envelope, adını dikdörtgen şekli ve kapağıyla tam bir zarf formunda olmasından alıyor. Bu modelin bu kadar popüler olmasının başlıca nedeni yalın formuna rağmen şık ve ince metal zinciri varken bir omuz çantası, çıkarıldığında ise şık bir clutch olabilmesiyle gündüz ve gece görünümlerini kusursuzca tamamlayabilme özelliği. Saint Lauren çanta koleksiyonunun son üyesiyle tanışalım! Vintage çanta tasarımlarından alınan ilhamla tasarlanan Le Maillon'un birbirinden farklı silüetlere sahip birçok versiyonu olmasına rağmen değişmeyen tek özelliği, kapak ve çantayı birbirine bağlayan sofistike zincir detayı. Saint Lauren'ın 2018 yılındaki Kreatif Direktörü Anthony Vaccarello tarafından moda evine kazandırılan The Jamie, özel kapitonesi Carre Rive Gauche ile satışa sunulduğu andan itibaren rekor bir hızla markanın en sevilen çantalarından biri haline geldi. Eşyaların rahatlıkla sığabileceği geniş iç hacmi, deri omuz pedli metal zinciri ve ikonik YSL amblemiyle pratik kullanım ve şık tasarımı buluşturarak lüks athleisure konseptini tanımlıyor. The Kaia, adını annesi Cindy Crawford'un supermodellik yolundaki adımlarını izleyen Kaia Gerber'dan alıyor. Uzun yıllardır Saint Laurent podyumlarının vazgeçilmezi Kaia'nın aynı zamanda Kreatif Direktör Anthony Vaccarello'nun bu çantayı tasarlarkenki ilham perisi olması kaçınılmaz olmuş. Kaia Bag'in şimdilik Small ve Mini olmak üzere iki boyut seçeneği bulunuyor. Yıl ve sezonu ne olursa olsun asla bir kenara atılmayan Shopper çantaların bu kadar sevilmesinin birçok sebebi var! Tüm eşyalarınızı alabilecek genişlikteki iç hacmi ve minimalist silüetiyle hayat kurtarıcı bir günlük çanta özelliği kazanan Saint Laurent The Shopping Tote; yumuşak deri yüzeyi, minik Saint Laurent charm'ı ve şık formuyla yüksek performans alınan bir çantanın ne kadar şık olabileceğini bir kez daha bizlere gösteriyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/201618bilisimdunyasindamoda/", "text": "Karlie Kloss moda dünyasının son yıllardaki en önemli isimlerinden. Öyle ki en önemli markaların defilelerinde boy göstermesinin yanında Forbes'un en çok kazanan mankenler listesinde sekizinci sırada. Karlie Kloss hem çok güzel, hem çok çalışkan, hem de çok başarılı fakat onu bu yazıya konu etmemin nedeni bu özellikleri değil. Karlie Kloss kodlama ve kurabiye yapmayı seviyor. 23 yaşındaki manken tüm başarısına rağmen hayatını defileler ve yüksek bütçeli reklam kampanyaları ile sınırlamaya niyetli değil. 2015 Eylül ayında New York Üniversitesi'nde okumaya başlayan Karlie bir sene kadar önce New York'da kodlama dersi almış. Karlie'nin kurabiyeleri adı altında tasarladığı on kurabiyelik kutuları açlık sınırında olan çocuklara yardım amacıyla satıyor. Fakat sanıyorum ki Karlie'nin kurabiyeleri yerken bulunmak istediği bir yer var: bilgisayarının başı. Bir buçuk yıl önce kodlama öğrenmek için bir kursa yazılan Karlie ürettiği kurabiyeleri drone ile uçurabilmek için Flatiron School'daki kursta kodlama bile yaptı. Kodlamayı öğrenirken çok eğlenen Karlie bunun geleceğin mesleklerinden biri olduğuna karar verdi ve genç kızların bu mesleği öğrenmesinin gelecekleri için büyük önem taşıdığını düşündü. Hemen harekete geçen ünlü model Flatiron School işbirliğiyle yirmi genç kıza kodlama bursu verdi. Karlie Kloss, ona güzel ve zengin bir kadının bu meslekte ne işi var diyen bilişim dünyasının duayenlerine meydan okurcasına bir top model olarak kodlama öğreniyor ve okuldaki anılarını üç milyonu geçen takipçisiyle paylaşmaktan da geri kalmıyor. Erkek egemen bu meslek dalında iş imkanları oldukça fazla. Hürriyet IK'ya göre bilişimle ilgili teknik meslekler işe alımda en çok arananların başında geliyor. Yazılımcılık dünyanın her yerinde en çok aranan meslekler listesinde ilk sıralarda. Dijital dünyanın hayatımızda git gide daha önem kazanmasıyla birlikte yazılım yapmayı bilmek sadece garantili bir iş fırsatı sağlamanın dışında girişimcilikte söz sahibi olmak için de çok önemli. Karlie açıkça bu yüksek istihdam vadeden sektörün erkek egemen olmasına meydan okuyor, ve bunu yapacak gücü ve enerjisi de var. Karlie'ye göre kodlamayı öğrenmek geleceğin şekillenmesinde söz sahibi olmak için önemli ve kadınlar geleceği şekillendirecek yeteneğe sahipler. Ayrıca, ünlü bir model olarak moda dünyasının kalbinde yaşayan Karlie, kodlamanın da sanat ve moda gibi bir kendini ifade etme şekli olduğunu düşünüyor. Fikirleri ürünleştirmek, yaratıcılığın sınırlarını zorlamak ve özgürleşmek kodlama öğrenerek mümkün. Amerika'da bilgisayar mühendisliği mezunlarının sadece yüzde onikisi kadın. Kadınbilişimci.com sitesinin haberine göre Türkiye'nin ilk kadın bilişimcisi 1962 yılında işbaşı yapan Ayla Taşpınar. Prof. Dr. Nilgün Okay'ın Bilişim sektöründe kadın konulu konuşmasından alınan 2013 verilerine göre ise Bilişim mezunu kadınların oranı Türkiye'de yüzde 28 civarında. Aynı araştırmaya göre, kadınlar değişime çok hızlı adapte olabildikleri için, değişimle beslenen bu sektöre çok uygunlar. Türkiye'de de kadınların bilişim sektörüne katılımını artırmak için #kodewithkarlie programına benzer kurslar ve burslu sertifika programları düzenleniyor. Yakın gelecekte daha da çok istihdam sağlayacak olan bu mesleğin kadınların yaratıcılığına ihtiyacı var."} {"url": "https://modakariyeri.com/2016410moda-meslekleri/", "text": "Genelde moda sektöründeki iş tanımları gözalıcı kelimelerden oluşuyor ve insanların kafasını karıştırmak için yaratılmış hissi veriyor. Üstelik gerçekte bu işlerde ne yapıldığı ile ilgili pek ipucu vermiyor bu tanımlar. Şunu görüyoruz ki çok fazla insan moda mesleklerinin farklı özelliklerini anlamıyor, işte tam bu yüzden bazı konuları aydınlatmaya karar verdik. Genelde insanlar modanın gelecek trendlerini tahmin ettiğimi düşünüyorlar. Ama aslında yaptığım... Araştırma, küratörlük ve de mikro ve makro düzeydeki hareketleri incelemek. Klasik bir gün... Öyle bir şey yok. Eğer Coachella'da ya da SXSW'de değilsem, ya New York'da moda haftası kovalıyorum ya da Londra Trend Gününde sunum yapıyorum. Genelde insanlar tüm gün alışveriş yaptığımı düşünüyorlar. Ama aslında yaptığım... işim olmayınca mail yazıyor, toplantılara gidiyor ve çokça paket taşıyorum. Sette isem daha çok işin içine giriyorum, ne kadar çok üretim öncesinde işini ayrıntılı yaparsan o kadar rahat geçiyor günün. Klasik bir gün.. Her gün farklı zorlukları ve sürprizleri ile geliyor. Ne kadar mutlu olsam da, her zaman, gün boyunca ve hatta paydos zamanı bile şaşırtıcı şeyler oluyor. Günü atlatmak yeterince tatmin edici. Genelde insanlar... tüm gün boyunca harika modellere baktığımı düşünüyorlar. Ama aslında yaptığım... ben kişisel bir asistanım, kariyer ve ilişki danışmanıyım ve psikoloğum, hepsi bir pakette. Klasik bir gün.. Modeller için müşteri görüşmeleri ayarlayarak, test çekimleri için referanslar toplayarak ve yollanan test çekimleri arasından seçimler yaparak... Ayrıca modellerin dosyalarının, kartlarının doğru bir şekilde yapıldığından emin oluyorum. Bunların da dışında, sitemizin güncel işlerini, imzalarını ve yeni yetenek desteklerini güncel müşterilerin gelecek iş reklamları için yorumlarının gidişatını kontrol ediyorum. Tüm bunlar da yetmezse, reklam işlerinin yüzdelerini aktarıp, yerel yetenekler ve uluslararası yetenekleri sıralayıp, yabancı modellerimizin takibini tutup, tümünün bir sonraki günkü iş detaylarını aldıklarına emin oluyorum. Genelde insanlar... benim rafları düzdüğümü ve sevimli görseller yarattığımı düşünüyorlar. Ama aslında yaptığım.. Sevimli görseller yaratıyorum, fakat benim çılgınlığımın arkasında yatan bir metod var. Satışları arttırmak için her şey stratejik olarak yerleştiriliyor. Ürünler alıcıya ürünü nasıl kullanacağı, nasıl giyeceği ya da nasıl kombinleyeceği hakkında fikir vermek için düzenleniyor. Vitrinler, benim işimin en yaratıcı ve en eğlenceli kısmını yansıtıyor. Klasik bir gün.. Her gün birbirinden farklı! Hepsi erken başlangıçlar içeriyor . Ürün bulma; göstermek için onları düzenleme ve yerleştirme, konseptler yaratma ve trend tahminleri genel olarak yaptığım şeyler. Ayrıca, birçok kez bir sürü dosyayla merdiven inip çıkmak ve işim için kullandığım Snapchat ve Instagram hesapları için bolca fotoğraf çekmek de işimin içindeler. Genelde insanlar benim partilere gidip fotoğraflar çektiğimi düşünüyorlar. Ama aslında yaptığım uzun saatler boyunca bir masanın arkasında oturarak o partilerin gerçek olmasını sağlamak. Klasik bir gün.. E-posta, moda ve kahve içerir. İnsanlar genelde benim mükemmel bir işe sahip olduğumu düşünürler: tüm dünyayı dolaşıp modayla ilgilenmek. Ama aslında yaptığım Avustralya mağazalarımız için seçimler yaparım. Diesel her koleksiyonu için 3000 parça ürün üretir. Kot pantolondan elbiseye, ayakkabıdan aksesuara kadar birçok ürün çalışılır. Genelde showroomları tüm koleksiyonu bitirene kadar terk etmem çünkü stilleri ve hikayelerini tartışmak, miktarını belirlemek ve fiyatlandırmak uzun günler alıyor. Klasik bir gün.. Ofisteysem sert bir kahve güne başlayabilmek için. Ardından ürünlerin ve mağazaların haftalık satışlarını izlemek için günlük satış raporlarını incelerim. Ürünleri düzenli olarak inceliyorum çünkü ürünleri 3 sezona kadar önceden satın alıyoruz. Benim için ne için çalışacağım ya da ne için çalışmayacağım önemlidir. Günde en az bir saatimi mağazada geçirip satın alma işlerini gözden geçiririm. Ayrıca çalışanların geri dönüşlerini dinlerim. Genelde insanlar ünlülerle ve modellerle takıldığımı, moda partilerine ve organizasyonlarına katılıp tüm günümü toplantılarla geçirdiğimi sanıyor. Aslında yaptığım.. İşim birden farklı şey içeriyor. Moda haftaları, fotoğraf çekimleri YouTube kanalları ya da etkinlikleri için Avustralyalı ve uluslararası modellerle ve ünlülerle çalışıyorum. Ayrıca, sosyal medyayı takip ve analiz edip yeni trendleri araştırırım ve Napoleon Perdis'in sosyal medya platformları için araştırma yaparım. Bunlara artı olarak, bizim markamızın medyada düzgün bir şekilde temsil edildiğine ve alabildiğince pozitif geri dönüşler aldığına emin olurum. Klasik bir gün.. Günlerim saat 7'de başlar, uyanır uyanmaz Instagramı kontrol ederim. Sosyal medya bizim sektör için hayatidir. İşe gittiğimde ise, yeni dergiler ve gazete okurum böylece yeni ürünleri takip edip aramızda tartışabiliriz. Öğleden sonra genelde çekim ya da moda şovları için kuliste ekiple makyaj uygulamaları yaparım. Daha sonra ise bir sürü fotoğrafı ve şovu izlerim. Bu yazı bir çeviridir. Fasgionjournal.com.au'daki İngilizce orjinal yazı için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/2016ya-veda/", "text": "2016 yılı herkes için zor olduğu gibi moda sektörü için de zordu. Globalde politik kargaşa, büyük şehirlerdeki terör olayları, Brexit kararı, Amerika'daki seçimler derken moda dünyası son senelerin en kaotik ve belirsiz yılını geçirdi. Tüketim alışkanlıkları hızla değişirken, markalar bu belirsizlik içinde hızlı hareket etmek zorunda. Bunun yanında toplumsal olaylara seyirci kalmak da artık çok zor. Bugünün tüketicisi satın aldığı markanın dünyadaki gelişmelere karşı duruşunu ve etik değerlerini de anlamak istiyor. Business of Fashion sitesinin McKinsey ile yaptığı analize göre, son 10 yılda yıllık yüzde 5 büyüme gösteren global moda endüstrisi bu seneyi yüzde 2-3'lük bir büyümeyle ve gitgide küçülen kar marjlarıyla kapatacak. Hepimiz hemfikiriz, 2016 yılına damga vuran başlıkların başında hız geliyor. Bu sene sektör her zamankinden de hızlanarak See now buy now akımının etkisinde kaldı. Haziran 2016'da Burberry'nin öncülüğü ile başlayan ardından Tom Ford, Ralph Lauren gibi isimlerin takip ettiği bu akım moda sektörünün hızlı tüketim alışkanlığını daha da hızlandıracak gibi. Ünlü trend analisti Li Edeelkort Business Of Fashion için yaptığı bir konuşmada Moda artık çok demode dedi ve perakende dünyasının kendini yeniden tasarlaması gerektiği konusunun altını çizdi. Gerçekten de mağaza deneyiminin gitgide tekrardan ibaret olduğunu, marka seçkilerinin müşterileri mağazaya çekmeye yetmediğini, hatta bir zamanlar kurtarıcı gözüyle bakılan mağaza içi etkinliklerin bile mağazalara dinamizm getirmekte zorlandığını görüyoruz. Geleneksel mağazacılık yerini kitle odaklı perakendeye bırakırken markalar hedef kitlelerini mağazaya beklemek yerine onların olduğu yerde olmayı önceden öngörmeliler. Bunun için kitlelerini her zamankinden daha da iyi tanımaya başlamalılar. 2016 yılında e-ticaret Türkiye'de yüzde 31 büyümüş, yani potansiyeli görmek zor değil. Asıl zorluk e-ticaret deneyimini mağaza deneyimi ile bütünleştirerek müşteriler için kesintisiz ve tutarlı bir deneyim yaratmak. Bunu yapmaya çalışan Boyner Grubu bu sene Wepublic'i açtı. Ayrıca Bemoji aplikasyonunu çıkardı ve tüm görsel stratejisini buna göre belirledi. Raf Simons 2015 yılının sonlarında Dior'dan ayrılmıştı. 2016 yılında ise Calvin Klein'ın Kreatif Direktörlüğüne atandığını öğrendik ve bu habere çok da fazla şaşırmadık. Raf Simons moda sektörünün yaratıcı ekiplerin üzerinde yarattığı baskıdan düzenli olarak şikayet eden dehalardan sadece biri. Yaratıcılığın aceleye gelmesini ve baskı altında koleksiyonlar çıkarılmasını doğru bulmayan Simons bu nedenle Dior'da kalmamayı tercih etmişti. 2016'nın en bomba haberlerinden biri ise Raf Simons'un yerine Maria Grazia Chiuri'nin gelmesi oldu. Dior markası ilk defa bir kadın kreatif direktörle çalışma kararı aldı. Bunun üzerine Maria Grazie Chiuri, Gianpaolo Piccioli'yi Valentino'nun başında bırakarak yeni görevine We should all be feminists sloganı ile başladı. Yine bu yıl Haider Ackermann LVMH grubuna ait Berluti'nin Kreatif Direktörü oldu. Brioni'ye Kreatif Direktör olan My Theresa'nın eski satın alma direktörü Justin O'Shea ise, görevinde çok kısa bir süre kaldı. Bu kısa sürede bizlere Metallica'lı bir Brioni reklam kampanyası hediye etti. Moda kürü sezon kapanışında konuklarımızla ortak görüşümüz 2016 yılında beden algısı, toplumsal cinsiyet ve feminizm konularının markaların odağına güçlü bir şekilde girmiş olmasıydı. Bu yıl Barbie'nin ilk defa 3 farklı vücut tipi ve 7 ten rengi ile üretilmesi kararı alındı . Çocukluktan itibaren herkesin aklına ideal bir vücut tipi kazıyan Barbie'deki bu değişikliği mutlulukla karşıladık. Beden algısı, güzellik kalıpları, çeşitlilik eksikliği gibi moda dünyasının geçmişten bugüne kanayan yarası olan konulara 2016 yılında daha fazla önem verildiği aşikar. Büyük beden koleksiyonların artması, ten rengi koleksiyonlarda renk paletinin çeşitlenmesi, her yaştan ve vücut tipinden ikonun reklamlarda kullanılmaya başlaması sevindirici fakat yeterli değil. Aslında kadınların ihtiyacı olan mağazalara girdiklerinde de, sokakta yürüdüklerinde de, bir partiye adım attıklarında da aynı seçim özgürlüğünü yaşayabilmek. 2016'da bir Harvey Nichols defilesinde HP'nin yeni dizüstü bilgisayarını tanıtan manken Tülin Şahin gazetelere Moda ve teknoloji podyumda buluştu diye manşet olmuştu. Bu durumda teknoloji ve moda gerçekten de kendilerini podyumda birlikte buluverdiler ama aslında moda ve teknoloji kavramı bunun ötesinde bir yerlerde. Moda ve teknoloji birlikteliği artık teknolojinin modada kullanılmasından öte, teknoloji ile zanaatın harmanlanması ile oluyor. Buna en güzel örnekleri de New York Met Museum'da açılan Manus x Machina sergisinde gördük. Bu sergi 2016 yılında modada zanaat ve teknolojinin paralel gelişimini ele aldı. Serginin galasında giyilen elbiseler hem çok gerçek hem çok şaşırtıcıydı. Karolina Kurkova'nın galada giydiği Marchesa elbise, IBM teknolojisi ile birleşti. Kurkova kırmızı halıda yürürken galayı seyredenlerin Twitter yorumlarını algılayan teknoloji, elbisenin üzerindeki renkleri gelen yorumlara göre değiştirdi. Cognitive dress adı verilen bu tasarım, modanın da teknoloji yardımıyla paylaşımcı olabileceğini bize gösterdi. Kurkova bu şekilde televizyon başındaki takipçileri ile iletişime girdi. Biz de bu birlikteliğe şapka çıkardık. Son yıllarda en çok duymaya başladığımız sözcük bu: Sürdürülebilirlik. Petrolden sonra en çok kirleten endüstri olan moda endüstrisi de artık dünyaya daha az zarar vererek nasıl büyümeye devam edeceğini sorgulamaya başladı. Hızlı modanın doğaya ve insan haklarına verdiği zararı biliyoruz. Daha fazla ve daha ucuz üretmek için verilen savaşta çoğunlukla haklarını alamayan işçilerin hikayeleri, çöken fabrikalar ve katledilen doğa ve bitmek bilmeyen tüketim ihtiyacı da bir bedel olarak var. İstanbul'da bu sene sürdürülebilirlik ile ilgili etkinliklerin sayısı yüzümüzü güldürdü. Bunlardan biri H&M'in desteğiyle Tasarım Bienali'nde açılan Geleceği giydirmek sergisiydi. Sergiden önce yapılan atölyelerle moda tasarımı öğrencileri sürdürülebilir tasarımlar yarattılar ve sergi açılışında bir ödül töreni yapıldı. Tasarımlar beğeni topladı. H&M'in globalde sürdürülebilirlik ile ilgili yaptığı çalışmalar takdir toplarken bir taraftan da markanın üretim hacmi çelişki yaratıyor. Yine de konu sürdürülebilirliğe yatırım yapmak olunca, her çaba çok değerli. Moda Kürü sezon kapanışında öne çıkan marka olarak ilan ettiğimiz Vetements'ın ve Balenciaga'nın tasarımcısı Demna Gvasalia, Business Of Fashion sitesinden de Person of the year ödülünü aldı. Eda Çakmak'ın deyimiyle Sektörün istediği hiçbirşeyi ona vermeyerek sisteme meydan okuyan ve bu nedenle başarılı olan Gvasalia, sokak modası ile Haute Couture'ü birleştirerek, yılda sadece iki koleksiyon yapmakta ısrar ederek, moda sisteminin dayattığı hız ve ticari kaygılara kafa tutarak ama gördüğümüz her moda ikonunun da gardrobuna girmeyi başararak, aslında farklı düşünerek çarkın döndürülebileceğini bize kanıtladı. Hepimize umut aşıladı. Gvasalia Royal Academy of Fine Arts Antwerp mezunu. Mezunları arasında moda tarihinde Antwerp 6'lısı diye de anılan önemli isimlerin ve Martin Margiela'nın da olduğu okul, moda sektörünün avangard öncülerini yetiştirmesiyle tanınır. İşte bu nedenle, Demna Gvasalia da beni şaşırtmadı. 2016'da dünya toplumsal, ekonomik ve politik sorunlarla çalkalanırken, moda dünyası da tüm bu sarsıntılardan nasibini aldı. Yaşanan yaprak dökümü yılın son günlerinde de devam ederken biz de moda sektörünün 2016 yılında kaybettiği önemli isimlere saygı duruşunda bulunuyoruz. Andre Courreges (1923 2016): 1960'ların Modernizm ve Futurizm öncüsü Courreges, Pierre Cardin ile birlikte dönemin modasının mimarlarından ve mini eteğin yaratıcılarından biri olarak anılır. Bill Cunningham (1929 2016): Bill Cunningham'ın ölümü tüm moda dünyasını yasa boğdu. New York Times'ın moda fotoğrafçısı Cunningham sokak fotoğrafçılığı kavramının yaratıcısı ve mavi gömleğiyle bir New York simgesiydi. Sonia Rykiel (1930- 2016): Trikonun ve çizgilerin kraliçesi Sonia Rykiel eğlenceli dünyasını ardında bırakarak 86 yaşında hayata veda etti. Markanın Kreatif Direktörü Julie de Libran. 2017 yılında modakariyeri.com olarak sektör haberlerini ve gelişmeleri izlemeye ve yazarlarımızla birlikte yazıya dökmeye devam edeceğiz. Aylık 15.000 tıka ulaşmak, sene başından beri organik trafiğimizle büyümeye devam etmek gurur verici. 2017'de de moda kürlerinde buluşmak ve moda tartışmalarımızda yer almak için bizi takip edin. Herkese mutlu ve huzurlu bir 2017 diliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/2017-pitti-uomonun-en-dikkat-cekenleri/", "text": "Bu yıl doksan ikinci kez düzenlendi Pitti Uomo. Ben ise yarısından biraz daha azına katıldım bugüne kadar. Yaklaşık 21 senedir moda sektörünün içindeyim ve Pitti Uomo'nun 40 sezonuna tanıklık etmişimdir. Prada'nın Zegna'nın Pitti'de standları olduğu zamanları görmüşlüğüm var. Kimi zaman ziyaretçi, kimi zaman katılımcı olarak her sezon full-time mesaim oldu bu fuarda. İlham almak için sadece gezici de oldum; standların tasarlanması düzenlenmesi için günlerce şantiyesinde de çalıştım; moda basını olarak el üstünde karşılanıp her etkinliğini ayrı bir zevkle izlediğim de oldu. Yaşı kadar bu fuara katılan biri olarak kolaylıkla söyleyebileceğim ilk şey; 'Dünyanın en şık erkeklerini bir arada bulabileceğiniz yegane yerin burası olduğu doğrudur.' İsveç'ten Japonya'ya dünyanın en iyi giyinen, giyinmeyi bilen erkekleri her yılın Ocak ve Haziran ayında Floransa'da buluşur. Erkek modası ile ilgili faydalı ve ilham veren, vermek isteyen markaları ve tasarımları değerlendirirler. Her sezon farklı bir teması olur Pitti Uomo'nun. 92. Pitti'nin teması BOOM, PITTI BLOOMS yani yeni yaratıcı fikirler gibi çiçek açan çiçekler. Sanat yönetmeni ise Sergio Colantuoni. Temanın fuarla ya da sunulan fikirlerle alakası ise tartışılır. Her sezon farklı bir ülke özel konuğu olur Pitti'nin. Bu sezon'un konuğu ise tüm dünyada popüler bir akım yaratan Avusturalya. Ne yazık ki Los Angelas'ta her bir markayı tanıdıkça kabaran hevesiniz, Pitti özel Avusturalya alanında pek de harekete geçemiyor. Bu alanın iki yıldızı Commas ve SENER BESIM . Commas başlangıçta bir mayo markası. 2016 da kurulmuş. Kurucusu ve yaratıcı direktörü Richard Jarman. Sahil yaşam tarzına alternatif olacak yalın ve her an kolaylıkla giyilebilecek, ve bir o kadar da fark edilecek parçalardan oluşan bir koleksiyon Commas. Koleksiyonun anahtar parçaları teknolojik kumaşların üzerine eril tonlarda basılmış lekeleşmiş iri çiçek desenlerle tasarlanmış gömlek ve mayolardan oluşuyor. Şener Besim ise Avustralya'da doğan Arnavut ve Türk melezi bir tasarımcı. Şener form ve teknik kusursuzluğun peşinde gözlük koleksiyonu tasarlamış. Mozaiklerin geometrisini titanyum gibi hafif ve kıymetli elementlerle birleştirerek güçlü ve modern gözlükler şimdiden moda dünyasının ilgisini çekmiş durumda. Son on yıldır her sezon dikkat çeken bir modacıyı da davet eder Pitti. Londra Erkek moda haftası takvimi karıştırana kadar da moda haftalarının açılışı da Floransa'da bu konuk modacı ile yapılırdı. Halen gerek buyer'ların gerekse moda basınının en rahat ve severek katıldığı şovlardan. En hatırlanır ve ilgi çeken şovun Umit Benan'a ait olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Bu yılki konuk tasarımcı oldukça büyük bir isimdi; J. W Anderson. Son yılların en dikkat çeken tasarımcılarından olan Anderson'un genelde erkek koleksiyonlarını giyilmezlik etrafında tasarımlardı. Floransa'da gösterdiği parçalar ise şaşırtıcı derecede ticari, tişört, kanvas pantolonlar ve trikolardan oluşuyordu. Pitti'nin hemen her fuar gününün en kalabalık standı Brunello Cucinelli. Erkek giyiminin lüks klasiklerini rahat ve umursamaz bir tavırda eşleştirerek öneren Cucinelli, sezonun tarzına imza atan marka olmaktan vazgeçmeyeceğe benziyor. Bu standı koleksiyon ve stili kadar çekici kılan diğer bir etken ise içeride koleksiyonu giymiş ve birbirinden iyi giyinmiş kalabalık Cucinelli ekibi. Erkek giyimi için en klasik ve en yenilikçi olmayı başaran stand bu yıl da Lardini'ydi. Hafif, en pratik, en yenilikçi ürün önerilerinde geleneksel form ve detayları atlamayan Lardini, görülmesi gereken standların başında. Günümüz erkeğinin her ihtiyacı her detayda düşünülerek tasarlanan bir koleksiyon nasıl bu kadar ilgi çekiyor diye merak edenlere kısaca anlatalım: Trençkottan, blazer cekete, takım elbiseden, polo yaka tişörte erkek klasiklerini benzersiz tuşede kumaş ve desenlerle, hafif, leke tutmayan, kolay katlanan ve kırışmaz bir hale getirip; haki, acı kahve, lacivert ve sandık beyazı gibi tonlarda her erkeğin giyim iştahını kabartacak bir tavırda sunabilen , Pitti'nin yegane markası Lardini. Pitti'de geri dönüşü büyük bir keyifle kutlanan marka PS Paul Smith. Paul Smith'in spor ve bisiklet tutkusuna gönderi yapan, canlı renkler ve neşeli baskılarla hareketlenen koleksiyon, sergi alanında da neşeli ve kalabalık bir izleyici kitle yaratttı. Pitti Uomo'nun başarısına gölge düşürmek isteyen Floransa'nın nemli 35 derece sıcağı ve trenlerdeki grevdi."} {"url": "https://modakariyeri.com/2017-vogue-fashion-fundin-kazanani-telfar-clemensi-taniyalim/", "text": "'Genç Moda Tasarımcıları İçin Tasarım Yarışmaları' yazımızda LVMH ödülü, Woolmark Prize gibi dünya çapında ünlü tasarım yarışmalardan bahsetmiştik. Bu yarışmalar içinde en önemlilerinden biri olan CFDA/Vogue Fashion Fund yarışmasının 2017 sonuçları ise nihayet belli oldu. Bu senenin büyük ödülü Telfar markasıyla tasarımcı Telfar Clemens'a gitti. Telfar hepimiz için yeni bir marka ama New York çıkışlı bu marka aslında bir süredir Colette ve New York'taki Opening Ceremony gibi konsept mağazalarda satıştaydı. 29 yaşındaki Libya kökenli Amerikalı Telfar Clemens, bugünün en popüler trendlerinden biri olan genderless yani cinsiyetsiz giyim akımını ilk kullanan tasarımcılardan. 2005 yılında daha öğrenciyken tasarladığı cinsiyetsiz koleksiyonunun yankıları günümüzde de etkisini sürdürüyor. Telfar'ın moda dünyası dışında da çalışmaları var. Tasarımcı sık sık sanatçı ve müzisiyenlerle işbirliği yapıp modayı teknoloji ve medyayla birleştiriyor. Geçen sene Berlin Bienal'indeki retrospektifi bu çalışmaları arasındaki en önemlilerinden. Telfar'ın tasarımlarına baktığımızda Amerikan havasını yoğun bir şekilde alıyoruz. Basic parçalar üzerinde detaylar ve silüetlerle oynayan Telfar'ın tasarımları eforsuz ve rahat bir görüntü çiziyor. CFDA/Vogue Fashion Fund bugüne kadar sektördeki önemli birçok isme evsahipliği yapmış bir yarışma. Bunların en bilinenleri arasında Proenza Schouler, Public School, Alexander Wang, Altuzarra, Rodarte ve Tabitha Simmons'ı gösterebiliriz. Vogue Fashion Fund'ı kazanmasıyla basının dikkatini çekmenin yanı sıra Telfar'ı işini büyütmek üzere 300,000 Dolar para ödülü de bekliyor. Kazanana verilen mentörlük da ödülün diğer bir avantajı, üstelik mentörler Anna Wintour, Diane Von Furstenberg gibi isimler olunca. Genç bir tasarımcının rüyası tam da bu olsa gerek. Telfar'a geri dönersek 10 yıldan fazla süredir bu sektörün içinde ve kendine has bir tarzı olan bu tasarımcının Vogue Fashion Fund ödülü ile daha fazla insana ulaşacağından hiç şüphemiz yok. Telfar da 2018 yılının kendisi için büyüme yılı olacağını röportajlarına her fırsatta eklerken, başka ürün çeşitlerine de geçmeyi planladığını söylüyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/2017nin-moda-enleri/", "text": "2017'yi geride bırakmamıza sayılı günler kala bu sene moda dünyasının enlerini seçmek için geçtiğimiz hafta başlattığımız anketimiz sonuçlandı. 10 farklı kategoride oluşturduğumuz 2017'nin Moda Enleri anketinde gelin sonuçlara birlikte bir göz atalım. Anketin önemli sorularından biri yılın en öne çıkan yabancı markası nedir? sorusuydu. Danimarka markası Ganni'den Kopenhag Moda Haftası yazımızda bahsetmiştik. Yılın En Öne Çıkan yabancı markası kategorisine Gucci, Chanel gibi mega isimleri almayıp nispeten daha alternatif ve adını daha çok bu yıl duyurmuş adaylardan oluşturduk. Los Angeles çıkışlı ve sürdürülebilir modanın öncülerinden Reformation ve son dönemlerde minimal çanta tasarımlarıyla ünlenen ve son olarak da hazır giyime geçiş yapan New York'lu marka Mansur Gavriel de aday seçtiklerimizden. 1. liği ise beklediğimiz gibi bu yıl adından çok söz ettiren sokak giyim markası Off-White açık ara farkla kaptı. Bu kategori için aklımıza ilk gelen isimler arasında Merve ve Beste Manastır kardeşlerin kurduğu Manu Atelier var. Net-a-Porter, Selfridges gibi ünlü platformlarda da satışa çıkan marka bu klasmanı 3. olarak tamamladı. Diğer adaylar arasında Londra'lı ayakkabı tasarımcısı Dora Teymur var. Dora Teymur hakkında ilk yazanlardan olmak bizi mutlu etmişti. Mayo markası 5th position, Misela ve eğlenceli tasarımlarıyla Rumisu da listedeydi. Sıradışı çizgisi ve çarpıcı defileleriyle adından söz ettiren Dilara Fındıkoğlu 2. olurken, 1.liği ise biraz bohem, biraz da oryantal çizgileriyle Raissa Vanessa aldı. Bu seneye şöyle bir dönüp baktığımızda Trendyol ile yaptığı işbirliğinden, sıradışı defilelerine kadar Raissa Vanessa dolu bir sene geçirdik diyebiliriz. Vetements, Gucci ve Balenciaga'nın kapıştığı bu kategoride 1.liği yine Gucci kaptı. Anlaşılan Alessandro Michele'nin etkileri kolay kolay bitecek gibi değil. 2016 yılıyla birlikte yıldızı parlayan Vetements'ı az bir farkla Demna Gvasalia'nın Balenciaga'sı takip ediyor. Kırmızı halı elbiseleri ve H&M işbirliğiyle Erdem 4. olurken Jacquemus'un büyük bir farkla 5. sırada olması bizi şaşırtıyor. Moda dünyası açısından bu sene oldukça hüzünlü bir sene geçirdik diyebiliriz. Efsanevi tasarımcı Azzedine Alaia'nın kaybı bu sene okuyucularımızı en üzen moda haberlerinin başına, %39 oyla geçti. Paris'in ünlü mağazası Colette'in geçtiğimiz hafta kapanması 2. en üzücü haber olurken, Riccardo Tisci'nin yıllar sonra Givenchy'den ayrılması ise %17'yle 3. hüzünlü haber oldu. Türk işbirliklerinin oldukça popülerleştiği bir 2017 yılı geçirdik. Kimisi sizler tarafından çok beğenildi kimisini ise sosyal medyamızda yer yer uyumsuzluğu konusunda eleştirdik. Oylama sonucuna göre Yasemin Özilhan x İpekyol işbirliği %40'a yakın oy alarak Yılın Türk İşbirliği oldu. 2. sırayı ise 5th Position x Rumisu ve Mehry Mu x Füreya işbirliği paylaştılar. Diğer kategorisine yazılan işbirliklerinde ise Arzu Sabancı x Pinko ve Arzu Sabancı x Koton işbirliklerini görüyoruz. İşbirliklerle dolu bir 2017'nin ardından en merak ettiğimiz sorulardan biri de buydu. Erdem x H&M işbirliği satışa çıktıktan birkaç saat sonra hem mağazalar hem de online mağazada tükenerek geçmiş H&M işbirliklerinin popülaritesini aratmadı. 1.'liğe %40 gibi yüksek bir rakamla oturan Erdem x H&M'i, %25'le Rihanna x Puma izliyor. Siyasetin modanın içine bu kadar karıştığı bir dönemde yılın sansasyonunun Melania Trump'ı giydirmeyi kabul etmeyen tasarımcılar olması hiçbirimizi şaşırtmadı. Melania Trump'ın moda gündemini uzun süre meşgul etmesinin ardından Terry Richardson hakkındaki taciz skandalları da sizin oylarınızla %30'la 2. sıraya yerleşti. Sonuçlar bizi hiç de şaşırtmıyor. Bu sene her açıdan Chiara Ferragni ile dolu bir sene geçirdik. Oylama sonuçlarına baktığımızda Chiara açık ara farkla diğer influencerlardan önde. Cevapların birbirine çok yakın olduğu sorulardan biri de Yılın Türk İnfluencerı sorusuydu. Rachel Araz %33 ile 1. olurken Maritsa ise %23'le 2., Rüya Büyüktetik ise %18'le 3. sırada. Diğer kategorisine yazılan adaylar arasında ise Duygu Özaslan ve Asena Sarıbatur'u görüyoruz. Yılın moda haberi kategorisinde Paris'te Yves Saint Laurent müzesinin açılması %31 ile 1.liğe oturdu. Pierre Berge'nin de vefat etmesiyle birlikte bu seneki moda kürlerinde de sık sık açılmakta olan bu müzeyi gündemimizde tuttuk. 2. sırada ise çok az bir farkla İkea torbalarının tasarım kıyafetlere dönüşmesi haberi yer aldı."} {"url": "https://modakariyeri.com/2020-moda-olaylari/", "text": "Moda da haklı olarak tüm bu değişimlerden payını hallice aldı. 2020'den sonra ne siz aynı siz olarak kalacaksınız, ne de moda! Öyle ki bu sene modanın ABC'si dediğimiz herseyin akşamdan sabaha değiştiğini gördük. Ne yeni sezon defileleri artık mutlaka fiziksel olarak orada olunması gereken aktiviteler olarak kaldı, ne de moda alışveriş kanalları ve trendler eski haliyle devam etti. Sınırlı sayıda elit moda tabakasının ön sırada yer almak için birbiri ile yarıştığı hatta kapıştığı defileler, artık sanal olarak pijamalarımızla evimizden ulaşabildiğimiz neredeyse sıradan olaylar haline geldi. Mart ayından itibaren İstanbul Moda Haftası dahil olmak üzere pek çok moda haftası iptal olup ertelenirken, zamanla moda otoriteleri de anladı ki bu pandemi öyle bir sezonda gelip geçici bir durum değil ve nasıl kendimizi ifade ederiz, tüketiciye ulaşırız derken pek çok yenilikçi fikirle karşımıza çıktılar. Chanel'in klibi ve Dior'un kısa metrajlı filmi ile karşılaştırıldığında, Jeremy Scott'ın Moschino için kukla bebeklerle defilesi olağandışı ve yenilikçi idi. Hatta bir de ön sıraya Anna Wintour'un kukla bebeğinin de içinde olduğu davetlileri de yerleştirince gerçekten yaratıcılıktan tam not aldı. Olivier Rousteing'li Balmain'in moda otoriteleri Paris'e gelemezse, ben onları sanal olarak Paris'e getiririm fikri ile yine Anna Wintour'un da arasında bulunduğu sanal misafirlerini 3 sıra dev TV ekranları ile şova taşıdığı defilesi ise gerçekten takdire şayandı. Dolce Gabbana'nın sanal defilesi sırasında aynı anda online satış yapması ise yeni dönemde standartları belirleyecek çok zekice bir hamle idi. Sonucunda Şeytan belli ki sadece Prada giymiyordu tüm Yüksek Moda'ya ilham vererek göz kırpıyordu. Peki lüks tüketim sanal olarak kitlelerce erişilebilir olunca bu lüks tüketim bitecek mi demek oluyor? Hayır, tam tersi lüks tüketim ve lüks ürüne ulaşmak trend analizlerine bakıldığında pandemi sonrası büyük olasılıkla daha da elitleşen niş bir grubun elinde kalacak, yani hayatta kalma yarışması daha da kızışacak. Lüks artık belki de ultra lüks, über, hiper lüks ön adları ile beraber hayatımıza dahil olacak. Parasını biriktirip bir sezonda bir lüks parçaya ulaşan A+ segmenti tüketiciye ne olacak peki? Herkes her ürüne ulaşamayacak tabi ki. Çünkü aynı markanın el dikimi kaşmir kazağı lokal kaynaklarla kaliteden ödün vermeden ama birkaç katı fazla maliyetle üretilip satılmaya başlanacağı için artık sezonda bir değil, muhtemelen hayatımızda sadece bir kere satın alabileceğimiz bir fiyat skalasına ulaşacak. O zaman vakit varken hala ulaşılabilir gördüğünüz klasik parçalar varsa beklemeyin hemen yatırımda bulunun. İleride çocuklarınıza kalır, vintage adını alır, altın gibi değerlenir. Ulaşamıyorsanız da sorun değil o zaman da paralelde başka bir hızla gelişen akıma, moda atıklarının azaltılmasına katkıda bulunmuş olursunuz. 2020 yılı ve öncesini ileride moda tarihinde ayrı bir dönem olarak işleyeceğimiz kesin. 2019 ve öncesinde, dijital kanalda alışveriş ve büyüme oranı sınırlı iken 2020'de pandemi nedeniyle evlerimize tıkıldığımızda dijitalde çok büyük bir patlama yaşandı. Artık Türkiye'nin en uzak noktasındaki lokal üretici en büyük şehirdeki tüketicisine sayılı günler içinde ulaşabiliyor hale geldi. Sosyal medyada satış yapan moda üreticisinin sanal mağazasının olmaması, sosyal medyada var olmaması artık neredeyse işlerinin sürdürülebilirliği adına mümkün değil. Kesinlikle olmanız gereken ve tüketicinize ulaşacağınız en önemli kanal dijital haline geldi. Trend setter'lar, influencerlar hatta sanatçılar gün geçmiyor ki yeni bir anlaşma ile sosyal hesaplarından bizleri boğarcasına yeni ve arka arkaya ürün promosyonu yapmasınlar. Bu haylı sıkıcı zorunlu trendin akıbetini ise hep beraber izleyip göreceğiz. Moda kanalları gibi pandeminin hayatımıza yeni kattığı evden çalışma ve sokağa çıkma yasakları ile 2020'de ne giydiğimiz de tamamiyle değişti. İşimizi evden uzaktan halledip, yemek arasında sporumuzu sanal olarak gerçekleştirdiğimiz yeni normalimizde, artık aslolan rahat giysi giymek haline dönüştü. Takım elbiselerin, dışarıda giyilen giysilerin, mantoların, ayakkabıların, çantaların satışı azaldı. Karşılığında ekonomik olarak daha tutumlu davranmak isteyen ve sıkıntıda olan tüketici, daha çok indirimli kanallara yöneldi veya her ay farklı isim altında yapılan indirimleri bekledi, daha az satın aldı ve tüketti. 2020 ve pandemi ile yaşam, kısıtlamalar, modada tüm akışın değiştiği yepyeni bir dönem başlattı, her anlamda bambaşka ve geriye dönüşün olmadığı bu yepyeni yolda, maskenin en ulaşılabilir markadan en lüks markaya kadar rafında yer alabildiği, lokal markalara yönelişin arttığı bu yeni evrede, sadece sürekli kendini inove edebilen ve en hızlı uyum sağlayan markalar, trendlere mahkum olmayıp büyük resmi görebilen vizyoner girişimciler ve tüketiciler hayatta kalacaklar."} {"url": "https://modakariyeri.com/25-koza-genc-tasarimcilar-yarismasi/", "text": "Tüm dünyadaki en popüler moda tasarım yarışmalarını geçtiğimiz ay sitede listelemiştik. Peki ya Türkiye? Kuşkusuz Türkiye'de bu alandaki en önemli yarışma İHKİB'in desteklediği Koza Genç Tasarımcılar yarışması. Dün akşam 25. si gerçekleşen Koza'yı canlı izleme fırsatımız oldu ve tıpkı geçen senede olduğu gibi ülkemizde aslında ne kadar gelecek vaadeden tasarımcılar olduğunu bir kere daha gördük. Koza Genç Tasarımcılar yarışması, yıllardır İHKİB tarafından destekleniyor ve sektörde sürdürülebilirliğin sağlanması açısından büyük önem taşıyor. Gelelim bu seneki adaylara. Nazlıcan Karahan'ın 3., Başak Koç'un 2. ve Mehmet Emiroğlu'nun 1. olduğu finalistler arasında Moda Kariyeri ekibi olarak Başak Koç ve Mehmet Emiroğlu görür görmez favorilerimiz arasındaydı. Mehmet Emiroğlu'nun koleksiyonunu podyumda görür görmez ekipçe mutlaka ilk 3'te olmalı, hatta 1. olmalı dedik. Bu dediğimizde haklıymışız ki 20 dakika sonra 1.'liği aldığını öğrendik. Emiroğlu'nun 'Nihavend' adı verdiği koleksiyonunda yoğun bir Uzak Doğu etkisi hissediliyor. Uzak doğu kültürüne ait kumaşları alışılmışın dışında silüetlerle birleştiren tasarımcının çalışmaları içinde favori parçamız yeşil ve geometrik çizgilerin birlikte kullanıldığı kabarık elbise oldu. Tıpkı, Mehmet Emiroğlu gibi, Başak Koç'un koleksiyonu da bir diğer favorimizdi. Cymatics adlı koleksiyonunda bol miktarda mavi, siyah ve yer yer turuncu kullananan tasarımcı farklı dokuları bir arada kullanmış. Silüetlerde olduğu kadar dokular ve ikisinin bir arada harmanlanmasıyla ilgi çeken koleksiyon kuşkusuz gecenin en dikkat çekenleri arasındaydı. Her sene alanında usta isimlerin olduğu jüri bu sene de göz doldurucuydu. Moda sektörünün öncü tasarımcılarının yanı sıra Mimar Sinan Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi'nden akademisyenlerin bulunduğu jüri tasarımları güncel, teknik ve akademik bir gözlemle değerlendirmişti. Ayrıca bu seneki finalistlerin Türkiye'deki farklı moda tasarım bölümlerinden olduğunu da gözlemledik. Her sene yeni yeteneklerin tanıtıldığı ve Türkiye'deki tasarım bilincinin arttırıldığı Koza Yarışması'nın 26.'sını şimdiden sabırsızlıkla bekliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/5-ana-akim-sorun/", "text": "Yaklaşık 14 senedir moda sektörünün içindeyim ve birçok arkadaşım da moda sektöründe çalışıyor. Fransa, İtalya ve Türkiye'de çalışan onca eski iş arkadaşım ve dostumla sık sık bir araya geliyoruz. Yemek masalarımızın konusu çoğu zaman şu: Moda sektöründe çalışmaktan çok sıkıldım. Neden? Hepimiz bu sektörde iyi şirketlere girmek, yükselmek, kendi işimizi kurmak ve başarmak için çok çabaladık ve çabalıyoruz. Peki neden bir arkadaşımın dediği gibi Bilseydim hiç bulaşmazdım ruh haline geldik. Herkesin aynı şekilde hissetmediğini biliyorum ama böyle hissedenlerin çok olduğunu da biliyorum. O nedenle kendimce modayı değersiz kılan ve bizleri de işimizden soğutan ana akım sorunları yazmak istedim. Moda tarihinin, hatta terziliğin başlangıcından beri kopyacılık var. Tasarımların kopyalanmasını engellemek için Madelene Vionnet varak kesimi, Worth kendi ismi yazılı etiketi, Louis Vuitton tam üç farklı desenden sonra ünlü logosunu icat etti. Özellikle Türkiye'de, özgün tasarımı özgün olmayan tasarımdan ayırt etme yeteneğimiz henüz gelişmedi. Bu koleksiyonda herşeye ayrı bayıldım sözünün ötesine giden yorumları yapabilen çok az kişi var. Bu nedenle özgün olmasa da alkışlanan tasarımlar ve tasarımcılar, özgün işleri gölgeleyebiliyor. Tasarımcılar hayallerindeki gardırobu yaratmazlar. Onlar öngören, ilham kaynaklarından sokaktaki insanı etkileyecek fikirleri bulup çıkaran, bir mesajı olan, hayatımız ve yaşam şekillerimiz üzerine düşünen ve bunu giysilere aktarabilen kişilerdir. İyi bir tasarımcı kendi zevki ile hedef kitlesinin beklentileri arasındaki dengeyi kurar. Tasarımın değersizleşmesi hem moda müşterisini hem de moda çalışanlarının motivasyonunu yavaş yavaş yokediyor. Moda markalarının ünlülerle işbirliği içinde yarattığı koleksiyonlar pazarlama açısından etkili oluyor. Bu çok uzun zamandır üzerinden ekmek yenilen bir taktik. Aslında o kişinin kocaman bir tasarım ekibinin desteğiyle, markanın üretim gücünü kullanarak bu koleksiyonu çıkardığını unutmayalım. Tasarımcı olmakla fikir veren kişi olmak arasında ince bir çizgi var. Tasarımcı olmak için yıllarını çizim yaparak, sabahlara kadar çalışarak, yarışmalara katılarak, yenilgilerden yılmayarak geçiren kişiler genelde arka planda kalıyor. Moda tasarımını, marka kurmayı, tasarımcılığı kopyala yapıştır mantığına indirgeyen herkes bu sektörde eğitime ve emeğe verilen değeri düşürüyor. Moda eğitimi hala ailelerin ama önce ekonomi okusaydın diye değerlendirdiği bir eğitim olarak görülüyor. Moda tasarımcılığı, satın almacılık, iletişim, üretim, ürün yönetimi gibi bizim de sitemizde sıklıkla yer verdiğimiz meslekler var. Bunlar adı üzerinde meslektir. Herkesin yapabileceğini kim söyledi? Söyleyenlere inanmayın. Kahve fiyatına bir giysi almayı kim istemez ki? Değil mi? Modanın ulaştığı noktada bir ürünü maliyetine satmak bile zorlaştı. Sürekli ucuz ürün isteyen müşterileri mutlu etmek ve rakiplerine fark atmak için markalar bir taraftan adetlerini hızla artırıp en ücra ülkelerde, en ucuz maaşlar ödenen işçilere koleksiyonları ürettirirken, bir taraftan da vicdanlarını temizlemek için sürdürülebilir koleksiyonlar yaratıyorlar. Kirlettiğin suyu temizlemeye çalışmak da bir yol. Ama bizler suyun kirlenmemesi için çabalamalıyız. Ucuz fiyatlar ve hızlı tüketim hızlı çalışma gerektiriyor. Son yıllarda Raf Simons gibi birçok tasarımcı örneğinde gördüğümüz üzere, hız yaratıcılığı zorluyor. Bizler yaratıcı mıyız? yoksa zamana karşı koşan yarış atları mıyız? artık pek belli değil. Çıkan koleksiyonlar birbirine benzedikçe köreltilen yaratıcılığın ve bizlere kabul ettirilen zamansızlığın, tutkuyla bağlı olduğumuz işimizden bizi ne kadar uzaklaştırdığını farketmiyor olamayız. Hayır nostaljik olmayı çok sevsem de burada bahsettiğim şey nostalji değil. Herşeyi elle dikelim demiyorum elbet. Ama online alışveriş sitelerine girdiğimde ucuz kopyalar, ya da birbirinin aynısı ürünler görmek istemiyorum artık. Ünlü trend analisti Li Edelkoort'un dediği gibi Moda artık çok demode ve bizler heyecan aramaktan yorulmaya başladık. Moda eğitimi ve moda okulları tüm dünyada ticarileşmekle suçlanıyorlar. Eğitimdeki sorunlar tüm panellerde tartışılıyor. Öncelikli eleştiri, aslında iş potansiyeli olmayan ya da çok az olan alanlar için öğrenci yetiştirmeleri, iş potansiyeli olan alanların ise öğrencilere çekici gelmemesi nedeniyle gölgede bırakılması. Bu nedenledir ki Valentino gibi bir marka kendi terzi ve modelistlerini yetiştirmeye başladı. Birçok okul öğrencilerine güle güle dedikten sonra kariyerlerinde ne olduğu ile ilgilenmiyor. Sektörün nabzını tutan ve sektöre yetenek akışı sağlayan kurumlar olması gereken moda okulları, çoğu zaman bu amaca ulaşamıyor. Moda eğitimi sektörden bağımsız düşünülemez. Moda eğitiminde hem daha dürüst hem de daha işbirlikçi bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bloglar aslında hep aynı tarz, görüntü ve fikirleri dayatan geleneksel medyaya başkaldırı olarak doğdu. Kişisel seçimleri yansıtmak ve bundan ödün vermemek o dönemin en büyük trendiydi. Nitekim, o günden bugüne hala öncü olan birçok isim aynı felsefede devam ediyor. Bu kişiler işbirliği yaptıkları markalar ile kendi seçimleri arasına net bir çizgi çizebiliyor. Markalar ve influencerlar hem markalarını, hem ürünlerini, hem de modayı değersizleştirmemek adına yaratıcılıklarını biraz daha zorlasalar? Hiç fena olmaz. Ayrıca daha az takipçi daha etkisiz olmak demek değil. Farklı işbirlikleri ile daha odaklı ve verimli işler çıkabilir. Son zamanlarda okumaya başladığım Moda praksisi isimli kitapta modanın çoksesli bir toplumsal birliktelik şekli olduğu fikri öne sürülüyor. Bu fikir günümüzde moda endüstrisinin öne çıkardığı elitist ve dışlayıcı yaklaşımla birebir zıt. Kitaba göre, giyinen kimse kendini görünür kılandır. Herkesin aynı giysileri giydiği ortamlarda, hapishane gibi, giyim özgürlüğümüzün alınması bizi aynı kılar. Moda kendimizi gösterme ve anlatma şeklimizdir. Fakat günümüzde kıyafetlerimiz bizi objeleştirmeye başladı. Bizler kim olduğumuzdan çok ne giydiğimiz ve bunun bizi ne yaptığı ile ilgiliyiz. İşte bu nedenle sürekli alınıp atılan, ve bir instagram postu kadar hayatı olan giysiler aslında bu nesnel dünyada kabul edilme yolu. Elbette ki endüstri bizlerin kıyafetlerimizi nasıl daha çok giyeriz konusuna odaklanmamızı tercih etmiyor. Otto Von Busch'un kitapta yazdığı gibi, bizim yenilik olarak gördüğümüz şeyler aslında kapitalizm sözlüğünde ekonomik kazanç demek. Dolayısıyla yeni olmayan iyi değil . Çok ilginçtir ki dünyanın moda alanında öncü insanları diğerlerinden farklı giyinmeleri ile ünlülerdir. Bazısı sadece beyaz tişört giyer. Bazısı özel dikim. İyi giyiniyorlar mı sorusunu sormaya kimse cesaret edemez, çünkü onlar kendilerini modanın nesnel yaklaşımının ötesinde konumlandırmış ve kabul ettirmişlerdir. Bizler daha cesur ve özgüvenli olmalıyız. Modayı neden sevdiğimizi hatırlamalıyız. Bazen bir kere giyilip atılacak kadar değersiz, bazen giymeye kıyamayacak kadar değerli olabilen giysilerin hepsi aynı sektörün meyveleri. Bizler hangi meyveyi topladığımıza ve yediğimize karar vererek bu çatı altında çalışmaya devam ediyoruz. Paylaşımınız için teşekkürler. Naçizane; moda denen ve hızla değişen akımları geçici, ancak kişinin kültür, yaşam biçimi, dinlediği müzik ve bunların uzantısı ile oluşan stilinin kalıcı olduğuna inanıyorum. Stil aslında bir lisan gibi; kişinin gardrobu, onun kelime dağarcığı. Düzgün, devrik olmayan cümleler kurabilmek için doğru kombinasyonlar şart. Ayrıca, kişinin ses tonu ve vurguları da kurduğu cümlelerin etkili olması açısından önemli. Bu da doğru prova fitting ile mümkün. Son zamanlarda okudugum MODA konusunda yazilmis en etkileyici yazi. Kutluyorum. Son zamanlarda sektörle ilgili okuduğum en güzel yazı! Ülke koşullarını bir tarafa bırakırsak; yüzlerce küçük markanın ilk yıllarında batmasının bir nedeni de herhangi bir eğitimi veya tecrübesi olmayan kişilerin, aslında barınması çok zor olan moda sektörüne gözü kapalı girmesi. Bu durum maalesef pek de değişeceğe benzemiyor. Ecem Hanım moda elbet kimsenin tekelinde olmamalı. Ama maalesef sistem ucuz modayı sömürü aracı olarak kullandıkça kimsenin giydiğiyle mutlu olamayacağına inanıyorum. Düşünün ki imkanı olmayan birinin 3 kere giydiği bir giysiyi çöpe atması daha da üzücü. Ünlü bir söz var ucuz şeyler alacak kadar zengin değilim diye. Anlatmak istediğim tam da bu. Teşekkür ederim sorunları gayet başarılı ozetlemişsiniz. Derslerimde bunlardan muhakkak yararlanacağım. Genel sorunumuz tam da modanın doğasından kaynaklanıyor: moda modadır. bu nedenle biraz acımasız bir dünya. Ben sadece bu işin eğitimci bölümünde olmaktan dolayı sorumluluk sahibi olmakla beraber biraz şanslıyım. Eğitim alanındaki fikirlerinizi daha detaylı bilmek isterim sektör ihtiyaçları bakımından."} {"url": "https://modakariyeri.com/5-yabanci-influencer/", "text": "Yaratıcılıklarıyla bize ilham veren influencerları takip etmeyi çok seviyoruz. Daha fazla tanınmayı hak ettiğini düşündüğümüz bazı isimleri sizin için bu yazıda listeledik. Kural ve sınırlandırmalardan uzak, rengarenk ve desen dolu eklektik stiliyle İspanyol influencer Blanca Miro yu sizlere takdim ediyoruz! Özellike ekose desenlerine olan sevgisiyle öne çıkan Blanca Miro, kişisel stiliyle bizlere renkler ve desenleri korkusuzca kullanma cesareti veriyor. 23 yaşındaki Emma, dramatik, feminen, barok hissiyatlı ve gösterişli detaylarla dolu stiliyle bizleri kendi yarattığı vintage rüyasına davet ediyor. Desenleri, renkleri ve eskiyle yeniyi ustaca birleştiren Emma nın 20 yaşında kurduğu kendi markası Rowen Rose a da bir göz atmanızı tavsiye ediyoruz! Fas asıllı Amsterdam lı stylist ve sanat yönetmeni Oumayma Elboumeshouli nin Instagram hesabı mimari, fotoğrafçılık ve styling in kusursuz birleşiminden oluşuyor. Oumayma, gelişmiş ve benzersiz estetik algısı sayesinde kısa zamanda lüks markalar tarafından keşfedilmiş ve Burberry, Net-a-Porter ve daha birçok marka/platformla çalışma fırsatı bulmuş. Stockholm, İsveç li Linn, eğlenceli ve eklektik tarzıyla bu yılın öne çıkan influencerlarından biri. Maskülen ceket, feminen elbise, ağır botlar ve desenli paltodan oluşan bir kombin kulağınıza saçma gibi mi geliyor? Linn in Instagram hesabına baktıktan sonra fikrinizi kolayca değiştireceğinizden eminiz! Zamansız, çabasız ve gerçek bir Parizyen stili tam aradığınız şeyse sizi Leia nın Instagram ına alalım! Sade renk paleti ve oyuncu feminen-maskülen dengesine sahip giyimiyle Leia, harika bir günlük stil ilham kaynağı."} {"url": "https://modakariyeri.com/5-yil-once-varolmayan-7-moda-meslegi/", "text": "Moda sektörüne girmek hiçbir zaman kolay bir iş olmadı. Sektöre ilk adımı atmak zor olsa da, son yıllarda yepyeni alanlar çıktı. Çok hayal edilen bazı pozisyonlarda iş bulmak gitgide zorlaşırken, yeni alanlar da açılmadı değil. Bu işleri henüz duymamış olabilirsiniz. Ya da belki bulunduğunuz yerde henüz bu pozisyonlara rastlanmıyor. Her iki durumda da bazı yeni alanlara göz atmakta fayda var. İşte size son yıllarda öne çıkmaya başlayan bazı moda mesleklerinden bir seçki. Markalar pazarlama ve reklam stratejilerinde yazılı yayınların yanında dijital yayınlara ve influencerlara yer vermeye başladıkça bu alanda uzmanlaşan kişilere ihtiyaç da artmaya başladı. Influencerların ilk ortaya çıktığı yıllarda influencer marketing iletişim veya pazarlama bölümü tarafından yönetiliyordu. O dönemlerde ne bu mesleği bilen ne de böyle bir tecrübeye sahip olan kişiler vardı. Zaman içinde markalar influencer işbirliklerinin farklı bir tecrübe ve strateji gerektirdiğini görmeye başladılar ve bu alanda çalışmaya başlayan kişiler ortaya çıktı. Influencer Marketing alanında çalışmaya başlayanların genelde sosyal medyada aktif yer alan hatta bloggerlık geçmişinden gelen kişiler olduğunu söylersek yanlış olmaz. Bu kişiler sosyal medyanın gelişimini birinci elden deneyimledikleri için bu mesleğe de ilk adım atanlardan, hatta bu mesleği yaratanlardan oldular. Bu pozisyonda çalışan kişiler bir markanın influencer pazarlama stratejisini belirleyebilir. Influencer/ürün ve marka eşleşmesine karar verip influencerlarla iletişim, kontratların yapılması, işbirliğinin takibi ve ölçülmesi gibi alanlarda da çalışabilirler. Bu kişilerin sosyal medyada aktif olan, yenilikleri ve genç yetenekleri takip eden, markayı ve sektörü çok iyi tanıyan kişiler olması gerektiğini söylememize gerek yok. Eskiden stylistleri müşterileri ile birebir çalışan ve onların stilini belirleyen kişiler olarak bilirdik. Bu tanım son yıllarda tamamen değişti. Bilinen anlamda styling yapan kişiler hala varlar elbette fakat online satışın çapının büyümesi ve Stitch Fix gibi girişimlerin ortaya çıkması ile stylistler müşterileri ile dijital ortamda da iletişim kurabilmeye başladılar. Stitch Fix'in 3900 stilist ile çalıştığını söylersek yaratılan istihdamın boyutunu anlayabiliriz. Bu stilistler algoritmalar aracılığıyla müşterilerle eşleşiyor ve stil anketinin cevaplarına göre onlara özel kutular hazırlamaya başlıyorlar. Geleneksel perakende markaları da online dünyadaki gelişimleri için stylistlerle çalışmaya başladı. Daha önce mağazacılıkta ilerleyen markalar, online rakipleriyle daha iyi yarışabilmek için websitelerine özen göstermeye ve dijital varlıklarını güçlendirmeye başladılar. Büyük çok katlı departman mağazaları da hem fiziksel mağazalarında hem de websitelerinde stylistlerden faydalanıyor ve müşterilerine özel hizmet sunuyor. E-ticaret günümüzde markaların uzak duramayacağı bir alan oldu. E-ticaretin gelişmesiyle birlikte markalar eski tanımıyla müşteri hizmetleri müdürü bugünkü tanımıyla da community manager dediğimiz kişilere ihtiyaç duymaya başladı. Büyük çaplı ekipler markalara telefon, email, websitesi ya da sosyal medya üzerinden gelen müşteri mesajlarına doğru cevap verebilmek ve müşteri memnuniyetini sağlamak amacıyla çalışıyor. Müşteri memnuniyeti bir markanın aynı zamanda reputasyonuyla da ilişkili, bu nedenle bu ekipler gitgide önem kazanıyor. Bu işin en büyük avantajlarından birisi bazı durumlarda evden çalışmayı da mümkün kılması. Ayr markası, özellikle instagram mesajlarına cevap veren bir ekibe sahip. Şirketin CEO'su ve ortak kurucusu Maggie Winter Bu rol pazarlamayla müşteri hizmetleri arasında hibrid bir rol diyor. Farklı alanlarda çalışan şirketlerin farklı ihtiyaçları da olabiliyor. Mesela The RealReal ve Depop gibi markalar satış yapan müşterilerinin memnuniyeti ile ilgilenen ekiplere sahip. Bu ekipler satış yapanların ihtiyaçlarını karşılıyor. Depop ekibi, satış yapanların daha kısa sürede, doğru araçlarla ve doğru fiyatta satış yapması için destek veriyor. Beş yıl önce çok az sayıda marka sürdürülebilirliğe bir ekip kuracak kadar çok yatırım yapmaya başlamıştı. Fakat modanın sürdürülebilirlik sorunu ortaya çıkmaya başladıkça ve ciddileştikçe markalar da bu konuda yatırım yapmaya başladılar. Büyük çapta çalışan markalar bir kişilik ya da çok kişilik bir ekip kurarak tüm değer zincirlerini gözden geçirip, üretim modellerini yakından kontrol etmeye başlıyorlar. Bu ekip aracılığıyla sürdürülebilirlik hedeflerini koyup, takip ediyorlar. Daha küçük çapta çalışan markalar ise şirket içi sürdürülebilirlik insiyatifleri ile başlıyorlar. Eğer markanın büyük bir sürdürülebilirlik ekibi kuracak bütçesi yoksa, sosyal sorumluluk projelerini sürdürülebilirlikle birleştirmek de bir tercih olabiliyor. Bazı markalar proje bazlı işe alım da yapabiliyorlar. Moda uzmanı sözü biraz komik kaçabilir. Sahte bir lakapmış gibi gelebilir kulağa. Moda uzmanları moda sektörüyle ilgili geniş bir kültüre ve bilgiye sahip kişilerdir. Bu kişilerin uzmanlığı genelde modanın belirli bir alanında olur, çanta uzmanı, vintage uzmanı, sneaker uzmanı, değerli taş uzmanı gibi..Bu özellikleri taşıyan uzmanlar özellikle ikinci el satış siteleri için çok değerli çünkü bu şirketler öncelikle satışa konulan ürünlerin orjinal olduğunu garantileyecek kişilere ihtiyaç duyuyor. Ayrıca bu sitelerin doğru satış fiyatını belirleyebilecek uzmanlara ihtiyacı var. Bu uzmanlar sayesinde bir ürünün piyasa değeri belirleniyor ve güncelleniyor. Kolay gibi görünebilecek bu iş, aslında modanın geçmişini, bugününü ve geleceğini iyi anlamayı gerektiriyor. The RealReal'da 100'den fazla moda uzmanı çalışıyor. Moda sektöründe ilk akla gelen kariyer alanı olmayabilir, ama sektörde data analisti arayan şirketlerin sayısı yükselişte. Stitch Fix ve Farfetch gibi şirketler başta olmak üzere e-ticarette yer alan birçok marka kendi data analistleriyle çalışıyor. Bu kişiler envanterden fiyatlamaya birçok alanda çalışabiliyor. Stitch Fix'in yüzden fazla data analistiyle çalıştığını ve bu ekip sayesinde müşterilerin kombin tercihlerini öngören algoritmaları yarattığını biliyoruz. Bu alanda çalışan start-upların sayısı da hiç az değil. Özellikle özel dikim ürün satan markalar. 99 farklı beden satan kadın giyim markası Laws of Motion, kadınlara en doğru bedeni sunmayı amaçlayan markasını ilk kurduğunda işe aldığı ilk 2 kişi data analistiydi. Analistler sayesinde marka yaklaşık 10 bin kadından gelen 1 milyon data üzerinden kadınların beden varyasyonlarını hesapladı. Moda şirketleri gitgide her işin altından kalkabilen kişiler arıyor. Aslında bu iş dünyasının geneli için geçerli olabilir. Çok farklı ilgi alanları ve yetenekleri olan kişiler için bu bir avantaja dönüşebilir. Daha esnek ve küçük yapılar, birçok işi bir arada yürütebilen ve farklı alanlarda yeteneklerini geliştirebilen kişilere ihtiyaç duyuyorlar. Birçok marka tek bir ürüne odaklanıyor, ve o ürün çevresinde genel konularla ilgilenebilen ekipler kuruyor. Özellikle girişimci markalar için ekibin küçük ama çok yönlü olması çok önemli. Eskiden tüm rolleri bölüşen ve sınırlarına sadık kalan moda sektörü artık alanını genişleten kişileri arıyor. Bu yazı bir çeviridir. Orijinali için buraya tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/adidas-stan-smith/", "text": "Şu sıralar sokaklardaki en cool ayakkabı aslında 44 yaşında ve başka bir çağdan geliyor. Aslında bahsettiğimiz modelin yükselişi bu kadar da ani ve şaşırtıcı olmadı. Adidas, eski bir klasik olan Stan Smith'lere yeni bir yüz getirmek için modeli 2012'de piyasadan tamamen kaldırıp, 2014'de neredeyse cerrahi denilebilecek bir incelikle modeli yeniden yorumladığında zaten 40 milyon çift Stan Smith satılmıştı. Modelin yeniden yorumlanmasını, kreatif reklam ajansı Lloyd&Co tarafından yönetilen agresif bir marketing süreci izledi. Buna ek olarak Celine markasının tasarımcısı Phoebe Philo ve milyonların sevgilisi şarkıcı Pharrell Williams gibi ünlü isimlerin Stan Smith giymesi eski efsanenin yeniden yükselişini hızlandırdı. Bu küllerinden doğuş; sınırlı sayıda üretimler, podyumda boy gösterme ve bloggerlar ile sosyal medya ünlülerinin yardımı ile başlayan incelikle yönetilmiş bir yeniden pazarlama ile mümkün oldu. diyor Red Peak Branding şirketinin strateji yöneticisi Megan Hartman. Adidas 2012'de tüm Stan Smith'leri perakende sektöründe talebi artırmak amacıyla sıkça bas vurulan bir hamleyle piyasadan kaldırarak, hatrı sayılır bir dalgalanma yarattı. Markaya göre bu, yeni modeli yavaş yavaş yeni ortaklıklar ile piyasaya sürmeden önce hesaplanmış bir hareketti. Ünlü isimler ve sosyal medya infiuencerları ürünün yeniden piyasaya sürüleceği konusundaki alevi körüklemeye yardım etti. Yeni Stan Smith'lerin pazarlaması, her birine kendi özel Stan Smith'ini yapma şansı verilecek olan seçilmiş bir grup trendsetter ve influencer etrafında yapılmaya başlandı. Hemen arkasından Rocky, Ellen DeGeneres hatta Stan Smith'in ta kendisi dahil bir çok isim beklentiyi en üst seviyelere taşıyan adımı attılar. Örneğin ünlü dizi oyuncusu ve sunucu DeGeneres, Instagram hesabında üzerinde kendi yüzü bulunan özel yapım Stan Smith'lerinin fotoğrafını paylaştı. Adidas ayrıca resmi sitesinde Stan Smith'in kendisi ile yapılan belgeselvari siyah beyaz bir röportajın yanı sıra tenis yıldızı Andy Murray gibi ayakkabının ünlü tutkunlarının sahip oldukları Stan Smith'ler ile ilgili konuştuğu viral bir video da yayınladı. Marka bugün bile sosyal medyanın gücünü kullanıyor. Pharell Williams gibi ünlü isimlerle tanınmış atletleri marka elçisi yaparak Stan Smith'lere olan talebi artırmaya devam ediyor. 1971'de piyasaya çıkan Stan Smith o zamana kadar yapılmış ilk deri tenis ayakkabısıydı. Smith o zamanlar dünyadaki en iyi tenis oyuncusuydu. Takvimler 1988'i gösterdiğinde model 22 milyon çift satarak Guiness Rekorlar Kitabı'na girmişti. Tüm bunlar göz önüne alan Adidas, modeli yeniden sahneye çıkartırken tabi ki köklerine sadık kaldı. Razorfish'de ticaret ve içerik uygulamaları genel başkan yardımcısı olan Jason Goldberg' göre Özgün ve gerçek bir çıkış hikayeniz olması büyük bir avantaj. Sadece eski hayranlarınızı geri getirmekle kalmıyor yenilerini de kolaylıkla marka bünyesine ekleyebiliyorsunuz. Hiç şüphesiz bu açıdan Adidas sadece çok kazanan bir ürüne değil aynı zamanda piyasadaki talebin tamamına da sahip bir marka. Celine'in kreatif direktörü Phoepe Philo 2010 Sonbahar defilesinin kapanışını ayağında bir çift Stan Smith ile yaptığında, modeli kadınların gözünde adeta arzu objesi haline getirmeyi başardı. Daha sonra gerçekleştirilen ortaklıklar Smith'lerin gardroplarımızdaki yerini daha da güçlendirmeye yaradı. Adidas'ın 2015'de %16 yükselerek 19 milyar dolara ulaşan geliri de tüm bunların bir kanıtı. diyor Adidas'ın CEO'su Herbert Hainer. Stan Smith ve Superstar modellerimizin çağımızın spor ayakkabı kültürünü yönetiyor olmasının nedeni de tam olarak bu. diye ekliyor. Dahası, bu ayakkabı günümüzde artık bir kendini ifade etme sembolü haline geldi. Beyaz derisi tasarımcı işbirlikleri ve sınırlı sayıda üretilen özel modeller için biçilmiş kaftan. Modelin tekrar piyasaya sürülüşünden 2 yıl sonra bile hala sosyal medyayı domine ediyor olması bu şekilde açıklanabilir. 2014 Ocak ayından bu güne kadar Adidas Stan Smith ayakkabılardan online ortamda 272.000 defadan fazla bahsedilmiş. Nisan ve Haziran 2016 tarihleri sırasıyla 24.000 ve 23.000 bahsedilme oranı ile en yüksek skorları almış. Bu yazı bir çeviridir. Orjinalini okumak için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/adidas-y3/", "text": "Adidas Y-3 kendi mirasını keşfetmek üzere içine dönüyor. Craft teması çatısı altında bir araya getirilen koleksiyon, Yohji Yamamoto'nun eşsiz işçiliğini bir dizi seçkin Y-3 ürünüyle ön plana çıkartıyor. Neredeyse 20 yıldır işbirliklerini devam ettiren Yamamoto ve Adidas, uzun soluklu birlikteliklerin başarılı olmaya devam edebileceğini kanıtlıyor adeta. Yohji Yamamoto bir röportajında Adidas ile işbirliğinin nasıl başladığını anlatıyor. Herkes beni usta olarak tanımlıyordu. Ama sokak modasından ve gerçek müşteriden çok uzak olduğumu farkettim. Baktım ki herkes 3 çizgili kıyafetler giyiyor. O zaman ne yapmam gerektiğini anladım. Craft koleksiyonunda Yohji-Yamamoto terziliğiyle hayata geçirilen şık siluetler, lüks ve çok katmanlı yapılarla eşleştirilerek koleksiyon temasının kalbindeki itinalı işçiliğe vurgu yapıyor. İkonik Japon motosiklet alt kültürü Bosozoku'dan ilham alan işlemeli grafikler içeren tasarımlar, markanın kökenlerine sadık kalarak, klasik ve hareketli oranlarla eğlenceli bir deneyim sergiliyor. İşlemeli grafikler Y-3'ün Katakana fonetiğinin yanı sıra 'SENİ SEVİYORUM'un Kanji fonetiğini baz alırken meşhur 'Kükreyen Kara Karga' grafiği de hem Yohji Yamamoto'nun eski takma isimlerinden birine hem de Bosozoku motosikletlerinin yüksek seslerine selam gönderiyor. Rafine yün gibi birinci sınıf kumaşlardan yapılan kıyafetler, şık mikro süslemelerin yanı sıra ince üç çizgi detayına da sahip. Kıyafetin yenilikçi tasarım yaklaşımına uyan ayakkabılar ise avangard stilde. Y-3 KAIWA ve Y-3 RHISU RUN'un öncülüğüyle her bir ayakkabı, markadan beklenen yenilikçi estetik görünümü sunuyor. Y-3'ün İlkbahar / Yaz 2020 koleksiyonu sadece www.adidas.com.tr üzerinden satışa sunulacak."} {"url": "https://modakariyeri.com/andre-courreges/", "text": "Zengin bir İngiliz ailesinin kahyası olan babası, sanatla ilgili mesleklere şüpheyle yaklaşıyordu. Andre 15 yaşında sanat okumak istediğini söylediğinde onu hiç ciddiye almamış, sen mühendis olacaksın demişti. O da babasının sözünü dinleyip inşaat mühendisliği okudu. Bir anda kendisini mühendislik araştırması yapan 50 kişilik bir ekibin başında bulmuştu, ve daha sonra bu dönemi dünyanın en mutsuz adamıydım diye tanımlayacaktı. Tahammülü tükendiğinde, bol kazançlı işini bıraktı ve bir terzinin yanında erkek ayakkabı ve giysi tasarımcısı olarak iş buldu. 1941-1945 arasında, yani II. Dünya Savaşı'nda ise, orduda pilot olarak görev alacaktı. Savaş dönüşünde, Paris'te bir terzinin yanında erkek ayakkabı ve giysi tasarımcısı olarak iş buldu. Daha sonra hayranı olduğu ve hayatının ilerki dönemlerinde dahi akıl hocası olarak görmeye devam ettiği Balenciaga'nın yanında işe girerek burada 10 yılını geçirdi. Kendi moda evini açmak için sabırla ustasının hazırsın demesini bekleyen Courreges, kendisinin maddi desteğini de alarak 1961'de kendi adı altında tasarlamaya başladı. Balenciaga'da çalışırken tanıştığı eşi Coqueline ise, hayatı boyunca yaratıcı partneri olarak kendisiyle birlikte çalışacaktı; markasının logosundaki AC harfleri, aslında Andre Courreges değil, Andre et Coqueline anlamına geliyor. Moda dünyasının Courreges'in yenilikçi estetik anlayışına yetişmesi ise birkaç seneyi daha aldı. 61 yılında kurulan moda evinin dikkatleri üzerine tam anlamıyla çekmesi ise 1964 ilkbahar-yaz koleksiyonu ile olacaktı. Bu koleksiyon, gövdeyi keskin açılarla şekillendiren mini elbiseler ve pantolon takımlardan oluşuyordu. Kıyafetlerin çoğu karın bölgesini açıkta bırakıyordu ve mankenlerin üzerine sütyensiz giydirilmişlerdi. Bu kıyafetler, düz botlar, büyük gözlükler ve kasklarla tamamlanmıştı. Bu keskin hatlar, beyaz ve gümüş renkleriyle birleştirildiğinde, kendilerine takılan uzay çağı lakabını oldukça haklı kılıyorlardı. Gözleri üzerinde toplayan bu koleksiyon, Courreges estetiğinin olgunlaştığının habercisiydi, ve bu koleksiyonda kullandığı keskin hatlar, mini etekler, renkler ve gençliği ve geleceği arayan sportif estetik, kendisinin tasarım imzası olarak yer edecekti. Aynı dönemde yıldızları yükselen Pierre Cardin ve Paco Rabanne'la birlikte modanın girdiği bu genç ve fütüristik yolun öncüleri olmuşlardı. Courreges'in imzasını attığı yenilikler sadece kesimlerde değil, aynı zamanda tekstildeki yenilikleri kullanışındaydı da. Deterjanların ortaya çıkardığı göz acıtıcı parlaklıkta beyazlar kullanıyor; süslemelerini Rhodoid isminde petrolden değil, bitkilerden üretilmiş şeffaf bir plastikle güçlendiriyordu. Dönemin yenilikleri arasında olan likralı kumaşlar da favorileri arasındaydı. Kullandığı metal süslemeler ise bunların yarattığı uzay çağrışımındaki parlaklığa bir katman daha ekliyordu. Courreges, usatası Balenciaga'nın kumaşla ilişkisinden hayli etkilenmekle birlikte, tasarladığı kadın ideali ondan bambaşkaydı. Balenciaga'nın kıvrımları vurgulayan kesimlerinin aksine, onunkiler feminenlikle özdeşleştirilmiş vücut şekillerini alabildiğine ortadan kaldırarak genç, sportif vücutları vurguluyordu. Bu estetik tutum, yükselmekte olan gençlik kültürü tarafından çabucak benimsenmekle birlikte, fazlasıyla tartışmaya da yol açmıştı. Rakiplerini eleştirmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan Coco Chanel, onu küçük kızları kadınlara yeğlemekle suçlamıştı. Kendisi ise tasarladığı kadın idealini belli bir vücut tipi değil diye açıklıyordu ancak belli bir hayatı yaşıyor. Aktif bir kadın, hızlı hareket ediyor, çalışıyor, ve genellikle modern, zeki kıyafetler giyecek kadar genç ve modern. Çoğunlukla Amerikalı, onlar genellikle yeni fikirleri benimsemekte Fransızlardan çok daha hızlı oluyorlar. Uzay çağı hayalinin yanı sıra, Courreges'in en büyük ilham kaynaklarından biri de spordu. Kırsal alanda keçirdiği gençliğinde zamanının çoğunu spor yaparak geçirmiş, dağlara tırmanmış, futbol oynamış, uzun mesafe koşulara katılmıştı. Gençliğinde takım sporları oynayarak geçirdiği zamanı ise karakteri güçlendirmek için en iyi okul olarak anıyordu. Süregelenin, aklında bir moda markası olmanın çok ötesinde bir hayal vardı; bir Regresyon yaşam tarzı hayal ediyordu. Bu büyüme hayaliyle moda evinin yarısını ve parfüm haklarının tamamını 1968'de Loreal'e devretti. Bundan aldığı ivmeyle hayali olan gümüş kaplı mekanı açtı, toplu üretime girişti ve Pau'da bir fabrikaya yatırım yaptı. Ancak bu yükseliş uzun soluklu olmayacaktı. 1960'lar modasıyla neredeyse eş anlamlı hale gelen Courreges ismi, modanın ani bir dönüşle uzay hayalinden Woodstock rüyasına yönelmesiyle havada kaldı. Markanın son derece belirgin estetik imzası, artık spor dünyası dışında modaya hakim olan duruştan oldukça uzak kalmıştı. Bu alanda hala önde gidiyor oluşu, 1972 olimpiyatları esnasında milli kostümleri tasarlamasıyla görevlendirilmesinden belliydi. Belki Courreges o noktada bir lüks spor markası olmayı seçseydi, markanın gidişatı çok farklı olabilir, şimdinin moda dünyasında Athleisure akımının önünü çekmiş olabilirdi. Markanın vizyonunda her daim bir moda evi olmaktan öte, bir tasarım evi olmak vardı. 1973'te erkek giyimi üretmeye başlayan marka, 1973'te Honda'yla iş birliğine giderek bir scooter motor tasarımına imza atmıştı. Marka birkaç kez el değiştirdikten sonra kontrolü bir kez daha ele geçiren Andre ve Coqueline Courreges, markayı 2011'de pazarlamacılar Jacques Bungert ve Frederic Torloting'e sattı. Markanın yeni sahiplerinin vizyonuysa, Andre ve Coqueline'in bu tasarım evi fikriyle örtüşüyor; marka için giyim ve aksesarların dışında, mimari, tasarım, müzik ve elektrikli arabalara kadar uzanan proje ve ortaklıklara imza atıyorlar. 2015'te markaya katılan kreatif direktörler Sebastien Meyer ve Arnaud Vaillant ise, markayı uzun bir aradan sonra podyumlara döndürdü. Courreges mirasının belirgin olduğu minimal sunumlar, eleştirmenlerden ortalama tepkiler aldı. 2016 yılında Parkinsons hastalığıyla uzun bir mücadeleden sonra hayatını kaybeden Andre Courreges mirasının akıbetini zaman gösterecek. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/apricot-crush-wgsn/", "text": "Ünlü trend analizi şirketi WGSN, renk kodlama şirketi Coloro The Color Code ile birlikte 2024 yılının rengini belirledi. Apricot Crush olarak adlandırılan sıcak şeftali turuncusunu önümüzdeki aylardan itibaren mağazalarda göreceğiz. Kış aylarının kasvetini modumuzu yükseltecek canlı renklerle atlattığımız Sonbahar/Kış sezonu bir süre daha rengarenk ilerleyecek. Pembenin canlı tonlarından ve 2023'ün rengi olarak seçilen Digital Lavender'dan geçiş yaptığımız, canlı bir portakal rengini anımsatan turuncu tonunu New York Moda haftası ile birlikte hem sokak modasında hem de podyumlarda görmeye başladık bile. Marni, Gabriela Hearst, La Pointe ve Pamelle Roland şimdilik podyumda bu rengin kullanımını gördüğümüz bazı markalar. WGSN'in renk stratejisti Clare Smith, Apricot Crush (Coloro 024-65-27) rengini sakin ve iyimser bir his verdiğini söylerken, kadın giyimden sorumlu Sara Maggioni rengin çok çeşitli olmasıyla sezon ve cinsiyet fark etmeksizin kullanılabileceğini söylüyor. Bu sıcak turuncu tonu aynı zamanda kayısı ve turunçgillerin vitamin ve antioksidan özelliğini de çağrıştırarak sağlıklı yaşama vurgu yapıyor. Diğer renklerle uyumu, birden fazla materyalde kullanılabilirliği, moda dışındaki güzellik ve iç dekorasyon sektörlerine olan uyarlanabilirliği ile Apricot Crush verdiği canlı enerjik hisle bir süre hayatımızın içinde olacak gibi görünüyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/avrupada-calismak/", "text": "Avrupa'da çalışmak ve iş bulmak ile ilgili çok soru alıyoruz. Ben de bu konuda kendi tecrübemden yola çıkarak bir yazı yazmaya karar verdim. Öncelikle çalıştığınız ya da çalışacağınız şirket tarafından yurtdışına transfer edilme imkanınız olabilir. Bunun için önemli olan yurtdışında da merkez ofisi, mağazası ya da iş ortakları olan bir markada çalışma imkanı yakalamak. Moda sektörü için bu fırsatlar Türkiye'de biraz kısıtlı fakat öncelikle yurtdışına açılma sürecinde olan markalardaki fırsatları araştırmanızı tavsiye ederim. Yurtdışında çalışmasanız bile, yurtdışı ile çalışmanız orada işlerin nasıl yürüdüğü ile ilgili fikir edinmenizi sağlar ve en önemlisi networking imkanı verir. Moda sektöründe özellikle perakende direktörlüğü, kreatif direktörlük veya satın alma pozisyonlarında farklı ülkelerle iletişim içinde olursunuz. Bu ilişkiler sayesinde iş teklifi alan kişi sayısı az değil! Genelde şirket sizi yurtdışına gönderiyorsa oturma izni isteme sürecini sizin için yönetiyor ve gidişiniz nispeten daha kolay oluyor. Bir şirketin sizi yurtdışına göndermesi için genellikle ya ayırtedici bir özelliğiniz olmalı ya da tecrübeniz. Eğer transfer imkanı yoksa eğitim yurtdışına açılmanın bir diğer yolu. Göçmen yasaları ülkeye göre değişir. Bazı ülkeler öğrencilerine mezuniyet ardından sınırlı bir süre çalışma izni verirken bazı ülkeler mezuniyet ardından, neredeyse günü gününe, oturma iznini sonlandırır. Bazen eğitimin süresi veya çeşidi bu izni etkiler. Mesela İtalya'da lisans mezunları çalışma iznine başvurma hakkına direk sahip olurken, yüksek lisansta bu haklar bazı şartlarla sınırlı. Bu nedenle önceden araştırmanız çok önemli. Birçok durumda eğitim amaçlı oturma izni ile ülkeye girenler, bu izni çalışma iznine çevirmekte zorlanabilir. Bunun başlıca nedeni iş bulmaktaki zorluktur. Okulun hemen ardından staj bulduğunuzda, o ülkenin vatandaşlarından farklı olarak sizin kısa süre içinde bir kontrata sahip olmanız gerekir. Oysa ki şirketlerin işe alım süreçleri her zaman hızlı olmayabilir. Bunun dışında, çalışma izni olmayanları tercih etmeyen şirketler de var ki, bu noktada yapacak birşey yok. En doğrusu size kapıyı en çabuk açacak şirket, deneyim veya kişileri aramak. Kendim çalışma izni aldığım İtalya'dan örnek vermem gerekirse, İtalya'da öğrencilerin çalışması mümkün. Polimoda'da eğitimim ardından staj iznim vardı fakat stajım altı aylık, kalan oturma iznim 4 aylıktı. Bu durumda öğrenci vizesini çalışma iznine dönüştürebilmek için her sene açılan kotalara başvurdum ve girmeyi başardım. Bu şekilde öğrenci vizem çalışma iznine çevrildi. O noktadan sonra iş bulmam ve kontratımın yenilenmesi, iş iznimin devam etmesi için yeterli oldu. Bu prosedür hala uygulanıyor fakat bir nevi çekiliş olduğu için işiniz tamamen şansa kalıyor. Eğer öğrenci vizemi dönüştüremeseydim çalışmam mümkün olmayacak, muhtemelen geri dönecektim. Kısacası gideceğiniz okulu seçerken, okulun iyi bir okul olmasının dışında size sağlayacağı imkanları da değerlendirmelisiniz. Avrupa Topluluğundan çıkmaya hazırlanan İngiltere yavaş yavaş öğrenci sayısını da azaltmaya başladı. İngiltere'de okumayı seçecekseniz ve yurtdışında çalışma hayaliniz varsa, okuldan sonra orada kalıp kalamayacağınızı iyi araştırmanızı tavsiye ederim. Zira yurtdışında çalışmak istiyorsanız, okula yaptığınız yatırımı aynı zamanda iş hayatınıza da yapıyorsunuz. Okulların çoğu kariyer servisimiz var ve size iş bulmanızda yardım ediyoruz diye beyan eder. Fakat yıllardır şahit olduğum durumlar gösteriyor ki okullara bu konuda tüm umutları bağlamak doğru değil. Okullar CV'nizi şirketlerle paylaşabilir ya da sizi okul ortamında şirketlerle tanıştırabilir ama aslında çok daha fazlasına ihtiyacınız var. Türkiye'de de olsa yurtdışında da, öncelikle okulunuzun sektörde aranan rollere yönelik özelliklerinizi geliştirmeniz için size destek olacağından, ve herşeyden önce okulun sektördeki gelişmelerden haberdar olduğundan (Business Of Fashion sitesi 2015 yılında Moda eğitimi sahte bir hayal mi satıyor? başlıklı bir yazı yazdı) emin olun. Ayrıca sektörle ve diğer moda okulları ile ilişkisini araştırın. Bunun için okulla önceden konuşmayı ve mezunları ile iletişime geçmeyi unutmayın. Ayrıca Business of Fashion'ın iki senedir yayınladığı en iyi moda okulları sıralaması bu konuda çok değerli bir kaynak, çünkü öğrencilerin, sektör profesyonellerinin ve İK çalışanlarının geri bildirimi üzerine yayınlanıyor. Birçok kişinin değerlendirmesi ile oluşturulan bu listede en çok bilinen bazı okulların alt sıralarda yer alması başta şaşırtıcı gelebilir, fakat bu liste okul değerlendirme kriterlerinizi gözden geçirmenize neden olacaktır. Eğer amacınız yurtdışında iş bulmak ise, mezun olduktan sonra iş imkanlarının size uymasını ummaktansa, siz kendiniz iş imkanlarına göre eğitiminizi ve staj deneyiminizi tasarlayabilirsiniz. Bunu yapmak için gitmeyi planladığınız ülke veya şehirde yer alan markaların iş ilanlarını önceden araştırabilir, moda sektörüne yönelik kariyer sitelerini daha gitmeden takip etmeye başlayabilirsiniz. Bunlara örnek olarak Drapers Jobs, Fashion Jobs ve Business Of Fashion gibi siteleri verebilirim. Ayrıca her ülkenin yerel iş arama siteleri de ilginç veriler sağlayacaktır. Yurtdışına giderken bazen kahraman gibi hissedebiliriz. Ben yaparım, Kendi kendime yeterim, Orada arkadaş bulurum , zaten burdaki herkesten sıkıldım gibi iç hesaplaşmalar mümkündür. Öncelikle evet yalnız kalacaksınız, en azından bir süre. Hayatınız yurtdışında da geçse, gelen ve kısa sürede giden birçok arkadaşınız olacak. Bu nedenle gitmeden önce networkünüzü araştırmak, arkadaşlarınızın arkadaşlarını soruşturmak, Facebook, Linkedin kontaklarınıza göz atmak çok faydalı. Sizden önce orada olanlar birçok şeyi deneyimlediler ve hatalar yaptılar. Size bazı konularda yardım edebilirler. Benim iş iznimi almamda en büyük etken arkadaşlarımın bana verdiği tavsiyeler olmuştu. Aile dostlarınızı ve onların tanıdıklarını da soruşturun, yani çemberi genişleterek geniş bir arama yapmayı unutmayın. Aileniz Mehmet Amcanın yeğeni orda okuyordu dediğinde duymazdan gelmeyin. Yıllar içinde sıklıkla gördüğüm birşey, özellikle İtalya'da, Ben İngilizce okuyorum üstelik çok dersim var zamanım yok diyerek, bulunduğu yerin dilini öğrenmeden, yerel dostluklar edinmeden, geri dönen kişiler. Bu kişiler genellikle iş bulamamaktan da yakınırlar ama bu durumda yakınmak anlamsızdır. Eğer ana dili İngilizce olmayan bir ülkede eğitim alma planınız varsa bu ülkelerin kültürüne adapte olmak ve iş bulabilmek için dillerini öğrenmeniz çok önemli. Herkes İngilizce konuşuyordu ilk iş görüşmenizde bir mazeret olarak işe yaramaz. Gözlemlediğim kadarıyla Avrupa'da, özellikle moda sektöründe, okul seçimi herkesin gittiği okula gitmeyi seçerek yapılıyor. Oysa ki profesyonel kariyere yönelik eğitim seçimlerinde sürüyü takip etmektense kendi yolunu tasarlamak/yaratmak daha verimli olabilir."} {"url": "https://modakariyeri.com/bagdat-caddesine-neler-oluyor/", "text": "İstanbul'da özellikle de Anadolu yakasında alışveriş denince aklımıza ilk gelen yerlerdendir Bağdat Caddesi. Ama zamanında dünyanın en iyi alışveriş caddelerinde ilk 10'da gösterilen Bağdat Caddesi eski civcivli, bol alışverişli günlerinden uzak zamanlar yaşıyor. Taksim Meydanı'nda kapanan mağazalarla ilgili haberler Facebook sayfalarından eksik olmazken, Cadde sakinleri uzun bir süredir, semtin eski havasının olmadığından ve birbiri ardına kapanan mağazalardan yakınırken biz de Moda Kariyeri ekibi olarak durumu anlamak için geçtiğimiz günlerde Cadde'de keşfe çıktık! Hatta takip edenleriniz bilir Instagram Stories'den canlı yayınla tüm geziyi paylaştık. Turumuza, Bağdat Caddesi Barlar Sokağında, bol inşaat gürültüsü eşliğinde başladık. Yaşayanlar ve şikayet edenlerden duyanlar bilir, Kadikoy ilçesinde son bir kaç yıldır çılgın bir kentsel dönüşüm furyası yaşanıyor- bu kentsel dönüşümden en çok etkilenen muhitler arasında da Bağdat Caddesi geliyor. Cadde civarında neredeyse her üç evden biri yıkım halinde. Her tarafta molozlar, tozlar, inşaat kamyonları ve bitmek bilmeyen bir inşaat gürültüsü- bir zamanların huzurlu, yeşil Bağdat Caddesi'nin atmosferini yerle bir etmiş durumda. Hem yapılan insaatlar insanların Cadde'de dolaşma keyfini kaçırıyor hem de inşaatlar yüzünden evleri yıkılan çevre halkı başka yerlere taşınıyor. Yani aslında muhit oldukça büyük bir değişim geçirmekte. Ana caddenin ve ara sokakların sadece yüzü değişmekle kalmıyor aynı zamanda senelerdir bu bölge ile bağ kuran eski sakinler de değişiyor. Ve bunlar sadece apartman sakinlerinden ibaret değil. Turumuz esnasında bir çok markanın da kentsel dönüşüm yüzünden Cadde'den çıkmak zorunda kaldığına tanıklık ettik. Turumuzun daha neredeyse başında karşılaştığımız Tommy Hilfiger ve Diesel, binaları kentsel dönüşüm kurbanı olduğu için yıkılacak diye taşınmaya gün sayıyorlardı. Sorduğumuzda öğrendik ki tam olarak ne zaman ve nereye taşınılacağı daha kesinleşmemiş. Şu an sadece ellerindeki stokları büyük indirimlerle tüketmeye çalışıyorlar. Biraz daha ilerideki ünlü spor kıyafetleri mağazası SportWorks ise biraz daha şanslı olanlardan. Mağazanın bulunduğu bina yakın zamanda yıkılacağı için Cadde standartlarında neredeyse imkansızı başararak dükkanı aynı sırada daha küçük bir yere taşımayı başarmışlar. Ancak 150 metre ileride yeni mağazamıza bekleriz afişleri malesef çoğu mağazada yerlerini devasa puntolarla yazılan KİRALIK ilanlarına bırakmış durumda. Brandroom, Koton, Network bu üzücü örneklerden bazıları. Bu değişimde rolu olan ikinci en büyük faktörse kiralar. Bağdat Caddesi bir marka haline geldiğinden mal sahipleri astronomik kiralar talep ediyorlar. Değişen kitle, online alışverişe yönelen müşteri ve ortalığı inşaat alanına çeviren kamyonlara bu yüksek kiralar da eklenince çoğu marka kirasını ödemede zorlanıyor ve sonuç olarak da Cadde'den çıkmaya mecbur oluyor. Açıldığında herkesin büyüklüğüne hayret ettiği 4 katlı devasa mağazası ile Bershka'nın ödeyemediği kiralar yüzünden kepenk kapatması bunun en büyük örneklerinden. Hemen yanında bulunan yine çok katlı mağaza GAP de yakın zamanda yerini Odeabank'a bırakan isim. Hazır giyimin en öne çıkan markalarından Benetton, Stefanel, Aldo, Gap, Bershka ve Zara'nın teker teker Cadde'den ayrılması hepimizi şaşırtmıştı. Daha gözlerimiz bu vitrinlerdeki boşluklara yeni yeni alışırken, Twist, Koton, Divarese, Network gibi markalarda Cadde'den çekilenler arasına girdi. Sadece büyük hazır giyim markaları değil Sunglass Hut, Kent Optik, So Chic ve daha bir sürü yerel küçük işletmeci gerek kentsel dönüşüm, gerek kiralar yüzünden Cadde'den çıktı. Şaşkınbakkal ışıklara geldiğimizde, kozmetik devi ve her daim yok satan Mac'in vitrinleri beyaz kağıtlarla kaplı mağazası bir şok etkisi yaratmadı desek yalan olur. Mağazaların boş, cafe/restaurantların dolu olduğu bu günlerde hiç bir şeyin garantisi olmadığını Kitchentte ve Midpoint'in gitmesiyle daha da iyi anlıyoruz. Biraz daha ileride Cadde'nin prestij sembollerinden biri olan Burberry'de ise durumlar biraz karışık. Tadilata giriyoruz yazısı esliğinde tamamen boşaltılan bir mağaza görüntüsü akıllarda soru işaretleri bırakıyor. Suadiye'den biraz daha ileri doğru bu durumu konuşarak devam ederken tanıdık bir logo ile karşılaşıyoruz. Suadiye- Çatalçeşme arasında Bostancı istikametine doğru sol kaldırımdan yürürken bir inşaat alanının önüne çekilen yaklaşık 4 metre yüksekliğindeki üzeri CHANEL yazılı paneller tüm o kapanan mağaza görüntülerinden sonra bizi gafil avlıyor. Cadde böyle kan kaybederken ve insanlar durumdan oldukça şikayetçiyken lüks sektörünün dev ismi Chanel'in verdiği bu karar, hem bizim hem de bu haberi okuyanların mağaza açılana kadar konuşup üzerine fikir üreteceği bir konu olacağa benziyor. Biz de küçük keşif turumuzdan sonra bu yazıyı hazırlamak için notlarımızı birleştirmeye giderken, aramızda inşaatın ne kadar sürede biteceğini ve mağazanın neye benzeyeceğini tartışmaya başlamıştık bile."} {"url": "https://modakariyeri.com/balenciaga-mantardan-palto/", "text": "Balenciaga mantar kullanarak üretilen kumaştan paltosunu satışa çıkardı. Günümüzde inovatif kumaş çözümleri üreten markalar arasına Balenciaga da Ephea adlı kumaş kullanımı ile katıldı. Paltonun fiyatı 9000 avro. Sebzelerden üretilen çevre dostu kumaşlar sentetik materyallerin ve deri kullanımının sürdürülebilir bir alternatifi olarak karşımıza çıkıyor. Balenciaga da Ephea adlı malzemeden üretilen uzun kapüşonlu paltosu ile görüntü olarak deriye çok yaklaşmış. İlk olarak 2022 Sonbahar/Kış defilesinde karşımıza çıkan palto mağazalarda satışa sunuldu. Ephea'nın ana maddesi ise mantar kaynaklı miselyum. Miselyumun diğer kullanımlarından farklı olarak Ephea %100 saf. Hibrit materyallerden ve zararlı kimyasallardan üretilmiyor. Aynı zamanda düşük karbon emisyonu da sağlayan materyal üretilirken karbon ayak izini düşürüyor. Marka adına yapılan açıklamada Balenciaga'nın bir moda evi olarak çevreye olan etkilerinin ve sorumluluklarının farkında olduğunun ve bunun için devamlı yeni fikirler üzerine çalıştıklarının altı çiziliyor. Balenciaga'nın çevresel sorunları farklı açıdan eleştiren yaklaşımının bir diğer örneğini İlkbahar/Yaz 2023 koleksiyonunun defilesinde görmüştük. Defile hakkındaki detaylı yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Markanın sürdürülebilirlik adına bir diğer çalışması olan Resell Program bu yılın başında duyurulmuştu. Seçili Balenciaga mağazalarında ikinci el ürün alma-satma imkanı sunan programın amacı müşterileri geri dönüşüme ve ikinci el kullanımına teşvik etmek. Programın detaylarını ve hangi Balenciaga mağazalarında uygulandığını markanın kendi sitesinden okuyabilirsiniz. Lüks moda markalarının artık doğa dostu tercihlere yöneldiğini görüyoruz. Moda dünyasında deri kullanımın hem vegan, hem çevre dostu hem de sürdürülebilir alternatif arayışı sürüyor. Daha önce Stella McCartney de mantar kullanarak üretilen Mylo adlı kumaştan vegan çantalarını tanıtmıştı. Ephea ise şimdilik görünüm ve doku olarak deriye en çok yaklaşılan alternatifler arasında yerini alıyor. Şimdilik sadece sınırlı Balenciaga mağazalarında satışa çıkacak olan palto ise markanın sürdürebilirlik hedefleri için büyük önem taşıyor. Gerçek deri görünümüne çok yaklaşan Ephea materyalinin potansiyeli giyimle sınırlı kalmayıp, markanın ayakkabı ve çanta koleksiyonlarında da yerini alabilir. Balenciaga'nın gelecek koleksiyonlarda Ephea'dan yapılmış daha fazla ürünle karşımıza çıkmasını diliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/balenciagadan-siradisi-ss18-erkek-cekimi/", "text": "2017'de en çok gündem konusu olan markaları seçmemiz gerekse Balenciaga kesinlikle ilk sıralarda olur. Balenciaga'nın geçen sene piyasaya sürdüğü renkli çorap çizmelerin sokak stiline etkisini bir düşünün..Ünlü mavi İkea çantasının neredeyse bir replikasını üretip gündem olması da bambaşka bir Balenciaga rüzgarı estirdi. Demna Gvasalia etkisini yadsımak da elbette mümkün değil. Yeni yıla yaklaşırken marka yine moda gündemine oturmayı başardı fakat bu sefer sıradışı reklam kampanyasıyla. İlk olarak 2000'li yılların başında komedi filmlerindeki 'stilsizlik' görüntüsünü tanımlamak için ortaya çıkan dadcore akımı son yıllarda birçok marka ve stylist tarafından uygulanmaya başladı. Dadcore aslında orta yaşlarında, çocuklu, modayla ilgilenmeyen ve stil sahibi olmayan erkekleri tanımlamak için kullanılan ve demode sözcüğüyle eşdeğer olabilecek bir akım. Yani bir çeşit stilsizliğin ve rüküşlüğün stil sahibi olması durumu. Balenciaga'ya geri dönersek markanın kreatif direktörü Demna Gvasalia yaz başında koleksiyonunun ilhamının parkta çocuklarını bekleyen babalar olduğunu söylediğinden beri hepimiz dadcore parçalar bekliyorduk. Fakat çekilen kareleri incelediğimizde dadcore akımının yanı sıra farklı referanslar da dikkatimizi çekiyor. Fotoğraflarda hepimize tanıdık gelen 80'ler havası ve sanki o dönemde çekilmiş gibi duran soluk fotoğraflar ve nostaljik fotoğraf stüdyosu arka planı ilk dikkatimizi çekenlerden. Hafif hipster ve biraz ürkütücü duran bu soluk ve nostaljik aile fotoğraflarını andıran reklam kampanyası sosyal medyayı ikiye bölmüş durumda. Kimileri resimleri ürkütücü ve biraz hasta bulurken kimileri ise moda dünyasını için yeni bir hava olarak tanımlıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/bangladeste-tekstil-fabrikasinda-patlama/", "text": "2013 yılında Bangladeş'te Rana Plaza tekstil fabrikasında 1100 işçinin ölümüne sebep olan patlamanın ardından ülkede tekstil işçilerinin haklarının korunması amacıyla baskılar artmıştı. Görülen o ki bu baskılar hala yeterli değil. Reuters'in haberine göre Bangladeş'in Dhaka şehrinde bir fabrikada yaşanan patlamada 10 işçi yaşamını kaybetti ve onlarca kişi yaralandı. İsveç, Danimarka, Almanya, Rusya, İspanya, Hollanda ve İngiltere'ye örme ürün grupları yapan fabrikada yaşanan patlamanın ardından fabrika yöneticisi Aslında herşey kontrol altındaydı. Bu bir kaza. diye açıklama yaptı. Bangladeş Çin'den sonra dünyanın ikinci en büyük tekstil üreticisi. Ülkede 4 Milyon tekstil işçisi var ve tekstil ülke ihracatının yüzde 80'ini oluşturuyor. Tekstilin ülke ekonomisindeki önemi global rekabette yerini kaybetmeme çabasını da yanında getiriyor. Bangladeş düşük üretim fiyatlarını koruyabilmek için işçilere düşük maaş vermesi ve işçi haklarını gözetmemesi nedeniyle tüm dünyada aktivistlerin radarında. Bangladeş'te tekstil işçileri asgari ücretin dörtte birini kazanıyor. Patlamanın olduğu fabrikanın müşterilerinden biri de Finlandiya'lı Stockmann şirketi. Stockmann'den bir yetkili günde 100.000 adet üreten fabrikanın yapılan kontrolleri geçtiğini ve iki sene geçerli bir uygunluk sertifikasına sahip olduğunu söyledi. Tekstil sektöründe yaşanan acı kazalar yapılan tüm çalışmalara rağmen devam ediyor. Satın aldığımız markaların üretimlerini nerede ve hangi şartlarda yaptığını araştırmak işte bu nedenle çok önemli. Asya ülkeleri tekstil üretiminde öncü ülkeler. Dünyanın moda ürünlerinin yüzde 60'ı Asya'da üretiliyor. Bu konuda yapılan birçok çalışma ve belgesel mevcut. Bunlardan biri The True Cost, bir diğeri de Living Wage Now. Daha fazla bilgi için Sürdürülebilir Moda bölümümüzdeki yazıları okuyabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/bariscakmakci/", "text": "Yaklaşık 10 sene boyunca farklı yayın grupları bünyesindeki farklı dergilerde ağırlıklı olarak tasarım konuları hazırlarken, 2007 yılında Hürriyet Look gazetesinde modayla ilgili yazılar yazmaya ve röportajlar yapmaya başladım. Sosyoloji ve tasarım eğitiminin getirdiği formasyonla Radikal Tasarım'da ve InStyle Home gibi dergilerde de modaya dair ya da modayı da kapsayan yazılarım oluyordu. Mimariden grafiğe, modadan sinemaya kadar kreatif endüstrilerin içinde yer almak, buna dair içerik ve projeler üretmek hoşuma heyecan vericiydi. 2010-2015 yılları arasında Vogue Türkiye'de dijital içerik editörlüğünün yanı sıra, kurumsal marka yönetimi ve online yayın direktörlüğü yaptım. Yaklaşık bir üç sene kadar da Radikal.com.tr'de gündemi takip eden ve sırtını sosyolojiye yaslamış moda yazıları yazdığım bir köşem vardı. Babam grafik tasarımcıydı ve kendi reklam ajansı vardı. Çocukluğumdan beri onun arkadaş ortamlarında, sergi açılışlarında ve gazeteciler cemiyetinde entelektüel birikimleri olan 'amcaların' arasında büyüdüm. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Sosyoloji eğitimi, Yıldız Teknik'te de Sanat ve Tasarım yüksek lisans eğitimi almak da üzerine bir cila çekti. Bugün hiçbir sanat akımını ya da trendi sosyokültürel bir arka plandan ayrı tutamayız. Hiçbir zaman bizzat tasarım yapmadım ya da bir sanat eseri üretmedim, ama başta moda olmak üzere birçok yaratıcı disiplini, fondaki kavramsal ilişkiler ve toplumsal çerçeveler bağlamında konu edinen projelerim ve yazılarım oldu. Ben şu anda marka ve ajanslara dijital iletişim danışmanlığı yapıyorum. İçerik ve pazarlama odaklı kreatif projeler ağırlıklı. Tüm bu işbirliklerinin mutlaka ve mutlaka sırtını dijitale dayaması gerektiğine inandığım için arada sağlam bir köprü kurmaya özen gösteriyorum. Kendi çevremden de bana gelen talepler bu yöndeydi. Ama sektöre insan arzı konusunda eksikler söz konusu. Sosyal medya, blog, web, tasarım gibi konularda hem nitelikli proje hem de sürdürülebilir istihdam yaratmak gerektiğine inandığım için de İstanbul Moda Akademisi bünyesinde Modada Blog Yazarlığı ve Sosyal Medya programını hazırladık. Ben eğitimin program liderliğini üstlendim. Ama arkasında moda ve dijital denince akla ilk gelen birkaç isim de var. Hepsi de fikirlerine değer verdiğim dostlarım aynı zamanda. Bugüne dek bizzat hem dergilere hem gazetelere içerik üreten bir editör olarak bu zaman zarfında neler öğrendiysem, o süreci masaya yatırdım. Nitelikli içerik üretiminden strateji oluşturmaya, marka ilişkilerinden sponsorluk süreçlerine, kriz yönetiminden akıllı fotoğraf ve video tekniklerine, telif haklarından gelir modellerine kadar pek çok farklı başlığı 360 bir eğitim sistemi içinde toparladık. 72 saatlik eğitimin sonunda arkadaşlarla bire bir görüşmeler yaparak tüm bu süreçte kendilerinin nelere ilgi duyduğunu anlamaya, eğitimi yapıcı eleştirileri ışığında güncellemeye özen gösteriyoruz. Biraz terzi işi, 'haute-couture' bir eğitim oluyor diyebilirim. Şubat ayında da beşinci sezonu başlatacak olmanın heyecanını yaşıyoruz. Blogger'lık bence bir meslek. Ama 2000'lerin sonunda ilk belirmeye başladığı dönemdeki anlamıyla bakamayız artık. Dijital dünyada dünle bugün arasında bile kainat kadar yenilik çıkıyor. İlk dönemlerde Facebook Twitter, Vine anlatırken artık Snapchat'e , Instastory'e ve hatta giyilebilir teknolojilere kadar uzanıyoruz. Kısaca kaliteli, zengin bir içerik üretmenin ve bunu doğru pazarlıyor olmanın yollarını aktarmaya özen gösteriyoruz. Eksenimiz moda, fakat bazı reçeteleri birçok sektörde uygulamak mümkün. Bunu yaparken sadece blog yazmanın değil; sosyal medyada 'influencer' tabir edilen kanaat önderi olmanın ya da YouTube'da vlogger olmanın detaylarına da kişisel başarı hikayelerinden örneklerle değiniyoruz. Günlük yaşam akışı içinde gördüğümüz markaların, takip ettiğimiz isimlerin arkasındaki bu hikaye anlatımı eğitimi daha başka bir yere taşıyor diye düşünüyorum. İçine girilmiş sığ sularda yön bulmaya çalışılıyor. Markaların birçoğu ne istediğini ve hedeflenen strateji doğrultusunda neye ihtiyacı olduğunu daha içeriden analiz edemiyor. Bu beklentiyi doğru delege edemedikleri için de işbirliği yapılan bloggerlardan, sosyal medya yöneticilerinden ya da dijital ajanslardan memnuniyet de azalıyor. Bu bir süreç. Biz de İMA'daki eğitimi daha fazla Oxford vardı da okumadık mı?! dememek adına kurguladık. Öğrencilerimizin kendi hikayeleri de diğerlerine örnek teşkil edebiliyor. Şu an videolar inanılmaz yükselişte. Geleceğe dair sürekli bir yeni yapılanma var. Ben her yeni mecrayla birlikte ayrı bir heyecan duyuyorum. Her markanın , her departmanının sosyal medyadan beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Moda konusunda tasarımdan üretime, görsel mağazacılıktan Ar-Ge'ye kadar pek çok dataya ve bilgiye ulaşabiliyoruz. O yüzden sadece blogger olmak gerekmiyor. Biz bu algıyı yaratarak eğitime katılan arkadaşları kendi ilgi ve algı alanlarına göre, doğru diyalog kuran insanlar olarak yönlendirmek istiyoruz. Moda DNA'sı gereği inanılmaz bir hız içinde. Dijitalin yapısındaki bu değişimle en iyi uyum sağlayan sektörlerden biri. Globalde robotiklerin ve yapay zekaların hayatımıza girmesiyle yepyeni bir tablo şekillenmeye başlıyor. Sektörde dijital pazarlama ve içerik projeleri anlamında yenilikçi ve ciddi bir istihdam ortamı oluşacağını düşünüyorum. İlgi duyduğunuz bir meslekle ilgili her şeyi er ya da geç öğrenilebilirsiniz bence. Ama işin ustalarını dinlemek ve iletişim kanallarını tıkamamak lazım. Bu yüzden de önyargısız, sıkı bir gözlemci olmak gerektiğini düşünüyorum. Dijital dünyanın kara deliği sürü psikolojisini tetiklemesi. O yüzden özgün ve kendi muhakemelerimizi yapabilmek, bence bizi ayrıştıracak değerlerden biri."} {"url": "https://modakariyeri.com/basari-icin-sorun-cozun/", "text": "Ari Bloom San Francisco'da bulunan Avametric isimli moda ve perakende teknolojileri firması CEO'su. New York'da yaşarken her hafta yetenekli bir grup moda tasarımcısı ile tanışırdım. Bu tasarımcıların çoğu bir marka kurmak ya da kurdukları markayı büyütmek için aktif olarak çalışıyordu ve hepsinin istisnasız bir ağızdan bana 'daha önce hiç kimsenin yapmadığı' bir şeyi yapıyor olduğunu söylediğini duymak oldukça şaşırtıcıydı. Bunu duymak beni hep güldürürdü. Eğer bir moda tasarımcısıysanız, aslında sizin yaptığınızın tıpatıp aynısını yapan çok fazla insan var demektir. Örnek vermek gerekirse; sınırlı bir bütçesi ancak sınırsız seçeneği olan insanlar için zaruri olmayan kıyafetler veya aksesuarlar tasarlayıp üretmek. 18 aydır perakende teknolojileri ile ilgilenen bir şirketin yöneticisi olarak Silikon Vadisi'nde çalışıyorum. Bununla birlikte hala CFDA Fashion Incubator bünyesinde genç tasarımcılara mentörlük yaparak moda endüstrisinin içinde aktif rol alıyorum. Bu günlerde zamanımın çoğu toplantılarda üst düzey teknik mühendislerle yazılım ve ürün geliştirme haritalarını tartışarak geçiyor. Doğal olarak bu süreç kaliteli ürün üretmek ve başarılı bir şirket kurmak konusundaki tüm fikirlerimi değiştirdi. Gözümü açan bir sürü tecrübe ile birlikte aslında öğrendiğim en etkili şey genellikle design thinking olarak adlandırılan olgunun gücü oldu. Bu kolay anlaşılır felsefe iki basit adımdan oluşuyor : problemi belirle ve ardından bu problemi çözen bir ürün tasarla. Bu sistem Stanford School of Design tarafından yıllardır destekleniyor, teknoloji girişimcileri ve IDEO gibi şirketlerdeki yenilik üretmedeki uzman insanlar tarafından başarılı bir şekilde kullanılıyor. Teknoloji sektöründeki ilk bir haftamda, design thinking felsefesinin teknoloji liderlerine, şirketlerini kurma ve yönetme konusunda nasıl yardım edebildiğini tecrübe etmeye başladım. Teknoloji konusunda girişim yapacak biri, şirketini dünya çapında bir probleme milyon dolarlık bir çözüm sunarak tanıtabilir. Bir yönetici ise önerilen şirket stratejisini takımına devamlı açıkça hangi soruna çözüm bulduğunu sorarak sorgulayabilir. Bir teknoloji şefi ilk olarak büyük problemi tanımlamasına ve çözmesine yardım edecek bir ürün haritası çıkarır. Bu harita takım çalışmasında önceliklerin belirlenmesine ve ekiplerin daha hızlı çalışmasına yardım eder. Bu sayede piyasaya sürülmeye hazır ürünün varlığını sürdürebilme gücü tekrar tekrar test edilebilir. Eş zamanlı olarak moda tasarımcılarıyla ve her seviyedeki yöneticilerle tanıştıkça iki sektör arasında kesin bir fark görmeye başladım. Moda insanları bana çantalarının veya kıyafetlerinin nasıl daha değişik veya daha iyi olduğunu anlatmaya devam etti. Çözmeyi bırakın bir problemi tanımlayamadılar bile. Kayıtlara geçmesi için söylüyorum; kadınların yeterince elbiselerinin olmayışı veya çanta seçeneklerinin az oluşu gibi problemleri kesinlikle yok. Ama bu tabi ki modanın çözebileceği problemler de yok değil. Bu konuda Juicy Couture oldukça şaşırtıcı ve güzel bir örnek. Bu marka satışa sunulduğunda kadınlar günlük hayatlarında giyebilecekleri rahat ama onları seksi hissettiren kıyafetler bulmak konusunda bir sorun yaşıyorlardı. Bu eksiği görerek ya da görmeyerek piyasaya çıkan Juicy Couture başarılı oldu çünkü yeterince müşteriyi piyasada bulunabilecek en iyi çözüm olduğuna ikna edebildi. Spanx, Lululemon ve Seven For All Mankind gibi markaların hepsi moda pazarında var olan gerçek sorunlara çözüm bulmuş markalar. Moda dünyasındaki girişimcilerin mükemmel ürünü üretmek ve ulaştırmak dışında var olan problemlere ve fırsatlara da odaklanmaları oldukça önemli. Birkaç sene önce CFDA Fashion Incubator tarafından düzenlenen iş planı oluşturma yarışmasına katıldığım zamanı gayet net hatırlıyorum. Jüri üyelerinden birinin 10 sunum boyunca sakince ve sabırla yerinde oturmuş ve ardından her tasarımcıyı aynı şeyi yaptıkları için adeta azarlamıştı. Her tasarımcı yetenekli ve akıllıydı, ürünleri de oldukça güzeldi ancak hiçbiri ne endüstri ne de müşteriler için bir soruna çözüm oluşturabilecek yaratıcı bir iş modeli sunmuyordu. Stitch Fix, Trunk Club, Birch Box hatta Amazon bile perakende ve moda sektörü için var olan gerçek sorunlara çözüm getirmiş çok başarılı şirket örnekleri olarak gösterilebilir. Bu şirketlerin tamamı bulunurluk, uygunluk ve gereksinimlere uyarlama konularına bağlı müşteri sorunlarını çözebilecek ürünler ve iş modelleri geliştiriyorlar. Sosyal bir bakış açıları olan markalar çerçevenin dışında da çalışıyor. TOMS dünya çapındaki bir problemi belirledi ve müşterilere ürün alarak çözümün bir parçası olma olanağı sunan bir marka yarattı. Aslında burada çift taraflı bir çözüm söz konusu. Marka hem müşterilerinin ihtiyaç sahiplerine yardım etme isteğine hitap ediyor, hem de yaptıkları alışveriş hakkında iyi hissetmelerini sağlıyor. Bu yöntemin Everlane ve Warby Parker gibi şirketlerde de nasıl iyi işlediğini görebilirsiniz. Modanın da diğer sektörler gibi yeniliğe ihtiyaç duyduğu büyük bir sır değil. Geleceğin liderlerinin durumu net bir şekilde görebilmeleri için empati kurabilen bir yaklaşım benimsemeleri gerekli. Var olandan daha iyi olduklarına inanan ve piyasaya bu doğrultuda ürün süren yeni şirketler kurmak yerine dünyada ne gibi sorunlar olduğunu düşünmeye yönelmeleri şart. Bu yazı bir çeviridir. Orjinalini okumak için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/begumbasoglu/", "text": "Modayı ve sanatı yazıyla ve kitaplarla buluşturan, sade yaşamayı ve tutkularından vazgeçmemeyi hayat felsefesi yapmış biri Begüm Başoğlu. İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun olduktan sonra Milano Istituto Europeo di Design'da Moda Tarihi eğitimi alan Begüm çevirileriyle moda sektörüne kazandırdığı akademik yayınların dışında şimdilerde bir moda tarihi kitabı yazıyor. Modanın hayatımda bir yere sahip olacağını ilk lise yıllarımda hissetmiştim. Ancak hiçbir zaman tasarımcı olmak istemedim. Asıl amacım, modayı diğer tutkum olan yazıyla birleştirmek ve moda tarihi üzerine araştırma yapmaktı. Bu yüzden önce edebiyat okuyup, ardından da moda tarihi eğitimi aldım. Şu an bu alanda yaptığım işlerin temelini kitaplar, yazı ve moda tarihi oluşturuyor. Neye heyecan duyduğunu erken yaşlarda keşfetmiş şanslı insanlardan biri olduğumdan aldığım eğitimlerin hepsi bugün hala hayatımın orta yerinde duruyor. Yalnızca moda sektörü için değil tüm sektörler için eğitimin gerçekten fark yarattığına inanmakla birlikte, çalışarak tecrübe kazanmadan da pek bir anlam ifade etmediğini düşünüyorum. Ayrıca çalışarak neleri sevmediğinizi de daha kolay keşfedebilir ve yanlış yolda ilerlemekten kurtulabilirsiniz. Sportswear International dergisinin Milano'daki ofisinde staj yapmak için derginin genel yayın yönetmeni Klaus Hang'la irtibata geçmiştim. Kendisine bir aile dostumuz vasıtasıyla ulaştığımdan, bu imkanın torpil gibi gözükmemesi için daha fazla çalıştırıldığımı söyleyebilirim! Burada moda çekimlerinden makalelere birçok alanda tecrübe edindim ve beni her zaman yazı tarafının heyecanlandırdığından bir kez daha emin oldum. Birden fazla rolüm olduğu için sanırım önce onlardan bahsetmeliyim. Moda başta olmak üzere tüm yaratıcı endüstrilerde geniş bir koleksiyona sahip olan Vitali Hakko Kreatif Endüstriler Kütüphanesi'nin küratörlüğünü yapıyorum. Aynı zamanda Vakko Esmod'da moda tarihi dersleri veriyor, akademik moda yayınları çeviriyor ve blank-mag dergisinin editörlüğünü yapıyorum. Bir de şimdilerde bir moda tarihi kitabı üzerinde çalışıyorum. Yaptığım her işin ortak noktasında okuma ve öğrenmeye olan tutkum yatıyor. Vitali Hakko, başarının birilerine ulaşamıyorsa bir başarı olamayacağından bahsetmişti. Mümkün olduğu kadar bunu hatırlamaya çalışıyorum. Masallarla aram çok iyi olmadığı için öyle bir benzetme yapamayacağım ancak bu sektörün sizi heyecanlandıran tarafını bulduğunuzda gerçek anlamda mutlu edebildiğine inanıyorum. Kendi adıma, başımı yastığa koyduğumda birilerinin bu alanda daha fazla şey öğrenmesini, ilham alarak iyi bir şeyler yaratmasını sağladığımı bilmek, güzel bir his. Moda tarihini özetlemek için üç isim seçmem gerekse kadınları korseden kurtararak özgürleştiren Paul Poiret, modern ve sade bakış açısıyla hazır giyimde taşları yerinden oynatan Coco Chanel ve moda tarihine getirdiği birçok ilkle Yves Saint Laurent olurdu. Yaptığım işler daha bireysel olduğundan bir ekibim de yok. Ancak olsaydı merak ve iş disiplini en önemli iki kıstasım olurdu. Moda yayıncılığında özgün olamama sıkıntısı yaşadığımızı düşünüyorum. Bunun başlıca sebebi ise donanımlı moda yazarlarına sahip olmayışımız. Tabii burada bahsettiğim dergicilikten ziyade kitap dünyası. Brooklyn'deki bir sahaftan bulduğumuz Diana Vreeland yazışmaları çok değerli benim için. Bir de çok önemsediğim imzalı edisyonlar var. Peter Beard, Giambattista Valli, Stephen Jones ve Carine Roitfeld gibi birçok ismin kütüphaneyi ziyaret ettiklerinde kendi kitaplarını imzalamış olmaları kütüphane için güzel bir değer. Gittikçe daha bilinçli bir tüketici grubu söz konusu olduğu için sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaların daha da değer kazanacağını düşünüyorum. Begüm Başoğlu'nun çevirisini yaptığı ve Literatür yayınlarından çıkan moda tasarımı serisine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz. Vitali Hakko Kreatif Endüstriler kütüphanesi ile ilgili bilgi almak için resme tıklayın. Moda araştırmaları için bu kütüphane eşsiz bir değer sunuyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/beynimizi-neden-magazanin-kapisinda-birakyoruz/", "text": "Alışverişçiler olarak eve geldiğimizde neden satın aldığımızı bilmediğimiz bir sürü ürünle başbaşa kalıyoruz. Ayrıca bunun modern bir sorun olduğunu düşünüyorsak yanılıyoruz çünkü katlı mağazaların ilk yılları olan 1940lı yıllarda dahi Amerikalı tüketiciler bu düşünmeden alışveriş sorunundan muzdariplerdi. Gittikçe daha fazla insan, tam olarak alışveriş mekanında, örneğin perakendecilerde, süpermarketlerde ve katlı mağazalarda satınalma kararını aldığını belirtmekteydi (duPont çalışmaları, 1945-1965). Bu davranışlara ve plansız ani satınalmalara akademik dilde dürtüsel satınalma deniyor. Bir Alışveriş Bağımlısının İtirafları filminde bu karakter her yönüyle canlandırılmıştı. Bir çok ünlü işletme okulundaki profesörler de buna ilgi duymuş olmalı ki dürtüsellik ve akılcı olmayan alışverişler bilimsel makalelerle de gösterilmiş durumda. - Alışverişe gittiğimde, daha önce niyetlenmediğim şeyler satın alırım. - Planlanmamış alışverişler yapan bir insanım. - Beni gerçekten ilgilendiren bir şey gördüğümde, sonuçlarını düşünmeden satın alırım. - Aniden bir şeyler satın almak eğlencelidir. - Alışveriş listemde olmayan şeyleri satın almaktan kaçınmam. Bir de beynimizi bırakmadığımız, düşündüğümüz ama tamamen yanlış düşündüğümüz kıyafet alışverişlerimiz var. Time dergisinde Hiçbir Zaman Giymediğimiz Kıyafetleri Satınalma Bilimi başlıklı güncel bir yazı yayınladı. Eğer neden böyle davranıyorum diye kafa yoruyorsanız 3 olası sebebi var. Gördüğümüz ayakkabı veya bluzun çok güzel bir özelliği kötü özelliklerini gölgelemiş olabilir . İkinci sebep ürüne ait kurduğumuz gerçekçi olmayan fantaziler . Giyilemeyecek kadar güzel bulduğunuz ürünler de bu kategoriye giriyor (saten kuş tüyü kaplı elbisem 5 yıldır yepyeni benimle). Ayrıca yazıda listelenen ve Türk toplumu için ne kadar geçerli olduğuna emin olmadığım bir sebep de alkol tesiri altında internet veya mağaza alışverişi yapmak. Bu 4 örnekten birini kafamızda kuruyorsak yapabileceğimiz en iyi seçim elimizdeki ürünü almamak, paramızı daha giyilebilir parçalara ayırmak olacaktır. Diğer öneriler kredi kartı limitini düşürmek veya hergün yanına almamak, ürün yerine deneyimler satın almak yönünde. Weun, S., Jones, M.A. ve Beatty, S.E. (1998) Development and validation of the impulse buying tendency scale. Psychological Reports, 82(3), 1123 33."} {"url": "https://modakariyeri.com/bir-yazi-okudum-ve-bir-daha-hic-canim-cok-mesgulum-demedim/", "text": "Sosyal ağlarımızda belki hemen hemen hepimizin arkadaşları ikiye ayrılıyordur. Bir tarafta bunun da çok boş vakti var dediğimiz, kahve yudumlayan, yogasını yapan, 15 günlük seyahate çıkıp evde kanaviçe işleyen rahat grup. Bir tarafta ise kahretsin Pazartesi!, work work work work, TGIF, mesai bitmek bilmiyordu, eve gidemiyordu paylaşımı yapan o çok meşgul insanlar. Aslında aradaki fark çok basit gibi gelebilir, biri çalışıyor diğeri ise evde. Aslında aradaki fark sadece algı ve kendini sunum farkı. Bunu ben değil, Harvard'dan Columbia'ya pazarlama profesörlerinin son çalışmaları öne sürüyor. Meşgul olmak aslında olumsuz bir durum ve zaman yetersizliği olarak tanımlansa da, aslında busyness ay çok meşgulüm ve hiçbirşeye zamanım yok hissiyatı ve algısı olarak tanımlanabilir. Yeni yayımlanan bir bilimsel çalışmada, insanlar bukoli veya sanalmarket gibi zamanı olmayan meşgul insanların alışveriş yaptığı hizmetlerin müşterilerini, en lüks ve pahalı market zincirlerinin müşterilerinden bile daha statü sahibi görüyor. Belki Macrocenter'da saatlerce gezecek paran var ama vaktin mi yok? Aynı şekilde bluetooth kablosuz kulaklık kullanan insanlar, eşdeğer fiyatta kablolu kulaklık kullanan insanlara göre daha yükesk statüde görülüyor. Ve bunun sebebi, kablosuz ve hands-free, demek ki elleri de başka işlerle meşgul, ne kadar yoğun ve havalı biri! algısı. Bu ürün veya hizmetleri kullanırken bir amacınız da hava atmaktı, hiç düşündünüz mü? Araştırma gösteriyor ki sürekli meşgulüm ve hiçbirşeye yetişemiyorum tavrındaki insanlar kendilerini çok ihtiyaç duyulan kişilermiş, çok uzmanlarmış ve heryer onları çağırıyor o yüzden meşgullermiş algısı yaratmak istiyorlar. Hatta makaledeki tam deyimiyle benim gibisinden o kadar az ve nadir var ki algısı. Çalışmanın devamı da bu meşgulüm havalıyım algısının bir Amerikan özelliği olduğunu doğrular nitelikte. Örneğin bu çalışmalar İtalyanlarla tekrarlandığında, boş vakti olduğu düşünülen kişi daha yüksek statüden algılanıyor. Zaten çalışmanın amacı da rahat edip hayattan keyif alabilecek zamanlar yaratabilmek değil mi? Belki de değil. Cevap ait olduğunuz kültüre göre değişiyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/blogger-influencer-editor/", "text": "Moda Bloggerı ve influencer kelimelerini şu sıralar çok duyuyoruz. Moda endüstrisi artık sadece dergiler ve editörler tarafından yönetilmiyor. Günümüzde moda defilelerinin ön sıraları gazeteciler, stilistler, ünlüler ve daha birçok farklı meslekten kişi tarafından dolduruluyor. İnternet uçsuz bucaksız bir alan. Moda dünyasındaki rolleri kesin ve net çizgilerle ayıran ve her mesleğin neyi yapabileceği, neyi yapamayacağını söyleyen sınırlar artık kayboluyor. Daha önce de defalarca duyduğumuz gibi endüstrideki yeni mesleklerin çıkışı meslekler arası gerginlik oluşturdu. Fakat sürekli değişen bu dünyada, sektördeki tüm mesleklere yer var. Bir yerde de bazı meslekler ve kavramlar arası tam anlaşılmayan kafa karışıklıkları var. Blogger, influencer, editör en çok karıştırılanlardan. O zaman en basit anlatımıyla editör, influencer ve bloggerı şöyle özetleyebiliriz. Bir bloggerı tanımlamanın en kolay yolu websitesiyle ve yarattığı içerikle tanınan kişi demektir. Bu site Tommy Ton ve The Sartorialist örneklerindeki gibi sırf fotoğraf odaklı olabilir veya Style Bubble'daki Susannah Lau ve The Blonde Salad'daki Chiara Ferragni'nin yaptığı gibi hem içerik, hem fotoğraf odaklı da olabilir. Bloggerlar 10 yıl önce ilk çıkmaya başladıklarında moda endüstrisinin demokratikleşmesi için çok önemli bir adım attılar. Moda bloggerları özgün bir bakış açısına, zevke ve modayı hem yazılı hem de görsel olarak özgün bir şekilde sunmaya yatkın insanlardır. Bloggerların en başarılıları bloglarını reklam ve marka işbirlikleri konusunda ticarileştirmeyi başaranlardır. Bazı bloggerlar ünlerinden ötürü zaman içinde influencer kategorisine de geçmeyi başardılar, Chiara Ferragni isminin artık bir marka olması gibi. Gelecekte bloggerları neler bekliyor, işte burası çok net değil. Pernille Teisbaek gibi bazı isimler instagramın popülaritesi yüzünden blogların artık yeterli trafiği çekemediği gerekçesiyle bloglarını kapamaya başladı. yoktur. Geçmişte 'It-girl' olarak anılan influencerlar, moda haftalarına katılmaları ve davetlerde boy göstermeleri için çoğu zaman para alırlar çünkü markalar için onların o etkinlikte bulunmaları bir çeşit prestijdir. Günümüzde bir influencerın değeri tamamen sosyal medyada kaç takipçisi olduğu ve onu kimlerin takip ettiğiyle ilgili. Eğer bir influencerın takipçi kitlesi sadık, maddi imkanları iyi ve 25- 35 yaş arasındaysa, bu influencerın şanslı olduğunu gösteriyor. Markalar çoğu zaman influencerlara kıyafetlerini giymeleri için para verirler. Instagramda üzerlerinde bir markanın kıyafetiyle resim paylaşmak için bir influencer 10 bin TL ve 20 bin TL arası fiyat biçebilir . Milyon takipçisi olanlarda ise fiyat 150 bin TL'yi bile bulabiliyor. Sponsorlu gönderilerin yasal olarak #ad, #promo veya #spon olarak etiketlenmesi gerekiyor . Günümüzdeki başarılı influencerlar arasında Camille Charriere, Caroline Vreeland, Olivia Palermo ve Harley Viera Newton'ı gösterebiliriz. Aslında hem bloggerlar , hem de influencerlar, kendi isimlerini bir marka yapabilir. Markalaşma süreci çoğunlukla influencerın kendi moda/aksesuar koleksiyonunu oluşturmasıyla başlar. Editörleri tanımlamak daha kolay. Bir editörün görevi moda endüstrisine belirli bir dergi veya yayın kuruluşuna bağlı kalarak vizyon getirmektir. Çekimler için styling yapabilir veya trendler, endüstrideki gelişmeler, kısacası moda endüstrisiyle ilgili her konuda yazabilirler. Geçmişte, önemli editörler moda haftalarının ön sıralarında otururdu, bu onların pozisyonlarının önemine işaret eden bir detaydı. Fakat artık editörler yerlerini bloggerlar ve influencerlarla paylaşıyorlar. Moda editörleri belli bir kuruluşa bağlı çalışabilir veya freelance çalışıp birden farklı yayına katkıda bulunabilirler. Moda dünyasının en etkili moda editörleri yazısı için tıklayınız. Bu yazı bir çeviridir. Orjinali için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/bloglarnasilparakazandiriyor/", "text": "Tüketiciler, beklentilerinin karşılanmasını isterler. Bir moda ürününde fonksiyonellik, estetik ve rahatlık ararken aynı zamanda onlara statü kazandırmasını beklerler. Firma sürekli yenilik yapmalı ve benzer tasarımların üretiminden kaçınmalı ki tüketici bu hızlı dünyada ilgisini kaybetmesin. En önemli tüketici davranış biçimi ise talebi fazla olan ürünü alma yarışına girmek. Firmalar, koleksiyonlarını düzenledikleri özel partiler ile zamanından önce satın alma gruplarıyla buluşturup bu yarışa zemin hazırlıyorlar. Düzenlenen özel organizasyonlar firmaların satışlarından büyük kar elde etmesini sağlıyor. Tüketici aynı zamanda firmaların yaptığı promosyonlara, markaların yaptığı iş birliklerine ve ünlü kişilerle ilişkilerine, tasarımcıların yaratıcılığına, markanın sosyal medya kullanımına ve bloggerların görüşlerine önem veriyor. Dijital pazarlama dünyasının yatırımlarını hızla arttırdığı sektör olan moda sektöründe sosyal medya 2010 yılından sonra tam anlamıyla kullanılmaya başlandı. Bloggerlık zaman içinde, özellikle günümüze yaklaştığımızda, insanların merak duyduğu bir yenilik olmaktan çıkarak markaların pazarlama stratejilerinden biri oldu. Küçük ya da büyük marka ayrımı yapmaksızın, bütün markaların bu stratejiyi kullandığı görülüyor. Markaların bloggerlarla çalışmaya başlamalarının nedenlerinden biri düşük maliyetli bir strateji olması ve kitlelere hitap etme konusunda daha etkin olması. Bu stratejilerin belirgin örneklerinden biri ise bloggerların markaların kendi defile ve tanıtımlarına davet edilmesi. Böylece markalar dergi,televizyon gibi kitle iletişim araçlarının yanı sıra internetin gücünü de kullanmış oluyorlar. Bloggerlar açısından incelemek gerekirse; markaya sunulan hizmet karşılığında bir ücret alınıyor elbet ve popülerlikleri arttıkça bloggerlar markaların dijital dünyadaki elçileri oluyor. Peki bloggerlar moda bloglarından para kazanıyor mu? Blogging gerçekten emek verilmesi gereken ve süreklilik isteyen bir iş. Araştırmalarım sonucunda blogların reklamlardan para kazandıklarını öğrendim. Bunu tahmin etmek zor değil tabii ki fakat öyle küçük paralardan bahsetmiyorum! İlk örnekten başlayalım; Google AdSense Reklamları bloggerların en basit şekilde para kazandığı yöntemlerden. Ziyaretçilerin reklamlara yaptığı her tıktan para kazanıyorlar. Bir başka örnek ise Bumads İçerikleri . Doğan Holding bünyesinde olan bu pazarlama ajansı, bloggerlarla iş birliği yapıyor ve karşılıklı para kazanıyorlar. Tekliflere göre de kazancınız değişiyor. Tek yapmanız gereken yazılarınızı çok kişinin okumasını sağlamak. Üçüncü örnek ise Banner Reklamları. Blogunuza yerleştirdiğiniz bannerlar sayesinde reklam alıp yine para kazanabilirsiniz. Advertorial İçerikler de var tabii. Tanıtım yazısı olarak bilinen bu içerikler backlink çalışması yapan SEO'lar ve sitelerini büyütmek isteyen kişiler tarafından tercih ediliyor. Blogunuzla uyumlu bir içerik yazısı size yüksek ücretler kazandırabilir. Affiliate Marketing ise satış ortaklığıdır. Uzun vadede çok para kazanmanızı sağlayan bir yöntemdir. Yaptığınız üye ya da satış başına komisyon aldığınız için ne kadar kazanmak istiyorsanız blogunuzu o kadar dikkat çekici hale getirmeniz gerekiyor. Makale Yazarlığı ise bütün gününü bilgisayar başında geçirip yazı yazmak isteyenlere göre. Kazancınız çok yüksek olmuyor ama içerikler yazarak diğer bloglara ya da şirketlere satma imkanınız oluyor. Gelelim Blog Mentörlüğü'ne. Blog yazmaya yeni başlayacak kişilere yol gösterici olup para kazanmanız da mümkün. Daha birçok yöntem olmakla birlikte şimdilik bu ilk yazıyı noktalıyorum. Bir sonraki yazımda markaların pazarlama stratejilerinden bir diğeri olan sosyal medya ağlarına değineceğim."} {"url": "https://modakariyeri.com/bu-bir-reklamdir/", "text": "Sosyal medya özellikle de ünlüler ve bloggerlar reklam kokan bir konuyla karşı karşıya! #ad ve #sponsored hashtagleri henüz dikkatinizi çekmediyse de onları daha sık görmeye şimdiden alışın çünkü kullanım alanları giderek artacak. Moda ve lüks markaları için ünlüler ve bloggerların yeri çok başkadır özellikle de reklam söz konusu olduğunda. Doğru hedef kitleye ulaşma, doğal tanıtımlar yapma, gerçek bir deneyim sunma ve kazanç sağlama gibi faydalara baktığımızda markaya uygun bir blogger ile anlaşıp birlikte ürün tanıtımı yapmak her iki taraf için de oldukça karlı diyebiliriz. Özellikle markalar için bloggerların kendi üzerinde deneyimlediği ürünleri kendi hesaplarından paylaşmasındaki sıcaklık ve samimiyet, yabancı modellerle stüdyolarda yapılan çekimlere oranla hem daha fazla etkileşim sağlar hem de daha az maliyet ister. Tabii bu durumdan bloggerlar da oldukça memnundur ki bloggerlığı mesleğe dönüştürmede bu işbirliklerinden elde edilen gelirlerin oldukça önemli bir yere sahip olduğunu düşünebiliriz. Ancak bu samimi görünen ortam yavaş yavaş azalacağa benziyor. ABD Federal Ticaret Komisyonu, markaların ve bloggerların aldatıcı kampanyaları ile ilgili çeşitli önlemler almaya başladı. Bu önlemlerin ilki; yurt dışında yavaş yavaş kendini gösteren #ad ve #sponsored gibi hashtagler oldu. Özellikle yabancı bloggerlar ve markalar bu hashtagleri paylaştıkları tanıtım postlarına eklemeye başladı bile. Bu konuda Sephora ve Loreal gibi markaların bloggerlarla yaptığı işbirliklerinden#lorealsponsorship tarzı hastahglerini görmek mümkün. İlerleyen dönemlerde marka ile işbirliğinin daha net belirtilmesi gibi daha fazla önlemin hayata geçirilmesi planlanırken bu konuda araştırmaların süreceği söyleniyor. Sonuçları ise daha şimdiden tartışılmaya başlandı bile. Bloggerların kendi deneyimlerini sunmak yerine karşılığında para aldıkları ve bunu açık açık belirttikleri ürün ya da hizmetleri önermesi reklam kampanyaları gibi mecralardan alışık olunan bir durum olsa da kendi hesaplarından her deneyimi bu şekilde paylaşmaları durumu biraz değiştirebilir. Sektörle ilgisi olan birçok kişi bu tarz paylaşımlarda herhangi bir hashtag olmasa bile bunun bir işbirliği olduğunu sezinlese de bloggerların diğer takipçilerinin gerçek bir deneyim olduğunu düşünme, hemen gidip o ürünü kendi üzerinde deneyimleme ve son aşamada satın alma ihtimali oldukça fazla. Tabii bu önlemlerin sosyal medyada nasıl uygulanacağının da kanallara göre değişiklilik göstermesi kaçınılmaz. Özellikle snapchat gibi kanallarda bu iş giderek zorlaşacağa benziyor. Bir başka kaynak için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/bulasma-etkisi-ve-magazacilik/", "text": "Günümüzün alışveriş trendlerinden biri de ürünleri mağazalarda kurcalamak, denemek, ellemek ve eve gidip bilgisayar başında bir yenisini sipariş etmek. Kendimizi de aynı şeyleri yaptığımız halde sırf ellenmiş denenmiş ürünleri almak istemememiz sonucunda çoğu müşteri artık depodan evine paketiyle gelecek şekilde online sipariş veriyor. Pazarlarda ellemeden seç abla ekolünün de belirttiği gibi tüketiciler ironik olarak kendisi ürünleri ellemek ve mıncıklamak ama satın alırken kimsenin ellemediği ve mıncıklamadığı ürünleri almak istiyor. 2000 yılından başlayarak özellikle kozmetik markalarının bu talepler karşısında zor anlar yaşadığını biliyoruz. MAC yöneticileri double-dipping denen ellenmiş kullanılmış ürün satışıyla yıllardır mücadele ediyor. Hatta denenmiş veya iğrenilen bir ürün rafta veya torbada yeni bir ürüne değerse o kötü özelliklerini yeni ürüne de bulaştırıyor ve onun da değerini düşürüyor. İşin daha kötüsü ürün yepyeni ve tertemiz olsa dahi psikolojik olarak veya duyum olarak bize ürünün ellendiği söylenir veya düşündürülürse bir anda güzelim yepyeni üründen soğuyoruz. Peki herşey bu kadar çaresizse ürünleri sarıp sarmalayacak, mağazacılığı çöpe mi atacağız? Müşterilerin yanında zebani gibi dikilip rafları ve ürünleri tertemiz mi tutacağız? Bu soruna çözümü yine aynı yazarlar 2 yıl sonraki makalelerine veriyorlar. 2008 yılındaki makalede işin içine güzellik ve çekicilik giriyor. Deney sonuçlarına göre erkekler kendilerinden önce bir ürünü çekici bir kadın ellediyse veya denediyse o ürüne çok daha yüksek puan veriyorlar. Aynı şekilde kadınlar da örneğin bir kitabı çok yakışıklı bir erkek elinden bıraktıysa o ürüne daha da pozitif bir gözle bakıyor. Bu tamamen bilimsel bulgular aslında bir çok yeni fenomeni de açıklıyor. Örneğin ikinci el kıyafet alım-satımı üzerine olan Modacruz ve Dolap gibi uygulamalar için bu bulgular çok önem taşıyor. Normalde değerini inanılmaz kaybeden ve eskimiş bulunan eşyalar çok çekici kişiler tarafından satııyorsa belki orjinalinden bile pahalıya satılabilir. Bu nedenle de birçok site ve uygulamanın manken ve bloggerlar ile çalıştığı, onlara ürünleri sattırdığını görüyoruz. Ve bu bilimsel olarak da doğru bir strateji! Jennifer J. Argo, Darren W. Dahl and Andrea C. Morales. (2008) Positive Consumer Contagion: Responses to Attractive Others in a Retail Context. Journal of Marketing Research, Vol. 45, No. 6 pp. 690-701."} {"url": "https://modakariyeri.com/burning-man-seyma-subasi-vitrini-mi-yoksa-bir-komun-hayat-mi/", "text": "Yaklaşık 32 yıldır Ağustos'un son haftası başlayan ve çölde geçici bir tasarım ve alternatif topluluk şehri olarak yükseliyor Burning Man festivali... Bu festivalin kısa tarihi ve üzerine kurulduğu değerleri geçen sene bu tarihlerde yayınlanan modakariyeri yazısında da okuyabilirsiniz. Ancak festivalin gittikçe küresel bir ün yakalaması, Avrupa, Balkanlar hatta Ortadoğu ülkelerinde de konuşulur, bilinir ve özenilir olması son yıllarda çok arttı. Bunun bilinçli veya bilinçsiz en temel nedenlerinden biri de Victoria's Secret melekleri, bloggerlar, şarkıcılar, Paris Hilton, Şeyma Subaşı, Sara Sampaiao gibi sansasyonel isimlerin bu tarihlerde Burning Man'den yaptıkları devamlı paylaşımlar. Şüphesiz bu ara çoğu Türk gencinin hayalini de Burning Man'e bir gün arkadaşlarıyla katılabilmek ve bu deneyimi tatmak vardır. Bu sene Seda Sayan'ın oğlu Oğulcan'ın doğumgününü orada kutlamasıyla bu talep depreşmiş olabilir?! Ancak ben bu yazıda biraz alternatif, akademik ve sorgulayıcı bir bakış açısından bahsetmek istiyorum. Tüketici davranışı ve pazarlama alanındaki en saygın 5 bilimsel dergiden biri olan Journal of Consumer Research'te, daha 2002 yılında tam da bu konuda yayınlanan bir makaleden. Makalenin yazarı Robert Kozinets ile ODTÜ'de ve Amerika'da birkaç konferansta konuşma fırsatı buldum. Tüketiciler Pazardan / Piyasadan Gerçekten Kaçabilir mi? başlıklı bu akademik makale daha 15 yıl önce Burning Man ve tüketim toplumu üzerine kısaca şunları anlatıyor: Tüketim toplumuna bir gönderme ve alternatif olarak ünlenen Burning Man, takas, topluluk hayatı, yardımlaşma, yaratıcılık, tasarım ve çevre bilinci üzerine şekilleniyor, evet. Güzel. Amerika'da aslında ölü bir bölge olan, zorlu şartlara sahip bir çölün ortasında mücadele havasında geçiyor, evet. Ancak daha festivale adım attığında kapıda kredi kartı ile $110 bilet kesimiyle tüketimin kralını yapıyorsunuz. Şu anda bilet fiyatı $425 ve aracınız için de $80 bilet kesiliyor. Bu miktarlar kapitalist etkiyle suçlanan Disneyland'ların kombine biletlerinden bile daha fazla. Burning Man'de giderek tüketim kültürüne yenik düşmüş durumdaHerkesin birbirine merhaba, nasılsın diyerek selam verip kaynaştığı, yardımlaştığı bir topluluk ideali var Burning Man'e girildiğinde. Çevreyi temiz tutma ve kendini sınırsız ifade etme kurallarının yanısıra Burning Man değerlerinden en önemlisi Satış / Pazarlama Yapmama ve Markalardan Kaçınma. Sonuç olarak, her ne kadar Profesör Kozinets Burning Man'i Disneyleşen bir etkinlik olmakla suçlasa da, aslında bireyin tüketime tek başına değil toplulukça karşı koyabileceğine dair bir umut olduğunu da ekliyor. Bu bakış açısı ışığında 2017 yılına geldiğimizde, dönüp Burning Man etkinliğine tekrar bakarsak aslında köklerden ne kadar uzaklaşıldığını görüyoruz. Ekstrem, uçlarda ve radikal giyim, kendini ifade etme ilkesi aslında oraya giden ünlülerin üstlerindeki her parçanın bizim asla paramızın yetmeyeceği tasarımcıların elinden çıkması ile çürütülmüş oluyor. Zor şartlarda hayatta kalıp yardımlaşacaksınız ilkesi ise lüks karavanlar ve gösterişli kürklerin gölgesinde kaybolup gidiyor. Marka kullanmayacak, göstermeyeceksiniz ilkesinden bahsetmiyorum bile, hepimizin marka olduğu günümüz toplumunda. Alternatif tasarımların, mesaj kaygılı bazı sunumların, kapitalist tüketimi ve günlük hayatın rutinini inkar etmeyi, alternatif toplulukların, takas düzeni ve yardımlaşmanın önemini yad etmeyi bir derece anlayabiliyoruz. Birçok Amerikan çıkışlı etkinlik gibi Burning Man'in de çıkış amacını, tarihini ve katettiği yolu bilerek bu etkinliği takip edersek kendimize daha doğru çıkarımlar yapabiliriz. Burning Man yapısı itibarı ile tarif edilmesi son derece güç bir organizasyon. 70.000 kişilik katılım, 10.000'lerce karavan, 1000'lerce jeneratör, açık hava müzesi tadında irili ufaklı sanat eserleri, çalışma grupları, sergileri ile kalıplara sığdırılması olanaksız bir organizasyon. Kanımca festival demek bile hatalı, bir tedarik zinciri şahaseri, 1 hafta 10 günün ardından koca çölde her yerde içilmesine rağmen tek bir izmarite bile rastlayamacağınız eşsiz bir etkinlik. Katılımcı sayısını artması ile beraber elbette organizasyonun orijinal amaçlarına uygun olmayan hatta olduğundan farlı gösteren paylaşımlar yapılabiliyor. Kanımca ziyaret etmeden yorum yapılabilecek bir yer değil. Gidip görmekte ve herkese farklı şekilde kendini gösteren yeri içeriden keşfetmekte fayda var."} {"url": "https://modakariyeri.com/cadilarbayrami/", "text": "İrlandalı ve İskoçyalı toplulukların Kuzey Amerika'ya 19.yüzyılda getirdiği bir gelenek olan Cadılar Bayramı'nın son birkaç yıldır ülkemizde de popülerleşmesiyle, tarihteki değişimini inceledik. 1900'lerde kadınlar evlerinde kostüm olarak ezilmiş kağıtları tutkalla karıştırıp korkunç maskeler yapıyordu. Kostüm olarak da kat kat siyah kıyafetler ve paten giyiyorlardı. Cadı kılığına girmek de popüler tercihler arasındaydı. Bu yıllardaki en popüler kostüm, Walt Disney'in yaygınlaşan çizgi filmleriyle birlikte giyilen Minnie ve Mickey Mouse kostümüydü. İngiliz oyuncu Elsa Lanchester, Frankestein'ın gelinini oynadıktan sonra, Elsa'nın filmdeki görünümü de kadınlar arasında yine popüler bir kostüm tercihi oldu. 1940'larda kadınlar biraz daha cüretkar olmaya ve pin-up modelllere, kedi ya da leopar kostümlerine yönelmeye başladı. Orta sınıfın yükselmesiyle daha çok insan televizyon sahibi olmaya başladı ve bu da kostümler arasında favori televizyon karakterleri seçiminin artmasına sebep oldu. Bu karakterler arasında Zorro, Tarzan ve Jane, Superman gösterilebilir. 60'lar genel anlamıyla cinsel ve politik seçimler açısından sanat ve modada büyük değişimlerin dönemi olduğundan ;bu, Cadılar Bayramı kostüm seçeneklerine de yansıdı. İnsanlar kostümlerini ve maskelerini evde yapmak yerine mağazalardan almaya başladı. Julie Newmar'ın Batman serisinde Catwoman'ı oynaması bir çok kadına Kedi Kadın kılığına girmek için ilham verdi. Pop kültürünün yaygınlaşmasıyla Wonder Woman, Bionic Woman, Barbie ve Princess Leia, günümüzde de popülerliğini sürdüren dönemin en çok tercih edilen karakterleriydi. 1980'ler ekonomik açıdan refaha ulaşılmış ; rahat ve lüks yaşamın benimsendiği bir dönemdi. 1900'lerdeki maske geleneği popüler karakterlerin maskeleriyle devam etti. Tarihte tercih edilen popüler karakterler seri üretime girip mağazalarda yer aldı ve yeni bir akım olarak da insanlar favori pop şarkıcıları ve müzik gruplarının ikonik tarzlarını evde yaratmaya çalıştı. Spice Girls, Britney Spears, Jennifer Lopez en çok tercih edilen seçimlerdi. Tabi Cher'i de unutmamak lazım.. Günümüzde de zombi, cadı, Batman, Star Wars, Coco Chanel, Karl Lagerfeld, Kim Kardashian, Catwoman ülkemizde ve yurtdışında en çok tercih edilen karakterler arasında."} {"url": "https://modakariyeri.com/calismakistenenmodasirketleri/", "text": "Coco Chanel Moda sadece elbiselerde bulunan birşey değildir. Moda gökyüzünde ve sokaktadır; fikirlerimiz, yaşam tarzımız ve etrafımızda olup bitenlerle ilgilidir. der. Bu, kendi ismini taşıyan moda evinin WWD sitesinde yapılan Moda sektöründe çalışmayı en çok istediğiniz şirket hangisidir? anketinde bugüne kadar en üst sırada yer almasının nedeni olabilir. Chanel'in bu sözü, insanların bu endüstri için sahip olduğu derin bir tutkuyu yansıtıyor bu tutku özellikle, orijinal olmanın yanı sıra kendilerinden daha büyük bir şeye ait olmayı arzulayan Y kuşağı için doğru sayılabilir. Şubat sonu Mart ayı başında yapılan bu anket iki farklı oylama ile gerçekleştirilmiş: biri WWD'nin 2.000 den fazla cevap toplayan sosyal medya hesapları üzerinden, diğeri ise 405 cevabın toplandığı, Amerika ve Avrupa'daki ileri gelen moda ve pazarlama okullarının öğrencilerine direk olarak gönderilen anket üzerinden. Verilen cevaplar arasında 200'den fazla şirket, marka ve tasarımcı ismi var. Biz aralarından ilk 25'i sıraladık. Ankete katılan okullar arasında, The Fashion Institute of Technology; Savannah College of Art and Design; LIM College; Pratt Institute; Fashion Institute of Design and Merchandising; University of Westminster; University of Creative Arts; University of Brighton; London College of Fashion, ve the Royal College of Art bulunmakta. Ankette katılımcıların aralarından istediklerini seçebilecekleri bir şirketler listesi var ancak arzu edenler listeye dahil olmayan isimleri de yazabiliyor. Twitter, Facebook ve LinkedIn gibi sosyal medya kanalları üzerinden yürütülen ankette ilk beş firma sırasıyla; Chanel, LVMH Moet Hennessy Louis Vuitton, Christian Dior SE, Alexander Wang ve Diane von Furstenberg. Altıncı sırada Marc Jacobs ve H&M tarafından izlenen Kate Spade var. Dokuzuncu ve onuncu isimler ise Burberry Group ve Prada SpA. Buna karşılık, öğrencilerin seçtiği ilk 10'da Christian Dior SE, H&M, Burberry Group ve Prada yerlerini Calvin Klein, Salvatore Ferragamo SpA, Michael Kors Holding Ltd ve Armani'ye bırakıyor. Chanel ve LVMH öğrenciler tarafından cevaplanan ankette de ilk iki sıradaki yerlerini koruyorlar. Hem birebir röportajlarda, hem de her iki farklı anket grubunda anahtar temalar ortaya çıkmış. Örneğin, bu şirketleri neden seçtiklerini açıklayan katılımcılar son derece duygusal ve tutkulu olmanın yanı sıra oldukça derin düşünülmüş cevaplar da vermişler. Bu cevaplar aynı zamanda büyük ölçüde inanç da içeriyor. Katılımcılar en çok arzuladıkları moda firmalarından bahsederken rüya gibi ikonik kelimelerinin yanı sıra harika gibi sıfatlar da kullanmış. Bu idealizm, seçim önceliğini sürdürülebilirliği olan, pozitif bir çalışma ortamı sağlayan ve çalışanlarına kariyerlerinde büyüme ve gelişme vaat eden şirketlere veren bir bakış açısı ile harmanlanmış. Katılımcılar aynı zamanda seçtikleri markaların miraslarına da saygı duymakta. Gabrielle Chanel benim ikonum ve onun işlerine bayılıyorum. Moda dünyasında yaptıkları yarattıkları ile dünyayı değiştirdi ve onun yarattığı marka için çalışmak rüya gibi olur. diyor bir katılımcı. Neden sorusuna verilen cevapların çoğu içgüdüsel. Katılımcılardan biri Ben de onun gibi bir feministim ve adımlarını takip ediyorum diyerek Chanel'i arzulananlar listesinin başına koyuyor. L'Oreal markasını liste başına yerleştiren bir başkası ise bu kararını Dünyadaki bir numaralı güzellik markası olarak, tüm dünyada kadınları güçlendirmek için çalışan global bir marka bünyesinde bulunmak çok isterim diyerek açıklıyor. Bir diğer katılımcı ise güçlü ve kendine güvenen kadını temsil ettiği için Diane von Furstenberg'i seçtiğini söylemiş. Kering'e gelince, anketi cevaplayanlardan biri şirketi; Yakın zamanda Kering bünyesindeki markalardan birinde stajyerlik yaptım. Şirketin çok dayanıklı ve sürdürülebilir olduğunu söyleyebilirim. Oldukça pozitif bir çalışma ortamı. diye tanımlamış. New York'daki LIM College'da okuyan ve ankete yüz yüze cevap veren öğrencilerin çoğu da online yorumlarda görülenler ile benzer duyguları paylaşıyor. Pazarlama ve mağazacılık bölümlerinde okuyan bu son sınıf öğrencileri, sektörlerinde büyümeleri için fırsatlar sunarken, çalışanlarının kariyerlerine yatırım yapacak ve destek olacak müdürler tarafından yönetilen işbirlikçi bir çalışma ortamı da sağlayan işler aradıklarını söylemişler. LIM'de görsel mağazacılık son sınıf öğrencisi olan Tatiana Patterson, okulun; büyük perakendecilerde ve tekstil firmalarında haftada 28 saat çalışan öğrencileri olan kooperatif programının parçası. Öğrencilerin neredeyse yarısı mezuniyetlerinden hemen sonra iş teklifleri alıyor. Patterson Lululemon Athletica'ya yerleştirilmiş ve deneyimini burası bir aile gibi diyerek tanımlıyor. Moda endüstrisinin aynı zamanda hem insan hem ürün topluluğu olması fikri Patterson'un sınıf arkadaşları tarafından da paylaşılıyor. Bu öğrenciler hikaye anlatmanın da ürünün tüketici ile buluşmasındaki süreçte kritik bir rol oynadığında hemfikir. Süreci, sadece tüketici için değil, dahil olan herkes için unutulmayacak deneyimler yaratmak olarak tanımlıyorlar. LIM öğrencileri her gün gitmek için can atacakları işler aradıklarını söylüyor. Sonuçta, aileleriyle geçirdiklerinden daha fazla zamanı iş yerlerinde geçiriyor olacaklar. İş yeriniz ve aldığınız maaş önemli, ama yaptığınız işi sevmek de istiyorsunuz diyor Staten Island'da mağazacılık okuyan Samantha Svorinich. Bu yazı bir tercümedir. WWD'de yayınlanan orjinali için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/central-saint-martins/", "text": "Londra'nın ünlü moda okulu Central St Martins moda sektörüne yön vermiş ve vermeye devam eden birçok önemli ismi yetiştiren okul olarak tanınır. BOF tarafından yapılan En İyi Moda Okulları 2016 araştırmasında en iyi lisans ve yüksel lisans programına sahip okul seçilen Central St Martins eğitim programlarını 9 farklı disiplin çerçevesinde tasarlamış. Sanat, seramik ve endüstriyel tasarım, kültür ve organizasyon, drama ve performans, moda, grafik tasarım, aksesuar ve tekstil gibi alanlarda eğitim alınabilecek okulda lisans, yüksek lisans, kısa kurslar ve uzaktan eğitim olmak üzere bir sürü seçenek mevcut. Ünlü mezunları arasında Zac Posen, Phoebe Philo, Stella McCartney, Christopher Kane, Riccardo Tisci, Mary Katrantzou, Hüseyin Çağlayan, John Galliano, Jonathan Saunders, Paul Smith, Riccardo Tisci, Sarah Burton, Bora Aksu, Harris Reed gibi sektöre damgasını vurmuş isimler var. Saint Martins'in yıl sonu defilesi birçok ünlü tasarımcının keşfedildiği yer olmuştur. Bu nedenle Saint Martins sektöre yakınlığı ile bilinen bir okuldur. Alexander McQueen de modelistlik dersi vermek için bu okula başvurduğunda yeteneğini keşfeden bir hoca sayesinde burslu olarak tasarım okumaya başlamış, 1992'de okuldan mezun olmuştu."} {"url": "https://modakariyeri.com/christian-dior-sergi-paris/", "text": "Biz Londra'da Victoria& Albert Müzesinde bulunan Balenciaga sergisinin etkisini üzerimizden daha atamamışken bu sefer de moda dünyası bir başka heyecan verici sergi haberi aldı. Bugün yani 5 Temmuz itibariyle Paris'te bulunan Musee des Arts Decoratifs'de gelmiş geçmiş en büyük Dior sergisi başlıyor. Christian Dior Designer of Dreams yani Christian Dior Rüyaların Tasarımcısı adı verilen serginin amacı Dior'un moda dünyasındaki 70. yılını unutulmaz bir şekilde kutlamak ve bu sektöre kattıklarının bir kere daha hatırlatmak. 1947 yılında kendi markasını kuran Dior, bugüne kadar moda tarihini ve endüstrisini New Look ile kökünden değiştiren bir marka. Gerçekten de bu tarz sergiler, toplumdaki modayla ilgili bir takım önyargıların kırılmasına da yardımcı oluyor. Dior hakkındaki bu en kapsamlı retrospektifte sadece tasarımları görmeyi beklemeyin. Çocukluğundan ölümüne kadar olan mektupları, resimleri ve bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış pek çok hatıralarıyla Paris'e yolunuz düşerse mutlaka uğramanız gereken bir sergi olmuş. Bugün itibariyle açılışı verilen sergi, 7 Ocak 2018'e kadar açık kalacak. Moda Tarihi serimizdeki Christian Dior'u okumak için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/christian-dior/", "text": "II. Dünya Savaş'ının ardından, dünya hala savaşın ekonomik etkileriyle cebelleşirken, savaş yıllarında uygulanan sıkı denetimler kalkmış olsa da, malzeme miktarlarında hala sıkıntı vardı. Tam bu dönemde bu kısıtlamalara kafa tutarcasına ortaya çıkan bir koleksiyon, metrelerce kumaş kullanan etekleri ile sorumsuzluk suçlamalarıyla karşılaşsa da, savaş dönemindeki az miktarda, düşük kalitede kumaştan üretilmiş mütevazı giysilerden bıkmış olan müşteriler ve moda dünyası, kendilerini büyülenmişçesine bu yeni estetiğe doğru çekilirken bulmuşlardı. Bu, henüz 1946'da kendi moda evini açmış olan Christian Dior'un, 1947 koleksiyonuydu. New Look olarak bilinen bu estetiğe bu lakabı, bu koleksiyona tasarımcısının değil, Harper's Bazaar editörü Carmel Snow'un taktığı söylenir. İçinde bulunulan dönemde, kısıtlı kumaşlarla üretilmiş katı kesimlere alışık gözlere değişik gelse de aslında uzun etekleri aşağıya doğru bollanan, ince belli, dar omuzlu bu kesim bir çok tarihi referansı içinde barındırıyordu. Son derece bol ve rahat duran etekler, aslında o kadar fazla kumaş kullanarak yapılmıştı ki, bir kişinin eline alıp kaldırması dahi çok zordu. Omuzlar dardı, ve ince belli siluetin yaratılması için giysilerin altına bir korse giyilmesi gerekiyordu. Bu açılardan bu yeni siluet, en çok 19. yüzyılın ortalarını anımsatıyordu. Bu estetik, bu noktaya kadar gittikçe kısalan etek boyları ve rahatlaşan kesimlerle karşılaştırıldığında bu kısıtlayıcı kesim, kadınların özgürlüğüne karşı bir saldırı olarak algılanarak, çok tepki toplamıştı. Bilhassa rahatlık ve sadeliğin moda dünyasındaki sembolü konumunda olan Coco Chanel'in New Look estetiğine etmediği laf kalmamıştı. Christian Dior, daha çocukken tasarımcı olacağı belli olan tasarımcılardan değildi. Hatta tasarım alanında çalışmaya 30 yaşına kadar başlamamıştı. Tabii yine de bu, büyüdüğü Belle Epoque döneminde annesinin giysilerine hayran olması klasiğinin, tasarımcının biyografisinden eksik kaldığı anlamına gelmiyor. Daha sonra Dior, çocukken parlak, detaylı, çiçekli veya cacaflı olan her şeyi sevdiğini, ancak en çok çiçeklere ve bitkilere düşkün olduğunu yazacaktı. Dior, 1905'te, Granville, Normandiya'da doğmuş, günümüzde Christian Dior Müzesi olarak işletilen bir evde büyümüştü. Dior Freres isimli başarılı bir gübre üreticisi olan babasının sayesinde, rahat bir burjuva yaşantısı içerisinde 10 yaşına dek yaşamış, sonra anne-babası ve Christian'ın ikinci en büyük olduğu 5 kardeşten oluşan aile, Paris'e taşınmıştı, ancak yazlarını Normandiya'da geçirmeye devam ediyorlardı. Oğlunun yaratıcı yönünden pek memnun olmayan babası, onu diplomat olması için Siyasal Bilimler okumaya göndermişti, ancak Christian bütün zamanını, aralarında Jean Cocteau, Max Jacob, Salvador Dali ve Christian Berard gibi ünlü isimlerin de olduğu sanatçı arkadaşları ile geçiriyordu. Özellikle ilüstratör Berard'la ileride birlikte çalışacaklar, Dior'un ilk koleksiyonunun başarısında büyük etkisi bulunacaktı. Okulu bıraktıktan sonra askere giden Dior, sonrasında Paris'e dönerek babasının yardımıyla kendi galerisini açmıştı, Picasso'ya kadar dönemin ünlü isimlerinin yer aldığı bir galeri. Üç yıl sonra Dior ailesinin peşi ardına gelen aksiliklerle önce annesini ve ağabeyini kaybetmiş, bunun akabinde Büyük Buhran esnasında babasının gübre işletmesinin iflasıyla galerisini de kapatmak zorunda kalmıştı. Buradan sonra Christian için her şey tepe taklak olmuştu: apartman dairesini de kaybeden Dior, beş parasız kalmış, bir arkadaşının evinde yerde uyumaya başlamış, bu sağlıksız yaşam tarzının da etkisiyle tüberküloza yakalanmış, bunun etkisinden kurtulması ise bir sene kadar sürmüştü. Lelang'ın atölyesinde bir pozisyon takip etti. II. Dünya Savaşı'yla birlikte tekrar askere çağırılan Christian, 1942'de Paris'e dönerek couture alanında çalışmaya devam etti. O esnada, Fransa'nın Pamuk Kralı olarak tanınan iş adamı Marcel Boussac'ın fabrikaları savaşın etkisiyle boş durmaktaydı ve işleri canlandırmak için bir moda evi satın almak niyetindelerdi. O sıralarda gözden düşmüş olan Philippe ve Gaston isimli moda evini alarak, onu hayata döndürme görevini Dior'a vermeyi teklif etti ama Dior, ölü bir moda evini diriltmekle ilgilenmiyordu. Ancak, seve seve kendi adını taşıyan bir moda evi açardı. Boussac kabul etti, ve Dior, 41 yaşında kendi moda evinin başına geçti. Böylece Christian Dior'un modanın siluetlerine yön vereceği bir dönem başlamıştı. Christian Dior'un, yarattığı siluetleri şekillerine göre adlandırma alışkanlığı vardı. Dünyanın New Look olarak tanıdığı silueti kendisi, kıyafetin kesiminin çizdiği şekle referansla, Figure 8 (8 Şekli) olarak adlandırmıştı: göğüsler belirgin, bel incecik, kalça ise kumaş zengini eteklerle dolgunlaştırılmıştı. Bu başarısını takiben 1948'de asimetriyle oynayan Zig-Zag Line'ı, 1950'de Vertical silueti, 1953'te yuvarlak ve net hatlarıyla ilhamını laleden alan Tulip kesimini piyasaya sürmüştü. Bunları, vücuda oturan keskin hatlarıyla H harfine benzeyen H Line, göğüslerden aşağıya doğru açılan A Line, omuz dekoltesini vurgulayan Y Line siluetleri takip etmişti (1954-55). Christian Dior'un, Dior markasıyla hala varlığını sürdüren mirası, modern moda dünyasında lüksü tekrar tanımlaması olmuştu. Fakat moda dünyasına bıraktığı tek miras tasarım estetiği değil, aynı zamanda bir iş alanı olarak modaya yaklaşımı da olmuştu. Dior, savaş sonrasında dönüşmekte olan moda sektörünün ip uçlarını yakalamış, pazarlamanın önemini tam olarak kavrayan ilk tasarımcı olmuş, New York ve Londra'ya mağazalar açarak, günümüzde hala birçok markanın izinden yürüdüğü bir örnek haline gelmişti. Öyle ki Dior ismi, halen ilk koleksiyonunun yarattığı lüks hissiyle özdeştir. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/colette-paris-kapaniyor/", "text": "Moda dünyası beklenmedik ve üzücü bir haberle yankılanıyor, Paris'in ünlü concept mağazası Colette 20 Aralık'ta kapanıyor. Daha bu sabah instagramlarında Her güzel şeyin bir sonu var başlığıyla kapanacaklarını duyuran mağaza aslında sadece Paris perakendesi için değil, bütün moda dünyası için önem taşıyordu. 1997 yılında Colette Roussaux tarafından kurulduğundan beri Colette'in Rue Honore'deki yeri moda severlerin, editörlerin, stil danışmanlarının uğrak yeriydi. Mağazanın ünlü müşterileri arasında Karl Lagerfeld bile var. Hatta Karl bir röportajında Colette için Paris'teyken gittiğim tek mağaza çünkü başka hiçbir yerde bulamayacağınız ürünlere sahip demişti. Colette sadece lüks bir alışveriş lokasyonu olmaktan öte en sıradışı kapsül koleksiyonları bulabileceğiniz, cafesinde oturabileceğiniz ve her türlü özgün tasarım öğelerini satın alabileceğiniz bir mağaza. Hatta Forbes dergisi tarafından dünyanın en trendy mağazası ünvanını bile almış. Colette gibi moda dünyasında bir imza haline gelmiş bir mağazanın kapanıyor oluşu tüm dünyada perakende sektöründeki güçlü değişimin en göze çarpan örneği oldu belki de. Şu sıralar perakende dünyasından çekilen birçok mağazanın uyguladığı bir strateji olan mağazayı kapatıp online olarak devam etme durumunun Colette'te de yapılması planlanıyor. İşin en ironik yanı ise daha geçen hafta duyurulan H&M ve Colette kapsül koleksiyonunun haberi ile tüm gözler Colette'e çevirmişken bu kapanma haberinin ertesi hafta apar topar gelmesi oldu. Bu kötü haberin tek iyi tarafına gelirsek de Colette 20 aralık'a kadar aynı düzende işlemeye ve yeni ürünler yükleyip yine aynı müşteri deneyimini yaşatmaya devam edecek. Yani Dior sergisi için yolunuz Paris'e düşmüşse son bir kere daha Colette'e girip içerideki parçaların tadına varabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/cristobal-balenciaga/", "text": "Cristobal Balenciaga, 1895'te İspanya'nın Basque bölgesinde Getaria isimli bir balıkçı köyünde dünyaya geldi. Babasının ölümünden sonra annesi, üç çocuğunun bakımını terzilik yaparak sağlamıştı. Rivayete göre büyümüş de küçülmüş izlenimi veren bir çocuk olan Cristobal, annesinin işine büyük hayranlık duyuyor ve yanından ayrılmıyordu. I. Dünya Savaşı'ndan önce kıyı kasabası San Sebastian'da açtığı ilk mağazasının başarısını, Madrid ve Barselona'da şubeler takip etmişti. Bu mağazalara verdiği isim, Eisa, annesinin kızlık soyadı olan Eisaguirre'nin kısaltılmış haliydi. İspanya'da kendine sağlam bir ün ve sadık bir müşteri kitlesi edinmişti, kraliyet ailesi ve İspanyol aristokratlarının favorisiydi; ancak iç savaş, onu, çalışmalarını Paris'e taşımak durumunda bıraktı. 1937'nin ağustosunda Paris'te açtığı butiğinin başarıyı yakalaması hiç uzun sürmedi. Balenciaga'nın moda dünyasının zirvesine tam anlamıyla erişmesi, II. Dünya Savaşı sonrasında olacaktı. 1950'li yıllarda Christian Dior'un New Look'u, feminenliğin zirvesinde büyük bir popülerliğe ulaşıp, bir yandan da geçmişe yönelik referanslarıyla moda tarihini geriye döndürmekle suçlanırken; buna tamamen zıt düşen bir anlayışla Balenciaga tasarımları döneminde en modern tasarımlar olarak ünlenmişti. Gerçekten de büyük bir inşa yeteneğiyle bedeni tekrar tasarlayan tasarımları; moda tarihinde o noktaya kadar gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyordu. Moda tasarımında kendi çapında bir devrim sayılabilecek tasarımı; 1952'de ürettiği ön tarafı vücuda oturan, arkadan ise alabildiğine bol olan kesimlerdi. Bu kesim, 1960'lara kadar birçok tasarımcıya ilham olacak bir yeniliğin ilk ipucu niteliğindeydi. Cristobal Balenciaga tasarımının tek bir kelimede özetini yapmamız gerekirse buna mükemmelliyetçilik derdik. Kumaş seçiminden renge, kesime, son dokunuşlara kadar her şey mükemmel bir şekilde bir araya gelmeliydi; ve kariyeri boyunca bu böyle oldu: atölyesinden çıkan her şey, tamamen bir kusursuzluk hissiyatı taşıyordu. Eğer tereddüt ettiği zamanlar olduysa dahi bunları, belki atölyesinde kendisiyle en yakın çalışanlar haricinde kimseye çaktırmamıştı, gerçi o kadar az kişinin kendisine şahsen yaklaşmasına izin veriyordu ki bu da pek şaşılası bir durum değil. Moda tarihine ismini yazdıran çoğu tasarımcının aksine Balenciaga, özel hayatını göz önünde tutmuyordu, soğuk ve mesafeli bir kişilik olarak nam salmıştı. Ancak bu tutumu; Windsor düşesi, yazar ve tasarımcı Pauline de Rothschild, ve sosyetik Gloria Guinness ve gibi ünlü müşterileri olmasını engellememişti; tasarımlarında öyle bir drama vardı ki, ilgiyi üstünde toplamak için hayatındaki dramayı sergilemesine gerek kalmıyordu. Müşterileriyle birebir ilgilenmek zorunda kalmamak için elinden geleni ardına koymuyordu, moda çevrelerinde bir-iki kişi dışında kimseyle bir yakınlığı yoktu. Basına gelince, adeta savaş açmıştı. 1957'de verdiği bir kararla tasarımlarını diğer herkes gibi mağazalara yollamadan bir ay önce halka tanıtmak yerine, bir gün önce gerçekleştirmeye karar vermişti. Basını tasarımlarından uzak tutarken amacı; kopyalanmalarının önüne geçmekti. Baskı tarihleri alt üst olan basın durumdan oldukça rahatsız olsa da, Balenciaga ve aynı zamanda aynı uygulamaya geçmiş olan Givenchy direndi. İki tasarımcı da ancak bu karardan 10 yıl sonra, 1967'de bu tutumlarından vazgeçecek ve alışılagelmiş defile takvimine dönecekti. Cristobal Balenciaga'nın bu basın düşmanlığının tek bir istisnası olduğu söylenir; Amerikan Harper's Bazaar dergisinin editörü Carmel Snow. Yılda iki kez defilelere iştirak etmek üzere Paris'e gelen Snow'u, Balenciaga bir arkadaş olarak karşılıyordu. Hatta Snow'un kendi döneminin en önemli takım elbisesi ilan ettiği tayyörü onun için yaptığı iddia edilir; daha sonra bir klasik haline gelen takım, boyundan uzakta başlayan bir yakasıyla hafifçe vücuda oturan bir ceket ve ya düz, ya da iki ila dört panelli sade bir etekten oluşuyordu. Tasarımcının çıkış noktası her zaman kumaş olmuştu, çizim kullanmadan gerçekleştirdiği çalışma süreci kumaşla başlıyordu, tasarım yaparken amacı da adeta o kumaşa gereken saygıyı göstermekti. Cristobal Balenciaga'nın her defilesinde, mutlaka baştan aşağı kendisinin elinden çıkmış bir tasarım olur, ancak bunun hangisi olduğu detayı hiçbir zaman açıklanmazdı. Balenciaga tasarımı Paris'e adım attığı ilk andan itibaren İspanyol sanatına ve dinine düşkün olan tasarımcının kilise fresklerini andıran tasarımlarıyla farkını ortaya koymuştu. Balenciaga'nın incecik mankenlerdense farklı vücut tiplerine sahip kadınlarla çalışmayı yeğlediği biliniyordu. Tasarımıyla ilüzyon yaratma konusunda ustaydı; ustaca hesaplanmış kesimlerle vücudun şekliyle oynuyor, bedene gösterdiği saygıyla onu kendi estetik anlayışının mükemmeliyet seviyesine yükseltiyordu. Reglan kol kesimini tercih ediyordu; yukarıda bol başlayan kollar rahat hareket etmeyi sağlıyor, incelerek bileğin tam üzerinde biten kesim ince bileklerin zerafetini ortaya çıkarıyordu. Bel çizgisini doğal yerinin azıcık üzerinde tutarak kadını olduğundan uzun gösteriyordu. İpek astarlı elbiseleri büyük bir rahatlıkla giyiliyordu. Çoğu tasarımı minik, ama lüks hissini katlayan bir detayla tamamlanmıştı; ufacık, ipek kaplı düğmeler. Kış koleksiyonlarında lacivert, gri ve siyah renklerinde düz veya kareli desenlerde yün ve tüvit kumaşlar tercih ediyor; yazları ise mavi, bej ve turuncu tonlarında ketenler hakimdi. Gece kıyafetlerinde ise ya düz renklerde ağır ipekli kumaşlar; ya da baş döndürücü işlemelerle kaplanmış tasarımlar tercih ediyordu. Bu işlemelerin çoğu, Paris'in ünlü işlemecisi Lesage'a yaptırılıyordu. Özel günler için tasarlanan elbiselerde sık sık düz ipekler üzerine beyaz veya siyah danteller tercih ediyordu. Hazır giyimin hakimiyetiyle haute couture'ün sonunun geldiğini hisseden Cristobal Balenciaga, 1968'de 73 yaşındayken ünlü Paris modaevinin kapılarını kapadı. Kendisi de 1972'de aramızdan ayrıldı. Adeta masal prensesleri gibi uzun bir uykuya yatan kendi ismini taşıyan modaevi ise; hayatının ikinci başlangıcını, 1986'da Jacques Bogart AŞ tarafından satın alınmasıyla yaşadı. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/daniel-roseberry-schiaparelli/", "text": "Schiaparelli Paris Moda haftası kapsamında, İlkbahar Yaz 2023 koleksiyonunu atölyesine komşu olan Hotel D'Evreux' de düzenlediği özel bir sunumla izleyici karşısına çıkardı. 2019 yılından beri Schiaparelli moda evinin kreatif direktörlüğünü üstlenen Amerikalı moda tasarımcısı Daniel Roseberry koleksiyonu; Bu koleksiyonun özü bir sohbet ortamı yaratmak. Giyeni gündelik kavramını sorgulamaya teşvik eden bir koleksiyon. Bunlar herkese ilham verebilecek parçalar, fakat günün sonunda sadece onu giyen kişiler içinler, başkaları için değil. Bu giysiler hazır giyimin ne olduğunu ilk kez keşfettiğiniz izlenimi veriyor. Bu kıyafetler adım adım kadının gizemini inşaa ediyorlar. diyerek tanıttı. Koleksiyonda yer alan pantolonlar, elbiseler ceketler Roseberry'in çok kullandığı ve kısa sürede ikonikleşen büyük, ağır altın aksesuarlarla yeni bir seviyeye taşınıyor. Daniel Roseberry Schiaparelli moda evinde çalışma şeklini şu şekilde anlatıyor: Yarın bir Lobster Dress yapacak olursak, şu an bunu yapmak için yaratıcı bir yetkiye sahibiz. Oysa başlangıçta benim kendi sesimi çıkarmam gerekiyordu. Roseberry tam olarak da bunu yapıyor. Kendi tasarım anlayışını Schiaparelli arşivleriyle destekleyerek markanın dilini izleyiciyi her defasında daha da çok heyecanlandırarak 21. Yüzyıla taşıyor. Roseberry'nin hazır giyim koleksiyonuna bakış açısı kendi deyimiyle izleyiciye hazır giyim ve beraber anıldığı gündelik kavramını sorgulamaya itiyor. Tasarımlarında gündelik diyebileceğimiz parçaların nasıl ilginç hale getirilebileceğini gözler önüne seriyor. Aslına bakılırsa Elsa Schiaparelli de kendi zamanında bunun çok benzerini yapmıştı. Henüz tasarımcılar hazır giyim veya couture koleksiyonları hazırlamazken, Schiap, ismi Schiaparelli Pour le Sport olan ilk dükkanınında triko koleksiyonuyla beraber mayo, plaj giyimi ve aksesuarlara da yer vermişti. Ona ün kazandıran ilk tasarımlarında trompe l'oeil kazakları gibi Pour le Sport koleksiyonuyla da gündelik ve couture arasındaki sınırları bulanıklaştırmaya başlamıştır. Roseberry de Bahar Yaz 2023 koleksiyonu için kot etek ve ceketten oluşan bir takıma yer verdi. Bu denim ceketin arkasında bulunan güneş Elsa Schiaparelli'nin tasarımı olan 'Phoebus' Cape'in arkasında bulunan desenle aynı. Roseberry aynı zamanda İtalya seyahati sırasında plajda gördüğü bir kadının üzerine yapışan kumlardan etkilenir ve bu takımın eteğinin arkasına sanki kumlarda oturulmuş izlenimi veren altın işlemeler ekler. Daniel Roseberry Elsa Schiaparelli'nin tasarımlarına referans vererek kendi tasarım gücünü Schiaparelli dünyasına başarılı bir şekilde entegre ediyor. Bu durum Roseberry'in adının bu kadar kısa bir zamanda Schiaparelli'yle bir anılmasının en büyük sebeplerinden."} {"url": "https://modakariyeri.com/data-dress-gelecegin-ayak-sesleri/", "text": "Kulağa çok tuhaf geliyor değil mi? Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, dün kulağımıza tuhaf gelen şeyler, yarınımızın alışkanlıklarını oluşturuyor. ''Coded Couture'' adı verilen veri tabanlı elbise teknolojisi, H&M Group'un sahibi olduğu dijital moda evi Ivyrevel ile Google'ın fikir birliğinden doğmuş. Giyilebilir teknoloji terimini bir adım yukarıya taşıyan bu elbisenin adı ise 'Data_Dress' olarak belirlenmiş. ''Data_Dress''in tasarımı için, kullanıcıların Android telefonlarına yükleyecekleri bir uygulamadan alınan veriler kullanılacak. Bu veriler kullanıcının ne kadar sık hareket ettiği, hangi etkinliklere gittiği, ne tür hava şartlarına maruz kaldığı gibi bilgileri içerecek. Daha sonrasında ise elbiseler kişinin yaşam tarzı, alışkanlıkları ve davranışları göz önünde bulundurularak tasarlanacak. Kişiye özel elbise tasarlayan bu teknolojinin verileri ise Google'ın Snapshot API servisi kullanılarak toplanacak. İlk olarak New York Moda Haftası'nda tanıtılan bu teknoloji şu an için kapalı beta aşamasında bulunuyor. Hizmetin bu yıl içinde potansiyel müşterilerine sunulması ve fiyatının 99 Dolar olması bekleniyor. ''Giyilebilir teknoloji'' dünyasına farklı bir heyecan getiren bu hizmet, ilerleyen günlerde moda odaklı tüketiciler ile teknoloji odaklı kişileri bir araya getirerek ''yeni geleceği'' inşa edeceğe benziyor. Günümüzde ''zaman ve maliyet optimizasyonu'' kavramlarının büyük önem taşıdığını düşünürsek, bu hizmetin''Haute Couture'' için gereken zaman ve para eforunu azaltacağını rahatlıkla söyleyebiliriz."} {"url": "https://modakariyeri.com/deneysel-markalar/", "text": "Rehberleri deneysellik ve özgürlük. Oyunu kuralına göre oynamayı reddederek, genel kalıpların dışına çıkan özgün markalar, sokak modasını etkileri altına aldılar.. Genel kalıpların dışında, deneysel ve özgün kesimleriyle bu dört marka lüksü sokaklar için yeniden tanımladı. Business Of Fashion'ın da BOF 500 listesinde yer alan marka kurucuları, farklı alanlardan gelmiş olsalar da, sınırsız deneme özgürlüğünde buluşarak bambaşka çizgiler yaratmayı başardılar. Gelin sokak modasının bu deneysel markalarına yakından bakalım. Off-White kurucusu Virgil Abloh, endüstri mühendisi olmasının ona verdiği inovatif ruhu tasarımlarında da kullanmaktan çekinmiyor. Sadece giyim değil, aksesuar ve mobilya alanlarında da farklı tasarımları olan Abloh, 2015 yılında LVHM yarışmasında finale kalarak dikkatleri üzerine çekti. Yaptığı çeşitli iş birlikleriyle de daha popüler bir isim haline geldi. Sokak modasının trend belirleyicilerinden sayılan Kendall Jenner, Bella Hadid ve Hailey Baldwin gibi isimler tarafından da sıklıkla tercih ediliyor. Aynı zamanda Louis Vuitton Erkek Koleksiyonlarının Kreatif Direktörü olan Abloh, Off-white için yarattığı kimlikle modayı şekillendirmeye devam ediyor. Monse kurucuları Laura Kim ve Fernando Garcia 18 yıl Oscar De La Renta'da beraber çalıştılar. Burada edindikleri deneyimi de kullanarak, modern ve feminen kadını yeniden yorumlamak istediler. Bu istek 2015 yılında Monse'yi ortaya çıkardı. Carolina Herrera için de çalışan ekip, 2016 CFDA ödüllerinde gelişmekte olan tasarımcılar ödülünü kazandılar. Yeniden yapılandırılmış parçalar ile dinamiğini oluşturan Monse, çarpıcı parçaları ile bizi alıştığımız kalıplardan vazgeçirecek gibi duruyor. Pre-Fall koleksiyonu için Monse New York'lu altı hayvan hakları kuruluşu ile çalıştı ve hayvan sahiplenmeye dikkat çekmek için ev arayan sahipsiz köpekleri kampanyasında kullandı. Ambush ise sokak modasına bir Asya esintisi getirdi. Eşi ünlü rap sanatçısı Verbal için tasarımlar yaparak yolculuğuna başlayan Yoon Ahn, grafik tasarım bilgilerini aksesuar tasarlarken sıklıkla kullanıyor.80'ler ve 90'lar kaykay kültürünün manifestosu olduğunu da söylüyor. Farklı materyaller kullanmayı seven Yoon'un Dior Homme mücevher ekibinin başına geçmesi de tesadüf olamazdı. Ambush markası, Nike ile yaptığı son iş birliği ile de adından sıklıkla söz ettirecek gibi duruyor. Y/Project ise farklı kesimleri ile stil kodlarını korkusuzca yazıyor. Kurucusu Glenn Martens Güzel Sanatlarda okumuş olmanın onda uyandırdığı naiflik ve cesaret duygularını markasına uyarlamış. Tül ve denim vazgeçilmez materyalleri. Bedenlere takılı kalmayı sevmeyen Martens, kendine özgü kalıplarıyla çalışmayı seviyor. Ugg bot markasıyla yaptığı son işbirliği, onun da ne kadar deneysel biri olduğunu kanıtlar nitelikte."} {"url": "https://modakariyeri.com/denim-dunyasinda-surdurulebilir-uygulamalar/", "text": "Denim, yaşayan bir kumaş olma özelliği ile moda alanında çok farklı yeri olan bir materyal. Sezonsuz ve zamansız olması onu trendlerden öte bir değerde tutmakta. Giorgio Armani'nin, Denim modada demokrasiyi temsil eder deyişi bir tesadüf değil. Türkiye, denim kumaş ve konfeksiyon üretim ve ihracatı açısından global olarak önemli bir yere sahip. Sadece hacim açısından değil, inovasyon açısından da sektörün önde gelen markalarının tedarik zincirlerinin önemli bir halkası.Bu bilinç ile, denim endüstrisindeki güncel değişimlere ve sürdürülebilir denim alanındaki yeniliklerden bahsetmek istedik. Denim uzun ömürlü bir moda parçası olmasına rağmen, malesef günümüz tüketim gerçeklerine yenik düşmekte. Son yıllarda global denim sektöründe, hem tüketim hem de üretim açısından talep fazlası söz konusu. Moda kurallarını ve alışkanlıklarını değiştiren Inditex, H&M, Topshop, Uniqlo gibi hazır giyim markaları, denim alanında da büyük etki yaratmış durumda. Marka segmentasyonunu tümüyle değiştirerek hızlı tüketim, moda sahnesine denimi de getirmiş durumda. 5 sene önce trendleri belirleyen denim markaları ise son dönemde satış kayıpları ve gelecek endişeleri yaşıyorlar. Hatta denim tarihçesinde önemli yeri olan bazı markaların moda sahnesinden yok oluşunu da üzülerek takip etmekteyiz. Bu durumdan en çok etkilenen, denim sektörünü özel kılan İtalyan marka ve üreticiler ise ticari baskılara yenik düşerek, genel ortama ve hıza ayak uydurma çabasındalar. Tüm bu perakende gerçekleri ve hızlı moda akımları, beraberinde kalite ve maliyet düşürme zorunlulukları ve üretimin haritada yer değiştirmesi ihtiyaçlarını da beraberinde getiriyor. Kopenhag'da mayıs ayında yapılan sürdürülebilir moda zirvesinde çok çarpıcı bazı rakamlar paylaşıldı. Nüfus artışı ve tüketim bu hızla devam eder ise, 2030 yılına kadar toplam giyim tüketimi 63% oranında artış gösterecek ve; 62 milyon tondan 102 milyon tona çıkacak. Mevcut duruma bakacak olursak, dünyadaki toplam atık alanlarının 5%'ini tekstil ürünlerinin oluşturduğu biliniyor. Bu rakamlar hem ihtiyaç fazlası üretimin hem de tüketim çılgınlığının alarm seviyesinde olduğuna işaret ediyor. Bu ayrıca uzun zamandır tartışılan yeni iş modellerinin devreye alınması ve yaygınlaşmasının ne kadar aciliyet kazandığının da göstergesi. Alışılagelmiş doğrusal iş modelinin yerine, yeniden kullanmaya odaklanan döngüsel iş modeli, atıkların da sürece dahil edilerek yeni ürünler kazanılmasına ve bu döngünün devamlılığı esasına dayanıyor. Tüm bu iş modellerinin ötesinde, sorunun ana kaynağının ihtiyaç fazlası üretim ve tüketim eğiliminde yattığı, Greenpeace'in mayıs 2017'de paylaşılan raporunda en çok öne çıkan tesbitti. Büyük perakande grupların satış fazlası stokları imha yolları ile ilgili duyulan haberler de bunu teyit ediyor. Özellikle söz konusu denim üretimi olduğunda, indigo boyama tekniği çevreye en çok zarar veren materyal. Bir denim pantolonun üretiminde, yaklaşık 3000 litre su ve 2 kg kimyasal kullanılmakta. Ayrıca ana hammadde pamuk uretimindeki unsurlar da eklendiğinde, alternatif üretim ve elyaf teknolojileri üzerinde düşünmek kaçınılmaz oluyor. Tüm dünyada tarımda kullanılan zararlı gübrelerin 6%'sının pamuk üretiminden kaynaklandığı biliniyor. Pamuk üretimi ve kullanımına dair aktif çaba içinde olan ve yeni bir tanım yaratmış olan bir girişim var: İyi Pamuk Uygulamaları Derneği. İyi pamuk uygulamaları derneği , BCI üreticiden perakendeye birçok grubun ortak hareket ederek, pamuk üretiminin olumsuz çevresel ve sosyal etkilerini azaltmayı ve sektörün geleceğini güvenli hale getirmeyi amaçlayan, uluslararası bir kuruluş. Ana hedef; 2020 'ye kadar toplam pamuk üretiminin 30%'unu iyi pamuk standartlarına ulaştırmak olarak belirlenmiş, ve bu hedefe yönelik çalışmalar global markalarda yayılarak devam ediyor. Pamukla ilgili bu çabalar devam ederken, bazı marka ve üreticiler ise, pamuksuz denim kumaş üretimine yönelik teknolojiler üzerinde çalışmakta. Mesela İsviçreli marka Freitag'ın İtalyan kumaş üreticisi ile beraber çalışarak yarattığı pamuksuz denim F-abric koleksiyonunda, kumaşlar keten, kenevir ve modal gibi doğal elyaflar kullanılarak dokunmuş. Boyama tekniğinde de indigo yerine benzer görüntü veren indantren boya teknolojisi uygulanmış. Marka ve perakende dünyasında, mağazalarda geri dönüşümü teşvik edici kampanyalar ve sürdürülebilir koşullarla üretilmiş ürün gruplarını vurgulamak gibi uygulamalar giderek artıyor. Söz konusu sürdürülebilirlik olunca akla ilk gelen denim markası, şüphesiz İsveç'li Nudie Jeans. Marka kurulumundan itibaren, tüm üretiminde organik pamuk kullanımı ve transparan tedarik kuralları ile sektörde bir sayfa açtı. Şu an mağazalarında bir yeniden kullanım ve tamir bölümü mevcut. Burada hikayesi olan 2. el denimler satın alabiliyor veya kendi deniminizin ömrünü uzatmak için tamire götürebiliyorsunuz. Amaç, daha az tüketimi desteklemek ! Bu alanda iddialı başka bir marka olan Patagonia ise Don't buy this jacket kampanyası ile, tüketimi azaltmayı teşvik ediyor. Oyunu esas değiştirecek olan ise, tüketicinin bilinçlenmesi, ihtiyaç fazlası tüketimin azalması ve sürdürülebilir moda markalarının tercih edilmesi olacaktır. Gunumuzun en cok dikkat ceken konularini etkili ve kolay anlasilir bir dille anlatmis. Umarim biz tuketiciler daha da algimizi ve aksiyonlarimizi dogru sekilde kullanabiliriz."} {"url": "https://modakariyeri.com/dergi-okumak/", "text": "Mutlaka Okumanız Gereken 7 Moda Dergisi yazısını yazalı neredeyse 1 yıldan fazla oldu. Hala sitenin en çok okunanlarından biri olan bu yazıdan beri gittikçe daha da az dergi okuduğumu farkettim. Moda haftaları, trendler ve neler olup bittiğini öğrenmek için çevrimiçi kaynaklara yönelirken, editoryal çekimler ve styling fikirleri için ise sosyal medya hesaplarına son bir yılda daha sık uğrar oldum. Tüm bunlar olurken Türkiye Glamour dergisinin kapanması, Conde Nast'ın Glamour, GQ gibi dergilerinde kısıtlamalara gitmesi ve son olarak da Teen Vogue'un yazılı haline veda etmesiyle birlikte Artık dergi okumuyor muyuz? sorusunu sık sık sorar olduk. İngiltere'de The Advertising Association'ın yaptığı araştırmaya göre dergiler 2005 yılından beri reklam anlamında gözle görülür büyük bir kar artışı yaşamıyorlar. The Business of Fashion'ın 2015 yılında yaptığı bir araştırmaya göre ise son 5 yılda dergi okuyarak geçirdiğimiz saatler %19 daha azaldı. 2018 itibariyle ise bu rakamın daha da düşmesi bekleniyor. Gerçeği söylemek gerekirse yıllardır Vogue okumadım. Kıyafetler çoğu insan için uygun değil ve fazla pahalı. Bu tarz dergilerin amacının istek uyandırmak olduğunu biliyorum fakat hem pratik hem de istek uyandıran bir dergi görmek istiyorum. Moda dergilerinin hepsinin reklam bütçesiyle döndüğünün farkındayım. Reklamsız bir derginin kar etmesi imkansız. Fakat son zamanlarda herhangi bir kitabevine girdiğinizde elinize ilk geçen dergiyi alın, 200 sayfanın altında bir moda dergisi bulmanız oldukça zor olacaktır. Özellikle de Eylül sayılarında verilen eklerle birlikte birçoğumuz dergi almaya niyetlensek bile 'o kadar ağır ki şimdi eve kadar bunu nasıl taşıyacağım?' düşüncesini aklımızdan geçirmişizdir. Peki bu gramajı ağır dergileri açtığımızda ise çoğu kişi büyük bir hayal kırıklığıyla karşılaşıyor çünkü yarısından çoğu içerik değil reklam. Ne de olsa moda ve lüks sektöründeki reklam gelirlerinin %80'e yakını hala basılı yayınlardan. Tüketicilerin perspektifinden bakarsak ise ücretsiz içerikler bu kadar ulaşılabilirken reklam olduğu bu kadar belli olan sayfaların arasından bilgiye ulaşmak ikinci tercih durumunda. Aslında dergi okumamamızdaki başlıca ve akla ilk gelen sebeplerden biri de çevrimiçi içerikler. Bağımsız websitelerinden, Instagram hesablarına, twitter'dan bloglara kadar moda dünyasında neler olup bittiğini takip etmek son 10 yılda inanılmaz bir şekilde kolaylaştı. Günümüzde hızın herşey olduğu moda dünyasında hızlıca üretmek kadar kaynaklara olabildiğince hızlıca erişmek de çok önem kazandı. Birçok moda evi defilelerini facebooktan canlı gösterirken, bir ay sonra basılacak moda dergilerini almak Y ve Z jenerasyonuna uzak geliyor. Haberler ve ilginç makaleler için ise objektif ele alınan geniş mecralara ulaşmak bir tık kadar kolay. The Business of Fashion'ın yaptığı araştırmaya göre ortalama bir Amerikan Vogue okuyucusu 38 yaşında. Yani ister istemez Y ve Z jenerasyonu için basılı dergilerin önemi diğer jenerasyonlara göre çok daha az. Bir diğer nokta da özgün içerik. Dergiler, her ne kadar büyük bir ekip ile oluşturulsalar da, genel yayın yönetmeninin onay vermediği hiçbir şeyin basılmadığı ortamlar. Çarpıcı, ilgi çeken ama sınırı da aşmayan, sıkıcı olmayan ama okunabilirliği olan konular bulmak dergileri kısıtlayan konular arasında. Bu seçiciliğin içinde de orjinal içerik bulmak bir hayli zor oluyor. Aylık çıkan dergilerde sanki birbirlerini tekrarlıyorlar gibi bir his var. Özgün içerikten bahsetmişken Amerikan Teen Vogue'dan bahsetmeden olmaz. Yaklaşık 2 ay önce Teen Vogue'un basılı haline veda ettiğinden bahsetmiştik. Modanın içinde siyasetin de olması gerektiğini gösteren ve özellikle de son bir yıldır bir hayli güncel içerik üreten Teen Vogue'un bu kadar popülerleştiği bir dönemde basım hayatına veda etmesi hepimizi çok şaşırtmıştı. Günümüz modada bireysellik devri. 50'ler ve 60'lı yıllardaki gibi döneme hakim belirli silüetler ve trendler artık yok. Moda, kişinin kendini istediği gibi yansıtabilmesi ve içinde mutlu olduğu parçaları giyebilmesi demek artık. Blogların çıkışı da bu amaca çok yakın. Moda dergilerinin okuyuculara dayattığı görüntülerin dışında kişilerin kendilerini olduğu gibi çekip, 'bakın ben bunu böyle anlatılanların aksine böyle giyiyorum ve böyle mutluyum' tarzındaki blog postları son 10 yılın en önemli moda akımlarını oluşturdu. Kısacası artık herşey bireysellik. Durum böyle olunca da insanlar stil anlamında bilgilenmek için özgün ve bedava kaynaklara gidiyor. Dergilerin empoze ettiği stil ikonları yerine, kişi kendi stil ikonunu kendi oluşturuyor. Kişisel olarak baktığımda dergileri yıllardır almayı bırakmamın en önemli sebeplerinden biri de bu. Dergiler reklamlarla döndükleri için içerik gereği okuyucularına sürekli yeni ürünler satma çabasındalar fakat zaten günümüzde dört bir yanımızın reklamlarla çevrili olduğu için haftanın 1 saati keyifle dergi okumak istediğimde dergilerin çaresizce bana birşeyler satmaya çalışması bende rahatlamaya değil strese sebep oluyor. Üstelik başlıklar insana reklam satmanın da ötesinde bence psikolojik baskı yapar bir seviyede. Dergiler okuyucularına sanki bu sezon o 5 marka ayakkabıya sahip olmazlarsa eksik, metalik trendine uygun bir parça satın almazlarsa sezon modasınının dışında kalacakları sinyalini veriyor. Bu durum belki 50'li ve 60'lı yıllarda olsaydık doğru olabilirdi fakat 2018'e girdiğimiz şu günlerde yukarıda da bahsettiğimiz gibi en önemli şey kişisellik ve stil sahibi olup modayla ilgilenmemiz için sezonun 5 parçasına sahip olmamız gerekmiyor. Lucinda Chambers'ın online Vestoj dergisine yaptığı açıklamalarda bu konudan bahsetmesi de önerimi kuvvetlendiriyor. Bir başka sebep de photoshop. Günümüzde photoshop kullanımını sadece dergilere indirgemek yanlış olur fakat sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasından çok önceleri dergilerin photoshop yaptığı biliniyordu. 2 ay önce İngiliz Grazia dergisinin Afrika'lı oyuncu Lupita Nyong'onun saçına haberi olmadan photoshop yapıp ardından daha Avrupai bir görüntüye sahip olması için photoshop yapıldığını açıklaması gündemi oldukça meşgul etmişti. Nyong'onun başlattığı- #donttouchmyhair saçımadokunma etiketli kampanya dünya çapında dergilerin tek tip güzellik anlayışına tepki olarak 60.000'den fazla kullanıldı. Bir başka örnek de Kate Winslet'in GQ için çektirdiği kapakta, haberi olmadan bacaklarına photoshop yapılması. Birçokları dergileri tek tip insanı normalleştirmek gibi konularla suçlasa da dergilerin son 5 yılda bu konuda ilerleme kaybettiğini de belirtmeden geçmeyeyim. Peki bundan sonra ne olacak? Dergilere veda edip online dergilerle mi devam edeceğiz. The Guardian tarafından yayınlanan makaleye göre dergilerin etkisi önümüzdeki yıllarda daha da küçülecek olsa da dergiler hala varklıklarını sürdürmeye devam edecekler. Herşeyin hıza dayalı olduğu moda dünyasında yazılı versiyonlarını birçok derginin aynı şekilde dijitale de uyarlayıp bir arada yürütmeye çalıştığını görüyoruz. Her ne kadar dergi okuyan kitle azalsa da bazı tüketiciler ise dergi okumayı sofistike ve devam etmesi gereken farklı bir deneyim olarak görüyorlar. Şu günlerde ise bağımsız dergiler, orjinal içerikler ve styling konusundaki daha özgür görüşleriyle tüm dünyaya yayılmış zincir dergilerden daha ön plana çıkıyorlar. Geçen yılki okumanız gereken 7 moda dergisi listemizde de ağırlıkta olarak bağımsız dergilerin üzerinde durmuştuk. Günümüzde dergilerin etkisinin azalmaya başlamasıyla birlikte en çok dikkatimizi çeken nokta ise eskiden dergiler sayesinde haber aldığımız markalardan, artık dergilere ihtiyaç kalmadan direkt olarak iletişim içinde olabiliyoruz. Takipçilerimiz arasında moda dergilerinin okunup okunmadığını ölçmek için başlattığımız anketimiz ise tüm burda yazdıklarımızı doğrular nitelikteydi. Katılımcılarımızın %70'e yakını ' Ne Sıklıkla Dergi Okuyorsunuz?' sorusuna 'Pek Değil' şıkkını işaretlerken, %30'u ise 'Çook' şıkkını seçti."} {"url": "https://modakariyeri.com/diesel-rekor/", "text": "Milano Moda Haftası hızlı bir şekilde başladı. Dünyaca ünlü markalar peşi sıra defilelerini sergilerken, Diesel haftaya Guinness Dünya Rekorlarına girerek imzasını attı. Allianz Cloud Arena'da 4800 misafirin katılımıyla gerçekleşen defilede kurulan dört devasa şişme insan figürü şimdiye kadarki en büyük şişme bebek olarak dünya rekorları kitabına geçti. Defilenin ilginçliği bununla da sınırlı kalmadı, her davetliye NFT hediye eden marka aynı zamanda bu kalabalık defilenin 3000 adet biletini internetten ücretsiz dağıtarak, 1600 öğrenciyi ise ayrıca davet ederek takdirleri topladı. Günümüzde defilelerin izleyici koltuklarını influencerlar doldururken, Diesel'ın bu hamlesi pazarlama açısından da çok önemli. İzleyicilerin %70'ini 26 yaşın altındakiler oluştururken Diesel'ın yeni hedef kitlesinin gençler olduğunu anlamak hiç zor değil. Dört bölümden oluşan defile; denim, utility wear, pop ve extravaganza olarak tanıtıldı. Markanın kreatif direktörü Glenn Martens koleksiyonunu anlattığı bu dört kelimenin aslında Diesel için kendi reçetesi olduğunu ve bu çizgide gideceğini belirtti. Denimin her şeklini ve tekniğini gördüğümüz defile, kargo pantolonlar, kamuflaj desenli parçalar, uzun paltolar ve hoodilerle utility wear kısmına geçiş yaparken sonrasında mini parlak elbiseler, canlı renklerle milenyum modasını yakalayan pop kısmıyla devam etti. Son olarak aşırı diyebileceğimiz ve dikkatleri Diesel etiketlerinin birleştirilmesiyle oluşturulan parçalarla defile kapandı. Diesel Glenn Martens önderliğinde, iki sezondur daha gençlere yönelik milenyum modasının izinde bir çizgiyle karşımıza çıkıyor. Bu çizgide başarıyla yürüyen marka, denim konusundaki uzmanlığını yaratıcılığıyla birleştirerek adından sıkça söz ettirecek gibi görünüyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/diet-prada-moda-taklitcileri/", "text": "İlk başlarda beni kahkahalara boğan bu instagram hesabıyla, moda polisi de diyebiliriz, Ekim ayında tanıştım. Dolce Gabbana'yı Gucci'nin vitrinlerini kopyalamakla suçlayan Diet Prada hesabı, Stefano Gabbana'nın karşı atağa geçmesiyle bir instagram savaş meydanına dönüşmüştü. Stefano Gabbana instagramda Şu an Gucci'nin yaptıklarını 90'lı yıllarda biz icat ettik. Bizden özür dile! diye yorum bırakmış, Diet Prada da bu yorumlara cevap olarak Bizden özür dile baskılı tişörtler yapıp sitesinde satmıştı. Bu savaş sırasında tanıdığım bu hesabın o günden itibaren inanılmaz bir hızla tanınmaya ve yayılmaya başladığına şahit oldum. Diet Prada'nın ilk instagram paylaşımı 2014 yılına dayanıyor. İki arkadaş olan ve style.com'da tüm defilelerin görsellerine bakıp moda tarihinde hangi koleksiyona benzediklerini bulma oyunu oynayan Tony Liu ve Lindsey Schuyler, sonunda bu paylaşımlarını instagrama taşımaya karar veriyorlar. Şu anda Tony Liu hesabı tek başına yönetiyor. İkili birçok kişinin Moda oku da gel gibi söylemlerine maruz kaldı, fakat zaten moda okumuş olmalarının dışında, aynı zamanda sektörde çalışıyorlar. Ayrıca moda kültürleri sayesinde WWD tarafından Moda sever herkesin takip etmesi gereken hesap olarak anıldılar. Bu hesap aslında konusunda bir ilk değil. Yıllardır takip ettiğim, bir akademisyene ait olan Into The Fashion hesabı da senelerdir defile benzerliklerini tartışıyordu, fakat hiçbir zaman bu kadar büyümedi çünkü ne böyle bir eleştirel tavıra sahipti, ne de bu kadar düzenli paylaşımlar yaptı. Diet Prada taklitçileri acımasızca ortaya çıkarıyor. Her bir instagram paylaşımında sol tarafta gerçek tasarımı, sağ tarafta ise taklidini etiketlenmiş olarak buluyorsunuz. Üstelik sadece moda markaları değil, aynı zamanda dergiler ve fotoğrafçılar da Diet Prada'nın radarında. Çoğu zaman birbirini taklit eden çekimleri Diet Prada hesabında görmek ve şaşıp kalmak mümkün. Diet Prada'nın son dönemdeki önemli başarılarından biri de Loewe'nin koleksiyonlarında kaynak göstermeden kullandığı geleneksel Ekvator desenlerinin peşinden ısrarla hak aramasıydı. İlkbahar Yaz koleksiyonunda Ekvator'lu zanaatkarların kültürel mirası olan desenleri ürünlerine taşıyan Loewe'yi sorumluluk almaya davet eden Diet Prada, bu konuda markadan geri dönüş almayı başardı. Aynı zamanda Loewe'nin tasarımcısı JW Anderson'un kendi markası için tasarladığı ve şu sıralar çok satan Pierce koleksiyonunun eski bir Hermes modelinin taklidi olduğunu ortaya çıkardı. Bu skandalın ardından çantanın Fransa'da satışının durdurulduğu da aldığımız haberler arasında. Diet Prada'nın ortaya çıkardığı en son büyük kopyacı skandalı ise çok iyi bildiğimiz bir isme ait: Kim Kardashian. Diet Prada bu skandala Kim Des Garcons adını verdi, çünkü Kim çıkardığı çocuk markası Kids Supply için yaptığı modellerden birinde bir Comme Des Garcons ceketini aynen taklit etmişti. Diet Prada bu açıklamaya oldukça çekimser yaklaşarak 151 bin takipçiye ulaşan hesabında Kim'in bu açıklamayı skandalın üstünü kapamak için yaptığını düşündüğünü açıkladı. Moda tarihinin başından beri büyük sorun olan taklitçiliği ortaya çıkarmak genel olarak çok zordur. Öncelikle geniş bir moda kültürü ve bilgisi, ardından çokça araştırma ve cesaret gerektirir. Özellikle büyük moda markalarının ilham aldıkları bağımsız tasarımcılar genelde gölgede kaldıklarından, bu tür iddialar eskiden inandırıcı gelmez ya da önemsenmezdi. Moda sektöründe tasarımcı haklarının git gide daha çok korunmaya başlandığı bu dönemde Diet Prada gibi bir hesabın tüm dünyadan ilhamın dozunu fazla kaçıranları bulması ve açıklaması oldukça büyük bir etki yaratıyor. Öyle ki Diet Prada birçok kişinin korkulu rüyası olmayı çoktan başardı. Söylemeden geçmeyelim Türk markalarına bile ulaştı . Diet Prada'dan korkanlar kadar onunla dost olmaya çalışanlar da var. Mesela Alessandro Michele, Diet Prada'yı en son Gucci defilesine davet etti ve ondan defilenin ilham kaynaklarını yorumlamasını istedi. Bu Diet Prada hesabının ilk marka işbirliği oldu. Stefano Gabbana'nın, Diet Prada'yı Kendini bir işbirliğine satmakla suçlaması da işte bundan sonra olmuştu."} {"url": "https://modakariyeri.com/dilara-findikoglu-kimdir/", "text": "Dilara Findıkoglu moda dünyası için genç ve yeni bir isim ama özellikle İngiliz basını tarafından son zamanların en yaratıcı ve ümit vaadeden tasarımcıları arasında gösteriliyor. Doğup büyüdüğü İstanbul'da liseyi bitirdikten sonra üniversite için Londra'da Central Saint Martins College of Art& Design'da moda tasarımından mezun olan tasarımcı, kendi eklektik ve özgün giyim anlayışıyla da tasarımlarıyla olduğu kadar ilham veriyor. Öğrencilik yıllarında Pompei London adıyla kurduğu harness markasından sonra Dilara'yı, birçok yabancı basın organında Central Saint Martins'den mezun olurken organize ettiği gerilla moda defilesiyle duyduk. Dilara, Türk kültüründen ilham aldığı, punk ve rock, feminizm, anarsizm, tarihsel ve mistik öğelerle birleştirdiği tasarımlarıyla yabancı basının şimdilerde radarında. Hatta Fransız Vogue dergisinin eski genel yayın yönetmeni Carine Roitfeld'in çıkardığı CR Fashion Book'ta mezuniyet koleksiyonu Rihanna tarafından giyildi. Londra Moda Haftası'nda koleksiyonunu sergilemek için Soho'daki bir striptiz kulübünü seçen tasarımcının adı ülkemiz basınınca daha çok tanınmasa da Fındıkoglu'nu globalde çok sık duyacağımıza eminiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/dilara-findikoglu-londra/", "text": "Tasarımlarını Lady Gaga, Madonna, Bella Hadid gibi isimlerin üzerinde görmeye alışık olduğumuz Dilara Fındıkoğlu, iki buçuk yıl sonra tekrardan Londra Moda Haftası'nda İlkbahar/Yaz 2023 tasarımlarını tanıttı. Pandemi dolayısıyla İstanbul'a dönen ve bu süreçten ilham alan Fındıkoğlu, kendini hem pandeminin kısıtlamalarından hem de o dönemde yaşadığı vize sorunlarından dolayı kapana sıkışmış hissettiğini, bu hisleri de çocukluğunda ve gençliğinde hissettiği kaçıp gitme arzusuna benzetiyor. Bu hislerden yola çıkarak koleksiyonunun temasını sıkışmış çocukluk, Dilara'nın geçmişinin cenazesi, yeniden doğuş olarak adlandırıyor. Dilara Fındıkoğlu'nun fiziksel ve ruhsal özgürlüğüne kavuşma yolculuğu olarak gördüğü bu koleksiyonunda, Viktoryen dönemi andıran korseler ve tüller sıkışmışlık hissini verirken, defileyi kapatmayı tercih ettiği kuş tüylerinden oluşan kırmızı elbise ile özgürlük mesajını veriyor. Vivienne Westwood ve Alexander McQueen havasını da aldığımız koleksiyonun en dikkat çeken parçası ise şüphesiz, tamamen transparan saç detaylı tül bir elbise. Dramatik olduğu kadar güçlü, diğer koleksiyonlarından daha farklı bir şekilde karşımıza çıkan Dilara Fındıkoğlu, defilesinde müzik dahi kullanmayarak odağı tamamen koleksiyonuna çekmeyi başarmış. İzleyenlere vermek istediği rahatsız bunalmışlık hissini koleksiyonun her parçasında başarıyla hissettirerek yine adından söz ettiren bir koleksiyona imza atmış."} {"url": "https://modakariyeri.com/dilara-findikoglu-lvmh/", "text": "Keşfetmeniz gereken tasarımcı Dilara Fındıkoğlu haberini yayınlayalı yaklaşık 6 ay oldu. Bu birçoklarımıza uzun bir zaman dilimi gelse de bir tasarımcı için oldukça kısa bir süreç aslında. Hele ki söz konusu tasarımcı bu altı ay içinde hem Marilyn Manson gibi bir isimle işbirliği yapıyor hem de LVMH ödülüne aday gösteriliyorsa gerçekten az zamanda büyük işler yapmış diyebiliriz. Daha bugün öğrendiğimiz taze habere göre Dilara, LVMH Grubu'nun bu sene 4. kere düzenlediği yükselmekte olan genç tasarımcılara verdiği LVMH ödülüne aday gösterilenler arasında. 90 ülkeden yaklaşaık 1,200 tasarımcının aday olduğu yarışmada ilk 21 arasında aday gösterilmek büyük bir onur. Birinci seçilecek tasarımcıya ödül Paris'te Foundation Louis Vuitton'da 16 Haziran'da verilecek. Diğer tasarımcıları çok tanımasak da Dilara şimdiden hepimizin favorisi oldu bile. LVMH ödülüne aday gösterilmenin yanı sıra Dilara şu sıralar ilk işbirliğine imza attığı için de moda dünyasının gündeminde ve bu seferki oldukça sıradışı bir isim- Marilyn Manson. İşbirlikleri moda dünyasında sıklıkla rastladığımız ve bize hep çok heyecan vermiş projeler olmuştur. Marilyn Manson kimimizin ürkütücü, kimimizin ise ilham verici bulduğu bir isim ama asıl önemli olan herkes bu ikilinin birbiriyle uyuştukları konusunda hemfikir. İkisi de protest, ikisi de isyankar ve ikisi de yaratıcı. Bu güç birleşiminin ortaya çıkardıklarını merakla bekliyor olacağız. Ayrıca global platformda hep yabancı tasarımcıların işbirliklerini duyduktan sonra bir Türk tasarımcısının da böyle projelere imza atması büyük bir başarı. Dilara'yı ilk yayınladığımızdan beri geçen bu 6 ayda hem Rihanna ve Lady Gaga gibi isimleri giydirmesi, ilk işbirliğine imza atması hem de LVHM gibi prestijli bir ödüle aday gösterilmesi onun bir kez daha adını gelecekte sıklıkla duyucağımızı gösteriyor. Dilara Fındıkoglu herkese hitap etmeyebilir ama herkesin birbirinin benzeri ve ticaret odaklı tasarımlar yaptığı bir moda dünyasında bizlere sıradışı ve farklı şeyler sunup, tüm moda dünyasına bambaşka bir perspektiften bakmamızı sağladığı için onu seviyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/dior-chez-moi/", "text": "Dior, Maria Grazia Chiuri'nin geçtiğimiz bahar aylarındaki karantina döneminde tasarladığı, ev giyimine ithaf edilen ilk kapsül koleksiyonu Dior Chez Moiyı yarattı. Evde dahi stil sahibi bir yaşam için tasarlanan bu seride Chiuri'nin yakın arkadaşı olan Romalı sanatçı Pietro Ruffo, imzası haline gelen zodyak motiflerini yeniden yorumluyor. Mösyö Dior'un doğayla ilgili inançlarına atıfta bulunan bu koleksiyon, yeryüzü ile gökyüzünü, kıtalarla yıldızları, bitkilerle hayvanları adeta birbirine kenetliyor. Maison'un alamet-i farikası Toile de Jouy deseninin yenilenmiş versiyonuna ek olarak; dışarıda da giyilebilecek, karşı konulması zor ve zamansız parçalar olan değerli pijama takımları, hassas bornozlar ve konforlu pançolar Ruffo'nun skeçleri ile öne çıkıyor. Rafineliğe davetiye çıkaran koleksiyon, Dior imzalı zarif yaşam stilini kutluyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/dior-haute-couture-2022/", "text": "Zihinlerin ve ellerin uyum içinde çalıştığı atölye: Hem bir enstrüman hem de haute coutureün büyülü ve bilimsel dilinin her daim yenilendiği bir deney alanı. Aynı zamanda, Maria Grazia Chiuri tarafından hayal edilip gerçeğe dönüştürülen Dior Haute Couture 2022 koleksiyonunun sembolü. Atölyenin kusursuzluğunu simgeleyen işlemeler, burada yalnızca dekoratif bir detay olarak kullanılmıyor; kumaşa yapısını ve mimarisini kazandırıyor. Koleksiyonun imzalarından olan çoraplar, farklı parçalar arasında canlı bir diyalog kurmak üzere kazandıkları olağanüstü çok boyutlu yapılarını bu işlemeler sayesinde elde ediyor. Tekil silüetler,Maria Grazia Chiuri ile Hint sanatçı ikili Madhvi ve Manu Parekh'in bir araya gelmesiyle, Chanakya Atölyeleri ve Chanakya School of Craft'te ortaya çıkan eşsiz çalışmalarla vurgulanıyor. Yeteneğin yüceltildiği bu ilham verici, kolektif ve yaratıcı diyalog ile, sanat ve zanaatkarlığın kesişim noktasındaki işlemeler ortak bir ifade biçimine dönüşüyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/dior-ilkbahar-yaz-2022/", "text": "Dior İlkbahar-Yaz 2022 Koleksiyonu için tasarlanan masal dünyası; merak, arzu ve araştırmadan besleniyor. Maria Grazia Chiuri bu kez 1960'lı yılların zenginliğinden yola çıkıyor. Spesifik olarak, 1961'de sunulan ve o dönemki moda basını tarafından Tıpkı 'New Look'un 1947'de yaptığı gibi, modayı tamamen değiştirecek bir koleksiyon. ifadesiyle aktarılan Marc Bohan'ın Slim Look koleksiyonunu vurguluyor. Maria Grazia Chiuri Bohan hakkında Geçmişle ipleri kopararak Dior'u hazır giyim dünyasına tanıtmıştı. Dior tarihinin bu bölümünü kendi zevkime ve ruhuma çok yakın buluyorum. diyor. Siluetler Bohan estetiğindeki dönen renk bloklarına referansla kesimleri ve farklı renklerle oluşturulan grafik efektleri vurguluyor. Sarı, yeşil, kırmızı, lacivert, turuncu ve ahududu rengi adeta dans ediyor. Bu renkler aynı zamanda oyunların kalbindeki mekansal geometriyi sembolize ediyor: Defilenin set tasarımında, İtalyan sanatçı Anna Paparatti'nin işlerinin felsefesini yansıtan bir ruhla attığı absürdist imzası fark yaratıyor. Materyaller ve desenler sanatın, tasarımın ve modanın buluştuğu benzersiz bir özgürlük mekanı olan Roma'daki efsanevi gece kulübü Piper Club'ı çağrıştırıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/dior-ilkbaharyaz-2023/", "text": "Her Maria Grazia Chiuri koleksiyonu yaratıcı hayal gücüne yeni kapılar açıyor. Dior İlkbahar-Yaz 2023 koleksiyonu için Kadın Koleksiyonları Kreatif Direktörü, otobiyografiyle yansıma arasında bir yerde kendi yolunu çizmek üzere Maison arşivlerinde bulduğu bir Paris haritası görselinden yola çıkıyor. Ardından, Catherine de' Medici'nin isteği üzerine tasarlanan Tuileries Bahçeleri geliyor. Fransız topraklarına 1533 yılında ayak basan bu soylu İtalyan, kadın ve güç ilişkisinin sembolik figürü haline geliyor. Maria Grazia Chiuri, onun politik zekasından ve topuklu ayakkabı, korse, Burano danteli gibi, yine onun öncülük ettiği ve her biri soylular arasında yayılıp vazgeçilmeze dönüşen icatlardan çok etkileniyor. Esasında sarayda giyilen geniş eteklerin, kimi zaman gizlenen, kimi zaman görünür bir şekilde kullanılan gepiyerle birlikte bir Dior silueti oluşturduğunu fark ediyor. Çağdaş zanaat aracılığıyla, eski bir geleneğin yeniden yorumlanmasını sağlıyor: Çiçek ve kuş motifleriyle süslenen rafya paltolar, sanatçı Eva Jospin imzasını taşıyan set tasarımı ile Barok mağaralarla buluşuyor. Bu olağanüstü setin kalbinde ise dansçı ve koreograf ikili Imre ve Marne van Opstal'ın hazırladığı büyüleyici bir performans sunuluyor. Güzel ve rahatsız edici olan, gizem ve ustalıkla buluşuyor. Feminen gücün çeşitli yüzleri, bu göz alıcı kolektif enerji ile keşfediliyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/doga-dostu-kumas/", "text": "Kişisel ve toplumsal farkındalıklarımızın daha doğrusu taleplerimizin bir şeyleri değiştirdiği aşikar. Son yıllarda dillerden düşmeyen sürdürülebilirlik terimleri bunun bir delili. Doğa dostu kumaşlar da karşımıza daha sık çıkmaya başladı. Çevremize ve doğaya karşı endişelerimiz özellikle moda sektöründeki bizler için bir nevi kanayan yara, çünkü biliyoruz ki moda sektörü, dünyayı en çok kirleten sektörlerin başında geliyor. Fakat teknolojinin ve farkındalığımızın gelişmesiyle sektöre dair aldığımız güzel haberler de günden güne artıyor. Örneğin zincirin baş halkalarından biri olan hammadde yani elyaf/iplik ve kumaş üretimindeki yenilikler. Doğaya zarar verdiğini, fazla su tüketimine sebep olduğunu söylediğimiz tüm süreçler çoğunlukla bu ilk aşamanın sonuçları. Bu sebeple bu alandaki her tür iyileştirme bizler için umut demek. Daha az su tüketen, doğaya, toprağa daha az zarar veren, hayvanları ve işçi haklarını koruyan, kimyasal tarım ilaçlarına gerek duymadan üretilen materyallere yönelmemiz, bunların üretiminin de artması demek. Bu noktada üreticiyi yönlendirecek olan biz tasarımcılar ve tüketicileriz. Gidişat da gösteriyor ki yakın gelecekte şartlar çok daha iyi olacak. Biz de şimdiden bu hassasiyette olan birkaç kumaş/elyaf türünü sizler için derledik. Aşağıda yer alan materyallerin ortak özelliği Doğa Dostu ve İşçi Hakları Sertifikalarına sahip olmaları. Banana sylk kumaşı %100 saf, muz ağacı gövdesinden üretiliyor. Ağacın gövde kısmının en iç ve en yumuşak kısmından elde edilen lifler kullanılıyor. Muz bitkisi sadece bir kere meyve verebilen bir bitki bu sebeple hasat zamanı bittikten sonra bitkiler ya yakılıyor ya da küçük bir kısmı büyükbaş hayvanları beslemek için kullanılıyor. Banana sylk kumaşı ise hasat zamanından sonra yakılmak için ayrılan gövdelerden üretiliyor. Yani aslında atıklar, değere dönüştürülüyor. Üretimi için hiçbir ekstra alan ya da suya ihtiyaç duymayan bu lifler ağırlıklı olarak, dünya muz üretiminin başında gelen ülke, Hindistan'da üretiliyor. Diğer doğal, organik liflere kıyasla aşırı derecede yumuşak, daha fazla nefes alan, dayanıklı, daha az su tüketen, toksik olmayan bir kumaş Muz İpeği. Normal ipek kumaşla aynı kaliteye sahip, üstelik bildiğimiz ipeğe kıyasla makinada yıkanabiliyor ve kimyasal kuru temizleme işlemine gerek duymuyor. Bu doğal kumaş, boyayı pamuğa kıyasla çok daha iyi emiyor ve böylelikle boyama işlemi sırasında daha az su tüketimi sağlıyor. Ayrıca bitki boyalarından gelen su, kapalı bir döngü sistemi oluşturan tesisi çevreleyen tarlaları sulamak için kullanılıyor. Finlandiya'da bulunan Spinnova, FSC sertifikalı ağaçtan yapılmış bir selülozik elyaf geliştirdi. Diğer selülozik liflerin aksine, Spinnova selülozu çözmeden veya zararlı kimyasallar kullanmadan doğrudan tekstil lifine dönüştürülüyor. Ağacı kumaşa dönüştürmek yeni bir şey değil, ancak rayon gibi eski, ağaç esaslı kumaşlarda suyu ve çalışan işçileri zehirleyebilecek sert kimyasallar kullanılıyor. Spinnova adlı bir girişim tarafından yapılan yeni kumaş, kimyasallar yerine mekanik bir işlem kullanıyor. Tek yan ürün buharlaştırılmış su, ki o da üretimde yeniden kullanılıyor. Genellikle kuraklığa eğilimli alanlarda, çok miktarda su kullanan pamuğun aksine böcek ilacına ve tarım arazisine ihtiyaç duymadan üretiliyor. Kenevir doğal bir bitki lifidir. Bir bast lifidir, yani bir bitkinin kökünden gelir. Organik kenevir, birden fazla kaynağa göre kullanabileceğiniz en sürdürülebilir liflerden biridir. Kenevir lifi saptan çıkarıldıktan sonra, ipliğe dönüştürülmesi minimal çevresel etki ile büyük ölçüde mekaniktir. Kenevir, aynı arazide pamuktan % 250 daha fazla lif ve ketenden % 600 daha fazla lif üretir ve dönüm başına en yüksek verime sahiptir. Kenevir, çeşitli iklimlerde son derece hızlı büyüyen yenilenebilir bir liftir ve büyümek için kimyasal böcek ilacı veya gübre kullanılmasını gerektirmez. Ayrıca kenevir, hayati besinleri yenileyerek toprak üzerinde faydalı bir etkiye sahip olabilir. Kenevir tüm doğal tekstil elyaflarının en güçlü ve en dayanıklılarından biridir. Yaşla birlikte daha da iyi olduğu söylenebilir. Ne kadar kullanılırsa, o kadar yumuşak olur. Kenevir UV ışığına, küf ve pasa da dirençlidir. 2018 İlkbahar Hazır Giyim koleksiyonumuzla kenevir kullanılarak yapılan stilleri tanıttık. En çevre dostu kumaşlardan biri olarak kabul edilen kenevir, haşerelere karşı doğal olarak dayanıklıdır, nispeten az su gerektirir ve hızlı bir şekilde büyür. Kenevir kardeş bitki dir, yani etrafındaki ürünler için toprağı yeniler ve ürün rotasyonu için idealdir. Kenevir, her yıkama ve aşınma ile yumuşayan yeni bir keten hissi verir. Peace Silk , hayvan refahı, sosyal standartlar ve çevreyi koruma açısından, geleneksel ipeğe göre daha sürdürülebilir bir seçenek olarak kabul ediliyor. Normalde, ipek kozaları hasarsız bir lif elde etmek için, içinde hala ipek solucanı yaşarken kaynatılıyor veya kurutuluyor. Peace Silk üretimi ise ipek solucanın ya kozasından doğal olarak çıkmasını sağlıyor ya da kozalar kesiliyor, böylece ipek solucanı lif işlenmeden ve bükülmeden önce dışarı çıkabiliyor. Peace Silk kimyasal madde ve hormon kullanılmadan üretiliyor. Böyle olması çevreye verdiği zararı ortadan kaldırdığı gibi, normal ipeğin üretimi sırasında kullanılan kimyasalların ve tarım ilaçlarının çalışanları olumsuz etkilemesi riski de ortadan kalkmış oluyor. Peace silk üreticisi Cocccon şirketi, Hindistan'daki Jharkand'ın kırsal bölgelerinde yüzlerce kişiye iş imkanı verdi ve işçilerine adil ücret ödenmesini sağlıyor. Ananas lifi, gıda endüstrisinin tarımsal bir yan ürünü olan ananas bitkisinin yapraklarından yapılıyor ve kullanımı çok yönlü. Ananas meyvesinin hasat edilmesinin ardından, bitki yaprakları gövdeden ayrılıyor. Lifler yapraklardan elle ayrılıyor. Selülozik tel demeti daha sonra yakındaki bir nehirde yıkanıp ve kurumaya asılıyor. Herhangi bir dolaşıklığı gidermek için telleri cilaladıktan sonra, yaprak telleri, geleneksel bir yöntemde sürekli bir lif oluşturmak için tek tek düğümleniyor. Bir kilo yaprak, her biri yaklaşık 60 cm uzunluğunda 15-18 adet beyaz, kremsi parlak lif sağlayabiliyor. Bu, genellikle toplam 30 kişiyi kapsayabilecek, el emeği yoğun ve yavaş işlem. Ananas lifi, tek başına, giyim ve aksesuarlar için, tropikal olmayan iklimli yerler için mükemmel, hafif ve sert bir malzeme oluşturuyor. Bugün en çok ayakkabı ve aksesuarlarda kullanılan Pinatex olarak adını duyuyoruz. Ananas lifi üretiminden kaynaklanan herhangi bir atık, gübre olarak kullanılabiliyor ve böylelikle tüm malzemeler kendi yaşam döngüsünde kalıyor. Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi var olan kaynakları farklı şekillerde değerlendirmek veya teknolojinin getirileri sayesinde daha çevre ve insan dostu materyaller üretmek mümkün. Üretici veya tüketici olarak bizlere düşen de bilerek araştırarak bu tarz eğilimleri talep etmek ve artmasını sağlamak. Çok faydalı bir yazı teşekkürler paylaştığın için. Özellikle kendimizle kaldığımız, hayatın bazı alanlarını içselleştirerek sorguladığımız şu günlerde bence harika bir bilgi notu/hatırlatıcı."} {"url": "https://modakariyeri.com/dora-teymur-tasarimci/", "text": "Türkiye'de moda sektöründe çok konuşulan konulardan biridir yurtdışına açılmak, bu sektördeki başarılı insanların yurtdışındaki bu daha da zorlu ve rekabetli dünyada kendine yer bulabilmesi. Geçtiğimiz haftalarda sitede bahsettiğimiz Keşfetmeniz Gereken Tasarımcı: Dilara Fındıkoglu yazısından sonra bu sefer de yurtdışında bu sektörde başarılı işler yapan ama nedense ülkemizde o kadar da tanınmayan başka isimleri kaleme almaya karar verdik. Bu isimlerden bir diğeri de Dora Teymur. Büyük ihtimalle çoğumuzun ilk defa duyduğu Dora Teymur, Londra'da yaşayan bir Türk ayakkabı tasarımcısı. Aslen Gaziantep'li olan Teymur, 2011 yılında London College of Fashion'ın ayakkabı tasarımı bölümünden mezup Londra'ya temelli yerleşerek kendi markası 'Dora Teymur'u kurmuş. Teymur'un tasarımlarına bakınca çıkış noktalarını ve referanslarını net bir şekilde anlayabiliyoruz. 18. yüzyıl Avrupa asillerinin ayakkabılarından aldığı ilhamı 60'lı yılların retro ve space age göndermeleriyle harmanlayan Teymur yer yer de rock'n roll ve punk kültürlerinden öğeler uyarlıyor tasarımlarına. Bu sıradışı tasarımlarda özellikle de İngiltere moda dünyasında Teymur'un tasarımlarını şimdiden bir arzu nesnesi yaptı bile. 18. yüzyıldan tarihsel referanslar taşıyan ayakkabı tasarımcısı denince aklımıza ilk olarak Manolo Blahnik gelse de Teymur'un çizgisi çok farklı ve kendine özgü. Teymur'un monokrom tonların yanı sıra parlak kırmızılar, metalik tonlar kullanmayı sevdiği tasarımlarının isimleri ise oldukça tanıdık: Şeyma, Filizkiye ve Harput. Teymur'u sevmemizdeki nedenlerden bir diğeri de mütevazi kişiliği. Roportajlarında verdiği samimi, egosuz, kendiyle barışık cevapları o kadar içten ki herkesin kişisel reklamını yapmak için yarıştığı moda dünyasından çok ötede bir isim. Kişiliğini tanıma fırsatı buldukça bu sıradışı ayakkabıları daha da çok seviyoruz sonucta tasarımcının kişiliği ister istemez markanın ruhuyla iç içedir. Dora Teymur sadece ayakkabı üstüne çalışan butik bir marka o yüzden de kendi sitesi dışında Beymen, Net-a-Porter, Browns, Farfetch ve Opening Ceremony gibi adreslerde satılmakta. Teymur'un ayakkabı tasarımına olan ilgisiyle moda müşterisinin hala aksesuara aç olduğu düşüncesiyle başladığı bu yolda, önümüzdeki zamanlarda çanta ve diğer aksesuarlara geçiş yapıp yapmayacagını hep birlikte göreceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/dunyanin-en-surdurulebilir-denim-markasi-belli-oldu/", "text": "Moda dünyasının hem en çok tartışılan, hem de en çok giyilen kumaşlarından biri denim. Uzun ömürlü olması ve moda dünyasında demokratikleşmeyi temsil eden denim kumaşının birçok bedeli var. Bunların başında da yaklaşık iki ay önce yayınladığımız yazımızda olduğu gibi sürdürülebilirlik geliyor. Üretim aşamasında çevreyi bu kadar kirleten bir kumaş olunca da özellikle kot pantolon seçerken sürdürülebilir alternatifler aramaya başlıyoruz. Denim sektöründe sürdürülebilirliğin gittikçe önem kazandığı şu günlerde ise denim dünyasının en sürdürülebilir kot pantolonu belli oldu- G-Star. Bazılarımızın aşina, bazılarımızın ise ismine yabancı olduğu G-STAR gerçek bir denim markası. 1989 yılında kurulan marka için sürdürülebilirlik, kimliklerinin bir parçası. Hatta markanın sosyal sorumluluk direktörü Frouke Bruinsma'ya göre 'Sektörde kalıcı olmak istiyorsanız çevreye verdiğiniz etkiye bakmak zorundasınız'. G-Star'ın yeni çıkardığı denimi G- Star Raw ise geçtiğimiz günlerde dünyanın en sürdürülebilir denimi seçildi. Ürünün bu başarıya ulaşmasını sağlayan özelliklere baktığımızda ise hiç fermuar kullanılmamasından, organik kumaşa, etik üretimden sürdürülebilir yıkama tekniklerine kadar birçok farklı aşamadan oluştuğunu görüyoruz. Fakat G- Star Raw'ı sürdürülebilir yapan ve diğer denim markalarından ayıran en önemli özelliği ise kuşkusuz boyama tekniği. Denim üretiminin en çevreyi kirleten işlemleri arasında bir numarada boyama tekniği var. Denim kumaşları, moda dünyasında neredeyse 120 yıldır aynı teknikle boyanırken G-Star'ın geliştirdiği yeni boyama tekniği sayesinde bu işlemdeki kimyasal kullanımı %70'e yakın azaltılıyor. Böylelikle gereksiz su sarfiyatının da önüne geçiliyor. G-Star'ın sürdürülebilir denimi aslında uzun yılların projesi; geçmişi 12 yıla dayanıyor. Markanın 2006 yılında kurduğu GSRD derneğinde 12 yıldır sürdürülebilirlik üzerine çalışmalar yapan marka, denim sektörünün gidişatında büyük önem taşıyacak bir ilke imza atmayı başardı. G-Star'ın yeni geliştirdiği bu teknikle hem tüketiciler denim kumaşta sürdürülebilirlik hakkında bilinçlenirken, diğer markalarında denim kumaşta sürdürülebilirlik hakkında pozitif adımlar atacağına şimdiden eminiz. - Denim Dünyasında Sürdürülebilir Uygulamalar yazısını okumak için tıklayınız. Istanbul doğumluyum.Nişantaşı Işık Lisesi'nin ardından lisans eğitimimi London College of Fashion'da Fashion Design& Development bölümünde tamamladım. Istanbul'a dönüp bir sene Vakko'da satın alma ve merchandising asistanlığı yaptıktan sonra Londra'ya geri dönüp yine LCF'de Moda Yönetimi ve Stratejik Moda Pazarlaması yüksek lisansı yaptım. Mayıs 2016'dan beri Moda Kariyeri'nde içerik editörüyüm."} {"url": "https://modakariyeri.com/edward-enninful-vogue/", "text": "Moda gündeminden bir son dakika haberi İngiliz Vogue'undan geldi. İngiliz Vogue'unun 25 yıldır genel yayın yönetmeni olan Alexandra Shulman Ocak ayında istifa edeceğini basına bildirmişti ama Shulman'ın yerine geçecek isim hakkında kafalarda soru işaretleri vardı. Dün itibariyle bu isim belli oldu. British Vogue'un yeni Genel Yayın Direktörü Edward Enninful. Aslen Gana'lı olan ama Londra'da büyüyen Enninful moda sektörüne i-D dergisinde çalışarak başlıyor. Dergide editör olduğunda henüz 18 yaşında olan Enninful moda dünyasının gelmiş geçmiş en genç editörleri arasında. Daha sonraları ise İtalyan ve Amerikan Vogue dergilerinde Contributing Editor Katkıda Bulunan Editör- olarak çalışıyor. 2008 yapımı September Issueyu izleyenler bu belgeselde Edward'a sıklıkla rastlayabilir. Hatta Anna Wintour'un, Enninful'un yaptığı çekimleri beğenmemesiyle ona yaşattğı sıkıntıları görebilirsiniz. 2011 yılından beri Conde Nast yayıncılığa ait W Magazine'de Moda ve Stil Direktörü olan Enninful artık dünyanın moda konusunda en önemli kaynaklarından biri olan Vogue'un başındaki isimler arasında. Enninful'un çalışmalarına bakarsak, onun birçok hikayenin arkasındaki gizli güç olduğunu görebiliriz. 90'lı yıllarda grunge'ın en popüler olduğu dönemde çalıştığı dergilerde ve çekimlerde sık sık bu akımı vurgulamasıyla tanıdığımız biri Enninful. Aynı zamanda da Vogue İtalya'da derginin en fenomen sayılarından olan The Black Issue Siyah Seri'nin çıkarılmasında da büyük payı var. Stoklarda anında tükenen ve Conde Nast'ın 40,000 adet daha sipariş verdiği bu sayının amacı moda dünyasında siyahi renkteki insanların da eşit şartlarda yer almasını sağlamak ve farkındalık yaratmaktı. Enninful aynı zamanda bugüne kadar Missoni, Dolce& Gabbana, Christian Dior ve Fendi gibi birçok lüks markanın reklam kampanyaları için de çalışmış bir isim. Yani 45 yaşındaki Enninful, hakkında bilinenlerden çok daha fazlası var. Yabancı basında büyük yankı uyandıran bu haberi sadece bir genel yayın yönetmeni değişikliği olarak görmek yanlış olur. Yaklaşık 100 yıldır faaliyet gösteren İngiliz Vogue'undaki ilk erkek genel yayın yönetmeni olarak tarihi bir ana imza atmış oldu Enninful. Moda tasarımcılarının sıklıkla erkek olduğunu ve kadınlara bu konuda daha fazla yer verilmesi gerektiği, endüstride tartışılan güncel sorunlar arasındaydı. Enninful'un İngiliz Vogue'undaki ilk erkek genel yayın direktörü olması ise dergilerdeki benzer pozisyonların kadınların egemenliğinde olduğunu gösteriyor belki de. 1 Ağustos'ta görevi devralacak olan Enninful hepimizi daha dinamik bir Vogue konusunda umutlandırıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/el-emegi-goz-nuru-girisimcilik/", "text": "Dedemin mesleği nedeniyle şehirden şehire giderken çocuklarına her gittiği yerin havasına göre güzel kıyafetler diken anneannemin bu sevdası vefatına kadar devam etti. Onun için örgü, dikiş, sevdikleri için yarattığı kıyafetler sadece daha uygun fiyata güzel giyinmek değil, aynı zamanda giysiler aracılığıyla tutkusunu paylaşmak demekti. Olgunlaşma enstitüsü mezunu anneannem el becerisiyle sadece kendisini ve ailesini şık giydirmekle kalmadı aynı zamanda Ankara'da Orkide adında bir mağaza açtı. Elleriyle yaptığı şapkalarını kadife kumaş, dantel ve çiçeklerle süsledi ve mağazasında bunları satarken kendi özgürlüğünü kazanmanın ve üretken olmanın muhteşem hazzını yaşadı. Bir de torunlarına bugün anlatmamız için güzel bir miras bıraktı. Profesör Dr. Çiğdem Kağıtçıbaşı Türkiye'de sosyal psikolojinin kurucularından. Uluslararası psikoloji dünyasında da tanınmış bir bilim kadını. Duke, Harvard, California-Berkeley üniversitelerinde ders vermiş, 200'den fazla makalesine uluslararası atıfta bulunulmuş bir hoca. Şu an Koç Üniversitesi'nde Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin başında. Mesaj aslında oldukça net. Ailevi nedenlerden, kreş hizmeti gibi sosyal yardımların yetersizliğinden ya da fırsat eksikliğinden çalışamayan kadınlar işgücüne katılmaya karar verirlerse öncelikle kendilerine ve ailelerine, ardından da Türkiye'nin ekonomik ve sosyal gelişimine yapacakları katkı çok büyük. İş hayatına ara veren kadınların yeniden çalışmaya başlamasına destek olmak amacıyla kurulan Yeniden biz derneği bu alanda çok aktif çalışmalar yürütüyor. Şimdi de moda ve tekstil sektörüne gelelim. Sektörde çalışanlar rakamlara ihtiyaç duymadan onaylayabilirler, bu sektör kadın işgücüne fırsat veren bir sektör. Bunun nedeni modanın gerektirdiği hassasiyet, görsel kabiliyet ve yaratıcılık mı yoksa tekstil sektörünün önem verdiği ince el emeği mi, yoksa modanın kadınların vazgeçemedikleri bir tutku olması mı bilemiyorum, fakat moda hem gardrobumuzun hem de iş hayatımızın bir parçası. Rakamlara gelirsek, Türkiye İstatistik Kurumu 2013 hane halkı işgücü verilerine göre Türkiye'de tekstil sektöründe çalışanların yaklaşık yüzde 43'ü kadın. Bu rakam umut veriyor. Bir de kadın girişimciler var. Küçük ve büyük ölçekli girişimler heyecanlandırıyor. Bugün yaratıcı fikirlerini dijital araçların da yardımıyla hızlı ve masrafsız bir şekilde potansiyel müşteri kitleleri ile buluşturup kendi markalarını yaratan girişimciler var. Şeyma Selman gibi, daha öğrencilik yıllarında instagram üzerinden kendi tasarlayıp diktiği ürünleri satmaya başlayan tasarımcılar hiç de az değil. Bazı girişimci markalar yatırımcıların ilgisini çekip destek de alabiliyorlar. Bunlara bir örnek Arya yatırım fonundan yatırım desteği alan Tukutukum markası. Tukutukum 2014 yılında Tuğba Kuzdere tarafından kuruldu. Bir diğer ilham verici örnek Cashmere in love markasının geldiği nokta. Parsons mezunu olan Esra Bezek Dikencik tarafından 2007 yılında kurulan Cashmere in love bugün Bebek'teki flagship mağazası dışında Amerika, Avrupa ve Asya'da farklı noktalarda satılıyor. Kaşmiri modern kesimlerle yorumlayan marka girişimlerin nasıl sürdürülebilir ve global bir iş modeline dönüşebileceğine örnek. Günümüzün kadın girişimcileri ile 50'li yıllarda el işi şapkalarını satmaya çalışan anneannemin devirleri farklı ama bir ortak özellikleri var: Tutkularından vazgeçmemeleri ve şartlar ne olursa olsun kendi amaçlarına odaklanmaları."} {"url": "https://modakariyeri.com/emma-watson/", "text": "Alberta Ferretti, Lancome ve Burberry gibi prestijli markaların yüzü olmasının yanı sıra aslında Watson moda sektöründeki büyük sorunlarla yakından ilgileniyor. Bunların en başında gelenlerinden biri de sürdürülebilirlik. Eco-Age'in bir projesi olan Green Carpet Challenge'ın en kuvvetli savunucularından biri Emma. 2015 yılında GCC ile anlaşma imzalayarak kırmızı halıda her giydiği parçanın sürdürülebilir olacağının garantisini verdi. Bu parçalar içinde en beğenileni Met Gala'da giydiği Calvin Klein tasarımı olan ve atık plastik şişelerin geri dönüştürülmesiyle yapılmış monokrom parçaydı. Diğer bir örnek ise Emilia Wickstead tasarımı, Beauty and the Beast'in galasına giydiği bu tasarım. Emma'nın sürdürülebilirlikle olan deneyimlerini sadece GCC ile kısıtlayamayız. Günlük hayatında da sık sık sürdürülebilir markalar tercih eden Emma, Zady isimli sürdürülebilir marka için bir kapsül koleksiyon bile hazırladı. İnsanları alışveriş yaparken daha duyarlı markalar kullanmaya yöneltmek için The Press Tour adlı bir instagram hesabı da mevcut. Emma'nın günlük hayatında kullandığı sürdürülebilir parçaların nereden olduğunu bulmak için siz de The Press Tour'u takip edebilirsiniz. Sadece moda'da değil, Emma kadın hakları ve benzer konularda da aktif. 2013'te Birleşmiş Millerler İyi Niyet Elçisi seçilen Emma, sık sık BM konseyinde kadın hakları, insan hakları ve eğitim gibi konularda konuşmalar yapıyor. Bangladeş ve Zambia'da kız çocuklarının eğitimi için yer aldığı kampanyaların yanı sıra BM'nin HeforShe adlı kadın hakları için başlattığı kampanyanın da öncü isimlerinden biri. Sinema ve film dünyasının dışında çok daha farklı bir yönü bulunan Watson, Sürdürülebilirik haftasında bizlere bu sektörde herkesin işin ucundan tutup, modayı daha 'temiz' bir platform yapabileceği konusunda umut veriyor. Henüz 26 yaşındaki Watson'ın daha yolun başında olduğunu söyleyebiliriz."} {"url": "https://modakariyeri.com/en-iyi-moda-okullarina-kabul-edilmek/", "text": "Avrupa ve Amerikadaki öğrenciler üniversite başvurularını tamamlarken BoF sektörün önde gelen moda okulu eğitmenlerine moda okullarına kabul edilmek için başvuru yapan öğrencilerde neler aradıklarını sordu. Moda eğitimi almak hiç bu kadar moda olmamıştı. Endüstrinin popülaritesi arttıkça moda ile ilgili derslere katılmak için başvuran öğrenci sayısı da her geçen gün artıyor ve rekabet git gide kızışıyor. Bugünlerde bu derslerde yer almak için başvuran o kadar fazla insan var ki, 20 sene önce olsa kabul edeceğim insanların neredeyse üçte birini reddetmek durumunda kalıyorum. diyor Londra'nın en prestijli okulu Central Saint Martins'in müdürü Willie Walters. Moda eğitimi sektörü, bu artan talebi karşılamak için içlerinde ünlü enstitülerin de bulunduğu devlet okullarının yeni dersler açıp kontenjanlarını arttırmaları ile hatrı sayılır derecede büyümüş olsa da, devlet tarafından dikte edilen kotalar ve fon sıkıntıları yüzünden sektör hala oldukça kısıtlı imkanlara sahip. Bu nedenle seçilmiş bir okulda yerinizi garantilemek gün geçtikçe daha da zorlaşıyor. Adaylar, kabul alması en zor bölümler için onbinlerce uluslararası başvuru arasından öne çıkmak zorundalar. Yine de bu kıyasıya rekabet göz önünde bulundurulduğunda röportaj yapılan tüm eğitmenler, başvuru yapan öğrencilerin istenilen kriterler doğrultusunda yeteri kadar iyi hazırlanmadıklarından şikayetçi. Başarılı olmak için, çoğu Instagram kuşağı çocuğu olan adaylar dijital devrim gerçekleşmeden önce eğitimini tamamlamış bir jüriyi etkilemek zorundalar. Ama eğitmenlerin büyük bölümü yeni medya araçlarının, dijital yaratıcılığın ve deyim yerindeyse nevi şahsına münhasır bir tarzın göz ardı edilmekten çok teşvik edilmesi gerektiğini savunuyor. BoF 2017 girişli öğrencileri seçecek kadroda bulunan ve bölümleri en çok başvuru alan bölüm başkanlarından tavsiyelerini paylaşmalarını istedi. Öğrencilerin gerçekten çok fazla çalıştıkların görmek istiyorum. Başvurularına ellerinden gelen herşeyi koymuş olmalılar. Başvuru sürecimizin ilk etabı 10 sayfalık online bir portfolyo hazırlamak. Bu sayfalarda adayların yarattığı orijinal şeyleri görmek istiyoruz. Özgün ve tasarım olarak göze çarpan birşeyler arıyorum. Zariflik, duyarlılık, güçlü bir çizim yeteneği ile karşılaşabilirim. Aynı zamanda biraz dağınık, dinamik, renkli ve sert köşeli ama kendinden emin ve net duruşu olan bir çalışma da olabilir. Lütfen moda dergilerinden yırttığınız sayfalarla gelmeyin çünkü sosyal medya ikonları dikkatimizi çekmiyor. Zaten hali hazırda moda sektöründe var olan bu olgunun yaratıcılığı teşvik etmekle bir bağlantısı yok. Eğer mülakata çağırılıyorsanız, bu sizinle ilgili daha çok şey öğrenmeye hevesliyiz demektir. Bu durumda baktığım 10 sayfanın aynı özenle hazırlanmış 50 sayfalık bir dosya içinden seçilmiş olduğuna inanmak isterim. Öğrencilerin bize gösterecekleri çalışmalar çok çeşitli olmalı. Önünüze gelen şeyin devamlı kendini tekrar ediyor olması çok sıkıcı. Mülakatlarda soru sorduğumuzda ise doğal cevaplar bekliyoruz. Her öğrencimizin telaffuz ve sözlü ifade becerilerinin mükemmel olması gerekmiyor. Okulumuzda karakter çeşitliliğini amaçlıyoruz. En kötüsü de görüşme boyunca gösterilen 10 sayfada tıkanıp kalmak ve konuşmayı daha ileri götürememek. Fiona Dieffenbacher, Güzel Sanatlar Moda Tasarım Bölümü Direktörü, Parsons The New School of Fashion. Öne çıkan adaylar hem çalışmalarının karakteriyle hem de başvurularının yazılı ve akademik özellikleri ile söyleyecek özel birşeyleri olduğunu anlatmayı başaranlar oluyor. Öğrenciler sanat ve tasarım alanlarında lise yıllarından beri süre gelen tutkularını ispat ederek kendilerini gösterebilirler. Edindikleri akademik bilgiler, katıldıkları müfredat dışı aktiviteler, yaz okulları, hafta sonu programları ve ilgi alanları ile alakalı stajları bu konuda dikkat çeken noktalar. Adayların aynı zamanda toplumdaki yerlerini nasıl tanımladıkları ve bunu nasıl anlattıkları da oldukça önemli. Yeni gelen öğrenciler için yaratıcı süreçlerini ve kavramsal düşünme yeteneklerini görebileceğimiz çok yönlü bir portfolyo görmek istiyoruz. Öğrencilerden istediğimiz yazılı belgeler ise kendilerini bize daha iyi anlatmaları ve Parsons için neden iyi bir aday olduklarını kanıtlamaları için bir şans. Onları bu fırsattan olabildiğince faydalanmaları için cesaretlendiriyoruz. Bu sayede sadece çalışmaları hakkında konuşma fırsatını değil aynı zamanda bu çalışmayı uygun ifadeler kullanarak bir konseptin içine oturtma fırsatını da buluyorlar. Bizi en çok etkileyen adaylar çalışmalarını olgun bir şekilde ve güzel bir dille etkilendikleri sosyal, ekonomik, politik, kültürel ve tarihsel olaylara bağlayarak anlatma becerisine sahip olanlar. Bahsettiğimiz bu özelliği üniversite seviyesindeki sanatçılar ve tasarımcılarda bile bulunması zor, bu nedenle yeni başvuran birinde bu ışığı görmek adayı hemen diğerlerinden ayırıyor. 100 kişilik kontenjanımız için 1.000 başvuru alıyoruz. Adaylar kesinlikle bir temel ders almış olmalılar. Bu bizim ilk kriterimiz. Ardından online olarak filtrelemeye başlıyoruz. Bu aşamada bize gönderdikleri portfolyoları inceliyoruz, bunun ardından kimi mülakata çağıracağıma karar vermek çok da zor olmuyor. Bir adayın çizim defterine baktığınızda fikrin gelişmesine etki eden düşünme aşamasını görebilmelisiniz. Bu, ne önünüze gelen son çizimle ne de ilk karalamayla anlaşılabilir. Çalışmaları üzerinde değişiklikler yapmaları iyi aslında hata yaptıklarını gösteren herşey önemli. Bazen onların yaratıp sonra üzerini çizdikleri bir şeyi arıyor olabiliyoruz. Böyle işler mükemmel bir özenle ve çok düz hazırlanmış bir portfolyodan daha enteresan. Ülke dışından gelen adaylarla durum çok daha zor çünkü kabul sürecini mülakatlar olmadan yapmak zorundasınız. Normalde 350 civarı öğrenci davet ediyoruz. Tüm adayları tek tek mülakata almak için yeterli zamanımız olmadığından grup görüşmeleri düzenliyoruz ve bu sistem uzun zamandır sorunsuz bir şekilde çalışıyor. Adaylarımızın nasıl göründükleriyle pek ilgilenmiyoruz. Benim için önemli olan kibar, profesyonel ve öğrenmeye açık olmaları. Ne giydiklerinin önemi yok. Bir sonraki kreatif direktör olacaklarsa birşeye bakıp taklit etmek yerine onu sıfırdan yaratmaları gerekiyor. Frances Corner, Üniversite dekanı, London College of Fashion. Öncelikle adayın başvurduğu programı çok iyi araştırmış olması gerekiyor. Ardından baktığımız kriterler; yaratıcı düşünce, iyi araştırma ve analiz kabiliyeti. Adayların onları tetikleyen ve motive eden şeyleri bulmaları, bu motivasyonu geliştirmek için en iyi programın hangisi olduğuna emin olmaları çok önemli. Portfolyolara gelince; her sayfa, her çalışma öğrenci hakkında birşeyler yansıtmalı. Çizim defterleri ve günlükler öğrencilerin bir fikri keşfederken nasıl yollar izlediklerini ve kendilerini nasıl geliştirdiklerini anlamak için çok önemli. Aradığımız şey deney yapmanın, deneme yanılma yöntemiyle birşeyler öğrenmenin önemini anladıklarını gösteren her türlü işaret. Limitlerinizi zorlamak ve kendinize meydan okumak zorundasınız. Bu en az çizim yeteneğiniz kadar önemli. Kendine güvenen ve yeteneklerinin bilincinde olan insanlar arıyoruz. Kendine karşı dürüst olmak da bir o kadar önemli. Bunlar şimdiye kadar zaten hep dikkat edilen özelliklerdi ancak günümüzün rekabetçi ortamında daha da büyük bir önem kazandılar. Bizim onlara söylediklerimiz kadar onların da farklı bakış açıları ile bize söyledikleri ve kattıkları çok önemli. Dünya çapında öncü bir moda enstitüsü olarak kalmayı istiyorsanız bu tarz şeylere dikkat etmelisiniz. Bizim aradığımız şey bir hayali ve fikri olan genç ve meraklı insanlar. 10-15 sene önce En sevdiğiniz moda tasarımcısı kimdi? sorusuna Jean Paul Gaultier veya benzeri birinin adını verirlerdi. Ancak şimdi tasarımcı isimlerini ve modanın tarihçesini bilmiyorlar. Bu çağımızın globalleşmesinin bir sonucu ve aslında büyük bir problem de değil. Çoğu aday yeterince hazırlıklı değil. Buraya, gittikleri küçük lisedeki sanat öğretmeninin düşündüğünün tam aksine, aslında hiç de iyi olmayan çizimlerle geliyorlar. Çizim yaptıklarında ışığı ve hacmi algılayabildiklerini görmek zorundayız. Bununla birlikte burada çizim yaparken kullanabilecekleri pek çok teknoloji bulunmakta. Eğer video çekerlerse bunu size gösterebilirler. Hayalleriniz ve ilham kaynaklarınız ne olursa olsun bunları bize göstermeli ve tutkulu olduğunuzu kanıtlamalısınız. Burada 150 kişi içinde yaklaşık 15 farklı milletten gelen adaylardan bahsediyoruz. Oldukça güzel ancak zorlu global bir yarışma, ayrıca bu moda eğitimine özel bir durum. Adayların dikkat etmesi gereken bir diğer konu da işlerinin var olan sisteme çok benzememesi olmalı. Bu gibi durumlarda birkaç sene içinde yanıldığınızı anlıyorsunuz. Hassas şekilde düşünebilen, tasarımı kökten kavramış ve konulara zengin bir hayal gücü ile yaklaşabilen öğrenciler arıyoruz. Referanslarını aldığı yerler ve esin kaynakları çok açık seçik veya fazla yüzeysel ise bu kırmızı alarm demek. Genç nesil devamlı maruz kaldığı celebrity akımından ve televizyondan etkilendiğinde çok belli oluyor. Pratt'de el işçiliğini , konsepti ve konteksti vurguluyoruz. Gelen portfolyolarda bunların pırıltısını görmemiz lazım ki birlikte çalışabileceğimizin kararını verebilelim. Teknik yetenekler, sadece bir konsepti keşfetmek ve anlatmak için değil aynı zamanda fikir üretmek için de yeterince değer görmüyor. Bunun hayati derecede önemli olduğunu düşünüyor ve ders programımızı oluştururken bu konulara oldukça dikkat ediyoruz. Sonuç olarak, kendi jenerasyonları için farklı bir moda sistemi düşünmekten korkmayan, güçlü ve kendine has bir yaratıcı süreç ilerletebilecek öğrenciler arıyoruz. Moda global bir olgu, kültürünüzü, değerlerinizi ve zevkinizi masaya koymaktan çekinmemelisiniz. Herşeyden önce başvuran öğrenciler yaratıcı olmalı. Çok meraklı, cesur ve kültürlü olmak zorundalar. Benim aradığım şey kararlı ve hırslı insanlar ama esnek bir yapıya da sahip olmalılar. İçinde bulunduğumuz endüstri oldukça global olduğundan, insanlar her duruma ve mekana ayak uydurabilir ve grup çalışmasına açık olmalı. Örneğin fotoğrafçılık konusunda istekliyseniz bir sürü fotoğraf çekin ve bana bu konuda tutkulu olduğunuzu gösterin. Çizim yapmayı seviyorsanız, bana çizim yapabilmek için bulduğunuz zamanı nasıl değerlendirdiğinizi çizim defterlerinizle gösterin. Bence adayların yaptıkları en büyük hata tasarım sürecini anlamamaları ya da bu konuya yeterince önem vermemeleri. Global olarak rekabet devamlı artıyor ve her sene dünyanın bir sürü yerinden yüzlerce başvuru alıyoruz. Meraklı, açık fikirli ve motivasyonu yüksek insanlar arıyoruz. Burada dersler oldukça yoğun ve büyük oranda zaman, enerji ve sabır gerektiriyor. Öğrencilerin beyinlerinin her iki tarafını da kullanabilmeleri, aynı zamanda hem rasyonel düşünüp hem renkli bir hayal gücüne sahip olmaları, derslerde başarılı olmaları açısından çok önemli. Başvuru prosedürümüz birkaç adımdan oluşuyor. Başvuru belgelerini dikkatle inceledikten sonra, adaylardan yaratıcı bir portfolyo hazırlamalarını talep ediyoruz. Birebir mülakatlara başlamadan önce öğrenci ile ilgili alabileceğimiz en detaylı bilgiyi alabilmek, onları daha iyi tanıyabilmek ve estetik algılarını keşfedebilmek istiyoruz. Portfolyolarında bize kişisel dünyalarını yaratıcı bir şekilde tanıtmaları gerekiyor. Tasarımcılar, kitaplar, mağazalar, filmler veya tarihi olaylar gibi onlara ilham veren şeyleri kullanabilirler. Tüm bunları nasıl bir araya getirecekleri konusunda tamamen özgürler. Bir kitap, video, çizim defteri veya kolaj sunabilirler. Öğrencilere tavsiyem; tecrübelerini, katıldıkları aktiviteleri, deneyimlerini, hayallerini, ve onlara ilham veren şeyleri anlatarak bize kendilerini en iyi şekilde tanıtmaları. Bizim gözümüzde öğrencinin yaptığı sunum ve konuya olan ilgisi, teknik bilgisinden daha önemli. Profesyonel hayatta da olduğu gibi, günlük çalışma sizi başarıya götüren en önemli etken. Listenin başında yer almak için öğrenciler günlük öğrenme ve çalışma rutinlerinden keyif almalı ve motive olabilmeliler."} {"url": "https://modakariyeri.com/en-populer-10-e-ticaret-sitesi/", "text": "Yatağınızda uzanıp alışveriş yapmak, özenle paketlenip size ulaşmış o hediye paketini heyecanla açmak... Bir kısmımız hala önyargılı olsa da çoğumuz online alışveriş yapmaya bayılıyoruz. Durum çılgınlık boyutlarında olunca da hem Türkiye'de, hem global moda sektöründe en popüler 10 internet alışverişi sitesini listelemeden geçemedik. Demet Mutlu tarafından kurulan Trendyol, kısa bir sürede Türkiye'nin vazgeçilmez online alışveriş adreslerinden biri oldu. Hatta Demet Mutlu, The Business of Fashion'ın Moda Dünyasındaki En Başarılı 500 isim listesinde gösteriliyor. E-Ticaret Mag'in raporuna göre, Trendyol Türkiye'de online alışveriş yapan kadınların %70'ine ulaşıyor. Bu gerçekten çok büyük bir rakam. Capital.com.tr'nin haberine göre Trendyol 5. senesinde kara geçen tek e-ticaret sitesi oldu. Her ay ortalama 35 bin'i aşan sipariş sayısı ve 16 Milyon müşterisi ile gerçekten de Türkiye'nin en önemli online alışveriş adreslerinin başında geliyor. Trendyol 2020 ciro hedefini 4 Milyar TL olarak açıkladı. Başlarda markaların kısıtlı sürelerle kampanyalı fiyatlara satılması amacıyla yola çıkan Trendyol, zamanla Trendyol Milla koleksiyonunu üretmeye başladı. Trendyol'un merkez ofisi İstanbul Maslak'ta yer alıyor ve bu alışveriş devinde 1200 kişi çalışmakta. Online alışverişin en köklü ve eski sitelerinden biri Asos. 2000 yılında İngiltere'de kurulmuş Asos tüm dünyada online alışveriş denince akla ilk gelenlerden. Yaklaşık 800'den fazla markanın olduğu Asos aynı zamanda İngiltere'den 140 ülkeye gönderim yapıyor. Asos'un birçoklarımızı çeken yanı genç bir kitleye hitap ediyor oluşu ve çok çeşitli bir fiyat politikasına sahip oluşu. Asos'u ilginç kılan diğer bir nokta da styling. Asos'da editoryal çekimlerin enerjisi ve canlılığı fark yaratıyor. Aklınızda olan ama bulamadığınız bir parça mı var? Büyük ihtimalle onu Asos'da bulabilirsiniz. Asos bir internet alışveriş sitesinden aslında çok daha fazlası, bir komünite ve birçok genç için adeta bir yaşam şekli olmuş durumda. Biraz da rakamlara bakalım o zaman. 2016 yılında Asos'un senelik cirosu %30 artış göstererek 514,6 Milyon Sterlin'e ulaşıyor! Asos'un merkez ofisi Londra'nın Camden semtinde yer alıyor; deposu ise Londra dışındaki Barnsley, South Yorkshire'da. Bu kadar büyük bir şirketin çalışan sayısı 4000'i aşıyor. The Gentlewoman dergisini mi satın almak istemiştiniz yoksa aradığınız bir çift Toga botlar mıydı veya Opening Ceremony bir ceket? İşte tüm bu lüks ve çağdaş tasarımcıları bir araya getiren, Türkiye'nin niş alışveriş sitesi Shopigo. 2012 yılında kurulan site hem seçtiği markalarla hem de Nişantaşı'nda açtığı 'raw design' konseptli mağazası ile Türk moda dünyasına aslında bir çok yenilik katmayı başardı. Daha niş bir kitleye hitap ettiği için Shopigo'nun kullanıcı sayısı yaklaşık 400 bin civarında ve sitede 700'den fazla sayıda marka var. Shopigo da tıpkı Asos gibi bize alışverişten çok daha fazlasını sunuyor; bir yaşam biçimi, bir aidiyet satıyor. Doğruyu söyleyelim, Ali Express denince aklımızda canlanan şey ucuz fiyatlar ve kalitesi pek de iyi olmayan ürünler oluyor. Her ne kadar bu önyargılı gelse de Ali Express'in çıkış noktasını özetliyor: ucuz ve pratik ürünler. Alibaba gruba ait AliExpress e-ticaret sitesi, Jack Ma tarafından birçok online platforma göre daha erken bir tarih olan 1999 yılında kuruluyor. Kıyafetten telefon kablosuna, aklınza gelebilecek her ürünü Çin'den sipariş edebileceğiniz bir site Aliexpress. Aliexpress'in diğer birçok siteden farklı noktası ise ürünleri direkt üreticiden en ucuz fiyata satın alabilmeniz. Aliexpress her zaman e-ticaret dünyasında bilinen bir site olsa da 2014 yılından sonra yıldızı daha da parladı. 2016 yılında Dünyanın en büyük İnternet Şirketleri sıralamasında Linkedin ve Twitter'ı bile geçerek 5. sıraya yerleşti. İşin moda kısmına bakarsak AliExpress'in hali hazırda bir çok dava ile uğraştığını görüyoruz. Sitedeki satıcıların sık sık lüks markaların sahtelerini ürettiği için markalar tarafından dava edilmesi AliExpress'in yükselişini engelleyemeyecek gibi gözüküyor. Boyner Gruba ait olan ve 1971 yılında kurulmuş olan Beymen'in online sitesi Beymen.com Türk lüks müşterisinin vazgeçilmez adresi. 80 bin'den fazla ürünün satıldığı Beymen.com'da mağazalardaki çeşitliliği aratmayacak bir ürün çeşitliliği var. Birçok sitede ürünlerin kalitesinin yanı sıra en az onlar kadar önemli olan pratik site tasarımı Beymen.com'da müşterilerin en rahat faydalandığı noktalardan biri oluyor. Beymen için Türkiye'nin Net-a-Porter'si de diyebiliriz. Boyner Grup da Beymen.com'un ne kadar hızla büyüdüğünü görüp 2016 yılında siteye 6 milyon TL yatırım yapmış. Yurtdışında online lüks alışveriş denince Net-a- Porter akla hep ilk gelen isim oluyor. 650'den fazla markanın bulunduğu Net-a-Porter'de alışveriş yapmak başlı başına bir deneyim. Müşteri servisinin üst düzey olduğu bu sitede hem sitenin tasarımı, hem paketleme, hem de ürününüzün size ulaşma hızı gerçekten rakiplerine fark atabilecek düzeyde. Net-a-Porter aslında alışveriş siteleri arasında daha köklü bir geçmişe sahip, yaklaşık 17 yıldır servis veriyor. Merkezi Londra'da bulunan site zaman içinde büyümesiyle New York ve Hong Kong gibi önemli merkezlerde de ofisler oluşturdu. Tıpkı Asos gibi, Net-a-Porter de aylık 6 milyonu geçen kullanıcı sayısını bir kitleye dönüştürüp, bir aidiyet duygusu yaratmak için Porter isimli müşterilerine özel kendi dergisini de çıkarıyor. Sitenin kurucusu Natalie Massanet'e göre online'ın hayatımıza bu kadar dahil olduğu bir dönemde mağazaların internet sitelerini daha ucuz bir alternatif ve rakip olarak değil; aksine bir türlü işbirliği olarak görmesi gerekiyor. Net-a-Porter de tam bu söylenen tanıma uyuyor aslında. Lüks marka satın almanın mağazalarda bir deneyim haline dönüştüğü moda dünyasında Net-a-Porter size aynı deneyimi kalitesinden ödün vermeden sunuyor. Luisaviaroma.com, lüks alışveriş denildi mi Net-a-Porter'nin arkasından gelen en önemli sitelerden. Aslında Luisa via Roma, 1930 yılında Floransa'nın Via Roma sokağında kurulmuş ve önceleri sadece şapka satan bir mağaza olarak başlamış. Zaman içinde şapkadan başka ürün çeşitlerine geçirerek Luisa Via Roma adını alan mağaza bir çeşit lüks concept store. Hatta işin biraz tarihsel kısmına gelirsek Kenzo markasını Avrupa'ya getiren ilk mağaza olduğunu da ekleyebiliriz. Mağaza ve sitedeki marka çeşitliliği de inanılmaz boyutlarda. Converse'den Vetements'a kadar birçok farklı markayı tek bir platformdan satın alabilirsiniz. Luisa Via Roma her ne kadar Net-a-Porter'ye kafa tutsa da nispeten daha ufak bir grup tarafından idare ediliyor, şirkette yaklaşık 250 kişi çalışmakta. Moda sevgisi adına var olduğunu söyleyen Farfetch, listedeki sitelerden farklı bir sistemle çalışıyor. 2007 yılında Jose Neves tarafından kurulan site, tüm dünyadan, küçük büyük birçok butiğin satış yapmasını sağlayan bir platform aslında. İlk başta 5 ülkeden 25 butik ile başlayan Farfetch, 2014 yılında tam 35 ülkeden 300 butiği çatısına katmış. Mayıs 2015'te Browns mağazalarını satın alan Farfetch aynı zamanda geleceğin mağazasını yaratmak için de stratejiler üretmeye başlamış. Farfetch store of the future projesi, teknoloji yoluyla müşteri tercihlerini belirleyip geleneksel perakendede kullanmayı amaçlıyor. Bu şekilde hem online hem de offline kanallarda müşteri deneyimini geliştirecek olan Farfetch, 2017 yılında style.com'u da satın aldı. Bugün şirketin yaklaşık 500 butik müşterisi ve 200 marka müşterisi var. The Outnet, aslında diğer bir e-ticaret sitesi Net-a-Porter'nin yan ayağı. Net-a-Porter'de indirim sezonunda satılmayan pek çok ürünü The Outnet'te bulabilirsiniz. Sezon fiyatlarının yüzde 40 ile yüzde 70'i daha ucuza satılan parçalar arasında. Valentino'dan Zoe Karssen'a kadar pek çok marka var bu yüzden de sıklıkla modaseverlerin radarında olan bir site. Site ne kadar kardeş sitesi Net-a-Porter'nin gölgesinde kalıyor gibi olsa da amacı çok farklı. Avrupa'da ve Amerika'da bir çok yerde olan 'Outlet Village'larda kıyafet arama yerine bunu evinizde yapma rahatlığını sunan site bir çok fashionistalar için adeta bir kurtarıcı. Birçok outlet sitesinde styling gibi konular hep geri plana atılırken, The Outnet için durum tam tersi. Çoğu sitede geçmiş sezon kıyafetler değersiz gibi gösterilip, sadece fiyat odaklı bir strateji izlenirken, The Outnet'de moda dünyasının sürekli geçmiş sezon kıyafetler kötüdür diye dayattığı algıyı çiğneyip, harika stylinglerle kıyafetlere hayat veriliyor. Listedeki son isim, Mytheresa. Birçok sitenin aksine sadece kadın giyim üzerine olan Mytheresa, 180 farklı lüks kadın giyim markasını sitesinde barındırıyor. Tıpkı Luisa Via Roma'da olduğu gibi, My Theresa da aslında bir concept store'a ek olarak açılan bir online site. Münih'te kurulan Theresa mağazası yaklaşık 25 yıldır devam eden hem çağdaş hem de ikonlaşmış markaları bünyesinde bulunduran bir isim. My Theresa içerdiği markalarla olduğu kadar dünyanın neresinde olursanız olun siparişinizi size 72 saat içinde getireceği söylemiyle de dikkat çekiyor. Ne de olsa online alışverişin en can sıkan noktalarından biri de siparişinizi beklemek oluyor; hız bu mecrada büyük bir avantaj. Merkezi Münih'te bulunan Mytheresa e-ticaret sitesi merkez ofisinde yaklaşık 200'e yakın kişi çalışmakta. 2014'te American Neiman & Marcus gruba satılan sitenin adını ileriki günlerde daha da sık duyacağımıza eminiz. Tesettür Giyim'de tesettür elbise, tesettür tunik, tesettür kap ve tesettür panço modelleri en yeni ve şık tasarımlarla karşınızda. İstediğin tesettür kıyafetleri uygun fiyat ve kapıda ödeme fırsatıyla modaroyal.com`da."} {"url": "https://modakariyeri.com/erkek-giyim-tuyolari/", "text": "İyi tasarım her ne kadar iyi giyimin bir parçası olsa da iş bununla bitmiyor. Çoğu zaman neyi nasıl giydiğimiz o ürünün niteliğinden de önemli hale gelebiliyor. Özellikle erkek giyiminde. Fakat bu böyle kalmıyor, eskiye nazaran erkek modası da artık çok daha revaçta. Markalar, ürünler tasarımlar çoğalıyor. Instagram'da dahi her geçen gün erkek influencer sayıları artıyor. Kısacası iyi giyinmek cinsiyet ayırt etmeksizin herkesin derdi. Hal böyle olunca doğru/yanlış bir sürü trend dolaşıyor ortalıkta, biz de bu noktada erkeklere de bir takım tavsiyeler vermenin yerinde olacağını düşünüyoruz. Farklı bir tarz önerisinden çok var olan giyim tarzımız nasıl daha iyi hale getirilebilir, ne gibi değişiklikler yapılabilir ona bakıyoruz. Basit ama etkili bir kaç madde ile giyimde büyük farklar yaratmak mümkün. Dengeli ve uyumlu bir görünüm için ilk etapta büyük marka logolarından, kalabalık, karışık, büyük desenlerden uzaklaşın. Düz, sade kumaşlar ve temel renkler her zaman iyidir. Desen olarak bolca çizgiler, kareler kullanabilirsiniz. Fark yaratmak isterseniz kumaş dokularıyla oynayabilirsiniz. Elbette istediğiniz renkleri giymekte özgürsünüz fakat iddalı renkleri kombinlemek de taşımak da zordur. Ten rengi, tarz, kullanım yeri ve ürünle uyumu gibi faktörleri emin olmadan riske atmayın. Canlı renkler seçerken bir tane odak noktası oluşturmaya özen gösterin. Kıyafetin üzerinize oturması çok önemlidir. Özellikle söz konusu takım elbise/kumaş pantolon/ceket vs. ise. Giydiğiniz şey ne kadar iyi olursa olsun omuzları düşen, beli, ağı oturmamış, kolları sarkan bir kıyafetin içinde iyi gözükemezsiniz. Ceketlerin omuzlarına, -özellikle vatkalı olanlarda- kol boylarına ve etek boylarına dikkat edin. Fazla uzun bir ceket vücut orantınızı anında bozacaktır. Aynı şey aşırı dar kıyafetler için de geçerli. Daracık pantolon ve tişörtlerden uzaklaşın. Günlük giyimde ise ya fit kalın, ya dökümlüden yana kullanın tercihinizi. Terziler arasında kumaşı gösteren ütüdür diye meşhur bir laf vardır. Her ne kadar dertsiz diye adlandırılan buruşmaz kumaşlar yaygınlaşsa da hala ütüye ihtiyacı olan kıyafetlerimiz var. Kıyafetin muntazam, fit, tertipli durması için sevmesek de ütüye ihtiyacımız var. Yıkandıktan sonra kumaş ve dikişler çekme, kayma yapabilir. Ütü, dikişin ve kumaşın olması gerektiği gibi durmasını sağlar. Deneyin, farkı göreceksiniz. Denimden vazgeçemiyoruz, geçmeyelim de. Fakat doğru bir denim seçimi nasıl uzun yıllar her kombinin kurtarıcısı olabilirse yanlış bir seçim de sizi o kadar eksiye sürükleyebilir. Mesela çok taşlı, fazla yırtık, çok açık renk modeller yanlışa örnek olabilir. Denklem aslında basit. Ham, koyu renklerde sevdiğiniz bir formda bir kot pantolon elinizin altında olsun. Hem şık hem günlük kombinlerde her zaman kurtarıcınız olacaktır. Ufak bir tavsiye: Vintage modellere özellikle 90'lı yıllarının denim modellerine bakabilirsiniz. Klasik ayakkabılarda ise adı üzerinde klasikten pek şaşmamak lazım. Derby, Oxford, Brogue tarzı bir ayakkabı istediğiniz şık ve tarz görüntüyü elde etmenizi sağlayacaktır. Burada önemli olan ayakkabının burnu. Köşeli, çok uzun, fazla kalkık formlar yerine doğal ovallikte ve formda burunlar tercih edin. Çok basit bir tavsiye: her trendi hemen uygulamayın. Bedeninizi tanımak bu noktada çok önemli. Örneğin kısa paçalar. Doğru pantolonda, doğru bedende ve doğru kısalıkta kullanıldığında çok iyi durabilirken yanlış kullanımda vücudunuzun oranını bozabilir, gülünç de olabilirsiniz. Ayak bilek kemiğiniz hizasında veya bir iki parmak yukarısında olması yeterlidir, Dar paçalarda çok kısaltmayın, bilekte birikmemesi yeterli. Bol paçalarda paçayı kestirmek yerine katlamayı tercih edin. Bacaklarınız kalınsa, oturan pantolon modellerinde kısa paça sizi bodur gösterebilir. Kısa paçalarla kullandığınız ayakkabılar da önem arz ediyor, püsküllü makosen, loafer gibi modellerde çok kısaltmayın. İdeal boyunda tutun. Semi-fit/regular-fit, boru ya da sigara paça olarak adlandırılan modeller bu kullanıma en elverişli olanları. Tarzınıza taze kan pompalayın. Birden büyük değişikliklere gitmek yerine ufak ufak çeşitlerinizi artırın. Aynı formlara sıkıştırmayın kendinizi. Örneğin sadece tişört giyiyorsanız biraz da polo yakaları deneyebilirsiniz. Gömlek severseniz kısa kollu, pijama yakalı gömleklere de şans verebilirsiniz. Ceket seviyorsanız bir dahaki sefere kruvaze bir model deneyebilirsiniz, her zaman yuvarlak yaka tercih etmek yerine bu defa yarım balıkçı seçebilirsiniz, fermuarlı sweatshirt yerine bir kez de hırka bakabilirsiniz, kanvas pantolonlardan kumaş pantolonlara geçebilirsiniz, gibi. Anneniz gibi söylenmek istemeyiz fakat kambur bir duruşla kıyafetinizi iyi taşımanız zor. Çünkü duruşunuz dik olmazsa, en başta kıyafetinizin omuzları oturmayacak ve üst kıyafetinizin etek kısmı arkası, önüne göre daha kısa duracak. Böyle olursa pasaklı bir görünüm elde edebilirsiniz. Duruşu düzeltmekte fayda var. - Az ama kaliteli alın. Aldığınızı uzun süre giymeyi seviyorsunuz, o halde diz izi, dirsek izi gibi deformasyonları en aza indirmek için kaliteli almaya özen gösterin - Bir sonraki alışverişinizde farklı dokudaki kumaşlara şans verin. Triko, keten, kadife ya da farklı kalınlıkta kumaşlar gibi - Aksesuara boğulmayın, bazen tek bir saat ya da kemer yeterlidir - Kocaman güneş gözlüklerinden uzaklaşın - Tişört ve gömleklerinizi pantolonların içine sokarak kullanmayı deneyin - Giyim tarzını sevdiğiniz insanlara göz atın, gözü eğitmenin bir yolu da doğru örnekleri incelemektir Ve belki de en önemlisi; özgüvenli, rahat ve kendiniz gibi hissetmediğiniz kıyafetleri tercih etmeyin."} {"url": "https://modakariyeri.com/eskiden-magazalara-simdi-ofke-odalarina-stres-atilir/", "text": "Kadınların alışveriş aşkı ve mağazalardaki kalabalıklar yıllarca tartışma konusu oldu. Çok bunaldım iki mağaza gezicem keyfine bilim adamları perakende terapisi retail therapy adı verdi. Alışveriş yapmanın, mağaza gezmenin ve birşeyler satın almanın ya da almadan deneyip durmanın mutluluğumuz ve zorlu stres dönemleriyle başa çıkmamız üzerine etkileri ölçüldü ve incelendi. Genelde de bu araştırmaların sonucunda mutsuzken alışverişe çıkmanın bize yüksek ve mantıksız harcamalar yaptırdığı, elde ettiğimiz mutluluğun ise müthiş uçucu olduğu ve alışverişin hemen ardından müthiş bir memnunsuzluk hissi çöktüğünü gözlemlediler. Buna da zevk alma kısır döngüsü ya da hedonic threadmill adı verildi. Madem alışveriş artık bu kadar işe yaramıyordu, ücret karşılığı stres atıcı bir çok yeni çözüm geliştirildi. Bunların en göze çarpanları, belki de kimsenin hayır diyemeyeceği hayvanlarla terapi seanslarıydı. Minik yavru köpekler hatta sincaplarla ve kuşlarla vakit geçirmek isteyen insanlar için yepyeni cafeler açıldı. Özellikle herşeyin abartıldığı ve uçlarda yaşandığı Uzakdoğu'da kedi cafeler yayıldı. Bu cafelerde saatlik ücretler karşılığında minik kedilerin içinde kahve yudumluyor ve onlarla sevginizi paylaşıp gerçek hayattan ve sorunlarınızdan uzaklaşmanız amaçlanıyordu. Alışveriş merkezlerinden mağazalara, oradan da cafelere özelleşen stre atma ekonomisinin yepyeni ürünü, yeni modası ise kiralık öfke odaları. Şu anda Atlanta'da bir firmanın 20 ile 90 $ arasında fiyatlarla kiraladığı öfke odalarında parçalamayı seçebileceğiniz onlarca obje var. İsterseniz seçtiğiniz porselen tabakları ve bardakları belli bir hedefe fırlatıyor, isterseniz bütün bir bilgisayarı beyzbol sopasıyla parça parça ediyorsunuz. Özellikle favori takımlarının maç kaybettiği günlerde erkekler bu odalara büyük rağbet gösteriyorlarmış. Fiyata dair seçenekler arasında kum torbaları, şişeler, kendinizi korumanız için özel giyis kask ve gözlükler var. Ayrıca kontrollü şiddet boşalımı esnasında istediğiniz müzik seçilebiliyor veya fotoğraf veya videonuzun çekilmesini isteyebiliyorsunuz. Bu odanın pazarlamacıları ayrıca endorfin salgılatıcı ve kalori yakıcı olma özelliklerini öne sürmüş. Gerçekten kapitalizmin mutluluk sağlama yolları sınır tanımıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/eylultekstil/", "text": "1996 yılında Demet Poyraz Şerbetçi henüz 25 yaşındayken Eylül Tekstil'i kurdu. Yirmi yıl sonra şirket İtalya'nın önemli markalarının üretimlerini takip eden yirmi kişilik bir ekip olarak her yıl artan bir başarıyla büyüyor. Eylül tekstil müşterilerinin Türkiye ofisi gibi çalışıyor ve A'dan Z'ye tüm koleksiyon ve imalatlarını yaptırıp iş akışlarını takip ediyor. Stilistler ile başlayıp kalite kontrol ile devam eden bu süreç yıllarca verilmiş emek ve iki kız kardeşin dayanışmasıyla bir başarı hikayesine dönüştü. Prada, Moncler , North Sails , Diesel , Replay , Acquascutum, Golden Lady, Henri Lloyd gibi firmalar Eylül Tekstil'in müşteri portföyüne girdi. Deniz Poyraz Kırmanlı üniversite yıllarında part-time tercümanlık yaparken tekstil sektöründe ilk tecrübesini kazandı. Deniz 1998 yılında ablası Demet'in davetiyle kendini bu sektörde bir girişimci olarak buldu. Ben de tekstil girişimcilerine ilham olması dileğiyle Deniz'e kariyer hikayesi ve mesleği ile ilgili sorular sordum. Ben 16 yaşında hayal ettiği işi yapan şanslı biriyim. Ortaokuldaki en yakın arkadaşımın annesi rahmetli Ayşe Yarsuvat, Türkiye'nin ilk tekstil mümessil firmalarından birinin sahibi idi. Firması hala aynı ciddiyetle devam etmekte. Diyebilirim ki hayatım boyunca tek gerçek rol modelim olmuştur: sevgili Ayşe Teyze. Kendisi ev içinde inanılmaz neşeli ve eğlenceli, işinde çok başarılı, sürekli seyahat edip, hep kendine has tarzı ile çok şık olan bir insandı. Çok iyi hatırlıyorum o dönemdeki hislerimi; gerçek anlamda onun gibi olmak istiyordum. Kısacası onun gibi bir anne, onun gibi bir iş kadını olmak ve birebir onun yaptığı işi yapmak istiyordum. Üniversite yıllarım boyunca part-time İtalyanca-Türkçe tercümanlık yaparken çok çeşitli sektörlerin içinde bulunma şansım oldu. Son olarak Altınyıldız'ın konfeksiyon fabrikasında Ermenegildo Zegna'dan gelen bir üst düzey danışmanın tercümanlığını yaptığım 2 sene boyunca kesinlikle bu sektörde olmak istediğime karar verdim. Yani ilk hayal ettiğim zamandan 6-7 sene sonra kararım kesinleşti. Tam da o noktada, kızkardeşim iki sene önce kurduğu firmasına girmemi istedi. Böylelikle benden sadece üç yaş büyük olan ablam ve 18 senelik ortağım Demet Poyraz Serbetçi hayallerimi gerçekleştirip, tüm hayatımı ve yaşam şeklimi değiştirdi. Bence bilgi en büyük güçtür. Hangi sektör olursa olsun eğitiminin alınması gerektiğini düşünmekle beraber sürekli değişkenlik gösteren bu sektörün bir okul tedrisatına sığdırılabileceğini zannetmiyorum. Tekstil için diyebilirim ki; bu iş dokunarak, okuyarak, takip ederek, gözlemleyerek , yeniliklere açık olup, dinleyerek ve çok çalışarak öğrenilir. Her daim bir kalp çarpıntısı,her daim bir problem, binlerce insan ve hep galip gelmeye çalıştığın zamanla yarış... Ama çok renkli, kültürel olarak çok zengin ve keyifli bir meslek. Çok var aslında ama sanırım en çok sevdiğim ve kulağıma küpe yaptığım Asla oldum deme!. Ben de sıkça herkese Hiçbir kapıyı çarparak çıkma, hayatın seni kim ile nerede yeniden karşılaştıracağını bilemezsin diyorum. Düşün ki pamuğun topraktan toparlanması ile bitmiş bir mamul halini alması arasında yapılan onlarca işlem,o işlemleri yapan yüzlerce insan ve o yüzlerce insanın hatası, heyacanı, vurdum duymazlığı, özverisi, paniği...hepsi birbirinden farklı, renkli, duygusal, eğlenceli insanlar. Her an herşeyin değişebileceği, değişmeyecek tek şeyin O koleksiyonun istenilen tarihte çıkması gerçeği..Son olarak da bir sürü kahkaha ve bir o kadar da gözyaşı. Sanırım Alice Harikalar Diyarında en uygun masal olurdu. Öncelikle işimi çok seviyorum ayrıca bende ve ablam Demet'de ailemizden geldiğine inandığım çok ciddi bir sorumluluk duygusu var. Sonunda bir müşterimiz ile bir daha birlikte çalışmayacağımızı bilsek bile elimizdeki işi yapabildiğimiz en iyi şekilde yapıp öyle teslim ederiz. Bizim için birilerini veya bir işi yarı yolda bırakmak diye birşey yoktur. Hele hele pes etmek hiç yoktur. Onca senelik koşturmadan sonra açıkçası bazı zorlukları sadece yoğun dönemlerde değil, normal zamanlarda da hissettiğim oluyor ama profesyonel ve kişisel reputasyonumuz çektiğimiz sıkıntılardan çok daha önemli. Ayrıca büyük sorumluluklarımız, bize güvenip işlerini bize teslim eden , sözlerimiz ile riske giren insanlar var. İnsan ilişkileri kuvvetli, medeni, kesinlikle sorumluluk sahibi, yeniliklere ve öğrenmeye açık ve çok istekli olmasını isterim. Neşeli, kibar, saygılı, kendine güvenen ve benim kendisine güvendiğim insanları görmeyi seviyorum etrafımda. Birlikte çalıştığım insanlarla gülmeyi, yeri geldiğinde her şey ile dalga geçip eğlenmeyi çok seviyorum. Deniz'e bize hikayesini anlattığı için çok teşekkür ediyorum."} {"url": "https://modakariyeri.com/farkli-bir-gianfranco-ferre/", "text": "Mimarların moda dünyasında ne kadar başarılı olduğunu artık hepimiz biliyoruz. Bu anlamda akla gelen isimlerden ilki hiç şüphesiz, Gianfranco Ferre. Aslında, daha çok hazır giyim ve couture koleksiyonları ile tanıdığımız ünlü stilist-mimar, 1969 yılında Politecnico mimarlık bölümünden mezun olduktan sonra, ilk önemli başarısını takı ve aksesuar tasarımında elde etmiş. Foundation Ferre, geçtiğimiz haftalarda düzenlediği Gianfranco Ferre. Under Another Light: Jewels and Ornaments başlıklı sergi ile, tasarımcının bu bilmediğimiz yönüne ışık tutuyor. 12 Ekim'de Torino'da Palazzo Madama müzesinde açılan sergi, yaklaşık iki yüz adet takı -objeden oluşuyor. Her bir parça, modacının 1980 ve 2007 yılları arasındaki defilelerinden özenle seçilmiş. Sergi alanındaki ilginç demir ve camdan oluşan minimal yapı ise, tasarımlara, hayali karanlık bir dünyadan çıkıp gelmişçesine bir güzellik atfetmek amacı ile tasarlanmış. Serginin hedefi, ilk defa olmak üzere, stilistin takı tasarımındaki yaratıcı bakış açısının altını çizmek. Sergilenen aksesuarlar, Ferre'nin form ve materyale dair yaptığı derin araştırmaların birer yansıması. Özellikle materyal alanındaki titiz ve dikkatli çalışma, hiç şüphesiz modacının başarısını günümüze taşıyan en önemli sırlardan biri. Aksesuarlar dahil olmak üzere, tasarım sürecimde en önemli aşamalardan biri araştırma evresi. İster değerli taşların cazibesi olsun, isterse en saf kristallerin ışıltısı, eşsiz kıymetli bir etkiden yola çıkmak benim doğamda var. Hakiki lüksün DNA'sında var olan bir durum. Sergi, 12 Ekim 2017 19 Şubat 2018 tarihleri arasında Torino Palazzo Madama'da modaseverler ile bulusacak."} {"url": "https://modakariyeri.com/fashion-stylist-ne-yapar/", "text": "Moda dünyasında iki tip fashion stylistten bahsedebiliriz. Fotoğraf stylisti ve moda/gardırop stylisti. Fotoğraf stylistleri bir ekiple çalışır. Bu ekipte fotoğrafçı, tasarımcı, ışıkçı ve set tasarımcıları da olur. Stylistler bu ekiple birlikte çekim mekanından çekimde kullanılacak mankenlere, aksesuar ve giysilere kadar hikaye ile ilgili tüm detayları hazırlarlar. Moda veya gardırop stylistleri ise ünlü kişiler, özel müşteriler, moda tasarımcıları veya yaşam tarzını ve stilini değiştirmek isteyen herkesle çalışabilirler. İki stylist de yaptıkları iş gereği çalıştıkları marka, kişi, fotoğrafçı veya tasarımcının vizyonunu, moda algısını hayata geçirmek için çalışırlar. Fotoğraf stilistinin işleri dergilerde, kataloglarda ya da reklamlarda karşımıza çıkar. Gardırop stylistlerinin işleri ise stylistin kariyerinde geldiği noktayla da bağlantılı olarak kırmızı halıdan bir CEO'nun fotoğrafına, bir sporcunun gardırobundan bir dizinin karakterlerine kadar karşımıza çıkabilir. Dergiler, gazeteler, perakende markaları, reklam ajansları hatta müzik prodüksiyon şirketleri moda stilistleri ile çalışabilirler. Çoğu zaman stilistler bağımsız çalışmayı tercih ederler. Stylistlerin bir günü alışveriş, çekim hazırlığı veya çekimle geçebilir. Stylist asistanları genelde showroomları, veya marka/mağazaların ilgili bölümlerini arayarak çekim için gereken ürünleri toparlarlar. Bunun ardından hem ürünleri hem de sette kullanılacak diğer malzemeyi kiralar, ödünç alır bazen de satın alırlar ve çekim mekanına ulaştırırlar. Çekimden önce makyöz ve kuaför ile birlikte çekimin genel görüntüsü üzerine çalışmak da stylistin işidir. Genellikle deneyimli bir stylistin asistanı olarak çalışmak sektöre girmenin en iyi yoludur. Bu şekilde hem mesleğin detaylarını öğrenme şansı elde edersiniz, hem de 40'lı yıllar gece elbisesi bul dendiğinde nereye gideceğinizi öğrenmiş olursunuz. Stylistler zor bir iş yaparlar. Fiziksel zorlukları bir yana bırakırsak , duygusal olarak müşterilerinin ya da markaların isteklerini yönetmek ve onların isteklerini göz önünde bulundururken çekimin yaratıcı ruhunu korumak durumundadırlar. Özellikle stylistler kendi yapmak istedikleri ile onlardan beklenen sonuç arasında doğru dengeyi kurmak zorundadırlar. Eğitim: Moda tasarımı, moda yönetimi, görsel sanatlar, fotoğrafçılık, görsel düzenleme gibi alanlar bu konuda yararlı olsa da, stylist olmak için en çok ihtiyacınız olan şey doğal yetenek de olabilir. Tecrübe: Moda dergilerinde ya da stylistlerle çalışma deneyimi ayrıca mağaza tecrübesi bu konuda yararlı olacaktır. Genellikle stylistler dergi tecrübesinden yetişirler. Günümüzde bağımsız projeler yapan ajans veya styling ofislerinde de çalışma imkanları bulunabiliyor. Ayrıca markalar özellikle online mağazaları için stylist arayışındalar. Kişisel özellikler: Bir stylist stil konusunda özgün bir zevke sahip olmak dışında trendleri öngörebilen biri olmak zorundadır. Stylistler ayrıca moda tarihine hakim ve modanın geçmişten bugüne gelişimini takip etmiş kişiler olurlar. Fotoğraf çekiminde gerekli olan basit teknik bilgiye sahip olmak, ışık kullanımını ve makyaj tekniklerini bilmek bu işte yardımcı olacaktır. Stylist olmak isteyenler yaratıcı, meraklı ve çalışkan olmalıdır, ayrıca kolay şevki kırılan ve kendini motive edemeyen kişilerin bu sektörde barınamadığını söylersek yalan olmaz. Kişinin kendini tanıma ve tanıtma becerisi de bu alanda çok önemli bir yer tutuyor. En iyi stylistler ekip çalışmasını bilen, sektördeki en iyi ekibi kısa sürede ve doğru bütçe ile kurabilen kişilerdir. Business Of Fashion tarafından moda dünyasına yön veren 500 kişiden biri seçilen Katie Grand dünyanın en ünlü stylistlerinden. Uzun zamandır Marc Jacobs'un tüm koleksiyonlarına danışmanlık veren Katie Grand, aynı zamanda Louis Vuitton ve Balmain için de kampanya çekimleri yaptı. Katie Grand ayrıca Love dergisinin kurucusu ve editörü. Micaela Erlanger Hollywood'un en güçlü ünlü stylistlerinden sayılıyor. Çalışmaya başladığı kişileri kısa sürede kırmızı halı yıldızlarına dönüştüren Erlanger, müşterilerinin karakterleriyle ahenk içinde ama yenilikçi ve şaşırtıcı kombin ve markalarla onları öne çıkarıyor. Müşterilerim bana kişisel tercihlerini anlayacağımı bildikleri için güveniyorlar. Bu aslında ortak bir çalışma ve ben onlarla, özellikle yeni başladığımızda, sürekli konuşuyorum. Kendi fikirlerini ortaya çıkarıyor ve onları yorumluyorum. Günümüzde stylistlerin rolü yadsınamaz. Özellikle kırmızı halıda ünlülerin kendilerini doğru ifade etmelerini ve stilleri ile öne çıkmalarını sağlayan kişisel stil danışmanları, tüm dünyada trendlere etki edebiliyorlar. Ayrıca moda markalarının birlikte çalıştıkları stylistler, bir koleksiyonu tasarımcısından daha da iyi anlatma becerisine sahip oluyorlar. Bu meslekte uzun çalışma saatleri, limitli bütçeler ve belirsizlikle savaşmak durumunda kalabilirsiniz. Ayrıca kendi zevkinizle sizden beklenen sonuç arasında devamlı çelişkide kalmanız mümkündür. Bu durumda kendinizi ve ekibi yönetmeyi bilmelisiniz. Ayrıca bu işte başarınız çalıştığınız ekibe bağlıdır, bu nedenle ilişkilerinizi çok kuvvetli tutmayı ve farklı yaratıcı beyinlerle çalışmayı başarmalısınız. Bu kariyerin kapılarını aralamak çok zordur, bir kere araladıysanız içeride uzun süre kalmak daha da zordur. Fakat başarılı olursanız sizi çok keyifli ve eğlenceli bir dünya bekliyor. - Şirket içi stüdyoyu yönetmek - Sitenin genel görsel dilini oluşturmak ve tüm çekimleri bu dille uyumlu olacak şekilde yönetmek - Markanın dönemsel hedeflerini, pazarlama ve merchandising stratejilerini anlamak ve onlara yönelik proje geliştirmek - Mağazalar ile online mağaza arasında tutarlı bir stil oluşturmak - E- ticaret kanalları için ürün görsellerini ve ürün tanımlarını hazırlamak"} {"url": "https://modakariyeri.com/fendi-baguette/", "text": "Eylül ayı demek moda demek. Bir ay boyunca sayısız defileye ev sahipliği yapacak moda haftalarından ilki olan New York Moda Haftası Eylül ayına hızlı bir giriş yaptı. İlkbahar Yaz 2023 koleksiyonlarını müşterilerine sunan dünyaca ünlü markalar arasında şüphesiz en dikkat çeken marka baguette modelinin 25. yılını kutlayan Fendi oldu. Fendi, Resort 2023 koleksiyonunu New York'ta yaptığı bir defileyle kutladı. Koleksiyonda New York'la özdeşleşen bir tasarımcı olan Marc Jacobs ve ünlü mücevher markası Tiffany & Co ile işbirliği yaptı. Tiffany & Co'nun Fendi gibi LVMH grubu çatısı altında olduğunu da hatırlatmış olalım. Y2K modasıyla birlikte, tasarımcıların 2000'ler parçalarını günümüze uyarladığını sıkça görür olduk. Fendi ise, Sex and the City ile popülariteye ulaşmış baguette çantasını herkesin aylarca konuşacağı bir defileyle tekrardan anmak istedi. Daha önce de farklı isimlerle ortak koleksiyon çıkardığını gördüğümüz İtalyan moda evi bu sefer Marc Jacobs'la kapsül koleksiyonunda odağı baguette çantalara çekiyor. Baguette modelinin sayısız yorumunu gördüğümüz defilede, Kim Jones ve Silvia Venturini Fendi çantaları kıyafetlerin bir uzantısı olarak da kullanmayı tercih etmiş. Kargo pantolonlarda, eteklerde, ceketlerde, eldivenlerde ve hatta çorap detaylarında sık sık minik baget detaylarına rastladığımız koleksiyonda, Tiffany & Co varlığını ise baştan aşağı Tiffany mavisi bir kombin ve baguette çantayla hissettirdi. Renk skalasının oldukça geniş olduğu koleksiyonda, Fendi ile özdeşleşmiş kahverengi, lacivert, siyah, gri gibi renklerin yanında daha parlak yeşil, turkuaz, sarı gibi renkleri de görüyoruz. Koleksiyonun bir diğer ilgi çekici parçası ise, defilenin sonlarında gördüğümüz kocaman tüylü bucket şapkalar oldu. Defilenin tümünden ayrılan şapkalar ve bu şapkaların kombinlendiği parlak gümüş, yeşil paçalar Fendi'nin klasik logosuyla birleştirilmiş. Fendi'nin baguette çantası popülaritesini Sex and The City'den bildiğimiz Carrie Bradshaw'ın It's not a bag, it's a baguette sözleriyle elde etti desek yanlış olmaz. Dizide Carrie Bradshaw'a hayat veren Sarah Jessica Parker ise koleksiyonun ilham kaynaklarından. Defileyi en önden izleyen Sarah Jessica Parker'ı Fendi ile işbirliği koltuğunda, Sex and the City'nin devam dizisi And Just Like That için sınırlı sayıda bir baguette çanta koleksiyonu çıkardığında görmüştük. Defileyi izleyenler arasında Kim Kardashian, Kate Moss, Christy Turlington, Amber Valletta, Shalom Harlow, Naomi Watts, Chloe Bailey gibi isimler de vardı. Son olarak 15 yıl sonra podyumda Linda Evangelista'yı tamemen turkuaz bir elbise içinde görmek hepimize sürpriz oldu. Moda dünyasının kolay kolay unutamayacağı bu defile, 2000'ler modasının hiçbir yere gitmediğini, bir süre daha düşük bel etekler, kargo pantolonlar ve tabii ki baguette çantalar göreceğimizi gösterdi. Marc Jacobs, biraz kaotik de diyebileceğimiz New York stilini Fendi ile çok güzel buluşturmuş ve hem modern hem de 2000'lere ait diyebileceğimiz parçalar çıkarmış. New York Moda Haftası'nda görmeye alışık olmadığımız Fendi, Kim Jones ve Silvia Venturini Fendi'nin yaratıcı yönetimiyle hepimizi şaşırtmaya devam edecek gibi görünüyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/fendi-versace-fendace/", "text": "Geçtiğimiz günlerde Milano modanın dev isimleri tarafından ele geçirildi; özellikle Versace'nin Via Gesu'da gerçekleştirdiği ilkbahar/yaz 2022 koleksiyonu renkli şovuyla haftanın yıldızı olmuştu...ta ki Kim Jones, Silvia Venturini Fendi x Donatella Versace bir araya gelerek FENDACE koleksiyonunu moda severlerlerle buluşturana kadar. 50 görünümden oluşan koleksiyonda moda sahnesinin iki büyük ismi Fendi ve Versace güçlerini takas ederek İtalyan modasının ikonik parçalarını yeniden yorumladı ve bizlere Fendi and Versace : The Swap koleksiyonunu sundular. 2021 yılında kreatif direktör Alessandro Michele , Gucci için Balenciaga'nın kreatif direktörü Demna Gvasalia ile el ele vererek Aria koleksiyonunu sunmuştu ve moda dünyasına bambaşka bir soluk getirmişti. Farklı iki büyük markayı bu sefer Milano Moda Haftası'nda görmek herkesi yeniden heyecanlandırdı. Versace'nin renkli ve bir o kadar da feminen görünümleri ile Fendi'nin klasik logosu ve çarpıcı kesimlerinden oluşan parçalar bir araya gelerek 90'ların gözde modelleri, Kate Moss, Naomi Campbell, Shalom Harlow, Amber Valletta gibi isimlerin üzerinde hayat buldu. Roma ve Milano merkezli bu iki dev marka için söyleyebiliriz ki Versace ve Fendi olağanüstü vizyonlarını sunmak için yerleri değiştirerek İtalyan modasında yıkıcı ve benzersiz bir anı sahneye koydular. Tıpkı defile sırasında yeşillik duvarlarına gömülü Medusa yüzlü panellerin Karl Lagerfeld tarafından Fendi için tasarlanan çift F logosunu ortaya çıkarmak için döndürülmesi gibi moda sahnesinde birçok değişimin yaşanacağının habercisi diyebiliriz. Gianni ve Donatella Versace hakkında daha çok bilgi edinmek için bu yazımızı okuyun."} {"url": "https://modakariyeri.com/fenomenlik-devri-kapaniyor-mu/", "text": "Hem gördüğümüz hem de yaşadığımız kadarıyla, hayatımızı sosyal medya kadar değiştiren bir devinim daha olmadı. Dijital bağlarımız birdenbire ve büyük bir hızla arttı, öngörülen küresel köy fiziksel olarak olmasa bile sanal ve dijital olarak yaratıldı. Kendimizi artık Avustralya'daki genç bir anneye kendi annemizden daha yakın hissediyoruz. Güne başlarken ilk işimiz gözümüzü açmak yerine telefonu veya tableti elimize almak oluyor. Belki de hayran olduğumuz takip ettiğimiz sosyal medya fenomenleri, bloggerlar güne nasıl başladı onu öğrenmek istiyoruz. O da bizi yanıltmıyor ve güne başlama rutinim adlı videosu veya seri hikayeleriyle bizi bilgilendiriyor, ortak ediyor ve yoldaş oluyor. Muhtemelen bu esnada da para da kazanıyor. İşte bu noktada devreye markalar giriyor ve üçgeni tamamlıyor. Çok takipçili, adını duyurmuş ve tv-radyo-gazete gibi mecralar değil de alternatif mecralarda daha aktif olan bu kişilerin ticari amaçlarla veya promosyon amaçlı kullanılmasına influencer marketing deniyor. Türkçeye tam olarak aktarılamayan bu kavram, elbette influencer adı verilen bloggerlar, vloggerlar, ünlüler ve/veya sosyal medya fenomenlerini kapsıyor. Temelleri Amerika'da sahte bir youtube'da video günlüğüm kampanyasıyla bir ajans tarafından atılan influencer marketing, artık tüm pazarlama departmanlarının, tüm markaların hatta tüm girişimcilerin kaçınamayacağı, ne kadar hızlı öğrenir ve faydalanırlarsa o kadar öne geçebilecekleri bir gerçek olarak önümüzde. Reklamdaki kızın beyaz gülüşüne güvenmiyorum, rol yapıyor ve para alarak oynuyor algısının aksine mütevazi şartlarda kendi odasından size seslenen ve tek ama tek amacı olan kendi deneyimlerini size ulaştırmak ulan bir genç kız kadar inandırıcı ne olabilir? Elbette uzun süredir bloggerlar, vloggerlar ticari işbirlikleri de yapıyor, ürün yerleştirme veya videolarda markalardan gönderilen ürünleri deneme, paketleri açma ve yorum yapma aktiviteleri yapmaktalar. Hatta dünyaca ünlü makyaj markası MAC artık makyaj ürünlerini de bloggerlara hazırlatmakta. Yeni çıkardıkları MAC Influencer Lipsticks serisinde farklı ülkelerden makyaj bloggerları kendi rujlarını yaratıp kendi adlarını bu ürüne vererek satıyorlar. Evet, takipçiler sıkıldığı gibi markalar da artık yavaş yavaş bu pazarlama kampanyalarından uzaklaşmaya başladı. Elbette her gelişme gibi bu da ülkemize biraz geç yansıyacaktır ama artık ufak da olsa markalardan çatlak sesler çıkmaya başladı. 15 yaşında bir genç kızın yıllardır moda editörlüğü yapan Anna Wintour'dan daha etkili olması, bir blogger'ın atölyede yaptırdığı düz beyaz tişörtlerin dizaynının en yetkin moda okulundan mezun ve yılların tectübesi ve zevkine sahip Alexander McQueen ile kıyaslanması markaları rahatsız etmeye başladı. Bunun bir sebebi de blogger veya vloggerların kendi işlerini kurma hevesine girmeleri veya onlara rakip olmaları da olabilir elbette. Adını duyuran bir blogger milyon takipçisiyle milyon dolarlık pazarlıklar yapabilmeye başlamış durumda. Yani bu modayı doğuran orjinallik ve otantiklik artık yokolmuş durumda. İtirazların bir diğer sebebi de sosyal medya fenomenleri veya influencerların narsist ve materyalist bir insan tipini temsil etmeleri. Özellikle samimiyet, otantiklik, paylaşım gibi değerlerle öne çıkan markaların bu karakterde görülen bloggerlarla çalışması / veya çalışmak zorunda kalması bu markalar için sorun yarattı. Örneğin Alicia Keys gibi ünlü isimler, bulamaç halindeki instagram yüzü kavramına karşı makyajsızlık akımını destekledi. En ünlü ajanslardan DDB Worldwide son açıklamalarında, çalıştıkları büyük markaların artık influencer marketingden uzaklaşmaya başladıklarını açıkladı. Markaların en büyük endişelerinden biri bu kadar fazla influencerı araya sokarak müşteriyle olan temaslarının kopması, iletişimi kontrollü ve doğru bir şekilde yapamamaya başlamaları oldu. Bu noktada hem tüketici hem markalara önerimiz bir kamera alıp odamıza beyaz bir fon kurmak, kanalıma hoşgeldiniz demek yerine the next best thing'e odaklanmak, bu trendi takip edecek ve bu hataları yapmayacak yeni yolları keşfetmek ve bunların üzerine gitmek olmalı. Kısa vadede ünlü ve çok takipçili bloggerlar yerine niş, keşfedilmemiş, derinlemesine bilgi sahibi ama kitlelere hitap etmeyen bloggerların öne çıktığını görüyoruz. Profesyonellik yerine amatörlüğü benimsemiş, sosyal sorumluluğu kuvvetli, herşeyi bildiğini ve yapabildiğini iddia etmeyen, daha dar ama derinlemesine ilgileri olan influencerlardan yararlanmakta fayda var. Uzun vadede ise markanın kendi iletişimini kendi elinden ve kontrollü biçimde sunması, sosyal medyada kendisi etkin olup bloggerlardan yan faaliyet olarak ödemeli / ödemesiz destek alması veya en azından bu paylaşımları tanıyarak, onaylayarak, olumlu tepki vererek kendi yoluna devam etmesi önemli olacaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/fenomenlik-devri-kapanmadi/", "text": "Yılın en fazla kazanan influencerları Jeffree Star ve Kylie Jenner. Tüm markaları ve duruşları otantikliğin tam tersine odaklanmış olan bu isimler de otantisitenin işe yarar bir strateji olmayabileceğini gösteriyor. Ajanslar tarafından yayılan yapay influencer kavgaları, instagram haberlerini derleyen instagram haber hesapları, ünsüz ünlüler ve ünlü ünsüzler derken orijinal ve öz ile ilgili içerik ve kişilerden ziyade yapay, sahte, sahnelenmiş, olduğu gibi görünmeyen sosyal medya ikonlarına rağbet hala daha yüksek. Bir diğer mihenk taşı elbette Yukarı Kaydır hareketi yani sektöre damga vuran trendyol işbirliğinin getirdiği sevgi-nefret ilişkisi idi. Pandemi etkisiyle beraber inanılmaz volümlerde e-satışa dönüşen yukarı kaydır hareketi ne kadar devam edecek göreceğiz. Örneğin yaptığım minik bir araştırmada, Trendyol'un başarılı bir kadın girişimiyken Aliexpress tarafından satın alındığını, affiliate marketing kampanyaları kapsamında Trendyol'a influencer linkiyle girerseniz ve 1 hafta içinde tavsiye ürünü alırsanız influencer'ın %15, tavsiye dışı ürünler alırsanız %5 oranında milla çeki kazandığını, ancak alışveriş yapılmadan önce başka bir paylaşımlı linkten de Trendyol'a girerseniz Trendyol'un bu alışverişle influencerın bağını kestiğini öğrendim. Kendimi gözlemlediğimde benimle aynı yaşam yolunda olan (ör. 0-5 yaş arası çocuklu anneler) influencerların tavsiye ve yukarı kaydırmalarına karşı koyamazken ve helal olsun işi bu kazansın kadıncağız gibi bir kabulleniş yaşarken görsel veya çok zaruri olmayan kategorilerde takip ettiğim çok fazla sayıda influencerı takipten çıkarmış durumdayım. Bunda benim, yani tüketicinin bilinçlenmesi kadar influencerların da musluk akarken doldur mantığıyla sponsorlu içerikleri %90-95'e çıkarmaları, su, paspas, fotoğrafın çekildiği aynanın köşesi göründüğünde dahi linklemeleri etkili oldu. Bu konuda Amerika'da uzun zamandır kullanımda olan marka işbirliğidir reklamdır sponsorlu içeriktir gibi yasal uyarıların zorunlu hale gelmesi otantiklik iddiası, samimiyet iddiasına kaçınılmaz olarak darbe vuracaktır. Ancak tüketici tarafından baktığımızda, benim kararımda olduğu gibi, içerik tüketenlerin, hatta ekonomik zorluklarda kırılganlığı artan kesimlerin daha sağlıklı, daha düşünerek ve hem markalar için hem de totalde ekonomi için ayağı daha yere basan, ihtiyaç odaklı ve sürdürülebilir sadakat temelli ilişkilere yol vermesi çok olumlu gelişmeler. 2017 yılındaki yazımızda takipçiler sıkıldığı gibi markalar da artık yavaş yavaş bu pazarlama kampanyalarından uzaklaşmaya başladı. Elbette her gelişme gibi bu da ülkemize biraz geç yansıyacaktır ama artık ufak da olsa markalardan çatlak sesler çıkmaya başladı. Örneğin Alicia Keys gibi ünlü isimler, bulamaç halindeki instagram yüzü kavramına karşı makyajsızlık akımını destekledi. demiştik. Geldiğimiz noktada nofilter nomakeup gibi ana akım karşıtı kural değiştiren kampanyaların bile ana akım haline geldiğini, markaların influencer bütçelerini %60'ların üzerinden arttırdığını ve işbirliği sayısının hızla yükseldiğini görebiliriz. 2020-2021 pandemi etkileri de sosyal medyanın gücünü hızla katladı ve kapandığımız evlerde sanal bir dünya yaşamanın hızlanmasını ve kolaylaşmasını sağladı. Hem içerik üreten hem tüketenlerin evde, dolayısıyla ekran başında olup e-ticarete yüklenmeleri hayatımıza homefluencer kavramını kattı. Akademide de ele alınan bu kavram, pandemi döneminde Instagram ve Youtube üzerinden yayın yapanların artık kitleleriyle belki de aynı hayatı sürmek zorunda kalmalarından doğan empatiyi de konu alıyor. Tatil tatil ülke ülke davet davet gezmeyen, makarnasını kahvesini pijamalarının içinde yapan Covid pandemisi influencerları sektörün muhtaç olduğu otantikliği bir anda geri getirebilmiş oldu. Bu endüstride bir gamechanger olup olamayacağı belirsiz olan, ancak şimdiden yeni influencerlarını sesleri ve sohbetleriyle yaratan yeni oyuncular ise Clubhouse ve yakında herkesin erişimine açılacak olan Twitter Spaces. Şimdiden marka sponsorlu sohbetlerin yer aldığı bu platformlarda Bill Gates gibi prestijli ikonlar, oyuncular, siyasetçiler gibi bir alan çeşitliliği olması en büyük avantaj. Sevgi-güven-nefret ilişkisi gelişen ve genişleyen sanal dünya ve pazaryerinde nasıl şekil değiştirecek hep beraber göreceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/freedom-alls-levis/", "text": "Bundan tam 100 yıl önce 22 Ekim 1918'de Levi Strauss & Co., şirketin özel olarak kadınlar için tasarladığı Freedom-Alls markasını tescil ettirdi. Herkes için özgürlük anlamına gelen Freedom-Alls, Amerika Birleşik Devletleri'nin Birinci Dünya Savaşı'na girmesinin etrafındaki söylem kadar hem kelimenin tam anlamıyla hem de mecazi olarak Freedom-Alls'un Amerikalı kadınlara sunduğu hareket özgürlüğüne göndermede bulunuyordu. Tam 100 yıl sonra, Levi's denimin kadınlara sağladığı kendini ifade etme gücü her zamankinden daha güncel ve geçerli. Geleneksel cinsiyet normlarının sorgulandığı bir dönemde, kadınların yeni ortaya çıkan fırsatları yakaladığı bir anı hatırlamak için de mükemmel bir zaman. Freedom-Alls, kemerli bir tunik ve botlarla giyilebilmeleri için bilekleri tokalı şalvar pantolondan oluşan tek parça bir giysiydi. İnce çizgili mavi pantolon ve koyu haki olarak sunulmuş olan bu kıyafet, kadınların ABD'de, özellikle de batısında oynadığı daha büyük ve aktif role yanıt olarak tasarlanmıştı. Hareketleri kısıtlamak yerine, teşvik ediyor ve mümkün kılıyordu. Giysinin reklamlarında ise kadınlar sadece ev işleri yaparken değil, aynı zamanda bugün standart olarak kabul edilen ama o yıllarda nadir görülen fiziksel aktiviteleri yaparken betimleniyordu. Örneğin Kaliforniyalı bir kadın düğününde Freedom-Alls giymiş ve törenden sonra yeni eşiyle atına binerek gitmişti. Freedom-Alls, Levi Strauss & Co. için bir başlangıç noktasıydı. Marka 1920'lerde kadınlar için iki parça denim giysiler sunmaya başlamıştı. Bundan 10 yıl sonra ise marka dünyada ilk defa kadınlara özel bir denim pantolon modeli yarattı."} {"url": "https://modakariyeri.com/frida-kahlo-victoria-albert-muzesine-geliyor/", "text": "Londra'da bulunan Victoria & Albert müzesi her moda severin bilmek zorunda olduğu önemli müzeler arasında. Mimari, tarih, sanat, moda ve tasarım anlamında önemli eserlerin sergilendiği müzeyi moda tarafından inceleyen yazıyı geçtiğimiz sene sitede paylaşmıştık. Müze, kalıcı moda koleksiyonunun dışında senede birkaç kere unutulmaz sergilere de ev sahipliği yapıyor. Bunlar arasında hala devam edeni Balenciaga'nın retrospektifi. Fakat 2017'nin son çeyreğine girdiğimiz şu günlerde müze 2018 sergilerini açıklamaya başladı. 2018 yılında müzenin moda kategorisinde süpriz bir isim göreceğiz- Frida Kahlo ve gardırobu. Sanatı ve sıradışı hayatı dışında, Frida hakkında en çok ilgi çeken konulardan biri sanatçının giyim tarzı. Kafasına taktığı taçları, takıları, renkli etnik kıyafetleriyle Frida Kahlo günümüzde bile birçok insana giyim konusunda ilham veriyor. Eklektik bir zevke sahip Meksikalı sanatçının giyiminde renkler ve takılar ön plana çıkanlar arasındaydı. Müze serginin adına tam anlamıyla karar vermemiş olsa da başlangıç tarihi belli: 16 Haziran. Frida'nın giyim tarzı aslında çalışmalarıyla da oldukça yakından alakalı; o yüzden bu sergiye sadece bir 'moda' sergisi olarak bakmak yanlış olur. Frida'nın stili üzerinden sanatı ve dönemin dinamiklerinin de anlatılacağı bu sergi için 2018'in en iddialı sergilerinden biri demek yanlış olmaz. Bir başka önemli nokta da bu sergi sayesinde Frida'nın kıyafetlerinin ve kişisel eşyalarının ilk defa Meksika dışına çıkarılacak oluşu. O zaman 2018 yaz planlarına Londra'yı şimdiden ekleyelim."} {"url": "https://modakariyeri.com/gelecek-laboratuvari/", "text": "Trend şirketleri, moda dünyasındaki eğilimlerin neler olacağını belirlemek için iki yıl öncesinden dünya çapında veri toplarlar. Bu veriler daha sonra milyarlarca parçadan oluşan giysi stoklarını düzenlemeleri için şirketlere satılır. Trendler artık moda sektörünün bel kemiği niteliğinde. Bu sebeple trend firmalarının sayısı da onlara olan ilgi ve bağımlılık da son sürat artıyor ve yayılıyor. Fakat bu yeni bir olgu değil aslında. İlk trend tahmin şirketi 1927 yılında New York'ta kurulmuştu. Ardından Amerikan moda endüstrisini canlandırmak amacıyla 1928 yılında The Fashion Group kuruldu. Fakat hiç kuşkusuz trendlerin altın çağı bugün ve tabii ki yarın. Trendler moda endüstrisinin lokomotifi. İnsanları her ay yeni bir şey satın almak zorunda bırakan şey. Eğer insanlara, gardırobundakinin modası geçti, at gitsin, artık yenisine ihtiyacın var diyen trendler olmasaydı, sektör şu an bulunduğu noktada olmazdı. Amaç, elinizdekilerin uygun olmadığına ikna olmanızı sağlamak. Günümüzde trend takıntısı oldukça ciddi boyutlarda. Trend olana sahip olma düşüncesi kaçınılmaz olmaya başlıyor. Öyle ki, giyimi trende yeterince uygun olmayan kimi personelin, o gün çalışmasına izin verilmeyerek eve gönderildiği bile olmuş. Dolayısıyla moda firmalarının WGSN'in trend raporları için kuyruk olmalarına şaşırmamak gerekir. Aslında bunu temelinde geçmişteki akımları ve gelişimleri iyi bilmek yer alıyor. İpin ucu nereden geliyor bakarsanız, hangi trende dönüşeceğini görmek kolay diyor Stylesight şirketinin CEO'su Frank Rober. Eksik parçalar ve geri kalan veriler için de en büyük yatırım gözlemlemek. Trend şirketlerinin kendileri için çalışan çok geniş gözlemci ağları bulunmaktadır. Genellikle New York, Londra ve Tokyo gibi karma kültürleri barındıran metropollerde, gençlik akımlarını, sokak stilini, bloggerları takip altına alır. Bunun yanı sıra kitlelerin moda pazarında çoğunlukla yeltendiği renk ve tarzlar da mercek altına alınır. Tüm bu veriler makro ve mikro trendlerin oluşmasını sağlar. Bu halen trend tahmin firmalarının da üzerinde uzlaşamadığı bir konu. Aslında bir nevi paradoks. Trendler tüketicinin eğilimine göre şekil alıyor fakat aynı zamanda trend olarak ilan edilen şeyler tüketici tarafından daha çok rağbet görüyor. Eğer müşteriniz olan firmalara bir şeyin çok tutulacağını söylerseniz, onun tutulmasını ve moda olmasını sağladınız demektir. Bu demek oluyor ki tüketici aslında asıl söz sahibi taraf değil. Öyleymiş gibi gösterilmesi de, durmaksızın tüketimi teşvik eden düzenin işlemesini sağlayan yegane faktörlerden biri. İpler, elbette ki sürekli karını düşünen endüstrinin elinde. Geleceği tahmin eden -kurgulayan- onlar olduğu sürece de trendler, kar sağlamanın altın anahtarı olarak kalacak gibi duruyor. - UK Trend Tahmin ajansı - Tansy E. Hoskins, Foya, s. 100. - Tansy E. Hoskins, Foya, s. 101. - Singh söyleşisi - Tansy E. Hoskins, Topshop ürün uzmanı ile söyleşi - Söyleşi, Telegraph.co.uk - Stylesight Trend Analiz müdürü Sharon Graubard, The Telegraph."} {"url": "https://modakariyeri.com/geleneksel-perakendede-influencer-etkisi/", "text": "Moda dünyasında influencerların etkisini biliyoruz. Özellikle takipçilerinin satın alma kararlarını etkileyebilmeleri ve markaların ulaşmakta zorluk çektiği genç kitleye ulaşabilmeleri nedeniyle sektörün pazarlama bütçelerinin dağılımını değiştirmeyi başardılar. Geleneksel perakendede de bu etki görülmeye başlandı. İlk başlarda sadece paylaşım yaparlar başka yapacakları birşey olamaz diye eleştirilen kişiler oldu. Başarılı paylaşımlar yapmak da zor, ama influencer tanımı sadece paylaşımlarla sınırlı olunca influencerların kendilerine de, markalara da dar gelmeye başladı. Sonuçta moda dünyası da nerede problem varsa, orada fenomenlerle çalışarak sonuç almayı deniyor. Nasıl mı? Son trend mağazalara el atmak! Geçenlerde içerik editörümüz Eda Binark'ın yazdığı yazıda perakende sektörünün son 25 yıldır en kötü dönemini yaşadığından ve bazı markaların ard arda mağaza kapattığından söz etmiştik. Perakende dünyası mağazalarda trafiğin azalması ve genel olarak hızlı tüketimde görülen düşüş nedeniyle zor anlar yaşıyor. Elbette rekabetin artık çok zorlamaya başladığını, müşteri profilini anlamanın zorlaştığını da unutmayalım. Bu durumda iyi bir çözüm ne olabilir? Doğru kitleyi markadan daha iyi tanıyan ve ona ulaşmakta zorlanmayan bir influencerla çalışmak. Arielle Charnas paylaşımlarını satışa döndürebilme becerisi ile tanınıyor. Daha önce çalıştığı Petersyn markası için bir paylaşımını anında 40.000 Dolarlık satışa döndürmüş. Kısacası Something Navy'i Superinfluencer kategorisinde düşünebiliriz. Londra'da Oxford Street'teki Selfridges mağazası moda dünyasının en sıradışı ve en merak edilen isimlerinden birine ev sahipliği yapıyor. Yaşı bir gizem olarak kalan, genelde ölümsüz algılanan Michele Lamy, Rick Owens'ın eşi, ortağı, ilham kaynağı, aynı zamanda bir tasarımcı ve fikir öncüsü. 30 yıldır boks yapan Lamy'nin boksa olan düşkünlüğünden ilhamla yola çıkan Selfridges, The Corner Shop'u bir boks alanına çevirdi, bu alanda spor ve boks giyim parçaları özel bir konseptle satışa sunuldu. Ayrıca Selfridges Londra'da BXR adında bir boks salonu da açtı. Bu şekilde boks deneyimi ürünlerden ringe de taşındı. Everlast gibi tanınan spor markaları, Lamyland konseptine özel ürün tasarladı. Bu ilginç işbirliği moda küratörlüğü kavramının perakendede nasıl yer bulacağına çok iyi bir örnek. Boks çok etkileyici...Spordan çok bir düşünce şekli. Soylu bir sanat. Ünlü Amerikan Departman Mağazası Bergdorf Goodman'ın Moda Direktörü ve Kıdemli Başkan Yardımcısı Linda Fargo, moda dünyasının en çok takip edilen kişilerinden. Mağazanın gözü olarak da anılan Fargo kariyerine çok genç yaşlarda vitrin tasarlayarak başlamış. Ardından Görsel Düzenleme Direktörlüğü gelmiş. Bergdorf Goodman hem kendi yöneticisi olan hem de influencer statüsüne sahip olan Linda Fargo'dan kendi dolabını yaratmasını istemiş ve bu şekilde Linda's at BG projesi doğmuş. Linda's at BG'da Linda Fargo tarafından seçilen ve sürekli yenilenen markalar, işbirlikleri, özel vintage parçalar var. Geri dönüştürülmüş giysilerin sanatçılar tarafından yorumlandığı mini bir kapsül olduğunu da eklemeden geçmeyelim...Linda's at BG'nin en büyük özelliği kişisel bir yaklaşımı aslında genele hitap etmesiyle tanınan departman mağazası konseptine uyarlaması. Bu da aslında bu dönemde mağazaların kişiselleştirmeyi ve herşeyden öte küratör elinden alışveriş yapma imkanını stratejilerinin merkezine koymaya başladığını gösteriyor. Giovanna Battaglia'yı takip edenler bilirler. Kendisi moda dünyasının en renkli ve eğlenceli kişiliklerinden biri. Son dönemde Giovanna Battaglia kendine ait bir etiket başlattı #myfavoritecoloris .... diye giden bu etiketle Giovanna Battaglia kendi renk ve stil tercihlerini paylaşıyordu. Bu paylaşımlar öyle bir noktaya geldi ki, Battaglia hem Bergdorf Goodman'da kendine bir pop-up mağaza açtı, hem de kendi online alışveriş sitesini yarattı. Bergdorf'taki Pop-up mağazasında kendi yaptığı ve seçtiği bazı ürünleri satan ve New York moda haftası sırasında mağazanın 2 vitrinini tasarlayan Giovanna Battaglia, şimdi de kendi sitesinde pop-up mantığını devam ettiriyor. Mesela Sevgililer Günü temalı yeni ürünlerini kısa sürede tüketmeyi başardı. Görülen o ki mağazaların farklı kişiliklerin getirdiği enerjiye, yeniliğe ve kitleye her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Türkiye'de de bu işbirliklerinin örnekleri yok değil. Daha çok koleksiyon tasarımı işbirlikleri üzerine yoğunlaşan Türk markaları, aynı zamanda uzun zamandır dergi editörleri ile işbirlikleri yapıp onların seçimlerini mağazaya yansıtıyorlar . İkinci el satış yapan Dolap uygulamasının influencerlara kendi dolaplarını açtırdığını ve sadece blogger değil iş insanlarına da yer verdiğini gördük. Fakat Türk markaları daha çok fenomen ya da ünlü isimlerle çalışıyor, Linda Fargo örneğinde olduğu gibi sektörün önde gelen yöneticileri ile işbirliği yapma örneği henüz karşımıza çıkmadı . Ayrıca daha çok bir seçimi ön plana çıkarma odaklı işbirlikleri görüyoruz, aslında Lamyland örneğinde olduğu gibi moda, özellikle de lüks dünyası, artık gitgide deneyim tasarımına yoğunlaşıyor ve ürün seçimi bunun içinde sadece bir detay. Türkiye'de gördüğümüz en yoğun perakende sosyal medya kampanyalarından biri #herkes10ukonusuyor oldu. Birden tüm influencerlar ekranımıza İstinye Park'tan resimlerle çıkmaya başladığında hepimiz bir kampanya olduğunu anlamıştık. Bu kampanya ile İstinye Park 10. yaşını kutladı ve çekilişlerle bazı hediyeler dağıttı. Kanımca, yukarıdaki örneklerle bu tür tanıtım kampanyalarının en büyük farkı öncelikle satışa dönüşü ölçülebilen, küratörlerin elinden çıkmış, niş bir kitleye hitap eden ve mağazaların influencera yaratıcı özgürlük sunduğu projeler olmaları. Ayrıca, bu projelerin aynı anda çok kişiyle çalışmak yerine projeyi en iyi yansıtan kişilerle uzun süreli ve yoğun çalışmaları tercih etmeleri. Bu projelerin tek amacı mağazaya trafik çekmek değil aynı zamanda yaratıcı fikirlerle sektöre öncülük etmek."} {"url": "https://modakariyeri.com/genc-tasarimcilar-moda-haftasina-nasil-katilir/", "text": "Yvonne Jewnell moda dünyasına giriş yaptığında yaşı o kadar gençti ki bir çok belgeyi onunla birlikte annesinin de imzalaması gerekiyordu. New York'ta bulunan Parsons School of Design'de moda tasarımı bölümüne kabul almadan önceki sene Genesis adını verdiği kendi hazır giyim koleksiyonunu oluşturmuştu bile. Genesis adını hem Jewnell'ın etnik kökeninden hem de bir tasarımcı olarak başladığı yeni hayatından alıyordu. Koleksiyonunu tanıtmak ve sergilemek için her yolu deneyen Jewnell çok geçmeden bu endüstride kimsenin 17 yaşında birine destek ve koleksiyonu sergilemek için alan vermeyeceğini fark etti. Kimse koleksiyonumu sergilemem için defilelerde bana yer vermiyordu. Durum böyle olunca da annem o zaman biz de neden kendi organizasyonumuzu yapmıyoruz dedi 6 yıl sonra Jewnell Parsons'dan mezun olunca annesi Tandra Birkett ile birlikte Harlem Fashion Week'i- Harlem Moda Haftasını kurdular. Amaçları New York Moda Haftasında koleksiyonu sergilenmeyen tasarımcılara yer verecekleri bir organizasyon oluşturmaktı. Moda haftaları göz kamaştıran şovları ve her defilede içeri girmeye çalışıp alınmayan, davetiye bulamayan ve çıkışta meraklı gözlerle davetlilere bakan gençlerle bilinir. Defilelerdeki ön sıralar ve after-party'ler ünlüler, editörler ve sektörün içindeki önemli kişiler içindir. Moda haftalarının defilelerinde yer almaksa şehrin birçok genç tasarımcısı için ulaşılamaz bir durum. Güncel programı büyük markaların kapladığı ve 300'den fazla sunumun 9 güne sıkıştığı bu haftalarda yeni tasarımcılar için dikkat çekmek zorlu bir süreç. Daha da fazlası var. Defile fiyatları astronomik boyutlarda. Racked'ın raporuna göre moda haftasınde bir defile alanı kiralama ücreti 100,000 Dolar'dan başlıyor. Durum böyle olunca da New York Moda Haftası- NYFW büyük markalar ve kendini kanıtlamış tasarımcılar tarafından dolduruluyor. The New York Times'ın raporuna göre sonbahar/kış 2015 sezonunda Moda Haftasına katılan tasarımcıların sadece %2.7'si siyahtı. Bu rakamlar şunu gösteriyor ki NYFW artık sadece belirli lüks markalar ve bunları satın alabilenlerin katıldığı bir platforma dönüşmüş. Jewnell bu durumu Eğer bir partiye katılamıyorsan, kendininkini yaratmalısın şeklinde özetliyor. Bu sezon Harlem Moda Haftasının ikincisi ve Jewnell da kendi koleksiyonunu ikinci kere sergiliyor. Bu yeni isyankar moda haftasında defile alanı kiralama fiyatları 250 ile 1000 Dolar arasında değişiyor; böyle olunca da farklılık ve orjinallik görmek mümkün. Harlem Moda Haftasının neredeyse %70'i farklı etnik kökenlerden gelen tasarımcılar. Jewnell' e göre Marka kurma sürecinde, tek günlük bir etkinliğe bu kadar para harcamak size finansal açıdan bir çok sorun çıkarabilir. Katılım göstermek tabii ki önemli ama daha sonrası masraflarınızı da çıkarabilmeniz gerçeğini unutmamak lazım. NYFW'in bu gerçekdışı mali yükü birçok alternatifin oluşmasını sağladı. Harlem Moda Haftasında yer alma fiyatı alan kirası, PR, saç ve makyajı da kapsıyor. Bu sistemin bir başka alternatiflerinden biri de Nolcha. Harlem Fashion Week'ten farklı olarak Nolcha'nın fiyatları 1,500 Dolardan başlayıp 25,000 Dolara kadar çıkıyor; aynı zamanda da L'Oreal, Citibank gibi kuruluşlar da defilelere ve genç tasarımcılara sponsor oluyorlar. Nolcha'da ise katılımcılarının %60'ı farklı etnik kökenlerden. Bu sene Nolcha'da yer alan isimler arasında Blackbird Dillinger adlı aksesuar markasıyla tasarımcı Jodi Cottongim de var. Nolcha'nın en ucuz paketini seçse de buraya katılmanın yeni kurduğu markası için yine de büyük bir finansal yatırım olduğunu düşünüyor. Yeni kurulan bir marka olduğu için şu an ne kadar olursa olsun benim için önemli bir rakam diye durumunu açıklıyor Cottongim. Eğer kendini o moda kalabalığının içine sokucaksam paraya ve sponsora ihtiyacım var . Kendimi göstermek için çaba ve para sarfetmezsem kimse kapımı çalıp çok güzel çantaların varmış diye duyup beni farketmeyecek. Fashion İnstitute of Technology'den mezun olduktan sonra Cottongim sektördeki pek çok tasarımcıyla çalışıp deneyim kazanmaya çalıştı. Bugün bile markasını kendi finanse ediyor ve gelirinin büyük kısmı freelance olarak yaptığı işlerden gelmekte. Ona göre gerçek fark yaratan şeyler aslında ufak şeyler. Kişisel hayatında lüksler olmadan yaşıyor, manikür, kıyafet alışverişi gibi şeylere Cottongim'in hayatında yer yok. Harlem Fashion Week'in kurucuları anne-kıza dönersek, onlara göre önemli olan birinin onları keşfetmesi değil. Önemli olan keşfedilmek için onların kendi şovlarını yaratması. Fakat günümüzde gitgide daha fazla tasarımcı defile yapmayı bırakırken bu kadar büyük meblağdaki parayı en fazla 15 dakika süren bir show'a yatırmak ne kadar doğru? Günümüzde bir çok tasarımcı artık söz konusu defile olduğunda kendi çıkış yaptıkları şehirleri de bırakmaya başladılar tıpkı Tommy Hilfiger'in bu sene Los Angeles'da bir see-now buy-now şov gerçekleştirmesi ve Proenza Schouler'ın da Paris'e geçme kararı alması gibi. Bazı markalar da tamamen defileleri bıraktılar tıpkı Opening Ceremony'nin bir bale ilhamlı protesto şovu yapması gibi. Tasarımcı Cottingim hızla değişen moda dünyasında sosyal medya varken büyük markalar ve yeni çıkış yapan tasarımcılar arasındaki farkın kapandığı düşüncesinin bir şehir efsanesi olduğuna inanıyor. Fakat yine de, birçok genç tasarımcı için sosyal medyadaki takipçi sayısı finansal başarıyla ilgili değil. 5 milyon kişinin sosyal medyada beni takip edip hiç bir şey almamasındansa 50 kişinin takip edip 20 kişinin satın almasını tercih ederim. Moda haftaları gibi lüksün bu kadar reklamının yapıldığı bir etkinlikte işin maddi kısmından nadiren bahsedilmesi ise oldukça ironik. Maalesef ki günümüzdeki genç tasarımcılar için ise sorun aslında oldukça net: defile yapacak maddi bütçeye sahip olmak veya olmamak. Bu yazı bir çeviridir, orjinali için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/geri-donusum-icin-baski-artiyor/", "text": "Amerika'da her sene yaklaşık 12.8 milyon ton tekstil ürünü imha ediliyor. Yale Environment 360 raporuna göre; eski kıyafetler kullanılarak yeni tekstil ürünlerinin üretilmesini destekleyen çevrecilerin ve tekstil perakendecilerinin sayısı giderek artmakta. H&M'in iyilik periliğini yaptığı geri dönüşüm hareketi aslında perakende endüstrisi için bir toplanma çağrısı. İsveçli firma yakın zamanda açtığı 1 milyon dolarlık yarışma ile eski kıyafetleri yenilerine dönüştürmenin yollarını aramaya başladı. Worn Again adında, tekstil ürünleri için geri dönüşüm teknolojileri üreten bir firmaya da yatırım yapan H&M, bu kampanyanın daha ilgi çekici olması için hip-hop sanatçısı MIA ile kullandığımız kıyafetlerin ham maddelerini toplayıp geri dönüştürmenin önemini vurgulayan Rewear It adında bir video klip çekti. Perakende devi aynı zamanda Nike ile birlikte Ellen MacArthur Vakfı'nın global ortaklarından biri. Vakfın amacı sirküler bir ekonomiye doğru evrilmeyi sağlamak. Bu da, içinde bulunduğumuz üret, kullan ve at döngüsünde ilerleyen endüstriyel sistemde kullandığımız her şeyin ömrünün sonunda yeni bir şeye dönüştürülmesi demek oluyor. Bu çağrıya kulak veren sadece H&M değil. American Eagle Outfitters, Eileen Fisher, Levi-Strauss & Co, Nike, The North Face, Patagonia, ve Zara, mağazalarında geri dönüşüm amaçlı eski kumaşları ve kıyafetleri toplayan markalar. Bu markalar bazen aynı doğrultuda üreticilerden bile kıyafet alabiliyor. Startups Ambercycle, Dutch Awareness ve Evrnu pamuk ve polyester gibi kumaşları yeni liflere dönüştürebilecek kimyasal süreçler geliştirmekte. Asıl amacımız hammaddemizi, müşterilerimizin dolaplarından toplamak Levi Strauss'un Sürdürülebilirlik Bölümü Başkan Yardımcısı Michael Kobori. H&M gibi bir markanın döngüsel ekonomiye geçiş sürecini yönetiyor olması aslında büyük bir ironi. Şirketin çok düşük fiyatlara sattığı kıyafetler, çevreci aktivistlerin tepki gösterdiği perakende sektörünün bu kadar hızlı büyümesinin en büyük nedenlerinden. Global tekstil endüstrisinin yıllık gelirinin 2.5 trilyon dolar olduğu ve gelecek 10 yılda bu rakamın ikiye katlanacağı tahmin ediliyor. Dahası, kar amacı gütmeyen organizasyonların ve perakendecilerin eski kıyafetleri toplama ve dönüştürme çabalarına rağmen, bu ürünlerin büyük çoğunluğunun sonu katı atık sahaları oluyor. En azından Amerika'da her yıl 12.8 milyon ton tekstil ürünü imha ediliyor, bu da kişi başı yaklaşık 37 kilo demek oluyor. Kendi ismini taşıyan tekstil şirketinin kurucusu Eileen Fisher, moda endüstrisinin petrolden sonra dünyadaki en büyük kirletici güç olduğunu söylüyor. Moda dünyasının global parmak izlerini içeren çok güvenilir veriler olmadığından bu iddianın kanıtlanması oldukça zor. Ancak kıyafet üretmek için harcanan su, enerji ve kimyasal maddelerin miktarını azımsamak imkansız. Çevre denetimlerinin çok sık olmadığı üretim bölgelerinde ise kullanılan bu kimyasallar çevredeki su kaynaklarına akıtılmakta. Tekstil sektörü uzun zamandır Çin'deki en büyük kirlilik faktörü. Hindistan, Kamboçya ve Bangladeş'deki nehirleri kirleten, tarım arazilerini kullanılmaz hale getiren de aynı durum. Sektördeki yöneticilerin söylediğine göre; endüstri eğer mevcut büyüme oranlarını ve sürdürülebilirliğini korumak istiyorsa, ilerleyen zamanlarda daha radikal kararlar ve aksiyonlar alınması gerekecek. Bu değişim sürecinin ne kadar zor olduğunu anlamak için yapılması gereken en önemli şey; ger dönüşümle bu döngüyü tamamen kırmak arasındaki büyük farkı görebilmek. Geleneksel kıyafet geri dönüştürme teknikleri aslında yeni kıyafetler için hammadde üretilmesini sağlamıyor. Aksine, tekrar giyilebilecek durumda olan ürünler ya ikinci el mağazalarında satılıyor, ya da denizaşırı giden teknelere yüklendikten sonra çok ucuz fiyatlara alıcı buluyor. Tekrar kullanılamayacak durumda olanlar ise, yalıtım malzemesi veya halı dolgusu olarak, ya da oyuncakların içini doldurmak için kullanılıyor. Bir bölümü ise enerji üretmek amacı ile yakılıyor ya da katı atık depolarına yollanıyor. Buna karşılık, içinde bulunduğumuz bu döngüyü tasarım sayesinde onarmak ve yeniden düzenlemek mümkün. diyor Ellen MacArthur Vakfı. Tekstil ürünleri endüstrisi için bu, üretimdeki kaynakları mümkün olabildiğince uzun süre kullanılabilir kılacak, sonrasında ise hammaddeyi en kolay şekilde tekrar elde ederek yeni ürünlerin yapımında kullanacak bir sistem tasarlamak demek. Günümüzde var olan hiçbir şirket bahsi geçen bu durumu ticari boyutlarda yapmıyor ancak birkaçı deniyor. Londra çıkışlı Worn Again yaklaşık 10 senedir, McDonald's üniformaları, Virgin Atlantic uçak koltukları ve hapishane battaniyeleri gibi tekstil atıklarını, kıyafetlere, ayakkabılara ve çantalara dönüştürüyor. Ancak şirketin kurucusu Cyndi Rhoades yakın zamanda, birçok farklı materyal kullanarak kalıcı ürünler üretmenin ne kadar da zor bir iş olduğunu anlamış. Sonrasında ise dikkatini, kendi içlerinde farklı engeller çıkartan pamuk ve polyester maddelerini geri dönüştürmeye vermiş. Pamuğu mekanik bir şekilde geri dönüştürmek lifleri kısalttığı ve sertleştirdiği için kalitesini düşürüyor. Geri dönüştürülmüş polyester ise eski halinden daha pahalıya mal oluyor. Bu nedenle farklı maddelerden yapılmış kıyafetlerin içlerindeki ham maddeleri ayrıştırmak ve bu doğrultuda geri dönüşüme sokmak oldukça zor. Uzun yıllar süren araştırmadan sonra Worn Again güçlerini H&M ve Puma ile birleştirerek, moleküler seviyede ayrıştırılan eski tekstil ürünlerinden pamuk ve polyesteri ayıran kimyasal bir süreç geliştirdi. Levi Strauss ve Seattle'da kurulmuş bir girişim şirketi olan Evrnu ise birlikte dünyanın ilk atık malzemeden dönüştürülen kot pantolonunu üretti. Bu yenilik Çin, Hindistan ve Pakistan gibi su sıkıntısı çeken bölgelerdeki üretimde su kullanımını neredeyse %98 azaltacağından çığır açan bir olay olarak görülüyor. Bu yazı bir çeviridir. Orjinalini okumak için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/geridonusumlu-urunler-icin-alisveris-merkezi/", "text": "İsmi oldukça zor okunan, ReTuna Aterbruksgalleria'da satılan tüm ürünler ya upcycle tekniğiyle geri-dönüştürülmüş ya da ikinci el. Bu eşi benzeri olmayan mini AVM, hem çevreye olan sorumluluğumuzu yerine getirmemizi sağlıyor hem de bir türlü vazgeçemediğimiz alışveriş tutkumuza sıradışı bir alternatif getiriyor. Yani, eğer İsveç'te yaşıyorsanız, ihtiyacınız olan bir parçayı güncel AVM'lerde aramak yerine önce buraya bakıp, çevreci bir alternatife yönelebilirsiniz. Kıyafetten, mobilyaya herşeyi bulabileceğiniz ReTuna'da aynı zamanda çevreci, geridönüşümle ilgili workshoplar da yapılıyor. Alışverişinizi yaparken ReTuna'nın sadece organik malzemeler kullanılan cafesinde mola da verebilirsiniz. ReTuna aslında insanları sadece tüketici olmaya değil aynı zamanda da üretici olmaya teşvik ediyor. Evinizde kullanmadığınız, iyi durumda olan herhangi bir ürününüzü burda rahatlıkla satabilirsiniz. Böyle bir konseptin sonunda oluşturulduğunu görmek bizlere umut verse de şimdilik tek sıkıntı İsveç'te olması. Umuyoruz, bu konsept dünyada daha hızlı yayılarak, tüketim alışkanlıklarımızı farklılaştırmamızı sağlar. Türkiye'de sürdürülebilir ve sosyal sorumluklu alışveriş için nereyi mi öneriyoruz? Tabii ki Satsuma App. Satsuma App'te hem özenle seçilmiş ikinci el ürünler hem de tasarımcıların el emeği ürünleri var. Aynı zamanda alışveriş yaparken bağış yapmanız mümkün."} {"url": "https://modakariyeri.com/gezilmesi-gereken-10-moda-muzesi/", "text": "Moda müzeciliği kavramı müzecilik tarihine kıyasla oldukça yeni sayılabilir. Bu yazıya öncelikle küçük bir ayrım yaparak başlıyorum. Müzelerde modanın yeri genel bir bakışla ikiye ayrılabilir, Kostüm ve Moda. Müzelerde kostüm tarihi, ilk giysinin bir müzeye dönemin tanığı olarak kabul edilmesiyle başlar. Bu önemli bir dönüm noktasıdır çünkü giysileri müzede sergilenebilir statüsüne koyar. Her ne kadar öncesinde de giysiler toplanmaya başlansa da moda tarihçileri bu dönemi 1930'lar olarak belirliyor. 1960'larda başlayan 1990'lara kadar devam eden dönemde müzelere çağdaş modanın girdiğini söyleyebiliriz. Bunun anlamı müzelerin modayı popüler kültürün bir simgesi olarak görerek, onu koleksiyonlarına dönemin tasarım ve kültür temsilcisi olarak katmasıdır. Bugün bile tartışılan konu modanın müzelerdeki yeridir. Kimileri modanın müzelere sadece ticari kaygılarla girdiğini iddia ederken, bazıları da modanın müzelerde olması gerektiğini çünkü tarihi incelemek için giysilerin önemli olduğunu savunur. Dünya çapında müzelere yapılan devlet yardımlarının azalması elbette daha ticari işlerin yapılmasına neden olabilir, fakat yadsınamayacak bir gerçek var, o da modanın geniş kitlelere hitap ederek, keyifli ve basit bir dönemsel analiz imkanı vermesi. Metropolitan Museum of Art'ın kostüm koleksiyonunun temelleri, sosyal sorumluluk projelerinde çalışmayı seven varlıklı iki kız kardeşin bir mahalle tiyatrosu kurmasıyla atıldı. 1915'de Neighborhood Playhouse adı altında Manhattan'da kurulan bu tiyatro için tasarlanan kostüm koleksiyonu 1927'de kız kardeşlerin ünlü bir aktörün kızı olan Aline Berstein ile ortak olması ile daha da büyür. Öyle ki kostüm tarihine olan ilgileri dikkat çeker ve ilk geçici sergilerini 1937'de Rockefeller Center'da yaparlar. MET müzesinin hikayesi, aslında bu sergilerin Amerikan moda endüstrisine ne kadar faydalı olduğunun anlaşılmasıyla ivme kazanır. Her sergide seyirci sayısı hızla artarken, Rockefeller Center'da sektörel konuşmalar ve eğitimler düzenlenmeye başlanır. Bu dönemde müze Museum of Costume Art olarak var olur. Ardından müze Metropolitan Museum of Art ile birleşecektir. Moda müzeciliğinin ilk örneklerinden olan bu müze, Amerikan ekonomisi için savaş döneminde kendi tasarımlarını yaratmak ve tasarımcılarına ilham vermek için kullanılan bir güce dönüşmüştü. Ardından dönemin ünlü modacı ve editörlerinin de desteğiyle bugünkü önemli yerine kavuştu. Her yıl beklenen şaşalı Met Galanın ilki, müze için bağış toplamak amacıyla Eleonor Lambert tarafından başlatılmıştı. Lambert Amerikan tasarımının sıkı bir savunucusuydu. Modanın bir sanat formu olduğuna inancı sonsuzdu. Onun ardından müze eski Vogue editörlerinden Diana Vreeland'in kreatif danışmanlık yaptığı 70'li yıllarda en şaşalı dönemini yaşadı. Bu dönemde moda çekimlerine aşina olan Vreeland'in sergilere getirdiği dramatik yaratıcılık müzeye olan ilgiyi artırdı. Yazdığı yaklaşık 20 moda tarihi kitabıyla sektörün en önemli araştırmacı ve küratörlerinden olan Harold Koda da Met'in eski Baş Küratörlerinden. MET dijital arşivlerinden yaklaşık 375.000 fotoğrafı kullanıma açtı. Çevrimiçi kütüphanesi de müzenin kendisi gibi zengin bir kaynak. Bir göz atmanızı öneririm. Her yıl moda meraklıları tarafından ilgiyle beklenen senenin sergileri her zaman şaşırtıcı ve öncü olmuştur. 2011'de gerçekleşen Alexander McQueen sergisinin çektiği seyirci sayısının 660.000 olduğunu yazarak ikinci müzemize geçelim. 1852 yılında kurulan ve bugün dünyanın en büyük dekoratif sanatlar koleksiyonuna sahip olan müze (yaklaşık 4.5 Milyon obje) adını Kraliçe Victoria ve Prens Albert'ten alıyor. Müze seramikten, mücevhere, heykelden baskıya, cam işlerinden metal işlerine, aklınıza gelebilecek her türlü dekoratif alanda parçalara sahip. Müzede tekstil ve modanın da kapsamı oldukça geniş. İlk olarak 1913'te sergilenmeye başlanan kostümler, dönemin üç ünlü ressamının çizim yaparken referans olarak kullandıkları kostüm koleksiyonlarını bağışlamaları sayesinde müzeye ulaştı. 1960 ve 70'li yıllarda, modanın müzelerde rol çalması ile V&A bu koleksiyonlara daha fazla yer vermeye başladı. 1971'de ilk moda sergisi Fashion, an Antology by Cecil Beaton açıldı. Serginin küratörü unutulmaz İngiliz fotoğrafçı Cecil Beaton'dı. İngiliz tekstil endüstrisinin ve moda tarihinin bir numaralı temsilcisi olan V&A her daim gezilebilecek kalıcı koleksiyonu dışında müze severlere düzenli olarak heyecan verici yeni sergiler sunuyor. Şu sıralarda Bags Inside Out sergisini gezebilirsiniz. Paris'in moda müzesi olarak bilinen Palais Galliera'nın temelleri 1920 yılında Moda ve Kostüm Tarihi Birliği'nin 2000 parçalık bir kostüm koleksiyonunu Paris şehrine bağışlamasıyla atıldı. Şehir yönetimi bu koleksiyonu Paris'in şehir müzesi olarak da bilinen Musee Carnavalet'ye bağışladı. O dönemde koleksiyon şehir müzelerinde kendine ait bir bölüm bulamamıştı. İkinci dünya savaşının ardından moda endüstrisini tekrar ayağa kaldırmaya çalışan Paris şehri, kostüm müzeciliğinin etkisini farketti. Sergiler dolup taşıyor, sürekli yeni giysiler müzeye bağışlanıyordu. Bunun üzerine koleksiyona daha büyük alanlar verildi fakat müze ancak 1977 yılında şu anki mekanı olan Palais Galliera'ya yerleşebilecek ve Paris'in Moda ve Kostüm Müzesi lakabını alacaktı. Paris gibi bir şehirde modayı solumak oldukça kolay olsa da, Palais Galliera'nın sadece moda tarihine adanan atmosferinin cazibesi bir başkadır. Bir dönem renovasyon için kapalı kalan ardından kapılarını 2013'te açan müze sadece geçici sergiler düzenliyor. Bunların en önemlilerinden biri müzenin ilk retrospektif sergisi olan Alaia sergisiydi. Müzenin direktörü Olivier Saillard çok önemli bir isim. Onu Tilda Swinton ile düzenlediği The impossible wardrobe gösterisinden hatırlayabilirsiniz. Bir moda müzesine herkes özgürce girebilir. Bu kadar başarılı olmamızın sırrı da bu olmalı. Diğer müzelere göre çok daha genç olan Momu 2002 yılında açıldı. Çağdaş moda ekseninde düzenlediği sergilerle tanınan Momu'nun koleksiyonu 25.000 parçadan oluşuyor. Sergiler bir tasarımcının vizyonu çerçevesinde ya da bir moda teması üzerinden oluşabiliyor. Momu'nun iddialı olduğu konu tasarım sürecini 360 derece ele almak ve bir fikri tasarımcının ilham alanlarından, üretim yaklaşımına kadar incelemek. Ayrıca binası eski bir departman mağazası olan müze, bu özelliğini koruyarak sergileri bir görsel düzenlemeci bakışıyla hazırlıyor. Hatta müze küratörleri yerine moda sektöründen gelen profesyonellerle çalışması onu ayrıştırıyor. Modanın avangard kenti Antwerp'in gözdesi olan bu müzede Mart ayından itibaren Belçikalı tasarımcı Martin Margiela'nın Hermes'teki yıllarını konu alan bir sergi olacak. Söylemeden geçmeyelim, müzenin ilk direktörü, temsilcisi olduğumuz moda okulu Polimoda'nın baş danışmanı Linda Loppa idi. New York'taki en moda müze sloganıyla karşımıza çıkan FIT bu sloganı kesinlikle hakediyor. Moda severleri nefessiz bırakan birçok sergiye imzasını atan FIT, konusunda kesinlikle bir öncü. Yılda 100.000 kişinin ziyaret ettiği bu moda müzesi 1969'da kuruldu, ilk sergisini 1975'te açtı. Ünlü moda okulu FIT tarafından kurulan müze, akademik yanının verdiği güçle moda dünyasının öncü araştırma kaynağı olmayı hedefliyor. Müzenin hem kendisi hem de direktörü ünlü. En önemli moda araştırmacılarından Valerie Steele 1997 yılında müzenin Baş Küratörü, 2003 yılında ise direktörü oldu. Müzenin özelliği sergilere hem akademik, hem eğlenceli hem de cesur yaklaşması. Yaklaşık 50.000 parçadan oluşan koleksiyonunda 18. yüzyıldan bugüne modanın en önemli isimlerinin tasarımları var. Mayıs 2017'ye kadar FIT'de Black Fashion Designers sergisi gezilebilir. FIDM 1969 yılında Los Angeles'ta bir moda okulu olarak kuruldu. Öğrencilerine tasarım ve ürün yönetimi alanında eğitim veren kurum bir süre sonra tasarım öğrencilerinin yeteneklerini geliştirmeleri için inceleyecek giysilere ihtiyaçları olduğunu farkederek bir müze kurmaya karar verdi. Kar amacı gütmeyen müzenin ilk koleksiyonu okul eğitmenlerinin kendi kıyafetleriydi. Ardından kurucu üyelerden gelen bağışlarla ilk koleksiyonlar oluştu. Şu anda müzenin yaklaşık 15.000 parçalık bir koleksiyonu var. Özellikle Gianni Versace'nin erkek koleksiyon arşivi en önemli hazinelerinden biri. Müzenin özelliği aynı zamanda bir eğitim kurumunu desteklemesi, bu nedenle koleksiyonları daimi ve eğitim amaçlı koleksiyonlar olarak ikiye ayrılıyor. Japonya'nın güzel ve zarif şehri Kyoto'da yer alan KCI, çağdaş batı modasını geçmişi ve bugünü yorumlamak amacıyla kullanan, modayı sosyal, ekonomik ve toplumsal bir olgu olarak kabul eden ve onu araştırma konusu yapan bir başka değerli müze. 17. yüzyıldan başlayan, yaklaşık 12.000 parçadan oluşan koleksiyonun ilgi çekici kısmı 1000 parçadan oluşan Comme Des Garçons bağışı. Tabii ki Japonya'da yer alan bir müzenin Rei Kawakubo'ya saygı duruşunda bulunmaması beklenemezdi. Aynı zamanda müze moda severlere birçok değerli kitap kazandırdı, bunlardan biri Taschen'in ünlü iki ciltlik moda ansiklopedisi. Müzenin dijital arşivlerinde bir tur atmanız şiddetle tavsiye edilir. 1963 yılında kostüm koleksiyoncusu ve akademisyen Doris Langley Moore'un koleksiyonunu bağışlaması ile temeli atılan Bath Moda Müzesi yılda yaklaşık 130.000 kişi ağırlıyor. Müze moda ve kostüm tarihi konusunda dünyanın önde gelen kuruluşlarından biri. Bu müzenin diğerlerinden önemli bir farkı var, o da kurulduğu 1963 yılından bugüne, kurucusunun isteği üzerine, her sene Yılın Giysisi ni seçmesi. Yılın Giysisi seçimi müze için artık bir gelenek haline gelmiş. Müze bu seçim için her sene konusunda uzman bir sektör profesyonelini seçiyor ve ondan senenin en etkili trendlerini temsil eden tasarımı seçmesini istiyor. Bu seçime kesinlikle karışılmıyor. Seçim yapıldıktan sonra marka giysiyi bağışlıyor ve müze onu daimi koleksiyonuna katıyor. Müze yönetiminin her sene bağımsız bir sektör profesyoneli ile çalışması, müzenin akademik yaklaşımını güncel trendlerle harmanlamasını, ve seçkileri sadece küratörlerin elinden alarak özgür bir görüş yaratmasını sağlıyor. Seçim yapanlar arasında Colin McDowell, Sarah Mower, Suzy Menkes ve Isabella Blow gibi sektörün duayen isimleri var. Çağdaş moda, tekstil ve mücevher alanında önemli bir müze olan Fashion and Textile Museum, 2003 yılında tasarımcı Zhandra Rhodes tarafından kuruldu. Rhodes özellikle cesur ve renkli baskılı kumaş tasarımları ile ünlü. Freddie Mercury ve Prenses Diana için tasarımlar yaptı. Müze Londra'nın eski deri ve yan malzemeleri üretim bölgesi olan Bermondsey Street'de. Bölgenin yaratıcı ruhundan faydalanarak bugünün tasarımcılarına ilham vermeyi amaçlıyor. Müzenin instagram hesabını takip etmek de ayrıca keyifli, kumaş baskı tasarımına ne kadar önem verdiklerini hemen fark edeceksiniz. FTM'in ünlü sergilerinin arasında The world of Anna Sui , Jazz Age , Liberty in Fashion ve A journey in the Riviera var. Yeni dönem moda müzelerinin en ilgi çekenlerinden biri olan Santiago Moda Müzesi, Filistinli tekstil tüccarı bir aileden gelen Jorge Yarur Bascunan tarafından açıldı. Bascunan, ailesine ait cam evi bir moda müzesine dönüştürdü. 2007'de açılan müze genç yaşına rağmen yaklaşık 10.000 parçalık bir koleksiyona sahip. Koleksiyon özellikle 1980'lere ait Hanedan dizisi kostümleri ile dikkat çekiyor. Kurucusu şu sıralar ikinci bir müze yaratmak için çalışıyor. İkinci müze, geçmişten bugüne spor tarihini moda aracılığıyla tekrar yaratmayı amaçlayan bir spor modası müzesi olacak. Dünyanın önde gelen 10 moda müzesini sizin için özetlemek istedim. Bu müzelerin kuruluşlarının ortak noktası ya bağışçılar tarafından hediye edilen koleksiyonlar, ya da arkalarındaki akademik yapılar. Bu müzeler giysilerin moda tarihine tanıklık ettiğine ve onlar aracılığıyla toplumu, yaşam biçimlerini, ekonomik ve sosyal gelişmeleri anlamlandırabileceğimize inanan kurumlar. Burada çalışan akademisyen ve küratörler giysileri hem birer obje olarak yorumlar, hem de o objeyi içinde bulunduğu dönemin ışığında anlamlandırır. Bu da bizi modanın tarihsel önemi olan bir olgu olduğu fikrine bir kez daha inandırır. Türkiye'de de moda müzeleri görebilme umudumuzu koruyoruz. Bu konuda bir örnek, moda müzesi olarak anılması mümkün olmasa da, Sadberk Hanım Müzesi. Sadberk Hanım Müzesi Türkiye'nin ilk özel müzesi ve Vehbi Koç'un eşi Sadberk Hanım'ın kişisel koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Bu koleksiyonun içinde giysi, işleme, porselen ve takılar var. Ayrıca Söke'de bir Osmanlı Kıyafetleri Müzesi olduğunu biliyor muydunuz? Emel Aksoy'un kişisel koleksiyonundan oluşan müzeyi gezmek için Söke'nin Doğanbey Köyü'ne gitmelisiniz. Daha fazla koleksiyonun müzeye dönüşmesi ve ülkemizde kostüm tarihi ve kültürünün oluşmasına katkı sağlaması dileğiyle işte dünyanın farklı yerlerinden seçtiğim 10 moda müzesi... Gidince bize de haber vermeyi unutmayın. - Fashion and Museums: Marie Riegels Melchior, Birgitta Svensson. Bloomsburry yayınevi. - NY Times http://www.nytimes.com/2013/09/24/fashion/As-Popularity-Grows-So-Do-Fashion-Museums.html - Fashion On Bookshelves www.fashiononbookshelves.com"} {"url": "https://modakariyeri.com/gianni-donatella-versace/", "text": "1960'lı yılların sonunda dünya piyasasındaki cazibesini kaybetmekte olan İtalyan modası, 1970'li yıllarda, Roma ve Floransa arasındaki ezeli rekabetin yanından taze bir kan olarak ortaya çıkan Milan piyasasıyla tekrardan gündeme geldi. Diğerlerinin tarihi cazibesini taşımasa da, endüstriyel bir şehir olan Milan, İtalya'nın kuzeyindeki tekstil üreticilierinin desteğini almıştı. Krizia ve Missoni gibi halihazırda ününü duyurmuş olan modaevleri koleksiyonlarını Milan'a taşımışlardı. İtalyan moda sektörünün kazandığı bu yeni ivmeden Giorgio Armani'yle başlayan bir seri ünlü isim çıktı: Dolce & Gabbana, Miuccia Prada, Moschino, Gianfranco Ferre' ve Gianni Versace. Bu yenilik rüzgarının itme kuvvetiyle Gianni Versace'nin kısa sürede geldiği yer, kimseyi fazla şaşırtmasa da etkilemiş; takdir dolu bakışları üzerine toplamıştı. Giovanni Maria Gianni Versace, 2 Aralık 1946'da Italya'nın Reggio Calabria bölgesinde doğmuş; babası, terzi annesi, ağabeyi Santo ve küçük kız kardeşi Donatella ile birlikte büyümüştü. Bir de, 12 yaşında tetanoza kaybettikleri bir ablası vardı. Büyüdüğü bölgenin tarihinde, Antik Yunan kültürünün kalıntıları hakimdi; bu kültürel referanslar Gianni'yi ileriki yaşantısında ve kariyer ilhamlarında hatrı sayılır biçimde etkileyecekti; örneğin markanın logosu olacak Medusa kafası, çocukken kardeşleriyle oynadığı tapınak yıkıntılarından hatıraydı. Versace bu mitolojik figürü, insanları kendisine aşık etmesi ve onu bir görenin bir daha başını çevirememesinden ilhamla seçmişti; markasının da insanların üzerinde benzer bir etkisi olacağını umuyordu. Versace, çıraklığını annesinin dikiş atölyesinde yaptı. Kendisi mimarlık okuduktan sonra, 26 yaşında moda tasarımıyla ilgilenmek üzere Milano'ya taşındı. Gianni Versace ilk koleksiyonunu 1972'de, Callaghan, Genny ve Complice şirketleri için tasarladı. 1978'de ise Gianni Versace Company'yi kurarak Gianni Versace Donna adı altında ilk kadın koleksiyonunu piyasaya sürdü. Kendi adı altında ilk butiği ise, Milano'nun Via della Spiga caddesinde açtı. 1979'da Versace markasının ilk fotoğraf kampanyası için, daha sonra birçok işbirliğine imza atacakları ünlü fotoğrafçı Richard Avedon'la birlikte çalıştı; fotoğraf kampanyasının yönetiminde Gianni'nin kardeşi Donatella yardımcı olmuştu. Donatella, kardeşinin peşinden markanın halkla ilişkileriyle ilgilenmek üzere Milano'ya taşınmıştı, tasarımcı için rolü daha ziyade ilham perisi ve eleştirmen olmak olmuş olsa da, markayı bugünkü moda devi statüsüne getiren Donatella'nın halkla ilişkiler dehasıydı. Markanın tasarım estetiği, canlı renkleri ve göz alıcı baskılarıyla nam salmıştı. Cesur kesimler de markanın alametifarikalarından biriydi. Elton John ve Michael Jackson gibi ünlü müşterilerinden dolayı (1992'de Elton John'un bütün sahne kostümlerini hazırlamıştı) Rock'n Roll Designer olarak anılan Gianni Versace, aynı zamanda Wales ve Galler Prensesleri gibi aristokrat kitleyle birlikte de çalışıyordu. Versace, bir yandan da birçok tiyatro prodüksiyonunun kostümlerini hazırlamıştı. 1991-92 Sonbahar/Kış koleksiyonunun podyumuna sadece süpermodelleri çıkartmasıyla Versace, Süpermodel fenomeni olarak bilinen, 1990'lara damgasını basan elit manken kitlesinin yükselişine katkıda bulunmuştu. Versace, üretimden dağıtıma kadar sektörün bütün alanlarıyla kendi şirketi dahilinde çalışan ilk markalardan olmuştu. 1982'de marka, aksesuar, takı ve mobilya alanlarına doğru genişledi. 1993'te Donatella Versace, çocuklar için Young Versace koleksiyonunun üretimine başladı; kendisi aynı zamanda markanın bir kolu olan Versusu da üstüne aldı. Gianni Versace 1982'de manken Antonio D'Amico ile tanıştı. Partneri ile uzun soluklu ilişkileri, Gianni'nin 1997'deki trajik vefatına kadar sürdü. Bir sabah gazetesini almaya gittiği yürüyüşünden dönerken evinin basamaklarında vurulan Gianni, 15 Temmuz 1997'de hayatını kaybetti. Olaydan 8 gün sonra aynı silahla kendini öldüren katil Andrew Cunanan'ı bu cinayete iten sebepler hiçbir zaman tam olarak çözülemeyecekti. Moda tarihi serimizde şimdiye kadar moda tarihine damgasını basan markaları, markayı kuran ve adını veren bir adet tasarımcının üzerinden anlatmış olsak da, bu yazıda bir istisna yaparak, markanın kuruluşundan beri içinde bulunmuş, ve kardeşinin trajik kaybından itibaren bu yeri doldurulması zor boşluğu hakkını vererek üzerine almış olan Donatella'yı da başlığa dahil etmeye karar verdim. Donatella, markanın kuruluşundan itibaren, bir adım geride durarak da olsa kardeşinin ilham perisi olarak, markanın temsil ettiği tasarım değerlerinin kanlı canlı hali olmuş, bunun yanında yaratıcı alanda da desteğini esirgememişti; bundan dolayı markanın oluşumunda ve günümüze kadar gelmesinde kendisinin önemini esirgemek büyük haksızlık olur. 1997'de kardeşinin cinayeti üzerine Donatella, markanın kreatif direktörlüğünü üstlendi. Markanın CEO pozisyonuna ise ağabeyleri Santo geçti. Gianni, vasiyetinde markanın %50'sini Donatella'nın kızı, yeğeni Allegra'ya bırakmıştı. Donatella'nın geniş çevresi, aynı zamanda markanın portföyünü oluşturuyor. Tasarımcının efsanevi partilerine Liz Hurley'den Prens Charles'a kadar birçok ünlü ismin katıldığı biliniyor. Donatella bu ünlü arkadaşlarını markanın yüzü haline getirmeyi tercih ediyor; bunların arasında Lil' Kim, Jennifer Lopez, Madonna, Courntney Love, Christina Aguilera, Jonathan Rhys Meyers, Demi Moore ve Lady Gaga var. Markanın belki de ünde tavan yaptığı nokta ise; Jennifer Lopez'in 2000 yılında Grammy ödül törenine giydiği Jungle Dress lakabıyla da anılan zümrüt yeşili, hem derin dekolteli hem de derin yırtmaçlı olan elbiseydi. İkon statüsünde bu elbiseyle kapışacak bir diğer Versace elbise ise, 1994'te Elizabeth Hurley'in üzerinde meşhur olan o siyah elbiseydi. 2000'li yılların başında, şirketin kar oranlarının düşmesiyle yeni bir CEO arayışına gidildi ve ünlü iş adamı Fabio Massimo Cacciatori 2003 yılında şirkete katıldı. Ancak bu iş birliği uzun sürmedi ve Cacciatori aynı sene içinde, Versace ailesiyle anlaşmazlıklarından ötürü moda evindeki pozisyonundan ayrıldı. 2004 yılında CEO olarak alınan Giancarlo di Risio, yine Donatella'yla anlaşmazlıklarını gerekçe göstererek 2009 yılında istifa etti. 2009'dan beri ise, daha önce Jil Sander şirketinde çalışmış olan Gian Giacomo Ferraris şirketin yönetimini üstlendi. Santo, Donatella ve Allegra halen şirketin hisselerinin çoğuna sahip, ancak 2014'te şirketin %20'sini Blackstone Group'a satarak bireysel zenginliklerini katladılar. Günümüzde Versace'nin dünya çapında 1500 mağazası bulunuyor. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/giysilerimikimyapti/", "text": "24 Nisan moda sektörü için önemli bir tarih. Hayır Coco Chanel'in doğumgünü ya da indirimlerin başlangıcı değil. Bu sene üçüncüsü yapılacak olan Fashion revolution dayin tarihi. 24 Nisan 2013'de Bangladeş'te Rana Plaza fabrikasında çalışırken binanın üstlerine çökmesi nedeniyle 1133 işçi öldü, 2500 işçi yaralandı. Bu olayın ardından fabrikanın yıkıntılarında bulunan ürünler içeride üretim yaptıran markaların kimliğini ele veriyordu. Bu markaların binanın çökmek üzere olduğundan, ve işçilerin zorla çalıştırıldığından haberi var mıydı? Olmalı mıydı? Fashion Revolution organizasyonu evet olmalıydı diyor ve sadece markaları değil tüketicileri de sorumlu olmaya çağırıyor. Fashion Revolution organizasyonu iki eko-aktivist ve etik tasarımcı Orsola de Castro ve Carry Somers tarafından bu olayın hemen ardından kuruldu. Globalde 89 ülkeye yayılan ve üç yıl içinde büyük bir kitle hareketi başlatan bu oluşumun en büyük amacı moda sektörünün yıkıcı değil yapıcı olmasını sağlamak, modanın acı değil mutluluk için çalışmasına katkıda bulunmak. Bunu yapmak için de moda sisteminin tüm paydaşlarını göreve çağırıyor ve markalar ile müşteriler arasındaki şeffaf iletişimi sağlamak için bizleri #whomademyclothes hashtagi ile giysilerimizi yapan kişileri sorgulamaya çağırıyor. Fashion revolution moda sisteminin değişmesi gerektiğini savunuyor, çünkü şu anki sistem karlılığı birincil amaç olarak görmekte, oysaki yaratıcılığa, kişilere, dünyaya ve karlılığa eşit derecede önem veren bir moda sistemi mümkün. Moda sektörü tasarımdan mağazaya giden süreciyle oldukça karmaşık bir sistem ve bu sistemin içinde farklı paydaşlar var. Markalar, üreticiler, perakende ağı, hammadde üreticileri ve müşteriler. Sistemin kendisi karmaşık olunca kontrol zorlaşıyor, paydaşlar birbirinden bağımsız hareket ediyor ve bazen birbirlerinden habersiz oluyor. Oysa ki şeffaf bir değer zinciri modanın yıkıcı etkisini azaltabilir. Yapılan bir araştırma gösteriyor ki 219 moda markasından sadece %12'si üreticilerinin asgari ücret ödeyip ödemedikleri konusu ile ilgileniyor. Bangladeş'te bir tekstil işçisinin asgari ücretin dörtte birini kazandığını düşünürsek, bir markanın bu konuya ilgili olmasının çok önemli olduğunu anlarız. Petrol endüstrisinden sonra doğaya en çok zarar veren endüstri olan tekstil endüstrisi yıkıcı sonuçlarını sadece geri dönüşümle temizleyemez. Bir t-shirt'ün üretiminde üç yıllık su ihtiyacımız kadar su kullanılırken, bu t-shirtlerin geri dönüşüme gitmesi sorunlarımızı çözmüyor. H&M'in Conscious kampanyası her ne kadar etkili ve önemli bir adım olsa da, doğaya zararı en aza indiren, teknoloji ve inovasyona yatırım yapan bir tekstil sektörü ve gereksiz üretimi kontrol altına alan markalar geleceği değiştirecek. Bu konuya ilgi göstermeyenler ise birkaç sene içinde hesap vermeye hazır olsun çünkü bilinçli müşteri sayısı git gide artıyor. Satın alma kararları ile değer zincirine etki eden müşteriler, giyimin ucuzlamasını sevinçle karşılayıp modanın hızlanmasında kilit rol oynadılar. Modayı sevenler için değişim ve trendler önemli elbette, fakat trendlere uymaya çalıştıkça ortaya çıkan tüketim hızı sektörde üretim hızını da artırıyor, talep edilen fiyatlar git gide azaldıkça, ucuz üretim, ucuz işgücü ve oluşan atıklar sektörü içinden çıkması zor bir kısır döngünün içine sürüklüyor. Bu kısır döngüyü en iyi anlatan şey ise The True Cost belgeseli. 2015 Mayıs ayında piyasaya sürülen bu belgeseli seyrettikten sonra moda alışkanlıkları değişmeyen birini tanımıyorum. Belgesel Türkiye'de ilk defa Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali'nde gösterildi. Bu seneki Fashion Revolution Week kapsamında 22 Nisan Cuma günü Atölye İstanbul, Fashion Revolution Day Türkiye ve Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali ortak etkinliği ile ücretsiz ve Türkçe alt yazılı gösterilecek. Katılım için tıklayın. Global Fashion Revolution hareketine destek vermek veya bilgi edinmek için aşağıdaki hesapları takip edebilir, siz de kendi resminizi #whomademyclothes #giysilerimikimyapti hashtagleri ile paylaşabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/gonulluyum-sadeyim-tuketimde-az-nasil-cok-olur/", "text": "Hem şirketler, hem tüketiciler hem de pazarlamacılar uzun zamandır karlılık ve satış dışında değerlere odaklanmış durumda. Gezegenin durumu, gelir adaletsizlikleri, sosyal sorunlar, maneviyata olan ihtiyaç arttıkça insanlar maddiyatlarını da her zamankinden fazla sorgular oldular. Bu çizgide ortaya çıkan akımlardan en önemlisi sürdürülebilirlik oldu. Moda endüstrisinde de sürdürülebilir moda, sürdürülebilir üretim kavramlarına burada sık sık değindik. Bir diğer kavram adil ticaret idi. Bu kavram çerçevesinde, kozmetik firmaları, Starbucks gibi temel tarım ürünlerine dayalı endüstriler üreticiyi mağdur etmeyen, adil bedellerle satın alınmış kaliteli toprak mahsüllerine yöneldiler. Bu yazının konusu ise daha güncel ve kendini günden güne hissettiren, özellikle moda alanına yansımasıyla hayatımıza giren üçüncü bir kavram: gönüllü sadelik . Modanın ana mottolarından biri olan less is more daha az daha çoktur düsturu birçok insanın tüketimini etkilemeye başladı. sade adlı kitabı okudunuz mu? Minimalist akımı takip ediyor musunuz? Daha basit şeylerden mutlu olup, daha az maddeyle daha az eşyayla yetinmeye çabalıyor musunuz? Bir sene boyunca yeni hiçbir ürün almadan yaşamayı hedef alan kadının hikayesini dinlediniz mi? Tüm bunlar gönüllü sadelik akımının belirtileri. Gönüllü sadelik aşırı tüketimi ve materyalist yaşam biçimini reddederek, basit ve sade bir yaşam biçimini tercih etmektir. Gönüllü sadeliği tercih eden insanlar mal ve hizmet tüketimlerini minimize eder ve maddesel olmayan kaynaklara daha fazla zaman ve enerjilerini yönlendirir. Bu alanda hem dünyada hem de Türkiye'de çok az bilimsel araştırma yapılmış durumda. Önemli olan şu ki gönüllü sadeler çevrecilerle ya da spiritüel bireylerle aynı kişiler değiller. Gönüllü sadelik son derece planlı programlı ve rasyonel süreçleri içeriyor. Örneğin gönüllü sadeler özel günlerde yakınlarına kendi el yapımları hediyeler veriyor. Toplumda ve mahallelerinde aktif rol oynamaya çalışıyor, bir ürün bozulduğunda yenisini araştırmak yerine oturup tamir etmeye çabalıyor. Örneğin birçok kozmetik ürünü gönüllü sadeler tarafından birkaç doğal ürünle evde yapılabiliyor. Alışveriş, sipariş, ürünlerle ilgilenmeye ayrılan süreler ruhsal gelişim, dostluk bağları, arkadaşlık ve komşuluk ilişkilerine ayrılıyor. Deterjan ve kimyasalların çevreye saygılıları aynı zamanda eşyaların tasarruflu ve çevreye saygılı olanları satın alınıyor. İşin bu kısmı tüm moda markalarına, pazarlamacılara ve akademisyenlere bol malzeme verecek ve bundan çokça ders çıkarılacak gibi gözüküyor. Bir kadının dolabında artık sadece 20 parça giysi olacaksa ya da bir kadın yılda sadece 2 kozmetik ürünü alabilecekse, sizin markanız ve sizin ürününüz bu minimal listeye girmek için çok ama çok iyi, çok ama çok katma değerli, doğaya ve topluma çok ama çok saygılı olmak zorunda."} {"url": "https://modakariyeri.com/gorsel-duzenleme-uzmanligi/", "text": "Visual Merchandising yani Görsel Düzenleme, çoğu zaman sessiz satıcı olarak da adlandırılır. Bir mağazanın atmosferini ve müşteri deneyimini oluşturan temel öğelerin tasarımı, geliştirilmesi, tedarik edilmesi ve mağaza içinde düzenlenmesi demektir. Tüm bu süreçlerin amacı mağazada yer alan ürünlerin ve markaların ruhunu en etkili şekilde yansıtmak, müşteri deneyimini zevkli ve kolay hale getirmek ve satışları artırmaktır. Görsel düzenleme uzmanları çoğu zaman vitrin tasarımı alanında da çalışır. Görsel Düzenleme uzmanları vitrin düzenlemesi, mağaza içi ürün sunumlarının yapılması, mankenlerin giydirilmesi, mağaza içinde işaret ve görsellerin kullanımı, hikaye yaratıcılığı gibi birçok konudan sorumludurlar. Aslında görsel düzenleme uzmanları stilist gibi çalışmalıdırlar. Bir mağaza için satın alma uzmanlarının seçtikleri ürünleri hem görsel olarak davetkar ve çarpıcı şekilde kullanmayı, hem de markaların ticari kaygılarını gözeterek satışları artırmayı başarmalıdırlar. İyi bir görsel düzenleme, aklında alışveriş yapmak olmayan bir kişiyi bir mağazaya çekebilir, ona sunduğu heyecan verici fikirlerle alışveriş yapmasını sağlayabilir. Görsel düzenleme Impulse purchase da denen, hesapta olmayan alışveriş kavramını tetikleyerek satışları artıran çok güçlü bir pazarlama aracı olabilir. birlikte kariyer olarak ele alınmaya başlandı. Mağaza imajı ve düzeninin müşterilerin marka algısına büyük etki yaptığı gözlendiğinde bu alanda eğitimler ve uzman arayışları arttı. Ayrıca özellikle çok markalı büyük mağazalarda marka ve ürün sayısının artmasıyla mağaza düzenlemesi daha da hayati bir önem kazandı. Görsel düzenleme aracılığıyla markaların görünürlükleri artabileceği gibi, müşterinin göz hizasından tamamen uzaklaştırılarak satışlarının düşmesi de mümkündür. Görsel düzenlemeciler birçok başka departmanla birlikte çalışırlar. Bunlardan biri satın alma departmanıdır. Satın alma departmanı görsel düzenleme ekibi ile en çok satın aldıkları ve en büyük yatırımı yaptıkları, sezonun önemli ürünlerini paylaşırlar. Bu şekilde görsel düzenleme ekibi bu ürünleri kullanarak vitrin ve mağaza düzenlemelerini sezonlara göre tasarlarlar. Bu dönemsel planda, senenin önemli günlerini de göz önünde bulundururlar . Aynı şekilde, satın alma ekipleri satışları iyi olmayan ürünleri görsel düzenleme ekibi ile paylaşarak bu ürünlerin daha ilgi çekici hale getirilerek satışlarının artırılmasını sağlayabilirler. Görsel düzenleme ekibi, mağaza ekipleri ile de iç içe çalışır. Mağaza ekipleri bir mağazanın görsel düzenini sağlayan ve koruyan kişilerdir. Görsel düzenlemeciler bazen mağaza içinde çalışabilir bazen de merkez ofiste çalışarak tüm mağazaları düzenli olarak gezerler. Bazen de hem mağaza içi ekipler hem de merkez ofis ekipleri olur. Genelde görsel düzenleme uzmanları mağaza tecrübesi olan kişilerdir. Mağazalar ya da markaların merkez ofisleri görsel düzenleme uzmanları istihdam edebilirler. Fakat görsel düzenlemede kariyer fırsatları sadece mağazalarla sınırlı değildir. Bazı şirketler markalar için görsel düzenleme ekipmanları veya mobilyaları tasarlar, ya da dışardan vitrin tasarımı hizmeti verirler. Markalar bu şirketler ile proje yapabilir, ya da onlardan kiralama yapabilirler. Bu gibi tedarikçi şirketler de görsel düzenleme uzmanları veya tasarımcılar ile çalışırlar. Bazı markalar, dönemsel vitrin veya showroom düzenlemeleri için freelance görsel düzenlemecilerle çalışabilir. Satış geliştirme konusuna ilgiliyseniz, görsel yetenekleriniz gelişmişse ve meraklı bir yapınız varsa, görsel düzenleme uzmanı olmak için minimum özelliklere sahipsiniz demektir. Fakat bunlar elbet yeterli değildir. Eğitim: Görsel Düzenleme uzmanları birçok farklı eğitim dalından gelebilirler fakat öne çıkan eğitim alanları ürün yönetimi, moda tasarımı, iç mimari/mekan tasarımı, görsel sanatlardır. Deneyim: Görsel düzenleme uzmanları genel olarak kariyerlerine mağazalarda çalışarak başlarlar. Mağazada vitrin ve mağaza içi düzenlemesi yaparak, müşteri ile ilk ilişkiyi kurup satışı anlayarak yetişirler. Bazı durumlarda bu kişiler mimarlık mezunu olup mağaza tasarımı alanından yetişebilirler. - Renk, denge ve uyum kavramlarını anlamalı - Teatral bir yaratıcılığa sahip olmalı - Moda algısı gelişmiş olmalı - Bütçe, proje ve zaman yönetimi yapabilmeli - Elindeki malzemelerle birçok farklı sunum yaratacak beceri ve hayal gücüne sahip olmalıdır. Bu görev hem zamana karşı yarışmayı, hem de mağazalar kapalıyken çalışmayı gerektirir ki bu çoğu zaman gece geç saatlere kadar çalışmak demektir. Birçok kariyer fırsatı sunan bu alanda çalışmak istiyorsanız, ilham almak için Kreatif Direktör Gülşah Gürcan ile röportajımızı okuyabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/greenery-yesil/", "text": "1964 yılında yayınlanan bir makaleye göre kırmızı ve turuncu gibi renkler uzun dalgaboyuna sahip. Ancak kısa dalga boyuna sahip olan yeşil ve mavi gibi renklerin gevşeme ve ferahlama hissi verdiği düşünülüyor (Nakashian, 1964). Bu gruptaki renkler diğerlerine göre yaratıcılığı daha fazlatetikliyor (Lichtenfeld vd., 2012). Farklı araştırmalara göre de yeşil rengin algısı başarı ve sakinlik. Bu nedenle akademisyenler, eğitimciler ve sınav ile ilgili sektörlerde bu rengin tonlarının kullanılması öneriliyor (Briki & Hue, 2016). Yeşilin çağrıştırdığı diğer anlamlar iyilik hali, heyecan ve keyif alma. Peki bu renk bu kadar mükemmelse neden hep onu kullanmıyoruz? Çünkü yeşil ve mavi gibi sakin renkler, kırmızı kadar cazibeyi arttırmıyor. Kırmızı aynı zamanda dominant ve baskın karakterlerin simgesi. Kontrolü ve baskınlığı simgeliyor. Yani yılın renginin rakiplerine göre daha az seksi, daha az baskın ama daha yaratıcı, sakin ve ferah olduğunu söyleyebiliriz. Yine de Jennifer Lopez'in efsane elbisesi gibi yeşille cazibeyi buluşturmak da mümkün. Psikolog Michael Solomon'a göre yeşil renk kadınlar için ekstra önemli, çünkü para ve yenilenmeye ek olarak bu renk üreme ve doğurganlık simgesi olarak görülüyor. Bunun yanısıra ünlüler yeşil kullanmakta haklı, çünkü yeşil güç, başarı ve en önemlisi paranın simgesi olarak görünüyor. Özellikle paraların yeşil olduğu bir dünyada, finansal kuruluşların ve bankaların kazancı simgeleyen bu rengi zararı simgeleyen kırmızıya tercih etmeleri tesadüf değil (Bazley vd., 2017). Paranın rengiyle tezat şekilde modern toplumda artık çevre dostu bilinçli tüketicilere yeşil tüketici, bu tarz çevreye saygılı, organik, geri dönüştürülmüş, doğal ürünlere ise yeşil ürünler deniyor. Dolayısıyla pazarlamacılar da yeşil rengi sağlık algısı yaratmak için bir araç haline getirmiş durumda. Paketlemeden vitrin dizaynına bu renk suyu sıkılacak derecede fazla kullanılıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/gucci-decor-dekorasyon/", "text": "Alessandro Michele'nin kreatif direktörü olduktan sonra maksimalizm konusunda çığır açan ve hepimizin gözünde demode algısından popüler konseptine geçen Gucci'de yine sıradışı şeyler oluyor. Öyleyse Gucci severlere müjde. Bundan sonra giyim tarzınızda olduğu gibi ev dekorasyonu tarzınızda da Gucci'yi kullanabileceksiniz. Markanın instagramında duyurduğu üzere 'Gucci Decor' Eylül ayında satışa çıkmaya hazırlanıyor. Lüks markaların dekorasyon alanına girmesi sektörde uzun zamandır devam eden bir strateji ve hali hazırda Missoni Home, Armani Casa, Fendi Casa gibi markalar tarafından yıllardır uygulanıyor. Peki kıyafetler ve aksesuarlarla görmeye alıştığımız Gucci, ev dekorasyonuna uyarlanınca nasıl olucak? Markanın yayınladığı basın bültenine göre bu koleksiyon alışılageldik ev dekorasyonu konseptinden daha farklı olacak. Gucci Decor'daki fikir, bütün bir dekorasyon koleksiyonu üretmekten çok mekanlarda kişiselleştirilebilecek parçalar üretmek diyen Gucci hepimize kişiselleştirme özelliği olan ve sıradışı parçalar üreteceğinin sinyalini verdi bile. Diğer bir dikkat çeken nokta ise haberi instagram sayfalarında illustratör Alex Merry'nin marka için yaptığı çizimlerle duyurmaları oldu. Şimdilik aldığımız habere göre koleksiyonda mumlar, tepsiler, yastıklar, sandalyeler ve duvar kağıtları gibi birçok parça olucak. Fiyat aralığının ise 190 Dolar'dan başlayıp 30,000 Dolar'a kadar çıkması planlanıyor. Koleksiyonla ilgili görüntüler henüz yayınlanmamış olsa da bol miktarda işleme, renk, yılan ve arı figürlerinin yer alacağı konuşuluyor. Yani tam bir Gucci göreceğiz. O zaman Gucci terliklerimizi Gucci mumlarımız ve duvar kağıtlarımıza uydurabileceğimiz günleri dört gözle bekleyelim."} {"url": "https://modakariyeri.com/gucci-ile-tisortlerden-sokak-sanatina/", "text": "Gucci'nin yeni projesi ile tanıştınız mı? Alessandro Michele, Gucci'nin başına geçtiğinden beri markada gerek tasarım, gerekse kitleyle iletişim anlamında sıradışı şeyler oluyordu. Bu sefer de Gucci, yeni kapsül tişört koleksiyonu için illustrator Angelica Hicks ile eğlenceli bir işbirliği yaptı. İşbirliği denince aklımıza hep lüks bir markanın bir hazır giyim zinciriyle yaptığı ortaklık canlansa da, Gucci'nin tişörtlerini illustrator Angelica Hicks'e çizdirmesi ve tanıtım için yaptırdığı sokak sanatı oldukça ilgi çekici. Bu tişört serisine özel, sanatçı Milano'nun Corso Garibaldi caddesinde bir binanın yanına özel bir duvar çalışması yaptı. Buram buram Gucci kokan kıyafetleri ve gözlükleriyle üzerinde 'Freaks and Geeks' yazan bu 4 kat yükseliğindeki duvar resmi, yolda yürürken görmeyi beklemediğiniz bir Gucci reklamı. Marka da hem tişörtlerin hem de sokak resimlerinin sosyal medyadaki paylaşım oranını arttırmak için #Guccifreaks hashtag'i ile insanları paylaşmaya davet ediyor. Aslında bu duvar resmi, Gucci'nin Angelica Hicks ile ilk yaptığı sokak çalışması değil. Daha öncesinde de marka New York'un Soho bölgesinde benzer bir çalışma yapmıştı. Kuşkusuz bu çalışmalarda dünya çapında genel olarak bilinirlik kazanan sokak sanatçıları ve duvar ressamlarının etkisi çok büyük. Tüm sokak resimlerinde olduğu gibi, bu çalışmalar da kalıcı olmayacak. Gucci'nin bu çalışmaları sadece 2 ay boyunca Milano ve New York'un duvarlarını süsleyecek. Gelelim bu merakla beklediğimiz tişört koleksiyonuna. 25 Mayıs'ta online ve offline olarak satışı başlayacak olan bu koleksiyonda biz duvar resimlerini, tişörtlerden daha çok beğendik. Fakat bu demek değil ki önümüzdeki günlerde bloggerları bu tişörtlerin içinde görmeyeceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/gucci-polimoda-birlikte-perakende-yonetimi-yuksek-lisansi-sunacak/", "text": "İtalya'nın öncü moda okullarından Polimoda, Gucci ile birleşerek bir Perakende Yönetimi Yüksek Lisans programı hazırlıyor. Program Gucci'nin bir eğitim kurumu ile yaptığı ilk akademik işbirliği olacak. Nisan 2018'de başlayacak olan eğitim 9 ay sürecek. Eğitim programında finans, pazarlama, merchandising, satın alma ve perakende yönetimi gibi konular olacak. Polimoda eğitmenlerinin yanı sıra, Gucci yöneticileri de konuk eğitmen olarak ders verecekler. Programın sonunda Gucci'nin altında bulunduğu Kering Grubunun seçtiği öğrencilere staj imkanı sunması planlanıyor. Gucci'nin deneyim ve enerjisini gençlerin fikirleri ile birleştirmek, modanın en önemli alanlarından olan perakende yönetimindeki değişimi yönetebilen öğrenciler yetiştirecek. Yüksek lisans programı mağaza ve perakende yönetiminin teorik ve pratik yanlarını ele alan bir program olarak karşımıza çıkıyor. Moda yönetimi alanında eğitim ve deneyim arayanlar için oldukça heyecan verici bir fırsat. modakariyeri.com Polimoda Türkiye temsilcilerinden biridir. Eğitimlerle ilgili bilgi almak için bize yazabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/gucci-twinsburg/", "text": "Gucci 2023 İlkbahar/Yaz koleksiyonunu, Milano'da 68 tek yumurta ikizi modelle sundu. Welcome to Twinsburg konseptiyle ikiz olmak ve benzerlik kavramları üzerinden yola çıkan Alessandro Michele, defileyi annesi Eralda ve onun ikizi, teyzesi, Guliana'ya ithaf ediyor. Markanın kreatif direktörü Alessandro Michele, ikiz olma fikriyle yola çıktığı koleksiyonda birebir aynı giydirdiği ikiz modelleri özdeşlik illüzyonuyla oynamak için kullanıyor. Defile alanını bir aynayla ortadan ikiye bölen Michele, ikiz modelleri de öncelikle bu aynayla ayırdı. Seyircilere aslında ikizlerden birini izletti. Defilenin sonunda ise aynanın ortadan kalkmasıyla ikizler el ele sahnede yürürken seyirciler bir algı oyunu ile karşı karşıya kaldı. Alessandro Michele, defilenin ilhamını annesinden ve onun ikizi teyzesinden alıyor. Küçüklüğünde ikiz annelerim olarak tanıttığı annesi ve teyzesi ile büyürken onların kardeşlik ve ikizlik bağlarından çok etkilendiğini, annesi ve teyzesinin aynı görünmenin yanında birbirleriyle genetik bir dayanışmadan öte başka kimsenin de erişemeyeceği bir yakınlığı paylaşmasının güzelliğine vurgu yapıyor. Defilenin verdiği bir diğer mesaj ise son dönemlerde kimsenin birbiriyle aynı parçaya sahip olmama, eşsiz ve tek olanı isteme duygularının, aslında sadece stille ilgili olduğunu göstermek. Çok severek aldığımız bir parçanın bir başkasında da olduğunu görmek bazılarını biraz hayal kırıklığına uğratabilir. Michele bu düşünceye karşı çıkıp modanın sihrinin, her bireyde farklı bir şekilde hayata geçmesinde olduğunu ileri sürüyor. Başka birisi sizinle aynı kıyafeti giydiği için siz olamaz diyor. Michele, 2022 Met Gala'da da ünlü sanatçı Jared Leto ile baştan aşağıya aynı görünerek birbirlerinin adeta ikizi veya dublörü olarak karşımıza çıkmıştı. Hepimizin eşsiz hissetmek istediği bir çağda yaşarken, ya bu dünyada benimle tıpatıp aynı hayatı yaşayan aynı kıyafetleri giyen biri varsa düşüncesi korkutucu olabilir. Ama bu düşüncenin altında Alessandro Michele'nin göstermek istediği rahatlatıcı bir felsefe de var. Her ne kadar eşsiz benzersiz olduğumuza inanmak istesek de her birimiz bir bütünün parçalarıyız. Aynı toplumda yaşıyoruz ve var olmak için birbirimize ihtiyacımız var. Hiç ortak yanımız olmadığını düşündüğümüz insanlarla bile saklı benzerliklerimiz var. Bir yerlerde bir ruh eşimiz, zor günlerde tutabileceğimiz bir el var."} {"url": "https://modakariyeri.com/gulsah-gurcan/", "text": "Cen Ajans Grey'de başladığı meslek hayatına 2007'de Beymen'le devam eden Gülşah Gürcan Beymen, Prada, Balenciaga, Vogue Türkiye, Magnum, Elle, Sonia Rykiel, Missoni, St. Pellegrino, Sabancı Müzesi, Mini Cooper, Absolut, gibi markalar için özel vitrin ve mağaza konseptleri tasarladı ve tüm uygulama süreçlerini yönetti. Shopping Fest ve İstanbul Fashion Week gibi etkinliklerin özel vitrin tasarım ve yönetimlerini üstlendi. En unutamadığı işleri arasında Tribute to Michael Jackson özel vitrin tasarımını sayıyor. Gülşah 2015'te ise diğer iki ortağı ile birlikte moda konusunda uzmanlaşmış reklam ajansı ModaPublic'i ve 2016'da &333 çanta & aksesuar markasını kurdu. Yaratıcılıkta çok yönlü çalışmayı hayatının parçası haline getirmiş olan Gülşah'a kariyer sorularımızı sorduk. Çocukluğumdan beri içimden geldiği gibi şuursuzca giyinme isteğini saymazsak moda kariyerine geçişim biraz uzun sürdü. İş hayatına girmeden önce aklımda moda ile ilgili bir alanda çalışma fikri hiç yoktu. Reklam sektöründe çalışırken yürüttüğüm bazı özel projeler 'obje ve mekanla oynamayı çok sevdiğim için' gördüğüm şahane dünya vitrinleri gibi vitrinler tasarlamak istediğim gerçeğini gösterdi. Ben farklı alanlarda deneyim sahibi oldukça bakış açınızın yaratıcılığa ne kadar iyi geldiğini yıllar sonra fark ettim. Önce seramik eğitimi aldım. Üç boyutlu sanata olan ilgim çok küçük yaşlarda başladı. Sonra Bilkent Üniversitesi'nde Grafik Tasarım ve Reklam okudum. Çok yönlü olduğunuz zaman çoğunlukla sizi seven insanların artık bir karar verse diyen endişeli bakışlarıyla karşılaşırsınız. Ama hayat çok acayiptir, Steve Jobs'un Stanford Üniversitesinde yaptığı konuşmadaki gibi noktaları birleştirdiğiniz zaman sizin bir şey yapmanıza gerek kalmadan bir bakmışsınız zaten tüm hayatınız boyunca bugün yaptığınız şeyi yapmak için hazırlanıyorsunuzdur. Benim için de böyle oldu. Beymen'de yaptığım iş, reklam, tasarım ve üç boyutlu sanatı ilgilendiriyordu. Şimdi ise noktalar öyle bir birleşti ki, başından böyle planlasak bu kadar başarılı olamazdık. Üniversitedeki yakın arkadaşlarım mezun olduktan sonra reklam kariyeri yaptılar. Büyük markaların görsel iletişimlerini üstlendiler. 15 yıl sonra bizi tekrar biraraya getiren şey de moda oldu. Moda endüstrisinin ayrı bir dikkat ve hız istediği ortada. Güçlerimizi birleştirerek ModaPublic'i kurduk. Reklam knowhow'ı ve moda knowhow'ı bir arada. Ayrıca bu yıl hayatıma yeni bir heyecan daha kattım; tüm kreatif ve üretim süreçlerini yönettiğim &333 markalı Akordeon adını verdiğim tasarım çantalarım. Yani kısacası yine çok sevdiğim bir reklamdan örnek vermek istiyorum. Başladığın yer bitirdiğin yer olmak zorunda değildir. Hiçbir şey imkansız değildir. Varacağınız nokta orada sizi bekliyor olacaktır. Bence eğitim ve deneyim ayrılmaz ikili ve bunun hemen hemen tüm meslekler için geçerli olduğuna inanıyorum. Beymen çocukluğumdan beri Love Mark'ım diyebilirim ve vitrin tasarlama fikri beni çok heyecanlandırıyordu, en önemlisi de Murat Türkili ile çalışma fikri. Beymen'e, değerli bir satış danışmanımız aracılığı ile, CV'mi gönderdim ve stajyer olarak işin mutfağından çalışmaya başladım. 7/24 aşk yaşadığınız bir yaşam biçimi. Kendime tavsiye olarak edindiğim bir gözlemimi paylaşabilirim, moda çok değişken, tempolu ve karmaşık bir endüstri, en yoğun, zor anlarda bile dikkatsizliğe ya da paniğe yer yok. Burada başarı insanın kendine inanması, ne istediğini bilmesi fakat akışa da güvenmesi ve dürüstçe çok çalışması ile elde ediliyor. Gizem, yenilik ve değişikleri seven biri olmama rağmen işe ilk başladığım gün ne biçim bir iş bu demiştim, ve hiç bana göre değil diye düşünmüştüm. Bir anda o harika dünya mal kabulden mağazaya girmek, ürün depolarından ürün seçmek ya da cansız mankenleri giydirmek gibi işlerle yer değiştirmişti... Sahne arkası büyüleyici gerçek dünyasından oldukça farklıydı... Bu şaşkınlık ve karmaşık his kısa süre sonra son buldu çünkü o heyecan verici müthiş dünyayın hazırlandığı bir gizemli dünya keşfetmiş olduğumu fark ettim ve 1 ay sonra stajımı tamamladıktan sonra çalışmaya devam etmeye karar verdim. Tüm mağazalar saha ekipleri ile çalıştım ve sıkı bir şekilde işin mutfağını deneyimledim. 3 ya da 4 ay sonra artık Murat Türkili asistanı olmuştum ve gerçek çılgın iş hayatım başlamış oldu. İmkansız gibi görüneni başarmayı seviyorum sanırım ve sonunda harika olacak bir işi başarmanın mutluluğu, hazzı bambaşka. Her defasında yeni bir deneyimle beslendiğimi de düşünürsek, motivasyonum işin doğasında gizli diyebilirim. Ortak özellikleri sezon gelmeden onu çoktan yaşamış olmaları korkarım. Geleneksel tavrın bir taraftan korunacağını düşünerek, teknolojik özellikleri baskın olan mesleklerin giderek çoğalacağını düşünüyorum."} {"url": "https://modakariyeri.com/halka-arz-rekabet-hazirgiyim/", "text": "Daha önce sitede yayınladığımız hazır giyim sektörü analizimizde Türkiye'nin en başarılı markalarına değinmiştik. Etrafınızdakilere Türkiye'de hazır giyimde pazar lideri kim? diye soracak olursanız Zara'dan Mavi'ye, Mango'dan Koton'a pek çok farklı yanıt almanız mümkün. Ancak Euromonitor istatistiklerine göre bu sektörde aslan payı %12.5 ile LC Waikiki'ye ait. Giyim sektörünün ikincisi, liderin stratejilerini birebir izliyor, ürünlerini ayırmak neredeyse imkansız. Yani ikinci marka De Facto. Pazar payı %3.3 olarak verilmiş. Fark muazzam. Stratejiler yakın. De Facto 14 yıllık bir marka ve 24 ülkede mağazaları var. Lideri kimler izliyor? Koton, Beymen, Zara. İlk üç firmadan sonra gelen bütün markaların pazar payı %1-%2 arasında oynuyor. Yani yüzlerce farklı oyuncu bu pazarı paylaşmaya çalışıyor. Bu sene art arda gelen Mavi, Beymen, De Facto gibi markaların halka arz anonslarıyla ilgili finansçılardan da bilgi aldık ve durumu basitçe özetlemeye çalıştık. En basit anlamda bir anonim şirketin paylarının piyasalarda işlem görmesi için çağrı ve ilan yoluyla satışına halka arz diyebiliriz. Eğer SPK'nın resmi tanımına bakacak olursak, sermaye piyasası araçlarının satın alınması için her türlü yoldan halka çağrıda bulunulması, halkın bir anonim ortaklığa katılmaya veya kurucu olmaya davet edilmesi, hisse senetlerinin borsalar veya teşkilatlanmış diğer piyasalarda devamlı işlem görmesi, halka açık anonim ortakların sermaye artırımları dolayısıyla paylarının ve hisse senetlerinin satışına halka arz deniyor. Şirketlere kaynak sağlayan 3 temel yol vardır: Özkaynaklar , şirketin faaliyetlerinden elde ettiği karlar, ve yabancı kaynaklar. Şirketlerin paylarını halka arz etmesinde birçok farklı neden olsa da esas amaç çoğu zaman kaynak yaratmaktır. Şirkete finansman sağlamak ve şirketin mali durumunu daha güçlü hale getirmek için halka arz en etkili yöntemlerden biri. Öncelikle, karlılıklarını artırmakta zorluk çektikleri aşikar. Uluslararası arenaya baktığımızda H&M'in geçen sene kapanan mağaza sayısında en yüksek seviyelere ulaştığını görüyoruz. Şirketin bu sene de mağaza kapanışlarına devam edeceği ve 170 mağaza daha kapatacağı biliniyor ki bu 1998'den beri en büyük mağaza kapanış sayısı. Dünyanın en büyük moda perakendecisi olan Inditex'in amiral gemisi olan Zara'nın 2017'nin son çeyreğinde açtığından daha fazla mağazayı kapadığını biliyoruz. Yurtiçine baktığımızda Boyner'in satılışı, C&A'in kapanarak Defacto tarafından satın alınması moda perakendeciliğinde işlerin pek de iyi gitmediğinin göstergelerinden. AVM'lerin doluluk oranları da sizi kandırmasın, çünkü AVM'ler dolu olsa da mağazalardaki sirkülasyon zayıf. Yabancı markaların mağazaları için bu duruma yol açan en büyük nedenlerden biri Euro ve Dolar'ın Türk Lirasına karşı değer kazanması sonucu ürün fiyatlarına zam yapmak zorunda kalmaları. H&M gibi bazı markalar kurdaki bu artışı fiyatlara tam olarak yansıtırken Inditex grubu mağazaları biraz daha insaflı davrandı şimdiye kadar. Ancak bu aralar bu grubun mağazalarında her hafta farklı etiketler gördüğümüz de bir gerçek. Yerli markalar bu yabancı rakiplerine karşı avantajlı gibi görünse de aslında onlar da bu durumdan olumsuz etkileniyorlar. Tekstilde kullanılan birçok ürünün hammaddesinin fiyatı dolar bazlı olduğu için yerli üreticilerin de maliyetleri kurdaki artış ile birlikte artmakta. Ürünleri TL ile satarken maliyetleri dolar ile olduğu için aslında kar marjları da daralıyor. Bu yerli üreticiler de bir noktada ya kalitelerini düşürecekler ya da onlar da fiyatlarını artıracaklar. Tüketicilerin yerli markaları tercih etmekteki en önemli sebebinin fiyat avantajları olduğunu düşünürsek rekabetçi güçlerini kaybetmeleri mümkün. Enflasyondaki artış ve insanların alım gücündeki düşüş de yine moda perakandeciliği sektörünü olumsuz etkileyen nedenler. Şimdiden talep eksikliği öngörüsü ile birkaç halka arz ertelendi bile. Bu kaynak arayışı moda markalarına deva olacak mı? Göreceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/harris-reed-nina-ricci/", "text": "Fransız moda evi Nina Ricci, son yılların yükselen İngiliz/Amerikalı modacısı Harris Reed'nin markanın yeni kreatif direktörü olduğunu açıkladı. 1932'de kurulan Fransız markanın en genç kreatif direktörü olan Reed (26) , koltuğunu Ocak ayında Nina Ricci'den ayrıldıkları duyurulan Alman ikili Lisi Herrebrugh ve Rushemy Botter'dan devraldı. Harris Reed markanın sadece moda tarafında değil, parfüm koleksiyonunda da aktif rol alacak ve ilk koleksiyonunu 2023 yılının ilk aylarında sunacak. Nina Ricci'ye katılmasını tarih ve cazibe dolu keşfedilmeye hazır bir güç olarak tanımlayan Reed, Feminenliğin moda ve güzellik dünyasındaki algısına ikonik bir moda evinde meydan okuyacak olmaktan dolayı çok heyecanlıyım. diyerek şimdiden merak uyandırdı. Hislerini Instagram gönderisiyle bizlere duyuran tasarımcı, çocukluğundan beri hayalini kurduğu bir Fransız moda evinin tasarımcısı olma dileğini gerçekleştirdiği için Nina Ricci'yi bünyesinde barındıran İspanyol Puig grubuna ve baş marka sorumlusu Jose Manuel Albesa'ya teşekkürlerini sunuyor. Kendini non-binary bir birey olarak tanımlayan Harris Reed tasarımlarını da gender fluid yani cinsiyetler arasında geçiş yapabilen, akışkan cinsiyetli olarak tanımlıyor. Kendi adını taşıyan markası için tasarladığı feminen, avangart, zaman zaman kostümleri andıran, gender fluid parçalarla 2022 Sonbahar/Kış koleksiyonuyla beğeni toplamıştı. Son olarak geçen hafta Londra Moda Haftası'nda İlkbahar 2023 koleksiyonunu tanıtmıştı. Tasarımcı kendi adıyla sunduğu koleksiyonlarını tasarlamaya devam edecek. Günümüzün en ses getiren moda ikonlarından Harry Styles'ın da sık sık tur kıyafetlerinde tasarımlarını tercih ettiği Harris Reed, adından söz ettirmeye daha Central Saint Martins'de öğrenciyken başlamıştı. Yine Harry Styles'ın Vogue Amerika çekiminde giydiği etekle de ilgileri çekerken, Emma Watson, Lil Nas X, Emma Corin, Iman gibi ünlü isimlerin de tercih ettiği bir tasarımcı haline geldi kısa zamanda. Cesur, iddialı ve normları reddeden tasarımlarıyla adeta moda dünyasına meydan okuyan Harris Reed'in feminen ve romantik bir çizgiye sahip Nina Ricci için yapacaklarını merakla bekliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/hautecouture-dunyasi/", "text": "Gelin bu zamana kadar bu gösterişli ama gizemli dünya ile ilgili hep merak ettiklerinizi burada açıklayalım. İster inanın, ister inanmayın ama bu aslında yasal bir iş. Bir kıyafetin Haute Couture olarak etiketlenmesi için öncelikle Fransız Hükümeti tarafından konan yasalara uyması gerekiyor. Federation Française de la Couture tarafından belirlenen birçok farklı kural var ama öncelikli kural tasarımcının kişiye özel hizmet vermesi. Diğer bir önemli kural ise, tasarımcının Paris'te en az 20 kişilik bir atölyeye sahip olması ve senede iki kere Couture defilesinde koleksiyonunu sergilemesi. Bazı parçaların yapımı 700 saate kadar çıkabiliyor. Bir çok haute couture parçanın yapımında çok yoğun bir işleme, hassas kumaşlar ve el dikişi kullanıldığı için yapımları epey zahmetli. Günlük kıyafetler genelde 10,000 Euro'dan başlıyor, gece kıyafetlerinin başlangıç fiyatları ise yaklaşık 20,000 Euro. Dünya çapında yaklaşık 2,000 adet müşterisi var. Eskiden sadık müşteriler, Fransız asilleri ve sosyetesiydi ama günümüzde alıcılar Rusya, Arap Emirlikleri ve Çin gibi ülkelerden oluşuyor. Yılda 2 kere, Paris'te Ocak ve Temmuz ayında olur. Couture dünyasında Chanel, Christian Dior ve Valentino en bilinenlerindendir ama sıklıkla Zuhair Murad ve Victor&Rolf gibi katılımcı markalar da oluyor. Couture, markalar için bir çeşit uzun dönem yatırımdır o yüzden kısa zaman içinde kar etmek markaların couture koleksiyonları için baktıkları bir nokta değildir. Couture'de amaç markanın imajını yükseltmek, tasarımcıya yaratıcılığında özgürlük tanımak ve markaya prestij katmak. Aslında evet, hem de Couture şovlarının büyük bir önemi var. Öncelikle, Couture defileleri gelecek sezon hakkında ipucu ve baz oluşturan platformlardır. Ayrıca günümüzde modanın bu kadar hızlı aktığı bir dönemde couture çok daha özel bir yer oluşturuyor, bir çok ölmekte olan işleme ve dikiş tekniklerini de yaşatmaya destek oluyor. Son olarak da bu şovlarında gördüğümüz bir sürü tasarım bir kaç sezon içinde hazır giyim markaları tarafından ilham alınarak hepimizin üzerinde görebileceği parçalara dönüşüyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/hayal-et-ciktisini-al-giy/", "text": "Birçok teknolojik değişime uğrasa da, tekstil üretim yöntemleri yüzyıllardır aynı prensiplerle devam ediyor. Milyonlarca farklı vücut tipi ve giyim tarzı, tekstilin tamamen makineleşmesinin önündeki en büyük engel. Şu ana kadar geliştirilen hiçbir yapay zeka, giysi üretimindeki insan gücünün yerini alamadı. Ancak yeni teknolojik gelişmeler giyinme tarzımız üzerinde ciddi değişimler yaratabilir. 3D yazıcıyla ürettiği ilk koleksiyonunu, 3 sene önce podyuma taşıyan Danit Peleg, giyilebilir ve isteğe göre uyarlanabilir bomber ceket modelini online olarak satışa çıkardı. Üretiminde kullanılan ve Filafex adı verilen materyal, yapısı itibariyle naylona benziyor. İpek, pamuk gibi doğal elyafların hissiyatı maalesef henüz bu yöntemle elde edilemiyor. Sınırsız kişiselleştirme fırsatı sunan 3D yazıcılar, tekstil işçisi kavramını ortadan kaldırıyor. 3D yazıcıda bir ceketin üretimi 100 saat alıyor, satış fiyatı ise 1500 usd."} {"url": "https://modakariyeri.com/hazir-giyim-rekabet/", "text": "Her sektörde olduğu gibi giyim sektöründe de en sevilen marka, en başarılı mağaza zinciri, en değerli marka tartışmalarına kesin bir cevap verilemiyor. Lovemark denen aşk markaları tüketiciden tüketiciye değişirken, firmaların asıl ilgilendiği şey olan finansal değerler, karlar, zararlar ve pazar payları için en iyi kaynaklar elbette bağımsız araştırma kuruluşlarının sektörel raporları. Biz de euromonitor international'ın 2016 Türkiye Hazır Giyim Markaları Pazar Analizi raporunu kısaca inceledik ve sıralama üzerine biraz yorum yaptık. Etrafınıza Türkiye'de hazır giyimde pazar lideri kim? diye soracak olursanız Zara'dan Mavi'ye, Mango'dan Koton'a pek çok farklı yanıt almanız mümkün. Ancak euromonitor istatistiklerine göre bu sektörde aslan payı %12.5 ile LC Waikiki'ye ait. Elbette her marka az da olsa belli bir hızda her sene büyüyor. Ancak LC Waikiki'nin liderliği açık ara ve tartışmasız. Bu bilgiyi yorumlayacak olursak, önce kendimiz veya çevremizden hareketle bir doğrulama yapmaya çalışırız. Örneğin çocukluğumuzun maymunlu markası olarak bildiğimiz, pek yaklaşmadığımız bu markadan 2016 yılında yoga taytı, iç çamaşırı gibi ürünler satın aldım. Erkek giyiminde ise kadından bile daha sadık müşterileri ve ürün çeşitliliği var. Yeni eklenen ev ürünleri kategorisi ve uygun fiyatları da pazardaki yerini sağlamlaştırmaya çalışan, iddialı bir marka izlenimi veriyor. İştirakleri dışında LC Waikiki %100 Türk bir şirket. Türk yönetime geçme hikayesi 20 yıllık, ancak 36 ülkede faaliyette ve bunların bir çoğunda da dikkat çekecek kadar başarılı. Demek ki global ve her türlü kültüre uygun giyim kodlarını doğru okuyan, çeşitlilik ve hizmet sunabilen bir marka. Tüm bu tabloda tek sorun ne derseniz, o da pazar paylarının dağılımı. Çok teorik olarak pazar liderinin %35 %40 arası paya sahip olması gerekir. Bu lideri %30 ile onun ensesine yapışmış ikinci marka, %20 ile pazarı takip eden, liderin stratejilerini birebir izleyen veya taklit eden, tehdit oluşturmayan üçüncü marka izler. Kalan %10'luk payı ise niş, özelleşmiş, küçük çaplı, butik markalar paylaşır. Ancak hazır giyim sektörüne baktığımızda pazar liderinin payının bile %12 olduğunu görüyoruz. Liderin hemen ensesinde olan ikinci marka en büyük tehdittir. Apple Samsung kapışması gibi birbirlerinden farklılaşıp birinci olmaya çalışırlar. Ancak giyim sektörünün ikincisi, liderin stratejilerini birebir izliyor, ürünlerini ayırmak neredeyse imkansız. Yani ikinci marka DeFacto. Pazar payı %3.3 olarak verilmiş. Fark muazzam. Stratejiler yakın. DeFacto 14 yıllık bir marka ve 17 ülkede mağazaları var. DeFacto Hande Erçel ve Aras Bulut İynemli ile reklam çalışması yaptı. Pazarın kalanını anlayabilmek için diğer firmaları inceliyoruz. Lideri kimler izliyor? Koton, Beymen, Zara. İlk üç firmadan sonra gelen bütün markaların pazar payı %1-%2 arasında oynuyor. Yani yüzlerce farklı oyuncu bu pazarı paylaşmaya çalışıyor. Bu rekabete bir de kur baskısı, kira artışları, alışveriş merkezlerine olan ziyaretlerin azalması gibi tehditler eklendiğinde giyim sektörü gerçekten mayın tarlası gibi. Peki ilk sıralardaki oyuncular hakkında ortak ne söylenebilir? İlk göze çarpan ortak özellikleri ürün gamlarının inanılmaz geniş olması. Bebek, çocuk, ev, parfüm, ayakkabı, erkek, kadın birçok kategoride ürün sunmakta hepsi. Aile boyu, hane halkı alışverişini hedefliyorlar. LC Waikiki'nin en samimi marka seçilmiş olması bu stratejinin bir uzantısı, aileye hitap etmenin bir faydası olsa gerek. Ancak bu stratejinin de ötesinde elbette en göze çarpan özellik uygun fiyatlar. Türk tüketicisinin orta sınıfa yığılması, indirim bağımlısı olması gibi trendler bu markaları besliyor. Lüks, niş, butik markalar için pazarı daha da zorlu bir hale getiriyor. Türkiye'de son yıllarda Top Shop ve C&A gibi yabancı markaların ülkeden çıkışına şahit olduk. En son mağaza kapatma kararı Debenhams'dan geldi. Uygun fiyatlarıyla herkese hitap edebilecek gibi görünen bu markalar, Türkiye'de daha da uygun fiyatlı ve yerel piyasada çok güçlü olan Türk markalarıyla karşılaşıyor. Bu markalar ülkenin kültürünü tanıma avantajını ve karar mekanizmalarının özgürlüğünü de kullanarak özellikle güçlü reklam stratejileri, ünlülerle işbirlikleri ve rekabeti zorlaştıran fiyatlarıyla pazarı çok zorluyor. İthal ürünlere gelen ek vergiler son dönemde yabancı markaları Türkiye'den satın almayı hem zor, hem de mantıksız hale getirdi. Ayrıca Made in Turkey etiketine verilen teşvikler var. Tüm bunlar yabancı marka satan mağazaları bile kendi markalarına yönelmeye ve kendi üretimlerini yapmaya yöneltti."} {"url": "https://modakariyeri.com/hizli-moda-nasil-zengin-ediyor/", "text": "- H&M'in kurul başkanı ve markanın sahibi ailenin bir üyesi olan Stefan Persson, Forbes'un yayınladığına göre yaklaşık 20.2 milyar dolarlık serveti ile İsveç'in en zengin adamı. - Japonya'nın en zengin iş adamının bir elektronik veya otomobil şirketi sahibi olmasını beklersiniz ancak Tadashi Yanai gelirinin %80'ini ünlü Uniqlo markasından elde eden Fast Retailing Co adında bir tekstil firması sahibi. Yanai ve ailesi 17.1 milyar dolarlık bir servetin içinde yaşıyor ve geçen sene 4.8 milyar dolar kaybetmelerine rağmen hala Japonya'nın en zengin ailesi ünvanını ellerinde tutuyorlar. - Ve tabii bir de İspanyol iş adamı Amancio Ortega var. Inditex şirketler grubunun kurucusu sadece İspanya'nın değil tüm Avrupa'nın en zengin insanı. Ortega, onu Forbes'un en zenginleri listesinde ikinci sıraya yerleştiren 75.1 milyar dolarlık dudak uçuklatan servetiyle geçen sene Bill Gates'i bile bu listede tahtından oynatmıştı. - Yakın zamanda Türkiye pazarından çıkacaklarını açıklayan C&A grubunun sahibi Brenninkmeijer ailesi ise Hollanda'nın en zenginleri. Hem dünyaca ünlü çok katlı mağaza Selfridges'in hem de oldukça ucuz ürünleri ile tanınan ve hız kesmeden büyüyen Primark zincirlerinin sahibi Weston ailesi ise 8 senedir İrlanda'nın en varlıklı ailesi koltuğunda oturuyor. En basit ihtiyaçlarımızdan biri olan giyinme ihtiyacının her zaman para getireceğini tahmin etmek zor değil, ancak hepsi ucuz ve kolay ulaşılabilir tekstil ürünleri sayesinde kazanılan bu çılgın servetler manidar. Bahsettiğimiz tüm bu isimlerin başarıları büyük ölçüde rakiplerinden daha hızlı ve ucuz olmalarında yatıyor. Bunu sağlayabilmek için de çoğu perakende devi, az gelişmiş ülkelerdeki işçileri çok düşük fiyatlara çalıştırarak ürettikleri düşük maliyetli ürünler yüzünden oldukça ciddi hak ihlali davalarıyla karşı karşıya kalıyor. Uluslararası Perakende Federasyonu'nun dijital bölümü olan shop.org'un müdür yardımcısı Vicki Cantrell'e göre eninde sonunda hazır giyim sektörüne yön veren asıl olgu teknolojik gelişmelerden kaynaklanan tüketici davranış değişiklikleri. Çok değil birkaç yıl önce eğer bir kadınsanız gidip gerçekten çok beğendiğiniz o mükemmel küçük siyah elbiseye doğru bulduğunuz bir miktar para harcar ve o elbiseyi senelerce giyerdiniz. Ama sosyal medyanın yükselişi ve kitlelere bu derece hızlı yayılan etkileri ile birlikte tüketicinin teknoloji ile etkileşiminin nasıl kökten bir değişime uğradığına şahit olduk. diyor Cantrell. Internet ve sosyal medya ile birlikte tüketiciler, yeni trendlerin ve podyum görüntülerinin de içinde bulunduğu sürekli bir moda ve imaj barajı ile karşılaşıyorlar. Sosyal medyada ise devamlı kendi görüntülerini paylaşan ve gören bu tüketici günlük hayatında da üst üste aynı kıyafetlerle görünmekten çekiniyor. Hızlı moda ise onlara, Instagram veya Facebook hesaplarında her gün görüp beğendikleri farklı kıyafetlere kolayca ve büyük paralar harcamadan ulaşma imkanı veriyor. Hal böyle olunca da çok düşünmeden verebilecekleri miktarlarla aldıkları kıyafetler kalıcı birer hazine parçası olmaktan çıkıp kolayca kısa sürede elden çıkarılabilir olarak görülüyor. Bu durum tüketicide H&M gibi mağazalar sayesinde her zaman moda ve ucuz olan parçalara ulaşabileceği bilinci ve buna bağlı olarak sadakat algısı yaratıyor ve H&M'e devasa satış yüzdeleri ile bir servet getiriyor. Çok katlı mağazaların 1960-1970 senelerinde aniden yükselişe geçişi de yine sosyal değişiklikler yüzünden oluşan benzer bir tüketici algısından kaynaklı. Orta sınıfın banliyölere göç etmesi tüketicinin tek çatı altında her şeyi alabileceği büyük mağazalara olan ihtiyacı beraberinde getirdi. Günümüzün çok katlı mağazaları ise o zamandan beri evrilerek şimdilerde dijital dünyaya ayak uydurmak adına müşterisine devamlı yeni deneyimler sunma yarışında. Hızlı modanın sadece tedarik zincirinde akıllıca davranarak ürünlerini daha ucuza mal edip bu başarıya ulaştığını söylemek yalan olur. Bu yükselişin büyük bölümü tüketici alışkanlıkları ve davranışlarından kaynaklı. Kısacası eğer bu insanların elde ettikleri servetler bir anlam ifade ediyorsa, o da hızlı modanın günümüz şartlarına mükemmel uyan bir reaksiyon olduğudur. Bu yazı bir çeviridir. Orjinalini okumak için tıklayınız. Kesinlikle önemli bir soruna ışık tutulmuş bu yazıyı okur iken ilk aklıma gelen bir ingiliz ata sözü oldu. Pazar ve fiyat ilişkisini 15-20 tl hızlı tüketim olarak konumlayan markalar çok büyük servetler kazanmışlar ama tüketici gözü ile baktığımızda durum nasıl diye düşünmeden edemedim ve ilk aklıma gelen yukarıda sayılan markalardan aldığım ürünlerin ortak noktası ömürlerinin sadece 6 ay ile 1 yıl olduğunu fark ettim . Ucuza aldığım bu ürünler gerçekten ikinci sezon kullanamadığımı fark ettim. Üst segmentte 5 katı para verdiğim ürünleri ise 4.yıldır kullanıyorum. Bu yazıda hızlı tüketim tekstil ürünleri satın almamız günü kurtarmamızı sağlar ama sadece günü kurtarmış oluyoruz. Burada benim startup projem olan http://www.changersla.com tasarımı değişebilen tekstil ürünleri için hızlı tüketim ürünü olarak konumlandırmamız durumunda dünyada ilk olduğundan büyük bir servet kazanabilirim ama tüketiciye en iyisini yapmak ve en iyi hizmeti sunmak misyoumuz olduğundan ben tatmin olamam bu seferde demek ki servet yerine tüketiciye en iyi kalitede teknolojik ürün sunmak en doğrusu sadece bunu tüketiciye UCUZ MAL ALACAK KADAR ZENGİNMİSİNİZ ? diye sormak lazım ...."} {"url": "https://modakariyeri.com/hm-conscious-surdurulebilir-koleksiyon/", "text": "Sürdürülebilir materyallerden üretilen ve doğa dostu olma iddiasıyla tanıtılan kapsül koleksiyonlara ve ürünlere günden güne daha çok rastlar olduğumuz bu zamanlarda, hızlı moda devleri de bu akıma kayıtsız kalmıyorlar. Sürdürülebilir moda konusunda rüştünü ispat etmek için büyük bütçeli ve geniş çaplı kampanyalar yapan H&M'den yeni bir haber geldi. Mağazalarına ilk olarak daha kaliteli pamuktan dokunmuş basic ürünler ile tanıştığımız H&M Conscious koleksiyonu bambaşka bir boyuta taşınıyor. H&M'in yeni Conscious Exclusive koleksiyonu geri dönüştürülmüş deniz atık maddelerinden oluşuyor. Çünkü yeni H&M Conscious Exclusive 2017 koleksiyonu, sürdürülebilir bir materyal olan BIONIC kullanılarak hazırlanmış. BIONIC deniz kenarlarındaki atık maddelerin geri dönüştürülmesiyle elde edilen bir polyester kumaş. Amaç hem çevreye karşı bilinçli, hem bulunduğumuz dünyaya pozitif etkisi olan hem de stil sahibi bir koleksiyon ortaya çıkartılabileceğini kanıtlamak. Kadınlar için eksiksiz bir koleksiyon ve erkekler için daha rahat resmi giysilerin yanı sıra, koleksiyonda ilk kez çocuk kıyafetleri ve organik yağlardan oluşan Conscious Exclusive kokular da bulunmakta. Koleksiyon, dünya genelinde 160 mağazada ve 20 Nisan'dan itibaren online'da satışa sunulacak. Kampanyanın yüzü ise hem süper model hem de ve hayırsever olarak tanıdığımız Natalia Vodianova. Koleksiyonun öne çıkan tasarımı, tamamen deniz kenarındaki atık maddelerin geri dönüşümü ile elde edilen BIONIC pudra pembe plise kumaştan tasarlanmış bir elbise. H&M Tasarım Başkanı ve Kreatif Direktörü Pernilla Wohlfahrt koleksiyon hakkında Bu yılki Conscious Exclusive, hem ilginç hem de güzel bir koleksiyon tasarlamak için H&M tasarım ekibine kaçırılmayacak bir şans tanıdı. BIONIC'den üretilmiş plise elbise ile yaptığımız gibi sürdürülebilir malzemelerle neler tasarlanabilineceğini gösterebilmek harika. diyerek yorum yapmış. Hızlı modanın en büyük temsilcilerinden biri olan H&M için Conscious Exclusive, daha sürdürülebilir bir moda geleceğine doğru ilerlemek adına atılmış büyük adımlardan biri olarak yorumlanabilir. Hızlı moda devi, dünya çapında geri dönüşümden elde edilen polyester kullanıcılarının en büyüğü olmakla birlikte, organik pamuk satın alan en büyük moda üreticisi. Bu koleksiyonun tanıtımından sonra hedeflerini 2020 yılına kadar, kullandıkları tüm pamuğun %100 sürdürebilir olması olarak açıklayan H&M, çevreye duyarlı ve kaliteli moda ürünlerini olabildiğince çok kişiye ulaştırma konusunda iddialı olduğunu bir kez daha duyurmuş oldu. Biz de önümüzdeki 3 yılda bu konuda neler yapacaklarını merakla bekleyenler listesine adımızı yazdırmış olduk."} {"url": "https://modakariyeri.com/hm-giysi-yakiyor-mu/", "text": "Son zamanlarda H&M Conscious koleksiyonuyla sürdürülebilirlik çalışmalarını öne çıkaran H&M, Danimarka'nın TV2 kanalının Operation X isimli programı tarafından yılda ortalama 12 ton yeni giysi yakmakla suçlanıyor. Danimarka'nın Roskilde kentinde, Bestseller gibi diğer hızlı moda gruplarının da bazı ürünlerini imha ettiği söylenen KARA/NOVEREN isimli çöp imha merkezinde bulunan H&M etiketli ürünlerin iki pantolon modeli olduğu söyleniyor. Pantolonların üzerinde hala Danimarka fiyat etiketleri yer aldığı iddia ediliyor. TV2 muhabirlerinin anlattığına göre, muhabirlerin H&M Danimarka'nın Sürdürülebilirlik Müdürü Mia Mogelgaard'a açtıkları ilk telefonda, Mogelgaard satılmayan ürünlerin dünya çapında farklı ülkelerdeki mağazalarda, ya da indirim dönemlerinde tüketildiğini ve H&M'in atık yaratmayan bir marka olduğunu söyledi. Bu ilk iletişim Nisan 2017'de gerçekleşti. Mayıs 2017'de gerçekleşen ikinci bir telefon konuşmasında Mogelgaard muhabirlere Ürünlerin defolu olması ya da herhangi bir nedenden ötürü satışa konulamayacak durumda olması halinde Almanya'da bir geri dönüşüm merkezine gönderildiklerini söyledi. Habere göre, Haziran ayında H&M'in yakmak üzere Roskilde'deki merkeze ürünler gönderdiğini öğrenen muhabirler bu ürünleri yerinde görmek için fabrikaya giderek iki çeşit pantolonun yüksek adette gönderildiğine şahit oldular. Bunun üzerine H&M Danimarka yetkililerine tekrar ulaşan program yapımcıları yetkililerden tatmin edici bir cevap alamadılar. H&M yetkilileri böyle bir durumdan haberdar olmadıklarını ilettiler. Yazılanlara göre, Ağustos 2017'de tekrar iletişime geçen H&M yetkilileri haber programından delil istedikten sonra zarar görmüş ya da toksik materyal içeren giysileri yakarak imha ettiklerini kabul ettiler. Olayın bundan sonrası daha da karışık! Açıklamalarda H&M yakılan ürünlerin (yaklaşık 30 bin adet çocuk pantolonu dahil), sağlığa zararlı bulunduğu ve standartların üstünde kimyasal madde içerdiğini, bu nedenle imha edildiklerini belirtti. Operation X programı da numuneleri H&M mağazasından satın aldıkları örneklerle karşılaştırmak için bağımsız bir laboratuvarda teste tabi tuttu. Eylül ayında çıkan sonuçlara göre giysilerde zararlı kimyasal seviyesi normal düzeyde bulundu. Tartışmalar elbet burada bitmiyor, H&M'in kendi test sonuçlarını açıklamasıyla daha da karmaşıklaşan durum, kesinlikle kafa karıştırıyor. Öyle ki, H&M yetkilileri test sonuçlarının kendileri açısından farklı olduğunu, ve giyilmemiş kıyafetleri yakmak için hiçbir nedenleri olmadığını iddia ediyorlar. Araştırmalar ise Bestseller'ın 49.2 ton, H&M'in ise 2013'ten bugüne 60 ton giysi yaktığını gösteriyor. Sürdürülebilir moda uzmanlarına göre giysilerin yakılmasının nedeni toksik maddelerden çok gereğinden fazla üretim. Yayınların ardından sitesinden resmi açıklama yapan H&M, Operation X programının testlerinin kendilerininkinden farklı olduğunu, bunun da ürünlerin tümünü test etmemiş olmalarından kaynaklandığını açıkladı. H&M'e göre ürünler sağlık testini geçemediler. H&M'in açıklamasını buradan okuyabilirsiniz. H&M close the loop kampanyası dahilinde sıklıkla influencerlarla çalışıyor ve reklam veriyor. Moda döngüsünü dönüştürerek tamamlamayı öneren bu kampanya kapsamında H&M mağazalarında bulunan kutulara kullanılmayan giysiler atılıyor ve H&M bunları dönüştürerek değerlendirdiğini söylüyor. 18 Ekim'de gerçekleşen Moda Kürü'nde konuştuğumuz gibi, geri dönüşüm için attığımız kıyafetlerin hepsinin dönüşebildiğini düşünmek vicdanımızı rahatlatma çabasından başka birşey değil. Her yıl atılan giysilerin sadece %20'si geri dönüştürülebiliyor. Giysilerin gerçekten dönüşmesi için öncelikle kumaşlarının tek tip olması , ayrıca metalik parçalardan arındırılmaları lazım. Bunun yanında dönüşümün kendisi de dünyanın kaynaklarını kullanıyor, özellikle yüksek enerji gerektiren süreçlerden bahsetmek mümkün. - http://www.euronews.com/2017/10/18/tv-report-claims-hm-burns-unsold-clothes - https://fashionunited.uk/news/fashion/h-m-accused-of-burning-12-tonnes-of-new-unsold-clothing-per-year/2017101726341 - http://about.hm.com/en/media/news/general-2017/h-m-does-not-burn-functioning-clothes.html - http://nyheder.tv2.dk/samfund/2017-10-15-eksperter-undrer-sig-over-hms-afbraending-af-nyt-toej"} {"url": "https://modakariyeri.com/hm-unfoundedltd/", "text": "Kadınlar dünya nüfusunun yarısını oluşturuyor, ama kadınlar tarafından kurulan start-up'lar küresel yatırım hacminin sadece %3'ünü alıyor. Kadın girişimcilere finansmanda eşit hak sağlamayarak, yatırımcılar her yıl Apple Inc. veya Amazon olabilecek iş fırsatlarını kaçırıyor. H&M Vakfı bunu değiştirmek istiyor. Boston Consulting Group verilerine göre, erkekler ve kadınlar girişim dünyasına eşit şekilde katılırsa global Gayri Safi Milli Hasıla yaklaşık %3 ila %6 arasında artabilir ve bu global ekonomiyi yaklaşık 2.5 -5 Trilyon Dolar arasında büyütebilir. H&M vakfı tarafından kurulan Unfounded Ltd, dünya genelinde değerlendirilmeyen kadın iş gücünü ve kadın liderliğindeki işletmeleri temsil etmek için kurulan bir insiyatif. Bu kuruluşun amacı yatırımlardaki cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak. H&M Vakfı 2014 yılından bu yana küresel yoksullukla mücadele eden insani yardım kuruluşu CARE ile çalışıyor. İki kuruluş bugüne kadar birlikte düşük gelirli topluluklarda yaşayan 167.500 kadını eğitim, beceri geliştirme ve mikro finans yoluyla kendi işlerini kurmaları ve yönetmeleri için destekledi. Şimdiye kadar H&M Vakfı cinsiyet eşitliğini desteklemek için CARE'ye 15 milyon ABD Doları bağışta bulundu. 2015 yılında, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Kadınların ve Kız Çocuklarının Güçlendirilmesi, BM Zirvesi'nde dünya liderleri tarafından kabul edilen 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Ajandasında yer alan bağımsız bir hedef haline geldi. H&M Vakfı Global Müdürü Diana Amini 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine ulaşmak için 10 yıldan az bir süre kaldığı bu zamanda, kadın ve tüm ekonomi için pozitif bir değişim yaratmak için cinsiyet eşitliğine ve özellikle finansal ekonomiye odaklanmanın zamanı geldi. Yatırımcıların diliyle konuşarak, kararları veren ve çekleri yazan kişilere ulaşmak istiyoruz. Unfounded Ltd, kadın girişimcilerin finansmana erişimde karşılaştıkları engelleri aşmak için bir araç. diyor. Kadınlar tarafından kurulan girişimlerin başarılı olduklarına dair birçok kanıt olsa da, Dünya Bankası tarafından finansal destek açığı tahmini 1.7 trilyon USD olarak belirlendi. Bu fark nedeniyle yıllık 330 Milyar dolarlık iş hacmi gerçekleşemiyor. Kadınlar para biriktirmeyi bilen, sorumlu borç alan ve hesaplayarak risk alan yöneticiler. Boston Consulting Group verilerine göre, kadınlar tarafından kurulan ya da kadın ortakla kurulan girişimler 5 senelik dönemde yüzde 10 daha fazla kar yapıyor. Kadın girişimciler daha yüksek getiri oranları elde ediyor ve büyümelerine izin verilirse, kadınların yönlendirdiği işletmeler borsada daha iyi performans gösterme potansiyeline sahip. Yine de Silikon Vadisi'nden Sri Lanka'ya kadar her yerde kadınlar finansmana erişim eksikliği hissediyor. PitchBook'a göre, ABD'de girişim sermayesinin sadece yüzde 2,8'i 2019 yılında kadınlar tarafından kurulan şirketlere gitti. H&M Foundation / CARE tarafından yürütülen programlara katılan kadın girişimcilerin çoğu, şirketleri büyümeye başladığında ve daha fazla sermayeye ihtiyaç duyduklarında, sadece kadın oldukları için daha az finansal destek gördüklerini belirtiyor. Finansal katılımın yoksulluk döngüsünü kırmanın en iyi yollarından biri olduğunu biliyoruz. H&M Vakfı ile birlikte Etiyopya'daki 5.000 kadın girişimciye eğitim ve finansman erişimi sağladık ve bu da gelirlerinde % 500 artış sağladı. Kadınlara yatırım yapmak hem finansal hem de sosyal fayda getiriyor ve yatırımcılar bunu ne kadar çabuk fark etmeye başlarsa o kadar iyi. diyor CARE Hollanda Genel Müdürü Reintje van Haeringen. H&M Vakfı kadın girişimcilere desteği teşvik etmek amacıyla dünyanın önde gelen 100 yatırımcısını Unfounded.ltd'e yatırım yapmaya davet ediyor. Bu amaçla her yatırımcıya özel bir yatırım fırsatı mektubu yollanıyor. Yatırım fırsatı mektubu ile birlikte yatırımcılara, kadın girişimcilerin potansiyelini kapsamlı olarak analiz eden bir rapor da iletiliyor. Bu rapor ayrıca, finans dünyasındaki önyargıların nasıl ele alınacağına ilişkin ipuçlarının ve eylemlerin bir derlemesini de içerecek. Rapor istatistiklerin ardında kilitli kalan kadın girişimcileri gösteriyor. Global 100 yatırımcıya gönderilen rapor ve yatırım fırsatı mektubuna https://unfounded.ltd/press adresinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/hmin-yeni-markasi-arket-aciliyor/", "text": "Mart ayında gündemi sarsan H&M yeni bir marka kuruyor haberini yayınlayalı çok oldu. Bu süre içinde moda dünyası bir sürü yeniliğe ve habere ev sahipliği yaparken bir süredir sessiz olan H&M'in yeni markası Arket ise gündemimize yeniden girdi. Yapılan açıklamalara göre markanın flagship mağazası 25 Ağustos'ta Londra'da açılıyor. Herkes büyük bir heyecanla parçaları merak etse de marka heyecanı yatıştırmak için koleksiyondan bazı görseller de yayınlandı bile. Londra'nın en popüler alışveriş caddelerinden biri olan Regent Street'te aylardır çalışmaları devam eden Arket'i hepimiz büyük bir merakla bekliyorduk. Cos ve H&M gibi sektörü domine eden iki markadan sonra Arket'in nasıl bir performans sergileyeceği, nasıl bir kitleye hitap edeceği ve nasıl bir fiyat politikası izleyeceği kafamızdaki sorular arasında. Markanın sonbahar/kış koleksiyonu hem kadın hem de erkek koleksiyonuna sahip. Yayınlanmış resimleri inceleyince H&M'in tam aksine trendlerden uzak, zamansız parçalar görüyoruz. Bizce koleksiyon H&M müşterisinden daha çok Cos müşterisine yakın olmuş. Bol miktarda minimal görüntüler içeren koleksiyon için marka her fırsatta 'kalite ve sıcaklık' terimlerini vurguluyor. Anlaşılan o ki 'Arket' tam bir İskandinav markası olacak. Arket'in kreatif direktörü Ulrika Bernhardtz'ın Kalite bir ürünün nasıl göründüğüyle ilgili olduğu kadar nasıl üretildikleriyle ilgili açıklaması markanın da H&M'in yaptığı gibi sürdürülebilirlik gibi konuların üstünde durucağının sinyalini veriyor. Ülkemize ne zaman geleceği belli olmasa da yurtdışına çıkanların bir süre uğrak noktası olacağa benziyor Arket."} {"url": "https://modakariyeri.com/ic-giyim-markanizi-olusturmak/", "text": "Şu anki işimin en önemli avantajlarından biri seyahet edip global trendlerin iç giyim pazarını nasıl etkilediğini görüyorum. Amerikan moda fuarları daha çok komfor ve basic ürünlerle rahat bir içgiyim üzerinde duruyor ve Fransa ise tam tersi özel danteller ve parçaların gösterildiği ürünler sergileniyor. Londra'da ise daha riskli, cesur seçimlerle detaylar ve transparan kumaslar ağırlıkta. Özellikle de Instagram hem yeni çıkan markaları yakalamakta ve rakiplerinizi görmenin yanı sıra ilham almanız için de çok iyi bir platform. İç giyim bloggerlarını instagramda takip ederek potansiyel müşterilerinizin de yorumlarını gözlemliyebilirsiniz. Tek başına İnstagram'a bağlı kalmayın, moda dergileri, defileler ve bloglar da gözlem yapmanız gereken yerler. Lingerie Addict'i de düzenli kontrol etmeyi unutmayın. İlhamınızı topladıktan sonra bir moodboard yaratmanız gerekiyor; bu size gideceğiniz yön konusunda yardımcı olacaktır fakat aynı zamanda pazar araştırmanızı da yapın. Fuarlara, mağazalara girin, her detayı inceleyin, sütyen askılarındaki minik detaylara bile bakın. Elinizde tuttuğunuz parçanın modeli nedir? Nasıl bir teknikle yapılmış? Hangi materyaller popüler dantel mi saten mi yoksa tül mü? Destekli mi desteksiz mi? Kendi markanıza başlamanın doğru yollarından biri de her ocak ayında gerçekleşen Interfiliere iç giyim fuarı. İç giyim piyasası kadın giyim piyasası kadar dolu olmasa da hızlı büyüyen niche bir market ve bir çok cool, bağımsız markanın gün geçtikçe kurulduğu bir alan; öyleyse bu alanda izinizi bırakmanız gerekiyor. Sizin benzersiz satış teklifiniz nedir? Ürününüzü nasıl üreteceğiniz ve nasıl paketleyeceğinizi de düşünün. İşi lojistik kısmını erken bir aşamada oluşturmanız, ilerki zamanlarda size çok yardım edecektir. Sosyal Medya Planınızın planlı ve önceden hazırlanmış olduğundan emin olun. Şu anda en sevdiğim markalardan biri For Love and Lemons. Markanın instagram ve blog hesabı, e-ticaret sayfasıyla güzel bir şekilde uyusuyor ve birbirini tamamlıyor. Markanızı oluştururken resmin tamamını düşünün. İnstagram hesabınızı alın ve marka kimliğinizi olusturacak görselleri önceden paylaşmaya başlayın, bu ilgiyi arttıracaktır. Pinterest ve Twitter hesapları açmayı da düşünün ve düzenli paylaşım yaptığınızdan emin olun. Eğer düzenli post girmeyecekseniz sosyal medyada olmanızın çok bir anlamı kalmıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/iflastan-milyondolar-kazanmaya/", "text": "Moda dünyasında hiç birşey koyduğunuz yerde kalmaz. Günümüzde adını ezbere bildiğimiz, her sene milyonlarca dolarlık cirolar beyan eden ve her zaman çok başarılı olduğuna inandığımız büyük markaların çoğu aslında zaman zaman o kadar da başarılı değillerdi. Kuruluşlarından bu güne neredeyse hepsi yarım asır devirmiş olan, sektörün büyük isimlerinin iflasları ve geri dönüş hikayelerini sizin için derledik. Yükseliş : Gabriel Coco Chanel ilk mağazasını 1910'da Paris 21 Rue Cambon'da açtı. Takvimler 1920'leri gösterdiğinde tasarımcının taklit edilemez ve baştan aşağı modern bakış açısı onu dönemim en büyük moda güçlerinden biri haline getirdi. 1921'de tanıtılan Chanel No:5 parfümü ise uluslararası arenada tanınan bir ikon olmasındaki en büyük etkendi. Kırılma Noktası : 1945 senesinde, İkinci Dünya Savaşı'nın ortasında Chanel, moda evini kapatmak zorunda kaldı ancak parfüm ve aksesuar üretmeye devam etti. Geri Dönüş : Chanel ikinci perdesini, hala ismi söylenince akla gelen en ikonik parçalardan biri olan tüvit ceketi tanıtarak sergilediği couture koleksiyonu ile 1954'de açtı. Ancak markanın şu an bildiğimiz gücüne ve imza tasarımlarına kavuşması, Karl Lagerfeld 1983'te jarse, tüvit, zincir detaylı kemerler ve kamelya çiçekleri ile dolu ilk couture koleksiyonunu sergilediğinde gerçekleşti. 2014'de Chanel, 7.5 milyar dolarlık bir gelirin içinden 1.4 milyar dolarlık bir net kar ilan etti. Markaya, mahremiyetlerine oldukça düşkün olan ve zamanında Chanel No:5 parfümlerinin dağıtımını ve finansörlüğünü üstlenen Pierre Wertheimer'ın soyunun devamı Wertheimer ailesi sahip. Yükseliş : Tasarımcı moda dünyasına, 1970'lerin başında henüz 18 yaşındayken, Jimi Hendrix, The Beatles ve Rolling Stones üyeleri gibi giyinmeyi sevenlerin tercih ettiği New York'da bulunan The People's Place adındaki bir dükkan ile adım attı. Hilfiger'in BoF'a verdiği röportajda 150 dolara kurduğunu söylediği konsept, oldukça büyük bir başarı yakaladı ve tasarımcı kısa zamanda New York'da üniversitelerin bulunduğu bölgelerde birkaç dükkan daha açmayı başardı. Kırılma Noktası : Hilfiger'ın gençlik enerjisi ve yaratıcılığı The People's Place'i ileri götürmesine yardım etse de, kötü finansal planlama ve Amerika'ya büyük kan kaybettiren ekonomik durgunluk dönemi tasarımcıyı 1977'de iflasa sürükledi. Geri Dönüş : 1985'de Hilfiger bu sefer kendi ismi altında piyasaya geri döndü ve zamanın en ünlü erkek giyim markalarından olan Ralph Lauren, Calvin Klein ve Perry Ellis gibi isimlerle rekabet etmeye başladı. Tasarımcının kariyerindeki ikinci sayfayı açarken Times Meydanında devasa boyutlarda verdiği, kendisini bu üç markadan nasıl ayrıştırdığını, alışılmadık ve oldukça etkili bir dille anlatan reklam afişi büyük ses getirdi. 1989'da, yine oldukça zorlu bir finansal dönemde Silas Chou ve Lawrance Stroll'dan yatırım alan Hilfiger, 1992'de bu yatırım sayesinde halka arzını gerçekleştirdiğinde dönemin New York Borsası'nda kayıtlı ilk tekstil şirketi olmuştu. Şirket 2000'de gönülleri fethedip en çok giyilen markalar arasına girdiğinde, yılda 2 milyar dolarlık satış yapıyordu. Şartlar markaların sermayelerine ve satışlarına darbe vurduğunda Hilfiger artık nasıl bir geri dönüş yapılacağını iyi biliyordu ve 2010 yılında da akıllı marka konumlandırması ile bunu başardı. 2010 senesinde şirket, aynı zamanda Calvin Klein'ın da sahibi olan Phillips-Van Heusen Corp'a 3 milyar dolara satıldı. 2015'de Tommy Hilfiger, PVH'in toplam gelirinin %42'sini (3.4 milyar dolar) getiriyordu. Yükseliş : Minimalist tasarımların ikonlarından biri olan Calvin Klein kuruluşundan 10 sene sonra, 1977'de 30 milyon dolarlık bir şirketti. 1980'lere gelindiğinde Calvin Klein, o zamanların en seksi yıldızlarından Brooke Shields ile çektiği unutulmaz denim kampanyasının, iç çamaşırlarının ve ev ürünlerinin sayesinde herkes tarafından bilinen ve kullanılan bir isim olmuştu. Kırılma Noktası : Başarılı olmasına rağmen boğazına kadar borca batmış şirket 1992'de iflasla yüzleşti. Klein'ın kefareti, eğlence sektöründe yönetici olan arkadaşı David Geffen tarafından ödendi. Geffen aynı zamanda markanın geri dönüşü olacak olan Kate Moss ve Mark Wahlberg kampanyasını müjdeliyordu. Geri Dönüş : 2002'de uzun süren iniş ve çıkışlardan sonra Calvin Klein hayatı boyunca yanında olan ortağı Barry Schwartz ile, hisse senetlerini 30 milyon, telif hakkını 300 milyon dolar olmak üzere nakit olarak da 400 milyon dolara şirketi PVH'e sattı. Klein ve Schwartz 20013'de satış tamamlandığında emekliye ayrıldılar ancak tasarımcının izleri markadan hiç silinmedi. En son gelişme olarak PVH 2015 yılında bünyesine 2.9 milyar dolarlık gelir sağlayan marka için tasarım müdürü olarak Belçikalı tasarımcı Raf Simmons'u getirdi. Simmons markada bu titre sahip olan ilk kişiydi. Yükseliş : Yetenekli terzi Pierre Balmain, Ava Gardner ve Brigitte Bardot gibi giyinmek isteyenlere hizmet vererek kendine bir isim yapmıştı. Tasarımcının 1982'deki ölümünden sonra moda evinin başına, içlerinde Balmain için 1993-2002 arası kreatif direktörlük yapan Oscar de la Renta'nın da bulunduğu bir seri tasarımcı geçti. Kırılma Noktası : De la Renta'nın markadan ayrılmasından iki sene sonra 2004 yılında bir yatırımcının çeklerinin ödenememesi sonucu moda evi iflas korumasına girdi. Geri Dönüş : O zamanlarda markanın hisselerinin büyük bölümüne sahip olan iş adamı Alain Hivelin, 2005 yılında tasarımcı Christophe Decarnin'i kreatif direktör yaparak markanın iflasın eşiğinden dönmesini sağladı. Decarnin'in Balmain adının yıllardır birlikte anıldığı muhafazakar zerafetten oldukça uzak olan keskin omuzlu ve işlemeli stili moda evine gösterişli bir yenilik getirmişti. 2011'de Decarnin'in ayrılışının ardından, Hivelin kreatif direktör koltuğuna 24 yaşındaki Olivier Rousteing'i koydu. Rousteing'in yaşadığı çağın getirdiklerine olan güçlü sezileri, 4 senede satışları 121.5 milyon dolara ulaştırmıştı. 2016 yılında şirket, içlerinde 2014 yılında vefat eden Hivelin'in varislerinin de bulunduğu yönetim kurulu tarafından 485 milyon Euro'ya Valentino'nun da sahibi olan Katar'lı yatırımcı firma Mayhoola'ya satıldı. Yükseliş : New York cool anlayışına yeni bir bakış getiren 80'lerin disko çocuğu Marc Jacobs, Op-Art kapşonlulardan oluşan Parsons mezuniyet koleksiyonunu 1984'de o zamanın nüfuzlu mağazalarından olan Charivari'ye sattı. 1986'da ilk ready-to-wear koleksiyonunu sergileyen Jacobs, bir sene sonra şu an Swarovski Ödülü olarak bilinen CFDA'nin düzenlediği Perry Ellis Ödülünü Genç Moda Yeteneği olarak kazandı. Kırılma Noktası : 1989'da yükselen yıldız ve iş ortağı Robert Duffy, Perry Ellis tarafından durgun olan markayı yeniden canlandırmak için işe alındılar. Ancak Marc Jacobs'un Perry Ellis'deki görevi, 1993'de şimdilerde oldukça iyi bildiğimiz grunge koleksiyonunu sergilediğinde sona erdi. Tasarımcının Seattle-grunge temalı lookları ve çizgifilm karakterli t-shirtleri high street markalar tarafından sayısızca kopyalanmasına ve editörler tarafından çok beğenilmesine rağmen üst sınıf müşteriye satılamadı. Geri Dönüş : Takvimler 1997'yi gösterdiğinde Jacobs ve Duffy iflasın eşiğindeydiler. LVMH Grubu başkanı Arnault tasarımcıyı zamanın bavul markası Louis Vuitton'a yeni bir soluk getirmesi için işe aldı ve Marc Jacobs'un kendi adını taşıyan markasına da yatırım yaptı. Marc by Marc Jacobs isimli ikinci bir marka da kuran Jacobs, 2001 baharında ikonik çantalar ve ayakkabılar tasarlayarak aksesuar ve tekstil sektöründe adı en çok duyulan markalardan biri oldu. 2013'de tasarımcı Louis Vuitton'dan ayrıldığında kendi markası senelik 1 milyar dolar gelir elde ediyordu. 2015 senesinde şirket Marc x Marc adını verdikleri line'ı da ana markaya bağlayacaklarını açıklayarak tasarımcının yeni bir çağa girişini duyurdu. Yükseliş : İtalyan moda evi Gucci, 1921 yılında eyer yapımında uzmanlaşmış Guccio Gucci'nin at binen müşterilerine çanta da satmanın akıllıca olduğuna karar vermesi üzerine Floransa'da kuruldu. 1900'lerin ortasına gelindiğinde Gucci'nin jet sosyeteye hitap eden silueti film yıldızları ve varlıklı gezginler arasında favori olmuştu. Kırılma Noktası : 1970'ler ve 80'lerde süregelen aile içi tartışmalar çözülemeyince şirket içindeki düzensizlik markayı 1993'de iflasa kadar sürükledi. Geri Dönüş : 70'lerden ilham alan seksi tasarımları markanın başındaki Domenico De Sole tarafından da desteklenen tasarımcı Tom Ford'un markaya girişi, 1999 yılında agresif bir tavırla markayı devralmaya çalışan LVMH grubu ile bir savaş başlattı. De Sole ve Ford'un ortaklık anlaşması yaptığı Fransız holding Pinault-Printemps-Redoute , 2001'de Gucci'nin hisselerinin büyük çoğunluğunu satın aldı. Bununla birlikte Ford ve De Sole uzun süren başarısız kontrat pazarlıklarından sonra 2003'de şirketten ayrıldılar. Kısa sürede değiştirilen pek çok isimden sonra marka, 2006'da baş tasarımcı olarak Frida Giannini'yi bünyesine kattı. Gianni, şirkette geçirdiği 8 yıl boyunca başarı ile Ford'un izinden gitti ancak sonunda yorgun düştü. Tüm bu değişimlerden sonra şirket, 2015'de perde arkasındaki asıl isim olan ve masalsı tasarımları moda dünyasındaki minimalist eğilime antidot olma özelliği taşıyan Alessandro Michiele'yi yaratıcı bölümün başına getirince satışlarında büyük hareketlenmeler gözlemledi. Markanın yıllık geliri ilk defa 2015'de 4 milyar euronun üzerine çıktı. Bu yazı bir çeviridir. Orijinalini okumak için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/ikea-torbalari-tasarima-donusuyor/", "text": "İkea'nın büyük, plastik mavi poşetlerini İkea'ya yolunuz düştüyse mutlaka hatırlıyorsunuzdur. Eşya taşımakta pratik bir çözüm olan bu İkea çantaları geçtiğimiz günlerde Balenciaga'ya konu olmuştu. İkea'nın yıllardır ürettiği bu pratik ve birazda çirkin çantaların Balenciaga'ya ilham vermesi moda gündeminin sık konuşulanları arasındaydı. İkea'nın 99 centlik çantasının karşısında Balenciaga'nın 2,145 Dolar etiket koyduğu çantasına farklı tepkiler geliyor. Kimileri bu durumu lüks markaların artık işi abartıp, çığrından çıkması olarak yorumlarken; kimileri de bu çanta vakasının modanın doğasında olduğunu söylüyor. Ne de olsa günlük, sıradan ve hayatımızın içinde olan sıkıcı öğeleri daha eğlenceli bir şekilde yeniden yorumlamak tasarım dünyasında süregelmiş bir durum. Bu durum zaten Jeremy Scott tarafından bir süredir Moschino'da yapılmaktaydı. İkea- Balenciaga tartışmaları devam ederken, bir grup İkea sever ise yaratıcılıklarını kullanıp yeni bir İkea moda hareketi başlattı. İkea çantalarıyla chokerdan, ayakkabıya, tshirtlere yamadan iç çamaşırına kadar yeni birşeyler üretenler var. Tüm bu yapılan kıyafetler aslında ironik bir şekilde moda dünyasıyla dalga geçiyor. #ikeabag hashtag'i ile İnstagram'da yapılan kıyafetleri bulabilir ve siz de bu yeni trende katılabilirsiniz. O zaman sıra İkea çantaları ile yaratıcılığımızı gösterme zamanı."} {"url": "https://modakariyeri.com/ikinci-el-luks/", "text": "Sosyal medyada ünlü bloggerların da dahil olmasıyla ikinci el satışının ve kullanımının yayıldığını görebiliyoruz. İyi durumda olan lüks eşyaları uygun fiyata almak artık tercih edilen bir yol. Yıllar önce üretilmiş hoş bir çift ayakkabı pekala 'must have' listemizde olabilir. İkinci el lüks tüketim konusunda saat, çanta ve ayakkabı başrollerde. Bunlar, ikinci el akımının en gözde parçalarından. Rolex, Cartier, Breitling gibi lüks saatlerin bulunduğu Crown & Caliber kurucusu Hamilton Powell, internetin bilgiye ulaşmada sağladığı kolaylığın tüketicileri daha akıllıca davranmaya ittiğini öne sürüyor. Tüketiciler, ürünü almadan önce araştırıp bilinçli şekilde alışveriş yapıyorlar ve paralarını neye harcayacaklarını biliyorlar. İkinci el ürün alabileceğimiz alışveriş siteleri, geçtiğimiz yıllara kıyasla günümüzde daha yaygın. Bunları birbirinden ayıran en önemli şey elbette ki fiyat-kalite standartları. Bir sitenin güvenilirliği, ekibinin, ürünü hangi özenle seçip alıcıya ulaştırdığıyla doğru orantılı. Aşağıda birkaç örnek verelim istedik. Crown & Caliber gibi ünlü siteler bu konuda oldukça hassaslar. Bu özellikleri onları tanınmış ve güvenilir yapıyor. Lüks saatlerinizi internet üzerinden satmanızın ya da almanızın hiç de korkulacak bir yanı olmadığını belirten site, ürün fiyatından teslimata kadar tüketiciyi önemsiyor. 'Sell Or Trade' form sayfasına yapılan başvurularla, tüm dünyadan gönderilen saatlere gerekli testleri uygulayıp alıcıyla buluşturuyorlar. Ayrıca belirtmeliyiz ki, her satışlarından, üçüncü dünya ülkelerinde yaşayan çocuklar için 25 dolar bağışta bulunuyorlar. Bravo Powell, seninle gurur duyuyoruz! The Real Real, son zamanlarda revaçta olan bir platform. 600'den fazla çalışanıyla, müşterilerinin gönül rahatlığıyla alışveriş yapmasını sağlıyor. Bu sebeple de ürünlerin orijinalliği deneyimli isimler tarafından onaylanıyor. New York ve Los Angeles'da mağazaları bulunan The Real Real, sürdürülebilirlik konusunda ikinci el ürün satmakla kalmayıp dünyanın önde gelen döngüsel ekonomi kuruluşlarından Ellen MacArthur Kuruluşu'na üye. Eğer kuruluşu ve döngüsel ekonomi terimini daha önce duymadıysanız tanıtım videosu ise hemen aşağıda. Vestiaire Collective ise dünya genelinde 50'den fazla ülkede üyesi bulunan bir diğer alışveriş sitesi. Her hafta binlerce yeni ürünle kendini güncelliyor. 'Pre-owned' olarak tabir edilen ikinci el ürünler için lüks kategorisinde Avrupa'nın en büyüğü ve kitlesi gün geçtikçe genişliyor. Giyim ve aksesuar ürünlerinin dışında seyahat ve ev dekorasyonuyla ilgili geniş bir marka hacmine sahip olan bu site, tüketicileri modada sürdürülebilirlik konusunda teşvik ediyor. Çoğu tüketiciye göre lüks ürünler iyi birer yatırım kaynağı olarak kabul ediliyor. Elbette bu sadece finansal bir yatırım anlamına gelmiyor. İsterseniz değerini yıllar geçse de kaybetmeyecek olan eşyalarınızı torunlarınıza saklayın. Tabii, satın almaktan ve yeniden satmaktan bahsediyorsak, geçen sezon alınan ürünlerin de artık bu piyasada yeri var demektir. Bu sayede, gardırobumuzda yer açarak, geçmişteki alımlarımızdan kazanç sağlayabiliyoruz ve iyi durumdaki lüks ürünlere de fazla para ödemekten kurtulabiliyoruz. Ürünlere ulaşımın kolaylığı ve lüks markaların çok uygun fiyatla satın alınabilirliği ikinci eli daha da cazip kılıyor. Tekrar satılabilme değerleri sayesinde ürünler, ikiden fazla el değiştirebiliyor. Bu döngüden dolayı, aşırı tüketimi bir miktar yavaşlatıp dünyayı koruduğumuzun da altını çizmeden geçemeyiz. Bütün bu pozitif etkilerle ikinci el lüks alışverişe tüm tarafların mutlu olduğu bir işbirliği diyebiliriz. - https://www.businessinsider.com/luxury-consumers-are-turning-to-pre-owned-2017-2 - https://www.ablogtowatch.com/video-interview-crown-caliber-founder-hamilton-powell/ - https://www.crownandcaliber.com/pages/who-we-are - https://www.therealreal.com/about - https://www.ellenmacarthurfoundation.org/our-story/mission - https://www.youtube.com/watch?time_continue=143&v=HCGzK4XCAl0 - https://www.vestiairecollective.com/about/"} {"url": "https://modakariyeri.com/ileri-donusum-fikirleri/", "text": "Re-cycle kavramını çok defa duyduk. Bir süredir gündemimizde yeni bir kavram var: Upcycling: ileri dönüşüm. En sade şekliye bahsedecek olursak; bir öğeyi orijinalinden daha iyi hale getirmek için yapılan işlemlere verilen ad bu. Moda alanında ele alacak olursak, lekelenmiş, yıpranmış, eskimiş ya da gözden düşmüş ürünleri daha giyilebilir, kullanılabilir hallere dönüştürme işlemi. Upcycle, yüksek üretim ve tüketimin ağırlığı altında zaten ezilmiş olan bir dünyaya malzeme eklemeyi durdurur. Ayrıca, düzenli depolama alanına girebilecek malzemeleri de yaratıcı ve yenilikçi yollarla yeniden kullanır. Çoğu zaman atık olarak kabul edilen ürünlerden yeni orijinal ürünler üretir. Üstelik bazıları için geçmişimizle de bir bağlantı yolu olabilir eski kıyafetleri hayatımıza yeniden dahil etmek veya tarihi koruyan orijinal bir parça oluşturmak için bir aile yadigarı kullanmak vb. İnternette ve sosyal medyada konuyla alakalı bir çok yaratıcı fikir bulmak mümkün. Biz de evde vakit geçirdiğimiz şu günlerde, evde yapması kolay ve kullanışlı sonuçlar veren birkaç örneği sizler için derledik. Öncelikle şu anda en çok aradığımız şeylerden biri maske. Evde maske yapmamız ve bu sayede sokağa çıktığımızda kendimizi korumamız mümkün. Belki de şu günlerde en çok ilginizi çekecek aktivitelerden biri. Yapması çok kolay ve kullanımı basit maske uygulaması için aşağıdaki videoya göz atabilirsiniz. !! Unutmayın, bu tür maskeler kişisel kullanıma ve günlük hayata uygun olabilir fakat COVID19'a karşı koruyuculuğu kullanılan malzemeye bağlıdır. - boş süt kutusu - makas - 18cm fermuar (örneğin bu - cetvel - kalem - dikiş makinesi - 3cm x 6cm kesilmiş 2x kumaş - Süt kutusundan 14cm x 18.5cm boyutlarında aynı boyutta iki parça kesin. Boyutlar elbette çantanızın büyüklüğüne bağlı olarak değişebilir. Ancak, boyutu değiştirirseniz fermuarınızın da farklı bir uzunluğa ihtiyacı olduğunu unutmayın. - İki kumaş parçasını tutun ve iki kısa ucu her biri bir santimetre katlayın ve sabitleme işaretiyle sabitleyin. Alternatif olarak, iki katlanmış ucu kısa bir ütüyle ütüleyebilirsiniz. - İki kumaş parçasını fermuarın uçlarına sarın ve basit bir dikişle dikin. - Fermuarı, üst tarafı süt kutusunun dış tarafına gelecek şekilde yerleştirin ve zikzak dikişle dikin. - Şimdi bunu, ikinci parça süt kartonu ile tekrar yapın. Fermuarın üst kısmını ikinci süt kutusu parçasının dışına koyun ve dikin. - İki süt kutusunu iç tarafları üst üste gelecek şekilde katlayın ve açık tarafları zikzak dikişle dikin. Ve oldu! Kalemler veya diğer küçük eşyalar, boş bir süt kutusundan yeni çantanızda çok fazla şey saklanabilir. Elbette, uygulama değiştirilebilir. Örneğin, ikinci örnekte cep köşeleri yuvarlatılmıştır. Sadece deneyin ve kendi süt karton çantanızı oluşturun. Artık giymediğiniz bir gömleğiniz ya da gömlekleriniz varsa, gömleklerin manşetleri ileri dönüşüm için mükemmel bir malzeme olabilir. Ortaya çıkan kılıfları dolaplarınızı düzenlemek ya da seyahat çantanıza küçük şeyleri koymak için kullanabilirsiniz. - Manşeti, üst kısmından yaklaşık 1 cm bırakarak kesin. - Manşetten ekstra kalan kumaş kısmını arkaya doğru bastırın. - Manşeti arka tarafı yukarı gelecek şekilde yerleştirin. Alttan üste ve üstten aşağı katlayın. Düğmelerden emin olun. Düğmeyi kullanılabilir hale getirerek ayarlanabilir veya sadece üst düğmeyi seçerek ayarlanabilir yapabilirsiniz. Üst kapağı tekrar açın. Kapağın üstünden her iki tarafın altına doğru inen dikiş yapın. Böylelikle küçük şeyler için mükemmel bir küçük kılıf elde etmiş olursunuz! - Gömleğini ütüle, sonra düğmeleri ilikle ve olabildiğince mükemmel bir şekilde düz olarak koy. - Yastık formunuzu ölçün. Genişliğe ve uzunluğa 1 cm ekleyin. - Yastık formunuzun boyutuna göre gazete üzerine yastığınız için bir kalıp çizin. Kalıbı kesin. - Kalıbın ortasına, yukarı ve aşağı kısımdan 1-2 cm boşluk kalacak şekilde bir yarık kesin - Deseni ütülenmiş, düzleştirilmiş gömleğinizin üzerine yerleştirin. - Gömleğin düğmelerini yarıklardan çıkarın. Düğmeler ortalanana kadar deseni yukarı ve aşağı hareket ettirin - Kalıbın etrafından gömleğin her iki katmanını da kesin. - Parçaları dış yüzleri birbirine bakacak şekilde çevirin. - Dört tarafını da 1 cm payla dikin. - Gömlek düğmelerini açın, gömleği iç dış yapın ve köşeleri biraz çıkarmak için parmağınızı kullanın. Yastığınızı geçirin, sonra sadece düğmeleri ilikleyin. Çantanızı kişiselleştirmek istiyorsanız, diğerlerinin yanı sıra taşlar, inciler, dantel, yamalar gibi dekoratif aksesuarlara da ihtiyacınız olacak ve bunları yapıştırmak veya dikmek için iğne ve yapıştırıcıya ihtiyacınız olacak. - İlk adım, pantolon ceplerinizi zarar vermeyecek şekilde çıkarmaktır. - Üst kenarları referans olarak kullanarak, iki cebi birbirine bakacak şekilde yerleştirin. Şimdi fermuarı ceplerin arasına dikin. Aşağıdaki resimde nasıl yapılacağına bakabilirsiniz: - Şimdi sıra çantanızı özelleştirmekte. İstediğiniz aksesuarları seçin ve çantanızı özelleştirmeye başlayın. Bu adımın neden çantayı kapatmadan önce geldiğini merak ediyorsanız, cevap kolay: eğer aksesuarları yapıştırmak yerine dikmeniz veya işlemeniz gerekiyorsa, çanta hala açıkken bu işlemi yapmanız daha kolaydır. - Şimdi cüzdanı kapatma zamanı! İki cebi aşağı doğru aynı hizada tutun. Ve fermuarın uçlarını da katlayın. - Çantayı kapatmak için, zig zag dikişini kullanarak açık kalan yerlerinden dikiş makinesi ile geçmeniz yeterlidir kolaylaştırmak istiyorsanız, fermuar ucuna bir püskül koyabilirsiniz. - İlk adım kravatı 17 inç (yaklaşık 43 cm) ölçüden kesmek - Kravatın uzun kısmını arkaya doğru katlayın, bitmiş bir görünüm için ucunu 1 cm kadar içine katlayın. - Torbayı kapalı olarak dikmemeye dikkat ederek üst ve yan kısımlarda el dikişi yapın. - Kapatıldığında ağzının açılmaması için uç kısımlarına cırt cırt dikebilirsiniz. Oldukça orjinal ve yapımı çok basit gözlük kılıflarınız hazır, güle güle kullanın! Kaçmış, sökülmüş çoraplarınızı rengarek iplerle yamayarak eskisinden bile daha havalı ve orjinal bir hale getirebilirsiniz, Woolfork Yarn instagram hesabında gördüğümüz bu örnek çok hoşumuza gitti. Sevdiğimiz çoraplarımızı uzun süre giymek, ya da sevemediklerimizi kişiselleştirmek için harika bir fikir. Tüm bunları yaparken hem keyifli zaman geçirebilir, hem de el becerilerimizi geliştirebiliriz."} {"url": "https://modakariyeri.com/incomplit/", "text": "Dezavantajlı çocukların hayal güçlerinden ilham alarak sosyal sorumlu ve tematik koleksiyonlar yaratan INCOMPLIT'in yeni koleksiyonu Bond'un çıkışı ile birlikte kurucusu ve tasarımcısı Öykü Özgencil ile röportaj yaptık. Incomplit aynı zamanda Girişim Mentörlüğü programımızın katılımcısı. Ben Öykü, Paris 1 Pantheon Sorbonne Üniversitesi'nde Idari Hukuk ve Kamu Yonetimi okudum, sonrasında UC Berkeley'de Pazarlama Lisans Üstü Programını tamamladım. Fakat tüm bunlar olurken arka fonda bana sürekli hikayemi anlatan bir ses vardı. Hala var, tüm yaşananları 3.tekil şahıs üzerinden dinlediğim bir dış ses, bir iç ses. Çocukların eğitimi için birşeyler yapmak istiyorum diye eğitim aldıktan sonra aslında onlara verilebilecek en güzel şeyin sadece bu sesi duyabilecekleri, ve devamında dinleyerek şekillendirecekleri bir alan olduğuna inandım. Tabii ki bu yine pek romantik bir idealdi. Zamanı durdurup kendi hikayelerini dinleyip yollarını çizerken yörüngede de bir şekilde fikrin yer bulması gerekiyordu. Bu noktada işin içine Moda Tasarımı girdi. Bana göre zamanı durdurma yetisi olan ama ne yazık ki günümüzün hızına yenik düşen, hakkı yenen disiplin, fikrimin acımasız dünyamıza uzanan eli oldu. Çocuklara kendi hikayelerini duyup yazabilmeleri için gerekli alanı -yavaş yavaş- açacak olan el! Incomplit dezavantajlı çocuklarla çalışan STK'lar ile işbirliği içinde Masal Tamamlama Seansları düzenliyor. Çocuklar empati yetilerini geliştirmek adına yarım bıraktığımız masalları hayal güçleriyle çizerek tamamlıyorlar. Bu çizimler yarım kalmış hissi veren moda tasarım ürünlerine işleniyor ve ortaya INCOMPLIT'in kollektif olarak üretilmiş eserleri çıkıyor. Amaç Senin hikayen de bu, dilediğin gibi senin aklın ve fikrine göre devam edecek, senin dışında kimse sonunu yazamaz demek. Aslına bakarsanız tamamlanmamışlık fikri umit verici olduğu kadar ucu açık, karanlık bir soru da aynı zamanda. Bunun farkındalığı ise öyle ya da böyle tüketen bizlere yalnızca ışık olsun istedim. Kendimi bildim bileli edebiyata derin bir ilgim var. Empatiyi tetikleyen en güzel ve besleyici güçlerden biri olduğuna inanıyorum. Bununla beraber lise yıllarımda hümanizm akımıyla tanıştığımdan beri insan için, insan elinden bir şeyler yaratmak istiyorum. Uzun bir süre bunu STK'lar aracılığıyla proje bazlı yapabileceğime inandim ve gerek Paris'teki öğrencilik yıllarımda gerekse sonrasında deneyimledim. Fakat kendimi yüzde yüz adayabileceğim bir model bulamadım ve sonunda kendim yaratmaya karar verdim. 2015 sonu Amerika'dan döndüğümde memleketin sosyal girişim için derya olması beni bu fikre bir adım daha yaklaştırdı ve yapbozun parçaları birleşti. En hızlı tüketim araçlarından biri olan kıyafetler çocukların hikayelerini yansıtan birer araca dönüşecek ve bizi farkında ve anlamlı tüketmeye yöneltecekti. Kıyafetler ve masallarda zamanı durdurma gücünü bulduğum için fikri zamansız kılacağına inandim ve yola koyuldum. ruz. Amacımız sanatsal bir şekilde yaklaşmak olmasa da değerler ister istemez estetik ve ifadeli ürünler yaratmamızı sağlıyor. Bana göre yalnızca amaç edinilen alan ve/veya kitleye fayda sağlamakla kalmayıp faydalandığı her paydaşı da iyileştirmek. Markam farkında olduğuma şükrettigim hikayelerden, onların kahramanlarından ve bilinç altımda yatan her delinin rengarenk taşlar attığı kara bir delikten besleniyor. Gökyüzü ve yeryüzü arasında mekik dokumak. Röportajın en zor sorusu 🙂 Tasarım sürecinde çocukların eserleri çok önemli bir yer kapladığı için onlarla yapılan atölyelerin zamanlaması aslında tüm sürecin omurgasını oluşturuyor. Çizimler, onların hikayeleri kumaş seçiminden tutun, satış noktalarına kadar birçok şeyi değiştirebiliyor. Dolayısıyla tüm bu uzuvlar da marka gibi çocukların hayal ürünleri etrafında dönüyor diyebilirim. INCOMPLIT kurulduğundan bu yana ağırlıklı olarak Suriyeli mülteci çocuklarla çalıştık. Entegrasyon amacıyla eş zamanlı olarak Türk yetim çocuklarla da Gaziantep'te daha kısa süreli atölyeler gerçekleştirdik. Suriyeli çocuklarla geçirdiğimiz zaman INCOMPLIT'in baştan çizilmiş kültürüne ince çizgilerle önemli değişmezler kazıdı. Bir coğrafyaya sığınmak ordaki canlıların seni oyuklarına, demir, çelik ve betonlarına değil şiirlerine, şarkılarına, sofrasına, kalem, kağıt ve öykülerine ortak etmesiyle oluyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/inditex-zara-online/", "text": "İspanyol Inditex grubunun kuşkusuz en çok bilinen markalarından Zara 5 Ekim'de Türkiye'de online satışa başlıyor. Sadece Zara da değil Bershka, Stradivarius, Oysho, Pull& Bear ve Massimo Dutti gibi bünyesindeki diğer markalar da aynı tarihte online alışverişte yerlerini alacak. Online alışveriş cephesinden güzel haberler geliyor! Inditex grubu bir çok önemli pazarda zaten hali hazırda online alışveriş olanağı sağlıyordu ve bundan haberdar olan bir çokları gibi biz de acaba Türkiye'de ne zaman online'a geçecekler diye düşünmeden edemiyorduk. Inditex İletişim ve Kurumsal İlişkiler Genel Müdürü Jesus Echevarria Hernandez, Türkiye pazarıyla ilgili verdiği bir roportajda online alışverişi Inditex'in olduğu tüm pazarlara yaymak istediklerini fakat doğru zamanı bekleyip, ülke ülke gitmeyi tercih ettiklerini söyledi. Online alışverişin bu kadar hızla yayıldığı ve çılgınlık boyutlarına ulaştığı bir devirde bu kararları ilginç görünse de online ile birlikte gelen handikapları da göz önünde bulundurunca Inditex'in mantıklı ve temkinli davrandığını söyleyebiliriz. Bakalım Türkiye'deki Zara müşterisi online'a ne kadar sıcak bakacak. Şimdiden heyecan dorukta."} {"url": "https://modakariyeri.com/instagramda-moda-ogrencilerinin-mutlaka-takip-etmesi-gereken-13-illustrator-hesabi/", "text": "Özellikle dijital çizim konusunda bir çok farklı çalışmayla iyi örnek olabilecek hesaplardan biri ile başlıyoruz. Tarzını ve ifade ediş biçimini çok sevdiğim bir hesap. Çizimde özgün bir üslubu olanlardan. İlham almak için takip edilmeli. Karakalem, scrapbook, kolaj çalışması, renkli çalışmalar. Bir moda tasarım öğrencisinin ne ararsa bulabileceği bir hesap. Fikir vermesi açısından oldukça faydalı. Ağarlıklı olarak floral desen çalışmaları içeriyor. Tekniği ve kompozisyon yeteneği oldukça başarılı. Baskı desen için olmazsa olmazımız! Kendine has üslubu ile, karalamasından bitmiş işine kadar ilham veren bir hesap. Farklı malzeme tekniklerinin uygulamasını görmek mümkün. Suluboyanın böylesine güçlü bir ifade aracı olduğunun farkında mıydık? Gördüğünüz işler karşısında bunu mutlaka denemeliyim demeniz muhtemel. Malzemeyi kullanış ve yorumlama biçimi çok cezbedici. Ayrıca çektiği videolarla da aşamaları görmek mümkün. Öğretici hesaplardan bir tanesi daha. Model illüstrasyonlarının yanı sıra çizimlerde işinizi kolaylaştıracak anatomik ögelerin de inceleme ve aşamalarını görmek mümkün. Oldukça güçlü bir bilek. Alışık olduğumuz tarzların dışında bir tavıra sahip. İllüstrasyonlara fikir vermesinin yanı sıra baskı desen uyarlamalarına ilham olması da mümkün. Marker severler buraya! Temiz ve detaylı çizimlerle dolu bir hesap. Titiz çalışanların ilgisini çekecektir. İmza niteliğinde çizimler. Özgün ve yapaylıktan uzak. Dokuların ifade ediliş biçimleri de incelemeye değer. Aşırı detay vermeden derdini anlatan çizimlerin etkisi bir başka. Sağlam bir ilham kaynağı."} {"url": "https://modakariyeri.com/istanbul-moda-haftasi-dunya-sahnesinde/", "text": "15-18 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek olan Fashion Week Istanbul, organizasyon sahibi İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği 'in 2030 hedeflerinde kaldıraç rolü üstlenmeye devam ediyor. İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği 'in organizasyonuyla 2009 yılından beri aralıksız devam eden Fashion Week Istanbul, Türk modasını ve tasarımcılarını tüm dünyada destekleme ve geliştirme misyonuyla sektöre artı değer yaratmayı sürdürüyor. Özellikle pandemi sonrası dönemde önemli bir değişime uğrayan uluslararası hazır giyim sektörünün güçlü oyuncularından Türkiye'nin yerel ve global hedeflerine ulaşmasında kaldıraç rolü üstlenen Fashion Week Istanbul'un 15-18 Mart tarihleri arasında gerçekleşecek yeni sezonu öncesi İHKİB Başkanı Mustafa Gültepe önemli açıklamalarda bulundu. 2009 yılından beri devam eden Fashion Week Istanbul, Türk tasarımcılarının global ölçekte tanıtımı, yeni pazarlara ulaşması, satın alma sorumlularıyla buluşması için eşsiz bir platform görevi gördü ve görmeye devam ediyor. Moda haftasını bugünün dinamiklerinde hazır giyim ve perakende endüstrilerinden ayrı düşünmek mümkün değil, birlikte büyük bir ekosistem oluşturuyorlar ve bugün İHKİB'in de temel değerlerinden olan dijitalleşme, geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik alanlarında hedeflerini ve attığı adımları yansıtan moda haftası etkinliği, sektörümüzün yenilikçi vizyonunu dünyaya taşıyor. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği'nin organizasyonuyla düzenlenen FWI; T.C. Ticaret Bakanlığı öncülüğünde Türkiye İhracatçılar Meclisi tarafından desteklenmekte ve Moda Tasarımcıları Derneği ile İstanbul Moda Akademisi iş birliğinde yürütülmektedir."} {"url": "https://modakariyeri.com/isverenmarkasi/", "text": "Markaların müşterilerine konuşmasına hepimiz alışığız. Fakat artık devir değişiyor ve markalar pazarlama stratejilerinde sadece müşterilerini değil, çalışanlarını ve gelecekteki çalışanlarını da düşünmek durumundalar. Biliyoruz ki iş hayatından beklentiler çok değişti ve bunu sadece bir jenerasyona özel olarak görmek çok doğru olmaz. Kişilerin kendilerini daha iyi yansıtacakları, kültürüne dahil olabilecek ve gururla ismini temsil edecekleri şirketleri aradıkları, bunu bulamadıklarında da aramaya devam etmekten çekinmedikleri bir dönemdeyiz. Yetenek çekmek isteyen kurumlara ve yöneticilere çok iş düşüyor. Artık sadece müşterilere satış yapmadıklarını farketmek bunlardan biri. Literatürde Internal marketing diye geçen kavram, çalışanların bir markayı satmadan, ya da onun için çalışmadan önce, kendilerinin net bir şekilde onu anlaması gerektiğini söylüyor. Bu aslında şu demek bir marka veya ürünü öncelikle onu satacak olanlara satmak. Hatta Systems marketing dediğimiz pazarlama stratejisi şirket, müşterileri ve çalışanlarını içine alıyor ve diyor ki, müşteriler şirketin stratejilerinde bir ortaktır, şirket çalışanları ve markanın kendisi ile ilişkileri sayesinde stratejiye direk etki ederler. Kısacası, müşteriler, çalışanlar ve kurum birbirine her zamankinden daha yakın olmalı. Şirket etkinlikleri, ekipçe gidilen motivasyonel tatiller ya da ödüllendirme sistemleri gibi uygulamalar aslında uzun zamandır markaların çalışanlarının gözünde de aşk markası olabilmesini amaçlıyor. Fakat işveren markası bunlardan çok öte bir kavram. İşveren markası bir markanın çalışanları ve farklı paydaşları gözündeki imajıdır. Bu bir resim gibi marka tarafından çizilir ver herkes tarafından yorumlanır. Bu resmin içinde bir şirketin değerleri, kuralları, kültürü ve işveren olarak sunduğu imkanlar vardır. Bu resim sizin iş görüşmesine giderken ya da bir mülakata girmeden hemen önce, gözünüzün önünde canlandırdığınız resimdir. - Yetenekli kişiler için çekici bir işveren olmak - Çalışanların kurum içinde mutlu olmaları ve doğru yerde çalıştıklarını hissetmeleri - Çalışanların şirkete ve işlerine bağlanmaları, daha uzun süre kalmaları - Şirketin hedeflerinin ve kültürünün herkes tarafından net olarak anlaşılması ve paylaşılması Herhangi bir iletişimde karşımızdakine inanmamız ve onu takip etmemiz için önemli olan şeyler vardır. Benim için işveren markası iletişimi konusunda önemli olan faktörler de şunlar; samimiyet, paylaşımcı ruh, açık iletişim ve adaletli yaklaşım. Samimiyet kurumu olduğu gibi anlatabilmektir. Bir hayal dünyası yaratıp çalışanların kurumla ilgili hislerinden farklı bir imaj sunmak, ya da iş arayanların sunulandan farklı bir kurum ortamı bulmalarına neden olmak samimi olmaz. Samimi olabilmek için de öncelikle şirketin kendisini objektif değerlendirebilmesi gerekir. Bunun için rakamların ötesinde, şirketin iç sesini, yani çalışanlarını, dinlemek önemlidir. Paylaşımcı ruh, şirketin tecrübesini, belki bir konudaki spesifik bilgisini, ya da imkanlarını açmaktan çekinmemesi, bilgi kıskançlığı yapmamasıdır. Son dönemde sıklıkla atölyelerinin, ofislerinin kapılarını herkese açan markaları duyuyoruz. LVMH grubunun düzenlediği Les journees particulieres gibi. Açık iletişim, eleştirilere, yorumlara, sorulara açık, bu tür etkileşimlere de hazır olmaktır. Dijital dünyada yaşıyoruz artık, herhangi bir video, haber ya da yazı, iyi ya da kötü yorumlar alabilir. Kurum olarak bunlara nasıl cevap verdiğiniz, ya da verip vermediğiniz, işveren markanızın parçasıdır. Adalet, çalışanların ve çalışmayı düşünen herkesin bir kurumda aradığı özelliklerden biri adaletli davranış. İşveren markasını yansıtırken hem kurum içindeki farklı renklere, kişiliklere fırsat vermek, hem iyi yanları hem zorlukları özgürce anlatabilmek bu duyguyu kuvvetlendirir. Moda sektöründe işveren markası ile ilgili çalışmalar özellikle son dönemde çok arttı. LcWaikiki ve Silk & Cashmere bunlara örnek. LC Waikiki çalışanları ile röportaj yapıyor ve şirketi 360 derece sanal gerçeklik ile tanıtıyor. Silk & Cashmere ise instagramda Capra serisi başlattı. Her ay şirket çalışanlarından bir Capra seçiyor ve tanıtıyor. Bu çalışmaların artmasının nedenlerinden biri kuşkusuz sektörün sadece Türkiye'de değil, globalde çektiği yetenek sıkıntısı. Okullar mezunlarına iş fırsatı yaratmakta zorlanıyor, şirketler yetenek bulamamaktan şikayetçi, iş arayanlar da iş bulamamaktan. Bu kısır döngünün içinde, kendini daha çok anlatan şirketlerin rakiplerine göre avantajlı olacağına inanıyorum. İşte bu inançla modakariyeri.com'u kurdum. Bu platform da şirketler, okullar ve moda sektörüne gönül veren kitle arasında köprü olmayı hedefliyor. Vermek istediğim başka bir örnek de Adidas'tan. Adidas'ın bir kurumsal blogu var ve bu blog çok aktif. İçerikler çok çeşitli ve kurumun kültürünü çok iyi yansıtıyor. Bu içerikler sürdürülebilirlikten, spor ile yaşama ve kariyer seçimlerine kadar uzanıyor. Yazarların bazıları Adidas'ta çalışıyor fakat Adidas herkesi içerik yaratmaya davet ediyor. Bu da paylaşımcı bir izlenim yaratıyor. Spor psikoloğundan ofis tüyoları, sporculardan motivasyon tavsiyeleri ya da kariyer koçlarından öncelikleri belirleme üzerine öneriler...Bu blog gerçekten de Adidas'ta çalışma isteği uyandırıyor. Adidas samimi bir şekilde stratejileri ile ilgili bilgi paylaşırken aynı zamanda farklı kişilerin fikirlerini bu blogda paylaşmasını mümkün kılıyor. The place for creators and entrepreneurial minds with an athlete's heart."} {"url": "https://modakariyeri.com/itu-tekstil-teknolojileri-ve-tasarimi-fakultesi/", "text": "SUNY Moda Tasarımı program koordinatörü, Prof. Dr. Cevza Candan, İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı fakültesi hakkındaki sorularımızı yanıtladı. 1955'te kurulan fakülte, ülkemizin ekonomik gelişimi için çok önemli olan tekstil ve hazır giyim endüstrisinde kariyer yapacak tekstil mühendisleri ve tasarımcıları yetiştiriyor. Detaylar aşağıda. İstanbul Teknik Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü, ilk olarak 1955 yılında Makine Mühendisliği içinde tekstil kürsüsü adı altında kurulduktan sonra günümüzdeki adını ve bağımsız statüsünü 1983 yılında almıştır. 2004 yılı Aralık ayında ise Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesinin kurulmasıyla, Tekstil Mühendisliği Bölümü bu fakültenin altında işlevini sürdürmektedir. Tekstil işi ülkemizde Osmanlı İmparatorluğu zamanından bu yana yıllar boyunca geleneksel bir meslek olmuştur. 1930'larda Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından başlatılan ancak gelişimi bilhassa özel sektör tarafından gerçekleştirilen endüstrileşme ile 1970'lerden sonra, tekstil ve hazır giyim endüstrisi, endüstriyel gelişime, iş imkanları ve Türkiye ticaretine önemli katkısı ile teknik bilgi birikimi ve deneyimi nedeniyle ülkemizin en gelişmiş ve modern endüstri sektörü haline gelmiştir. Günümüzde sektör, açık yapısı nedeniyle yabancı endüstri ile yakın işbirliği içerisinde çalışmaktadır. Türk tekstil ve hazır giyim endüstrisi küresel dünyada lider endüstrilerden birisidir. Türkiye'de bu şekilde lider bir endüstri olması nedeniyle, endüstrinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, Türkiye'nin farklı bölgelerinde Tekstil Mühendisliği Bölümleri yer almaktadır. Moda Tasarımı Programımıza her yıl 30 öğrenci alınıyor. Programa başlama şartları arasında TOEFL yabancı dil sınavından en az 80 almış olma şartı bulunduğundan genelde öğrencilerimizin yarısı İTÜ Yabancı Diller Okulu'na devam etmektedir. Dolayısıyla, her sene ortalama 15 öğrenci ile program başlamaktadır. 2008 yılında ilk mezunlarını veren programımız, o yıldan bugüne toplam 110 mezun vermiştir. Mezunlarımız ağırlıklı olarak Beymen, Yargıcı, Mudo, Trendyol, Mavi, Koton gibi hazırgiyim perakende firmalarında çalışmaktadırlar. Bu süreçte kendi markalarını kurarak Türkiye ve/veya New York'da faaliyet gösteren mezunlarımız da bulunmaktadır. Tekstil Mühendisliği Programımızdan ise her sene ortalama 45 mezun verilmektedir; toplamda 1500'ün üzerinde mezunumuz bulunmaktadır. Mezunlarımız, tekstil ve hazırgiyim sanayiimizin farklı alt alanlarında mesleki faaliyetlerini sürdürmektedir. İTÜ'den mezun tekstil mühendisleri gerek özel sektörde, gerekse kamuda birçok kuruluş tarafından başarılı bir şekilde işe alınmaktadır. Tekstil mühendisliği bölümünden mezun olan mühendisler tekstil malzemelerinin davranışları ve tekstil ve hazır giyim teknolojilerindeki makinelerin fonksiyonları konusunda bilgi ile donatılmaktadır. Ayrıca güçlü temel mühendislik bilgisine, analitik düşünme ve problem çözme kabiliyetlerine, profesyonel ve etik sorumluluk anlayışına, yüksek seviyede iletişim yeteneğine sahiptirler ve araştırmacı karakterleri ile kendilerini geliştirebilirler. Türkiye'nin farklı bölgelerinde yoğunlaşmış küçükten büyüğe değişen firmaların ve tekstil işletmelerinin farklı bölümlerinde, örneğin üretim, planlama, kalite kontrol, satış veya pazarlama, ya da tekstil ürünleri ve tekstil makineleri ile ilgili yerli ve yabancı şirketlerin acenteliklerinde işe alınmaktadırlar. Eğitimini devam ettirmek isteyen mezunlarımız da ulusal ve uluslararası okullar tarafından başarılı bir şekilde kabul edilmektedir. İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki girişimlere paralel olarak, Tekstil Mühendisliği Bölümü de tekstil ve hazır giyim endüstrisinin ihtiyaçlarında ve uluslararası denkliğe göre programlarını güncellemektedir. Bu bağlamda, Tekstil Mühendisliği Bölümü Haziran 2012'den bu yana ABET tarafından tam olarak akredite edilmiş olup; Türkiye'de ABET Akreditasyonu olan tek Tekstil Mühendisliği Bölümü olma özelliğini devam ettirmektedir. Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi ise 04 Aralık 2004 günlü ve 25660 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak kurulmuştur. Keza Türkiye'deki tek Tekstil Fakültesi olma özelliğini halen korumaktadır. Fakültemiz, - Türk Tekstil ve Konfeksiyon İmalat Teknolojilerini geliştirmek, - Yeni ürünler tasarlayarak uluslararası pazarlarda yeni olanaklar sağlamak ve moda-marka oluşumuna katkıda bulunmak, - İhracatta, tekstil teknolojisine vakıf, pazarlama işlemini yürütecek vasıflı insan gücü yetiştirmek hedeflerine ulaşmak üzere Tekstil Mühendisliği, Moda Tasarımı, Tekstil Geliştirme ve Pazarlama olmak üzere üç programdan oluşmaktadır. İTÜ-FIT Fashion Design Programı; İstanbul Teknik Üniversitesi ve New York Devlet Üniversitesi'ne bağlı Fashion Institute of Technology gibi iki köklü kurum arasında 2004 yılında yapılan işbirliği sonucunda hayat bulmuştur. Dünyanın en iyi üç moda okulu arasında yer alan FIT, moda alanında eğitim veren pek çok eğitim kurumuna akademik destek vermektedir; ancak dünyada iş birliği içinde bulunduğu tüm üniversite ve enstitüler arasında 4 senelik lisans programı için ortak diploma verdiği tek program İTÜ-FIT Moda Tasarımı Programı'dır. Bölüme kabul edilen öğrenciler, eğitimlerinin 5 yarı yılını (1.yıl güz-bahar, 2. yıl güz dönemi ile 3. yıl güz-bahar) İTÜ-İstanbul'da, 4 yarı yılını (2. yıl bahar ve yaz dönemleri ile 4. yıl güz ve bahar dönemleri) ise FIT- New York'da gerçekleştirmektedirler. Mezun olduklarında her iki kurumdan da diplomalarını almaktadırlar. Bölüme her sene 30 öğrenci alınmakta olup, öğretim dili İngilizce'dir. Programa kabul edilen; fakat internet tabanlı TOEFL sınavından en az 80 puan veya PET sınavından en az 53 alamayan öğrenciler İngilizce Hazırlık Okulu'nda yoğun İngilizce eğitimi alacaklardır. Öğrenciler dil koşulunu sağlamadıkları sürece lisans programına başlayamazlar. Öğrencilere dil koşulunu sağlamaları için en fazla iki yıl verilir. Ayrıca mezun olan öğrencilerin bir yıl A.B.D.'de çalışma izni bulunmaktadır. Moda Tasarımı Programında; drapaj, dikiş teknikleri, kalıp hazırlama, bilgisayar destekli kalıp hazırlama gibi giysi tasarımı ile doğrudan ilgili konular yanında; bilgisayar destekli çizim programları , koleksiyon maliyetlendirme ve sanat içerikli dersler de yer almaktadır. Bu şekilde, herhangi bir amaca yönelik olarak giysi tasarımında göz önünde bulundurulması gereken tüm unsurlar öğrenciye aktarılmaktadır. İstanbul Teknik Üniversitesi ile New York Eyalet Üniversitesi Sistemi'ne dahil Fashion Institute of Technology tarafından ortak olarak yürütülen lisans programıdır. Programı başarıyla tamamlayan bir öğrenci, her üniversiteden bir tane olmak üzere iki ayrı diploma alır. Tekstil Geliştirme ve Pazarlama Programı 4 yıl süreli olup öğrenciler birinci ve ikinci yıl öğrenimlerini İstanbul Teknik Üniversitesi Tekstil Teknolojileri ve Tasarım Fakültesinde, üçüncü ve dördüncü yıl öğrenimlerini Fashion Institute of Technology 'de gerçekleştirmektedirler. Eğitim dili İngilizcedir. Bu programa da kabul edilen; fakat internet tabanlı TOEFL sınavından en az 80 puan veya PET sınavından en az 53 alamayan öğrenciler İngilizce Hazırlık Okulu'nda yoğun İngilizce eğitimi alacaklardır. Öğrenciler dil koşulunu sağlamadıkları sürece lisans programına başlayamazlar ve öğrencilere dil koşulunu sağlamaları için en fazla iki yıl verilir. Mezun olan öğrencilerin bir yıl A.B.D.'de çalışma izni bulunmaktadır. Mezunlar, tekstil ve hazırgiyim firmalarının pazarlama bölümlerinde çalışabilmektedirler. Tekstil Geliştirme ve Pazarlama Programı'na özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul edilmektedir. Daha fazla bilgi için: www.uolp.itu.edu.tr. Cevza Candan 1967 yılında Erzurum-Aşkale'de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini İstanbul'da tamamladı. 1988 yılında İ.T.Ü Makina Fakültesi Tekstil Mühendisliği Bölümü'nden birinci olarak mezun oldu ve aynı Bölümde araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladı. 1990 yılında İ.T.Ü Fen Bilimleri Enistitüsü'nden Tekstil Yüksek Mühendisi ünvanını aldı. Ocak 1991'de Y.Ö.K bursuyla doktora yapmak üzere İngiltere'ye gitti. Leeds Üniversitesi Tekstil Endüstrileri Bölümü'nden Nisan 1995 yılında doktor ünvanını alarak yurda döndü ve İ.T.Ü Tekstil Mühendisliği Bölümü'nde çalışmalarına devam etti. Ekim 1995 yılında Y.Doç., Kasım 1997 yılında Doçent ve Nisan 2003 yılında Profesör ünvanlarını alan Cevza Candan halen bu Bölümde öğretim üyesi olarak çalışmakta ve örme teknolojileri ile moda yönetimi üzerine dersler vermektedir. İTÜ-FIT Moda Tasarımı Programı'nın da koordinatörlüğünü de sürdüren Cevza Candan, sanayii odaklı eğitim ve araştırma projelerinde de aktif görev almaktadır."} {"url": "https://modakariyeri.com/jacquemus-3/", "text": "Simon Porte Jacquemus ve markası Jacquemus şu sıralar Paris moda dünyasında oldukça tartışılan konular arasında. Bazıları tasarımcıyı işçilik konusundaki bilgisizliği ve hala konularında uzman kişileri çalıştırmamak konusunda ısrarı yüzünden eleştiriyor, bazıları da tasarımlarının sadece zayıf bir Comme des Garçons ve Martin Margiela esinlenmesi olduğunu düşünüyor. Porte ise bu iddiaların farkında ve ilk başladığı zamanlarda dikkat çekebilmek için her yolu denediğini kabul ediyor. Vogue's Fashion Night Out'a katılmaktan Fransız televizyonlarına konuşmaya, hatta yolda insanları durdurup onlara markasını anlatmaya kadar her şeyi deneyen Jacquemus insanların bir çoğunun hala Jacquemus'un bir şaka/komedi olarak gördüğünü söylüyor. Bu büyük ihtimalle ben çok ciddi bir adam olmadığım için böyle. Markasını kurduğundan beri geçen 7 yılda, Porte Jacquemus insanların kafasındaki gayrıciddi imajının tamamen dışında güçlü bir marka oluşturmayı başardı. Business of Fashion'ın raporuna göre markanın Sonbahar/Kış 2016 koleksiyonunun cirosu önceki sezonunkinin neredeyse iki katı. Sonbahar/Kış 2016 ve İlkbahar/Yaz 2017 cirosunun ise toplam 5 milyon Euro'yu aşması bekleniyor. Aslen güney Fransa'nın Mallemort şehrinden olan Jacquemus, tasarımı kendi kendine öğrenmiş bir tasarımcı ve bu dünyaya girişi Comme des Garçons'da satış danışmanlığı yaparak oldu. 2009 yılında Jacquemus'u kurup, ardından 2012 yılında Paris Fashion Week'de koleksiyonunu sergileyen en genç tasarımcılar arasına girdi. İlk başlarda kıyafetlerini daha açık ve anlaşılır bir şekilde sergilemeyi seçen Jacquemus, profesyonel modeller yerine DJ Clara gibi arkadaşlarını kullanıyordu. Fakat zaman içinde Jacquemus'un defileleri bambaşka bir şova dönüştü. Bir çocuğun podyumun ortasında yün iplikten oluşmuş dev bir topu ittirmesi ve modellerin yüzlerine kağıttan şekiller yapıştırması gibi birçok sürrealist öğe Jacquemus'un defilelerinde yer alıyor. Jacquemus bir çoğumuza fazla gösterişli gelse de büyük bir çoğunluk da tasarımcının çalışmalarını oldukça cazibeli buluyor olmalı, tersi olsaydı marka bu kadar büyük bir müşteri kitlesine ulaşmazdı. Marka şu anda dünya çapında 100'den fazla satış noktasında. Bu satış kanallarının içinde Paris'te bulunan The Broken Arm gibi niş mağazaların yanı sıra Net-a-Porter, Selfridges ve Nordstrom gibi önemli perakendeciler de bulunuyor. Genç ve böylesine sanatsal referanslar barındıran bir marka için bu gibi satış noktalarında varolmak gerçekten önemli bir başarı. Porte Jacquemus birçok röportajında gururla kendi başına bir moda eğitimi ve güçlü bağlantıları olmadan bu noktaya gelebilmesinden sıklıkla bahsediyor. Jacquemus'u bize tanıtan, spor çizgisinde minimalist parizyen tasarımları oldu. Tasarımcının minimalist bir akım izlemesi hem kendi estetik anlayışının bir sonucu hem de bir şekilde maliyeti uygun tutmanın bir yolu. Porte Jacquemus kıyafetlerinin fiyatlarına takıntılı olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Fiyatı 1000 Euro'yu geçen ilk parçasında ekibini çağırıp kıyafeti tekrardan ölçmeleri ve yeniden yapmalarını bile istemesi tasarımcının fiyatlarla çok ilgili olduğunu bir kez daha gösteriyor. Bugün bile birçok elbisesi 400 Euro civarında, kabanlar ve ceketler ise 700 ile 900 Euro arasında değişmekte. Ailesi tarafından gelen bu tutumluluk aslında Jacquemus için akıllı bir strateji. Zaman içinde marka daha avant-garde tasarımlara doğru dönüş yaptı. Markanın Sonbahar/Kış 2015 koleksiyonunda sıradışı genişlikte pantolonlar bulunuyordu. Sonbahar/Kış 2016 koleksiyonunda ise yine sürrealist öğeler baskındı. Markadaki tüm bu sıradışı fikirlerle Jacquemus'un gerçekte satmak istediğinin aslında bir imaj olduğunun ve satışların aksesuarlar ve daha kolay giyilebilecek nispeten ticari parçalardan oluştuğu çok tartışılıyor. Tüm bu düşüncelere rağmen hazır giyim koleksiyonu şu an Jacquemus'un satışlarının %90'ını oluşturmakta. Ayakkabılar ve aksesuarlar ise satışın yaklaşık %10'u kadar. Porte Jacquemus'a göre ise en iyi satılan parçaları kabanlar. Ancak bu sıra dışı kabanları giymek oldukça güç. Markanın en popüler ürünleri ise gömlekler. 2015'te Jacquemus LVMH ödülü yarışmasında ikinci sırada geldi. Yarışma sayesinde hem 150,000 Euroluk ödülün sahibi oldu hem de global anlamda marka bilinirliğini arttırdı. Porte Jacquemus LVMH ödülü öncesi markasının oldukça niş olduğunu ve yarışma sayesinde hem marka değerinin yükseldiğini hem de ticari anlamda markasında rakamların arttığını söylüyor. İki yıl önce tasarımlarımızı geliştirmek için bir stüdyomuz bile yoktu.Her yerde çalışıyorduk hatta Louvre'un bahçesini bile stüdyo olarak kullandık. Şimdi ise kendimize ait bir stüdyomuz ve markamızdan anlayan gittikçe daha da büyüyen bir kitleye sahibiz. Marka elde ettiği başarısıyla Paris'te 10. bölge üzerinde büyük ve ferah bir stüdyoya taşındı. 3 katlı bu binada 15 çalışan ve sayıları 20 ile 25 arası da sezonluk dışarıdan çalışan eleman var. Porte Jacquemus'un bir sonraki adımlarını planladığı aşikar. Bir marka olarak büyüyoruz. Fiyatlarımız da tabii ki markamız büyüdükçe büyüyor ama çok daha düşük bir hızda. Yine de piyasadaki birçok markaya göre çok daha uygun fiyatlara sahibiz. Henüz 26 yaşında olan Porte dijital dünyada da büyümüş bir insan. Kıyafetleri mağazalarda satılmaya başlamadan önce online satıyordu ama şu anda online satışı gerçek mağazalar ile destekliyor. Eğer Marais'de bir mağaza isteseydim bunu yarın bile yapabilirdim. Tabii ki markanın kendi mağazasının olmasını istiyorum ama aynı zamanda özgür bir marka olmayı da çok istiyorum. Benim için olması gereken önümüzdeki 10 yıl içinde çok büyük bir marka haline gelmemek, benim hayatım için bu bir şey ifade etmeyecektir. Bu yazı bir çeviridir, orjinalini okumak için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/jean-patou/", "text": "Bu söz Caz Çağı sembollerinden ve Chanel'in en büyük rakiplerinden biri kabul edilen Jean Patou'ya ait. Spor giyim denildiğinde belki de akla ilk gelmesi gereken isim olan Patou, 27 Eylül 1887'de, deri tabakçısı bir baba ve ev kadını bir annenin oğlu olarak Normandiya'da dünyaya geldi. Huzurlu bir köy hayatından ibaret olan çocukluğunun ardından 18 yaşında diplomasını aldığında ne babasının mirasını devam ettirmek niyetindeydi, ne de eğitimini. 25 Ekim 1905'te kendi isteğiyle askere yazıldı. Bu dönemde uyarılara rağmen saçlarını kesmeyerek, süngüsünü paslanmaya terkederek ve polis çavuşuna uygunsuz söylemlerde bulunarak asi duruşunu sergilediyse de sahip olduğu üstün özellikler sayesinde 1907 yılında çavuş olup 1908'de İhtiyat Kuvvetleri'ne katıldı. Bu tarihte başlayan sivil hayatı 1914'te I.Dünya Savaşı'nın patlak vermesine dek devam edecekti. O, bu birkaç yıla Parry isminde küçük bir moda kuruluşunu sığdırıp New York'lu bir perakendecinin gelip her şeyi satın almasıyla, bu alanda ileride ihtiyacı olacak cesareti kazanacaktı. Kendi ismini verdiği moda evini 1919 yılında kurduğunda, tasarımlarının hem günlük hayatta giyilebiliyor olması hem de etkileyici bir sadeliğe sahip olması, 1920'lerin modern kadın imajına etki etmiş ve Patou, kısa sürede sadık bir müşteri kitlesine sahip olmuştu. Onun asıl tutkusu spor giyimdi. Tenis ve kayak gibi sporların kusursuz bir şıklık içerisinde yapılması gerektiğine inanan Patou, 1921 yılında Wimbledon Şampiyonu Suzanne Lenglen'ı giydirdiğinde, Lenglen dizinin hemen altındaki plili eteği, düğmeli yeleği ve turuncu saç bantıyla dünyanın dört bir yanındaki kadınlara ilham olmuş ve bu görünüm sayısız kere kopyalanmıştı. Patou'nun bu denli başarılı olmasında zevkinin yanısıra kadınları çok iyi anlaması yatıyordu. O, dönemin taleplerine cevap vermekle kalmayıp bir kadına, neye ihtiyacı olduğunu göstermekte de ustaydı. 20'leri kasıp kavuran flapper stiliyle ortadan kalkan bel vurgusunu geri getirecek kişi yine o olacaktı. Müşterilerine gündüzleri rahat kıyafetlerin lüksünü tattırırken, geceleri göz alıcı gece elbiseleriyle etkileyici ve kadınsı hissetmelerini sağlıyordu. Kübizmden de esinlenerek kıyafetlerine geometrik formları taşıyan Patou'nun en baskın tasarım felsefesi şüphesiz sadelikti. Kendi renklerini ve kumaşlarını ürettiren ilk tasarımcılardan biri olmasıyla, sadeliğin en büyük tehlikeleri sayılabilecek tahmin edilebilirlik, sıradanlık ve kendini tekrar etme kavramlarından uzak kalacaktı. Aktif bir hayat tarzı olan modern kadınlar için tasarım yapıyor olmak, şüphesiz onu Chanel'in en azılı rakiplerinden biri haline getirmişti. Her ikisi de fark yaratmak adına büyük çaba harcıyor, yaratıcı fikirler peşinde koşuyordu. Patou, o dönemlerde tasarımlarını tanıtırken kullandığı farklı yolla çok ses getirmişti. Dar siluetleri, atletik bacakları ve ince bilekleriyle Amerikalı modeller tarafından büyülenmiş ve onların Fransız meslektaşlarından çok daha uygun olduklarını düşünmüştü. Modellerin seçilmesi için New York'ta bir jüri oluşturulmuştu. Amerikan Vogue'un genel yayın yönetmeni Edna Woolman Chase, dergiyi barındıran grubun sahibi Conde Nast, aktris ve dekoratör Elsie de Wolfe, fotoğrafçı Edward Steichen ve Patou'dan oluşan bu jüri, Ritz'in balo salonunda 500'den fazla model görmüş ve yalnızca üç model seçmek için Amerika'ya gittiğini düşünen Patou, kızları gördükten sonra altı modelle Paris'e dönmüştü. F.Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway'in kadın kahramanlarının siluetlerine de ilham veren Patou, söz konusu Hollywood olduğunda da adı geçen bir isimdi. Mary Pickford, Gloria Swanson ve Louise Brooks gibi dönemin parlayan yıldızlarını giydirmiş, başarısının yalnızca spor giyimle sınırlı olmadığını kanıtlamıştı. Yeni fikirler, yeni insanlar, yeni bir yaşam tarzı peşindeydi o. 1920'li yılların sonunda tek parça mayonun ilk modern örneklerinden birini tasarladığında, moda fotoğrafçısı George Hoyningen-Heune bu tasarımı ölümsüz kılmış ve bugün moda tarihinin en ilham verici karelerinden biri ortaya çıkmıştı. Mayo tasarımındaki öncülüğünü ilk güneş kremini yaratan isim olarak da pekiştirecekti. Monogramı tasarımlarında ilk defa kullanan da yine Patou olmuştu. Özellikle yeni zengin müşterilerinin üzerlerinde adeta bir tasdik taşıyor olmaktan hoşlandıklarını farketmesi bu kararında etkili olmuş ve o, kendinden sonraki sayısız tasarımcıya örnek olmuştu. Moda evlerinin parfüm yaratmaya heyecan duyduğu 20.yüzyılın başlarında Paul Poiret ve Chanel gibi isimlerin ardından Jean Patou da bu alana giriş yapmış, 1928 yılında ilk unisex parfüm unvanına sahip olan La Sieni, Poiret'yle de çalışmış olan Henri Almeras ile birlikte yaratmıştı. 1930 yılında ise, dünyanın en pahalı parfümü olarak bilinecek Joy , dünya yoklukla boğuşurken doğacaktı. Patou'nun Büyük Buhran sebebiyle Paris'e gelme imkanı olmayan 250 Amerikalı müşterisine hediye mahiyetinde bir parfüm yaratmak istemesiyle ortaya çıkan Joy, 10.600 yasemin çiçeği ve 28 düzine gülden elde edilmişti ve art deco esintileri taşıyan şişe tasarımı Fransız mimar Louis Süe imzası taşıyordu. Bu parfüm, dünyanın en çok satan ikinci parfümü olacak (1.si Chanel N 5) ve 2000 yılında Fifi Ödülleri'nde Yüzyılın Kokusu unvanına layık görülecekti. Patou, sürat teknelerini, hızlı arabaları, güzel kadınları, kumarı; kısacası lüks ve parlak yaşamı seven bir tasarımcıydı. Aynı zamanda da başarılı bir iş adamıydı. Yöneticilere kar ortaklığı imkanı ve modelleri için ikramiye sistemi gibi Amerikan iş yönetimlerini benimseyen Patou, 8 Mart 1936'da, henüz 49 yaşındayken hayatını kaybettiğinde, her zaman yakın ilişkide bulunduğu kendinden altı yaş küçük kız kardeşi Madeleine ve kocası Raymond Barbas işi devralmıştı. 1987 yılında Christian Lacroix'nın hazırladığı son koleksiyona dek Marc Bohan, Michel Goma, Jean Paul Gaultier ve Karl Lagerfeld gibi isimler moda evi için tasarım yapacaklardı. Bugün Jean Patou, bir İngiliz firması olan Designer Parfums'un çatısı altında yasemin kokusuyla büyülemeye ve spor giysilerle dolu gardıroplarda bir iz olarak yaşamaya devam ediyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/kadin-siyasetciler-moda-etkisi/", "text": "Uzun süren Hilary Clinton Donald Trump rekabeti, Brexit ve dünyanın hareketli siyasi gündemi nedeniyle herkesin ister istemez siyasetle ilgilendiği günler yaşıyoruz. Toplumdaki tüm olaylardan kendine pay çıkaran moda dünyasının da böyle bir gündem konusunun içinde olmaması imkansız olurdu. Anna Wintour'un bile seçim sırasında Hillary Clinton için propaganda yaptığı bir dönemde, modanın siyasetten izole olması asla beklenemezdi. Amerika'da Hilary Clinton'ın adaylığı sırasında sık sık duyulan seçilirse ilk kadın başkan olacak cümlesi, İngiltere'de Başbakan Theresa May, Almanya'da Angela Merkel derken kadın siyasetçiler artık her zamankinden daha göz önünde. Siyaset ve moda dendiğinde kadınların ilk düşünceleri kıyafetleriyle bu erkek egemen dünyada kendilerini güçlü gösterebilmek oluyor. Güçlü görünmenin yanı sıra, derli toplu, biraz muhafazakar bir giyimin gerektiği bu mecrada işin zor olan kısmı hem bunları yapıp hem de feminenliğinizi dozajında vurgulamak, sıkıcı görünmemek ve yeri geldiğinde de modayla eğlenmek. İşte bu yazı da günümüz siyasetinde aktif olan ve aynı zamanda da modayla olan bağlantısını koparmayan kadınlar üstüne. Eminim ki yabancı basını takip eden herkes en az bir kere Hillary ile özdeşleşmiş pantsuit ceket pantolon takımı- hakkında yapılan esprilere denk gelmiştir. Yıllar boyunca eyalet sekreterliğinden First Lady'liğe, Başkan adaylığından, senatörlüğe kadar üstlendiği tüm bu görevlerde bu ceket-pantolon ikilisi Hillary adına konuşan bir öğe oldu. Neredeyse gökkuşağının tüm renklerini kullanan Hillary için bu ikili kendisine hem güçlü hem de renkli bir hava katmaktan öte bir simge. Kadın siyasetçi kıyafeti denince günümüzde akla ilk gelen parçalardan biri olsa da takımlar Amerikan eyalet senatolarında 1993 yılında kadınlar için serbest bırakılıyor. Ne kadar da geç bir tarih! Hillary'nin bu parçayı bu kadar benimsemesinin altındaki sebep kuşkusuz ki bu geç elde edilmiş pantolon giyebilme özgürlüğü. Bu pantolon-ceket ikilisinin haricinde kuşkusuz Hilary'nin en dikkati çeken parçaları arasında 'The Mao Suit' yani Mao Ceketi var. Komünist Çin'in kurucu lideri Mao'nun doğu ve batı kıyafetlerini harmanlayarak ortaya çıkardığı bu ceket o devirde Çin'de herkesin satın alabileceği- cinsiyetsiz, sosyal sınıfsız- kısacası tüm sosyo-ekonomik ayrımları kaldıran bir parça olarak tarihe geçmiş. Vaad ettiği liberal politikası ve rakibinin cinsiyetçi, ırkçı sözlerine karşılık vermek için böylesine sembolik anlamlar taşıyan bir kıyafet seçmesi çok manidar. Bir kere daha kıyafetlerin olduğundan daha derin anlamlar taşıdığına şahit oluyoruz. Michelle Obama her ne kadar First Lady de olsa hem Demokrat Parti içinde etkili bir isim hem de kuşkusuz moda ve kadın siyasetçi konusunda akla ilk gelenlerden. Anna Wintour'la olan yakın ilişkisi, Vogue kapakları, renkli tercihleriyle Michele Obama siyasetin modayla en içli dışlı olmuş kadınlarından. Kendi ülkesindeki gençleri desteklemek için sık sık Parsons, Fashion İnstitute of Technology gibi okulların yeni mezun koleksiyonlarını giymeyi seçerek gençlere verdiği destekle de beğeni topluyor. Fashion İnstitute of Technology'i ziyareti sırasında öğrencilerle konuşan First Lady, modanın kendi özgüvenindeki önemli bir etken olduğunu ve bu sektörün yaratıcılarına çok büyük bir saygı duyduğunu da belirtti. Kuşkusuz 21. yüzyılda adı modayla en çok anılan First Lady'di. Forbes dergisinin dünyadaki en güçlü kadın seçtiği Alman Başbakanı Merkel, moda denince akla ilk gelen olmasa da kıyafetleriyle güçlü görünürken sıkıcı olmamak istiyor. Merkel'in moda anlayışı dediğimizde kıyafetlerin kesimi ve silüetler hep aynı kalıyor tek bir farkla: renk değişimleri. Almanya gibi giyim açısından muhafazakar bir ülkeden gelen Merkel, renkli giyinmenin hatta Barbie pembesi bile giymenin 'güçlü kadın' olmaya engel olmadığının temsili. Eski Ukrayna Başbakanı Yulia Tymoshenko'nun ismini duyunca akla ilk gelen şey siyasetinin de ötesinde saç örgüleri. Çalkantılı bir iktidar dönemi geçiren bu eski Başbakan, saçları, vücudunu saran dantel kıyafetleri ve hafif Victorian esintili tarzıyla Rus/Slav kültüründe bir stil ikoni olarak yer edinmeyi başarmış insanlardan. Moda dergilerinin kapaklarında da sıklıkla rastlanan Yulia'nın ikonik saç örgüleri tabii ki tesadüfi değil. İmaj danışmanı tarafından nostaljik, muhafazakar ve akılda kalan bir görüntü yaratması için seçilmiş. Bu ikonik saç modelinin bir çok saç tasarımcısına ve podyum görüntüsüne ilham vermesine şaşırmasak gerek. Şu anda Başbakan olmasa da hala power dressing kavramını en başarılı kullanan kadın politikacılar arasında gösteriliyor Yulia. Taze İngiliz başbakanı Theresa May, söz konusu kıyafetler olunca günlük hayatta bile bir çok kadının çekineceği seçimler yapabiliyor. Theresa May'in seçimleri siyaset dünyasına o kadar sıradışı gelmiş olmalı ki Washington Post'ta bile Leopar desenli ayakkabıları gündem konusu olmuş durumda. Her siyasinin kendi ülkesinin tasarımcılarını giyme durumunu Theresa May de uyguluyor. Üzerinde sıklıkla Burberry, Vivienne Westwood ve Amanda Wakeley tasarımları görebilirsiniz. Leoparlı ayakkabıları, renkli desenli anorakları, kırmızı rujları ve dizüstü pvc botları derken May feminen görünüm ve moda sevgisinden ödün vermeden siyasetin içinde olunabileceğinin bir örneği. Theresa May'i sevmemizdeki sebeplerden bir diğeri de stylist kullanmaması. Kendi istediği gibi, kendine neyin yakışıp, neyin yakışmayacağını bilen ve bu durumdan memnun olan insanları seviyoruz. Diğer bir nokta ise May'in kıyafet konusunda müsrif davranmaması. Bir kıyafeti birden fazla kez basın önünde giymekle ilgili hiç bir problemi yok. Neden olsun ki zaten.... İşin garip kısmı şu, Theresa May sıklıkla Vivienne Westwood tasarımları içinde görüntülenirken, Westwood açık açık onun siyasetinden hoşlanmıyorum, tasarımlarımı giyip giymemesi ise beni hiç ilgilendirmiyor diyor. Westwood yıllar geçse de her daim siyasetin içinde, geçmişine ihanet etmeyen tavrında da ısrarcı. Siyasi açıdan sevin veya sevmeyin Theresa May, kendine özgü giyim tarzı ve yer yer iddialı kıyafetleriyle siyasetin içine moda katmayı başaranlardan. Amerika'nın First Lady'si Melanie Trump'dan burada bahsetmemek olmaz. Seçim dönemi süresince moda dünyasındaki belli başlı bir çok ismin görülür biçimde Hillary'i desteklemesine rağmen, Trump önümüzdeki 4 yıl boyunca moda ve politika denince akla ilk gelen isim olacak. Michelle Obama'yı sayısız kez giydiren tasarımcı Sophie Theallet'ın Melanie Trump'ı giydirmeyi reddetmesi ve bu sektördeki tüm liberalleri de aynı davranışa çağırması geçtiğimiz günlerde çok konuşuldu. Bu çağrı ne kadar etkili olur tartışılır. Amerika'nın en zengin adamlarından birisiyle evli olan Melanie Trump'ın istediğini satın alabilme gücü varken, Theallet'ın bu çağrısı büyük ihtimalle etkili olmayacak diye düşünürken bir açıklama da Tom Ford'dan geldi. Tom Ford, Melania Trump'ı giydirmeyi düşünmediğini açıklaması ve onun giydirmek istediği ideal kadın olmadığını söylemesi ile ilerleyen günlerde işler daha da gerginleşecek gibi. Feminen ve muhafazakar bir stil çizmeyi planlayan Trump'tan hem fiziki görüntüsü hem de satın alım gücü düşünüldüğünde beklentimiz büyük. Tüm bunlar olurken bir ilginç haber de eski İngiliz başbakanı David Cameron'ın eşi Samantha Cameron'dan geldi. Cameron kendi moda markasını kuruyor! Eski bir First Lady için bu oldukça sıradışı bir seçim. Cameron, Cefinn adını verdiği markasıyla şık giyinmeyi seven kariyer sahibi kadınlara çabasız şıklık yaratmayı planlıyor. Olur da bu koleksiyonu merak ederseniz Net-a-Porter veya Selfridges üzerinden satın alabilirsiniz. Konu ne olursa olsun, ne yaparsak yapalım, moda dünyasına ufaktan değinmeden olmuyor. Hep söylediğimiz gibi moda dünyası hayatın tam içinde. Siyaset gündeminde de bu kadar güçlü referanslar bulmak bize bu sektörün etkisinin ne kadar büyük olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Istanbul doğumluyum.Nişantaşı Işık Lisesi'nin ardından lisans eğitimimi London College of Fashion'da Fashion Design& Development bölümünde tamamladım. Istanbul'a dönüp bir sene Vakko'da satın alma ve merchandising asistanlığı yaptıktan sonra Londra'ya geri dönüp yine LCF'de Moda Yönetimi ve Stratejik Moda Pazarlaması yüksek lisansı yaptım. Mayıs 2016'dan beri Moda Kariyeri'nde içerik editörüyüm."} {"url": "https://modakariyeri.com/kahve-ve-moda/", "text": "Sabaha kahve içerek başlamak birçok insan için bir ritüel. Kahve sadece kişileri mutlu etmekle kalmıyor, onları bir araya getiriyor. Haydi bir kahve içelim sözü sayısız dostluğu ve iş ortaklığını başlatıyor. Yudumlanmayı bekleyen mükemmel bir kahve moda bloggerlarının paylaşımlarının olmazsa olmazı haline geldi. Kahve kişilerin hayat tarzı, beslenme şekilleri, çalışma tempoları ve hayat seçimleri hakkında ipuçları veren bir detay. Salonunda keyifle oturmuş sabah kahvesini yudumlayan kişi sosyal medya takipçilerine aslında keyif yapmak için evinin hangi köşesini seçtiğini anlatıyor. Bu çerçevede koltuk seçiminden, üzerindeki battaniyeye, hatta giydiği pijamaya kadar her türlü ürün aslında hikayenin parçası. Merakla izlenen bu kişinin özel hayatını ve seçimlerini yansıtmasının dışında, bu görseller markalar için büyük pazarlama değeri taşıyor. Ama önce kahve mottosunun ardında geniş kapsamlı bir paylaşım var. Özenli ama dağınık bir masa düşünün, yoğun iş temposundan bilgisayar, kağıtlar, dosyalar birbirine karışmış, güzel bir vazoda çiçekler ortamı neşelendirirken, mükemmel duran birşey var: üzerinde kalp şekli olan cappuccino. Sağlıklı ürünleri tercih edenler badem sütlü veya soya sütlü kahveleri paylaşırken, kahvenin de modasına uymak isteyenlerin elinden Pumpkin Spice Latte düşmüyor. Avrupa'da en son moda ise Beetroot Latte , pembe rengiyle bu kahve sosyal medya paylaşımlarına zarif bir dokunuş katıyor. Pembenin senenin rengi olduğunu da söylemeden geçmeyelim. Kısacası kahve bir içecek olmanın ötesinde, kişinin hayatını ve seçimlerini yansıtan bir detay olarak sosyal medya öncülerinin elinden düşmüyor. Bunu farkeden kahve markaları da kendilerini tanıtmak ve hedef kitlelerine ulaşmak için sosyal medyayı kullanma fırsatını kaçırmıyor. Nitekim, sosyal medyanın etkili isimlerini sıklıkla kahve markalarıyla işbirliği içinde görüyoruz. Bunun bir nedeni kahvenin güzel görseller yaratmaktaki başarısı, bir nedeni de pazar değeri. Günümümüzde mağazalar e-ticaretin yükselişi ve değişen tüketici beklentileri nedeniyle müşteri deneyimine heyecan katmakta her geçen gün daha fazla zorlanıyorlar. Müşteriler sadece alışveriş yapmak için mağazaların kapılarını aralamaz oldu, çünkü alışveriş artık bir tık uzakta. Özellikle ofisinden ya da evinden çıkamayan büyük şehir insanı için mağazalara gitmek için daha anlamlı nedenler lazım. Bunu farkeden perakendeciler, son dönem modası olan üçüncü dalga kahvecileri mağazalarının içine katmaya başladılar. Üçüncü dalga kahve kültürü, tıpkı şarap gibi, kahvenin de çekirdeklerinin toplanmasından tadım sürecine kadar bir zanaat olduğunu kabul eden bir kahve akımı. Bu kültüre inanan kahveciler müşterilerine bu süreci yaşatmaya özen gösteriyor, hatta kahvelerini hazırlarken onlara çekirdeklerin geldikleri coğrafyaları bile özenle anlatıyor. Genç, dinamik aynı zamanda özgün olmaya önem veren bu kitlenin moda markalarının da radarında olan tüketiciler olduğunu tahmin etmek zor değil. İşte bu nedenle markalar mağazalarına kahve köşeleri açmaya başladılar. Güncel örneklerden biri sosyal sorumlu marka stratejisi ile tanınan Toms markasının açtığı Toms Roasting Co. Bu marka adı altında kahve ürünleri satan Toms, satın alınan her ürün için de bir kişiye temiz su sağlama vaadi veriyor. Kampanyanın adı One for One. Londra'nın ünlü concept mağazası Dover Street Market'ın içindeki Rose Bakery Cafe'den de bahsetmeden geçmeyelim. Rose Bakery mağazanın Londra, Tokyo ve New York şubelerinde var. Burası mağaza içinde bir dinlenme yeri olmanın ötesinde, bir buluşma mekanına dönüşerek, normalde mağazasına uğramayacak kişileri arkadaşları ile kahve yudumlayıp leziz keklerden tatmak için mağazaya getirmeyi başardı. İşte bu şekilde perakende mağazaları potansiyel kitlelerinin boş zamanlarından pay almaya ve onlarla samimi ilişkiler kurmaya çalışıyor. İstanbul'da 2016 yılında açılan Wepublic de bu akımın bir örneğini mağazasına taşıdı.İstanbul'da üçüncü dalga kahveciliğin başarılı temsilcilerinden Petra Roasting Co. Akmerkez Wepublic mağazasının içinde açıldı. Samimi, dinamik ve sosyal bir alışveriş deneyimi yaratma amacıyla kurulan Wepublic de, mağaza içinde kahve yudumlarken sohbet etme keyfinden müşterilerini mahrum etmedi. Perakende markalarının müşterileri ile ilişkilerinde Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır sözünü benimsemesi doğru bir strateji olacak. Kahve sektörünün dinamizmini moda ve perakendeye taşımak için sıklıkla etkinlikler ve kahveci işbirlikleri görmeye devam edeceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/kariyer-sabotaji/", "text": "Louis Vuitton'da çalışmaya nasıl başladım? başlıklı yazımdan sonra birçok olumlu mesaj, tebrik ve yorum aldım. Kariyer hikayemin ilham vermesi beni mutlu etti tabii, başarılarımla gururlanmak da...Fakat gurur ne kadar keyifli bir his olsa da, onun boyadığı toz pembe tablonun cazibesine kapılmamanın, mücadeleli tecrübeleri de paylaşmanın, şu anki pozisyonumda önemli olduğunu düşünüyorum. İşte bu yazım da böyle bir yazı. Kariyer denen çekici bir o kadar da sarsıcı tecrübede en zararlı düşünce Herkesin mükemmel bir kariyeri var. Bir benim yok. düşüncesi. Buna engel olmanın yolu da gerçeklerin peşine düşmek. Tolstoy'un dediği gibi, mutluluk dış faktörlerle değil, bizim onları nasıl gördüğümüzle ilgilidir. İş arama sürecinde de mutluluğumuz ve motivasyonumuz, olayları nasıl yorumladığımızla çok alakalıdır. Birkaç sene önce, adını saklı tutacağım çok büyük bir lüks moda markası beni bir iş görüşmesine çağırdığında, çok heyecanlanmış ve gururlanmıştım. O dönemde Paris'de yaşıyordum fakat iş görüşmesi için İtalya'ya gitmem gerekecekti. Bir skype görüşmesi yaptıktan sonra markanın ana merkezinde buluşmak için sözleştik. Beni onlara öneren kişi oldukça üst düzey bir yöneticiydi, hem onun verdiği güven, hem de kendi geçmişimin verdiği rahatlıkla bu iş görüşmesine gittim. Paris'den yola çıktığımda kafamda onlarca soru vardı. Şimdi bir teklif alırsam ne olacak? Şehir değiştirmek istiyor muyum ki ben? Tekrar yeni ortam, yeni iş arkadaşları...değer mi ki? Malesef yolculuğun uzunluğu benim aleyhime olmuş, sorular iyice artmış, markanın ana merkezine geldiğimde Benim burda ne işim var? sorusuna kadar varmıştım. Bundan sonrası, geçen koca bir gün, üç tane uzun iş görüşmesi, her seferinde bende kalan ekşi tat ve şu his: Beni bu kadar çağırdılar bir de üstüne beni anlamamakta direniyorlar. Ben o kapıdan çıkıp uçağa yetişmek için hızlı adımlarla çıkarken, aslında bu görüşmenin on yıldan sonra hayatımda olan en iyi tatsız olay olduğunu henüz farketmemiştim. Derken zaman geçti. Eve döndüm. Oturdum. Düşündüm. O kadar özene bezene, beni tanıyanlar vasıtasıyla gittiğim bir iş görüşmesinin kötü geçmesi için ben ne yapmıştım? Sonuç ortadaydı. Ekşi tat hiçbir zaman tek taraflı olmazdı. Kendi görüşmemi kendim sabote etmiştim. Self-sabotaging behavior, yani kişinin kendi kendini sabote eden davranışları, sıklıkla yaptığımız ama çoğunlukla farketmediğimiz birşey. Bu hem özel hayatımızda hem de profesyonel hayatımızda isteğimiz dışında gelişen, inançlarımız ya da gizli arzularımız ile şekillenen bir tepki, davranış ya da tepkisizlik olabilir. Ya olursa ne yaparım? korkusuyla gerçekleşmesine engel olduğumuz şeylerin listesi aslında uzundur, ama biz farkına varmayız. Ben ne şehir değiştirmek, ne de iş değiştirmek istiyordum. Kendimi harika bir teklif almış olarak görmek çok hoşuma gitmişti. Transfer oldum, süper bir pozisyon hem de diyebilirdim. Fakat aslında bu iş benim o anki isteklerim ve hedeflerimle zıt düşüyordu. Ne mi yaptım? Kendimi bir dolu olumsuz fikirle doldurup, kafamdaki soruların sayısını yüzle çarpıp, değişiklik yaparsam olacakları trajedi haline getirip o kapıdan girdim. Görüşmelerde en ukala tavrımı takındım. Sonuç olumlu olabilir miydi? Tabii ki hayır. Hayat, istediğimiz şeyleri elde edemeyeceğimize, istemediğimiz şeylerin de hep bizim başımıza geldiğine inanmakla geçiyor. Oysa ki, istemesek de karşımıza çıkan fırsatlara müteşekkir olmak, onlardan öğrenip zenginleşmek, bizi istediğimiz şeyleri elde etmeye bir adım daha yaklaştırabilir. Mesela ben, bu olaydan sonra anladım ki, aklımda tek bir şey vardı. Girişimci olmak. Ne olursa olsun, o riskleri alacak ve kendi işimi kuracaktım. Deneyecek, belki yanılacak, ama yine de bunu yapmadan rahat edemeyecektim. O zaman karar verdim ki, mücadeleli bir tecrübe yaşamadan, bazen kendimizi sabote edip o duvarlara çarpmadan, ne değişime girebiliyoruz, ne de bir bütün olabiliyoruz. Moda Kariyeri olarak yaptığımız son eğitim etkinliğinde iş arayan katılımcılardan gelen bir soru vardı: İyi pozisyon ama küçük şirket mi? Kötü pozisyon ama büyük şirket mi?. Bu soruya cevabımı bir soru ile vermek isterim Bu sorular da bir nevi sabotaj değil mi?. Önümüze çıkan fırsatları küçük, büyük, prestijli, prestijsiz, yararlı, yararsız diye sıfatlarla betimledikçe aslında muhtemel sonuca etki etmiş oluyoruz. Oysa ki fırsatlara odaklanıp, süreci kendimizi tanımak için kullanmalı ve bize verilmesini beklediğimiz şansları kendimiz yaratmak için tecrübe biriktirmeli ve sorgulamalıyız. Ve eğer bu soruları kendimize soruyor, o betimlemeleri yapıyorsak, oturup bir düşünmeli, belki dost veya koç yardımı almalı ve Neden bunu yapıyorum? diye kendimize sormalıyız. İşte o zaman olumsuz dediğimiz görüşmeler başımıza gelen en iyi şeyler olabilir."} {"url": "https://modakariyeri.com/kariyerrenkleri/", "text": "Bazen birkaç resim dakikalarca konuşarak özetleyemeyeceğimiz fikirlere tercüman olabilir. Bir resme bakmak sadece düşünce gücümüzü değil hayal gücümüzü de aktive eder ve kavramları daha hızlı, daha net ve daha derinden yorumlayabiliriz. Patti Dobrowolski'nin dediği gibi sol beynimiz bizi rasyonel olmaya, tehlikelerden korunmaya çağırırken sağ beynimiz de hayalperest bir ruh, oyun parkına gitmek isteyen bir çocuk ya da uzak diyarlarda yolculuğa çıkmak isteyen bir maceraperest gibidir. Sağ beynimizi aktive etmemiz de ancak yaratıcılığımızı özgürleştirmemizle mümkün. Bir sene önce kendimle ilgili bir resim çizmem istendiğinde oldukça paniklemiştim. Ne çizecektim? Bu çok kolay görünen istek aslında çok zordu. Çünkü kendimi en çok anlatan renkleri, şekilleri düşünmem gerekliydi. Bir başak burcu olarak her yaptığım şeyin ardında bir anlam olmalıydı. Kalemleri alıp çizmeye başladığımda ise fikirlerin aktığını farkettim. Çıkan sonuç ilkokul resimlerimden farklı değildi ama benim için çok anlamlıydı. Bu çizimde geçmişimi, bugünü ve geleceğimi anlatmam istenmişti. O çizim benim için büyük farkındalıkların başlangıcı oldu dersem abartmış olmam. Şimdi evimde çerçevelenmiş olarak duruyor ve bana hep o anı hatırlatıyor. Patti Dobrowolski'nin anlattığı Hayallerinizi çizimle gerçeğe dönüştürmek egzersizi kariyer planlarınızı anlamak için, geleceğinizde kendinizi nerede görmek istediğinizi belirlemek için ve de bunu her zaman hatırlamak için eğlenceli ve etkili bir yöntem. Tek bir gelecek hedefimizin olmadığını, aslında içimizde birden fazla hayal, umut ve benlik taşıdığımızı düşündüğümden olsa gerek, renklerin ve çizimin gücüne inanıyorum. Çünkü bu çeşitliliği resmetmek ne kadar güzelse, dillendirmek de bir o kadar kafa karıştırıcı olabiliyor. Oysa ki bir resimde olduğu gibi farklı tonlarda ama ahenk içinde olmamız mümkün. Ardından da resminize iyice bakmayı, gözlerinizi kapatmayı, çizdiklerinize inanıp harekete geçmeyi unutmayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/kayak-ve-moda/", "text": "Aralık, Ocak ve Şubat ayları kış mevsimini sevenler için dağ ve kayak sezonunu müjdeler. Moda dünyasına gelirsek de daha önce kaleme aldığımız moda ve olimpiyatlar yazısında olduğu gibi spor ve moda her zaman ayrılmaz ikili olmuştur. Tenis, binicilik gibi sporlar bu ilişkide hep aklımıza gelirken, nedense kayak ve moda ilişkisi daha geri planda kalıyor. Oysa ki kayak aslında moda dünyasına sandığınızdan çok daha yakın. Kayağın tarihine ve moda dünyasıyla bu ilişkisinin nerede başladığına bir göz atalım. Kayak sporunun tarihi 1800'lü yılların Kuzey Avrupa'sına dayanıyor. Kesin olarak bilinmese de kayağın İsveç veya Norveç'ten çıktığı iddia ediliyor. 1800'lerde askerlere kondüsyon ve çalışma amaçlı uygulatılan kayak, 1900'lü yılların başlarında Avrupa elitlerinin Avusturya ve İsviçre'deki dağlara spor amaçlı gitmelerine yol açtı. 1900'lü yılların başlarında kadınlar uzun etekler/elbiselerle kaysalar da 20'li yılların başlarından itibaren birçok kadın kayakta, pratikliğinden dolayı pantolonu tercih etmeye başlamış. Bu durumda, dönemde değişmekte olan moda algısı ve kadının özgürleşmeye başlamış olmasının da etkisi büyük. Devam etmekte olan 1. Dünya Savaşının etkisini de 20'li yılların kayak kıyafetlerinde görmek mümkün. Askeri üniformalardan ilham alınan tulumlar 20'li yılların en çok tercih edilen kayak üniforması olmuştur. Fashion and Museums kitabında da bahsedildiği üzere 20'li yıllarda her ne kadar kadınların kayak kayması normalleşse de, bu spor hala üst sınıfa ait bir durumdu. 30'lu yıllarda kayak sporu Avrupa'nın jet sosyetesinin dışında Hollywood ünlülerinin de dikkatini çekmeye başlıyor. Hollywood sinemasının çıkış yaptığı ve modanın sinemayla başabaş yürüdüğü bu dönemde pek çok ünlü kayağı keşfetmeye başlıyor. 40'lı yıllarda tulum yerine daha çok iki parça kayak kıyafetlerinin yaygınlaştığı ve kayak ceketlerinin hem iç hem dış kullanılabilir tasarlandığı yıllardı. Kayağın 30'lu yılların sonunda kış olimpiyatlarında yer almasıyla savaş sonrası Avrupa'da pek çok kayak sporcusu ve kayak markası çıkmaya başlamıştı. 50'ler özellikle kayak kıyafetlerinde tasarımcıların daha fazla renk kullanmaya başladığı bir dönem oldu. 40'lar ve 50'li yıllarda kumaş üretiminde yaşanan gelişmeler, kayak sektörünü epey derinden etkiledi. 1949 yılında Balenciaga'nın kayak kıyafetlerinde cracknyl kullanmasının ardından kullanım pratikliği ve su geçirmemesi sebebiyle sentetik kumaşlar daha çok tercih edilmeye başlandı. 50'li yıllar, hem tasarımcıların kayak kıyafetine önem verdiği hem de birçok markanın spor giyime yöneldiği bir dönem olmuştu. Tıpkı Moncler'in kuruluşu gibi. 50'li ve 60'lı yıllarda dünyanın zenginleşmesi ve seyahat etmenin kolaylaşmasıyla kayak yavaş yavaş jet sosyeteye ait olmaktan çıkmaya başladı. 60'lar ve 70'lerde ise pek çok tasarımcı hali hazırda kayak kıyafetleri tasarlamaktaydı. Tıpkı Givenchy, Balenciaga ve Emilio Pucci gibi. Lüks markaların haricinde daha farklı gelir gruplarına hitap edecek spor giyim mağazaları/markaları da hizmet vermekteydi. Günümüz lüks markalarının kayakla arası nasıl? Dolce& Gabbana, Fendi ve hatta Chanel gibi birçok marka hala kayak koleksiyonu üretmeye devam ediyor. Hatta bazı markalar giyim ürünlerinin de ötesine geçip, marka logolu kayaklar satışa sunuyorlar. Sonuçta lüks markalar müşterilerinin her alandaki ihtiyaçlarına dokunmayı amaçlıyor. Kayak her zaman elit ve masraflı bir spor olarak anıldığı için birçok lüks markasının bu sporla eşleşmesi kaçınılmazdı. Aslında kayak kostümündeki birçok öğe tamamen pratikliğe dayanıyor. Bu üniformada pratik ve kullanım amacı olmayan hiçbir şeye yer yok. Bu lüks, eksi derecelerde vücudu koruyacak, kazalarda minimum yaralanma ve zedelenmeye neden olacak şekilde tasarlanıyor. Günümüzde iyi bir kayak koleksiyonu tasarlamak markalar için hayli zor. Yaratıcılık, pratiklik ve ergonomiyi birleştirebilmek iyi bir kayak üniforması tasarlamak için başlıca ihtiyaç duyulanlardan. Podyumlara ve birçok lüks markanın parçalarına baktığımızda bu ilişkiyi pekiştirebiliyoruz. Markalar için kayak kıyafetleri koleksiyonlara ilham kaynağı olmuş durumda. Aslında kayak modasını sadece kayakla özdeşleştiremeyiz, her türlü soğuk hava ve kış mevsiminde bu iki konsept birbirine adeta ilham kaynağı olmuştur. Aksesuarlar da bu spor dalından bir hayli etkilenmekte. Buna en güzel örnek olarak kayak gözlüğünü gösterebiliriz. Asıl amacı gözleri beyaz karlardan ve tipiden korumak olan bu gözlükler tasarımcılar tarafından günlük kullanılan ilgi çekici aksesuarlara dönüştürülüp, koleksiyonlarda sergilendi bile. Bir başka örnek de hepimizin bir aşk/nefret ilişkisi beslediği Moon Boots- yani Türkçe anlamıyla : ay botları. 1970'lerde tasarlanan bu botların asıl kullanım amacı, dağdaki kişileri kayak yapmadıkları zamanlarda sıcak tutması ve kaymayı engellemesi. Ama eminiz siz de ortada kar yokken şehirde bunları giyenlere sıklıkla rastlamışsınızdır. Kış mevsimi geldiğinde, birçok editoryal çekimde kayak ve dağ konseptlerini görmeye başlıyoruz. Üstelik dergilerin bu bağlantısı sadece bu çekimlerle de sınırlı değil; Vogue'un sitesinde yayınladığı 'Vogue's Guide to Skiing' yani Vogue'un Kayak Rehberi bu bağlantıyı bir kere daha pekiştiriyor. Peki günümüzde kayak modası nereye gidiyor ve moda dünyası gelecekte de kayak sporundan faydalanmaya devam edecek mi? Bu soruya kesin bir yanıt vermek imkansız olsa da tıpkı teniste olduğu gibi moda dünyasının kayağı çok sevdiğini ve bırakmaya niyeti olmadığını düşünüyoruz. Bilgilendirici olduğu kadar eğlendirici bir yazı olmuş. Sayenizde konuyla ilgili birçok yeni bilgi sahibi oldum. Elinize sağlık Eda hanım."} {"url": "https://modakariyeri.com/kesfetmeniz-gereken-marka-alzuarr/", "text": "Türk markalarının adını uluslararası platformlarda gittikçe sık duymaya başladık. Dilara Fındıkoğlu ve Dora Teymur'la başladığımız yükselen Türk markaları serimizde bu sefer pek çoğumuz için yeni olan bir isim var: Alzuarr. Çok yeni bir marka olmasına rağmen şimdiden büyük bir çıkış yakalayan Alzuarr'ı tesadüf eseri sosyal medya sayesinde keşfettik. Markanın kurucusu 27 yaşındaki Zeynep Dağ. Hollanda doğumlu Zeynep lisans ve yüksek lisans eğitimini Hollanda'nın ünlü tasarım okullarından Artez'de tamamlayıp sektörde tasarımla ilgili çeşitli işlerde çalıştıktan sonra kendi lüks ayakkabı markası için hazırlıklara başlamış. Alzuarr markası 2017'nin başında kurulmasına rağmen uluslararası platformda adından çok söz ettirmeyi başarmış. Alzuarr'ın kuruluşundan kısa bir süre sonra bu kadar duyulması markanın tasarımları ve konumlandırılmasıyla birlikte akıllı bir dijital pazarlama stratejisine de dayalı. Ayakkabılarının Rihanna ile çok iyi örtüşeceğini düşünen Zeynep, instagramda Rihanna'nın fan hesaplarından birine mail atıp 50 euro karşılığında ayakkabılarını sayfasında paylaşıp paylaşamayacağını sormasıyla başlıyor herşey. Fan sayfasının kabul etmesinden sonra tesadüf eseri Rihanna'nın asistanı ayakkabıları görüp, markaya ulaşıyor. Rihanna'dan sonra markanın diğer yükselişini sağlayan isim ise Kylie Jenner. Zeynep'in tasarımlarına baktığımızda çizgisinin oldukça feminen olduğunu görüyoruz. Tamamen dişi detaylara sahip stilettolar, taşlar ve renklerle çabucak klişe olabilecek öğeleri ustaca harmanlamayı başarmış. Zeynep'in tasarımlarında tüm bu feminen detayların yanı sıra yer yer sanat ve pop-art ilhamına da rastlıyoruz; bu da Zeynep'in sanat eğitiminin yansıması. Markasının odak noktasının topuklu ayakkabılarla güçlü kadınlar olduğunu söyleyen tasarımcının orkide topukluları şimdiden birer hit parça oldular bile. Peki bundan sonra Alzuarr'ı neler bekliyor? Şimdilik satışlarını daha çok kendi websitesi üzerinden yönlendiren markanın 2018 için hedefleri büyük. Mytheresa, Net-a-porter, Luisaviaroma gibi sitelere girmek markanın öncelikli hedeflerinden."} {"url": "https://modakariyeri.com/koronavirus-moda/", "text": "Koronavirüs moda endüstrisi de dahil olmak üzere neredeyse her endüstriyi derinden etkiledi. İtalyan Modası Ulusal Odası başkanı Carlo Capasa bu pandeminin İtalya'nın 100 milyar dolarlık moda endüstrisi için kabus olduğunu söyledi. Capasa, ülkede çoğu moda markasının 2020'ye güçlü başlamayı planladığını ancak özellikle Çin'de oluşan tedarik zinciri sorunlarından ve talebin azalmasından dolayı belirsizliğe girildiğini ve ilk 6 ayın kötü geçeceğini vurguladı. Çin'deki işçiler virüsün yayılmasından korktukları için evde kaldılar ve bu durum imalat tedarik zincirinde önemli aksaklıklara neden oldu. Uzmanların hemfikir olduğu düşüncelerden biri kıyafetlerin planlanan sezonlarda satışa çıkmasının sektörün devamlılığı için önemli olduğu. Tekstil tedarik zincirlerinde uzman olan Margaret Bishop bu aksaklıktan en çok etkilenenlerin trend odaklı hızlı moda markaları olduğunu söylüyor. Bishop, tasarımdan teslimata kadar olan süreçte zaman çizelgelerinin kısıtlı olduğunu, erteleme lükslerinin azaldığını ve brüt kar marjını düşürmemek için stratejiler geliştirmeleri gerektiğini de belirtti. İkinci en büyük etken ise salgınla birlikte azalan tüketici talepleri. LVMH'nin Kuzey Amerika'daki eski yönetim kurulu başkanı Pauline Brown lüks segmentinde olan markaların pandemi döneminde oldukça şiddetli şekilde etkilendiğini vurguluyor ve bunun önemli bir nedeninin Çinli müşterilerin New York ve Paris gibi lüks tüketimin fazla olduğu şehirlere seyahat etmemeleri olduğunu ifade ediyor. Brown'a göre bunun temel nedeni Çinlilerin son 10 yıldır lüks tüketimin ve moda sektörünün büyük itici gücü olması ve lüks tüketiminin 1/3'ünü oluşturması. Bunun anlamı ise sadece Çinli müşterilerin tüketiminin yıllık lüks tüketiminin yüzde 70'inden fazlasına karşılık gelmesi. Çin'deki GSYİH büyümesinin yaklaşık yüzde 60'ı tüketici harcamalarına bağlanıyor ve bu da ülkenin ekonomik toparlanmasının pandemi sonrasında nasıl arttığı konusunda en önemli faktör haline geliyor. İhracat sektörü Çin'in GSYİH'sının sadece yüzde 20'sini oluştursa da tedarik zinciri aksaklıkları ve denizaşırı ülkelerden gelen siparişlerin iptalleri bu sektöre büyük zarar veriyor. Tüm bu olumsuzluk içerisinde hem markaları hem de iktisatçıları rahatlatan unsur, Çinli tüketicilerin son yıllarda oldukça dirençli olması. Öyle ki, ABD ile uzun süreli bir ticaret savaşı ve Hong Kong'daki büyük protesto hareketi bile tüketici güven seviyelerini sarsmak için yeterli olmadı. Dünyanın dört bir yanındaki Neiman Marcus, Chanel, Ralph Lauren, Walmart, Nike, Apple, Urban Outfitters, Everlane, Lululemon, Abercrombie & Fitch, Glossier, Macy's, Selfridges, Allbirds, Anthropologie, Sephora, Nordstrom, Saks Fifth Avenue ve daha nice perakendeci pandemi ile mücadele kapsamında mağazalarını kapattı. Bunun yanı sıra Net-a-Porter mart ayında Londra deposunu bir süreliğine kapatacağını açıklamıştı. Gerekli önlemleri aldıktan ve denemeler yaptıktan sonra nisan sonu itibari ile de internet sitesini tekrar aktif hale getirdi. Victoria's Secret, Pink online siteleri de mart sonu itibariyle tekrar kullanıma hazır hale getirildi. Bu yazı yayına girerken Avrupa'da da mağazalar sırayla açılmaya başladı. Carla Sozzani'nin New York'taki ve Milano'daki 10 Corso Como mağazaları pandemi nedeniyle kapandı. Geçici bir süreliğine sadece online alışveriş hizmeti veren marka, 1 Haziran'da mağazalarını açacağını belirtti. Topshop'un bağlı olduğu Arcadia Grubu'nun üst düzey yöneticilerinin maaşlarını yüzde 50 oranında düşürmeye karar verdiği belirtiliyor. Ayrıca mağazaların kapanması nedeniyle çok sayıda mağaza çalışanına da izin verildi. Grubun CEO'su Ian Grabiner'in, bir sonraki duyuruya kadar maaş ve yan haklarından feragat ettiği belirtildi. Michael Kors, Versace ve Jimmy Choo'nun sahibi olan şirket, Çin'de 150 mağazasını kapattı ve gelecek çeyrekte gelirlerinin 100 milyon dolar düşeceği tahmininde bulundu. Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO'su John D. Idol ile Michael Kors, Donatella Versace ve Jimmy Choo'nun kreatif direktörü Sandra Choi, 2021 yılı için maaşlarından feragat etmeyi kabul ettiklerini açıkladı. Şirket ayrıca çalışanlarının maaşlarını yaklaşık yüzde 20 oranında azaltmayı da düşünüyor. Bunlara ek olarak Capri Holding, Kuzey Amerika'da 7.000 mağaza çalışanına izin verdi. Mağazalarının yeniden açılması için planlanan tarih ise 1 Haziran. 18 Marttan itibaren iki haftalığına İtalya, Fransa ve İsviçre'deki tesislerinde üretimi durduracağını, tüm mağazalarını kapatacağını fakat çalışanların ücretlerini ödemeye devam edeceğini belirtmişti. The Estee Lauder Cos. 31 Mart tarihinde sona eren üçüncü mali çeyreğinde yıllık %11 satış düşüşü yaşadı. Şirket, 6 milyon dolar zararla 3,35 milyar dolar net satış elde etti. Şirketin pandemi önlemleri kapsamında ilk adımı 1 Mayıs ve 31 Ekim tarihleri arasında maaşlarda önemli ölçüde kesintiler yapmaya karar vermesi oldu. Öncelikle yönetim kurulu başkanı William P.Lauder ve CEO'su Fabrizio Freda kendi aylık kazançlarını yüzde 50 azaltacak ve şirketteki statülerine göre kesintiler yüzde 10 yüzde 30 arasında gerçekleşecek. Hızlı moda perakendecisi mart ayındaki satışlarda %46 oranında bir düşüş yaşadı ve buna paralel olarak ikinci çeyrek karının da düşeceği tahmin ediliyor. Marka ayrıca pandemi nedeniyle 31 Mart'tan bu yana ABD ve Avrupa'daki 5 bin 65 mağazasının 3 bin 788'ini kapattı. Old Navy, Banana Republic ve Gap'in sahibi olan Gap Inc., salgın nedeniyle 80 bin mağaza çalışanını ücretsiz izne çıkarmak zorunda kaldı. 12 Mart 20 Mart arasında önlem amaçlı İtalya'daki 6 üretim tesisini kapatacağını duyurmuştu. Ancak, İtalya'da devlet tarafından çıkarılan sokağa çıkma yasağından dolayı bu süre uzadı. Gucci 20 Nisan'da İtalya'daki Scandicci Artlab prototip üretim merkezini yeniden faaliyete geçirdi. The Victoria's Secret'in bağlı olduğu şirket olan L Brands, online alışverişe katkıda bulunmayan çalışanlarını 5 Nisan tarihi itibariyle süresiz ücretsiz izne çıkardı. Ralph Lauren çalışanlarını 1 Haziran'a kadar ücretsiz izne çıkarmaya karar verdi. Markanın tasarımcısı ise 2020 yılı için kendi priminden ve 2021 yılı için maaşının tamamından feragat etti. Markanın Kurucu CEO'su olan Patrice Louvent maaşından yüzde 50 kesinti yapmaya ve 2021 yılının ilk çeyreği için uluslararası ekiplerinde bulunan çeşitli üst düzey müdürlerinin maaşlarında da yüzde 20 gibi bir oranla kesinti yapma kararı aldı. Urban Outfitters ise 14 Mart itibariyle mağazalarının kapılarını kapattı ve çalışanlar 1 Nisan'da başlamak üzere 60 günlüğüne yan haklarından feragat etmelerine gerek kalmaksızın izne çıkarıldı. İtalyan lüks şirketi, ilk çeyrekte ön gelirlerde yüzde 2,3 düşüş bildirdi . Gelirler geçen yılın aynı döneminde yaklaşık 160 milyon avroya karşılık 156 milyon avroya geriledi. Salvatore Ferragamo Spa, ilk çeyrekte ön gelirlerde yüzde 30,6'lık bir düşüş bildirdi . Satışlar, geçtiğimiz yılın aynı döneminde 347 milyon Euro iken bu rakam 220 milyon Euro'ya düştü. Coach, Kate Spade and Stuart Weitzman'ın sahibi olan holding, bu yılın ilk çeyreğinde gelir kaybı bildirdi. Geçen yıl 1.3 milyar dolar olan gelir bu yılın aynı döneminde 1.07 milyar dolara geriledi. Şirket bu çeyrekte geçen yıl ki 117 milyon dolara karşılık 677 milyon dolar kaybetti. Coach markasının satışları 965 milyon dolardan 772 milyon dolara, Kate Spade markasının satışları ise 281 milyon dolardan 250 milyon dolara düştü. Stuart Weitzman'ın satışları da 85 milyon dolardan 51 milyon dolara geriledi. Salgın dolayısıyla sadece perakende sektöründe satışlar düşmedi, borsa dünyası da derinden etkilendi. Firmaların hisse senedi fiyatları kontrol edilemez şekilde aşağı yukarı eğilimler gösterdi ve göstermeye de devam ediyor. Borsalar 2008 krizinden bu yana en kötü haftalarından birini 28 Şubat 2020'de yaşamıştı. 1 Nisan 2020'de Macy's Inc. Wall Street'teki en büyük hisse senetlerini takip eden S&P 500 Endeksinden çıkarıldı. Şirketin yılın başındaki piyasa değeri 5.1 milyon dolarken yüzde 70 düşüşle hisse senetleri toplam değeri 1.5 milyar dolar oldu. Diğer önemli örneklerse Salvatore Ferragamo Italia, Farfetch, Kering, LVMH Moet Hennessy Louis Vuitton, Burberry Group, Moncler ve Tod's gibi firmaların hisse senetleri de salgının başlamasıyla borsada dramatik düşüşler yaşadı. The Business of Fashion ve McKinsey & Company'nin hazırladığı ortak rapor belirsizliğin iyi yönetilmesi gerekildiğine vurgu yapılıyor. Raporda dikkat çeken tespit ise koronavirüsün moda endüstrinin değer zincirini sıfırlamak ve tamamen yeniden şekillendirme şansı sunması olarak yer alıyor. Öte yandan gelecekte böyle bir durumla karşılaşıldığında sektörün ya da çoğu markanın bu yenilikler sonrası acil planı devreye sokmasına da dikkat çekiliyor. Bunlardan en önemlisi ise dijital yenilikler ve sektör konsolidasyonu. Raporda çoğu rakip firmanın bu gibi durumlarda iş birliği yapmayı düşüneceğine vurgu yapılıyor. Pandemi ile birlikte tüketiciler ilk olarak ihtiyari mal alımını -özellikle de hazır giyim harcamalarını- önemli derecede azalttı. 2-3 aylık bir karantina süreci Avrupa ve Kuzey Amerika moda işletmelerinin yüzde 80'inde finansal sıkıntıya neden oldu. Pandemi süreci belirsiz olduğundan iyileşme süreci kademeli olacak gibi görünüyor. Müşteri hassasiyetinin küresel krizlerden sonra normale dönmesi 2 yılı bulmuştu. 2003 SARS pandemisi ve 2008 mali krizi sırasıyla 6 ay ve 2 yıl sürdü. Pandemi kaynaklı ekonomik zararların uzun süre devam etmesi durumunda, markaların hızlı kazançlar için önlemleri belirlemesi, işgücü kararlarını değerlendirmek için çalışan planları oluşturması ve genel harcamaları rasyonelleştirmek için maliyet esaslarını gözden geçirmesi gerekir. Hız ve uyumluluk bu döneme adaptasyonu kolaylaştırır. Markaların ve perakendecilerin mağazalar kapandıktan sonra dijital platformlarda bulunması, tüketiciler için alışverişi cazip hale getirdi. WeChat grupları, e-ticaret siteleri, canlı yayınlar buzdağının sadece görünen kısımları. Dijital kanallar mağazacılıktan daha az karlı olabileceğinden, firmaların ikisi arasında dengeli bir model oluşturmaları da ele alınması gereken bir diğer konu. Ayrıca 2008 ekonomik krizinden sonra da uygulanan ve markaların bir stratejisi haline gelen fazla stok durumu için büyük indirim hazırlığı yine devreye girecektir. Avrupa ve Amerika'da yaşanan sokağa çıkma yasakları ya da izolasyonlar süresince bazı markalar e-ticaret siparişlerini tamamen bırakırken, bazıları ara ara indirimler uygulayarak tüketicilerin ilgisini çekmeyi başardı. Çözüm sadece fazla stokları azaltmak değil, aynı zamanda nakit sıkıntısı çeken tüketicilerin güvenini ve coşkusunu geri kazanmakla da ilgili ve bu sadece tek başına indirim yapılarak elde edilemez. 2008-2009 ekonomik krizinden sonra lüks segmentte tüketicilerin kaliteli ve zamansız parçalar için tüm bedeli ödemeye hazır oldukları gözlemlenmişti. Bununla birlikte, lüks markalar imajlarını korumak adına mağazalarında büyük indirim yapmayı çok tercih etmiyor. Ancak, bu durum lüks markaların Net-a-Porter, Farfetch gibi e-perakendecilerle çalışmasının önemini arttırabilir. Böylelikle kendi ürünleri için kontrollü bir indirim mekanizması kurabilirler. Markalar aynı zamanda stoklarını azaltmak ve ürünlerine yeniden değer kazandırmak adına sürdürülebilirlik eğilimlerini hızlandırıp, daha yenilikçi yollara başvurabilir. İnovasyonun durmasına izin vermeyin, çünkü bu bir fırsat penceresi olabilir, bu zamanı ne yaptığınızı yeniden keşfetmek, tüketicilere yeni alternatifler sunmak, yeni değer oluşturmak ve kendi markanızı yeniden keşfetmek için kullanın. Uzaktan çalışmadaki yüzde 84 artıştan, video konferanstaki yüzde 79 artışa ve esnek çalışma saatlerindeki yüzde 58 artışa kadar moda endüstrisinde yeni alışkanlıklar test ediliyor. Ek olarak, Şangay Moda Haftası sırasında toptan tasarımcı markaları barındıran showroomlar artık büyük ölçüde canlı yayın, video konferans randevuları ve online sipariş yoluyla moda endüstrisinin ne kadar dijitalleştirilebileceğini test ediyor. İlk adım olarak ise Şangay Moda Haftası organizatörleri Çince e-perakendeci olan Tmall üzerinden mevcut stoklarının satılması için Alibaba ile birlikte çalışarak, canlı yayın üzerinden satışlara başladı. Öte yandan CNMI 14-17 Temmuz tarihleri arasında dijital Milano Moda Haftası yapacağını duyurdu. Londra Moda Haftası da Haziran ayında dijital platformlarda yapılacak. Özetle, Covid-19 pandemisi nedeniyle 2020 yılının hem insan sağlığı hem de dünya ekonomisi için zor bir yıl olacağı inkar edilemez. Bazı şirketler için sektörde tutunmak bile mucize olacaktır. Bununla birlikte moda şirketleri attıkları cesur adımlarla ve deneyimledikleri çeşitli yeniliklerle liderlik gösterirlerse, sadece krizi atlatmakla kalmazlar, eskisinden daha güçlü bir yapılanmayla markalarının değerini arttırıp piyasadaki yerlerini sağlamlaştırabilirler. - https://wwd.com/fashion-news/fashion-scoops/how-coronavirus-effecting-fashion-industry-trade-shows-stock-prices-1203508244/ - https://time.com/5794928/coronavirus-fashion-economy/ - https://wwd.com/fashion-news/fashion-scoops/coronavirus-impact-fashion-beauty-retail-fashion-week-store-closures-1203541123/ - https://www.bbc.com/news/entertainment-arts-52394504 - https://www.euronews.com/2020/04/22/could-the-coronavirus-crisis-spell-the-end-of-fast-fashion - Bof McKinsey& Company report, The State of Fashion 2020 CoronavirusUpdate, 4-20 - https://www.forbes.com/sites/mikepatton/2020/04/06/covid-19-response-brings-economic-hardship-how-will-stocks-react/#47b666305ae5"} {"url": "https://modakariyeri.com/koronavirus/", "text": "Koronavirüs tüm dünyayı evine hapsetti. Etkisini tüm dünyada (bugün itibariyle toplam 199 ülke) ve tüm sektörlerde hissettiren virüs, elbette moda dünyasını da derinden etkiledi. İlk başta mağazaların açılış saatlerinin kısaltılması ile başlayan önlemler, tüm ülkelerde mağazaların kapanmasına hatta son dönemde online alışverişin bile durmasına neden oldu. Tüm bunlar olurken, bildiğimiz gibi hastanelerde toplum sağlığını korumak için ön saflarda çalışan sağlık personelinin maske ve koruyucu giysi ihtiyacı çok fazla ve hiçbir ülke bu ihtiyacı karşılamaya hazırlıklı değil. Bu nedenle, moda ve tekstil sektörü krizde kendi tecrübesini ortaya koyarak bu ürünlerin üretimine destek olmak için fabrikalarını dönüştürdü ve yüksek bağışlarla hastanelere destek oldu. Gucci, Bottega Veneta, Saint Laurent, Alexander McQueen, Brioni gibi markaları çatısı altında bulunduran lüks grubu Kering, koronavirüsten Çin'in ardından en çok etkilenen ülke olan İtalya'ya tüm markaları adına 2 milyon euro bağışladı. Bu bağışlar grubun aktivitelerinin de çoğunlukta olduğu 4 ana bölgede, Lombardia, Lazio, Toscana ve Veneto'da, kullanılacak. Grup İtalya'nın ardından koronavirüsten etkilenen Fransa'ya da 3 Milyon maske sağlayacağını ve Balenciaga ve Saint Laurent dikim atölyelerinin maske dikmeye başlayacağını açıkladı. Kering grubu, pandeminin başladığı Çin'de Hubei bölgesi Kızıl Haç'ına da Ocak ayında destek olmuştu. Giorgio Armani, Milano'da moda tarihinin tartışmasız en önemli isimlerinden. Giorgio Armani kariyerine Milano Rinascente mağazasında vitrin tasarımcısı olarak başladı ve bugün İtalya'nın ve dünyanın en önemli moda markalarından birini, bağımsız olarak devam ettiriyor. Armani, koronavirüs krizine karşı tüm Armani üretim tesislerinin medikal maske ve giysi üretimine ayrılacağını duyurdu. Armani ayrıca virüsün İtalya'yı vurduğu ilk haftalarda Milano ve Roma'da bulunan üç büyük hastaneye 1 Milyon 250 bin euro bağış yapmıştı. Armani ayrıca Piacenza, Bergamo ve Versilia hastanelerine de bağış yapacağını duyurdu, böylelikle toplam bağış miktarı 2 Milyon Euroyu buldu. Giorgio Armani bir röportajında Beş haftadır evdeyim. Birlikte çalıştığım kişilerin gözlerine bakabilmeyi özledim ama yeni bir rutin yaratmaya çalışıyorum dedi. LVMH grubu, dezenfektan jel eksikliğini gidermek amacıyla Parfüm ve Kozmetik bölümünün tüm üretim tesislerini jel üretimine yönlendirdi. Bu karara göre, Christian Dior, Guerlain ve Parfums Givenchy tesisleri dezenfektan jel üretecek. Jeller ücretsiz olarak Fransız sağlık kuruluşlarına teslim edilecek. Bu destek sayesinde LVMH grubu koruyucu ürün eksikliğini gidermeyi ve daha çok sağlık personelinin ve vatandaşın korunmasını amaçlıyor. Dior Redon'daki Baby Dior atölyelerini gönüllülük esasına dayalı olarak maske üretmek üzere yeniden açtığını duyurdu. Dior, her gün hastalarla ilgilenmek ve hayat kurtarmak için virüsle en ön sırada savaşan sağlık çalışanlarına destek ve minnetle; onları korumak için yorulmaksızın çalışan ve eşsiz bir dayanışma örneği sunan Dior terzilerine de teşekkür etti. Ralph Lauren Foundation, koronavirüsten etkilenenlere destek amacıyla 10 Milyon dolarlık bir bağış yapacağını açıkladı. Bağış farklı alanlarda kullanılacak. Bir kısmı Ralph Lauren çalışanlarına, bir kısmı Dünya Sağlık Örgütünün yarım kampanyasına, bir kısmı CFDA fonuna, bir kısmı da kanser hastalarının korunması için çalışan derneklere ayrılacak. Ralph Lauren ayrıca 250 bin medikal olmayan maske ve 25 bin koruyucu giysi üretimine başlayacağını duyurdu. Prada Grubu Perugia'daki Prada fabrikasında 80.000 koruyucu tulum ve 110.000 maske üreteceğini açıkladı. Bu fabrika özel olarak bu amaç için açık kaldı ve 6 Nisan'a kadar her gün Toskana bölgesi hastanelerine gönderim yapacağı garantisi verdi. Domenico Dolce ve Stefano Gabbana, koronavirüsü yenmek için yapılan bilimsel araştırmalara finansman desteği sağlamak amacıyla Humanitas University'e bağış yapacaklarını duyurdu. Bu kurum, Milano'da bulunan ve tıp bilimine ve tıp araştırmalarına yönelik çalışan bir özel üniversite. Dolce & Gabbana daha önce de bu kurumda okuyan tıp öğrencilerine burs desteği vermişti. Zegna, İtalyan Sivil Korumasına 3 Milyon euro bağışlayacağını açıkladı. Ayrıca İtalya ve İsviçre'deki fabrikaları maske ve koruyucu giysi üretimi için hizmete sokacağını duyurdu. Virüs Zegna'yı yakından etkiledi. Zegna kreatif direktörü Alessandro Sartori, amcasını koronavirüsten dolayı kaybetti. Sartori bir röportajında Evime kapandım. Ekibimle iletişim içindeyim. Teknolojiyle ilişkimin bu kadar iyi olmasına şaşırıyorum. Karantina sonrasını ise daha iyi ve daha az olarak planlıyorum. Moncler CEO'su Remo Ruffini Şu ana kadar bize verdiklerini Milano'ya iade etme zamanımız geldi diyerek Lombardia bölgesinin Milano fuarında inşa ettiği 400 kişi kapasiteli hastaneye 10 Milyon euro bağışladı. Moncler'in 4600 çalışanı, 209 mağazası ve 1.638 Milyonluk cirosu var. Gucci, merkezinin bulunduğu İtalya'da Sivil Koruma Başkanlığına toplam 1 Milyon euroluk bir bağış yaptı. Sivil Koruma İtalya'da hastanelere ve vatandaşlara virüsten korunmak ve tedavi etmek için gerekli olan teçhizatı sağlayan kuruluş. Gucci ayrıca UN'in Dünya Sağlık Örgütünü desteklemek için açtığı kampanyaya 1 Milyon euro bağış yaptı. Marka son günlerde instagram hesabını kampanya çağrılarına ayırdı ve bu şekilde tüm takipçilerini destek olmaya çağırdı. Valentino Garavani ve partneri Giancarlo Giammetti, dernekleri aracılığıyla koronavirüs tedavisinin yapıldığı hastanelerden olan Roma'daki Policlinico Universitario Agostino Gemelli'ye 1 milyon euro bağışlayacaklarını açıkladı. İkili yaptıkları açıklamada Yaşadığımız bu zor günlerde yapılan çalışmalara bizim de katkımız olmasını istedik. Her gün hastanelerde mücadele veren sağlık personeline çok şey borçluyuz. Yaptıkları için onlara her zaman müteşekkir olacağız dedi. New York merkezli Haute Couture tasarımcısı Christian Siriano, virüs New York'da etkili olmaya başladığında tüm terzi ekibinin maske üretebileceğini açıklamıştı. Sözünde duran Siriano, 27 Mart Cuma günü hastanelere 1000 maske gönderdi, diğer 1000 maskenin de yolda olduğunu duyurdu. Türkiye'nin köklü moda markası Vakko'ya ait olan Vakko Üretim Merkezi, gönüllü olarak iş başı yapan ekibiyle Covid-19 ile savaşan sağlık ekiplerine ulaştırmak için maske üretimine başladı. Üretim vardiyalı olarak kesintisiz devam edecek. Ayrıca Vakko 31 Mart itibariyle e-ticaret depo ve lojistik operasyonlarını da durdurdu fakat sitede satış devam ediyor. Vakko instagram hesabı üzerinden takipçilerini Evde kal çağrısına uymaya davet etti. İstanbul merkezli streetwear markası Les Benjamins, yeni özel kapsül koleksiyonu Stay home Stay cozy ile evde kalmanın önemini vurguladı ve koleksiyondan elde edilecek gelirin tamamının COVID-19 ile mücadeleye bağışlanacağını duyurdu. Hızlı moda zincirleri de gelişmiş dağıtım ağlarını ve üretim güçlerini sağlık kuruluşlarına destek olmak için kullanıma açtı. Uniqlo ve Theory gibi markaları bünyesinde bulunduran Japon Fast Retailing grubu, Japonya ve başka bölgelere gönderilmek üzere 10 milyon maske ürettireceğini duyurdu. Merkezinin bulunduğu Japonya'da devlete 1 Milyon maske bağışlayan grup, dünya çapında da virüsten etkilenen diğer ülkelere ülke başına 1 milyon maske ulaştıracağını açıkladı. Grup, virüsün gelişimini takip edeceklerini ve buna göre Uniqlo'nun merkez ofisleri aracılığıyla bağışlarına devam edeceklerini duyurdu. H&M grubu üretim tesislerini ve dağıtım ağını maske üretimi ve dağıtımına ayıracağını açıkladı. H&M son günlerde krizden kötü etkileneceğini ve tüm dünyada geçici süreli işten çıkarmalar yapabileceğini duyurdu. H&M'in 5062 mağazasının 3441'i kapalı. Hennes & Mauritz Ab'nin tüm dünyada 180.00 çalışanı var. Grup çatısı altında yer alan markalardan bazıları H&M, Monki, & Other Stories, H&M Home ve ARKET. Detaylı bilgi için tıklayın. Mango, lojistik sistemini kullanarak 2 Milyon maskeyi tüm İspanya'ya dağıtacağını açıkladı."} {"url": "https://modakariyeri.com/koza-yarismasi-2020/", "text": "Her yıl moda sektörünün en önemli kurumlarını aynı amaç altında bir araya getiren Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması bu yıl da yeni nesil Türk tasarımcılarını moda endüstrisi ile buluşturmayı hedefliyor. İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği tarafından Ekonomi Bakanlığı'nın destekleriyle bu yıl 28.'si düzenlenecek olan yarışma için şimdi başvuru vakti! 1992 yılından beri İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri tarafından düzenlenen Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması, moda tasarımı alanında kariyer yapmak isteyen genç yeteneklerin endüstriyle buluştuğu en önemli platformlardan biri. Genç yeteneklerin moda sektörünün kapılarını aralamasına destek olan Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması'na moda sektörünün önde gelen isimleri Bora Aksu ve Sudi Etuz markası tasarımcısı Şansım Adalı'nın mentorluğunda hazırlanmak, deneyimlerinden faydalanmak, Final Gecesi'nde yarışacak 10 finalistten biri olmak ve değerli ödüllerin sahibi olmak için hemen başvurunu yap. Yarışmanın birincisine 50.000 TL., ikincisine 25.000 TL. ve üçüncüsüne 15.000 TL. para ödülü verilirken aynı zamanda Yurt Dışı Eğitim Ödülü Hakkı ve Yabancı Dil Eğitimi hakkı da sağlanıyor. İlk 10 finaliste ise Atölye ve Danışmanlık Desteği, Koleksiyon Hazırlama ve Malzeme Alım Bedeli, Eğitim Ödülü, Uluslararası Fuar Ziyareti ve Moda Tasarımcıları Derneği'ne 1 Yıllık Üyelik hakkı veriliyor. Kendini Bul, Hikayeni Anlat, Seni Keşfet temalı Koza Yarışması için son başvuru tarihi 20 MART 2020, detaylar www.kozayarismasi.com adresinde."} {"url": "https://modakariyeri.com/lacoste-venus-williams/", "text": "Lacoste, 2022 yılının başlarında tenis ikonu, teklerde 7 Grand Slam turnuvası şampiyonu eski dünya 1 numarası Venus Williams'ı global marka elçisi olarak seçtiğini duyurmuştu. Lacoste, İlkbahar-Yaz 2022 sezonu için yeni duruşunu birkaç beklenmedik karşılaşmayla ortaya koydu. Bu kampanya ile marka, ikonik parçalarını çıkış noktası olarak konumlandırarak, yeni bakış açısıyla birlikte enerjisi yüksek yeni bir yola girdi. Kampanyada marka elçisi Venus Williams ile genç bir Lacoste hayranı arasında beklenmeyen bir buluşma gerçekleşti. Venus Williams'ın hayranı rolünde ise Oscar ödüllü Kral Richard filminde genç Venus'ü canlandıran Saniyya Sidney var. Kral Richard, babalarından tenis eğitimi alan Serena ve Venus kardeşlerin başarı hikayelerini konu alıyor. Kampanyada Sonbahar-Kış 2022 için mağazada unutulan beyaz bir ceket, genç kızı ve Venus Williams'ı bir araya getiriyor. Neşeli bir kadrajda, ikilinin ikonik timsahı taşıyan aynı ceketleri giydiğini fark ettiği an dans dolu bir mücadele başlıyor. Belgesel formatıyla sokak stili çekimlerini harmanlayan kampanya fotoğrafları İrlandalı fotoğrafçı Ronan Gallagher tarafından çekildi. Kampanya görselleriyle birlikte paylaşılan kısa film ise yetenekli ikili Kenten tarafından çekildi."} {"url": "https://modakariyeri.com/lc-waikikiden-engellilere-ozel-koleksiyon-lcw-limitless/", "text": "LC Waikiki, engellilerin ihtiyaçlarına cevap veren özel bir koleksiyon tasarladı. LC Waikiki bünyesindeki engelli çalışanların fikirleriyle geliştirilen LCW Limitless koleksiyonundaki her parça, özel gereksinimli bireylerin giyinirken yaşadığı zorluklar göz önüne alınarak oluşturuldu. Türkiye'nin lider giyim markası LC Waikiki, dezavantajlı bireylerin tek başlarına giyinmelerini kolaylaştırmak ve gündelik hayatlarında kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlamak amacıyla özel bir koleksiyon geliştirdi. Koleksiyon engelli bireylerin iç görüleriyle, giyinme esnasında yaşanan sorunları odağa alarak, her bir parçası farklı fonksiyonel özelliklere sahip olacak şekilde özel olarak tasarlandı. Koleksiyona limitleri kaldırma fikrinden yola çıkarak LCW Limitless ismi verildi. Türkiye'de engellilere yönelik olarak geliştirilmiş ilk koleksiyon olan LCW Limitless koleksiyonunda; dıştan düğme görünümünde, içerisinde cırt bant bulunan gömlekler, yakası cırt bantlar sayesinde kolayca açılarak giyilen tişörtler, belindeki bantlar sayesinde düğmesiz ve fermuarsız şekilde giyilebilen denimler, protez ve atel kullananlar için paçası açılabilir denimler, tekerlekli sandalye kullanan kişiler için diz bölgesinde tutma aparatı bulunan pantolonlar gibi hayatı kolaylaştıracak 40 çeşit ürün yer alıyor. Yalın ve modern çizgilerde tasarlanan koleksiyon, sade şıklığıyla günlük kullanıma uyum sağlıyor. LC Waikiki bünyesindeki engelli çalışanların fikir ve katkılarıyla hayata geçirilen koleksiyonla marka, dezavantajlı bireylerin hayatlarını bir nebze de olsa kolaylaştırmayı ve gündelik hayatta giyimleriyle kendilerini daha iyi ve özgüvenli hissetmelerini sağlamayı hedefliyor. İyi giyinmenin insanlar üzerindeki pozitif etkisinden hareketle, engelli bireylerin toplumsal hayatta daha fazla yer almalarını amaçlayan LC Waikiki'nin LCW Limitless ürünleri lcwaikiki.com sitesi üzerinden satışa sunuluyor. Birçok farklı kategoride ürünün yer aldığı koleksiyonda, yetişkin kadın-erkek ürünlerinin yanı sıra bebek ve çocuk giyim ürünleri de bulunuyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/lcwaikiki-satis-platformu/", "text": "Lcwaikiki.com Design Collective satış platformu projesiyle özgün koleksiyonlarını ve ürünlerini tüketicilerle buluşturmak isteyen girişimcilere ve tasarımcı markalara ev sahipliği yapacak. LC Waikiki'nin online satış platformu lcwaikiki.com, Design Collective projesini hayata geçiriyor. Özgün tasarımlara sahip koleksiyonlarını tüketicilerle buluşturacak bir aracı platform arayanlara adres olma misyonuyla hareket eden LC Waikiki, Design Collective projesiyle markalara lcwaikiki.com'un milyonlarca ziyaretçisiyle buluşma fırsatı sunuyor. Tasarımlarına güvenen markalar için proje başvuruları, lcwaikiki.com üzerinden Design Collective sayfasından yapılabilecek. Değerlendirme sonucu seçilecek tasarım markalarına ait ürünler sitede projeye özel bir alanda konumlandırılacak. Marka, başvuruları lcwaikiki.com'daki Design Collective sayfasında yer alan form üzerinden kabul ediyor. Katılımcılar, LC Waikiki web sitesinde bulunan Design Collective Başvuru Formu'nu doldurup, değerlendirilmesini talep ettikleri tasarımlarını içeren koleksiyonları yükleyerek başvuru yapabilirler. Projeye başvuru ücretsiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/livia-firth-surdurulebilir-moda/", "text": "Moda endüstrisi için Nisan ayının son haftası Fashion Revolution haftası! Bu hafta boyunca moda dünyasında sürdürülebilirliği ve etik üretim bilincini arttırmak için hali hazırda dünya çapında pek çok etkinlik yapılıyorken, biz de Moda Kariyeri olarak bu haftaki içeriklerimizi sürdürülebilirlik odaklı yazılara ayıracağız. Konu sürdürülebilirlik olunca, tanımamız gereken isimlerden biri Livia Firth. Livia Firth, Türkiye sınırlarında adını çok da duymadığımız bir isim. Bridget Jones'daki rolüyle aklımıza kazınan İngiliz aktör Colin Firth'in eşi olan Livia aslında moda dünyası için önemli bir aktivist. Oscar ödüllü bir aktörün eşi olmasının yanı sıra Livia, sürdürülebilir anlamında önemli platformlardan olan Eco-Age'in kurucusu. Eco- Age, hem moda hem de diğer sektörlere yönelik sürdürülebilirlik danışmanlığı veren bağımsız bir şirket. Şirketlerin güncel durumlarını analiz ederek hem şirketlerin tüm yönetimini, hem de tedarik zincirlerini nasıl sürdürülebilir bir hale getirebilecekleriyle ilgili çalışmalar ve çözümler üretiyor. Hatta müşterileri arasında Marks&Spencer, Chopard, Sergio Rossi, Erdem, Stella McCartney, Gucci ve Net-A-Porter gibi birçok tanınmış marka var. Kariyerine bir belgesel prodüktörü olarak başlayan Livia'nın ulaştığı nokta adeta bir sürdürülebilirlik elçiliği. 2007 yılında kurduğu Eco-Age, danışmanlığın yanı sıra pek çok sürdürülebilir organizasyonu da moda dünyasına katmayı başarmış. Bunlardan başlıcaları arasında Green-Carpet Challenge yani Yeşil Halı oluşumu var. Green Carpet Challenge, kırmızı halı organizasyonlarında hem ünlüleri sürdürülebilir parçalar giymeye, hem de tasarımcıları sürdürülebilir parçalar yapmaya teşvik eden bir organizasyon. 2016 yılında Met Gala'da Emma Watson'ın Calvin Klein ve Eco Age ortaklığından oluşan kıyafeti Green Carpet Challenge denildi mi akıllarda en çok yer edinenlerden. Geri-dönüştürülmüş plastik şişelerden oluşturulmuş kıyafet, artık sürdürülebilirlik konusuna hepimizin akıl yorması gerektiği mesajını veriyor. Belgesel çekmekle başladığı kariyerine bambaşka bir boyutta devam etse de Firth, asıl mesleği olan belgeselden kopamıyor. Yapımcılığını üstlendiği True Cost Gerçek Bedel adlı belgeselle hızlı modanın gerçekte nelere mal olduğunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermişti. Livia'nın röportajları da en az yaptığı işler kadar ilham verici. Huffington Post'a verdiği röportajda Eskiden 5 dolara bir tshirt satıldığını görsek, çok kötü ve kalitesiz üretildiğini varsayarak almazdık. Şimdi ise bize dayatılan algı, bunun kötü yapıldığını görmezden gelmek ve bunu bir çeşit 'fırsat' olarak görmek sözleri endüstrinin toplumda bu kadar çok bedeli olan hızlı modayı normalleştirdiğini gösteriyor. Kısa sürede bu kadar önemli işlere imza atan Firth için sırada neler var bilemiyoruz ama bu sektördeki birçok insana sürdürülebilirlik konusunda ilham vermeye devam edeceği ve tekstil işçilerinin haklarının global savunucusu olmaktan vazgeçmeyeceği kesin."} {"url": "https://modakariyeri.com/logolar/", "text": "Çok sevdiğimiz ve görür görmez tanıdığımız dünyaca ünlü markaların logoları nasıl doğdu biliyor musunuz? Kısaca derledik. Adele ve Edoardo Fendi tarafından 1925 yılında Roma'da kurulan Fendi, 1965 yılında Karl Lagerfeld ile kreatif işbirliğine başladı. 1992 yılında markanın şu anki kreatif direktörü olan Silvia Venturini Fendi, Karl Lagerfeld ile birlikte tasarımın başına geçti. Fendi 2001 yılında LVMH grubu tarafından satın alındı. Ters dönmüş iki F harfinden oluşan Fendi logosu, bazen yap boza da benzetiliyor. Karl Lagerfeld'in marka için yarattığı logo, çoğu tasarımda başrolde. Logonun siyah oluşu, markanın dominantlığını,üstünlüğünü ve zarifliğini temsil ediyor. Fendi genç jenerasyona hitap etmek için F is for hikayesini başlattı. Bu hikaye Fendi'nin farklı kimliklerini inceliyor ve yaratıcı içeriklerle anlatıyor. Chanel'in logosu ters ve iç içe geçmiş iki C'den oluşuyor. Markanın logosu ilk defa 1925 yılında, Chanel no5 şişesiyle tanıtıldı. Logonun hikayesinin çeşitli versiyonları mevcut. Bir rivayete gore ; C olarak gördüğümüz karakterler aslında at nalı ve bu yüzden şansı temsil ediyor. Bir diğerine gore, iki C , Coco Chanel'in isminin baş harflerini temsil ediyor. Hermes'in ikonik olan logosundaki at arabası markanın doğuşunu anlatıyor. Thierry Hermes, Normandiya'da eyer yapım teknikleri ile ilgili detaylı ve uzun süren bir eğitim aldıktan sonra, 36 yaşında, Paris'te kendi şirketini kurdu. Şirket özellikle binek arabalarında kullanılan eyer ve dizginlerde uzmanlaştı. Gabardinin muciti, trençkotların efendisi Burberry'nin ; o zamanlardaki adıyla Burberry'sin şövalyeli logosu ilk olarak 1901 yılında askeri üniforma ürettikleri zaman kullanıldı. Kumaş ve ürün dünyasına getirdiği yeniliklerden ötürü logosunun ileriye doğru koşan bir şövalye olduğunu söyleyebiliriz. Burberry Prorsum alt markasındaki Prorsum kelimesi de ; latince ileri demek. Helenistik miras ve mitoloji , markanın kurucusu Gianni Versace için her zaman en büyük ilham kaynakları oldu. Doğduğu toprakların bir zamanlar Antik Yunan'a ait olmasından mı ; yoksa komşusu Sicilya'nın bayrağından mıdır bilinmez ancak , Versace'nin Medusa ile ilgili düşünmeye başladığı zamanlar ilk gençlik yıllarına uzanıyor. Burada biraz Medusa'dan bahsetmeliyiz. Medusa, bir zamanlar kainatın güzellik sembolüyken; Poseidon'un gönlünü ona kaptırmasıyla; Athena tarafından lanetlenir. Güzeller güzeli bu kız; yılan saçlı, gözlerine bakanı taşa çeviren bir canavara dönüşür. Versace'nin sembolü olan Medusa; bu lanet öncesindeki güzellik tanrıçası, altın saçlı Medusa'dır. Bu logo , gücü,kuvveti ve güzelliği temsil etmesiyle ;Versace'nin geçmişe ve gelenekselliğe olan bağını gösterirken; bir yandan da orijinalliği ve dehasıyla etkileme tutkusunun ürünüdür. Gucci'nin iç içe geçmiş iki G'den oluşan logosu, ihtişam ve güveni temsil etmesinin dışında; markanın kurucusu Guccio Gucci'nin baş harflerinden oluşuyor. Gençliğinde Londra'da Savoy Hotel'de çalışan Guccio Gucci, otelin misafirlerinin şık bavul ve çantalarından ilham alarak, 1921 yılında doğduğu şehir olan Floransa'ya döner ve kendi deri markasını kurar. İşte Gucci'nin temelleri bu şekilde deri çanta ve binicilik ürünlerini özel müşteriler için tasarlayarak atılır. Gucci ikonik logosunu Alessandro Michele'nin kreatif direktörlüğünde çok farklı şekillerde yorumluyor ve arşiv ilhamıyla modern yaklaşımı birleştiriyor. Taklit dünyasına belki de en az toleransı olan marka Louis Vuitton. Hem de 1896'dan beri! Kuşkusuz bu hassasiyet, dünyanın en çok kopyalanan markası olmasından kaynaklanıyor.Louis Vuitton logosu ya da monogramı, ilk defa 1896'da ortaya çıktı. Amaç, babasının yaptığı sandıkların kopyalanmasına engel olmaktı. Seyahatler sırasında insanların eşyalarını güvenli bir şekilde taşımaları için yapılan sandıklar , ihtiyaçtan çok bir arzu nesnesine dönüşmesinden sonra o kadar çok ilgi gördü ki, kopyaları üretildi. Başta kullandığı gri kanvas çok fazla kopya edilince çizgili versiyon yapıldı. O da taklit edilince George Vuitton geometrik desen kullanması gerektiğine karar verdi. Kalıcı bir çözüm bulmak adına başvurdukları son çare bugünkü monogramın ortaya çıkmasını sağladı. Vuitton'un oğlu, Georges Vuitton'un yaptığı logo, babasının isminin baş harflerinden ve Japon esintili çiçek motifinden oluşuyor. Monogramın patentini de alan George, daha o zamanlardan taklit dünyasına sıfır toleransları olduğunu göstermiş oldu. Punk'ın kraliçesi Vivienne Westwood'un logosu tanıması çok kolay, logo bir gezegen üstüne yerleşmiş haç işaretinden oluşmakta. 1986 yılında bir İtalya seyahati sırasında astronomi dergilerde gördüğü galaksi resimlerinden ilham alıp üzerine İngiliz kraliyet ailesinden ilham alarak haç ve gezegeni çevirmiş taşları ekleyen Vivienne için bu logo tüm ürünlerinde yer alan markasının ayrılmaz bir sembolü. Westwood'a göre bu logo tasarımcının geçmişi alıp geleceğe uyarladığı tasarımlarına bir gönderme. Tasarımcı'nın dönemin ünlü polo oyuncusu Porfirio Rubirosa'dan esinlenerek koyduğu polo lakabı aslında markanın değerlerini simgeliyor. Üst sınıf bir spor olan polo her zaman Ralph Lauren markasıyla uyum içinde olmuştur. Bir logoyu diğerlerinden üstün kılan özelliklerden birinin de farkedilebilirlik olduğunu göz önüne aldığımızda Ralph Lauren'in neden bu kadar başarılı olduğunu anlayabiliyoruz. Genç tenisçi Rene Lacoste hırslı bir sporcuydu. 1923 yılında, çıktığı bir maçta koçu eğer maçı kazanırsa timsah derisinden bir bavul hediye etmeyi vaat etti. Rene maçı alamadı ama bir timsah gücünde olduğu için ona bu lakap verildi. Polo tişörtleri süsleyen timsah ise 1927'de Robert George'ın eğlencesine bir timsah çizmesiyle hayat bulur. Rene Lacoste bu çizimi hemen tişörtlerine işletir. 1933 yılında Lacoste markasını kurduğunda, tenis tişörtlerini üretmeye başlar ve timsah logosu bir giysiye dikilen ilk logo olur. Stan Smith'ler dört bir yanımızı sarmışken Adidas'ın logosunu es geçemeyiz. Adidas'ın logosundaki çıkış noktası aslında çok basit: sade ama akılda kalıcı bir logo yaratmak. Üç farklı çizginin üçgen şeklinde aşağıdan yukarıya büyüyerek çıkmasıyla oluşan logo aslında dağları sembolize ediyor. Markanın kurucusu Adi Dassler'ın sporcuları motive etmesi için hedeflere ulaşmayı simgeleyen dağ logosunu seçmesi markanın ürün kategorisi ve ruhuyla tam anlamıyla uyuşmuş. Interbrand'in En değerli 100 marka listesinde 16. sırada yer alan Nike adını Yunan zafer tanrıçasından alıyor. 1971 yılında 35 dolara tasarlanan Nike logosu ise, 2020 yılında 34 Milyar dolar değer biçilen bir markayı temsil ediyor. Dünyadaki logolar içinde en çok bilinenlerden biri o meşhur çizgi. 'The Swoosh' adı verilen bu logo hız ve hareketi sembolize ediyor. Nike 1971'den bugüne Swoosh logosunu Nike ismiyle ya da tek başına kullanmış. Son yıllarda Swoosh tek başına ürünleri süslüyor. 1948 yılında tasarlanan Puma yazısının üzerinden atlayan siyah Puma markanın aktif ve yer yer agresif karakterine yapılan bir gönderme. Enerjiyi, coşkuyu ve hareket halinde olmayı sembolize eden logonun siyah fontlarda yaratılmasının amacı markanın hırs ve rekabet duygusunu da yansıtmak istemesi."} {"url": "https://modakariyeri.com/london-college-of-fashion-moda-okumak/", "text": "London College of Fashion-Lcf-, İngiltere'de Central Saint Martins ve Royal College of Art'la birlikte ülke içindeki en söz sahibi moda bölümlerine sahip okullardan. 2008 yılında Foundation okumakla başladığım London College of Fashion'da, daha sonra sırayla Fashion Design& Development lisans programı, Fashion Management Graduate Diploma programı ve son olarak da Strategic Fashion Management yüksek lisans programını tamamladım. Lcf ve moda okumakla ilgili kendi deneyimlerimi aşağıdaki gibi özetleyebilirim. Lcf, Londranın tam merkezinde 5 farklı yere konumlanmış bir üniversitedir. Lcf'te kampüs hayatı beklemeyin, okul şehrin 5 farklı yerine konumlanmış binalardan oluşmaktadır, okulun yurtları da şehrin 7 farklı noktasına dağılmış şekilde; yani Amerikan üniversitelerinde olduğu gibi hayatınızı okulun kampüsü içinde geçirmiyorsunuz. Londra'da çok eğlenceli ve büyük bir şehir olduğu için okuldaki herkes ders bitince kendi hayatına dönüyor. Foundation öğrencileri başka bir binada, tasarım öğrencileri başka, business ve kozmetik öğrencileri için 2 ayrı bina ve son olarak da medya ve gazetecilik öğrencileri içinse ayrı bir bina bulunmakta. London College of Fashion, diğer 5 okul ile birlikte University of the Arts London'ın parçası. University of the Arts London'a dahil olan diğer okullar ise Central Saint Martins, London College of Communication, Wimbledon College of Art&Design, Camberwell College of Art & Design ve Chelsea College of Art& Design. Bu okulların hepsi birbiriyle kardeş okul gibi yönetiliyor. Tek bir kimlik kartıyla hepsinin kampüsü ve kütüphanesinden faydalanabiliyorsunuz. -İngiltere'de üniversiteler 3 sömestr, Eylül- Aralık kış dönemi; Ocak-Mart bahar dönemi; Nisan-Temmuz yaz dönemi. Her dönem farklı dersler alıp, dönem sonunda her dersle ilgili geçmek için proje yapmanız şart. London College of Fashion'da sınav sistemi yoktur. Her bölüm/ders bir çok farklı proje odaklıdır- projelerinizle dersleri geçersiniz. -İngiltere'de üniversiteler 3 senelik ama çoğu okul 3 seneye girmeden önce bir Foundation yani bir çeşit hazırlık yılı okumanızı istiyorlar. London College of Fashion için ise tüm lisans bölümlerine kabul almadan önce Foundation Diploma in Art& Design adlı bölümü iyi bir not ortalamasıyla bitirmek şart. -Foundation denilen sene 1 senelik bir çeşit tasarıma giriş, sanata giriş gibi temel resim ve sanat eğitimi aldığınız bir sene. Türkiye ve yurtdışındaki üniversitelerin Güzel Sanatlar Fakültelerinde 1. sınıfta aldığınız dersleri, İngiltere'de Foundation'da alıyorsunuz. Bu seneyi başarılı bir şekilde bitirmeniz Lcf'te bir lisans programında yerinizin garanti olduğu anlamına gelmiyor. Okulda okurken yeniden bir portfolyo hazırlayıp, referanslarınızı toplayıp istediğiniz bölüme başvurmanız gerekiyor. Foundation biraz lise sistemi gibidir, haftanın 5 günü sabah 9'da başlamak üzere akşam 4:30'a kadar derslere girer, haftasonu da tatil yaparsınız.Foundation çok rekabetli bir sene, herkes bir lisans programına girmeye çalışıp bir nevi birbirinin rakibi olduğu için yakın dostluklar beklemeyin; bol rekabet, kıskançlık dolu stresli bir sene. Tüm Lcf deneyimim de söyleyebilirim ki resim ve çizim yeteneğinin en önemli olduğu ve ön plana çıktığı yıl Foundation'dı. İngiliz eğitim sistemi öğrencinin kendi araştırıp, deneyip yanılarak öğrenmesini hedefler yani tüm bilgileri ders sırasında hoca tarafından öğreneceğinizi sanmayın. Lcf'te okurken ister business, ister tasarım sınıf arkadaşlarımın hepsi açık görüşlü, araştırmayı ve sanat/modayı takip eden insanlardı. Her hangi bir sanat galerisine gitme fikri hepsine keyif verirken, kitap okuma, müze gezme gibi eylemler gündelik hayatlarının bir parçasıydılar. Lcf özellikle moda dışında da ne okuyorsanız okuyun sanat, mimari gibi alanlarda kendinizi geliştirmenize çok önem verir. Foundation öğrencisiyken her hafta şehirdeki bir sergi/galeri/ müze gezmemiz ve gezdikten sonra sergi hakkındaki fikirlerimizi Reflective Journal diye bir deftere yazmamız zorunluydu. Bu defterler her ay toplanır tutor diye adlandırılan hocalarımız tarafından kontrol edilirdi. Lcf'de öğrenci olacaksanız öncelikle topluluk önünde rahatça konuşabilmeniz gerekiyor. Yaptıklarınız, fikirleriniz ve düşüncelerinizi topluluk içinde anlatmaktan çekinmemeniz lazım çünkü sürekli sayısı 20 ile 150 kişi arası değişen grupların önüne çıkıp sıklıkla sunum yapmanız gerekiyor. Eleştirileri kişisel olarak algılamamanız çok önemli. Özellikle tasarım okurken hepimiz ağır bir şekilde tüm sınıfın önünde hocalarımız tarafından eleştirildik. Bu yaptıkların rezalet, çöp diyip atan hocanın tepkisine ağlamamanız gerektiğini, kendinizi geliştirmeniz gerektiğini zaman içinde öğreniyorsunuz. LCF derse devamlılık konusunda çok katıdır. Devam oranınız yüzde 80'inaltına düşerse evinize kağıt gönderiyorlar, 3. kağıtta vizeniz iptal olup, okuldan atılıyorsunuz. Derslerin hepsinde yoklama var ve yoklamalar öğrenciler birbirinin adına imza atmasın diye yazılı değil hoca tarafından sesli yapılıyor. Hocalar tüm öğrencileri tanıyor. Hocalar aslında yardımseverler. Eğer siz derslere eksiksiz katılan, ödevleri yapan, soru soran, derse katılımcı bir öğrenciyseniz size boş zamanlarında fikir vermek, yardım etmekten mutluluk duyarlar ama katılımınız düşük, istenilen görevleri yapmayan biriyseniz hocaya atıcağınız bir soru e-postasında 'Eğer bunu merak ediyorsan, o derse katılsaydın, senin sorunun' adlı bir cevapla karşılaşmanız olası. Lcf'te hocalara ismiyle sesleniyorsunuz. Sizden yaşça büyük rektöre bile Mr veya Professor derseniz size garip garip bakarlar. Her derste mutlaka en az 3 öğrenci sunum yapar. Lcf'te gerçekten de dünyanın dört bir yanından insan var. Master sınıfımda Çinli, Rus, Amerikalı, Fransız, Senegalli, Yunanlı, Hintli gibi dünyanın dört bir yanından insanlar vardı. Lcf'te nerdeyse her hafta bir konuk konuşmacı geliyor. Jimmy Choo'dan, editörlere, üst düzey satın almacılara ve moda fotoğrafcılarına kadar tüm öğrencilerin bu konuşmalara katılması tavsiye ediliyor. Lcf bir moda okulu olduğu için modanın her alanıyla ilgili bir lisans/ yüksek lisans bölümü mevcut. Ben lisansta Fashion Design&Development okudum. Daha çok hazır giyim sektörüne yönelik moda tasarım ama sürdürülebilirlik ve sürdürülebilir hazır giyim markalarıyla ilgili bir çok proje de yapıldı. Yaratıcılık ile ilgili derslerin yanı sıra oldukça teknik dersler de alıyorsunuz: Kalıp çıkarma, dikiş, drapaj, farklı makinaları kullanma, ütü bol bol karşınıza çıkanlardan. Tasarım okuyacaksanız sketchbook'a alışsanız iyi ederseniz. Yaklaşık 4 yıl boyunca sayısız kere sketchbook hazırlayacak ve her gün bu kelimeyi duyacaksınız. Tasarım okumanın ekstradan bir çok maliyeti oluyor. Sketchbooklar, kumaşlar, resim malzemeleri özellikle de final koleksiyonunuzu hazırlarken kumaşa verdiğiniz paraya şaşırabilirsiniz. LCF'te bir çok bölüme bağlı olarak bir çok farklı tipten öğrenci var. Modaya tutku duyup dikiş dikmekten keyif alan ama tasarıma, yeni şeyler üretmek konusu benlik değil diyenler Lisans Bespoke Tailoring bölümüne yönlenirken, Çizim yapmak istiyorum ama dikiş dikmek istemiyorum diyenler ise Fashion İllustration bölümüne yönlendiriliyor. Türkiye'de sanılanın aksine, London College of Fashion Moda Tasarımı okurken çizimin çok da önemli olmadığını düşünür. Lcf'e göre bir tasarımcının harika resim yapmasının, çok güzel portre çizmesinin bir anlamı yok. Hem modaya ilgi duyan hem de harika çizim yapanları ise zaten Fashion İllustration adlı bölüme yönlendirir. Lcf bir tasarımcının çizim yapmasının sadece fikirlerini kağıda geçirebilmek açısından önem taşıdığı düşünür. Lcf e göre önemli olan çizimin ne kadar güzel olup olmadığı değil, kişinin ne kadar yaratıcı olduğudur ve bir şeyden ilham alıp ona farklı şeyler katıp fikirleri geliştirip geliştiremediğidir. Tasarım okurken bol bol design critic adlı derse girersiniz. Bir masada sınıf arkadaşlarınız ve hocalarınızın oturduğu bir yerde herkes tek tek kendi projesini, ilham kaynaklarını ve çizimlerini gösterir. Saçmalamaktan korkmayın ama eleştiriye de açık olun. Yüksek lisansa girmeden önce iş deneyimim yeteri kadar uzun olmadığından ve lisansta tasarım okuduğumdan bir sene Graduate Diploma in Fashion Management- GD- diye yüksek lisansa hazırlayan bir sene okudum. GD sınıfımda, arkadaşlarımın hepsi lisansta tasarım, hukuk, mühendislik gibi branşlar okumuş ama moda sektörünün business kısmında çalışmak isteyen insanlardı. Graduate Diploma size marketing nedir, moda endüstrisi nedirden başlayarak modanın business kısmına giriş kısmını yogun bir programla bir senede veriyor. Graduate Diplomadan sonra yüksek lisans daha farklı bir sistemle işliyor ve süresi daha uzun. Graduate Diplomada Visual Merchandisingden, Marketing'e kadar daha genel ama daha basit seviyede bir eğitim alıyorsunuz. Masterlar ise daha konusunda uzman ve daha detaycı gelişmiş bir eğitim veriyor. Örnek vermem gerekirse GD marketingin tanımını yapmaktan başlatırken, yüksek lisans ise bazı teorileri ve temel bilgileri bildiğinizi varsayarak yenilerine odaklanıyor. Moda yönetimi/pazarlama okurken, hoca size önümüzdeki derste konunun ne olacağını söyler, okunması gereken case study'i, cevaplanacak önemli soruları e-posta atar, kitaplarda okumanız gereken bölümleri belirtip, bir sonraki derste kimlerin o konuyla ilgili sunum yapacağını söyler. Derse istenilenleri yapmadan gelirseniz konuyu anlamanız çok zor olacaktır. Moda tasarımı okurken bitirmek için bir koleksiyon hazırlamanız gerekiyor. Graduate Diploma'da bir yarı tez yazıyorsunuz, yüksek lisans da ise ister pratik odaklı bir tez istersenizse teorik odaklı bir tez yazmanız gerekiyor. Graduate Diploma'da benim tez konum duyulara dayalı marketingdi- özellikle de perakendede koku duyusuna odaklanmıştım. Yüksek Lisans tezimde ise hazır giyim markaları ve Youtube arasındaki ilişkiyi araştırmıştım. Benim Lcf deneyimlerim kısaca böyleyken, hazır üniversite tercih döneminde University of the Arts London'ın son sınıf öğrencilerine sorarak çektiği Üniversiteye yeniden başlayacak olsanız kendinize ne önerisi verirsiniz? videosunu aşağıda sizlere ekliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/louis-vuitton-supreme/", "text": "Büyük ilgi çeken bu işbirliği bir adım öteye taşınarak 30 Haziran'da tüm dünyada 8 pop-up mağaza açıldı. Pekin, Tokyo, Paris, Sydney, Londra, Los Angeles, Miami ve Seoul'de açılan pop-up mağazaların yerleri açılıştan sadece 2 saat önce resmileştirildi. Financial Times'ın haberine göre Londra'da mağazanın açılışından önce duyum alan bazı müşteriler 20 saat sırada bekledi. Londra'da 180 Strand adresinde açılan mağazanın konumu oldukça stratejik. Saville Row'a kısa bir mesafede bulunan bu lokasyon 2 yıl önce Louis Vuitton Series 3'e de ev sahipliği yapmıştı. Mağazanın içi ise tam iki markanın füzyonu olacak şekilde dekore edilmiş. Bu işbirliğinin 70'ler, 80'ler ve 90'lardaki New York sokak kültüründen ilham alan havasını mağazada da hissedebiliyorsunuz. Şu sıralar yolunuz bu şehirlere düşerse kaçırmamanız gereken bu mağazada kıyafetler, ayakkabılar ve aksesuarlar olduğu gibi mağazaya özel olarak üretilmiş süpriz parçalar da bulabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/louis-vuitton-x-supreme/", "text": "Louis Vuitton yaptığı her hareketle konuşulan, gözleri daima üzerinde tutmayı seven dinamik bir marka. Ancak dün Paris'de sergilediği erkek koleksiyonu gözleri üzerine çevirmekten çok daha fazlasını yaptı, adeta moda dünyasındaki herkesin ağzının açık kalmasına neden oldu. Moda Kariyeri olarak ilgi çeken marka işbirliklerine sitede yer vermeye özen gösteriyoruz. Durum böyle olunca, dün yapılan defileyi ve bu sürpriz marka işbirliğini fotoğraflarıyla yazıp yorumlamadan geçmek imkansızdı. Alışıldık işbirliklerinin aksine kampanya fotoğrafları ile değil de moda haftasında yaptıkları büyük bir defile ile kamuoyuna açıklanan bu birliktelik, deri ürünleri ile bir lüks perakende devi olan Louis Vuitton ve New York çıkışlı Supreme markası arasında gerçekleşti. Herkesi şaşırtan bu işbirliği fikri aslında ilk olarak Louis Vuitton'un CEO'su Michael Burke tarafından ortaya atılmış. Erkek koleksiyonunun tasarımcısı Kim Jones'u arayıp Supreme markasının oldukça ilgisini çektiğini ve onlarla ortak birşeyler yapmak istediğini söyleyen Burke, iki markanın iletişime geçmesine ve koleksiyonun ilk adımlarının atılmasına neden olmuş. Kim Jones'un açıklamasına göre koleksiyonun yapılması ve sahneye çıkarılması süreci boyunca Michael Burke oldukça heyecanlı ve destekleyiciymiş. İçinde bulunduğumuz zamanlarda herkes her zaman bıkıp usanmadan yeni, daha yeni ve devamlı değişik birşeyler istiyor. Bu nedenle insanların karşısına tamamen yenilikçi ve şaşırtıcı bir koleksiyonla çıkabilmek fikri beni çok mutlu ediyor diyor Kim Jones. Koleksiyonun ilhamını ise New York'da 70, 80 ve 90'lı yıllarda yaşamış Keith Haring, Jean-Michel Basquiat, Andy Warhol, Julian Schnabel, Robert Mapplethorpe gibi sanatçılardan alıyor. Bu dönemleri ise Her yerden herkesin dışarı çıkıp gece kulüplerinde birbirine karıştığı zamanlar olarak tanımlıyor. Bu şovun her zaman kadın koleksiyonlarına oranla daha az değişebilen ve daha tekdüze olarak yorumlanan erkek koleksiyonlarına adeta bambaşka bir oyun alanı getirdiğini de söyleyebiliriz. Geniş paçalı düşük bel pantolonlar, uzun kapüşonlular, geniş gömlekler ve bol kesim yumuşak paltolarla, oldukça genç bir koleksiyona imza atan Jones aynı zamanda farklı fiziksel özelliklere sahip farklı yaş gruplarının rahatlıkla giyebileceği parçalar yaratmış. Hedi Slimane'ın 15 sene önce erkek giyimine getirdiği ve Saint Laurent markasından ayrılışına kadar moda sektöründe dominant olan süper-skinny akımdan sonra erkek giyimin bu koleksiyon ile bir çağdan diğerine geçiyor olduğunu düşünmemek elde değil. Bize sorarsanız neredeyse tüm parçaların üzerinde bulunan LV logolarının ve ünlü monogram deseninin yanıbaşına yerleştirilen Supreme logosu uzun bir süre konuşulacak, ürünler yakın bir zamanda çılgın bir hızla tükenecek gibi duruyor. Koleksiyon ise sahip olduğu rahatlık ve cool tavırla tasarım konusunda çok yetenekli ve zeki bir ismin elinden çıktığını ilk bakışta kanıtlıyor.... 1979 doğumlu İngiliz tasarımcı dünyanın en iyi moda okullarından olan Central St Martins mezunu. İlk koleksiyonunu 2003 yılında Londra moda haftasında gösteren Jones şimdiye kadar kendi ismini taşıyan koleksiyonların dışında Topman, Uniqlo, Mulberry McQ by AlexanderMcQueen, Hugo Boss ve Iceberg gibi markalar için koleksiyonlar tasarladı. 2011 senesinde Paul Herbers'in ardından stil direktörü olarak Louis Vuitton erkek giyim departmanının başına getirildi."} {"url": "https://modakariyeri.com/luks-magazalardaki-gizli-sinyaller/", "text": "Alışverişçiler olarak gezdiğimiz mağazalardaki atmosfer ve görevliler bazen markadan veya ürünlerden daha önemlidir. Mesela bir şey almayı planlamasak dahi belli bir mağazaya girip dolaşmak, havasını koklamak isterken bazı mağaza türlerinden ise ihtiyacımızı görüp hemen kaçmak isteriz. Harvard'dan Kanada'ya bir çok ünlü işletme okulundaki profesörler de buna ilgi duymuş olmalı ki satış görevlileri ve müşterilerin gelgitli ilişkisi bilimsel makalelerle de gösterilmiş durumda. İkinci bulgu ise mağaza çalışanlarını ilgilendiriyor: sevecen ve anlayışlı bir yaklaşım beklediğini düşündüğünüz müşterileriniz, aslında özendikleri markanın yetkilileri onlara dostça olmayan bir tavırla yaklaştığında o markaya normalden daha çok bağlanıyorlarmış Makalenin adı olan Şeytan Prada mı Satmalı tüm bu ironik etkiyi açıklıyor. Bu etki Burberry, Gucci ve Louis Vuitton markaları için gösterilmiş durumda. Ancak bu tavır Gap veya H&M gibi mağazalarda uygulanıyorsa ters tepiyor ve müşteriler iyice uzaklaşıyor. Çünkü bu tip markalar özenilen markalar kategorisinde görülmüyor. Sonuç olarak lüks dünyasında nezaket işe yaramıyor mu? Belki bu konuda daha fazla araştırma yapılmalı. Bellezza, S., Gino, F., & Keinan, A. (2014). The red sneakers effect: Inferring status and competence from signals of nonconformity. Journal of Consumer Research, 41(1), 35-54. Ward, M. K., & Dahl, D. W. (2014). Should the devil sell Prada? Retail rejection increases aspiring consumers' desire for the brand. Journal of Consumer Research, 41(3), 590-609."} {"url": "https://modakariyeri.com/luks-markalarin-siradisi-urunleri/", "text": "Lüks moda markalarının ürünlerini ayakkabılar, kıyafetler ve çantalarla sınırlandırmak çok eskide kaldı. Markalar artık lüksü günlük hayatımızın her anına yerleştiriyorlar. Biz de moda dünyasındaki markaların çıkardığı, lüksün sınırlarını zorlayan en garip 13 ürünü listeledik. Daha çok filmlerde gördüğümüz Boomerang'ı günlük hayatta kimler kullanıyor bilemiyoruz. Fakat böyle bir ihtiyaç var demek ki. Chanel lüks müşterisi için bunları üretmiş. Hatta geçtiğimiz günlerde Chanel Boomerangları sosyal medyada ufak bir kriz bile yaşadı. Avustralya yerlileri Aborjinlerin icadı olan Boomerangların Chanel tarafından yeniden yorumlanmasını birçok kişi Aborjin kültürüne saygısızlık olarak yorumladı. Tüm bu tartışmalar olurken siz de arkadaşlarınızla Boomerang keyfine varmak istiyorsanız, Chanel'den 4.830 TL'ye tahta bir boomerang satın alabilirsiniz. Kaykay severlere müjde, Louis Vuitton kaykayınız, kendi özel kılıfıyla birlikte geliyor. Tenis, her zaman moda ve lüksün içinde olmuştur. Lüksün her alanına dokunan Chanel'in tenisi es geçmesi olmazdı. Şimdilik tek sıkıntı, 4 tanesine 1.700 TL verdiğiniz beyaz tenis toplarınızı kirletmeden oynamaya çalışmak. Kris Jenner ve Kim Kardashian, bu toplarla şimdiden tenise başladı bile. Chanel toplarınızla tenisinizi bitirdiniz ama toplarınızı çantanıza rastgele atmak istemiyorsunuz, o zaman ihtiyacınız olan parça bir tenis topu kutusu. Hayatınızın her noktasında lüksten vazgeçemiyorsanız plastik, herhangi bir kutu yerine Tiffany& Co'ya uğrayıp gümüş bir tenis topu kutusu alabilirsiniz. Lipton, Twinings veya Fortnum& Mason çay olarak size yetersiz geliyorsa ve Prada markasına gönülden bağlıysanız, Prada Poşet Çaylarını denemenizin vakti belki de gelmiştir. Verdiğiniz davetlerde, LV monogramlı bir şampanya/şarap soğutucusuna mı ihtiyaç duydunuz? Şimdilik stoklarda tükenmiş olsa da kimbilir belki yeniden geri gelir. Malibu Beach'te sörf yapmayı öğrenmek istiyorsunuz ama tahtanız yok. O zaman aradığınız lüks sörf tahtasını Chanel'de bulabilirsniniz. Telefondan veya bilgisayardan mahjong oynamak artık size sıkıcı geliyorsa, çözümü Hermes'de. Yaklaşık 147,000 TL'ye Hermes'den alacağınız Mahjong setiyle, oyunlarınız daha eğlenceli olacak. İkea'dan sıkıldıysanız, yaklaşık 1000 TL'ye Versace'den tuz ve biberlik alabilirsiniz. İlk bakışta Missoni'den hamak almak akıllara hemen gelmese de, bu hamaklara talepler yoğun olmuş gibi görünüyor. 4 bin TL'lik bu hamağın stokları şimdiden tükenmiş. Moda tasarım öğrencisiyseniz dikiş kutunuza bir adet Marc Jacobs mezura koymanızın vakti gelmiş demektir. Aile resimlerinin yanında minik LV logosu isteyenler, 2500 TL'ye Louis Vuitton'dan çerçeve alabilirler."} {"url": "https://modakariyeri.com/lvmh-kreatif-direktorler/", "text": "1987'de kurulan LVMH grubu dünyanın en güçlü lüks grubu. LVMH çatısı altında toplam 70 marka var, bu markaların 16'sı moda alanında. Biz de bazı önde gelen LVMH markalarının kreatif direktörlerinin kısa özgeçmişlerini derledik. Ne de olsa bu isimleri tanımadan sektörde yer almak olamaz! Ecole du Louvre' da eğitimini tamamladıktan sonra Jean-Jacques Picart'ta moda danışmanı olarak staj yaptı. 1996 yılında Yves Saint Laurent erkek giyiminden sorumlu olarak görev başına getirildi. Bir süre sonra markadan ayrılan Slimane, Christian Dior erkek giyim bölümünde çalışmaya başladı. Bir yıl sonra (2002) Hedi, Council of Fashion Designers of America tarafından Yılın Tasarımcısı seçilen ilk erkek giyim tasarımcısı oldu. Bir süre sonra Slimane müzisyenler için tasarımlar yapmaya başladı örneğin; Jack White, The Kills, Franz Ferdinand, The Libertines ve Mick Jagger. 2012 Mart ayında ise Yves Saint Laurent'da kreatif direktör olarak işe başlayan Slimane, radikal bir kararla markanın ismini Saint Laurent Paris olarak değiştirdi. 2018 yılının Ocak ayında ise LVMH tarafından yapılan bir açıklama ile Hedi Slimane Celine markasının kreatif direktörü olarak göreve başladı. Chiuri eğitimini Roma'da, Istituto Europeo di Design'da tamamladı. 1980 yılında Piccioli ile tanışan Maria Grazia, 1989 yılında Fendi aksesuar bölümünde tasarımcı olarak çalışmaya başladı. Daha sonra birlikte çalışmak üzere Piccioli'yi de yanına aldı. 1999'da, Valentino'da aksesuar tasarımcısı olarak göreve başlayan Maria burada da partnerini yanına almayı ihmal etmedi. Valentino Garavani emekli olduktan sonra 2008 yılında Chiuri ve Piccioli markanın kreatif direktörleri olarak birlikte göreve devam ettiler. Valentino'nun büyük yükselişi ikiliyi moda dünyasının merkezine yerleştirdi. 2015 yılında ikili CFDA uluslararası ödülünü kazandılar. 2016 yılında ise, Maria Grazia Chiuri Dior'un tarihindeki ilk kadın kreatif direktör olarak göreve başladı. Pierpaolo Piccioli ise halen kreatif direktörlük görevini Valentino'da sürdürmekte. Nicolas Ghesquiere moda eğitimi almadan başarılı olan isimlerden biri. Ghesquiere moda kariyerine 14 yaşında Agnes B'de stajyer olarak başladı. 1990-1992 yılları arasında Jean-Paul Gaultier'in yardımcı tasarımcılığını yaptı. Daha sonra Poles markasında triko tasarımcılığı yaptı. Ghesquiere, Louis Vuitton'a katılmadan önce 15 yıl Balenciaga'da çalıştı. Markanın kreatif direktörü olduğunda sadece 25 yaşındaydı. 2001 yılında CFDA tarafından Yılın Kadın Giyim Tasarımcısı seçildi. Sonraki yıllarda Gucci Balenciaga'yı satın aldı ve böylelikle Ghesquiere Gucci'de çalışmaya başladı. 2012 Kasım ayında ise markadan ayrılan Ghesquiere olaylı bir şekilde Louis Vuitton'a geçiş yaptı ve markanın stilini tamamen yeniledi. Tasarımcı, Dj ve stilist olan Virgil Abloh 1980 Chicago doğumlu. Eğitimini Wisconsin-Madison Üniversitesi inşaat mühendisliği alanında tamamladıktan sonra 2002 yılında mimarlık okumaya karar verdi. 2 yıl boyu bir mimarlık firmasında çalıştıktan sonra ilgisi moda alanına doğru kaymaya başladı. 2009 yılında sanat galerisi ve erkek giyim butiği olan RSVP Gallery'yi kurdu. Aynı yıl Kanye West'in kreatif ajansı Donda'da kreatif direktör olarak çalışmaya başlayan Abloh, sahne şovları ve konserleri düzenliyordu. 2012 yılında Abloh kendi moda markası olan Pyrex Vision'ı kurdu. Champion, Ralph Lauren gibi markalara baskı tişörtler tasarlıyordu. Bunun yanı sıra Matthew Williams ve Heron Preston gibi isimlerle de iş birlikleri yaptı. 2013 yılında Pyrex kapandı fakat aynı yıl Abloh, Off-White markasını kurdu. Bir çok ünlü isim tarafından tercih edilen marka aynı zamanda LVMH ödüllerinin de finalistlerindendi. Mart 2018'de Dior Homme'daki 11 yıllık kreatif direktörlük görevini noktaladıktan sonra Berluti'nin başına geçti. Belçikalı tasarımcı, eğitimini Academy of Fine Arts'da tamamladıktan sonra 1998 yılında Paris'e giderek Yves Saint Laurent'da staja başladı. Orada Hedi Slimane yanında çalışan Van Assche daha sonra 2000'de, erkek giyim alanında çalışmak için Dior'a geçiş yaptı. 2004 yılında Dior'dan ayrılarak kendi markasını kurdu. Fakat 2007'de Hedi Slimane'in Dior'dan ayrılmasıyla Dior'a geri dönen Van Assche, işine odaklanabilmek için kendi markasına ara verdi."} {"url": "https://modakariyeri.com/lvmh-odulunun-8-finalistiyle-tanisin/", "text": "Yaklaşık 1 ay önce haber yaptığımız Dilara Fındıkoglu LVMH Ödülüne Aday Gösterildi yazımızda Dilara'nın bu sene 4.'sü yapılacak genç tasarımcılar yarışmasında ilk 21'e kaldığını duyurmuştuk. LVMH ödülü gibi prestijli bir ödülde ilk 21'e girebilmek büyük bir başarıyken daha da zor olanı ilk 8 finalistten biri olmaktı. Ama maalesef Dilara elenerek ilk 8 arasında gösterilmedi. Yaklaşık bir ay süren eleme aşamasında jüri, 21 adayın işlerini sergilediği bir panel organize ederek hem tasarıcıları satın almacılarla buluşturdu, hem de basının dikkatini çekmelerini sağladı. Aslında bu süreçte ilk 8'de olmak veya ödülü kazanmak kadar, gelen basın ilgisini doğru şekilde kullanabilmek de önemliydi. 1200'den fazla adayın katıldığı yarışmada ilk 21'e girme başarısının ötesinde Karl Lagerfeld, Anna Wintour, Kendall Jenner gibi birçok ismin karşısında kendi tasarımlarını anlatmak her genç tasarımcının hayali olsa gerek. Bu sene kafamızdaki soru işaretlerinden biri de Givenchy'den ayrılan Ricardo Tisci'nin jüride yer alıp almayacağıydı. LVMH'den gelen açıklamaya göre Tisci bu sene de yarışmanın jürisinde. Önümüzdeki sene ise markaya yeni geçecek Clare Waight Keller, Givenchy adına jüride bulunucak. Gelelim listede yer alan ve her biri sektörün kilit isimleri tarafından seçilmiş olan 8 yetenekli tasarımcıya. 45 kişilik bir jüri tarafından seçilen adayların ikisi Amerika'dan, ikisi Fransa'dan, 2 kişi İngiltere'den, geri kalan diğer iki aday ise Danimarka ve Rusya'dan LVMH yarışmasına katılıyor. İlk 8 arasında yer alan ve Londra'da yaşayan Suriye'li tasarımcı Nabil Nayal, geçen sene seçilemeyip bu sene ilk 8'de kendine yer bulmayı başaran bir isim. Hem Dilara hem de diğer genç tasarımcılar için mücadele etmeyi ve üretmeyi bırakmamak gerektiğinin güncel örneklerinden biri Nayal. Bu seneki bir başka dönüm noktası da 8 finalistten 5'inin kadın olması. Biliyorsunuz son günlerde moda dünyasında özellikle de tasarım dünyasının erkek egemenliğinde kaldığı ve kreatif direktörlük gibi pozisyonlara daha ziyade erkeklerin getirildiği gibi haberlere çok sık rastlar olduk. Gündem böyle olunca 8 adaydan 5'inin kadın olması aslında tüm sektör için umut verici bir gelişme. Gelelim adaylar arasından favorilerimize. Tek tek tüm adayları çok yetenekli bulsak da özellikle beğendiklerimize arasında ilk sırada Cecilie Bahnsen var. Bahnsen'in çizgisi ilk bakışta sade gibi görünse de detaylarda minik ayrıntılar ve zahmetli el işçilikleri mevcut. Feminen bir çizgide sade ama detaycı tasarımlarla ilgilenen Danimarkalı tasarımcı, Londra'da bulunan Royal College of Art'tan mezun ve şimdiden koleksiyonunu Dover Street Market'ta ve dünyanın 7 farklı ülkesinde satıyor. Maria Jahnkoy kuşkusuz bu seneki finalistler içinde hem kişisel tarzıyla, hem tasarımlarıyla hem de tasarımlarını sunuş yöntemiyle en dikkat çekenler arasında. Rusya'nın Sibirya bölgesinden olan ama şu sıralar Brooklyn'de yaşamakta olan Jahnkoy, erkek tasarımları yapıyor. Hatta geçtiğimiz New York Fashion Week'de koleksiyonunu sergileme fırsatı buldu. Parsons School of Design mezunu tasarımcının çizgisi oldukça eklektik. Brooklyn'in renkli, farklı etnik gruplardan oluşan canlı yapısını koleksiyonuna yansıtmış hem de oldukça sürdürülebilir bir şekilde. Koleksiyonda yer alan parçaların neredeyse tamamı Jahnkoy'un mahallesinden topladığı kumaşların geridönüştürülmesiyle oluşturulmuş. Tüm bunlarla da yetinmiyor, günümüzde defilelerin giderek tek düze olduğu ve pek çok tasarımcının defilelerini farklılaştırmak için yeni arayışlara girdiği bu moda dünyasında Jahnkoy da defile yerine canlı bir performans/gösteriyle kıyafetlerini sunmayı seçiyor. 1. olur mu bilemiyoruz ama Maria Jahnkoy adını bir yerlere not etmekde fayda var. Kendisini ileride sık sık duyacağımıza eminiz. Kozaburo Akasaka da genç yeteneklerden. Tokyo doğumlu olan Akasaka üniversite eğitimi için Londra'ya taşınıp Central Saint Martins'den mezun oluyor. Daha sonra New York'a taşınıp Parsons School of Design'da moda tasarımı yüksek lisansını tamamlayan Akasaka'nın mezuniyet koleksiyonu Dover Street Market'ta satılmaya başlıyor. Akasaka'nın koleksiyonundaki çıkış noktaları birçok farklı kültürde yaşamanın verdiği deneyim ile altkültürlerden oluşuyor. 90'ların Japon müzik grupları, New York ve Londra havası koleksiyonunda hissedilenler arasında. Tüm bunlara bir de üst kalite işçilik ve kumaşlar eklenince ortaya çıkan tasarımlar gerçekten göz alıcı oluyor. Dikkatimizi çeken bir diğer tasarımcı da Suriyeli Nabil Nayal. Manchester Metropolitan Universitesi mezunu Nayal, tasarım hayatına British Fashion Council'ın verdiği bursla Royal College of Art'ta moda tasarımı yüksek lisansı yaparak devam ediyor. Burberry ve River Island gibi markalarla çalışmış olan Nabil aynı zamanda 2015 temmuz ayında Paris Couture haftasında da koleksiyon sergilemiş bir tasarımcı. Nayal'ın tarzına baktığımızda birçok eleştirmenin onu Elizabethan Sportswear-yani Kraliçe 1. Elizabeth tarzı spor giyim olarak adlandırdığını duyunca şaşırmayız değil mi? 16. yüzyıl ilhamlı parçalar, boyunluklar günümüz silüetleri ve kumaşlarıyla birleşince ortaya sıra dışı görüntüler çıkıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/lvmh-odulunun-kazanani-belli-oldu/", "text": "LVMH ödüllerinde başvuruların ardından öncelikle ilk 21, ardından da 8 finalist belli oldu. Bu altı aylık süreci Moda Kariyeri olarak izledik ve paylaştık. Dünyanın en prestijli tasarım ödüllerinden olan LVMH ödülünün 2017 kazananı ise belli oldu: Marine Serre. Mart sonunda sitede 8 aday içinden favorilerimizi yazdığımız yazıya geri döndüğümüzde Marine Serre ismini favoriler içine koymadığımızın farkına vardık. Aslında hepsi birbirinden yetenekli bu 8 isim içinden favori seçmek oldukça zordu. Fakat 1.'liğin ilanından sonra Serre'in tasarımlarını inceleyince kendisinin yeteneğinin ve yaratıcılığın farkına varmamak imkansız. Serre, şu an halen Paris'te Balenciaga'da çalışıyor ve aynı zamanda da bir başka prestijli moda yarışması olan Andam'ın finalistleri arasında. Nicholas Ghesquiere ise Marine Serre için Sadece 25 yaşında olmasına rağmen yaratıcılığı ve vizyonu yüksek olan biri. Kendi jenerasyonun sesi olduğuna eminim açıklamasını yapıyor. LVMH ödülünden bahsederken, jürideki göz dolduran isimlerden bahsetmeyi de ihmal etmeyelim. Bu seneki 1.'yi açıklayan isim Rihanna oldu. Yarışmada 1.'lik dışında bir başka ödül de bulunuyor. Kazanana 300.000 Euro ödül verilirken, Özel Ödül kategorisi altında da her sene bir başka yarışmacıya 150.000 Euro veriliyor. Bu isim de Kozaburo Akasaka oldu. Akasaka'nın 90'ların müzik gruplarından ve New York'taki altkültürlerden ilham aldığı koleksiyonu bu ödülü hakkettiğini fazlasıyla gösteriyor. Bakalım kazandıkları bu ödüllerle Marine Serre ve Kozaburo Akasaka'yı moda dünyasında nerelerde göreceğiz. İkisini de takip etmeye devam edeceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/lvmhprize/", "text": "Dünyanın en büyük lüks tüketim ürünlerini üreten şirketler grubu olan LVMH -Moet Hennessy Louis Vuitton- 2014 yılında genç moda tasarımcılarını desteklemek ve teşvik etmek için LVMH ödüllerini başlattı. Genç tasarımcılar için moda sektöründeki en önemli ve prestijli ödüllerinden biri olma özelliğini taşıyan LVMH Prize modaya uluslararası ölçekte canlılık ve yaratıcılık katmayı amaç edinmiş bir ödül. Geleceğin en umut veren moda tasarımcısı olabilmeniz için LVMH şirketler grubu içerisinde bulunan moda evlerinin kreatif direktörlerinden oluşan jüriyi etkilemeniz gerekiyor. Bu jüride Nicholas Ghesquiere , Marc Jacobs , Karl Lagerfeld , Humberto Leon ve Carol Lim , Phoebe Philo , Riccardo Tisci gibi moda otoriteleri yer alıyor. Geçen yılın kazananları Marques'Almeida markası ile bilinen Paulo Almeida ve Marta Marquez 300.000 euroluk ödülün de sahibi oldu. Ödülleri Natalie Portman tarafından verildi. Onları izleyen Fransız tasarımcı Simon Porte Jacquemus da ikinci oldu ve 150.000 euroluk ödülün sahibi oldu. Bunların yanında markalarının gelişimi ve takibi için bir yıllık profesyonel danışmanlık hizmeti de para ödülüne eşlik ediyor. Bu sene yarışmaya son başvuru tarihi Mayıs 2016. Amerika'da bulunan CFDA Vogue Moda Fonu, moda endüstrisi ve lüks sektörünün, yarının yeteneklerini keşfetmedeki sorumluluğunu gözler önüne seriyor. Ülkemizde de benzer olarak İHKİB'in 22 yıldır düzenlemiş olduğu ve Ekonomi Bakanlığı tarafından da desteklenen Koza Genç Moda Tasarımcıları yarışmasını örnek gösterebiliriz. Jüri İHKİB yönetim kurulu başkanı Volkan Atik, İMA genel direktörü Seda Lafçı, Vogue Türkiye'den Seda Domaniç, Banu Bölen, Hatice Gökçe, Mehtab Elaidi,Güneş Güner Işık, Atıl Kutoğlu, Hakan Yıldırım gibi moda sektörünün çeşitli alanlarındaki önemli isimlerden oluşuyor. Birinciye 20.000TL'lik ödül ve yurtdışında 1 yıllık moda ve İngilizce eğitimi hakkı veriliyor. Ayrıca dereceye giren ilk 10 finaliste İstanbul Moda Akademisi'nin düzenlemiş olduğu eğitim programlarından Moda Tasarımı ve Yönetimi'ne katılma hakkı sağlanıyor. Koza Genç Moda Tasarımcıları yarışması Hakan Yıldırım, Arzu Kaprol, Elif Cığızoğlu, Ümit Ünal, Zeynep Tosun, Özgür Masur, Hatice Gökçe ve Zeynep Erdoğan gibi bir çok tasarımcıyı sektöre kazandırdı. 2002 yılında Özgür Masur, yarışmada 3. olmuştur. Günümüzde minimal tasarımlardan oluşan sofistike parçalar tasarlamaktadır. Aynı şekilde 1998 senesinin birincisi olan Hakan Yıldırım, H by HAKAAN YILDIRIM markasıyla Londra Moda Haftası'nda koleksiyon sunmaya devam etmekte."} {"url": "https://modakariyeri.com/maison-valentino-tum-dunyada-enerji-tasarrufu-yapacak/", "text": "Valentino, 6 Ekim 2022'den itibaren, tüm butiklerinde ışıkların saat 22.00 itibariyle söndürüleceğini duyurdu. Sürdürülebilirlik hedeflerine ve bilinçli tüketime önem verdiğini belirten markanın bu insiyatifi globalde yaklaşık 95 butiği kapsıyor. Lights Off Campaign adını verdiği insiyatifle, Valentino günlük 800 kilovatlık bir enerji tasarrufu sağlayacağını ve bunun yaklaşık 13 bin ampulün saatlik enerji tüketimine denk geldiğini duyurdu. Maison Valentino, yaptığı çağrıyla tüm takipçilerini ve kitlesini bilinçli tüketime davet etti. Valentino mağazalarında vitrinler, depolar, mağaza içi ışıklandırmalar söndürülecek. Mağaza içinde acil durum için kullanılan ışıklar ise güvenlik nedeniyle açık kalacak. Valentino bu kararın sadece tasarruf amaçlı olmadığını, şirket olarak değer verdikleri sürdürülebilirlik hedeflerini ne kadar ciddiye aldıklarının bir göstergesi olduğunu belirtti. Valentino halihazırda İtalya'daki ofis, mağaza ve fabrikalarında 80% yenilenebilir enerji kullanıyor. Valentino #ValentinoForAChange etiketiyle sürdürülebilirlik hareketlerini paylaşıyor. Greenpeace ile yaptığı işbirliğiyle 2013 yılından beri üretimde zararlı kimyasal atıkların azaltılması için çalışıyor. Marka üretim atıklarının incelenmesi ve raporlanması sürecini ve sürecin sonuçlarını websitesinde paylaşıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/marka-ganni/", "text": "Yükselen trendlerin arasında sıklıkla rastladığımız, cool girl imajını bize ekranlardan bile hissettirebilen, İskandinav tarzının en iyi temsilcilerinden biri Ganni. 2000 yılında bir kaşmir markası olarak kurulan Danimarka bazlı moda evi, günümüzde yeni neslin en çok tercih ettiği markalardan biri. Fakat bu popülaritesinin nedeni sadece ürettiği rahat, spor, minimal ama aynı zamanda şık parçalar değil. Ganni sosyal ve çevresel duyarlılık ekseninde yaptıklarıyla, ürettikleriyle, bir moda evi olarak sorumluluklarından kaçmayarak z jenerasyonunun favorisi olma yolunda. Günümüzde modern, feminen ve maskülen dengesini birlikte kullanan, rahatlığın ön planda olduğu dikkat çekici sokak stilleri revaçta. Ganni moda anlayışı olarak tam da bunu size sunuyor. Kreatif direktör Ditte Reffstrup markayı 9 yıl önce kimsenin tanımadığı Kopenhag kızı olarak tanımlıyor ve şöyle devam ediyor, Ganni benim, arkadaşlarımın, sokakta gördüğüm insanların bir versiyonu. Sokakta elbisesi ve spor ayakkabılarıyla bisiklete binerken gördüğünüz, eforsuz görünen o kişi.. Ganni, ilhamını müşterilerinden alan bir marka. Neyin moda dünyasında popüler olduğuna değil, sokakta popüler olana odaklanan ve her zaman kendi müşterilerinin ulaşabileceği bir çizgide ilerlemeyi hedefleyen bunu yaparken de kadınları birbirini desteklemeye ve ilham vermeye teşvik eden bir marka. Herkesi kucaklayan #GanniGirls kampanyası ise, reklam amacından daha çok bir komünite yaratmayı hedefliyor. 2015 yılında, model Helena Christensen ve Kate Bosworth katıldıkları bir davette aynı Ganni ceketi giydiklerini fark edip bunu Instagram'da #GanniGirls etiketiyle paylaşınca başlayan bu hashtag günümüzde markanın başarı hikayesi olmuş durumda. Ganni kızı diye adlandırdığımız kavram artık sadece bir stil değil, bir davranış ve kendini ifade etme biçimi. Instagram hashtagine göz attığınızda ise gerçekten herkesin kendini en iyi şekilde ifade ettiğine inandığı pozları görmeniz ve ilham almanız mümkün. Modanın sürdürülebilirliği hepimizin kafasında ikilem oluştururken, moda dünyayı en çok zehirleyen endüstriyken, hepimizin daha bilinçli tüketimler yapması gerekirken, Ganni çok net bir şekilde ben sürdürülebilir bir marka değilim diyor. İlk duyduğunuzda kulağa kötü gelse de markanın kurucuları Nicolaj & Ditte Reffstrup bu durumu modanın merkezinde yenilik ve tüketim olmasına bunun da sürdürülebilirlikle zıt düşmesine bağlıyorlar. Bu ikilem onları sürdürülebilir bir moda evi olmadıklarını şeffaf bir şekilde söylemeye ama sorumluluklarının farkında olmaya itiyor. Ganni günümüzde sürdürülebilirliği sadece bir etiket olarak kullanan markalardansa, şeffaf bir şekilde geri dönüşüm ve sürdürülebilirlik adına olan çalışmalarını herkesle paylaşıyor. Mağazalarında ikinci el ürün satmaları, tüm plastik paketlerinin geri dönüştürülebilir ve tekrar kullanılabilir olması, döngüsel ekonomi modelini baz almaları, geri dönüştürülmüş kumaş kullanmaları ve koleksiyonlarında aynı desenleri kullanarak insanları önceki sezonlarda aldıkları ürünleri kullanmaya teşvik etmeleri sürdürülebilirlik adına bir markanın yapabileceği en önemli şeylerden bazıları. Ganni bununla da kalmayıp, kendi merkezlerinde geri dönüşümü ihmal etmeyip, kendi mantarlarını yetiştiriyor, kahve kalıntılarından sabun yapıyor ve kendi baharatlarını yetiştiriyor. Markanın kurucuları bunların aslında bir moda evi olarak sorumlulukları olduğunu her fırsatta belirtiyor. Bu süreci ise en şeffaf şekilde takip etmenize olanak sağlıyor. Kendi sitelerinde yayınladıkları sorumluluk projeleri ve hedefleri doğrultusundaki raporlara göz atabilirsiniz. Ganni'nin sürdürülebilirlik adına sosyal ve çevresel etkileri göz ardı edilebilecek gibi değil. Birkaç gün önce artık B Corp sertifikalı olduklarını açıklayan marka, toplamda 200 üzerinden 90.6 alarak bu başarılarını kutlasa da daha yapabileceğimiz çok fazla şey var bu yolda diyerek şimdiden kendilerine 150/200 hedefi koymuş durumda. B Corp sertifikası kar amaçlı şirketlerin sosyal ve çevresel performanslarına göre puanlanarak verilen özel bir sertifika. Şirketlerin bu sertifikayı alabilmek için en başta şeffaflık ilkesini gerçekleştirmeleri bekleniyor. Ganni de B Corp sertifikalı şirketler arasına girerek sosyal ve çevresel çalışmalar, şeffaflık ve çevresel sorumluluk adına en yüksek standartları sağladığını gösterdi. Markanın kurucusu Nicolaj Reffstrup B Corp sertifikalı olmak takım olarak kendi sorumluluklarımız adına çıktığımız bu yolda göstermiş olduğumuz çalışmaların bir beyanı. 90.6 puana ulaşmak kutlanması gereken bir başarı ama önümüzde hala gidilecek uzun bir yol var. Diyerek markanın çalışmalarına devam edeceğini duyuruyor. Ganni kendinden söz ettirmeye projeleri ve kampanyalarıyla da devam ediyor. Ahluwalia, New Balance, Vestiaire Collective, Juicy Couture gibi isimlerle yaptığı kampanyaların ardından şimdi de karşımıza Levi's ile çıkıyor. Kampanya yüzü olarak z kuşağının en sevilen influencerı Emma Chamberlain ile çalışan Ganni, bu koleksiyonda doğadan ilham alarak sürdürülebilirliğe odaklanıyor. 8 parçadan oluşan koleksiyonda organik pamuk ve bitki özlü doğal boyalar kullanılmış. İskandinav tarzını Amerikan tarzıyla buluşturan koleksiyon beğenileri topladı. Denim sektörü çevresel açıdan gerçekten büyük bir tehdit oluşturuyorken, denim markalarını böyle sürdürülebilir iş birliklerinde görmek hepimiz için çok sevindirici. Ganni'nin bugünkü popülaritesinde üretilen parçaların elbette payı var, ama en büyük pay Ganni'nin bir markadan çok bir yaşam tarzı satmasında. Bize modayı severken sürdürülebilirliği, geri dönüşümü unutmadan tüketimlerimizi bilinçli yapabileceğimizi gösteren, şeffaf ve sorumlulukların farkında bir marka Ganni. Gerek ürünlerinin fiyatlandırmasıyla gerek komünitesini herkese açmasıyla ve herkese modanın temelinde yatan kendini ifade etme özgürlüğünü sağlamasıyla Z jenerasyonunun kalbini kazandı diyebiliriz. Geriye dönüp baktığımızda, Ganni her zaman hikayesi olan bir moda evi olarak anılacak. Ganni gibi sorumluluklarının farkında, yeni neslin sesini duyan, yaratıcı ve duyarlı markaların çoğalması ise en büyük dileğimiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/marka-gocmenleri/", "text": "Ancak Marka Göçmenİeri bu marka ile etkileşimleri sınırlı olduğu halde kendilerini bu marka topluluğuna ait görürler. Örneğin Harvard'dan sadece uzaktan eğitim yoluyla sertifika alan bir kişinin cv'sine Harvard yazması bir göçmen davranışı örneği olarak tanımlanmış. Ya da Prada yazılı tanıtım amaçlı bir anahtarlık kullanıp kendini Prada müşterisi olarak sergileyenler. Bilimsel çalışmalar bu grup kullanıcıların markaya zarar verdiğini ve markanın asıl müşterilerinin, yani vatandaşlarının bu gruba hiç sıcak yaklaşmadığını gösteriyor. Kore'de yaygın bir trend olan pahalı markaların alışveriş torbalarının pazarlarda 30$'a varan fiyatlara satılması bu kavramları daha da gündeme taşımış. Normalde Prada / Marc Jacobs ürünler alamayan kadınların bu torbalardan alıp kullandıklarında asıl müşterilerin gururunun kırıldığı ve markanın prestijinin düştüğü ölçümlenmiş. Aynı trend uzun yıllar önce Bağdat Caddesi'nde gece tezgahlarında ünlü lüks marka torbalarının satılmasıyla baş göstermişti. Peki taklit ürün kullanımından çok daha farklı ve bazı koşullarda çok daha zararlı olabilecek bu olguyu kontrol etmek için lüks markalar neler yapıyor? Marka Göçmenlerinden ziyade kendilerine hayran ve zararsız olan Marka Turistlerine yatırım yapıyorlar. Heineken müzesi, Louis Vuitton müzesi, en ünlü üniversitelerin açtıkları Coursera çevrimiçi dersleri ve sertifikaları bu önlemlere bazı örnekler. Bellezza, S., & Keinan, A. (2014). Brand Tourists: How Non Core Users Enhance the Brand Image by Eliciting Pride. Journal of Consumer Research,41(2), 397-417."} {"url": "https://modakariyeri.com/marka-jacquemus/", "text": "Jacquemus şüphesiz günümüz moda dünyasının en popüler isimlerinden. Micro çanta trendinin öncüsü, sosyal medyada her fırsatta kendinden söz ettiren markayı ve markanın kurucusu Simon Porte Jacquemus'u daha yakından tanıyalım. Simon Porte Jacquemus 1990 doğumlu bir Fransız. Çiftçi bir ailenin çocuğu olarak Güney Fransa'nın küçük bir şehri olan Mallemort'da büyüdü. Büyüdüğü çevre, doğa, iklim Simon'ın en büyük ilhamlarından. Güney Fransa kırsalının havasını tasarımlarında hissettiriyor. Öte yandan her zaman bir Parizyen olma hayaliyle büyüyen tasarımcı, 18 yaşına geldiğinde bu hayallerini gerçekleştirmek için Paris'e taşındı. Küçük yaştan itibaren kumaşlarla oynamayı seven Simon'ın bu yolda en büyük destekçisi annesi olmuş. Jacquemus adını Simon'ın hayatını kaybeden annesi Valerie'nin kızlık soyadından alıyor. Henüz 19 yaşındayken kurduğu Jacquemus günümüzün en popüler markalarından biri. 2009 yılında ilk koleksiyonunu çıkaran tasarımcı 2012 yılında Comme des Garçons'da satış asistanı olarak çalışarak kendi markasını finanse etmeye devam etti. Bu dönemdeki koleksiyonlarını daha naif, çiğ ve güleç olarak tanımlıyor Simon. 2015 yılında LVMH tarafından düzenlenen Prize for Young Designers yarışmasında Virgil Abloh, Demna Gvasalia gibi isimlerle finale kalan Jacquemus her ne kadar birinci olamasa da jüriyi etkilemeyi başardı ve günümüzde Karl Lagerfield Special Prize olarak geçen özel ödüle layık görüldü. Simon markası için belirlediği köklerini güney Fransa'dan alan parizyen minimal tarzının tohumlarını o dönemde atıyor. Günümüzde Jacquemus bir marka olarak minimal, asimetrik, sürrealist, eforsuz parçalarıyla öne çıkıyor. Jacquemus adını daha sık duymaya başlamamız ise 2017 yılında moda dünyasında bir devrim yaratan Le Chiquito micro çantalarla başladı. Kim Kardashian, Rihanna, Dua Lipa gibi isimlerde gördüğümüz içine neredeyse hiçbir şey sığmayan bu minik çantalar yıllarca sürecek küçük çanta trendinin öncüsü oldu. 2018 yılında erkek giyim de sunmaya başlayan Fransız moda evinin bir sonraki büyük hamlesi ise 2019 yılında bir lavanta tarlasının ortasında gerçekleştirdiği İlkbahar/Yaz 2020 defilesi oldu. Markanın 10. Yıl dönümünü kutladığı Le Coup De Soleil koleksiyonu Valensole isimli Güney Fransa kasabasında lavantalar içinde moda tarihinde unutulmayacak bir defileyle sunuldu. Bu etkinliklerin yadsınamayacak etkisi ile birlikte markanın popülaritesindeki en büyük sır sosyal medya. Instagram'da daha önce örneğine az rastladığımız bir şekilde karşımıza çıkıyor Jacquemus. Ulaşılması zor lüks bir moda algısı yerine daha sıcak daha samimi ve hepimiz gibi selfielerle paylaşıyor markasını. Bunu yaparken estetik güzellikten de geri kalmıyor ve markasının imzası olan canlı maviler pembeler yeşiller daha minimal toprak tonlarıyla birleşerek görsel bir şölen sunuyor. Bize hepimizin günlük hayatından bir parça sunan tasarımcı arkadaşlarıyla fotoğraflarını, sevgilisini, tatilini yaratıcı bir göz ardından bizlerle paylaşıyor. Markasının tanıtımını günlük hayatın içinden fotoğraflarla birleştirmesi hepimizin markaya bakış açısını değiştiriyor ve daha ulaşılabilir bir algı yaratıyor. Jacquemus'un sosyal medyadaki varlığı sadece takip etmesi keyifli bir hesap olarak kalmıyor. Aynı zamanda müşterilerine de Jacquemus dünyasının bir parçası olmayı, insanlara bunu göstermeyi hedefleyerek çok doğru bir sosyal medya stratejisi çiziyor. Tasarımcıyı son olarak genç nesli de kazanmak istemesiyle Tiktok'da samimi içeriklerle görüyoruz. Simon'ın yarattığı Jacquemus dünyasının en somut örneği 2021 yılında Paris'te açtığı pembe temalı pop up store. Pandemi ile kapanan fiziksel mağazaların alternatifi olabilecek bir yaklaşımla karşımıza çıkan marka 7/24 açık olan, otomatı andıran bir satın alma deneyimi sunan pop up mağazanın en dikkat çeken yanı ise mağaza ve ürünler dahil her şeyin tamamen pembe renkten oluşmasıydı. Markanın bu hareketi anında instagramda viral oldu ve uzun kuyruklarda bekleyen müşteriler bu deneyimi Instagram'da paylaşarak Jacquemus dünyasının bir parçası oldu. Paris'teki ilk pop-up mağazanın reklam başarısı 2022 Sonbahar/Kış Milano Moda Haftası'nda ikinci pop up mağaza bu sefer beyaz temasıyla yerini aldı. Pop up mağazaların sosyal medya ile getirdiği başarı o kadar büyüdü ki, markanın üçüncü pop up mağazası Londra'da 3 farklı lokasyonda Le Blue ismiyle açıldı. 3 lokasyonda farklı deneyimler sunan pop up mağazaların biri ise tamamen insanların fotoğraf çekmesi ve paylaşması için kurulan sürrealist bir soyunma odasıyken, diğer iki mağazada ise markanın Le Splash koleksiyonu satıştaydı. Son olarak Fransız moda markası pop up mağazaların başarısının ardından kendi kalıcı mağazasını yine Paris'te Eylül sonunda açtı. Minimal tarzda, krem renginin ağrılıkta olduğu mağaza tasarımda bir patlamış mısır makinesi dikkat çekiyor. Markanın en çok konuşulan anlarından biri ise Nike ile yaptığı iş birliği. Mayıs ayında duyurulan Jacquemus + Nike iş birliği kadın spor giyimini markanın minimal tarzıyla buluşturuyor. 28 Haziran'da piyasaya çıkan ve kısa sürede tükenen koleksiyonun yakın zamanda satışa çıkacak devam parçası ise tamamen pembe bir Nike Air Humara LX. Jacquemus tasarımı altında beyaz ve kahverengiden sonra pembe olarak karşımıza çıkan spor ayakkabı markanın 10. Yılını kutladığı lavanta tarlasında gerçekleşen Le Coup De Soleil koleksiyonundan ilhamını alıyor. Jacquemus'un genç bir tasarımcı olarak yaratıcı parçaları ile moda dünyasına kattıkları inkar edilemez. Bununla birlikte Simon Porte Jaquemus kısa sürede sosyal medyanın pazarlama gücünü kullanarak günümüzün en popüler isimlerinden biri olmayı başardı. Markasını bir hikaye anlatımı olarak sosyal medyada hepimizin önüne sunan tasarımcı aynı zamanda samimiyeti, sıcak kanlılığı, neşesi ile de herkesin gönlünü fethetmiş durumda. Bir yanımız Jacquemus bu sezon ne yapacak diye merakla beklerken, diğer yanımız Jacquemus dünyasının bir parçası olmak, marka ile özleşmek için can atıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/marka-logolari-reilly/", "text": "Nike'ın meşhur çizgisi, Chanel'in içiçe geçmiş C harfleri, Karl Lagerfeld'in kafası.. logo ve semboller markaları bir çırpıda tanımamızı sağlayan en önemli güçlerden. Londra'da yaşayan grafik tasarımcı Reilly, marka logoları ile eğlenceli bir çalışmaya imza atmış. Bilinen markaların logo ve isimlerini eşleştirmiş. Ortaya oldukça ilginç, algısal bir kargaşa çıkmış. Lüks markaların logolarını her sektörden uygun fiyatlı logolarla içiçe geçiren Reilly çalışmasıyla şu sıralar moda dünyasında ihtiyaç duyulan mizaha bir parça da olsa yer vermeyi başarmış. Amacım sadece insanların logolara başka açılardan bakmasını sağlamak. Gündelik hayatımızda yüzlerce logo etkisi altında kalıyoruz. Bir gün neden tüm bu logoları birbiriyle karıştırıp bunlarla biraz eğlenmeyelim ki diye düşündüm ve ortaya bu proje çıktı diye çalışmasını özetliyor. 'Dünyaca Ünlü Markaların Logoları Nasıl Doğdu?' yazısının 1. ve 2. kısmında hafızalarda yer etmiş, olmazsa olmaz logoların hikayelerini incelemiştik. Okumak için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/markakiskancligi/", "text": "Belki bu markalara aşk, ve hatta ötesinde kıskançlık duyuyoruz. Pazarlama literatürü uzun süre boyunca marka sadakati ile meşgul oldu. Çünkü insanların markalara bağlanması ve tekrar tekrar satınalması isteniyordu. Ancak ondan sonra asıl amacın marka aşkı yaratmak olduğu öne sürüldü. Lovemarks listeleri gibi araştırmalara ağırlık verildi ve Coca-Cola, Google gibi aşk duyulan markalar örnek gösterildi. Literatür birkaç yıldır aşkın karanlık yüzüyle uğraşıyor: marka kıskançlığı. Çok sevilen markaları arkadaşlar, akrabalar gibi başka kişilerde gözlemlendiğinde duyulan acı, biz o markaya sahip değilsek daha da fazla hissediliyor. Bu aşkın karanlık tarafının diğer bir sonucu da doğal olarak aynı mağazadaki diğer alışverişçilerin potansiyel düşmanlar olarak görülmesi. Herkes zaman zaman favorisi olan bir mağazada dolaşırken diğer müşterilere kızıp sen kim bu kıyafetler kim? diye isyan etmişizdir. Artık araştırmacılar da bu duygunun ve sonuçlarının peşinde. Elbette marka aşkı ve kıskançlığını sadece kadınlar ve moda markaları olarak düşünmemeliyiz. Arkadaşı favori marka arabasını satın alan erkekler ya da Harley Davidson geçerken arkasından bakan erkekler de bu kategoride... Özellikle kimliğimizi ve statümüzü güçlendirdiğini düşündüğümüz markalara karşı kıskançlık duyma ihtimalimiz de gündelik markalara kıyasla daha yüksek. Son araştırmalar ise marka kıskançlığının ateşleyici bir güç olarak aslında tüketiciyi daha da motive ettiği, marka tutkusu yarattığını gösteren bir döngü çiziyor. Sarkar, A., Krishna, G. R., & Rao, K. S. (2014). Brand desire and brand jealousy: Routes to persuasion. The Marketing Review, 14(3), 265-278."} {"url": "https://modakariyeri.com/markalar-2016dan-cok-cekti/", "text": "McKinsey'in yaptığı araştırma dünyada moda sektörünün $2.4trilyon bir büyüklükte olduğunu ortaya koydu. Bu, dünyanın 7. büyük ekonomisine denk gelen bir hacim. Ve tamamlanmasına günler kala moda sektörünün 2016 yılını %2 ila %2.5 bir büyüme ile kapatacağı konuşulur oldu. Bu ise 2009'daki Mortgage Krizi döneminden beri sektörün gördüğü en kötü yıl demek. Sadece Türkiye değil, tüm dünya için. Öyle bir geçti ki bu sene, '2016'i nasıl tarif edersiniz?' diye farklı kitlelere hitap eden büyük markalara sorulduğunda cevap hep şöyle geldi; 'zorlayıcı, önümüzü görmediğimiz, tatminsiz bir yıl'. İlk konu elbette güvenlik konusundaki tedirginlik. Nihayetinde Brüksel havalimanında dahi bombaların patladığı bir seneden bahsediyoruz. Güvenli hissetme endişesi, artan göç ve terör tehdidi turizmi baltalarken beraberinde alışveriş halet-i ruhiyesinden de çıkarıyor insanı.. Almayı düşünememeyi geçtim, almayı anlamsız bulduğumuz bir dönemden geçiyoruz. Markalar için daha büyük bir tehdit, daha zorlayıcı bir 'challange' olabilir mi? Bir de üzerine Çin'deki beklenenin altı büyüme emareleri, Brexit çilesi, Trump'ın seçilmesi, dünyada genel GDP büyüme endeksinin iyi seyretmemesi gibi etkileri dizince tablo iyice kararıyor. Dedim ya senenin en belirgin karakteristiği 'belirsiz' olması idi... Tam düzeliyor derken rakamlar bir haberle tepetaklak oldu. Tam umudu kesmişken düzelme eğilimi gösterdi. Öylesine karmakarışık, kaos dolu bir sene... Ancak artık ezberlediğimiz kişiselleştirme ve işbirliği trendlerinin dışında bu sene başka bir şey daha oldu. Dünya hızla kutuplaşmaya doğru giderken, Trump Amerika'daki Meksikalıları, Esad kendi halkındaki Sünnileri ötekileştirirken, İngiltere kendini Avrupa Birliği'nden ayrı görüp sıyırma kararı alır, Türkiye paralel yapılanma ile 'siz-biz' noktasına kendini darbe ile karşı karşıya bulurken moda markaları buna tam zıt bir tavır sergiledi. Moda kendi alanında demokratikleşti. Sektör oyuncuları öyle adımlar attı ki bütüncül bir yaklaşımla, tüm kesimleri kucaklamaya ant içmiş gibi.. Dünyanın ruh halinden hiç etkilenmeyecek bir kopuklukta olsaydı dahi, Türkiye'nin kendi iç psikolojisi 2016 moda sektörünün kötü geçmesi için yeterdi. Artık günlük yaşamımızın içinde hissettiğimiz bombalardan mı bahsedelim, değeri eridikçe eriyen Türk Lirası'ndan mı, ülkenin turistten arınmış kimliğinden mi bahsedelim (yaz ortasına kadar 1 tane Rus turist dahi ağırlayamadığımız sene bu sene idi), yaşadığımız darbe girişimi kabusundan mı... Alışverişin psikoloji ile ne kadar ilintili olduğunu düşününce bunların tek bir tanesi bile 'daha az almak' için başlı başına sebep. 2016'da C&A Türkiye'den çıkış yaptı. Burberry Suadiye'deki dev mağazasını kapattı. Mango birçok yerde mağaza kapama hazırlığına başladı... Wepublic ve DSquared gibi pazara yeni giren oyuncular da vardı ama onlar da moralleri yüksek tutmaya yetmedi. Moda sektörü söz konusu olduğunda Türkiye zaten ağırlıklı olarak yerli üretim ve tüketimden beslenen bir ülke. LC Waikiki, Koton, Kiğılı... Bu markalar Türkiye moda piyasasının en büyük gerçeği. Peki Türkiye'de filizlenerek 2016'da tavan yapan en yeni trend neydi? Yanıt için biraz etrafınızdaki kişileri inceleyin derim. Balenciaga çantalar yerine Mehry Mu'ları koluna takıp gezenler az mı? Hermes yerine Rumisu bir eşarbı boynuna iliştirenler, bikinisini Lily&Rose, takılarını Bee Goddess'tan tercih edenler?? Türkiye'de artık her kesimden insan Türk markalarını daha çok tercih eder oldu. Çünkü konjonktüre rağmen Türkiye'de tasarım ve markalaşma son dönemlerde oldukça sağlam ilerledi. Bu da Türk ürünleri için pazarın büyümesine sebebiyet verdi. bulacağına işaret ediyor. Dijitalleşen sistemin, değişen iletişim modellerinin ve daha da yaygınlaşacak e-ticaret alışkanlığının bulutların dağılmasına en büyük etken olacağı konuşuluyor. Lüks moda evleri için ise ferahlamanın en çok üzerinde durulan yolu 'see now, buy now' olarak tasvir edilen yeni model. Yani defile gerçekleşir gerçekleşmez podyumdaki kıyafetlerin satışa sunulabilir kıvamda olması. Geçtiğimiz sene Tom Ford, Burberry, Tommy Hilfiger ve Ralph Lauren gibi markalar bu yeni düzene destek verdiklerini, ve hatta baş döndürücü hızla ilerleyen moda dünyasında rekabet edebilmek için bunun tek çıkar yol olduğunu düşündüklerini açıklamışlardı. Ancak görünen o ki, hangi marka nasıl bir yolu belirlerse belirlesin toparlanmanın markaların çabasından çok daha fazlasını gerektireceği gerçek. Çünkü alışveriş isteği kamçılanmadan, huzur olmadan, cepte yeterli para bulunmadan, bir şeyi beğenmek için dahi evden çıkacak keyif hissedilmeden, markalar ne yapsa delik bir havuzu doldurmaya uğraşmak gibi olur."} {"url": "https://modakariyeri.com/markayaratmak/", "text": "Polimoda'nın dekanı Danilo Venturi Rus be-in.ru moda platformuna verdiği röportajda bir moda markasının kimliğini yaratma yolunda olanlara önemli beş ipucu verdi. Hiçbir zaman segmentasyon ve hedeflerden başlamayın, daha çok tasarımcının vizyonu, etik değerleri ve estetik anlayışından başlayın. Tasarımcılar bir futbol takımının direktörü gibi kolay değişir sanmayın. Ürünlerdeki farklılaştırıcı unsurları göz önüne alarak ve uzun vadede sosyal trendleri gözlemleyerek, iş modelinizi tasarımcının kimliğine uydurun. Armani'nin 70'lerde yaptığı gibi...dekonstrükte ceketi yaratarak o dönem erkeğinin yeni beklentilerini çok iyi sezmişti. Rakiplerinizin hedef kitlenizin zihninde kapladığı yeri iyi analiz edin ve marka değerlerinizi en boş olan alana yerleştirin. Amacınız kazanmak ve bugünün doygun pazarında kötü versiyonlar için yer yok. Hiçbir zaman değişmemesi gereken görsel elementlerinizi ve değişebilecek olanları belirleyin. Bu şekilde zamansız, aynı zamanda da güncel olmayı başarabilirsiniz. Chanel'in yaptığı gibi. Marka hikayenizi derin metaforlara ve evrensel hikayelere dayandırın ki müşterilerinizin bilinçaltına hitap edebilesiniz. Unutmayın ki kişiler rasyonel düşünürler ama kararlarının %90'ı duygusaldır."} {"url": "https://modakariyeri.com/marker-kullanma-kilavuzu/", "text": "Kolay uygulama tekniklerine sahip olması ve renklendirmeyi diğer malzemelerden daha çabuk tamamlamaya olanak sağlaması markerların bu kadar çok tercih edilmesinin nedenlerinden. Marker tekniği birçok boyanın uygulama tekniğinden daha basit olsa da bu konuda dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var. Bu yazıda kendi tecrübemden yola çıkarak, kısaca size marker kullanırken nelere dikkat etmeniz gerektiğinden ve bu teknikte nasıl uzmanlaşabileceğinizden bahsedeceğim. Piyasada çok çeşitli marker kalemler bulabilirsiniz. Ancak temelde markerlar uçlarına göre iki çeşide ayrılırlar: Kesik uçlu marker ve fırça uçlu marker. İki ucun da hem avantajı hem dezavantajı olabiliyor çizime göre. Kesik uçlu marker kalemler haliyle daha keskin hatlı geometrik çizimler için kullanım kolaylığı sağlarken, fırça uçlu olanlar ise genel ışık dağılımını daha homojen verebilmekte. Uzmanlaştığınız takdirde bu iki kalemi de istediğiniz her türlü çizimde rahatça kullanabileceğinizin altını çizmek istiyoruz. Deneme yanılma ile hangisinin size daha uygun olduğunu keşfedebilirsiniz. Kalem ucundan bağımsız olarak markerlardaki en önemli ayrıntı boyanın kuruma veya kat yeme süresi. Aslında bu tamamen çiziminizin mükemmel olmasındaki en önemli kriter. Burada iş hem size hem de markera düşüyor. Kimi markerlar siz bir sonraki kata geçmeye başlamadan kurumaya başlar, bu yüzden de olur da yanlışlıkla aynı yeri tekrar boyarsanız istemsiz yeni bir gölge oluşturmuş olursunuz. Bir diğer türde de siz kalemi kaldırmadan boyamaya devam ettiğiniz sürece boya homojen olarak dağılmaya devam eder, bu sayede siz istemeden yeni bir kat boyamış olmazsınız. Markerla boyama tekniği sulu boya tekniğine çok benzer. İkisi arasındaki temel fark ise marker kullanırken su gerekmez J Sulu boya tekniğine benzemesinin sebebi tıpkı o teknikte olduğu gibi ışıktan gölgeye geçerken katman katman boya geçilmesi. Yani çiziminizdeki ışık ve gölgeyi belirlerken ışık alan bölgeleri belirledikten sonra gölge olacak kısımlar için gölge koyuluğuna göre tekrar kat geçersiniz. Bunu aynı Photoshopta boyama yaparken katman kullanmak gibi düşünebilirsiniz. Gölge istemediğiniz yerden tekrar markerla geçmemeye özen gösterin. Tam ışık ve tam gölge kısımların arasında mutlaka ara ışık ve gölge geçişleri için katman boyayın. Yani tam ışık için 1 kat marker geçtiyseniz ve tam gölge kısım için de 3 kat marker geçtiyseniz ikisinin arasındaki bölgeye de mutlaka 2 kat geçmiş olmalısınız, bu sayede daha gerçekçi bir geçiş ve boyama elde edersiniz. Katmanlar birbirine geçip kuruduktan sonra istediğiniz görüntüyü elde etmiş olacaksınız. - Yeni başlıyorsanız çizimdeki ışık-gölge kısımlarının sınırlarını çok hafif bir şekilde normal kalemle belirtin. Ancak çizginin üstünden hamur silgiyle geçerek çizginin görünürlüğünü seyreltmeyi unutmayın. Açık renklerin kapatıcılığı çok fazla olmadığından, sınır belirlemeyi açık renk uygulamalarında kullanmayın; kalem çizimi alttan görünecektir. - Yeni markerlarınızı mutlaka esas çizimde kullanmadan önce herhangi başka bir çizimde deneyin ve kuruma-dağılma karakterini inceleyin. - Ne çok yavaş ne çok hızlı boyamayın. Yavaş boyarsanız boyamada dalgalanma oluşur, hızlı boyarsanız eliniz alışık olmadığından taşırırsınız ve maalesef markerlar taşınca silinmiyor... - Çiziminizi renklendirmeden önce mutlaka üstüne hamur silgiyi hafifçe bastırıp çekerek üstteki kalem tozunu alın. Resim kalemleri dağılma özelliğine sahiptir, marker üstlerinden geçtiğinde hem markerınızın ucu kirlenir hem de çiziminizde istemeyeceğiniz renk dağılımları oluşur. - Marker kullanımında uzmanlaşana kadar yapacağınız boyamanın aslını gerçekleştirmeden önce fotokopisini alıp kopyalarının üstünde ışık gölge denemeleri yapın, bu sayede esas boyamada tereddüt yaşamazsınız. - Her bir renk için en az 2-3 ton almanız boyamayı daha verimli gerçekleştirmemizi sağlar."} {"url": "https://modakariyeri.com/mary-quant/", "text": "1960'lı yıllarda, moda dünyasına damgasını vuran değişiklik, teenage kesimin eline geçen, harcanmaya hazır gelir olmuştu. Cepleri sadece kendilerine ayırabilecekleri bir gelirle dolan genç kesim, moda dünyasına kendi diledikleri gibi yön vermeye başladı. Bu dönemde, moda dünyasının gözleri, yeniliklerin bir grup genç, yetenekli tasarımcının ellerinden çıktığı Londra'ya dikilmişti. Şehrin moda dünyasındaki dönüşümde ise, elinde vizyonunun dışında pek bir şey olmadan yola çıkan, kafa göz yara yara da olsa bu vizyonu hayata geçiren ve kısa sürede özgünlüğüyle büyük popülerliğe erişen genç Mary Quant'ın rolü büyüktü. Öğretmen bir anne-babanın çocuğu olarak Londra'nın Blackheath isimli taşra bölgesinde doğan ve ailesiyle birlikte sık sık taşınan Quant, modayla ilişkisini küçük yaşlarda eline geçen kıyafetlerin sıkıcılığına karşı verdiği mücadeleyle keşfetmiş, onları dönüştürerek kendine özgü bir tarz yaratmıştı. Ailesinin moda okumasına karşı çıkması üzerine Goldsmiths'te ilüstrasyon okumuştu. Üniversitede tanışıtığı, daha sonra evleneceği sevgilisi aristokrat Alexander Plunkett-Greene ve arkadaşları Archie McNair ile birlikte Londra'nın Chelsea mahallesinde King's Road üzerinde bir binayı satın almışlardı. Bodrum katını Alexander's isminde bir restorana çevirdikleri binanın üst katında ise ilk butiği Bazaar, 1955'te kapılarını açtı. Otobiyografisi Quant by Quant'ta anlattığı üzere, yol yordam bilmeyen gençler her şeyi bolca hata yaparak öğrenmişler, başarı yolunda bolca bocalasalar da hızla büyüyen ünlerinin sayesinde ayakta kalmışlardı. Elbet bu başarıları tesadüfi değildi; bu üçlü farklı yeteneklerini bir araya getirerek oldukça iyi bir ekip oluşturmuşlardı. Mary ekibin tasarım gözüydü, herkesin Plunkett ismiyle çağırdığı Alexander halkla ilişkiler ve pazarlama konusunda yetenekliydi, ve avukatlığı bırakarak fotoğrafçılığa geçmiş olan Archie, girişimlerine hukuki ve yönetimsel alanlarda yön veriyordu. Quant, önceleri gençlere hitap eden giysilerle doldurmayı hedeflediği butiği için dişine göre ürünler bulamayınca, kendi tasarımlarını üretmeye başladı. Genç yaşından edindiği dikiş bilgisi olsa da, tasarım eğitimi olmadığından, üretim hakkında hiç bir fikre sahip değildi. Öyle ki, üretime başladığında kumaşları toptan alabileceğini bilmediğinden Londra'nın pahalı kumaş mağazalarından perakende fiyatına alış-veriş yapıyor, neredeyse zarara giriyordu! İşin kolay yolunu anladıktan sonra ise gün be gün ilerleyen bir üretim döngüsü kurdu; mağazada bir günde tüketilen stoklar, ertesi gün için tekrar hazırlanıyordu, bu döngü oldukça yorucu olsa da, yeniliğe aç müşterilere sürekli yeni stiller sunma olanağı sağlamıştı. Genç girişimciler başarılarının bir kısmını da Londra'da geniş bir çevreye sahip olmalarına borçluydu. Daha kendi işlerini kurmadan önce sahip oldukları popülarite, mekanlarının hızlıca gençlik kültürünün bir merkezi olmasını sağlamıştı. Bazaar, sadece alış-veriş için gelinen bir mağaza değil, adeta sosyal bir mekandı. Bazaar'ın dekoru ve vitrini de alışılagelmiş Londra giyim dükkanlarının zarif ve olgun havasına meydan okur nitelikteydi. Hepsi bir örnek, minnacık bir adım atmaya hazırlanır gibi bir ayağını öbürünün önüne uzatmış duran vitrin mankenlerini beğenmeyen Quant, kendi mankenlerini yaptırdı. Moda fotoğraflarındaki mankenler gibi hareketli pozlar vermesini istediği bu mankenleri, bir vitrin firmasında çalışan heykeltraş bir arkadaşlarının yardımıyla hayata geçirmeyi başardı. Vitrinle ilgili sıradışı olan sadece mankenlerin pozları değildi elbet, her cumartesi gecesi mağazayı kapattıklarında arkadaşlarıyla birlikte vitrini süslerken hayli eğleniyorlardı; vitrin, o dönem için akla hayale gelmeyecek manzaralarla süsleniyordu. Quant biyografisinde Bir keresinde bir fotoğrafçıyı ayaklarından tavana astık, elindeki eski model fotoğraf makinası kendisi de inanılmaz bir açıyla asılı olan bir mankene dönüktü. Elbise o kadar sıradışıymış ki ona iyice bakabilmek için her pozisyona girmeye değermiş izlenimi vermek istiyorduk. diye anlatıyor. Mary Quant'ın ana ilham kaynaklarından birisi Mod estetiğiydi. Mod stili, 1950'ler Londra'sında gençlik kültürüne hakim bir tarzdı; Viktoryen estetiğini Rock'n Roll'la birleştiren bu alt kültür, kendisini keskin, temiz hatlı takım elbiselerle belli ediyordu. Bir başka ilham kaynağı, Chelsea Set olarak bilinen, Chelsea mahallesinde takılan bir grup sanatçı ve entellektüel gencin Beatnik sokak stiliydi. Quant'ın bu elementleri kullanarak yarattığı kendine özgü tasarım dilinde birleştirici etmen ise; beklenmedik oran-orantılar kullanması ve kıyafetleri alışılageldik işlevinin dışında bir şekilde önümüze çıkarmasıydı. Örneğin Viktoryen iç çamaşırlarına hayli benzeyen parçaları tekrar tasarlayarak günlük kıyafet olarak müşteriye sunabiliyordu. Elbise olarak giyilebilecek kadar uzun erkek hırkaları yapıyor, kazakları beyaz plastik yakalarla canlandırıyordu. 1960'lar modasının yeni malzemelerle yaşadığı aşktan faydalanarak giysilerde PVC kullanan ilk tasarımcı olmuştu. Bir tasarım nesnesinin çoğu zaman tek bir kaynağının olmadığını göz önünde bulundurmak gerekse de, Mary Quant'ın mini eteğin ortaya çıkışıyla en sık özdeşleştirilen isim olduğunu söyleyebiliriz. Tasarımcının kendisi bu tasarımla ilişkisini şu şekilde anlatır: Mini eteği keşfeden King's Road'daki kızlardı. Ben içinde hareket edilebilen, hoplanıp zıplanabilen, kolay giyimli, genç, sade kıyafetler yapıyordum ve onları müşterinin istediği gibi kesiyorduk. Ben eteğimi oldukça kısa giyerdim ve müşteriler benden hep daha kısa, daha kısa istediler. O yüzden mini etek, sokak stiliyle tasarımcının bir ortak çabasından ortaya çıkmış olsa da, Mini ismini tasarıma veren Mary olmuştu. Sonuç olarak fikir kimden çıkmış olursa olsun, kısa etekler Mary Quant tasarımının alametifarikasıydı. 1960'lar geldiğinde, Mary Quant moda ve popüler kültür dünyasında yerini edinmişti ve etkisi Londra'nın dışına uzanmaya başladı. 1962'de Amerikan mağazası JC Penney ile bir anlaşma imzaladı. 1963'te ise Mary Quant Limited, daha ucuz bir koleksiyonla The Ginger Group adı altında dağıtıma başladı. 1970'lerde Quant'ın moda dünyasında halen baskın bir etkisi vardı. 1970'lerin sonundan itibaren ise marka, temsil ettiği yaşam tarzına hitap eden ürün yelpazesini genişletmeye doğru gitti; İngiliz firması ICI için nevresim, halı, boya ve duvar kağıdı, mayo, çorap, takı, Daisy oyuncak bebeği, popüler makyaj ve cilt bakım ürünleri tasarladı. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/mayo-endustrisi/", "text": "Moda dergileri ve internet sitelerinde mayıs ayına adım atar atmaz ' Sezonun bikini modelleri' ve benzeri tarzda başlıklar ister istemez hepimizin dikkatini çekmiştir. Hep ziyaret ettğimiz hazır giyim markalarının da teker teker mayo koleksiyonlarına adım attığının da herkes farkında. Gerek sürekli kurulmakta olan mayo markaları olsun, gerekse hazır giyim markaların bu ürünlere yönelmesi olsun, mayo için rahatlıkla altın çağını yaşadığını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz senenin Global Industry Analist rakamlarına göre toplam mayo endüstrisi 17.6 bilyon dolar ve bu rakam seneler içinde katlanarak büyüyor. Peki artık herkesin dolabından en az 1 adet bulunan bu parçalar nasıl oldu da tarih boyunca sadece deniz kıyafeti olmaktan çıkıp müthiş bir endüstriye dönüştü? Bu sene bikininin ortaya çıkışının 70. yılını kutlarken, mayo ve bikinilerin tarihine kısa bir göz atalım. Mayoların çıkışı, aslında 1800'lerin başına dayanıyor. 1800'lerdeki sanayi devrimiyle birlikte özellikle Avrupa sosyetesi demiryollarını kullanarak tatil amaçlı deniz kenarına gitmesi mayo ihtiyacını doğuran en önemli faktör. Her ne kadar denize girmek 1800'lerde başlamış olsa da kadınların hem tenini göstermesi doğru bulunmadığından hem de üst tabakaya ait olduğunu belli etmek olan beyaz tenin koyulaşmasını önlemek gerektiğinden günümüz mayolarına hiç bir şekilde benzemeyen çok kapalı ama döneme göre nispeten daha bir rahatlık anlayışı sunan deniz kenarı elbiseleri giyilmeye başlanıyor. Victoria döneminde ise kadınların kıyafetlerinin ne kadar kapalı olduğuna bakılmaksızın suya girerken görülmesi bir tabu olduğundan, özel tekerlekli kabinler kullanılıyordu. 1800'lerin ortaları hatta sonlarına yaklaşırken mayolar hala vücudun büyük bir kısmını kapamak zorundaydı fakat oryantal ilhamlı mayolar önceki dönemlere göre kadınlara bacaklarının alt kısmını açıkta bırakma özgürlüğünü tanıyor. 1910'lara geldiğimizde kadınlar mayo konusunda artık vücuda oturan ve nispeten daha açıkta bırakan parçalar giymekteydi. Peki ya bikini? Bugün deniz kıyafeti denince hepimizin aklına mayodan daha önce gelen bikini 1946'ya kadar piyasada yoktu. Mayo yıllar içinde küçüldükçe, gittikçe vücudumuzun şeklini alırken Fransız Louis Renard ise Paris'te bir havuz davetinde ilk bikiniyi tanıtıyor. Bikininin tanıtımı için manken bulamayıp striptizci Micheline Bernardini'nin tanıtması dönemi için ne kadar bir şok faktörü olarak algılandığını gösteriyor; İtalya ve İspanya'da ahlaka aykırı bulunduğu gerekçesiyle yasaklanması da cabası. Bikini ve mayolar tarih boyunca değişime uğrarken aklımızda bir çok ikonik görüntü de oluşturdu. 1950'lerde Brigitte Bardot'nun Cannes sahillerinde bikinisiyle dolaşması, 70'lerde Farrah Fawcett'in V yaka mayosu ve 80'lerde Pamela Anderson'ın kırımızı Baywatch mayosuyla verdiği pozlar hep zihnimizde kazınmış anlardandır. Günümüze gelince ise mayo sadece denize girerken kullandığımız bir araç olmaktan çoktan çıktı. Özellikle yaz aylarında modayla ilgili haberler ve kaynaklarda istisnasız duyduğumuz neredeyse bu yaz sezonu için çanta ve ayakkabılar kadar önem taşıyan parçalara dönüştü. Stella Mccartney daha geçtiğimiz hafta mayo koleksiyonu çıkaracağını açıklaması; Kendall ve Kylie Jenner'ın yaz başına girerken çıkardıkları mayo markası olsun hepsi bu sektörün dinamikliliğini gösteren haberlerden. Yurtdışını bırakıp, Türkiye'ye gelirsek bizde de durumun farklı olduğunu söyleyemeyiz. Mayo pazarı Türkiye için de sürekli gelişen ve gittikçe zorunlu bir plaj öğesinden plajda bir stil yaratmaya dönen bir parçayı simgeliyor ve tıpkı aynı yurtdışında olduğu gibi bizde de bir çok hazır giyim markası kendi mayo koleksiyonunu yapmaya başladı bile, bunlardan en önemlileri arasında Koton'u gösterebiliriz. Bir yandan büyük hazır giyimciler mayo-bikini koleksiyonuna yönelirken, bir yandan da epey bir Türk tasarımcı yeni mayo markalarını kuruyorlar. Son zamanlarda gözlemlediğimiz ve beğendiğimiz bazı Türk mayo markalarını aşağıda sıraladık. 2007 yılında Ayça ve Zeynep Sadıkoğlu kardeşler tarafından kurulan OYE Türk mayo markaları denince akla ilk gelenlerden. Türkiye'de imal edilen ama İtalyadan gelen kumaşlarla yapılan parçalar bugüne kadar Paris Hilton ve Jennifer Lopez gibi isimlerin üzerinde görüldü. Lily and Rose, Roys Elhadef ve Liana Kalma tarafından 2012 yılında kuruldu. High-end bir mayo markası yaratmak amacıyla çıkan ikili, hem rahat hem de bol miktarda işçilik ve süsleme olan markalarıyla son yıllarda adlarından çok söz ettiriyorlar. Model Ezgi Bozkurt ve dansçı Buse Uğur tarafından İstanbul'da kurulan 5th position, 3 sezondur Türk mayo markalarında sıklıkla adı geçenlerden. İlhamını bale ve dans kültüründen alan 5th position, plajda hem şık görünürken rahatlığından ödün vermeyenler için doğru tercih. 2014 yılında Elif Jazel Aydın tarafından kurulan Minimal Vamp, lüks deniz kıyafetlerini minimal bir tasarım anlayışıyla yorumluyor. Hem pastel tonları hem de bolca siyahın kullanıldığı Minimal Vamp'ta plajda şıklık için abartıya kaçmak gerekmediğini gösteriyor. Melis Şenel tarafından kurulmuş çiçeği burnunda mayo markası Simple For You, geçtiğimiz günlerde haberler kısmımızda Chiara Ferragni tarafından giyilmesiyle yer almıştı. 'Sunday Funday, Beach Please, Gym and Tonic' gibi eğlenceli sözleriyle slogan mayo konseptini hayatımıza getiriyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/mehrymuxyorganlarfora/", "text": "Güneş Mutlu Mavituncalılar'ın hayalperest ideallerle 2010 yılında kurduğu Mehry Mu, yerel üretimle hazırlanan, tasarımcının tabiriyle 'ruhu olan' çantaların markası. Farklı disiplinlerden zanaatkarlar ile işbirliği sağlanarak elde yaratılan zarif koleksiyonlar, nostaljik ve romantik unsurlar ile renkli hikayeler taşıyorlar. Mehry Mu'nun tasarımcısı Güneş Mutlu Mavituncalılar ve koleksiyoner-tasarımcı Ayça Sarc'ın işbirliği, geleneksel Türk yorgan zanaatını çağdaş çanta tasarımlarına taşıyor. Ayça Sarc gerçek bir Türk yorganı tutkunu. Geleneksel el işi saten yatak örtülerine duyduğu bu ilgisi, en değerli yorgan ustasının dükkanını kapatmak zorunda kalmasıyla bambaşka bir şekle büründü. Koleksiyoner kimliğiyle küratörlük macerasına çıkan Sarc, geleneksel motiflere uygun yeni yorganlar yaptırmaya ve ustalara sahip çıkmaya başladı. 2018 yılında, unutulmaya yüz tutmuş bu halk sanatından nadide antika parçalar ve kendi yeni tasarımlarını yan yana bir yerleştirme çalışmasıyla sergiledi. Sultanahmet'te yer alan tarihi Abud Efendi Köşkü'nde gerçekleşen Yorganlar Fora adlı bu sergi, Ayça Sarc ile Mehry Mu'nun kurucu tasarımcısı Güneş Mutlu'nun tanışmalarına ve beraber çalışma kararı almalarına vesile oldu. Anadolu'da çeyizlerin vazgeçilmezi olan el işi yorganlar, koleksiyoner Ayça Sarc'ın çok değer verdiği tutkusu olmaya devam ederken, zaanatın tükenmenin eşiğinde olması, onu bir farkındalık yaratmak adına harekete geçiriyor. Sultanahmet'teki tarihi bir köşkte kapıları açan, antika ve kendi tasarımı yorganların yer aldığı yerleştirme sergisi, Sarc'ın Mehry Mu'nun kurucu-tasarımcısı Güneş Mutlu Mavituncalılar ile şans eseri tanışmasına ve projenin ilk tohumlarının atılmasına imkan sunuyor. Aynı dili konuşan iki yaratıcı kadın, hızla bu kültürel mirası çağdaş bir el işi çanta koleksiyonunda canlandırmaya ve böylece gelir gücü tehlike altındaki zanaat ustalarına destek çıkmaya karar veriyor. İki yılda hazırlanan Mehry Mu x Yorganlar Fora koleksiyonu, farklı renk ve motif varyasyonlarıyla gelen 'Meliha' shopper, 'Cenan' tote ve 'Nevin' clutch olmak üzere üç farklı modelden oluşuyor. Zanaatkarların elde hazırladığı mavi, yeşil, sarı ve kırmızı saten ipek kumaştan tasarımlar üzerinde yonca yaprağı, yıldız ve gökkuşağı gibi geleneksel motifler öne çıkıyor. Mehry Mu'nun imzası haline gelen el işi burgu çanta sapı gibi detaylara ek olarak pamuk dolgunun şekil verdiği çantalar, gerçek Türk yorganlarından kesitleri çağrıştırıyor. Çiçek desenli astarlar ise tasarımların taşıdığı özgün Türk tekstil kültüründen diğer bir detay. Oyuncu Nil Keser, mimar-tasarımcı Aylin Çınarlı Duna ve tekstil uzmanı Charlotte Hegewalk'un yer aldığı Tuğberk Acar'ın çektiği lookbook fotoğrafları ise özel ve tarihi bir mekanda, Abdülmecid Efendi Köşkü'nde çekildi. 1800'lerin sonunda İstanbul'un efsanevi mimarı Alexander Vallaury tarafından, Mısır Hidivi İsmail Paşa için yapılan köşk, sonradan sanatsever Sultan II. Abdülmecid'e tahsis edilmişti. Çini ve hat sanatıyla süslü duvarlarıyla günümüzde çağdaş sanat sergilerine ev sahipliği yapan Abdülmecid Efendi Köşkü, zanaat ve modern zevki kutlayan bu işbirliğini anlatmak için de ideal adres oldu. Bu koleksiyonu nasıl buldunuz? Yorumlarınızı bekliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/melania-trumpa-tepkiler-devam-ediyor/", "text": "Amerika'da Donald Trump'ın başkan seçilmesinin ardından moda dünyasında da sular durulmuyor. Birçok tasarımcının Melania Trump'ı giydirmeyi reddetmesininden sonra bu sefer de müstakbel First Lady'e Gigi Hadid'den tepki geldi. Melania Trump'ın moda dünyasında sevilmemesi çok alışık olduğumuz bir durum ama Gigi Hadid'inki bazı Trump sevmeyenleri bile kızdırabilecek bir boyutta. American Music Awards sunuculuk görevini üstlenen Gigi'nin Melania Trump'ın aksanıyla dalga geçerek canlı yayında taklidini yapması bir çoklarına göre sınırı aşan bir noktaydı. Donald Trump'ın görüşlerine medeni bir şekilde tepki vermek tamam da, kişinin aksanıyla canlı yayında dalga geçmesi Gigi'nin çok sayıda olumsuz tepki almasına neden oldu. Tüm bunlar olurken şaşırtıcı bir haber de Dolce&Gabbana'dan geldi. First Lady'i giydiren markanın bu durumu instagramından paylaşması üzerine instagramda negatif yorumlar yağmaya başladı. Markanın paylaştığı görselin altına #DGWOMAN yazıp kalplerler koymasıyla bir çok takipçi tarafından bir daha asla Dolce& Gabbana almayacağım, sizi takip etmekten vazgeçiyorum gibi bir sürü yorumlar geldi. Bu duruma Dolce& Gabbana'nın sessiz kalmasını beklerken şaşırtıcı bir şekilde Evet, Melania Trump'ı giydirdim, bu durumdan memnun kalmayanlar beni takip etmesin şeklindeki rest çekmesi hepimize moda ve siyaset dengelerinin 2017'de nasıl olacağı sorusunu sordurdu."} {"url": "https://modakariyeri.com/milano-moda-haftasi-ilkbahar-2023/", "text": "21-25 Eylül tarihlerinde gerçekleşen, İlkbahar Yaz 2023 Milano Moda Haftası'nı geride bırakırken, akıllardan uzun süre çıkmayacak, çok konuşulacak defilelere şahit olduğumuz bu haftayı özetlemek istedik. Son günlerde adının önünden Salvatoreyi atan ve logosunu değiştirdiğini açıklayan Ferragamo tam anlamıyla bir dönüşüm süreci yaşıyor. 27 yaşındaki Maximilian Davis'in Ferragamo için yaptığı ilk koleksiyonu tanıttığı defile kırmızı rengin ağırlıkta olması ile dikkatleri çekti. Ferragamo'nun bildiğimiz çizgisinden çıkmadan Davis'in modern stiliyle harmanlanan koleksiyonda, kırmızı renk hem tasarımcının kökenlerine ithafen Trinidad ve Tobago adalarının bayrağını, hem de Ferragamo'nun geçmişini simgeliyor. Koleksiyonda ayrıca markanın tarihinin önemli bir parçası olan Hollywood stiline gönderme yapılıyor . Maximilian Davis'in Ferragamo'ya, bir zamanlar Pheobe Philo'nun Celine'e, Riccardo Tisci'nin Givenchy'ye getirdiği yenilikçi tavrı getirmesi bekleniyor. Bu doğrultuda ilk koleksiyonunda Ferragamo'nun klasik çizgisine göre daha seksi, enerjik, modern parçalar görüyoruz. Kumaş çeşitliliğini de gördüğümüz defile kıyafetlerin kalıpları ve özenli dikimleriyle de ön plana çıkıyor. Ferragamo, Maximilian Davis önderliğinde Milano Moda Haftası'nın en sevilenleri arasında yerini aldı bile. Rhuigi Villasenor'ın Bally için ilk koleksiyonu Milano Moda Haftası'nda beğenileri topladı. Rhuigi'yi Amerikan moda markası Rhude ile tanısak da artık İsviçre bazlı Bally'nin de kreatif direktörü. Monokrom lookların çoğunlukta olduğu koleksiyonda, hayvan desenleri, metalik kumaşlar, deri ve denim de yer alıyor. Derin cut-out gece elbiseleri ve metalik mayolar kadın giyimde ilgi çekerken, Rhuigi Villasenor'ın uzmanlığı olan erkek giyimde takım elbiseler ve desenli pantolonlar dikkat çekiyor. Klasikliğini kaybetmeden hem çekici hem de yenilikçi, çok yönlü tasarımları kendi eğlenceli tarzıyla harmanlayan Villasenor, ilk koleksiyonuyla beğenileri topladı ve herkesi bir sonraki sezon için heyecanlandırmayı başardı bile. D&G'nın 90'lar-2000'ler ilhamlı 2023 İlkbahar/Yaz koleksiyonunun küratörlüğünü Kim Kardashian yaptı. Markanın 1987 2007 arası dönem arşivlerinden seçilmiş parçalar revize edilerek tekrar beğeniye sunuldu. Leopar deseninin, korselerin, bolca ışıltı ve abartının yer aldığı koleksiyonun beğeneni olduğu kadar eleştireni de çok oldu. Markanın kendi problematik geçmişi, Kim Kardashian gibi tartışmalı bir isimle birleşince Milano Moda Haftası'nın en çok eleştirilen defilesi Dolce & Gabbana oldu. Milano Moda Haftası'nda Guinness rekoru bile kırıldı. Dünyanın en büyük şişme bebeklerinin sahnede dekor olarak kullanıldığı Diesel defilesi, 4800 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Denim konusunda usta olan marka, genç nesli hedef alarak bizlere tam bir milenyum defilesi izletti. 2000'ler modasının geri dönmesiyle, Diesel da iki sezondur iddialı bir geri dönüş yaşatıyor hepimize. Diesel defilesinin detaylarını buradan okuyabilirsiniz. Markanın kreatif direktörü Alessandro Michele, 2023 Sonbahar/Kış koleksiyonu için annesi ve teyzesinin ikiz olmalarının getirdiği bağdan yola çıkarak benzerlik algısını merkeze aldığı defileyi yine annesine ithaf ediyor. Gucci'nin 68 tek yumurta ikizi modeli yürüttüğü, çok konuşulan Welcome to Twinsburg defilesinin detaylı yazısını buradan okuyabilirsiniz. Versace İlkbahar/Yaz 2023 defilesinin teması Dark Gothic Goddess olarak tanıtıldı. Siyahın yoğunlukta olduğu defilede, mor ve fuşya pembe renkler de yer alırken dantel ve deri detaylar karşımıza çıkıyor. Cut out detaylı siyah bir elbiseyle defileyi açan Gigi Hadid'i kapanışta pembe ışıltılı mini bir elbise ve yine pembe bir duvakla Paris Hilton takip etti. Donatella Versace Her zaman isyankar, özgüvenli, zeki ve biraz da diva kadınları sevmişimdir diyerek koleksiyonu da bu sıfatlarla özdeşleştiriyor. Gotik ve Y2K modasının birleştiği defilede aksesuar olarak chockerlar, platform Mary Jane topuklular, platform sandaletleri görüyoruz. Versace ile ikonikleşmiş Greca Goddess çantanın da mor ve yeşil renklerinin sunulurken La Medusa Repeat Hobo çantanın da deri, püskül ve ayna detaylı versiyonu koleksiyonun öne çıkan parçalarından. Son olarak ekleyelim, Y2K modasının ikonik ismi Paris Hilton Versace defilesinde podyuma çıkarak herkesi şaşırttı. Prada'nın İlkbahar/Yaz 2023 koleksiyonunun odağında sadelik vardı. Miuccia Prada ve Raf Simons'ın birlikte hazırladığı koleksiyon ne kadar basit ve eforsuz görünse de her parça karmaşık tasarımlardan oluşuyor. Defile gri rengin ağırlığıyla başlarken gittikçe gerçekten daha sade formlara dönen tül elbise ve etekler görüyoruz. Koleksiyon tasarımcı ikilinin en basit ve mütevazı malzeme olarak adlandırdıkları kağıdın kullanıldığı parçalar ve Rothkoesque eserlerinin sadeliğini ilham alan elbiseler ile devam ediyor. Basitlik ve sadelik kavramlarının günlük hayatımızdaki işlevselliği ile buluştuğu defilede kırışmış bütün gün giyilmiş gerçek parçaları görüyoruz. En basit bir parçanın bile bizim giymemizle daha gerçek bir hale büründüğünü, Kadınların hayatında yaşanmışlık duygusu var. Giysileri yaşanmışlıklar ve insanlık yaratır, yüzeysel süslemeler değil. Her yaşanmışlık bir iz bırakır. İnsanlığın şekillendirdiği bu tasarım fikri bizi heycanlandırıyor. Sözleriyle anlatıyor Miuccia Prada. Uzun yıllar sonra ilk defa erkek ve kadın tasarımlarını bir arada sundu Jil Sander. Adeta bir çiçek bahçesini anımsatan botanik bir mekanda gerçekleşen defilede modeller yağmur dolayısıyla şemsiyelerle podyuma çıktı. Monokrom takım elbiseler, rahat silüetleri ve açık renkleriyle herkese uygundu. Modernliği seksilik yerine basit ve çok yönlü kesimlerde bulduklarını söyleyen markanın tasarımcıları Luke ve Lucie Meier bu sezon bizleri parlaklık ve glamle de şaşırtıyor. Örgü ve püskül detaylarının çok kullanıldığı koleksiyonda çanta ve takı gibi aksesuarlar da dikkat çekiyor. Defileyi Bella Hadid püsküllü parlak bir etek ve siyah oversize kolsuz bir ceketin dikkatleri çektiği bir kombinle kapattı. Sofistike ve modern görünümleri, detaylı işçilikle birleştiren Jil Sandler, Milano Moda Haftası'nın en beğenilen isimlerinden oldu. Blazy, koleksiyonun başlangıç noktasının Gaetano Pesce ile New York'taki buluşmaları olduğunu söyledi. Defalarca buluşan kreatif ikili, vizyonlarını birleştirerek dünyayı bir küçük odaya sığdırmak fikriyle yola çıkmış. Bu nedenle her sandalye farklı bir karaktere bürünerek neredeyse seyircileri bile geride bırakarak rol çalıyor. Koleksiyonda bir gardırobu tamamlayan her türlü parçayı görmek mümkün. Yeni desenlerin yanısıra Blazy'nin ilk koleksiyonunda sunduğu denim görünümlü deri pantolonlar, flanel görünümlü deri gömlekler markanın demirbaş parçaları olacak gibi. Elbette ki Bottega Veneta'nın ikonik örgü detayını da ağırlıklı olarak defilede gördük. Sahilde gezintiye çıkmış gibi bir rahatlıkla yürüyen Kate Moss ise her zamanki gibi ilgi çekti."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-aktiviteleri/", "text": "Dünyadaki COVID-19 salgınından ne yazık ki etkilenmeyen ülke yok. Her açıdan bizi derinden etkileyen bir sürecin içerisine girmiş durumdayız. Bu salgından başta kendimiz daha sonra sevdiklerimiz ve çevremizin etkilenmemesi için; virüsü kapmamak, taşıyıcı olmamak için hepimizin evlerinde kalması çok daha güvenli ve sağlıklı bir durum olduğunun artık hepimiz bilincindeyiz. Belki yoğun iş hayatında çoğumuz kendimize, sevdiklerimize, hobilerimize ya da evimize vakit ayırmaya fırsat bulamıyorduk. Bu zor günleri el ele olmasa da el birliği ile bir şekilde atlatacağız. Aslında bu kriz durumunu biraz olsun fırsata çevirmek bizim elimizde. İş stresinden, sosyal medyadan biraz uzaklaşarak zamanımızı daha verimli kullanarak kendimize dönmenin tam vakti! Bu karantina günlerinde neler yapabiliriz 'e bakacak olursak birçok yerde farklı öneriler okuyabiliriz. Ama siz bu zamanınızı ''moda'' ve ''ruhunuz için moda'' alanında değerlendirmek istiyorsanız önerileri zaman kaybetmeden okumaya başlayın. Şuan yurtdışına olmasa da yurtdışındaki moda müzelerine gezi düzenleyebilirsiniz. İlla moda diye sınırlama da yok istediğiniz her müzeyi gezebilirsiniz, hem ücretsiz hem güncel olarak. Google Arts&Culture bu açıdan çok zengin bir kaynak. - Victoria & Albert Museum - Museo Salvatore Ferragamo - Commonwealth Fashion Council - Metropolitan Museum of Art - Kyoto Costume Institute - MFIT - Museo del Traje - FIDM - Sadberk Hanım Müzesi - Chanel Metier Class 3.55! - Gucci Gucci Podcast - Maison Margiela The Memory of... With John Galliano - Coach Dream It Real - The Business of Fashion The Business of Fashion Podcast - Man Repeller Oh Boy - Nereden Başlasam? Moda Tarihi - Fashion No Filter - Dior Talks Film seyretmeyi seviyorsanız ve stilinizi yeniden oluşturmak, yeni şeylerden ilham almak istiyorsanız ya da dönem kostümlerine ilgi duyuyorsanız bu filmler tam size göre, bazıları Netflix'de var. - The Devil Wears Prada - Iris - Chiara Ferragni Unposted - Pret-a-Porter - Confessions of a Shopaholic - The September Issue - Coco Avant Chanel - Pretty Woman - Breakfast At Tiffany's - The Great Gatsby - American Gigolo - Clueless - Marie Antoinette - Gone with the wind - Yves Saint Laurent - Blow Up - Funny Face - Annie Hall - Rear Window Filmleri zaten seyrettim, modaya dair yeni şeyler görmek öğrenmek istiyorum diyorsanız hem güncel hem de dönem kostümleri açısından önemli moda dizilerini sizin için derledik. İyi seyirler! - Next in Fashion - Maggie ve Bianca: Moda Arkadaşları - Styling Hollywood - 100% Hotter - The Assassination of Gianni Versace - Stajyer - Sex & The City - Phantom Thread - Jeremy Scott: The people's designer - Franca: Chaos and Creation - Maddman: Steve Madden'ın Hikayesi - Mad Men - Downton Abbey - The Crown - Gossip Girl - 7 days out: Chanel Haute Couture - Peaky Blinders - Made in Italy - Making The Cut - The Marvelous Mrs Maisel Fazla harcama yapmadan moda terminolojinizi ve kültürünüzü geliştirmek istiyorsanız kitapların şahane dünyası sizi bekliyor. Aşağıda bazı Türkçe kitap önerileri bulabilirsiniz. - Şıklığıyla Göz Kamaştıran Kadının 100 Vazgeçilmezi Nina Garcia - Giyimde Renklerin Uyumu Hasan İbicioğlu - Moda-Loji Yuniya Kawamura - Giysiler Ne Anlatır Seda Yılmaz - Modayı Değiştiren 100 Fikir Harriet Worsley - İzmler: Modayı Anlamak Mairi MacKenzie - Sürdürülebilir Moda Şölen Kipöz - Görsel Moda Tasarımı Sözlüğü Gavin Ambrose - Moda Tasarımında Tekstil ve Moda Jenny Udale - Moda Praksisi Otto Von Busch Dışarıya çıkmak istemiyorsunuz ama bu ay moda dünyasında da neler olup bittiğini de merak ediyorsanız online olarak moda dergilerini satın alabilir ya da internet sitelerini ziyaret ederek merakınızı giderebilirsiniz. Ayrıca tüm dünyanın karantinada olduğu bu dönemde Vogue Italia arşivlerini ücretsiz kullanıma açtı, bir göz atmanızı öneririz. Benim hiç yeteneğim yok, ben çizemem ki demeyin. Hayal gücünüz olduğu sürece her şeyi yapabilirsiniz. Kendinizi hayal gücünüzün sonsuz boşluğuna bırakarak hayalinizdeki kıyafetleri çizmek için figürlü defterler ya da pinterest'ten moda figürleri çıktısı alarak sizde çizim yapmaya başlayabilirsiniz. bölümünden ve Yeşil Yama sürdürülebilir modaya dair makaleler okuyabilirsiniz. Evinizde değerlendirilmeyi bekleyen ama bir türlü sıra gelmeyen artan kumaşlarınız, ipleriniz, boncuklarınız, aksesuarlarınız, boyalarınız, hamurlarınız vb. ürünleriniz varsa şimdi sıra onlarda. Artan kumaşlarınızdan gardrop detoksun da ayırdığınız kıyafetlerinize farklı modeller katarak yeni bir ürüne dönüştürebilirsiniz. Kullanmadığınız ya da kullanmaktan deforme olan ama bir türlü vazgeçemediğiniz çantalarınızı kumaşlarla kaplayarak farklı bir görüntü elde edebilirsiniz. Eğer ipleriniz varsa, sevdiklerinizle ilk buluşmada onlara sürpriz yaparak duvarlarına ya da anahtarlıklarına makromeden aksesuarlar yapabilirsiniz. Boncuklarınızla kendinize güzel takılar, eşyalarınıza ek süs yapabilirsiniz. Hamurlarınıza şekiller vererek pişirip evinizde yazın kullanabileceğiniz çeşitli aksesuarlar üretebilir, pişirerek kendinize takılar yapabilirsiniz. Eski kumaşlarınızla batik yapabilir yeni parçalar elde ederek kendi modanıza farklı bir tarz katabilirsiniz. Daha farklı fikirler arıyorsanız bu yazımıza da göz atmanızı öneririz.. Instagramda büyük moda devlerini, moda sektörü çalışanlarını, marka sahibi, tasarımcı kısacası modaya gönül veren kişilerin hesaplarını takip ederek yaptıkları canlı yayınlara katılabilirsiniz. Bu yayınlarda modayla ilgili değerli bilgiler edinip hayatınızda uygulayabilirsiniz. Toplantıların, canlı eğitimlerin yürütüldüğü Zoom uygulamasından takip ettiğiniz kişilerin moda konuşmalarına katılabilir, tartışmalarda söz sahibi olabilir ve yeni bilgiler edinebilirsiniz. Çok faydalı güzel bir yazı olmuş.Başarıların daim olsun güzel kız...."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-belgeseli/", "text": "Bill Cunningham'ı anlatmak için fotoğrafçı demek yetersiz. O bir mükemmelliyetçi, vizyoner, başına buyruk ve onca kalabalığa rağmen yalnız. Sokak stilini yaratan, mavi önlüğüyle binlerce kareyi sonsuzluğa bir doktor edasıyla kavuşturan bir sanatçı. Belgeselde, Bill Cunningham'ın bisikletinin tepesinde Manhattan sokaklarındaki bir gününün nasıl geçtiğini, Carnegie Hall'deki dairesini ,moda dünyasıyla ilgili görüşlerini ve ünlülerin onu anlatımını izleyebilirsiniz. Kaçırılmaması gereken, eğlenceli bir belgesel. O bir moda ikonu. O moda dünyasının görüp görebileceği en renkli karakterlerden biri. Moda,sanat ve insanlarla ilgili görüşlerinin yer aldığı film yaratıcılık ve tabi ki renk dolu. Herman Bergdorf ve Edwin Goodman 32.Cadde'de ilk mağazalarını açarken bu kadar ileriyi görmüşler miydi bilinmez ama Bergdorf Goodman bugün en güçlü moda otoritelerinden biri. Her tasarımcının hayali. Şahane vitrinleriyle adeta bir şölene dönüşen filmde kimler yok ki .. Christian Loubutin, Karl Lagerfeld, Manolo Blahnik ve daha niceleri.. Vogue Paris'in efsane editorü, moda otoritesi Carine Roitfeld'in 10 yılın ardından Paris ve Vogue'u bırakarak, New York'a kendi dergisini kurmaya gidişininetrafında şekillenen belgesel, bize onun taşınması, yeni işini kurması ve büyükanne olma macerasını yakından izleme fırsatı sunuyor. Dünyanın en yetenekli, en özel modacılarından biri olan Valentino'nun hayatı , işleri ve iş-hayat partneri Giancarlo Giametti ile ilişkisini konu alan belgesel bir başyapıt tadında. Moda takviminde yılbaşı, hiç kuşkusuz Eylül ayı. Eylül sayısı her derginin kutsal sayısı. Peki Vogue'un ve moda dünyasının en efsane kadını Anna Wintour'un eylül sayısının çıkışında neler yaşadığını görmek ister misiniz? Ders gibi bir belgesel. Kaçırılmamalı. Nisan,2012. Raf Simons Dior'un yeni Kreatif Direktörü ilan edilir. Önünde ilk koleksiyona 8 hafta vardır. Peki minimalizmle bağdaştırılmış bir adam couture yapabilir miydi?Kuşkulu gözler, zaman yarışı ve bitmek bilmeyen stres. Bu belgeseli izlerken Raf Simons'u daha yakın tanıyıp, onun bu mücadelesine ortak olacaksınız. Karl Lagerfeld'le ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki. Çekimi 3 yıl süren bu filmde onu evinde, çizim yaparken, seyahatte , kendisi ve parçası olduğu dünya ile ilgili konuşurken görebilirsiniz. Bilim adamlarının normal olmadığı düşüncesiyle - DNA'larını incelemek istediği bugünlerde izlemek için daha doğru bir zaman olamaz. Yves Saint Laurent ve Pierre Berge.. 50 yıl süren bir aşk. Belgesel Yves ile yıllarca biriktirdikleri sanat eserlerinin müzayedesine hazırlanan Pierre'in gözünden anı ve geçmişi aktarıyor. İlk tanıştıkları andan ölüme kadar olan sürede yaşadıkları, Pierre Berge'nin anlatımıyla ve Yves ile yapılmış röportajlardan kesitlerle hayat buluyor. Aşk, sanat ve tabi ki moda dolu bir yapıt."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-dergiciligi-kuculuyor-buyuyor-cebe-tablete-giriyor/", "text": "Bloggerlar, instagram ve snapchat gibi uygulamalar sayesinde moda yayıncılığının hiç olmadığı kadar değiştiği bir gerçek. Artık lansmanlara dergilerden önce bloggerlar ve moda zevkiyle önde olan kanaat önderleri çağrılıyor. Milyonlarca kadının tercihlerine instagram postları etki ediyor. Bir zamanlar havasından geçilmeyen, pasparlak kalın albenili moda dergileri ise bu akımlara kendilerince uyum sağlamaya çalıştılar. Peki neler yaptılar diye sorarsak her yolu denediler ve deniyorlar diyebiliriz. Dijital versiyonlar, mobil uygulamalar: Elbette dijital akıma karşı koyamayan ve basım-yayın dünyasının değişimine ayak uydurmak isteyen dergiler içeriklerini hemen dijitale taşıdılar ve markalı mobil uygulamalarını yayınladılar. Örneğin Dolly dergisi 2016 sonu itibarı ile basılı haline veda ediyor. Uygulama örnekleri ise Elle , Marie Claire ($3.50), Style on the Move ($2.99), Runway ($2.99), Vogue Türkiye, All (5.29 TRL). Elbette aylık üyelikler de mevcut ama okuyan herkesin ilk bakışta tahmin edebileceği gibi parmaklarımızla sayfaları çeviremediğimiz, kesip asamadığımız bu moda dergisi versiyonu TUTMADI. The Guardian'da yayınlanan habere göre dergiciliğin üstadı Conde Nast bile dijital deneyimin gerçek moda dergisi deneyiminin yayından bile geçemeyeceğini belirtti. Sosyal medya hesapları ve kurumsal bloglar gibi yolları deneyen dergiler de oldu. Instagramda Vogue Türkiye'nin 286.000, Cosmopolitan Türkiye'nin 56.100, Elle Türkiye'nin 180.000, Marie Claire Türkiye'nin 108.000 takipçisi varken Buse Terim'in 1.4 milyon, Yasemin Özilhan'ın 494.000 takipçisi var. Yani insanların tercihleri ücretsiz ve curated moda içeriklerinden yana olduğu için genelleşmiş moda platformları ve bloggerlar daha ön plana çıktı. Bu sorunları farkeden dergiler ise iki farklı ve zıt yönde hareket ettiler. Maliyet endişesi taşıyanlar küçüldü ve cebe girdi . Prestij ve görselliği ön planda tutanlar ise iyice büyüdü ve parladı . Örneğin Glamour dergisi el çantası boyutu denen handbag-size dergilerde liderliği kaptı. Büyüyen ve parlaklaşanlar da ise Vogue dikkat çekti. Yine Guardian'ın haberine göre Kate Middleton özel sayısıyla Haziran'da yayınlanan Vogue dergisi en kalın moda dergisi olma özelliği taşıyordu ve 464 sayfanın 264'ü reklamdan oluşmaktaydı. Benzer şekilde Wallpaper dergisi de Eylül ayında 508 sayfanın 230'unu reklamlara ayırmış. Yani finansmanlarını hala satılacağı garantisiyle reklamverenlerden elde etmiş ve dergi satışlarına güvenmemişlerdi. Dergilerin devleşmesi ve parlaklaşması da yine bu güçlü reklamverenlerin bir talebiydi. Yarısı görsel reklamlardan oluşan moda dergilerine yatırım yapan bu markalar daha büyük, daha parlak sayfalar talep ettiler ve ilk başta küçülen veya dijitalleşen dergiler sonuçta hiç olmadığı kadar büyüdü, kalınlaştı ve parlaklaştı. Bu dev trend de bir süre tutunacak gibi duruyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-dunyasi-icin-power-dressing-kavrami-nasil-devam-ediyor/", "text": "70'li yılların sonları ve 80'li yılların başlarında iş dünyasındaki kadınlar stil sahibi olmak için değil profesyonel hayata uyum sağlamak için giyinmeye başladı. O zamana kadar erkek egemenliğinde olan iş dünyasında yükselmeye başladıklarından, ciddiye alınmak için bir çeşit üniformaya ihtiyaç duymaya başladılar. Bu üniforma çoğu zaman dizin biraz altında gri veya koyu maviden oluşmuş etek/ceket takım, beyaz bir bluz, fular, topuklu ayakkabı ve ten rengi çoraptan oluşuyordu. John T. Molly'nin 1977 yılında çok satan Kadının Başarı İçin Giyinme Kitabı adlı kitabında işte giymek için başka hiçbir şey düşünülmemelidir cümlesi geçiyordu. Yıllar süren araştırmaları sonucunda imaj gurusu Molly, kadınların iş hayatında platform ayakkabılardan, köy tarzı elbiselerden, çiçek desenlerinden ve kazaklardan kaçınmaları gerektiğini söylüyordu. Ona göre bu parçalar iş dünyasında negatif imaj hariç hiçbir şey kazandırmıyordu. Fakat kadınlar kurumsal hayatın içinde yükseldikçe dolapları da değişmeye başladı. O dönemler Anne Klein'ın baş tasarımcısı olan Donna Karan, ofisteki tüm kadınların tek tip ve monoton giyindiğini farkedip kıyafetlerdeki cazibenin nereye kaybolduğunu sorgulamaya başladı. Giorgio Armani de yarattığı yeni kesimlerle, çalışan kadınlara daha feminen tasarımlar sunmaya başlamıştı. Donna Karan, kendi markasını 1985'te kurarken amacının kadınların kendini yeniden kadın gibi hissetmesini sağlamak olduğunu vurguluyordu. İş kadınları için keskin vatkalar yerine daha yumuşak silüetler, kaşmir trikolar, balerin eteğini andıran etekler ve esnek bodyler tasarlıyordu. Karan'ın tasarımları aynı zamanda çok yönlüydü. İş çıkışında ceketinizi çıkardığınız anda akşam programınıza gitmeye hazırdınız. Kimse hayatlarımızın ne kadar meşgul olduğunu anlamıyordu ve bizim kurtarıcılarımız ise power suitlerdi. Kimse hayatlarımızın ne kadar meşgul olduğunu anlamıyordu ve bizim kurtarıcılarımız ise power suitlerdi. diyen Karan, pratik, konfor odaklı ve cazibeli tasarımlarıyla dönemin moda anlayışının çok ilerisindeydi. 1992 yılında Peter Lindbergh'in çektiği ve model Rosemary McGrotha'nın başkan rolüne büründüğü çekimle ilgili Çekimden önceki gece Peter'ı aradım ve fikrimden bahsettim. Ona bu reklam çekiminin çılgınca olacağından ama onu kesinlikle yapmamız gerektiğinden bahsettim, ve onu ikna ettim diyor. Fakat 90'ların bodycon silüetleri devam ederken dönemin ortalarında Smells Like Teen Spirit parçasının çıkışıyla grunge etkisi kısa sürede moda dünyasını da etkisi altına aldı. Nirvana'nın solisti Kurt Cobain'in önderliğinde 90'ların 2. yarısında tüm moda dünyasında grunge akımı vardı. Grunge eforsuz giyim ve güzellik anlayışıyla moda dünyasında kendine yer bulmayı başarmıştı. O dönemler Helmut Lang'in stil danışmanı ve ilham kaynağı Melania Ward ise grunge sayesinde feminen ve maskülen parçaları karıştırarak kombin yapmayı öğrendiklerindiğini itiraf ediyordu. Helmut Lang, erkeksi tarzı ve transparan üstleriyle power dressing kavramına farklı bir bakış getiriyordu. 90'lı yılların minimalizm akımına baktığımızda ise Jil Sander ve Helmut Lang sayesinde takım elbiselerin yeniden gündeme düşmeye başladığını görüyoruz. 2000 yılında markayı bırakan Sander ve 2005 yılında markayı bırakan Lang ile bir dönem piyasada oluşan powersuit boşluğu 2008 yılında Phoebe Philo'nun Celine'in başına geçmesiyle doldu. Phoebe Philo ile yeni Celine zeki ve kültürlü kadın için ideal gardırop parçalarını oluşturuyordu. Zaman zaman Philo risk alıp içi peluş Birkenstocklar gibi parçalar tasarlasa da müşterileri de gardıroplarında onunla birlikte risk almaktan kaçınmıyorlardı. İlkbahar/Yaz 2017 koleksiyonu için Philo da tıpkı birçok tasarımcı gibi geçmiş koleksiyonlardan ilham aldı ve 80'lerin vatkalı, düğme etekli parçalarını yeniden yorumladı. Bu sefer ise koleksiyonu yumuşatmak adına parçalara daha feminen, hayalperest ve risksiz parçalar eklemişti. Ceketleri feminen ve romantik parçalarla kombinlemeyi seçmişti Philo. Louis Vuitton'a baktığımızda ise damalı ceketlerin pelerin şeklinde tasarlandığını görüyorduk. Balenciaga ise ince çizgili ceketlerle spandex çizmeler tasarlamıştı. Birçok ortamda oldukça uygunsuz durabilecek bu parçalar doğru styling ve doğru tavır ile birçok çalışan kadının üzerinde düzgün bir iş görüntüsüne büründü. 1970'lerde başlayan power dressing ne kadar sade, cinsiyetsiz ve sıkıcıysa 40 yıl sonra ulaştığı konumu da bir o kadar bireysel, renkli ve çeşitliliğe açık. Bergdorf Goodman'ın üst düzey yöneticisi Linda Fargo bu durumu Herşey çalıştığınız alana uygun olup olmadığına bağlı diye özetliyor. Fargo'ya göre klasik kesim bir siyah ceket hala business imajı yansıtsa da moda dünyasının içinden biri olarak şu sıralar yarı transparan leopar bluzlar, lame pantolonlar gibi cesur parçalara iş hayatında kendini daha yakın hissediyor. Kendim açısından baktığımda ben power looklarımın drama, aykırılık, süpriz, cazibe, eğlence ve yer yer de muhafazakarlığı içermesini seviyorum. Böyle tercihler yaptığımda kendimi güçlü ve mağlup edilmez hissediyorum diyor Fargo. Power dress kavramına bir başka açısı da Gloss &Glossier adlı güzellik sitesinin kurucusu Emily Weiss'dan geldi. Weiss'a göre işteki en önemli nokta rahat olmak. Weiss'ın kıyafetleri çoğunlukla Rag&Bone'dan siyah skinny kot pantolon, Adidas spor ayakkabılar ve şirketinin logosu olan sweatshirtlerden oluşuyor. Bu kombin toplantısı olduğu günlerde bile değişmiyor. İş dünyasında bütün girişimcilerin böyle giyindiğini söyleyen Weiss, saç ve makyajını da kafasına göre yapıyor. Ona göre start-up dünyasında, ne giyildiğinden çok Silikon Vadisi'nde yapılan toplantılar önemli. Kadınlar tarafından yönetilen şirketlerin çok azına risk sermayedarları tarafından sermaye veriliyor. Bu yüzden kıyafetlerimle kendimi nasıl temsil etmem konusunda üstümde çok baskı hissediyorum diyor Weiss. İlk kez Silikon Vadisine gittiğimde üzerimde Armani bir powersuit vardı ve görüştüğüm şirketin başkanı burada böyle giyinen tek kişi olduğumu konuşurken hissettiriyordu. Teknoloji dünyasında power dressing kavramının Patagonia marka sweatshirtlerden oluştuğunu farkediyorsunuz. Ne kadar göze çarpmayan şekilde giyinirseniz, teknoloji dünyasında o kadar önemli olursunuz. Günümüze baktığımızda power dressing kavramının kişisel stille o kadar da ilgisi olmadığını görüyoruz. 2 yıllık bir geçmişi olan Gabriela Hearst'ın lüks spor giyim markasına baktığımızda tüm parçaların kadınlar tarafından üretildiğini görüyoruz. Hearst'a göre power dressing kavramı kişisel stilden de öte çevre için birşeyler yapmaktan ve yaptığımız şeylerle kendimizi güçlü hissetmekten geliyor. Bu yazı bir çeviridir. Orjinali için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-dunyasinda-ikonik-cantalar/", "text": "Moda dünyasında bazı çantalar vardır yıllar geçse de popülerliğinden ve kalitesinden hiç bir şey kaybetmezler, aksine değer kazanırlar. Hatta moda dünyasıyla ilgisi olmayanlar bile bu çantaları ilk görüşte tanır. İşte bunlar ikonik çantalardır. Her türlü ortama uyum sağlayıp, zamansız olabilen, birer arzu nesnesi haline gelmiş bu çantalar serisinin 1. bölümünde lüks çantaların olmazsa olmazlarını birlikte inceliyoruz. Kapitone derisi, siyah deri zinciri ve içiçe geçmiş iki ters C- yani Chanel'in ambleminden oluşan açma-kapama kısmıyla ikonik çanta denildiğinde kuşkusuz akla ilk gelen çantalardan biri: Chanel 2.55. 1955 yılında tasarlanmış olan 2.55, Chanel'in hemen hemen tüm tasarımlarında farkedilen, kadınların daha pratik bir hayat tarzına yönelip, modern çağa ayak uydurmaları arzusuyla tasarlanmış. O dönemde kadınlar tarafından kullanılan çantalar çoğunlukla elde taşınan, sapları olmayan modellerden oluştuğunu farkeden Coco, çantasını taşırken ellerini de kullanmak istediğini düşünmüş. Gece çantalarından aldığı ilhama bir zincir ekleyip 2.55'ı yaratmış. Çantanın kapitone dış yüzeyi ise ata binmeyi çok seven Coco'nun ceketlerinden ilham alınarak yapılmış. 80'li yıllarda Karl Lagerfeld'in markanın kreatif direktörü olmasıyla birlikte bu çantadaki belki de en gözalıcı ayrıntılardan biri tasarıma eklenmiş: Chanel'in logosu. Birçok farklı renkte satışa sunulan 2.55'ın başarısı hem 55 yılından beri popülaritesini devam ettirebilmek hem de ister 25, ister 75 olsun her yaştaki kadının istek listesinde bulunmak. Günümüzde street style fotoğraflarına baktığınızda birbirinden alakasız stillerde giyinen insanların bile sıklıkla 2.55 kullandığını görebilirsiniz. Belki de 2.55 giyim anlayışı ne olursa olsun modayla ilgilenen herkesi ortak bir noktada birleştirebilme özelliğine sahip. Dior'un en ikonik çantası olan Lady Dior'un 'Lady' ekinin aslında Prenses Diana'dan geldiğini biliyor muydunuz? Bu listedeki diğer çantalara göre çok daha geç bir tarihte, 1994'te çıkmış olan Lady Dior'un çıkış amacı şu anki konumuna uygun olarak markaya ikonik bir çanta yaratmaktı. İlk yıllarında 'Chouchou' olarak anılan çanta kısa zamanda Lady Diana'nın favori çantası haline geldi ve 97 yılındaki ölümünün ardından Diana'nın anısına Lady ekini alarak 'Lady Dior' olarak isim değiştirdi. Birçok renk ve boyut alternatifi olan Lady Dior'un imza noktası kuşkusuz deri üstündeki dikişleri ve çantanın sapından sarkan Dior süsü. Daha sadece 23 yaşında olsa da Lady Dior, dünyanın en ikonik çantaları arasında vazgeçilmez bir tasarım. Günümüzde Alessandro Michele tarafından yeniden yorumlanan Gucci'nin Bamboo Bag'i aslında 1947 yılında oluşturulmuş bir klasik. Çantanın tasarımının kilit noktası olan bambu çanta sapı aslında malzeme kısıtlamasının hala devam etmekte olduğu 40'lı yıllarda, pratik ürün yaratma akımına uygun olarak tasarlanmış. 50'li yıllar ve en çok da 60'lı yıllarda hızla popülarite kazanan bu çantalar dönemin pek çok ünlüsünde görüldükten sonra moda dünyasının statü sembolleri arasında gösterilmeye başlanmıştı. Günümüzdeki kaynaklar ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, Gucci hala Bamboo Bag'leri el emeği ile yapmaya devam ediyor. Hermes Birkin Bag denince aklımızda canlanan imaj Victoria Beckham'ın Louboutin'leriyle hızlı hızlı yürüyüp, yüzündeki devasa güneş gözlükleri ve elindeki Birkin'i ile verdiği poz. Biz Birkin'in envai çeşit rengine sahip olduğunu farketmeden edemiyoruz. Her ne kadar son 10 yılda bu imajla aklımıza kazınsa da çantanın asıl özdeşleştiği isim Jane Birkin. Günümüzde herşeyin talebe bağlı tüketim olarak işlediği moda dünyasında belirli bir sayıda daha doğrusu çok kısıtlı bir sayıda üretiliyor Birkin. Satın almak için beklemeniz gerekmesi ve çok sınırlı sayıda üretilmesi nedeniyle Hermes, Birkin Bag'i markanın en ikonik çantalarından biri haline getirmeyi başardı. Hatta onu gelmiş geçmiş en ikonik çanta yaptı. Dünyanın ulaşılması en zor çantası Birkin'in hikayesi de aslında oldukça ilginç. Dönemin aslen İngiliz olan Fransız stil ikonu Jane Birkin, 81 yılında bir uçak seyahatinde Hermes'in CEO'su Jean-Louis Dumas ile yanyana oturmuş. Yolculuk sırasında Dumas, Birkin'in çantasından sürekli eşyalar düştüğüne ve eşyalarının çantaya sığmadığına şahit olmuş. İşte Birkin bag'i yaratma fikri de burada ortaya çıkmış. 81 yılından bugüne moda dünyasının tüm duayenlerinin elinde görüntülenen Birkin'ler, modanın en önemli statü sembolleri arasında. Bu serideki ikonik çantaların en eskisi ise 1932 yılı ile Louis Vuitton Speedy'e ait. Bir çantayı ikonik kategorisine sokabilmek için yıllar boyu süren popülaritesinin yanı sıra markanın algısında da bir değişim yaratması yani markanın konumlandırılmasına da yenilik getirmesi gerekiyor. Bu özelliklerin ikisi de Speedy'de mevcut. Louis Vuitton'un en çok rağbet gören modeli olması dışında, Speedy'nin marka için konumu diğer çantalarına göre çok daha özel. Speedy, Louis Vuitton'un sadece lüks bavul markası olmaktan çıkıp bir moda markası olma yolculuğunun başlangıcını simgeliyor. 32 yılına kadar hep bavul tasarlayan Georges Vuitton kısa, günü birlik seyahatlere götürmek için daha ufak boy bir çanta tasarlamasıyla Speedy ortaya çıkıyor. Ortaya çıkışından bugüne dünyanın en popüler lüks çantaları arasında olan Speedy özellikle 60'lı yıllarda Audrey Hepburn ile özdeşleşmiş bir model olmuştu. Marka Hepburn'ün isteği üzerine Speedy'nin küçük modeli Speedy 25'i yapmıştı. Birçok farklı ebatta sunulan Speedy'ler artık markanın vazgeçilmez bir klasiği oduğu için tüm kreatif direktörler tarafından yeniden yorumlanıyor. Söz konusu moda olduğunda günümüzde birçok trend ve akım geçiciyken bu beş çantanın yıllardır kalitesinden ve değerinden hiç bir şey kaybetmemesi herşeyin hıza ve değişime bağlı olduğu bu tüketim çılgınlığında bizlere umut veriyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-dunyasindan-terry-richardsona-boykot/", "text": "Bundan aylar önce Moda Kariyeri'nde 'Mutlaka Tanımanız Gereken Moda Fotoğrafçıları' yazımızda bu sektörün olmazsa olmaz fotoğrafçılarını listelemiştik. Listeyi oluştururken ortaya çıkardığı görsellerin ve çalıştığı firmaların yanı sıra, seçtiğimiz fotoğrafçıların iş etiğinin olmasına da dikkat ettik. Bu yüzden de sektörün fenomen ismi Terry Richardson'ı bu listenin dışında bıraktık. Terry Richardson ismini ya çekimleriyle, ya da karıştığı skandallarla mutlaka duymuşsunuzdur. 52 yaşındaki Richardson bugüne kadar Kate Moss'dan Rihanna'ya, Valentino'dan Marc Jacobs'a kadar birçok ünlü isim ve marka için çekim yapmış biri. Richardson'ın fotoğraf tarzı ise bir hayli seksi ve yer yer teşhirci. Çektiği tüm bu kışkırtıcı karelere rağmen yine de onu sektördeki taciz iddialarıyla anmaya alışmıştık. Richardson hakkındaki taciz iddiaları 2004 yılından beri ortalıkta dolaşsa da son dönemlerde bazı modellerin açtıkları davalar ile iyice gündemdeydi. Benim işim senin tacizini de içermiyor etiketiyle başlayan ve Richardson'ı boykot eden kampanya etkisini gösterdi. Artık moda dünyasının büyük güçleri Richardson'la çalışmayacak. Bunların en önemlileri arasında Conde Nast yayıncılığın bünyesinde bulunan Vogue ve GQ var. Bu cinsel taciz davalasında sektördeki büyük isimlerin kayıtsız kalmayarak tepkisini koyması daha etik ve temiz bir moda dünyası için umut verici olsa da tepkinin bu kadar geç gelmesi sektördeki sorunları bir kez daha gözler önüne seriyor. Richardson'ın son çalışması Valentino'nun Resort Koleksiyonu. Conde Nast boykotuna rağmen Valentino'nun neden ısrarla adı taciz davasına karışmış bir isimle çalışmaya devam ettiğini epeydir sorguluyorduk. Nihayet bugün itibariyle Valentino da geç de olsa tavrını koyarak Richardson'la bir daha çalışmayacağını açıkladı. Şimdi Richardson'la çok samimi olan Edward Enninful'un bu kararı nasıl yorumlayacağını merakla bekliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-dunyasinin-onemli-kaybi-azzedine-alaia/", "text": "Geçtiğimiz cumartesi moda camiası tüm saygı ve şükranlarını onun için sundu. 80'lerin unutulmaz ismi, en ikonik modacılardan biri Azzedine Alaia, kalp yetmezliği sebebiyle 77 yaşında aramızdan ayrıldı. Tunus doğumlu Fransız modacı vücudu sımsıkı saran, kusursuz kalıplı ikonik örme elbiseleri ile dönemine damga vurmuştu. Onun bu üstün terziliği ve titiz çalışması kısa sürede dünya çapında adını duyurmuş ve Madonna'dan Michelle Obama'ya kadar bir çok ünlü isim onun kıyafetlerini giyer olmuştu. Bir heykel titizliğiyle kıyafetlerini tasarlayan Alaia aslında bu tanımdan çok da uzak değil. Kendisi sanat eğitimine Tunus sanat okulu Ecole des Beaux-Arts'da heykel bölümünde eğitim alarak başlamış. Sonrasında kendi deyimiyle harika bir heykeltraş olamayacağını anlayınca yön değiştirmiş, eğitimini dahi tamamlamadan modaya geçiş yapmış. Bundan sonra ise kariyerinde ilk önemli adımı Christian Dior'da çalışmaya başlayarak attığını görüyoruz. 1957'de Paris'e yerleşen Alaia'nın profesyonel tasarımcılık ışığının parlamasıysa 70'lerin sonlarına dayanıyor. İlk hazır giyim koleksiyonunu 1980 yılında çıkardıktan sonra moda takvimi onu bir daha hiç alakadar etmiyor. Koleksiyonlarını belirli sezonlarda değil, hazır oldukları zaman göstermeyi tercih eden Alaia, en son defilesini 2011 yılında sunmuştu. Fakat şu bir gerçek ki moda dünyasında bu denli saygınlık kazanmak sadece tasarımla olacak iş değil. Alaia'da çok daha fazlası, kendine münhasır bir tarz vardı. Bu, tasarladığı kıyafetlere de çok açık bir şekilde yansıyordu. Paris'de öğrendiği kusursuz teknik bilgisi, terzilik konusundaki üstün yeteneği ile döneminin en yenilikçi tasarımlarına imza attı. Kıyafetleri ikinci bir cilt gibi vücuda oturuyor ve kumaşlara tıpkı bir heykel gibi form verebiliyordu. Bu uzun ve başarılarla dolu hayatı bir kaç paragrafa sığdırmak elbette ki kolay değil."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-egitimi-uzerine-5-madde/", "text": "Modaya ve moda tasarıma olan ilgili gün geçtikçe artıyor. Bunu bir meslek olarak yapmak isteyenler için ise birden fazla yol var fakat en önce geleni üniversitede Moda Tasarım eğitimi almak. 1. Bu sektörde sadece kadın giysi tasarımı olmadığına, aslında bir çok farklı kulvarı bulunduğuna 'Ne Tasarımı Yapmak İstediğinize Nasıl Karar Verirsiniz' yazısında değinmiştik. Alanları öğrenerek ilgi ve yatkınlığınızı keşfetmeniz elbette sizin için yararlı olacaktır fakat işin içine girip deneyimledikten sonra fikirlerin değişebileceğini unutmamak gerekir. Giysi tasarımı yapmak için başladığınız bu yolda kendinizi döşemelik kumaş tasarımcısı olarak bulabilirsiniz. Bu noktada eğitmenlerin etkisi çok önemli. Sektörde aktif olarak çalışan veya çalışmış hocalarımın tecrübe ve paylaşımları sayesinde bir çok farklı alana ve ticari hayata dair fikir edinip karar değiştirdiğim olmuştur. 2. Genellikle Tekstil ve Moda Tasarımı bölümleri Dokuma, Baskı ve Giysi olmak üzere üç temel alana ayrılır. Bunun yanında üniversiteye göre farklılık gösterebilecek seçmeli derslerler de vardır örneğin: Moda Editörlüğü, Aksesuar Tasarımı, Bilgisayar programları, İç mekan tekstili, Trend Analizi, Moda Marka Yönetimi vs. Üniversitelerin internet sitelerinden ders programlarını ve ders içeriklerini öğrenebilirsiniz. Böylelikle alacağınız eğitimin isteklerinizle veyahut beklentinizle ne derece doğru orantıda olduğunu az çok anlayabilirsiniz. Örneğin bölüm başkanımızın kendine özgü bir teknikle oluşturduğu Çevrede Lif Sanatı adlı bir seçmeli dersimiz var. Tekstili sanat yönüyle ele alıp doğayla ilişkilendiren bu dersin asıl amaçlarından biri yaratıcılığı artırmak ve tetiklemek. Bu gibi farklı derslerle ufkunuzu genişletebilirsiniz. 3. En başta da dediğimiz gibi her kurumun işleyişi farklılık gösterebiliyor. Örneğin çoğu 4 yıllık üniversite 2. yıldan sonra baskı, dokuma ve giysi alanlarından birini seçtirerek son 2 yıl o alana ağırlık veren bir eğitim sistemi benimserken bazısı ise alan seçtirmeden 4 yıl boyu 3 alanı da eşit şekilde işliyor. Hangi alana yöneleceğinize karar veremiyorsanız böyle bir sistemde eğitim görmek sizin için daha iyi olabilir. 4. Teoriye göre pratiğin daha baskın olduğu bu bölümde kendinizi geliştirmek ve ayrıştırmak açısından katılacağınız projeler, atölyeler, yarışmalar ve ekinlikler oldukça önemli bu sebeple gideceğiniz okulun sosyal ve interaktif yönünü, gerçekleştirdiği projeleri ve iş birliklerini araştırmanızı öneririz. Girişkenlik her ne kadar kişinin kendinde bitse de buna olanak sağlayan ve önünüzü açan kurumlarda bulunmak size ekstra artı sağlayacaktır. Kendi okulumda bunun çok artısını gördüm. Yapılan sergiler ve ortak projeler sayesinde sektörün ileri gelen isimleriyle bir arada bulunma, iletişim kurma ve kendinizi gösterme imkanı buluyorsunuz. Örneğin geçtiğimiz yıl bir ders kapsamında meşhur bir çocuk hazır giyim firmasıyla yaptığımız ortak proje sonucu seçilen projelerimiz üretime geçiriliyor. Böylelikle daha mezun olmadan sektörde işlerin nasıl yürüdüğüne dair tecrübe edinebiliyoruz. 5. Moda ve Tekstil Tasarımı çizim yönü olduğu kadar teknik yönü de ağır basan bir bölüm. Yani çok güzel çizemiyorum diye gerilmeyin ve tabiki sadece uzun bacaklı kızlar çizeceğinizi düşünüp gevşemeyin. Giysi için drapaj, kalıp, dikiş teknikleri; Dokuma için kumaş yapı bilgisi, dokuma makinalarının çalışma prensipleri, iplik ve örgü teknikleri; Baskı için ise baskı teknikleri, renk ve metraj bilgisi gibi dersler içermektedir. Bunların yanı sıra da tasarım kısımları. İş yükü biraz fazla olduğu için motivasyon çok önemli. Bu noktada isim yapmış bir üniversitede bulunmanın benim için artısı oldu. Öğretim kadrosunun öğrencilerine inancı ve beklentisi çok fazla. Dolayısıyla özgüvenli ve istikrarlı çalışmalar yürüten bir ekibe dönüşüyorsun. Çevremdeki insanların başarılı olması da beni sürekli dinç tutuyor fakat tabiki bu kişiden kişiye göre değişebilir. Moda ve Tekstil çok kapsamlı ve fonksiyonel bir bölüm. Her yerde tekstile ve modaya dair bir şeyler görmek mümkün. Siz de ilgi ve yatkınlığınız doğrultusunda belki bir trend analizcisi ya da marka yöneticisi veyahut baskı desen tasarımcısı olarak bu dev ekibin bir parçası olabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-kitaplari-moda-praksisi/", "text": "Otto von Busch'un Moda Praksisi kitabı Dilara Kılıç'ın çevirisiyle Yeni İnsan Yayınevi ekoloji serisinden çıktı. Moda Praksisi, Hannah Arendt'in görüşlerinin moda üzerine düşünülmesidir. Arendt bize, üzerinde hiç kafa yormadığımız kötülüklerin işbirlikçisi olabileceğimiz gibi rahatsız edici bir gerçekle yüzleşmemiz gerektiğini söyler. Aynı zamanda dünyayı olduğu gibi yani kötülük ve acılardan rahat yüzü görmemiş haliyle sevmemizi ister. Etik moda anlayışı da Arendt'in bu görüşleri üzerinden, politika ve modanın temel bazı güçlerini ve ortak yanlarını anlamamız için çalışmaktadır. İnsanların tek tip giyinmesine ve eskimeyen giysileri çöpe atmasına sebep olan; görünmeyen yüzünde mültecileri, çocukları ve negatif ayrımcılığa uğrayanları izbe mekanlarda, sosyal güvenceden yoksun bir şekilde aşırı saatler çalıştıran moda tiranlığı, pekala şiddet üretir. Buna karşın endüstriyel modaya küresel düzeyde alternatifler üretebiliriz. Kreatif bir geri çekiliş, reddetme, cesaret, kendi dağıtım ağlarını kurma, paralel üretim, ileri dönüşüm, yeni tüketim modelleri oluşturmak, yavaş moda ve benzeri yollarla neler yapılabileceğine dair küçük ama dönüştürücü bir perspektif yaratabiliriz. Korkutucu derecede şiddet içeren eylemleri daha derin düşünmek, bize çözümlerin anahtarını da verebilir. İşte bu kitabı çok özel yapan şey, moda üzerine çalışan bir dizi düşünürün, günlük alışkanlıklarımızın karmaşası içinde görünmez olanın üzerindeki sıvayı kazımalarıdır. Endüstriyel moda, kadınların hiç bir zaman yeterli olmadığını ve endüstri tarafından oluşturulan standartlara göre her zaman kendini geliştirmesi gerektiğini dikte eder. Moda Praksisi, Yeni İnsan Yayınevi'nin sürdürülebilir moda serisinin 3 kitabından biri. Bu kitabı 31 Aralık tarihine kadar yeniinsanyayınevi.com üzerinden modakariyeri2021 indirim kodunu kullanarak, size özel bir indirimle alabilirsiniz. Bu yazı yayınevi tarafından yazılmış ve paylaşılmıştır."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-okullari-ne-kazandiriyor/", "text": "- Liseyi bitiriyorsunuz - Yeni bir kariyer yolu çiziyorsunuz - Okuduğunuz bölümden o kadar da memnun değilsiniz - Moda okumak ne demek onu anlamaya çalışıyorsunuz Gerçekten de moda okumaya gerek var mı? sorusu duymaya en çok alışık olduğumuz sorular listesinin başında geliyor. Bu nedenle sorunuza biraz ışık tutmaya çalışacağız. Çoğu moda okulu size iğne iplik tutmaktan çok daha fazlasını öğretecek. Tabiki tasarım, kalıp çıkarma, dikiş ve dokuma tekniklerinde uzmanlaşacaksınız ancak bu yeteneklerin ötesinde bir gelişim elde etmeyi beklemelisiniz. Sizin için doğru olan dersi seçmek, Bonnie gibi tasarım fakültesi mezunu olmanızı sağlayabilir. Bu mezuniyet size sadece kıyafet tasarlamaktan öteye götürereki çok daha geniş bir alanda çalışma imkanı sunar. Üniversiteyi web sitesi geliştirme, tasarım, styling ve hata filmografi konusunda yetenekler geliştirmiş olarak bitirmenizi sağlar. Bonnie'nin de söylediği gibi bu öğrenme fırsatları hem kişisel hayatınız hem kariyeriniz için paha biçilemez olabilir. Sürekli yeni şeyler öğrenmek, kendinizi geliştirmenize yardımcı oluyor. Bu da, sadece moda tasarımcısı olarak çalışmaktan farklı olarak kariyer yolunuzda bir çok kapı açıyor. diyor Bonnie. Kendi markanızı mı kurmayı düşünüyorsunuz? Hala kendi tarzınızı oluşturamadıysanız, yarattığınız koleksiyonlardaki parçaların bir outlet mağazasının rafındaki ürünler kadar birbirinden alakasız olma riski var demektir. Çoğu moda okulu öğrencilerini estetik anlayışlarını rafine etmek ve bunu tasarımlarına yansıtmak konusunda cesaretlendirir. Bonnie'ye göre, bir tasarımcı olarak kişisel estetik anlayışınızı geliştirmenizi ve gerçek hayata geçirmenizi sağlayan bir tez hazırlamak önemli ve gerekli. Yani akıcı ve tutarlı bir stil sahibi olmak başarılı bir marka kurmanın en önemli unsurlarındandır dediğimizde bize güvenin. Moda sektöründe çalışmak sık sık kreatif tarafınızı piyasa trendleri, hedef müşteri kitlesi veya son teslim tarihlerine göre ayarlamanızı veya törpülemenizi gerektirir. Tasarım okurken gerçek hayatta ihtiyacınız olan yetenekleri öğrenecek ve pratikte kullanacaksınız. Belirli bir teslim tarihine göre çalışmayı, eleştirilmeyi ve kreatif bakış açınızı spesifik bir talimata göre uyarlamayı öğreneceksiniz. Her sene o yılın trendleriyle ilgili brif aldığımız bir tasarım dersimiz vardı. Başkası tarafından belirlenmiş spesifik renkler ve tekniklerle, o senenin trendlerine uygun bir şeyler yaratmak için kendi tasarım anlayışımızı uyarlamamız gerekiyor. Aynı gerçek hayatta karşılaşacağımız gibi bir durum. diyor Bonnie. Yaratıcı ve yenilikçi bir tasarımcı olmak her zaman iyidir ama koleksiyonunuzu halka tanıtmanın ve satmanın inceliklerini bilmeden sektöre adım atmanızın hiçbir anlamı yok. Üretim ve tedarik zinciri, personel yönetimi, vergiler, depo organizasyonu... söz konusu bir marka sahibi olmaksa, tüm bunların işleyişinden haberdar olmanız gerekiyor. Bir mağaza açmayı düşünmüyorsanız bile ileride başvuracağınız pozisyon için bu öğrendiklerinize ihtiyacınız olacağı kesin. Moda okulları hem küçük hem büyük ölçekli işletmelerin işleyişlerini anlamaya ve anlatmaya çok önem veriyor, böylece siz de mezun olduğunuzda her büyüklükte şirkette iş bulmak için hazırlıklı olun. Moda okumanın en büyük avantajlarından biri de normalde edinmekte zorlanacağınız bağlantıları önünüze sunuyor olması. Okul hayatınız boyunca sizinle benzer şeylere ilgi duyan, yaratıcı insanlarla çevrili olacak, öğretim üyeleri, konuşmacılar ve sektörde çalışan profesyoneller ile tanışacaksınız. Ayrıca sektördeki fırsatlardan haberdar olmanız ve bu kendinize bir şans yaratmanız çok daha olası bir hale gelecek. National Graduate Showcase gibi büyük ölçekteki yarışmalara katılmak gibi bir avantajınız var. Bu sayede kendinizi gösterme şansı yakalıyorsunuz ve iyi şirketlerde staj bulma olanağınız artıyor. Öğretmenleriniz sorularınız olduğunda size yardımcı olmak ve sizin için farklı fırsatlar yaratmak konusunda istekli oluyor. Moda Haftası boyunca sahne arkasında çalışma fırsatınız bile oluyor. diyor kendi deneyimlerini hatırlayan Bonnie. Bu yazı bir çeviridir. Orijinalini okumak için tıklayınız. Bonnie Hill 'in çalışmalarını görmek için tıklayınız. White House Institute of Design programları ile ilgili bilgi almak için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-okulu-secmek/", "text": "Moda sektöründe kariyere açılan kapının anahtarı tasarım ruhu ile yönetimsel becerileri aynı oranda geliştirebilmek. Business of Fashion sitesinin 2016 yılı en iyi moda okulları listesinde ilk 10'a girmeyi başaran tek İtalyan okulu olan Polimoda'nın da sırrı bunu başarmasında. Bu sıralama belirlenirken, okulların reputasyonu, sektördeki etkisi, eğitimin kalitesi, öğrencilerin memnuniyeti, mezunların global arenadaki başarısı ve işe girme oranları göz önüne alınıyor. Bu sonuncusu en önemlisi, çünkü eğitim almanın başlıca amacı sektöre girebilmek. Polimoda'nın stratejik danışmanı Linda Loppa'nın da dediği gibi, sektörün tasarım ve yönetim arasındaki bariyerleri aşmaya ihtiyacı var. Ancak bu şekilde öğrenciler de vizyoner bir düşünce şekliyle sektöre atılıp endüstrinin içinde kendilerine yer bulabilirler. Özetle, hayal dünyası bir yana, önemli olan sektörün bugünü ve yarınını anlayabilen ve kendini buna göre konumlayabilen profesyoneller yetiştirmek. İşte bu nedenle, İtalya'dan sıralamada ilk 10'a giren tek okul Polimoda'nın Direktörü Danilo Venturi'ye sorduk: Okul seçiminde önem verilmesi gereken kriterler nelerdir? İşte Venturi'nin cevapları. - Bu okulun sektörle ilişkisi nasıl? - Eğitim programları sektördeki gelişmelere ayak uyduruyor mu? - Okul moda sektörünün etkili kişileri ile ilişki içinde mi? - Okul öğrencilerine sektöre yönelik projeler yapma ve iş hayatından kişilerle tanışma fırsatı veriyor mu? Bir okulun en büyük değeri eğitmen kadrosu. Özellikle moda sektöründe eğitmenlerin sektörde tecrübe kazanmış insanlar olması ve sektöre özel konularda özgün içerik yaratmaları çok önemli. Bu okul için büyük bir katma değer ve de eğitmenin profesyonel geçmişi ile direk olarak alakalı. Neredeyse tüm okullar herkese açık olan Open day dediğimiz etkinlikler yapıyor. Bir okulda okumaya karar vermeden önce bu etkinliklere katılmak, hem okulun atmosferini, hem eğitmenlerini hem de öğrencilerini tanımak çok önemli. Ayrıca, okulların yaptıkları etkinlikler okulun ruhunu anlamak için oldukça yararlı. Başvurmayı planladığınız okul sektör uzmanları ile etkinlikler yapıyor mu? Onları konuk hoca olarak davet ediyor mu? Eğitimler kurumlarda ya da fuarlarda tecrübe edinme fırsatı veriyor mu? Moda dünyasında çalışmak için sektörel bilgi ve deneyim olmazsa olmazdır. Bu nedenle okulların aktif tecrübe fırsatı sunması çok önemli. Bir okulun mezunları okulun verdiği eğitim ve imkanların en önemli kanıtlarıdır. Bu nedenle global yarışmaları izlemek ve birincilerinin hangi okullardan mezun olduğunu arastırmak çok yararlı olur. Okulunuzu çoktan seçtiğinizi düşünseniz bile , mezunlarının başarılarını arastırmadan son kararı vermeyin. Her ne kadar kişisel kararları sağlıklı verdiğinizden emin olsanız da, konusunda uzman, sektörde tecrübeli, insan ilişkilerinde başarılı ve sizi dinlemeye istekli kişilerden görüş almanız tavsiye edilir. Bu tür destek programları karar sürecinde göz önünde bulundurulmalı. Git gide daha zor ve seçici olan bir sektörde eğitim almaya karar vermeden önce gelecek vaadeden profesyonel alanları araştırmak çok gereklidir. Moda sektöründe kariyer planları yapmadan önce yükselen meslekler ve aranan profiller ile ilgili bilgi edinin. Moda dünyası sadece stilist veya yönetici aramıyor, sunduğu imkanlar oldukça geniş, özellikle yeni figürler, Kreatif Direktör gibi, yaratıcılık ve business arasında bir dengede duruyor. Artık hayatlarımız globalleşti ve moda dünyası git gide daha uluslararası hale geliyor. Sadece markalar değil aynı zamanda ekipler de farklı kültürlerden gelen kişilerden olusuyor. Bu durumda, farklı ülkelerden gelen gençlerden oluşan ve çok kültürlü bir ortam sunan okulların önemi artıyor. Ayrıca okulların global şirketlerde önemli pozisyonlarda çalışan bir mezun ağı olması değer biçilemez bir şey. Son olarak, bir okulun seçiminde okulun kimliğinin, etiğinin, stil ve imajının önemi büyük. Okulun sitesinin incelenmesi, yöneticileri ile röportajların dikkatlice okunması, sosyal medya kanallarının takip edilmesi okulun dili ve kimliğinin anlaşılması için çok önemli. Ancak bu şekilde okulun kimliği ile kendi kimliğinizin örtüştüğünden emin olabilirsiniz. Bu yazı Vanity Fair Italya'da yayınlanan yazının tercümesidir. Orjinali için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-okulunda-hayatta-kalmak-istiyenlere-oneriler-2/", "text": "Her moda tasarım öğrencisinin bilmesi gereken, bölümdeyken işlerinizi kolaylaştıracak 'Moda Okulunda Hayatta Kalmak İsteyenlere Öneriler' serimizin 2. bölümüyle karşınızdayız. Günümüzde birçok farklı boyutta ve kağıt dokusunda sketchbooklar mevcut. İster A3,A4 veya A5 olsun, tek boyuttaki bir sketchbook'la bütün öğrencilik hayatınızı geçirmeyin. Farklı boyutları denemeniz size en uygununu bulmanızı sağlayacaktır. Moda okulu rekabet dolu bir ortam ve işlerinize isminizi koymamakla başınıza çok şey gelebilir. Birçok öğrenci bu hatayı yapıyor. Tüm çizimlerinize ve dosyalarınıza mutlaka isminizi ve imzanızı atın. Yeni resim malzemeleri alırken her zaman en küçük boyunu alın. Büyük miktarda bir malzemeye yatırım yapmadan önce size uyup uymadığını denemekte fayda var. Ne de olsa resim ve tasarım malzemeleri oldukça pahalı olabiliyor. Kumaşçı ziyaretlerinden elinizde kalan kumaş parçalarıyla kendi kumaş arşivinizi oluşturmaya başlayın. Kumaşları ister bir dosya içinde yanlarına minik bir kağıtla cinslerini açıklayacak şekilde düzenleyebilirsiniz ya da pratik saklama kutuları içinde tutabilirsiniz. Gözlem yapmak ve bunu yorumlamak iyi bir tasarımcı olmanın en önemli şartlarından biridir. Bu özelliğinizi geliştirmek için sık sık sokağa çıkıp gördüklerinizi resmetmeye çalışın. Bu şekilde derinlik, doku ve proporsiyon bilginiz artacaktır. Serinin ilk yazısını okumak için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-okulunda-hayatta-kalmak/", "text": "Kitaplar fikir almak için eşsiz kaynaklardır. Evinizde size ilham verecek kendi kitaplığınızı kurmaya başlamak, size istediğiniz saatte fikirlerden faydalanma olanağı sunar. Kendi koleksiyonunuzu yapmaya başlamak size ilk başta pahalı gibi görünürse, 2. el kitapları çok uygun fiyatlara bulabileceğiniz sahaf ve internet sitelerinden yararlanabilirsiniz. Sunum yaparken çoğu kişi kendini gergin hisseder, bunu yenmek ve kendinizi hazırlamak için okul sunumlarınızdan önce mutlaka arkadaşlarınıza sunum yapın. Vintage mağazalar araştırma ve ilham almak için harika yerlerdir. Geçmişte kumaşın, dikişin, işlemelerin ve silüetlerin nasıl kullanıldığını yakından keşfetmek gerçekten size çok şey katar. Moda endüstrisi olumsuz eleştirilere takılı kalmamanız gereken bir yerdir. Bu endüstride çalışmak istiyorsanız üzüldüğünüzü, kırıldığınızı belli etmemeniz ve eleştiriyi nasıl işinizi geliştirmeye uyarlayabileceğinizi öğrenmeniz gerekir. Unutmayın, eleştirinin amacı yaptığınız işi geliştirmektir. Dikiş payını daha kalıbın ilk aşamasında ekleyin, kumaşı kesmeden tebeşirle eklemek yerine çok daha pratikolacaktır. Moda bölümleri/ moda okulları rekabetin yüksek olduğu yerler ve her ne kadar sınıf arkadaşlarınızla çok iyi anlaşsanız da yaptığınız çalışmaları siz yokken ortada bırakıp gitmeyin, döndüğünüzde bıraktığınız yerde olmayabilir."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-pandemi-isci-haklari/", "text": "Moda kavramını tanımlamaya çalışanlar, modayı sürekli bir dönüşüm ve değişim halinde olma durumuyla açıklar. Oysa moda sektöründe uzun yıllardır işaret edilen ve değiştirilmesi gereken noktaların değişime ne kadar direndiği aslında modanın iki yüzlü yapısının en net örneğidir. Bir yüzünde sürekli değişen ve dönüşen, insan için ve insanla varolan, tüm renkleriyle parlayan bir moda dünyası, diğer tarafında ise hatalı bir sisteme kapılmış ve değişmekten korkan, insanlar için değil insanlar üzerinden var olan, renkleri solmuş bir dünya. Ama ne mutlu ki uzun yıllardır çoğunluğun gözlerini alan parlak yüzün arkası artık hiç olmadığı kadar görünür hale geldi. Biz değişimi dört gözle bekleyenler için her şey hayal denebilecek kadar güzel gelirken kulağa, dünya hiç beklemediği bir kabusa uyandı. Pandemi ile geçen 2020 yılı, bize başına sürdürülebilirlik kelimesinin koyulduğu sözleri vermenin ne kadar kolay, bu sözleri tutmanın ise ne kadar zor olduğunu gösterdi. Şirket prensibi olarak benimsendiği iddia edilen birçok sürdürülebilirlik adımına çoğu marka ilk karşılaşılan krizde sırtını döndü. Markaların sadece kendi karlarını gözeterek aldıkları kararlar kendi günlerini kurtardı belki ama tedarik zincirlerinde çalışan milyonlarca işçi ve üretim fazlası tonlarca kıyafet için aynı şeyi şöylemek mümkün olamadı. Pandeminin henüz başlarında, Remake adlı bağımsız organizasyonun ve gazeteci, yazar Elizabeth L. Cline'in öncülüğünde, AWAJ Foundation, CCC, The Stand Up Movement ve birçok farklı sivil toplum kuruluşunun da desteği ile markaları sipariş kararlarından vazgeçmeye çağıran #payup sosyal medya ve imza kampanyası başlatıldı. Özellikle yaz aylarında yükselişe geçen kampanya sayesinde birçok büyük moda markası toplamda yaklaşık 15 milyar dolar değerindeki sipariş iptal kararlarından dönmek zorunda kaldı ve üreticilere dolayısıyla tekstil işçilerine olan borçlarını ödemeye söz verdi. Fakat Mart ayından bu yana geçen neredeyse bir yıllık süreçte hayatta kalabilmeleri için bekledikleri maaşlarını alamamış milyonlarca tekstil işçisi verdikleri siparişlerin sorumluluğunu hala almayan markaların pervasızca kararlarının bedelini ödemekte. Kampanya henüz iptal kararından dönmeyen ya da söz verdiği halde halen ödemelerini gerçekleştirmeyen markalar üzerinden aynı taleple devam ederken, bir yandan da tüm moda markalarına aslında senelerdir yapılan fakat hala yeterli geri dönüş alınamayan şu taleplerle bir kez daha çağrıda bulunuyor; işçilerin güvenliğinin sağlanması, markaların üretim süreçlerinde şeffaf olması, marka temelli moda diyaloglarının merkezinde artık işçilerin de yer alması, işçilerin haklarını koruyabilecek sözleşmelere imza atılması, açlık sınırındaki maaşlara son verilmesi, işçileri koruyacak yasaların güçlendirilmesinde markaların da rol oynaması. Tekstil işçilerinin yaşadığı bu kötü koşullar ve onlar için talep edilen en doğal insani haklar sadece bugünün sorunu değil. Yıllardır devam eden ve düzelmediği sürece daha yıllarca devam edecek, sadece karına odaklanan yaklaşık 2.5 trilyon dolar değerindeki moda sektörünün dününün, bugününün ve geleceğinin sorunu. Tedarik zincirinin her bir adımında büyük etkisi ve sorumluluğu olan moda markaları, bugün bu krizden çıkışı yine kendi kabuklarına çekilmekte ve etki alanında olan tüm insanları görmezden gelmekte buldu. Pandemi sürecinde, en karlı 20 büyük moda markasının pazar değeri Ekim itibariyle % 11 büyürken, tekstil işçilerinin maaşlarında %21 düşüş yaşandı. Süreç boyunca kıyafetlere hayat veren bu görünmez eller, sadece işten çıkarma ve maaş kesintileri ile değil, yıllardır süren sağlıksız çalışma koşullarının, sendikalaşmaya karşı uygulanan baskının, cinsiyet temelli ayrımcılığın en uç örnekleri ile yüzleşti. Tedarik zincirleri için verilen şeffaflık sözleri, işçilere hak ettikleri hayatın verileceği vaatleri hepsi unutuldu. Unutulan sürdürülebilirlik sözlerinin en ağır ve en net etkileri bugün tekstil işçilerinde görüldü belki ama yıllardır işçi hakları sorunlarını olabildiğince görmezden gelip, sürdürülebilirlik adımlarını çoğunlukla çevresel vaatler üzerinden yürüten moda endüstrisi bu alanda da sınıfta kaldı. Satın alınması gerçekleşmeyen, üretim yerlerinde bekleyen ya da mağazalarda satılması hayal edilirken pandemi dolayısıyla elde kalan tonlarca ürünün akıbeti henüz üzerine konuşulmaya hazır olunmayan konulardan. Birçok süslü cümle ve vaatle bize hep tüketmeye devam etmemizde sakınca olmadığı söylendi. Biz aynı hızla tüketmeye devam etsek de moda sektörünün öncüleri, onları geri dönüştürerek bize geri kazandırabileceklerini, böylelikle geleceğimizi koruyabileceğimize inandırdı. Fakat değişimi göstermelik değil gerçekten arzulayanlar biliyor ki, mevcut üretim ve tüketim hızında ne geleceği ne kaynaklarımızı ne de insanları korumamız mümkün değil. Geçtiğimiz yıl bunun en unutulmaz örneği olarak tarih sayfalarında yerini aldı. Gelecekten çoktan çalınmış bir yıl, tüm üretim fazlası ile bugüne gömüldü. Pandeminin hayatımıza girdiği günden bu yana geçen bu bir yılı, kimimiz kıyafetlerimize düşündüğümüz kadar ihtiyacı olmadığını fark ettiği yıl olarak anacak, kimimizin hafızasında yeni kıyafetler alacağı günü iple çekerek yaşadığı yıl olarak kalacak. Kimimiz 2020'yi değişimin başladığı yıl olarak hatırlayacak, kimimiz değişimin durduğu yıl diyecek. Moda sektörü için ise bu yıl değişim adımlarında ve sürdürülebilirlik kararlarında nasıl sınıfta kaldığı ile hatırlanacak. Biz değişimi ve daha adil bir moda sektörü yaratmayı gerçekten arzulayanlar için ise bu yıldan çıkaracağımız derslerle önümüzde atacak daha çok adım, yapılacak daha çok çağrı, birlikte sesimizi çıkaracağımız daha çok konu var. Şimdilerde derin bir sessizlikte bugününü anlamaya, yarınını planlamaya çalışan moda sektörünün geçmişten öğrenip, geleceğe güzel değişimlerle hareket ettiği daha iyi bir gelecek dileğiyle. - Pay Up Fashion, https://payupfashion.com/backstory/ - Clean Clothes Campaign, https://www.instagram.com/p/CIv5Hx2Hhew/ - ''Hazır giyimde sipariş iptalleri başladı'', Dünya Gazetesi https://www.dunya.com/ekonomi/hazir-giyimde-siparis-iptalleri-basladi-haberi-487942 - Pay Up Campaign, https://payupfashion.com/backstory/ - Fashion Revolution, https://www.instagram.com/p/CJ3i7YVhnEG/"} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-sehri-olmak/", "text": "Bu sözler moda dünyasının devi Giorgio Armani'ye ait. Milano moda haftası onuruna Başbakan Matteo Renzi ve Milano belediye başkanı'nın verdiği yemeğin sonuna gelinmesini beklemeden salonu terkeden Giorgio Armani, salondan çıkarken gazetecilere protestosunun nedenini böyle açıklayacaktı. Milano'nun bir sembolü olmuş, şehri tüm dünyada temsil eden Giorgio Armani, belediyenin şehirde yaptığı değişikliklerden şikayetçiydi ve kızgınlığını gazetecilere şu sözlerle anlatıyordu Burada durmayacağım. Çalışmaya gidiyorum. Temmuz ayında Milano Moda haftasının kapanışını artık yapmayacağını ve Emporio Armani defilesini Paris'te yapacağını açıklayan Giorgio Armani, bu kararına rağmen geçen sene 50 Milyon harcayarak eski Nestle fabrikasını Silos isimli bir arşiv/müzeye dönüştürdü ve şehre yatırım yaptı. Armani'nin bu kararı çok önemliydi, çünkü kapanış defilesi çekici olduğunda önemli moda şahsiyetleri onu bekliyor, olmadığında şehri önceden terkedip Paris'e yollanıyorlardı. Armani bir açıdan gücünü Milano şehrine mesaj vermek için kullanıyordu. Moda sektöründe çalışanların tüm ayını dolduran, şehirden şehire gezdiren, bazen fotoğraflanma yarışına sokan bazen de yorgunluktan yataklara düşüren moda ayında öne çıkan dört şehir, sırasıyla New York, Londra, Milano ve Paris, yıllar içinde kendi karakterlerini yarattı. Bu şehirler defileler, etkinlikler, sektör profesyonelleri ve tüm dünyadan gelen bloggerlar ile renklenerek kendilerini hem moda ve alışveriş merkezi, hem de turistik bir değer olarak öne çıkarmaya çalışıyorlar. Daha doğrusu kişilerin içinde görüntülenmek isteyeceği şehir olma kavramına oynuyorlar. Yıllardır süregelen yaratıcılık yarışında yerlerinden olmak istemiyorlar elbet, fakat şehirler arasındaki rekabet artık defilelerin ötesinde, bir deneyim ve altyapı rekabeti. Ve bu deneyim, sadece moda ayında değil yılın her günü yaşanıyor. Belirtmeden geçmeyeyim, moda şehri olmak oldukça karlı, bu kar için de şehirlerin tasarlanması lazım. Rakamlarla anlatmam gerekirse 2015 verilerine göre moda haftalarının New York şehrine getirisi 900 milyon dolar civarında, Paris'e ise 430 milyon dolar. London College of Fashion'ın direktörü Frances Corner'ın da dediği gibi modanın bir ekosisteme ihtiyacı var. Başarılı olan her moda ekonomisinde bu ekosistem tutkulu oyunculardan oluşuyor ve bu oyuncular aynı anda hem oyun kurucu hem de birbirlerinin sadık takipçisi. Modanın gelişmesi için bir şehre de ihtiyacı var. Ancak bu şekilde moda sürdürülebilir bir gelişme için ihtiyacı olan izleyici kitlesine ve yaratıcı enerjiye kavuşabilir. Tartışmasız moda şehirleri olmayı başarmış Paris, New York, Londra ve Milano'yu moda şehirleri haline getiren ortak özellikleri neler peki? Aşağıda kendi fikrimi kısaca özetlemek istiyorum. Tarihe baktığımızda Paris modanın meslek olarak doğduğu ve bir ticari güç haline geldiği ilk şehir. Diğer şehirlerden çok önce, 1868 yılında Federation Francaise de la couture kuruldu. 1910'da da Chambre Syndicale de la Couture Parisienne kuruldu. Bu kurumların amacı Paris'te gelişen tasarım kültürünü korumak ve mesleki becerileri geliştirirken aynı zamanda kaliteyi bozmamak adına kontrol altında tutmaktı. Kısaca, Paris ne herkesin modacı olmasını, ne de diğer ülkelerin ondan tasarım çalmasını istiyordu. Gücünü içeride tutmayı hedeflemişti. Mesleklerin varolması ve korunması bir moda ekosistemi için vazgeçilmez koşul. Mesleklerden kastım sektörü ayakta tutan her iş dalı, modelistlikten kumaş tasarımına, stilistlikten satın almacılığa, fotoğrafçılıktan editörlüğe her meslek için imkanlar oluşmalı ve bu mesleklerin uzmanlık standartlarını belirleyen ve koruyan kuruluşlar olmalı. New York şehrinin nüfusunun yüzde 5'inin moda sektöründe çalıştığını biliyor muydunuz mesela? Moda şehri demişken... evet New York gerçek bir moda şehri. Bir moda şehri sadece yetiştirdiği değil, aynı zamanda ekosisteminde tutabildiği yetenekler kadar güçlüdür. Business of fashion'ın yayınladığı en iyi 50 moda okulu listesinin ilk üçünde 2 okul Londra'dan. Bu bir tesadüf mü? Kesinlikle değil. Londra hem verdiği eğitimle hem de yarattığı destek ekosistemi ile yeteneklerini geliştirmek ve elinde tutmak amacıyla çalışıyor. Biliyor musunuz? Efsanevi tasarımcı Alexandre McQueen kalıpçılık yaparken keşfedilip Saint Martins'e davet edilmiş, okul hayatına böyle başlamıştı. Yani bir okul öğrenci beklemekle kalmayıp, radarını her daim açık tutup, yetenekleri keşfetmeyi de kendine amaç edinmeli. Moda tarihinin birçok öncü ismi, Central Saint Martins mezunu. British Fashion Council 1983 yılında kuruldu ve ülkenin en önemli moda okulları bu kuruluşa bağlı. Bu kuruluşun amacı İngiltere ekonomisine büyük katkısı olan (yaklaşık 40 Milyar dolar) moda ekonomisinin gelişmesini, tasarımcıların ve markaların global arenada temsil edilmesini ve eğitim ve tanıtım aktivitelerinin koordine edilmesini sağlamak. Londra'nın hızla gelişen moda endüstrisinin bir nedeni de bu kuruluş. Tüm moda başkentleri kendileri ile özdeşleşmiş müzelerle anılırlar. Londra'nın V&A'yi, New York'un MET'i, Paris'in Musee Galliera'sı, Les Arts Decoratifs'i sadece birkaç örnek. Bu şehirlerin her birinin yıllık moda sergisi takvimi vardır. Her birinde kostüm tarihi, ve kostüm müzeciliği gelişmiştir. Kuratörlükten arşiv yönetimine, bu alanda eğitimler ve iş fırsatları vardır. Sadece moda kitapları satan kitapçılar bulmaktan bahsetmiyorum bile. Bu şehirlerde moda ailelerin pazar günlerini müzede geçirmelerini sağlayacak kadar sağlam bir yeri kendine garantilemiştir. Modanın müzelere girmesinin tek faydası markaların normalde müşterileri olmayan bir kitleye ulaşmalarını sağlamak değil , aynı zamanda şehirlerin kendi moda kültürlerini dünyaya tanıtma ve markalarını ulusal değer olarak öne çıkarma yolu. En son gittiğim sergi 1864'te kurulan Les Arts Decoratifs'deki Fashion forward: 3 centuries of fashion, şu ana kadar gördüğüm en görkemli ve kapsamlı moda sergisiydi. Sergilenen 300 kıyafet müzenin 150.000 parçalık koleksiyonundan modanın 17. yüzyıldan bugüne görsel tarihini anlatmak için seçilmişti. Serginin tasarımında Paris Opera'sı da yer aldı ve mankenlerin duruşundan ışığın yansımasına kadar müze kuratörlerine danışmanlık verdi. Sergi Musee des Arts de la mode 'un kuruluşunun 30. yılı şerefine açılmış ve Pierre Berge gibi şehrin önde gelen simaları sponsor olmuştu. Paris'in gözbebeği Le Bon Marche' 1838'de kuruldu. Bugün adının aksine lüks markaları barındıran bu departman mağazası gibi Londra'nın, New York'un ve Milano'nun da kendi alışveriş DNA'ları var. Londra'da genç, sokak stilinden beslenen, dinamik, yenilikçi ve dijital dünyaya ayak uyduran bir alışveriş kültürü öne çıkarken, Milano diğer şehirlerin aksine sokaklardaki bağımsız çok markalı butikleri ile öne çıkıyor, öyle ki Milano'nun sembolü ünlü Galleria Vittorio Emanuele 1870'lerde inşa edilmişti ve günümüzde en eski alışveriş merkezlerinden biri sayılıyor. New York mu? New York ve genel olarak Amerika, oldu olası uygun fiyata alıverişin merkezi olarak anılıyor. Her şehir kendine özgü mağazaları ve alışveriş deneyimiyle farklılaşıyor. Selfridges dediğimizde aklımıza kuşkusuz Londra geliyor. Saks denince New York. Bu mağazalar, sadece kendi yarattıkları müşteri deneyimini değil, aynı zamanda da içinde bulundukları şehrin kültürünü aklımıza getiriyor. Bir şehrin moda şehri olması için kuşkusuz kendinden doğan, kendi içinde gelişen ve beslenen, aynı zamanda büyüyüp ekonomik bir güce dönüşen markalara ihtiyacı var. Bunun üzerini çizmek istiyorum, yetiştirmek yetersiz, gelişim için gereken ekosistemi yaratmak önemli. Buna en güzel örneklerden biri Mary Katrantzou. Atina doğumlu Katrantzou Amerika'daki mimarlık eğitimini terkedip Londra'da Central Saint Martins'de moda tasarımı okumaya karar veriyor. Central Saint Martins'in mezunlarının defileleri sektör tarafından merakla beklenir, Katrantzou da bu defileyle başlayan kariyerinin ilk yıllarında British Fashion Council tarafından verilen altı sezonluk sponsorluk desteği ile bugünkü sağlam temelli markasını kurdu. Kendisi de itiraf ediyor, Atina'da kalıp oradaki moda haftasına katılarak ne marka olabilirdim ne de dünya beni tanırdı. Üretim gücü her sektör için kritik bir faktör. Fakat moda şehri olabilmiş şehirlerde, tasarım ve üretim gücünü birleştirme becerisi kuvvetle öne çıkıyor. Örnek vermem gerekirse, İtalya'da defileler ilk olarak 1950'lerde Floransa'da yapılmaya başlandı. O dönemde hem Floransa hem Roma, moda şehirleri olarak öne çıkıyordu. Milano'nun ismi henüz listede yoktu. Milano'nun bir inovasyon ve üretim merkezi olması, aynı zamanda şehir olarak altyapısının gelişmiş olması, tasarım merkezi olan Floransa'daki yetenekleri kendine çekmesine neden oldu. 60'ların sonunda Milano İtalya'nın moda başkenti olmuştu. Aynısı New York için de geçerli, moda tarihini başlatan kişi sayılan Charles Frederick Worth'dan beri New York Paris'ten tasarım satın almış ardından bunları üretip departman mağazalarında satmıştı. Ta ki dünya savaşı kıtalar arası ulaşımı sekteye uğratana kadar. Dünya savaşı sırasında Avrupa'ya gidemeyen satın almacılar, zaten çalışamayan ve üretemeyen Paris'li tasarımcılardan çizim alamadılar. New York moda haftasının 1943 yılında, tam 2. Dünya savaşının göbeğinde başlaması bir tesadüf olamaz. New York üretimin yanında tasarım yapmak zorunda kalmıştı, ve bu şekilde bugünkü özgün moda şehri konumuna kavuştu. New York üretimi şehrin göbeğinde yapan belki de tek moda şehri, 5th Avenue diye de bilinen üretim bölgesi işçi kıyafetleri dikerek başlayıp zaman içinde Amerika'lı tasarımcılar için bir üretim gücü haline geldi. Yazımın başında belirtmiştim, Görüntülenmek isteyeceğimiz şehir kavramını. Sokak stili ve günlük hayattan çekilen kareler sosyal medyada bir şehrin görsel panosunu hazırlıyorlar sanki. Bu panonun global bir kitlenin kendini içinde görmek isteyeceği bir dünya yaratması çok önemli. Moda haftalarında koşturan bloggerların her şehir için farklı stiller yaratmasının nedeni de bu; şehrin kendi resmi içinde ahenkli durabilmek. Moda şehri olmak sözünü sıklıkla duyuyoruz. Bu yazıda moda şehri olmanın anlamını özetlemek istedim."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-sektorunde-calismak-icin-en-iyi-sirketler/", "text": "Moda endüstrisinde uzun bir zaman boyunca şirketler en yetenekli elemanları kendi bünyelerine katabilmek için markalarının gücüne güvendiler. Fakat, bu durum endüstrideki trendlerle birlikte artık hızla değişiyor. The Business of Fashion'ın Moda Sektöründe Çalışmak İçin En İyi Şirketler başlığıyla yayınladığı ilk raporunda birçok lüks marka listeye giremedi. The Business of Fashion'ın 2017 anketine göre dışarıdan ihtişamlı görünen birçok markanın yönetimine baktığımızda tam tersi bir durum söz konusu olduğunu görebiliyoruz. Moda firmalarının insan kaynaklarını ve yetenek yönetimi stratejilerini yeniden gözden geçirme durumu hiç bir zaman bu kadar gündemde ve önemli olmamıştı. Global işgücü, radikal ve demografik bir değişimin ortasında. 2020 yılına kadar Y jenerasyonunun, tüm çalışan nüfus içindeki en büyük grup olması bekleniyor. Bu rekabette avantaj sağlamak ve en yetenekli elemanları kendilerine çekmek için, şirketlerin İK stratejilerini Y jenerasyonunun beklentileri ve isteklerine göre ayarlamaları gerekiyor. Bu jenerasyon şeffaf bir idare sistemine diğerlerine kıyasla çok daha fazla önem veriyor. BOF bu raporu, sektörde çalışan 2.600'den fazla kişiyi baz alarak oluşturdu. Adaylar moda sektörünün farklı branşlarından yaklaşık 190'dan fazla şirkette çalışıyor. Toplanılan cevaplar üç belli başlık altında incelendi. Bunlar: ödüller ve avantajlar, liderlik ve son olarak da şirket kültürü ve çalışılan ortam olarak üçe ayrılıyor. Genel olarak baktığımızda, ankete katılanların %76'sı moda sektöründeki çalışma ortamının ve şirket felsefelerinin başarılı ve tatmin edici olduğunu söylüyor. Çalışanların büyük bir bölümü takım ruhu ve ekip çalışması gerektiren işlerde çalıştıklarını belirtiyor. Buradaki memnuniyet seviyesi %91'lerde. Mutlu bir ekip ortamı içinde çalışmak günümüzde bir şirketteki en önemli değerler arasında gösteriliyor. Ankete katılanların %41'i maddi kazanımlar dışında iyi bir ekip ortamının bir şirketteki en cezbedici etkenlerden olduğunu belirtiyor. Fakat bu anketteki 3 başlıktan biri olan liderlik sektördeki çalışanlar tarafından yüksek bir not alamıyor. Katılımcıların sadece %59'u çalıştıkları şirketlerin liderlik ve yükselme becerilerini geliştirdiğini söylüyor. Bir diğer sorun ise katılımcıların sadece %57'si şirket yönetimlerinin yeterince şeffaf olduğunu söylüyor. Tüm bu veriler, şirketlerin çalışanlarına daha dikkatli davranıp, alanlarındaki yetenekli elemanları doğru şekilde yönlendirmesi gerektiğinin bir göstergesi. Bir şirketin en çalışılası şirket seçilmesi için yukarıda belirttiğimiz üç ana maddeden hepsine sahip olması gerekiyor. Günümüzde iyi işverenler, çalışanlarına ortalama bir maaştan daha fazlasını sağlıyor. Farfetch'in Gap'le uyguladığı çalışanları paylaşmak uygulaması gibi projeler hem firmalara avantaj sağlıyor, hem de çalışanları geliştiriyor. LVMH grubuna ait Berlutti ise Avustralya'nın en büyük perakende zinciri Cotton On Group'la işbirliği yapıp benzer bir proje uyguluyor, böylece çalışanların kazanımları çok daha bütünsel oluyor. Şirketlerde fitness merkezi kurmak, sağlık & egzersiz eğitmenleri bulundurmak, sağlıklı öğlen yemekleri temin etmek de şirketlerin çalışanlarının motivasyonlarını arttırmak için yaptıkları projelerden. Çalışanların işteyken de eğlenmesini sağlamak, onları iş arkadaşlarıyla yakınlaştıracak aktiviteler planlamak ve kendi iş sorumluluklarında onlara güven duygusu vermek günümüz şirketlerindeki en önemli ödüller arasında. Bu yeni ödüllere ayak uydurmanın yanı sıra çalışanların liderlik becerilerini geliştirmelerini sağlamak da şirketleri en çalışılası yapan özelliklerin başında geliyor. Bu sayede hem çalışanlar kendi verimliliklerini arttırmış oluyor, hem de şirket hedeflerine daha çabuk ulaşıyor. Örnek vermemiz gerekirse, birçok şirkette yılda 2 defa yapılan durum değerlendirme toplantıları, Gap'te resmi olmayan bir şekilde her ay yapılıyor. Bu yöneticilerle birebir yapılan toplantılarda, çalışanlar herşeyi rahatlıkla paylaşıp, fikirlerini çekinmeden söyleyebiliyorlar. Amaç hem başarıdan hem de başarısızlıktan öğrenmek. Çalışanların, iş sırasında birçok yeni beceri kazanması artık en önemli hedefler arasında. İyi şirketler, insanları sadece başarısızlıklarıyla farketmez. Günümüzde liderliği geliştirmenin en yeni yöntemlerinden biri de veri analizinden ortaya çıkıyor. Bu sayede yöneticiler, çalışanlarını takip ederek onları daha kolay motive edebiliyor. Çalışanların performansı da daha ölçülebilir bir hale geliyor. Farfetch'de şirketin liderlik departmanın hem elemanların mutluluğunu arttırmak hem de şirketin gelişimini sağlamak için düzenli olarak uyguladığı anketler var. Diğer bir önemli kriter de şirket kültürü ve şirketteki çalışma ortamı. 3.6 milyar dolarlık cirosuyla genç bir şirket olan Zalando, çalışanlarını deneyimlerine değil potansiyellerine göre değerlendiriyor. Esnek bir ekip yaratarak, çalışanların yetenekleri doğrultusunda şirket içinde departmanlar arası geçiş yapmalarına sıcak bakıyor. Global olarak yer değişimi de bu maddedeki önemli etkenlerden biri. Örneğin, Adidas'ta çalışanlara düzenli olarak farklı pazarlardaki Adidas'larda yer değiştirme imkanı sağlanıyor. H&M de bu konuda birçok çalışanına esneklik sağlıyor. Bu listedeki kriterlere göre 2017 yılının en çalışılası ilk 10 şirketini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz. - Gap - Zalando - Tommy Hilfiger - Zara - Calvin Klein - Gucci - Levi&Strauss - H&M - Adidas - Farfetch Merhaba. Çok aydınlatıcı olacağına eminiz. Fikir için teşekkürler."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-sektorunde-calismak/", "text": "Türkiye'de veya başka bir yerde, moda sektöründe çalışmak istediğimizi ailemize söylemek ve onların anlamalarını beklemek çoğumuz için kolay olmamıştır. Ben moda tasarımcısı olmak istiyorum, bu cümleyi duyan çoğu aile endişenin yanı sıra sektörü tanımadığı için kafa karışıklığı da hisseder. Sadece aileler de değil, günümüzde toplum içinde moda gazetecisi olmak istiyorum gibi bir cümleye verilen tepkiler mesleğin ne olduğunu anlamamaktan, işi küçümsemeye ve hatta bencilce görmeye kadar gidiyor. Birçok kişinin kafasında materyalizm ve aşırı tüketimle özdeşleşmiş olan moda dünyası aslında harika, ama insanlarda yanlış bir izlenim bırakmış bir sektör. Bir sonraki sefer size neden bu alanda çalışmak istediğiniz sorulursa, aşağıdaki sebeplerden birini rahatlıkla öne sürebilirsiniz. İnsanların moda sektörünü ciddiye almayarak yaptıkları en büyük hata her insanın giyinmeye ihtiyacı olduğu gerçeğini unutmalarıdır. Hangi etnik kökenden ve toplumdan gelirse gelsin dünya üzerindeki insanın hepsinin giyindiği gerçeği bu sektörün ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Moda için bir çeşit ticari sanat demek hiç yanlış olmaz ama bildiğimiz sanat gibi müze ve galerilerde sergilenmek yerine, günlük hayatta, sokakta kendi üstümüzde sergileniyor. Moda da tıpkı sanatın diğer branşları gibi tasarımcının ve giyenin yaratıcılığını gösterir ve tıpkı ressamlar, müzisyenler gibi tasarımcılar için de kıyafetleri kendilerini ifade etmenin bir yoludur. Çevreniz moda tasarımı konusundaki kariyer hedefinizi ne kadar yanlış anlarsa anlasın, pantolonlarının dikişi açıldığında veya kol düğmeleri koptuğunda arayacakları ilk kişinin siz olması kaçınılmaz. Evet, dikiş konusundaki yeteneklerimizle bazen günü kurtarabiliyoruz. Moda dünyası her ne kadar materyalist ve tüketim çılgınlığı olarak sanılsa da, sektördeki önemli bir grup bu imajı yıkmak için uğraş veriyor. Tüketicilerin ve firmaların gittikçe bilinçlenmesiyle sürdürülebilir moda ve daha az tüketmek gibi kavramlar günümüzde sektördeki birçok kişi için olmazsa olmaz oldular. Moda dünyasını küçümseyenlerin yaptığı diğer büyük hatalardan biri de modanın aslında dönemin aynası olduğunu unutmalarıdır. Sosyo- ekonomik çevrede yaşanan her olayın kıyafetlerimize etki etmesi ve bir dönemi kıyafetlerine bakarak analiz edebilmemiz bunun kanıtıdır. Ister Rönesans dönemi, ister punk'ın ilk çıktığı zamanlar olsun, sadece kıyafetlere bakarak dönemi söyleyebiliriz. Bu yazı bir çeviridir yazının orjinali için tıklayınız. Elazığ doğumluyum. Moda tasarım mezunuyum. Moda'ya ilgi duyuyorum. Bu alanda kendi adıma ve moda dünyası adına bir şeyler yapmak istiyorum. Şu an yaptığım tek şey çizim yapmak. Yani kendi çapımda kıyafet tasarım çizimi yapıyorum. Çizimlerim genelde beğeniliyor. Şartlardan dolayı moda tasarım yani çizim alanında maalesef çalışmıyorum. Bu durum beni üzüyor. Bu konuda daha iyi olmak için neler yapabilirim . Yardımcı olursanız sevinirim."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-sektorunde-etik-degerler/", "text": "Bir Cumartesi alışveriş keyfi yapmak istediniz. Bir taraftan alışveriş yapmak size çok iyi gelecek, diğer taraftan da dolabınız giymediğiniz eşyalarla dolu ve bunlara yenisini eklemek hem dolabınızda hem de vicdanınızda fazlasıyla yer kaplayacak. Şaşırtıcı değil, İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre İngiliz kadınlarının dolabında ortalama 285 poundluk hiç giyilmemiş kıyafet var. Konu sadece giysilerin gardıroplarımızda kapladığı yer ile sınırlı kalsa iyi. Son dönemlerde birbiri ardına gelen trajediler, özellikle giydiğimiz giysilerin üretildiği fabrikalardaki kötü çalışma koşulları, çocuk işçiler, yıkılan fabrikalar ve atık giysilerin doğa üzerinde yarattığı korkunç etki derken, günümüzün bilinçli müşterisi giysileri artık bir moda ürünü olarak görmeyi bıraktı. Ortaçağda insanlar tükettikleri eşyaların özelliklerinin onlara geçtiğine inanırlardı. İşte bu nedenle lüks sınıfına giren ve gereksiz kabul edilen birçok ürün günah kabul edilir kullanılmazdı. Aslında burda günah kabul edilen ürünün kendisi değil giyen kişiye hissettirdikleri, yani satın alan kişide yarattığı duygusal etki idi. Ünlü örgütsel psikolog Edgar Schein'a göre kurumsal kültür şirket içindeki kişi ve grupların paylaştığı değerlerin yarattığı bir davranış kalıbı. Aslında kurum kültürü bireylerin, ve liderlerinin değerleriyle ve bunların paylaşımı ile şekilleniyor. İşte bu nedenle, şirket içinde çalışanların paylaşıp içselleştirmediği hiçbir değer kurumsal kültürde yer bulamaz, yazılı olarak evet, ama davranışsal olarak asla. Peki öncelikle kurum içinde paylaşılmayan değerler müşteriye yansıyabilir mi? Hayır. Sürdürülebilir moda aktivistlerinden oluşan global hareket Fashion Revolution'ın da dediği gibi Doğaya, insana, yaratıcılığa ve kara eş derecede önem veren bir moda sistemi mümkün. İşte bu sözle Fashion Revolution sürdürülebilirliğin üçlü kar hanesi kavramına gönderme yapıyor, buna göre bir kurumun performansı sadece karlılık oranı ile değil aynı zamanda çalışanlarına, ve yeryüzüne kattığı değer ile de ölçülmeli. Fashion Revolution derneğinin 219 moda markası ile yaptığı bir araştırmaya göre markaların sadece yüzde 12'si çalışanlarına asgari ücretin üstünde maaş vermek konusunda çabalarını ispatlayabiliyor. Bangladeş'te bir tekstil işçisinin yaşam kalitesini garantileyecek paranın sadece dörtte birini kazandığını düşünürsek bu büyük bir sorun. - Ürünler nerede ve kimler tarafından yapılıyor? Bu bilgiye müşteriler ulaşabiliyor mu? - Şirket çalışanlarının hakları gözetiliyor mu, yasal kurallara uyuluyor mu? Bu konuda bilgi şeffaf bir şekilde açıklanıyor mu? - Üretimin yarattığı çevre kirliliğine karşı önlem alınıyor mu? Bu önlemler müşteriler ve sivil toplum örgütleri ile paylaşılıyor mu? - Müşteriler ve sivil toplum örgütleri markanın sürdürülebilirlik çabasının bir parçası haline geliyor mu Bu yazı ilk olarak Marquette dergisi Eylül-Ekim 2016 sayısında yayınlanmıştır."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-sektorunde-finansal-okuryazarlik/", "text": "Moda sektöründe stabil gider kalemleri olmasa da finansal tabloları analiz edebilmek için finansal okuryazarlık yetkinliğinin olması şirketinizin durumunu anlamak için oldukça önemlidir. İlk adım olarak finansal projeksiyonları oluşturmada şirketinizi kurmak için gerekli olan ve kurduktan sonra da devam edecek maliyetler, satış hacmi, satış tahminleri ve aylık genel giderleri belirlemek gerekir. Bu yazıyla amacımız temel finansal okuryazarlık kavramlarını özellikle modanın yaratıcı alanlarında çalışanlar ve girişimciler için özetlemek. Muhasebenin yapı taşı kalemlerdir. Her kayıt için borç ve alacak tarafı olmalıdır ve günün sonunda basit bir muhasebe kaydında ikisinin eşit olması beklenir. Bu iki kalem bilançonuzu oluşturur. Bir kayıt giriyorsanız, tutarı borçlandırıp alacaklandırdıktan sonra, girişin bilançoda nerede olması gerektiğini belirlemelisiniz. Varlık, bilançonun aktifinde yer almakta ve ne kadar gelir elde edildiğini gösterirken; yükümlülükler, bilançonun pasifinde yer almakta ve gider kalemlerini göstermektedir. Özsermaye işi nasıl finanse ettiğinizi gösterir. Özsermaye finansmanı, melek yatırımları, risk sermayesi ve stratejik finansmanı kapsar. Özsermaye dışı finansman ise kendi kendini finanse etme anlamına gelen otofinansmanı ya da banka kredilerini kapsar. Şirketin yatırım ve finansman kararlarının ne derece uygun olduğunu gösteren oranlardır. Satışlar ve yatırımlar üzerinden elde edilen karlılığı gösterdiği için yönetimin etkinliğini ve performansını değerlendirir. Özsermaye karlılığı, bir şirketin hissedarlarının takip ettiği en önemli finansal rasyolardandır. Belirli bir dönemde satılan malın maliyetini de göz önünde bulundurarak envanteri ne kadar etkin yönettiğinizi ölçmenize fayda sağlar. Oranın düşük çıkması, satışların yavaş olduğunu ve fazla stok yapıldığını gösterir. Satılan malın maliyeti, doğrudan ürünü oluşturmak için harcanılan toplam parayı içermelidir. Nakliye, fotoğraf çekimi gibi giderler dahil edilmez. Ortalama envanter miktarı ise belli bir dönem boyunca ne kadar envanteriniz olduğudur. Moda sektörü yıl boyunca mevsimler başta olmak üzere birçok durumdan etkilendiği için yalnızca biten envanteri kullanmak hatalı bir hesaplamaya neden olur. Daha doğru bir analiz için aşağıdaki formül kullanılmalıdır. İşletme karlılığı ortalama sipariş değeri ile belirlenir. Bir müşteri bir web sitesinde sipariş verdiğinde harcanan ortalama para miktarını ölçen, e-ticarette kullanılan bir KPI 'dır. Şirketinizi değerlendirmenize ve geliştirilebileceği veya büyütülebileceği alanları belirlemenize yardımcı olur. Size bir aylık dönemde sipariş başına ne kadar kazandığınızın tam miktarını göstermekle birlikte, harcamalarınızı, ürün başına maliyetlerinizi ve gelecekteki yatırımlarınızı bütçelemek için harika bir araçtır. Şirketler bu oranın yüksek çıkmasını beklemektedir. Aynı zamanda müşterilerin daha pahalı ürünlerimi yoksa ucuz ürünleri mi tercih ettiğini, kaç adet satın aldıklarını göstererek müşteri portföyü hakkında da bilgi vermektedir. Şirketinizin finansal raporlarını analiz etmek ve takip edebilmek için elektronik muhasebe defterinin tutulması gerekmektedir. Gelecekteki harcamalarınız için rehberlik etmesi açısından oldukça önemlidir. Varlıkların ve borçların envanter kayıtlarını düzenli olarak tutmak gerekir. Bu süreç, özellikle bir start-up için kritiktir. Kredi almak veya borç para almak istiyorsanız, borç veren kurum iyiyi ve kötüyü görmek isteyecektir. Varlıklar ve yükümlülükler ayrıca gelirinizi nasıl elde ettiğinizi ve parayı neye harcadığınızı da gösterir. Şirketin varlıklarını ve yükümlülüklerini karşılaştırarak finansal durumunu gösterir. Bununla birlikte, bilançonuz yalnızca bir dönemdeki finansal konumunuzu gösterir. Size paranızın kısa ve uzun vadede nereye gittiğini söyler. Belirli bir dönem için gelirinizi, giderinizi ve net gelirinizi sunar. Şirketler her yıl için kar/zarar durumunu görmek için gelir tablolarını kullanır. Harcamalarınızı takip ederek hangi alanda kısmanız gerekebileceğini veya ekstra kaynakları nereye harcayabileceğinizi görebilirsiniz. Şirketinize hem iç hem de dış kaynaklardan gelen nakit girişlerinin nereden geldiğini size söyler. Nakit akışı tablonuz, herhangi bir anda elinizde nakit olup olmadığını veya kaynaklarınız olup olmadığını size söyleyecektir. Markanızın ürünlerini belirledikten sonra sektördeki en yakın rakibinizi yakın takibe almalısınız. Rakiplerinizi belirlemek ve finansallarına göz atmak kendi planlamanız için de doğru bir hamle olacaktır. - Kime satıyorsun? Direkt müşteriye mi satmak istiyorsunuz yoksa perakende satış mı olacak? - Gireceğiniz pazarın boyutu ne? Oldukça niş bir pazar, geniş bir pazara göre daha az envantere sahip olmayı gerektirebilir. - Reklam bütçeniz ne olacak? Ne kadar reklam yayınlamayı planlıyorsunuz? İlk zamanlarda reklamları görüntüleyen kişilerin %1 ya da %2'sinden daha azı ürünleri satın alsa da doğru reklam stratejisi her zaman işe yarar. İlk 6 ay hatta ilk yıllar pazarı test etme ve insanların gerçekte ne istediğini belirleme zamanlarıdır. Satışlarınızı arttırmak ve üretim sermayesini arttırmak için ön satış stratejisi de akılda bulunması gereken yöntemlerdendir. Rakiplerinizi tanıdıktan sonra ürünleri satabileceğiniz fiyatlar hakkında da genel bir fikre sahip olup, tasarımlarınızı kağıttan gerçeğe dönüştürmek için gereken adım üreticilerle iletişim kurmaktır. Çoğu üretici ön ödeme ile iş yapsa da bütçenize göre birden fazla üretici ile iletişime geçin ve size üretim süresi, nakliye maliyetleri ve bütçe açısından en uygun olan üretici ile anlaşın. Tasarımlarınız için doğru pazarlama stratejisi bütçenize, zamana ve hedef kitlenize bağlıdır. Bir süre reklamlara para ödemeniz gerektiğini de varsayalım. Toplam maliyetlerinizi karşılamak için yapmanız gereken satış miktarını belirlemek gerekir. Ardından bu ürünleri etkin satabilmek için kaç kişiye ulaşmanız gerektiğini bulmalısınız. Markanız büyüdükçe pazarlama bütçeniz de genellikle toplam gelirinizin %8'ini temsil eder. İlk zamanlarınızda ise sosyal medyadan ücretli reklamlara kadar bütçenizin %20'sine kadar pazarlama harcaması yapmanız olağandır. Marka için yeni bir müşteri kazanma maliyetidir. Birçok şirket pazarlama stratejilerinde ne kadar başarılı olduğunu ve bu stratejileri ne ölçüde değiştirmeleri gerektiğini görmek için bu hesaplamayı kullanır. Sektör ortalaması dikkate alınır ve maliyet ne kadar düşük çıkarsa pazarlama stratejinizde o kadar doğru yolda olduğunuzu gösterir. Bazı platformlarda, pazarlama harcamalarınızı artırmak, getirebileceğiniz müşteri sayısını önemli ölçüde arttırmaz; bu, pazarlama çabalarınızı arttırdıkça müşteri edinme maliyetinizin azalmak yerine arttığını göreceksinizdir. Bazı durumlarda da artan pazarlama harcaması, genellikle artan genel görünürlük nedeniyle, gelen müşteri sayısını önemli ölçüde artırabilir. Bu ayrımı iyi analiz etmek gerekir. Zaman içinde ve kampanyalarınız büyüdükçe ve değiştikçe, markanız için nasıl çalıştığını görmek için müşteri edinme maliyetlerini karşılaştırabilirsiniz. Marka sadakati, bir müşteriyi zaman içinde markanızla birden fazla satın alma yapmaya teşvik edebilir. Sürekli müşterilere özel bir pazarlama stratejisi geliştirilebilir. Müşteri değerine dikkat ederek, müşteri edinme maliyeti yüksek olsa bile, müşterilerinizden artan değer de elde edilebilir. Müşterileriniz markanız için mükemmel elçilerdir. Müşterilerin markanızı ya da ürünlerinizi tavsiye edeceği bir çeşit program oluşturabilirsiniz. Karşılığında ise müşterilere puan, indirim veya ayrıcalıklar sunulabilirsiniz. Bu küçük indirimler, genellikle bu müşteriler için satın alma maliyetini önemli ölçüde azaltacaktır. Diğer yöntem ise pazarlamada en harika yollardan biri olan kulaktan kulağa yöntemidir. Özetle, kumaşın kalitesi ve ürün tasarımları müşterileri büyülerken ve ürün fiyatlarını yükseltmeye yardımcı olurken; işinizdeki iki faktör arasındaki ilişkinin hesaplanması, maliyetlerinizi azaltıp, markanız için yatırım yapmak istediğiniz alanlara yönelmek gibi durumlar etkin ve başarılı bir marka yaratmada birbirinden ayrılamaz. Tüm sektörlerde olduğu gibi moda sektöründe de kuracağınız markanın ilk aşaması her zaman iyi bir bütçe ve finansal planlamadan geçmek zorundadır ki şirketinizin temelleri sağlam olsun."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-sektorunde-staj-yapmak-gerekli-mi/", "text": "Henüz tam anlamıyla iş hayatına atılmadan, çalışma ortamları ve işleyişleri hakkında fikir edinmek için en doğru platform stajyerliktir diyebiliriz. Her ne kadar iş yükü çok ve maddi kazancı çoğu zaman yok gibi gözükse de, bir staj deneyiminden edineceğiniz tecrübe, gelecekteki iş hayatınızı ve çalışma şeklinizi belirlemede çok büyük önem taşıyor. Moda ve tekstil alanına yönelik çalışan kurumlar genellikle stajyer almaya oldukça yatkınlar. Çoğu üniversitenin bu deneyimi öğrencilerine zorunlu kılması sebebiyle firmalar bu duruma aşinalar. Fakat sadece zorunlu stajları yapmanın yanı sıra yaz tatilleri ve yarıyıl tatillerinde de mümkün oldukça staj ayarlanabilir. Bu her zaman 25 işgünü olmak zorunda da değil, firmayla anlaştığınız sürece kaç gün staj yapmak istediğiniz size kalmış. Fakat elbette minimum 2 haftalık bir süreç işi öğrenmek açısından sizin yararınıza olacaktır. Moda eğitiminin içeriğinde olduğu gibi çalışma hayatında da hayal ettiğimizden farklı bir dünya bulabiliyoruz. Beklentilerinizle gerçekliğin ne denli örtüştüğünü görmek için staj yapmak oldukça önemli. Örneğin sizin okulda ders kapsamında hazırladığınız bir koleksiyon hazır giyim sektöründe nasıl işliyor, benzerlikler ve farklılıklar neler, süreç nasıl ilerliyor bunları deneyimleyebilirsiniz. Okurken edineceğiniz iş tecrübesi ile derslerde göstereceğiniz performans aslında doğru orantılı. Örneğin dokuma stajı için bir dokuma fabrikasında bulunmanız, makinaları, dokuma prensibini, koleksiyonları ve dokumada kullanılan desenleri incelemeniz, kullanım yerlerini görmeniz sizin bir sonraki dokuma tasarım dersinde ortaya koyacağınız işe %100 etki edecektir. Bir işin işleyiş prensibini ne kadar iyi ve ne kadar erken kavrarsanız bu, yapacağınız tasarımların o denli doğru ve tutarlı olmasını sağlayacaktır. Staj yaparak çalışma hayalini kurduğunuz firmanın, ya da alanın kimliğini da tanımış oluyorsunuz. Çalışma ortamı, çalışanlarına verdiği değer, sunduğu imkanlar, çalışanların birbirleri ile olan iletişimi vs. gibi birçok ipucu elde edebiliyorsunuz. Böylelikle işi sevseniz dahi koşulların size uygun olup olmadığını test edebilirsiniz. Mezun olduktan sonra işe girerken firmaların en çok baktığı şeylerden biri de nerelerde ve ne kadar çok tecrübeniz olduğu. Yaptığınız stajlar çoğu zaman sizi diğerlerinin önüne atar. Çünkü bu aynı zamanda sizin idealist ve çalışkan olduğunuzun da bir göstergesidir. Ne kadar çok staj o kadar çok insan tanıma aslında. Sektörden birileri ile bağlantı kurmanın yanı sıra kendinizi tanıtma fırsatı bularak, staj yaptığınız kurumlardan referans alabilir, vizyonunuzu geliştirecek birçok sektör profesyöneliyle tanışabilirsiniz. Zorunlu stajlar için okulunuzun önereceği ve iletişim kurmanızı sağlayabileceği firmalar olduğu gibi siz de istediğiniz her firmaya e-posta yoluyla veya arayarak ulaşıp, staj işlemleri hakkında bilgi alabilirsiniz. Firmaların iletişim bilgileri çoğu zaman internet sitelerinde bulunmaktadır. Doğrudan insan kaynakları ile bağlantılı olsun olmasın, sizin talebiniz doğrultusunda onlar sizi ilgili adrese yönlendireceklerdir. Ayrıca birçok marka stajyer arayışlarını sosyal medya hesaplarından veya belirli internet sitelerinden duyuruyor. Bunları da takip ederek uygun zamanda başvurularda bulunabilirsiniz. Moda sektörünün istihdam imkanı verdiği farklı meslek dallarını bu yazı dizisinde bulabilirsiniz. Mesleğinizi seçmeden önce mutlaka göz atın."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-siyaset-amerika/", "text": "Moda ve siyaset her ne kadar birbirinden çok uzak iki alan gibi görünse de daha önce Moda Kariyeri'nde paylaştığımız Siyasetteki Kadınların Modaya Çarpıcı Etkisi ve Moda Dünyası Melania Trump'ı Sevebilecek mi? gibi yazılarla bu iki alanın kesiştiği birçok nokta olduğunu gösterdik. 2021'in şu ana kadar moda ve siyaset odaklı en önemli olayı geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Joe Biden'ın yemin töreniydi. O zaman gelin, bu tarihi olaya bir de moda perspektifinden bakalım. Joe Biden'ın yemin töreninde ön plana çıkan Amerikalı genç tasarımcılar oldu. ABD'nin ilk kadın başkanvekili olan Kamala Harris'in mor elbise ve kaban kombini 2017 yılında CFDA/Vogue Fashion Fund'ın kazananı Louisianalı genç tasarımcı Christopher John Rogers imzalı. Canlı renkleri ve çarpıcı silüetleri bir arada kullanmayı seven tasarımcıyı ileriki günlerde sıklıkla duyacağımıza eminiz. Yeni başkan Biden'ın takımı ise ikonik bir Amerikan klasiği olan Ralph Lauren iken, eşi Jill Biden tıpkı Harris gibi genç bir Amerikalı tasarımcıyı destekleme kararı almış. Jill Biden'ın üzeri Swarovski ve incilerle bezenmiş, maskesi ile takım olan tüvit kabanı çoğumuzun ilk defa duyduğu Markarian markasının kurucusu Alexandra O'Neill imzalı. İkonikleşmiş Amerikan markalarının yanı sıra yeni tasarımcılara yemin töreni gibi bir etkinlikte yer verilmesi, önümüzdeki günlerde Beyaz Saray'da genç tasarımcıların parçalarına sık sık rastlayabileceğimizi gösteriyor. Kırmızının Cumhuriyetçileri, mavinin Demokratları temsil ettiği Amerikan siyasetinde siyasetçilerin tercih ettiği renkler de en az kıyafetleri kadar önemli. Kamala Harris'in seçtiği mor renk birçok kadın aktivizm grubu tarafından sahiplenilen ve sufrajetlerin giydiği, sadakati simgeliyen bir seçim. Kimilerine göre ise kırmızı ve mavinin -demokratlar ve cumhuriyetçiler- birleşimi olan mor, aynı zamanda Harris'in siyasi görüşü ne olursa olsun kucaklayıcı olduğunu vurgulamak için seçilmiş. Yemin töreninde yer alan isimlerden genç şair ve aktivist Amanda Gorman ise Prada marka sarı kabanıyla şimdiden ikonik bir görüntü oluşturdu. Yemin törenindeki şiirinde birlik ve beraberliğe vurgu yapan Gorman'ın sarı rengi tercih etmesi tam anlamıyla yerinde olmuş. Renk psikolojisinde sarı, mutluluk, birlik, umut ve pozitif düşünceyi temsil ediyor. Biraz da moda ve siyasetin eğlenceli yanına değinelim. Törende, Hillary Clinton'la birlikte geçtiğimiz dönem Demokrat Parti Genel Başkanlığı'na aday olan senatör Bernie Sanders'ın 'mitten' adı verilen pofuduk kar eldivenleriyle tek başına oturması, hepimizin sosyal medyada rastladığı bir görüntü haline geldi. Fotoğrafın çekildiği andan itibaren özel montaj programlarıyla sayısız fotoğrafa yerleştirilen Bernie'nin görüntüsü viral haline geldi; hatta Instagram'da artık Bernie Sanders'ın o fotoğrafının bir filtresi bile mevcut. Bernie'nin fotoğrafında modaya dair çok fazla şey olmasa da mitten eldivenleri ile kısa sürede yeni bir trend yarattı. Sanders'ın el örgüsü eldivenlerinin arkasındaki isim ise Amerika'nın en soğuk eyaletlerinden biri olan Vermont'ta öğretmenlik yapan Jen Ellis. Birkaç sene önce senatöre kendi ördüğü eldivenleri hediye ederken, büyük ihtimalle bu kadar ünlü olacağı aklına gelmemiştir. Instagram mesaj kutusunun eldiven siparişi talepleriyle taştığını söyleyen Ellis'in el örgüsü eldivenleri, çok yakında birçok tasarımcıya ilham kaynağı olacak gibi. Bu konuda ABD'de yapılan haberlerde, üzerinde Bernie Sanders'ın bir anda meşhur olan fotoğrafı yer alan tişörtlerden 1.8 milyon dolar kazandığı ve tüm geliri Vermont'ta bulunan bir sivil toplum kuruluşuna bağışladığı ifade edildi. Yine Bernie Sanders'in tığ işi oyuncağı ise Ebay'de açık artırmayla, bağış amaçlı satışa çıktı ve 20 bin 300 dolara alıcı buldu. Ebay ise bu satışı ikiye katlayarak yardım kuruluşuna 40 bin dolar ödeme yaptı."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-sokak-fotografciligi-emircan-soksan/", "text": "Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde Şehir Bölge Planlama okudum. O zamanlardan fotoğraf ve videoya meraklıydım. Sevdiğim mekanlarda arkadaşlarımın fotoğraf ve videolarını çekiyordum. Ben bunları yaptığım sırada video yapan pek de insan yoktu. Ben sosyal medyaya da çok önem veriyor ve iyi kullanıyordum. Haliyle video çeken bir insan merak uyandırıyor ve ilgi çekiyordu. Derken kapı kapıyı açtı bloggerlarla ve dergilerle freelance olarak çalışmaya başladım. Aslında benim öne çıkmamı sağlayan şey ilk etapta yaptığım video çekimleriydi diyebilirim. Biraz önce de anlattığım gibi ben aslında ilk başta videolarımla tanındım ve işlerimin çoğu video üzerineydi. İlk video çekmeye başladığımda yardım istediğim insanlar hep arkadaşlarımdı ve yaptığımız şey çok amatördü, yine de sonunda çıkan şey beni çok tatmin ediyordu, ortaya kreatif bir ürün çıkıyordu. Tanınmaya başladıkça büyük markalarla proje bazlı çalışmaya başladım ve bu işe dönüştü. Birşey işiniz oluyorsa ve markalarla brief üzerine çalışmaya başladığınızda daha kurumsal bir sürece giriyorsunuz ve işinizin ilk başlarda tüm etkenlerden bağımsızca yaptığınız kısmını özlüyorsunuz. Bir yandan da projeyi çıkarırken çok daha fazla bir düşünme evresine giriyorsunuz. Haliyle spontane bişeyler yapma özelliğimi kaybettiğim o sırada yine sadece kendim için sokak stili çekmeye karar verdim. İstanbul'da beğendiğim mekanlarda stilini beğendiğim arkadaşlarımın fotoğraflarını çekmeye başladım. 3,5 yıl önce. O zaman bu işi yapan diğer insanlardan haberim yoktu aslında. Sokak stili fotoğrafçılarını bilmiyordum. Her zaman makinamı yanımda taşıyayım hoşuma giden yerlerde beğendiğim stilleri çekerim diyerek Karaköy'de gezmeye başladım. 5-6 ay böyle sokakta gördüğüm insanları durdurup fotoğraflamak için izin alarak CATCH serüvenine başladım. Hatta bu şekilde bir sürü insanla da tanıştım. Daha sonra Marie Claire dergisi için İstanbul Moda Haftası'nı çektim. Dünyada moda haftalarını gezip sokak fotoğrafı çeken insanlar olduğunu keşfettim. Seyahat etmeyi de çok seviyorum, zaten sık sık seyahat ediyorum, bari moda haftalarına denk getireyim dedim. New York moda haftası ile başladım. Hava eksi derecelerde olmasına rağmen enerjisi inanılmaz yüksek bir atmosfer, insan oradayken daha çok çalışmak istiyor. Plan aslında Türkiye'ye dönmekti ama ben Paris'e bilet aldım. Dönünce İstanbul Moda Haftası'nda Vogue Türkiye için fotoğraf çektim. Bir sonraki sezon da hem New York hem Milan hem de Paris'e gittim. Paris'de Vogue Türkiye genel yayın yönetmeni Seda Domaniç ile birlikte bir marka için çekim yaptık. Catch benim için hiç bir zaman ticari bir mantıkla başlamadı. Zaten seyahat ettiğim için bir keyifti. Beni besleyen bir prestij işiydi her zaman. Mavi Jeans ile olan işbirliğinden bahseder misin?. Mavi Jeans ile olan birlikteliğimiz benim onlara bir proje sunmamla başladı. Onlar için bir video çektim çok beğendiler ve devamı geldi. Çalışmaktan çok keyif aldığım, vizyoner bir marka. Yaptığımız işbirlikleri hem beni hem onları çok heyecanlandırıyor. Türkiye'de insanların birbirlerini desteklemek ve tutmak gibi bir anlayışı yok denecek kadar az. Kim daha ucuz ve uygunsa ona gidiliyor. Bence bu yanlış bir bakış açısı. Amerikan Vogue ve Tommy Ton'un bu kadar uzun süreli ve güzel bir iş yapıyor olmalarının nedeni de bu zaten bence. Tommy Ton en iyi fotoğrafçı olduğu için mi orada? Tabii ki iyi bir fotoğrafçı ama burada başka bir destekleme durumu var. Vogue onu tutuyor ve yaptığı işe saygı duyuyor, aynı şekilde fotoğrafçı da dergiyi tutuyor. Birbirlerinin marka değerlerini yükseltiyorlar. Burada kimse kimseyi sahiplenmiyor. İşbirliklerinin sürekliliği yok. Haliyle kendi başının çaresine bakman lazım. Benim yaptığım daha çok sokak stili olduğu için editoryal çeken fotoğrafçıları ayrı tutuyorum. Emre Doğru ve Koray Birand gibi editoryal çeken çok iyi fotoğrafçılar var Türkiye'de. Bence buradaki durum gayet iyi ancak moda fotoğrafçılığı sadece fotoğrafçıyla bitmiyor. Sanat yönetimi ve kreatif direktörlük bazen fotoğrafçıdan daha önemli konumda. Bizde biraz bu eksik. Bir mekan ünlü olunca her dergi koşarak oraya gidip orada çekim yapıyor. Hayal gücü çok kısıtlı. Prodüksiyon bütçeleri inanılmaz kısıtlı olduğundan sıfırdan alanlar yaratılamıyor. Bir bakıma da bizim ülkemizde insanların hayat ile ilgili çok fazla endişesi var, ekonomik kaygılar var bu yüzden de moda biraz ikinci hatta üçüncü planda kalabiliyor bazen ne yazık ki. Dergi dediğiniz şey bu kaygılar nedeniyle istediği kadar özgür de olamıyor. İnsanlar çalışıyor ve kısıtlı imkanlarla çalışıyorlar. Bunun bilincinde olan biri olarak sektöre ve ilerleyişine biraz pozitif bakmaya çalışıyorum. Bence halen yaptığına inanan insanlar olduğu sürece daha iyi bir yerlere gelebiliriz. O ortamda herhangi bir ego kaygınız olmuyor. Fotoğrafını çekmek istediğiniz insana sesleniyorsunuz dönüyor. Chiara gibi isimler zaten fotoğraflanmak için oradalar. Dibine kadar gidip kendini tanıtmana gerek kalmıyor. Moda haftalarının sokaktaki perde arkasına hiç şahit oldunuz mu bilmiyorum ama orada inanılmaz bir ortam, yüzlerce fotoğrafçı var. Chiara gibi ünlü isimler gelirken zaten etrafındaki fotoğrafçı ordusundan ve kalabalıktan anlıyorsun birinin geldiğini, akın akın geri geri koşan fotoğrafçılar görünüyor bir süre sadece. O tarz insanlar zaten herkese poz veriyor amaçları o çünkü taşıdıkları her parçada için markalardan para alıyorlar. Daha tanınmayan insanlara da gidip söylemem gerekiyor tabi onlar da kabul ediyorlar. Ben ilk gittiğimde çok fazla insan bilmiyordum, bir iki çok ünlü blogger tanıyordum sadece, baktım insanlar birilerini çekiyor ve bunun için çok uğraşıyor ben de zamanla yüzleri tanımaya başladım. Toplamda yaklaşık 6-7 fotoğrafını çekmişimdir herhalde ama tartışmasız Leandra Medine Man Repeller'ın kurucusu. Çok fazla durup da poz veren biri değil. Chiara'nın yüzlerce fotoğrafını çekmişimdir hala paylaşmadıklarım bile var ama Leandra'yı yakalamak çok zor çünkü durup poz vermeden neredeyse koşarak geçiyor. Tarzını çok beğenmemin nedeni de çok farklı olması. Formlarla oynuyor alışılmadık şeyleri kombinliyor. Bana çok orijinal geliyor. Garance Dore'yi de ikinci olarak söyleyebilirim. Pitti Uomo ve Paris Erkek Moda Haftasına birer kez gittim. Pitti pek bana göre değil tarz olarak. Çok vintage çok retro erkek. Herkes aynı ve herkes olmadığı birileriymiş gibi takılıyor. Tüm gün sigara ve puro içen takımları içindeki erkekler. Sosyal medyada gördüğünüz cool fotoğraflar genelde 10 saat aynı yerde oturan adamların sonunda dikkat çekebildiklerinde fotoğraflanmış halleri. Bana çok doğal gelmiyor. Hele 4 gün boyunca orada durunca sonuna doğru sıkıcı bir hal alıyor. Fotoğraf olarak güzel görünebilir ama bana yaratıcı olarak bir katkısı olmadı. Paris'de de yine kadın çektim aslında, bu yüzden normal moda haftasına gitmeyi tercih ederim erkektense. Daha eğlenceli ve daha enerjik. Gerçi şimdilerde erkek moda haftasında da karma koleksiyonlar sergilendiği için biraz daha ilgi duymaya başladım. O yüzden gelecek sezon tekrar erkek moda haftalarına gitmeye başlayabilirim. Tam da bunu planladığım aşamadayım aslında. Bu sene özellikle şehirleri arttırmak istiyorum. Daha alternatif yerleri gezmek ve fotoğraflamak amacındayım. Bu ay sonu Barselona'ya taşınıyorum ve büyük bir koşturmaca içerisindeyim. Hep birlikte izleyip göreceğiz bu geçiş dönemi nasıl olucak benim için. Aslında çoğu insan bilmez ama benim birkaç kişiden oluşan bir ekibim var. Tanıtım videoları, event çekimi gibi kurumsal işler yapıyoruz. Genelde proje bazında çalışıyoruz. Bu işe başladıktan sonra bir proje ile gelen markaların ya da insanların karşısında ben de o projeye her anlamda hakim olduğumu göstermek istiyorum. Gerçekten projeyi çekip çeviren bir ekip olmak amacındayım, o yüzden de bu ekiple servislerin sayısını artırmaya çalışıyoruz. Nil Ninat'ın tarzını çok beğeniyorum. Bence Türkiye'de olan bir boşluğu kapatıyor Nil tarz anlamında. Bir de düzenli olarak işini yapması ve harcadığı emek anlamında Nil Ertürk şuan çok güzel gidiyor. Konsepti formatı herşeyi tam bir bütün. Bloggerlığı işe dönüştürmesi anlamında ise Billur Saatçi. Çektikleri videolar ve her işe bir proje olarak yaklaşımı harika. Eşiyle birlikte çok ciddi çalışıyorlar. Canon 5D Mark 3 ile 50 mm 1.2 lens kullanıyorum genelde. İlk önce yapmaya başladığınız şeyin arkasında durmanız lazım. İnsanlara karşı çok önyargılı olmamayı, insanlardan yardım istemeyi ve iletişime geçmeyi öğrenmek lazım. Asla bununla konuşmam, onunla çalışmam dememelisiniz. İnsan böyle böyle gelişiyor çünkü herkes size birşeyler katıyor. Yardıma açık olmalısınız. Süreklilik çok önemli. Bir şeye başladıysanız hemen bırakmamalısınız ve işinizi sahiplenmelisiniz. Benim bazen durup acaba bu iş devam edecek mi diye sorguladığım zamanlar oluyor. Sonra işler bir anda yoğunlaşıyor ben de sakinleşiyorum ama iş gelmediğinde de oturup hiçbir şey yapmadan iş beklemek doğru değil. Boş kalınca iş üretmelisiniz mesela. Yapabileceğin değil yaptığın bir şeyi sunmalısın insanlara. O yüzden kendi başına da iş üretmek önemli. Özellikle böyle görsel bir iş yapıyorsanız ürününüzü iyi göstermelisiniz. Sosyal medyayı iyi kullanmak artık zaten olmazsa olmaz. Yardıma açık olmalısınız. Süreklilik çok önemli. Bir şeye başladıysanız hemen bırakmamalısınız ve işinizi sahiplenmelisiniz. Müzik ve seyahat etmek. Duruma göre izlediğim bir film ve bulunduğum bir ortam da ilham verebilir. Bu yüzden gideceğim yerleri zevkli seçmeye çalışıyorum. Özellikle İstanbul gibi büyük şehirlerde kafan hiçbir zaman rahat değil ve böyle olunca da üretmen, düşünmen zor oluyor. Bir yerlerde okumuştum ve çok doğru olduğuna inanıyorum : Birşey üretmen için bazen sıkılman lazım. Burada herkes her zaman çok meşgul. Ya eğleniyorsun ya koşuşturuyorsun, sürekli birileriyle bir yerlerdesin. Arada kendini soyutlayıp kendini dinlemek, tek başına düşünmek çok fazla ilham verebiliyor insana. Moda günümüzde de gelecekte de daha kişi odaklı olacak. O yüzdendir ki tüm markalar daha fazla celebrity işbirlikleri yapıyor, kampanya çekimlerini fotoğrafçı olmayan ama aşırı ünlü insanlar yapıyor. Böyle olunca tabii daha büyük lüks markalar daha yüzeysel ve ana akım kitleye uyum sağlamaya çalışırken, daha kreatif ve özgün boşluğu da yeni alternatif lüks markalar kapatıyor. Arada kendini soyutlayıp kendini dinlemek, tek başına düşünmek çok fazla ilham verebiliyor insana. İnsanlarla iletişim kurmak ve seyahat etmek. David Gandy, Lea Seydoux, Tom Ford. Sabah kalkıp çoğu zaman önce bilgisayarıma gidiyorum ve o gün birşey yüklemediysem bloga post giriyorum. E-postalarımı cevaplayıp daha sonra sosyal medya paylaşımımı yapıyorum. Sonra kahvaltı yapıyorum ve toplantım veya çekimim varsa evden çıkıyorum. İşim bitince enerjim kalırsa spora gidiyorum oradan da genelde eve geçiyorum. Rahat ve sade. Eskiden biraz daha renkliydi sonra duruldum. Benim için rahatlık ve giydiğim kumaş çok önemli. Moda haftalarında koştururken üzerinizdeki kıyafetlerin sizi rahat hissettirmesi gerekli. Eh tabii rahat olurken biraz da fena gözükmeyen şeyler seçmeye çalışıyorum."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-surdurulebilirlik/", "text": "Ölü bir gezegende modadan söz edilemez. Karbon doğadaki bileşenlerin yaklaşık %95'ini oluşturur. Çok sayıda organik bileşiğin temel maddesidir. Yani karbon tüketimi demek bir nevi doğa tüketimi ve tahribatı demek. Moda ürünlerinin üretilmesi ise elbette doğaya bağımlı. Fakat günümüzde bu, yararlanmaktan çok sömürmek konumuna geçmiş durumda. Firmalar sürekli daha çok satmaya odaklı. Bunu da daha fazla üretip, olabildiğince ucuza mal ederek yapıyorlar. Tüketici fiyat endeksine bakarsanız, son 30-40 yıl içinde fiyat aralığında en çok düşüş yaşayan eşya kıyafetler. İnsanlar da doğal olarak daha çok almaya meyil ediyor. Fakat hızlı moda veya lüks markalardan alışveriş yapan tüketicilerin çok büyük bir kısmı seçimlerinin sonuçlarını düşünmüyor. Bir şeylerin nereden geldiğini düşünmeyen insanlara bunu hatırlatmak oldukça önemli diyor Clare Farrell. Günümüzde alınan kıyafetin artık bir değeri yok. Her şey çok hızlı değişiyor ve değişim tüketiciyi elinde olandan soğutacak şekilde planlanmış. Kaçımız giyecek kıyafetim var, o halde başkasına ihtiyacım yok diyebiliyoruz? Bir şekilde tüketmemiz gerektiğine ikna edilmiş durumdayız. Düşünmeden alışveriş yapıyoruz. Fakat düşünmek zorundayız. Biz aldığımız şeyleri düşünmeye başlamazsak hiç bir zaman bu aldığımız tişört son tişört olmayacak ve o tişört aslında bizi mutlu etmeye de yetmeyecek çünkü her zaman daha iyisi olduğuna ve bir tane daha almamız gerektiğine şartlanmış durumdayız. Aslında bu noktada daha bilinçli tüketim yapmak için yapmamız gereken şey biraz daha fazla ihtiyaçlarımıza odaklanmak. O zaman aldığımız şeyler de bizim için daha kıymetli olacak. Çünkü bir şeyin miktarı arttıkça aslında değeri de ortadan kalkıyor. Yani az olan şey daha kıymetli hale geliyor, çok olan şey de mutluluğa götürmüyor. Doğayı tahrip etmesinin yanı sıra kişisel olarak da hiçbir getirisi yok. Aldığımız şeyin bir maliyeti olduğunun farkına varmak zorundayız. Hiçbir şeyden ve hiç kimseden bağımsız olarak tüketim yapmıyoruz, yaptığımız tüketimin sonu doğaya, o ürünleri üretmek için kanlarını, terlerini ortaya koyan insanların haklarına kadar dayanıyor. Madalyonun bu yüzünden bakıldığı zaman tüketim sadece bir tişörte para verip onu almaktan çok daha fazlasını ifade etmeye başlıyor. Gerçekten tüketim hızımız bugünkü haliyle devam ederse yakın bir gelecekte geç kalınmış olduğunu farkedeceğiz. Yapmamız gereken tek şey niye ve nereden aldığımızı bir miktar daha fazla düşünmek. Çünkü ufacık bir harcama diye gördüğümüz şeyin aslında nasıl bir zarar silsilesini etkilediğini gözardı etmemeliyiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-tarihi-giorgio-armani/", "text": "Ünlü İtalyan moda tasarımcısı ve iş insanı Giorgio Armani İtalya'nın Piacenza kentinde 11 Temmuz 1934'te doğdu. Annesi ev kadını, babası ise memurluk yapan eski bir profesyonel futbolcuydu. Piacenza devlet tiyatrosu için peruklar tasarlayan dedesinin de etkisiyle Giorgio Armani genç yaşta sinema ve tiyatronun büyüsüne kapıldı. Birinci Dünya Savaşı'nın ardından 1948'de Giorgio ve ailesi, muhasebecilik görevi için Milano'ya transfer olan babasının işi nedeniyle bu şehre taşındı. Liseye Milano'da giden Giorgio, ardından tıp fakültesine girdi ve üç sene okudu ama bu alanın kendine uygun olmadığını görünce iş aramaya başladı. Milano'nun ünlü departman mağazası Rinascente'de iş bulmasının ardından sektörde farklı alanlarda tecrübe edinmeye başladı. Önce mimari ekibin asistanı, ardından vitrin tasarımcısı oldu ve en son olarak da erkek koleksiyonlarının satın alma ekibinde çalıştı. 1964 yılında Giorgio Armani Biellalı ünlü yün üreticisi Nino Cerruti'den iş teklifi aldı. Nino Cerruti İtalya'nın yün ustalığıyla bilinen bölgesi Biella'da dedesi tarafından 1881'de kurulan aile şirketinin başındaydı ve Hitman adı altında bir erkek koleksiyonunu piyasaya sürmüştü. Bu koleksiyonun tasarımcılığını Giorgio Armani'ye teklif ettiğinde, Armani'nin moda tasarımı konusunda bir eğitimi veya tecrübesi yoktu. 1970 yılında Giorgio Armani, Milano Corso Venezia, 37 adresinde açtığı küçük stüdyosundan finansal işlerle ilgilenen bir ortakla birlikte freelance olarak çalışmaya başladı. Bu dönemde Hitman dışında, Bagutta, Ungaro, Ermenegildo Zegna, Loewe gibi markalara da kreatif danışmanlık veriyordu. 24 Temmuz 1975'te ise kendi adıyla kuracağı markasını tescil ettirdi ve böylece Giorgio Armani imparatorluğunun temeli atılmış oldu. Aynı yıl Armani ilk kadın ve erkek koleksiyonunu Floransa'da bulunan Pitti'de sundu. Öne çıkan ve o dönemde çığır açan tasarımının astarsız, dökümlü ve bilindik klasik erkek ceketinin normlarını altüst eden unisex bir ceket olduğunu belirtmemize gerek yok. Giorgio Armani'nin bu dönemde yaptığı ilk çizimlere ünlü müzayede evi Christie's tarafından 1,5 Milyon euro değer biçildiği bilgisini de buraya ekleyelim (imzalı her çizim başına 166 bin euro). Giorgio Armani'nin hızla yükselen yıldızını sinemayla ilişkilendirmemek mümkün değil. Hem sinema ve tiyatro kostümü tasarımlarıyla hem de sinema yıldızlarıyla olan uzun soluklu dostluklarıyla öne çıkan, ünlülerle yapılan iş birliklerinin önemini çok erken dönemde anlamış bir tasarımcı ve iş adamı Giorgio Armani. Öyle ki Los Angeles'ta sadece Hollywood aktör ve aktrisleriyle ilişkileri yöneten bir çalışanı olan ilk tasarımcı da kendisi. 1978 yılında Diane Keaton'ın bir gri Armani ceketle ikonik Annie Hall filmindeki rolüyle en iyi kadın oyuncu Oscar'ını kazanmasıyla başlayabiliriz. Annie Hall karakteriyle Diane Keaton özellikle maskülen tarzın öncüsü olmuştu, hala bugün fotoğraflarını ilham panolarında görebiliyoruz. Armani için global şöhret ise 1980 yılında başrollerinde Richard Gere ve Lauren Hutton'ın oynadığı, yönetmenliğini Paul Schrader'in yaptığı American Gigolo filmiyle geldi. Filmde Julian Kay rolünde olan Richard Gere'in tüm gardırobu Armani tasarımıydı. Filmin ve kostümlerinin başarısının ardından Giorgio Armani'nin hız kesmeyen yükselişi ve Hollywood'la yakın ilişkisi başlamış oldu. Richard'ın Julian Kay rolünde tamamen benim tasarımlarımla dolu bir dolaptan ne giyeceğini seçmesi ,bir dizi reklamdan daha etkileyici ve verimliydi. Armani'nin iş birliği yaptığı diğer filmler arasında Martin Scorsese'nin Goodfellas ve The wolf of Wall Street filmlerini, son dönemde House of Gucci ile adını duyduğumuz ünlü yönetmen Ridley Scott'un The Counselor filmini örnek gösterebiliriz. Giorgio Armani ünlü film yapımcılarıyla kendi markası için de çalıştı ve bu konuda da öncülük etti. Örnek olarak David Lynch'in 1992 yılında çektiği Gio' parfümü tanıtım filmini verebiliriz. Armani ayrıca La Scala ve Royal Opera House gibi dünyanın ünlü opera ve bale salonlarındaki gösteriler için kostüm tasarımı yaptı. Modanın sporla ilişkisi her zaman çok sıkı olmuştur fakat Giorgio Armani bu işbirliğini üst düzeye taşıyarak 2008 yılında daha önce sponsoru olduğu Olimpia Milano basketbol takımını satın aldı. Emporio Armani (2004 yılında piyasaya sürülen aktif giyim markası EA7) markasıyla ulusal ve uluslararası futbol turnuvalarında yer alan birçok takımın forma tasarımını yaptı. Bunlara örnek olarak Bayern Munich (2014) ve Chelsea'yi (2007-2009) verebiliriz. Ayrıca, Londra, Rio ve Tokyo olimpiyat oyunlarında İtalya milli takımının forma tasarımları da ona aitti. 2021 Tokyo olimpiyatlarında gördüğümüz formalar İtalya'da çokça eleştirilse de Armani'nin sporla ilişkisi tüm gücüyle devam ediyor. 2021'de Forbes tarafından yayınlanan İtalya milyarderleri listesinde Giorgio Armani 7,7 Milyar dolarlık servetiyle beşinci sırada yeraldı. 2019 yılında, 85 yaşındayken, 9,9 Milyar euroluk servetiyle dünyanın en zengin moda tasarımcısı ünvanını aldı. Çocuğu olmayan Armani, sıklıkla servetinin bir kısmını yardım projelerinde değerlendiriyor. Bunun en son örneğine Covid pandemisinin başladığı dönemde şahit olduk. Armani'nin servetini elbette sadece moda markalarıyla ve işbirlikleriyle açıklayamayız. Armani Hotel & Resorts'u da unutmayalım. 2010'da Dubai'de 2011'de de Milano'da açılan Armani otelleri de Armani yaşam tarzını sunmayı hedefliyor. Giorgio Armani 2015 yılında kariyerinin 40. yılı onuruna Milano'da Via Bergognone, 40'da Armani Silos'u açtı. 4500 metrekarelik bu sergi alanında Armani dijital arşivlerini gezmek ve kalıcı veya süreli sergileri görmek mümkün. Milano'ya yolunuz düşerse uğramayı unutmayın. Armani moda sektöründe bağımsız kalmayı başarmış ender şirketlerden ve kurucusu Giorgio Armani uzun zamandır şirketini satmayı veya yatırımcı almayı reddediyor. Şu ana kadar şirketinin geleceği ile ilgili çok net açıklamalar yapmamakla birlikte, 2016 yılında kurduğu Fondazione Giorgio Armani'ye yüksek miktarda hisse devredeceğini ve bu şekilde şirketin büyük moda devlerine satılmasını engelleyeceğini dile getirdi. Ayrıca şirketin bir kısım hissesini ailesine devredeceğini de biliyoruz. Şirketin bünyesinde çalışan yeğenleri Roberta ve Silvana en muhtemel mirasçılar olarak görülüyor. Bu duruma şaşırmamak gerekli elbette, nitekim Giorgio Armani GQ dergisine verdiği röportajda Aile önemli olmanın ötesinde, benim için her şey. Ben İtalyanım ve bizim için aile her şeyin temelidir. diyor. Yazılanlara göre, İlkbahar Yaz 2022 koleksiyonun defile finalinde ilk defa birlikte poz verdiği asistanı Leo dell'Orco da Armani markasının geleceğinde rol oynaması beklenen kişilerden biri. 2021 yılında bir yatırımcıyla işbirliğini değerlendirmeye başlayacağını açıklayan 86 yaşındaki Giorgio Armani, kurduğu imparatorluğun geleceğini belirleyecek tek kişi olma gücüne sahip. Bu konuma gelmek elbette hiç kolay değil ve oldukça istisnai bir durum, Giorgio Armani de geldiği bu noktanın keyfini çıkartmakta ve sektörü merak içinde bekletmekte çok haklı."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-tarihi-hubert-de-givenchy/", "text": "Hubert James Taffin de Givenchy, 1927 yılında Beauvais Fransa'da aristokrat bir aileye doğmuştu. Givenchy markisi olan babasının 1930'da ölümü sonrasında annesi Beatrice ve anneannesi Marguerite çocukların bakımını üstlenmişti. Ailenin markilik ünvanı, Hubert'in ağabeyi Jean-Claude'a geçti, hayatının ilerleyen yıllarında Jean-Claude, Givenchy parfümlerinin başına geçecekti. 1944'de Güzel Sanatlar okumak üzere Parise taşınan Hubert de Givenchy, kısa bir süreliğine hukuk okumayı düşünse de, sonunda moda alanında bir kariyerde karar kıldı. Balenciaga'nın büyük hayranı -ve hayatının ilerleyen yıllarında iyi arkadaşı olan gencin en büyük hayal kırıklıklarından biri 1945'te onun asistanı pozisyonuna kabul edilmemesiydi; ancak bu hüsran kariyerini fazla etkilemedi ve17 yaşındayken Jacques Fath'ın yanına çırak olarak girdi. Bundan sonra kendi markasını açtığı 1952 yılına kadar Lucien Lelong, Robert Piguet ve Elsa Schiaparelli gibi önemli tasarımcıların yanında çalıştı. 1952'de 25 yaşındayken kendi moda evini açan Hubert, artan masrafların birçok moda evini iflasa sürüklediği bir dönemde tasarımlarıyla ayakta kalmayı başarmıştı. Sınırlı kaynaklarla hazırladığı ilk koleksiyonu manken Bettina Graziani'nin adını taşıyordu, Bettina Bluzu olarak tanınan bluz dahil moda ahalisinin favorisi haline gelen birçok parça ile bu koleksiyon, büyük başarıya kavuşmuştu. 1950'li yılların sonlarına gelindiğinde tasarımcı; Paris moda dünyasının üst kademelerinde yerini bellemişti. Zirveyi paylaştığı tasarımcılardan Yves Saint Laurent gibi o da; zarif, genç bir kadın figürü için kıyafetler yaratıyordu. Lüks anlayışına sıkı sıkıya sarılan Givenchy, tasarımlarında popülist elementlere yer vermekten daima kaçınmış, böylelikle klasik, incelikli bir tarz oturtmayı başarmıştı. 1957'de dostu ve akıl hocası Balenciaga'nın tavsiyesiyle kurduğu Perfums de Givenchy adı altında ilk parfümü olan l'Interdit piyasaya sürüldü. Özellikle 1950'li yılların sonunda bu iki tasarımcı oldukça yakınen çalışıyorlardı; sadece sade, çizgisel siluetlere olan meraklarından değil, kelimenin tam anlamıyla yakın; zira Givenchy 1959'da atölyesini Balenciaga'nınkinin tam karşısına taşımıştı. Tasarımlarında da birbirlerinden ilham alıyorlardı, Balenciaga'nın ünlü sack dress tasarımına karşılık Givenchy baloon coat ve baby doll elbisesini çıkartacaktı. Aynı sene Balenciaga tasarımlarının kopyalanmasına karşı basına inat koleksiyonlarını herkesten bir ay sonra halka sunmaya karar verdiğinde, Givenchy de bu karara ortak olacaktı. 1960'lı yıllarda moda dünyasının hakimiyetinin daha genç bir kitleye kaydığını gören tasarımcı, koleksiyonlarına daha kısa etekler ve sade kesimleri dahil etmeye başlamıştı. 1970'li yıllarda, yine Balenciaga'nın yönlendirmesiyle Hubert de Givenchy, markasına Haute Couture koleksiyonlarını dahil edecekti. Bu yıllarda marka, erkek giyim, aksesuar, ev eşyası, hatta Ford'la ortaklaşa bir araba tasarımına kadar farklı alanlara ulaşacaktı. Givenchy'nin en ünlü müşterileri arasından Amerika'nın First Lady'si, Jacquelyne Kennedy Onassis, 1961'de Paris'te Versailles Sarayı'na ziyareti esnasında bir Givenchy tasarımı giymişti. Monaco Prensesi Grace ve Windsor düşesi Wallis Simpson gibi aristokrat isimler, Maria Callas, Marlene Dietrich, Greta Garbo gibi sanatçılar da tasarımcının ünlü müşterileri arasındaydı. Ancak Givenchy, markanın önce müşterisi; sonra tasarımcının yakın dostu ve ilham perisi olacak aktris Audrey Hepburn ile özdeşleştirilecekti. Hubert de Givenchy'nin mirasının en önemli noktalarından biri Audrey Hepburn'le olan iş birliğiydi. Hikayeye göre, 1953'te Sabrina filminin çekimleri esnasında bir tanıdığından Givenchy'nin methini duyan Audrey, çat kapı tasarımcının Paris'teki atölyesinde beliriverir ve film için bazı kıyafetler yapmasını ister. Givenchy çok çok özür dileyerek çok isteyeceğini, ancak yeni koleksiyonuyla meşgul olduğu için böylesine büyük bir işi üzerine alamayacağını söyler. Ancak pes etmeyen Audrey, hali hazırda elinde olanları görmek için ısrar ediyor, ve sonuç olarak bunların tam da aradığı şey olduğuna karar veriyor. Audrey'in bu ısrarından iki taraf ta karlı çıkıyor, zira Sabrina'daki tasarımları Givenchy'ye en iyi kostüm Oscar'ı kazandırıyor! Böylece hem beyaz perdede hem de kişisel hayatta devam edecek olan bir stil işbirliği doğmuş oluyor. 1953'te başlayan ve Audrey'in 1993'teki vefatına kadar devam eden bu ilişkiyi daha sonraları Givenchy, bir çeşit evlilik olarak tanımlıyor. Anlattıklarına bakılırsa; karşılıklı heyecan ve birbirlerinin zevkine güven ve saygı esasına dayanan bu işbirliği, son derece ahenkli bir anlayışa dayanıyormuş. Sabrina'dan sonra 1957'de Funny Face çekimleri esnasında dostluklarını pekiştiren ikili; Audrey yaşandığı dönemde geçen bir film yaptığı sürece kıyafetleri Givenchy'nin yapması konusunda anlaşıyorlar ve bunu takiben toplam 7 filmde birlikte çalışıyorlar. Moda evinin ünü, bu ortaklık sayesinde uluslar arası bir kademeye ulaşıyor ve Breakfast at Tiffany'sdeki siyah elbise dahil olmak üzere moda ve sinema tarihinin birçok ikonik görseline imza atıyorlar. Givenchy'nin1958'de Audrey'den l'Interdit parfümünün yüzü olamasını istemesi üzerine, ilk defa bir aktrisin bir reklam kampanyasında yer almasıyla günümüze kadar taşınacak bir geleneğin ilk taşlarını yerleştirmiş oluyorlar. 1988'de Givenchy, büyük lüks markalar grubu LVMH bünyesine katıldı. 1995'te, markanın 43.yılında kurucusu ve isim babası Hubert de Givenchy emekliye ayrıldı ve Paris yakınlarındaki şatosunda yaşamını sürdürdü. Kendisinden sonra markanın kreatif direktörlüğünü çok kısa bir süreliğine John Galliano devraldı, onu Alexander McQueen'in 5 yıllık saltanatı izledi. 2001'de markanın kadın koleksiyonlarının başına geçen Julien MacDonald'ı takiben 2005'de markanın başına Riccardo Tisci geçti. Markanın mimariyi andıran çizgileriyle zerafetine karanlık, tensel bir dokunuş katan kişi ünvanına sahip Tisci 2017 Ocak ayında Givenchy'e veda etti. Clare Waight Keller, Riccardo Tisci'nin ardından markanın Kreatif Direktörlüğünü üstlendi. Hubert de Givenchy, 10 Mart 2018'de vefat etti. Haziran 2020'de Matthew M. Williams (1017 Alyx 9SM markasının kurucusu) Givenchy'nin kreatif direktörü oldu. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır. Yazı 9 Ocak 2022'de güncellenmiştir."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-tasarim-yarismalari/", "text": "Genç bir moda tasarımcısıysanız heyecanla ilk koleksiyonlarınızı çıkarırken aynı zamanda birçok zorlukla karşılaşıyorsunuz demektir. Zorlukların en başta gelenleri arasında; maddi sıkıntılar, doğru desteği/danışmanlığı bulamamak ve basında kendini gösterememek var. Bu tip problemler yüzünden genç yetenekler bazen umutlarını yitirip sektörde yer edinemiyor. Bunun önüne geçmek için dünyada pek çok organizasyon moda tasarım yarışmaları düzenleyerek genç yeteneklere destek oluyor ve fark edilmelerini sağlıyor. Bu yazıda dünyada popüler 7 moda tasarım yarışmasını ve katılım şartlarını sizin için derledik. Geriye kolları sıvayıp başvurmak kalıyor! Eminiz ki Moda Kariyeri okuyucuları LVMH ödülü hakkında bilgi sahibidirler. Türk basınında son zamanlarda çok gündeme gelen LVMH ödülü, moda tasarımı yarışmalarının en prestijlilerinden ve 2013 yılından beri organize ediliyor. Birbirinden yetenekli tasarımcıların yarıştığı LVMH'in kazananı, para ödülünün yanı sıra LVMH grubunun üst düzey yöneticileri tarafından verilen 1 yıllık danışmanlıktan faydalanabiliyor. Bazı durumlarda bir genç tasarımcı için doğru yönlendirilme paranın da ötesine geçebiliyor. Yarışma iki farklı kategoride düzenleniyor. Tasarımcı kategorisinden katılmak için adayların 40 yaşın altında ve hali hazırda senede minimum 2 koleksiyon üretip satıyor olmaları gerekmekte. Mezun kategorisinde ise adayların o sene mezun oluyor olmaları bekleniyor. LVMH ödülü ile birlikte moda dünyasının en önemli organizasyonlarından biri de Woolmark Ödülü. Bu ödül Avustralya'nın ünlü merino yününü öne çıkaran bir tasarım yarışması. Jürisindeki isimler de bir hayli ilgi çekici, Victoria Beckham, Edward Enninful, Tim Blanks gibi isimler tarafından değerlendirilmek oldukça stresli olsa gerek. Popüler çoğu yarışmanın aksine Woolmark Prize'ın geçmişi oldukça eski. İlk defa 1953 yılında organize edilen bu yarışma yıllar öncesinde Karl Lagerfeld (1954) ve Yves Saint Laurent'i (1953) de moda dünyasına tanıtmış. Tanıdığımız yeni isimlerden Gabriela Hearst de 2017 yılı kazananı. Yarışmayı kazanmak genç bir tasarımcı için pek çok avantaj getiriyor. Kazanan tasarımcı, yüklü bir para ödülünün yanı sıra dünyanın en önemli lüks perakendecilerinde koleksiyonunu satabilme şansı ediniyor. Yarışmada aynı zamanda Karl Lagerfeld innovasyon ödülü de veriliyor. Gelelim katılım şartlarına. Adayların en az 3, en fazla 8 yıldır koleksiyonlarını bir perakendeciye satıyor olması aranılan ilk özellik. Kurduğu markanın kar elde ediyor olması ve farklı kumaşları-en çok da Merino yününü koleksiyonunda kullanıyor olması gerekiyor. Woolmark Prize başvuruları kendi sitesinden değil her bölgenin tasarım anlamında yetkin kendi kuruluşları üzerinden alıyor ve bu konuda anlaştığı resmi işbirlikleri var. Detaylı bilgi almak için tıklayın. CFDA fonu 2003 yılından beri Amerikan tasarımcılarına destek olmak amacıyla tasarım yarışması ödülleri dağıtıyor. İlk 3 giren tasarımcılar sektördeki önde gelen isimlerden mentörlük almaya hak kazanıyor. Ödülün kazananına 400,000 Dolar, 2. ve 3.'ye ise 150,000 Dolar ödül verilen yarışmada aynı zamanda kazanan tasarımcının çalışmaları Vogue dergisinde yayınlanıyor. September Issue belgeselini izleyenler Thakoon'un bu yarışma sayesinde Anna Wintour'la tanıştığını, ünlendiğini ve Thakoon for Gap koleksiyonunu hazırladığını hatırlar. Donna Karan'dan yeni ayrılan Public School ayrıca Telfar, Pyer Moss, Alexander Wang de bu yarışmayla ünlenen tasarımcılar arasında. Yarışmanın jüri üyeleri arasında Diane Von Furstenberg, Anna Wintour, Eva Chen ve Joseph Altuzarra gibi isimler var. CFDA/Vogue Fashion Fund ile ilgili bilgi almak için tıklayın. Moda sektörünün bir başka önemli yarışması da H&M Tasarım Ödülü. 2012 yılından beri yaklaşık 4000 genç tasarımcının başvurduğu ve 160 tasarımcının katıldığı yarışma, 17 ülkeden 42 moda okulunun mezunlarına açık. Kazanan, 25.000 Euro para ödülünün yanı sıra H&M'de staj yapma hakkı kazanıyor. Bu paralı staj aynı zamanda Stockholm'de ev kirası ve yaşam masraflarını da kapsıyor. Ayrıca yarışmanın tüm finalistleri 5000 euro ödül kazanıyor. Yarışmaya katılım için mezun olunması gereken okul listesine ulaşmak için tıklayın. Yarışmanın birincisi bir sene boyunca yurtdışında moda tasarımı eğitim hakkı, mentorlük ve 1 yıl boyunca Moda Tasarımcıları Derneğine üyelik hakkı kazanıyor. İlk 3'e girenlere para ödülü veriliyor. 2002 yılından beri yapılan International Talent Support, adı üstünde genç tasarımcılara destek olmak amacıyla başlatılmış bir yarışma. Jüri üyeleri arasında Colin McDowell, Iris Van Herpen, Nicholas Kirkwood, Susie Bubble, Demna Gvasalia gibi önemli isimler var. ITS aynı zamanda 18000 portolyodan oluşan büyük bir arşive sahip. International Talent Support'da birinci olan tasarımcı 10.000 Euro ödül alıyor. Yarışma, sponsorları sayesinde birden fazla tasarımcıyı ödüllendiyor. Bu sponsorların arasında Illy Caffe ve OTB grubu ve Diesel var. ITS yeni mezun ve mezun olacak moda, aksesuar ve mücevher tasarımcılarına açık. 2020 yılında yarışma tüm katılımcılarını sorumlu tasarıma davet ediyor, ve sürdürülebilirlik teması ile fark yaratıyor. Tüm katılımcıların koleksiyonlarının üretim safhasındaki sürdürülebilirlik prensiplerini detaylı olarak paylaşmaları bekleniyor. 2020 başvuruları 15 Mart'ta kapanıyor. Detaylı bilgi için tıklayın. Tüm dünyadan moda ve aksesuar tasarımı öğrencilerine açık olan uluslarası yarışma Mittelmoda her yıl birçok ödül dağıtıyor. 2020 yılında yarışma 23 Eylül'de Milano'da gerçekleşecek. Yeni ödüller ve başvuru koşulları ile ilgili bilgi almak için yarışmanın sitesini takip etmenizi öneririz."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-tasarimi-bolumu-olan-universiteler/", "text": "Türkiye'de moda tasarımı bölümü olan üniversitelerin sayısı hiç de az değil. Biz de üşenmedik tüm üniversiteleri tek tek araştırdık ve sizin için bir liste yaptık. Bu listenin okul seçiminizde size yardımcı olacağını umuyoruz. Türkiye'de en çok moda tasarım bölümü olan üniversite İstanbul'da var. Bu okulları alfabetik olarak sıraladık. - Beykent Üniversitesi - Haliç Üniversitesi - Işık Üniversitesi - İstanbul Aydın Üniversitesi - İstanbul Bilgi Üniversitesi - İstanbul Teknik Üniversitesi SUNY Moda Tasarımı program koordinatörü, Prof. Dr. Cevza Candan, İTÜ Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı fakültesi hakkındaki sorularımızı yanıtladı. 1955'te kurulan fakülte, ülkemizin ekonomik gelişimi için çok önemli olan tekstil ve hazır giyim endüstrisinde kariyer yapacak tekstil mühendisleri ve tasarımcıları yetiştiriyor. Röportajı okumak için tıklayın. - Maltepe Üniversitesi - Marmara Üniversitesi: Ünlü Mezunlar: Özgür Masur, Özlem Süer, Burçe Bekrek - Nişantaşı Üniversitesi - Okan Üniversitesi - Yeditepe Üniversitesi : Ünlü mezunlar: Nazlı Bozdağ, Nihan Peker, Giray Sepin - Akdeniz Üniversitesi - Anadolu Üniversitesi - Celal Bayar Üniversitesi - Çanakkale 18 Mart Üniversitesi - Çukurova Üniversitesi - Dumlupınar Üniversitesi - Gaziantep Üniversitesi - Giresun Üniversitesi - Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi - Mersin Üniversitesi - Niğde Üniversitesi - Pamukkale Üniversitesi - Süleyman Demirel Üniversitesi - Uşak Üniversitesi Listede moda tasarımı bölümü eksik olan bir okul biliyorsanız moda@modakariyeri.com'a bildirebilirsiniz. Merhaba, okullara göre değişir fakat genel olarak evet. Moda tasarımı okumadıysanız yüksek lisansta tasarım okumanız zor. Başka bir tasarım lisansından geliyorsanız okula göre mümkün olabilir. Merhaba. Sorularınız her üniversitenin kendi kriterlerine göre değişir. Genel cevap vermemiz doğru olmaz. Okullarla veya tasarım bölümlerine hazırlık kursları ile iletişime geçerseniz daha doğru bilgi alabilirsiniz. yakın zamanda bu konu ile ilgili araştırma yapacağız. Sevgiler. Merhaba. Moda tasarımı bölümü olan üniversiteler yazımızdaki okulların yüksek lisans programlarını araştırabilirsiniz. Bu konuda bizim bir yazımız henüz yok. Sevgiler. Merhaba ben Azerbaycanlıyım ve moda tasarım okumak istiyorum. Örneğin başkent üniversitesine nasıl çalışılır ne gerekir? Iütfen bilgi veriniz. Merhaba, lütfen ilgilendiğiniz okul ile iletişime geçiniz. Merhaba. Moda tasarımı okumak istediğiniz okul ile iletişime geçip bilgi almanızı öneririz. Başarılar."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-tasarimi-nasil-karar-verirsiniz/", "text": "Okumak istediğiniz bölümün moda tasarımı olduğuna karar verdiniz veya sektöre atılmak istiyorsunuz. Moda tasarımı denilince aklımızda hep kadın kıyafetleri canlanıyor fakat moda tasarımının içinde birçok farklı dal var. Böyle olunca bir tasarımcı adayı için moda tasarımının hangi dalına yönelmek istediğini seçmek zor olabiliyor. Türkiye'deki üniversitelerde moda tasarım eğitimi genellikle Moda ve Tekstil Tasarımı adı altında genel bir eğitim olarak veriliyor. Fakat yurtdışındaki birçok okul artık genel bir tasarım eğitimi vermektense öğrencilerin ilgileri ve yeteneklerinin olduğu alan üzerine daha detaycı ama uzmanlaşmış bir eğitimi tercih ediyor. O zaman ister öğrenci , isterseniz de sektöre giriş yapmaya hazırlanan bir tasarımcı olun, modanın hangi alanında uzmanlaşmak istediğinizi ana hatlarıyla şöyle özetleyebiliriz. Son yıllarda erkek giyim tasarımı üzerine daha fazla tasarımcı yönelmeye başladı. Kadın giyimden farklı olarak daha kısıtlı bir alan erkek giyimi; istediğinizi tasarlamakta kadın giyimdeki kadar özgür değilsiniz. Kısıtlı bir alanda hem giyilebilir hem de özgün kıyafetler üretmek erkek giyimin en büyük zorluklarından. Erkek giyim tasarımı yapmak isteyenlerin ayrıca işin teknik kısmını da unutmaması gerekiyor. Özellikle daha klasik parçalar tasarlayacaksanız kalıp çıkarma ve dikiş konularından iyi anlamanız ve vaktinizin büyük bir kısmının bu gibi konularda uzmanlaşarak geçirmeniz gerekiyor. Son 10 yılda iç giyim tasarımına yönelik ilgide büyük bir artış var. Birçok tüketici artık hazır giyim markalarından iç çamaşırı almak yerine daha özel, spesifik markalara yöneliyor. İç giyim sektörü modanın hızlı temposunun nispeten biraz daha yavaş ilerlediği bir alan. İç çamaşırı yapacaksanız materyalleri iyi tanımanız gerekiyor ve iç giyim tasarımı markaları çoğu zaman mayo/bikini alanına da giriş yapıyor. İç çamaşırı tasarımının en büyük zorluğu ürünlerin kalıbının müşterilere tam oturmasını sağlamak. Ne de olsa kimse üzerine oturmayan bir sütyen almak istemez. Dış görünüş olduğu kadar konfor ve inovasyon da dikkat etmeniz gerekenlerden. Zira iç giyimde inovatif kumaşlar git gide önem kazanmaya başlıyorlar. Ayakkabı tasarımı, moda tasarımının içinde en ilgi çekenlerinden biri gibi görünebilir. Aslında bu hem yaratıcılığın hem de teknik bilgilerin buluştuğu bir alan. Ayakkabı tasarımı okuyacaksanız, diğer tasarım öğrencilerinin kullanmadığı birçok yeni makinayı kullanacaksınız demektir. Deri, bez, süet gibi malzemerle çalışmaya alışkın olmanız ve ergonomik açıdan da tasarımınızı yorumlayabiliyor olmanız gerekiyor. Çanta tasarımına yönelecekseniz bol bol deriyle vakit geçirecekseniz demektir. Türkiye'deki yerel çanta markalarının çoğu nispeten küçük ölçekli atölyeler ile çalışıyor. Çanta tasarımında en önemli noktalardan birinin işçilik ve materyal olduğunu düşünürsek, bu alana yönelmek istiyorsanız stüdyolarda bolca vakit geçireceksiniz demektir. Ürünün özgün olması ve aynı zamanda da kullanım açısından pratik olması iyi çanta tasarımının kilit noktalarından. Bu konuya ilgiliyseniz bu yazımızı da mutlaka okuyun. Ayrıca bu konuda bir eğitim örneği incelemek isterseniz Polimoda'nın master programını buradan inceleyebilirsiniz. Türkiye'deki üniversitelerde Moda ve Tekstil Tasarımı bölümlerinde öğrenciler moda tasarımı olduğu kadar tekstil tasarımı da görüyorlar. Aslında kumaş tasarımı olarak tanımlayabileceğimiz tekstil tasarımı, moda tasarımının temelini oluşturuyor. Tekstil tasarımında dokular, kumaşlar ve iplikler gibi kumaşı oluşturan yüzeyleri çok iyi tanımanız gerekiyor. Tekstil tasarımı okuyan birçok kişi zaman içinde moda tasarımına da geçiş yapabiliyor. Ne de olsa kumaş bir kıyafetin temelini oluşturuyor ve tekstil tasarımcıları kumaşa hakim oldukları için sektörde birçok avantaja sahip oluyorlar. Bölüm seçerken birçok öğrenci için kostüm tasarımı seçmek moda tasarımcısı olmaya giden yol gibi görünür. İki bölümün benzer birçok yanları olsa da farklılıkları da var. Kostüm tasarımcıları tiyatro, film, eğlence ve müzik sektörlerinde çalışırlar. Kostüm tasarımcıları bazı tiyatro, televizyon topluluklarına bağlı çalışsalar da freelance çalışanları da çoktur. Kostüm tasarımcısı olarak çalışacaksanız, tasarımınız tasarlayacağınız konsept ile sınırlı olduğunu bilmeniz gerekiyor. Moda tasarımcıları, kostüm tasarımcılarına göre çoğu zaman tasarım anlamında daha özgürlerdir ama kostüm tasarımını da bir nevi sanat olarak nitelemek mümkündür. Kısacası tasarım eğitimi alacaksanız hem bu alandaki farklı eğitim seçeneklerine hem de bu sektörlerdeki iş olanaklarına bakmanızı ve kendi tutkularınızı da göz önünde bulundurarak en severek çalışacağınız branşı belirlemenizi öneririz."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-tasarimi-yetenek-sinavi/", "text": "Üniversitede moda tasarımı okumak isteyen bir öğrencinin hazırlık aşamasında en çok kafasına takılan konudur yetenek sınavı. Nasıl başvurulur, neleri kapsar gibi hem çok yanıtlanmayan hem de kişiyi tedirgin eden soruları tüm adaylar hazırlanma sürecinde mutlaka kendilerine sormuşlardır. Türkiye'de birçok üniversitenin moda tasarım bölümü öğrencilerini YGS sınavının sonrası yetenek sınavı ile kabul ediyor. Üniversite giriş sınavı sonrası başlayan bu süreçte her üniversite kendi sınavını uygulasa ve bunlar farklılıklar gösterse de yetenek sınavlarının işleyişi büyük ölçüde benzerlik göstermekte. Yetenek sınavı hazırlık kılavuzu örneği için tıklayın. Başvuru sürecinizden, sınavın farklı aşamalarına kadar moda tasarımı yetenek sınavıyla ilgili bu çok merak edilen süreci şöyle özetleyebiliriz. Yetenek sınavlarına girmek isteyen adayların ilk yapması gereken üniversite giriş sınavı sonrasında okulların internet sitelerini düzenli takip ederek ve okullara telefon ederek sınavların günlerini öğrenmek. Yetenek sınavlarına kayıt yaptırabilmek için okulların ön koşulu YGS sonuç belgeniz ve vesikalık fotoğrafları hazır bulundurmak. Bazı okullar sınava kayıt için cüzzi bir miktarda ön kayıt ücreti de alıyorlar. Birçok okulun ön kaydı internet üzerinden yapılmakta ama yine de başvurmak istediğiniz her okulu araştırmanız gerekiyor. Her üniversitenin kendi sınavı olduğu için, farklı okulların sınavları da kendi içlerinde farklılık gösteriyor; o yüzden tüm sınavları bir saymak mümkün değil. Moda tasarım bölümü için yetenek sınavı genelde iki ve bazı okullarda da üç aşamadan oluşuyor. Yetenek sınavının ilk aşaması olan çizim kısmında amaç öğrencinin algısı, görsel yeteneği ve yaratıcılığını test etmektir. Bazı üniversitelerde çizim kısmı iki aşamalı olarak yapılır. Örneğin ilk kısımda sizden karakalem bir model veya objeyi resmetmenizi isterken ikinci kısmında ise hayalinizden bir çizim yapmanızı isteyebilirler. Bazı okullarda ise sadece bir aşamalı olarak yapılır. İstenilen kompozisyonlar ve tekniklerin okuldan okula farklılık göstermesi çok normaldir. Çizim sınavında bazı okullar malzemeleri öğrencilere temin ederken, bazıları ise öğrencilerin getirmesini ister. Sınava gireceğiniz okulda hangisi olduğunu mutlaka önceden araştırın. Çizim sınavında öğrenciler teknik, estetik, yaratıcılık, kompozisyon, perspektif ve oran-orantı gibi kriterler üzerinden puanlanırlar. Birçok okulda çizim sınavının ertesinde bir sözlü mülakat olur. Mülakat öğrencinin kendini bölümdeki hocalara tanıttığı, neden bu bölümü okumak istediği, tasarım ve sanata olan ilgisini anlattığı, ilham kaynaklarından bahsettiği ve kendi sanatsal geçmişi ve bu bölüme neler katabileceği gibi konulardan bahsettiği bir süreçtir. Mülakatta bölüm başkanı, okuldaki bir kaç hoca ve bazı durumlarda dekan bile girebilir. Bu aşamadaki asıl amaç öğrenciyi tanıyıp, okumak istediği branşa ne kadar ilgisi olup olmadığını anlamaktır. Mülakat aşamasındaki en önemli ipucu açık sözlü olmak ve kendinizi iyi ifade etmektir, kafanızda sorular varsa karşınızdakine sormaktan çekinmeyin. Bazı okullar mülakat sırasında öğrencilerden daha önceden hazırlamış oldukları bir portfolyo da görmek isterler. Kimi okullarda ise portfolyo mülakat sırasında değil ama öncesi veya sonrasında başka bir eleme kriteri olarak okula teslim edilir. Portfolyoda öğrencinin sadece modaya değil aynı zamanda sanat ve tasarıma bakış açısına bakılır. Öğrencinin çizim kabiliyetinin yanı sıra yaratıcılığı, bir fikri alıp geliştirebildiğini görmek, farklı malzemeleri ve teknikleri bir arada kullanabildiğini görmek aranılan özellikler arasındadır. Tıpkı çizim sınavında olduğu gibi portfolyoda da aranılan kriterler okuldan okula farklılık gösteriyor. Okullara başvurunuzu yapmadan önce tek tek ilgilendiğiniz tüm okulları arayarak portfolyoda özellikle istedikleri bir çalışma var mı ve yaklaşık kaç parça istediklerini öğrenmeniz gerekiyor. Portfolyo kısmı çoğu zaman mülakkatla birlikte olsa da bazı okullar mülakat sonrası portfolyonuzu bir portfolyo dosyası içinde toplamanızı ister. Her parçanızın tek tek etiketlenmiş ve adınıza imzalanmış olduğunu kontrol ettikten sonra okula değerlendirmeleri için bırakmanız gerekebilir. Portfolyo değerlendirme süreçlerinde genelde işlerinizi bıraktığınız günün akşamı geri alırsınız. Tıpkı portfolyodaki işlerinizin kalitesi kadar sunumunuz da önemli. Düzenli ve özenilmiş bir sunum sizi bir sıfır önde başlatacaktır. Yetenek sınavlarına hazırlanmak için birçok şehirde kurslar ve atölyeler bulunmakta. Sınava hazırlanırken pek çok adayın yaptığı en büyük yanlış kendini sadece çizim ve moda alanında geliştirmenin yeterli olacağını sanmak. Belki kısa vadede bu geçerli olabilir ama okul yıllarınızda kendinizi sanat ve tasarımın farklı branşlarında geliştirmek hem çalışmalarınızda hem de ilerki iş hayatınızda sizi öne çıkaracaktır. - Türkiye'de moda tasarım bölümü olan üniversiteleri okumak için tıklayınız. - Türkiye'deki moda tasarım kurslarına bakmak için tıklayınız. Merhaba. Bu konuda yardımcı olmak isteriz. İleriki tarihlerde bu konuda yazı yazabiliriz fakat Londra'da eğitim ile ilgili çalışan danışman kuruluşlarla kontağa geçmenizi de tavsiye ederiz. Merhaba spesifik sorularınızı bize email ile iletirseniz çok daha etkili olur. moda@modakariyeri.com'a yazabilirsiniz. Teşekkürler."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-tekstilde-pantone-renkleri/", "text": "PANTONE, dünya çapında 100'ü aşkın ülkede grafik tasarım, moda ve tekstil tasarımı, ev tekstili tasarımı, endüstri tasarımı, plastik, boya ve inşaat sektörü gibi pek çok sanayi alanında doğru renk iletişimini sağlayan renk sistemleri tedarikçisidir. 1963 yılında şirketin kurucusu Lawrence Herbert, farklı endüstrilerde kullanılan renklerin doğru renk ve tonlarda sabitlenmesini sağlayan PANTONE MATCHING SYSTEM'i yarattı. Bu sistem üretici, tasarımcı, perakendeci ve müşteri arasında doğru renk kodu iletişimini mümkün kılan standart bir renk dilini sağlamaktadır. Yılın Rengi, küresel kültürümüzde yaşadığımız ruh halini yansıtan sembolik bir renk seçimidir. Pantone her sene yılın rengini ve paletini açıklar. Tekstil ve hazır giyim sektörlerinde moda tasarımcıları Pantone'ye ait profesyonel renk kodları ile çalışmaktadır. Toplamda 2310 renk, koton ve ya kağıt formatlarında sunulmaktadır. Dünyanın en büyük tekstil boya firması Archroma ile olan ortaklığı ile Pantone Smart Color Swatch Card sistemi, tasarımcı ve üreticiler arasındaki en doğru renk uygulamalarının, hızlı ve etkili şekilde yürütülmesini sağlar. Ayrıca PANTONE VIEW Colour Planner olarak bilinen ve 2 yılda bir yapılan bu trend tahmini organizasyonuyla kadın ve erkek giyim, spor giyim ve endüstriyel tasarım alanlarında 24 ay boyunca kullanılmak üzere renk tahminleri yapılmaktadır. Renk kataloğu, tasarım aşamasında monitörde gördüğünüz renkleri, baskı ve boyama sırasında da aynı renk ve tonda elde eldilmesini sağlayan evrensel bir renk dili oluşturur. Böylece tasarlanan ürün ile ortaya çıkan ürünün aynı renklere ve canlılığa sahip olması sağlanır. Farklı sektörler için özel Pantone renk katalogları kullanılır. Pantone kataloğunda her rengin bir anahtar kodu bulunur. Bu hem üreticinin hem tasarımcının hem de tüketicinin işini kolaylaştırmak içindir. Sayıyla belirlenen kodlar rengin yerini, sondaki harf ise yapacağı etkiyi anlatmaktadır. Moda ve Tekstil sektörüne özel Pantone kataloglarında renkler TPX ve TCX olarak iki farklı kod ile ifade edilir. Bu özel renk sisteminde renkler 2 haneli ya da 4 haneli numaralara ek olarak TPX ya da TCX harf kodları ile formüle edilir. Renk formülleri ayrıca özel renk isimleri ile de tanımlanır. Tasarımcılar, üretim yöneticileri ve renkçiler için %100 Pamuklu Kumaşa özel boyama tekniği ile uygulanmış, taşınabilir renk referans kataloğu. Her bir rengin altında yer alan kodları kullanarak, dünyanın dört bir yanındaki üreticilere istediğiniz rengi gönderebilir ve renk üretiminizin doğruluğunu sağlayabilirsiniz. Tekstil Renk Kataloglarından seçtiğiniz renkleri tek ve daha büyük boyutta sunabilmeniz için kullanılır. Herhangi bir yüzey, malzeme veya tekstil üzerinde güvenli şekilde anında renk eşleştirmesi yapabilirsiniz. Bir desen üzerindeki dört dominant rengi ayrıştırarak ekranda gösterir ve her bir rengin hangi Pantone rengine en yakın olduğunu gösterir.Gelişmiş görüntü yakalama teknolojisi, eşsiz doğruluk sağlar. Renk onayı verecek sektör çalışanı HUE testinden geçmiş olmalıdır. HUE rengin bileşenleri olan ana renklerin renk içindeki karışımını gösterir. Ayrıca diğer renk bileşenleri olarak parlaklık, matlık, açıklık ve koyuluk özellikleri doğru renk belirlenmesi için önem taşır. Özellikle pamuklu kumaşlarda çok iyi netice alınırken, viskon, saten ve diğer bazı parlak kumaşlarda, kumaş cinsinin özellikleri dolayısıyla yanıltıcı sonuçlar alınabilir. Kadife gibi yönlü kumaşların hav yönlerinin aynı yöne baktırıldıktan sonra pantone ile karşılaştırması gerekmektedir, aksi halde yanıltıcı olabilir. Bazı durumlarda farklı ışıkta aynı rengin farklı görünmesi yani metemari adı verilen durum ortaya çıkabilir. Bu yüzden renk ölçüm cihazlarının kullanımı hayati önem taşır. Pantone ürünlerini Türkiye Distribütörü Odak Kimya'dan tedarik edebilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-ve-amor-fati/", "text": "2020' de moda, o ihtişamlı defile salonlarından adeta dünyayı keşfe çıktı. Sektör kendisine daha rahat nefes alabileceği bir atmosfer yarattı: gerçek dünya. Soyut kapılarını araladı, doğaya ve gerçek insanların arasına döndü. Varoluş hikayesini yeniden yazdı. Ama bunu tetikleyen tek bir şey vardı: covid-19. Covid-19 gibi zorlu bir süreçte moda sektörü büyük bir değişime girdi. Alışık olunanın dışına çıkmak zorunda kaldı. Defileler sanal ortama taşındı, izleyicisiz gerçekleşti. Artık modanın öncüleri kıyafet ile sınırlı kalmadı ve yaratıcılığın zirvesine çıkarak modayı doğaya entegre etti. Jacquemus İlkbahar/Yaz 2021 L'AMOUR defilesi Fransa'da bir buğday tarlasında gerçekleşti. Moschino İlkbahar/Yaz 2021 defilesini kuklalar aracılığıyla sergilemeyi tercih etti. Her kıyafeti daha küçük kalıplarla kuklalara giydiren Moschino yaratıcılığını konuşturduğu bir gösteri sundu. Tabii kimi markalar bu değişime ayak uyduramadı ve sürecin arkasına sığındı. Ama söz konusu modaysa özellikle değişime her zaman hazırlıklı olunmalıydı. Size, Friedrich Nietzsche'nin eserlerinde sıklıkla kullandığı bir terimden bahsedeceğim. Amor Fati, yaşanan her şeyi acı ve tatlı fark etmeksizin kabullenmek ve onları kucaklamak anlamına geliyor. Bu görüşe göre hayatı olduğu gibi kabul etmeli ama olabileceğinin en iyisi olması için onu zorlamalıyız. Saint Laurent' i öncü yapan belki de buydu. Saint Laurent, Fas'ta bir çölde gerçekleştirdiği defile ile değişime hazır olduğunu gösterdi. Şehrin karmaşasından uzakta olan o çölde Anthony Vaccarello bizi tasarımlarıyla baş başa bıraktı ve bir mesaj verdi: I Wish You Were Here . Bu, evlere kapandığımız bu zorlu süreçte sevdiklerimize söyleyeceğimiz veyahut duymak isteyeceğimiz türden bir şeydi. Vaccarello mekan seçimi konusunda şunları söylüyor; Çöl, bana göre, dinginlik, açık alan ve daha yavaş bir ritim için olan özlemi simgeliyor. Defile, dingin ve huzurlu bir yere kaçış davetiydi. Saint Laurent' in defilesini yayından izleyen herkes o an orada olmayı diledi. İşte size 2020' nin en önemli moda olayı; covid-19 ile mücadele eden dünyada Saint Laurent yenilikçi ve son derece yaratıcı defilesiyle moda sektörünün gelecekteki yönüne net bir çizgi çekti. Bir krizi nasıl lehine çevirebileceğini gösterdi."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-ve-film/", "text": "Hazır hafta sonu İstanbul Moda Filmleri Festivali varken; biz de moda ve film ilişkisini inceleyelim dedik. O kadar ikonik ki kendine ait Wikipedia sayfası bile var! Audrey'nin sarı taksiden inip ; Givenchy'si içindeTiffany'nin vitrinine hayran hayran bakmaya başladığı andan itibaren küçük siyah elbise ile aşk yaşamaya başladık. Audrey ve Givenchy 1954'te Sabrina'nın setinde tanışıp işbirliği yapmaya başladılar; ta ki ölüm onları ayırana kadar. Givenchy daha sonralarda Telegraph'a yaptığı açıklamada bizimki bir tür evlilik gibi diye bahsedecekti. Bu arada küçük siyah elbisenin küçük hiçbirşeyi yok; Hollywood'da Dior'un New Look'undan sonra bambaşka bir modern ikon doğmuş oldu. Monroe ekranda jeanle boy gösteren ilk Hollywood starlarından biriydi- ama öyle sıradan bir jean değil; Levi's. Mom jeans tekrar moda oldu olmasına ama; ilk olarak onu klasik bir gömlekle kombinleyen kişi Marilyn'den başkası değildi. O her zaman bir jean ikonu olarak kalacak. Bu filmde Mia Farrow'un tarsi F.Scott Fitzgerald'ın romanındaki tarifsiz ruhla birebir örtüştü. Kostüm Tasarımcısı Theoni V. Aldredge'ın çizdiği stil, Ralph Lauren'in de yardımıyla, her parçayı zamansızlaştırdı. Herkes hem fikir olmalı ki film En iyi Kostüm Tasarımı ödülü aldı. Keira'nın bu zümrüt yeşili efsane ilk elbisesi 1930'ların rüyasından yapılmaydı. Jacqueline Durran tarafından tasarlanan elbise, film gösterildiğinden beri tüm zamanların en iyi film kostümü olarak oylanıyor. Nedenini anlamak zor değil. Muhteşem kumaş, kusursuz kesim ve unutulmaz kütüphane sahnesi elbiseyi herkesin favorisi yapmak için yeterli. Vivien'in giydiği bu inanılmaz derecede süslü, yere kadar uzun, kasnak etekli kostüm 1939 yapımı filmde hem Vivien hem de canlandırdığı karakter Scarlett'la birlikte ikonikleşti. Filmin kostüm tasarımcısı olan Walter Plunkett; aynı zamandaSingin' in the Rain ve An American in Paris filmlerinin de kostümlerini yaptı. Plunkett kariyeri boyunca 50'den fazla ana karakter ve 100 yan rol için, 5000'den fazla parça tasarladı. Jessica Rabbit'in Gilda'dan sonra kendi stilini yaratmasının bir nedeni var. Rita'nın striptiz performansında giydiği siyah elbise onu tüm zamanların en gösterişli film yıldızlarından biri yaptı.Rita bunu , Marilyn Monroe'nun John F.Kennedy'nin 1962 yılındaki doğum gününde şarkı söylerken giydiği elbise de dahil olmak üzere bir sürü ikonik elbise tasarlayan kostüm tasarımcısı Jean Louis'e borçlu. Grace'in eteği ve incileri kraliyet zerafetinin kanıtı. Kostüm tasarımcısı Edith Head ve Grace söylentilere gore film için kostümleri beraber tasarladı. Siyah kadife ve beyaz tül elbise Edith'in en mükemmel kreasyonlarına örnek gösterilebilir. Madonna'nın tuhaf ; ikinci el dükkanına ait gibi görünen stili filmin çıkışından sonra 80'lerin modasına damgasını vurdu. Söylentiye gore, Madonna'nın rolü almasında, oyunculuk yeteneğinden çok kişisel stili etkiliydi. Filmdeki stili Madonna'nın Like a Virgin videosundaki stilinin devamı gibi: kat kat giyilmiş üst, dini takılar, parmakları kesik eldiven, kahkül, deri ceket ve yırtık tayt. Sharon'ın vücudunu saran beyaz elbisesi, onu donuk,sarışın kötü kadına çevirdi. Kostüm tasarımcısı Ellen Mirojnick, bu tasarımla modern femme fatale'i yarattı. Faye Dunaway'in bere, kemerli palto ve trikolardan oluşan depresyon dönemi gardrobu , seksapeli yansıttı. Kostüm tasarımcısı Theadora Van Runkle, bu görünüşü şahesere döndürdü.30'ları çağrıştıran ruhun, 60'ların temiz çizgileriyle birleşimi sonrası, Dunaway'in harika boyun bağları ve midi etekleri hala podyumlara ilham veriyor. Penny Lane'in 70ler esintili gardrobu , tüm groupie kızların taklit ettiği bir tarza dönüştü. Filmin kostümleriyle ilgili ne olağanüstü değil ki? Gözlükleri, Meksika tarsi bluzleri, süet, ispanyol paça denim ve kimonolar. Filmdeki içi kürklü suet kabana hala arzu nesnesi. Cadılar Bayramı'nda Margot olmayan kaldı mı? Gwyneth, Margot Tenenbaum olarak 2001'deki dönüşünden sonra, kürk kabanı ve bob modeli saçlarıyla ikonlaştı. Wes Anderson'ın vizyonu hala herkesin favorisi. Filmin kostüm tasarımcısı, Karen Patch'e gore Margot'nun stili Peter Sellers'in The World of Henry Orient filminden esinlenildi. Karen, vizon bir palto çizip Fendi'ye gönderdi. Bass loaferlar ve Hermes çanta görüntüyü tamamladı."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-yatirimcilari/", "text": "Moda yatırımcılarının varlığını öğrendiğimde büyük markaların bile hisselerinin tamamını ya da bir kısmını onlara satmasına çok şaşırmıştım. Türkiye'de moda yatırımcılığı çok yaygın olmasa da dünyada örnekleri oldukça fazla. Örneğin LVMH ; Louis Vuitton, Moet Henessy ile birleşerek yıllık cirosunu yaklaşık 20 milyar avronun üzerinde bir miktara çıkarmıştı. Diğer markalara bakacak olursak Donna Karan, Phillip Lim ve Jean Paul Gaultier moda yatırımcıları ile çalışan markalardan. 2012 yılında İtalyan modaevi Valentino'yu Permira şirketinden satın alan Katarlı Mayhoola For Investments, 2015 yılında Boyner Perakende ve Tekstil Yatırımları'nın yüzde 30.7'lik bölümüne 885 milyon lira ile ortak olacağını açıklamıştı. Yine Güney Afrikalı Yatırım Şirketi Brait, New Look'u 2015 yılında 3 milyar dolara satın aldı. Yatırımlar aslında 1990 yılında LVMH'nin Fendi ve Givenchy markalarını alması ile başladı. Gucci ise o yıllarda Balenciaga, YSL ve Sergio Rossi'yi almıştı. 2006 yılında ise Apax Partners Tommy Hilfiger'ı 1.6 milyar dolara satın aldı. En basit anlatımıyla moda yatırımcıları, markaları çeşitli portföylerden değerlendirip hisse senedi seçer gibi seçerler. Seçimlerini ise moda tasarımcılarını ürün, pazarlama, ekonomik yapı, popülerlik yönlerinden değerlendirerek yaparlar. Markaların onlarla çalışma amacı ise sermayelerini arttırmaktır. Moda yatırımcıları her zaman lüks markalara yatırım yapmanın karlılığına inanıyor olsa da en güncel örneklerden biri olan Prada'nın, 31 Ocak 2015 tarihinde açıklanan 2014 yılının cirosu %1 düşüşle 3,552 milyar euroya geriledi. Prada'nın patronu Patrizio Bertelli moda yatırımcılarının bu düşüşten etkilenip finansal desteklerini çekmemesi için belli oranda kar payı dağıttı. Ünlü Fransız moda evi Paul Poiret, Güney Koreli Shinsegae International tarafından satın alındı. Yatırımcının alma nedeni ise markayı modern tüketicileriyle yeniden şekil vererek buluşturmaktı. Pierre Mallevays ve Luvanis SA. 'in planları moda ürünleri ve aksesuardan önce koku ve kozmetiğe önem vermekti. Mallevays konu hakkında Yatırımcılar markanın DNA'sına yeniden şekil verip, markayı bugün ile ilişkilendirmek istiyorlar. Onlar Koreli marka oluşturmak istemiyorlar. Markanın Paris dışına çıkıp uluslararası pazarda da pay sahibi olması için satın aldılar. Gerçekten tecrübeliler ve markalardan anlıyorlar. demişti. Schiaparelli 60 yıllık sessizlikten sonra Paris Moda Haftasına 2014 yılında geri döndü. 1954 yılından bu yana markanın geleneği hale gelen Elsa'nın istakoz elbiseleriyle ilk koleksiyonunu oluşturdu. Markayı, İtalyan lüks kral Diego Della Valle'nin satın aldı ve bu yatırımcının da amacı pazarlama aracı olarak yeni tasarımcılarla çalışıp eskinin üzerine yeni modeller inşaa etmekti. Yatırımcı, Marco Zaninive Camilla Schiavone ile çalışmaya başladı. Böylece istenilen profile ulaşıldı ve hazır giyim konsepti ile Mart ayında Paris Moda Haftası'na katılacakları bildirildi. Fransız tasarımcı Jean-Paul Gaultier defile ile ilgili Tüm zıtlıklar ve beklenmedik detaylar ile aynı anda çok kadınsı ve sürrealist yeni bir Schiaparelli idi yorumunda bulundu. Goga'nın en yakın arkadaşı Eva Cavalli, tasarımcı Roberto Cavalli ile evli ve Roberto Cavalli bu geçiş evresinde, Goga'ya gayri resmi olarak danışmanlık hizmeti verdi. Goga uzun süre markayı tekrar canlandırmak için oldukça uğraştı. Madam Vionnet tasarımcıların mimarı olarak bilinmesine rağmen Goga, kadınların elbiselerinin hepsinde korse ve katmanlar oluşunu eleştirdi. Goga en sonunda Chanel ve Gucci ile daha önceden çalışmış GeorgeCortina ile stilisti olması için anlaştı. İlk koleksiyonu oldukça beğenildi. 2011 yılında Kuveyt merkezli Global Investment House , aile şirketi olan Yargıcı'nın %55 ini satın aldı. Türk markalara yatırım fonlarının ilgisi ne kadar 2007 yılına dayansa da 2012 yılı en çok yatırımcıların konuşulduğu yıl oldu. Bilmeyenler ya da hatırlamayanlar için küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum; Temmuz 2007'de Citigroup Venture Capital Investment'ın Boyner Mağazacılık'ın %30'unu ve Beymen'in yüzde %50'sini 189 milyon dolara almasıyla başlamıştı. Daha sonra İtalyan devi Miroglio İpekyol ve Twist'in sahibi Ayaydın Group'a %50 ortak oldu. Türkiye'de yurtdışına açılan ilk markalardan olan Mavi, %35 hissesini girişim sermayesi olan Turkven'e 2008 yılında sattı. Dünyadan ve Türkiye'den örnekler bitmek bilmiyor. Son olarak, Türk markalara yatırım yapanlar arasında üretici ve marka sahibi olanlara örnek ise 2011 yılının Ağustos ortasında, Flormar'ın %51 hissesini satın alan Fransız kozmetik devi Yves Rocher. 2012 yılında Dubai merkezli olan Eastgate Capital Group'u, Silk&Cashmere'in %45'ine ortak oldu. Koton ise yine aynı tarihlerde %50 hissesini Turkven'e sattı. Satın alma ve birleşmelerde yaşanan hızın en yeni örnekleri Gucci'nin sahibi PPR SA'nın 2013 yılının Mayıs ayında İtalyan mücevher üreticisi Pomellato'yu alması ve aynı gün lüks saat severlerin yakından tanıdığı Corum'un Çin Haidan Holdings Ltd.'nin bünyesine katılması oldu. Wall Street Journal'ın haberine gore, LVMH genç Fransız tasarımcı Maxime Simoens'in hissesinin bir miktarını satın alırken, PPR de 2006 yılında şirketini kuran İngiliz tasarımcı Christoper Kane'e yatırım yaptı. LVMH, bu markaya ilgisinin nedenini ise markanın kalkınmasına yardımcı olmak şeklinde açıklamıştı. Moda sektörünün ekonomik yönden çıktısı yüksekken, bu çıktılara talepler fazlayken yatırımcıların dikkatini çekmesi de kaçınılmaz. Şöyle düşünelim, sektörün devleri gelecekte daha hızlı büyümek için fırsat kollarken, moda yatırımcıları da katma değeri oldukça yüksek olan moda sektörü sayesinde daha çok kar amacı güdüyor. İcerikte verilen marka-yatırımcı ornekleri çok yararlı ancak markasını yeni kuran genç bir girişimci olarak yatırımcıların markaları neye gore seçtiğinin daha çok analiz edildiği bir yazı daha çok ilgimi çekerdi. değerlendirmeniz dileğiyle. Bu yatırımcı-marka konusunu ilk ele aldığımız yazı. Bundan sonra daha detaylı yazılar bulacaksınız sitede. Yorumunuz için teşekkürler."} {"url": "https://modakariyeri.com/moda-zaman-tuneli/", "text": "1858 İngiliz tasarımcı Charles Worth, Paris'te haute couture evini açarak, ilk couturier olur. Tasarımlarını canlı modeller üzerinde sergileyerek her yıl yeni bir koleksiyon sunan ilk tasarımcıdır. 1861 Milano'da 1861 yılında tasarlanan ve 1865-1877 arasında inşa edilen Galleria Vittorio Emanuele dünyanın en eski alışveriş merkezlerinden sayılıyor. 1868 Federation Francaise de la couture kuruldu. 1910'da da ChambreSyndicale de la Couture Parisienne kuruldu. Bu kurum hala Paris'in haute couture'deki yıkılmaz pozisyonunu koruyan kurumdur. 1884 Ressam John Singer Sargent'in Madame X tablosu Paris'te sergilenir ve skandala neden olur. Madame X zamanına göre çok cesurca resmedilmişti. Tabloda elbisesinin bir askısı omzundan düşerken makyajı da döneme göre oldukça belirgindi. Bu skandalın ardından elbise askısını silip yeniden resmeden ve Paris'ten kaçan ressam Singer belki de moda tarihini en çok etkileyen tablolardan birini yarattığını bilmiyordu. Tablo Metropolitan Museum of Art tarafından 1916'da satın alındı. 1885 Oscar Wilde Philosophy of Dressi yazar. Oscar Wilde estetik, güzellik ve moda üzerine görüşleriyle ve kendi stiliyle döneme damgasını vurdu. Moda dayanması o kadar zor bir çirkinlik ki, altı ayda bir değiştirilmesi gerekiyor. 1886 California'da Levi Strauss iki atın çektiği kot pantolon logosunu tasarlar. Madende çalışan işçiler için Levi Strauss tarafından tasarlanan bu pantolon yıllar sonra moda dünyasının en çok giyilen parçalarından olacaktır. 1903 Worth'un yanında çalışarak yetişen genç Paul Poiret geniş kesimli, kare biçimli bir kimonoyu andıran Confucius paltoyu tasarlar. Dönemin modasına tamamen zıt olan bu rahat giysi Poiret'nin kariyerinin başlamasına vesile olur. 1906 Paul Poiret kendi moda evini kurar, daha düz bir kadın silüetini empoze eden Poiret rus balesinden ilham alarak harem pantolonlarını yeniden yorumlar. Poiret tasarımlarında renkli kumaşlar, desenler ve oryantal baskılar kullanır. Aynı zamanda bir moda tasarımcısının yarattığı ilk parfüm de Poiret'ye aittir. 1909 Mariano Fortuny atölyesinde Delphos model elbisesini üretir. Delphos ipek kumaşa elle yapılan 400den fazla pliseden oluşuyor. Conde Nast yayıncılık Vogue dergisinin ilk sayısını Amerika'da yayınlar. Vogue'un ardından da Harpers Bazaar katılır. Vogue, günümüzde hala dünyanın en çok satan moda dergisidir. 1910 Chambre Syndicale de la Couture Parisienne kurulur. Halen aktif olan bu dernek couturier işçiliğini ve haute couture standartlarını korumak için çalışır. 1912 Fransız tasarımcı Madeleine Vionnet, Paris'te moda evini kurarak verev kesimi kullanan ilk couturier olur. Vionnet, Paul Poiret ve Coco Chanel ile birlikte korseye ilk karşı çıkan tasarımcılardandır. 1914-1918 yılları arasında 1.Dünya Savaşıyla birlikte çalışmak zorunda kalan kadınlar etek ve ceket ikilisini giymeye başlar. Profesyonel hayata katılan, özgürleşen, araba kullanan ve spor yapan kadınlar vardır artık. Vogue dergisinin popülerliğinin artmasıyla birlikte moda fotoğrafçılığı gelişmeye başlar. 20'li yılların sonunda Cecil Beaton ve Horst P. Horst gibi fotoğrafçılar Vogue'da boy göstermeye başlarlar. Kadınlar gittikçe daha çok sporla ilgilenmeye başlar, bu ilgi rahat ve spor giyimin gelişmesine yönelik önemli adımların atılmasında etkili olur. Dönemin en önemli akımlarından biri 'Flapper' akımıdır. Coco Chanel ve Jean Patou gibi tasarımcılar dönemin modern kadınlarını daha erkeksi bir silüete büründürür; 'The Garçonne Look' ortaya çıkar. Modada kum saati silüeti yerine daha androjen, kıvrımsız bir silüet hakim olur. Coco Chanel moda dünyasında gittikçe daha çok söz sahibi olmaya devam eder. Zaman içersinde küçük siyah elbise, etek-ceket tayyörleri, inci kolyeler, jarse kazaklar gibi moda dünyasına bir çok yenilik katan Chanel bu dönemi şekillendirecektir. 20'li yıllarda moda ve sanat hiç olmadığı kadar kenetlenirler. Sürrealizm, fütürizm, L'Art deco ev dekorasyonundan giyime ve sanata, her yönüyle tamamlanan bir yaşam stili yaratırlar.Futurizm 1920'lerde İtalyan modasını da etkisi altına alır. Paris'te Schiaparelli ve Chanel Sürrealist ve Cubistlerle etkileşim içindedir. 1921 Guccio Gucci deri aksesuarlar ve seyahat çantaları ürettiği markası Gucci'yi kurar. 1927 Elsa Schiaparelli ilk butiğini açar. Schiaparelli, Salvador Dali gibi sürrealist sanatçılarla işbirliği yaparak dönemin modasına yön verir. Giysilerde fermuarı ilk kullanan ve tarihte gördüğümüz ilk moda tasarımcısı sanatçı işbirliğini yapan kişidir. 1929 Wall Street'de yaşanan ekonomik çöküntü sonrası ucuz kıyafete olan talebin artması üzerine seri üretime/hazır giyime geçiş hızlanır. Büyük buhran başlar. 1930'larla birlikte fabrikalarda seri üretim artmaya başlar. 1930 30'lu yıllarda Amerikan sinemasının altın çağıyla birlikte moda dünyasında Joan Crawford, Marlene Dietrich gibi film yıldızlarının etkileri görülmeye başlanır. Sinema ve sinema yıldızlarının modaya etkisi önemli boyutlardadır. 1931 Gabrielle Coco Chanel Deauville'de ilk butiğini açar. 1933 Tenisçi Rene Lacoste krokodil amblemi koyduğu polo t-shirtleriyle moda dünyasına girer. Lacoste, tarihte ilk defa kendi logosunu tasarımı üstünde uygulayan marka olur. 1935 DuPont fabrikasında ilk naylon örneği üretilir. 60'lı yıllarda ön plana çıkacak olan naylon bu şekilde endüstrileşme serüvenine başlar. 1939- 40 2. Dünya savaşı başlar. Paris'in işgaliyle bir çok couturier işlerini durdurmak zorunda kalır. Almanya Paris'teki modacılara Berlin'e taşınmaları için baskı yaparken, Avrupa'ya seyahat edemeyen satın almacılar Amerika'da kendi moda ürünlerini üretmek için kolları sıvarlar. 2. Dünya Savaşının başlamasıyla işgal altındaki Paris'e gidemeyen Amerikalı satın almacılar sayesinde Amerika'lı moda tasarımcıları çıkış yapmaya başlar ve Amerika'da seri imalata geçilir. Fransız couture'ü yerine Claire McCardell gibi Amerikan tasarımcılar, daha rahat, spor giyime ve günlük giyime yönelik kıyafetler tasarlarlar. Böylece Amerikan stili kendini göstermeye başlar. Savaş dönemi Avrupa'nın pek çok yerinde kumaş kısıtlamaları nedeniyle moda rasyonel ve karamsar bir hal alır, kadınların iş gücünde olması nedeniyle pratik, maskülen tasarımlar ve ucuz kumaşlar kullanılır. Malzeme kıtlığı Make Do and Mend akımını ortaya çıkarır. 1941 İlk ticari polyester üretilir. DuPont 1946 yılında polyesterin yasal haklarını satın alır. Sonrasını biliyoruz.. 1943 New York moda haftası başlar. 1945 Savaş sonrası Paris'te modanın yeniden doğuşunu müjdelemek ve Paris'li haute couture evlerinin hünerlerini sergilemek amacıyla bir gezici moda tiyatrosu olan Theatre de la mode dünya turuna başlar. Bu tiyatroda ünlü Paris couture tasarımcılarının kreasyonları minyatür modellere giydirilmiştir. Modeller aksesuarlar dahil olmak üzere mükemmel bir şekilde hazırlanır ve Paris modasını tanıtmak için dünya turuna çıkarlar. Sonbahar Kış 2020-21 koleksiyonunda Maria Grazia Chiuri minyatürlerden oluşan bir koleksiyonla bu tarihi olayı kutlamış ve ustası Christian Dior'a saygı duruşunda bulunmuştur. 1946 5 Temmuz 1946'da Fransız tasarımcı Louis Reard Paris'in ünlü Molitor havuzunda ilk iki parça mayoyu dünyaya tanıtır. 1947 Savaş ve savaş dönemi kısıtlamalarının bitmesiyle Christian Dior New Looku tanıtır. Savaş sonrası Paris'i yeniden canlandıran Dior, bol miktarda kumaş kullanarak kum saati silüetiyle oluşturduğu yeni moda akımı moda dünyasında köklü değişikliklere neden olur. 1800'lü yılların silüetlerinden referanslar alan Dior korseleri canlandırır. Kadınları yeniden dar silüetler içine sokan Christian Dior beğeniler kadar eleştirilere de maruz kalır. 1951 Marlon Brando, aslında fanila gibi bir çeşit erkek iç giyim parçası olan t-shirtleri dışarıda giyerek, bugünkü t-shirt kavramının doğmasına sebep olur. Edwardian tarzı bir stil ve rock'n roll müziğin birleştiği İngiltere'de Teddy boys alt kültürü oluşur. 1954 Christobal Balenciaga bele oturan, volümlü etekli silüeti ve İspanyol ilhamlı bolero ceketleri ile 50'li yılların vazgeçilmez isimlerinden olur. 1955 Londra'da Kings Road'da butiği Bazaar'ın kapılarını açan Mary Quant, moda dünyasına birçok yenilik getirir. Gençleri modanın odak noktası yapıp, modayı bir iletişim aracı olarak kullanmayı bilen Quant, mini eteğin yaygınlaşmasında da etkili olmuştur. Mini eteği Quant mı Courreges mi icat etti sorusu modanın en tartışmalı konularından biridir. 50'lerin sonu 60'ların başıyla birlikte moda dünyası gençlik ve alt kültürlerin etkisi altında kalmaya başlar. James Dean ve Marlon Brando gibi aktörler isyan, deri ceket, denim pantolon gibi öğeleri moda dünyasına getirirler. Londra moda dünyasında öne çıkmaya başlar. Beatles ve rock'n roll alt kültürlerinin etkisiyle Londra sokak modasının öncü şehirlerinden olur. 1960 Pierre Cardin adını birçok farklı ürüne lisans çıkaran ilk marka olur aynı zamanda da ilk hazır giyim koleksiyonunu oluşturur. 1962 Dior moda evinden ayrılan Yves Saint Laurent Paris'te ilk koleksiyonunu sunar. YSL 1966 yılında hazır giyim koleksiyonu çıkarır ve Saint Laurent Rive Gauche butiğini açar. 1964 Uzay çağından ilham alan Andre Courreges, geometrik desenler ve kesimlerin kullanıldığı koleksiyonunu çıkarır. 1969'da aya ayak basılmasıyla birlikte ay ve uzay teması güçlenerek modayı etkileyecektir. 1965 Yves Saint Laurent en ünlü tasarımlarından biri olan Mondrian Dress'i tasarlar. Karl Lagerfeld Fendi'nin kreatif direktörü olur. 1966 Yves Saint Laurent kadınlar için Le Smoking'i tanıtır. Türkçede smokin olarak andığımız bu ceket-pantalondan oluşan takım, ingilizcede ise tuxedo olarak biliniyor. Tüketim topluluğu ve pop kültürden ilhamla oluşan Pop Art akımı sanatta olduğu kadar moda dünyasında da etkili olmaya başlar. 16 yaşındaki model Lesley Hornby takma adıyla Twiggy moda dünyasında yeniden zayıf, cinsiyetsiz, çocuksu ve kıvrımsız bir görünümü popüler yapar. Twiggy 60'ların ve tüm zamanın en çok tanınan moda ikonlarından olur. 1967 İtalya'nın moda başkenti olan Floransa'nın yerini Milano'ya devretmesine neden olan olay gerçekleşir. Missoni defilesinde Ottavio ve Rosita Missoni defileden dakikalar önce mankenlerin iç çamaşırlarının göründüğünü farkederler. Fakat artık üstlerini değiştirmek için çok geçtir. Mankenler bu şekilde defile yapınca bu cesur fikir basın ve satın almacılar tarafından heyecanla karşılanır. Fakat Missoni bir sonraki sene Palazzo Pitti'de moda haftasına davet edilmez. Bunun üzerine Ottavio ve Rosita Milano'da kendi defilelerini yapmaya karar verirler. Diğer Milano'lu tasarımcılar da onları takip edince Milano Moda Haftası Floransa'nın yerini alır. 1968 Amerika'da Calvin Klein lüks kumaşlardan rahat, günlük kıyafetler yaratarak çıkış yapar. Aynı dönemler de Ralph Lauren'de kendi erkek giyim koleksiyonunu çıkarır. Daha sonraları kadın giyim koleksiyonuna da giren Lauren preppy look dediğimiz kolejli stilinin öncülerinden olur. Vietnam savaşıyla birlikte savaşı protesto eden gençler hippie akımını başlatır. Tüketim topluluğunu reddedip, çevre sorunları ve dünya barışıyla ilgilenen hippieler hem döneme ilham veren altkültürlerden olmuşlardır hem de halen etnik tarzlarıyla günümüz modasına ilham vermektedirler. Mods altkültürü İngiltere'de ortaya çıkar. Mods akımı Teddy Boys'un devamı niteliğindedir. Mod modern kelimesinin kısaltması olarak kullanılır ve dönemin varlıklı, modaya meraklı, eşitliği önemseyen gençleri arasında yayılır. Mods'lar androjen bir tarzı benimserler. Modayı kullanarak bağımsızlık ve özgürlük temasını savunurlar. 60'lardan 70'lere geçerken hazır giyim git gide daha ulaşılır oluyordu. Sentetik kumaşların kullanımı modayı daha ucuz hale getirmişti. Bu dönemde hippie etkisi hala devam ederken, disco akımı, gece klübü estetiği ve 80lere yaklaşırken atletik giyim etkili oldu. Moda şehirleri arasında etkisi daha kısıtlı olan Milano, 70'lerin başında yeni hazır giyim ve tekstil başkenti haline geldi. Genç ve yetenekli tasarımcılar yetiştirmeye başladı. Bunlardan biri Genny markası için tasarım yapan Gianni Versace diğeri de aslında görsel düzenlemeci olarak iş hayatına atılan Giorgio Armani idi. Milano İtalya'nın diğer şehirlerine göre hem yetenek hem de altyapısıyla öne çıktı. 1973 Paris'te 1700'lerin başından beri couture sunumları gerçekleşse de kabul edilen ilk resmi Paris Moda Haftası Ekim 1973'te yapıldı. The Battle of Versailles olarak bilinen bu etkinlik Versailles sarayının renovasyonu için bağış toplamak amacıyla düzenlenmişti. Defileye Amerikalı ve Fransız tasarımcılar katılmış ve kreasyonlarını yarıştırmışlardı. Netflix'deki Halston belgeselinde bu etkinlikten kesitler görüyoruz. 1971 The Rolling Stones'un solisti Mick Jagger'ın Bianca Jagger ile tanışması ve ikilinin evlenmesinin ardından tüm zamanların en önemli stil ikonu çiftlerinden biri oluştu. Bianca Jagger dönemin en önemli akımlarını etkilerken, Studio 54'le ve tasarımcı Halston'la özdeşleşen bir stil ikonu haline geldi. Evlilikleri 1978'de bitse de bu ikili moda tarihine damgalarını vurdu. Glam akımı ve alt kültürüyle birlikte Mick Jagger, David Bowie, Marc Bolan gibi isimler gibi dönemin rock isimleri parlak kumaşlar, makyajlar, tüyler ve feminen bir çok öğeyi kullanarak 20. yüzyıldaki maskülenlik kavramını sorgulatmaya başladılar. 1974 Giorgio Armani kendi adıyla ilk defilesini Floransa'da Palazzo Pitti'de yapar. 1975'te erkek koleksiyonuyla başlayarak 1976'da kadın koleksiyonunu sunar. Armani hem gözleri Milano'nun üzerine çevirir hem de italyan terziliği ve işçiliğini dünyaya tanıtır. 1980'de American Gigolo filminde Richard Gere'i giydirerek Hollywood'a başarılı bir giriş yapar. 1970lerin ortasında Londra'da punk akımı başgösterir. Dönemin ekonomik burhanının gençlerde yol açtığı bunalım ve gerginliğe bir tepki olarak doğan Punk aslında bir çeşit gençlik protesto akımıdır. 1974 Vivienne Westwood ve Malcolm McLaren'in Londra'da birlikte açtığı SEX adlı mağaza Punk akımının öncüsü olur. Punk stili dar siyah pantolon, siyah deri ceket ve Doctor Martins botlarla simgelenir. Giysiler yırtık veya iğneler, zımbalarla süslenmiştir. Slogan tişörtler çok modadır. Bu dönemde The Sex Pistols punk modasını popüler kılar ve hayranlarının evlerinde kendi giysilerini yaratmasına neden olur. Punk'ın dağılmasıyla birlikte Londra'da New Romantics alt kültürü oluşmaya başlar. Eski punkçıların, bu akımın anarşik ruhundan sıkılıp daha teatral kostümlere ve renkli makyajlarala birleşen New Romantics, David Bowie gibi isimlerin üzerinde odaklanır. 1980 Azzedine Alaia ilk hazır giyim koleksiyonunu sunar. 802li yıllara damgasını vuracak olan tasarımcı vücudu saran, dar kalıplı elbiseleri ve örgü kumaşları kullanmaktaki başarısıyla öne çıkar. Alaia müşterileri arasında Naomi Campbell, Madonna, Rihanna, Lady Gaga, Michelle Obama gibi isimler vardı. 1981 Moda dünyasında gözler Japon tasarımcılara çevrilir. Yohji Yamamoto ve Rei Kawakubo gibi tasarımcılar avant-garde tasarımlarıyla Paris'te çıkış yaparlar. Kenzo Takada 1970'lerden beri tanınan bir tasarımcıydı ama yeni jenerasyonun gelmesiyle Japon stili Paris'i etkisi altına aldı. Belçika'da Antwerp şehri moda dünyasında yükselişe geçer. Şehirdeki Royal Academy of Fine Arts'ın mezunlarından Dries Van Noten, Dirk Bikkembergs ve Ann Demeulemeester gibi tasarımcıların içinde bulunduğu ünlü Antwerp Altılısı ve Martin Margiela moda dünyasına yeni bir soluk getirir. 1983 British Fashion Council kurulur. Karl Lagerfeld Chanel'in kreatif direktörü olur. Lagerfeld göreve geldiği ilk sene markanın satışlarını artırmayı başarır. 1984 Katherine Hamnett 'Choose Life' isimli t-shirt koleksiyonunu çıkararak moda dünyasında slogan t-shirtleri kullanmaya başlar. Hamnett'in oluşturduğu tshirt koleksiyonunda çevre sorunlarından dünya barışına kadar pek çok konuya değinilir. Londra moda haftası başlar. Aynı tarihlerde Donna Karan, modern Amerikan kadınından ilham aldığı pratik tasarımlarıyla moda dünyasına girer. 1985 Sicilya kültürü ve feminenliği birleştiren Dolce& Gabbana ilk koleksiyonunu sunar. Supermodel kavramının doğduğu dönemdir. Cindy Crawford, Kate Moss, Naomi Campbel, Linda Evangelista gibi isimler giysilerin önüne geçerek ikonlaşırlar, tasarımcılarla işbirlikleri yapmaya başlarlar. 10.000 dolardan aza sabah yatağımdan kalkmam. 1991 Rifat Ozbek New Age koleksiyonunu sunar. Dönemin abartılı moda akımları düşünüldüğünde Özbek'in koleksiyonu bir nevi anti-moda akımıdır. Beyaz, sakin bir koleksiyonla spiritüelliğe çağrı yapar. Spor giyimi yorumlar ve sokak stilinden ilham alır. Rıfat Özbek dönemin ruhunu çok iyi okuduğu için alkışlanır. Aynı dönemde Nirvana Smells Like Teen Spirit single albümünü çıkarır vegrunge etkisi başlar. 2019 yılında Kurt Cobain'in MTV Unplugged konserinde giydiği hırka 334.000 dolara satıldı. 1992 Central Saint Martins'den mezun olan Alexander McQueen kendi markasıyla moda dünyasına giriş yapar. 1994 Tom Ford, Gucci'nin başına geçerek Gucci'yi moda dünyasının en etkili markalarından biri yapar. 1995 1993'te Central Saint Martins'de mezuniyet koleksiyonunu sunan Hussein Chalayan 1995'te bir tasarım ödülü alarak kendi adı altında ilk koleksiyonunu hazırlar. İlk defilesinde manken olarak Björk'ü giydiren Chalayan bu başlangıcın ardından moda ve teknolojinin birleştiği başarılı koleksiyonlar yapmaya başlar. 1996 John Galliano, Dior'un başına geçer. 1997 Fendi Baguette modelini piyasaya sürer. Baguette it bag kavramının ilklerinden biridir. Gianni Versace Miami'deki evinin önünde öldürülür. Donatella Versace onun yerine Versace'nin başına geçer. 1998 Helmut Lang koleksiyonunu bir defile yerine websitesinde yayınladığı bir dijital showla sundu. İlk defa bir defile online yapılmış oldu. 2000 Natalie Massenet ailesinin ve arkadaşlarının yardımıyla lüks moda e-ticaret sitesi Net-a-porter'yi kurdu."} {"url": "https://modakariyeri.com/modadayavaslik-solen-kipoz/", "text": "Koronavirüs pandemisi sonrası sürdürülebilir moda yeniden gündemde. Bugün pek çok büyük giyim firması, kullanılmış kumaşlardan, yamalardan ve organik kumaştan ürettikleri giysilerin reklamını yapıyor. Bakın biz de çevreciyiz mesajı veriyorlar. Serbest piyasanın kucakladığı bu yeni makyajlı sürdürülebilirliği ve sahiciliğini, yayınevimizden çıkan Sürdürülebilir Moda ve Modada Yavaşlık kitaplarının editörü Şölen Kipöz ile konuştuk. Moda sistemini var eden ve sürekli kılan eylem, kaynak ve ürünlerin doğanın kendini onarma kapasitesi ve dirençliliğini kırmayacak biçimde kullanılması ve oluşturulmasının yanı sıra insan emeğine dayalı endüstrinin sosyal adaletten taviz vermeden ekonomi yaratması diyebilirim. Yavaş moda ise sürdürülebilir dönüşüm için etik ve onarıcı bir yol; tasarım, üretim ve tüketim süreçleri arasında döngüsel, şeffaf, sorumlu ve dayanışmacı bir ilişki içeren; nicelik yerine niteliğe, küresel ağlardan çok yerel ağlara ve ekonomilere, uzun ömürlü duygusal ilişki kurabileceğimiz insan emeğini önceleyen nesnelere, çevresel etkilerinin izlenebilir olduğu atık oluşturmayan döngüsel üretim süreçlerine öncelik tanıyan bir yaklaşım. Moda endüstrisi bir yerde tıkandı. Giderek artan sayıda sezonlar ve giysi modelleri ile niceliğe odaklanan moda, tasarımı da yok etti. Küresel ve büyük zincirlerde sürdürülebilirlik söylemi gerek temiz üretime odaklı bazı standartlar gerekse katma değer yaratmak için kullanılmaya başlandı. Koronavirüs pandemisi adeta barutu ateşledi bu anlamda. Özellikle Z kuşağı ile başlayan iklim aktivistlerinin de etkisiyle tüketiciler markaları etik bir filtreden geçirmeye başladılar ve almama tavrına karşı güçlü markalar bu konuya daha fazla tanıtım ve reklam bütçesi ayırmaya başladılar. Sürdürülebilirliğin bir avuç idealistin değil de moda endüstrisinin temel aktörleri tarafından benimsenmesi memnun edici bir gelişme elbette, bunun tasarım eğitiminin de yapısını olumlu ve bilinçli dönüştürebilen bir gelişim olduğunu gözlemliyoruz. Ancak bir konunun popüler olması gerçekten anlaşıldığı ve doğru uygulandığı anlamına gelmiyor. Ortada çok ciddi bir bilgi kirliliği var ama merak eden ve öğrenmek isteyenler için kaynaklar çoğalıyor. İçinden geçtiğimiz dönem yeni bir farkındalık oluşumuna işaret ediyor. Şu sıralar sektörde ve basında sıklıkla kullanılan modanın yavaşlaması ile yavaş moda aynı anlama gelmiyor. Ana akım modanın yavaşlaması küresel ve bir kısmı hızlı moda faaliyetlerinde bulunan zincir markaların sezonları azalması, daha düşük stoklarla üretim yapması, yerel ve yakın ağlara yönelmeleri ve sürdürülebilirlik yolunda çevresel etkilerin izlenebilmesi anlamına gelirken, yavaş moda zaten yerel ağlarda hareket eden, küçük ölçekte adil üretim yapan, ürünün tüm yaşam döngüsünü döngüsel bir anlayışla kontrol altına alan, zanaat ve tasarım değeri yüksek bir pazara işaret ediyor. Bu yaklaşımın popüler olması ekonomik açıdan pek mümkün değil ama yukarıda da bahsettiğimiz gibi yeni kavramlar büyük bir açlıkla tüketilerek, yeşil aklamanın malzemesi olabiliyor ve farkı kılıflara sokulabiliyor. Kitabımızın bu konuya merak ve ilgi duyulan bir döneme denk gelmesi bir açıdan olumlu, bu açıdan Türkiye'de bir fikir liderliği yaptığımı düşünüyorum ve güvenilir referanslardan sürekli bilgimi tazeliyor, içi boş söylemlere de pek aldırış etmiyorum açıkçası. İstesek de istemesek de moda ile ilgili bütün faaliyetler kapitalist bir düzenin içinde gelişiyor. Moda ekonomik bir faaliyet ve onun için Marks'ın söylediği gibi değişmeyen tek şey değişim. Ancak bu değişim uzun zamandır yaşamlarımızda gerçek bir dönüşüme neden olmuyor ve modanın iktisadi mantığına hizmet etmek için sürekli yeniliği önceliyor. Bugün kapitalizm kendi kendini de yutan aç gözlü bir noktaya geldi küresel neoliberal ekonomilerin de etkisiyle. Bu ekonomi modeli büyüme odaklı ve çizgisel bir anlayışta gelişen yap tüket-at modeline üzerine kurulu. Kapitalizmin yavaş moda ile barışabilmesi için küçülme ekonomisi, dağınık ekonomiler, döngüsel ve paylaşım ekonomisi modellerine alan açabilmesi gerekiyor. Bunun bir dönüşüm olup olmadığı süreçlerin ve eylemlerin şeffaf olarak izlenebilir ve paylaşılabilir olması ile ilgili. Etik bir niyet ilgiyi ve takdiri her zaman hak ediyor. Eylemlerin ve üretimlerin bu niyetin içini doldurup doldurmadığına bakmak gerekiyor. Sürdürülebilirlik çok geniş ve ulaşılması zor bir çerçeve. Bu yüzden modanın ekosistemine katkı koyan her inovasyon, etik ve sorumlu girişim bence bir yol açacaktır. Gerçek anlamda bu dönüşüm tüketici bilinci ve talebiyle gerçekleşecektir. O yüzden sürdürülebilirliğin ya da yavaşlığın modanın gerçekliği içinde ve serbest piyasa ekonomisinin yarattığı pazarda yer bulabilmesi önemli. Modanın etik sorgulanması modayı dışlayarak ya da karşısında durarak bizi bir yere getirmeyecek, tam aksine modanın içinden onun yönünü değiştirmeye iyileştirmeye ve onarmaya çalışarak bu çaba yerini bulacaktır. Yeni İnsan Yayınevi 31 Aralık tarihine kadar sitemiz okurlarına özel bir indirim hediye ediyor. Yayınevinin kitaplarını incelemek ve indirimli satın almak için yeniinsanyayinevi.com adresine girip ödeme ekranında modakariyeri2021 kodunu kullanabilirsiniz. Editörlüğünü Şölen Kipöz'ün yaptığı Sürdürülebilir Moda kitabını incelemek için burayı tıklayın. Modada Yavaşlık kitabını incelemek için burayı tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/modaegilimiarastirmacilari/", "text": "Moda eğilimi araştırmacılarını duydunuz mu? Ben de onlarla tez araştırmam sırasında karşılaştım. Moda eğilimi tanım olarak sezonda bulunan ürünlerin nasıl olması gerektiğidir, bu sayede moda sektörü nasıl hareket edeceğini belirler çünkü her tasarımcının hitap etmesi gereken tüketici yani satın alma grupları vardır. Moda eğilimi araştırmacıları çeşitli veriler toplayarak tasarımların nasıl olacağı konusunda moda tasarımcılarını yönlendirir. Örneğin bu sene çoğu koleksiyonda leylak, yeşil ve sarı tonları kullanıldı. Uluslararası renk otoritesi Pantone ise Rose Quartz ve Serenity renklerini yılın renkleri olarak seçti. İşte bu noktada moda eğilimleri araştırmacıları devreye giriyor. Moda tasarımcıları, moda eğilimi araştırmacılarına çok önem verirler. Bu araştırmacılar, tasarımcılar koleksiyonlarını oluşturmaya başlamadan 2 sene öncesinden sezon trendlerini araştırmaya başlarlar. Araştırma yöntemleri ise anketler, firmaların kumaş stokları hakkında bilgi edinme, dünyadaki savaş ve doğal afetler gibi gelişmeleri araştırma, toplumun değişik yaş grupları ile görüşmeler yapma, firmaların mali durumları hakkında rapor derleme gibi yöntemlerdir. Lidewij Edelkoort'un bildirisi olan Anti Fashion Manifest Anti Moda Manifestosu büyük yankı uyandırmıştı. Edelkoort manifestoda 10 madde ile moda endüstrisinin kırılma noktasına geldiğini vurguluyor. Eğitimdeki eksiklikler, malzeme, imalat, perakende, basın, moda showlarının yanı sıra pazarlama ve reklam sektörlerindeki sorunlarla yüzleşen Edelkoort'un, Giysi ekonomisi moda sektörünün cirosunu devralacak, bu yüzden trend tahminleri değişecek, sosyal değişime yol açacak ve tüketici davranışları içinde yaratıcı fikirler ortaya çıkarılacak. Odaklanılan nokta ise tekstil ve terziliğin yeniden canlanmaya başlaması. Zaman giysileri kutlama zamanı sözleri dikkat çekici. Moda eğilimi araştırmacılarının sezon eğilimlerini belirlerken bir çok araştırma yöntemine değindiğini söylemiştim. Mesela renkler tüketicilerin önemsediği bir detay. Rengin kültürel bir değer olduğuna inanılır. Kumaş detayında ise yeni gelişen kumaş teknolojileri, yeni kullanılan lifler ile tüketicilerin rahatlığı ön planda. Moda eğilimi araştırmacıları bu detayları birleştirerek sezon renklerinin kumaşlara nasıl uyarlanacağını gösteren kişiler. Moda eğilimleri kısa ve uzun süreli moda eğilimi olarak ikiye ayrılır. Sproles, uzun süreli eğilimi tarihsel devamlılık olarak açıklar. Yani yeni tarzların geçmişten beslenip üzerinde değişiklikler yapılması. Örneğin Chanel'in klasik silueti. Uzun süreli moda eğilimleri markalar için önemlidir. Çünkü böylece kalıcı tarzlar oluşturmakta ve moda pazarında oluşabilecek riskleri azaltmaktadırlar. Kısa süreli moda eğilimleri araştırması ise sezonda yaşanan ve modayı etkileyen olayları dikkate alarak yapılır. Modayı etkileyen olaylar, popüler kültürü ya da gündemde olan olayları kapsar. Sproles kısa süreli moda eğilimlerinin bazen birkaç sene bazen de 5 ile 10 yıl arasında değiştiğini söylemiştir. Pazarlama liderleri kısa süreli moda eğilimlerini FAD kelimesine dayandırır. İngilizce bir kelime olan Fad , Fast Adaptation Fast Decline Hızlı Adaptasyon Hızlı Düşüş ve heves anlamlarına gelir. Bu anlık tepki eğilimi ve geçici moda olarak da yorumlanabilir. Geçici modadan bahsettiğim ise moda ürünlerinin taktiksel olarak çabuk tüketimi sağlanması yani kısa vadeli farkındalıktır. Moda eğilimi analizinin nasıl olması gerektiği konusunda birçok çalışma yapılmıştır. Örneğin bunlardan biri Hyun-Seung Cho ve Joohyeon Lee tarafından yapılan Güncel Moda Eğilimleri Üzerine Tüketici Duygusunu Temel Alan Makroskobik Bir Model Geliştirimi çalışmasıdır. Bu çalışmanın temel noktası tüketicinin moda ürünlerine karşı duygusal talebinin bulunması. Çalışma sonucunda tüketicinin duygusal taleplerinin uzun süreli moda eğiliminde önemli olduğu belirtiliyor. Moda firması ya da moda tasarımcısı için bu talep oldukça önemli. Bu talebin önceden tahmin edilmesi ve bu tahmin edilen duruma göre moda ürünlerinin üretilmesi pazar payını genişletmek için ideal bir yol. Bahsettiğim bu çalışmanın eleştirilen noktası ise tüketim odaklı olması, piyasada olan iniş çıkışları, firmaların mali durumlarını, dünyadaki gelişmeleri ya da hammadde ihtiyacının olup olmadığını dikkate almaması. Benim de hemfikir olduğum, S. Butdee, N. Kongprasert ve C. Noomtong tarafından ele alınan Modern Moda Eğilimi İçin Durum Tabanlı Tahmin çalışmasında moda sektöründe önde gelen firmaların öngörü konusunda profesyonelleşmesinin önemini vurgulanıyor. Firma, önceden yaşadığı sorunları veri tabanında saklamalı ve aynı ya da benzer sorun ile karşılaşma durumunda veri tabanı sayesinde ne yapılması gerektiğini bilerek davranmalı deniyor. Bir başka konu ise hızlı tasarımın sağlanması konusunda yapılması gereken yenilikler. Ne kadar çok hızlı tasarım yapılırsa o kadar çok müşteri talebi karşılanır ve firmanın karı maximum düzeyde olur. Çalışmada önerilen yenilik ise bir moda ürününün geçmişteki şekillerine, renklerine, kumaş türlerine bakarak sezon eğiliminde belirlenen renk, şekil, kumaş, desen vs. gibi detaylara uyarlanarak dijital ürün çizilmesi. Sonuç olarak küreselleşme ile tüketicilerin de beklentileri ve beğenileri hızla değişiyor. Moda sektöründe bulunan firmalar ve üreticiler bu beklentileri ve beğenileri karşıladıkları sürece piyasada büyüyebiliyor, bu noktada moda eğilimi araştırmacıları büyük önem taşıyor. - Ertürk, N, (2011), Moda Kavramı, Moda Kuramları ve Güncel Moda Eğilimi Çalışmaları,Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Hakemli Dergisi, ss. 14-16. - Kim,Eundeok,Ann Marie Fior, and Hyejeong Kim.2011.Fashion Trends: analysis and forecasting. Oxford: Berg, pp.40-100 - http://sosyalmedyakulubu.com.tr/faydali-bilgiler/trend-ve-fad.html - http://www.dezeen.com/2015/03/02/li-edelkoort-manifesto-anti-fashion-obsolete/"} {"url": "https://modakariyeri.com/modanin-daginik-cekmeceleri/", "text": "Netflix'in dünya çapında oldukça ilgi gören yeni serisi Tidying up with Marie Kondoda, bir ev düzenleme uzmanı olan Japon Marie Kondo ailelerin evlerine gidip hayatlarına istedikleri düzeni vermelerine yardımcı oluyor. Marie Kondo'nun bu konuda yazdığı ve 2011 yılında Japonya'da yayınladığı kitap da dünya çapında 5 Milyon satmış ve 30 ülkede yayınlanmış. Kitap ile birlikte Konmari metodu da bir eşya düzenleme felsefesi olarak kitlelerin hayatına girmiş. Ocak ayında içinde bulunduğumuz yeni yıl, yeni hedefler ruh halini tam onikiden vuran bu dizi aslında nasıl bir tüketim toplumu haline geldiğimizi anlatan acı bir belgesel gibi. Bir Başak burcu insanı olarak oldukça düzenliyim diyebilirim, fakat yeni şeyler öğrenmeye açık biri olarak yayınlanmasının hemen ertesinde diziyi izlemeye başladım. 1. Evi selamlama: Marie Kondo yabancısı olduğu evlere girip ev sahipleri ile konuştuktan sonra düzenleme safhasına geçmeden önce evle kısa ve sessiz bir an paylaşıyor. Bu anı eve kendini tanıtmak olarak tanımlıyor. 2. Giysiler: Marie Kondo evleri düzenlemeye giysilerden başlıyor. İlk adım dolaplardaki tüm giysileri yatağın üzerine yığmak oluyor. Bunu yapanlar evlerindeki giysi yığınını gözlerinin önünde dağ şeklinde görünce içlerindeki suçluluk hissi artıyor ve düzen gerekliliği net bir şekilde anlaşılıyor. Marie Kondo bu yığına baktıktan sonra ev sahiplerine şu görevi veriyor Şimdi bu giysilere bak, onları tek tek eline al ve kendine sor Bu giysi bana neşe veriyor mu? eğer vermiyorsa onu bir kenara koy. 3. Kitaplar: Giysilerle yapılan çalışma bu sefer kitaplarla yapılıyor. Marie Kondo kitapları ayırırken şu soruları sormamızı öneriyor Bu bilgi kaynağı gelecekte faydalanmak isteyeceğin bir kaynak mı? Olmak istediğin kişiyi yansıtıyor mu? Bu soruya cevap hayırsa o kitapları da ayırıyorsunuz. 4. Kağıt: Kitapları ayırdıktan sonra kağıtları düzenlemeye başlıyorsunuz. Kağıtlar, bir kullanım tarihi olan belgeler , önemli bilgi içeren belgeler ve broşür gibi bilgilendirici belgeler olarak ayrılıyor. Marie Kondo tüm bu belgeleri arşivlemek için öneriler sunuyor. 5. Komono: Komono Marie Kondo'nun karışık kategorilere verdiği isim. Komono kategorisinde DVD, CD , mutfak, banyo ve ev araç gereçleri, makyaj malzemeleri, elektronik eşyalar gibi alt kategorileri buluyoruz. Bu eşyaların da elenmesini ve ufak kutularda, ne olduklarını açıkça görebileceğimiz şekilde düzenlenmelerini öneriyor Marie Kondo. 6. Duygusal değeri olan eşyalar: Hangi kategoriye girerlerse girsinler bizim için duygusal değeri olan eşyaları en sona saklamamızı öneriyor Konmari metodu. Bu şekilde neşe veren eşyaları hissetme yetimiz artacak ve değerlendirme yapmak konusunda daha başarılı olabileceğiz. Bu zor kategoriye geldiğimizde evimiz de daha düzenli olacak ve enerjisi de yükselecek. Sürdürülebilir moda konusuna uzun zamandır ilgili, kendi gardırobunu sürdürülebilirlik ilkelerine göre yeniden düzenlemiş, ve şu anda ufak bir dolapla moda sektöründe çalışmayı başaran biri olarak en ilgimi çeken bölüm elbette giysilerin düzenlendiği bölüm oldu. Çünkü 5. bölümdeki yazar çift dışında neredeyse tüm bölümlerde ailelerin en büyük derdi kullanmadıkları giysiler. Bu giysiler o kadar çok yer kaplıyorlar ki insanlar bu yığınlardan kalan boşlukta yaşıyorlar dersek yalan olmaz. Kişilerin dolaplarını yataklarının üzerine boşalttıklarında ortaya çıkan yığın sanki kendi giysilerime bakıyormuşum gibi yüzümün kızarmasına neden oldu. İçinde ne olduğunu bile hatırlamadığım bir giysi yığınını hiçbir zaman yaratmadığım için kendimle gurur duysam da, dünyamızın en büyük sorununun çok sayıda evde bu yığınların gerçekten olması olduğunu biliyorum. Giysileri tek tek eline al, sana neşe veriyorlar mı diye kendine sor. Neşe vermiyorlarsa onlardan ayrılabilirsin. Dizinin Avustralya'da yayınlanmasının ardından Avustralyalı dernekler o kadar yüksek adette giysi bağışı almışlar ki, bağış kabul etmeyi durdurmak zorunda kalmışlar. Bu haberi yazan wellmadeclothes.com sitesine göre bu bağışları alan dernekler her yıl yaklaşık 60.000 ton parçayı çöpe gönderiyor. Dernekler ayrıca dolan konteynırların dışına giysi yığan bağışçılardan şikayetçi, dışarı atılan bu parçalar kullanılmaz hale geldiği için bağışlanamıyor ve dernekler bu parçaların geri dönüşümü ile ilgilenmek zorunda kalıyorlar. İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre kullanım sonrası atılan giysilerin %18'i eskidikleri için, %26'sı ise artık istenmedikleri için atılıyor. Giysi atıklarını ikiye ayırmamız şart. Öncelikle tekstil sektörünün en çok atık yaratan kısmı üretim aşaması. Fashion Revolution'ın verilerine göre yılda üretilen yaklaşık 400 milyar m2'lik tekstilin 60 milyarlık kısmı üretim atığı. İkinci atık kategorisi ise giysiler mağazaya ulaştıktan sonraki atıklar, yani satılan fakat müşteri tarafından atığa dönüştürülenler ve satılmadan mağaza raflarında kalan ve markaların kurtulmaya çalıştığı atıklar (Fashion Revolution bu atıkları yaklaşık yıllık 10 Milyar parça olarak belirtiyor). Bağışladığımızı düşündüğümüz giysilerin büyük çoğunluğuna aslında derneklerin ihtiyacı yok, çünkü atıklarımız ihtiyacın ötesinde. Gerçekten ihtiyaca göre bağış yapmadığımız zaman bağışladığımız giysilerin tam olarak nasıl bir fayda sağladığını anlamamız zor. Dolayısıyla bağış yapacaksak lütfen derneklerle iletişime geçip, ihtiyacı belirleyip ona göre yapalım. Türkiye ile ilgili bir veriye sahip değilim fakat dünyanın en büyük tüketicilerinden olan Amerika Birleşik Devletlerinde bağışlanan ürünlerin yaklaşık yüzde 20-40 arası bir kısmı dernekler tarafından satılıyor, kalanı ise ya alt tekstil kategorilerinde kullanılmak üzere işleniyor ya da ihtiyacı olan uzak ülkelere satılıyor. Bu giysilerin gerçekten dönüştürülebilen kısmı yüzde 1'lik bir kısım. Bunun nedeni tekstil endüstrisinin hala yüksek adette tekstil ürünleri arasında doğal iplikleri sentetiklerden ayrıştıracak bir teknolojiye sahip olmaması. Yüzde yüz pamuk olan bir sweatshirt bile eğer metal bir fermuara sahipse ayrışması çok zor. Ayrıca attığımız ikinci el ürünlerin çoğu defalarca yıkandığı için zarar görmüş oluyor, Fashion Revolution verilerine göre bu giysiler atıklarımızın yaklaşık yüzde 70'ine denk geliyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/modasistemi/", "text": "Moda tarihinde Ustaların ustası sıfatı almaya hak kazanmış isim Cristobal Balenciaga 1956 yılında basın ve satın almacıların koleksiyonlarını müşterilerinden dört hafta sonra görmesi gerektiğine karar vermişti. Bu tarih, ürünlerin mağazaya ulaşmasından birkaç gün önceydi. Karar vermekle kalmadı; bunu uyguladı, çünkü Balenciaga Haute Couture müşterisinin herkesten öncelikli olduğuna karar vermiş, tasarımlarının taklit edilmesinden de sıkılmıştı. Paris Moda Haftası'na gelen basın mensuplarına onun koleksiyonunu görmek için dört hafta sonra gelmeleri gerektiğini söyledi. Bunu şu anda yapabilecek bir tasarımcı sizce var mı? . Hayır cevaplarını duyar gibiyim. Moda basını ne yaptı? Dört hafta bekledi. Çünkü bu Cristobal Balenciaga idi. Ustaların ustası. Bailey'nin modeline göre müşteriler Burberry koleksiyonunu defilede gördükten hemen sonra mağazada satın alabilecekler. Bu şekilde defileden mağazaya süreç kısalmış, bu süreçte müşterilerin daha giymeden sıkılması, büyük zincirlerin de kopyalaması engellenmiş olacak. Normalde altı aya uzanan bu süreç, Zara ve H&M gibi hızlı moda markalarının yarattığı baskı sonucu artık görür görmez alma noktasına geldi. Christopher Bailey'nin kararına Tom Ford destek verirken, İtalya ve Fransa'nın önde gelen moda otoritelerinden destek gelmedi. Bu durumu bir evrim olarak görenler haksız sayılmazlar; fakat aslında moda sektöründe herşeyde olduğu gibi bu da bir başka evrimin geri gelişi sayılabilir. Balenciaga'nın 1956'da aldığı kararın nedeni Bailey'nin gördüğün anda al kararını vermesinden çok farklı değil. Aradan geçen 60 yılda değişmeyen bir şey var: hız. Balenciaga'nın modası o zamanlar Haute Couture'ün düşüşü ve hazır giyimin ortaya çıkışı ile bir kriz yaşarken, bugünün modası tüketim çılgınlığı, tasarımı taklit edip en ucuz ve hızlısından reyona koyan markalar ve giydiği ürüne verilen emekten çok dolabındaki parçaların sayısına odaklanan müşterilerin yarattığı baskı ile savaş veriyor. Balenciaga 1956 yılında aldığı bu karardan bir sene sonra vazgeçti, çünkü sistemin geleneksel bir varoluş şekli vardı.1968 yılında atölyesinin kapanmasına da engel olamadı (1986 yılında marka satın alınacak ve hazır giyim ile hayata dönecekti). Kapatma kararı almıştı, çünkü kendi sözleriyle Keşke daha genç olsaydım. Genç olsaydım günümüzün istediği hızlı modayı sunmaya daha istekli olurdum. Ama artık çok geç. demiş, hazır giyime geçiş yapmak istemediği için stüdyosunu kapatma kararı almıştı."} {"url": "https://modakariyeri.com/modaterimleri-dergicilik/", "text": "Dergide yer alan en gösterişli moda çekimleri diyebiliriz. Genelde birçok dergide yeni sayı için birden fazla moda çekimi yapılır ve eğer yurtdışı versiyonları olan bir dergiyse diğer ülkelerdeki sayılardan çekimlerle de desteklenir. Her ne kadar editorial çekimin o sayının genel temasına uygun olması gerekse de bu çekimler moda açısından en özgür davranabileceğiniz alanlar diyebiliriz. Shopping kelimesi gündelik hayatta herkesin aklına alışverişi getirdiği gibi, dergicilikte de alışveriş sayfalarının habercisi. Az yazı ve bol dekupe ürünlerin yer aldığı shopping sayfaları moda dergilerinin olmazsa olmazlarından. Bu sayfalarda yine ürünlerin kredilerindeki marka ve fiyat bilgileri alışverişe yönlendirme konusunda oldukça etkili diyebiliriz. Künye dergilerin ön sayfalarının yanı sıra günlük hayatta da birçok yerden alışık olduğunuz bir terim olabilir ancak burada manevi yönünün biraz daha ağır bastığından bahsedebiliriz. Yaptığınız işlerin heyecanını künyede adınızı gördüğünüzde daha da fazla hissedebilirsiniz. Ayrıca birçok kişi yeni bir dergi keşfettiğinde önce künyesine bakarak bu başarılı işlerin kimlerden çıktığını öğrenmek ister. En azından ben merakla o isimlere bakanlardan biri olduğumu söyleyebilirim. Bildiğiniz kredilerden değil! Moda dergilerindeki krediler derginin hazırlık aşamasındaki en dikkat gerektiren ve en zahmetli detaylardan biri. Kredileri iki şekilde ele alabiliriz. İlki; çekimde yer alan fotoğrafçı, stylist gibi kişiler ve kullanılan ürünlerin isimlerinin yazdığı çekim kredileri. İkincisi ise diğer sayfalarda kullanılan dekupe ürünlerin ya da görsellerin isimlerinin yazdığı krediler. Özellikle ürünlerin hangi markaya ait olduğunu gösteren bu krediler okuyucular tarafından sevilse de editör ve tasarımcı için oldukça meşakkatli bir iş. Bu arada ürün kredisinde yazan editöre ait kalıbı için krediler konusunda hayat kurtaran bir cümle diyebiliriz. Genelde başlığın hemen altında yerini alan spotlar moda dergilerinin en sevilen ve yazım süreci en keyifli kısımlarından. Özellikle röportajlarda öne çıkarılacak cümleler ya da moda çekimlerinin ara sayfalarında stille ilgili söylenmek istenenler dergilerdeki spotların çıkış noktası. Bu yüzden 1-2 cümlede konuyu özetleyen, çarpıcı ve dikkat çekici spot yazabilmek oldukça önemli. Kısaca advertorial olarak geçen bu içerikler, markalar için belirli bir ücret karşılığında oluşturuluyor. Doğal görünmesi ve çok fazla reklam kokmaması için derginin kendi konseptine markanın ürün ve görselleriyle uyarlanan bu sayfalar bugün moda markalarının en sevdiği işbirliklerinden. Özellikle moda çekimi şeklinde gerçekleştirilen başarılı advertorial çekimleri diğer sayfalarla kıyaslandığında okuyucuya çok daha doğal görünüyor. Ayrıca bu sayfaların ücret karşılığında yapılması bu içerikleri PR çalışmalarından ayıran en önemli özelliklerden biri. Editleme, editing, redaksiyon, kontrol, proofreading... Bu kelimeleri çoğaltmak mümkün. Dergi baskıya gitmeden önce yapılan son okuma için bir derginin çıkışında en fazla konsantrasyon gerektiren kısım diyebiliriz. Bu aşamada bütün iş editörlerde. Kendi konularını kontrol ederek teslim etmenin yanı sıra tüm dergi sayfalarını baştan sona dikkatlice okumak şart! Burada algıdaki yanılsama ihtimallerini düşünecek olursak birden fazla kişinin okuması oldukça önemli. Derginin Genel Yayın Yönetmeni tarafından yazılan editoların yeni sayıyı özetleyen en samimi yazı olduğunu söyleyebiliriz. Okuyucuya o sayıda nelerle karşılaşacağının anlatıldığı edito yazısında editörün seçimi tarzı öneriler de karşımıza çıkabiliyor. Editolar genelde dergilerin başında olsa da bu yazıda kapanış görevini üstleniyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/modaveekonomi/", "text": "Modaya her zaman ilgim vardı. Fakat modanın tasarım kısmında olmak istemediğim için bu tutkuma direndim. Yıldız Teknik Universitesi'nde İktisat okumaya başladım ve ekonominin içine daldıkça modayı bir de bu yönünden keşfetmem gerektiğini, modanın sadece tasarım yapmaktan ibaret olmadığını düşünmeye başladım. Arkadaşlarımın ve ailemin de desteğiyle bölümümle modayı birleştirmenin en güzel yolunun Moda Ekonomisi üzerine araştırmak olduğunu farkettim. Lisans bitirme tezim ile merak sardığım bu konu araştırmaya başladıkça daha da ilgimi çekmeye başladı. Moda Ekonomisi Türkiye'de pek konuşulmadığı için dünyadan örnekler bulmaya, makaleler okumaya başladım. Moda yatırımcıları ve moda marka ilişkisi ile de o zaman tanıştım . Bu süreçte benim 4 sene boyunca öğrendiğim iktisat kuramlarının aslında moda ile nasıl bağdaştığını gördüm. Daha sonra tezimin esas amacı olan moda sektörünü ele almaya başladım. Moda sektörü ekonomiyle çok iç içe olan bir sektör. Moda markalarının yarattığı ekonomik güç dış ticarette ya da ülkelerin kalkınmasında önemli rol oynuyor. Sektörün katma değer oluşturduğu en önemli kısmı markalaşma süreci. Marka ekonomisi, üretimden sonra ortaya çıkan değer zincirinin içinde var olan iktisadi işlemlerden ve bu işlemlerin oluşturduğu katma değerden oluşuyor. Sektör analistlerine göre, Amerika'da moda için yıllık harcanan miktar 250 milyar dolardan fazla. Modanın global değeri ise 1.2 trilyon dolar. Ekonomi canlı da olsa durgun da, moda hep bir şekilde etkileniyor. Moda sektörü,bir model veya renk belirlendiğinde tüketim trendlerini anında etkiliyor. Bu yönüyle ekonomik açıdan oldukça önemli ve katma değeri yüksek olan bir sektör. Kriz zamanlarında moda isyankardır sözünü çok seviyorum. Örneğin, 2008 yılının son çeyreğinde yaşanılan, 2009 yılında da devam eden krizde moda sektöründe bulunan markalar büyük indirimler yaparak tüketimi canlı tutmuş ve sıcak para akışını sağlamıştı. Moda sadece elbiseler ile varolmaz. Moda gökyüzünde, moda sokakta, moda düşüncelerimizde ve yaşadıklarımızdadır sözünü hatırlarım. Çok ilginçtir ki tezimi araştırırken, Yeni Aktüel Dergisi'nde (175.sayı) moda tasarımcılarının ekonomik kriz ile modayı ters orantılı yorumladıklarını okumuştum. Örneğin moda ne kadar ihtişamlıysa ekonominin o kadar gerilemesi beklenmekteydi. 1600'li yıllarda Avrupa'daki moda trendleri büyük şapkalar, gösterişli kiyafetlerdi. O dönem ekonomisi incelendiğinde ise yoksulluğun ön planda olduğu görülür. Bu tanımları yansıtmayan Coco Chanel ise, savaş zamanlarında ekonominin bozulmasından dolayı kumaş masrafını azaltarak etek boylarını kısaltmış ve günümüzde ikonik bir etek olarak bilinen Chanel boy etek ortaya çıkmıştır. Bugün moda sektörü eskisinden daha da gelişmiş durumda. Moda tasarımı okulları, reklamlar, tasarımcıların artışı, internet üzerinden verilen moda workshopları, moda sekötü ile teknolojinin birleşmesi gibi unsurlar küresel moda sektöründe rekabeti her geçen gün daha da arttırıyor. Modanın günümüz ve yakın gelecekteki evrimi ise giyilebilir teknolojilerin moda sektörü ile birleşmeye başlaması. 2014 yılının cirosu 4.6 milyar dolar. Juniper Research araştırma şirketinin yayınladığı rapora göre 2016 yılı için bu cironun üç katına çıkacağı belirtiliyor ve 2019 yılı için 53.2 milyar dolarlık pazara ulaşacağı öngörüleri bulunmakta. Modanın zamanı yok. Çünkü moda hayatın her zamanında var. Ekonomiyi de ayakta tutan bir sosyo-kültürel etki moda. Bu nedenle tüketim trendlerini etkileyen moda sektörü, ekonomi içinde diğer sektörlerden ayrışıyor. Ülkelerin ihracat ve ithalat yapma durumlarını bile etkilemesi modanın ekonomideki pazar payının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/modelistlik/", "text": "Son kullanıcı olarak mağazada ya da dergilerde moda ile ilgili karşılaştığımız şeyler birbirinden harika tasarımlar. Bu tasarımların tek boyuttan üç boyutluya geçişine kafa yormaya başladıkça, bu işin ne kadar detaylı ve emek gerektiren bir iş olduğunu görüyor insan. Moda tümüyle bir zincirin halkalarından oluşuyor. Bir halka olmadan diğeri kesinlikle düşünülemez. Modelistlik o halkalardan biri. Tasarımı bir sanat olarak sayarsak, modelistlik için perde arkasında kalan sanat diyebiliriz. Modelistlik olmadan herhangi bir tasarımın hayata geçmesi ya da üretilmesi düşünülemez. Bu kadar önemliyken, bu konu hakkında yazmamız kaçınılmazdı. Şimdi bizim bahsedeceğimiz, o patronları hazırlayanlar. Bunu konuşmak için de meslekten birine sorular sormasak olmazdı. Serap Şahin, 15 senedir modelistliğe emek veren, şu anda bir ihracat firmasının Londra'daki mağaza projesi için çalışan bir profesyonel. Bizim için merak ettiğimiz soruları cevapladı. 2001 yılında başladım. 15 senedir sektörün seçkin firmalarında görev alıyorum. Benimki biraz genetik oldu.En büyük etken muhtemelen bütün ailemin tekstil sektöründe çalışıyor olması. Modelist tasarımcının çizdiği modelin kalıbını çıkartır. Çıkan kalıplar kumaş üzerinden kesilip dikilir ve provaya hazırlanır. Prova yapıldıktan sonra düzeltmesi yapılıp, seri üretime geçilir. Belki de en önemlisi detaycılık ve titizlik.Bu işi yaparken ortaya çıkanı önce siz beğenmelisiniz. Sizin içinize sinmeyen bir çalışma diğer kişilerin de hoşuna gitmeyebilir. Aslında ikisi birbiriyle iç içe. Biraz tecrüben varsa okulda daha başarılı olursun. Okul bu işin alt yapısını öğretiyor ama iş hayatında tecrübe çok işe yarıyor. Genel olarak verilmiş koleksiyonla uğraş içerisinde oluyorum. Mülaj çalışmaları yapıyoruz. Bazı modelleri kumaşa dikip modelin duruşuna bakıyoruz. Üretim çalışıyorsak üretim provası sonrası kalıp düzeltmesi yapıp seri aşamasına geçiyoruz. Bu işte her gün iki koleksiyonla da ilgilenmek ve birlikte yürütmek zorundasınız. Tasarım, tasarımcının zihninden kalemine dökülmüş olan gerçek ve gerçek dışı her olgunun son hali ile ürünhaline geliş sürecidir. Bu süreçte modelistler tüm teknik ve estetik aşamasında tasarımcı ile birlikte omuz omuza çalışmalıdırlar. Yapılacak olan koleksiyonun tüm havasını ve gustosunu hissetmiş olan modelist ile tasarımcı, teknik ve tasarımı bir araya getirerek ürünün ortaya çıkışındaki lezzeti birlikte hissederek çalışırlar. Tam anlamıyla uyum ve ekip işi diyebiliriz. Bütün sürecin tamamen bir ekip işi olduğu her meslekte olduğu gibi bu meslekte de mevcut. Fakat söylediğim gibi ekip içerisinde uyum ve aynı dili konuşmak en önemlisi. Bu iletişim olduğu sürece problemler çok daha aza indirgenebilir. Vereceğim en önemli tavsiye işini benimsemek ve severek yapıyor olmak. Sonrası kesinlikle tecrübeye dayalı olacaktır. Bu süreçte çok iyi bir gözlemci olmak lazım. Daha detaylı ve teknik bilgi için bu Youtube kanalına göz atabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/musluman-kadin-atletler-icin-nike-pro-hijab/", "text": "Dünyadaki gelişmeleri çok yakın takip etmesi ve bu gelişmelere aynı hızla ayak uydurması ile bilinen efsane marka Nike yine bir ilke daha imza attı. Yakın zamanda çıkarttıkları büyük beden spor giyim koleksiyonlarından sonra, müşterilerinin farklılıkları konusunda ne kadar duyarlı ve kapsayıcı olduklarını bu kez de profesyonel sporcular için tasarlanmış hijab ile ortaya koydular. Marka yakın zamanda yapılan bir açıklamada, uzun süredir etkisini fazlaca hissettiğimiz kültürel değişimlerin, git gide daha çok kadının profesyonel olarak spora yönelmesindeki etkisinden bahsetmişti. Özel bir teknik ile dokunan hafif ve nefes alan bir kumaştan yapılan Pro Hijab üzerinde bir seneden fazladır çalışılan bir proje. Aynı zamanda Nike'ın spesifik olarak müslüman kadınlar için tasarlayıp ürettiği ilk ürün. Geçtiğimiz ay viral bir video ile ilk kez görücüye çıkan Nike Pro Hijab'ın 2018 yılında satışa sunulması bekleniyor. Önümüzdeki olimpiyatlarda ve önemli spor organizasyonlarında bu ürünü ne sıklıkla göreceğimizi ve Nike'ın bu konudaki yeni çalışmalarını merakla bekliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/nehir-mavisi/", "text": "Moda meraklıları, özellikle sürdürülebilirlik konusuna ilgi duyanlar mutlaka True Cost belgeselini izlemiştir. Bu belgeselin globalde yarattığı farkındalık sayesinde herkes modanın çevre kirliliğine etkileri üzerine daha çok konuşmaya ve tartışmaya başladı. Şimdi yeni bir belgesel modanın bir yaşam kaynağı olan nehirler üzerindeki etkisini konu alıyor: River Blue Nehir Mavisi. River Blue dünyanın doğayı en çok kirleten ikinci endüstrisi olan moda endüstrisinin nehirler ve sular üzerindeki etkisini anlatıyor. Nehir aktivisti Mark Angelo'nun izinde bize dünyayı dolaştıran bu belgeselde temiz su savunucusu ve ünlü aktör Jason Priestly'nin anlatımıyla özellikle üretim yapılan bölgelerde yaşayanların hayat kaynağı olan nehirlerin durumunu ve bunun dünyaya etkisini gözler önüne seriyor. River Blue Hindistan'da Delhi'de başlıyor. Dünyanın en kirli nehirlerinden biri olan Yamuna nehrini araştırmaya başlayan belgesel ekibi ayrıca Kanpur'daki deri boyama fabrikasını da ziyaret ediyor. Bu bölgede Ganj nehrine direk olarak akan pisliğin nehirleri nasıl kirlettiğine belgeselde şahit olacaksınız. Ekip ayrıca Çin'in en kirli bölgelerinden kabul edilen denim üretimi bölgesi Xiantang'a da gidiyor. Bu şehirde yıllık yaklaşık 300 Milyon denim ürün üretiliyor. Bu bölgedeki suların yaklaşık yüzde 60'ı ise artık kirli kabul ediliyor. Jakarta'da Citarum nehri, Zimbabwe'de Zambezi nehri de tura dahil olan bölgelerden. Ayrıca izleyicilerin İspanya, Los Angeles ve İtalya'daki denim üreticilerini tanıma ve denimin farklı üretim metodlarını keşfetme imkanı var. Özellikle hızlı modanın hızla tüketicileri satın alıp atmaya yönlendirdiği son 10 yılda üretim fazlalığı ve üretimin sonucu olarak doğaya yayılan toksikler moda dünyasının çözemediği sorunların başında geliyor. River Blue belgeseli markaları bu sorunlarla ilgili daha farkında olmaya ve aksiyon almaya çağırıyor. Ayrıca iyi bir haberimiz var. River Blue Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali kapsamında bu hafta sonu gösterimde olacak. Ayrıntılı bilgi için festival sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/networking/", "text": "Paris'e taşınalı yaklaşık üç ay olmuştu. Yeni şirketimde pozisyonum gereği birçok farklı departman ile iletişimde olmam ve onlardan bilgi almam gerekliydi. Fakat gönderdiğim e-postaların hiçbirine cevap alamıyor, görüşmem gereken kişilerden bir türlü randevu alamıyordum. Haliyle işlerim sürekli uzuyordu. Bu tavsiyenin ardından sadece ulaşmaya çalıştığım kişileri değil, onların iş arkadaşlarını da öğle yemeğine davet ederek, haftanın neredeyse beş günü dolu bir takvime sahip oldum. Aslında bunu yaparak kişilerin iş programına değil, keyif anlarına ortak oluyordum. Ardından olanlar inanılmazdı, almak istediğim tüm randevular çok kolaylaştı, çünkü öğle yemekleri kahve aralarına, akşam buluşmalarına uzarken ben birden iş arkadaşlarından öte, arkadaşlar edinmeye başlamıştım ve herkes bana içtenlikle yardım etmek istiyordu. Tüm bunlar olurken, içimden Neden bir e-posta ile olamıyor ki... diye geçirmedim dersem yalan olur, çünkü bazen tüm bu yoğunluk beni yorgun düşürüyordu. Ama ne kadar etkili olduğunu anlamam uzun sürmedi, en önemlisi deneyim kazandım. Üç profesörün Harvard Business School'da yaptığı bir araştırmaya göre özellikle kariyerinin başında olan kişilerde networking suçluluk ve yüzeysellik duygusu, hatta kirlenme hissi yaratıyor. Araştırmada katılımcılara networking ardından hangi ürünleri kullanmaya istekli oldukları sorulduğunda verilen cevaplar şaşırtıcı: sabun, diş fırçası veya duş jeli. Bu hissi yaratan da Instrumental networking kavramı. Bu isim, kişilerin kariyerlerinde ilerlemek için yaptıkları networking aktivitelerine veriliyor. Bunun alternatifi ise Personal networking, bu tanım da arkadaşlık veya güç birliği amacıyla yapılan aktiviteler için kullanılıyor. Araştırmalar gösteriyor ki, katılımcılara Facebook'tan ve Linkedin'den birilerine tanışma mesajı atmaları söylendiğinde, Facebook'u kullananlar kendilerini daha az kirlenmiş hissediyor çünkü Facebook daha kişisel bir platform. Burada önemli bir fark var, kariyer. Kariyerinde üst seviyelerde olanlar bu hisleri daha az yaşamakla birlikte sosyal mecralar arasında bir fark görmüyorlar. Kariyerinde başlangıç seviyesinde olan kişiler ise bu hislerle baş etmek, ve onları yönetmek zorunda. Çünkü bilinen bir gerçek var, networking kariyer için gerekli. Ünlü Insead profesörü, yazar ve benim de hocam Herminia Ibarra'ya göre kişileri networkingden soğutan etkenlerden biri bunu yapmakta tecrübesiz olmak, ve profesyonel ağımızı geliştirmeyi işimizin önemli bir parçası olarak görmemek. Sıklıkla yapmadığımızda, bu aktivite için harcamamız gereken zaman boşa harcanmış zaman gibi geliyor, özellikle de tanıştığımız insanlar kısa vadede bazı sorunları çözmeye yardım etmeyecekse. Ibarra'ya göre kişiler sıklıkla kendilerine şu bahaneyi buluyor İşlerimi bitirecek kadar bile zamanım yokken nasıl çıkıp başkalarıyla tanışabilirim?. İşte bu mazeretler biz farketmeden networking kapılarını kapamamıza neden olabiliyor. Networking yapmaktan uzak duranlar genellikle karşılarındaki kişiden birşey bekliyor durumuna düştüklerini düşündükleri için çekiniyorlar. Oysa ki networking bir çıkar ilişkisinden çok bir değer yaratma ve deneyim paylaşma aktivitesi. Profesyonel hedefler nedeniyle insanlarla tanışmayı doğal bulmayan kişiler bu nedenle ağ geliştirmekten uzak durduklarında sadece kendilerini yeni deneyimler ve öğrenimlerden mahrum bırakmıyor aynı zamanda başkalarını da kendilerinden öğrenme imkanından mahrum bırakıyor. Burada kilit nokta şu: iş arama tek taraflı olmadığı gibi networking de değil. Hiç kimse, deneyimli ya da deneyimsiz, boynu bükük hissetmemeli. Tam tersi, yaratacağı değerden emin olarak tecrübe kazanmaya başlamalı.Kısacası, davet edildiğiniz o kokteyllere gidin ve kişilerle tanışıp konuşmaya başlayın. Her seferinde daha kolay olacak ve yarattığı değeri görünce suçluluk hissiniz zamanla kaybolacak. Kendinize her Bunu yapmayı sevmiyorum dediğinizde liderlik kaslarınızdan birini az geliştirdiğinizi hatırlayın. Top thinkers 50 ödüllerinde 2015'te 8. sırayı alan Herminia Ibarra'ya göre kendi konfor alanında kalan ve yükseldikçe networking yapmayı reddeden liderler sadece kendilerini ve şirketlerini tehlikeye atmıyorlar aynı zamanda ekiplerini de stratejik bilgilerden mahrum bırakıyorlar. Ibarra'ya göre dışa dönük olmamak bir ekibin geleceği için büyük risk taşıyor, çünkü belirli bir sektörde ya da pazarda oluşabilecek fırsat ve tehditleri öngörmek ve hazırlanmak ancak çok farklı iletişim kanallarını açmakla mümkün. Bunu da yapması gereken liderin ta kendisi. Tüm yazdıklarımı göz önüne aldığımızda, networking aktivitesinin en etkili ve en doğal şekilde yapılacağı ortamlar çok değerli. Bunlara bir örnek benim de içinde bulunduğum paylaşımlı ofis Kolektif House. İçerisinde yer alan farklı mesleklerden, girişim ve şirketlerden dolayı networkingi bir zulüm ya da zorunluluk olmaktan çıkarıp herkesin işinin doğal ve keyifli bir parçası haline getiren bu ortam yeni nesil çalışma fikrini temsil ediyor. Bunun yanında, sizinle aynı ilgi alanları etrafında buluşan grupların organize ettiği etkinliklere gittiğinizde, modakariyeri.com etkinlikleri gibi, networking sadece bir keyif halini alıyor etkileri de bonusu oluyor. Biz de moda sektörü ile ilgilenenleri ve sektörde çalışan profesyonelleri bir araya getirmek için Fashion Aperitivo adında bir networking etkinliği düzenliyoruz. Katılım ve detaylı bilgi için burayı ziyaret edebilirsiniz. Unutmayın, önemli olan sadece içerisinde rahat hissettiğimiz ortamlarda değil değer yaratacak her ortamda tanışıklıklara istekli, açık ve hazır olmak. Çünkü profesyonel ağınız çeşitli olduğu kadar güçlüdür. Ellerimize sağlık çok güzel bir yazı, çok benzer deneyimleri bende yaşadım, ama bir türlü toparlayıp paylaşamadım. Bu yazınız bir çok kişiye yol gösterici olacaktır ve bir çok kişi de kendini bulacaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/nft-metaverse-moda-sektoru/", "text": "NFT'ler , blockchain teknolojisi kullanılarak kimliği doğrulanmış ve basılmış benzersiz dijital varlıklardır. Blok zinciri, satın alınan her işlemin kaydını kodlayan ve gösteren dijital defter içerir ve bu değiştirilemez. Şubat ayında neredeyse on yıl önce YouTube'a ilk yüklendiğinden beri yüz milyonlarca kez görülüp paylaşılan, viral bir sansasyon haline gelen Pop-Tart gövdeli ve gökkuşağı izli uçan çizgi film kedisi Nyan Cat'in bir versiyonu 58.000 dolara satıldı. Mart ayında 255 yaşındaki müzayede evi Christies'de, Beeple olarak bilinen dijital sanatçının bir JPEG dosyası 69,3 milyon dolara satıldı. Örnekler sadece sanat dünyasıyla da sınırlı değil. Şubat ayı sonlarında NFT pazar yeri Nifty Gateway'de 10 dijital eser yaklaşık 6 milyon dolara satıldı. Death of the Old adlı bir müzik videosu ortalama 389.000 dolar kazandırdı. Bir Lebron James smaçını gösteren bir NFT, yakın zamanda 208.000 dolara satıldı. NBA'in dijital ürünler kolu Top Shot, sanal basketbol kartları satmak için blockchain şirketi Dapper Labs ile iş birliği yaptı ve bu şimdiye kadar 230 milyon doların üzerinde işlemle sonuçlandı. Sosyal medyada ise Twitter CEO'su Jack Dorsey'in ilk tweet'i 2,9 milyon dolara satıldı. Sanat, spor, müzik, sosyal medya derken NFT moda sektörüne de hızlı bir giriş yaptı. Mart ayı başlarında 18 yaşındaki kripto sanatçısı Fewocious ve sanal spor ayakkabı markası RTFKT Studios arasındaki iş birliği 7 dakika içinde tükendi ve 3,1 milyon dolar kazandırdı. Ayakkabıların NFT olarak sunulması alıcıların giyemeyecekleri ve hatta satın aldıkları ürünlere dokunamayacakları anlamına geliyor fakat alıcılara dijital satın alma için teşekkür etmek amacıyla bir çift gerçek ayakkabı gönderiliyor. Gucci, Givenchy, Burberry ve daha fazlası, kısa filmden bir video oyunundaki aksesuarlara kadar çeşitli biçimlerde NFT'ler yayınladı. Dolce & Gabbana'nın gerçek dünyadaki faydalar ve deneyimlerle eşleştirilmiş dokuz parçalı NFT koleksiyonu, müzayedede 6,1 milyon dolardan fazla satış topladı. Moda sektöründe, NFT'ler ürünlerin ötesine geçerek fotoğraflara, şovlara, röportajlara ve sosyal medya gönderilerine kadar genişleyebilir. Sosyal medyadan video oyunlarına kadar her yerde hayatımızın giderek daha çoğunu çevrimiçi olarak sürdürürken, dijital nesneleri toplama ve sergileme kavramı da büyüyecek gibi görünüyor. Fiziksel ürünlerle bağlantılı ve değerlerini artıran NFT'ler yayınlamak, alanla etkileşim kurmanın belki de en stratejik yoludur. Bunlar, fiziksel ürünlerin kimin olduğunu kanıtlayan gösterişli dijital sertifikalar olabilir ya da tüketicilere ürünleri çevrimiçi olarak sergilediklerinde ayrıcalıklı hissi kazandırır. Fiziksel ürünlerle bağlantılı NFT'ler, orijinalliğin kanıtı olarak hizmet ederek sahtecilikle mücadeleye de yardımcı olabilir. Ayrıca yeniden satış pazarına dönüştürücü bir etkiye sahip olabilirler. Bunun nedeni, NFT'lerle, onları doğrulayan blok zincirinin gelecekteki kullanımlarını yöneten bir sözleşme de oluşturabilmesidir. Sanatçıların ve markaların gelecekteki tüm satışlardan- tipik olarak yüzde 10- bir kesinti almasına izin veriyor. NFT'ler, ürünleri için yeniden satış ve taklit pazarını kontrol etmeye çalışmak için yıllarını harcayan markalar için, ürünlerinin gelecekteki her değişiminde kalıcı olarak para kazanma fırsatının yanı sıra eksiksiz bir kimlik doğrulama da sunar. Fiziksel ürünlere bağlı NFT stratejileri sektör için heves olmaktan çıkıp, çok daha büyük değerlerin kapısını açabilir. RTFKT, kuruluşundan bu yana başarılı bir yükseliş yaşadı. 2020'de yıllık geliri 600.000 dolar iken, Mayıs 2021'deki aylık geliri 4,5 milyon dolardı. Spor giyim devi Nike, metaverse için büyük bir yatırım yaptı ve aralık ayının 2. haftasında yaptığı açıklamada, sanal spor ayakkabı yaratıcısı olarak bilinen lider bir sanal moda platformu olan RTFKT'yi satın almaya hazır olduğunu duyurdu. Bu hareket, eski bir marka adına sanal moda ve aksesuarlara yönelik şimdiye kadarki en önemli hamleyi işaret ediyor. Ocak 2020'de kurulan RTFKT, sokak giyiminden ve muhtemelen Nike'ın kendi oyun kitabından bir sayfa alarak, sınırlı sayıda üretilen indirimler ve Jeff Staple ve Takashi Murakami gibi sanatçılarla iş birlikleri yoluyla hayran kitlesi geliştirerek hızla alanda lider bir yenilikçi haline gelmesi planlanmakta. RTFKT'nin satın alınması, Nike'ın dijital ayak izini genişletmeye yönelik en önemli yatırımı olsa da bu alandaki ilk hamlesi değil. 2019'da bir üçlü dijital karakter oluşturmak için oyun platformu Roblox ile ortaklık kurdu ve Jordan markasına odaklanan Fortnite ile yeni bir iş birliği yaparak Nikeland adlı Roblox'ta sanal bir tema parkı kurdu. Aynı yılın sonunda, Nike'a blockchain teknolojisini kullanarak dijital bir varlığı fiziksel bir spor ayakkabıya bağlamasına izin veren bir patent de verildi. Ekim ayında Nike, sanal ürünler için ticari marka başvuruları yaptı ve sanal malzeme tasarımcıları için iş listeleri yayınlayarak bu alanda işe alım yapmaya da başladı. Piyasada sadece 100 tane Birkins var, her biri benzersiz bir şekilde renkli suni kürkle işleniyor. Bazıları düz tonlarda gelirken, diğerleri hayvan baskıları gibi desenlere veya Mona Lisa ve Vincent Van Gogh'un Yıldızlı Gecesi gibi sanat eserlerinin bulanık tasvirlerine sahip. NFT pazar yeri OpenSea aracılığıyla, bir blok zincirindeki dijital varlıkları temsil eden, NFT olarak satılan sanal versiyonlardır. Moda dünyasının ikonik çantası Hermes'in dijital versiyonu olan MetaBirkins, hevesli bir dijital sanatçı olan ve moda perakendesi ile sanatı harmanlayan hareketli yeni bir LA konsept mağazası olan Terminal 27'nin kurucu ortağı ve pazarlama direktörü Mason Rothschild'in eseri. 15 Aralık itibariyle, dijital çantalar o zamandan beri OpenSea'de ticarette yaklaşık 800.000 dolar satış hacmine ulaştı. Şimdiye kadarki en yüksek satış 46.000 dolar civarındayken, mevcut taban fiyat yaklaşık 19.000 dolar. Sanatçı Mason Rothschild Metabirkins için övgü dolu sözlerinin yanı sıra moda dünyası ikonuna sanatsal yaklaşımı olduğunu belirtse de Fransız lüks evi Hermes, sanatçıyı metaverse'de sahte Hermes ürünleri satmakla suçluyor. Konseptin nasıl doğduğunu hatırlayalım... Proje Mason Rothschild ile Eric Ramirez'in Mayıs ayında yayınladığı Birkin temalı ortak projesiydi. Online perakendeci Basic.Space'de 23.500 dolara satılan şeffaf Birkin içinde hamile kalan bir fetüsü gösteren bir NFT olan Bebek Birkin. Bu satış tutarıyla gerçek Birkin çantanın yaklaşık 9500 dolarlık fiyatını geçmiş oldu. Gucci Mart ayında moda teknolojisi şirketi Wanna ile iş birliği ile, kendi uygulamasında 11.99 dolara veya Wanna'nın uygulamasında 8.99 dolara satın alınabilecek bir dijital spor ayakkabının ilk çıkışını yaparak sanal moda dünyasına giriş yaptı. Gucci kreatif direktörü Alessandro Michele tarafından tasarlanan spor ayakkabı, aynı zamanda, spor ayakkabı ve saatlerin dijital donanımları için artırılmış gerçeklik deneyimleri yaratmak için 3D modelleri kullanma konusunda uzmanlaşmış Belarus merkezli Wanna'nın ilk orijinal dijital ürünü. Gucci, ürünler ve markalı avatar öğeleri oluşturmak için oyun platformu Roblox, moda stil oyunu Drest, 3D sosyal medya uygulaması Zepeto, Sims 4 ve Pokemon ile iş birliği yaparak sanal moda dünyasındaki varlığını hızla genişletti. Gucci uygulaması aracılığıyla satın alınmasına rağmen, spor ayakkabılar Roblox ve sanal gerçeklik sohbetindeki diğer sanal dünyalarda giyilebilir statüsünde. NFT ürünleri birebir, hali hazırda olan bir ürüne güvenirken, sanal Gucci spor ayakkabılar sınırsız ve tüketiciler için değiştirilebilir. Wanna'nın ticaret yeteneklerini ve bazı açılardan NFT yaklaşımına benzeyen sınırlı sayıda dijital ürünleri geliştirmek için çalıştığı konuşuluyor. Balenciaga ve Fortnite, sanal giysiler ve aksesuarlar, Balenciaga'nın tasarımından ilham alan Fortnite içinde sürükleyici bir yer ve Balenciaga'nın mağazalarında ve e-ticaret sitelerinde satışa sunulacak fiziksel bir ürün serisini içeren bir iş birliğini duyurdular. Fortnite'ın arkasındaki oyun geliştiricisi Epic Games başkanı Adam Sussman, Her iki yerde de aynı pazarlama ürünlerine sahibiz, aynı görünüm ve his ve aynı anda fiziksel ve dijital dünyada piyasaya çıkan ürün serilerine sahibiz dedi. Düşük fiyatlar veya daha fazla seçenek, herkesin bir dijital ürüne sahip olabileceği, elinde tutabileceği veya çevirebileceği bir geleceğe izin verecektir. Belki de bu nedenlerden dolayı, zorluklara rağmen sanal ürün üreticileri pazarın uzun ömürlülüğünden eminler. BoF Insights raporunda ABD'li tüketicilerin yüzde ellisinin önümüzdeki 12 ay içinde bir tür dijital ürün satın almayla ilgilendiği belirtiliyor. Kasım ayında, Morgan Stanley analistleri, lüks NFT'ler için şu anda göz ardı edilebilir pazarın 2030 yılına kadar 20 milyar Euro'yu (22.6 milyar dolar) aşabileceğini tahmin ediyorlar. Öte yandan NFT pazarı hakkında büyük endişeler de var. Blockchain'de varlık basımı, önemli miktarda enerji kullanımı gerektiriyor; örneğin, kripto para birimi Bitcoin, Cambridge Üniversitesi'nden yapılan bir araştırmaya göre, bir yılda tüm Arjantin ülkesinden daha fazla elektrik kullanıyor. Pagotto, şirketin işlemlerden kaynaklanan enerji tüketimini azaltmak için emisyonları dengelemenin yollarını aradığını söylüyor. İkinci olarak ise NFT satışları blok zinciri aracılığıyla güvence altına alınırken, bilgisayar korsanlığı da bir endişe kaynağı. Bilgisayar korsanlarının NFT sahiplerinin cüzdanlarını çaldığı ve ürünleri blockchain açık artırma sitesi Nifty Gateway'de kendileriyle takas ettiğine dair raporlar ortaya çıktı. Son olarak ise NFT'lerin bulunduğu alanlara hangi tüketicilerin katıldığı, metaveri kaynaklarına giriş yaptığı veya kripto cüzdanları oluşturduğu da bir endişe kaynağı. Moda markaları NFT'leri benimsemek istiyorsa, farklı tercihlerle yeni bir jenerasyona hitap etmeliler. Tüm bu endişelerden dolayı moda şirketlerinin daha deneyimli oyuncularla iş birliği yapması gerekecek."} {"url": "https://modakariyeri.com/off-white-ac-milanin-resmi-stil-ve-kultur-partneri-oldu/", "text": "Virgil Abloh tarafından kurulan Off-White ve ünlü spor klübü AC Milan resmi olarak partner olduklarını açıkladılar. Bu işbirliğine göre Off-White, AC Milan kadın ve erkek futbol takımlarının formalarını tasarlayacak. Erkek futbol takımı Off-White imzalı ilk formalarını Şampiyonlar Ligi maçında bu hafta Londra'da giyecek. Sporun gücünü pozitif bir değişim yaratmak için kullanmayı amaçlayan bu birliktelik, Virgil Abloh'nun 2020 yılında başlattığı I Support akımından ilham alıyor. Buna göre iki güçlü marka futbol ve modanın ötesinde insanlık için çalışmak, yeni jenerasyonlar için değişim yapmak amacıyla yola çıkıyor. Formalarda göreceğimiz Wear your heart on your sleeve amblemi de bu ideale gönderme yapıyor. Bu işbirliği aynı zamanda AC Milan'ın derneği Fondazione Milan'ın çalışmalarına da destek olacak. Dernek Sport For Change programı kapsamında zor şartlarda yetişen gençlerin yeteneklerini geliştirmelerine destek oluyor. Bu birliktelik derneğin çalışmalarını Milano sınırlarından tüm dünyaya taşıyacak. Off-White ve AC Milan işbirliklerini bir video ile duyurdular. Bu videoda kadın ve erkek takım oyuncularını ikonik futbol objeleriyle destekliyorum derken duyuyoruz. Casper Stylsvig, AC Milan yöneticisi, Bu iddialı işbirliği ile iki inovatif ve global marka bir araya geldi. Kulüp olarak değerlerimiz ve prensiplerimiz belli. Eşitlik ve çeşitlilik iş modelimizin temel taşları. Bu nedenle vizyon ve misyonunu paylaştığımız Off-White markasıyla bu yolculuğa çıkmaktan dolayı çok gururluyuz. Bu işbirliğiyle gençlerle spor ve kültür yoluyla kurduğumuz ilişkiye verdiğimiz önemi de gösterdiğimizi düşünüyoruz. dedi."} {"url": "https://modakariyeri.com/okul-secimi/", "text": "Moda sektörüne giriş yaptığım dönemi anlattığım ilk yazımdan sonra sıra 2004 senesinde master için gideceğim okula karar verme sürecime geldi. Birçok kişinin yaptığı gibi ben de önce internetten araştırma yaptım. Ardından arkadaşlarıma moda okuyan tanıdıkları var mı diye sordum. 2004 yılında Türkiye'de moda okumak çok konuşulan bir konu değildi. İtalya'da okumak istiyordum ve moda yönetimi konusunda iki okul benim için öne çıkmıştı: Bocconi ve Polimoda. İlk iş olarak ikisine de başvurdum. - Hangi okulun atmosferi, ders içeriği ve öğrenci profili beni geliştirir, değiştirir ve yapmak istediğim işe başlamam için gerçek bir değer yaratır? - Hangi okulda eğlenirim Bir okul sadece ders içeriği ile değil aynı zamanda bulunduğu şehir, öğrenci seçimi ve öğretim metodolojisi ile de değerlendirilmelidir. Hiçbir öğrenci tek başına öğrenmez, öğrenemez. Eğitim bir grubun beraber değer yaratması ile mümkündür, bu nedenle sizi besleyeceğine inandığınız atmosferi bulmadan araştırmanızı sonlandırmayın. Bir okul ayrıca sizi değiştirmelidir. Bu değişim kariyerinizi tasarlarken sizi bir adım ileri götürmelidir. Ben Polimoda'da okumaya karar verdim. Neden mi? Öncelikle SDA Bocconi Moda yönetimi bölümünün ders içeriği MBA ders içeriğine çok yakındı ve ben zaten İşletme okuduğum için bunun doğru seçim olmadığını düşündüm. Polimoda'nın kapısından girdiğim andan itibaren kendimi o ortamla bütünleşmiş hissettim. Koridorları podyum, sınıfları atölye olmuş bir okuldu Polimoda. Ben tam da buna hasrettim. Ayrıca Polimoda hem daha kısa sürüyor hem de zorunlu staj yaptırıyordu. Floransa'da tekstil ve moda sektörüyle işbirliği içinde olduğu için daha çok fırsat sunabileceğini düşünmüştüm. Bu durumun iş hayatına geçişte bana destek olacağını öngördüm, ve gerçekten de oldu. Ekim 2004'de Polimoda'da Master in fashion marketing and merchandising bölümüne girdim ve Mayıs 2004'de mezun oldum. Mezun olmamız için gereken stajı bulmakta okul bize destek olmuştu. Toplamda üç görüşmenin ardından iki staj teklifi geldi. Bir tanesi görsel düzenleme üzerineydi diğeri de mağaza yönetimi üzerine La Rinascente Milano'daydı. İki şirket de Vakko ismini tanıdıkları için şanslıydım, tecrübemi değerlendirmek istemişlerdi. Okul seçiminin çok önemli olduğunu kariyerim ilerledikçe farkettim. Hiçbir zaman sektöre yabancı kalmadım, staj ardından hemen iş buldum ve okul arkadaşlarımın büyük kısmı çok iyi yerlere geldiler. Yıllar içinde birbirimize destek olacağımız bir network oluşturduk. 2014 Ekim'inde, 11 sene sonra Polimoda'ya misafir hoca olarak gittiğimde o günlere döndüm, tecrübemi paylaşmak çok keyifliydi. Sizin seçiminiz de tamamen kişisel olacaktır. Okul seçiminizi Şu sirket en çok bunun mezunlarını işe alıyor diyerek yapmayın, bunu göz önüne alın ama kararınızı buna bağlamayın. Bu yazının amacı bir okulu öne çıkarmak değil daha çok kişisel tercihimi etkileyen kriterleri paylaşmaktı. Siz de kriterlerinizi belirleyin. - Okul seçimini sadece ders içeriğine bakarak yapmayın. Öğretmen kadrosunun sektöre yakınlığı, eski ve yeni öğrenci profili ve girdikleri işler ayrıca bulunduğu şehir ve şehrin moda ile ilişkisi çok önemli. - Hemen okula başlamak zorunda değilsiniz, tecrübe ile başlamak her zaman daha iyidir. Doğru okul ve doğru zaman olması önemli. - Master eğitimi meslek seçimi ile doğrudan ilgilidir. Sizi sektöre sadece hazırlamakla kalmayacak aynı zamanda yolunuzu yapmanıza yardım edecek okulu bulun. Bu eski öğrenciler vasıtasıyla da olabilir - Okula kaydolmadan önce gidip gezin ve çekinmeden öğrencilerden birini durdurup Okuldan memnun musun? diye sorun. Bunu yapamazsanız Linkedin'de ya da tanıdıklarınız aracılığıyla referans bulmaktan kesinlikle çekinmeyin. - İş bulmak için mezun olmayı beklemeyin. Sektöre hazırlanıyorsanız, okulla birlikte hazırlığınız başlamış demektir. CV göndermeye hemen başlayın, okuldaki sektör temsilcilerine kendinizi tanıtın. Aklınız hala karışıksa zamanınızı herkesle sohbet edip bilgi edinerek geçirin. Sosyalleşin. - Yurtdışında iseniz, ben burda iş bulamam nasıl olsa diyerek kendi kendinize cesaretinizi kırmayın. Savaşın. - Eğlenin! Sorularınız veya yorumlarınız için asli@modakariyeri.com adresine email atabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/okumaniz-gereken-moda-dergileri/", "text": "Sosyal medyanın hayatımızı ele geçirdiği bu dönemde belki siz de düzenli olarak dergi takip etmeyi bırakanlardan olabilirsiniz. Fakat dergi okumanın, notlar almanın, yeri geldiğinde size ilham veren sayfayı yanınızda taşımanın yaşattığı hazzı kolay kolay başka bir şeyle değişemezsiniz. İşte bu yüzden sadece fotoğraflarını karıştırıp geçmemenizi tavsiye ettiğimiz, moda sektörüyle ilgilenenlerinlerin okuması gereken 10 dergiyi sıraladık. Moda dergilerinin kutsal kitabı kabul edilen Vogue, kuşkusuz dünyanın en çok bilinen ve en etkili dergisi. Dünyada 22 ülkede çıkarılan Vogue, gerek tarih boyunca moda dünyasına etkisi, gerekse günümüzdeki konumuyla yolu modayla kesişen veya kesişmesini isteyen herkesin okuması gereken dergilerin başında geliyor. Tüm dünyadaki Vogue'lar içinde en etkilileri Amerikan, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Japon Vogue'u gösterilirken, Vogue Türkiye'nin yanında diğer ülkelerin Vogue'larına da göz atmanızı öneririz. Dergiyi online olarak keşfetmek için tıklayın. Eski adıyla Dazed& Confused olarak bilinen Dazed, 1991 yılında Jefferson Hack tarafından kurulmuş bir İngiliz moda, müzik, film ve sanat dergisi. İnternet sitesindeki birbirinden ilginç makalelere her gün bakmadan yapamadığımız Dazed, birbirinden özgün editorial'ları ve asi ruhuyla moda ekosistemine eleştirel bir açıdan yaklaşan ender dergilerden. Yaz başında İst Festival 2016 kapsamında konusmacı olan Jefferson Hack, moda ve dergicilik ile ilgili ilginç görüşlerde bulunmuştu. Bu Festivali okumak için tıklayınız. Dergiyi online olarak keşfetmek için tıklayın. 1999 yılında kurulan Amerikan dergisi Nylon'un yer verdiği tek konu moda olmasa da, ağırlıklı olarak modayla bağlantılı içerik oluşturan dergilerden. Dergide müzik, popüler kültür, feminizm gibi konulara da ağırlık veren Nylon her zaman daha alternatif, daha isyankar ve sorgulayan bir bakış açısı izliyor. Nylon dergisi daha çok genç bir kitleye hitap ediyor gibi görünebilir ancak sokak modası, modanın dinamik yüzü ve sınırsızlık üzerine bilgi edinmek isteyen herkes için kapağı kaldırıp okunası bir kaynak. Dergiyi online olarak keşfetmek için tıklayın. Yılda bir çıkan Vestoj, moda dünyasının en entellektüel dergisidir desek yalan olmaz. Vestoj analitik ve teorik bakış açısıyla moda dünyasında bir konuyu irdelediği sayılarıyla neredeyse bir koleksiyon parçası tadında. Modaya sosyolojik ve felsefi yönden bakan bu dergi London School of Fashion sponsorluğunda çıkıyor. Şu ana kadarki sayıları arasında Moda ve Güç, Yavaşlık, Başarısızlık, Özgünlük gibi konu başlıkları yer alıyor. Vestoj'un 9 numaralı son sayısının başlığı ise Sermaye. Dergiyi online olarak keşfetmek için tıklayın. Dergilerin her ne kadar kapakları tarafından yargılanmasını sevmesek de, The Gentlewoman'ı görür görmez eminim hepimizin aklına ne kadar da güzel bir coffee table book olacağı gelir. The Gentlewoman bir coffeetable book'dan çok daha öteye gidiyor; Tilda Swinton, Yoko Ono, Adele gibi isimlerin kapak olduğu dergi, modayı kadınlar perspektifinden ve entellektüel bir açıdan ele alan nadir dergilerden. Kapağındaki güzel görselden çok daha fazlasını sunuyor The Gentlewoman. Dergiyi online olarak keşfetmek için tıklayın. Bağımlısı olacağınız bir dergi Love Magazine. İngiltere çıkışlı olan bu dergi moda ve popüler kültüre alternatif ve eğlenceli bir şekilde yaklaşmasıyla dikkatimizi çekiyor. Hafif Nylon magazin etkisi hissettiğiniz dergi eğlenceli, bol renkli ve kaliteli içerikleriyle mutlaka elinizin altında bulundurmanız gerekenlerden. Dergiyi online olarak keşfetmek için tıklayın. 2001 yılında kurulan Another Magazine sadece yılda 2 kere çıkan bir moda ve kültür dergisi. Another Magazine moda, tasarım ve popüler kültür hakkında derinlemesine yazılmış makaleler bulabileceğiniz bir internet sitesine de sahip. Bu dergiyi sevmemizdeki başlıca sebeplerden biri de hem gündem konularına alternatif bir bakış açısı getirmesi, hem de moda dünyasında çok bahsedilmeyenleri cesur bir şekilde kaleme alması. Dergiyi online olarak keşfetmek için tıklayın. 1980'lerde Londra sokak modasına odaklanan bir fanzine olarak doğan i-D dergisi 30 yıldır sadece modanın değil, müzik, sanat, film dünyasının ve tüm yaratıcı sektörlerin nabzını tutuyor. Kendine has özgür duruşu ve genç yetenekleri keşfetmesiyle ünlü bir dergi i-D. Juergen Teller ve Craig McDean kariyerlerine i-D ile başlamış başarılı isimlerden sadece ikisi. Madonna, Kanye West, Raf Simons, Grace Coddington, Karl Lagerfeld, Kate Moss, Naomi Campbell, Selena Gomez, Victoria Beckham gibi isimler de i-D'nin kapağına çıkan bazı ünlüler. 25. yılını 2019'da kutlayan ve 51. sayısını çıkaran Self Service dergisi Paris'te kuruldu. Derginin kurucularından Ezra Petronio o yıllardan bahsederken Sevdiğim bir dergiyi satın almak için Paris'in en uzak ucuna gitmem gerekirdi. Bilgi hep emek gerektirirdi. diyor. Paolo Roversi ve David Sims gibi isimlerle çalışan, kapağında sayısız ünlü isme yer veren, moda ve popüler kültürü cesur seçimlerle yansıtan bu dergi yılda iki kere çıkıyor. Sitesindeki Daily obsessions bölümü ise favorimiz. Listeye bir erkek dergisi eklemeden olmaz. Hero Nisan ve Ekim aylarında çıkan bir stil dergisi. Editoryal yanı çok kuvvetli olan Hero, tam bir görsel hikaye anlatıcısı diyebiliriz. İngilizce, Japonca ve Çince basılan Hero, toplam 300 sayfasıyla erkek modasını sevenler için arşivlik bir değer taşıyor. Yayınlamış olduğunuz bu moda dergilerine reklam vermenin maliyeti ortalama ne kadardır. Bu konu hakkında bir bilginiz var mı ? Arastirmalariniz ve paylasimlariniz için teşekkür ederim. Kendilerine danışabilirsiniz 🙂 bir fikrimiz yok. Merhaba. Yazılarımızdan faydalanabilirsiniz diye düşünüyoruz. Tezinize yardımcı olmamız mümkün değil. İyi çalışmalar."} {"url": "https://modakariyeri.com/olu-markalari-canlandirmak-paul-poiret/", "text": "Moda tarihine göz gezdirince karşımıza ilk çıkan isimlerin başında Charles Frederick Worth, Paul Poiret, Coco Chanel ve Elsa Schiaparelli vardır. Chanel kurulduğu devirden bugüne ulaşmayı başarsa da, moda tarihinde birçok marka tasarımcının vefatı sonrasında devam edemeyip kapandı. Geçtiğimiz sene neredeyse 70 yıl kadar kapalı kalan Elsa Schiaparelli'nin yeniden açılmasından sonra şu sıralar ise Paul Poiret'nin yeniden canlandırıldığına şahit oluyoruz. Yıllardır Poiret'nin geri dönüşü konuşulurken geçtiğimiz hafta Paris Moda Haftası'nda Poiret'nin geri dönüşüne gerçekten şahit olduk. Moda tarihinde birçok ilklere imza atan bir isim Poiret. Korselerin atılmasından tutun da, kadınların pantolon giymesinin önünün açılmasına kadar bir dönemin Paris modası denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biriydi kurucusu Paul Poiret. Moda Tarihi serimizden Paul Poiret'yi okumak için tıklayınız. Yatırımcılar, moda dünyasında sürekli yeni lüks markalar yaratma arayışındalar. Bu yeni markaların da tercihen müzelerde veya moda kitaplarında adının geçmesi yatırımcılar için büyük avantaj. Paul Poiret'yi canlandıran isimlerin arkasında ise Anne Chapelle var. Chapelle, daha önceleri Ann Demeulemeester ve Haider Ackerman gibi markaların büyümesini sağlayan isim. Chapelle'e göre Poiret'yi yeniden canlandırmak yeni nesle eski bir kitabı okutmak gibi. Poiret gibi bir markayı canlandırmak büyük bir bir finansöre de ihtiyaç duymak demek oluyor. Bu konuda Poiret'nin arkasındaki isim ise Samsung markasının kurucularının torunlarından olan Güney Koreli Chung Yoo- Kyung. Kyung moda sektörüne yabancı bir isim değil; hatta Güney Kore'ye Dries Van Noten, Givenchy, Celine ve Moncler gibi markaları da getiren isim. Markaya kreatif direktör olarak gelen isim ise Yiqing Yin. Yiqing Yin ismini çoğumuz ilk defa duysak da kendi markasına sahip olan ve özellikle couture konusunda tecrübeli olan bir isim Yin. Poiret'nin kış koleksiyonunu incelediğimizde gözümüze ilk çarpan sıradışı silüetler ve parçaların oversize oluşu oluyor. Parlak renk tonları eşliğinde asimetrik bluzlar, oversize metalik trençkotlar, yer yer minik oryantalist detayların da içinde olduğu bir koleksiyon olmuş. Peki bu koleksiyon geçmiş Poiret'yle ne derece örtüşüyor? Poiret'nin eski tasarımlarına baktığımızda onun döneminde minimalist ve aynı zamanda da oryantal referanslarına sahip bir tasarımcı olduğunu görüyoruz. Bu perspektiften değerlendirdiğimizde neredeyse 80-90 yıl sonra Poiret yaşasaydı, kendisini bu tasarımlarla görebilirdik gibi. Poiret gibi moda dünyasına birçok yenilik kazandırmış bir tasarımcının tarihin tozlu sayfaları yerine ait olduğu yere, podyumlara dönmesi bizi mutlu etse de günümüzün kalabalık ve rekabet dolu moda dünyasında Poiret ne derece başarılı olacak, hep birlikte göreceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/online-alisveris-vergiler-duzenlemeler/", "text": "Son yıllarda, çoğunluğu moda sektöründe olmak üzere, alışverişlerin muazzam bir çoğunluğu online alışveriş şekline dönüştü. Bu dönüşümün elbette kısa ve uzun vadede birçok etkisi olacaktı. İlk etkilerinden biri mağaza alışverişinin rafa kalkması ile darbe yiyen perakende ve mağazacılık sektörü oldu. AVMler şekil değiştirerek havuzlu, müzikli yaşam merkezlerine evrildiler. Kalan ürün dolu mağazalar ise gözlerini gittikçe azalan Arap turistlere çevirdiler. Ancak bir diğer etki de herkesin tasarımcı, herkesin iş sahibi, herkesin online butik sahibi, herkesin satıcı ve alıcı rollerine aniden ve sorumsuzca bürünebildiği bir alış-veriş modeli oldu. Eminönü'nden malzeme alarak kendi katma değerli minik hediyeliklerini üreten her kadın satış yapabilir hale geldi. Vergilerle dönen bir dünyada böyle bir alışveriş modeli ve bu şekilde bir ekonomi kabul edilemez. O nedenle vergilendirme ve düzenleme çabaları benim beklediğimden çok çok geç de olsa gelmeye başladı. booking.com'un kapatılışı, paypal'ın çıkarılması gibi kararlar elimizi ayağımızı birbirine doladı. Şimdi bu düzenleme, vergilendirme ve kontrol etme sevdasına dair biri yurtdışından diğeri ülkemizden iki yeni gelişmeyi daha özetlemek isterim. Amerika'da Federal Ticaret Komisyonu'nun online ticareti denetleyen bazı kuralları var. Bu komisyon aynı zamanda, bizim ülkemizde de yakın geçmişte yürürlüğe giren izinsiz arama, izinsiz SMS gibi sorunlara el atan bir örgüt. Bizim ünlülerimizin de hiçbir kurala takılmadan krem, yeşil çay, matcha çayı, pijama markası tanıtması gibi yabancı ünlüler de Kardashianlardan tutun Selena Gomezlere kadar bu tanıtım işinde varlar. Bir influencer ajansının yaptığı araştırmada yabancı ünlülerin sosyal medyada yaptığı tanıtımların %93'ü, yani neredeyse tamamı ticaret komisyonunun kurallarına aykırı şekilde yapılmış. Bu aykırılıklardan dolayı ünlülere uyarıcı mektuplar yazılmış. Ayrıca, bu kuralsız paylaşımların önüne geçebilmek için instagram hemen bir önlem aldı ve sponsor içeren fotoğrafların üstüne XXX firmasıyla ücretli işbirliğidir notu düşmeye başladı.Benzer gelişmeleri yakında ülkemizde de görebiliriz. Daha güncel bir gelişme ise geçtiğimiz aylarda gelen ve belimize büken 50$ üstü yurtdışı alışverişlerin gümrük vergisine tabi olmasından sonra en büyük darbe. Maliye bakanlığı artık alım satıma zemin hazırlayan tüm ticaret sitelerinin vergilendirileceğini açıkladı. Özellikle ev, araba gibi alım satımlardaki sorunlar ve eksik beyanlardan kaynaklanan bu karar sahibinden.com veya letgo gibi platformlar için kötü haber. Aslında tüketiciler olarak bu tip gelişmelere iyi tarafından bakmamız gerekiyor. Elbette tüm yasaklara ve gereksiz müdahale ve düzenlemelere karşı vatandaşlarız. Ancak dolandırıcılık yapan, sahte veya eksik ürün gönderen hesaplar, yasadışı yolarla yasadışı araç veya evleri bilinçsiz müşterilere pazarlayan hesaplardan şikayetçi olabilmek için karşımızda sorumlu ve yasal bir muhatap bulmamız şart. Temennim alışveriş özgürlüğümüzü kısıtlamadan, bilgi yayma ve edinme özgürlüğümüz elimizden alınmadan olabildiğince rekabetçi ve faydalı bir sanal ortama ulaşabilmek."} {"url": "https://modakariyeri.com/orsola-de-castro-modayi-onarmak/", "text": "Dünyanın en yaygın moda aktivizmi hareketi olan Fashion Revolution'ın kurucularından Orsola de Castro ateşli bir aktivist. Konuşurken ses tonunun yükselip alçalışları, beden dilinin canlılığı ve bazı sözcükleri üstüne basa basa söyleyişi içinin kıpır kıpır olmasıyla ilgili. Bu coşkulu halinin, toplumda değişim yaratma isteği ve inancına bağlı olduğunu düşünüyorum. Hem sözünü ettiğim bir liderlik vasfı değil. Anlatımında Hadi gel koluma gir; hep beraber dünyayı dönüştüreceğiz, tavrı seziliyor. De Castro'nun dayanışmacı ve mücadeleci ruhu, kısa süre önce yayımlanan Loved Clothes Last: The Joy of Repairing, Rewearing and Caring for Your Clothes adlı kitabında da kendini gösteriyor. Ona kulak verdiğinizde moda sistemini değiştirmek için harekete geçmeniz an meselesi. Evet, tam olarak bunu yapmak istedim. Bir edebiyat ajanı Instagram'dan benimle iletişime geçip giysilerin onarımı hakkında bir kitap yazmaya sıcak bakıp bakmadığımı sorana dek bu konu hiç aklımda yoktu. Doğrusunu isterseniz onarma konusunda çok da kötüyüm. Bu yüzden ona nasıl onarım yapılacağını değil de, neden onarım yapılması gerektiğini anlatan ve bunu gerekçelendiren bir kitap yazmayı önerdim. İşte her şey böyle başladı. Sürdürülebilir modayla değil, modayla ilgili bir kitap olmasını istedim. Benim için moda, giydiklerimizden çok daha büyük bir mesele. Moda, tarih demektir; miras demektir. Feminizmle, ırkçılıkla ve sömürüyle ilişkilidir. Elbette. Kitap daha ziyade sistemin onarımı üzerine. Her bölüm giysilerin onarımı, bakımı ve yıkanması hakkında tavsiyeler içeriyor. Kitabın ikinci kısmıysa tamamen politika, aktivizm ve çevrecilik temalarının etrafında dönüyor. Herkes oturup giydiklerini onaramaz. Kimileri belediyeyle beraber lobi faaliyeti yürüterek, yaşadığı yerde onarım tesisleri oluşturabilir. Kimileri çocuğunun okulundakilerle konuşarak, öğrencilerin kıyafetlerini onarmayı öğrenmelerini sağlayabilir. Dolayısıyla konu, sizin jean'inize ne yapabileceğinizle değil, toplum olarak herkesin jean'ine ne yapabileceğimizle ilgili. Öyleyse bireyseldense kolektif bir eylemden söz ediyorsunuz. Bence bireysel olanı keşfettikten sonra kolektife varıyoruz. Yani önce kendimizle başlayıp ardından müşterek sorunlara doğru hareket ediyoruz. Kitabı yazmaya başladığımda ailem ve tasarımcılık kariyerimle ilgili bölümler kendiliğinden ortaya çıktı. Bunların sadece ilk taslakta yer alacağını, editörüm okuyunca hepsinin çıkarılacağını düşünmüştüm. Gelin görün ki hiç öyle olmadı. Sonunda kişisel yolculuğumun insanlar için daha ilgi çekici olacağına inandım. Çünkü yolculuğum pek o kadar politik değil. Tasarımcılıktan aktivistliğe uzanan yolu yavaş yavaş aldım. Günün birinde gözünü açıp dünyayı değiştirmeye karar verenlerden değilim. Hiç değişmedi. Sabahtan akşama kadar kıyafetler üzerine konuşabilirim. Onlara bayılıyorum. Oldum olası kıyafetleri kesip biçmeyi ve değiştirmeyi severim. Kuzenlerim, en yakın arkadaşım, kızlarım ve oğlumla kıyafet değiş tokuş etmek çok hoşuma gidiyor. Yüzde yüz. Elbette onlar bunu aktivizm bilinciyle yapmıyorlardı. Yine de her açıdan onların bir mahsulü olduğumu düşünüyorum. Venedikli atalarım, 15. yüzyılda Venedik'e geldiklerinde ipek taciri olarak çalışmışlar. Teyzem terziydi; annem giysileri söküp yeniden dikerdi; anneannem tığ işi örerdi. Sahip olduğumuz giysileri ve aksesuarları birbirimize verdiğimiz Noel takasımız çok meşhurdu. Yalnız misafirimiz olduğunda ve onlar hediyelerin ikinci el olduğunu fark ettiklerinde bizim deli olduğumuzu düşünürlerdi. Aile yadigarları gençken de cazip geliyor muydu size? Genellikle gençliğimizde yeni giysiler giymeye ve son modayı takip etmeye daha çok önem veririz. Anne tarafım pek çok açıdan oldukça eksantrik ve orijinal. Onun için yetiştirilme tarzım hiç geleneksel değildi. Mesela gıcır gıcır bir Barbie bebeğim olmadı hiç. Canım yeni bir Barbie çekmişti elbette. Çekmez olur mu? Ancak farklı yetiştirilmenin bir şans olduğunun cidden farkındaydım. Büyük teyzemin çok sevdiğim bir broşu vardı. On altı yaşımdayken takaslarımız sırasında o broşa sahip olduğumda nasıl mutlu olduğumu hatırlıyorum. Hem hızlı moda markalarının hem de seri üretim yapan lüks markaların, tüketicinin karşısında daha güçlü bir pozisyona geçmesinin bir miladı var. Hepimiz katakulliye geldik. Benim kadar uzun süredir moda dünyasında çalışanlar buna ilk elden tanık oldu. Bunun özellikle reklamla ve iletişimle değiştiğini biliyoruz. Kültürel bir şey var ortada. Ancak bu kültür değişmeye başladı. Mesela kızlarımın kuşağındakiler için ucuza aldıkları bir kıyafeti birkaç defa giyip Depop'ta satmak gayet normal. Moda algımızı değiştirmenin tek yolu, markaların bize yaptığının aynını onlara yapmak. Ne yaptılar peki? Kasten estetiği değiştirerek, el yapımının güzelliğinin ve nadir olan bir şeyin kalitesinin yerine parlak ve yapay olanı koydular. Bunu iletişim, pazarlama ve üretim sayesinde bile bile gerçekleştirdiler. Çok doğru bir noktaya değindiniz. Lüks markalarda dahi son 10-15 yılda kalitenin değiştiğini görebiliyoruz aslında. Buna yürekten katılıyorum. Kitapta Gucci çantalarımı anlattım. Annem ve anneannemden miras kalan kırklı ve ellili yıllara ait Gucci çantalarımın yanında, doksanlarda evlendiğimde bana hediye edilen bir model var. Doksanlardakini ilk edindiğimde içinin fotoğraflarını çekip markaya göndermiştim. O zamanlar sosyal medya yoktu tabii. Onlara elimdekinin bir Gucci çanta olmadığını, anca pinti bir Gucci çanta olabileceğini söyledim. Anneanneminkinin içinde dört cep, bir zarf cep, kalem ve ruj gözü var. Anneminki gece çantası. Onun dışı tamamen el yapımı, astarı saten ve iki iç cebi var. Artık böyle çantalar üretilmiyor. Hayır zorlamıyor. Ne yalan söyleyeyim her şeyin çok çetrefil olduğunu düşündüğüm dönemin sonuna geldim artık. Çünkü o kadar da çetrefil değil. En zoru insanları durdurup düşündürmek. Ortada sömürüye dayalı, çevre kirliliği ve sosyal adaletsizlik konularında adı çıkmış bozuk bir sistem var. Esas itibariyle moda bu. El işi, miras ve endüstriyel zanaattan söz etmiyorum gerçi. Seri üretimin pazarlanması, bizlere aşırı tüketim ve harcama yaptırmak üzere kurgulandı. Sudan ucuz kavramının ortaya çıkması, bizim ödemediğimizin bedelini başkasının ödediği anlamına geliyor. Yani, doğa ve kıyafetlerimizi üretenler ödüyor bu bedeli. Şimdi yapmamız gereken, sisteme bakıp her şeyi sil baştan tasarlamak. Emin olun sandığınız kadar zor değil bu. Her şeye eşitlik perspektifinden bakarsanız zor olmadığını göreceksiniz. Mesela markaların CEO'ları ve sahipleri daha az para kazanmalı. En üsttekilerle en alttakiler arasında daha dengeli bir ilişki yaratılmalı. Sırf bu bile pek çok sorunu çözmeye yeter. Esasında eşitsizliğin her konudaki sorunların kaynağı olduğunu düşünüyorum. Hatta bunu bir adım daha öteye taşıyarak asıl sorunumuzun patriyarka olduğunu iddia edebilirim. O zaman hem patriyarkayı hem kapitalizmi yıkmamız şart. Markalar tüketici talebi deyip duruyorlar biliyorsunuz. Elli dört yaşındayım ve bu yaşıma kadar bir dünya politik protestoya katıldım ama binlerce insanın sokaklara dökülüp Ucuz giysi istiyoruz, diye slogan atarak eylem yaptığına şahit olmadım hiç. Bakın biz ucuz kıyafet talep etmedik. Bu kıyafetler bizim üzerimize yığıldı; biz de bunlara bağımlı hale geldik. Bunu alkolizm gibi düşünebilirsiniz. Dolayısıyla markalar, verdikleri bu zararı ortadan kaldırmakla yükümlüler. Özellikle ucuz kıyafet üreten markalar, mağazalarına ucuza onarım seçeneği koymalılar. Hem sürdürülebilir modayı savunup hem de inanılmaz boyutta üretim yapmaya devam ediyorlarsa başka türlüsü kabul edilemez. Modanın ve etik olmayan modanın kuralları üzerine yeniden düşünmeliyiz. Çünkü markaların sattığı ürünlerin yüzde 99'unun etik olmadığını söyleyebilirim. Pazarın yüzde 97'si aşağı yukarı 40 büyük markanın hakimiyetindeyken etik ve sürdürülebilir markaların görünürlük bariyerini aşıp keşfedilmeleri zor. Pandemiyi fırsat bilip pazarı değiştirmek için elimizden geleni yapalım. Her şeyden önce şu dinozorları kenara itelim ve küçük markalara yer açalım. Hepimiz kim olduğumuza ve ne yaptığımıza bağlı olarak bir yol tutturuyoruz. Boohoo gibi ultra hızlı moda markalarından alışveriş yapan gençlerin, kıyafetleri söküldüğünde ya da eskidiğinde bunları onararak başkaldırılarını gösterebileceklerine inanıyorum. Eteğimi seviyorum ama çabucak yıprandı. Yerine yenisini almak istemiyorum. Eteğimi daha dayanıklı yapmanızı veya onarmanızı istiyorum, diyebilirler markalara. Instagram'da ve TikTok'ta binlerce genç bunu yaptığında markalar onları dinleyecektir. Bunun dışında, mesela nasıl farklı şekilde alışveriş yapabileceğiniz üzerine düşünmeye zaman ayırın. Bedeninize uyan giysi yerine, prensiplerinize uyanı arayın. Bana göre pandemideki en önemli kampanya, tekstil işçilerinin maaşları için mücadele veren Pay Up oldu. Markaların siparişleri iptal etmelerine ve tekstil işçilerini ortada bırakmalarına hepimiz tanık olduk. Bir yanda markaların milyarder sahipleri, bir yanda maaşını alamadığı için açlığa mahkum edilen işçiler. Apaçık bir adaletsizlik. Bu ciddi bir dönüm noktası oldu. İnsanların bunu unutmayacağını düşünüyorum. Bir başka önemli gelişme de Black Lives Matter hareketiydi. Gençler, ebeveynlerinin ve ailelerinin karşısına dikilip, Sen bana doğruyu öğretmemişsin. Bu kişi ırkçıymış, dediler. Daha iyi bireyler olmak için gerçek bilgiye ihtiyaçları olduğunu gördüler. Giysiler konusunda da herkes bu tutumu benimsese sorunumuz sona erer. Çünkü insanların ve doğal kaynakların sömürülme oranını anladıkları anda alternatif arayışına girmeleri kuvvetle muhtemel. Pandemiden sonra gerçek bilgiye duyulan açlığın belirleyici olacağını düşünüyorum."} {"url": "https://modakariyeri.com/ozgecmis-nasil-yazilir/", "text": "Araştırmalara göre işverenler bir özgeçmişi ilk altı saniyede değerlendirir ve kişiyi iş görüşmesine çağırmaya ya da çağırmamaya karar verir. İlk izlenimler çok önemlidir ve özgeçmiş size iş görüşmesinin kapılarını açabilecek önemli bir adımdır. Özenle hazırlanmış bir özgeçmişle dikkat çekmeyi başarabilirsiniz. Mümkün olan en iyi özgeçmişi yazmak ve hayallerinizdeki işe giden yolda emin adımlarla ilerlemek için aşağıdaki maddelere bir göz atın. - Özgeçmişinizi başvurduğunuz şirkete ve işe göre şekillendirin. - İş tanımını iyi okuyun ve o tanıma uygun özelliklerinize değindiğinizden emin olun. Başvurduğunuz pozisyonu bildiğinizi ve buna hazırlıklı olduğunuzu göstermelisiniz. - Özgeçmişinizi göndermeden önce işveren şirketin websitesini inceleyin. Şirketin kullandığı kelimeler, felsefesi, çalışanların verdiği röportajlar size birçok ipucu verebilir. Bu ipuçlarıyla özgeçmişinizi bu şirketin kültürüne hitap eden şekilde yazabilirsiniz. - Başvurduğunuz bölüm veya pozisyonda çalışan kişilerin deneyimlerini araştırmak size fikir verecektir. Anlatsin.com'u incelemenizi öneririz. - Başvurduğunuz işle en ilgili olan tecrübenizi en üst sırada yazın. - İsminizi daha büyük, görünür ve kalın yazın. Adres, e-posta ve telefon bilgisini sakın unutmayın. Evet unutanlar var! - Kısa ve öz olmaya çalışın. Uzmanlar 20'li yaşlarınızdaysanız bir sayfayı geçmemeniz gerektiğini söylüyor. Unutmayın, işverenler bazen yüzlerce cv okumak zorunda kalıyor. Tam sizinkini okurken sıkılıp bir kenara bırakmalarını istemezsiniz. - Hazır formatları kullanmaktan kaçının. Sektörünüze uygun kendi formatınızı yaratın. - Şu ana odaklanın. Önemsiz ve üzerinden çok zaman geçmiş bilgileri eleyin. Kimse ilkokul veya ortaokulda ne yaptığınızla ilgilenmeyecektir. - Eğitim bölümü için lisans ve/veya yüksek lisansa başladığınız ve bitirdiğiniz tarihleri mutlaka yazın. Bu dönemde katıldığınız kulüpler veya araştırma projeleri varsa, başvurduğunuz iş ile ilgililerse ekleyin. - Tecrübeleriniz çalıştığınız tam ve yarı zamanlı işler ile stajyerliklerinizden oluşmalı. Gönüllü çalışmalarınızı da ekleyebilirsiniz. - Yaptığınız işle ilgili özet bilgi geçmeniz yararlı olacaktır. Haftalık bültenin gönderiminden sorumluydum Size önemsiz gelen her görev aslında değerli olabilir. - Tecrübelerinizi nokta nokta sıralayın. Her tecrübenin altında en az üç en fazla beş açıklama cümlesi olsun. Açıklamalarınıza mümkün olduğunca kanıt ve sayısal veri koyun. Günde ortalama 1000 satış yapan e-ticaret sitesinde kategori yönetimi bölümünde stajyer olarak çalıştım. - Yabancı dilleriniz, bilgisayar becerileriniz veya uluslararası tecrübeleriniz gibi kariyer hedeflerinizle ilişkilendirilebilecek özelliklerinizi yazın. - Moda sektörüne ilgiliyseniz kişisel web siteniz, blogunuz ya da tasarımcıysanız dijital bir portfolyonuz olsun. - Sosyal medya hesaplarınızı tarzınızı yansıtacak şekilde tasarlayın. Herkes kağıtta aynı gözükür. Daha ötesine gitmeye cesaretiniz ve yeteneğiniz olduğunu kanıtlayın. - Özgeçmişinizin sonunda kişiliğinizi daha iyi gösterebilmek için ilgilendiğiniz alanlar ve hobiler başlıklı bir bölüme yer verebilirsiniz. - Deneyimlerinizi anlatırken farklı kelimeler ve tanımlar kullanın. Genel özgeçmiş dilinin dışına çıkıp kendi özgün tanımlarınızı yapmaktan çekinmeyin. Başvurduğunuz işin tanımında kullanılan bazı kelimeleri de özgeçmişinize katabilirsiniz. - Öne çıkın. Kendinize has estetik algınızı, dilinizi ve yeteneğinizi kullanın. Bunu yaparken yaratıcı olabilirsiniz fakat özgeçmişinizi okuyacak kişiyi iyi analiz ederek sınırlarınızı belirleyin. İş hayatında beklenen standartların çok dışına çıkmayın. - Moda sektöründe çalışmak isteyenler bazı özelliklerini ön plana çıkarmayı unutmamalı. Bu özellikler arasında moda kültürü, hedef kitleyi anlamak ve tanımlamak, trendleri takip etmek, sektörün hızına ayak uydurabilmek, ekip çalışmasına yatkınlık ve özellikle satın alma ile ilgili pozisyonlarda analitik kabiliyet vardır. - Editörlük ve yazarlık gibi pozisyonlara başvuranların özellikle yazı becerilerini özgeçmişlerine ve kişisel markalarına yansıtmaları önemlidir. - Özgeçmişinizi profesyonelce hazırlanmış bir niyet mektubu ile destekleyebilirsiniz. Araştırmanızı yaptığınızı ve başvurduğunuz şirket ve pozisyon hakkında bilgi edindiğinizi gösteren çok uzun olmayan kısa ve öz bir yazı yazın. - Okuyacak kişinin sizin ne istediğinizi ve neye hazırlıklı olduğunuzu anlamasını sağlayın. Bunu yaparken hazırlık sorularına cevaplarınız işinize yarayacaktır. Spesifik örnekler vermekten çekinmeyin Şirketinizin son reklam kampanyasını hazırlayan ekipte olsaydım ben de ......... şekilde katkıda bulunurdum. - İstenmediği sürece özgeçmişinize referans yazmak zorunda değilsiniz. Yazmanız gerekirse bu kişilerden tek tek izin alın. Habersiz olarak aranmalarını ve hazırlıksız yakalanmalarını istemezsiniz. Herkesin mevcut titrini ve ulaşılabilecek iletişim bilgilerini ekleyin. - Özgeçmişinizi göndereceğiniz yerlere ve insanlara daha kolay ulaştırmak adına çevrenizle iletişim içinde olun. Okulunuzun eski mezunları, arkadaşlar, aile, eski çalışma arkadaşlarınız veya staj döneminde edindiğiniz kontaklar başvurunuzun doğru ellere daha kolay ulaşmasını ya da hazırlık aşamasında bilgi edinmenizi sağlayabilir. - İstediğiniz kariyer yollarında ilerlemiş veya hali hazırda arzu ettiğiniz mesleklerde çalışan insanlarla tanışıp tecrübelerini öğrenmeye çalışın. Özellikle insan kaynaklarında çalışanlardan bilgi edinmek işe alım süreçlerini veya kriterlerini öğrenip kendinizi bu sürece hazırlamakta yardımcı olacaktır. Websitelerinin hazır formatlarını indirip kullanmaktan kaçının. - Kolay okunur bir font kullanın. - Sayfa düzeniniz kusursuz olsun. - Özgeçmişinizi Word dosyası olarak değil PDF formatında kaydedin ve gönderin. - Websitelerinin hazır özgeçmişlerini kullanmayın. - Özgeçmişinizi e-posta ile gönderecekseniz mutlaka konu bölümünü doldurun. Ek olarak gönderdiğiniz dosyaya kendi isminizi verin. Bu sizi bulmalarını kolaylaştıracaktır. - Eğer özgeçmişinizi basılı olarak teslim edecekseniz iyi bir kağıda standart boyutlarda kaliteli bir baskı kullanarak bastırın. - Kargoya verilecekse kesinlikle kağıdı katlamayın. - Yazım ve dil bilgisi hatanız olmadığından emin olun. Dil yanlışları ve noktalama işaretlerini tekrar tekrar kontrol edin. Yanlış yere konulmuş bir virgül veya atlanmış bir kelime yüzünden özensiz görünüp reddedilmek istemezsiniz. Mümkünse göndermeden önce güvendiğiniz kişilere okutun. - Toplamda bir sayfayı aşmamaya çalışın. En fazla iki sayfada durun."} {"url": "https://modakariyeri.com/pantone-2018-ilkbahar-renkleri/", "text": "Pantone 2018 İlkbahar Renk Trendleri mevsimsel ve cinsel normların ötesinde, çarpıcı ve büyüleyici, yeni bir baharı müjdeliyor. Pantone 2018 İlkbahar Renk Trendleri raporunda açıklanan 12 Öncü Renk ve 4 Klasik Renk tonu, New York ve Londra Moda Haftası boyunca, çizgiler, kareler, metal ışıltısı ve beklenmedik kesimlerle ve bazen de fırfırlar, uçuşan çiçekli ipekler ve kararlı bir sakinliğin içinden yansıdılar. New York Moda Haftası sonrasında, Kanadalı moda tasarımcısı Jason Wu Soho'daki Cadillac House sanat galerisinde moda ve renk deneyimi üzerine bir haftalık bir panel serisi düzenledi. Benim de katıldığım Choosing the Right Color ve The Meaning Behind GREY panellerinde, rengin kişisel dışavurum ve kültürel etkileri üzerine konuşuldu. Behr Paint Başkan Yardımcısı Erika Woelful, renk trendleri araştırmalarında ve sezonluk renk paleti üretimlerinde günlük yaşantımızı ve bizi çevreleyen dünyayı sürekli ilham kaynağı olarak aldıklarını, yürüdüğümüz bir sokak ya da karşılaştığımız dükkan vitrinleri, seyahaytlerimizde keşfettiğimiz görsel unsurları kaydederek bu görsel çıkarımları renk paletlerine çevirdiklerini anlattı. Eylül ayında sundukları renk paletlerinin her biri için 8-9 aylık bir çalışma süreci yaşanıyor, 2017 için naturel ve zamansız renk tonları trend iken 2018 için biraz Gri ve ek olarak Mavi tonlarının ev dekorasyonunda trend renkler olacağını açıkladı. Grey @Cadillac House event ve Jason Wu Showroom'unun iç mimari olan Giancarlo Valle ise renk kullanımının iç mimaride form ve mekan arasındaki bağlantıyı kurduğunu belirtti. Jason Wu alt markası Grey için, Pantone Renk Enstitüsü işbirliğiyle markaya özel Grey Jason Wu renk tonunu yarattı. Amerikalı sanatçı Joseph Albers'den ilham aldığını belirten Wu, gri rengi aklı başında ve sıcak olarak tanımlıyor. Markaya özel gri renk tonunu yaratmaya karar verdiğinde Pantone Renk Enstitüsü Başkan Yardımcısı Laurie Pressman ile gri rengin anlamı üzerine bolca konuştuklarını aktarıyor. İşim gereği çok fazla karşılıklı konuşma süreci yaşıyorum, birlikte çalıştığımız markalar ve Jason Wu gibi moda tasarımcıları ile markaya özel renk yaratım sürecinde bir çok soru soruyor ve bu sorularla bir yol haritası oluşturuyoruz. Renk kişisel bir şey, insanları dinledikçe hayalimde renk tonları ve seslerinden bir tablo oluşuyor. Jason Wu kişisel heyecanını bir adım öteye taşıyarak, markaya özel renk yaratımınında bizim için de bir ilk olan duygusal yönlü bir renk üretimini bizimle birlikte yarattı. Absolut Art sanatçı işbirliği için dünyada bir çok ülke ve şehri ziyaret ediyoruz, renk seçimi bir çok kültürde güçlü anlamları simgeliyor. Havana'da tanıştığımız yerli bir sanatçı çok sakin mizansenleri ülkenin propaganda görsellerinde kullanılan renklerle resmetmişti, o çok sakin manzaraların seçilen renk tonuyla Havana sakinlerini nasıl heyecanlandırdığını gördük. Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi burada da kültür ve renkler iç içe geçmiş. 2018 İlkbahar renkleri, alışılmışın ötesinde ya da geleneksel, net ya da girift eşleşmelerle, bizi kararlı, cesur ve özgün ifade biçimlerine davet ediyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/paris-moda-ilkbahar-yaz/", "text": "26 Eylül 4 Ekim tarihleri arasında gerçekleşen ve moda ayının kapanışını yapan İlkbahar/Yaz 2023 Paris Moda Haftası'nı geride bıraktık. İhtişam ve asaletin yenilikçi yaklaşımlarla birleştirildiği çok konuşulan defileleri bu yazımızda özetledik. Modern dansın öncü isimlerinden Martha Graham'dan ilham alan bir koleksiyonla karşımıza çıktı Saint Laurent. Martha Graham, insan hareketlerini yeni bir bakış açısıyla sahneleyerek modern dansa devrim getirmiş bir isim. Kendisini dansını ve duyularını daha iyi ifade etmesini sağlayan vücudu saran drape kumaşlı sahne kıyafetlerinden de tanımak mümkün. Markanın kreatif direktörü Anthony Vaccerello da ilhamını Martha Graham'dan alıyor bu koleksiyonunda. Güçlü ve elegan figürler gördüğümüz defilede kapüşon detaylı drape elbiseler ilgi çekiyor. Tasarımlarında siyah ve beyazı görmeye alışık olduğumuz Vaccerello bu koleksiyonunda Marakeş'in toprak tonlarından ilham alarak konfor alanından çıkıyor. Kahverengi, bordo ve yeşil tonlarının hakim olduğu koleksiyonda deri kullanımını da sıklıkla görüyoruz. Uzun elbise ve etekleri yine uzun vatkalı paltolar ve trençkotlarla kombinlenmiş olarak görüyoruz. Place de Varsoive'da şahane bir Eyfel Kulesi manzarasıyla gerçekleşen defile için alana ayrıca gerçek boyutlarda mermer bir çeşme inşa edildi. Anthony Vaccerello'yu Saint Laurent için başarılı kılan geçmişten ilham alarak günümüze güçlü silüetlerle çıkması. Her parçanın kendine has bir özgüven ve cesaret vermesi. Vaccarello, kendine has tarzıyla bundan yıllar sonra bile anılacak bir Saint Laurent dönemine imzasını atıyor. Loewe'nin odağında antoryum çiçeği vardı. Gendarmerie Nationale Garde Republicaine mekanında güneş ışınlarının aydınlattığı defilenin dekorunda kocaman antoryum çiçeği kullanıldı. Cam elyafından yapılan çiçeğin gerçek olup olmadığı sorusu Anderson'ın anlatmak istediği gerçeklik illüzyonunu simgeliyor. Gerçeklik algısıyla oynamayı seven Jonathan Anderson, sahte ve plastik bitkileri kullanarak doğanın hilelerinden ilham alıyor bu koleksiyonunda. Kendi markası JW Anderson için de benzer temalardan giden tasarımcı Loewe için koleksiyonunu Doğada sahte gibi görünen ama gerçek olan şeylerin fikrini seviyorum. Gördüğümüzde bize tekrarlanan motifleri olan şeyleri hatırlatıyor. Diyerek tanımlıyor. Antoryum çiçeğini sadece defile mekanında dekor olarak değil, koleksiyonun kendisinde de görüyoruz. Anatoryum çiçeği vücudu saran büstiyerler ve ayakkabı detayları olarak karşımıza çıkıyor. Bones and All filmiyle tanıdığımız oyuncu Taylor Russel ise siyah kadife bir elbiseyle defilenin açılışını yaptı. Rönesans dönemini anımsatan elbisenin etek kısmındaki genişleyen formları koleksiyonun devamında da görüyoruz. Koleksiyonda formların ve parçaların tekrarlanmasını Sonucunu doğru anladığımız bir fikir diye adlandırıyor Anderson. Sürrealizmi modayla buluşturan Jonathan Anderson'ın doğanın gerçeklik illüzyonlarından ilham aldığı koleksiyonu Paris Moda Haftası'nda beğenileri topladı. Mary Kate ve Ashley Olsen'ın markaları The Row İlkbahar 2023 koleksiyonu ile Paris Moda Haftası'nda yerini aldı. Minimal parçalarla görmeye alışık olduğumuz The Row yine minimal, işçilik ve silüetlerle öne çıkan bir koleksiyon sunuyor. Kare formda, geniş omuzlu ceketler ve bol kesim, salaş pantolonlarla daha maskülen bir görünüm sunan Olsen'lar, gece giyimine geçtiğinde ise dantel işlemeler, vücuda oturan kesimler, ışıltılı file detayları ile maskülen-feminen dengeyi buluyor. Zamansız, basit parçaların mükemmel işçiliği koleksiyonun en önemli detayı. Günümüzün minimal moda tarzının en önemli temsilcilerinden The Row, temiz görünen parçalarla adeta sakinlik hissi veriyor. Mary Kate Ashley Olsen stil ikonları olarak başladıkları bu yolda oldukça başarılı tasarımcılar olarak yürümeye devam ediyorlar. Şüphesiz 2023 İlkbahar/Yaz Paris Moda Haftası'nın en çok konuşulan ismi Coperni oldu. Defilenin sonunda izleyicilere ufak bir gösteri sunan marka, Bella Hadid'i iç çamaşırlı bir şekilde sahneye alarak, modelin üzerinde sprey kumaştan bir elbise yarattı. Fabrican adlı sprey kumaş sıkıldıktan sonra sertleşerek giyilebilir bir hale bürünüyor. Sürdürülebilirlik adına da önem taşıyan bu yeni teknoloji sprey kumaş boyanın gelecekte kullanım alanlarının artmasıyla daha çok karşımıza çıkması bekleniyor. Bu yenilikçi teknoloji ile oluşturulan minimal beyaz slip dress kimsenin unutamayacağı bir moda anı olarak hafızalara kazındı. Gösteri aynı zamanda sprey kumaşı icat eden Dr Manel Torres'a ithaf edildi. Koleksiyonun bütününde ise tarihteki kadın silüetlerinin kutlanması fikriyle yola çıktıklarını söylüyor markanın kreatif direktörleri Sebastien Meyer ve Arnaud Vaillant. Camdan yapılmış elbiseler, metal dikiş detaylı cut out elbiseler, kocaman vatkalı setleri gördüğümüz defilede Matrix ilhamlı gözlükler ve kırmızı bir elbise de yer aldı. Moda evinin ikonik Swipe çantasının 18 karat gerçek altından yapılmış versiyonu da ilgi çeken bir başka detaydı. İtalyan zanaatkar Gabriele Veneri tarafından yapılan ve 1 kilo ağırlığında olan çantanın defile sonrasında eritildiği belirtildi. Teknolojinin modayla buluşması, hayal bile edemeyeceğimiz yenilikte kumaşlar üretilmesi, moda dünyasının inovatif çözümlerle yaklaşması hepimizi mutlu eden gelişmeler. Coperni de moda tarihine geçecek bu gösteri ve yenilikçi yaklaşımla Paris Moda Haftası'nın en ilgi çeken ismi oldu. Victoria Beckham Paris Moda Haftası dahilinde ilk defilesini gerçekleştirdi. Genç nesli de müşteriler arasına katmayı hedefleyen Victoria Beckham bu doğrultuda koleksiyonunda daha modern parçaları kendi marka çizgisiyle birleştiriyor. Eforsuz, rahat görünümleri tercih eden tasarımcı feminenliği ise kesik detaylı ve transparan elbiseleri ile vurguluyor. 10 yıllık moda serüveninin kutlayan Victoria Beckham, defile sonunda gözyaşlarını da tutamadı. Kendisi adına markasını Paris Moda Haftası'nda sergilemenin bir hayal olduğunun altını çizen tasarımcı, ortaya koyduğu koleksiyonla da gurur duyduğunu ve tamamlanmış hissettiğini belirtiyor. Markanın kendi tarzını modernleştirmeyi ve gençleştirmeyi başaran Victoria Beckham moda haftasının en beğenilen isimlerindendi. Balmain İlkbahar/Yaz 2023 koleksiyonu için rönesans temasından ilham aldığı bir defile gerçekleştirdi. Balmain Festival kapsamında Stade Jean-Bouin arenasında düzenlenen defile 12,000 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Defilenin yanı sıra festival kapsamında bir sürü sanatçı sahne aldı. Festivalin asıl amacını moda endüstrisi dışındaki insanlara da ulaşmak olduğunu söylüyor Olivier Rousteing. Rönesans motiflerinin ağırlıklı olduğunu gördüğümüz koleksiyon aynı zamanda Balmain'ın şu ana kadarki en sürdürülebilir koleksiyonu olma özelliğini taşıyor. Muz kabukları, rafya ve sürdürülebilir koton kumaş gibi çevre dostu materyaller kullanan Rousteing, markanın sürdürülebilirlik yolculuğunu göz açıcı ve zor da olsa önemli bir süreç olarak tanımlıyor ve sürdürülebilirlik adına çalışmalarının burada bitmeyeceğinin mesajını veriyor. Michelangelo, Da Vinci ve Galileo Galilei gibi isimlerden ilham alarak ustalıkla işlenen motifler aynı zamanda Olivier Rousteing'in kendi köklerini de simgeliyor. Kendi kültüründen esintilerle Etiyopya ve Somali geleneklerini elbiselerine işlediğini görüyoruz Rousteing'in. 100'den fazla kombinin sergilendiği defile couture parçalarla kapanışı yaptı. Balmain Couture koleksiyonu, Olivier Rousteing'in Jean Paul Gaultier için hazırladığı koleksiyonla benzerlikler taşıyor. Temmuz ayında tanıtılan Jean Paul Gaultier Couture Koleksiyonu, Gaultier'in 1994 İlkbahar/Yaz koleksiyonundan esinlenmiş ve yine Olivier Rousteing'in Afrika kültüründen aldığı ilhamlarla harmanlanmıştı. Ashley Graham'ın da yürüdüğü defilenin kapanışında ise Cher ve Olivier Rousteing birlikte selam verdi. 76 yaşındaki Cher'i podyumda görmek şüphesiz İlkbahar/Yaz 2023 Paris Fashion Week'in en unutulmaz anlarından biriydi. Genç neslin nasıl giyinmek istediğini iyi bilen Nicolas Di Felice bu doğrultuda bir koleksiyonla çıktı karşımıza. Sahil partisinin sabahı temasında ilerleyen koleksiyon, defilenin kumda yapılması ve mankenlerin çıplak ayak yürümesiyle bu hissi izleyenlere tam anlamıyla yaşattı. Koleksiyondaki drapeli vücudu saran elbiseler ise markanın 1974 koleksiyonundan boyundan başlayıp etek ucuna kadar spiral formda devam eden fermuarlı elbiselerden ilhamını alıyor. En dikkat çeken parça ise mercan renginin kullanıldığı silikon bir elbise. Denim ve deri kullanımı ise sık sık karşımıza çıkıyor. İlkbahar/Yaz 2023 koleksiyonunda daha eforsuz, rahat, biraz da salaş bir tarzla görüyoruz Courreges'ı. Pandemiden sonra ilk defa kadın giyim defilesini gerçekleştiren Dries Van Noten Paris Fashion Week'in en beğenilenleri arasındaydı. Koleksiyonun temasını iyimserlik olarak tanıtan Van Noten, Siyah renk ile şekilleri keşfettiğimiz, fırfırlar ve pileler ekleyerek yumuşattığımız, büzgüler, makrome ve el sanatlarıyla devam eden koleksiyonu iyimserlik, çiçekler ve sevdiğimiz diğer her şeyin patlamasıyla bitiriyoruz diyor. Defilenin dikkat çeken bir diğer detayı ise camdan aksesuarlardı. Modern sanat parçaları gibi görünen cam aksesuarlar için Camın sertliği ve aynı zamanda kırılganlığı günümüzde yaşadığımız dünyayı sembolize ediyor diye açıklıyor Van Noten. Tasarımlarına duygusal bir pencereden bakan Dries Van Noten, pandemiden çıkıştaki umudu ve iyimserliği koleksiyonuyla bizlere sunuyor. İyimser ve pozitif temaları sık sık gördüğümüz markaların yanı sıra Balenciaga içinde yaşadığımız dünyanın tüm gerçekliğini göstermeyi hedefleyen bir defileyle karşımıza çıktı. Adaletsizliğin ve savaşların günlük hayatımızın bir parçası olduğu bu dönemde Demna hepimizi uyanmaya çağırıyor. Sonbahar/Kış 2022 defilesinde de modelleri karda yürüten Demna, bu sefer çamurda gerçekleştirdiği defile ile lüks moda algısını zorluyor. Podyumda yürüyen mankenlerin, markanın lüks parçalarına çamur sıçratmasının modayı gerçek dünyanın içinde görmek olarak yorumluyor tasarımcı. Bu şov gerçeği kazmak ve alçak gönüllü olmak ile ilgili bir metafordur. Yazılı kartlarla izleyicileri karşılıyor Demna. Çamur bataklığında gerçekleşen defileyi günümüzün en tartışmalı isimlerinden Kanye West açıyor. Asker teması da taşıyan koleksiyonda sık sık hoodieler, bomber ceketler, denim, deri kullanımı da görüyoruz. Siyah ve gri tonlarının ağırlıklı olduğu renk paletinde ise kırmızı, pembe, turuncu, fosfor yeşili gibi canlı renkler de dikkat çekiyor. Son olarak ışıltılı gece elbiseleri ile kapanışı yapılırken, defilenin kapanış parçası tamamen Balenciaga çantalarından oluşan bir elbise oldu. Koleksiyonun ilgi çeken bir diğer detayı ise aksesuarıydı. Kafanızı saran güneş gözlükleri, sivri burun ışıltılı cloglar Balenciaga 2023 İlkbahar/Yaz koleksiyonun bir parçası olarak sunuldu. Cips poşeti, alışveriş torbası ya da oyuncak ayıdan yapılmış çantalar ise defilenin gösteri kısmının bir parçasıydı. Demna'nın Balenciaga'ya getirdiği farklı bakış açısının eleştireni olduğu kadar takdir edeni de var. Bu koleksiyonunda lüks moda anlayışına ağır bir darbe indirirken görüyoruz kendisini. Beğeneni olduğu kadar beğenmeyeni ile Balenciaga günümüz moda anlayışını şekillendiren en öncü markalardan biri. Demna'nın Balenciaga'sı ilginç mesajları ile adından söz ettirmeye devam edecek. Kostümleri Coco Chanel tarafından tasarlanan 1961 yapımı Last Year at Marienbad isimli filmden ilham alan bir İlkbahar/Yaz 2023 koleksiyonu sundu Chanel. Sinema salonu gibi bir atmosferde gerçekleşen defile kısa bir film gösterimi ile başladı. Kristen Stewart'ı öncelikle bir sinema salonunda Last Year at Marienbad filmini izlerken, sonrasında ise Paris sokaklarında gezerken görüyoruz. Puantiye, monokrom desenler, klasik tüvit Chanel takımlar ile moda evinin özüne sadık kalarak çıkarılan koleksiyon adeta 1961'den günümüze gelmiş gibiydi. Işıltılı işlemeleri ve tüy detaylarını hem günlük giyimde hem de gece giyiminde bol bol görüyoruz. File diz üstü çoraplarla kombinlenmiş fiyonk detaylı topuklular, küçük boncuk işlemeli Chanel çantalar defilenin ilgi çeken detaylarındandı. Klasikleşmiş Chanel takımların etek, şort ve pantolon versiyonlarını gördüğümüz koleksiyon yine klasikleşmiş Little Black Dress seçkisiyle sona eriyor. Her zaman şıklığın ve zarafetin ön planda olduğu Chanel'in geçmişini günümüze taşıyor markanın kreatif direktörü Virginie Viard. Karl Lagerfeld'ın yenilikçi yaklaşımının aksine, Chanel tarihinden ilham almayı tercih ediyor. Coco Chanel imzasının en çok hissedildiği koleksiyon olarak beğenileri toplayan marka Paris Moda Haftası'nı ihtişamlı bir şekilde kapatan isimlerden oldu. 2023 İlkbahar/Yaz Paris Moda Haftası'nın son gününde kapanışı yapan isimlerden oldu Louis Vuitton. Ufo görünümünü andıran bir dekorasyon eşliğinde gerçekleşen defile fütüristik esintilerle birleşen feminen detaylar taşıyor. Squid Game ile hızla ünlenen oyuncu HoYeon Jung'un açılışını yaptığı defilede Fransız sanatçı Philippe Parreno ufo görünümlü eseriyle yerini alıyor. Paris'in ortasına iniş yapmış bir uzay aracını andıran bu yapı defilenin ilgi çeken detaylarından oldu. Koleksiyonda şimdiye kadar kullandıkları en büyük fermuar detaylarını kullanan marka, fermuarlarla birlikte diğer aksesuarları da büyütmek zorunda kaldıklarını söylüyor. Bu da ortaya kocaman fermuarlar, kocaman düğmeler, kocaman cepler gibi görmeye alışık olmadığımız detaylar çıkarıyor. Kumaş ve desen seçimlerinde ise bir illüzyon yaratan Nicolas Ghesquiere, deri kumaştan mı yoksa deri görünümlü desenden mi yapıldığı ilk bakışta anlaşılmayacak parçalar sunuyor. Koleksiyonda feminen parçalara da yer veren tasarımcı dantel, tül gibi işlemelerle feminenlik görünümünü destekliyor. Koleksiyon boyunca gördüğümüz alışılmış boyutundan büyük detaylar Ghesquiere için farklı anlamlar taşıyor. Bu detaylarla bir proporsiyon oyunundan çok feminenlik kodlarını bozmayı hedeflediğini belirtiyor tasarımcı. Ethel Cain, FKA Twigs gibi sürpriz isimleri podyumda gördük Miu Miu İlkbahar/Yaz 2023 defilesinde. Miuccia Prada'nın kreatif direktörü olduğu marka Prada ile benzer çizgilerde ilerlese de bunu bizlere daha genç ve eğlenceli bir şekilde sunuyor. Renk paleti ile Prada İlkbahar/Yaz 2023 defilesini andıran koleksiyon dikkatleri asimetrik kat kat t-shirtler, uzun ceketler, gömlek elbiseler ve açık uçlu ayakkabılara çekiyor. Bu koleksiyonda modanın amacını, kültüre ve topluma olan yararını keşfetmek istedim. Modanın faydalı olmak dışında da bir anlamı ve nedeni olabilir, süslenmek ve çekici olmak gibi. Ama modanın işlevsel olması da önemlidir diyor Miuccia Prada. Koleksiyonunda da pratik işlevsel ve basit parçaların çekici olabileceğini gösteriyor. Geçen sezon moda dünyasına fuşya tonlarını bomba gibi bırakan Valentino bu sezon daha çeşitli ve natürel tonlarda bir koleksiyonla karşımıza çıkıyor. Unboxing Valentino adlı 2023 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda pembenin yerini bej ve nude tonları alıyor. Markanın kreatif direktörü Pierpaolo Piccioli koleksiyonunu Couture fikrinin ready-to-wear parçalara dönüştürülmüş hali. Farklı bireyleri ve farklı cilt tonlarını kucaklayan bir koleksiyon. olarak tanımlıyor. Pelerinli, açık bir bej tonunda, markanın V logosunun desen olarak kullanıldığı tül bir elbise ve içine yine aynı desenden bir bodysuit ile açılışı yaptı Valentino. Nude tonlarıyla devam eden defilede, her parçayı taşıyan modelin kıyafetlerle aynı cilt tonuna sahip olması dikkat çekiyor. Modellerin cilt tonlarını bodysuitler, şortlar gibi parçalarla eşleştiren tasarımcı izleyenlere optik bir illüzyon yaratmayı başardı. Nude tonlarla eşleşen parlak yeşil, mavi, lila rengindeki ışıltılı parçalar odağı tamamen kendilerine çekiyor. Defilenin sonunda ise siyah rengin hakimiyeti karşımıza çıkıyor ve uzun, şık, siyah elbiselerle kapanış yapılıyor. Modelleri defilenin devamında sokakta yürüterek adeta halka da defilesini izletti Piccioli. Unboxing Valentino adının altında ise bütün paketlerden kurtulup modanın esansına inmek var. İzleyenlerin Valentino ile özdeşleşen fuşya pembe rengini podyumda görememesi ufak bir hayal kırıklığı yaratsa da 2023 İlkabahar/Yaz koleksiyonu Paris Moda Haftası'nın beğenilenleri arasındaydı."} {"url": "https://modakariyeri.com/pembe/", "text": "Instagram'ı sık kullanıyorsanız New York bulunan Pietro Nolita adlı restorandan haberiniz vardır. Büyük ihtimalle menüde ne olduğunu bile bilmediğiniz bu restoranla ilgili aklınıza ilk gelen şey pembe dekorasyonu. Yemek sektöründen moda sektörüne gelirsek son zamanlardaki popüler markalardan Mansur Gavriel'in AW16 koleksiyonu için bol miktarda pembe kullandığını ve Boy Smells adlı yine instagramın vazgeçilmez butik mum markasının çeşit çeşit pembe mumlar tasarladığını görebilirsiniz. Peki tüm bu pembenin olayı nedir? İşin aslı şu ki Pantone'a göre pembe 2016 yılının rengi ve böyle olunca da perakende ve sosyal medyayı domine etmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Fakat bu dominant rengin bu kadar popüler olması bize pembenin marka stratejilerinde ne derece etkili olup olmadığını sorgulatıyor? Peki bir markanın kendini sadece tek bir renkle özdeşleştirmesi ne kadar doğru? Doğu Londra'nın gözde semtlerinden Dalston'a yolu düşenler şehirdeki tiki bar Palm Club'a girdiğinde mekanda palmiye ağacı dekorunun ve pembenin estetik bir şekilde kullandığını görür. Palm Club'ın bu dekorasyondaki en büyük amacı tabii ki müşteri çekmek ve sosyal medyadaki varlığını arttırmak. Renk Araştırma Enstitüsünün çalışmalarına göre renklerin müşteriler üzerindeki önemi çok büyük hatta markalar hakkındaki ilk izlenimlerimizin 62%'i ile 90%'ı sadece renklerle alakalı! Tüm bu renk tartışmaları devam ederken bu yılın başında sanatçı Anish Kapoor 'Vanta Siyahı' adlı rengin tüm haklarının kendisine ait olduğunu iddia etmesi renklerin önemini bir kez daha gösteriyor. Pembe harici tasarım dünyasında son günlerdeki popüler renk mavi ama yeni pigmentler sürekli üretim ve araştırma halinde. İnstagram gibi kalabalık bir platformda ton üstüne ton veya blok renkler kullanmak gerçekten markaların ilgi çekmesini sağlıyor diyor WGSN'in strateji editörü Laura Saunter. Renkler insanların görür görmez odaklanmasına ve markanızın akılda kalıcılığının artmasını sağlıyor. Özellikle de sosyal medya gibi platformlarda, kitlelerin dikkatini çekmeniz için çok az vaktiniz olduğundan sizin için büyük önem taşıyor. Acne ve Mansur Gavriel gibi markalara baktığınızda pembe rengini kendilerini şekillendirmek için başarılı bir şekilde kullandıklarını görebilirsiniz. Pembe feminen bir renk gibi gelse de 21. yüzyılda cinsiyetsiz ve arınmış ama her şeyden önce tam bir İnstagram rengi. Pembe hepimizin nostaljik hayallerini sembolize etse de markalar kendilerini bir renkle özdeşleştirme konusunda çok dikkatli davranmalılar. Unutmamak gerek ki tek bir renkle markalar müşterilerine sayısız ideoloji iletebilirler."} {"url": "https://modakariyeri.com/penti-hiccamasiri/", "text": "Penti çok ilgi çeken bir reklam kampanyasıyla Hiç Çamaşırı serisini piyasaya sürdü. Sporda, yüzmede, koşuda, ofiste, masa başında, sokakta, evde... Penti hiç çamaşırı gün boyunca konfor sağlayan ve yok gibi bir hisle kadınları sarmalayan bir ürün. Balenli sütyenlerin yarattığı rahatsızlığı yaşamamış kadın yoktur, Penti yepyeni bir akım başlatarak 'yok gibi' bir dokuyla balensiz sütyenleri hayatımıza sokuyor. Hızla değişen dünyada, çeşitliliğin onaylanmasının yanı sıra 'vücut pozitifliği' ve kadınların her anlamda kendilerini konforlu ve özgür hissetmesi büyük önem kazanmaya devam ediyor. Reklam kampanyası bu mesajı vurguluyor. Penti #hiççamaşırı balensiz sütyenleri farklı vücut tipleri için alternatif kalıplarla karşımıza çıkıyor. Gün boyunca konfor vadeden balensiz sütyenlerin, renkleri ve desenleriyle push up, toparlayıcı, üçgen formunda ve Bralet olarak modelleri bulunuyor. Ayrıca balensiz sütyenlerin yeni anneler ve anne adayları için opsiyonları da bulunuyor. Penti'nin #hiççamaşırı reklam kampanyası sektörden birçok kişiden de takdir aldı. Bu kişilerden biri de başarılı moda yazarı Seda Yılmaz. Feminizm ve moda ilişkisi, kadın hakları ve vücut pozitifliği üzerine yazılar yazan Seda Yılmaz'a göre kampanyanın başarısı temsil edilen kadınların çeşitliliği ve genelde sansürlenen kadın vücudunun işlenişinde yatıyor. Aynı zamanda reklamda her kadının kendini bir karakterle özdeşleştirmesi mümkün. aRthuR Istanbul tarafından hazırlanan Hiç Çamaşırı reklam kampanyasının yönetmeni Hami Özkan."} {"url": "https://modakariyeri.com/perakende-sektoru-zor-durumda-mi/", "text": "Perakende Güneşi Ödülleri 2016 Sahipleri Buluşuyor isimli toplantıda perakende sektöründeki durumu değerlendiren Tekin Acar, İlk defa kiramı, aidatımı, maaşları ödemede zorlanıyorum. Başka işten kazandığım ne kadar varlığım varsa hepsini satıp bu işe koydum, sermaye artışı yaptım ama yetmiyor. Ben de George Soros değilim, benim için buraya kadar. 2017'de yeni açılacak AVM'lere ciro üzerinden kontrat yazdım. Daha sonradan açamayacağım diye ihtar yazdım. Çünkü önümü görmüyorum. Kontratları iptal ettim. Personelin maaşının çıkmayacağı rakamlar söz konusu açıklamasında bulundu. 2012 yılında ise Türkiye'nin ilk yurtdışına açılan çocuk giyim markası olan Wenice Kids iflas etti. Markanın geçmişine bakarsak başarılı bir yükseliş söz konusu. 1998 yılında piyasaya giren ve 2008-2010 yılları arasında hızla büyüyen markanın, yabancı ortağı ve 150 milyon euronun üzerinde cirosu bulunuyordu. İflasın nedeni ise markanın piyasaya olan borçlarıydı. 2014 yılında da benzer durum Amerika'da görülmüştü. Amerikan ekonomisinin iyi olmasına rağmen Target, Kmart, Sears, Walmart, Filene's Basement, Daffy's, Gray's Papaya, Loehmann's, Barnes, Noble, Borders gibi büyük mağaza zincirlerinin, mağazalarının bir kısmını kapatmasının nedenleri arasında büyüyen sektörde karşılaştıkları mali kriz, rekabetçi ortamdan kaynaklanan piyasanın hızlı değişimine ayak uyduramama ve e-ticaretin artması var. Aynı yıllarda iflas eden markalar arasında yarısı İrlanda'lı özel sermaye fonu Kerten Private Equity' e ait olan Bücürük de katılmıştı. İflas nedeninin ise nakit akışında yaşanan sorunlar olduğu belirtilmişti. Türkiye genelindeki 110 mağazası ile iç giyim sektöründe faaliyet gösteren Eko Giyim Tekstil Mağazacılık A.Ş için geçtiğimiz aylarda mahkeme iflas kararı verdi. Tekstil sektörünün önemli oyuncularından biri konumunda olan Eko Giyim, ihracatın yanı sıra mağazalaşma yoluna da gitmişti. Yıllık cirosu 110 milyon lirayı bulan şirketin iflasına giden sürecin başında ise, 2016'nın ikinci yarısında bankaların artan kredi baskısı, talepte yaşanan düşüş, kurlardaki yükseliş ile girdi maliyetlerindeki artış yer aldı. Mağazalarda ciroların yüzde 35 seviyesinde düşmesi, gözde marka için de sancılı bir sürece yol açtı. Ralph Lauren Corp, New York'un Beşinci Caddesi'ndeki flagship mağazası olan Polo mağazasını kapatıp, kurumsal iş gücünü azaltmayı hedefliyor. Marka Mart 2018 yılına kadar mevcut dijital operasyonunu geliştirip daha esnek platforma taşıyıp yılda yaklaşık 140 milyon dolarlık maliyet tasarrufu yapması bekleniyor. Bununla birlikte yeniden yapılanma şirkete 370 milyon dolara mal olacak -çalışanları işten çıkarma-kira sonlandırma ücretleri-stoklarla ilgili maliyetler. Urban Outfitters'ın CEO'su Richard Hayne Alışveriş merkezlerine son yıllarda çok fazla mağaza eklendi ve birçoğu aynı şeyi satıyor: giyim eşyası. Bu bir balon etkisi yarattı ve konutta yaşandığı gibi balon artık patladı dedi. Sonuçları görüyoruz: mağazalar kepenk kapatıyor ve kira ücretleri geriye çekiliyor. Bu eğilim yakın gelecekte de devam edecek. diyerek durumu aslında çok güzel özetlemiş. Credit Suisse Group AG analisti Christian Buss'a göre, yıl sonundan bu yana mağaza kapanışları, son ABD durgunluğunun yaşandığı 2008 yılının kapanış oranını aştı. Sektörün ekonomideki durumu çok ciddidir. Payless da iflasını açıklayan mağazalar arasında. Firma 400 mağazasını kapatıyor. Firmanın müşteri taleplerini karşılayabilmek için yaklaşık 22.000 çalışanı vardı. Yaklaşık 1000 mağazaya sahip olan Rue21 Inc. için ise piyasada bu ay içinde iflasa hazırlanıyor gibi haberler dolaşmaya başladı bile. Macy's Inc. bir yıl içinde çoğu kişiyi işte çıkarmaya ve 100 e yakın mağazalarını kapatmaya hazırlanıyor. Şirketin her piramidene baktık. Kıyaslamalar yaptık. Dikkatli ve emin adımlarla ilerliyoruz diyen Macy's başkanı Jeff Gennette doğru araçları sağlayacak ve gelecek için büyüme sağlayacak ekiple çalışmak istediğini de belirtti. Macy'nin stratejesi, Bluemercury mağazalarını,mağazalardaki Backstage off-price departmanlarını, e-ticarete önem vermek ve Alibaba'nın T-mall gibi Çin işletmesinde yer almayı içeriyor. 2016 yılının sonlarına doğru 250 milyon dolarlık gider oluştuğunu belirten Gennette, yıl kapanışında bu giderlerin oluşabileceğini öngörmediklerini de belirtti. Mağazaların kapatılması ile bu yıl 575 milyon dolarlık kayıp belirtiliyor. Fakat aynı zamanda mağaza giderlerinin azalması ve büyüme stratejileri oluşturmaları firmaya 550 milyon dolarlık gider tasarrufu sağlayacak. İnsanları işten çıkarmak ve mağazalarımızı kapatmak bizim için kolay olmadı. Tek tesellimiz bu aldığımız kararların gelecekte daha fazla büyüme ve başarıya olanak sağlamasıdır. diyen Macy's ceosu Lundgren hala başarılı ve karlı bir iş yaptıklarını belirtti. Mağazaları kapatmasınına ardında o mağazaların sağladığı düşük cirolar yatıyor. The Limited ise değişen tüketici tercihlerine yenik düşüyor. 250 mağazasını bu yıl Ocak ayında kapattığını açıklayan firma, akıllara sadece dijital girişimciliğe doğru mu gidiyor sorusunu getirdi. Sitesinde ülke genelindeki tüm mağazalarımızın resmi olarak kapatıldığını söylemeliyiz. Fakat bu bir veda değil, sevdiğiniz stillerimize hala online olarak sahip olabilirsiniz. Günün her anında da tıklanmaya devam ediyoruz şeklinde bir haber yayınladı. Sektördeki olumsuz konjonktürün nedenleri kurdaki sert yükseliş sonrası Euro bazlı AVM kiraları nedeniyle artan maliyetler, kur artışının ürün fiyatlarına yansıtılması sonucu alım gücü düşen tüketici talebi, bazı segmentlerde kredi kartı taksit sayısının sınırlanması ya da tamamen kaldırılması, AB dışından ithal edilen ürünlere getirilen ilave gümrük vergisi ve yatırımcıların belirsizlik barındıran piyasaya yatırım yapmak istememeleri. Bunlara ek olarak hazır giyim sektöründe hızlı çıkış yapan firmalar plansız büyüme sonucu stok yönetimi yapamadıkları için iflasla baş başa kaldılar. Şirketin ve çalışanların hızlı büyümeye ayak uydurmaları da çok önemli bu noktada. Büyüme stratejilerini sadece reklam ve promosyona dayandıran firmalar ise büyük yanılgıya düşüp batış hikayelerini başlattılar. Sektörde talepler dönemlere ,mevsimlere göre hızla değişiklik gösterir. Firmaların tüketicileri takip etmesi ve sektördeki büyükleri takip etmenin yanı sıra farklı tasarım, kumaş ve ürünlerle kendi farkını ortaya koyması gerekir. Markalar bir süre sonra farklılığını ortaya koymazsa müşteri talepleri de bununla aynı doğrultuda düşer. Firmaların sadece AVM'lerde bulunma isteği ise son derece yanlış bir strateji. Aslında AVM'lerin yanı sıra şehir merkezlerinde de potansiyel müşteri gruplarının olduğunu gözden kaçırıyorlar. İşletme sermayesi, stok yönetimi ve nakit akışları konularında sorun yaşayan firmaların, büyümeyle birlikte aslında kadrolarını geliştirmediklerini görüyoruz. Bu da finansal yönetimin zayıflığına dikkat çeker. Şirketler sektöründeki diğer birçokları gibi günümüzün müşteri taleplerini etkin bir şekilde karşılayıp, diğer şirketlerle rekabet edebilmek için stratejilerini yeniden düzenlemelidir. AVM de bulunma maliyetleri her ne kadar markalar için artsa da; Koton Yönetim Kurulu Başkanı Yılmaz, Koton'un büyümesinde AVM'nin katkısına dikkat çekti, Türkiye'de 2016 yıl sonunda yaklaşık 2 milyon ziyaretçiyi ağırlayan AVM'lerin yıl sonu ciroları yaklaşık 110 milyar TL. 1995 yılında 12 olan AVM sayısı, günümüzde yaklaşık 443'e ulaştı. 2016 ve 2017 yıllarında yıllık %10 büyüme gerçekleşti. 2018 yılında büyümenin yavaşlaması bekleniyor ve %2 olarak tahmin ediliyor. Öngörülen AVM sayısı ise 454."} {"url": "https://modakariyeri.com/perakende-sektorunde-is-imkanlari/", "text": "Perakende sektörü dünya çapında istihdam sağlayan, üreticiyle müşteriyi buluşturarak ekonomiye önemli katkıda bulunan, pazarın nabzını tutan çok önemli bir sektör. Amerika Birleşik Devletleri dünyanın en büyük perakende sektörüne sahip ve bunun neticesinde en büyük istihdam sağlayıcı olarak da bu ülkeyi görüyoruz. İstatistikler Şubat 2022 yılında Amerikan perakende sektöründe 15 Milyondan fazla kişinin çalıştığını gösteriyor. Türkiye'ye gelirsek, TÜSİAD Perakende Çalışma Grubu tarafından Haziran 2021'de yayınlanan Perakendenin Geleceği raporuna göre 1,4 trilyon TL'ye ulaşan ciro hacmi ve son beş yılda yıllık ortalama %17'lik büyüme ivmesiyle ülkemiz ekonomisinin sürükleyicilerinden biri olan perakende sektörü, gayrisafi milli hasılamızın yaklaşık %20'sine tekabül etmekte, ciro hacmi olarak ise dördüncü sırada yer almaktadır. 900 bini organize perakendede olmak üzere toplam 2,5 milyon kişiye istihdam sağlayan sektör, 2020 yılında toplam istihdam içerisinde yaklaşık %10'luk bir paya sahip olmuştur. Bu kadar önemli bir sektörde elbette çok fazla iş imkanı var. Fakat perakende sektörü gerek çalışma şartlarının zorluğundan gerekse kariyer imkanlarının tam olarak bilinmemesinden dolayı özellikle genç mezunlar arasında çok tercih edilmiyor. Oysaki moda sektöründe ne iş yaparsanız yapın perakende tecrübesi çok büyük deneyim ve avantaj sağlar. Kariyerine mağazacılıkta başlayan biri perakende sektöründe birçok meslek dalında çalışmaya devam edebilir. Anlatsin.com için perakende tecrübesinin önemini aşağıdaki videoda anlatmıştım. Mağaza içerisindeki tüm idari işlerden, ürün satışı, müşteri ilişkileri, stok yönetimi ve personel yönetimi ile ilgili tüm konulardan sorumludur. Operasyon sorumlusu ya da Bölge/Ülke Yöneticisi'ne raporlama yapar. Mağaza müdürleri çok farklı alanlarda deneyim kazandıklarından kariyerlerinin ilerleyen zamanlarında tercih ettikleri alana göre bir perakende markasının bölge müdürü, ülke müdürü, operasyon müdürü, satın alma müdürü veya CRM müdürü olabilirler. Mağaza yöneticileri genellikle mağaza ekibinde satışta işe başlayıp yıllar içinde deneyim kazanarak müdürlük pozisyonuna gelirler. Bazen de perakende şirketleri yönetici yetiştirme programları aracılığıyla yönetici yetiştirirler. Sektörün en önemli ve en çok aranan pozisyonlarından biridir çünkü marka ve müşterinin buluştuğu nokta olan mağazanın her detayıyla yönetiminden sorumludur. Mağaza müdürleri mağazanın temel performans göstergelerinden ve ekibin eğitimi ve motivasyonundan sorumludur. Mağaza ekibinin satış performansı motivasyon düzeyi ve eğitim/koçluk imkanlarıyla doğru orantılıdır. Mağaza müdürü olacak kişinin hem analitik düşünce yeteneğine, hem de güçlü liderlik becerilerine sahip olması beklenir. Farklı departmanlarla işbirliği yapabilmek, iyi iletişim kurabilmek ve çalıştığı sektörle ilgili bilgi sahibi olmak da bu pozisyonda çalışanlar için önemlidir. Mağazadaki ürünlerin en kısa sürede, en fazla adette/değerde satılmasından sorumludur. Bunun yanında satışını yaptığı markayı/markaları iyi tanıması, ürünleri müşteriye marka ruhunu yansıtarak anlatabilmesi gerekir. Satış danışmanı markaların müşterilerle buluştuğu noktadaki kilit kişilerdir. Moda sektöründe çalışan satış danışmanlarının kumaştan kesime, malzeme bilgisinden styling becerisine farklı konularda kendini geliştirmesi ve moda akımlarını takip etmesi çok önemlidir. Perakende şirketleri bu amaçla ekiplere sezonluk eğitimler verir. Zira günümüz müşterisi bilgili, meraklı ve araştırmayı seven bir müşteri. Forbes'da yayınlanan bir yazıya göre akıllı telefonu olan kişilerin yüzde 82si bir mağazada alışveriş yapmadan önce telefonlarında araştırma yapıyor. Satış ekibi, mağazada ağırladığı kişilerin mağaza ve markaya sadık müşterilere dönüşebilmesi için çalışır. Özellikle lüks perakende sektöründe satış danışmanlarının müşteri portföyü geliştirmesi beklenir. Bu müşteri portföyü satış danışmanının satış performansının sürdürülebilir olmasını sağladığı gibi, mağazanın düzenli bir trafiği olmasına da katkıda bulunur. Markaların online mağazaları da aynı fiziksel mağazalar gibi bir ekibe sahip. Online satışta müşteri yönetimi farklı olsa da, e-ticaretin de bir yöneticisi ve satış ekibi var. E-ticaret yöneticileri satış kanallarındaki ürün fiyatlandırma ve kampanya takiplerini yaparlar. E-ticaret sitesinin müşteri kazanması, siteye gelen ziyaretçilerin satın alma davranışları, mağazanın hedef kitlesine uygun iletişim ve pazarlama stratejilerinin geliştirilmesi e-ticaret yöneticisinin sorumluluğundadır. E-ticaret yöneticileri bazı durumlarda sitenin ürün kataloglarının çekimlerine de katılır. Ürün yönetimi ve styling uzmanlarıyla işbirliği yaparlar. Sitenin satış performansının artırılması için rakip analizi yapar ve dünyadan e-ticaret trendlerini takip ederler. Ürünlerin mağaza giriş tarihine ve koleksiyonda çizilen temalara uygun vitrin ya da mağaza içi görsel düzenlemesini yapar. Amacı hem mağazaya giren kişi sayısını arttırmak, hem de mağazaya giren potansiyel müşterilerin daha fazla zaman geçirmesini ve satın almasını sağlamaktır. Bu amaçla rutin mağaza düzenlemeleri yapar ve mağaza ekibi tarafından uygulanmasını sağlar. Mağaza içinde müşterilerin davranışlarını takip ve analiz eder, buna göre mağaza düzenlemesinde iyileştirmeler yapar. Görsel düzenleme sorumluları bazen sadece bu görevle ilgilenir, bazen de hem satış hem düzenleme yaparlar, Bu görevde olan kişiler hem markanın estetiğini çok iyi tanımalı hem de moda akımlarını takip etmeli, güncel kalmalıdır. Aynı zamanda styling bilgisi ve el becerisi önemlidir. Sezonun temasına ya da yapılacak kampanyalara uygun vitrin hikayelerini tasarım ekibiyle birlikte belirler; hikayeye uygun dekorun tasarımını yapar; dekor üretim sürecini yönlendirir. Görsel düzenleme sorumlularının mağazalardaki vitrin ve mağaza içi düzenlemesini yapabilmesi için onları yönlendirir, eğitir ve destek verir. Vitrin tasarımcıları sezonluk vitrinleri önceden belirleyerek mağazalara bilgi verir. Bir marka için önemli olan, satış yapılan müşterinin düzenli bir müşteriye dönüşmesi; yani mağazalara geri gelmesidir. CRM yani Müşteri İlişkileri Yönetimi ekibi, müşterinin markayla bağ kurabilmesi için düzenli olarak müşteri veri tabanları oluşturur, müşterileri talep ve zevklerine göre kategorize edebilmek için mümkün olan en detaylı bilgiyi toplar, müşterilere en doğru iletişim yolu ve sesiyle ulaşabilmek için gerekli stratejileri geliştirir. Mağaza ekiplerine destek verir. Pazarlama ekibiyle işbirliği içinde etkinlikler, davetler ve özel kampanyaların organizasyonunda çalışır. Markanın müşteri portföyünün gelişmesi için stratejiler geliştirir. Bu departman bir markanın satışlarının sürdürülebilirliğini sağlamak açısından büyük önem taşır çünkü müşteri sadakatini hedefler. Satın alım sonrası müşteri taleplerini dinler, problemlerin çözümüyle ilgili muhatap kişi/kişilerdir. Satış sonrası sıkıntıların çözümü konusunda mağaza yönetimi, ürün ya da satınalma departmanı ile birlikte çalışır. Müşteri memnuniyetini sağlamak önceliğidir. Bu departmanda çalışanlar bir çağrı merkezi veya internet sitesinden ya da mağaza içinden çalışıyor olabilirler. Birkaç dil bilmeleri farklı müşterilere destek olabilmeleri açısından önemlidir. Mağazada satılacak koleksiyonların seçimini yapar. Genelde bir sene önden ilerler, planlama departmanı, mağaza müdürleri/perakende müdürleri ile birlikte çalışır. Önceki yılın satış performanslarını, bulunduğu yıl için verilen bütçe ile harmanlar. En doğru ürün paketini oluşturur. Bu ürün paketini oluştururken satın alma bütçesinin önce ana kategorilere sonra da alt ürün kategorilerine dağılımını yapar. Satınalma sorumlusu bu ürün dağılımını titizlikle her sezon yapar ve sezondan sezona satış performanslarını takip eder, öngörülerini bu analizlere göre yapar. Trendleri takip eder, pazar araştırması ve rakip analizi yapar. Mağaza müşterilerinin satın alma davranışlarını düzenli olarak inceler. Mağazalardan geri bildirim alır. Bu departmanda çalışanlar için mağazadaki koleksiyonların satış yüzdesi önemlidir. Sell-through dediğimiz bu satış performans yüzdesi, sezonda mağazaya giriş yapan ürün sayısının yüzde kaçının sezon içinde satıldığını gösterir. İndirim öncesi satış yüzdesi ne kadar yüksekse, satın alma aşaması o kadar verimli olmuştur denebilir. Bu yüzdeyi etkileyen birçok faktör vardır. Ürünlerin mağazaya geliş tarihi, müşterilerin satın alma trendleri, ekonomik etkenler, marka/ürünün hedef kitleye uygunluğu gibi. Satınalma ve merchandising ile ilgileniyorsanız bu yazımızı da okuyun. Satınalma aşamasından itibaren bütçe planlaması yapar, alımı yapılacak ürünlerin bütçe dağılımını satınalma departmanı ile belirler, geçmiş satış rakamlarını düzenli olarak takip eder. Amacı satın alma için yeterli bütçe ayırırken aynı zamanda bütçe dışına çıkmayı engellemek ve karlılığı korumaktır. Mağazalardaki ürün, demirbaş stoğu, envanter yönetimi, mağaza açılışları, renovasyonları, kapanışları; personel operasyonları ile ilgili tüm idari işlerden sorumludur. Mağaza yöneticisi, bölge yöneticisi ve/veya perakende müdürü ile işbirliği içinde çalışır. Satınalma departmanı tarafından alımı gerçekleşen ürünlerin istenen tarihlerde mağazalarda olabilmesi için üretici, tedarikçi, gümrük ve depo arasında koordinasyonu sağlar. Bu pozisyon ürünlerin doğru zamanda, hasarsız şekilde müşteriye ulaşabilmesi için kilit bir pozisyondur. Mağaza ağının koleksiyon lansmanlarını doğru zamanda yapabilmesi, stok açığı olmaması, en çok satılan ürünlerin mağazalarda yer alması gibi konular satış rakamlarını direkt etkilediğinden, bu pozisyonda çalışan kişinin verimliliği çok önemlidir."} {"url": "https://modakariyeri.com/peter-do/", "text": "İnsanları izlemeyi seviyorum, bir şeyle mücadele ettiklerini gördüğümde, düzeltmem için bana ilham veriyorlardiyor Do. Hoş, tasarımcının aynı zamanda bir problem çözücü olduğunu varsayarsak söylediklerinde haksız sayılmaz. Ortaya çıkardığı işler de bunu tasdikler nitelikte. Kendisi ve ekibi, asıl amaçlarının hem fonksiyonel hem giyilebilir kıyafetler üretmek olduğunu söylüyorlar. Yani her çağın, özellikle de rahatına oldukça düşkün olan bizim çağımızın ihtiyacı olan tasarım yaklaşımı. Onun felsefesi: Kadınların içinde yaşayabileceği kıyafetler. Yani, gündelik işlerini halleden ve bunu yaparken havalı görünen ve aptalca trendleri hesaba katmak için her mevsim dolaplarını yeniden elden geçiren kadınlar için kıyafetler. Sabahları ellerine gelen herhangi bir parçayı giyebilmeleri ve iyi göründüklerini bilmeleri gerekir, diyor Do. Peter Do Vietnam asıllı, 14'ünde ailesiyle Philadelphia'ya göçmüş, New York çıkışlı bir yetenek. Fashion Institute of Technology'den mezun olduktan ve 2014 LVMH mezunlar ödülünü kazandıktan sonra Phoebe Philo döneminde 2 yıl Celine'de çalışması (o kadar çok çalışıyorduk ki 2 yıl 10 yıl gibi geldi, diyor) kariyerinin ilk basamağı. Bu yıllar onun için oldukça kıymetli çünkü söylediğine göre bu dönem, çok iyi yapılmış bir kıyafetin nasıl ortaya çıktığına birinci elden şahit olduğu bir dönem. Ayrıca Celine'i onun için oldukça özel kılan sebeplerden biri de kendi yolunu çizme arzusunu hayatının Celine döneminde fark etmiş olması. Sonrası hızlı gelişti aslında. Do, Celine'deki işinden istifa etti, New York'a geri döndü, Derek Lam'de işe girdi. Böylelikle hem geçimini sağlayabilecek hem de kendi iş planını oluşturabilecekti. Ekibini kurdu ve hemen çalışmalara başladılar. Her ne kadar çevresindeki insanlar ona hazır giyime yönelmesi gerektiğini, kimsenin yeni çıkmış birinden lüks giyim satın almayacağını söylese de o bildiğinden şaşmadı. Çünkü sadece lüks kumaşları ve kalıpları biliyorum dedi. Marka içindeki sürdürülebilirlik sorunlarını ele almak için, sadece sipariş üzerine toptan kıyafetler ve sınırlı sayıda özel dikim parça üretme ve kalan kumaşları önümüzdeki sezon yeniden kullanma kararı aldılar. Ayrıca kullandıkları kumaşlar arasında Do'nun Fashion Institute of Technology'de okurken geliştirdiği Spacer isimli kumaşı da oldukça dikkat çekiyor. İnce fakat yalıtımlı, kırışmayan ve giyilebilir bir kumaş."} {"url": "https://modakariyeri.com/pierre-cardin/", "text": "Fransız tasarımcı Pierre Cardin, 1922'de Italya'nın San Biagio di Callalta şehrinde doğmuştu. Fransa'da eğitim gören Pierre, başarılı bir kariyer hikayesine dönüşecek yolculuğa oldukça erken yaşta, 14 yaşındayken bir terzi yamağı olarak başlayarak kıyafet tasarım ve dikişinin temel öğelerini öğrenmişti. Daha sonra 17 yaşında Vichy'de bir terzinin yanında çalışmak üzere evden ayrılmış, burada kadınlar için takım elbise üretmeye başlamıştı. Genç Cardin, II. Dünya Savaşı esnasında Kızıl Haç'ta çalışmaya başladığında, bu, hayatı boyunca sürdüreceği hayır işlerinin ilki olmuştu. Savaştan sonra, 1944'te, artık Paris'te yaşayan 22 yaşındaki Cardin, önce mimarlık konusunda eğitim aldı, daha sonra ise ünlü Paquin Moda Evi'nde çalışmaya başladı. Daha sonra Elsa Schiaparelli'yle çalışmaya başlayan Pierre Cardin, Balenciaga'ya başvurulduğunda reddedildi ancak, 1947'de Christian Dior'un tayyör atölyesinin başına getirildi. Bu şekilde 1950'li yılların feminen siluetine damgasını vuran ünlü New Look koleksiyonunda çalıştı. Birçokları tarafından Dior'un ardından markanın başına geçeceği tahmin edilen Cardin, bu kehanette bulunanları şaşırtarak 1950'de kendi moda evini açtı. Başlarda, 1946'da Jean Cocteau'nun Güzel ile Çirkin filminin kostümlerini yaparken tanıştığı kostüm tasarımcısı ortağı Marcel Escoffier ile birlikte sadece kostüm tasarımına odaklanıyordu. 1951'de Venedik'te Palazzo Labia'da düzenlenen ve yüzyılın partisi olarak anılan, ünlü isimlerle tıka basa dolu maskeli balo için otuz adet kostüm hazırlaması, ismini duyurmasının anahtarı olmuştu. Böylece, 1953'te Haute Couture üretimine başladı. 1957'de ise Paris'te erkek giyim mağazasını Adam adı altında açacaktı. Pierre Cardin'in tasarım estetiği, mimariye olan tutkusunu yansıtır şekilde, geometrik şekillerle özdeşleştirilmişti. 1960'lı yıllara damgasını vuran fütüristik tutum, kendisinin tasarımında avant-garde bir şekilde vücut buluyordu. Kıyafetlerinin kimisi kesimleriyle geometrik şekiller oluşturuyordu, diğerleriyse yuvarlak ve dörtgenlerle süslenmişti. Aynı zamanda vinyl, metalik kumaşlar ve kocaman fermuarlar gibi uzay çağı çağrışımı yapan malzemeleri kullanmayı da ihmal etmiyordu. Pierre Cardin, hem bir ilham kaynağı, hem de potansiyel Couture pazarı olarak yüzünü Japonya'ya dönen ilk batılı tasarımcılardan olmuştu. 1957'de Japonya'ya gitmiş, bir yandan ülkenin modasını incelerken, bir yandan da işini büyütmek için yeni imkanlar gözlemişti. Japonya'da bir moda okulu olan Bunka Fukusoi, Cardin'i fahri profesör ilan etmiş, orada Cardin bir aylığına üç boyutlu kesimler üzerine ders vermişti. 1962'de aynı okulda yılın tasarımcısına verilecek bir Pierre Cardin Ödülü başlatacaktı. 60'lı yıllara damgasını vuran güçlü tasarım estetiği ve avant-garde duruşu bir yana; Pierre Cardin'in moda tarihine en büyük etkisi, hazır giyim sektörüne bulunduğu katkılardır. Cardin, günümüzde artık alıştığımız, ancak kendi zamanına göre skandal etkisi yaratan yeniliklere imza atmıştı. Öyle ki, 1959'da Paris'te büyük Printemps mağazası için bir koleksiyon yaratan ilk Fransız tasarımcı olduğundan, sıkı kuralları olan Couture Sendikası'ndan atılmıştı. O zaman Haute Couture tasarımcılarının özel müşterilerle çalışmasına alışıldığı için bu hareketinin couture'ün geleceğine bir tehdit olarak algılanmasının atılma sebebi olduğu söylenir; hikayenin bir diğer versiyonunda ise, Sendika basının bu hamlesini duyurmasını engellemesinden dolayı Cardin'in sendikadan istifa ettiği yönünde... Ancak her halükarda bu kutuplaşma uzun sürmemişti; Cardin'e sendikada yerinin geri verilmesinin çok uzun sürmemesiyle kalınmamış, hemen ardından birçok tasarımcı bu yolda onu takip etmişti. 1960'larda ise tasarımcı, tamamı kendi logosunu taşıyan bir koleksiyon piyasaya sürerek yine izleyenleri şaşırtmıştı. Bunu takiben, Cardin, lisans hakkı verme konusunda moda dünyasında bir çığır açmıştı, kısa sürede logosu her yerde görülür hale geldi. Pierre Cardin'in moda dünyasında etkisi çokça tartışmaya yol açsa da, önünü çektiği yeniliklerin moda dünyasında büyük etkisi olduğu su götürmez bir gerçektir. Moda dünyasının ekonomik olarak en başarılı tasarımcılarından biri olarak 95 yaşında Cardin, halen markasının başında, tasarlamaya ve işini yürütmeye devam ediyor. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır. Moda Tarihi Kütüphanesine Gider Moda Tarihi serisinin tüm yazıları için tıklayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/pirelli-takvimi/", "text": "Modellerle süslü sayfaları ve cesur pozlarıyla dünyanın en ünlü takvimi o ... Pirelli takvimi yani kısaca bilinen adıyla The Cal. Pirelli Takvimi denince çoğumuzun aklında canlanan şey Amerika'da bir kamyonun içinde asılı bol miktarda çıplak görsellerle dolu sayfalar. Bunların doğru olup olmadığı tartışılsa da Pirelli takvimi aslında bilinenden çok daha fazlasını sunuyor. Pirelli Takviminin çıkış hikayesi 1963 yılına dayanıyor. İtalyan lastik firması Pirelli, İngiliz rakipleriyle rekabet edip, bir farklılık yaratmak amacıyla bir takvim yaratmaya karar veriyor. O zamana kadar yapılmış hem en iyi hem de en ses getirici takvim olması için dönemin ünlü sanat yönetmeni Derek Forsyth ve fotoğraf sanatçısı Terence Donovan tarafından çekilen ilk takvim Pirelli'nin beklediği etkiyi yaratmayı başarıyor. The Cal'ın oluşturulma amacı hem farklılık yaratmak hem de seksi resimlerle erkeklerin dikkatini çekmekti. Günümüzde fazlasıyla alışık olduğumuz ve kötü bir marketing yöntemi olarak gördüğümüz sex appeal 60'lı yıllarda yükselmekte olan bir trend olduğu için Pirelli takvimi amacına ulaşıp, şok etkisi yaratarak gündeme oturmuştu. 1960'lı yıllarda Pirelli takvimi, aslında takvimin adına uygun bir şekilde Pirelli ürünlerinin de fotoğrafın içinde kullanıldığı görsellerden oluşmaktaydı. Amaç sadece fotoğraf ve ünlü kadınları kullanarak Pirelli'nin ürünlerine dikkat çekmekti. Yıllar geçtikçe odak noktası Pirelli ürünlerini kullanmaktan çıktı; Pirelli artık sadece takvimin sponsoru olarak anılıyor. Dönemin petrol krizi sebebiyle 1963 yılından 1974 yılına kadar devam eden takvim, 1975 yılından 1983 yılına kadar bir mola veriyor. 'Süpermodel' kavramının hayatımıza giriş yaptığı 80'ler ve 90'larda ise Pirelli takvimi ara verdiği döneme rağmen tüm görkemiyle koleksiyonerler ve basının odak noktası olmaya kaldığı yerden devam etti. Naomi Campbell, Kate Moss gibi dönemin 'supermodellerinin' sayfalarını süslediği takvime aslında moda ve mankenlik dünyasının aklınıza gelebilecek her fenomen ismi mutlaka bir kere yer almıştır. Fotoğrafçılar da en az içinde yer alanlar kadar fenomen isimler. Terry Richardson, Patrick Demarchelier, Mert & Marcus ve Mario Testino gibi isimler sık sık takvim için çekim yapmış olan ünlü fotoğrafçılar. Fotoğrafçı Annie Lebowitz tarafından 2000 yılı takvimi için Rubens ve Botticelli'nin tablolarından ilham alarak çektiği tamamı çıplak takvim. 1987 yılında Naomi Campbell'ın ilk defa yer aldığı ve Terence Donovan tarafından çekilen etnik ilhamlı çekim. 2016 yılında Annie Lebowitz'in Pirelli takvimi için 2. kere objektife geçmesiyle takvim bambaşka bir imaja bürünmeye başladı. Sadece erotik görünen çekimlerin yerine daha sanatsal ve 'güçlü kadını' temsil eden, ilham veren kadınların kullanıldığı çekim Pirelli takvimini 1 yıl içinde çok farklı ve daha sanatsal bir konuma oturtmayı başardı. Pirelli takviminde önceki yıllarda mankenler ve genç kadınlar kullanılırken, bu sefer bloggerlar, iş kadınları, tasarımcılar ve farklı yaş gruplarındaki kadınları kullanarak kusur kabul edilen vücut yapılarına photoshop yapmayarak belki de tarihindeki en önemli sayılardan birini oluşturdu Annie Lebowitz. Bu sayı için Yoko Ono, Shirin Neshat, Patti Smith ve Tavi Gevinson, Serena Williams gibi isimler fotoğraflandı. İşte en zorlu konulardan biri bu. Dünyada her sene yaklaşık 20,000 kopya yapılan takvimi dışarıdan satın alamıyorsunuz; Pirelli tarafından seçilmiş isimlere gönderiliyor. Belki de ününün bu kadar yayılmasının sebeplerinden birinin de az sayıda üretilip, satışa açık olmaması; bu gizem ve zor ulaşılırlık takvimin cazibesini arttırıyor. Günümüzde kazandığı bu bambaşka perspektifin yanı sıra Pirelli takvimi için çalışmak ve bu takvimde yer almak aslında bir çeşit mesleki başarıyı simgeliyor. Takvime ulaşmanın zorluğu bir yana, tüm dünyada fanatik Pirelli koleksiyonerleri var. Bir dikkat çekme yöntemi ve pazarlama stratejisi olarak başlanılan bu takvimin günümüz popüler kültüründe ulaştığı konum ise bize bir kez daha Pirelli takviminin önemini gösteriyor. Takvimin ünü sadece çıplaklık değil, 'ünlülerin çıplaklığı'. Pirelli takviminde anonim modeller değil, her dönemin dünyaca ünlü kadınları sayfaları süslemesi kurulduğu zamandan beri süregelen bir durum. Ünlüler ve çıplaklık ne kadar klişe görünse de takvimin oluşmasındaki sıradışı ve etkileyici görsellerden bahsetmemek olmaz. Pirelli'yi bu derece ünlü yapan bir nokta da fotoğrafçılara sınırsız özgürlük vermesi. Konsept, kıyafetler, mekan kısacası herşey onların yaratıcılığına bağlı, sahip oldukları büyük maddi bütçe de cabası. Fotoğrafçılara herhangi bir müdahalede bulunmayan Pirelli, onlara istediği sanatsal özgürlüğü sağlayarak yaratıcı ve kışkırtıcı resimlerin çıkmasına zemin hazırlıyor. Herhangi bir moda dergisinde göremeyeceğiniz yaratıcılık ve limitleri zorlama Pirelli takvimi tarafından gerçekleştirebiliyor. Fotoğrafçı Peter Lindbergh tarafından çekilen bu yılın takvimini tek bir kelimeyle özetlememiz gerekirse kelimemiz duygusal olur. Nicole Kidman, Uma Thurman, Penelope Cruz gibi isimlerin yer aldığı çekimdeki yoğunluğu ve derinliği şimdiden hissedebiliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/punk-tatli-ve-guclu-pembe-renginin-moda-dunyasindaki-yolculugu/", "text": "Hillary Clinton'ın First Lady olarak Nisan 1994'te yaptığı ilk basın toplantısı tarihte pembe basın toplantısı ve tatlı ve pembe basın toplantısı olarak yerini alalı yıllar oldu. Clinton Beyaz Saray'da düzenlediği bu basın toplantısında vergiler hakkında konuşurken tüm dikkatler üzerindeki pembe ceket ve içlikteydi. Hatta Washington Post'un moda eleştirmenlerinden Robin Givhan, First-Lady'nin kıyafeti için Bu pembe moda bir takım değil, bir pazarlama taktiği açıklamasını bile yapmıştı. Moda tarihinde hiç bir renk pembe kadar pop psikolojiyle ilişkilendirilmedi. Bunun sebeplerinden biri de bir sürü kültürde pembenin kadın üniforması olarak akıllarda kalması. . Pembenin feminenlikle bağlantısı aslında o kadar da geriye dayanmıyor; aynı şekilde feminenlik bu rengin tek çağrıştırdığı anlam değil. Podyumlarda pembe rengine rastladığımızda bu rengin anlamını hep diğer renklerden daha farklı çözümlemeye çalışıyoruz. Kanye West 2012 yılında ... pembe rengi varken insanlar niçin maviyi seçsin ki? Pembe kuşkusuz çok daha iyi bir renk demişti. Miuccia Prada'dan Karl Lagerfeld'e kadar yıllar boyunca pek çok tasarımcı moda dünyasında hep bu konuyu tartıştı. 2014 yılında The Museum of Fine Arts Boston'da gerçekleşen Think Pink Pembe Düşün sergisi bu rengin zaman içinde nasıl kadınlara hitap eden bir renge dönüştüğünü açıklıyordu. Eserlerde 1700'lerde hem kadınların hem de erkeklerin pembe giydiğini gösteriliyordu. Hatta 18. yüzyılda resmedilmiş iki erkek çocuğuna ait portrelerde çocukların brokar pembe elbiseler giydiği görülüyordu. Bu durumu akademisyon Jo Paoletti kitabı Pembe ve Mavi'de şöyle açıklıyor: ...yıllar boyunca pembe sağlık ve gençlikle özdeşleşmiş bir renkti. Boston'da bulunan bu sergi aynı zamanda 1918 yılına ait erkek çocukları için bir kıyafet katalogunu da sergiliyordu. Küratör Michelle Finamore'a göre pembe hem güçlü hem de tutkulu bir renk. Ne de olsa pembe kırmızı'dan oluşan bir renk. Pembe renginin kadın modasında daha etkin olması ise 2. Dünya Savaşı sonrası Christian Dior'un romantik New Look'u ortaya çıkarmasıyla oldu. 'New Look' savaş dönemindeki depresif ruh hali ve kumaş kısıtlamaları altındaki modaya bir reaksiyon olarak ortaya çıkmıştı. Savaş sonrası erkekler yavaş yavaş iş dünyasına dönmeye başlamışlardı ve kadınlar da yeniden evlerindeki hayatlarına dönüyorlardı. Bu dönemde kadınlara yönelik bir pazarlama stratejisi olarak birçok firma, pembe tonlarında ev eşyaları piyasaya sürdü. Pembe, artık kadınlara yönelik eğlenceli ve moda bir renk olmuştu. Açık pembe ve gri Dior'un New Look'undaki yapıtaşı renkler arasındaydı. Ama tasarımcı yine de pembeyi feminen dürtülerler uyandırması için seçmemişti. 1948 yılında verdiği bir röportajda ben uyumlu bir adamım ama vahşi zevklerim var. diyordu. Bir başka pembe dahisi Elsa Schiaparelli ise iki dünya savaşı arasında pembenin farklı bir tonunda öncü oldu. Schiaparelli'ye göre pembe aydınlık, imkansız, cüretkar ve hayat veren bir renk. Schiaparelli'nin en sevdiği kırmızı tonu ve biraz beyazın karışımı olan bu renk kendi deyimiyle shocking pink- şok eden pembe olarak anılıyor. 1937 yılında Shocking! olarak adlandırdığı parfümüyle aynı isme sahip olan bu renk Dior'un floral tonlarından çok daha fuşya bir tona sahip. Schiaparelli'ye göre bu renk hem şok edici hem de saf. Kay Thompson ve Audrey Hepburn'un rol aldığı ünlü film Funny Face'de söylediği Think Pink şarkısı gibi 50'li yıllarda pembe yeni şeyler simgeliyordu. Şampuanlardan, diş macunlarına hatta mutfak musluklarına kadar pek çok yerde pembe kullanılmaya başlanmıştı. Pembe, modern dünyanın daha doğrusu dönemin tüketim toplumunun simgesi haline gelmişti. 1990'lı yılların ortalarındaki ekonomik gelişmeyle Gianni Versace ve Karl Lagerfeld plastik pembesi rengini sıklıkla kullanır oldular. Chanel'in S/S 96 defilesinde Claudia Schiffer'ın podyumda Chanel logolu pembe eşofmanlarla yürümesi unutulmaz anlardandı. Pembe renginin ticari cazibesi ise Miuccia Prada'yı yıllarca bu rengi kullanmaktan uzak tutan gerekçeydi. Miuccia Prada Sonbahar/Kış 15 koleksiyonunda hayvan printleri, şeker pembesi tonlarında parçalar sergilediği defilesinin ardından yaptığı tüm dünya sıradanlığa doğru gidiyor. Bu yüzden de bu şov hayvan printleri, pembe kurdelalar ve semboller üzerineydi- insanlar bunları istiyor. açıklaması moda dünyasındaki pembe tartışmalarında önemli bir etki yarattı. Pembe rengine karşı her zaman biraz soğuk ve dikkatli davranan tasarımcı, 2004 yılında The Independent'ta açıklamasında pembe ayakkabıları kıskanarak büyüdüğünü çünkü annesinin o küçükken sadece kahverengi ayakkabılar giydirdiğinden bile bahsetti. Pembe rengi aslında yıkıcı bir imaja da sahip. Bu büyük ölçüde punk'ın etkisine bağlı. Terry ve Tricia Jones tarafından kurulan ve ilk defa 1980 yılında yayınlanan I-D'nin ilk kapağı pembe rengindeydi. Siouxsie Sioux gözkapaklarını elektrik pembesi renginde boyarken, Courtney Love pembe elbisesiyle ve Kathleen Hanna ise denizkızı Ariel logosu olan pembe tişörtüyle poz veriyordu. Son senelerde ise pembe cinsiyet tartışmalarına karışan bir renk haline geldi. Özellikle de podyumlarda her iki cinsiyet için de kullanılabilirliğini yeniden kazanmaya başladı. Alessandro Michele İlkbahar/Yaz 17 koleksiyonu için dövmeli erkek mankenler üzerinde pembe üstler sergiledi. Uçuk pembe, Shayne Oliver'ın okul ilhamlı İlkbahar/Yaz koleksiyonunda hem erkek hem kadın mankenlerde kullandığı temel renk tonlarındandı. İlginç bir şekilde pembe, varsayılan cinsiyet sınırlarından çıkıp yeni yeni bir feminizm sembolü olarak kullanılmaya başlandı. Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen Kadın Yürüyüşünde yer alan pussy hatler bunun en büyük örneklerinden. Daha az göze çarpan örnekler arasında ise pembe renginin pop kültüründe gelişmeye başlayıp yeniden bir kadın ve güç sembolü olarak yapılandırıldığını görebiliyoruz. Rihanna'nın 2016 yılında VMA' deki pespembe şovu ve Blue Ivy'nin 2017 Grammys'de giydiği pembe ceketi bunlar arasındaki örneklerden. 90'lı yılların pembe pop-kültür ikonları arasında, giydiği tafta Ralph Lauren prenses elbiseyle 99 yılında Oscarlara katılan Gwyneth Paltrow'u gösterirken; günümüzün ise pembe pop-kültür ikonunu Cranes in the Sky klibinde giydiği pembe ceketiyle Solange olarak seçebiliriz. Klipte yer alan pembe kabarık pofuduk, katmanlı kıyafet, koruyucu ama bir o kadar da keyifli bir izlenim veriyor. Akıllara getirdiği tüm bu anlamların ötesinde aslında pembe sakinleştiren ve rahatlatan bir renk. 1960 ve 70'li yıllarda araştırmacı Alexander Schauss pembe renginin psikolojik anlamlarını araştırırken P-618 diye adlandırdığı bir ton geliştirdi. Daha sonraları Baker- Miller pembesi olarak adlandırılan bu tonun kalp atışı ve nabzı dengelemek, solunumu iyileştirmek gibi etkileri olduğu araştırmalarla keşfedildi. Tasarımcı Sander Lak'e göre hem ekonomik hem de siyasi olarak karışık bu dünyada daha sık pembe giymek iyi bir çare olabilir. Gerçekten de pembe giyerseniz, daha mutlu hissedeceksiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/raraatelier/", "text": "Elinde iki büyük naylon poşet, içlerinde bir dolu yeni koleksiyon çantalar! İnternet sayfası için çekime gitmeden önce Rara Atelier markasının biricik kurucusu ve sahibi Dilan Bozdağ ile sabah kahvelerimizi içtik, biraz da iş konuştuk. Rara'nın hikayesini, Dilan'ın sıcakkanlı ve egosuz üslubuyla ondan dinleseniz bayılırsınız, ben de burada anlatmaya çalışacağım. Dilan Bozdağ, Bilgi Üniversitesi Psikoloji mezunu. Üniversite bittikten sonra hızını alamayarak merak ettiği, ilgisini çeken pek çok şeyle ilgilenmeye başlamış. Insanın kendi potansiyelini bulması önemli hayatta, diyerek '90 kuşağına mensup bendenizi kalbinden vuruyor daha röportajın 5 dakikası dolmadan. Potansiyelinizi bulamadığınız sürece hiçbir şey sizi tatmin etmiyor, diye de ekliyor. Ailem uzun zamandır deri imalatıyla uğraşıyor. Tuzla'da deri üretimi yaptığımız bir fabrikamız var. 25 sene evvel de Kadıköy'de deri mağazamız vardı. Şu an ki bilinen deri markaları ve kendi ürünlerimiz orada satılırdı... Küçüklükten beri deri ve tekstile aşinaydım yani. Kurumsal hayat bana gore değildi. Yine de birçok başvuru yaptım; hiçbiri olmadı. Ben de bunu bir işaret olarak gördüm. İlk modellerle şimdikileri karşılaştırsan şok olursun! Yavaş yavaş ne istediğini bulmaya başlıyorsun. Ustayla da iyi anlaşmaya başladıktan sonra işler ivme kazandı. Baktım herkes yaptığım minimal tasarımları çok beğeniyor, üstüne üstlük çok kaliteli, ben de devam ettirmeye karar verdim. Amaç günlük kaliteli çanta yapmak. Marka ismini doğadan alıyor. Rara avis; latince ender bulunan kuş anlamına geliyor. Çanta isimleri de kuş isimleri. En zor yanı, iş hiç bitmiyor. Ama asıl ilk başlarken atölyede yaşadığım sorunlar beni zorladı. Bir ay boyunca her gün gidip çanta yapmayı öğrendim. Ustalarla çalışmak, onlarla anlaşabilmek, laf anlatabilmek, kendini dinletmek zor iş. En eğlenceli kısmı da sürekli bir şey üretiyor olmak, yaratıcılığını işine kanalize edebilmek. Sosyal medya pazarlaması konusunda toplumsal olaylar zorluyor beni. Türkiye'de ve dünyada kötü şeyler olurken ben çanta derdindeyim gibi bir his yayılıyor içime. Başkalarının acılarına karşı çok hassasım. Psikoloji okuduğum için bir denge bulmaya çalışıyorum. Kazancımızın bir kısmını çocuklar ile ilgili olan vakıflara bağışlıyoruz mesela. Hep moda düşünecek halimiz yok! Türkiye'de Rüya , Meriç , Nil , Didem ... Tarzları farklı; ama hepsine göre, hatta herkese göre çantalarım var. Çantalarımı herkes taşıyabilir, kalanı kullanıcıların zevkine kalmış. Butik bi işletme olmanın avantajı var, kendi zevkini yanısıtabiliyorsun.. Benim tarzım da günden güne değişiyor. Bütün tasarımlar bana ait olduğu için önce 'ben bunu kullanır mıyım?' diye düşünüyorum. Renklendirirken de farklı tarzları dikkate alıyorum. Mesela ben yılan derisi baskılı çanta kullanamam; ama kullanmıyorum diye üretmeyecek değilim! Başka bir örnek; deriye kırmızı yakıştıramadım, doğru kırmızıyı bulmak için çok uğraşıp nubukta kullandım. Herkesin zevkine hitap edebilmek perspektifimi çok genişletti. Bu trend'ler Instagram'la yayılmaya başladı bence. Instagram açık bir fuar alanı gibi olduğundan değişim sürecini çok hızlandırdı. Biz ilk çıktığımızda bu kadar marka yoktu. Insanlar yeni şeyleri hemen görüp edinmek istiyor. Eskiden bu tarz butik işletmeler ünlü markaların gölgesinde kalırdı. Eskiden mağaza mağaza gezilirdi. Şimdi Instagram'dan butikler ve markalar keşfedip Aa bak bu paraya da şu var, kimsede de olmayan bir şey olsun. denmeye başlandı. Insanlar bir markayı beğenip sizinle iletişime geçince o markaya bağlılık da başlıyor. Ben isterim ki küçük işletmelerin hepsi uzun soluklu olsun. Ama işletmeler hep moda olanı yapmak istiyor ve o zaman moda olan ürünler bir sezonda tükeniyor, ardından yeni bir trend doğuyor, bu sefer ona saldırıyor insanlar. Bu nedenle tek türden bir şey sürekli çoğalıyor! Örneğin kahveciler, hamburgerciler gibi... Halbuki kaliteli iş yaptığın zaman başka hiçbir şeyin önemi yok. Ama bu bir süreç. Bu sürecin de olması gerekiyor. Birçok şey! Gördüğüm bir kutu, örnekler, malzeme, yolda yürürken gördüğüm şeyler. Genelde doğanın harmonisi ve renklerden yola çıkıyorum. Kullanışlılığa önem verdiğim için çalışacağım materyali baz alarak ilerliyorum. Örneğin; Damia modelinde hiç makine yok, tamamı el işçiliği ve kutu gibi. Eğer gerçekten bunu yapmak istiyorlarsa hiçbir şeyi düşünmeden asıl yaratıcılıklarını açığa çıkarmaları gerektiğini söyleyebilirim. Dış etkenleri, negatif söylemleri dinlememek lazım. İşe ruhunu kattığın ve sabrettiğin her zaman emeğinin karşılığını alıyorsun çünkü. Bu enerjiyi içinde hisseden herkes çalışsın. İşinizin başında olun! Var; ama hepsi yurtdışı odaklı; çünkü Türkiye'deki kitle şu an için çok sınırlı. Raraatelier.com online satışımız var, Vakkorama'lardave Bey'de bulunabiliniyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/reebok-x-victoria-beckham-drop-four/", "text": "Moda tasarımcısı Victoria Beckham ile Reebok, hem sokak modasına hem de spor salonlarına damgasını vuracak olan Drop Four isimli ortaklaşa bir koleksiyona imza attı. Drop Four koleksiyonu, bir yandan Victoria'nın stil vizyonunu, spor giyim sevgisini ve spor salonunda geçirdiği saatleri yansıtırken, diğer yandan Reebok teknolojisi ve inovasyonuyla birleşiyor ve ortaya spor salonundan sokağa, okuldan seyahate ve çok daha fazlasına uygun yüksek performanslı ürünler çıkıyor. Victoria Beckham konuyla ilgili olarak; Reebok x Victoria Beckham koleksiyonu, bana kendinden emin hissettiren, üzerine çok fazla düşünmek zorunda kalmadan zevkle kullanacağım ürünlerden oluşuyor. Spor salonunda gerçek performans sağlayan, yaşamımın farklı alanlarına uyum sağlayıp benimle birlikte hareket edecek biçimde dikkat ve titizlikle tasarlanmış parçalar Drop Four koleksiyonunun temelini olışturuyor diye konuştu. Koleksiyonun vurgu renkleri, scarlet kırmızısı ve şarap renginden oluşurken, deve tüyü ve kaymaktaşı renkleri, derin bir dokunuş sunuyor. Paletin tamamlayıcı renkleri ise klasik siyah ve bununla yüksek karşıtlık oluşturan sarı logo oluyor. Cesur silüetler sezonun genel tarzını belirlerken, Drop Four'da her ikisi de lüks mat yüzeylere sahip pencere detaylı ve logolu crop top ve logolu 7/8 tayt ile keskin, ancak ince marka dokunuşları ve beden bilinci daha yüksek tarzlar öne çıkıyor. Dikişsiz crop top ve dikişsiz tayt, vücut hatlarını vurgulayan şekli ve performans düzeyinde sağladığı konfor ile Victoria'nın kişisel favori parçaları olurken, antrenman kalitesinin düşmemesi için koleksiyonun her unsuru tek parçadan oluşuyor. Drop Four, nostaljik parçaların detaylarını çağrıştıran yeni dokulu kumaşlarla çok geniş ürün çeşitliliği sunuyor. Victoria'nın internet topluluğundan esinlenen Japon havlu kumaş, degaje yaka kazak geri dönerken, Seyahat hoodie'si ve taytı, daha çeşitli yaşam tarzlarına hitap edecek biçimde daha rahat ve gündelik bir hisle güncellendi. Doğa sporlarından ilham alan koleksiyonda şişme mont da yer alıyor. Kısa ve termal şişme mont, yün karışımlı boyunluk, eldiven ve bere, açık alan antremanları için mükemmel bir kombinasyon sunuyor. Reebok x Victoria Beckham iş birliğiyle geliştirilen Drop Four, Türkiye'de 3 Aralık'tan itibaren Reebok.com.tr, Vakkorama ve Beymen satış noktalarında satışa sunuldu."} {"url": "https://modakariyeri.com/resort-koleksiyonlari/", "text": "Couture şovlarını geride bırakalı çok oldu, moda haftalarının da o yoğun temposundan çıktığımıza göre aradığımız defileleri Resort koleksiyonlarında bulabiliriz. Bazılarına göre çok gereksiz, bazılarına göre ise bir görsel şölen olan resort koleksiyonlarının asıl çıkış amaçları aslında tam da adlarına uygun. İster resort, isterseniz de cruise adını verin; bu koleksiyonlar Mayıs ile Haziran arasında birçok lüks giyim markası tarafından gösterilen, moda haftalarına bir nevi hazırlık niteliği taşıyan koleksiyonlardır.' Cruise/Resort' aslında tasarımcıların, müşterileri sıcak iklimlere tatile çıkarken almaları için tasarlanan koleksiyonlar. Fakat, günümüzdeki anlamı bunun çok ötesinde. Eda Çakmak'ın da yazısında açıkladığı gibi bir 'ara' koleksiyon görevi gören resort koleksiyonları, hem raflardaki en uzun süre kalan ürünleri oluşturuyor, hem de tasarımcıların asıl koleksiyonlarına katmayı planladıkları parçaları önceden test etmesine yarıyor. Günümüzde resort koleksiyonları tasarımcılara moda haftalarına kıyasla daha fazla özgürlük veren koleksiyonlar. Bu seneki Chanel Resort defilesini iki kelimeyle özetlememiz gerekirse Antik Yunan olur. Geçen seneki Havana konseptinden sonra Lagerfeld, bu seneki ilhamını Antik Yunan'dan almış. Paris'teki podyumun antik kentleri anımsatması için 11 adet sütunun yanı sıra her bir detay düşünülmüş. Peki bu temanın ilhamı nereden geliyor? Coco Chanel'in kendi apartmanında bir venüs heykelinin önünde zamanında verdiği poz, 2017'nin Karl Lagerfeld'ine ilham olmuş. Gelelim kıyafetlere, açıkçası klasik, her zaman görmeye alıştığımız Chaneller yürüdü podyumda; fakat yine de parçalardaki 'resort' havasını hissedebiliyorduk. Tek bir farkla, gladyatör sandaletleri ve antik dönemden ilhamlı saç aksesuarlarıyla. Dolce& Gabbana'nın Alta Moda'sında sonra bu sefer yine bir Japonya var gündemimizde. 2018 Resort koleksiyonunu Japonya'nın Kyoto şehrinde sergilemeyi seçen Dior, şaşırtmayarak bu seferki cruise koleksiyonunu da modern bir arkaplanda sergilemeyi tercih etmiş. Kyoto'daki Miho Müzesinin önünde gösterilen koleksiyon, hem modern mimarisi hem de doğayla bütünleştiği bahçesiyle tam bir Louis Vuitton resort mekanı olmuş. Kyoto şehrinin anlamı aslında Nicholas Ghesquire'e göre oldukça özel. 20 yıl önce dünyayı gezmeye ilk başladığı yerlerden biri olan Kyoto, hala tasarımcıya en çok ilham veren şehirler arasında. Tıpkı Dolce&Gabbana'nın yaptığı gibi, bu defilede de pek çok Japon manken yer aldı. Kıyafetler ise tanıdığımız Louis Vuitton çizgisinde olmakla beraber Japon dokunuşları da içeriyor. Japonların tarihsel olarak Obi adını verdiği kimonoları bağlamak için kullandıkları kemerler ve bir başka gelenek olan Kabuki maskelerinin Ghesquire dokunuşlarıyla yeniden hayat bulması etkileyici noktalar arasındaydı. Resort koleksiyonlarını çok fazla takip etmiyorsanız bile, bu seneki Dior'un showuna mutlaka rastlamışsınızdır. California'da bulunan Las Virgenes açık kanyonunda düzenlenen show için son zamanlardaki en etkileyici resort showlarından diyebiliriz. Bu ıssız, yarı çölümsü vadi daha önce pek çok film setine de ev sahipliği yapmış. Resort koleksiyonlarının en merak edilenlerinin başında gelen lokasyon ve neden seçildiğidir. Maria Grazia Chiuri ise lokasyonun yerinin Dior'un başına gelmeden çok önce belli olduğunu söyleyip, pası markaya atıyor. Hollywood'a yakın olmasının yanı sıra doğanın içinde olan bu mekan kıyafetlerle de uyum içindeydi. Toprak tonlarının ve kırmızıların hakim olduğu koleksiyonda vahşi batı havası yoğun şekilde hissediliyordu. Modernize edilmiş bu vahşi batı görüntüsünde yer yer tarot ilhamlı printler kullanan Chiuri koleksiyon ile kuşkusuz herkesden geçer not aldı. Defilenin en etkileyici yanı ise, mankenlerin yürüdüğü sırada güneş batışında Dior balonlarının havalanması oldu."} {"url": "https://modakariyeri.com/riccardo-tisci-givenchy-kirmizi-hali/", "text": "Dün akşamüstü moda dünyası Riccardo Tisci'nin 12 senenin ardından Givenchy'den ayrılacağını açıklaması ile çalkalandı. Sonbahar-Kış 2017 erkek defilesinden neredeyse 2 hafta sonra yaptığı bu açıklama herkeste şok etkisi yaratırken, hem tasarımcı hem de moda evi bu ayrılığın ortak ve arkadaşça bir karar olduğunu söylüyor. Ünlü ismin Versace'ye gideceği dedikoduları ise ayrılık haberi çıkar çıkmaz konuşulmaya başlandı! Tisci, kendine has karanlık ve romantik stili, dahiyane vizyonu ile 12 yıl önce markanın kreatif direktör koltuğuna oturduğunda endüstriyi büyülemeye başlamıştı. Bu haberin ışığında ise, tasarımcının geçtiğimiz bu zaman boyunca Givenchy etiketi ile kırmızı halıya çıkardığı en iyi 20 kıyafet ile geriye dönüp biraz bakalım istedik."} {"url": "https://modakariyeri.com/rio-olimpiyatlari/", "text": "Her 4 yılda bir gerçekleşen yaz olimpiyatları kuşkusuz tüm spor müsabakalarının en önemli olayıdır. Bu sene Brezilya'nın Rio şehrinde gerçekleştirilen olimpiyatlara sadece birer spor müsabakası olarak bakmak yetersiz kalıyor. Açılış ve kapanıs seremonilerinin başlı başına bir olay olmasından, tasarımcıların kendi ülkeleri için hazırladıkları üniformalara ve markalardaki sponsorluk yarışlarına kadar daha bir çok alanda moda dünyasını yakından ilgilendiriyor. Moda ve spor ilişkisinin en kuvvetli yaşandığı zamanları yaşıyoruz şu anda. Sağlıklı beslenmenin ve spor yapma bilincinin arttığı, atletik vücutlu mankenlerin popüler olduğu, casual giyimin tüm moda dünyasını yönettiği, sporcuların milyon dolarlara markalarla işbirlikleri yaptığı bir dönemde Olimpiyatların moda dünyası için bir çeşit ilham ve bir marketing aracı olduğu kabul etmemiz gerekiyor. H&M'in Olimpiyatlara özel çıkardığı kapsül spor giyim koleksiyonunu geçtiğimiz günlerde ele almıştık. Sadece H&M'de değil bir sürü hazır giyim markasında Olimpiyat etkisiyle spor giyim koleksiyonları 2016'da mağazalarda satıştaydı. Peki ya moda dergileri? Yaz başından beri bir çok editorial ve katalog çekiminde gördüğümüz Olimpiyat ilhamlı çekimleri es geçemeyiz. İster çekimler Olimpiyat ruhunu yansıtsın, isterse milli atletler poz versin Olimpiyat- spor teması baharın gelişinden beri dergilerde sıklıkla rastladığımız temalardandı. Bu çekimlerin en belirgin olanları arasında İngiliz Vogue'unun milli kadın boksor Nicola Adams'la yaptığı çekimive yine İngiliz Harper's Bazaar dergisinin 10 farklı kadın sporcuyu fotoğrafladığı çekimler olduğunu gösterebiliriz. Tüm dünyada Vogue, Elle, Harper's Bazaar gibi nice dergi bu modaya ayak uydurmuşken aslında dikkatleri kadın sporculara ve onlara verilen desteğe çektiyorlar. Söz konusu moda olunca açılış seromonisinde giyilecek üniformalardan da bahsetmeden olmaz. Her ülke, sporcularının giyeceği kıyafetlerin o ülkeden bir tasarımcı tarafından yapılması tercih ediliyor; bu durum aslında tasarımcı için bir çeşit onur olarak kabul ediliyor. Bu sene açılış töreninde klasik bir Amerikan tasarımcısı olan Ralph Lauren, Amerikan milli takımı için 'preppy' çizgisinde kostümler tasarlarken; İtalyan takımının tercihi ise belki de İtalyan tasarımını en iyi özetleyen marka Armani'ye ait. İngiltere Stella Mccartney, Avustralya da rahatlığı ve plaj kültürüne yaptığı vurguyla Toms ile geçit törenindeydi.. İsveç ise ' modanın demokratikleşmesi' akımının öncülerinden olduğu ve tüm dünyada herkesin bildiği bir hazır giyim markasına ev sahipliği yaptığı için H&M tarafından giydirildi. Her ülkenin kendi moda anlayışı- sahip olduğu özellikleri üniformalara yansıtarak, bir yandan da Olimpiyat Komitesinin kurallarına uymak zorunda olan tasarımcıların işi bir hayli zor olsa gerek. Sadece açılış seromonisi değil, markalar/tasarımcılar için sporcuların kıyafetlerini tasarlamak da başlı başına bir prestij ve bir reklam kaynağı- sonucta Olimpiyatlar dünyanın en çok izlenen spor aktivitesi, markanızı milyonlarca kişinin izlediği bir platformda duyurmanın getireceği basın etkisi inanılmaz. Kanada plaj voleybolu takımının kostümlerinin Lululemon tarafından yapılması, Nike, Adidas gibi mega markaların bir çok takıma/ sporcuya sponsor olması yine alıştığımız Olimpiyat görüntülerindendi. Tüm bunlar olurken isin reklam boyutunun farklında olan bazı sporcular, onlara sponsorluk vermeyen markaların logolarını sprey boyalarla kapatarak markalara bedava reklam olanağı vermeyip, protesto etmesi ise gördüğümüz en ufak logonun bile önemini kanıtlıyor. Biraz da marketing ve markalar açısından baktığımızda rakamlar şaşırtıcı boyutlara ulaşıyor. Dünyanın en büyük spor giyim marketi olan Amerika'da şu güne kadar en çok izlenmiş televizyon programının 2012 Londra Olimpiyatları olması işin boyutunun ne kadar ciddi olduğunu gösteriyor. Tahmin edildiği gibi Olimpiyatlar artık bütün spor giyim markalarının aylar öncesinden dört gözle beklediği bir reklam/ sponsorluk platformuna dönüştü bile. WGSN'in senior editörlerinden Veronica Hendry'nin de dediği gibi Olimpiyatlar marka değerinizi yükseltmek için harika bir platform. Her şeyden önce uluslararası oluşu markalar için çok büyük avantajlar sağlıyor. Nike ve Adidas gibi spor giyimine yön veren iki markanın sponsorluklar için rekabeti de bu sene her zamankinden de heyecanlı geçiyor. Bu rekabette Nike'ın Olimpiyatlara özel çektiği 'Unlimited You' adlı kısa filminde Serena Williams, Zach Lavine ve Aaron Gordon gibi isimleri görebilirsiniz. 'Unlimited You' hem Nike'ı Olimpiyat dönemi rakiplerinden öne çıkarıyor, hem de normal reklamlarında pek de yapmadığı bir tarz olan farklı sporcu ve spor dallarını bir araya topluyor. Rengarenk kıyafetleri, saçları, makyajları ve işlenmiş kıyafetleriyle Olimpiyatlarda en merak edilen kostümler Artistik Jimnastikçilere ait olmuştur hep. 'Leotard' adı verilen bir çeşit body giyen sporcular için pistte kostümlerinin ergonomik olması kadar dikkat çekiçi ve ışıltılı olması da olmazsa olmazlardan. Son yıllarda populerliği gittikçe artan bodysuitler hazır hala gündemdeyken , Olimpiyatların Artistik Jimnastik sporuyla etkilesimi belki de önümüzdeki günlerde modaya ilham verecek. Belirli kıyafet kuralları dahilinde ve her zaman zamansız şıklık içinde yapılan binicilik ise, moda dünyasının bol miktarda ilham aldığı, ikonik parçalar oluşturmuş bir başka spor. Her zaman aristokrasiyle özdeşlemiş olan binicilik sporunu podyumda markalar tarafından sıklıkla yeniden uyarlanarak ve referans alınarak görmekteyiz. Olimpiyatlarda en çok takip edilen sporların başında gelir tenis. Geçtiğimiz ayki Moda ve Tenis ilişkisi yazısında olduğu gibi bu ikili arasındaki bağ daha 19. yüzyılda atılmıştır ve yıllar boyunca modanın merkezinde yer etmeyi başarmıştır. Olimpiyatlarda ise yine Wimbledon ve benzeri turnuvalarda olduğu gibi Serena Williams'ın, Rafael Nadal'ın ne giydiğini merak edip, bu isimleri marka işbirliklerinde görmeyi bekliyor olacağız. Herkese hitap etmeyen bir spor olsa da Golf ve moda dünyası yakından bağlantılı olmuştur hep. Polo tshirtler, beyaz golf ayakkabıları, şapkalar ve eldivenler derken Golf'un moda aksesuarlarına olan ilhamı aslında şaşırtıcı boyutlarda. 2016 Rio Olimpiyatları, tam gaz devam ederken Olimpiyat ruhunun moda dünyasının bir çok farklı alanına etkilerini yaz başından beri hızla hisseder olduk. Rio 2016'nın bitmesine sayılı günler var ama Eylül ayında başlayacak olan moda haftalarında Olimpiyat etkileri göreceğimizi kuvvetle bekliyoruz. 2020 Tokyo Olimpiyatları içinse şimdiden markalar ve sporcular heyecanlanmaya basladı ve biliyoruz ki moda ve Olimpiyatlar arasındaki bağ artık kopması güç bir birliktelik. Artık ister spor yapalım, ister yapmayalım bu ikili arasındaki ilişki hepimizin kıyafet tercihleriyle iç içe yürüyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/rumisu/", "text": "İstanbul doğumlu iki kız kardeş olan Deniz ve Pınar'ın kurduğu desen ve illüstrasyon markası Rumisu dört yaşında. Deniz ve Pınar, ortak tutkuları olan tasarım, illüstrasyon ve el emeğini, etik üretim prensipleriyle birleştirerek Rumisu'yu yarattılar. Bu süre içinde Rumisu'nun gelişimini heyecanla takip ettik ve başarısından ilham aldık. Tasarım markaları her zaman yaratıcılarının kişiliğinden ve tutkularından etkilenir. Çoğu zaman markayı da bir kişi gibi sever, hissederiz. Rumisu da bu markalardan biri. Hepimizi sıcaklığıyla ve samimiyetiyle etkileyen Rumisu'nun hikayesini, onun yaratıcılarından dinlemek istedik. Ayrıca moda girişimcileri için tüyolar da aldık! Rumisu bu sene 4. yaşına girdi, halen hızla büyümekte olan 'çocuk' bir marka aslında. Zaten biz Rumisu'yu rengarenk, ve içindeki çocukla son derece barışık bir marka olarak görüyoruz. Şu anda 16 farklı ülkede, yaklaşık 50 satış noktasında bulunan niş bir desen ve illüstrasyon markasıyız. Desenlerimizle yarattığımız hikayeleri farklı boyut ve materyallerde fularlar üzerine yerleştirerek takipçilerimiz ve müşterilerimizle paylaşıyoruz. İllüstrasyona olan sevgimiz ve kendimizi bu görsel dille ifade etme isteğimiz Rumisu'yu şekillendirmemizde ve kurmamızda çok motive edici oldu. Ayrıca abla kardeş bir takım olarak çalışma fikri de bizim için çok heyecan vericiydi. Birbirini bu kadar iyi tanıyan, güvenen, seven, sayan bir ortakla yola çıkmak inanılmaz bir şans ve lüks. İllüstrasyonlarımızı ve desenlerle anlattığımız hikayelerimizi en esprili şekilde nasıl paylaşabileceğimizi düşünürken, büyük aksesuar-severler olarak, eşarbın kendimize çok uygun bir zemin olduğuna karar verdik. Herkesin çok sevdiği, kolayca kullanabildiği, rahatlıkla risk alabildiği bir parçayla çalışmanın eğlenceli olacağını düşündük. İlk yola çıktığımızda, bizim çocuksu hikayelerimiz ve çılgın renklerimizle yarattığı kontrast hoşumuza gittiği için, aslında 'çok yetişkin ve klasik' bir ürün olan 'ipek' fulara odaklandık. Biz kendimizi dev fularlarla sarıp sarmalamayı çok sevdiğimiz için tek bir dev ebat, -140 cm x 140 cm seçtik. Daha sonra, hem kendimiz merak ettiğimiz için hem de müşterilemizin yönlendirmeleriyle, hem farklı kumaşlarla, hem de farklı ebatlarla oynamaya basladık. Tek bir ürün kategorisi içerisinde dahi sonsuz farklılık yaratmanın mümkün olduğunu gördük. Yine de Rumisu olarak kendimizi bir 'illüstrasyon ve desen' odaklı bir marka olarak gördüğümüz için, sürekli olarak çizimlerimizi başka hangi kanvaslara taşıyabiliriz diye araştırma yapmaktayız. Markanızı kurma aşamasında size verilmiş olmasını isteyeceğiniz tavsiyeleri paylaşır mısınız? Bugün başka girişimcilere faydalı olacağından eminim. Sanırım bu konuda oldukça şanslıydık. Daha önceki hayat ve is deneyimlerimiz sayesinde, marka kurmanın uzun soluklu bir maraton olduğunu bilerek koşmaya başladık. Bugün bu deneyimin aslında 'bitmeyen bir maraton' olduğunun altını çizmek isteriz. Gelecekte bir gün 'Markamızı kurduk, işimiz bitti, şimdi ayaklarımızı uzatabiliriz, dinlenebiliriz' gibi bir cümle kuracağımızı düşünemiyoruz bile. Her gün yeni bir macera. Her sezon yeni bir heyecan ve soru işareti. Dünya her gün değişiyor, anlatılacak yeni hikayeler doğuyor. Rumisu da değişen bu dünya içerisinde değişiyor ve gelişiyor. Değişen sosyal medya dünyasında sesimizi nasıl duyurup, hikayemizi/hikayelerimizi nasıl paylaşacağımıza karar vermek ve uygulamak sürekli bir yaratıcılık ve disiplinli yönetim gerektiriyor. Yine başlarken bildiğimiz, ama yaşadıkça ve çalıştıkça önemini daha da iyi kavradığımız konulardan biri ekip olmanın önemi oldu. 'Marka kurmak' pek çok farklı işin aynı anda yürümesini gerektiriyor tasarım, üretim, pazarlama, satış ve bu konuların hepsi farklı yetenekler gerektiriyor. Biz abla kardeş başladığımız için şanslıydık, 'çekirdek bir ekip'le başlamış olduk. Ama ekibimize destek veren, katılan başka ekip arkadaşlarımız olmadan bugün ulaştığımız noktaya varamazdık. Ekip çalışmasının önemini ne kadar anlatsak az. Sosyal sorumluluk yönünü başından itibaren üretim sürecinin olmazsa olmaz bir parçası haline getirmemiz, ve ilk sezonumuzdan itibaren yurt dışı fuarlara katılmamız, bizim için önemli stratejik avantajlar oluşturdu. Yurt dışındaki buyer'lardan aldığımız yorum ve önerilerle kendimizi çok daha hızlı geliştirdik. Bu fuarlar aracılığı ile edindiğimiz ivme, üretimimizin hem kalite hem adetler anlamında hızla artmasına imkan tanıdı. Sosyal sorumluluklarımıza, ve 'Kadının Sürdürülebilir Ekonomik Kalkınması' konusuna verdiğimiz önem de, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu müşteri kitlemiz tarafından markanın daha çabuk fark edilmesine ve benimsenmesine katkıda bulundu. Rumisu'yu tabii ki tasarıma ve illüstrasyona olan sevgimiz yüzünden kurduk. Kendimizi bu şekilde özgürce ifade edebilmek, özgün olabilmemizi, kendi dilimizi oluşturarak binlerce marka arasında hem satın alma profesyonelleri hem de müşterilerimiz tarafından fark edilebilmemizi sağladı. Bu yüzden Rumisu için tasarımın önemi çok büyük. Ama markamızın bugün geldiği yere gelmesini sağlayan, ve umarız ileride hedeflediğimiz noktalara ulaşmasını da sağlayacak olan, yönetimi için göstermekte olduğumuz hassasiyet ve titizlik oldu. Yönetimin önemini %90 olarak değerlendirirsek yanlış olmaz. Netice itibari ile Rumisu olarak tasarladığımız ürünleri, gerektiği zamanlarda, en iyi kalitede hayata geçirilmiş olarak müşterilerimize sunamazsak Rumisu çok kısa sürede önce yer edindiği butiklerin raflarından sonra da hafızalardan silinir. Yurt dışına açılmanın elbette pek çok zorluğu var. Bunu yapmak pazarlama anlamında ciddi bir yatırım, yönetim anlamında da inanılmaz bir disiplin gerektiriyor. Yurt dışı satın almacılar hem kalite, hem de terminler konusunda çok katı ve titizler. Ama bugünün küresel şartları içerisinde sadece lokal bir marka olarak kalmak pek akılcı değil. Senin de sorarken işaret ettiğin üzere dijital dünya bizim gibi ufak markaların, gerek instagram gerek başka sosyal mecralar üzerinden dünyadaki tüm müşterilerine direk olarak sesini duyurabilmesini sağlıyor. Nispeten yeni gelişen bu araçları ve avantajları bütün girişimcilerin kullanması gerektiğini düşünüyoruz. Neden bunları reddederek kendimizi sınırlandıralım? Derin bir nefes alıp, cesaretle dünya arenasına çıkmanın, uzun vadede var olmak için tek çıkar yol olduğuna inanıyoruz. Şu an için Güney Kore ve Taiwan. Bu ülkelerde özellikle 'ipek' ve 'ipek fular' kullanımına yönelik çok köklü bir gelenek var. Genel olarak sevimli, çocuksu çizimlere karşı ilgi çok. Ve fularlarımızla birlikte gelen 3D oyuncaklar , bu kültürlerin el yapımı olan her şeye gösterdikleri saygıdan ötürü, onlara çok ilginç ve çekici geliyor. Evet Rumisu'da da tasarımdan pazarlamaya, muhasebe/stok takipten, ütü, pakete uzanan çok çok uzun bir süreç var. Ve oldukça uzun bir süre bu fonksiyonların gerektirdiği tüm bu şapkaları, ikimiz dönüşümlü olarak taktık. Şu an ekibimiz bir tık daha genişlediği için iş bölümünde biraz daha rahatladık, ama yine de herkes gerektiğinde her şapkayı takıyor. Rumisu-severlerden aldığımız tatlı sözler ve mesajlar da bizi yılmadan devam etmek ve motive etmek konusunda birebir. Evet sosyal sorumluluk hem çok önemli, hem de günün sonunda yaptığımız işin tatminini bizim için kat kat arttırıyor. Seçtiğimiz konular bizim yakından ilgilendiğimiz alanlar. Birincisi kadının ekonomik güçlendirilmesi ile ilgili. Diğeri ise hayvan hakları. Kadının ekonomik olarak güçlendirilmesini, bir ülkenin kalkınmasının temel taşlarından olduğunu düşünüyoruz. Kadınlar genel olarak ellerine geçen maddi imkanları ailelerinin temel ihtiyaçlarına çok daha akıllıca yatırım yaparak kullanıyorlar, özellikle de çocuklarının eğitimine yönlendiriyorlar. Bu konuda yapılmış sayısız araştırma var. Bu yüzden fularlarımızla birlikte gelen 3D karakterlerin ve ürün kılıflarının üzerindeki el nakışı kuşlarımızın üretimini UNDP tarafından yönetilen bir proje kapsamında Güney Doğu Anadolu'da yapiyoruz. Nusaybin, İdil ve Kilis'te giderek genişleyen bir Rumisu ailesi var, ve bu yetenekli kadınlara iş imkanı sunabilmek bizim çok çok hoşumuza gidiyor. Çok ilgilendiğimiz bir diğer konu ise, iki hayvan-sever olarak, yurt içinde sokak hayvanları konusu ve yurt dışında yasa dışı fildişi ticaretine kurban giden fillerin durumu. İki sene önce, Kenya Nairobi 'deki DSWT adındaki fil yetimhanesindeki iki fil yavrusunu Rumisu olarak 'evlat' edindik. 'Expedition Africa' koleksiyonumuzdaki belli modellerin satışından elde edilen gelir ile onlarin süt ve diğer bakım masraflarına katkıda bulunuyoruz. Eve, doğaya, ve de sanata kaçarak diyebiliriz. İkimiz de oldukça evcil insanlarız, evlerimizde kedi, köpeğimizi mıncıklayarak, elde bir şeyler biçip, dikip üreterek çok güzel kafa boşaltıyoruz. Hafta sonlarında yeşilin içinde yürümek ya da bir su kenarında oturmak çok sakinleştirici oluyor. Su akar, deli bakar misali.... Bunun yanı sıra, sevdiğimiz müziklerin, filmlerin kitapların, görsellerin içinde kaybolmak da bize çok iyi geliyor. İnternette sevdiğimiz görsel/sanat bloglarını gezerek hem eğleniyoruz ve besleniyoruz, hem de dinleniyoruz. Teknolojiye dur demek ne mümkün... O yüzden elimizden geldiğince ayak uyduruyoruz, ve hayatimizi kolaylaştırmak için kullanıyoruz. Ama teknoloji halen bize 'doğal' gelmiyor. Netice itibari ile ilk 'e-mail' hesabını üniversite yıllarında edinmiş gruptanız... ağzında emzik, pusetinde akıllı telefonlarla oynayan jenerasyondan değil.. O yüzden çizimlerimizi elde yapmayı tercih ediyoruz. Bize bu şekilde yaptığımız desenler daha samimi ve organik geliyor. Ama üretim aşamasında teknolojinin nimetlerinden son noktasına kadar yararlanıyoruz. İstediğimiz ürün kalitesine ancak bu şekilde ulaşabiliyoruz. 3D karakterlerin ilk prototiplerini elde biz hazırlıyoruz. Birinci örneğin örülmesi, karakterine göre 4 ile 8 saat kadar sürebiliyor. Sonrasında üretim de elde yapılıyor tabi, ama ekibin eli alışınca, süre kısalabiliyor. Ama ortalamada en kısa süreni 3 saat alıyor. Şu ana kadar dışarıdan web tasarımı gibi konularda destek aldık. Ama ileride PR ve pazarlama konularında da destek almayı istiyoruz, özellikle daha az tanıdığımız yurt dışı pazarlarında. Müşterilerimizi Rumisu'larını kullanırken gülümsetebiliyorsak ne mutlu bize. Hikayelerini anlattığımız konular bazen ciddi bile olsalar, Rumisu'nun dilinin çocuksu, esprili ve eğlenceli olmasını ve insanları güldürebilmesini istiyoruz. Zaten kendi karakterlerimiz ve doğamız gereği de ortaya çıkan desenler genellikle kendiliğinden bu şekilde ortaya çıkıyorlar. Pınar : 40. yaş günümde kendi kendime verdiğim bazı sözleri bana hatırlatması açısından Monster Selfie desenini aday gösterebilirim. Ama tabii hepsi benim çocuklarım, hepsi ayrı maceraları çağrıştırıyor, hepsine bakınca yüzümde bir gülümseme beliriyor.... Deniz: Çok zor. Renklerine göre bile fark edebiliyor bu seçimler : ) Ama ben hala Drop Your Weapons ve Insomnia yi çok seviyorum. Deniz 6 yıl New York'ta yaşamış. Bu süre içinde Pratt Institute'da moda eğitimi almış ve farklı tasarım markalarında tasarımcı olarak çalışmış. 2004'te İstanbul'a döndükten sonra genç tasarımcılar yarışmasına katılarak birinci olmuş ve kazandığı burs ile ileri seviye moda tasarım eğitimi almak için Floransa'da Polimoda'ya gitmiş. Rumisu'yu kurmadan önce butik triko markası Yegi Nim ve Beymen için tasarımlar yapmış. Pınar Harvard'da ekonomi ve Wharton'da finans okuduktan sonra, Bain & Co'da danışman olarak çalışmış. 10 sene Amerika'da yaşadıktan sonra 2004'te Türkiye'ye dönerek aile işi olan iplik fabrikasında aktif görev almaya başlamış ve burada tasarım ve illüstrasyona olan tutkusunu keşfetmiş. 2011 yılında aile işindeki tüm sorumluluklarını devrederek Deniz ile birlikte Rumisu'da çalışmaya başlamış."} {"url": "https://modakariyeri.com/satin-alma-merchandising/", "text": "Moda dünyasında perakende mağazalarının başarısı müşteri tarafından talep gören son moda ürünleri stoklarında bulundurmalarına bağlıdır. Bahsi geçen ürünlerin seçilmesi, satın alınması, gerekirse üretilmesi, mağazalara gelmesi ve müşteri ile buluşup satışının yapılması aslında biz ürünleri raflarda görmeye başlamadan çok çok daha uzun zaman önce startı verilmiş kapsamlı bir çalışmaya dayanır. Bu çalışmada kilit rol oynayan isimlerse etrafımızda moda ve kurumsal hayat ile ilgili konular konuşulurken adını sıkça duyduğumuz buyer ve merchandiser ikilisidir. Türkçeye mağazacılık, satın alma veya ticari satış olarak farklı anlamlarla çevirilebilecek merchandising bir perakendecinin ürünlerinin alımında ve satımında yapılan aktivitelerin tümü olarak özetlenebilir. Bu süreçte en önemli aktiviteler; müşterinin taleplerini önceden sezerek bu doğrultuda ürünleri tespit edip satın almak ardından markaya kar getirecek şekilde bu ürünleri satmaktır. Satınalmacı, mağazaya konulacak her ürünü seçmekten ve kendisine verilen kısıtlı bütçe ile bu ürünleri satın almaktan sorumludur. Genellikle seyahat ederek ve bolca araştırma yaparak sezon temasına ve müşterinin beklentilerine en çok uyacak koleksiyonu belirler. Ürünlere karar verdikten sonra eğer görev tanımındaysa en uygun tedarikçiyi bulmak, fiyat, lojistik ve indirimler üzerinde pazarlık yapmak gerekir. Bir satınalmacının temel görevi; markanın hedef kitlesi ile uyuşacak trendleri belirlemek, bu trendleri yansıtacak en uygun fiyatlı ürünleri tedarik etmek ve bu ürünleri firma için kar eden bir iş planına dönüştürmektir. Mağazalarda gördüğümüz ürünlerin tamamı satınalmacılar tarafından tasarımcılardan, üreticilerden veya toptancılardan alınır. Bunu yapmak için satınalmacı; fuarlar gezmek, defilelere katılmak, müşterileri ile iletişimde olmak ve marka veya tedarikçilerle toplantılar yapmak zorundadır. Tüm bunların yanı sıra eğer gerekirse pazarlama departmanı ile birlikte her ay pazarlama planını ve reklam takvimini belirler. Görsel pazarlama ekibi ile birlikte çalışarak mağaza içi düzenlemelere satışı arttırmak amaçlı yardımcı olur. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi buyer ve merchandiser iş tanımı olarak devamlı karıştırılan iki meslek. Bunun nedeni ise bir mağazaya kar getirmek amaçlı yürütülen ürün seçip satın alma ve bu ürünü doğru şekilde yönetme süreçlerinde kol kola çalışmalarının gerekmesi. Hatta bu doğrultuda yaptıkları şeyler o kadar iç içe geçiyor ki bazı mağazalar tüm bu süreci yönetmesi için tek bir kişiyi işe alıp adına hem satınalmacı hem merchandiser diyor. Her ne kadar yakın çalışsalar da iki meslek arasında oldukça belirgin farklar bulunmakta. Satınalmacının bir önceki sezonun verilerine ve moda algısına güvenerek doğru kararları vermesinin en önemli yardımcısı merchandiserdır. Merchandiser bir perakendecinin veya daha küçük ölçekte satış yapan bir mağazanın sezonluk ve yıllık satış raporlarını tutup, sayfalarca rakamı ve excel dosyasını yorumlayarak çıkarttığı sonuçları satınalmacıya sunar. Yaptığı analizler, satınalmacının müşterilerin neye ilgi gösterip göstermediğini somut kanıtlarla anlamasına ve ürün gamını ve adedini buna göre belirlemesine olanak sağlar. Tüm bu verileri satın alma ekibine aktaran merchandiser aynı zamanda ürünler mağazalara yerleştikten sonra stok kontrolü yaparak eksikleri tespit eder ve mağazalar arası ürün transferlerini yönetir. Örneğin Nişantaşı Zara'da yüksek talepten dolayı hızla tükenen bomber ceketi daha az satan Suadiye mağazasından transfer eden kişi merchandiserdır. Mağaza ziyaretleri yaparak ürün gamının yeterli ve satışı destekleyecek şekilde olmasını sağlar. Aynı şekilde bir mağazada hangi ürünün daha çok sattığını, hangi sezondaha iyi çıkış yaptığını veya satmayan ürüne istatistiklere bakarak ne kadar indirim uygulanabileceğini de belirleyen kişidir. Satınalmacı ürünler mağazalara girdiğinde çoktan diğer sezonlarla ilgili çalışmaya başlamış olur, merchandiser ise ürünler stoklarda tükenene kadar titizlikle liste tutmalı, excel dosyası hazırlamalı, rakamları okumalıdır ve geri bildirimde bulunmalıdır. Belirlenen koleksiyon için alınan her ürünün marka kimliğine ve kültürüne uygun olması gerekir. Satınalmayı yapan kişi sezonluk olarak seçilen koleksiyonlarda hangi ürün gamının ne kadar adetle kimden nasıl alınacağına, ne zaman tekrar sipariş edileceğine karar verir. Bu satınalmanın ne kadar kar getireceğini öngörebilmesi için istatistiksel verileri iyi incelemesi ve analiz etmesi gerekir. Bunun için, önceki senelerin satış rakamlarına hakim olmak, müşterinin nabzını çok iyi tutmak ve iyi bir moda algısına sahip olmak olmazsa olmazdır. Üreticinin veya tasarımcının teslim süresini göz önünde bulundurmak zorunda olan satınalmacı, koleksiyonun büyüklüğüne ve ürünlerin özelliklerine göre siparişini 3 ila 6 ay önceden verir. Lüks segmentte bu süre 6 aydan 1 seneye kadar uzayabilir. Bu ayarlamaları doğru yapmak için oldukça güçlü bir planlama ve bütçe hazırlama yeteneğiniz olması gerekir. Bu noktada bazen satınalmacıya hazırladığı raporlarla ve daha önceki satış rakamlarıyla merchandiser destek olur. İki iş tanımı kıyaslandığında merchandiser satınalmacıya göre analitik yeteneklerini daha yoğun kullanmak durumundadır. Ancak her iki durumda da sosyal becerileri yüksek, gözlem ve analiz yeteneği olan ve uzun çalışma saatleriyle gelen stresli bir ortamda çalışabilecek sabırlı ve enerjik bir insan olmak gerekli. Sektöre bakıldığında satınalmacı veya merchandiser kesinlikle şu veya bu bölümden mezun olmalıdır diye bir kural olmadığını söyleyebiliriz. Ancak bu işi yapmak isteyenlerin moda ve trendler kadar rakamlar ve excel dosyalarından da anlamaları gerektiği için pazarlama, işletme, uluslararası ticaret veya moda yönetimi gibi bölümlerden mezun olması avantajdır. Mühendislik bölümleri, özellikle Endüstri veya Tekstil Mühendisliği bölümleri mezunları, şirketler tarafından aranan adaylar olabilir. Kariyerini bu yönde götürmek isteyenler için okul süresince veya mezun olduktan sonra moda sektöründe perakendecilik veya lüks segmentte satış deneyimi kazanmış olmak, müşteri davranışlarını ve pazarın nasıl işlediğini anlamak açısından oldukça yararlı olacaktır. Satınalmacı veya merchandiser olmak için izlenen yol genelde stajyer veya asistan olmaktan geçer. Kariyer basamaklarını tırmanmak için küçük bütçeli ve adetli koleksiyonlardan daha büyük operasyonların yönetimine geçmek ve bu operasyonlarda doğru tahminler yaparak bulunduğunuz şirkete kar getirmek gerekir. Satınalmacı ve merchandiserlar; GAP, Zara gibi perakende zincirlerinde, Boyner, Macy's, Selfridges gibi çok katlı mağazalarda, şahısların yönettiği daha küçük butiklerde veya Trendyol, Asos gibi online perakendecilerde çalışabilir. Görevi mağazanın büyüklüğüne göre değişiklik gösteren satınalmacı büyük ölçekli operasyonlarda genelde bir satınalma ekibinin içinde, tek bir departmana özel olarak çalışır. Örneğin Macy's ya da Boyner gibi dev bir mağaza, ekibinde erkek giyim, bayan giyim, ev eşyaları gibi birçok farklı kategorilerde uzmanlaşmış satınalmacılar bulundurur. Daha küçük mağazalarda şirket sahibi tüm kategorilerin satınalmasından sorumlu tek bir insan görevlendirebilir. Aynı durum merchandiser için de geçerlidir. Büyük firmalarda ekip içinde çalışan merchandiserlar daha küçük operasyonları tek elden yürütürler. Saygıdeğer arkadaşım Merchandiserin tam olarak ne iş yaptığını tarif edememiş. Sipariş aşamasına gelmeden önce bizim görevimiz başlar, Ürün satılıp, müşteriden geri dönüşler başlayana kadar devam eder. Sadece piyasa ve ürün analizi görevimiz değildir. Bu sadece görevlerden biridir. Üretim safhası ile ilgili hiç bir şey bahsedilmemiş. Ürün spektlerinin hazırlanması, üretimin takibi. Kalite departmanıyla olan ilişkiler, malzeme ön siparişlerinin verilmesi. Kolleksiyonlarla ilgili müşterilerden geri bildirimlerin, üretime yansıtılması, Üretim ile koordineli bir şekilde ürünlerin özelliklerinin paylaşılması, yazınızda bahsettiğniz, ürünlerin mağazalar arası kaydırılması, mağaza sorumlularının görevidir. Hangi ürünün hangi bölgede daha çok rağbet göreceğinin tahminini yaparız. Bunun satış izlemesini, satış sorumluları rapor halinde bize sunarlar, bu verilere göre alınacak tedbirleri biz satış departmanına iletiriz. Reklamlarla ürünü tanıtmak. Merhaba Fuat Bey. Sizin de bildiğiniz gibi merchandiser pozisyonu birçok şirkette farklı görevlerde bulunabiliyor. Biz bu yazıda üretim alanında çalışan merchandiserlardan çok perakendede çalışan merchandiserları ele aldık. Yorumlarınız için teşekkür ederiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/selinalemdar/", "text": "İtalyan Lisesi'nin ardından Roma İstituto Superiore di Fotografia'da fotoğrafçılık okuyan ve yine Roma'da moda stilistliği üzerine yüksek lisans yapan Selin Alemdar, Getty İmages entertainment fotoğrafçısı. Milano ve İstanbul arasında çalışıyor, çalışmaları sıklıkla Marie Claire, Vogue Türkiye ve Officiel dergilerinde yer alıyor. 16 yaşından beri fotoğraf çekiyorum. Ilk hedefim sinemada görüntü yönetmenliğiydi fakat daha sonra fotoğrafta karar kıldım. 20 senedir fotoğraf çekiyorum ve bundan başka birşey yapmayı da bilmiyorum. Aslında fotoğrafçılık maceram portre ve nü çekerek başladı. Zaman içinde bu bakış açısını modaya uyarlamaya karar verdim. Okuldan hocam buldu. Ben Türkiye'ye dönme hazırlıkları yaparken Hiçbir yere gitmiyorsun. Seni Milano'ya gönderiyorum dedi. Ve beni gerçekten Milano'ya, ünlü fotoğrafçı Giovanni Gastel'in yanına staja gönderdi. Altyapı oluşturması açısından ve çevre edinmek açısından kesinlikle önemli fakat aslında mesleğimiz duygularla ve insanları okumakla alakalı. Bunları okulda öğrenemezsiniz. Cevat Kelle gibi hissettiğim çok olmuştur. Ben aslında kendimi outsider gibi hissediyor ve tanımlıyorum. Bundan gurur duyuyorum. Hep dışardan bakıp, farklı ve normalde karşılaşamayabileceğim insanların resmini çekiyorum. Portreler ile hayatlarına girebiliyorum ama hiçbir zaman tam olarak içinde değilim. Bu işimin en keyifli yanı. Bir kere Milano'da önemli bir mimarı çekiyordum. Tam bir Milano'luydu ve bana biraz yukarıdan baktı. Heyecanlanmıştım ama o anda Siz beni unutun ve kendi gününüze devam edin demek aklıma geldi. Ne kadar orda olduğumuz bilinsin istesek de, bu tecrübede görmüştüm ki, aslında görünmez olmak benim için avantaja dönüşüyor. O günden sonra, bir çekim sırasında beni unuttuklarını farkettiğimde çok mutlu oluyorum. Bu çektiğim kişilerin kendilerini rahat hissettiklerini, ve benim o anda o ortama uyduğumu gösteriyor. Bu bence bir beceri. Kaos içinde ben çok sakin hissediyorum. Kendim gibi oluyorum ve daha iyi fotoğraf çekiyorum. Moda dünyasının gözlerinin üzerinde olduğu 4 moda haftasından biri olan Milano moda haftasında 4 senedir backstage çekiyorum. Aslında dışardan görünen vitrin kısmından çok backstage ile ilgileniyorum çünkü benim için aynı zamanda röportaj ve portre çalışması oluyor. Ben arka planı daha gerçek buluyorum. Mankenlerin o hazırlanma ve heyecan anına şahit oluyorum. Bir kadın olmak da fark yaratıyor çünkü benim yanımda çok rahat hissediyorlar, kendileri gibi olabiliyorlar. Editörler beni bu konuda farklı bulduklarını hep söylemişlerdir. En son Etro çekimim New York Times'a çıktı. Rihanna'nın İstanbul konseri sırasında çektiğim bir resmi Ebony dergisinin kapağı oldu. Estetik duygularını geliştirmeliler. Mesela bale ve tiyatroya gitsinler. Kitap okusunlar çünkü hayal gücünün gelişmesi çok önemli. Özellikle portre çekiminde insanları analiz etmek çok önemli olduğu için kitaplar inanılmaz değerli kaynaklar. Çizgi romanlar da çok güzel kadraj ilhamı verir. Film ve sinema ışık kullanımını anlamak, mimari kültür de mekansal hislerin gelişmesi açısından önemli. Ayrıca, modayı hiçbir zaman kıyafet olarak düşünmemeliler. Kıyafetin bulunduğu yer, içindeki insan ve sadelik, bunları unutmamak lazım. 360 derece bir insan olmak lazım, sürekli beslenmek ve besin kaynaklarını hayatın içinde aktif olarak yaşamak gerekli. Mükemmellik kavramını sorgulayan son Pirelli takvimi beni en çok mutlu eden gelişme oldu bu sene. Hoşuma gitmeyen de dijital dünyanın egemenliği ile birlikte iyi teknik ile kötü tekniğin birbirinden ayırd edilemez hale gelmesi. Zevk sahibi olmak konusundaki kavram kargaşası da buna eklendi. Fotoğrafın çıkış nedeni belgelemektir. O yüzden fotoğrafçılık hiçbir zaman bitmeyecek. Fotoğraf dönemleri temsil eder, her fotoğraf belgedir. Şu anda bunu bilinçli olarak yapmasak da bu böyle, o yüzden bazen fotoğrafların arşiv değeri gözardı ediliyor instagramda. Sektörün kendi kendini zaman içinde tekrar şekillendireceğini ve çok seçici olmaya başlayacağını düşünüyorum. Ben insanların nasıl göründüğüyle değil, ne gördüğüyle ilgileniyorum. Ondan bugün ne giydim tarzı fotoğraflar bana hitap etmiyor. Sanırım en iyi örnek şu olur. Nasıl gurme aşçıdan McDonalds'da patates kızartmasını bekleyemezsiniz, bu da biraz zor bir şey. Bir resmi çekmek için kullandığım teçhizatdan ışığa kadar herşeyi düşündüğümde, İnstagram kullanımı bana aynı tadı vermiyor. Daha çok bir bilim kurgu filmi olurdu. Terry Gilliam filmlerinden birinde gibi hissettiğim çok olmuştur."} {"url": "https://modakariyeri.com/sezon-trendi-kucuk-cantalar/", "text": "Çanta trendlerinin çok net bir şekilde gösterdiği üzere, çantalarımızın boyutları git gide küçülüyor. Eşyalarım buna hayatta sığmaz diyen bizler artık eşyalarımızı çantamıza göre seçmeye başladık, çünkü itiraf edelim küçük çantalara zaafımız var. Markalar da bu aşkı karşılıksız bırakmıyorlar ve istek listemize sürekli yenisi eklenen mikro çanta modellerini satışa sunuyorlar. İşte sizin için bazısı ikonikleşmiş, bazısı yeni piyasaya çıkmış küçük çanta modellerinden en sevdiklerimizi listeledik. Dior'un ikonik çantaları şimdi minyatür versiyonlarıyla karşımızda. Lady Dior, 30 Montaigne, Dior Caro ve Saddle modelleri bu yeni versiyonlarıyla tam olarak da sezon trendine hitap ediyor. Influencerların profillerinde çoktan görmeye başladığımız bu modeller hem klasik, hem de eğlenceli. Ayrıca onları daha büyük çantaların yanında aksesuar olarak da kombinlemek mümkün. Klasiklerden şaşmayanlar için de, yazı renkli yaşamak isteyenler için de seçenek var. Modeller siyah, kırmızı ve sütlü kahve tonlarına ek olarak gökyüzü mavisi, mint ya da tundra yeşili gibi renklerde üretilmiş. Loewe'nin Puzzle modelini çok iyi biliyoruz. Bu modelin de minik versiyonu elbette koleksiyonlarda bulunuyor fakat biz Balloon Bag'i bu sayfaya taşımak istedik. Loewe'nin geçen sene piyasaya sürdüğü bu modeli ilhamını balon formundan alıyor, üstün el işçiliği ile Loewe'nin deri atölyelerinde üretilen bu modelin alt kısmı kalıp görevi görürken, üst kısmında daha yumuşak ve hafif bir yapısı var. Balloon Bag'in sezon modasını takip eden bu hasır versiyonuna bayıldık, hem hafif, hem zamansız hem de kusursuz. Youtube'da bu çantanın yapım aşamalarını izleyebilirsiniz. Bottega Veneta'nın ikonik deri örgüsünü ve düğüm detayını minicik bir formda bir araya getiren Mini Jodie modeli sezonun en çok instagramlanan çantalarından olmaya aday. Mini Jodie sayısız renk seçeneği sunmasının dışında Bottega Veneta'nın üstün deri işçiliğini modern bir formla buluşturması açısından da dikkat çekici. Çantanın büyük hobo versiyonları da mevcut. Artık hepimizin zihninde yer edinen bu formu gördüğümüzde elbette aklımıza Balenciaga geliyor. Marka Demna Gvasalia'nın kreatif direktörlüğünde her ne kadar eski ikonik modellerini yenileyerek devam ettirse de, minyatür versiyonu da bulunan Neo Classic modeli gibi, Gvasalia'nın keskin, grafik ve ironik tarzını yansıtan yeni modelleri de ikonikleştirdi. İşte bunlardan biri sokak stili fotoğraflarında sıklıkla rastladığımız Hourglass. Bu model XS versiyonunda da satışta ve renk ve materyal seçenekleri kafaları karıştıracak kadar geniş. Bu çantaya sezonluk bakmak aslında haksızlık olur, nitekim bu model Gucci'nin Balenciaga ile ortak yaptığı Aria koleksiyonunda da yer aldı. Yaşasaydı 1 Temmuz'da 60 yaşına girecekti Prenses Diana. Bu sene anısına yapılan heykeli oğulları Prens William ve Prens Harry tüm dünyaya tanıttılar. Diana'nın doğumgünü kutlamaları sadece bir heykelle sınırlı kalmadı, Gucci de payına düşeni yaptı ve Prenses'in en çok sevdiği çantalarından olan bambu detaylı el çantasını yeniden yorumladı. Jackie'nin ardından bu modelin de yeniden yorumlanması kesinlikle iyi bir ticari hamle. Lady Di'nin 90'lar stilinin unutulmaz bir parçası olan bu çantanın 20 sene sonra yeniden yorumlanan versiyonunda çanta sapının etrafını çevreleyen bir bant detayı görüyoruz. Bu detay orijinal versiyonun bambu saplarının korunması için kullanılan fonksiyonel bantlara gönderme yapıyormuş. Bu bantların özellikle neon renkleri çok dikkat çekici. Bu bantların farklı renkleri mevcut, yani renk değiştirdikçe çantanın havasını yenilemek de mümkün. Ayrıca çanta üzerine harfler ve semboller ekleyerek kişiselleştirilebiliyor. Manu Atelier'nin zincir detayıyla yenilenmiş modeli XX Mini Cylinder sezonun en gözde materyallerinden hasır kullanılarak yapılmış. Özellikle el örgüsü çantaları, hasır ve kroşe detaylı aksesuarları bu yaz çok göreceğiz. Bu sevimli aksesuar hem mikro hem de kroşe modasına bir tik atıyor. Cylinder crochet hem kısa zincir sapıyla hem de uzun deri sapıyla kullanılabildiği için oldukça fonksiyonel. Yazın yanımızda taşımamız gereken o birkaç şeyi içine atıp onu kolumuzun altına sıkıştırarak yaz akşamlarının keyfini çıkarabiliriz. Mikro çanta trendinin öncülerinden Jacquemus, Le Chiquito modelini tasarlayalı çok oldu. 2019 kış koleksiyonuyla birlikte satışa çıkan model, Jacquemus'ün ünlü La Bomba videosu ile birlikte ünlenmiş ve markanın müthiş bir yükselişe geçmesine neden olmuştu. Kesin bilgi, videoyu arada bir yeniden izlemek sağlığa iyi geliyor. Le Chiquito'nun birçok versiyonu ve renk seçeneği var. Markanın ikonikleşen bu modeli artık çok iyi bildiğiniz yaz trendine uyarak hasır olarak karşımıza çıkıyor. Her haliyle sevimli, bir o kadar mikro ve her zaman eğlenceli Le Chiquito'yu seviyoruz. K'ai & Vrosi çok severek takip ettiğimiz bir türk çanta markası. Karadeniz'in el dokuması peştemallerini ve el örgüsü sepetlerini modernize eden markanın ilgimizi çeken bir modeli de ismini Rize, Ardeşen'in bir mahallesinden alan OKORDULE. 2018 yılından beri üretilen bu hasır model bu sezonun trendlerine çok iyi cevap veriyor. Diğer tüm sepet modellerinde olduğu gibi bu model de bireysel ekonomilerine katkı sağlamaları amaç edinerek bölge kadınları tarafından elde örülüyor, ardından el dokuması peştemalle birleşerek deri atölyesinde son halini alıyor. Modayı takip ederken aynı zamanda kadın emeğini destekleyebilmek harika bir fikir, bu nedenle markanın sitesine bir göz atmanızı öneririz. Tanımanız Gereken 11 Türk Çanta Markası yazımızda da bahsettiğimiz Naturae Sacra'nın organik formlardaki minik çantalarına bayılıyoruz. Bunlardan birinin adı VIA. Şık ve geometrik formunun yanında mint yeşili renk seçeneği de bu çantayı sezonun gözdesi yapmaya yeter. Naturae Sacra reçine detayları, doğadan ilham alan renkleri ve bitkisel tabaklama yoluyla işlediği derileriyle öne çıkıyor. Bitkisel tabaklamada bitki yapraklarında, tohumlarında ya da kabuklarında yer alan maddeler kullanılıyor. Bu şekilde hem dokusu daha doğal olan hem de doğaya etkisi daha az olan deri ürünler elde ediliyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/sicak-soguk-markalar/", "text": "Exane Bnp Paribas'ın hazırladığı 2016 raporuna göre son zamanların ilgi bakımından en sıcak lüks markası Gucci seçilirken; Prada ve Giorgio Armani de en son soğuk lüks markalar arasında yerlerini aldı. Exane Bnp Paribas'ın raporuna göre bir markayı sıcak/soğuk diye kategorize etmek editoryal olarak kapladıkları reklam ve harcadıkları basılı reklam parasıyla orantılı; yani bir marka dergilerde yer almak için ödediği reklam fiyatından daha fazla editoryal çekimlerde yer alıyorsa 'sıcak marka' konumuna yükseliyor. Aynı şekilde bu oranın altına düşen markalar da soğuk marka olarak tanımlanıyor. Gucci'nin editoryal değeri bu yılın ilk 6 ayında, geçtiğimiz yılın ilk 6 ayına göre %15'den de fazla bir artış gösterdi. Tıpkı Gucci gibi Louis Vuitton ve Chanel de sıcak markalara arasında fakat reklam harcamalarına rağmen editoryal değerleri %15'i geçemedi. Gucci sıcak markalarda zirveye otururken Prada ve Giorgio Armani ise editoryallerde ciddi anlamda daha az yer almaya başladılar; yani hızla birer soğuk marka oldular. Gucci'nin bu başarısı tabii ki yeni kreatif direktörü Alessandro Michele ve CEO'su Marco Bizzarri'nin etkisinde oldu. Ocak 2015'te kreatif direktörlüğe atandığından beri Alessandro Michele'nin kendine özgü ve maksimalist tasarımları tüm moda dünyasında müthiş bir etki yaratırken, İtalya'da 2016 yılında hazır giyim kadın koleksiyonunun satışları %66 arttı. Marka bu sene ilk defa 4.5 Milyar Dolar hasılat kazandı. Gucci'de durumlar böyleyken Prada ise sıkıntılı zamanlar yaşıyor. Çin'deki tüketici davranışlarındaki değişiklikler ve turizm'in de düşmesiyle birlikte Prada'ya olan talep gititkçe azalıyor. Exane Bnp Paribas'ın raporuna göre, sıcak marka olmanın belirtilerinden bazıları da markanın daha fazla miktarda indirimsiz satması ve mağaza içi trafiğinin artmasıyla bağlantılı; tüm bunların satışlara ve marka karlılığına etki etmesi de tabii ki olası. Tam tersi bir şekilde de soğuk markalarda ise yukarda belirtilen tüm etkenlerin gerilemeye başladığı görülür. Geçtiğimiz senenin raporunda soğuk gösterilen markalar arasında olan DKNY, Hugo Boss ve Ferragamo ise bu sene yavaştan sıcak olmaya başlayan markalar kategorisine girdi ; editoryallerde kapladıkları yerler tüm marketing çalışmalarından daha fazla. Burberry, Valentino ve Saint Laurent ise geçtiğimiz yıl sıcak markalar iken bu sene ise 'hala sıcak ama giderek soğuk' oluyor kategorisine geçiş yaptılar; bu değişikliğin altında yatan sebep saydığımız markaların marketing çalısmalarında digitale daha fazla ağırlık vermesine bağlayabiliriz. Exane Bnp Paribas'ın incelediği 38 markadan coğu bu sene basılı reklam vermeyi azaltarak daha çok digitale odaklanırken, Gucci ve Sainte Laurent ise bu istisnayı bozuyor. En çok dergilere reklam veren markalar arasında Gucci ve Sainte Laurent başı çekerken, bu ikilinin ardından Ralph Lauren ve Dolce& Gabbana geliyor. Bu yazı bir çeviridir, orjinali için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/son-moda-teknoloji-balenciaga-led-isikli-ve-usb-baglantili-sneakerlar/", "text": "Markaların birbiriyle yarıştığı 'ugly sneakers' tasarımlarına bir yenisi daha ekleniyor fakat bu, olayı bir kademe daha üste taşıyacak cinsten bir hamle- teknolojik ayakkabılar. Balenciaga'nın kreatif direktörlüğüne başladığından beri doğru stratejiler izleyen Demna Gvasalia bu defa da yüksek modayı teknoloji ile buluşturuyor. Geçtiğimiz Mart ayında Paris Moda Haftası'nda gösterilen Balenciaga teknolojik sneakerları, orta tabanda yer alan LED lambalara ve ayakkabıya gizlenmiş USB bağlantı noktasına sahip. LED lambaları yetişkin ayakkabılarında görmek hem nostaljik hem de esprili bir yaklaşım. Peki USB girişi? Bir yandan yürüyüş yaparken, bir yandan da telefonunuzu şarj ettiğinizi düşünün. Ne kadar gerekli ya da kullanışlı olduğu tartışılır fakat günümüzün teknoloji çağında hiç kuşkusuz yaratıcı ve doğru bir bakış açısı. Teknoloji ve modanın birleşmesi son derece heyecan verici. 5 farklı renk seçeneği ile sunulacak olan sneakerlar yeni sezonun arzu nesnesi olmaya aday."} {"url": "https://modakariyeri.com/son-sans/", "text": "Genel olarak sosyal ilişkilerimde benimsediğim bir prensip vardır. Memnuniyetsizlikler birikmeye başladığında karşı tarafa haber vermeden kafamda bir son şans veya son randevu belirlerim. Örneğin uzun süredir sizi öteleyen bir arkadaşınıza Bu hafta sonu onu son çağırışım olacak diye bir sınır belirlemek gibi. Ya da, bu konuda bu kuzenimi son uyarışım olacak, bir daha bu konuyu açmayacağım gibi belirlenen son temas kararları. Aslında ilişkinin tamamı için belki de en kritik an bu son şanslardır. Markalar, şirketler ve platformlar ile olan ilişkilerimiz de akraba, arkadaş ilişkilerimizden farksız bir anlamda... Dolayısıyla son şans stratejisi çok sık kullanılır. Ana fikir olarak, tüm markalar müşterinin ziyaretinin veya alışverişinin belki de kendisine verilen son şans olduğunun bilincinde olmalı. Çünkü son şansın ne zaman olduğunu asla bilemezsiniz! Müşteri kini, müşteri nefreti aslında müşteri memnuniyetsizliğinden çok daha yoğun ve güçlü bir kavram. Bu aşamaya gelindiğinde de telafisi çok zorlaştığı için birinci günden itibaren sürekli son şans stratejisi izleyerek müşteri fazlasıyla memnun edilmeli. Alanındaki en iyi pazarlama dergisi olan Journal of Marketing'deki bir makale, markalar hakkında internet üzerinden yapılan şikayetler ve bunların uzun vadeli sonuçlarını incelemiş. Zaman geçtikçe, markaya duyulan intikam hissinin azaldığı gözlemlenirken, markayı görmezden gelme ve hayatından çıkarma hızla artıyor. Markalar için daha da zorlu olan br diğer bulgu ise şu, eğer şikayetin sahibi markanın en iyi, en bağlı müşterilerinden biriyse, intikam duygusu çok daha uzun sürüyor ve görmezden gelme çok daha güçlü yaşanıyor. Önerilen çözüm ise, çevrim içi şikayetin hemen ardından müşteriden özür dilemek ve durumu telafi etmek. Bu makaleyi okumuşçasına, geçtiğimiz haftalarda Çiçek Sepetinden oldukça pahalı bir çiçek sipariş ettim ancak çiçek avuç içim kadar küçük geldi. Değerlendirme kısmına bu memnuniyetsizliğimi yazdığım anda diye söylenirken, telefonum çaldı ve hemen bir özür çiçeği göndereceklerini söylediler. Şu an intikam hissi ve bir daha asla duygularım biraz azalmış durumda... Zaten markayla olan ilişkim de çok çok güçlü değildi. Yani gerçekten de bu süreci yumuşatmış olduk. Jagdip Singh, Robert E. Widing'in 1991 makalesine göre ise telafi bile yeterli değil. Basitçe ve standart şeklide telafi edilmek yerine müşteriler şikayetlerinin gerçekten ciddiye alındığını ve önem verildiğini hissetmek istiyor. Müşteri affediciliği makalelerine göre, markaların hatta servis işletmelerinin işi daha da zor. Müşteriler kendilerine hata yapılmasa bile, gözlemlediği diğer müşterilere yapılan hatalara da tepki verip uzaklaşabiliyor. Bağırıp çağıran müşteriler, saçı yakılmış yan koltuk müşterileri, veya şikayetlerin yoğunluklu gözlenmesi müşteriyi soğutup ilk ziyaretinin son ziyaret olmasına neden olabiliyor. Son olarak, her şey bu kadar ortadayken, bazı markalar neden telafiye ve özre bu kadar az önem veriyor? Bunun sebeplerinden biri rekabet azlığı olabiliyor. Örneğin o semtteki tek kuaförseniz, müşteri memnuniyeti çok da umrunuzda olmayabiliyor. Müşteriniz üç kuşaktır sizden alışveriş yapıyorsa, yine aynı şekilde firma kendine fazla güvenebiliyor. En önemlisi de çalıştığınız markayı değiştirmenin bedeli düşük mü yüksek mi sorusu önemli. Örneğin telefon operatörünüz size sürekli hata yapsa bile çoğunlukla bedel yüksekliğinden müşteriler kalmaya devam edebiliyor. Oysa mağazacılık sektörü için şu anda memnuniyet ve şikayetsizlik herşeyden önemli. Hem rekabet had safhada, hem markayı değiştirmenin bedeli neredeyse hiç yok, hem de sadakatler çok geçici ve değişken."} {"url": "https://modakariyeri.com/sosyal-medya-para-2/", "text": "Sosyal Medya Nasıl Para Kazandırıyor serisinin devamında markaların pazarlama stratejilerinden biri olan sosyal medya ağlarından bahsedeceğim. Dünya üzerinde Facebook, Twitter, Youtube vs. gibi sosyal medya ağlarını kullanan kişi sayısı oldukça fazla. Bu bilgi dikkate alındığında markaların pazarlama bütçelerinin büyük bir oranını dijital projelere yönlendirmesi kaçınılmaz. Dijital dünya, günümüz itibarı ile büyük bir pazar hacmine sahip olmakla birlikte her gün gelişen ve ihtiyaç duyulan bir alan haline geldi. Bu nedenle sosyal medya hesapları oluşturmak ve bu hesapları aktif kullanmak moda markalarının neredeyse görevi oldu. Böylece tüketiciye birden çok ürünü aynı anda ve hızlı bir şekilde sunabiliyorlar. Mağazaların 24 saat açık olmadığını baz alırsak sosyal medya markalar için 24 saat açık butik görevinde. Çünkü firmalar çalışmıyorken bile sosyal medya üzerinden reklamlarını yapıp ürünlerini tanıtarak yeni potansiyel müşteriler kazanıyorlar. Araştırmalar ortalama bir insanın gün boyunca 140 kez telefonuna baktığını gösteriyor ve dev moda firmaları bu durumdan sonuna kadar yararlanmak istemekte oldukça haklı. Lüks markaların sosyal medyayı kullanma nedenlerinden biri Gen Y olarak adlandırılan potansiyel müşteri kitlesine ulaşım sağlaması. Gen Y neslini kısaca anlatmam gerekirse, 1977-1980 sonları ile 1990'lı yıllarda doğan, interneti sürekli kullanan genç nesiller. Günümüze yaklaştıkça çoğu lüks markanın mağazasının içinde markalaşmış kendi restaurantları ya da gençlere yönelik yapmış olduğu projeler var. Moda ürünü satmanın yanı sıra hayat tarzı oluşturmuş markaların tüketicilere ulaşmasının en akıllıca yolu sosyal medya ağları! Sosyal medya hesaplarına ek olarak markalar kendi dergilerini dijital ortamda paylaşarak dijital dergi oluştururlar. Dolce&Gabbana'nın Swide.com ile başlattığı bu eğilim; Louis Vuitton, Christian Dior, Chanel, Gucci, Hermes, Christian Louboutin ve Valentino gibi lüks tüketim markalarının da katılımı ile popülerleşti. Günümüzde internetin dolayısıyla sosyal medyanın çok kullanılması ve markaların tüketicileri ile dünyanın herhangi bir yerinden rahatlıkla iletişime geçmesi,ürünlerini tanıtması gibi nedenlerden dolayı sosyal medya moda firmalarının ve tüketicilerin arasında önemli bir köprü özelliğinde. Lüks markaların sosyal medyaya ihtiyaç duymadığını savunanlar varsa aramızda şunu söylemek istiyorum sadece evet isimlerini duyurmak zorunda değiller zaten biliniyorlar fakat tüketiciyle sosyal medya sayesinde sürekli iletişim halinde kalabiliyorlar. Sosyal medyanın önemsendiğini ise çoğu şirkette kurulmaya başlanan sosyal medya departmanlarından anlayabiliriz. - http://fashionista.com/2014/01/fashion-blogger-expenses - http://www.campaigntr.com/2012/04/02/7943/luks-markalar-artik-birer-yayinci/ - http://www.campaigntr.com/2012/02/02/3925/sosyal-medya-aglari-luks-markalar-icin-neden-onemli/ http://www.campaigntr.com/2012/07/03/14197/markalar-neden-sosyal-medyada/ - http://www.socialmarketing.org/newsletter/features/generation3.htm - Kim, Eundeok, Ann Marie Fiore, and Hyejeong Kim. 2011. Fashion Trends: analysis and forecasting. Oxford: Berg, ss. 40-45. - http://www.sabah.com.tr/ekonomi/2015/04/22/sosyal-medyanin-modadaki-gucu - http://www.bbc.com/culture/story/20150408-viral-style-why-are-we-obsessed - http://bloghocam.blogspot.com/2014/03/blog-yazarak-para-kazanmak-mumkun-mu.html"} {"url": "https://modakariyeri.com/sosyal-medya-seffaflasma/", "text": "Hepimizin sosyal medya hesaplarında takip ettiği ve kendine hitap eden bazı influencerlar/bloggerlar vardır. Özellikle de instagramda influencerların birer reklam oyuncusuna dönüşmesiyle ilgili yazdığımız Sosyal Medyadaki Şeffaflık Akımı Ülkemize Ne Zaman Uğrayacak?' yazımızda yerli influencerların instagramdaki ücretli ortaklık uygulamasına henüz geçiş yapmadıklarından bahsetmiştik. Moda sektöründeki bu durumla ilgili yazı yazan belki de ilk Türk platform olmamız nedeniyle konuyu takip etmek istedik. Son bir ay içinde az da olsa Türk influencerlar arasında bazı değişimler görmeye başladık. İşte ücretli ortaklık uygulamasını kullanmaya başlayan Türk influencerlar. İlk yazımızda da bahsettiğimiz üzere Didem Soydan hali hazırda bu özelliği kullanıyordu ve Türkiye'de bunu takipçileriyle dürüst bir şekilde paylaşan ilk influencer ünvanını da elinde tutuyordu. Fakat son 1 aydır Soydan'ın instagramına göz gezdirdiğimizde Sephora, Levis ve Modacruz gibi şirketlerle işbirliği yaptığını gördüğümüz halde bunu hiçbir şekilde belirtmemesi de ilginç geldi. Youtube'la başladığı serüvenine instagramı da katan blogger Duygu Özaslan'ın ilk ücretli ortaklık ibaresi Modacruz işbirliğinden geldi. Özaslan bunun bir reklam olduğunu dürüst bir şekilde takipçileriyle paylaştı. Fakat merak ettiğimiz nokta ise Modacruz'un yaptığı bolca ünlü ve blogger işbirliği arasında neden sadece Duygu Özaslan'ın bu özelliği kullanıyor olduğu. İşbirliklerini sık yapan bloggerlardan biri olan Gamze Biran ise, ücretli ortaklık ibaresini neredeyse tüm tanıtım postlarına ekler oldu. En dikkatimizi çekenler arasında ise Schwarzkopf ve İpana ile ilgili yaptığı paylaşımları var. Türk moda bloggerları arasında instagramı en aktif kullanan isimlerden biri de Rüya Büyüktetik. Bir önceki yazımızda üstü kapalı şekilde verdiğimiz örneklerde Rüya Büyüktetik'in resmi de vardı. Fakat son 1 ay içinde ilk defa olarak Armani parfüm paylaşımına #tanıtım hashtagi girerek ve Procter&Gamble'la yaptığı çekimi için ücretli ortaklık ibaresini kullanarak Büyüktetik de bu konuda adım attı. Bundan birkaç ay öncesine kadar yerli bloggerların hiçbir şekilde kullanmadığı bu özellik yavaş yavaş yaygınlaşacak gibi duruyor. Bu özelliğin yaygınlaşması sadece bloggerlarla alakalı değil, markaların da aynı konuda duyarlı olması gerekiyor. 2018'e az kala takipçiler her zamankinden çok şeffaflık ve doğallık talep ediyorlar. Bakalım önümüzdeki günlerde bu özelliğin kullanımı konusunda ne gelişmeler göreceğiz."} {"url": "https://modakariyeri.com/sosyal-medyadaki-seffaflik-akimi-ulkemize-ne-zaman-ugrayacak/", "text": "Modayla ilgiliyseniz ve Instagram'da aktifseniz mutlaka bazı blogger veya influencerları takip ediyorsunuzdur. Zamanında blog yazarak başlayan bu iletişim şekli, 2010 yılında instagramın doğuşuyla birlikte yavaş yavaş platform değiştirdi. İlk başlarda kişilerin kendi imkanlarıyla kendi stillerini yaratarak takipçileriyle paylaşmasıyla başlayan blogger-takipçi ilişkisi, blogların git gide daha büyük kitlelere ulaşmaya başlamasıyla kabuk değiştirdi. Bugün gelinen noktada, instagramda yapılan paylaşımların sponsorlu olup olmadığı tartışılır hale geldi. Instagramın yarattığı şirketleşen ve globalleşen fenomenleri düşünürsek bu tartışma yersiz sayılmaz. Forbes'un 30 yaş altındaki etkin 30 kişi listesinde Chiara Ferragni, Kylie Jenner ve Bethany Mota gibi isimler var. Yıllar içinde instagram paylaşımlarının gerçek tavsiyeler mi yoksa reklam mı oldukları anlaşılamaz oldu. Takip ettiğimiz influencerların hesaplarına göz gezdirdiğimizde ayakkabılarından, kahve içtikleri mekana, cilt bakım önerilerinden, okudukları dergiye kadar hepsinin soru işareti olduğu bir noktaya gelindi. Reklamların belirli yasalar çerçevesinde kontrol edildiği global arenada instagramın kontrolsüz bir reklam aracı olarak kullanılması sadece müşterilerin değil ülkelerin yasal otoritelerinin de dikkatini çekti ve 2016 yılında bazı kurallar getirilmeye başlandı. Örneğin Amerika'da Federal Trade Comission-FTC tarafından hazırlanan uygulamaya göre sponsorlu olan tüm postların altına #ad veya #sponsored etiketi koyma zorunluluğu getirildi. Ayrıca son dönemde İtalyan otoriteleri de influencerları reklam yaptıklarında bunu açıklamaya davet etti. Advertisement yani reklam kelimesinin kısaltılmışı olan ad, resimlerin altında #ad veya #sponsored etiketiyle birçok yabancı blogger tarafından kullanılıyor. Bunun en önemli sebeplerden biri de hem takipçilerin hem de firmaların şeffaflığa önem vermeye başlaması. Bir başka sebep de bu konuda yasal denetimler olması. Her daim güncellemeler ve yeniliklerle karşımıza çıkan Instagram ise kitle içi iletişimde şeffaflığa katkı sağlamak için yaz başında sponsorlu resimlerin lokasyon ibaresi olan üst köşesine Ücretli Ortaklık ibaresini getirdi. Bu uygulamanın amacı yaşam tarzlarını paylaşarak bundan bir meslek yaratmış olan kişilerin takipçilerine karşı daha şeffaf olmasını sağlamak. Bu uygulama ile aynı zamanda reklam verenler işbirliklerinin sonuçlarını kendileri de ölçebiliyor. Moda dünyasında her alanda şeffaflığa çağrı yapılan bir dönemde, sponsorlu ürünlerin kişilerin kendi seçimleri ve alışverişleri gibi yansıtılması etik anlayışıyla oldukça ters kaçıyordu. Halihazırda yurtdışında birçok influencer Instagram'ın bu özelliğini kullanmaya başladı bile. Bunlar arasında influencer dünyasının en popüler isimlerinden olan Chiara Ferragni ve Leandra Medine Cohen de var. Kullanımı ise çok basit; Instagram profilinizi şirket olarak tanımladıktan sonra resim post ederken ücretli ortaklık ibaresine girip, ortaklığı hangi markayla yaptığınızı belirtiyorsunuz. Bu şekilde takipçilerinize karşı dürüst ürün tanıtımı yapıp, objektif yorum sağlıyorsunuz. Bloggerları bize sevdiren en önemli faktör gerçek olmalarıydı. Dergi sayfalarında yaratılmış kombinleri görmektense tarzını sevdiğimiz insanların gerçek önerilerini görmek hoşumuza gitmeye başlamıştı. Kişisel bağ ve beğeni ile gelişen bu ilişki herşeyden önce güven duygusuyla pekişen bir ilişki. Bu nedenle reklam dünyasında gördüğümüz kişiler yerine bloggerlar bize gerçeklik ve güven duygusu sağlayan insanlar olarak hayatımıza girdiler. Fakat gittikçe artan popülariteleri ve blogging'in bir meslek olması ile birlikte doğal paylaşımların yerini reklamların alması, bazı kişilerin reklam panosuna dönmesi dikkatten kaçmadı. Tüketicilerin her zamankinden daha çok şeffaflık aradığı bir dönemde, influencerların da ilişkilerinde bir adım daha atıp şeffaf olmaktan başka bir seçeneği yok gibi görünüyor. Yaklaşık bir senedir takip ettiğimiz bu konu özelinde bu yazıyı yazmadan önce önemli yerel influencerların instagram postlarının üzerinden geçtik ama şimdiye kadar sadece bir influencer'da Ücretli Ortaklık ibaresine rastladık. Bu kişi Puma ile yaptığı tanıtım paylaşımına Ücretli Ortaklık ibaresi ekleyen Didem Soydan. Didem Soydan dışında ülkemizdeki herhangi bir influencer'da bu kullanıma, hatta bu özellikten çok önce kullanılmaya başlanan reklam veya sponsorlu etiketlerine rastlamadık . Mesela, aşağıdaki instagram postunda Nil Ertürk kendi seçtiği için mi yoksa işbirliği yaptığı için mi Lacoste çantadan bahsediyor? Belki de her ikisidir, ama bunu bilemiyoruz. Bu yazımızı sitede paylaşmadan önce, takipçilerimizin bloggerların yaptıkları reklam ve sponsorlu postlara bakış açısını ölçmek için instagram'da mini bir anket yaptık. Anketimize göre takipçilerimizin büyük bir çoğunluğu için takip ettikleri kişinin ücretli işbirliklerini/sponsorlu içeriği belirtmesi önem taşıyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/soyunma-kabinleri-tarih-oluyor/", "text": "Online alışveriş her geçen gün büyüyor ve gözünü geleneksel perakendenin tahtına dikmiş durumda. Bu alanda yapılan teknolojik yenilikler, bizi hala mağazalara yönlendiren faktörleri bertaraf etmeye çoktan başladı. Amerika merkezli 3Dlook firması tarafından piyasaya sürülen SAIA sayesinde, akıllı telefonunuzdan 2 fotoğraf çekerek bedeninizi taratıp, istediğiniz kıyafeti üzerinizde görmeniz artık mümkün. Online alışverişte çığır açacak bu teknoloji, sadece müşterilerin hayatını kolaylaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda markalar için de veri toplayarak; yeni ürünlerini daha doğru ve müşteri odaklı geliştirmelerine olanak sağlıyor. SAIA, pazara sunulduğunun 3. haftasında, aralarında global markaların da olduğu 10 firma tarafından sistemlerine entegre edilmek üzere satın alındı. Ek başka hiçbir cihaza ihtiyaç duymayan teknolojiden faydalanmak için, akıllı telefonunuz olması yeterli."} {"url": "https://modakariyeri.com/spice-girlsden-bugune-victoria-beckham/", "text": "Victoria'nın günümüzde moda dünyasındaki konumunu oluşturan en önemli etken tabii ki Spice Girls grubu. 1994 yılında oluşturulan bu grup aslında yapımcıların önceden karar verdiği bir projeydi. Grubun yapımcıları hayallerindeki kız pop grubunu yaratmak için çeşitli dergilere seçmeler olacağının ilanını verir. Dergilerdeki ilanı görüp seçmelere gidenler arasında Victoria da bulunmaktadır. Seçilen 5 kız 2 yıl süren müzik ve dans eğitiminin ardından çıkardıkları ilk albümleriyle kısa sürede müzik dünyasına damgalarını vurmayı başarırlar. Grubun üyeleri özgün tarzları sayesinde kurulduktan kısa süre içinde kendilerine ait lakaplarla tanınmaya başladılar. Victoria ise günümüzde hala kullanılan 'posh' yani lüks, zengin ve sosyetik olan lakapla tanınıyor. Bu benzetme günümüzde de hala devam eden Victoria'nın marka kıyafetlere ve ayakkabılara olan ilgisinden doğmuş. Victoria Beckham'ı bugünlere getiren en önemli olay Spice Girls gibi gözükse de aslında David Beckham ile olan evliliği. Spice Girls devam ederken bir futbol maçında tanışan ikili kısa sürede evlenirler. David Beckham'la evlenmesinden sonra Victoria basında Spice Girls'ün bir üyesi olmaktan çok kocası ve nerede ne giydiğiyle anılmaya başlar. Zaten kısa bir süre içinde de Spice Girls dağılınca Victoria'nın şarkıcılık kariyeri son bulur. David Beckham'ın bir futbolcu olarak yıldızının parladığı dönemlerde, Victoria moda kariyerinin hazırlığını yapıyordu diyebiliriz. Birçok röportajında, Spice Girls'e başlarken bile aklının bir yerinde her zaman moda ile uğraşmak istediğini hala belirtiyor Victoria. Ona göre moda dünyasında gerçek bir marka yaratmanın yolu kendini geliştirmek ve doğru zamanı beklemekten geçiyordu. Kendi markası ve yaptığı bir takım işbirliklerinde önce medyada saçları, dikkat çeken milenyum modasına uygun kıyafetleri ve topuklu ayakkabılara olan takıntısıyla biliniyordu. Birçok ünlü Victoria'nın yerinde olsaydı Spice Girls dağılır dağılmaz, David Beckham'ın da ünüyle birlikte moda dünyasına giriş yapardı. Fakat Victoria için moda kariyeri, kocası futbolu bıraktıktan sonra hızlanıp gelişmeye başladı diyebiliriz. 1997 yılında David Beckham'la tanıştıktan sonra stili ile dikkat çeken ve dergilerin sayfalarını süsleyen Victoria'nın moda dünyasına girişi 2004 yılında oldu. Rock& Republic adlı marka için VB Rocks adlı bir kapsül koleksiyon çıkardı Victoria. Medyada Christian Louboutin'leri ve kocaman güneş gözlükleriyle bir stil ikonu olarak lanse edilen Beckham, bu kapsül koleksiyon girişimini 2006 yılında moda önerilerini paylaştığı That Extra Half an Inch adlı kitabıyla devam ettirdi. Bu süre içinde medyada geniş yer eden Victoria'nın bir marka kurma hazırlığında olduğu rahatlıkla belli oluyordu. Hatta Victoria'nın bir moda eğitimi ve geçmişi olmadığını savunan bazı basın mensupları defile çıkışlarında koleksiyon hakkındaki zor ve teknik sorularıyla Victoria'yı zorluyorlardı. Bir takım kapsül koleksiyonlar bir yana Victoria'nın kendi markasını kurması 2007 yılında DVB adını verdiği güneş gözlüğü koleksiyonu ve daha sonra da kot pantolonlarla devam etti. Kendisiyle en çok özdeşleşmiş iki ürünü seçerek aynı zamanda da daha az masraflı ürünlerle tasarım dünyasına girerek birçok kişi tarafından doğru denim pantolon ve güneş gözlükleriyle moda dünyasında ısınma turları atan Victoria, 2008 yılında kıyafet tasarımına da el attı. Riskli gibi görünen bu ürün çeşidi bugün Victoria'nın en önemli parçalarını oluşturuyor. 2008 yılından beri Victoria'nın koleksiyonlarında hem şık hem pratik elbiseler ağırlıkta. Abartı durmayan, estetik sahibi ve kadınsı silüetlerdeki parçaların her biri adeta Victoria'nın dolabından çıkmış gibi. Kendi kişiliği ve markası ile güzel bir denge oluşturan ve adeta bir bütün olan bir isim artık Beckham. 2014 yılında Londra'da kendi flagship mağazasını açmasıyla daha da büyür Victoria Beckham markası. Victoria'nın günümüzdeki başarısında ve tanınırlığında kocasının işi sebebiyle birçok farklı şehirde yaşamasının da etkisi büyük. Sadece Londra'ya sıkışıp kalmadan Los Angeles, Madrid, Milano ve Paris gibi moda alanında söz sahibi şehirlerde yaşamanın tanınırlığını arttırması işine pozitif dönüşler yapıyor. Bir iş kadını ve tasarımcı olan kimliği çoktan şarkıcı ve futbolcu eşi olan kimliğinin önüne geçen Victoria, geçtiğimiz aylarda büyük bir onur olan 'OBE' ödülünü de kazandı. Cambridge Dükü William tarafından takdim edilen ödül, Victoria'nın moda dünyasına İngiltere adına kazandırdıklarını tebrik etmek içindi. Victoria Beckham denilince aklımızda çoğunlukla New York canlansa da, İngilizler için Victoria Beckham ülkelerini uluslararası platformda temsil eden biri. İster beğenelim, istersek de onu soğuk bulalım, Victoria günümüz moda dünyası için çok şey ifade ediyor. Sadece kendisi de değil David Beckham'ın da yer aldığı reklam kampanyaları ve dört çocuklarıyla birlikte bu sektörde gerçek anlamda marka olmayı başarmış bir aile Beckham ailesi. Şu anda 43 yaşındaki Beckham'ın moda alanında hız kesmeden nasıl büyümeye devam edeceğini ve ileriki senelerde nelerle karşımıza çıkacağını merak ediyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/stella-mccartney-loop-sneaker/", "text": "Sürdürülebilir modanın öncülerinden Stella McCartney, şimdi de sürdürülebilir sneaker ile karşımızda! Moda tasarımında yaratıcılıktan ödün vermeden, malzeme kullanımının sınırlarını zorlayarak sürdürülebilirliğin en üst sınırını çizen McCartney, şimdi de tamamen dönüştürülebilir tasarımıyla Loop Sneakerı yarattı. Loop adını döngü kavramından, yani geri dönüşüm döngüsünden alıyor. Bu büyüme elbette karbon ayak iziyle geliyor. Bir çift spor ayakkabının üretiminde yaklaşık 13 kg karbon dioksit salgılanıyor. Ayrıca ayakkabının tabanı ile üst kısmını birleştiren yapışkan da çevreye oldukça zararlı. Genelde ayakkabıların birbirinden ayrılmayacak şekilde tasarlandığını, ve bu nedenle parçaların yeniden kullanılamadığını düşünerek, Stella McCartney Loop sneaker'ı parçaları ayrılarak dönüştürülebilecek şekilde tasarlamış. Ürün geliştirme ve tasarım süreci 18 ay süren bu modelde her detay çevre dostu. Öncelikle taban ve üst kısmı birbirine bir yapışkan ile değil, minik halkalar ile birleştirilmiş ve çevre dostu iplikle atılan ikinci dikiş ile taban güçlendirilmiş. İtalya'da üretilen sneaker'ların yapımında çok az yapışkan kullanılmış, kullanılan yapışkan da hayvan dostu ve su bazlı. Markanın Kış koleksiyonu ile piyasaya sürdüğü Loop, kadın ve erkek için 3 farklı model ile mağazalarda. Duvar kağıtları Stella'nın ofisinden gelen kağıt artıklarından yapılmış, mağazadaki mankenler ise yüzde 72'si şeker kamışı bazlı olan biyoplastikten üretilmiş."} {"url": "https://modakariyeri.com/stella-mccartney-son-reklam-kampanyasini-tekstil-atiklari-icinde-cekti/", "text": "Sürdürülebilir moda konusundaki çalışmaları ile tanıdığımız vegan marka Stella McCartney, Sonbahar Kış koleksiyonunun reklam kampanyasını İskoçya'da tekstil atıklarının bulunduğu bir arazide çekti. Koleksiyonunun yarısından fazlası sürdürülebilir kumaşlardan yapılan marka, aynı zamanda deri ve elbette kürk kullanmaması ile tanınıyor. Stella McCartney ayrıca içinde bulunduğu Kering grubunun da sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşması için destek olan bir marka. Kampanyayı Harley Weir, sanatçı Urs Fischer işbirliği içinde çekti. Marka yeni koleksiyonu atıkların arasında tanıtarak tüketim hızına ve modanın yarattığı çevresel zarara dikkat çekiyor. Bu reklam kampanyası ile nasıl bir marka olmak istediğimizi, hedeflerimizi ve davranışlarımızı temsil etmek istedik. Kendimiz inşa ettiğimiz yaşam alanlarımız varolan diğer bir hayattan, doğadan ve çevreden, tamamen kopuk. Bu nedenle atıklar var. Stella McCartney markası aynı zamanda Parley for the Oceans organizasyonuyla işbirliği anlaşması imzaladı. Buna göre marka koleksiyonlarında, organizasyonun okyanuslardan toplayarak geri dönüşüme soktuğu plastik şişelerden yapılan kumaşları kullanacak."} {"url": "https://modakariyeri.com/surdurulebilir-gardirop/", "text": "Mutluluk, kişinin kendini satın alınan ürünün hikayesiyle özdeşleştirdiğinde ortaya çıkıyor. Gardırobunuza bir göz atmanızı, kıyafetlerinizin yapıldığı malzemeleri araştırmanızı ve satın aldığınız markaları yeniden gözden geçirmenizi öneriyoruz. Gardırobunuzdan en iyi şekilde nasıl yararlanmanız gerektiğini ve çevreye duyarlı giyinmek için bazı temel ipuçlarını içeren bu yazıyı okumalısınız. Ortalama bir kadının gardırobunda 100'den fazla eşya olduğunu biliyor muydunuz? Bu çılgınca değil mi? Bir gardırop temizliğine başlamalı ve geçen yıl giymediğiniz her şeyden kurtulmalısınız. Bunu yaparken kıyafetlerinizi bu özelliklerine göre ayırabilirsiniz. - Çok yönlülük - Uyumlu renk paleti - Konfor - Dayanıklılık Temel öğelerinizi seçerek başlayın. Kendi yaşam tarzınızı analiz edin ve kişisel tarzınızı bulun. Kapsül gardırobuna sahip olmanın asıl amacı, dolabınızdaki her şeyi giyebilmenizdir. Denemek istediğiniz yeni bir kıyafet fikri olduğunda Pinterest'te gezinmek hoşunuza gidecektir. Kıyafet planlamasını ve gelecekteki alışverişleri çok daha kolay hale getirir çünkü tam olarak aradığınız şeyin görsel bir örneğine sahip olursunuz. Kendinize hiç yaşam tarzınızın gardırobunuza gerçekten uygun olup olmadığını sordunuz mu? Yaşam tarzınızı analiz etmek çok önemlidir, çünkü bu şekilde çok daha düşünceli bir alışveriş yapmaya başlayacaksınız. Yaratıcı ve çok yönlü tasarımları araştırın! Eski kıyafetlerinizi çok basit dokunuşlar yaparak geri dönüştürebilirsiniz. Bunun için tek yapmanız gereken şey araştırma yapmak! Bir terziye ihtiyacınız yok, bir tasarımcıya ihtiyacınız yok, tek ihtiyacınız Pinterest veya Youtube üzerinden elinizdeki kıyafetleri geri dönüştürmek için fikirleri araştırmak. Bu araştırmalar size ilham verecektir ve dolabınızdaki kullanmadığınız kıyafetlere yeni bir vizyon getirecektir. Sürdürülebilir moda anlayışını destekleyen ve bu doğrultuda üretim yapan marka ve tasarımcıları günden güne artırıyor. Kıyafetleri kimin ürettiği, materyallerin nereden alındığı ve tedarik zinciri gibi mevzularda müşterilerine bilgiler vererek, şeffaf bir politika izleme konusunda hassas davranıyor. Bu tarz markaların ürünlerini satın alarak da benzersiz bir kapsül koleksiyon yaratabilirsiniz. Tarzımız kişiliğimizdir, diğer insanlara bir mesaj iletir, bu yüzden tarzımızı bilmek ve dolaplarımızı zamanın % 80'ini giydiğimiz ve her gün % 100 kendinden emin hissettiğimiz tarzın etrafında inşa etmek çok önemlidir. Etik bir markadan satın almak, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmenin basit bir yoludur. Her gün daha fazla atık, daha fazla kirlilik, daha fazla insan ve birçok problemin yaşandığı bir dünyada yaşıyoruz. Tutumlu olun, geri dönüştürün ve yeniden tasarlanmış ikinci el satın alın. Eski kıyafetleri ve atık kumaşları kullanarak yepyeni, kişiye özel kıyafetler tasarlayan, bu ürünleri de ev kadınları ile üreten sürdürülebilir moda markası Redesign Club da ekolojik projelerden birisi. Ayrıca yaptıkları her tasarım, kişiye özel, % 100 geri dönüştürülmüş ve el yapımıdır. Sürdürülebilir bir dolap için redesign.club instagram adresi veya www.redesignclub.com üzerinden iletişime geçebilirsiniz. Redesign Club'a, kişiselleştirilmiş kıyafetinizi sipariş edebilir veya eski kıyafetlerinizi gönderip, yeniden tasarlatabilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/surdurulebilir-markalar/", "text": "Fashion Revolution Week kapsamında bu hafta, sürdürülebilirlik üzerine yazılarımıza devam ediyoruz. Günümüzde tüketicilerin bilinçlenmesiyle artık birçok hızlı giyim markasına alternatif sürdürülebilir markalar ortaya çıkıyor. Bu markaları sizin de keşfetmenizin zamanı geldi. 2010 yılında kurulmuş olan Amerikan çıkışlı marka Everlane alışılagelmiş bir giyim markasından çok daha farklı. Markanın ana çıkış teması tamamen 'transparanlık' üzerine. Markanın misyonu, tüketicilerinin kıyafetlerin hangi fabrikada, ne şekillerde, hangi maliyetle, kimler tarafından üretildiğini dürüst bir şekilde bilmesi. Dünya üzerinde çok az sayıda marka, bir ürün üzerinden kendi kar marjlarını gösterecek bir şirket politikasına sahip.Bu sayede hem etik üretim yapıyorlar, hem de müşterileriyle arasında bir güven duygusu oluşuyor. Bu yüzden Everlane'e sadece bir giyim markası olarak bakmamız çok yanlış olur. Everlane aslında bu sektörde vizyoner bir isim. Sürdürülebilir moda denilince aklınıza aynı monokrom parçalar gelmesinden sıkıldıysanız ve renkli bir alternatif arıyorsanız, Mayamiko tam size göre. Londra çıkışlı bir marka olan Mayamiko, 2013 yılında Paola Masperi tarafından kuruluyor. Tamamen etik bir şekilde Malawi'de üretilen marka, el emeğine saygı ve işçi haklarını koruma felsefesi ile yönetiliyor. Tasarımlarında da yoğun bir şekilde yerel işçilikleri görebilirsiniz. Çoğumuzun önyargısı: Sürdürülebilir marka ise fiyatı mutlaka çok yüksektir. Mayakimo için bu geçerli değil. Hatta bu listedeki birçok marka için söz konusu değil. Bir lifestyle markası olan Mayamiko'da elbiselerden, yastıklara hatta yoga taytlarına kadar pek çok farklı ürün grubunu bulabilirsiniz. Hayatınızda sürdürülebilir bir renk katmak istiyorsanız Mayamiko tam size göre. Söz konusu sürdürülebilirlik olduğunda iç çamaşırları, pek de aklımıza gelmiyorlar. Golden Globe ödüllü Gina Rodriguez ve Catalina Girald tarafından kurulan markanın amacı kadını objeleştiren bir iç giyim sektörüne alternatif olarak kadını güçlendiren bir iç giyim markası oluşturmak. Şirket politikası gereği çoğunlukla kadınları işe alan Naja, adeta şirkette bir kadın dayanışması sağlıyor. Şirketteki çalışma saatleri ise alışılagelmiş mesai saatlerinden çok farklı. Okula giden veya çocuğu olan kadınlara kendi çalışma saatlerini ayarlamaları konusunda esneklikler getiriliyor. Kolombiya'daki kadınlar tarafından etik bir şekilde üretilen Naja, aynı zamanda her sene cirosunun belirli bir kısmını da kadınların eğitimi için çeşitli sivil toplum kuruluşlarına bağışlıyor. Gelelim kumaşlara, dünyanın dört bir yanında organik kumaşlarla oluşturulan Naja aynı zamanda geri dönüştürülmüş kumaşları da sıklıkla koleksiyonlarında kullanıyor. Naja'da iç çamaşırından, spor taytlarına ve bikinilere kadar pek çok ihtiyacınızı bulabilirsiniz. Reformation'ı duymayan kaldı mı? Sürdürülebilir moda denince akla ilk gelen markalardan biri. 2009 yılında Yael Aflalo tarafından kurulan marka Los Angeles'da etik bir şekilde üretim yapıyor. Ürünlerin neredeyse tümünde etik bir şekilde üretilmiş kumaşlar veya vintage malzemeler kullanan marka için sürdürülebilirlik ürünün tasarım sürecinden müşterinin dolabına girdiği ana kadar dayanan geniş bir süreç. Reformation'ın bu kadar popüler olmasının nedenlerinden biri de markanın içine işlemiş cool faktörü. Bir dönemin hızlı moda markalarına tapan bloggerları bu alışkanlıklarından vazgeçirip daha düşünceli parçalar almaya başlatan bir marka Reformation. Alexa Chung'dan, Rihanna'ya kadar ünlülerin üzerinde sıklıkla rastladığımız Reformation, bizlere bir kere daha sürdürülebilir modanın sıkıcı olmadığını kanıtlıyor. Söz konusu sürdürülebilirlik olduğu zaman Reformation gibi birçok parçayı kapsayan markalar olduğu kadar, belirli ürün çeşitlerinde uzmanlaşan markalar da var. Bunlardan biri de Nisolo. Kadın ve erkeklere deri çanta, aksesuar ve ayakkabı üreten Nisolo tamamen sürdürülebilir bir anlayışla yönetiliyor. Deri gibi hassas bir materyalde çalışılan ürünlerin tamamı markanın Peru'daki fabrikasında yapılıyor. Çocuk işçi çalıştırmamak, herkesi sigortalamak ve etik çalışma şartları sunmak markanın prensiplerinden. Ayakkabı alışverişine çıktığınızda bir sonraki sefer alırken sizi üzmeyecek bir tercih yapmak istiyorsanız Nisolo doğru tercih olabilir. Amerika'dan çıkmış bir marka olan Patagonia, aslında sürdürülebilir markaların öncülerinden. Geri dönüştürülmüş kumaş kullanma ve pamuklu ürünlerde %100 koton gibi materyaller birçok markadan önce Patagonia'da hali hazırda kullanıkmaktaydı. Patagonia, ürünlerini ürettirdiği tüm fabrikaları çocuk işçi çalıştırmayan, Fair-Trade sertifikalı fabrikalardan seçiyor ve pek çok sosyal sorumluluk projesinde yer alıyor. Patagonia'nın ürün skalasına baktığımızda fiziksel aktiviteye uygun her türlü kıyafet ve aksesuar bulabiliyorsunuz. Dağcılık, yürüyüş ve kayak kıyafetleri gibi parçalara ihtiyaç duyduğunuz an, sürdürülebilir tercihler yapmak isterseniz Patagonia doğru adres olacaktır. Kendisini modern sadelik sözleriyle tanımlayan IAMNOTBASIC, tshirt, atlet, triko, gömlek ve sweatshirt gibi herkesin dolabında mutlaka bulunması gereken basic parçalar üreten duyarlı bir Türk markası. Marka dolabını zamansız ve dayanıklı parçalarla oluşturmak isteyen herkesin aradığı parçaları sunuyor. Hem basic, hem uygun fiyatlı hem de duyarlı parçalar arıyorsanız yabancı markalar yerine artık Türk markalarına yönelmenin vakti geldi. Giydiğiniz parçaların İstanbul'da, etik bir şekilde üretildiğini bilmek size çok daha anlamlı gelecektir. IAMNOTBASIC ayrıca #birazyerac projesi ile geri dönüşümü destekliyor. Atelier Beaux Reves, empati odaklı, sosyal sorumlu bir Türk markası. Kurucusu Öykü Özgencil Tatlı Rüyalar anlamına gelen bu masalsı ismi seçmiş. Atelier Beaux Reves çocuklarla sanat dersleri sırasında masal tamamlama çalışmaları düzenliyor. Çocukların yaptıkları bu çizimler daha sonra markanın kıyafetleri üzerinde, eklenip çıkarılabilir parçalar olarak hayat buluyor. Üstelik satın aldığınız her bir parçanın gelirinin bir kısmı da, bu resimleri yapan çocukların ailelerine gidiyor. Kullanılan tüm malzemelerin organik olduğu Atelier Beaux Reves, hem sorumlu, hem özgün bir tasarım markası. Türkiye'deki duyarlı markalardan bir diğeri de Oh Seven Days. Megan Mummery'nin 2013 yılında Londra'dan İstanbul'a taşınmasıyla kurduğu marka üç temel değer üzerine kurulmuş. Sürdürülebilirlik, minimalizm ve çeşitlilik. Pek çok farklı ihtiyaca cevap verebilecek olan marka yerel duyarlı markaları desteklemek isteyenler için ideal tercihlerden."} {"url": "https://modakariyeri.com/surdurulebilir-mi-yoksa-kar-edilebilir-mi/", "text": "Livia Firth'de yeşil beyin yıkamasına maruz kalan tüketici, Zizek'de vicdanını da satın alarak tüketimin son evresine geçmiş bulunuyor. Kapitalist yayılmacılıkla ekolojik farkındalığı birleştiren firmalar, bunu bir pazarlama politikası olarak mı kullanıyor? Madalyonun görünen yüzü olan bağışlar, yardımlar ve çevre dostu koleksiyonların arkasında bizi gerçekte ne bekliyor? Fashion Revolution, Greenpeace-Detox gibi dünya çapında farkındalık yaratmayı ve çözümler üretmeyi amaçlayan hareketlerin fast fashion uygulayan firmalar üzerindeki etkisi büyük. Her ne kadar 600TL'lik elbiseyi vicdanımız rahat olarak satın alsak da, şimdi o elbiseyi yerine bırakıp 30TL'lık elbisenin hangi şartlar altında ve hangi materyaller ile üretildiğini düşünme zamanı. - Farra, E. (2017, Şubat 7). H&M's New Conscious Exclusive Collection Turns Discarded Plastic Into Evening Gowns. tıklayın - Fiennes, S. . (2012). The Pervert's Guide to Ideology . - Firth, L. (2015, Ekim 4). Livia Firth: Sürdürülebilir Giyimin Yüzü. - H&M Conscious Exclusive. (2017, Şubat 7). tıklayın"} {"url": "https://modakariyeri.com/surdurulebilir-moda-adimlari/", "text": "Moda dünyasında sürdürülebilirliğin önemini fark eden tasarımcılar İlkbahar/Yaz 2023 koleksiyonlarında yeni teknoloji çevre dostu kumaşlarla, geri dönüştürülmüş materyallerle karşımıza çıktı. Geçtiğimiz moda haftalarından öne çıkan sürdürülebilirlik adımlarına göz atalım. Paris Moda Haftasındaki defilesinin sonun Bella Hadid'in vücudu üzerinde spreyle püskürttüğü kumaştan elbise yaratan Coperni bu gösterisiyle adından söz ettirmiş ve moda haftasında dikkatleri çekmişti. Defilenin detaylarını bu yazımızda anlatmıştık. Gösteri amacının dışında, sprey kumaş fikri yeni teknolojinin sürdürülebilirlikle buluşması adına önemli bir örnek. 2003 yılında İspanyol bilim insanı Manel Torres'in icat ettiği sprey kumaş doğal ve sentetik fiberlerin polimer solüsyonuna dönüşmesiyle oluşuyor. Fabrican adındaki bu kumaş, sert bir yüzeyle temas edene kadar katılaşmıyor. Aynı zamanda defalarca giydikten sonra bile yıkanabilecek kadar güçlü bir malzeme olan Fabrican, tekrar eski sıvı haline de döndürülebiliyor. Çevre dostu kumaş teknolojisi adına büyük bir adım olan Fabrican'ı Coperni gibi lüks bir moda evinde görmek materyalin günümüz moda dünyasına işlevsel bir şekilde kullanılabileceğinin bir kanıtı. Olivier Rousteing Balmain 2023 İlkbahar/Yaz koleksiyonu ile marka tarihinin en sürdürülebilir koleksiyonuna imza attı. Muz kabukları, odun parçaları, rafya gibi materyallerin kullanıldığı koleksiyon markanın sürdürülebilirlik yolculuğunda önemli bir adım. Balmain aynı zamanda önümüzdeki sezona kadar üretimlerinin çoğunda sürdürülebilir yün kullanımına geçecek. Sürdürülebilir çevre dostu bir moda anlayışı yolunda adımlar atan Olivier Rousteing gelecek koleksiyonları adına da sürdürülebilir bir yaklaşımın sinyallerini veriyor. Kreatif Direktörlüğünü Gabriela Hearst'ın yaptığı Chloe İlkbahar/Yaz 2023 defilesi ilhamını füzyon enerjiden alıyor. Fosil yakıt tüketimimize alternatif olabilecek füzyon enerjisinin mantığında füzyon tepkimelerle ısı üretmek var. Sürdürülebilirliğin enerji problemi olduğuna inanan tasarımcı koleksiyonu ile füzyon enerji kullanımına dikkat çekmek istiyor. Çevreye ve hayvan haklarına duyarlılığı ile bilinen Stella McCartney koleksiyonunda sürdürülebilir materyal tercihleri yapan bir başka isimdi. Koleksiyonda 2000'ler modasını günümüz teknolojileri sayesinde daha çevre dostu bir halde görüyoruz. Biyolojik çeşitlilik gösteren pamuk kumaşlar, üzümden ve mantardan yapılmış sahte deri gibi malzemeler kullanılan koleksiyonda aynı zamanda hayvansal yapıştırıcılar ve çözü solüsyonlar da kullanılmadığı belirtiliyor. Sürdürülebilir moda denilince öncü isimlerden olan Stella McCartney her zaman modayı daha etik bir yönde ilerletmek için çabalayan nadir markalardan. Etro İlkbahar/Yaz 2023 Milano Moda Haftası'nda sundukları koleksiyonda sınırlı sayıda Love Trotter Bag ile karşımıza çıktı. İtalya'da el yapımı olarak üretilen çantalar, Etro'nun eski koleksiyonundan geri dönüştürülmüş kumaşlar ve geri dönüştürülmüş renkli plastik kulplardan oluşuyor. Marco de Vincenzo Artık kullanılmayan 11 eski kumaşı seçtim ve onlara yeni bir hayat vermek istedim. Love Trotter bu şekilde ortaya çıktı, bir dönüşüm ve yeniden doğuş projesi olarak. dedi. Karayip temalı defile ile Botter Paris Moda Haftası'nda dikkatleri çeken bir başka isim olmuştu. Modellerin ellerine su dolu balonlar takan marka okyanuslardaki plastik atıklara dikkat çekiyor. Markanın kreatif direktörleri Lisi Herrebrugh ve Rushemy Botter koleksiyonlarında yosun kullanımıyla karşımıza çıkıyor. Yosundan yapılmış bir materyalle dikilen elbiseyi deniz altı, aqua temalı bir desenle görüyoruz. Dünya üzerinde karbondioksit emilimini ağaçlardan bile daha çok yapan yosunlar geleceğimiz için büyük önem taşıyor. Yosundan yapılmış bir materyal kullanımın insan sağlığına da faydaları olduğuna inanan ikili cilt bariyerinin onarımına faydalı oluğunu ve yaşlandırmayı geciktireceğini söylüyor. 90'lar Amerika'sının ikonik Got Milk? reklam kampanyası insanları süt ve süt ürünleri kullanımına teşvik ediyordu. Bu çağrıyı sürdürülebilir bir şekilde karşımıza çıkaran Collina Strada ise Got Milkweed? adlı koleksiyonunu sundu. Milkweed yani Süt Otu veya diğer bir adıyla İtalyan Çimi, hükümdar tırtıllarının yiyebildiği tek bitki olma özelliğinde. Collina Strada da bu koleksiyonunda hükümdar tırtılının kelebeğe dönüşümünden ilham alarak geri dönüştürülebilir tasarımlar sunuyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/surdurulebilir-moda-egitimi-veren-okullar/", "text": "Sürdürülebilirlik artık moda dünyasının önemli bir parçası. On yıl önce moda tasarımı okuyan bir öğrenci, moda sektöründe yer alan bir marka ya da moda sektöründe çalışan herhangi biri, sürdürülebilirlik konusunda bilgili olmak zorunda değildi. Sürdürülebilir moda eğitimi yaygın değildi. Bu alan fazlasıyla teknik bir alan olarak görülürdü. Fakat yıl 2021 ve biz sürdürülebilirliği modadan ayrı bir kavram olarak görmeyi bırakmalı ve kariyerimize, eğitimimize ve yaşam kültürümüze sürdürülebilirliği katmalıyız. Sürdürülebilirlik alanında uzmanlaşan ve çalışan kişiler genelde mühendislik veya fen bilimleri eğitimi almış olsalar da, moda sektöründe bu alan oldukça yeni. Sürdürülebilirlik departmanları deneyim ve ihtiyaçla şekilleniyor. Moda eğitiminde sürdürülebilirliği seçmek mümkün, fakat genelde sürdürülebilirlik tasarım okuyan öğrencilerin müfredatında yer alıyor. Tamamen sürdürülebilir modaya odaklanan eğitim programları az sayıda da olsa varlar. Örnek olması ve ilham vermesi açısından bu programlardan bazılarını sizin için araştırdık. Kim bilir belki aramızda bu okulların mezunu ya da öğrencisi olanlar da vardır. University of Arts London, tasarım ve iletişim odaklı eğitim programları sunan 6 okulu kapsayan, Londra merkezli dünyaca ünlü bir üniversite. Bu okullardan biri olan Central Saint Martins'i tanımayan yoktur diye düşünüyoruz. Kabul oranı sadece yüzde 6 olan bu okul, dünyanın en ünlü moda tasarımcılarını yetiştirdi ve yetiştirmeye devam ediyor. Londra'da bulunan Central Saint Martins, mücevher tasarımından mobilya tasarımına, çok geniş bir program yelpazesine sahip. Yüksek lisans programları ise daha da detaylı ve geniş bir program listesi sunuyor. Tüm liste için burayı tıklayın. Central Saint Martins'in yüksek lisans programları arasında bir konu dikkatimizi çekiyor: MA Material Futures, Material Futures programı disiplinlerarası bir yaklaşımla, geleceğin materyal sıkıntısını öngörebilen ve yenilikçi bakış açısıyla yeni materyaller geliştiren ve kullanan tasarımcılar yetiştirmeyi hedefliyor. Adı üstünde bu bölüm malzemeyi esas alıyor ve eğitimi bu eksende kurguluyor. Özellikle teknolojinin ve el işinin bir araya geldiği, analog ve dijital dünyaları harmanlayan ve iki yıl süren bir yüksek lisans programı. MA Textile Design ise Chelsea College of Arts bünyesinde, sürdürülebilirliği merkezine oturtan tekstil tasarımına odaklanıyor. Konuları arasında dönüşüm odaklı tasarım, etik hammadde satın alması, teknik ve bilimsel inovasyon, aktivist tasarım ve çevresel/kitlesel etki gibi moda ve tekstil sektörünün geleceğini belirleyen başlıklar var. Program 15 ay sürüyor. Yine UAL çatısı altında yer alan London College of Fashion'ın, Center for Sustainable Fashion'a ev sahipliği yaptığını belirtelim. Bu sürdürülebilir moda merkezi online kurslar sunuyor. Hamburg merkezli AMD Akademie Mode & Design, 30 yıldan fazladır moda, tasarım, iletişim ve yönetim alanlarında eğitim veriyor ve beş farklı şehirde kampüse sahip. Lisans programları arasında Moda Tasarımı, Moda Yönetimi, Moda iletişimi gibi bölümler var. Okul, yüksek lisans olarak ise Ürün ve Perakende Yönetiminin yanı sıra Moda ve Yaratıcı Endüstrilerde Sürdürülebilirlik programını sunuyor. Programın detaylarına baktığımızda, Berlin'de olduğunu ve sürdürülebilir tasarım stratejileri, sürdürülebilir üretim ve yönetim üzerine yoğunlaştığını görüyoruz. Bölümün çok disiplinli bir yaklaşım benimsediğini ve modanın günümüzdeki ve gelecekteki sorunları çözme hassasiyeti ve bilgisi olan profesyoneller yetiştirmeyi hedeflediğini söyleyebiliriz. Yüksek lisans programıyla ilgili bilgiyi bölüm başkanından almak için tıklayın. İtalya'nın ve dünyanın önde gelen moda okullarından Polimoda, sektöre yakınlığıyla farklılaşıyor. Floransa'da bulunan ve özel bir laboratuvara da sahip olan okul özellikle sektör ihtiyaçlarına cevap vermek konusunda oldukça hızlı, aynı şekilde eğitmenlerini sektörden seçiyor ve öğrencilerine staj imkanları sunuyor. Moda şirketleri için yeni nesil sürdürülebilirlik uzmanlarını ve dönüşümsel ekonomi yöneticilerini yetiştirmeyi amaçlayan bir bölüm de Polimoda'nın Sustainable Fashion yüksek lisans programı. Özellikle 2019 yılından sonra sektörün ihtiyaç duyduğu çeşitlilik ve kapsama alanında çalışmak isteyenler için de program içeriği uygun. Etik moda, sistemsel düşünce, geri dönüşümlü iş modelleri, ekolojik tasarım, ileri dönüşüm, şeffaflık gibi kelimeler artık moda literatüründe yerini sağlamlaştırdı. Moda markaları da bu yönde gelişerek yeni iş alanları yaratıyorlar. Bu yüksek lisans programı moda sosyolojisi, kültürel antropoloji, kurumsal sosyal sorumluluk ve sürdürülebilir yönetim ve üretim gibi alanlarda ders içeriği sunuyor. Dersler Nisan ayından Aralık ayına kadar sürüyor. Bu bölümde burs olanakları da var. Bu konuda bilgi edinmek için Polimoda sitesine göz atabilirsiniz. Polimoda'da Sürdürülebilir Moda kısa kursuna gitmek de mümkün. Business of Fashion sitesine göre, UAL ve Polimoda gibi, dünyanın en iyi moda okulları arasında yer alan başka bir okul, Roma merkezli Accademia Costume Moda. Okul İtalyan tekstil firmaları ile işbirliği içinde, Fabrics Innovation Design diye bir yüksek lisans programı açtı. Programın amacı tekstil tasarımında inovasyon, yeni teknolojiler, materyal seçimi konusunda öncü profesyoneller yetiştirmek. Programın teknik önderliğini okulun eski mezunu ve şu anda Louis Vuitton'un kumaş geliştirme sorumlusu olarak çalışan Marco Mastroianni yapıyor. Program aynı zamanda industry project adı altında bir bitirme projesini de içeriyor. Accademia Costume Moda aynı zamanda bir yıllık Sürdürülebilir Moda yüksek lisansı programı da sunuyor. Okulun eski mezunları arasında Gucci'nin eski kreatif direktörü Frida Giannini ve şu anki kreatif direktörü Alessandro Michele de var. İTÜ, tekstil mühendisliği anabilim dalı altında Yenilikçi Teknik Tekstiller adlı bir Yüksek Lisans programı açtı. Programın kontenjanı 30 kişi ve program İstanbul Tekstil Hammaddeleri İhracatçıları Birliği tarafından destekleniyor. - Yenilikçi teknik tekstillerin farklı alanlarında ham maddeden nihai ürüne kadar yer alan tüm süreçler hakkında detaylı bilgi sahibi olan, - Yenilikçi teknik tekstiller alanında teknolojik problemlere çözüm getirmek ve gelecekteki gelişmelere öncülük etmek için gerekli bilgi ve donanıma sahip olan, - Yenilikçi ve özgün teknik tekstil ürünleri tasarlama, geliştirme ve son kullanım alanına bağlı olarak ürün kalitesini değerlendirme becerisi kazanmış, - Programın sunduğu disiplinler arası perspektif sayesinde mesleklerinde rekabet avantajı yaratabilme potansiyeline sahip, - Yenilikçi teknik tekstiller alanında güncel gelişmeleri ve çalışmalarını nicel ve nitel veriler ile destekleyerek, bilişim ve iletişim teknolojilerini kullanarak, yazılı, sözlü ve görsel olarak, kendi dilinde veya yabancı dilde aktarabilme becerisi kazanmış mezunlar yetiştirmektir. Daha ayrıntılı bilgi için buraya tıklayın. Son olarak, eğitim hayatını kısa kurslarla devam ettirmek isteyen profesyoneller için Coursera ya da Futurelearn gibi sitelerin varlığını da hatırlatalım. Coursera'da Copenhagen Business School'dan Sustainable Fashion kursunu alabilirsiniz. Futurelearn'de ise yukarıda belirttiğimiz gibi Kering grubunun London College of Fashion ile birlikte sunduğu Fashion and Sustainability kursuna online ve ücretsiz olarak katılabilirsiniz. Ayrıca Fashion Revolution'ın websitesi çok zengin bir kaynak, buraya tıklayarak bu zengin kaynağa ulaşabilir ve kendi kendinizi eğitmeye başlayabilirsiniz. Moda sektöründe profesyonel olarak sürdürülebilirlik alanında çalışmak isteyenler bu konuda yayın yapan dernekleri, kanaat önderlerini ve markaları takip ederek bilgi hazinelerini ve hassasiyetlerini geliştirebilirler. Moda sektörü sürdürülebilirlikle ilgili kariyer yollarını yeni yeni belirliyor dersek yanlış olmaz, o nedenle şirketler ve çalışanlar geleceğin mesleklerini birlikte şekillendirecekler."} {"url": "https://modakariyeri.com/tanimaniz-gereken-10-moda-fotografcisi/", "text": "Moda sektörü farklı dallarda kendi ustalarını yaratıyor. Her zaman çok göz önünde olmasalar da moda dergileri moda fotoğrafçılarının objektiflerinden çıkan resimlerle hayat buluyor. Vogue'dan Love Magazine'e kadar sayısız dergiye çekim yapan, dünyanın en etkili 10 moda fotoğrafçısı aşağıdaki listede. Listeye moda dünyasında adı en çok duyulmuş isimlerden olan Mario Testino ile başlıyoruz. Peru'lu fotoğrafçı Testino, 1977 yılında Prenses Diana, Vanity Fair'de vereceği poz için onu seçtiğinde ismini duyurdu. Testino'ya bugüne kadar Vanity Fair, Vogue ve daha bir çok ünlü dergi için çekim yaparken rastladık. Tüm bu dergi ve marka çekimlerinin yanı sıra Testino, hala kraliyet ailesi için çekimler yapmakta. Kate ve William'ın unutulmaz nişan fotoğrafları Testino'ya ait. The Business of Fashion'ın Sektördeki ilk 500 listesindeki 5 Türk'ten biri olan Mert Alaş, fotoğraf kariyerine partneri Marcus Piggott ile başlıyor. Fotoğraf dünyasının duayeni haline gelmiş bu ikilinin yolları 1994'te kesişiyor. Dönemde bir dil okulu için Londra'ya giden Mert, aynı zamanda da modellik yapmaya başlar. Tesadüf eseri karşılaşan ikili fotoğraf sanatına olan tutkularını keşfedince Mert&Marcus adı altında çekimler yapmaya başlarlar. Çektikleri fotoğrafları dergilere gönderen ikilinin yükselişi ise Dazed & Confused'un kapağında yer almalarıyla başlıyor. Neredeyse 23 yıldır birlikte çalışan ikili bugüne kadar dünyadaki birçok moda dergisi için çekim yapmanın yanı sıra Dior, Gucci, Miu Miu, Kenzo gibi markalar için de çalıştı. Tüm bunların yanı sıra Mert Alaş'ın sektörde herkes tarafından ne kadar tanındığını görmek istiyorsanız instagramına uğramayı ihmal etmeyin. İtalyan Paolo Roversi'nin fotoğrafları moda dünyasında hemen farkedilenlerden. Fotoğrafçının kendine özgü tarzı sayesinde bu sektörde görebileceğiniz en naif, zevkli ve duygusal fotoğraflar ortaya çıkıyor. Daha çok portrelere odaklanmayı seven Roversi'nin tarzında bol miktarda duygusallık var. Roversi bugüne kadar i-D için 10 tane kapak çekmenin yanı sıra sık sık Yohji Yamamoto ve Dior ile çalıştı. Bruce Weber de tıpkı Terry Richardson gibi iddialı ve riskli çekimlere imza atmış bir isim. Bugüne kadar Abercrombie & Fitch, Versace, CR Fashion Book ve daha nice isim için ikonik çekimler yaptı. Fakat Bruce Weber deyince akla ilk gelen kuşkusuz Calvin Klein için 90'lı yıllarda çektiği çok tartışılan iç çamaşırı ve denim pantolon çekimleri. Moda fotoğrafçılığının yanı sıra yönetmenlik de yapıyor; hatta Oscar'a aday olmuş 'Let's Get Lost' adlı bir filmi de bulunuyor. Kariyerine 70'li yıllarda Rolling Stones Magazine için başlayan Leibovitz bu listedeki tek kadın. Daha çok erkeklerin egemenliğinde olan moda fotoğrafçılığı sektöründeki nadir kadınlardan olması gerçekten gurur verici. Fakat tüm bunların dışında Leibovitz, yaratıcı ve sıradışı işler çıkaran bir isim. Dramatik ve teatral bir gözü olan Leibovitz'in en ilgi uyandıran işleri arasında Kanye West ve Kim Kardashian'lı Vogue kapağı ve 2016 yılında çektiği Pirelli takvimi var. Fransız fotoğrafçı neredeyse 30 yıldır moda fotoğrafçılığının duayenlerinden. Kendisi bugüne kadar Vogue'a sayısız kapak çekmiş bir isim. Kariyerinin başında çektiği fotoğraflarla Grace Coddington'ın dikkatini çeken Demarchelier, bugüne kadar Vogue'dan Dior'a, Chanel'den Louis Vuitton'a kadar hemen hemen sektördeki tüm A sınıf marka ile çalışmış bir fotoğrafçı. Tıpkı Mario Testino gibi Prenses Diana'yla da arası çok iyi olan Demarchelier, 89 yılında Diana'nın kişisel fotoğrafçısı olmuştu. 90'lı yıllarda çektiği fotoğraflarla popülarite kazanan İtalyan Mario Sorrenti sansasyonel çekimler yapmış diğer bir isim. Zamanında Kate Moss'un erkek arkadaşı olan Sorrenti'nin en ikonik çekimi Kate Moss'la Calvin Klein'ın Obsession parfümü için yaptığı çekim. Sorrenti'nin tarzı cesur, renkli ve bağıran görsellerle farkediliyor. 1938 doğumlu olan İngiliz David Bailey, moda fotoğrafçılığının gelişmesinde ve bugünkükonumuna ulaşmasında büyük etkisi olan isimlerden. Swinging Sixties denilen dönemin en önemli isimlerini fotoğraflamış biri Bailey. Dergilerdeki çekimlerin günümüzden çok daha önemli olduğu 60'lı yıllarda Vogue ve Vanity Fair için çekimler yaparak başlıyor kariyerine. Bailey moda fotoğrafçılığında olduğu kadar döneminde birçok ünlü ismin portre çekimleriyle de bugünkü ününe ulaşmış bir isim. Tim Walker moda dünyasının hem en sıradışı hem de en büyüleyici ve sihirli görsellerini yaratan isimlerinden. Çekimleriyle adeta bir hayal dünyası yaratan Walker'ın işleri oldukça sürrealist. Üniversitedeyken ara yıl verip Conde Nast'ta staj yapmaya başladığı dönemde fotoğrafçılığa olan ilgisini keşfeden Walker, daha sonra fotoğrafçılık bölümünü bitirir. Editorial çalışmaların yanı sıra, Comme des Garçons ve Yohji Yamamoto için de sık sık reklam kampanyaları çeken bir fotoğrafçı Tim Walker."} {"url": "https://modakariyeri.com/tanimaniz-gereken-11-turk-canta-markasi/", "text": "Türk tasarım dünyasının gittikçe geliştiği bugünlerde en göze çarpan kategori kuşkusuz çanta kategorisi. Çok değil bundan birkaç sene önce çanta tasarımı dediğimizde aklımıza hep yabancı markalar geliyordu. Şimdilerde ise Türkiye pazarında çanta konusunda kendi markalarımız yabancı markalarla neredeyse rekabet eder hale geldi. Bu sebeple mutlaka keşfetmeniz gereken 11 Türk çanta markasını listeledik. Manu çantalarını duymayan yoktur değil mi? Beste ve Merve Manastır kardeşlerin kurduğu markanın ünü çoktan Türkiye sınırlarını aştı. Manu artık Netaporter, Selfridges, Browns gibi önemli lüks noktalarında satılıyor ve yurtdışında da kendi hayran kitlesini oluşturdu. Her biri İstanbul'da üretilen çantaların Demi, Pristine ve Cylinder gibi modelleri kısa süre içinde ikonik olmayı başardı. Manu Atelier Lara Stone ile de bir kampanya çalışması yaptı. kısa süre önce koleksiyonuna ayakkabıları da ekledi ve birçok influencerın tercihleri arasına girdi. Türk çanta markalarının son yıllardaki yükselişinden çok önce 2006 yılında kurulan Mehry Mu her sezon yepyeni tasarımlarla karşımıza çıkan bir marka. Güneş Mutlu Mavituncalılar tarafından kurulan Mehry Mu'nun çantaları için doğu ve batı sentezi diyebiliriz. Markanın çantalarında silüet olarak batı etkisine rastlarken doğu ilhamlı kumaşları ve desenleri de sık sık görüyoruz. Mehry Mu'yu seven ünlülerin arasında Saoirse Ronan, Suri Cruise ve Olivia Palermo var. Mehry Mu'nun Yorganlar Fora koleksiyonu için buraya tıklayın. Mina, Serra ve Lara- 3 kızkardeşin isimlerinin birleşmesinden kurulan Misela ilk çıkışını New York'ta yaptı. Kurucusu Serra Türker Rhode Island School of Design mezunu. Misela ilk mağazasını 2021 yılında Pera'da açtı. Kişiselleştirilebilen modelleriyle, özgün renk kombinasyonlarıyla ve eklektik tarzıyla öne çıkan marka tıpkı Manu Atelier gibi yurtdışında başarı yakalayan Türk markalarından. Yepyeni bir çanta markası olan Mare Atelier'nin tasarımlarına bakınca aklımıza ilk gelen kelime retro oluyor. 60'lı yılların tasarımlarından ilham alan markanın en göze çarpan modeli yukarıda gördüğünüz ve micro versiyonu da olan 'Dem bag'. Nisan 2020'de Vogue dergisinde yer almasıyla tanıdığımız Mlouye 2015 yılında, endüstriyel tasarım deneyiminden gelen Meb Rure tarafından kurulmuş. Markanın ilham kaynakları arasında Bauhaus hareketi, Kandinsky, Klee ve Mondrian var. Üretimi İtalya ve Türkiye'de gerçekleşen İstanbul merkezli marka, aynı zamanda ayakkabı koleksiyonunu da müşterilerinin beğenisine sundu. Vogue dergisindeki röportaja göre Gigi Hadid markanın sıkı takipçisi. Kurucuları Gizem Pirinççiler ve Kerem Erhan tarafından Milano'da kurulan ve tasarlanan Naturae Sacra, ilhamını doğada bulunan gizemli formlardan alıyor. Genç ve sofistike bir tarzı olan marka, rezineden yapılan özgün çanta saplarıyla öne çıkıyor. Naturae Sacra, Net-a-porter'nin sürdürülebilir markaları öne çıkardığı Net Sustain bölümünde yerini almış. Karadeniz'in kültürel mirası olan peştemalın kullanım alanını genişleterek, peştemali çantalara taşıyan marka K'ai Vrosi'nin marka ismi Lazca'da iyi anlamına gelen iki kelimeden oluşuyor. K'ai Artvin bölgesinin, vrosi ise Ardeşen lazlarının kullandığı ama aynı anlama sahip iki kelime, bu şekilde marka Karadeniz bölgesinin kültürel zenginliğini de marka hikayesine yansıtmak istemiş. K'ai Vrosi peştemali deri veya Trabzon'da elde örülen sepetlerle karıştırarak renkli, eğlenceli, bir o kadar da zamansız çantalar üretiyor. 2018 yılında kurulan Marche Istanbul, İstanbul'un kendine özgü pazarlarından ve Levanten kültüründen ilham alıyor. Marka pratik, zamansız ve basit ürünler tasarlıyor ve yerel üretimle çalışıyor. Son günlerin öne çıkan markalarından bir diğeri de Rossea. Rozita Kandiyoti ve Deniz Karmona Benbiçaço tarafından kurulan marka kısa zamanda Türk çanta dünyasında kendine yer edinmeyi başardı. Süet ve deri gibi materyalleri birleştirip, renkli tasarımlar ortaya çıkaran Rossea şimdiden birçok farklı mağazada satılıyor. &333'ün akordeon çantalarıyla tanıştınız mı? Gülşah Gürcan tarafından kurulan markanın en göze çarpan parçası içi doluyken daha uzun, boşken daha kısa gözüken farklı renklerde akordeon modeli. 2016 yılında Merve Palit Okcan tarafından kurulan marka klasik formlara modern dokunuşlar yapıyor. Merve Palit Okcan, iç mimarlık eğitiminin ardından İtalya'da endüstriyel tasarım yüksek lisansı yapmış ve şu anda Brüksel'de yaşıyor. Markanın en dikkat çeken ürünleri arasında 'Angelique' bucket modeli var. Bu yazıyı sevdiyseniz aşağıdaki yazıyı da seveceksiniz! Bu yazı ilk olarak 12 Haziran 2018'de yayınlanmış, 5 Ocak 2021'de güncellenmiştir."} {"url": "https://modakariyeri.com/tanimaniz-gereken-7-couturier/", "text": "1 Temmuz'da Paris'te başlayan Haute Couture Haftası son sürat devam etmekte. Birçok moda sever için bu hafta Chanel, Dior ve Armani'nin hazırladığı görsel şölenle özdeşleşse de aslında Haute Couture haftası kapsamında pek çok farklı tasarımcı koleksiyonlarını sergiliyor. Peki ya bu tasarımcıları ne kadar tanıyoruz? Bazılarını ismen duyduğumuz, bazılarını ise belki de ilk defa duyduğumuz ama couture dünyasının yapıtaşlarından olan tasarımcıları bu yazıda mercek altına aldık. Bu sezonki Couture programının ilk gününde koleksiyonlarını sergileyen Kate ve Laura Mulleavy kızkardeşlere ait Los Angeles çıkışlı bir marka Rodarte. Couture koleksiyonu sergileyen bir markaya göre oldukça genç olan marka 2005 yılında kurulmuş. Karmaşık ama etkileyici, detaycı ve kostümsü tasarımlara sahip olan Rodarte; aynı zamanda çok konuşulan Black Swan- Siyah Kuğu filminin kostümlerinin de yaratıcısı. Lübnanlı tasarımcı Elie Saab, gösterişli, parıltılı ve feminen tasarımlarıyla biliniyor. Saab'ın markasını kurma hikayesi oldukça genç yaşta başlıyor. 1982 yılında henüz 18 yaşındayken kendi markasını kuruyor. Terzilik geçmişi sayesinde couture dünyasında kendine yer edinmesi kolaylaşan Saab'ı romantik, hafif ve doğu-batı sentezi silüetleriyle tanıyabilirsiniz. Saab 2003 yılında Chambre Syndicale de la Haute Couture'e kabul edildiğinden beri düzenli olarak couture defilesi organize ediyor. Hollandalı tasarımcı Iris Van Herpen, moda dünyasının en yenilikçi ve teknolojiyle en iç içe isimlerinden. Fütüristik bir estetik anlayışıyla tanınan Herpen, sanatla bütünleşmiş tasarımlarıyla biliniyor. Bana göre moda, sanatın bir yansıması ve ifade şekli. Tasarımlarımda modayı ticari bir araç olarak görmüyorum diyen Herpen moda dünyasına Alexander Mcqueen'de çalışarak giriş yapıyor. Herpen'in moda dünyasındaki diğer bir özelliği de 3D printing- 3 boyutlu baskı sistemini bu sektörde kullanan ve tanıtan öncü isimlerden olması. Herpen, günümüzde hala couture defilelerinde misafir tasarımcı olarak koleksiyonlarını sergilemekte. Sovyet Rusya döneminde dikiş öğrenerek yetişen Ulyana Sergeenko, bugün couture defilelerinin aranılan isimlerinden. Yaptığı evliliğiyle moda dünyasına önce couture markalarının bir müşterisi olarak başlayan Sergeenko'nun sektöre girişi defilelerde fotoğraflanarak başlıyor. Zaman içinde influencer'lıktan tasarıma kayan Sergeenko 2011 yılında kendi markasını kurarak couture dünyasının olmazsa olmazlarından biri haline geliyor. Roma'lı tasarımcı Giambattista Valli, hem Paris moda haftasında hazır-giyim koleksiyonunu sergileyen hem de couture haftasına katılan bir isim. Kendi markasını kurmadan önce Fendi gibi birçok ünlü isimde deneyim kazanıyor Valli. Tıpkı Rodarte gibi, markasını 2005 yılında kuran Valli'nin tasarımlarındaki kilit noktalar ise sofistike silüetler ve tasarımlardaki ince işçilik. Amsterdam çıkışlı, Viktor Horsting ve Rolf Snoeren ikilisi tarafından kurulan marka koleksiyonlarında moda ve sanatın bütünleştiği tasarımlara ev sahipliği yapıyor. Sıradışı tasarımların yanı sıra markanın en çok ses getirenleri arasında defilelerde yaptıkları sunum ve şovları yer alıyor. Markanın bugüne kadar en çok akıllarda kalan koleksiyonu ise 2015 yılındaki Giyilebilir Sanat temalı defilesi olmuştu. Galia Lahav, adı belki de bu listede en az bilinenlerden. Rus bir terzi ailenin kızı olarak doğan Lahav, küçük yaştan itibaren dikiş ve kalıp konusunda bir usta olarak yetişmiş bir isim. Günümüzde markasını Tel Aviv'den yürüten Lahav, sektörde en çok kırmızı halılara ve düğünlere yönelik tasarımlarıyla biliniyor. Lahav'ın tasarımları gösterişli, feminen ve işçilik olarak kusursuz."} {"url": "https://modakariyeri.com/tedarikzinciriendeksi/", "text": "Fashion Revolution ve Ethical Consumer, bir ilke imza atarak, ilk Moda şeffaflık araştırmasını yaptılar ve raporu Fashion Revolution Week kapsamında bu hafta yayınladılar. 40 marka ile yapılan araştırmada ortalama skor %42. Levis Strauss & Co %77 ile en yüksek skoru alırken Chanel %10 ile en düşük skoru aldı. Global moda sektöründe yaşanan çocuk işçi çalıştırmak, asgari ücretin altında ücret ödemek ve doğaya zarar veren kimyasalların kullanımı gibi problemlerin çözülmesi, müşteri ile markalar arasında bilinmeyenlerin aydınlanması için ilk adım tedarik zincirinde şeffaflığın sağlanmasından geçiyor. Yukarıda gördüğümüz sonuca ulaşmak için 40 şirkete 5 ana konudan oluşan bir anket gönderen dernekler, şirketlerin sadece 10 tanesinden cevap alabildi fakat yılmadı ve araştırmayı 40 şirketin halka açtığı bilgiler ile besleyerek tamamladı. En düşük skor : Şirket tedarik zincirinde şeffaflık konusunda yazılı kurallar ötesinde bir çalışma yapmıyor veya çok az yapıyor. Bir statejisi bulunmuyor. Bu konuda hiç veya çok az halka açık bilgi/kanıt var. 26-50% : Şirket bu konuda bazı çalışmalar yapıyor fakat kontrol mekanizmaları, ölçülebilirlik ve yönetimsel konularda daha fazla ve etkili çalışma yapabilir. Daha fazla bilgi paylaşımı yapılabilir. 51-75% : Şirket sorumluluk üstlenme, strateji geliştirme, süreçleri belirleme ve aksiyona geçme konusunda daha fazla adım atmış fakat ölçülebilirlik, işbirliği ve bilgi paylaşımı konusunda daha iyi olabilir. 76-100% : Bu şirketler diğerlerine göre çok ciddi adımlar atmış, kontrol mekanizmaları olan, ölçüm yapan, ve ölçümleri takip eden, doğaya ve çalışan haklarına yönelik net çalışmaları olan şirketler. Sadece üç şirket bu kategoride yer alabilmiş. Bu şirketlerin işbirliklerini artırmaları, hammaddeye kadar şeffaflık seviyesini artırmaları ve halka daha fazla bilgi açmaları öneriliyor. Bu araştırma şirketleri şeffaflık yolunda daha fazla çalışmaya, kendi süreçlerini yeniden gözden geçirmeye, çalışanlarına, müşterilerine ve kitlelere süreçte daha fazla bilgi vermeye ve onları tedarik zincirinin paydaşları olarak görmeye teşvik etmeyi amaçlıyor. Yüksek skor alan şirketlerin tamamen şeffaf olduğunu söylemek mümkün olmasa da, ne kadar çok bilgi o kadar çok güven ve yüksek puan dememiz mümkün. This is our focus for the next five years. We believe this simple question gets people thinking differently about what they wear. We need to know that as consumers, our questions, our voices, our shopping habits can have the power to help change things for the better."} {"url": "https://modakariyeri.com/tekstil-muhendisligi-2/", "text": "Dört yıllık eğitim süresi olan Tekstil Mühendisliği bölümü genellikle zorunlu fabrika stajını da içerir. Tekstil Mühendisliği; bir tekstil ürününün elde edilmesi için uygun hammadde ve üretim metodu seçilmesi, kalite ve verimliliği etkileyen koşulların yönetilmesi ile tasarım, iyileştirme ve güvenlik konularını içeren bir mühendislik dalıdır. Çoğu üniversitede Mühendislik Fakültesi'ne bağlı olan bölüm, bazı üniversitelerde özel açılan Tekstil Fakültesi'nin bünyesinde de yer alabilmektedir. 4 yıllık eğitim süresi olan Tekstil Mühendisliği, genellikle zorunlu fabrika stajını da içermektedir. Temel mühendislik dersleri ile başlayan eğitim programı; sonrasında tekstil hammaddelerinin tanınması, üretim yöntemleri ve tedarik zinciri, farklı üretim teknolojileri gibi teknik derslerin yanı sıra pazarlama, ekonomi, iş hukuku, organizasyon ve planlama gibi özel sektöre yönelik yönetimsel dersleri de içermektedir. Konvansiyonel tekstil üretimi için gerekli olan lif, iplik, kumaş ve giysi üretim süreçlerini temel alan tekstil mühendisliği; teknik tekstiller, kompozit materyaller, geri dönüşüm ve enerji yönetimi gibi konuları da ele almaktadır. Tekstil Mühendisliği Bölümü hakkında en çok karşılaşılan yanılgı, moda tasarımcısı olmak isteyen öğrencilerin bu bölümü tercih etmesiyle alakalıdır. Ders içeriği açısından daha çok teknik ve yönetimsel konuları inceleyen bölümde tasarım dersleri daha sınırlı kalmaktadır. Ancak; tasarımcı olmak isteyen mezunlar, sonrasında bu alana yönelik destekleyici eğitimler alarak hayallerini gerçekleştirebilirler. Karşılaşılan diğer bir yanılgı ise, bölümün sadece makine temelli bir mühendislik eğitimi olduğudur. Tekstilde kullanılan makinelerin anlatıldığı derslerin yanında hammadde yapılarının ayrıntılı olarak işlendiği, boya ve baskı gibi kimya bilgisine ihtiyaç duyulan ve ürünlerin maliyetlerini hesaplamak için gerekli olan sayısal altyapının sağlandığı tekstil mühendisliği eğitiminde; kalıp çıkarma, kumaş bilgisi gibi tasarımsal ve pazarlama, organizasyon gibi sosyal dersler de yer almaktadır. Tekstil Mühendisliği Bölümü mezunları lif, iplik, kumaş veya hazır giyim üretimi yapan fabrikaların üretim hattında çalışabildiği gibi moda markalarının ofislerinde de iş olanağı bulabilmektedirler. Satın alma, pazarlama, tasarım, ürün geliştirme, üretim takibi, planlama ve ürün/kategori yönetimi gibi masa başı olarak görünen görevler; ürün ve üretim süreçlerinin tanınması, maliyetlendirme, üretilebilirlik ve kalite standartları gibi teknik bilgilere ihtiyaç duyduğundan, tekstil mühendislerinin çokça tercih edildiği pozisyonlardır. Tekstil markalarının; mağazaları, moda çekimleri ve defilelerinden gördüğümüz parıltılı dünyalarının ardında tasarım, ürün geliştirme, numunelendirme, maliyet ve fiyatlandırma, üretim ve kalite standartlarının sağlanmasını da içeren hummalı bir çalışma yatmaktadır. Bölümde verilen teknik derslerle gerekli teorik donanıma sahip olan yeni Tekstil Mühendisliği mezunları, işe alışma sürecini diğer çalışanlara göre çok daha hızlı bir şekilde atlatabilmektedirler. Ayrıca, pozisyonlar arası geçişleri de genel tekstil bilgileri sayesinde daha kolay olmaktadır. Bu işe ilk başladığım zamanlarda çoğu insan gibi 'Okulda öğrendiklerim ne işime yarayacak?' hissine kapıldım ancak zaman geçtikçe aldığım eğitimin aslında işin birçok noktasında bana fayda sağladığını gördüm, hala da görüyorum. Nihai ürün olan giysiyi oluşturan iplik ve kumaşın teknik özelliklerini ve bunların hangi yöntemlerle kazandırıldığını bilmek, üretim sürecinin ürüne sağladığı avantaj veya sebep olacağı dezavantajlarını öngörmemi kolaylaştıyor. Tekstil ürünlerinin kalite göstergesi olan fiziksel testleri sadece sayısal olarak değil, zihinde neden-sonuç ilişkisini kurarak analiz edip değerlendirebilmek, üretici-müşteri ilişkisini daha sağlıklı yürütebilmek adına çok büyük avantajlar sağlıyor ve fiyatlandırma aşamasında da üreticilerle daha sıkı pazarlık yapmama oldukça yardımcı oluyor. Belirli bir tekstil altyapınızın olması sayesinde, özellikle üreticilerle olan iletişiminiz daha kuvvetli oluyor ve sorunlar çok daha rahat çözülüyor. Eğitimimi, işimin neredeyse her alanında kullanıyorum. Sorumlu olduğum ürünlerin üretimi için; kumaş ve renk okeyleri verirken, istenen baskı ve boya özelliklerinin sağlanabilirliklerini analiz ederken ve özellikle çocuk giysilerinde kullanılmaması gereken zararlı kimyasalların içerikleri üzerinde çalışırken, teknik donanıma sahip olmanın çok faydasını görüyorum. Bu da işimi daha iyi yapmama ve imalatçılarla olan diyalogumu daha sıkı kurmama yardımcı oluyor. Aldığım mühendislik eğitimi bana, analitik düşünme ve işin başından sonuna kadar sorunların çözümünde daha hızlı ve kesin çözümler bulabilme becerisi sağladı. Tekstil mühendisi olmam sayesinde üretim süreçlerinin tamamına hakim olabiliyor ve aldığım teknik bilgileri tecrübeyle geliştirerek daha faydalı bir şekilde kullanabiliyorum. Örneğin; kumaş boyada meydana gelen bir sorunun iplik üretim esnasında yaşanan sıkıntılardan kaynaklandığını tespit edebilmemi, aldığım tekstil mühendisliği eğitiminin faydalarından biri olarak söyleyebilirim. Giysi teknoloğu tasarlanan ürünlerin bütçe dahilinde gerçekleşmesi için doğru iplik, kumaş ve teknikleri belirleyen ve diğer departmanlara yön veren kişidir. Mesleğimde, tekstilin yanı sıra mühendislik mezunu olmanın da ayrıca fark yarattığını söyleyebilirim. Tekstil eğitimi; işimde aktif olarak kullandığım kalıp bilgisi haricinde kumaş, yıkama, iplik, maliyetlendirme gibi birçok destekleyici konuda da bilgi sahibi olmamı sağladı. Bu bilgiler bana tek seferde en doğru ölçü tablosunu oluşturabilme, farklı departmanlarla bilgi alışverişi yapabilme, imalatçı firmalar ile oluşabilecek problemlere proaktif yaklaşım gibi birçok fayda sağladı. Mühendislik eğitimi ise çok yönlü düşünerek, yeniliklere açık olma ve değişikliklere hızlı uyum sağlayabilme becerimi geliştirmeme yardımcı oldu. Sendikada yürüttüğüm görev, tekstil sektöründe meslek standartlarının hazırlanmasından, üye destek projeleri oluşturulmasına, sektörün temsili adına ulusal/uluslararası toplantılara katılımdan, gazete haberleri hazırlanmasına kadar birçok farklı alanda yoğun bir şekilde çalışmayı içeriyor. Bu süreçte tekstil, moda, ekonomi, mühendislik, yabancı dil gibi farklı disiplinlerden dersler ile oluşturulan Tekstil Mühendisliği eğitimin birçok faydasını gördüm. Hem tekstil ile ilgili yaptığım işler için geniş bilgi birikimine sahip oldum hem de farklı konulardaki çalışmalara zorlanmadan adapte olabildim ve bu konuları geliştirebildim. Tekstil mühendisliği benim aradığım eğitim olabilir diye düşünüyorsanız, aşağıda Türkiye'de Tekstil Mühendisliği eğitimi veren üniversitelerin listesini bulabilirsiniz. - Ege Üniversitesi - İstanbul Teknik Üniversitesi - Marmara Üniversitesi - Dokuz Eylül Üniversitesi - Çukurova Üniversitesi - Uludağ Üniversitesi - Pamukkale Üniversitesi - Süleyman Demirel Üniversitesi - Gaziantep Üniversitesi - Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi - İstanbul Aydın Üniversitesi - Namık Kemal Üniversitesi - Erciyes Üniversitesi Verdiğiniz ayrıntılı bilgiler için çok teşekkür ederim işime yaradı çook."} {"url": "https://modakariyeri.com/tektaslari-kendimiz-de-mi-almiyoruz-pirlantanin-dususu/", "text": "Bu aralar anneler günü, babalar günü, sevgililer günü, yılbaşı, öğretmenler günü, kurban bayramı demeksizin pırlanta reklamlarına boğulmuş durumdayız. Eskiden klasik olarak iki aylık maaştan az tutmamalı diye para biriktirilip mucizevi bir şekilde kutudan çıkan tektaş pırlantalar şu anda 800 TL ve altına düşmüş durumda. Secondnexus sitesinde son okuduğum bir yazı bunun değerli taş endüstrisi dinamiklerinden değil tamamen trendler ve tüketici algılarındaki değişikliklerle ilgili olduğunu onaylar nitelikte. Millennial denen Y kuşağından başlayarak, muhtemelen Z kuşağında durum daha da vahim olacak- gençler eskisi gibi pırlanta sevmiyor ve istemiyor. Üstelik bu neredeyse global bir değişim. Amerika'da da 25 yıldır ilk defa Kara Cuma'da bu kadar az pırlanta satılmış ve bazı zincir mücevheratçılar mağaza kapatmaya başlamış. Etrafıma bakıp piyasayı incelediğimde genç kuşağın, herkesle aynı olmamak adına, küçük ve bağımsız tasarımcılardan kendilerine özel tasarım tektaşlar, hatta pırlanta değil turmaline denen daha uygun fiyatlı ve renk alternatifli bir taşı tercih ettiklerini görüyorum. Bain & Company'nin sektör raporunda da birinci tehlike olarak pırlantaya olan talepteki düşüklükten bahsedilmiş. İkinci neden ise turmaline gibi bir diğer rakip taş: laboratuarda yapay olarak üretilen pırlantalar. Yapay pırlantalara olan talep sosyolojik olarak da anlaşılabilir, mesela efsane film Blood Diamond bize mücevherlere karşı entelektüel bir bakış açısı kazandırdı. Makalede yine gündemin önemli ikonlarından Meghan Markle'ın, Prenses Diana'ya ait aile yadigarı taşlarla süslenmiş bir yüzük taktığından bahsediliyor. Yani ikinci el, aile yadigarı pazarı, vintage talebin de etkisiyle yeni yüzüklerden bile daha cazip.Son olarak belirtmek gerekiyor ki belki de biz doğuya yakın bir toplum olarak, ve gösterişe ve evlilik ritüellerine önem verdiğimiz için, pırlanta sektöründe hala önemli bir pazarız ve bu düşüşü çok sonraki yıllarda hissedebiliriz."} {"url": "https://modakariyeri.com/tenis-moda/", "text": "Tenis deyince aklınıza neler geliyor? Lacoste, Nike, Fred Perry gibi markalar, tenis ayakkabıları, maçı çıt çıkarmadan localarda oturup seyreden insanlar ve kıyafetleri kısacası tenisin zihnimizde canlandırdığı imaj ister istemez her zaman modayla alakalı olmuştur. Aslında tenisin moda dünyasıyla bağlantısı sandığınızdan çok daha yakın. Tenis, sporlar içinde görselliğe en çok önem verilenlerinden. Oyuncular için, oyun sırasında nasıl göründükleri, kıyafetlerinin hangi markadan olduğu son derece önemli. Tabii ki burada tenisle ilgilenen kitlenin de büyük bir etkisi var. Anna Wintour'un haftada 5 gün tenis oynamaya gitmesi ve Roger Federer ile yakın arkadaş olmasından tutun da Victoria Beckham'ın her sene düzenli olarak Wimbledon'ı takip etmesine kadar ve daha da bu sektördeki birçok insanın uzaktan yakından bu sporla bağlantısı var. Tenis maçları seyretmek bir ilgi, bir tutkunun da ötesinde her zaman görmek ve görülmek için önemli yerlerden olmuştur. Wimbledon, US Open gibi turnuvalarda artık her yıl Victoria Beckham, Stella Mccartney, Kim Kardashian gibi kişileri bulmak çok kolay. Artık tenis oyuncuları da moda dünyasının içindeler. Roger Federer'ın moda haftasında defilelerde 1. sırada olması, Serena Williams'ın Beyonce'yle birlikte Sorry klibinde oynaması gibi olaylar tenis yıldızlarının artık modayla iç içe olduklarının birer kanıtı. Fakat tenisi moda dünyasında bu kadar bağlantılı yapan tek şey ünlülerin ilgisi veya oyuncuların popülerliği değil. Günümüzde bir çok markanın podyumlarda topuklunun yanı sıra spor ayakkabılar kullanması, spor kıyafetlerin yok satması moda ve spor giyim kültürünün ne kadar iç içe olduğunun bir kanıtı ve söz konusu tenis olduğunda bu çok daha geçerli bir durum. Serena Williams'ın 2015 yılında French Open turnuvasında giydiği turuncu takım Nike, kıyafetin maçın bitişinden 1 gün sonra tüm stoklarının tükenmesi bu ilişkiyi daha da iyi açıklıyor. Tenisin modayla olan bağlantısını anlamak için bu sporun köklerine inmek lazım. Sadece günümüzde değil, çıkış yaptığı zamanlardan beri tenis her zaman modanın içinde yer almıştır ve birçok yenilik katmıştır. 19. yüzyıl Avrupasında dönemin aristokratları tarafından sevilen ve daha çok kadınların ilgi gösterdiği bir hobi olarak görülen spor, aslında ilk çıktığı zamanlarda belirli bir zümreye ait bir spordur. Günümüzde çok uygulanmasa da tenisin ana rengi her zaman beyaz olmuştur, terlemeyi gizlediği ve kadınları oyun sırasında zarif gösterdiğine inanıldığı için. Hala bu gelenek geçerli ki Wimbledon'da oynayacak tenisçiler ağırlıklı olarak beyaz giymek zorundadır. Tenis ve moda arasındaki bağlantı denince akla gelen en önemli isimlerden biri her zaman Suzanne Lenghen olmuştur. Suzanne Lenghen bu sporun belirli bir zümreye ait olan imajını yıkıp, döneminde her sosyal gruptan kadına sevdirebilmiş bir kişidir. Maçlar sırasında alışılmışın dışında kısa etekler giyerek, saçlarını kısacık kestirerek, döneme göre sıradışı stiliyle dikkatleri tenisin üzerine çekmeyi başarmıştır. Döneminde bir fenomen haline gelmiş Lenghen'in kıyafetleri ise ünlü tasarımcı Jean Patou tarafından tasarlanıyordu. Tenis tarihinin modayla ilgili en önemli kısımlarından bir diğeri ise tenis denince hemen aklımıza gelen Lacoste'un klasik krokodil logolu polo tshirtleri. Rene Lacoste tarafından 1930'larda tenis maçlarında çıkan bu polo tshirtler artık bu sporla özdeşleşmiş bir klasiktir. Geçmişi bırakıp günümüze gelirsek, tenis gittikçe bir modaya dönerken, modanın da gittikçe onun altyapısından beslendiğini görebiliriz. Fred Perry, Lacoste, Tommy Hillfiger ve Stella McCartney gibi birçok markanın koleksiyonunda tenis kültürüne ait ilham ve göndermeleri farketmek mümkün."} {"url": "https://modakariyeri.com/the-business-of-fashionin-sectigi-turkler/", "text": "The Business of Fashion'ın her sene güncellediği dünyadaki moda sektörünün en önemli 500 ismi listesine bugüne kadar giren Türkleri ve kısa özgeçmişlerini sizin için derledik. Boyner Holding'in CEO'su Cem Boyner, Türkiye pazarında moda ve tekstil alanında kuşkusuz en güçlü isimlerden. Istanbul doğumlu olan Cem Boyner Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunu. 1978 yılında aile şirketi olan Altınyıldız ve Boyner mağazalarının yönetim kurulu başkanı seçildi. Günümüzde Boyner mağazalarının yanı sıra Boyner Grup'a dahil Altınyıldız, Morhipo, Hopi ve Br Mağazacılık'ın da yönetim kurulu başkanlığını yapmaktadır. Listedeki diğer bir Türk, Trendyol'un kurucusu Demet Mutlu. 2009 yılında kurduğu Trendyol ile 2011 yılında Forbes dergisinin 'Dünyanın En Güçlü Kadın Girişimcileri' Listesine girmeyi başardı. New York City Üniversitesinde ekonomi okuduktan sonra Altria, Procter & Gamble ve Reckitt Benckiser gibi firmalarda çeşitli yönetim pozisiyonlarında çalıştı. Ardında Harvard'da MBA programına başladı ama Trendyol'u kurma fikriyle yüksek lisansını yarıda bıraktı. Trendyol'un hızlı başarısıyla Demet Mutlu, kendi markası olan Milla'yı kurdu; Trendyol'un günümüzde milyonlarca kullanıcısı var. Yarı Türk, Yarı İngiliz tasarımcı Erdem Moralıoğlu, 'Erdem' markasıyla dünya çapında ün kazanmış tasarımcılarımızdan. Kanada'da doğup büyüyen tasarımcı Ryerson Üniversitesi moda tasarımı mezunu. Ardından Montreal'ı terk edip, Londra'ya taşınan tasarımcı Royal College of Art'ta yüksek lisansını tamamladı. Vivienne Westwood ve Diane Von Furstenberg gibi isimlerde staj yaptıktan sonra 2005 yılında kendi markasını kuranErdem feminen silüetleri, renk ve canlı kumaş seçimleriyle bugün pek çok ünlü tarafından tercih ediliyor. Erdem'in tasarımları Vogue gibi dergilerin sıklıkla kapaklarını süslerken Selfridges, Barney's, Harvey Nichols gibi seçkin mağazalarda satılıyor. Erdem aynı zamanda H&M ile işbirliği yapan tasarımcılardan. Listedeki diğer bir yaratıcı isim ise moda dünyasının en yaratıcı fotoğrafçıları arasında gösterilen Mert Alaş ve Marcus Piggott ikilisi. Vogue, Louis Vuitton, Gucci, Versace, Pucci, Missoni, Miu Miu, Armani, Roberto Cavalli, Fendi, Kenzo ve Mac gibi markalar için çekim yapan ikili şu güne kadar Kate Moss, Victoria Beckham ve Madonna gibi bir çok ünlüyle de yakın arkadaş. 1971 Türkiye doğumlu olan Mert Alaş, 1994 yılında dil eğitimi için gittiği Londra'da Alexander Mcqueen'in yanında staj yaparken İngiliz Marcus Piggott'la tanışıp fotoğrafçılığa olan ilgisini keşfediyor. Birkaç yıl birlikte amatör olarak çekim yapan ikilinin tanınması, Mert'in moda editorü bir arkadaşının çekimleri dergide yayınlanmasıyla başlıyor. 1980 Stuttgart doğumlu Ümit Benan aslında üniversitede Boston'da işletme okumuş fakat modaya olan ilgisinin farkına varinc Milano'ya taşınıp Marangoni'de Moda Tasarımı yüksek lisansı yapmış. Marangoni'nin ardından Londra'da Central Saint Martins ve New York'ta Parsons'ta çeşitl kurslara katılan tasarımcı bu süre içinde Rıfat Özbek'in de asistanıydı. 2009 yılında kendi markasını kurduktan sonra Ümit Benan için adını duyurması İtalya'da verilen 'Pitti Uomo''nun prestijli 'Who's Next?' ödülünü kazanmasıyla başladı. Kendi markasının yanı sıra 2011'de Trussardi'nin kreatif direktörlüğüne gelen tasarımcı 2 yıl kadar Trussardi ile çalıştıktan sonra şu anda sadece kendi erkek giyim markasıyla ilgileniyor. Bu listedeki bir diğer isim ise Burak Çakmak. Türkiye'de daha önce hiç duymadığımız Burak Çakmak isminin bu listeye girmesindeki sebep kendisinin Parsons School of Design'ın moda bölümleri dekanlığı yapmış olması. Lisans eğitimini ODTÜ'de yapan Çakmak daha sonra yurtdışında iki ayrı üniversitede MBA yapıp, Cambridge Üniversitesinde de eğitim aldı. Moda dünyasına Gap'te çalışarak başlayan Çakmak, zaman içinde Kering Group'un Sürdürülebilirlik Direktörü oldu. Parsons'a geçmeden önce Swarovski'nin Sürdürülebilirlik konusunda Asbaşkanlığı görevini yürüttü. Sürdürülebilirlik konusunda önemli bir deneyime sahip olan Çakmak'ın Parsons'ın moda bölümlerinin dekanlığını yapmış olması, okulun gelecekteki sürdürülebilirlik planlarına ne kadar önem verdiğini bir kere daha gösteriyor. Burak Çakmak Nisan 2021'den beri Sudi Arabistan Kültür Bakanlığının Moda Komisyonunun başında. Listeye 2022 yılında giren Türk Kerim Türe. Kerim Türe Modanisa'nın kurucusu ve CEO'su. 2011 yılında anneler gününde kurulan Modanisa, o dönemde kısıtlı seçenek sunan muhafazakar moda pazarına çeşitlilik ve trendlere uygun yorumlar getirerek sektörün öncüsü oldu ve yurtiçive yurt dışında geliştirdi. İstanbul'dan çıkan Modanisa şu anda 140 ülkede yer alıyor ve e-ticaret siteleri aracılığıyla ayda 20 milyon kişiye ulaşıyor. Kerim Türe Boston Üniversitesi mezunu. Business of Fashion'ın haberine göre Kerim Türe ve ortakları Modanisa için 7 yatırım turunda toplam 45 Milyon Dolar yatırım almışlar."} {"url": "https://modakariyeri.com/the-kardashian-etkisi/", "text": "Kendall, Kylie, Kim, Kourtney, Khloe, Kris Jenner ve hatta şimdi de Caitlyn! Eminim kimlerden bahsedildiğini farketmişsinizdir , nam-ı diğer Kardashian'lar. Açık açık kimse bu 5 kız kardeş, anne ve babanın medya varlığından hoşlandığını söylemiyor ama milyonları bulan İnstagram takipçileri, yıllardır devam eden 'Keeping up with the Kardashians' programı, her ay aileden ayrı bir kişinin Vogue, Harpers Bazaar, Elle gibi dergilerin kapağını süslemesi, yaptıkları işbirlikleri ve daha niceleri derken, moda ve kozmetik sektörüyle etrafımızı dört bir yandan sardıklarını inkar edemeyiz. Kabul edelim, her ne kadar sevmiyoruz desek de ne yapıp, ne giydiklerini merak etmeden de duramıyoruz- o zaman hoşgeldin Kardashian etkisi. Moda dünyasında sıklıkla bahsedilen see now, buy now, moda haftaları, çeşit çeşit satış ve pazarlama trendleri gibi gündem konuları varken aslında bir çok markanın ihtiyac duyduğu şey çok basit: Kardashian Etkisi. Damat Kanye ve baba Caitlyn ve bir süre içinde daha da sıklıkla medya da göreceğimiz Nort West ve Saint West ile birlikte bu ailenin nasıl oluyor da giydikleri, yaptıkları, kısacası başlı başına hayat tarzları bu kadar milyonları etkileme potansiyeline sahip oluyor? Kardashian'lar ne yaparlarsa yapsınlar milyonları bulan hayran kitleleri sayesinde modayı her zaman kendilerine döndürüyorlar. Bodycon nude elbise, dizüstü botlar ve choker denince aklımızda canlanan Kardashian görüntüsü, günümüzde hem tüketiciler hem markalar tarafından benimsenip, akıllarda it-girl görüntüsü olarak canlanıyor. Kardashian'lar denince aklımıza her ne kadar Balmain, Chanel gibi markalar gelse de markasız ürünler, adı duyulmamış yeni tasarımcılar da bu aile üyeleri tarafından sıklıkla tercih edilebiliyor. Yeni kurulmuş markalar bu 5 kız kardeşten biri giyince organik olarak yok satabilen bir ürüne çok rahatlıkla dönüşebiliyor. İşte markaları Kardashian'lara iten en önemli sebeplerden biri de bu; büyük ihtimalle günümüzün en tanınan ünlülerinin bile anonim markaları meşhur edebilme, yok sattırabilme yeteneği zor bulunuyor ama Kardashian'lar olunca durum tam tersi. Elle dergisinin yazdığı gibi Kendal Jenner'ın üzerinde görülen dümdüz gri sweatshirt, 350 Dolara stoklarda tükendi bile. Tabii ki bu aile üyelerinin sosyal medya gücünü de unutmamamız gerekiyor. Kim Kardashian'ın tek bir marka tanıtım tweet'ine 200,000 Dolar aldığı söylenenler arasında. Ailenin en geç üyesi Kylie Jenner'in instagramına detaylı baktığınızda yatak çarşafından, takma kirpiklerine kadar her şeyin bir sponsoru olduğunu ve çoğunlukla markalar tarafından Kylie'ye gönderildiğini fark edebilirsiniz. Özellikle de çıkış yapmaya çalışan markalar için Kardashian etkisi, diğer ünlülere veya medyatik kişilere göre daha gerçekçi ve etkili. Bir çok marka sahibinin dediği gibi Ne giyseler aniden tükeniyor. Aslında bunu Kardashian'larla sınırlandırmak yanlış olur, İnstagram ve hayatımıza giren milyon takipçili it-girl'ler sayesinde ürünleri giyilen markalar altın çağını yaşamaya başlıyor. Aslında her şey baktığımızda çok çılgın ve garip bir kısır döngü. Keeping up with the Kardashians'da 3 dakika bile görünmek markanızı bambaşka yerlere getirebilir. H&M x Balmain koleksiyonu Kardashian etkisine gösterilebilecek en güzel örneklerden. Balmain diğer hiç bir H&M koleksiyonunun görmediği ilgiyi gördü. Kardashian/Jenner'ların gücü yadsınamayacak boyutta. Mitchell Communication Group'un yaptığı bir araştırmaya göre Kylie Jenner Lip Kit'ine yeni renkler eklediği zaman 10 dakika içinde ürün stokları tükeniyor. Ayrıca, Kylie Jenner'ın bir markanın tulumuyla resim çekip instagrama koymasının ardından markanın sitesinin yoğun trafik sebebiyle çökmesi işin ne boyutlarda olduğunu bizlere hatırlatırken, yüzlerimizde şaşkınlık ifadeleri bırakıyor. 5 kız kardeşi kaplayan moda dergilerinin konu etmekten vazgeçemediği, markaların ilham aldığı bu Kardashian stilinden de bahsetmeden olmaz. Bodycon elbiseler pantolonlar, bol miktarda nude, bordo, haki ve siyah, çorap çizmeler ve bomber ceketler Kardashianlar denince onlarla özdeşmiş parçalardan. Bu kadar fenomen olmuş bir aileyi kullanmadan duramayan moda endüstrisi- özellikle de fast fashion markaları bu aile ilhamlı parçalar çıkarmaya ve styling önerilerine hız kesmeden devam ediyor. İngiltere'nin en önemli online perakendecilerinden Missguided'ın Kardashian aile stili sayfasında bu 5 kız kardeşin tarzını kopyalamanız için her öğe düşünülmüş. Tabii ki bu durumdan memnun olmayanlar da var. Bunların bir kısmı bu ailenin kendi müşteri profiline uymadığını düşünürken, bazı tasarımcılar ise niş kalabilmeyi tercih ediyorlar. Kardashian'ların etkisini sadece moda sektörüyle sınırlayamayız. Kadın vücudu hakkında farkında olalım veya olmayalım son 5 yılda medyadaki ve toplumdaki bir çok algıyı etkilediklerini inkar edemeyiz. Bunların en gözle görünürlerinden uzun bir zamandır süre gelen skinny vücut şekli yerine daha kıvrımlı, kum saati görünümünde bir vücudu teşvik etmeleri. İşin kozmetik kısmına baktığımızda da Kim Kardashian'ın hayatımıza soktuğu yüz kontürleme, mat makyaj, nude tonları gibi akımların hep bu aile tarafından popülerlik kazandığını görüyoruz. İster sevelim, ister sevmeyelim bu 5 kızkardeşi sadece ailelerinin ününü kullanan bireyler olarak göremeyiz. Bu ailenin takipçileri ve marka işbirlikleri azalacağa benzemiyor. Kardashian'lar günümüz popüler kültürünü, nasıl giyineceğimizi, makyajımızı, vücut şeklimizi ve hatta hangi rujları süreceğimizi belirlemeye devam ediyorlar. Bu yazının belki de en önemli mesajlarından biri bu; bu 5 kız kardeşi sadece birer medya insanı olarak görmekten çok, günümüz gençliğini beden algısı, giyim tarzı, hatta makyajına kadar etkileyen bir güç olarak görmek. Her ne kadar eleştirsek de onları yargılamaktan vazgeçip belirli bir kitleye yön veren bir akım olarak görmemiz gerek."} {"url": "https://modakariyeri.com/tiklamadan-tuglaya-tugladan-tiklamaya-brick-click-stratejisi/", "text": "İnternetin tüm satınalma alışkanlıklarını değiştirdiğinden, istediğimiz ürünün istediğimiz versiyonuna istediğimiz zaman istediğimiz yerden sahip olabilme şansımızdan uzun uzun bahsetmeye çok da gerek yok. Ancak her akımda ve her modada olduğu gibi online alışverişte de temellere dönme ve geçmişe dönme trendleri görüyoruz. Amerikalılar geleneksel mağazalara ve dizi dizi dükkanlara brick & mortar adı vermişlerdir, yani tuğla ve harç. Ancak internet ve çevrimiçi satınalma kanallarının hızla artması brick-to-click akımını getirdi . Türkiye'de de art arda kapanan avmler, boşalan lüks mağazalar ve çekilme kararı alan mağazacılık devleri bize trendin online alışveriş olduğunu zaten göstermekteydi. Ancak insanlar yine de hisleri ve duygularıyla yaşarlar. Bazen kabine sadece elimizdeki askılarla girmek ve kumaşlara dokunmak isteriz. Duygularıyla yaşamayanlar ise garanticidir. Kim 3-5 gün beklediği siparişinin defolu çıkmasını veya büyük gelmesini ister ki? Duygusal sebeplerden de olsa, akılcı sebeplerden de olsa online alışverişçiler hala biryerlere gitmek, bazı ürünler görmek, denemek ve hissetmek istiyor. Bu ihtiyaçlardan birçok farklı pratik doğmakla beraber en göze çarpanları showrooming ve pop-up mağazalar oldu. Showrooming akımına hemen güncel bir örnek verelim, ticaret hayatına online başlayan Vivense mobilya, kategoriden doğabilecek riskler ve talep üzerine 4 adet showroom açtı. Bu showroomlarda ilgilendiğiniz, internette fava atıp beklediğiniz ürünleri ölçme, biçme, elleme, vurma imkanına sahipsiniz. Sonra isterseniz orada telefonunuzu çıkarıp, isterseniz eve dönünce bilgisayarınızı açıp yine siparişinizi verebilirsiniz. Bu durumda bir çok bayi açma, bir çok satış görevlisi eğitme ve çalıştırma, stok tutma, stokları bayilere dağıtma maliyetlerinden kurtulmuş bir çevrimiçi markayla karşı karşıyayız."} {"url": "https://modakariyeri.com/trend-analistleri-ne-yapar/", "text": "Raflarda ya da e-ticaret sitelerinde yerlerini almadan önce moda ürünleri uzun bir yol katederler. Bu yolda tasarım, planlama, satın alma, üretim süreçleri ve trend analistlerinin araştırma ve tahminlerini yaptıkları çalışma süresi vardır. Trend analisti ya da moda eğilimi araştırmacısı, renk, tasarım, form, kumaş, baskı veya styling üzerine araştırmalar yapar. Moda dünyasında ve toplumda olan gelişmeleri takip edip onları iş dünyasındaki ekonomik gelişmeler çerçevesinde yorumlar ve gelecek sezonlarda beklenen trendleri belirler. Trend analisti tüketici davranışlarını ve ekonomik eğilimleri yaratıcı akımlarla birleştirir ve bulguları içerisinden trend olabilecekleri ayırır. Bu aşamada en önemli nokta büyük kitleleri harekete geçirebilecek, satın alma eğilimlerini olumlu etkileyecek trendleri belirlemektir. Trend analisti daha sonra tahminlerini görsel bir sunuma dönüştürerek satın alma, ürün geliştirme ve üretim departmanlarına sunum yapar. Mood board ya da trend board denen çalışma da işte bu noktada kullanılır. Her türlü endüstriden, toplumsal yönelimlerden, ekonomiden, tekstil fuarlarından, moda şovlarından,yeni koleksiyonlardan ve sokak stilinden veriler toplar. Trend analistliği moda sektörünün her alanına dokunan nadir görevlerden biridir. Bu pozisyonda çalışanlar, tasarımdan,üretime, satıştan pazarlamaya ve mağaza düzenlemesine, her alanda verilen kararları etkilerler. Trend analisti, trend ajanslarında çalışabileceği gibi kumaş üreticisi firmalarda, tekstil üretimi ya da tasarım firmalarının bünyelerinde de yer alabilir. Genel olarak trend analistleri iplik ve kumaş, renk, tüketici davranışları,ya da genel eğilim araştırmacısı olarak çalışırlar ve üretimden tasarıma tüm departmanları geniş bir yelpazede bilgilendirirler. İplik ve kumaş araştırmacıları kumaş üreticisi firmalarda çalışır ve kumaş trendlerini belirlerler. Renk araştırmacıları genelde renk tasarımı üzerine çalışan firmalarda yer alır. Tüketici davranışlarını izleyen trend analistleri nüfus hareketlerini, yaş gruplarındaki değişiklikleri,sosyolojik, ekonomik,coğrafi ve teknolojik gelişimleri izler. Film, müzik ve eğlence endüstrilerinin moda eğilimlerine etkisini araştırır. Bir trend analistinin mezun olabileceği bölüm skalası oldukça geniş; reklamcılık, görsel sanatlar, moda tasarımı, pazarlama veya sosyal bilimler bunlardan bazıları. Bu bölümlerden herhangi birinde okumuş olmanın dışında bir trend analisti genellikle perakende, üretim, geliştirme, tasarım veya pazarlama alanlarında giriş düzeyindeki pozisyonlarda işe başlar. Sektörün pek çok farklı yönünü görüp tecrübe etmeleri başarılı olmalarında önemli bir faktördür. Satışın en önemli yapı taşı olan müşteriyi tanımak ve alışkanlıklarını iyi analiz etmek, sektördeki farklı pozisyonlarda deneyim kazanmış trend analistleri için çok daha kolaydır. Başarılı trend analistlerinin etkili görsel, yazılı ve sözel becerileri vardır. Genelde çok rahat sosyalleşebilen yaratıcı ve meraklı insanlardır. Günlük hayatlarında gözlemlediklerini analiz etme, filtreleme ve gruplandırarak organize etme konusunda oldukça yeteneklidirler. Kullanılan kaynaklar uzmanlaşılan sektörün özelliklerine göre değişir. Gelecek sezonun trendlerini belirlemede oldukça etkili rol oynayan Dior, Chanel, Celine, Gucci, Armani ve Prada gibi dev moda evlerinin couture koleksiyonları, hali hazırda sektörü yöneten dev isimler haricinde adı yeni duyulmaya başlayan hırslı ve yenilikçi tasarımcılar da daima trend analistlerinin radarındadırlar. Networking bir analist için olmazsa olmazdır. Tasarımcılardan, satın almacılardan ve üreticilerden aldıkları yeni bilgiler trend analistlerinin neyin satıp neyin satmadığı konusunda devamlı güncel kalmalarını sağlar. Dünya çapında ünlü olan ve toplumu etkileyen ünlüleri, ses getiren hareketlerini ve yaşantılarını takip ederler. Web siteleri, bloglar, haber siteleri, online kataloglar ve sosyal medyanın her mecrası trend analistlerinin devamlı ellerinin altında olan değerli bilgi kaynaklarıdır. Konserler, festivaller ve sergiler gibi sanat olaylarını takip ederler. Örneğin dünya çapında dolaşan bir fotoğraf sergisi bir sonraki sezonun trendlerinde belirleyici bir unsur olabilir. Sokak modası da, trendleri belirlemek konusunda en az her sezon podyumlarda sergilenen defileler kadar önemlidir. Tüm bu kaynakların dışında analistler; belirli bir ücret karşılığı tüketicinin sosyal ve demografik özellikleri hakkında detaylı sayısal bilgi toplayıp sunan pazar araştırma firmalarının hizmetlerinden de yararlanırlar. Trend analistleri devamlı gezerek, okuyarak, yeni insanlarla tanışarak, dinleyerek ve en önemlisi de gözlemleyerek tüketicilerin ve endüstrinin nabzını tutarlar. Günün sonunda tüm bu veriler deneyimli bir analistin süzgecinden geçerek satınalma departmanında hata riskini azaltır ve müşteri memnuniyetini artırmak için fırsat yaratır. Bu durum da satışlarda pozitif etkisini gösterir. Trend analisti sanat, moda, tasarım ve müşteri davranışları arasında bağlantı kurar ve trendlerin doğma büyüme ve yok olma süreçlerinin günlük hayatlarımızla nasıl iç içe geçtiğini analiz eder. Dünyada başarılı birkaç trend tahmin şirketleri bulunmakta. Şirketlerin bazıları gençler veya erkekler gibi belirli bir hedef kitlesine yoğunlaşırken, diğerleri renk veya kumaş gibi farklı değişkenler üzerine araştırma yapar. Bu şirketlere örnek olarak Türkiye'de de faliyet gösteren WGSN ve Lidewij Edelkoort tarafından kurulan Trend Union verilebilir. WGSN 1998 yılında Londra'da kurulan şirket, moda, tasarım ve stil endüstrilerine araştırma, trend analizi ve yeni haberleri sunma konusunda dünya çapında hizmet veren en başarılı isimlerden biri. İçlerinde deneyimli yazarlar, fotoğrafçılar, araştırmacılar, analistler ve trend analistleri bulunan 100 kişilik ekip devamlı dünyayı gezerek müşterilerine sunulacak datayı toplamak ve filtrelemekle görevli. Trend analistleri bulundukları üniversitelerden veya başka yerlerden her bölgeye özel olarak topladıkları bilgiyi WGSN'e iletiyor. Şirket sadece en son moda trendlerinin değil, aynı zamanda ilgi çeken konsept storların, yeni tasarımcıların ve yaratıcı markaların da izini sürüyor. Trend Union Moda ve tekstil endüstrileri için trendleri öngörme, danışmanlık ve trend kitapları hazırlama gibi alanlarda uzmanlaşan şirket bünyesinde yetenekli danışmanlar, yaratıcı grafik sanatçılar ve tasarımcılar çalışıyor. Sitenin de kurucusu olan Edelkoort, zamanla bir koleksiyon haline gelen ve senede iki defa yayınlanan trend tahmin kitaplarının büyük bölümünü kendi tasarlıyor. Kitaplar; gelecek sezonun renk, malzeme, şekil ve yaşam tarzını öngörüyor. Moda, tekstil sektörlerindeki büyük trendleri 2 sene öncesinden öngörebilen kitaplar Trend Union müşterilerine sunuluyor. Trend analisti olarak kariyer yapmak yeni bir durum olduğundan, bu alanda çalışmak isteyen insanlar için zaten sınırlı sayıdaki trend tahmin firmasında iş bulmak zor olabilir ama elbette ki fırsatlar gün geçtikçe artıyor. Trend tahmini yapmak zeka, yetenek ve bazen de altıncı his gerektiriyor. Analistler müşteri davranışını değiştirebilecek her türlü iç ve dış etkiden haberdar olmalılar. Tüm bu etkenleri gözlemlemek, analiz etmek ve öncelik sırasına göre gruplamak herkesin sahip olmadığı nadir bir yetenek. Gelecek trendleri doğru tahmin eden trend analistleri kariyerlerinde hızla yükselirken, yeterli donanıma sahip olmayan ve iyi araştırma yapamayanlar bir zaman sonra müşteri tarafından tercih edilmemeye ve sektörde kaybolmaya mahkum oluyor. Satış beklentilerini sizin tahminleriniz üzerinden oluşturmuş büyük şirketler için sezonluk veya yıllık trendleri doğru belirlemek büyük bir sorumluluk, bir o kadar da keyifli."} {"url": "https://modakariyeri.com/unlu-tasarimcilarin-moda-okullari/", "text": "Moda dünyasındaki gelmiş geçmiş en büyük tasarımcılara hergün gıptayla bakıyoruz, idol olarak görüyoruz. Fakat onlar da bir zamanlar hedeflerini gerçekleştirme hayaliyle okul sıralarındaydı. 2011 yılında yaşanan skandal sonrası Dior'dan uzaklaştırılan ve tam 4 yıl sonra Maison Margiela ile küllerinden yeniden doğan Galliano, Saint Martins School of Art'ta Moda Tasarımı okudu. 1984 yılında Central Saint Martins'den mezun olan John Galliano, Les incroyables isimli mezuniyet koleksiyonuyla dikkat çekmişti. 44 yaşındaki İngiliz tasarımcı da Central St Martins mezunu. Okulunun onun için tam bir dönüm noktasını olduğunu her fırsatta dile getiren McCartney, St Martins'te eğitim almak isteyen yetenekleri gençlere burs imkanı sağlıyor. 1983 doğumlu Amerikalı tasarımcı Alexander Wang, 19 yaşında New York'a taşınıp Parsons'ta eğitim almaya başlamış. Parsons'ta geçen 2 yıl sonrasında kendi markasını kurmaya karar veren Wang, 2007'de sunduğu ilk hazır giyim koleksiyonu sonrası CFDA ödülünün sahibi oldu. 1971 doğumlu İngiliz tasarımcı, Burberry'nin Kreatif Direktörü ve aynı zamanda 2 yıldır Genel Müdürü. Çocukken mimarlık ona daha sıcak gelse de tasarım ve modaya olan ilgisini farketmesiyle bu konuda eğitim almaya karar verdi. Royal College of Arts'ta moda üzerine yüksek lisans yapan Bailey'nin keşfedilme hikayesi ise kıskanılası: Henüz öğrenciyken portfolyosunu Donna Karan görür; çok etkilenir ve mezun olduğunda onunla New York'ta çalışmasını teklif eder. Sonrası ise hepimizin bildiği başarı dolu bir kariyer.. Donna Karan'da geçen 2 yıl, sonrasında Tom Ford ile Gucci'de geçen 5 yıl ve 2001'den bugüne Burberry'nin başarısının arkasındaki en önemli etken. İtalyan tasarımcı Riccardo Tisci de sanat ve tasarıma çocukluğundan beri ilgi duyanlardan. O zamanlar yaşıtları gibi oyun oynamaktansa, evde çizim yapmayı ya da annesiyle bahçenin tasarımı konusunda çalışmayı tercih ettiğini söyleyen Tisci, 11 yaşında okuldan ayrılıp, Milano'da sanat eğitimi veren bir okula yazılmış. 9 kardeş olarak durumu çok iyi olmayan bir ailede büyüyen tasarımcı, Milano'da moda okumanın sadece zenginlerin yapabildiği birşey olduğunu anlayınca, tek çare olarak Londra'ya taşınmayı görmüş. Gerekli parayı biriktirmek için kumaş tasarımından, otelde temizlik görevlisi olarak çalışmaya kadar her türlü iş fırsatını deneyen Tisci tesadüfen London College of Fashion'ın ücretsiz bir kısa kursuna katılır ve oradaki öğretmeni vasıtasıyla yeteneği keşfedilir. Sonrasında burslu olarak Central Saint Martins'te eğitim alan ve 1999'da mezun olan tasarımcı, azmin başarıyı nasıl getirdiğinin göstergesi ve 2005 yılından beri Givenchy'nin Kreatif Direktörü. Aslında görünen o ki; imkansız diye birşey yok, istemek ve karar vermek başarmanın yarısı. Belki de bir sonraki yazımızda paylaşacağımız başarı hikayesi sizinki olacak."} {"url": "https://modakariyeri.com/vans-3/", "text": "O yıllarda marka Slip-On, Old Skool ve Authentic gibi bazı klasik modelleriyle pek ilgilenmiyordu. Bu modeller hala satıştalardı sadece marka tarafından göz önüne konmuyorlardı. Markanın odak noktası yeni tarzlar üstüneydi. Vans markası 90'lı yılların kaykay çılgınlığında öncü olduktan sonra 2000'li yıllara girerken sektörde yerini DC ve Osiris gibi yeni çıkmakta olan markalara kaptırmıştı. Vans'den farklı olarak bu markaların silüetleri daha kısa ve modern formlara sahipti; Vans'in retro görüntüsü kaykaycılar tarafından demode görülüyordu. 2000'li yılların başlarında markanın satışlarında ciddi bir düşüş vardı. WGSN'in erkek giyim trend tahmincisi Brian Trunzo o dönemde Vans'i bir lifestyle ayakkabısı olarak ciddiye almadığını hatırladığını her fırsatta söylüyor. 2000'lerin başında ise Vans yeni çıkmakta olan markalar ve snekaerheadlerin Air Force 1 veya Adidas Superstar tercihleri arasında sıkışık kalmış bir markaydı. Bu yüzden markada çalışmayan bir sneakerhead olan Rian Pozzebon'un markaya klasik modellerini yeniden yorumlama fikriyle gelmesi o dönem için oldukça sıra dışı bir istekti. Pozzebon'a göre markayı canlandırmanın tek yolu yeni tasarımlar üretmek değil, eski tasarımlar üzerinden gitmekti. Pozzebon şu anda markanın klasik modellerinin tasarım ekibinin başında. Markanın DNA'sına sadık kalan Pozzebon ve ekibi ona yeniden hayat vererek markayı Converse ve Nike seviyesinde bir Amerikan hayat tarzı ayakkabı markasına döndürdüler. Son yıllarda ünlüler ve influencerlar tarafından sık sık tercih edildiği gibi sokak stili açısından da bir çılgınlığa dönüşmüş durumda. Vans'in bu popülaritesini, daha da ilginç yapan şey ise sadece 5 klasik modele dayanarak bu satış rakamlarını elde etmesi. Markanın kuruluş hikayesi 1966 yılında The Van Doren Kauçuk Firmasının California'da bir mağaza açmasıyla başlıyor. Markanın kurucuları Paul Van Doren ve Jim Van Doren kardeşler mağazada ürettikleri ayakkabıları aynı yerde direk olarak satışa başlarlar. Ürettikleri ayakkabının tabanını o dönemdeki rakiplerinin yaptığının iki katı daha kalın yapmaya karar verirler. Vans'in ilk ayakkabısı #44. Şimdilerde The Authentic olarak anılan tasarım 60'lı yıllarda bir tekne ayakkabısı sanılıyordu. Fakat kısa bir süre sonra kaykaycılar bu modelin dayanıklılığını ve diğer ince tabanlara göre sıkı tutuşunu keşfetmeye başlarlar. 70'li yılların ortalarında kaykay bir fenomen haline gelmeye başlar ve kendi yıldızlarını yaratır. Vans ise Stacy Peralta, Tony Alva ve Jerry Valdez gibi kaykay yıldızlarını gözüne kestirip onlarla küçük anlaşmalar yapar. Kaykay komünitelerinin yıldızlarına ücretsiz Vans ayakkabıları verip kendilerini bu kominitelerde tanıtmaya başlarlar. 70'lerde kaykaycı Alva ve Peralta'nın yardımıyla Vans bir başka klasik olan 'Era' modelini oluşturur. Koruyucu bilek desteği ve kenarlı yapısıyla Era kısa süre içinde kaykaycıların 1 numaralı tercihi haline gelir. Diğer bir klasik olan 'The Old Skool' modeli ise 1 yıl sonra 1977 yılında ortaya çıkar. The Old Skool modeli, Vans'in bir klasik haline gelmiş 'jazz' çizgisinin ilk kullanıldığı modeldir. Kısa bir süre sonra da Vans gene SK8-Hi modelini kaykaycıların katılımıyla ortaya çıkarır. 80'li yıllar Vans için hem inişler hem de çıkışlar getirir. Çıkış kısmına bakarsak Vans'in slip-on'larına 82 yılında damalı desenini eklemesini gösterebiliriz. Van Doren;'a göre bu grafik desen için ilham Vans'in müşterilerinden geldi. 80'lerin başında bazı kaykaycılar slip-onlarının önlerini kendi isteklerine göre boyayıp yeniden tasarlıyorlardı. Marka klasik modellerinin satışında gelen karı yeni ayakkabılara yatırmayı seçerek voleyboldan break dance'e kadar birçok farklı sneaker tasarladı. Tüm bu yeni tasarımlar Vans için büyük bir hata oldu çünkü Vans bir anda fazla geniş bir alana yayılmıştı. 1984 yılında marka iflas belgelerini imzaladı, daha sonraları 12 milyon Dolar borcunu ödemeyi başaran marka 1988 yılında banka firması McCown De Leeuw &Co'ya satılır. 90'lı yıllar süresince Vans için işler umut verici gözükür. Marka 1991 yılında halka açılır. 95 yılında ise Warped Tour ile yaptığı işbirliğiyle Amerika'daki en uzun süreli devam eden konser etkinliğine sponsor olup kaykay kültürüyle büyümeye devam eder kısa bir süre için olsa da.. 90'ların ardından 2000'li yıllarda genç sneakerheadlere göre Vans bir kere daha yolunu kaybetmiş bir markaydı. Tasarımlar alakasız ve hatta klişe görünüyordu. Yeni markaların karşısında bocalayan Vans, Jon Warren ve Rian Pozzebon adlı iki sneakerhead tarafından şaşırtıcı bir telefon almasıyla marka yeniden doğrulmaya başlar. Bu ikili ve marka arasındaki ilk projeler hemen beklendiği gibi olmaz. Fakat Pozzebon ve Warren ikilisinin Vans için tasarladıkları ilk koleksiyonlar ile marka önemli bir başarı kazandı. İkiliye göre yaptıkları markanın klasik silüetlerini alıp onları yeniden yorumlamaktı; bu ilk tasarımlarla birlikte şirketteki herkes ilk yaptıkları parçalara yönelmeye başladı. 2003 yılında ise 'Vault' koleksiyonunu oluşturan marka kaykay influencerlarının ilgisini çekmeyi başarmıştı. Vans için bir başka önemli gelişme ise 2004 yılında The North Face ve Timberland gibi şirketlerin de sahibi VF Corp. tarafından satın alınmasıydı. Portfolyosunda birçok lifestyle markası olan VF Corp., Vans'in büyümesine ve pazarlamasına birçok olumlu katkıda bulunurken markanın köklerini de farklı kitlelere tanıtmayı başardı. Bu satış sonrası marka, klasik modellerine her zamankinden daha da önem vermeye başlayarak ünlü Slip- On modelini yeniden yorumladı. Pozzebon'a göre sneaker dünyasında artık klasik modeller söz sahibiydi. 2005 yılında Slip-On modeli ve damalı Vans'ler markanın en öne çıkan ürünleriydi. Yeni yeni oluşmaya başlayan New York hipster grubu arasında Vans'ler hızla popüler olmaya başladı. Tek sorun ise New York'un bu cool insanlarının bu modeli popülerleştirip, hızla hazır giyime ilham vermesiyle birçok ucuz taklitlerin ortaya çıkmasıydı. Pozzebon'a göre bu taklitlerin ortaya çıkışı marka için o kadar da kötü olmadı. Bu rekabet sonucunda marka diğer modellerine de yoğunlaşma fırsatı buldu. Taklitler, slip-onlarla uğraşırken marka sadece slip-on üreticisi olmadığını vurgulayıp bu kitleyi diğer modellerine de çekebildi. Diğer modellerden kasıt da The Authentic, Era, Old Skool ve SK8-Hi. Tumblr'ın ortaya çıkışıyla internette #menswear hashtagi ile bir sürü cool gencin Authentic'leriyle poz verdiğini hatırlıyoruz. Instagram'a baktığımızda ise SK-8Hİ modellerinin birçok cool influencer tarafından paylaşıldığını her dakika görüyoruz. Old Skool modeli ise günümüzde neredeyse herkesin ayağında. İlk ortaya çıktığında Vans'in en az satan ayakkabısı olan Old Skool şu anda tam bir rönesans yaşıyor. ASAP Rocky ve Frank Ocean gibi isimler bu ayakkabıları üniformalarının bir parçası haline getirdiler bile. Yapılan birçok işbirliği de bu modelin moda sahnesinde yeni keşfedildiğini bir kere daha gözler önüne seriyor. 2017 yılında herhangi bir caddede Old Skool'a rastlamamak neredeyse mümkün değil. 80'lerin sonundaki aşırı büyüme ve 2000'lerin başındaki yanlış tasarım hatalarından sonra Vans'in öğrendiği en önemli şey ise kendi kimliğine sadık kalmak. Markaya göre Vans'in başarısını korumaktaki en önemli nokta kaykay kültürüne sadık kalmak ve yeni çıkaracakları her parçanın bu kültüre ait olup olup olmadığına karar vermek. Markanın kurucularından Van Doren bu durumu şöyle açıklıyor: Biz insanların tasarlamamızı istedikleri parçaları yapmıyoruz. Amacımız köklerimize sadık kalmak bu yüzden bizi bir basketbol ayakkabısıyla göremeyeceksiniz. 80'li yıllarda her spor dalına uygun ayakkabı üreterek bu hataya düştük. Bu yüzden artık sadece iyi bildiğimiz parçalara yöneleceğiz, dersimizi öğrendik. Gerçekten de Vans hatalarından iyi ders aldı. VF Corp'un bünyesinde en hızlı büyüyen marka olan Vans şu anda 2.3 milyar dolar değerinde. VF Corp'un CEO'su birçoklarının aklında Vans gibi niş bir markanın bu kadar büyümesinin sürdürülebilir olup olmadığı sorusunun yattığını ama markanın şu anda en güçlü devrini yaşadığını söylüyor. Peki bundan sonra ne olacak? Steve Van Doran'a göre kendilerini efsanevi modelleri Old Skool gibi eski kafalı olarak tanımlasalar da bu köklerine sadık kalacaklar. - Bu yazı çeviridir. Orjinali için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/vans-4/", "text": "Vans'in kurucusu Paul Van Doren'ın tek bir amacı vardı; herkesin kendi ruhuna göre uyarlayabileceği, satın alanların kendilerine özgü Vans'lerini, sadece onlar için kusursuz hale getirebilecekleri, ulaşılabilir ve yüksek kaliteli ayakkabılar yapmak. Vans'in, Kaliforniya'da 1966 yılında açıldığında ilk ve tek modeli, o dönem Style #44 olarak bilinen Authentic modeliydi. Kaykayın yetmişli yılların ortasında popülerleşmesi ile Authentic modelinin sağlamlığı ve tabanının özel kafesli yapısı kaykaycılar arasında dikkat çekti. 1977 yılında tasarlanan Style #36, The Old Skool modeli ile Vans'in imzası olan Sidestripe ilk kez tanıtılmış oldu. Old Skool modelinin, bileklerde ekstra koruma sağlayan yüksek boğazlı modeli Sk8-Hi, Sidestripe detayının mükemmel temsilcilerinin başında geliyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/vans-kaykay-toplulugu-ilk-global-kaykay-filmi/", "text": "Orijinal bir aksiyon sporları markası ve 50 yılı aşkın süredir kaykayda dünya lideri olan Vans, Vans Global Kaykay Takımı kadrosunu ön plana çıkarmak için dünyanın dört bir yanındaki yetenekli film yapımcılarının yaratıcı vizyonlarını hayata geçirip sıfırdan inşa ettiği yeni uzun metrajlı film olan Nice to See You'nun dünya prömiyerini yaptı. Los Angeles'lı ünlü film yapımcısı ve fotoğrafçı Greg Hunt'ın rehberliğinde, Nice To See You'nun yıldızları Adelaide Norris, Alexey Krasniy, Breana Geering, Chima Ferguson, Daiki Hoshino, Diego Todd, Digby Luxton, Dustin Henry, Etienne Gagne, Nick Michel, Notis Aggelis, Pedro Delfino, Rio Morishige, Ronnie Sandoval, Shogo Zama, Simon Zuzic, Una Farrar ve Wang Guohua, diğer birçok Vans Ailesi üyesi filmde yer alıyor. Gerçek anlamda global bir yapım olan filmin ortak yönetmenliğini Tommy Zhao, Shari White , Paul Labadie ve Max Pack , George Kousoulis, Daniel Dent ve Kyota Kamei gibi yaratıcı yetenekler üstlendi. Farklı bölgelerden birçok yönetmenin ifade ettiği gibi, filmin ortaya çıkmasındaki dürtü; coğrafya, geçmiş veya kimliğe bakılmaksızın dünyanın her yerindeki kaykaycılar arasında paylaşılan dayanışma ve ortaklık duygusu oluyor. Nice to See You hakkında daha fazla bilgi edinmek için Vans.com.tr'yi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://modakariyeri.com/vegan-deri/", "text": "Bugün herhangi bir ayakkabıcıya gidip içerik bilgisi istediğinizde, övünerek ürünlerinin yüzde yüz gerçek deri olduğunu söyleyen satıcılara aşinasınızdır. Çünkü bugünlere kadar, konforlu ve sağlıklı kabul ettiğimiz gerçek deriler ve tamamen plastik içerikli suni deriler dışında çok da alternatifimiz yoktu. Dolayısıyla ürünü satanlar için de alıcıyı ürününün gerçek deri olduğuna inandırmak oldukça önemliydi. Fakat vegan deri gibi, modayı temelinden sarsacak, algılarımızı, alışkanlıklarımızı yeniden yaratmamızı sağlayacak gelişmeler artık kapımızda. Artık daha sağlıklı ve dayanıklı liflerle üretilen, tamamen bitkisel içerikli, geri dönüşümü de oldukça kolay olan vegan deriler var hayatımızda ve bu sayede oyunun kartları yeniden dağıtılıyor. Alışılagelmiş gerçek deri üretiminde kullanılan büyükbaş hayvanlar çevreye negatif etkisi olan karbon emisyonunu artırırken, aynı zamanda da hayvan ölümlerine neden olduğu için artık çok da masum sayılmıyor. Bunun yanı sıra mantar, ananas, hindistan cevizi gibi lifli, bitkisel içeriklerden üretilen deriler, son zamanlarda popülerliğini artırmaya devam ediyor. İlk vegan markalardan olan Stella McCartney önderliğinde başlayan vegan deri araştırması, hız kesmeden ve her geçen gün yeni bir materyal eklentisi ile piyasada kendi başrolünü oynuyor. Geçtiğimiz dönemlerde içerdiği plastik oranı nedeniyle tercih edilmeyen suni deriler, artık çok daha doğal, sağlıklı ve geri dönüştürülebilir oldular. Bu deriler henüz Türkiye piyasasına kesin bir giriş yapmamış olsa da, dünyanın dört bir yanından gelen hızlı haberler oldukça sevindirici. 2013 yılında Jonas Edvard'ın keşfettiği ve MYX adını verdiği, istiridye mantarının liflerinin kurutulması ile meydana gelen yeni nesil deri, tüm dünyaya materyal arayışı için yeni bir soru işareti bırakmıştı. Hemen ardından sahne Dr Carmen Hijosa'nındı. Dr Hijosa, uzun yıllar deri sektöründe çalışmıştı ve işin inceliklerini çok iyi biliyordu. Bu sayede de ananası deriye çevirirken hiçbir detayı atlamamıştı. Pinatex adını verdiği, ananas hammaddeli bu deri, hem daha doğa dostu hem de çok daha hafifti. Diğer suni derilerin aksine dayanıklılığı da oldukça yüksek olan Pinatex'i, hindistan cevizinden üretilen Malai takip etti. Zuzana Gombosva ve Susmith Suseelan tarafından geliştirilen Malai için gerekli olan enerji ve su miktarı oldukça azken, üretim sürecinde hiçbir hayvanın zarar görmüyor ve hiçbir toksik kimyasal içermiyordu. Bu organik ve sevindirici gelişmelere Meksikalı iki girişimci olan Adrian Lopez Velarde ve Marte Cazarez'den de cevap geldi. Bulundukları coğrafyanın bir parçası olan kaktüslerden deri üretmeyi başaran ikili, belki de bugüne kadar ortaya koyulmuş en iyi bitkisel bazlı deriye imza attı. PVC ve toksik kimyasallar içermeyen bu yumuşacık deri, sadece modada değil otomotiv ve mobilya alanlarında da kullanılmaya başladı. Bu gelişmeler tabii ki sadece araştırma boyutunda kalmadı. Hızlıca üretimlerde kullanılmaya başlanan vegan deriler, H&M gibi bilinen markaların koleksiyonlarında çoktan yerini aldı. 2019 yılında, ananas ve turunçgil liflerinden elde edilen deriler ile bir koleksiyon sunan H&M, 2020 yılında wine leather adı verilen şarap bazlı bir deri ile yepyeni tasarımlara imza attı. Diğer yandan, ülkemizde de güzel gelişmeler devam etmekte. Lufyen adı ile hayatımıza giren markanın PETA onaylı vegan derileri, yeni bir geleceği müjdeler nitelikte. Pinatex, elma, muz ve mantar derileri kullanan markanın ürün tasarımları da oldukça şık. Son yıllarda yaşanan gelişmeler doğrultusunda, artık deri seçeneklerimizin arttığı konusunda hiç şüphemiz kalmadı. Yıllar yılı kullanılmakta olan hayvansal deriyi belki de tahtından edecek olan bu üretimler, bizler için sağlıklı ve konforlu seçenekler haline gelirken, çevreye olan katkılarıyla da ön plana çıkacak gibi görünüyor. Üstelik bu yeni nesil derilere imitasyon ya da suni demek artık çok zor! Çünkü üretilen bitkisel deri, bir alternatif olmaktan çoktan çıktı ve başlı başına mükemmel bir ürün haline geldi. Tüm bunlara ek olarak, hayvansal derilerin daha az tercih edilmesi hayvan ölümlerinin azalması, Amazon ormanlarının büyük ölçüde korunması ve dünya çapında su israfının azaltılması anlamına da geliyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/vetements-vitrin/", "text": "8 Şubat 2 Mart tarihleri arasında Londra'da Harrods'un önünden geçenler alıştıkları vitrinden çok farklı birşeyle karşılaşacaklar: bir giysi yığını. Demna Gvasalia'nın Kreatif Direktörü ve ortağı olduğu, son yılların en gözde ve en sıradışı markası Vetements, Harrods'un vitrinlerini tasarladı ve bu proje için hayal dünyasına götüren bir vitrin yerine modanın tam kalbindeki gerçeklerden yola çıktı. Hangi gerçekler mi? Gereğinden fazla üretim! Vetements'nın CEO'su ve Demna Gvasalia'nın kardeşi Guram Gvasalia'nın sözleriyle Modanın fazla üretim sorunu ve bunun doğada neden olduğu tahrip ile ilgili dürüstçe konuşmalıyız. Bu vitrini yapmak pek zor olmamış gibi görünüyor. Nitekim Demna Gvasalia'nın çağrısından sonra yaklaşık 4000 Harrods çalışanı kullanmadığı giysileri getirmiş. Bu giysiler vitrin sona erdiğinde bağışlanacak. Bu hızlı dünyada moda da hızlı. Biz modanın yavaş olmasını seviyoruz. Az satın almaya, kaliteli satın almaya ve uzun süre kullanmaya inanıyoruz. Vetements yavaş moda kavramını yönetim stratejisinin merkezine oturtmuş bir marka. 2014'te kurulduğundan beri iki kardeşin ortak felsefesine uyarak daha az üretime odaklanan, bunu aynı zamanda karlı bir iş modeli haline getiren Vetements, aslında sektörün tüm klişelerine karşı çıkarak başarılı oldu. Risk almadan ve cesur olmadan moda sektöründe başarı artık imkansız diyen Demna Gvasalia, sözlerini aynı zamanda icraatle gösteren nadir isimlerden. Marka bu vitrini dünyanın farklı şehirlerinde tekrarlayarak dünya çapında bilinçlendirme çalışmaları yapmayı planlıyormuş. Dileyenler kendi giysilerini de getirip mağazaya bırakarak bu görsel protestoya katılabilirler."} {"url": "https://modakariyeri.com/vitrinler-hala-onemli-mi-guzel-veya-cirkin-vitrin-modellerinin-etkileri/", "text": "Daha da ilginci, bu tepkiyi kadınlar kadar erkeklerin de vermesi. Yani erkekler bile kadınlar gibi, güzel ve ideal bir manken gördüklerinde, eğer o gün kendilerine güvenleri düşükse, bunun saçma bir güzellik ve estetik ideali olduğunu düşünüyor ve bu dayatmaya negatif tepki veriyormuş. Sizce de gittikçe yaygınlaşan, abuk subuk vitrin mankenleri kullanımı, bu öngörünün ve trendin bir parçası değil mi? Örneğin Harvey Nichols'ün yamuk yumuk mankenleri? Bahar Candan eğilişi diye eleştirilen bu figürler belli ki müşterileri doğru tanıyan bir ekibin işi. Öncelikle her dönem yenilenmek ve şaşırtmak istiyoruz. Teknoloji herşeyi daha hızlı öğrenmemizi, tüketmemizi sağlıyor ama bu sayede geleneksel olanlar daha değerli hale geliyor. Bunun özellikle window shopping ve geleneksel mağazacılık kavramları için geçerli olduğunu ben de düşünüyorum. Vitrin mankenleri de 1920'lerde daha sert ifadeliyken sonraları daha modern ve elegan olmaya başladılar. Son dönemlerde ise daha büyük ve olağandışı formlarda olabiliyorlar. Elbette bu durum genel trendler çerçevesinde değişiyor, hatta hayatımızda rol model edinmemiz istenilen karakterler için bile böyle, mesela Kim Kardashian güzelliği. Özetle güzellik kavramları da değişiyor. Ama ben en çok herşeyi çok hızlı tükettiğimiz için, görüşmemişi göstermek istediğimiz için bunları yaptığımızı düşünüyorum. Yani, yeter bunlardan sıkıldık, bir sonrakine geçelim diyoruz. Belki günün sonunda şöyle düşünmek gerekiyor, tek bir güzellik kavramı ya da anlayışı yok ve bunun yansımalarını sektörde daha çok görmeye başladık."} {"url": "https://modakariyeri.com/vivienne-westwood/", "text": "Bu moda tarihi yazı dizisini tasarlarken aklımda bir şey vardı: her dönemi temsil eden belli başlı bir veya birkaç tasarımcıyı seçerek, onların üzerinden yıldızlarının parladığı dönemi de işlemek. Bu yüzden 1980'lere gelindiğinde sorgusuz sualsiz bu isim Vivienne Westwood oldu. Sokakta punk modasının yükseldiği yıllarda bu estetiği sadece benimsemekle kalmayıp, birebir içinden çıkan ve beraber büyüyen, bu estetiği ve duruşu podyumlara getirmesiyle tanınan Westwood, dönemin ruhunu yansıtmak için birebir. Her ne kadar punk tarzın doğuşunu Westwood'a ithaf edenler olsa da, bir alt kültür olarak punk'ın doğuşu çok daha karmaşık dinamiklere bağlı. Doğum yeri olan İngiltere'nin 1970'li yıllardaki karanlık ekonomik ve sosyopolitik durumunun temeli üzerine kurulan bu alt kültür, bir grup gencin halihazırda var olan değer yargılarına başkaldırısı olarak ortaya çıkmıştı. Müzik, güçlü bir anarşik duruşun bir anti-moda anlayışıyla birleştiği akım, bir tarz olmaktan çok daha fazlası. Vivienne Westwood'uysa moda alanında biricik kılan; bu punk estetiğini sonradan benimseyip sokaktan ilham alan podyumlar kervanından bir tasarımcı olmayıp, bu akımın içinden çıkması, onunla birlikte büyümesiydi. Punk tarzı, özünde mağazalardan hazır satın alınan bir şey değil, var olan kıyafetleri parçalarına ayırıp tekrar birleştiren, giyenin ifadesine dayanan tepkisel bir duruştur. Punk sözcüğünün bu alt kültürün yüklendiği anlam dahilinde ilk kullanılışı ise Londra'dan çıkmamış; New York'ta bir fanzinin ismiymiş. Sosyo-ekonomik durumu Londra'nınkinden pek de farklı olmayan Malcolm McLaren'ın, New York'ta geçirdiği dönemde buradaki kültürden etkilendiği, ve beraberinde getirdiği anlayışın Londra'daki punk kültürüne ve estetiğine etkisi olduğu söylenir. Westwood'un sevgilisi olan McLaren, daha sonra Londra'da açtığı dükkanla kendisinin aynı zamanda iş ortağı da olmuştu. Westwood'un II. Dünya Savaşı'nın patlamasından iki hafta sonra evlenen anne ve babası, iki yıl sonra 8 Nisan 1941'de Vivienne Isabel Swine ismiyle İngilttere'nin Glossop, Derbyshire doğan kızlarına kavuşmuşlardı. Savaştan önce manavlık yapan babası, artık bir uçak fabrikasında çalışıyordu. Vivienne liseyi bitirdiğinde ailesi Londra'ya taşınmıştı. Bir sene boyunca Harrow School of Art'ta gümüş işçiliği okuyan genç kadın, benim gibi işçi sınıfından gelen bir kız sanat dünyasında nasıl tutunsun düşüncesiyle okulu bırakıp bir fabrikada işe girmişti. Bir yandan çalışıp bir yandan öğretmenlik okuluna giden Vivienne, ilk okul öğretmeni olmuştu. Öğretmenliğe devam ederken bir yandan da takı tasarımını sürdüren tasarımcı, takılarını Londra'nın Portobello Road'unda satıyordu. 1962'de Derek Westwood ile tanıştı, aynı yıl evlendiklerinde kendi gelinliğini elleriyle yapan Vivienne, 1963'te oğlu Benjamin Westwood'u dünyaya getirdi. Uzun bir dönem sevgilisi ve iş ortağı olacak Malcolm McLaren'la tanışması, Derek ile olan evliliğinin sona ermesi anlamına geliyordu. 1967 yılında ikilinin Joseph Corre adındaki oğlu dünyaya gelmişti. Vivienne öğretmenliğe devam ederken, 1971'de Malcolm McLaren ile birlikte ilk mağazalarını açtıklarında, mağazanın adını Let It Rock koymışlardı; bu isimle mağaza 1950'lerden ilham alan Teddy Boys altkültürüne hitap ediyordu. Ortak estetik ve vizyonlarını hayata geçirdikleri bu projede, Westwood terzilik rolünü üstlenmişti. Daha sonra bir süreliğine Too Fast to Live, Too Young to Die adı altında hizmet veren mağaza, bu döneminde Marlon Brando'nun peşinden giden motorsikletçi gençlik furyasına kapılanları ağırlıyordu. 1974'te ise mağazanın adını basitçe SEX olarak değiştireceklerdi.. McLaren'ın insanları şok etmeyi bir pazarlama tekniği olarak kullanmasıyla birlikte aldıkları bu isimle, mağazada S&M ilhamlı kıyafetler satmaya başladılar. Sex Pistols grubuyla tanışmaları ve Seditionaries ismini koydukları punk koleksiyonlarını çıkarmaları, 1976 yılında gerçekleşmişti. SEX mağazası, punk gençliğin zamanlarını geçirdiği ve bazen, paraları yettiğinde de alışveriş yaptıkları bir yer haline gelmişti. Punk estetiği Londra sokaklarını ele geçirdiği noktada, bu modanın hakimiyeti, azılı girişimciler olan McLaren ve Westwood'un ellerindeydi. Vivienne Westwood, 1981'de kendi koleksiyonlarını tasarlamaya başladığında, bu, McLaren'la olan ortaklığı dahilindeydi, kıyafetler her ikisinin isimlerini taşıyordu. Defilelerini sergilemeye başladıklarında halihazırda hayli ünlü olan ikilinin her bir koleksiyonu, belirgin bir hikaye anlatıyordu. Punkature adını taşıyan İlkbahar-Yaz 1983 koleksiyonu, Blade Runner filminden ilham alıyordu ve yıpratılmış kumaşlarla geri dönüştürülmüş çöpten üretilmişti. Sonbahar-Kış 1984 koleksiyonu ise ilhamını Westwood'un New York!a bir ziyaretinde Keith Haring ile tanışması ve onun resimlerini büyü işaretleri ve hiyerogliflere benzetmesinden alıyordu, Haring'in baskılarıyla süslü koleksiyonun, bu sebepten dolayı adı Witches, yani Cadılardı. ermişti. Adını yunan uyku tanrısı Hypnostan alan koleksiyon, bu ismi sembolik bir şekilde taşıyordu, zira son derece hareketli ve sportif olan koleksiyonun uykuyla uzaktan yakından alakası yoktu. 1985'te çıkardığı mini-crini koleksiyonu ise adını moda tarihinde elbiselerin eteklerini hacimli kullanmak için kullanılan kafes-eteğe verilen crinolineden, ilhamını ise kraliçe'nin çocukluğu konseptinden alıyordu. 1980'lerin vatkalı omuzlarından bıkan tasarımcının tepkisi olan koleksiyon, siluetlerde dikkati kalçalara çekiyordu, koleksiyonu taşıyan mankenlerse seksi ve kıvrımlıydılar. 1988'den itibaren Westwood'un ilham kaynağı, punk'tan tatler kızları olarak adlandırılan, üst sınıfın giyimini kendilerine mal eden işçi sınıfı kızlara doğru kaymıştı. Bu dönemde kraliyet ailesi ilhamı devam ederken kumaş kullanımında klasik ingiliz kumaşları olan yünlülere doğru yönelmişti. 1988-1992 yılları arası, Westwood'un Pagan Yılları olarak geçer, zira bu yıllarda tasarımcı bir kültürel eleştiri olarak İngiltere'nin pagan olması gerektiğini savunan tasarımlar yapmıştı. Bu tutumunu açıklarken medeniyetten uzak bir dönemde yaşadığını düşündüğünü ifade eden tasarımcı, sorgulamayı teşvik eden pagan Antik Yunan'ın çok daha medeni olduğunu düşünüyordu. Tasarımcı, Pagan koleksiyonunun anlamını irdelediği röportajda, Yaptığı işi daha geniş kültürel bir bağlamda analiz eden tek moda tasarımcısı benim. Zekamı harekete geçirebilmemin tek yolu bu. diyor. O dönem için doğru olsa da, günümüzde bunu önemseyen tek tasarımcı olmadığı kesin, ancak bu tutarlı bir şekilde devam ettirdiği tutumuyla, güçlü estetiğinin yanı sıra kültürel eleştiri de Westwood'un imzasının bir parçası. Punk, özünde her daim bir müzik ya da giyim tarzı olmaktan çok öte, bir yaşam tarzı ve politik duruş olmuştur. Punk'un doğumunda bulunanlardan Vivienne Westwood ise, ününe rağmen politik duruşunu ve işçi sınıfı etiğini hiç bir zaman bir yana bırakmayanlardan oldu. Westwood, tasarımında her zaman belli bir hikayeyi, konuyu işlemekle kalmayarak, kendisi için önemli olan konularda duruşunu sözleri ve eylemleri ile de belli etmiştir. 2015'te İngiltere'nin Yeşiller Partisi'ne desteğini koyan Westwood, gerek tasarımlarıyla, gerekse bireysel duruşuyla insan hakları, nükleer silahlanma, tüketim kültürü ve küresel ısınma gibi bir çok konuda güçlü bir duruş sergiler. Vivenne Westwood'un güçlü estetik ve kültürel imzasını devam ettiren markası, 2017'de halen kendi adını taşıyor ve 76 yaşındaki tasarımcı, tasarlamaya devam ediyor. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/vogue/", "text": "İlk sayısı 1892'de haftalık yayınlanmak üzere Amerika'da basıldı.Vogue'un yaratıcısı Arthur Baldwin Turnure, New York sosyetesinin hatrı sayılır isimlerinden biriydi. Vogue'u yaratma amacı, toplumun üst sınıfına hitap eden bir yayın olmasıydı. Bu ilk sayıda moda dışında sanat, tiyatro, yeni kitapların yorumları ve sosyal ortamlarda uyulması gereken görgü kurallarına kadar her türlü bilgiye yer verdi. 1909'da Conde' Montrose Nast'ın Vogue'u almasıyla, değişim başladı.Önceleri 30 sayfanın altında basılan Vogue, 100 sayfaya ulaştı. Sadece New York sosyetesine mensup olan kişiler tarafından okunan ve hem kadın, hem erkeğe hitap eden dergi, Conde' Montrose Nast sonrası departmanlarını büyüttü ve çoğunlukla kadına yönelmeye başladı. Vogue ismi o kadar güçlendi ki, bir süre sonra dergi konu başlıksız, sadece Vogue başlığıyla yayınlanmaya başladı. Nast'ın bir sonraki hedefi Vogue'u uluslararası yapmaktı. Nast'ın ilk uluslararası denemesi,İngiltere oldu. 1912 yılında Amerikan Vogue, İngiltere'de dağıtılmaya başlandı. Ancak 1.Dünya Savaşı'yla birlikte derginin ulaşımı imkansız hale gelince, İngiltere'de basma kararı aldı ve Vogue İngiltere, 1916 yılında Eylül sayısıyla yayınlanmaya başladı. Vogue'un yaptığı en büyük devrimlerden biri de moda fotoğrafçılığı kavramını kitlelere duyurmasıydı. Moda fotoğrafçılığı için o zamanlarda düşünülen kıyafete değil; modele odaklanmasıydı.Vogue'da yer alan ilk fotoğraflarda modeller, sosyete mensuplarıydı. Büyük şapkalar ve görkemli elbiselerle poz veren modellerin olduğu fotoğraflar için dönüm noktası 15 Ocak 1913'tü. Dönemin heykeltraşı Gertrude Vanderbilt Whitney'nin, Baron Adolphe de Meyer tarafından çekilen fotoğrafı deyim yerindeyse taşları yerinden oynattı. Genel algıda yer alan odağın ve netliğin olmadığı bu kare, moda fotoğrafçılığına bambaşka bir bakış açısı getirdi. Bir süre sonra elitliğin simgesi de Meyer'in çektiği bir Vogue karesinde olmak olacaktı. İngiltere sonrasında 1920 yılında Fransız Vogue'un ilk sayısı okuyucularla buluştu. Helen Dryden tarafından çizilen tenis oynayan iki kadın kapağı, moda illustrasyonunda da önemli bir yere sahip. Amerikan Vogue Haziran sayısı da aynı kapakla çıktı. Bu tarih Vogue'un en önemli dönüm noktalarından biri. Çünkü dergi ilk defa,1932 yılında Edward Steichen tarafından çekilen bu renkli kapakla basıldı.Böylece illustrasyonların yerini fotoğraflar almaya başladı. Bu fotoğrafın bir başka önemi de, aktif bir hayatı temsil eden bir poz olması. Moda dünyasının gelmiş geçmiş en etkili,zeki ve güçlü kadınlarından Diana Vreeland 1962-1971 yılları arasında Vogue Amerika'nın başındaydı.Diana'nın ipleri eline almasıyla, sadece sosyetenin aynası olan dergi, bir anda moda dünyasının en dominant söz sahiplerinden birine dönüştü. Yıllar sonra torunun derlediği, Diana'nın Vogue yıllarındaki notlarından ve yazışmalarından oluşan Memos kitabı , Diana'nın sektördeki gücünü görmek için yeterli. Jackie Kennedy'yi giydiren, Twiggy'yi keşfeden ondan başkası değildi. New York Times'ın deyimiyle onun moda ve portre fotoğrafları, Amerika'nın stil, güzellik ve kültür imajını bulmasını sağladı. Richard Avedon, moda tarihinin şüphesiz en önemli fotoğrafçılarından biri. Harper's Bazaar'da geçen 20 yıldan sonra Avedon, 1966-1990 yılları arasında Vogue için çalıştı. Yıllardan 1988; Anna Wintour Vogue'un yayın yönetmeni koltuğuna oturur; bir daha da kalkmaz. Vogue'la en fazla özdeşleşen kişi ve günümüzün en güçlü moda otoritelerinden biri olarak tarihe geçer. Anna Wintour'un gelişiyle ilk kapakta değişim kendini gösterir. Çünkü bu kez ihtişamlı elbiseler yerine, jean giymiş model vardır kapakta. Anna Wintour'un Amerikan Vogue'a transferi tesadüf değildi elbette. O zamanlar İngiliz Vogue'un başında olan Wintour, Elle dergisinin çıkışı sonrası satışları yavaşlayan Amerika edisyonu için tek çare olarak görüldü ve değişimi başlatması için Amerika'ya getirildi. Wintour Vogue'u getirmek istediği noktayı o zamanlar şöyle anlatıyordu: Ben Vogue'un hızlı, kesin ve seksi olmasını istiyorum. Ultra zenginler ya da sosyete benim ilgimi çekmiyor.Okurlarımızın kendi parasını kazanan enerjik ve ilgili kadınlar olmasını istiyorum. Ünlülerin kapağa taşınması yine Anna Wintour'un değişimlerinden yalnızca biri. Madonna'yı kapakta kullanmak isteyen Wintour'a herkes karşı çıktı, satılmayacağını söyledi. Ancak onları dinlemeyip , aklından geçeni yapan Wintour sayesinde, Madonna kapaklı Vogue'la satışlar %40 arttı. Anna Wintour, hedeflediği ve beklendiği gibi Vogue'u en üstlere taşımayı başardı.2004 Eylül sayısında 832 sayfalık rekor bir dergiye imza attı. Hakkında belgeseller çekildi. Eski asistanı Lauren Weisberger 2003 yılında kendi gerçek anılarından oluşan Devil Wears Prada kitabını çıkardı, 2006 yılında aynı isimli film vizyona girdi."} {"url": "https://modakariyeri.com/woolmark-odulu/", "text": "Genç Tasarımcılar İçin Moda Tasarım Yarışmaları yazısında, bu alanda dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan Woolmark Ödülünden bahsetmiştik. 2017 yılının finalistlerinin daha yeni açıklandı Woolmark ödülünde bu sene süpriz iki Türk isim var -Bashaques ve Miin. Başak Cankes'in markası Bashaques zaten hali hazırda bir süredir İstanbul Fashion Week'in en ilgi çekici defilelerine ev sahipliği yapmakla birlikte radarımızdaki isimlerdendi. İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda Tasarımı bölümü mezunu olan tasarımcı, çalışmalarını 'giyilebilir sanat' olarak ifade ediyor. Sıradışı dokuların ve renkleri bir arada kullanması seven tasarıcı, gerek tasarımları gerekse moda haftalarındaki sunumlarıyla kısa sürede markasını farklı bir yerde konumlandırmayı başaran Türkiye'deki ender isimlerden. 2014'te Kadir Kılıç tarafında kurulan Miin, kısa zamanda büyük yol kateden markalardan. Işık Üniversitesi Moda Tasarım bölümü Kılıç da tıpkı Bashaques gibi Istanbul Moda Haftası'nın en merakla beklenen tasarımcılarından. Koleksiyonlarında monokrom ağırlıklı çalışan Kılıç, formlarla oynayarak avant-garde tasarımlara yer veriyor. Yarışmanın kazananın 46,000 Dolar alacağı Woolmark ödülünde rekabet bir hayli zorlu. Dünyanın dört bir yanında seçilmiş birbirinden yetenekli adayların hepsi iddialı. Fakat finalistler arasında gösterilmek ister 1. olsunlar, ister olmasınlar bu iki Türk markası için çok büyük adım. Önümüzdeki günlerde Victoria Beckham'dan, Diane Von Furstenberg'lere kadar oluşan jüride çalışmalarını sergileyecek bu iki tasarımcıya şimdiden bol şans diliyoruz."} {"url": "https://modakariyeri.com/worth/", "text": "Moda tarihini anlamak için, günümüzdeki anlamıyla tasarımcı kavramının nasıl ortaya çıktığını anlamak gerekir. Çünkü 20. yüzyıldan itibaren moda sektöründe tasarımcı, sadece giysileri hayal eden ve diken bir kişi değil, içinde yaşadığımız kavramları inşa eden bir üretici konumundadır. Giysilerimizi hayal eden ve diken kişilerin, nasıl bir terzi olmaktan dünyanın en büyük sektörlerinden birinin yüzü haline geldikleri sorusunun cevabını anlayabilmek için ise, Charles Worth'ü tanımak gerekir. Fransız Haute Couture'ünün babası ünvanına sahip Charles Frederick Worth, bir İngilizdir. Charles, 1825'te Lincolnshire'da avukatlarla dolu bir aileye doğmuştu. Ailenin girdiği bir ekonomik sıkıntılar dolayısıyla genç Worth, hukuk alanında bir kariyer hayalinden vazgeçerek henüz 11 yaşındayken perakende alanına yönelmek durumunda kalmıştı. 1838'de Londra'nın ünlü kumaşçılarından Swan&Edgar'da çırak olarak işe başladığında 13 yaşındaydı. Bu dönemde Swan&Edgar gibi kumaşçıların hedef kitlesi, orta sınıf ve aristokrat kadınlardı. Kadınlar buralardan kumaş ve süslerini aldıktan sonra terzilere götürüyorlardı. Worth'ün burada çalışmaya başlamasını takiben, bu mağazalar müşterilerine bir de hazır şal ve örtüler sunarak ticareti geliştirme imkanı bulmuştu. Ortaya çıkan sonuç, artık eski günlerin mütevazı küçük dükkanları değil, şehrin merkezinde kocaman birer gösterişli alışveriş tapınağıydı. Charles Worth, en başından itibaren bu dönüşümün içinde olarak, çok şey öğrenmişti; hem kumaş çeşitlerine, hem de satış tekniklerine dair geniş bir bilgisi vardı. İşinin dışında, Londra'da, yani ticaretin ve turizmin merkezi olan şehirde yaşıyor olmak, boş zamanlarını şehrin galeri, sergi, tiyatro ve kitapevlerinde geçirebilmek, Worth'ün kültürel birikimine büyük katkıda bulunmuştu. Burada edindiği birikimlerin sonucunda, kariyerinin ilerleyen noktalarında uzmanlığı, müşterisinin karakterine göre kumaş seçebilmek ve tarihsel referanslara ileri derecede hakim olmak olarak anılacaktı. Swan&Edgar'da çıraklığını tamamlayan Worth, Kraliçe Victoria'nın ipek tedarikçisi olan Lewis and Allenby'de satış elemanı olarak işe girmişti. Ancak çok geçmeden, büyük bir risk alarak her şeyi bırakıp kendisini Paris'e götürecek olan gemiye bindi. Bir manifaturacıda asistan olarak çalışıp, bir yandan Fransızca öğrendiği ilk birkaç ay zor geçse de, çok geçmeden Paris'in lüks kumaşçılarından Gagelin-Opigez'de iş bulmuştu. Gagelin, hazır şal ve örtülerinin kalitesiyle ünlüydü, ve bu ürünler mağazada canlı mankenler tarafından sergilenmekteydi. Worth, bu mankenlerden Marie Vernet ile birlikte çalışarak, bu ürünlerin en iyi şekilde sergilenebilmesi için kullanılan düz beyaz elbiseyi baştan tasarlamıştı. Bu elbiselerin dikkat çekici sadeliği ve mükemmel terziliği müşterilerin kısa sürede ilgisini çekti ve bunun üzerine mağaza, bir elbise departmanı açmaya karar verdi. Bu departmanda ise, patron hazırlama sorumluluğu, Worth'a verilecekti. Bu departmanda çalışırken, hazırladığı modelleri canlı mankenlerin üzerinde göstermeye devam ederek, bunu yapan, yani tasarımlarını canlı mankenlerle sergileyen ilk tasarımcı ünvanını alacaktı. 19. yüzyılın sonlarına doğru Amerika'da ve Avrupa'da tasarım sergileri yaygınlaşmaktaydı. Worth, Gagelin'de çalışırken katıldığı bu sergilerde kazandığı madalyalarla adını geniş bir alanda duyurmaya başlamıştı. Çalıştığı firmanın Fransız kumaş üreticileriyle olan ilişkilerini kullanarak, düzenli olarak renk ve kumaş çeşitliliği açısından zengin koleksiyonlar sunmaya başlamıştı. Bu koleksiyonlar sadece Paris civarındaki müşterilere değil, kalitesinin tutarlılığı sayesinde yurtdışına da pazarlanıyordu. Worth, 1858'de İsveç'li Otto Bobergh'le ortak olarak, Paris'in ünlü Rue de la Paix'inde kendi işini kuracak özgüvene kavuşmuştu. Avusturya konsolosunun eşi Prenses Metternich'i müşteri olarak kazanması, kendisine Napolyon'un sarayının karlı kapılarını açacaktı. Kraliçe Eugenie, yabancı kumaşlar yerine Fransa'nın tekstil merkezi olan Lyon'da üretilen kumaşları kullanmanın politik faydalarını keşfettiğinde, düzenli olarak Worth'ten alışveriş yapmaya başlamıştı. Onunla çalışmak, Worth için paha biçilmez bir reklam değeri taşıyordu. Kraliçe, Fransa'nın en ünlü ressamları tarafından Worth'ün şatafatlı elbiseleri içinde resmediliyor, bunlar da tasarımcının ününe ün katmaya yarıyordu. Böylece Worth'ün kıyafetlerine sahip olmak, sadece güzel bir elbiseye sahip olmaktan çıkmış, kendi içerisinde bir değer haline gelmişti. Charles Worth, sadece tasarımlarını değil, kendi ismini ve imajını pazarlamanın da önemine inanırdı. Günümüzde self branding olarak adlandırdığımız yöntemleri daha o zamanlardan büyük bir öngörüyle kullanan Worth, kendisini toplumun gözünde bir zevk timsali olarak resmetmiştir. İleri yaşlarında çekilmiş fotoğraflarında kadife beresi, kürk astarlı pelerini ve sanatçı yönüne vurgu yapan hafif gevşek kravatı ile pozlar vermiş, ve bu fotoğrafları bastırarak dağıtmıştı. Herkesin en üstün estetik zevke onun sahip olduğunu düşünmesini istiyordu, ve bunu başarmıştı. Seine nehri üzerindeki malikanesi, bir iç dekorasyon ziyafetine dönüşmüştü; burada verdiği davetleri ise sosyal bağlantılarını canlı ve toplumsal hayatın en üst kademelerinde tutuyordu. İş görüşmelerini ise Rue de La Paix'teki modaevinden yürütüyordu, sosyal statüleri ne olursa olsun müşterilerinin, randevu alarak buraya gitmeleri bekleniyordu . Müşteri, mevcut koleksiyondan beğendiği modeli seçiyor, sonra bu model ölçüsüne göre hazırlanıyordu. 1870'te, İkinci Fransız İmparatorluğunun çöküşünde, modaevi kısa bir süreliğine kapılarını kapatmak durumunda kalmıştı. Kısa bir aradan sonra 1871'de geri açıldığında ise Worth'ü, o ana kadar giysi üretimi sektöründeki en büyük kar oranı ve uluslararası başarı karşılayacaktı. Modaevinde kesim, dikiş, nakış, satış, modellik alanlarında çalışan yaklaşık 1200 tane elemanları vardı. Worth, salonuna gelen müşterilerin ölçülerini almaktan, dünyanın bir yanında tasarımlarının replikalarını hazırlayacak terziler için örnekler tamamlamaya kadar farklı işlerle ilgileniyordu. Amerika'daki yeni zenginler, Worth için önemli bir müşteri tabanıydı. Tabii bunların üretiminde Worth, Paris'teki müşterileriyle olduğu kadar yakinen ilgilenemiyor, uzaktaki müşterileri Worth ismini, giysilerindeki karakteristik doku ve desen oyunları, detay ve mükemmelliyetçilikte buluyorlardı. İthalata verdiği önem, Worth'ün moda sektörünü bir sonraki adıma taşımasının en önemli yapıtaşlarından biriydi. Worth'ün dehası, tasarımındaki incelik ve iş dünyasına dair öngörüsü yadsınamaz olsa da, bütün başarısını sadece Worth'ün Worth olmasına atfetmek, tarihsel elementlere haksızlık olur. Büyük bir değişime imza atarak tarihe geçen her insan gibi, Worth da sırtını, kendisinden çok önce temeli atılmış bir duvara yaslamıştır. Worth'ün bir tasarımcı olarak ortaya çıkması, sanayi devrimi sırasındadır. Elbet ki dünya ekonomisini kökten değiştirecek olan bu dönüşümün, moda sektörünü en çok etkileyen katkısı, dikiş makinesinin icadı olmuştur. İlk örneği 1700'lü yılların sonunda üretilmiş olsa da, kullanışlı haliyle üretimi 1830'u, kullanımının yaygınlaşması ise 1800'lü yılların sonunu bulan bu makine, giysi üretiminin hızını, ve dolayısıyla miktarını, hatrı sayılır derecede artıracaktı. Worth, elbette çok yetenekli bir tasarımcıydı, ancak kendisini diğer terzilerden ayıran, yeteneği ve estetik zevkinden ziyade, çeşitli yer ve zamanlardan topladığı pazarlama tekniklerini başarılı olarak moda dünyasına uyarlayabilmiş oluşuydu. Çünkü henüz adı koyulmamış olsa da, artık sanayi devrimiyle birlikte moda, bir zanaat dalı olmaktan devasa bir sektör olmaya doğru ilerliyordu ve bu yeni dünya, pazarlama gerektiriyordu. Worth, elbiselerine etiket koyan ilk tasarımcı olarak moda tarihine geçmiştir, ki bu aslında başlı başına önemli bir gelişme olmanın yanı sıra, Worth'ün sadece birer giysi değil, kendi ismini satmaya başladığının göstergesiydi. Worth, kendisini iyi bir zanaatkar olmaktan çok daha yukarılara taşımış, artık uzun bir liste olan büyük tasarımcılar geleneğini başlatmıştı. Kendisinden sonra gelen birçok tasarımcı da, onun öncülüğünü yaptığı pazarlama tekniklerini kullanarak tasarımcılık kültürünü günümüze kadar taşıyacaklardı. Charles Frederick Worth, dünyada ticaretin çarklarının dönüşmekte olduğu kritik bir zaman diliminde yaşamış, zamanın gerektirdiklerini görerek bunlara öngörülü cevaplar vererek moda sisteminin temelini atmış, bundan sonra moda tüketicisinin gözlerini üzerinden ayırmayacağı, her yaptıkları olay olan ve devasa moda çarklarının görünür yüzleri olan ünlü tasarımcıların ilki olmuştu. Yazının tüm hakları yazara ve modakariyeri.com'a aittir. Kopyalanması ve izinsiz kullanılması yasaktır."} {"url": "https://modakariyeri.com/yavas-moda/", "text": "Slow fashion yani yavaş moda, günümüzde baskın olan tüketim ve hız odaklı moda endüstrisine karşıt bir akım olarak ortaya çıkmıştır. Bildiğimiz üzere, son yıllarda global bir tüketim çılgınlığı söz konusu...Bu sistemi besleyen sektörlerin başında da moda endüstrisi gelmekte. Daha fazla tüketim yaklaşımı; kalite, üretim koşulları, tasarım değeri gibi bazı ana unsurların gözardı edilmesine ve buna bağlı olarak satın alım ve üretim modellerinin değişimine sebep olmuştur. Günümüzde çoğu insanın içine düştüğü bir tuzak olan, FOMO gündemi/birşeyleri kaçırma endişesi, aslında sosyal hayata dair tanımlanmış bir deyim olsa da, önemli bir pazarlama unsuru olarak da kullanılmakta...Sürekli tüketim döngüsünü destekleyen ve insanları yeni olanı kaçırmamaya teşvik eden bu algı yönetimi sonucu, değer ve ihtiyaç gözetmeksizin, sadece birşey satın almanın hazzı eyleminin kurbanları çoğalıyor. Esas mutluluk hissinin satın alınan ürünle bağ kurulduğunda, hikayesi olan ve kişinin kendisini hikayenin parçası hissettiği zamanlarda oluştuğu bir gerçek. World Resources Institute 'nün Eylül 2017 panelinde dile getirilen tanım gerçekten endişe verici boyutta; çevreye olan etki gaz emisyonu bazında değerlendirildiğinde; moda endüstrisinin global havacılık sektörü kadar karbon salınımı olduğu, ve başka bir örnekle Rusya'nın hacmi kadar etkilediği, bazı düşündürücü karşılaştırmalar... Toplam küresel karbon emisyonunun 5%'ini moda endüstrisinin oluşturduğu ise rakamsal çarpıcı bir gerçek. Bu durumun farkında olan, bilinçlenen ve hızlı modanın tam aksine yavaşlamanın değerinin farkına varan bir kitle de var. Sadece bu alanda kendilerini tanımlayan ve sezonsuz tanımını karşımıza çıkaran markaların sayısı giderek çoğalmakta. Ortaya çıkan ve sorgulanmakta olan bir diğer konu, geleneksel moda haftaları takvimi. Fazla tüketimi desteklediğinden dolayı global moda takvimine karşı duruş sergileyen ve sezonsuz koleksiyonlara geçen birçok marka mevcut. Bu alanda bir örnek, Burberry'nin geleneksel moda takviminin aksine yılda 2 sezona geçmesi olmuştu değişim hem ' see now buy now ' yani koleksiyonu direk satışa sunma, hem de tüketim ihtiyacına göre tanımlanmış bir takvim yaratma açısından bir devrim olarak kabul ediliyor. Bir başka yenilik de gardrop detox'u yani alışveriş orucu gibi bazı güncel tanımların hayatımıza girmeye başlaması. Sosyal medyanın gücü ile ilham veren kişilerin alışveriş ve modaya dair bu yaklaşımları, geniş kitleleri etkilemeye başladı. Global platformda takip edilen isimlerin bilinçli tüketim çağrıları, hedefine ulaşıyor olsa da, daha çok yolumuz olduğu ortada. Hızlı moda denince akla gelen ilk markalardan biri olan H&M grubunda ise, dikkat çeken bazı stratejik adımlar söz konusu... Son yıllarda grup bünyesinde doğan yeni markalara bakarsak; ortak özelliklerinin tasarıma, materyale ve üretim koşullarına değer vermeleri olduğunu görmekteyiz. Bu adımların, uzun vadede bakıldığında tüketici davranışlarıyla çok uyumlu bir stratejiye hizmet ettikleri ortada. Yavaş ve sürdürülebilir moda alanında, yeni ve yaratıcı iş modelleri de ortaya çıkıyor... Bahsedilmesi gereken en farklı girişimlerden biri, LENA the fashion library. Burası Amsterdam merkezli bir giyim kütüphanesi. Tıpkı bir kütüphane gibi üye olabiliyor ve arşivlerinden dilediğiniz ürünü ödünç alıp, sonrasında değiştirebiliyorsunuz. Markanın ana amacı, fazla tüketim çılgınlığına alternatif bir satış modeli yaratmak, ve oldukça başarılı olmuş görünüyor. Yavaş moda bir trend veya akım değil, kalıcı bir değer olarak yerini aldı ve moda endüstrisini oldukça değiştirecek gibi görünüyor. Sektörün tüm yorgunluğunu ve stresini düşündüğümde, biraz yavaşlamanın hepimize iyi geleceğine inanıyorum. Yorumlariniz icin cok tskler. Faydali bilgilerle bizleri beslemeye devam ediniz ltf."} {"url": "https://modakariyeri.com/yazdiginizkisiyeulasilamiyor/", "text": "Brunello Cucinelli'nin çalışma hayatına bakış açısını anlatan bir röportajını okuduğumda ne kadar ilham verici bulduğumu hatırlıyorum. Çalışanlarının zihinlerini açabilmeleri için yönetim binasının yanına kurduğu kütüphane, her gün 1.5 saat süren öğle yemeği ziyafetleri ve Herkesin dinlenmeye ihtiyacı vardır. Sizi gereğinden fazla çalıştırırsam ruhunuzu çalmış olurum. cümleleri ile bende saygı ve hayranlık uyandırmış, en çok da çalışanlarının 5.30 itibarıyla işi işte bırakmalarını ve işle ilgili e-posta yazmamalarını istemesini etkileyici bulmuştum. Günümüzde gecenin bir yarısı e-posta gönderen patronun en geç sabahın köründe geri dönüş beklediğine tanık oluyoruz. Aslında uzun vadede bu çarkın her oyuncusu ciddi anlamda yara alıyor. İhtiyacımız olan yaratıcı enerjiyi kendimizde saklı tutabilmek için bize ayrılan iş dışı saatleri ilham verici bir biçimde kullanmayı akıl etmek gayet tabii zor değil. Zor olan bunu hayata geçirebilmek. Zira, bir tanecik e-posta yazmanın veya okumanın o denli zararlı olmayacağına ya da buna mecbur olduğumuza kendimizi fena halde inandırmışız. Bu konudaki bakış açımızı değiştirmek için ise hiçbir zaman geç değil. İşiniz akşamları da takip etmeniz gereken bir şeyleri kapsıyor olabilir ancak acil kavramını doğru değerlendirin. Zira şimdilerde pekala ertesi gün de yapılabilecek bir iş için bu kelimenin kullanıldığına şahit oluyoruz. Başkalarını kandırmayın, kendinizi de kandırtmayın. Hızlının her zaman iyi olduğu fikrini aklınızdan çıkarın. Bir e-posta aldığınızda ona derhal cevap vermenizin sizi her daim başarılı öğrenci kılacağı fikrinden kendinizi kurtarın. Ertesi gün salim kafayla bilgisayarınızın başına oturup, olayı çepeçevre değerlendirip, doğru kelimeleri seçerek çok daha etkili bir cevap yazacak olabilirsiniz. Hıza yenik düşmeyin. Nasıl ki elektronik aletlerin şarj edilmeye ihtiyacı varsa bizlerin de var. İşten uzak kalmanız gereken zamanlarda onun zihninizi meşgul etmesine izin verirseniz taze bakış açıları yaratma şansınızı yok etmiş olur, kendini sürekli tekrar eden yorgun biri haline dönüşürsünüz. Akşamlarınızı ve sabahlarınızı e-posta hakimiyetinden kurtarıp kendinize zaman ayırdığınız ilham verici saatlere dönüştürün. Uyku kalitenizin dolayısıyla ertesi günkü enerjinizin- en büyük düşmanının bu elektronik iletişim biçimi olduğunu unutmayın. Şayet bir ekip yönetiyorsanız, en başta kendiniz iyi bir örnek olmaya çalışın. Ekibinizin sadakatini ve çalışma gücünü iş dışı saatlerdeki performanslarıyla değil büyük fotoğraftaki üretkenlikleriyle değerlendirin. Aklınıza düşen heyecan verici bir fikri o akşam e-postayla yazmak yerine kendinize not alın ve ertesi sabah taze bir biçimde yüzyüze paylaşın. Telefonunuzdan e-postalarınıza bakıp onun iş dışı saatlerinizi bloke etmesine izin vermeden hızlıca okuyup kenara kaldırma niyetindesiniz. Gelin görün ki, onları bir defa okumuş olmanız, cevapları aklınızda defalarca vermenize sebep olacak. Bu da sizden gereksiz yere zaman ve enerji çalacak. Bilgisayarınızın başına oturup her e-postaya tüm konsantrasyonunuzla cevap yazabileceğiniz zaman bu işi yapın ve bir defa yapın. Gerçekten hayati derecede önemli bir konu varsa sizinle telefon aracılığıyla iletişime geçilebileceğini unutmayın. Eğer ekibiniz ya da patronunuz böyle düşünmüyorsa onlara bu düşünce biçiminin faydalarını anlatın ve kalp cerrahı değilseniz 7/24 ulaşılabilir olma zorunluluğunuz olmadığını hatırlayın, hatırlatın. Cumartesi gecesi arkadaşlarınızla yediğiniz keyifli yemeğe gelecek haftanın toplantı konularını dahil etmenize hiç gerek yok. Ya da zorlu müşterinizin parktaki huzurlu yürüyüşünüzü bozmasına. Kendi alanınızı doğru belirleyin ve her nerede iseniz tüm konsantrasyonunuzla orada olun. Hayatını kazanmak fiilinin ne anlama geldiğini unutmayın. Onu kazanma uğrunda kaybetme hatasına düşmeyin."} {"url": "https://modakariyeri.com/younger-ya-da-granny-chic-moda-kadinlar-yaslari/", "text": "Yeni bağımlılıklarımdan olan Younger dizisi, erkenden evlenip çocuk yaptığı için yayıncılık kariyerini çok erken sonlandıran 40 yaşında bir kadının hikayesi. Ancak bu hikaye dinamik, zıpır zıpır ve komik çünkü kadın bıraktığı yerden başlamak için artık 26 yaşında bir genç kız rolü yapmak zorunda. Ve hayatını tam bir millennial gibi hatta hipster gibi sürdürmek zorunda. Üstelik 18 yaşında da bir kızı var. Dizide yaratılan gardıroplar son derece başarılı. Farkında olmadan giysilerden ilham alındığını, farklı karakterlerin tarzlarının ne kadar tutarlı ve aynı zamanda biririnden farklılaştığını görüyoruz. Kısa bir araştırma dizide kıyafet konusuna ne kadar önem verildiğini zaten gösteriyor. Sex and the City'den deneyimli çılgın modacı ve aynı zamanda mağazacı Patricia Field her karakteri kafasında ayrı ayrı belirlemiş ve dünyayı dolaşıp pazarlardan dahi topladığı kıyafetleri bu dizi için seferber etmiş. Dizinin ana karakteri üzerine kafa yorduğumuzda feminist damarımız kabarabilir. Zira 40 yaşında yıllarca çalışmamış bir kadın, sırf vücudu düzgün ve kırışıkları az diye 26 yaşında numarasıyla hayata tutunabiliyor. Ama moda perspektifinden bakarsak, 40 yaşındaki bu sıkıcı kadının ve annenin dolabı yeni hipster rolüyle bir anda değişiyor. Bir yayıncılık şirketinde asistan olduğu için bütün dizi boyunca Amerikalıların meşhur thrift-storelarından ikinci el giysiler, tak takıştır şeklinde alakasız kombinlerle dinamik bir gardırobu oluyor. Gerçekten 40 yaşında olan diğer karakter pazarlama müdürü ise tayyörler, kürkler ve kiloluk takılarından vazgeçemeyerek genç-olgun kadın tezatını körüklüyor. Şu anda gündemde cinsiyetsiz moda olsa da, yaşsız moda kavramına da bir bakalım. Akademik ve bilimsel literatüre bakıp kadınlar, moda tercihleri ve yaşları arasında nasıl ilişkiler bulunmuş diye merak edenler varsa bazı örnekler şöyle: Kadınların hiçir moda tercihini veya modaya akış açılarını gerçek yaşları belirlemiyor. Tüm farklılık hissedilen yaş, yani psikolojik yaş sorulduğunda kendini gösteriyor. Örneğin gerçek yaşlarından bağımsız olarak hissettiği yaş 30'dan genç olan kadınlar modada yenilikçi tutumlar sergiliyor, daha genç işi zevkleri olduğunu ve yeniliklere, denemeye açık olduklarını belirtiyor. Hissedilen yaş 4 boyutta ölçülüyor: hissedilen yaş , gösterilen yaş , hareketlere bağlı yaş ve ilgi alanlarına bağlı yaş . Bunu destekler nitelikte global veriler de var. Örneğin Çinli tüketicilerin hayat tarzları kesinlikle yaşlarına göre değişmiyor, yani gençler ve yaşlılar arasında anlamlı farklılıklar bulunamıyor. Taiwanlı bilimadamları ise bu kavrama bilişsel yaş diyor. Bilişsel yaşınızı ölçmek için 30larımda olduğumu hissediyorum..., İlgi alanlarım 20 yaşlarındaki kişilerin ilgi alanları... vs gibi soruları cevaplıyorsunuz. Bu çalışmalara göre modaya olan tutumumuz bizim bilişsel yaşımızı belirliyor ve hissettiğimiz yaş da moda satınalmalarımızı ve giyinişimizi etkiliyor. Moda ve yaş ilişkisi her zaman yaşlıların genç giyinmesi anlamına da gelmiyor. En güzel tezat yepyeni bir trendde gizli: granny-chic. Türkçesine belki de çıtır nine diyebileceğimiz bu trend, ben yanlış zamanda doğmuşum, 50ler 60lar benim zamanımmış diyen genç kızları tanımlıyor. Granny-chic üzerine yapılmış çok güncel ve detaylı bilimsel araştırmalar, yazılmış makaleler var. Bu araştırmalara göre granny-chic; genç tüketicilerin gri saç, ortopedik ayakkabı, el işi ve eski giysiler gibi daha yaşlı kadınlarla özdeşleştirilen unsurlara ilgi duyması fenomeni olarak tanımlanıyor. Bu trendin iyi yaşamak hareketi çerçevesinde yaşsız bir topluma giden yolda önemli olduğu belirtiliyor. Bir nine gibi zevklere sahip olma trendi sadece moda ile sınırlı olmayıp, kendini yiyecek, beslenme alışkanlıkları, yemek yapma, dekorasyon ve hobilerde de gösteriyor. Bu eğilim genç kızlar arasında bir statü sembolü haline gelmiş durumda. Lin, Y. T., & Xia, K. N. (2012). Cognitive age and fashion consumption. International Journal of Consumer Studies, 36(1), 97-105. Mackinney-Valentin, M. (2013). age and fashion: a study of ambiguous status representation in granny chic. Critical Studies in Fashion & Beauty, 4(1-2), 125-146."} {"url": "https://modakariyeri.com/youth-rising-z-kusagini-anlamak/", "text": "Mercedes-Benz Istanbul Fashion Week sırasında ekipçe en çok ilgimizi çeken etkinlik IHKIB'in düzenlediği ve WGSN Kıdemli Denim Editörü Samuel Trotman'ın katılımıyla gerçekleşen Youth Rising ve Trend seminerleriydi. MBFWİ'un ikinci gününde gerçekleşen Youth Rising moda sektöründe olan veya sektöre girmek isteyen herkesin bilmesi gereken kilit bilgiler içeren bir seminerdi. Yaklaşık 1.5 saat süren Youth Rising'in ana konusu Milenyum, Z ve Alpha Jenerasyonlarıydı. Günümüz tüketimine hükmeden ve gelecekte de hükmedecek bu 3 grubun tüketim tercihlerinin sosyo-ekonomik olaylarla nasıl şekilleneceğini açıklayan oldukça ilginç bir konuşmaydı. Genel olarak baktığımızda WGSN'in kıdemli editorü Samuel Trotman, günümüz tüketicilerin girdiği büyük değişime deyindi. Nicelikten çok niteliğe önem verileceği, stil sahibi olmanın trendlerden öteye geçeceği ve daha aza sahip olunan bir hayatın daha kaliteli bir hayat sunacağının farkına varılacağı belirtildi. Seminerde ele alınan bir başka konu ise belki de moda endüstrisinin en büyük sorunu haline gelen ve çılgın tüketim hızıyla artan tekstil atıkları. New York'ta bulunan Saks 5th Avenue'nun yaptığı proje ise örnek projeler arasında yer aldı. Saks vitrinlerini sürdürülebilir kumaşlarla yapılmış tasarımlara ayırmaktan, mağaza içinde geri dönüşümle ilgili bilinci arttırmaya yönelik bugüne kadar pek çok aktivite yapmış büyük bir isim. - İhtiyacımız olmayan şeyleri satın almamak - İndirimden ürün toplamayı bırakmak - High-street'ten uzak durmak - Az alıp daha kaliteli parçalara yatırım yapmak Günümüz tüketicisinin de alışıldık stratejilerin dışında şeyler istediğinden bahseden Trotman, bu konuda Supreme'i güzel bir örnek olarak gösterdi. Kıyafetler satışa çıkmadan mağazalarının önünde kuyruk oluşan Supreme'de ürünler alındıktan sonra internette iki katı fiyatına satılıyor. Genç jenerasyonun ilgisini çeken bir başka konu da fit hayat tarzı. #fitlife, #fitgirls gibi hashtaglerin sosyal medyada büyümesiyle akıllı markaların gençlerin ilgisini çekmek için bu fit yaşam trendine bir şekilde dokunabilmesi gerekiyor. Bir diğer önemli nokta da y jenerasyonunun şu ana kadarki en stresli jenerasyon olduğu gerçeği. Yani gerek fiziksel sağlık gerekse ruhsal sağlık gibi konular onlar için büyük önem taşıyor. Marka etkinliklerine meditasyon gibi aktiviteleri katabilen markalar bu piyasada öne geçiyor. Bir diğer milenyum trendi ise seyahat. Milenyumlular için hayatlarının vazgeçilmez bir parçası olan seyahat doğru bir pazar stratejisi olarak kullanıldığında büyük önem taşıyabilir. Trotman'a göre bu konuda en başarılı markalardan biri Free People. Free People sık sık surf, yoga dersleri ve sağlıklı yemek atölyelerini birleştiren etkinlikler yapıyor. Sağlık ve fit bir hayat tarzı günümüzün yeni statü sembolü. Gelelim Z jenerasyonuna. 1995 2010 arası doğanların oluşturduğu Z jenerasyonu geleceğin yeni tüketici topluluğu. Dünyayı sosyal medya üzerinden tanıyorlar ve şu zamana kadarki en uluslararası jenerasyonu oluşturuyorlar. Z Jenerasyonunun ilk öğrendiği dil dijital dünya dili ve birçokları kendilerini emojiler ile ifade ediyor. İlk duyuşta komik gelse de dünyada birçok dil kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya. Hatta fotoğraf çekmek bile aslında bu jenerasyon için birçok yerde konuşmak yerine geçiyor. Gen Z'nin ilgisini çekmek milenyumlulardan daha zor fakat Trotman'a göre Louis Vuitton x Supreme işbirliği iyi bir Z jenerasyonu projesi olarak gösterilebilir- bu projedeki kilit nokta insanları 'şok' etme şaşırtma özelliğini barındırması. Balenciaga'nın İkea çantasını ardıran tasarımının ardından tüm dünyada Ikea torbalarını kıyafete döndürme furyası da bu jenerasyona hitap eden güzel projelerden biri. Markaların ve perakendecilerin gözünden bakarsak şimdiden sektörü zorluyan milenyumlulardan daha zor bir nesil olacağa benziyor Z jenerasyonu. Bunun en önemli sebeplerinden biri de günümüzdeki en eğitimli nesil olmaları. Doğduklarından beri teknolojiyle içiçe olan bu jenerasyonun markalardan yüksek beklentileri var ve 'dürüstlük ile orjinallik' ise en önemli kelimeler bu durumda. Bu yeni jenerasyon hakkındaki belki de en umut verici şey milenyumlulardan çok daha optimistik olmaları. Milenyumluların ve Z jenerasyonunun dünyaya hakim olmaya başlamasıyla birlikte çeşitlilik konsepti de tüm dünyada etkisini sürdürecek. Çeşitlilikten kasıt ırk, renk, din, yaş ve cinsiyet ayrımlarının kalmaması; herkesin kendini özgür ifade edebilmesi ve sınıflandırmaların kalkması. Günümüzde ve gelecekte kimlik kavramı esnek bir kavram olacak. Günlük hayatta olduğu kadar markaların da kimliklerinde esnek olması gerekiyor. Buna örnek olarak Abercrombie & Fitch'i gösterebiliriz. Belirleyici bir kimliği olan marka esneklik yapamadığı için yıllardır zor durumda. Tüm bunlarla birlikte unisex tuvaletler, erkek çocukların pembe, kız çocukların mavi giymesi gibi konularla markaların yakından ilgilenmesi gerektiği belirtilen konular arasındaydı. Bir başka nokta da artık tüm markaların bir fikre, ideolojiye ve duruşa sahip olması gerektiğiydi. Trotman'a göre artık giyim markaları sadece güzel kıyafetler demek değil. Özellikle milenyumlular alışveriş yaptıkları markaların hangi ideolojide ve görüşte olduğunu merak ediyor. Melania Trump'ı giydiren Dolce&Gabbana'ya gelen protestolar bunun en güzel örneği. Konferansın bir başka gündem konusu da hakkında çok az bilgimiz olan Alpha Jenerasyonuydu. 2010- 2024 doğumlu olan bu nesil daha tüketimde söz sahibi olmasa da geleceğin tüketicileri olacaklar o nedenle markaların uzun dönem stratejileri arasında bu neslin ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurması gerekiyor. Milenyumlu ebeveynlere sahip bu jenerasyon uygulamalar ve akıllı telefonlarla büyüyor. Aileler, bebeklerinin vücut ısılarından, ne yediklerine, nerede olduklarından, sabah kaçta uyandıklarına kadar çocuklarını uygulamalarla takip ediyorlar. Alpha jenerasyonu okul çağına geldiğinde de arttırılmış gerçeklik ile dersleri öğrenecek bu yüzden markaların bu neslin ilgisini çekmek için arttırılmış gerçekliğe yatırım yapmaları gerektiği konferansta konuşulanlar arasındaydı. Alpha jenerasyonunun ürünün tasarım kısmından başlayarak her etabına dahil olmayı isteyeceği gerçeği markalara büyük sorumluluk yüklüyor. Ürünün yaratım sürecinden haberdar olma arzusu milenyumlularda da yavaş yavaş başladı ve Adidas'ın Adidas Knit projesini bu alanda yapılan kampanyalara örnek gösterebiliriz. Alpha Jenerasyonunun güçlü gözlem yeteneğiyle markalardan beklentisi yüksek olacak. Diğer taraftan, doğduklarından beri sosyal medyayla büyüyen bu neslin şu zamana kadarki en izole nesil olacağı söyleniyor. Hatta kendini yalnız hissetmemek adına online ve offline servislere diğer nesillere göre daha fazla para ödeyeceği beklentiler arasında. Bir diğer nokta da Alpha Jenerasyonunun çabuk büyüyüp erkenden yetişkin olacağı gerçeği, buna zemin hazırlayan sebep ise milenyumlu aileleri tarafından sürekli kayıt altında tutuluyor oluşları. Günümüz tüketim dünyasına hakim olan baby-boomer jenerasyonu ilerki yıllarda yavaş yavaş yerini milenyumlular ve Z jenerasyonuna bırakırken hangi markaların stratejilerini değiştirip bu yeni dünyaya uyum sağladığı, hangilerinin ise uyum sağlayamadığını hep birlikte göreceğiz. Bize göre, Youth Rising semineri MBFWİ kapsamında yapılan etkinliklerden en kaçırılmaması gerekeniydi. Seminer gelecekteki moda dünyasına dayalı önemli ipuçları veriyordu ve ücretsizdi. Youth Rising seminerinin ertesi günü yapılan Sonbahar trendleri seminerine katılmak için 10 modakariyeri.com üyesi de davetiye kazandı. Bu seminerde de Sonbahar/Kış trendlerini dinleme şansımız oldu. Sitemizden bunun gibi avantajlar kazanmak için üyemiz olmayı unutmayın."} {"url": "https://modakariyeri.com/yurtdisina-acilma/", "text": "Merhaba, ben Gözde. Modanın başkenti Milano'da, modayla alakası olmayan, şehir planlama yüksek lisansı yaptıktan sonra Türkiye'de kendimi perakende sektöründe, ardından da moda sektöründe buldum. Yaklaşık 3 senedir 15'ten fazla ülkede satış noktaları olan Türk markası Fonfique'te çalışıyorum. Fonfique'le birlikte yaklaşık 3 senedir yurt dışında fuarlara katılıyorum. Fuarların daha doğrusu yurt dışına açılmanın birçok Türk markası tarafından istendiğini, merak edildiğini pek çok markadan bize gelen sorular nedeniyle bildiğim için bu konudaki tecrübelerimi size aktarmak istedim. Yurt dışına açılmak pek çok markanın hayalini süslediği gibi aynı zamanda çekinilen bir konu. Bazı markalar ekonomik nedenlerden, bazıları ise nasıl yapılacağını nereden başlayacağını bilemediğinden bu hayallerini erteliyor. Benim önerim yurt içinde planladığınız kitleye ulaştığınızı düşünüyorsanız veya yurt içindeki ekonomik belirsizliklerden/istikrarsızlıklardan dolayı yurt dışı pazarının size iyi geleceğini düşünüyorsanız bu fikri artık ertelememeniz. Aslında yurt dışına açılmak göründüğü kadar zor olmayabilir. Öncelikle dilerseniz buna gerçekten hazır mısınız ona bakalım. En önemli konulardan ilki üretim. Yurt dışından sipariş aldığınız zaman siparişinizi teslim tarihinde gecikmeden teslim edebileceğinizden emin olmanız gerekiyor. Tabii ki bunun için de sizi yarı yolda bırakmayacağını bildiğiniz güvendiğiniz bir veya birkaç üreticinizin olması gerekiyor. Bu kısım yurt içindeki siparişleriniz ve marka devamlılığınız için zaten olmazsa olmazlardan biri. Siz markanızı hangi ülkelerde hayal ediyorsunuz? Nerelerde şansınızın daha yüksek olduğunu düşünüyorsunuz? Sıkı bir rakip/fiyat araştırması yaptıktan sonra açılmayı düşündüğünüz ülkelere göre fiyatlarınız pahalı mı kalıyor, ucuz mu kalıyor, kullandığınız malzemeler tercih ediliyor mu tüm bunlar hakkında biraz bilgi sahibi olmanız gerekir. Hazırlık ve araştırma süreçlerinden sonra hangi yöntemle yurtdışına açılmayı düşünüyorsunuz buna karar vermeniz gerekiyor. Tabii ki sadece bir yönteme bağlı kalmak zorunda değilsiniz ancak tek seçeneğinizin fuarlar olmadığını da bilmelisiniz. En basit ve ekonomik yöntemlerden biri bilgisayar başında pazar araştırması yaptığınız gibi satmak istediğiniz mağazaları araştırmak. Markanıza yakın bulduğunuz başka markaların satış noktalarını kontrol etmek çok yararlı olacaktır. Turistik bir tura çıkıyormuşsunuz gibi ülkeler için araştırma yaptığınızda hangi caddelerde, nerelerde alışveriş yapılması gerektiği bilgisini bulmak dijital çağda yaşadığımız için çok kolay. O ülke de yaşayan arkadaşlarınız varsa onlara da nerelerden alışveriş yaptıklarını en beğendikleri butikleri sorabilirsiniz. Googlemaps'i açıp sanki sokakta geziyormuş gibi streetview ile gezerek mağaza isimleri bile toplayabilirsiniz. Mağaza isimlerini bulduktan sonra da onları tekrar google'da arayarak veya Linkedin'de araştırarak iletişim bilgilerine ulaşmanız mümkün. Tüm bu bilgileri barındıran bazı websiteleri bulmak da mümkün www.hipshops.com bu sitelere bir örnek. Tatillerinizin bir kısmını iş seyahatine çevirebilirsiniz. Tatiliniz sırasında beğendiğiniz mağazaları birebir ziyaret ederek ürünlerinizden bahsedebilir, numune bırakabilirsiniz. Büyük mağazalarda satın almacıları bulamayacağınız için her ne kadar şansınız çok olmasa da satın alma departmanlarına posta yolu ile de numune gönderebilirsiniz. Devlet destekleri sayesinde ve fuar sırasındaki harcamalarınıza biraz da dikkat ederek tahmininizden daha ekonomik bir şekilde yurtdışına açılabilirsiniz. Tabii ki çok fazla ülkede birden çok fuar var ancak ürünlerinizin cinsine göre bilinen belli başlı fuarlarda şansınızı deneyebilirsiniz. Daha önce bu fuarlara katılmış markalara deneyimlerini sorabilirsiniz ancak her markanın da farklı olduğunu unutmamanız gerekir. Bir marka için çok kötü olan bir fuar sizin için çok iyi geçebilir. Markanızı en iyi tanıyan kişi sizsiniz. Bir tatilinizi fuar dönemine denk getirerek ziyaretçi olarak fuarı gözlemleyebilir, fuar yetkilileri ile görüşme şansı yakalayabilirsiniz. Ticaret bakanlığının internet sitesinde devlet desteği alabileceğiniz fuarların listesine kolayca erişebilirsiniz. Milli katılım ve bireysel katılım olarak 2 farklı liste olduğunu göreceksiniz. Her iki listenin de son kolonunda kiraladığınız stand için metrekare başına ne kadar devlet desteği alabileceğinizi görebilirsiniz. Bu fuarlar dışında katılmayı düşündüğünüz bir fuar var ise konu ile ilgili bağlı olduğunuz ihracatçı birliğin devlet destekleri bölümünü arayarak yardım rica edebiliyorsunuz. Genellikle fuar başvuru sözleşmeniz ile birlikte katılmak istediğiniz fuarın listeye alınmasını istediğinize dair bir dilekçe yazmanız istenir. Eğer dilekçeniz onaylanırsa katılacağınız fuar devlet desteği verilen fuarlar listesine dahil edilir. Devlet desteği alabilmeniz için fuar öncesi ve sonrası yapmanız gereken bazı şeyler var. Tüm bu süreçte bağlı olduğunuz ihracatçı birliği ile iletişim halinde olmanız gerekiyor. Devlet destekleri departmanları yeni değişen mevzuatlar ve yapmanız gerekenlerle ilgili zaten sizleri bilgilendireceklerdir. Gerekli evrak listesi zamanla değişebileceği için sadece bu listeye bağlı kalmamanızı öneririm. Ancak genel hatlarıyla hangi belgeleri hazırlamanız gerektiği konusunda kısaca bilgiler vereceğim. - Başvuru sözleşmesi: örneğini ihracatçı birliğiniz size gönderecektir veya çevrimiçi olarak hazırlanacaktır. - Şirket evraklarınız: İmza sürkileri, Ticaret sicil gazetesi, vergi levhası gibi.. - Makbuz: Üyesi olduğunuz ihracatçı birliğine aidatınızı yatırdığınıza dair makbuz fotokopisi - Marka Tescil Belgesi - Eğer bireysel katılım yapılıyorsa fuar sırasında standınızın fotoğrafları - Kapasite raporu: Gerekli evraklar arasında genelde en zorlanılan şey kapasite raporunu temin etmek oluyor. Kapasite raporu üreticinizden almanız gereken bir evraktır. Maalesef her üreticide bu evrak halihazırda olmuyor. Üreticinizden sizin için almasını rica edebilirsiniz. Alması çok zor olmayan bu evrak Sanayi veya Ticaret odasına başvurularak alınıyor. Çok pahalı bir evrak olmadığı için üreticinize siz aldırtabilirsiniz. Evrak dışında bir de üreticinizle aranızda pazarlamacı sözleşmesi imzalamanız gerekiyor. Pazarlamacı sözleşmesi de üreticinizin ürettiği ürünleri sizin pazarlamanıza izin verdiğini gösteren bir belge niteliğindedir. Ürünleriniz kendi atölyenizde üretiliyor ise atölyeniz için kapasite raporu almanız gerekiyor. Alınamaması durumunda ise çok kolay olmasa da kapasite raporu olan herhangi bir üreticiyle anlaşmaya çalışabilirsiniz. Fuar sonrasında genelde 3 ay kadar bir süre zarfında bu belgeleri hazırlayıp teslim etmeniz gerekiyor. Süre değişebileceği için başvurunuz öncesinde mutlaka kontrol etmeniz gerekir. Evraklar hazırlandıktan sonra dosyanız ihracatçı birliğiniz tarafından incelemeye alınır. İncelemeden sonra ticaret bakanlığının görüşü beklenir. Tüm bu süreç olumlu ilerlerse ticaret bakanlığı merkez bankası ödeme talimatı gönderir. Ödeme talimatı gönderildikten yaklaşık 3 ay sonra da devlet desteğiniz başvuru evraklarında paylaştığınız şirket hesabınıza yatırılacaktır. Tüm bu inceleme sürecini çevrimiçi olarak size ihracat birliğiniz tarafından verilen kullanıcı adı ve şifreniz ile takip edebileceksiniz. Fuar katılımınız ile devlet desteğinizin hesabınıza yatışı arasında yaklaşık 5-6 ay kadar fark oluyor. Fuar katılımlarınızın istikrarlı bir şekilde devam etmesi her seferinde yeni müşteriler edinmeniz ve varolan müşterilerinize kendinizi hatırlatmanız açısından çok önemli olduğunu bilmeniz gerekir. İstikrarlı ve güvenilir bir marka olduğunuzu göstermiş olursunuz. Ayrıca fuar esnasında farklı markalar ile bilgi alışverişleri yapabilir, yeni trendleri birebir gözlemleyebilirsiniz. Son olarak fuar desteği alamasanız dahi eğer katılacağınız fuar milli katılım yapılan fuarlar listesinde ise ve ihracatçı birliğinizin o fuarla anlaşması var ise kayıt ücreti (1500-2000 civarında olan registration fee) ödemeden katılacağınızı bilmenizi isterim. Şu anki döviz kuru ile düşündüğünüzde size ciddi bir avantaj sağlayacaktır. Yazım sırasında birçok kez tekrar ettim ancak yinelemek isterim ki başvuru süreçleri değişebiliyor. Mesela daha önce fuar başvuruları sadece başvuru sözleşmesini ihracatçı birliğinize göndererek yapılabiliyorken artık tüm evrakları şirketinizin KEP adresinden e-imzalı olarak mail atmanız istenmektedir. Bu nedenle fuar başvurularınız için en son ve doğru bilgiyi ihracatçı birliklerinizden alabileceğinizi hatırlatmak isterim."} {"url": "https://modakariyeri.com/yuzlerce-kadin-boynerde-meslek-sahibi-olacak/", "text": "Türkiye çapında 98 mağazası ve merkez ofisi ile birlikte yaklaşık 6.000 kişinin çalıştığı büyük bir aile olan Boyner Büyük Mağazacılık, kadınları istihdam etmeye yönelik Seninle Tamam projesini hayata geçirdi. Boyner, bu projesiyle çeşitli nedenlerden dolayı çalışma hayatına ara vermek durumunda kalmış kadınlara iş imkanı sunuyor. Seninle Tamam projesinde çalışma saatleri esnek tutuluyor; kadınlar işe başladıklarında çalışma saatlerini kendi programlarına göre düzenleyebiliyor. Proje tüm Boyner mağazalarının olduğu şehirler için hedefleniyor. Perakende sektöründe en çok istihdam sağlayan markaların başında gelen Boyner, 2022 yılında yeni mağazalar açmaya devam ederken insan kaynağını da güçlendirmek için yeni istihdam modelleri yaratmayı hedefliyor. Boyner yeni başlattığı bu proje ile işe alımları toplumun önemli bir ihtiyacını da çözmek üzere tasarladı. Seninle Tamam projesi, hiç çalışmamış ya da çeşitli nedenlerle çalışma hayatına ara vermiş ve sonrasında da iş hayatına dönememiş kadınları Boyner ailesinin bir parçası olmaya davet ediyor. Seninle Tamam projesi, kadınlara kendi belirleyecekleri çalışma saati opsiyonlarıyla işe başlama özgürlüğü sunuyor. Boyner mağazalarına Satış, Depo, Operasyon, Müşteri İlişkileri gibi farklı pozisyonlarda işe alınan adaylar Boyner'in sunduğu eğitim olanaklarından faydalanabiliyor. Verilen eğitimlerle mağazacılık mesleğini öğrenen adaylar, çalışmaya, kazanmaya ve fark yaratmaya hazırlanıyor. Boyner Büyük Mağazacılık Saha İnsan Kaynakları Direktörü Başak Bilgin Seninle Tamam projesi hakkında şunları söyledi: Boyner olarak, yeni mağazalar ve mevcut mağazalardaki büyümeye bağlı olarak her yıl düzenli bir şekilde yeni işe alımlar gerçekleştiriyoruz. 37 ilde yaklaşık 6.000 çalışanımızla Türkiye'nin en önemli işverenleri arasında yer alıyoruz. Bu yıl insan kaynağımızı güçlendirme hedefimizi, sosyal sorumluluk bakış açısıyla birleştirerek 'Seninle Tamam' projesini başlattık. Bu proje ile kadınlar için istihdam yaratıyoruz. Kadınlara geç kalmış hissetmeden çalışma, kazanma ve meslek sahibi olma fırsatı sunuyoruz. İşe geliş-gidiş saatlerini kendi şartlarına göre ayarlayarak 'Çocuğumu kim okula bırakacak' diye düşünmedikleri daha rahat bir çalışma hayatı yaratıyoruz. 'Deneyimim yok' diye endişe etmeden, işi öğrenebilecekleri eğitimler vererek meslek sahibi olmalarına yardımcı oluyoruz. Kısa süre önce başlattığımız projenin, hiç çalışmamış ya da çeşitli nedenlerden çalışmaya ara vermiş kadınları çok sevindirdiğini görüyoruz. Doğru bir projeyi hayata geçirdiğimizin kanıtı olan bu yoğun ilgi bizi mutlu ediyor. Boyner olarak, çalışmak isteyen tüm kadınların yanındayız. Elde edeceğimiz yeni başarılarda onların önemli katkıları olacağına inancımız tam. Bu nedenle kadınlara 'Yeter ki Sen İste. Boyner Seninle Tamam' diyoruz. Adaylar, başvurularını Kariyer.net, Secretcv.com ve LinkedIn platformları üzerinden yapabilecekler."} {"url": "https://modakariyeri.com/yves-saint-laurentin-ilham-kaynagi-betty-catroux/", "text": "Paris'teki Yves Saint Laurent müzesi, Yves Saint Laurent'in ilham perisi, yakın dostu ve akıl ortağı Betty Catroux adına bir sergi açıyor. Serginin küratörlüğünü SL kreatif direktörü Anthony Vaccarello üstlenecek. O giysilerimin içinde mükemmel. Tam olmasını istediğim gibi. 1967 yılında gece klübü The New Jimmy'sde tanışan Yves Saint Laurent ve Betty Catroux, o günden itibaren birbirlerinden hiç ayrılmamışlar. YSL Betty'nin androjen tavrına hayran olup onun kendi tarzını tam olarak yansıttığına karar vermiş ve hayatı boyunca onun maskülen/feminen stilinden ilham almış. Yakın arkadaş grubuyla hem partileyip hem çalıştığını, hayatını, evlerini ve dünyasını paylaştığını iyi bildiğimiz Yves Saint Laurent ,30 yıllık ilham perisi ile Le Smoking gibi birçok önemli tasarımını tanıttı. Yves Saint Laurent'in ölümünden sonra ise Betty Catroux oldukça büyük olan YSL giysi koleksiyonunu Fondation Pierre Berge Yves Saint Laurent'e bağışladı. Koleksiyonda yaklaşık 180 haute couture parçası, 138 de hazır giyim parçası ve aksesuar var. Bu koleksiyon aynı zamanda şu ana kadar müzeye yapılan en büyük bağış olma özelliğine sahip. Sergide Vaccarello'nun bu koleksiyondan seçtiği yaklaşık 50 parça bulunacak. Belki de moda tarihinin en ünlü ilham perilerinden biri olan Catroux için Yves Saint Laurent ile yaşıyor, Yves Saint Laurent ile nefes alıyor diyen Anthony Vaccarello, 70li yaşlarında olan Catroux ile 2018 yılında bir reklam kampanyası da çekmişti. Yves Saint Laurent müzesi Paris'te 2017 yılında açıldı. Müze binası 1974-2002 yılları arasında tasarımcının atölyesi olarak faaliyet göstermişti. Şu anda amacı YSL'nin mirasını korumak olan müzede yaklaşık 34000 parça var. Sergi 3 Mart 11 Ekim 2020 tarihleri arasında gezilebilecek."} {"url": "https://modakariyeri.com/zamansiz-bir-stil-ikonu-jane-birkin/", "text": "Aslında Jane Birkin için yarı İngiliz yarı Fransız demek daha doğru olur çünkü henüz 20'li yaşlarının başında oyunculuk yapmak için Fransa'ya gidiyor ve meşhur aşkı Serge Gainsbourg ile tanıştıktan sonra da bir daha oradan ayrılamıyor. Şimdilerde hala Paris'te yaşayan Jane, Bu şehir benim için Serge demek. İkisinin de ortak özelliği benzersiz olmaları. Ve son derece yanlış şeyler yaptıklarında bile sevilebilir kalmaları... diyor. Konforlu bir stil, kendi mutluluğunuzu keşfettiğinizde başlar. Bunların yanı sıra onun bu kadar göz önünde olmasının sebeplerinden biri hiç kuşkusuz şahsına münhasır stili. Derler ki, kimi insanlara giydikleri kıyafet değer katar, kimileri ise giydikleri kıyafete değer katar. Jane Birkin şüphesiz ikinci gruptan. Aksi halde onu sık sık görmeye alışkın olduğumuz bol jeanleri, basic tişörtleri ve imzası niteliğinde olan hasır sepetleri -çantası- bu denli popüler olamazdı. Konforlu bir stil, kendi mutluluğunuzu keşfettiğinizde başlar. sözü, aslında stilinin özeti. Giydiği kıyafetle rahat olması ve mutlu olması yeterli. Her kıyafetini bu doğrultuda seçiyor. İster şık bir gecede yer alsın ister günlük bir gezintiye çıksın. Denklem hep aynı. Onu dar pantolonlarla, yüksek topuklularla görmek pek mümkün değil. topuklulular olurken bu tarzını günlük stiline diz üstü çoraplar ve düz taban ayakkabılarla uyarlıyor. Şık olması gereken zamanlarda zarif ince bir kolyeyi tercih ediyor. Fazla aksesuar sevdiği söylenemez fakat kemerleri sevdiği kesin. Gömlek-pantolon, tişört-şort kombinlerinin yıldız parçası mutlaka kalın bir deri kemer oluyor. Dışarıya ya çantasız çıkıyor ya da meşhur sepetlerinden birini eline alıyor. Onu ayrıcalıklı kılan özelliklerden biri de çanta olarak kullandığı hasır sepetleri. Hatta bu sepetler aynı zamanda Hermes'in meşhur Birkin çantalarının ortaya çıkmasındaki baş aktör. Her şey 1981 yılında, Paris'ten Londra'ya uçan Jane Birkin'in çantasındakileri yanlışlıkla yere dökmesiyle başlıyor. O sırada yanında oturan kişi, Hermes'in CEO'su Jean-Louis Dumas. Fransız modaevinin CEO'su, Jane Birkin'e cepleri olan bir çanta almalısınız dediğinde, Birkin'in cevabı Neden Hermes Kelly'den daha büyük fakat Serge'nin bavulundan daha küçük bir çanta yapmıyorsunuz? oluyor ve böylece efsane çantanın ilk çizimleri o yolculukta ortaya çıkıyor. Hermes Birkin çantalar yıllarca bir statü simgesi olarak kadınların kalbinde taht kurmayı başardı. Fakat Jane Birkin yakın bir geçmişte çantaların üretim aşamasında timsahlara zarar verildiği gerekçesiyle markadan açıklama istedi ve bu modelden isminin kalkması talebinde bulundu. Hermes bu konuda Birkin'i ikna edecek bir açıklama yaparak timsahlara kötü muamele edilmediğini garantiledi. Birkin ikna olmuş olacak ki ismini geri almaktan vazgeçti fakat artık Birkin Bag kullanmadığını da duyurmaktan geri durmadı. Bu çanta çok büyük ve ağır. Ben artık bir erkek gibi herşeyi ceplerime doldurarak ellerim boş geziyorum. Jane Birkin oldukça hareketli geçen gençlik yıllarının ardından, şimdi kendisini ailesine, kızlarına ve hayır işlerine adayarak yaşıyor. Yıllardır Amnesty International ile birlikte çalışan Birkin, pek çok alanda insanlık için mücadele ediyor. Jane, özellikle anne olduktan sonra daha güçlü ve özgür bir kadına dönüştüğünü söylüyor. Geçen yıllarla birlikte daha da oturan tarzından bunu görmek mümkün. Belli ki artık ne istediğini çok iyi bilen bir kadın var karşımızda. Dağınık kakülleri, her zaman aynı boyda olan kahverengi saçları ve o makyajsız hali ile ikonlaşan fakat asla özensiz gözükmeyen Jane Birkin. Erkek kazaklarını ve gömleklerini sıkça kullanmasına rağmen fazla salaş veya maskülen durmuyor çünkü bir şekilde feminenliğini vurgulamayı başarıyor. Örneğin üstüne bol gelen bir erkek gömleği giydiğinde düğmelerini açarak derin bir dekolte oluşturuyor. Bol ve koyu tonlarda bir pantolonla ise göbeği açık bluzleri kombinliyor. Ne yoldan olursa olsun o pervasız, havalı ve feminen görüntüsünü yakalamanın bir yolunu buluyor."} {"url": "https://modakariyeri.com/zamansiz-parca-ne-demek/", "text": "Chanel tweed ceket, Hermes Birkin Bag, Armani takım elbise, Louis Vuitton Monogram valiz, Cartier Panthere yüzük... Moda dünyasının yıldızlarını oluşturan bu ürün isimlerini ilk defa duymadığınıza eminim. Öyle ki, bu ve bunlar gibi daha birçok özel parça çok uzun senelerdir markaların lokomotif ürünleri halinde satışa sunulurken milyonlarca kişinin hayallerini süslemeye de devam ediyor. Söz konusu ürünler 'moda hiyerarşi'sinin en tepesinde Zamansız Parçalar adı altında doğal bir korunmaya alınmış durumda. Her biri her daim arzulanıyor, ait olduğu markaya her daim para kazandırıyor. Zamansız ürün her şeyden önce senelerin testinden sağlam çıkmış ürün demek. Diğer bir deyişle yıpranmadan, değerinden bir nebze kaybetmeden zaman içindeki yolculuğuna devam edebilmiş ürün demek. Zamansız ürün, oluşup yıkılan trendlerden etkilenmeyen, kişide 'trend üstü' bir hissiyat yaratan ürün demek. Bunun için aranan en büyük özellikler ise şüphesiz ürünün kusursuz ve özgün tasarımı. Ancak tek başına estetik de yeterli değil... Öyle ki, zamansız ürün fonksiyonel olarak da zamanın testinden alnının akı ile çıkmış olmalı. Her dönemin ihtiyaçlarına uygun kullanım rahatlığı içermeli. Üstelik moda literatüründe bir parçanın 'zamansız' olarak ifade edilebilmesi için, seneler içerisinde bir çok kişiye ulaşmış olması da aranan bir özellik. Buna elbette ürünün ulaştığı her kişide pozitif duygular ile pozitif kullanım deneyimi bırakmış olması da dahil."} {"url": "https://modakariyeri.com/zarafet-artik-populer-degil-demna-gvasalia/", "text": "Demna Gvasalia'nın şu sıralar neden Paris'in en gözde tasarımcısı olduğunu anlamak için önce Paris'le ilgili bildiğiniz herşeyi unutmalısınız. Catherine Deneuve, Jane Birkin, Françoise Hardy; evet her şeyi unutun. Trençkotları, ipek bluzları, bale ayakkabılarını ve hasır çantaları da. Hatta Montmartre'daki Amelie'yi ve Laduree'nin önünde poz veren Carrie Bradshaw'u da unutun. Vetements ve Balenciaga'nın tasarımcısı Demna Gvasalia'nın Paris'i o alışılagelmiş Paris değil. Spiral isimli Fransız polisiye dizisini izliyorsanız Gvasalia'nın Paris'ine aşina olabilirsiniz veya Leila Slimani'nin romanı Lullaby'ı okuduysanız da Gvasalia'nın Paris'ini anlayabilirsiniz. Bu yeni Paris fast food yenen ve cazibeli giyinmenin dar kot pantolonlar ve sahte çantalar anlamına geldiği bir şehir. Bu şehirde artık Edith Piaf'ın nostaljik şarkıları yerine her köşe başında farklı diller kulağa çalınıyor. Geçtiğimiz günlerde Demna Gvasalia yeni Vetements koleksiyonunu erkek moda haftasında Les Puces de Saint- Quen adlı bit pazarında gerçekleştirdi. Modeller eski aynalar, antikalar ve ikinci el halılarla dolu tezgahların aralarını podyum olarak kullandı. Konum olarak Gvasalia'nın bu seçimi moda haftalarının gösterişli ortamlarından oldukça uzak. Modeller ise başörtüleri ve yağmur montları ile slogan tişörtler ve sweatshirtler giyiyordu. Yani herşey alışılagelmişin dışında. Vetements defilesinden bir hafta sonra stüdyosunda 4 Mart'ta gerçekleştireceği Balenciaga şovu için çalışmaya başlıyor Gvasalia. Birçok defilede parçalar son dakikaya kadar kırışmasınlar diye kılıflarında bekletilip, son dakika giyilir. Gvasalia ise stylingi kendi yaptığı defilelerinde modelleri erken giydirip kuliste defilenin başlamasına kadar sohbet ortamı oluşturuyor. Böylece defilede tüm kıyafetlerin üzerinde birazcık yaşanmışlık hissi oluyor. Demna'ya göre giyilen ister bir Vetements kapüşonlusu, ister bir Couture elbise olsun önemli olan giyen kişinin kendini o kıyafetin içinde mutlu hissetmesi. Zamanında Vogue'a verdiği röportajında da söylediği gibi Gvasalia için mütevazi olmak günümüzün yeni popüler konsepti. 2014 yılında Vetements'e dahil olan tasarımcı her zaman sıradışı konseptler ortaya çıkarmayı başarıyor. Bunlar arasında modellerin önünde DHL yazan tişörtlerle bir Çin restoranında yürüdüğü şov en unutulmazlardan. Kabul edelim Vetements artık günümüzün en etkili modern moda markası. Pahalı kapüşonlulara olan ilgi ve uzun floral elbiselerin popüler olması hep Vetements'in etkisi. Gvasalia, Balenciaga'nın kreatif direktörü olduğunda kendisinin de dünyası bir o kadar havalı oldu. Kanye West ve Kim Kardashian gibi isimler Balenciaga'nın şovlarını kaçırmaz olmuşlardı. Benim görüşümde farklı olan şey pragmatizm. Moda dünyası gerçek dünya değil ve benim estetik anlayışım ise hipergerçeklik. Ben bir çeşit rüya yaşamakla ilgilenmiyorum, bu çok sıkıcı olurdu. diyen Gvasalia geçen sene Vetements'in merkez ofisini Paris'ten Zürih'e taşıyarak radikal bir karar verdi. Aynı zamanda kardeşi Guram Gvasalia'yı da markanın CEO'su yaptı. Markanın Paris'ten Zürih'e taşınmasına birçok tepki gelse de Gvasalia 'Araştırmamın çoğunu bilgisayarımdan yapıyorum, öyleyse herhangi bir yerde de olabilirim. Ne farkeder ki?' diyerek Zürih konumunun arkasında duruyor. 1981 yılında Gürcistan'ın Sukhumi şehrinde doğan Gvasalia'nın çocukluğunun bir kısmı Sovyet yönetimi altında geçiyor. Diğer bir kısmı da 1989'da Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla hayatına giren pop müzik, Coca-Cola ve Vogue dergisi gibi yeniliklerle tanışıyor Demna. Yani tam anlamıyla farklı kültürlerin etkisi altında kalıyor. Gvasalia'ya göre son Vetements defilesi kendisinin Doğu Avrupa köklerine en yakın hissettiği şovdu. Şov %100 ben ve benim estetik anlayışım üzerineydi. Hatta modellerden biri benim Gürcistan'da doğduğum bölgedendi. Bu tesadüf eseri oldu. Biz modellerin birçoğunu Instagram üzerinden seçiyoruz. diyor Gvasalia. Ülkesinde o 10 yaşındayken çıkan sivil savaşta Caucasus dağlarına kaçan Gvasalia ve ailesi zor arazi koşulları sebebiyle yolda arabalarını bırakarak yürüyerek korunmak için dağlara kaçmak zorunda kalıyor. Daha sonraları ise Tiblis'e kaçmayı başarıyor aile. Moda dünyası için sıradışı olsa da Gvasalia'nın geçmişi özgünlüğünün başlıca sebepleri arasında. Vetements, bugüne kadar erkek moda haftalarında kadın koleksiyonları ve Haute Couture haftalarında kapüşonlu sweatshirtler çıkararak Gvasalia kardeşlerin gelişen bir projesi oldu. 4 yıllık bir markayı bu endüstrinin yüz yıllık kurallarına göre yönetemem diyen Gvasalia kardeşler satın almacılar için de sıradışı bir strateji izliyor. Birçok moda evi kendilerini korumak için satın almacılara minimum bir sipariş numarası veriyor. Vetements'da ise satın almada minimum bir rakam yok, sadece maksimum bir limit bulunuyor. Vetements'ın bu stratejisi talebi arttırıp, markanın üzerinde cool bir imaj yaratmak için. Paris moda dünyasının kuralları çerçevesinde sıra dışı olsa da Vetements'da bu taktik işe yaradı. Şu günlerde ise Gvasalia için en önemli şey 'şeffaflık'. Hollywood'un geldiği noktaya bakın ve hepimizin haline bakın. Şeffaf olmak zorundayız diyen Gvasalia'nın son defilesi birkaç yıl çalışıp çok şey öğrendiği Martin Margiela'yı anmıştı. Günümüzün trendleriyle uyum içinde olan Demna Gvasalia için teknoloji de en az şeffaflık kadar önem taşıyor. Balenciaga için yaptığı son projesini ise bir çeşit teknolojik deney olarak tanımlıyan Gvasalia, markanın tamamen dijital olması gerektiğini savunuyor. Demna'ya göre teknolojinin gittiği yerin modayı nasıl değiştireceğini tam anlamıyla bilemesek de herşeyin değişeceği kesin. - Balenciaga ve Dadcore Akımını okumak için tıklayınız. - Balenciaga ve Sıradışı Reklam Kampanyalarını okumak için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/zaranin-kurulusu-amancio-orteganin-serveti/", "text": "1972'de Amancio Ortega yerli kadınları yüzlerce farklı kooperatifte toplayıp ürettikleri iç çamaşırlarını, ev kıyafetlerini ve sabahlıkları sattıkları Confecciones Goa adında bir şirket kurdu. Ortega'nın kardeşleri ve nişanlısı Rosalia Mera da sattıkları ilk ürünleri evde ellerinde dikiyorlardı. 3 sene sonra Amancio ve Rosalia Zara adını verdikleri ve kısa zamanda çiftin yaşadığı İspanya'daki Galicia kentinin sınırlarını aşan perakende mağazasını açtılar. Zara satışlarında çok başarılı oldu çünkü tasarım ürünleri makul fiyatlara satıyordu. 80'lerin ortalarına doğru Ortega Zara'yı İspanya'nın her yerine yaydı. Zaman içinde markayı Inditex Grup adı altında bir holdinge dönüştürdü ve hisselerin %59.29'unu satın alarak en büyük hissedar oldu. Inditex SA bugün bünyesinde; Massimo Dutti, Uterque, Zara Home, Stradivarius, Bershka, Oysho ve Pull&Bear markalarını bulunduran Avrupa'nın lider perakende firması. İspanya merkezli şirket şimdiye kadar 92.000'den fazla insana iş verdi, 7.000'den fazla mağazaya sahip ve 2016 Ocak ayında 20.9 milyar Euro gelir beyan etti. 80'lerin sonlarına doğru 3 sene içinde Ortega, Zara'yı Fransa'ya Portekiz'e ve Amerika'ya açtı. zamanda Inditex'e yatırım yaparken Louis Vuitton'un bile büyük ihtimalle dünyadaki en yaratıcı ancak en yıkıcı perakendeci diyerek kabul ettiği gibi oldukça kontrollü ve akıllı seçimler yaptı. İspanya borsası batarken Ortega'ya yaklaşık 45 milyar dolar getiren Inditex bitmek bilmez bir yükselişteydi. 10 yılın sonuna doğru Ortega İspanya'nın en büyük şehirlerinde, Avrupa'nın bazı bölgelerinde ve Amerika'da pek çok lüks ofis ve mağaza sahibi oldu. Miami'de bulunan Epic Residence&Hotel, Madrid'deki Torre Picasso gökdeleni ve yine Madrid'de bulunan ve 450 milyon dolara satın aldığı 9 katlı bina sahip olduğu emlaklardan sadece üçü. Ortega aynı zamanda İspanya'nın Larin kentinde bulunan La Coruna adlı bir atlı spor merkezinin de hisselerinin %21.6'sını elinde tutuyor. Tüm bunlarla birlikte Ortega'nın yaklaşık olarak 8 milyar dolarlık bir borsa portföyü bulunmakta. Bu da onu 2015 Forbes'un Dünyanın en zengin insanları listesinde birinci sıraya yerleştirmişti. Ancak Forbes bir sene sonra listede Ortega'yı ikinci sıraya düşürdü ve başarılı iş adamına Avrupa'nın en zengin insanı ve Dünya'daki en varlıklı perakendeci ünvanını verdi. Tutumluluk, kendini adama ve sıkı çalışma Amancio Ortega'nın başarısının nedenleri. Ortega oldukça gösterişsiz bir hayat yaşıyor. Dikkat çekmekten kaçınıyor ve 25 senedir tatil yapmadan çalışan bir işkolik. Her gün öğlen yemeğini çalışanları ile birlikte şirket yemekhanesinde yiyor ve 25 senedir köşedeki aynı kahve dükkanından kahve alıyor. Aslına bakılırsa Ortega hali hazırda bir ofis sahibi sayılmaz. 79 yaşındaki ispanyol işini farklı tasarım alanlarından veya fabrikalardan yürütmekte. İlk röportajını 2000'de Zara'nın tanıtımını yaptığı sırada vermiş ve o zaman bile röportaj sadece 3 gazeteciye verilmiş. 1999'a kadar milyarderin yayınlanan tek fotoğrafı eski bir kimlik fotoğrafıydı. Ortega servetini kurnaz yatırımlarına da bağlıyor. Zenginliğinin büyük bölümü dünyanın en büyük perakende devi olan ve ona 4 milyar eurodan fazla kar ettiren Intidex Grup'dan geliyor. Ortega bu paranın çoğunu Avrupa ve Amerika'da aldığı mülklere yatırıyor. Zamanında ayak işleri yapan küçük çocuk artık Warren Buffett'dan daha zengin bir iş adamı. Zara ise 70 ülkede 6.2000'den fazla mağazası bulunan bir perakende devi. Bu yazı bir çeviridir. Orjinal dilinde okumak için tıklayınız."} {"url": "https://modakariyeri.com/ziyaret-edebileceginiz-7-moda-sergisi/", "text": "Her sene dünyanın dört bir yanında önemli müzelerde açılan moda sergilerinin haberini alır ve seyahat etme isteğiyle yanıp tutuşuruz. Pandeminin başlangıcının ardından tüm dünyada müzelerin kapılarını kapatmasıyla, bu heyecanımız kursağımızda kaldı ama imdadımıza dijitalleşme ve Google yetişti. Evlerimizde kalmaya devam ettiğimiz bu dönemde sadece tıklayarak müze gezmiş kadar olacağımız çevrim içi kaynakların sayısı oldukça fazla. İşte koltuğunuzda otururken ziyaret edebileceğiniz 7 moda sergisini sizin için listeledik. Valentino Garavani, dijital sergi düzenlemek konusunda gerçek bir öncü, nitekim ilk dijital müzesini 9 yıl önce hayata geçirmiş. Bu müze hala ziyarete açık, sitenin adresine tıkladığınızda sizden bir form doldurmanız ve bir uygulama indirmeniz bekleniyor. Ardından 60'lı yıllardan bugüne uzanan zengin bir arşivi evinizin konforunda keşfetmeniz mümkün. Ünlü İtalyan tasarımcı Gianfranco Ferre'nin markası artık moda dünyasında yer almıyor ama ismi kendi adıyla kurulan dernek tarafından yaşatılıyor. Aslen mimar olan Ferre, mimari geçmişini moda estetiğine de yansıtarak özellikle heykelsi beyaz gömlekleriyle öne çıkmıştı. Gianfranco Ferre ayrıca 1989 yılında Christian Dior'un kreatif direktörü oldu ve uzun yıllar kendi markası ve Dior'u bir arada devam ettirdi. Gianfranco Ferre'nin arşivi, ilham kaynakları ve tasarımları şimdi Google Arts & Culture'da meraklıklarına açık tutuluyor. Mobil uygulamaları kullanarak giysileri artırılmış gerçeklikle görmeniz de mümkün. Gianfranco Ferre'nin dünyasını keşfe çıkmak için buraya tıklayın. Italyan modasının 20 yıllık tarihini anlatan Bellissima: Italy and High Fashion, Roma'nın ünlü MAXXI müzesinde 2014 yılında sergilenmişti. Sergi İtalyan modasının şekillenmesinde ve Made in Italy'nin öne çıkmasında rol oynayan ünlü italyan modacılardan seçkiler sunuyor. Bu isimlerin arasında Emilio Schuberth, Sorelle Fontana, Roberto Capucci, Mila Schön, Fendi, Pucci ve Valentino da var. Sergi, sinema, günlük giyim, kokteyl, egzotizm gibi bölümlere ayrılmış. Sergiyi çevrimiçi gezmek için buraya tıklayın. İlk olarak 2017 yılında Paris'te Musee des Arts Decoratifs del Louvre'da sergilenen Christian Dior: Designer of dreams sergisi, 2019 yılında da Londra'da Victoria & Albert Müzesinde sergilendi ve ziyaret rekorları kırdı. Şimdi bu sergi Youtube'da herkese açık! Moda meraklıları, sergi küratörleri Florence Müller and Olivier Gabet eşliğinde sergiyi kahvelerini yudumlarken ziyaret edebilir. Netflix'de kostüm tasarımlarıyla öne çıkan iki dizi The Crown ve Queen's Gambit'i merakla izlediyseniz size çok iyi bir haberimiz var. Bu dizilerin kostüm tasarımcıları Amy Roberts ve Gabriele Binder'in seçtikleri giysiler ve objeler, Brooklyn Müzesi tarafından çevrimiçi ziyarete açılmış. Müzenin moda küratörü Matthew Yokobosky ise izleyicilere kendi sesiyle eşlik ediyor. Siteye girince dizi seçiminizi yapıyorsunuz ve sırasıyla seçilmiş giysilerin detaylarına tıklıyor ve üç boyutlu fotoğraflarına bakıyorsunuz. Hatta giysilere tıkladığınızda her birinin hikayesini röportaj kısmında dinlemeniz mümkün. Burdan sonrasının sürprizini bozmayalım, tıklayın ve yaşayın. 2000 yılında, küratörlüğünü ünlü moda tarihçisi Valerie Steele'in üstlendiği The Corset: Fashioning The Body sergisi Fashion Institute of Technology New York müzesinde açıldı. Korse ve büstiyerlerin önce ihtiyaç, belki sosyal dayatma, ardından da moda parçası olarak kadınların hayatındaki önemli yerini anlatan sergi, Rönesans döneminden 20. yüzyıla kadar uzanan bir dönemi yansıtan seçkisini şimdi çevrimiçi ziyarete açtı. Sergiyi Google Arts & Culture'da buraya tıklayarak gezebilirsiniz. Son olarak, Japon tasarım ekolünü sevenlerin kaçırmaması gereken bir sergiden bahsetmek istiyoruz: Rei Kawakubo: Art of the in-between. Comme des Garçons'un tasarımcısı Rei Kawakubo kendi modasını ve estetiğini yaratan, moda tasarımı okumadığı için kalıplara girmeden özgürce yaratmayı da kendi imzası haline getirmiş bir tasarımcı. Kawakubo'nun koleksiyonları standartlaşmış güzellik tanımlarına ve beklentilerine baş kaldıran, her daim mesaj taşıyan ama kendini de çok ciddiye almayan koleksiyonlar. MET müzesinde 2017 senesinde yer alan bu sergi şimdi Google Arts & Culture'da ziyarete açık. Haydi tıklayın ve keşfe başlayın."}