{"url": "https://www.bilimgemisi.com/1100-desibel-ses-ile-kara-delik-olusturma-schwarzschild-yaricapi/", "text": "1100 Desibel Ses ile Kara Delik Oluşturma: Schwarzschild Yarıçapı Schwarzschild Yarıçapı Nedir? Schwarzschild Yarıçapı nedir? Kısaca yer çekimsel olarak çöken bir gök cismin kara delik haline geldiği yarıçapa denir. Herhangi bir nesneyi alıp sıkıştırırsanız, kara delik haline geldiği bir nokta olacaktır. Eğer Güneş'i 2,5 km yarıçapa kadar sıkıştırabilseydiniz, kara bir delik olurdu. Dünya için bu yarıçap 0,9 cm'dir. Ve büyük bir dağ nanometreden daha küçük olabilir. Bu yarıçapa, Schwarzschild Yarıçapı denir. Schwarzschild Yarıçapı, terimi geliştiren Karl Schwarzschild'in adını almıştır: Rs = 2 GM / c2. M vücudun kütlesi, G evrensel kütle çekim sabiti ve c ışığın hızıdır. Bu formül ile herhangi bir nesnenin Schwarzschild yarıçapını hesaplayabiliriz. Schwarzschild yarıçapındaki kütleye gerçekte ne olduğu bir gizemdir. Bazı teorisyenler aşırı derecede yoğun bir madde durumunun kara deliğin daha fazla sıkışmasını engelleyeceğine inanırken, diğerleri kara deliğin sonsuza kadar sıkıştırmaya devam edeceğine inanmaktadır. Olay ufkundan geçerken kara deliğin kendisiyle karşılaşıp karşılaşmayacağınız veya hala sıkıştırılmış iç kara deliğin kendisine doğru ilerlemeye devam edip etmediğiniz bilinmemektedir. Durum ne olursa olsun, Schwarzschild yarıçapından geçtiğinizde kaçış engellenemez. Peki 1100 desibel ses havayı Schwarzschild yarıçapına kadar sıkıştırarak bir kara delik oluşturabilir mi? 1100 Desibel Ses ile Kara Delik Oluşturabilir Miyiz? Sorumuzu cevaplamadan önce önce bir kara deliğin oluşum sürecine yakından bakalım: Kara delikler çökmüş yıldızların karanlık kalıntılarıdır, uzayın bu bölgeleri evrenin geri kalanından kesilir. Bir şey bir kara deliğe düşerse, asla geri gelemez. Işık bile kara deliklerden kaçamaz, yani güçlü teleskoplarla bile bir kara delik görmek mümkün değildir. Bir kara deliğin oluşması için yer çekimine ihtiyaç vardır. Yer çekimi, gezegenlerin,yıldızların ve galaksilerin hareketlerini düzenler ve kara delikler oluşturmada sorumlu olan bir güçtür. Yıldızlar çekirdeklerinde meydana gelen nükleer füzyon reaksiyonları nedeniyle parıldarlar. Tepkimeler, yer çekiminin içe çekilmesini önleyen bir dış basınç oluşturur. Sonuç olarak, yıldız ne genişler ne de büzülür. Fakat bir yıldızın yakıt beslenmesi tükendiğinde ve dış basınç durduğunda, yer çekimi yıldızın büzülmesine neden olur. Bundan sonra ne olacağı yıldızın boyutuna bağlıdır. Yıldızımız büyükse, beyaz cüce olarak bilinen kabaca Dünya bedeninde olana kadar çöker. Önemli ölçüde daha büyük olan yıldızlar ise bir nötron yıldızı olarak bilinen çok yoğun bir nesneye dönüşür. Eğer gerçekten büyükse, çöküş durdurulamaz ve kara delikler elde edersiniz. Asıl sorumuza gelelim şimdi 1100 Desibel Ses ile Kara Delik Oluşturabilir Miyiz? Bu büyüklükteki bir sesin ilk önce 1098 watt / metre2 olması gerekir. Bu, üretebileceğimizin çok ötesinde, kesinlikle çılgınca bir güçtür ve büyük yıldızların şiddetle patlaması olarak bilinen bir süpernovanın yarattığından daha büyüktür. Bu yüzden bunun gerçekleşmesi olası değildir. Eğer 1100 desibel büyüklüğünde bir ses oluşturabilirsek, bu çok fazla enerji yaratacak ve bu son derece yüksek miktarda bir kütle gibi davranacaktı. Bu da, büyük bir kara deliğin oluşması için yeterli yer çekimi yaratacak başta Dünya olmak üzere tüm galaksiyi yutabilecek bir kara delik oluşturacaktı. Fakat bu şartlarda oluşan bir kara delik nasıl olur ? Çözüm basitt: E = mc2 Yeterince küçük bir alana yeterince enerji koyun. Koyduğumuz enerji, bu alana koyduğunuz kütleye eşdeğer olmasına sebep olur. Bu da büyük bir yerçekimine neden olur. 1100 dB kadar büyük bir enerji, kara deliğin oluşmasına neden olacak kadar yerçekimine ve buna bağlı olarak inanılmaz derecede büyük bir alan yaratmasına sebep olacaktır. 1100 desibel, havayı sıkıştıracak kadar güçlü bir ses dalgası oluşturur ve geri kalan kütle ve kinetik enerji kendi Schwarzschild yarıçapının içine düşerek bir kara delik oluşturur. Kaynak: https://www.universetoday.com/39861/schwarzschild-radius/"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/altin-oran-nedir-vucut-ve-yuz-altin-orani-kactir/", "text": "Altın Oran Nedir? Vücut ve Yüz Altın Oranı Kaçtır? Altın Oran Nedir? Vücut ve Yüz Altın Oranı Kaçtır? Kim Bulmuştur? Fibonacci Dizisi, Altın Oran Örnekleri, İnsan Embriyosu ve Kutup Girdabı Altın Oranı Altın Oran Nedir? Altın Oran Nedir ? Ya da diğer bir değişle Fi Sayısı Nedir? sorusunun cevabını vermeden önce resmi inceleyiniz. Sizce spiral bir galaksiden kutup girdaplarına, ay çiçeğinden salyangoza kadar doğadaki bu benzerliğin matematiksel bir açıklaması var mıdır? Şimdi sorularımıza yanıt aramaya başlayalım. Fi Sayısı olarak da bildiğimiz bu sayı, insanların eski Yunanlılardan beri bildiği matematiksel bir kavramdır. İrrasyonel bir sayı olan altın oranın, terimleri ondalık noktadan sonra tekrar etmeden sonsuza kadar devam eder. Altın ortalama ve ilahi oran gibi birçok isimle de bilinmektedir. Altın Oran Kaçtır? Altın Oran Kaçtır? Matematiksel olarak ifade edersek eğer; toplamlarının iki miktardan büyüklerine oranı ile aynı ise, iki oran altın orandadır. Mesela bir çubuğu alın ikiye ayırın uzun kısım daha kısa olan kısım olsun, + 'nin ' ya bölünmesiyle altın oranın yaklaşık değeri ' =1,61803398875...' bulunur. Altın Oranı Kim Bulmuştur? Altın Oranı Kim Bulmuştur ? Sorusunun net bir cevabı olmasa da, Antik Yunan heykeltıraş ve matematikçisi olan Phidias altın oranı ilk kez yaptığı heykellerde kullanıldığı düşünülmektedir. Platon, altın oranı matematiğin evrensel kuralı olarak görmüş. Öklid ise bu oranı kullanarak bir pentegram yapmıştır. 1200'lü yıllara geldiğimizde ise İtalyan olan Leonardo Fibonacci, kendi adını da taşıyan Fibonacci Dizisi ile ünlü olmasının yanı sıra altın oranın bilinmeyen özelliklerini keşfetti. Matematiğe büyük katkısı olan Roma rakamlarının benimsenmesinde önemli bir etkiye sahip olan, Leonardo Fibonacci aynı zamanda Liber Abacı olarak da bilinirdi. Hadi şimdi Fibonacci dizisinin bizim için neden bu kadar önemli olduğunu inceleyelim. Fibonacci Dizisi Fibonacci dizisi, matematikteki en önemli formüllerden biridir. Dizideki her sayı, kendisinden önceki iki sayının toplamıdır. Böylece, dizi bu şekilde devam eder. 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, vb. Bunun matematiksel denklemi ise Xn + 2 = Xn + 1 + Xn'dir. Önceki fibonacci sayısı ile fibonacci sayısının oranını hesaplamaya başladığınızda, 1.61803 gibi bir sonuçla karşılarız. Karşımıza çıkan bu sayının ne olduğunu artık biliyorsunuz. İnsan embriyosu, Fibonacci spirali ve çarpışan iki galaksi: Altın Oran ! Bilim insanları doğayı inceledikleri zaman ilginç bir şey keşfettiler. İnsan embriyosundan çarpışan iki galaksiye, bitkilerdeki yaprak düzenlemesinden çiçeklerinin desenine kadar doğadaki her şey aynı kalıba sahipti. Ve bu düzenleme 1, 2, 3, 5, 8,13, 21, 34 olan Fibonacci dizisiydi. Bilim insanlarının bu keşfinden sonra mimari, sanat, fotoğrafçılık gibi insanların estetik duygularına hitap eden birçok alanda, altın oranın kullanılmasına neden oldu. Altın Oran Örnekleri Altın Oran Vücut Altın oranın örneklerine önce kendi vücudumuzdan başlayalım. Parmak uçlarımızdan omuzlarımıza kadar olan kısmın uzunluğunu ölçüp daha sonra bunu, parmak uçlarımızdan dirseklerimize olan uzunluğu, dizimizden yere kadar olan mesafeye böldüğümüzde altın oranı buluruz. Yani, her birimiz altın orandan meydana gelmiş, doğanın yürüyen armağanlarıyız. Altın Oran Yüz Altın Oran Yüz Örnekleri dediğimizde akla gelen ilk isimlerden. Marilyn Monroe'nun, yüz hatlarının altın orana yakınlığını bulmak için yukarıdaki resimdeki Marilyn Monroe maskesi altın orana göre oluşturuldu Yüz hatlarının altın orana yakınlığı: %89.41 hesaplandı. Bu da Dünyaca ünlü Monroe'nun güzelliğini matematiksel olarak kanıtlar nitelikte. Son Akşam Yemeği Son Akşam Yemeği tablosunda Leonardo Da Vinci'nin altın oranı kullandığını biliyor muydunuz? Leonardo da Vinci, çağlar boyunca birçok sanatçı gibi altın oranı güzel resimler çizmek için kullanmıştır. Son Akşam Yemeği tablosunda masanın yüzey genişliğini masanın ayağına aynı şekilde oranlamıştır. Altın oranı bir dikdörtgene uyguladığımızda, bu dikdörtgene altın dikdörtgen adı verilir. İsa'nın konumu, tuval boyunca altın orana uygun dikdörtgenler kullanılarak ustaca çizilmiştir. Kutup Girdabı Soldaki resim kutup girdabı, sağda ise bir spiral galaksi. Kutup girdabı uzakta değil, Dünya'da. Spiral galaksi ise 25 milyon ışık yılı uzaklıkta. Kısaca söylemek gerekirse altın oran hayatımızın hemen hemen her alanında bulunan sihirli bir sayıdır. Matematiğin devrimi olan bu oran evrenimizi her geçen gün daha da anlaşılır kılmakta. Belki de Albert Einstein'ın da söylediği gibi: Evrenin en anlaşılamaz tarafı anlaşılabilir olmasıdır. Albert Einstein"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/astronom-gok-bilimci-nedir-nasil-astronom-olunur/", "text": "Astronom Nedir, Nasıl Astronom Olunur? Gezegenler, yıldızlar, galaksiler ve güneş sistemleri sizi büyülüyor mu? Evrenin nasıl çalıştığını bilmek ister misiniz? Halk arasında daha çok astronotlarla karıştırılan, ehuehuehu uzaya mı çıkacaksın sen? Bizi de aldırtsana yanına biçimde komik gibi görünen ancak komik olmayan esprilerle muhattap olan bir meslek grubunu kısaca tanımaya ne dersiniz? Astronom Nedir ve Nasıl Astronom Olunur? Astronom Nedir? Astronom Nedir? Astronom ya da diğer adıyla gök bilimci evreni ve içindeki her şeyi inceleyen bilim insanlarına denir. Astronom kelimesi size çok havalı gelebilir. Hatta bir astronom ile karşılaştığınızda şunları dahi düşünebilirsiniz: - Ne kadar da havalı bir bölümden mezun olmuşlar. - Bunlar varya kesin parayı götürüyor. - Hazır yakalamışken burcum hakkında soru mu sorsam? - Mis gibi iş ne kadar da çok geziyorlar. Evet doğru, gök bilimciler çok geziyor ama söz yazarının söylediği şekliyle terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi değil araştırma yapacak bir yer bulur, orayı gezerler. Unutmamamız gerekir ki gök bilimciler burçlarla ilgilenmezler. Onlar daha çok kendilerine astrolog diyen insanların işi. Size tavsiyemiz bir astronomla karşılaştığınızda sakın burçlar hakkında soru sormayın, pek hoşlarına gitmez. Peki bu astronomlar ne iş yapar? Evrenin büyüklüğünü hayal edin, öğrenilecek o kadar çok ilginç şey var ki, astronomlar genellikle galaksilere, yıldızlara, gezegenlere, bulutsulara kadar evrenin kökenini ve hatta evrimi araştırır ve bu konuda uzmanlaşırlar. Bir çoğu aynı zamanda üniversitelerde veya kolejlerde profesördür ve araştırma yapmanın yanı sıra öğretimlerde de bulunurlar. Bazıları ise uzay görevlerini planlamaya ve desteklemeye yardımcı olur. Onların her zaman sabit bir iş yeri yoktur. Çoğu zaman, diğer kurumlarda bireysel görüşmeler için davet edilirler. Astronomların en yaygın iş yerleri gözlem evleridir, burada onlara çalışma yapmaları için laboratuvar imkanı sağlanır. Bununla birlikte, herhangi bir gök bilimcinin en büyük hedefi NASA'da bir kariyer yapmaktır. Araştırma yapma verileri analiz etme, teoriler test etme konularında uzmanlardır. Bilgisayarlar en vazgeçilmez iş araçlarıdır. Bir bilgisayarın önünde çok zaman harcarlar, bu nedenle bilgisayarlara ve programlamaya aşinalardır. Zamanlarının çoğunu, yeni konular öğrenmeye ya da sadece astronomi alanındaki önemli bilimsel gelişmelere ve güncel araştırmalara ayak uydurmak için astrofizik dergileri okumaya harcarlar. Bir astronom için vazgeçilmez derece öneme sahip 5 ana araç vardır: - Teleskoplar: Gözlem yapmak için kullanılır. - Spektrograflar: Uzaydaki cisimlerin sıcaklığını, kompozisyonunu ve hızını anlatmak için ışığı bir spektruma ayırmak için kullanılır - Kameralar: Teleskoplara bağlanarak ve görüntü toplama amacıyla kullanılır. - Uzay araçları: Kameralar ve teleskoplar, uzay nesnelerinin görüntülerini toplamak için gemiye yerleştirilir. - Bilgisayarlar: Elde edilen verileri analiz etmek için kullanılır. Nasıl Astronom Olunur? Öncelikle astronom olmak için Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü mezunu olmak gerekir. Ancak bununla da yeterli kalmıyor, muhtemelen astronomi veya fizik alanında bir dereceye ihtiyacınız olacaktır. Astronomi çok fazla fizik içerdiğinden, üniversiteler genelde fizik ve astronomiyi birleştiren Astrofizik dereceleri sunabilmekte. Her iki alanda da iyi bilgi sahibi olma, kendinizi geliştirmeniz gerekmektedir. Türkiye'de şu üniversitelerde bu bölüm mevcuttur: - İstanbul Üniversitesi - Ankara Üniversitesi - Ege Üniversitesi - Erciyes Üniversitesi - Akdeniz Üniversitesi - Atatürk Üniversitesi - Boğaziçi Üniversitesi - Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi - İstanbul Teknik Üniversitesi Çoğu gök bilimci fizik bilimlerinden birinde lisans ve yüksek lisans derecelerinin yanı sıra Astronomi veya Fizik alanında doktora derecesine sahiptir. Bir gök bilimci olmak normal lise eğitiminin ardından yaklaşık on yıllık bir eğitim gerektirir. Doktoralarını tamamladıktan sonra astronomlar genellikle tipik olarak tamamlanması 2 ila 3 yıl süren bir veya daha fazla doktora sonrası araştırmalar ve çalışmalarda bulunurlar. Genel itibariyle çok para kazanmazlar. Maddiyat onlar için ikinci plandadır. Alanda başarılı olan gök bilimciler ise iyi meblağlar kazabilmekteler. Bir gök bilimci olmak istiyorsanız, uzaya ve dünyaya merakınız ve ilginiz yüksek olması gerekmekte. Oldukça yöntemli ve pratik bir insan olmalısınız. Büyük resme bakabilmeniz ve yararlı kalıpları seçebilmeniz gerekir. Bu kalıpları ilk etapta zihninizde canlandırabilmek ve bilgi parçalarını anlamlı bir şekilde bir araya getirmek için hem titiz hem de yaratıcı olmanız gerekir. Evren hakkında yeni bir şey ortaya çıkarmak için çaba içinde bulunmanız, gerekirse vaktinizin çoğunu harcamak için büyük bir sabrınız olmalı. Ancak bu şekilde başarılı olabilirsiniz. Eğer gök bilimci olmak istiyorsanız ve sorularınız varsa yorum olarak bizlere belirtebilirsiniz. Astronom olmak istiyorum, neler yapmam gerektiğini bilmiyordum, sayenizde öğrendim bu önerinizi hayatıma adıyacagim : Evren hakkında yeni bir şey ortaya çıkarmak için çaba içinde bulunmanız, gerekirse vaktinizin çoğunu harcamak için büyük bir sabrınız olmalı. Bende gök bilimci olmak istiyorum ama zor görünüyor yinede çalışıp,çabalayıp ve sabrederek hedefime ulaşacağıma inanıyorumm İleride astronom olup bende NASA'da kariyer yapmak istiyorum uzaya olan ilgim sayenizde daha da artti Calismak calismak daha çok calismak iste butun mesele bu... İşi gücün yoksa, para derdin yoksa hobi olarak yap. Yoksa git astrolog ol. Astronom olamk istiyorum ama 10 yıl çok ya Benim oğlum 8 yasında okumayı 5 yaşında kendisi öğrendi okula gitmeden şimdilerde dikkatimizi çekmeye başladı çocuk uzayla aşırı ilgileniyor bütün gezegenleri ve bunların hepsinin uyduları söylemeye başladı internetten söylediklerine bakıyorum hepsi doğru ben Sadece dünyanın bir uydusu ay var bilirdim bütün gezegenlerin uyduları ve onları da uyduları varmış hayretler içinde seyrediyorum şimdi teleskop sayıklıyor ama maalesef durum yok ama ben oğluma göre bir okul araştırıyorum ve zengin insanlardan yardım bekliyorum bana göre bilim adamı olacağına inancım tam yok böyle bir beyin anlatılmaz yaşanır ve gurur duyuyorum EN AZ 10 YILMI OHOOOO ÖLME EŞŞEGİM ÖLMEE Gökbilimci olmak en büyük hayalim ama hayal olarak kalmayacak. Bu yorumu astronom olduğumda görüp tebessüm etmek için yazıyorum. Benim yaşım daha küçük yani daha 12 ama büyüyünce astronom olmak istiyorum belkide herkesten daha çok araştırdım ve araştırıyorumda daha yaşımın küçük olmasına ağmen son sınıfların bilmediği şeyleri biliyorum araştırın araştırmaktan zarar gelmez ve okuak istediğim yer istanbuldaki ankarada güzel ama istanbul benim oturduğum yere daha yakın neyseeeeeeeee merhaba benim bir sorum olacak ben 12 yaşındayım ortalama kaç yıl sonra astronom olabilirim?nolurr cvp verin gözlerim kızardı araştırmaktan Merhaba benim bir kaç sorum olacak . Ben lise son sınıfım .o bölümün taban puanı nedir acaba ? Ve Türkiye'de mezun olduktan sonra başka bir ülkede astronom olmam mümkün mü? makalede yazıyor 😐 Üniversiteyle birlikte 10 yıl anladığım kadarıyla Ben daha 13 yaşındayım ve uzaya çok ilgim var. Uzayla ilgili şeyleri keşfetmek,insanlığa bı katkım olmasını istiyorum. Tüm eğitime hazırım yeter ki uzayla ilgili bir şeyi dünyaya sunabileyim. Peki maaş? Peki maaş?"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/ay-nasil-olustu-ayin-olusumu-teorileri/", "text": "Ay Nasıl Oluştu? Ay'ın Oluşumu Teorileri Ay Nasıl Oluştu? Ayın Oluşumu Teorileri, Birlikte Oluşum , Yakalama Teorileri ve Dünya ve Theia gezegenin çarpışması sonucu Ay'ın nasıl oluştuğu ile ilgili bilgiler edineceksiniz. Ay nasıl oluştu? sorusu hemen hemen hepimizin aklına gelmiştir. Gökyüzü sözlüğünde bir yalnız olan, geceleri ışığıyla kalplerimizi aydınlatan, Dünya'da bütün olup bitenleri en tarafsız bir şekilde inceleyen dilsiz tanığımız olan Dünya'nın uydusu Ay'ın nasıl oluştuğuna dair üç teori vardır: Dev etki hipotezi, Birlikte oluşum teorisi Yakalama teorisi. Dev Etki Hipotezi: Bu fotografta Dünya' ve Theia gibi bir gezegenin bir çarpışmasının nasıl olabileceğini gösteriyor. Dev Etki Hipotezi : Theia-Dünya Çarpışması Dev etki hipotezine göre Ay Nasıl Oluştu? Bilim dünyasında en çok kabul gören ay teorisi, Ay'ın yaklaşık 4.5 milyar yıl önce Dünya boyutunun yaklaşık yarısı büyüklüğünde, Theia denen hayali bir gezegenle şiddetli bir çarpışmanın (saniyede 4 km hız) sonucunda oluştuğunu iddia ediyor. Dünya ile Theia gezegeni ile çarpışması sonucu Dünya'nın kabuğunun buharlaşmış parçaları uzaya fırladı. Yerçekimi, dışarı atılan parçacıkları birbirine bağlayarak Ay'ı oluşturdu. Dünya ve Theai gezegenin çarpışması sonucu Ay'ın nasıl oluştuğunu gösteren şema. NASA'ya göre Dünya'nın bu korsan gezegenle çarpıştığında, ortaya çıkan enerji, Dünya'ya çarparak dinozorları yok ettiğine inanılan göktaşı ile çarpışmasında ortaya çıkan enerjiden 100 milyon kat daha büyüktü. Dünya ve Theia adlı gezegenin çarpışması sonucu Ay'ın nasıl oluştuğunu gösteren bir simülasyon. Birlikte Oluşum Teorisi: Dünya ve İkizi AY Birlikte oluşum teorisine göre gezegenlerin uyduları olan aylar, ana gezegenleri ile aynı zamanda oluşabilirler. Yoğuşma hipotezi olarak da bilinen bu teori; Ay ve Dünya'nın bir kara deliğin etrafında dönerken, Güneş Sistemini oluşturan bulutsunun içindeki tek bir malzeme bulutundan birlikte oluştuğunu öne sürer. Birlikte oluşum teorisi Ay'ın neden bulunduğu yerde olduğunu açıklar, ancak Dünya ve Ay'ın aynı malzemeden yapılmış gibi görünmediğine dair kanıtları açıklamış değildir. Yakalama Teorisi: Dünya Sürüklenen Bir Ay'ı Yakaladı Yakalama teorisine göre, Ay, Dünya'nın yerçekimi çekimine kapılmadan önce güneş sistemini dolaşan bir kayalıktı. Yakalama teorisine göre; Ay, güneş sisteminde başka bir yerde oluştu. Uzayda kendi başına hareket eden bir kayalık olan Ay, Dünya'nın etrafında dolaşırken Dünya'nın çekim alanı Ay'ı yakaladı ve yörüngeye getirdi. Yakalama teorisi, Birlikte oluşum teorisinin aksine Dünya'nın ve onun ayının bileşimindeki malzeme farklılıkları açıklamaktadır. Ancak bu teori bilim dünyasında genellikle kabul edilmez, çünkü Ay'ın göreceli boyutları nedeniyle Dünya tarafından yakalanması pek mümkün değildir. Dünya'nın kütlesi, Ay'a kıyasla o kadar büyük değil ve bu yaklaşımın çok yüksek hızlarda gerçekleşeceği gerçeğini de düşünecek olursak, böyle bir olayın gerçekleşmesi olası değildir. Her ne kadar birlikte oluşum teorisi ve yakalama teorisi, ayın oluşumunun bazı unsurlarını açıklasa da, birçok soruyu cevapsız bırakmasıyla bu 2 teori sınıfta kalıyor. Şu anda, dev etki hipotezi bu soruların çoğunu kapsıyor ve ayın nasıl oluştuğuna dair bilimsel kanıtlara uyması için en iyi model haline geliyor. https://www.windows2universe.org/earth/moon/co_formation_theory.html https://www.space.com/19275-moon-formation.html https://www.history.com/news/where-does-the-moon-come-from https://sites.google.com/site/parkviewastro/lunar-formation/the-capture-theory FOTOGRAF: 1. ve 2.foto : https://astronomy.com/news/2019/05/giant-impact-hypothesis-an-evolving-legacy-of-apollo"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/aya-gercekten-gidildi-mi-bilimsel-kanitlar/", "text": "Ay'a Gerçekten Gidildi mi? Bilimsel Kanıtlar ! Ay'a Gidildi mi? Bilimsel Kanıtlar... Bayrak nasıl dalgalandı? Fotoğraflarda neden yıldız yok? Van Allen Kuşağı Nasıl Geçildi? Gölgeler Neden Paralel Değil? Ay'a Gidildi mi? Ay'a gerçekten gidilip gidilmediğine dair ortaya atılan komplo teorileri için bilimsel kanıtları sizler için derledik... BAYRAK NASIL DALGALANDI? Görüntülerde Ay yüzeyindeki bayrak dalgalanıyor gibi görünüyor? Ay'da atmosfer yok, dolayısıyla havasız bir ortamda bayrak nasıl dalgalanır? BİLİMSEL KANIT: Ay'a gidildi mi? sorusunu sorduğumuzda en çok ortaya atılan komplo teorisi bayrağın nasıl dalgalandığıyla ilgilidir. Apollo görevlerindeki bayraklar naylondan yapılmıştır. Bayrak Ay'a katlanarak götürüldü ve bayrağı açınca kırışık kaldı. Ay'a bayrak dikileceği için haliyle bu sıradan bir bayrak olmayacaktı. 4.3 ağırlığındaki bu bayrağa dalgalanıyor gibi gözükmesi için bayrağa kasıtlı olarak dalganlanma şekli verildi. Astronot bayrağı 1.5 metre uzunluğundaki direğe takıp çekildikten sonra bayrakta bir titreme oldu ve ardından hareketsiz durdu. AY YÜZEYİNDE ÇEKİLEN FOTOĞRAFLARDA NEDEN HİÇ YILDIZ YOK? BİLİMSEL KANIT: Fotoğrafçılık bilgisi olmayan insanlar bu fotoğraflara baktıktan sonra ''NASA bize yalan söylüyor. Her şey sahte! Nasıl gökyüzünde hiç yıldız olmaz. '' gibisinden cümleler kurarlar. Yıldızlar gözükmüyor çünkü daha net bir görüntü alabilmek için fotoğraflar 'kısa pozlama' ile çekilmiştir. Siz de elinizdeki telefonla gece gökyüzünü kısa süreli pozlama ile çekecek olursanız; Ay'ın ışığı ve şehirdeki çevre aydınlatmasından dolayı gördüğünüz yıldızları fotoğrafta göremeyeceksiniz. Aynı sebeple Güneş ışınları ve Ay yüzeyinin aşırı parlaklığından dolayı yıldızların görünmemesi gayet normal. VAN ALLEN KUŞAĞI NASIL GEÇİLDİ? Ay yolculuğu sırasında çok yüksek derecede radyasyonla Dünya'yı saran ve asla geçilemez denilen Van Allen kuşağından geçen astronotlar, nasıl olurda hayatda kaldılar? BİLİMSEL KANIT: Astronotların Ay'a gidip gelecekleri güzergah uzun süren hesaplamalardan sonra minimum derece radyasyondan etkilenecek şekilde özenle seçildi. Radyasyonun etkisini azaltmak için gidilen uzay aracı alüminyum ile kaplandı ve astronotların kıyafetleri özel olarak tasarlandı. Yolculuk sırasında Van Allen kuşağında çok kısa bir süre kalan Astronotların maruz kaldığı radyasyon ise güneş altında çalışan bir inşaat işçisinden birkaç yılda aldığı 'doğal 'radyasyondan fazla değildi. Bu kuşağı keşfeden James Van Allen ise 'asla geçilemez' diyen insanlara ''bu tam bir saçmalık'' cevabını vermiştir. Güzergah olarak fotoğrafta da görüldüğü gibi kuşakların en ince tarafı olan kutup bölgeleri seçilmiştir. Olur da ekvator bölgesinden gitmeyi deneselerdi zaten bu kuşağı aşamayacak, astronotlar ölmüş olacaktı. GÖLGELER NEDEN PARALEL DEĞİL? Astronotların gölgesi ile ay modülünün gölgesi neden birbirine paralel değil? Bunlar hep set ortamında hazırlanan ışıklandırma hatası. Gölgeler nasıl olurda yamuk yumuk olur? BİLİMSEL KANIT: Ay yüzeyindeki tek ışığı kaynağı olarak Güneş'i düşünürseniz eğer yanılırsınız. Güneş ışıkları Ay yüzeyinden yansıyarak farklı açılardan gelen ışık kaynağı oluşturur. Aynı şekilde Dünyamızda, Ay yüzeyini aydınlatan kuvvetli bir ışık kaynağıdır. Haliyle iki kaynaktan gelen ışığa rağmen gölgeler yamuk yumuk değil de hep paralel olsaydı bir şeylerden şüphelenmemiz gerekirdi. Yani komplo kuramcıları bu soruyla yine sınıfta kaldı. DİĞER BARİZ KANITLAR Ay yüzeyine Apollo astronotları tarafından bir lazer yansıtıcı yerleştirildi. Dünya'daki ESO gözlemevi gibi büyük gözlemevleri aracılığıyla bu lazer yansıtıcıların varlığı kanıtlandı. 6 Apollo görevinden toplamda 380 kg kayaç getirildi. Bu kayaçların Dünya'ya ait olmadığı yapılan bilimsel araştırmalardan sonra Ay'dan getirildiği kanıtlandı. Apollo astronotlarının iniş yaptığı bölgelerin yüksek çözünürlüklü fotoğrafları çekildi. Fotoğraflarda uzay aracının indiği yer ile astronotların bıraktığı izler açıkça görülebiliyor. KOMPLO TEORİLERİ Ay'a Gidildi Mi? Projeler, Trajediler, Raporlar adlı makalemizi okudunuz mu? Bu makalemizde yazımızdaki iddiaların aksine çok farklı komplo teorilerine tanık olacaksınız."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/aya-gidildi-mi-projeler-trajediler-raporlar/", "text": "Ay'a Gidildi mi? Projeler, Trajediler, Raporlar... Ay'a Gidildi mi? Apollo Projesi ve Yaşanan Trajedi! Kuluçka Tasarımı, Thomas Baron Raporu... +Ay'a Gidildi mi? Komplo kuramcılarının iddialarına göre Ay'a hiç ayak basmadık. Sebep? + Bunun en büyük kanıtı yeterli teknolojimizin olmamasıydı. Yani NASA bunu uydurdu. Yemin Et? + Allah musaf çarpsın. İşte bu yüzden araştırmamıza uzay yarışının en başından başladık. eeeee + Mesela 12 Eylül 1962'de Jhon Kennedy'nin ünlü konuşmalarından biriyle yola çıkalım. Adam diyor ki: Aya gitmeyi seçtik. On yıl içinde aya gitmeyi ve diğer şeyleri yapmayı seçtik, kolay oldukları için değil zor olduğu için istiyoruz, orda bir düşman bayrağı görmeyeceğime dair yemin ettik. Uzayı kitle imha silahları ile dolu görmeyeceğiz, orayı bilgi araçlarıyla dolduracağız. Ertelemek istemediğimiz bir meydan okuma ve diğerleri gibi de kazanmak istiyoruz. -John Kennedy John Kennedy'nin bu konuşması Sovyetlerin uzaya ilk insan göndermesinden 1 yıl sonra idi. Uzay yarışı resmen başlamıştı. Ay'a gidildi mi sorusunun cevabını ararken John Kennedy'nin bu konuşması komplo teorilerini güçlendirmekteydi. Ay'a Gitme Planları İçinden astronotlarından bulunduğu büyük bir yük taşıyacak kadar güçlü, hafif ve güvenli bir roket tasarlamak ve onunla Ay'a kadar gitmek işin ilk kısmıydı. Sonra da Ay yüzeyine iniş yapabilecek teknolojiyi geliştirmeleri gerekiyordu. Dünya'ya dönmek için gereken yakıt miktarının hesaplamak bile müthiş bir proje olacaktı. Daha sonra süper sıcak atmosferde 250 milyon yol alacak ve güvenli bir şekilde Dünya'ya ineceklerdi. 1962'ye kadar bunların hiçbirini halledememişlerdi. Apollo Projesi ve Yaşanan Trajedi 1965 yılı Apollo projesi için eğitim, üretim, montaj ve test yılı oldu. Ve çalışmalar doruğa ulaştığında NASA, Apollo projesi için yarım milyon kişiyi işe aldı. Fakat Ocak 1967'de ilk Apollo görevinden haftalar önce o trajedi yaşandı: Apollo astronotları Roger Chaffee, Virgil Grissom ve Edward White çıkan yangında öldü. Bazı üst düzey uzay müfettişleri soruşturma başlattı. Soruşturma raporuna göre yıpranmış kabloların içindeki soğutucu gaz sıkıntısı kapsüldeki yangına neden olmuş. Astronotları uzayda kaybetmek ayrı bir şey fakat bu yerde yapılan bir testti. Görünüşüne göre uzay yarışının en yoğun döneminde Ay'a gitme konusunda yapılan politik baskılara rağmen NASA yetkililerinin Rusya'yı Ay'da yenme konusunda bazı güvenlik kaygıları vardı. Astronotların kendilerinin de bazı endişeleri vardı. Test sırasında yanarak ölen ve Apollo 1 astronotlarından olan Virgil Grissom ses kaydında şunları söylemekte: Söylediklerinin tek kelimesi bile hiç duymuyorum. Burada 2-3 bina arasında konuşamasak, Ay'a kadar nasıl gideceğiz? Ay'a gidildi mi diyen aşırı komplo kuramcılarına göre NASA, bu astronotları susturmak için yangını bilinçli bir şekilde çıkardı. Kuluçka Tasarımı Apollo 1 kapsülü ile ilgili komplo kuramının ikinci kısmı: Kuluçka Tasarımı Bazılarını da göre Ay'a gitmek için bu kadar acele edinildiğinden bazı önemli hususlar gözden kaçmıştı. Apollo 1 yangını için soruşturma kapsül kapısı içeriye doğru açıldığı için kapanmıştı. Astronotlar kabin içi basıncının etkisiyle kapsülün kapısını açamamışlardı. Komplo kuramcılara göre NASA bu tasarım kusurlarını biliyorlardı. Fakat Ay yarışında Sovyetleri yenmeye o kadar yoğunlaşmışlardı ki acele ettiler ve ekibi tehlikeye attılar. Daha sonra yapılan testler ise NASA'nın verdiği raporu doğruladı. Bunların hiçbiri NASA'nın Ay'a adam gönderemeyeceği anlamına gelmiyordu. Aslında Apollo 1'den öğrendikleri onları bir adım öne taşıdı. Bu trajediden sonra kapsül kapısı gelecekteki görevler için geliştirildi ve acil durumlarda kolay açılacak hale geldi. Apollo 1 felaketinden önce bile NASA'nın kendi içinde bazı endişeleri olduğunu biliyor muydunuz? Thomas Baron Raporu Thomas Baron adını hiç duydunuz mu? Baron 1965'ten 1966'ya kadar Kuzey Amerika Havacılık Kalite Kontrol bölümünde füze uçuş öncesi müfettişiydi. Şirket Apollo 1 modülünün yapımını üstlenmişti. O süre içerisinde proje ile ilgili bazı kusurlar tespit etmiş ve bunları 1966'nın sonunda NASA'ya 55 sayfalık bir raporla sunmuştu. Baron üstleri tarafından ihmal edildiğini düşündü ve bu raporu kasten basına sığdırdı. 5 Ocak 1967'de Kuzey Amerika Havacılık bölümünü kendisini işten kovmaya zorladı. Yaklaşık 1 ay sonra onun önceden tahmin ettiği trajedi 3 astronotun ölmesine neden oldu. 21 Nisan 1967'de Baron, kongrede bulguları hakkında ifade verdi. Kongreye 500 sayfalık bir rapor sundu. Raporunda şu sözlere yer veriyor: Belli bir kaza, bir yangın ya da böyle bir şey hakkında bir mektup yazmış olsaydım, bana kesinlikle engel olunacaktı. Ama sonunda bu felaket gerçekleşti. İfadesinin sonunda son bir şey isteyip istemediği sorulduğunda bu 500 sayfalık mektubunun kayıtlara geçirilmesini talep etti. Bu ifadeden sadece 1 hafta sonra o öldü. Baron ve ailesi arabalarına 1 trenin çarpması sonucu öldüler. 500 sayfalık rapor hiçbir zaman basılmadı ve ortadan kayboldu. Komplo topluluğunda NASA karşısında onun bir efsane olduğu ve susturulduğu düşünülüyor. Bazılarına göre ise işten kovulduğu için kendini kötü hissediyordu ve bu yüzden intihar etti. Fakat söyler misiniz? İntihara teşebbüs etmekten 20 dakika önce kim gidip arabasını yıkatır? Mesela onun arabasına çarpan tren, NASA'nın sahip olduğu ve işlettiği demir yolu şirketine aitti. Thomas Baron gerçekten öldürülmüş müydü? Peki Baron gerçekten öldürülmüş müydü? Komplo kuramcılarına göre Baron dışarıya bilgi sığdırıyor ve Ay'a gitmeye hazır olmadığını söylüyordu. Ve NASA'da onu susturmak için öldürdü. Soruşturma raporunda Baron'un bir kavşakta treni geçmeye çalıştığı söyleniyor. Fakat komplo kuramcılarına göre demiryolu şirketi NASA'ya aitti ve hükümet buna trajik bir kaza süsü verdi. Ocak 1967 'de 3 insan öldü, Kennedy'nin hedefine ulaşmaları için 3 yılları kaldı."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/betelgeuse-yildizi-ne-zaman-patlayacak/", "text": "Betelgeuse Yıldızı Ne Zaman Patlayacak? Patlayacak yıldız olarak anılmaya başlanan, tüm dünyanın gözü üzerine çevrilen Betelgeuse yıldızı, ne zaman patlayacak? Patlarsa ne olur? Sorularına cevap arayacağız. Öncelikle, benim adım bomba soyadım ölüm diyen süpernova adayı olan bu yıldızı tanıyalım. Betelgeuse yıldızı Dünya'dan yaklaşık 600-700 ışıkyılı uzaklıkta bulunan güneşten 1000 kat daha büyük kırmızı süper dev yıldızdır.Özünde çok parlak bir yıldız olan Betelgeuse, aynı zamanda Avcı Takımyıldızı 'nın alfasıdır. Gökyüzündeki en parlak 10 yıldızdan biri olan Betelgeuse'nin böylesine parlak bir yıldız olmasının bir bedeli var. Yakın bir zamanda patlayacak olmasından dolayı şu anda gökyüzümüzün en ünlü yıldızı olmuş durumda. Muazzam enerjisi, yakıtını hızlı bir şekilde tüketmeye devam ediyor, o artık ömrünün sonlarını yaşıyor. Bir gün yakıtı tükenecek, daha sonra kendi ağırlığı altında çökecek, muhteşem bir süpernovaya dönüşecek. ESO'nun teleskobu ile gözlem yapan gökbilimciler 2019 Aralık ayından bu yana Betelgeuse'nin normal parlaklığından % 64 daha sönük olduğunun farkına vardılar. Ardından Villanova Üniversitesi Astronomi ve Astrofizik Bölümü'nde profesör olan Edward Guinan, üniversitenin 1981 yılından bu yana Betelgeuse'yi gözlemlediklerini, yıldızın parlaklığında azalmalar olduğunu ve normal parlaklığa dönmek yerine büyümeye devam ettiğini söyledi. Lazer İnterferometre Yerçekimi Dalgası Gözlemevi LIGO, 14 Ocak'ta Avcı Takımyıldızı yönünden geliyormuş gibi görünen yerçekimi dalgalarını tespit etti. Gökbilimciler başlangıçta bunun Betelgeuse'un sonu olduğunu düşündü. Çünkü bir yıldız süpernovaya dönüşmeye başladığında, yerçekimi dalga patlaması üretirdi. Yerçekimi dalga tespitinin ardından heyecanla dışarı çıkıp gökyüzüne bakan bilim insanları, Betelgeuse'in hala orada olduğunu gördüler. Betelgeuse patlamış olsaydı, Venüs kadar parlak görünecekti. Günler geçtikçe oluşan yerçekimi dalga patlaması hakkında daha fazla bilgi edinen bilim insanları dalgaların yıldızdan 10 derece uzakta olan bir kaynaktan geldiğinin bilgisine ulaştı. Betelgeuse yıldızı ne zaman patlayacak? sorumuza tekrar geri döneceksek olursak; Betelgeuse yıldızı yarında patlayabilir, gelecekte bir milyon yıl içinde de patlayabilir. Bilim dünyası bu soruya henüz net bir cevap bulmuş değil. Betelgeuse Patlarsa Ne Olur? Betelgeuse, bilim insanlarının tahminlerine göre birkaç hafta veya ay boyunca inanılmaz bir şekilde parlayacak, belki de dolunay parlaklığına ulaşıp gün ışığında bile gözlemlenebilir bir duruma gelecek. Kaliforniya Üniversitesi'de yüksek lisans yapan Jared Goldberg ve Evan Bauer, Betelgeuse patlarsa ne olur? Sorusuna cevap aramak adına ölmekte olan yıldızın son günlerini gösteren bir smülasyon hazırladı. Araştırmalar sonucu edindikleri bilgilere göre: - Betelgeuse patladığında, 100 günden daha fazla bir süre boyunca yarım ay kadar parlayacak. - Geceleri gökyüzünde gölgeler yaratacak ve hatta bu gündüzleri dahi gözlemlenebilecek. - Süpernova sonrası soluklaştıkca,1 yıl boyunca geceleri çıplak gözle görünebilecek. Betelgeuse İkinci Güneş Olacak mı? Betelgeuse ikinci güneş olacak mı? Sorusuna kısaca cevabımız: Hayır. Bu söylenti 2012 yılında kulaktan kulağa dolaşıyordu. Sahi 2012 yılını hatırlıyor musunuz? Dünya'nın sonu geleceği yıl? Süpernova gittiğinde, Betelgeuse ikinci güneş olarak görebileceğimiz kadar parlak olamayacak. İkinci bir Güneş'e dönüşmese de, Dünya'da yaşayan herkes gece gökyüzünde inanılmaz bir manzara ve ışık şovu ile karşı karşıya kalacak. Betelgeuse Patlarsa Dünya'ya Ne Olur? Betelgeuse patlarsa Dünya'ya ne olur? Dünya ve Dünyadaki yaşam bundan zarar görmeyecek. Çünkü Dünya'daki hayata zarar vermek veya yok etmek için fazlasıyla uzakta. Astrofizikçiler, bir süpernovanın Dünya'ya zarar vermesi için en az 50 ışık yılı yakınında olmamız gerektiğini söylüyor. Patlayacak yıldız Betelgeuse'ye olan uzaklığımız ise bu mesafenin yaklaşık 11-12 katı. Bu yüzden gönül rahatlığıyla güvendeyiz diyebiliriz."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/buyuk-patlama-big-bang-teorisi-nedir/", "text": "Büyük Patlama Teorisi Nedir? Büyük Patlama Teorisi Evrenin en büyük dans partisini anlatan bu film siyah bir ekran görüntüsüyle başlar. Yavaş yavaş, beyaz noktalar belirir ve daha da artar. Noktalar birbirine doğru çekilir ve bir dış sesle Büyük Patlamanın yaklaştığı anlaşılır. Bir evrende sonsuz bir karanlık hakimdir. Aniden, devasa bir beyaz nokta belirir ve etrafına ışık saçmaya başlar. Nokta büyümeye devam eder ve bir anda patlar. Patlamayla birlikte, ekranda müthiş renkler ve ışıklar belirir. Gaz ve toz parçacıkları hızla genişleyerek evreni oluşturur. Kamera, patlamadan yayılan enerji dalgalarını takip eder. Evren genişlemeye başlar. Galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluşmaya başlar. Kamera, galaksiler arasında dolaşırken, uzayın büyüleyici güzelliklerini gösterir. Büyük Patlama Teorisini anlatan bu filmin hikayesini bizden dinlemeye ne dersiniz? Bu hikayenin sonunda; evrenimiz nasıl oluştu? Sonsuz olarak bildiğimiz uzay nasıl meydana geldi? Peki bundan sonra ne olacak? Sorularına cevap almış olacağız. Hikayemiz 13.8 milyar yıllık o meşhur soruyla başlıyor: Büyük Patlama nedir? Büyük patlama teorisi basit bir temele dayanır. Kısaca evrendeki mevcut olan ve geçmiş maddenin tümünün aynı zamanda, kabaca 13.8 milyar yıl önce ortaya çıktığını açıklar. Bu esnada, tüm maddeler yoğunluğu sonsuz olan tekillik adı verilen ve yoğun ısıya sahip çok küçük bir toz tanesine sıkıştırıldı. Bir anda tekillik genişlemeye başladı ve bildiğimiz gibi evren başladı. Hubble Yasası Bu soruyu cevaplamak için 1920'lere gidelim. O yılların karanlık bir gecesinde Amerikalı gök bilimci Edwin Hubble gözlem yaparken kendi kendine bir galaksinin uzaklığı ile hızı ya yaklaşıyor ya da kendimizden uzaklaşıyor diye düşünmeye başladı. Hubble aslında o gece mesafe ve hız arasında bir korelasyonun farkına varmıştı. Galaksi ne kadar uzaksa, o kadar büyük bir hıza sahipti. Temelde, bizimkine yakın galaksiler daha yavaş hareket ederken daha uzaktaki galaksiler daha hızlı hareket ediyordu. İlk başlarda bu fikir bize cazip gelebilir. Sonuçta bizim evrenin merkezinde, ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğumuzu, diğer tüm galaksilerin de burada olduğumuzu bildiğini ve bu sebepten bizden uzaklaştığını düşündürebilir. Tabi bunu ilk düşünen kişi elbette Kopernikti. Düşünce oyunumuzun bu aşamasında insanlığın evrenin merkezinde olduğu inanılıyordu, bu yüzden başka bir açıklamaya daha ihtiyacımız olacak... Eğer evren için iki boyutlu bir benzetme yaparsak, bu diğer açıklama kolaylıkla anlaşılabilir. Evrenimizi üç boyutlu uzayın terimleri; ileriye, yana yürüyebiliriz ve hatta aşağı yukarı zıplayabiliriz. Bunlara başka bir boyut da ekleyebiliriz: Zaman. Bunlar dört boyut içinde yaşadığımız uzay-zaman evrenini oluşturur. Diğer evrenleri ise ancak hayal edebiliriz. Matematiksel bir bakış açısıyla, örneğin, çeşitli iki boyutlu evrenleri hayal edelim; bir balonun yüzeyi tablonun yüzeyi gibi iki boyutlu bir varlık. Bunları iki boyutlu olarak çizebiliriz Bir balonun içinde yaşayan iki boyutlu karıncaların yaşadığı bir galaksi düşünelim. Bu karıncalara da görev olarak diğer galaksileri gözlemlemeyi, mesafelerini ve hızlarını ölçmeleri gerektiğini söyleyelim. Daha sonra bu balonu üfleyelim. Ne olacak? Balon şişecek. Peki bu gök bilim tutkunu karınca ne görecek? Temel olarak, ona en yakın galaksiler yavaşça geriye çekilirken, daha uzaktakiler ise daha hızlı geriye çekilecek. Bu karınca aslında Hubble Yasasını keşfetmiş olacak. Eğer tersini hayal edersek genişleme yerine, balon sönmeye başlar, karıncanın göreceği tüm galaksiler birbirine yaklaşır. Hubble Yasası'nın bu nedenle kanıtladığı şey, evrenimizin genişlemesidir. Zamandan ne kadar geriye giderseniz, evren o kadar küçük olur. Bu mantığı sadece küçük bir balonu küçülterek hayal edebiliriz. Evrenin Büyük Patlama ile başladığını ve Hubble Yasasın da onayladığı şekliyle genişliyor. Bu açıklamaların ardından akla gelen o kritik soru; evren neyin içinde genişliyor? Evren Neyin İçinde Genişliyor? 13.7 milyar yıl önce ilkel bir atom ile yaşanan büyük patlamanın ardından bu patlamanın uzayın hangi köşesinde ve nerede gerçekleştiği sorusu ilk akla gelen şeydir. Balon modelimizde (2 boyutlu evren) büyük patlamada balon yüzey değil. Uzay yüzeydir. İç mekan geçmiş ve dış, gelecek. Merkez ise zamanın kaynağıdır. Patlama uzayda meydana gelmedi, ama zamanın başında uzayın kendisi bu zamansal tekilliğin ürünüydü. Bu iki boyutu basit model örneği, sezgisel ancak güvenilir bir örnektir. Kozmolojinin temel sorunları arasında üçüncü bir boyut eklemek sadece bir sorudur. Bu temel sorunlardan aşağıdaki soruyu sorarsak eğer... Büyük Patlamadan Önce Ne Vardı? Işığın uzay boyunca yolculuk yapması uzun zaman alır. Bu da ne kadar uzağa bakarsak o kadar geçmişi görebildiğimiz anlamına gelir. Fikir ilginç görünüyor; uzaya ne kadar derin bakarsak, evren o kadar genç olur. O zaman galaksilerin doğduğu anı gözlemleyebilir miyiz? Evet, eğer yeterli teknolojiye yani 12 milyar ışık yılı boyunca geriye dönüp bakmamızı sağlayan enstrümanlara ihtiyacımız var. Günümüzde bu teknoloji araçları ve büyük teleskoplar mevcut. Bu araçlar galaksilerin ne zaman, nasıl ve neden doğduğu gibi çağdaş bilimin en heyecan verici sorularına yanıt arıyor. Asıl sorumuza gelelim şimdi... İzafiyet teorisi, başlangıç noktasındaki yoğunluğun sonsuz olması gerektiği sonucuna varır. Bu durumla başa çıkmak kuantum gerektirir. Bununla ilgili de mevcut bir teori yoktur. Belki de tarihinin bu aşamasını anlamak evren ve çağdaş fizikteki en büyük çözülmemiş sorunlardan biridir... Büyük Patlama Teorisinin Kanıtları Büyük Patlama Teorisinin kanıtları oldukça fazladır. Bunun için 1940'lı yıllardan başlayalım... Gökbilimci George Gamow, patlamanın hala gözlemlenebilir bazı izler bıraktığının farkına varmıştı. İlk iz sıcak ve yoğun olan evrenin çok fazla ışık yaymasıydı. Genişleme ile bu ışığın karakteristik sıcaklığı düşecekti. Basit hesaplamalara göre, belki de bugün hala gözlemlenebilirdi. 1965 yılında Arno Penzias ve Robert Wilson isimlerindeki iki mühendis yaklaşık 5 kelvin sıcaklığı ile mikrodalga radyasyon iletim alımını bozan elektromanyetik gürültü test ediyorlardı. Radyasyonu ölçtüklerinde kozmik arka plan radyasyonu için beklenenden daha yakın bir değer buldu, 2.7 kelvinler bu büyük patlama teorisinin kanıtıydı. 1978 yılında bu keşif Penzias ve Wilson'a Nobel Fizik Ödülünü kazandırdı. Teorinin tek doğrulaması bu değildi. Büyük patlama teorisyenleri ayrıca helyum elementinin üç dakika içinde oluşmasını bekler ve evrendeki malzemenin dörtte birinin bu element, diğer dörtte üçü hidrojen elementi oluşturur. Bilim sonunda helyumun ilkel bolluğunu ölçmeyi başardı, değer aynen tahmin edildiği gibiydi... Büyük Patlama Teorisinin diğer kanıtlarını da şöyle sıralayabiliriz: - Uzak galaksilerin kırmızıya kayması, evrenin genişlemekte olduğu anlamına gelir. Zamanda yeterli miktarda geriye gidersek muhtemelen eğer her şeyin küçük bir noktaya sıkıştırılmış olduğunu görürüz. - Evren genişledikçe ve soğudukça, bugün gördüğümüz bazı unsurlar meydana geldi. Big Bang teorisi, evrenimizin başlangıcından şimdiki sürecine kadar her elementten ne kadar olması gerektiğini doğru tahmin ediyor. - Işığın evren boyunca yolculuk yapması uzun zaman alır, çok uzak galaksilere baktığımızda zamanda geriye de baktığımız anlamına gelir. Galaksilerin uzun zaman önceki halleri bugünkünden oldukça farklı olduğunu görebiliyoruz, bu da evrenin zaman içinde değiştiğini ve büyük patlamayı doğrular nitelikte."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/dinozorlar-nasil-yok-oldu-nesli-neden-tukendi/", "text": "Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? Nesli Neden Tükendi? Dinozorlar nasıl yok oldu? Dinozorların nesli neden tükendi? Ne zaman yok oldular? Dünyaya düşen göktaşı, meteorlar mı; hastalıklar mı dinozorları yok etti? Dinozorlar nasıl yok oldu? Dinozorların nesli neden tükendi? Sorularının cevapları bilim dünyası tarafından tarafından tartışılan ve cevabı hala bir sır gibi gizemini koruyan bir konudur. Bu sır perdesini aralamaya ne dersiniz? Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? 165 milyon yıl boyunca dinozorlar karanın, denizin ve gökyüzünün hakimiydiler. Kısaca Dünya'nın saltanatı onların ellerindeydi. 65 milyon yıl önce bir şey oldu ve dinozorların saltanatı sona erdi. İklim değişikliği, hastalıklar, değişen bitki toplulukları ve jeolojik olayların hepsi rol oynayabilirdi. Acaba olan şey neydi? Yapılan araştırmalar, Dinozorlar Nasıl Yok Oldu? sorusuna cevap olabilecek 4 büyük teori ortaya çıkardı. - Besin zincirindeki dengesizlik dinozorların açlıktan ölmesine neden oldu. - Yaşanan hastalıklar tüm dinozor neslini yok etti. - Volkan patlamalarından sonra çıkan kül ve gaz, dinozorların boğularak ölmesine neden oldu. - En çok kabul edilen teori ise, büyük bir göktaşı Dünya'ya çarptı ve iklim koşullarını değiştirdi. Bu değişiklik dinozorların dramatik bir şekilde dinozorların yok olmasına neden oldu. Dinozorların nesli neden tükendi? Dinozorları yok eden göktaşı 12 km çapında olmak suretiyle ve bir mermiden 20 kat hızla Dünya'ya çarparak dinozorların yok olmasına neden oldu. Peki Chicxulub adındaki bu devasa göktaşı, düştükten sonra Dünya'ya etkileri ne oldu? Dinozorların nesli neden tükendi? - 65 milyon yıl önce Meksika yakınlarına düşen göktaşı, Dünya yüzeyini sarstı, bu da denizlerde büyük tsunamilere sebep oldu. Bu tsunamiler çevrelerindeki hayvanları ve bitkileri ezdi. - Dünya'ya çarpan meteor çok fazla toz ve kir yaptı. Tüm bu toz ve kir Dünya'yı kapladı ve gökyüzünü karartarak, cehennemi andıran karanlık günler başlattı. Ardından orman yangınları kaçınılmaz oldu. - Göktaşı Dünya'ya çarpmadan önce, Hindistan'da volkan patlamaları yaşanıyordu. Bu volkan patlamaları duman ve kül yaparak gazla havayı doldurdu. Göktaşının Dünya'ya çarpmasından sonra yaşanan volkan patlamalarından daha fazla olup olmadığını bilmiyoruz ama belki de bu çarpışma çok kötü bir zamanlamaydı. - Dünya o kadar tozlu ve karanlıktı ki, Güneş ışığı yeryüzüne ulaşamadı ve Dünya'da canlı yaşamanı engelleyecek soğuk günler başladı. - Gökyüzündeki toz çöktükten sonra Dünya fazlasıyla ısındı. Bu durum canlıların pek hoşuna gitmedi. Bitkiler büyümekte zorlandı. Bitkilerle beslenen hayvanların yiyecekleri bitki kalmadı ve daha sonra etçil beslenen diğer hayvanlarında yiyecekleri hayvan sayısı azaldı . Böylece dinozorların hayatta kalması çok zor oldu ve Dinozorların nesli neden tükendi? sorumuza bir cevap oldu. Dünya'daki canlı yaşamın ise 3/4'ü yok oldu."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/dunya-benzeri-super-gezegen-kesfedildi/", "text": "Dünya Benzeri Süper Gezegen Keşfedildi! Yeni Zelanda Canterbury Üniversitesi astronomları, milyonda bir rastlanan galaksimizin merkezine doğru, uzaktaki bir yıldız sisteminde Dünya benzeri süper gezegen keşfedildiğini duyurdular. Dünya Benzeri Süper Gezegenin Özellikleri Süper gezegenin özelliklerine baktığımızda Dünya ile ürkütücü benzerliklerin yanı sıra bazı büyük farklılıkları bulunmakta: - Büyüklük açısından, Dünya kütlesinin yaklaşık dört katı. - Süper gezegenin yıldızı loş bir cüce yıldız, hatta kahverengi bir cüce bir başka deyişle başarısız yıldız dır. - Bir yıl yaklaşık 617 Dünya günü sürüyor. - Güneşten çok daha az kütleli bir yıldızın etrafında dönüyor. - Samanyolu Galaksinin merkezi yıldız çıkıntısının yakınında bulunuyor. - Gezegene OGLE-2018-BLG-0677 adı verildi. Astronomlar bu bulgularını The Astronomical Journal dergisinde yayınladılar. Süper Dünya'nın keşfi bilim insanlarının milyonda bir olarak tanımladığı tesadüfi bir olaydı. Dünya Benzeri Süper Gezegen Nasıl Keşfedildi? Eşine milyonda bir rastlanan Dünya benzeri süper gezegen astronom ekibi tarafından direkt gözlemlenmedi. Yıldızıyla nasıl etkileşime girdiğini belirleyerek bile fark etmediler. Bunun yerine çekimsel mikro mercekleme tekniğiyle, çarpık ve büyütülmüş şekli nedeniyle keşfettiler. Çekimsel mikro mercekleme, büyük nesnelerin etraflarındaki alanı çarpıtmasına dayanır. Bir teleskop, büyük bir nesne ve bir hedef doğru şekilde sıralandığında, büyük nesne, hedefin saçtığı ışığı büyütür. Bununla ilgili Canterbury Üniversitesi'nden araştırmacıları bu çok nadir bir olay, herhangi bir zamanda bir milyon yıldızdan sadece bir tanesi mercekleniyor. açıklamasını yaptı. Bu yeni gezegeni bulmak için; Şili, Avustralya ve Güney Afrika'da her 15 dakikada bir 100 milyon yıldızdan gelen ışığı ölçebilen üç özdeş teleskop kullanıldı. Araştırma ekibinin lideri Antonio Herrera Martin, Gezegenin ve ev sahibi yıldızın yer çekimi, daha uzak bir arka plan yıldızından gelen ışığın belirli bir şekilde büyütülmesine neden oldu. Işık bükme etkisini ölçmek için dünyaya dağıtılan teleskoplar kullandık dedi. Süper Dünya kategorisinde birçok yaşanılabilir gezegen vardır ama bu kategorideki bir gezegenin bizimkine benzeyeceğine dair bir garanti yok. NASA, süper dünyaları Dünya'dan 10 kat daha büyük olarak tanımlıyor, fakat su gezegenlerden buzlu olanlarına, esas olarak gazdan meydana gelenlerine kadar bileşimde değişiklik gösterebileceklerini söylüyor."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/dunya-duz-mu-duz-dunya-iddialari-ve-deneyleri/", "text": "Dünya Düz mü? Düz Dünya İddiaları ve Deneyleri Dünya Düz mü? Dünya düz mü? Yoksa yuvarlak mı? Komplo teorisyenlerinin iddiasına göre; Dünya'nın uzaydan çekilen bir fotoğrafı yok, bunların hepsi yalan uydurma ! Çekilen fotoğrafların hepsi Photoshop çünkü bizi kandırıyorlar! Hatta bunlar hep Amerika'nın oyunları, arkasında kim var? İsrail. Peki düz dünya iddiaları doğru olabilir mi? Önce Dünya'nın şekli ile ilgili görüş bildiren bilim adamlarına yer vererek sorumuza yanıt arayalım: - Milattan önce 6. yüzyılda Thales, Dünya'nın yuvarlak olduğunu ve sularla çevrili olduğunu söylemiş. - Pisagor, Dünya'nın Güneş etrafında döndüğünü, bir yörüngesi olduğunu ve yuvarlak olduğunu söylemiş - Milattan önce 4. yüzyılda Aristo, Ay tutulmasını izlerken, Dünya'nın; Ay'ın üzerindeki gölgesinin yuvarlak olduğunu fark etmiş, sadece yuvarlık bir nesnenin gölgesi yuvarlak olabilir diyerek, Dünya'nın yuvarlak olduğunu söylemiş. - Biruni (972-1050), Dünya'nın küre biçiminde olduğunu söyleyerek Dünya'nın çapını hesaplamış. Madem Dünya dönüyor, biz neden uzaya fırlamıyoruz diye soranlara, bu hayatımda duyduğum en salakça soru, tabi ki yerçekimi var demiş. - İdrisi (1100-1166), Dünya'nın küre şeklinde olduğunu söylemiş, inanmayanlara ise Dünya'nın bir haritasını çizerek yanıt vermiş. - Kopernik (1473-1543), Güneş'in Dünya etrafında dönmediğini hatta Dünya ve diğer gezegenlerin Güneş etrafında döndüğünü söylemiş. Tabi bunu da ömrünün sonlarına doğru söyleyebilmiş çünkü o dönemdeki genel inanış Dünya'nın düz tepsi şeklinde olmasıydı. Aksini iddia edenler ise ölüm ile cezalandırıldı. - Kristof Kolomp (1451-1506), okuduğu kitaplardaki Dünya'nın yuvarlak olabileceği iddialarından etkilenerek sürekli batıya doğru yolculuk yaparsam Dünya'nın yuvarlak olduğunu görebilirim demiş. Mürettebatıyla birlikte atlamış gemisine ve bu yolda ilerlerken tesadüfen Amerika kıtasını keşfetmiş. Yoldayken hayatını kaybetmesi üzerine onunla birlikte yola çıkan gemilerden biri yolculuğu tamamlayarak, Dünya'nın yuvarlak olduğunu kanıtlamış. - Galileo (1564-1642), Teleskobu icat ederek,Dünya'nın küre biçiminde olduğu ve diğer gezegenlerle birlikte Güneş'in etrafında döndüğü iddialarını desteklemiş. Bunlara rağmen düz dünyaya inanlara ise vereyim elinize teleskobu, bir de bu açıdan bakın demiş. - Macellan (1480-1521), Dünya'nın çevresini dolaşan ilk denizci ünvanına sahiptir.Yaptığı bu yolculuklar sayesinde Dünya'nın yuvarlak olduğunu kanıtlamış, hatta çevresini bile ölçmüştür. Dünya düz müdür? Diye soranlara karşı Dünya'nın şekli ile ilgili görüş bildiren; Thales, Pisagor, Aristo, Biruni, İdrisi, Kopernik, Kristof Kolomp, Galileo ve Macellan derken, esasen bütün bu dertlerin 16. yüzyılda bitmesi gerekiyordu. 21. yüzyılda halen Dünya'nın düz olduğunu iddia eden milyonlarca insan var. Peki bu iddiaları neye dayanarak söylüyorlar? Düz Dünya İddiaları Düz dünya iddiaları Dünya düzdür, adaleti yoktur ve Dünya delikanlı olsa yuvarlak olmazdı metaforlarından sonra ülkemizde tekrar gündeme gelmiştir. Sizler için inanılması güç, bir o kadar da saçma olan iddiaları derledik: - Uzay sahtedir: Uzay belki de son sınır olabilir, tabi Hollywood stüdyolarında. Yeryüzünün uzaydan çekilmiş bir gerçek fotoğrafı hiç olmadı.Bu görsellerin öyle olduğunu sanıyorduk,ama NASA bile bu görsellerin Photoshop'tan yapıldığını kabul etti.Bunların hepsi bilgisayar yapımı görseller. Dünya'nın birçok ülkesi bu sahte uzay görüntülerini yapıyor çünkü bu işlerde çok para var. Sadece NASA bu tip görsellerden kasasına 2016 yılında 18.5 milyar dolar koydu. Sebep ortada değil mi? - Kıvrım Yok: Top şeklinde olan bir şeyin kıvrımlarının gözükmesi gerekir ama nereye ne ne kadar uzağa bakarsanız bakın, en ufak bir kıvrım göremiyoruz. - Hareketsiz Dünya: Saatte 1600 kilometre kendi ekseni etrafında dönen veya Güneş'in etrafında inanılmaz bir hızla savrulan bir Dünya'yı; ne gördük, ne kaydettik, ne de hissediyoruz. Böyle bir hareket hiçbir zaman ölçülmedi. - Ufuk Çizgisi: Gözlemleyeci hangi yükseklikte olursa olsun, ufuk çizgisi göz seviyesinde kalmaya devam eder. Boyutu ne olursa olsun bir top şeklinin üzerinde olması mümkün olamaz. Kuran'da Düz Dünya Ayeti Kuran'da düz dünya ayeti olduğu iddia edilen Rahman Suresi 33. Ayet: Diyanet işlerinin sitesinde bu ayet şu şekilde tefsir edilmiştir: Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz. Düz dünyacılar ise bu ayeti şu şekilde yorumlamaktadır: Dünya düzdür ve etrafı Antartika ile çevrilidir. Aslında Güney Kutbu yoktur ve bu insanların uydurmasıdır. Antartika'da 1500-2000 metreye yakın yüksekliklerde buzullar bulunmaktadır. Bu buzulların ardından sonsuzluğa uzanan buzul tabakası vardır. Buralar Dünya'nın sınır bucaklarıdır. Hiçbir şekilde bu sınırlar geçilemez. Amiral Richard E.Byrd 1956 yılına kadar bu buzdan dağları yararak Dünya'nın dışına geçebileceğini düşündü ve daha sonra bir anda bütün proje durduruldu. 1954 yılında Richard E.Byrd bir röportajda şunları söylemiştir: Ama gariptir ki bugün Dünya'da insan gözünün görmediği Amerika kadar büyük bölgeler var. Kutbun etrafında Güney kutbunun ötesinde bulunuyor. Hala keşfedilmemiş bu kadar büyük yerlerin olmasını oldukça şaşırtıcı olduğunu düşünüyorum. Düz dünyacıların sorduğu soru ise: Böyle bir yer varsa neden gidemiyoruz? Düz Dünya Deneyi Düz Dünya deneyi hazırlığında bulunan Düz Dünya Uluslararası Konferansı , gezegenin iddia edilen sınırına bir yolculuk planlıyorlar. Okyanusları çevreleyen buz duvarlarını arayacaklar. Amaçları Dünya'nın yükselen bir buz duvarı ile çevrelenmiş düzleştirilmiş bir disk olduğu iddiasını test etmek. Dünya'nın düz olduğuna inanan bu insanlar; kavisli bir ufuk gösteren görüntülerin sahte olduğunu ve yuvarlak bir Dünya'nın uzaydan fotoğraflarının, Dünya'nın düzlüğünü gizlemek için NASA ve diğer uzay ajansları tarafından yürütülen geniş bir komplonun bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Bu ve buna benzer iddialar 1800'lerin başlarında kurulan Düz Dünya Topluluğu'nun web sitesinde yer almaktadır. Düz Dünya Topluluğunun web sitesinde yayımlanan diyagramlarda Dünya'nın sınırı Antarktika kıtası olduğu görülmekte ve bu yüzden FEIC'in düz dünya deneyinin varış noktası Antarktika olarak belirlendi. Dünya'nın düz olduğunu ispatlamak için kendini uzaya fırlatan bir Amerikalı ise yaptığı deney sonunda yere çakılarak yaşamını yitirmişti. Düz Dünya Haritası Düz dünya haritası olarak tarafından kabul edilen Gleason'un haritasının grafik hali iddialara göre aynı zamanda Birleşmiş Milletler'in resmi logosudur. 1892 yılına ait bu haritaya baktığımızda üzerindeki bildiride New Standard Map Of The World yazmakta.Bu harita aynı zamanda bilimsel ve pratik olarak onaylanmış olarak tescil edilmiş olup birçok dünya ülkesi tarafından kullanılmıştır. Haritanın yaratıcısı Alexander Gleason, haritanın düz dünyanın şeklini gösterdiğini iddia etmesi ve bunun bilimsel ve pratik olarak onaylanmış olarak tescil edilmesi, düz dünyacılar tarafından Dünya'nın şeklinin düz olduğu yönünde büyük kanıt niteliği olarak görüldü. Gerçekten öyle midir? İşin aslına bir bakalım o zaman... Alexander Gleason bu haritayla Dünya'nın düz olduğunu iddia etse de harita için patentinde yazdığı açıklama çelişkilidir.Kayıtlı patentten, Dünya'nın düz olduğunu asla söylemedi. Aksine, haritayı küresel bir dünyadan oluşturduğuna yönelik açıklamaları bulunmakta: Harita, bir yerkürenin dışa vurumu, esas olarak her birinin orijinal değerini ekvator Greenwich'ten iki kutba tutmasına izin veren meridyen çizgilerinin düzeltilmesinden oluşur. US Patenti No. 497,917, Alexander Gleason Kısaca söylemek gerekirse Gleason Haritası, Dünya'nın küçültülmüş bir versiyonu değildir.Diğer haritalarda olduğu gibi, Dünya'nın gerçek, küresel şeklinin bir yansımasıdır. Sürekli batıya doğru gidip aynı noktaya ulaşmak dünyanın yuvarlak olduğunu kanıtlamaz"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/dunya-nasil-olustu-dunyanin-olusum-sureci/", "text": "Dünya Nasıl Oluştu? Dünyanın Oluşum Süreci Dünya Nasıl oluştu? Bing Bang Patlamasından, Yıldızların, Güneşin, Güneş Sisteminin, Mevsimlerin oluşumuna kadar Dünyanın Oluşumu Süreci İnceliyoruz. Dünya Nasıl Oluştu? Dünya Nasıl Oluştu? Güneş Sistemi'nin yaşamaya elverişli tek gezegeni olan Dünya'nın hikayesi ne zaman başladı? Sorularına yanıt aramaya çalışacağız... Dünya oluşum sürecindeyken orada değildik. Peki Dünya'nın nasıl oluştuğunu nasıl bilebiliriz? Bir şey oluşurken orada değilseniz, sahip olabileceğiniz tek şey teorilerdir. Bu yüzden Dünya'nın nasıl oluştuğuna dair elimizde birçok teori bulunmaktadır. Dünya'nın oluşum hikayesi, Dünya var olmadan çok daha önce başlıyor... Dünyanın Oluşumu Dünya'nın oluşumunu anlayabilmek için evrenin oluşumuna kadar gidiyoruz. Büyük patlamayı gerçekleştirip, önce yıldızları daha sonra Güneş Sistemini ve gezegenimizin nasıl oluştuğunu anlatacağız. Her şey 13.8 milyar yıl önce Büyük Patlama ile başladı. Büyük Patlamayı bir kartopu savaşına benzetebiliriz: Mesela bir kartopu savaşı yaptığınızı hayal edin. Başlangıçta kartopunuz oldukça küçük. Ama sonra birine fırlatıyorsunuz ve kartopu patlıyor. Patlayan kartopu her yere yayılıyor ve kartopunun ilk halinden daha çok yer kaplıyor. Büyük patlamada yaşanılan şey de bununla aynıdır. Büyük patlamadan sonra sadece iki element vardı: Hidrojen ve Helyum. İlk yıldızlar var olan hidrojenden oluştu. Nesiller boyunca yıldızlar nebula adını verdiğimiz gaz bulutları içinde oluşmaya başladı. Hidrojen ve Helyum elementlerinin saltanatı bu yıldızların yaşlanmasına kadar devam etti. Bu yıldızlar yaşlanınca çekirdeklerinde oksijen, demir vb. daha ağır elementler oluşturdular. İlk nesil yıldızları ölünce, uzaya savruldular. Bu da gelecek nesil yıldızların oluşumu için atılan tohum oldu. İkinci nesil yıldızların oluşumundan sonra daha ağır elemente sahip bazı yıldızlar ilk gezegenleri oluşturdular. Bundan yaklaşık 5 milyar yıl önce galaksinin oldukça sıradan bir yerinde sıra dışı bir şey oldu. Hidrojen gazını ve ağır element çöplüğünü yakındaki bir nebula içine iten bir süpernova ya da nebulayı altını üstüne getirerek geçen bir yıldızın etkisiyle güneş sistemi oluştu. Yaklaşık 4,6 milyar yıl önce güneş sistemi güneş bulutsusu adı verilen bir gaz bulutuydu. Yerçekiminin etkisiyle bulutsunun tozu ve kayaları bir araya geldi. Daha sonra bu malzeme kendi içine çökerek bulutsunun merkezinde Güneş'i oluşturdular. Dünya Nasıl Oluştu? Sorumuza tekrar geri dönecek olursak... Yerçekimi, kalan parçacıkları bir araya getirmeye devam etti, onları daha büyük bedenlere topladı, sonuçta Dünya'yı ve güneş sistemimizdeki diğer gezegenleri oluşturdu. Dünya ise yolunu güneşten üçüncü gezegen olarak buldu. Dünya'nın oluştuğu ilk günlerde kayalık yığınlar, şiddetli çarpışmalar hala devam ediyordu. Yaklaşık 4,5 milyar yıl önce, Theia adında, Mars büyüklüğünde bir gezegen Dünya ile çarpışarak neredeyse Dünya'yı yok olmasına sebebiyet veriyordu. Uydumuz olan Ay'ın oluşumu da bu şiddet dolu çarpışmanın ürünüdür. Ay'ın oluşumu hakkında detaylı bilgi almak isterseniz bu makalemizi inceleyebilirsiniz: Dünya'da Mevsimlerin Oluşumu Dünya Theia gezegeni arasında yaşanan bu çarpışmadan sonra Dünya kabuğu, yığınlar halinde uzaya savruldu. Yumru halini alan Dünya, etrafında dönerek kendi yörüngesini başlatırken bazı gezegenler ise Dünya ile birleşti. Ay'ı oluşturan bu kazanın ardından Dünya'nın eğim açısı 0 dereceden 23,5 derece olarak değişti. Eğim açısından bu sapma, Dünya üzerinde mevsimlerin oluşumuna sebep oldu. Dünya Çekirdeğinin Oluşumu Oluşan yeni Dünya, bugün üzerinden yaşadığımız gezegenden çok farklıydı. İlk zamanlarda gezegenin kabuğu, mantosu ve çekirdeği yoktu ve bunun yerine tüm elementler eşit olarak bir araya geldi. Okyanuslar, kıtalar ve atmosfer yoktu. Zamanla Dünya, göktaşı çarpışmaları, gezegensel sıkışmanın da etkisiyle ısınmaya başladı. Birkaç yüz milyon yıl sonra Dünya sıcaklığı 2.000C'ye ulaştı ve Dünya'nın çekirdeği oluştu. Zamanla Dünya soğumaya başladı ve bir manto kabuğuna yerleşti. Burada oluşan tektonik depremlerle Dünya bugünde bildiğimiz haline benzemeye başladı. Dünya'nın Atmosferi ve Okyanusların Oluşumu Bundan 4 milyar yıl önce Dünya'nın atmosferi ve okyanuslar oluşmaya başladı. Dünya'nın ilk atmosferi yeterince oksijen içermiyordu. Ancak atmosferin ve okyanusların varlığı ilk canlı yaşamın oluşmasına için bir dayanak noktası oldu. Mikroorganizma canlıları yaklaşık 4 milyar yıl önce evrildi. Yaklaşık 2,5 milyar yıl önce yeterince oksijen birikti. Artık Dünya canlı yaşamına hazırdı... Dünya'daki İlk Canlı Nasıl Oluştu? Dünya'daki İlk Canlı Nasıl Oluştu? Sorumuza cevap vermeden önce Dünya'nın oluşumundan sonraki ilk 4 milyar yıla geri dönüyoruz. İlk 4 milyar yıl boyunca Dünya'dan basit bir hücreden daha karmaşık bir yaşam yoktu. Daha sonra ilginç bir şey oldu, ve hala bilinmeyen nedenlerle, bundan 575 milyon yıl önce çok hücreli yaşam formları bir anda çoğalmaya başladı. Bilim insanlarına göre bu ekosistem devrimin başlangıcı ise yaklaşık 700 milyon yıl önce Dünya'nın neredeyse tüm yüzeyini kaplayan buzulların, büyük dağları toz haline getirerek fosfatlar gibi hayat veren besin maddelerini serbest bırakmasıyla başladı. Ve daha sonra yaşanan aşırı küresel ısınmadan dolayı buzullar eridi ve okyanuslar besinle yıkandı. Bu devrim Dünya'da canlı yaşamın oluşması için uygun bir ortam hazırlanmıştı. Kronolojik sıra ile: - 570 milyon yıl önce ilk eklem bacaklılar - 530 milyon yıl önce ilk balık türü - 475 milyon yıl önce ilk kara bitkisi - 370 milyon iki yaşamlı canlılar olan amfibiler - 320 milyon önce ilk sürüngenler - 225 milyon yıl önce dinozorlar - 200 milyon yıl önce memeli canlılar - 150 milyon yıl önce ilk kuşlar - 130 milyon yıl öncesi çiçekli bitkiler - 66 milyon yıl önce dinozorlar yok oldu. - 14 milyon yıl önce ilk büyük maymunlar - 200 bin yıl önce ise ilk insan ortaya çıktı. Dünya nasıl oluştu? Sorusuna halen bilim adamlarının ve jeologların sorduğu bir soru, ortaya bir çok teori halen atılmakta. Bizlerde bilim dünyasının en çok kabul ettiği teorilerden yola çıkarak Büyük Patlamadan başlayarak Dünya'nın oluşumunu ve Dünya'daki ilk canlı yaşamları sizlere aktardık. Son olarak sizleri Carl Sagan'ın meşhur Soluk Mavi Nokta konuşması ile baş başa bırakıyoruz. Dünya, dev bir evrensel arenada yer alan çok küçük bir sahnedir. Bütün o komutan ve imparatorların akıttıkları kan göllerini düşünün... Şan ve şöhret içerisinde, bu noktanın küçük bir parçasında kısa bir süre için efendi olabildiler. Bu noktanın bir köşesinde yaşayanların, başka bir köşesinde yaşayan ve kendilerinden zar zor ayırt edilebilen diğerleri üzerinde uyguladıkları zulmü düşünün... Anlaşmazlıkları ne kadar sık, birbirlerini öldürmeye ne kadar istekliler, nefretleri ne kadar yoğun! Bu soluk ışık noktası, bütün o kasılmalarımıza, kendi kendimize atfettiğimiz öneme ve evrende öncelikli bir konuma sahip olduğumuz yolundaki yanlış inancımıza meydan okuyor. Gezegenimiz, çevremizi saran o büyük evrensel karanlığın içerisinde yalnız başına duran bir toz zerreciğidir. İçinde yaşadığımız bilinmezlik ve bütün bu enginliğin içerisinde, başka bir yerden bir yardımın gelip bizi bizden kurtaracağına dair hiçbir ipucu yoktur. Dünya... Şu ana kadar, yaşam barındırdığı bilinen tek gezegen. En azından yakın gelecekte, türümüzün göçebileceği başka hiçbir yer yok. Evet, ziyaret ediyoruz. Ama henüz yerleşemiyoruz. Beğensek de beğenmesek de, Dünya şu an için yaşadığımız yegane yer. Dünyanın oluşum sürecini bu kadar detaylı ve anlaşılır alan başka bir site görmedim , ama hem ödevimi yaptım hemde çok şey öğrendim Sayın Dünyanın Oluşum Süreci başlıklı yazınızı kaynak göstererek MEDENİYET VE PEDAGOJİ İTARİHİ adlı kitabıma almak istiyorum. İzin verip vermeyeceğiniz hususunu mail adresime bildirmenizi rica ederim. Saygılarımla. Dr. NUsret Alperen Dünya küresinin oluşumunun ilk hali dış kısmı 200km derinliğinde karbonatlı su ile kaplı deniz idi. Milyonlarca yıl bu şekildeyken deniz altında çok kalın soğuk sert korunaklı tabaka meydana geldi. Bu tabaka elmastan daha sert bir tabakadır. Sonraki zamanlarda uzayda çok büyük yıldız parçalanarak asteroit olarak Dünya küresinin dış 200km derinlik aralığına yerleşmiştir. Uzaydan asteroit olarak gelen maddelerde oksijen yoktur. Derin karbonatlı su içine yerleşen bu maddeler suyun oksijenini alarak hidrojeni açığa çıkarır. Diğer tarafta karbonatın oksijenini alarak karbonu açığa çıkarır. Karbonla hidrojen bir yerde çok miktarda birikir ve reaksiyon şartları oluştuğu zaman çok büyük patlama, ısı, basınç, depremle DOĞALGAZ ve PETROL oluşur. Küresel oluşumlu büyük yıldızlar nasıl parçalanmıştır? Bana göre içinde yaşadığımızı zannetigimiz ama malesef üstü süslü bir yaspasta gibi ama içine daldirdikca yalanlarla saklı suni bir filmsahnesi daha derinlere indikçe sadece acımasızlık Latin ve kötülüklerin daha çok barındığı bir bataklık bana göre sade Eziyetten başka birşeyi yok bence dünya var olduğu sürece insanların günden güne sahada canavarlastigi ve ondan başka bir canlının olmadığı bir film sahnesine dönecek yaradılışın derinliği bence çok daha garip olduğuna eminim bukadar simetrik varolmasinin nedeni çok karışık cevapsız bir soru ve o soru işaretinin karşılığı yok sade bildiğimiz doğup ve olmemiz hepsi bundan ibaret ama bu mavi boncuğu bizlerin yok edeceğine eminim ve kıyamette böylece kopmuş olacak onun için sadece tekrar diyeceğim teksey yalanlar süslü bir acımasız kazan Evrenin oluşumu 13,800,000,000 yıl olduğunu biliyormuydunuz dünyanın yaşıda 6,2 milyar yıldır Kronolojik olarak bu tespitlerde yanlıştır 570 milyon yıl önce ilk eklem bacaklılar 530 milyon yıl önce ilk balık türü 475 milyon yıl önce ilk kara bitkisi 370 milyon iki yaşamlı canlılar olan amfibiler 320 milyon önce ilk sürüngenler 225 milyon yıl önce dinozorlar 200 milyon yıl önce memeli canlılar 150 milyon yıl önce ilk kuşlar 130 milyon yıl öncesi çiçekli bitkiler 66 milyon yıl önce dinozorlar yok oldu. 14 milyon yıl önce ilk büyük maymunlar 200 bin yıl önce ise ilk insan ortaya çıktı. Kronolojik bu tespitler kesinlikle yanlış olduğunu söylerim Elmas Nasıl Bulunur YouTube Kanalımızda bu sorulara bilimsel olarak yanıt vereceğiz kanalımıza abone olun bizi izleyin Patlamadan sonra yıkım olur. Bir düzen ahenk intizam nizam çıkmaz ortaya bi insan patlasa ortaya ondan küçük küçük insanlar mı çıkacak ? Bir ev patladığın da ondan küçük küçük evler mı çıkıyo. Bir eser varsa onun sanatkarıda vardır. Yaratılan herşey bir yaratıcıya işaret ediyor oda mevla teala hazretleri Bilimin de kanıtladığı BÜYÜK PATLAMA ve milyarlarca yıldır evrende bir düzen içerisinde gerçekleşen ve ispatlanan ve her seferinde bizi şaşırtan bunca olay, yaşam , sizce birer tesadüf müdür? Belkide yakında bilim adamları evrenin bir büyük patlama değilde HİÇlikten oluştuğunu ispatlayacak. O zaman da ALLAHın varlığını inkar edebilecekler mi ? Aktardığınız bilgiler için teşekkür ederim. Benim kısa ve net bir cevaba ihtiyacım var yardımcı olur musunuz ama bugün içinde yazarsanız sevinirim çünkü biraz acil şimdiden teşekkürlerimi iletiyorum saygılar"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/dunyanin-katmanlari-ve-ozellikleri-nelerdir/", "text": "Dünya'nın Katmanları ve Özellikleri Nelerdir? Dünya'nın katmanları ve özellikleri nelerdir? İlkokul 3.sınıf fenbilgisi dersinde gördüğümüz Dünya'nın katmanları konusunu / ünitesini hatırlamayan yoktur. Peki bu bilgi ne işimize yarıyordu? Dünya'nın oluşumunu anlayabilmek için gezegenlerin iç yapısını bilmemiz gerekir. O zaman gezegenimizin merkezine doğru yolculuğumuz başlasın. Dünya bilinen gezegenler arasında benzersizdir: bol miktarda suya sahiptir. Diğer gezegenler, atmosferlere, buzullara ve hatta okyanuslara sahiptir, ancak yaşamı sürdürmek için sadece Dünya'nın doğru bir kombinasyonu vardır. Dünya'da yüzeyinde görebildiğimizden çok daha fazlası var; eğer Dünya'yı ortadan ikiye ayırabilseydik, iç içe geçmiş 5 katmandan oluştuğunu görebilirdik. DÜNYA'NIN KATMANLARI Dünya'nın katmanları dıştan içe doğru sırasıyla; - Hava katmanı - Su katmanı - Taş katmanı - Magma katmanı - Çekirdek katmanı Hava küre, taş küre ve su küre gözlemlenebilen katmanlardır. Hava Katmanı / Hava Küre - Hava küre olarak da bilinir. - Dünya'yı saran hava katmanı, yaşam için gerekli olan gazları bulundurur. - Güneş'ten gelen zararlı ultraviole ışınları engeller. - Atmosferin %78'i azot, %21'i oksijen kalan %1'i de diğer gazlardan oluşur. - Atmosfer kendine özgü özelliklere sahip 5 ana katmandan oluşur. Atmosfer katmanları, Dünya'nın yüzeyinden yukarıya doğru sırayla; Troposfer, Stratosfer, Mezosfer, Termosfer ve Ekzosferdir. Bu katmanlar farklı sıcaklıklara ve kimyasal özelliklere sahiptir. Troposfer - Atmosferin en alt tabakasıdır, aynı zamanda üzerinde yaşadığımız katmandır. - Yerden başlayarak, deniz seviyesinden 10 kilometre yukarıya çıkan tabakadır. - Tüm hava koşulları bu tabakada gerçekleşir. - Troposferden yukarıya doğru çıktıkça hava basıncı ve sıcaklık düşer. - Bulutların çoğu troposferde görünür, çünkü atmosferdeki su buharının% 99'u burada bulunur. Stratosfer - Troposferden başlayarak, yerden yaklaşık 50 kilometre yüksekliğe kadar uzanır. - Ozan tabakası stratosferde bulunur. - Ozon molekülleri, Güneş'ten gelen zararlı ultraviyole ışınları emerek ısıya dönüştürür. - Ticari yolcu uçakları stratosferde uçar, çünkü bu tabakada türbülans olayları yoktur. Mezosfer - Stratosferden başlayarak, yerden yaklaşık 85 kilometre yüksekliğine kadar uzanır. - Dünya'ya düşen göktaşlarının çoğu mezosferde yanar. - Mezosferin üst kısmında Dünya atmosferinin en soğuk, sıcaklıkları görülür. (yaklaşık -90 ) - Gazların iyonlarına ayrıldığı tabakadır. Termosfer - Mezosferin üzerinde çok nasir bulunan hava tabakasına denir. - X ışınları termosferde emilir. - Bir çok açıdan termosfer, atmosferin bir bölümünden daha çok uzaya benzer. - Birçok uydunun yörüngesi termosferin içindedir. - Termosferin üst kısmında sıcaklık yaklaşık 500 C. - Aura olarak bildiğimiz Kuzey Işıkları ve Güney Işıkları, termosferde oluşur. Ekzosfer - Dünya'nın gazlı kısmının son sınırıdır - Hava çok fazla incedir. - Bilim adamları ekzosferin sıcaklığını 2000 C'yi bile aştığını hesapladı. - Az da olsa hidrojen ve helyum elementleri bulunur. - Yer çekimi çok düşüktür. Su Katmanı / Su Küre - Suyun sıvı, katı veya gaz halinde bulunduğu tüm dünya ortamlarına hidrosfer denir - Dünya yüzeyinin 3/4'ü sularla kaplıdır. - Su yeryüzünde en çok bulunan maddedir. - Hidrosferde bulunan okyanuslar, göller, akarsular, buzullar ve yeraltı suları yaklaşık 1,4 milyar metreküp su oluşturur. - Hidrosferin %97'si tuzlu su, %3'ü tatlı sudur. Taş veya Kara Katmanı / Taş Küre - Litosfer, Dünya'nın en sert ve en dış katmanıdır. - Yer kabuğunu oluşturan tabakadır. - Kara canlıları ve insanlar burada yaşarlar. - Dünya yüzeyinin 1/4 ünü kaplar. - Bu tabakayı örten toprak tabakası kaya ve minarellerin parçalanmasıyla oluşur. - Litosfer yaklaşık 100 km kalınlığındadır, ancak kalınlıkları yaşlarına bağlıdır. - Litosferin büyük parçalarının hareketi, volkanların, depremlerin ve dağ sıralarının küresel konumlarının yanı sıra kıtalarımızın şeklini ve yerini açıklar. Magma Katmanı / Ateş Küre - Ateş küre olarak da bilinir. - Yer kabuğunu ile çekirdek arasında bulunur. - Magmanın bulunduğu katmandır. - Magma katı kayadan yapılmış ve çok sıcaktır. - Magma çoğunlukla çekirdekten gelen ısı nedeniyle sıcaktır. - Magmalar zaman zaman yanardağlar aracılığıyla yüzeye çıkar. Magmanın yüzeye çıkmış haline lav denir. Çekirdek Katmanı / Ağır Küre - Dünya'nın en sıcak katmanıdır. - Ağır küre olarak da bilinir. - Bilim adamları, çekirdeğin birkaç nedenden ötürü metal olduğunu biliyorlar. - Metalik meteoritlerin çekirdeği temsil ettiği düşünülür. - Dünya'nın en sıcak katmanıdır. - Dünya'nın çekirdeği metal olmasaydı, gezegenin manyetik bir alanı olmazdı. - Dış çekirdek sıvı ve iç çekirdek katıdır. - Dış çekirdeğin katılaşmasını engelleyen ısı, iç çekirdekteki radyoaktif elementlerin parçalanmasıyla üretilir. Not: Milli Eğitim Bakanlığı 3,4 ve 6. sınıf Fen Bilimleri dersi müfredatında Dünya'nın Katmanları şu şekilde ele alınmıştır: Dünya'nın katmanları içten dışa doğru sırayla: - Ağır küre - Ateş küre - Taş küre - Su küre - Hava küre Ağır küre ve ateş küre gözlemlenemeyen katmanlarıdır. Dünyanın katmanları konusunu en iyi anlatan site olmuş, ödevimi yaptım sayenizde teşekkür ederim Bu yazıyı okuduktan sonra Dünyanın oluşumunu daha kolay anladim 🙂 Proje ödevi olarak sunucam , bu ilginç bilgilerinle sen sagol varol Bilim Gemisi 🙂 Dünyanın katmanlarını sıralarken farklı isimlerinin olduğunu bilmiyordum kafam karisiyordu ama çok açık anlatmışsınız şimdi anladım . Hava katmanı Su katmanı Taş katmanı Magma katmanı Çekirdek katmanı Ağır küre Ateş küre Taş küre Su küre Hava küre Çok teşekkür ederim özellikleri hatırlamıyordum çok güzel tşk bilimgemisi ödevimde bitti İyi ki varsınız. Uçak türbülans konusunda farklı görüşler var. Bazı kaynaklar troposfer derken bazıları stratosfer diyor umarım bu konuda açıklayıcı bir bilgi yayınlarsınız hocalarım. Teşekkürler. Magma ve taş küreyi çok iyi anlatmışsınız fakat dış ve iç çekirdeğin kalınlık ve ısıları hakkında bilgi edinmem gerekiyordu.Ayrıca farklı sıteler ile karşıkaştırınca farklı ısılar buldum. Dünyanın en dış katmanı taş küre olarak geçiyor birçok yerde en dış katman hava küre değil midir? 3. Sınıf fen"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/dunyaya-en-yakin-kara-delik-kesfedildi/", "text": "Dünya'ya En Yakın Kara Delik Keşfedildi! 1000 ışık yılı uzaklıkta Dünya'ya en yakın kara delik keşfedildi! En yakın kara deliğin özellikleri hakkında ilginç bilgiler... Avrupa Güney Gözlemevi önderliğinde bir astronom ekibi sayesinde Dünya'ya en yakın kara delik keşfedildi! ESO'nun Şili'deki La Silla Gözlemevi'ni kullanan ekip, bu kara deliği Dürbün takımyıldızında bulunan HR 6819 adındaki üçlü bir sistemde keşfetti. En Yakın Kara delik Daha önce, bilinen en yakın kara delik olan A 0620-00, 3.300 ışık yılı uzaklıkta ölçülüyordu. Bu ünvanı onun elinden alan, Dünya'dan sadece 1000 ışık yılı bulunan çok küçük ve çok sessiz bir kara delik keşfedildi. Bir kara deliği, bulunduğu alanda huysuzlukları olmadığı sürece tespit etmek zordur çünkü herhangi bir tespit edilebilir radyasyon yaymaz ya da yansıtmazlar. Ancak yeni keşfedilen bu kara delik HR 6819 adı verilen ikili bir sistem olduğu düşünülen iki B tipi anakol yıldızıyla üçlü bir yıldız sisteminde bulunuyor ve bu sistem çıplak gözle görülebiliyor. Astronomlar, ikili yıldızlar üzerine yaptıkları araştırmalarda sistem gözlemlerine baktıklarında, ters giden bir şeyler buldu. Bu iki anakol yıldızın yörüngeleri ilginç bir şekilde çarpık görünüyordu. Analiz ettiklerinde ise yörüngede birbirlerinin etrafında dans eden iki değil üç nesnenin olduğunu fark ettiler. Üçüncü nesne görünmez olduğu için, hiçbir şey olmasa bile kesinlikle bir şeyler var olduğunu düşündürdü. Avrupa Güney Gözlemevi'nden astronom Thomas Rivinius bu ters giden şeyi farkedercesine Güneş'in kütlesinden en az dört kat daha fazla kütleye sahip görünmez bir nesne sadece bir kara delik olabilir bu nedenle bu sistem Dünya'ya bildiğimiz en yakın kara deliği içeriyor. dedi. En Yakın Kara Deliğin Özellikleri Güney Yarımküre'deki Dürbün takımyıldızında bulunan ve Güneş Sistemine en yakın kara deliğin özelliklerine yakından bakalım: - Dünya'ya 1000 ışık yılı uzaklıkta - HR 6819 adı verilen bir yıldız sisteminde yer alıyor. Bu sistemdeki yıldızlar 4.6 milyar yıllık Güneş'e kıyasla genç sıcak yıldızlardan oluşmakta. - Yaklaşık 15 milyon yıl önce, bu yıldızlardan biri çok büyüdü ve çok ısındı yaşanan bu şiddetli sürecin ardından bir süpernova patlaması yaşadı. Bu patlamanın ardından bir kara deliğe dönüştü. - Keşfedilen kara delik Minimum 4.2 Güneş kütlesinde olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca astronomlar Samanyolu Galaksisinde bu canavarlardan 100 milyon ila 1 milyar arasında olduğunu teorik olarak düşünüyor. Harvard Üniversitesi Kara Delik Girişimi direktörü Avi Loeb ise bu konu hakkında Büyük olasılıkla bundan daha yakın kara delikler var dedi ve ardından şunu ekledi: Mutfağınızın küçük bir kısmını tararken bir karınca bulursanız, orada daha fazlası olması gerektiğini biliyorsunuz. Astronomlardan oluşan bir takım 2019 yılının Kasım ayının o soğuk gecesinde şimdiye kadar en büyük kara delik ünvanını eline alan imkansız bir kara delik olarak nitelendirilen LB-1 'i keşfetmişti. Bu inanılmaz iki keşfin evrenimiz hakkında bize neler göstereceğini ve ne gibi keşiflere yol açacağı ise şimdiden merak konusu olmuş durumda."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/edison-mu-tesla-mi-elektrik-savaslari-basliyor/", "text": "Edison mu Tesla mı? Elektrik Savaşları Başlıyor Edison mu Tesla mı? Bilim tarihini en büyük savaşı: Elektrik Savaşları Başlıyor... Doğrudan Akım ile Edison, Alternatif Akım ile Tesla... Teslanın inanılmaz yükselişi... Edison mu Tesla mı? Sol köşede Thomas Edison, Amerika'nın en ünlü mucidi ve sağ köşede Nikola Tesla, dahi bir göçmen... İki adam çarpışmak üzere, Dünya'yı aydınlatacak bir gösteri bu. Bütün Dünya sonunda elektriğe kavuşacak... Edison mu Tesla mı? Edison mu Tesla mı? diye düşünürken bu işin aslına bir bakalım. 1880'lerde New York, çığır açan yepyeni bir enerji kaynağı üzerinden çıkan kavganın merkezi: Elektriğin. O ana kadar evlerin çoğu kerofen lambalarla aydınlanıyordu. Ama elektrik artık Dünya'yı aydınlatmak üzere. Birbirine rakip 2 dağıtım sistemi var: Doğrudan akım ve alternatif akım. Doğrudan akımda yana olanların başında ampulün mucidi Thomas Edison var. Alternatif akımın tarafında ise geleceği gören dahi: Nicola Tesla. Akımlar savaşı bu iki devin çarpışmasına sahne olacak. Bu savaştan galip çıkan elinde modern Dünya'nın anahtarını tutacaktır. Edison 1876'da New Jersey'de çığır açan bir laboratuvar kurar. Bu laboratuvar sadece icat ettiği şeylerle değil, icat yapmanın metotlarını da ortaya koyduğu için devrimciydi. Edison icat sürecinin akışını elde tutmak istiyordu. Her şeyin son derece düzenli bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyordu. Hiyerarşinin en tepesinde ise kendisi vardı. Altındaki kişiler, müdürleriyse yapılan icatları sanayinin temposuna göre üretiyordu. Çok iyi bir şey icat etsen bile patenti senin adına değil Edison'un yada şirketin adına çıkıyordu. ''İlerleme var mı baylar? Başarının en kesin yolu, daima bir kez daha denemektir.'' Thomas Edison Edison oyun değiştirecek bir icat üzerine yatırım yapar. Çok uzun ömürlü yanmayan ampul. Burda kesin olmayan ampulde hangi flementin kullanacağıydı. Edison tek bir şey biliyordu, yeni icadı enerjiyi doğrudan akımdan alacaktı. Doğrudan akım, dalgalı akıma göre daha popülerdi. Dalgalı akımdan da eskiydi çünkü 19. yy'nın ortasında batarya kullanımından türetilmişti. Bütün bataryalar doğrudan akım üretiyordu. Akım tek yönde hareket ediyordu. Birçok kişi batarya ile çalışmaya alışmıştı. Elektrikli olan her şey, batarya ile çalıştığı için doğrudan akım bunlara enerji sağlamak için en akıllı yol gibi görünüyordu. Edison doğrudan akımla çalışan bir ampul icat etmek için uğraşırken , sır bir genç olan Nicola Tesla alternatif akım üzerine yoğunlaşmıştı. O dönemde alternatif akım üretmek çok daha zordu ve karmaşık mühendislik çalışması gerektirmekteydi. Alternatif Akım Mucidi Nicola Tesla Alternatif Akım mucidi Nicola Tesla 1882'de Budapeste'de alternatif akımı enerjiye çevirebilecek bir motor üzerinde çalışmaktaydı. Tesla'da psikologların eğretik hafıza dediklerinden vardı. Eğretik hafıza, mesela bir kol boyu mesafedeki bir kutuyu yada küpü zihnin gözüyle görebilmektir. Eğer bu görsel beceride başarılıysanız 3 boyutlu bir nesneyi gözünüzde canlandırabilirsiniz. Tesla bu beceriyi daha çocukken fark etmiş daha ergenliği gençliği boyunca geliştirmişti. Bir makinenin tasarımını zihninde canlandırır, çalıştırır sonra da bunu temel alarak yapmaya başlardı. Tesla dehasının parladığı bir anda alternatif akımla çalışan motorun tasarımını tahayyül eder. Tesla'nın becerisi konveksiyonel düşünceyi tersine çevirmekteydi. Tesla'nın bunu yapabilmesi için yaratmayı düşlediği her şeyin tersine çalışan bir insanın, yani Thomas Edison'un yardımına ihtiyaç vardı. Doğrudan Akım ve Ampulün Mucidi Edison Doğrudan Akım Mucidi Edison'un Avrupada'ki ışık şirketinde çalışmak üzere becerikli çalışanlara ihtiyaç vardır ve bu ihtiyaca uyan bir kişi bulunmaktaydı. Tesla, Edison için çalışmaya başladı ve Strazburg'a gitti. Tesla ve Edison için çok önemli bir andı bu çünkü Strazburg istasyonunda Edison'un baş edemediği sıkıntılar söz konusuydu. Strazburg tren istasyonunda elektriksel bir sorun patlamaya yol açmıştı. Edison'un şirketi elektrik sistemini yenilemek üzere çağrılır. Ancak Almanca bilen ve Edison sisteminin nasıl kurulacağını bilen birileri gerekir. Ve bu Nicola Tesla'dır. Tesla için bu işten öte bir şeydir. Alternatif akım gücüne dair teorilerini geliştirmek için bir fırsattır. Tesla alternatif akımla çalışan eski bir jenerator bulur ve teorisini denemek için alternatif akımlı bir motor yapmaya karar verir. Tesla dönen manyetik alan yaratmak için manyetize olmayan bir materyal kullandığının farkına varır. Bunun üzerine manyetize olabilecek çelik bir tabaka bulur ve bobinle birleştirir. Yıllarca teoriyle uğraşan Tesla'nın düşü hayata geçer. Edison ve Tesla Buluşuyor Tesla, Edison için çalışmak üzere Amerika'ya gider. Yanında Edison'un dostu Charles Batcheleor'un Edison'a yazdığı bir referans mektubu vardı. Batcheleor'un mektubunda şöyle yazmaktaydı: '' Sevgili Bay Edison iki tane büyük insan var. Birisi sizsiniz diğeri ise tam karşınızda bulunan delikanlı.'' Tesla hemen alternatif akım geliştirme planlarını Edison'a anlatır. Tesla Edison'un doğrudan akım jeneratörleri üzerinde çalışmaya başlar. Ve derhal değerini kanıtlar. Tesla, Edison için çalışmasına rağmen alternatif akımın geleceğin enerjisi olduğundan hala emindir. Ancak Edison doğrudan akım kullanma fikrine çok inanmıştır. Doğrudan akım çok uzun zamandır kullanılıyordu. Edison bunun üzerine birçok patent almıştı zaten para doğrudan akımdaydı. Edison, Tesla'ya ona yaptığı işler için 50 bin dolar ikramiye sözü vermiştir. Tesla bu ikramiyeyi Edison'dan ister. Edison söz verdiği ikramiyeyi vermeyince Tesla işten ayrılır. Daha sonra yaşananlar akımlar savaşında iki devin karşı karşıya gelip çatışmasından ibarettir. Tesla'nın Yükselişi Tesla, Edison'un şirketinden ayrıldıktan sonra kendine yeni destekçiler bulur. Alfred Brown ve Charles Peck, Tesla'nın kendilerine para kazandıracağına inanmaktaydı. Ama alternatif akım motorunu desteklemek konusunda kararsızdır. ''Baylar Kolomb'un yumurtasının hikayesini duymuşsunuzdur. Kolomb sarayda Kralice İsabella'nın karşısına çıkar ve bir anlaşma yapar. Eğer yumurtayı dik koymayı başarırsa kraliçe 20 filosuna maddi destek vermeyi kabul edecektir. Kolomb bir yumurtanın dibini hafifçe kırar ve dik bir şekilde koyar. Bende size yumurtayı kırmadan dik koyacağımı söylüyorum. Üstelik kırmayacağım.'' Nicola Tesla Tesla'nın dehası elektromanyetik bilgisinden kaynaklanır. Yumurtaya alternatif akım uygular ve yumurta akla gelmeyeni yapar. Tesla masanın altına bir sistem koyup elektromanyetik bir alan yarattı. Bunun üzerine Brown ve Peck: ''Sen eğer nesneleri sihirli gibi masanın üzerinde döndürebiliyorsan yararlı ve karlı bir şey yapacağına inandık. Ve şirketine yatırım yapıyoruz.'' dedi. Tesla, Brown ve Peck'in desteğiyle nihayet alternatif akım yapacak parayı bulur. Ve bunu kimin satabileceğini de çok iyi bilmektedir. George Westinghouse, demir yollarında havalı frenler ve elektrikli sinyal sitemleri sayesinde servet kazanmıştı. Başka bir sanayi sektörüne geçmek istiyordu. Elektrik enerjisi ve aydınlatmaya girmek istiyordu. Bu işi başlatmak içinde patent satın almak istiyordu. Westinghouse, Tesla'nın patentlerine baktı ve hepsinin alternatif akım sistemiyle tutarı olduğunu gördü ve böyle bir iş tutarsa alternatif akımla satacağı tutar çok tutacaktı. Tesla aradığı kişiydi. Her şey birbirine uymuştu. Tesla'da motor vardı ve sistemi olan biri gerekiyordu. Westinghouse'de sistem vardı ve motor gerekiyordu. Westinghouse Tesla'nın dalgalı motorundan avantaj sağlayacağını düşündüğü sırada elektrik kabloların yarattığı tehlikenin korkusu New York'u sarmıştır. Binaların araları tellerle kaplıydı ve bunlar sürekli artıyordu. Herkes daha nereye tel koyacaklar diyordu. Edison şirketi dağıtım sistemini yer altına kurdu. 1887'de elektrik dağıtmak için hangi sistemin kullanılacağı konusunda ünlü mucitler Thomas Edison'la Nicola Tesla arasında şiddetli bir savaş başlatmıştır. Alternatif akımın karşısında doğrudan akım vardır. Bu savaştan para kazanmak isteyen Nicola Tesla gücünü George Westinghouse ile birleştirir. Aynı zamanda Thomas Edison için çalışan bir mühendis olan Harold Brown gazete başlıklarını kullanarak bir lekeleme kampanyası başlatır. Yüksek voltajla alternatif akımı çok uzak mesafelere yollama becerisi yüzünden bu akım Amerika'da yayılmaktadır. Başarı Westinghouse'nindir sistemi sipariş almaktaydı. Westinghouse Edison'un işini çalacaktı. Çünkü elektrik şirketlerine asansörleri çalıştıracak, madenlerden su çıkaracak makinaları, makinalı araçları çalıştıracak elektriği satabiliyordu. Yani Westinghouse üstünlüğü elde etmişti. Doğrudan akım mı? Yoksa alternatif akım mı? Son yüzleşme 1893 Chicago Dünya fuarında yaşanır. Elektrik ilk kez karşısına çıktığı milyonlarca insanı büyüleyecektir. Tek soru vardır. Doğrudan akım mı? Yoksa alternatif akım mı? Fünyeyi kim çekerse geleceğin elektrik tedarikçisi o olacaktı. Edison'un doğrudan akımı sistemi , Tesla'nın tasarladığı ve artık Westinhouse'nin sahip olduğu alternatif akıma karşıdır. Ancak Westinghouse son ihale sürecine girmeden önce mali sorunlarını çözmek zorundadır. Westinghouse bir sürü sözleşme yapmış ve birçok sipariş almıştı ama şirketin yeterli sermayesi yoktu. Westinghouse borç veren bankalar muhasebe kayıtlarından verilen sözlerle ilgili kaygılılardı. Bunlardan bir tanesi de şirketin monte edilen elektrik motorlarının her birinden beygir gücü başına Tesla'ya 2.50 Cent ödeme sözüydü. Banka bu sözleşmeyi feshedeceksin diyordu. Bunun üzerine Tesla kontratı yırtar atar ve düzenli akan gelirini bir yana bırakır. Tesla paradan çok hayallerini önemsiyordu ancak verdiği karar daha sonra başına bela olacaktır. Tesla konratını yırtınca Westinghouse, Dünya Fuarı için ihaleye girebilecektir. Burda ayrıca elektrikle çalışacak olan bütün teknolojilerinde gösterisi yapılacaktı. Dünya'ya büyük bir kasaba yada küçük bir şehri kapsayan bütünlüklü bir sistem kurabilmek için büyük bir fırsattı. İhaleyi Westinghouse kazanır.Bu Westinghouse ve Tesla için muazzam bir zaferdir. Ayrıca bir kumardır çünkü gerçek maliyet verilen fiyattan çok daha fazladır. Ancak Westinghouse bunun tanıtımı için çok büyük bir adım olduğunu bilir. Nicola Tesla içinse 17 yıllık büyük bir emeğin sonucudur. Tesla'nın ömrünü verdiği işin sonucu dev elektrik salonudur. Tesla'nın jenarötörleri 30 bin ampul yakmaktadır. O güne kadar sergilenmiş en büyük tekil teknoloji sergisidir. 1 Mayıs 1893 günü, Başkan Grover Cleveland yepyeni bir çağı müjdeleyen şarteli indirir. 200 bin elektrik ışığı, Dünya'nın ilk dönme dolabı ve görkemli elektrikli su çeşmesi vardır. Dünya'nın her yerinden gelen 27 milyon kişi, alternatif akımla çalışan elektrikli sistemlerin mucizesine tanıklık eder. Chicago Dünya Fuar'ı , Westinghouse için büyük bir zafer olmuştur. Alternatif akım, Edison'un doğrudan akımını yenmiş oluyordu. Alternatif akım geleceğin elektriği oldu. Edison akımlar savaşını kaybetti ama icatlarına devam etti. Dünya'nın en tanınmış isimlerinden biri, Amerika'nın halk kahramanı oldu. Tesla kablosuz enerji dahil, çok büyük deneyler yaptı. Ancak düşleri ve hayalleri iç sezgisinin önüne geçti. New York'ta 5 parasız ve yalnız öldü. Tesla'nın ünü son dönemlerde yeniden hatırlandı. Alternatif akım kavramı sistemi de nihayet üstün geldi. Sizce bu savaşta kim galip geldi? Edison mu Tesla mı? Eğlenceli ve güzel bir anlatım olmuş."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/en-buyuk-kara-delik-kesfedildi-imkansiz-kara-delik/", "text": "En Büyük Kara Delik Keşfedildi : İmkansız Kara Delik ! En Büyük Kara Delik Keşfedildi En Büyük Kara Delik Keşfedildi! Yanlış duymadınız. Çinli gökbilimciler Samanyolu'nda, mevcut yıldız evrimi modellerine göre var olamayacak kadar büyük bir kara delik keşfettiler. İmkansız Karadelik (LB-1) olarak adlandırılan bu kara delik, Dünya'dan 15 bin ışık yılı uzaklıkta ve Güneş'ten 70 kat daha büyük bir kütleye sahip. Profesör Liu. ''Ne gördüğümüze inanamadık, çok şaşırdık.'' dedi. Bilim adamları genellikle iki tür kara delik olduğuna inanıyor: - Çok büyük bir yıldızın kendi üzerine çökmesi oluşan, daha yaygın olan yıldız kara delikler. (Güneş'ten 20 kat daha büyük) - Güneş'ten en az bir milyon kat daha büyük ve kökenleri belirsiz olan süper kütleli kara delikler. Mevcut teori, yıldızların hafif gazdan ağır metallere kadar çeşitli elementlerden oluştuğunu söylüyor. Daha hafif elementler çekirdekteki termal nükleer reaksiyonlarla daha ağır olanlara dönüştürülerek işlem sırasında büyük miktarda enerji açığa çıkar. Ancak Einstein'ın ünlü denklemi e = mc2'ye göre, bir yıldızın kütlesi zamanla enerjiye dönüştürüldüğü için azalır ve bazı parçacıklar ayrıca güneş rüzgarından kaçabilir, böylece yıldız bir nötron yıldızı ya da bir kara delik haline gelmek için kararır ve çöker. Bu teori doğruysa, güneşe benzer bir yıldız keşfedilen LB-1 adlı karadeliğe eşit bir kütleye sahip bir kara delik üretemezdi. İmkansız Kara Delik ( LB-1 ) Keşfi ile Einstein Teorisi Çöküyor mu? Şimdi teorisyenler, bu oluşumu açıklama zorluğunun üstesinden gelmek zorunda. Profesör Liu İmkanız Kara Delik (LB 1) Keşfi ile beraber Einstein teorisinin çöküp çökmediğini tam anlamıyla ifade etmek şimdilik zor görünüyor. Ancak teoride olası çatlaklar, yerçekimi dalgalarının tespiti ile 2015 yılında ortaya çıkmaya başlamıştı. Evrendeki bu yerçekimi dalgaları, güneşten 60 kat daha büyük bir kara deliğin varlığını öne sürdü, ancak GW150914 adı verilen evrendeki uzak bir bölgeye, güneşimizden çok farklı yıldızlara sahipti. Çoğu bilim adamı, bunun tek bir yıldız yerine iki kara deliğin birleşmesi ve bu sayede yerçekimi dalgaları üretmesi sonucu oluştuğuna inanıyordu. LB-1'in keşfi, insanların tekrar düşünmesini sağlamıştır. Profesör Wu Xuebing, LB-1'in keşfinin sadece şanstan daha fazlası olduğunu söyledi. O, Çin'in dünyanın en gelişmiş araştırma ekipmanlarından bazılarına sahip olduğunu, bu yüzden bilim adamlarının insan bilgisinin ilerlemesine katkı sağlamasının zamanı geldiğini söyledi. Bizi bekleyen birçok bilinmeyen var. diyen, Profesör Wu Xuebing, Einstein'ın genel görelilik teorisinin yanlış olması pek mümkün olmasa da, En Büyük Kara Delik LB-1'in keşfi bunun içinde boşluklar olabileceğini öne sürüyor."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/evrenin-sonu-nasil-olacak-evren-yok-olacak-mi/", "text": "Evrenin Sonu Nasıl Olacak? Evren Yok Olacak Mı? Evren ne zaman yok olacak? Evrenin sonu olduğu kesin. Asıl soru evren ne zaman ve nasıl sona ereceği? Evrenin tam ortasında birbirleriyle savaşan 2 güç var. Bu güçlerden biri evreni küçültmeye çalışan yer çekimi diğeri ise yer ve zamanın genişleme mücadelesi. Yoksa Evrenin sonu yaklaşıyor ve sandığınızdan daha önce mi gerçekleşecek? Evren doğduğu günden beri genişliyor. Zaman da yıldızları aydınlatan kaynağı tüketmeye devam ediyor. Ama tüm bu kaynaklar bittiği zaman ne olacak? Evren birden yok mu olacak? Yıldızlar nükleer enerjilerini kullanarak ölüyorlar; boş, soğuk, ıssız bir evrenimiz olacak. Sadece ölü yıldızların, kara deliklerin, nötron yıldızlarının kalıntıları kalacak, sonunda onlarda çürüyecek. İki güç kontrol için savaşıyor. İlki galaksileri birbirinden ayıran, evrenin soğuyup zamanla donarak yok olmasına neden olacak bir genişleme. İkincisi ise her şeyi yeniden bir araya getirmeye çalışan ve evreni bir kıskacın içinde parçalanmaya iten yer çekimi. 3 olası senaryo var... Şu anda evren genişleme ve yer çekimi arasında bir dengede duruyor. Bu denge enerjisini tamamen kaybedinceye kadar devam edecek mi? Yoksa bu kırılgan denge son mu bulacak? Evrenin geleceğini tahmin etmek için geçmişine bakmak gerek, yıldızların genişlemesine geri dönmek, yer çekiminin başlangıcını incelemek, her şeyin ilk başladığı yere geri dönmek gerek. 13.8 milyar yıl önce çok yoğun bir ısı kütlesi alev aldı ve aniden genişlemeye başladı. Büyük patlama böyle başladı... Büyük Patlama Büyük patlama ile birlikte yıldızların genişlemesi günümüzde halan devam ediyor. Genişleme evren için gerekli olan devasa uzayı yarattı. Ama eğer durdurulamazsa her şeyin yok olmasına neden olacak. Eğer evren çok hızlı genişlerse o kadar hızlı boşalmaya başlar ki galaksilerin, gezegenlerin, insanların yaşayacağı bir alan kalmaz. Şuan burda olmamızın nedeni genişletmeyi yavaşlatan bir şeylerin olması. Bu yavaşlatma gücü her şeyin bir arada kalmasını sağlayan yer çekimidir. Yer çekimi ve madde birbiriyleriyle sıkı sıkıya bağlıdırlar ve bugün gördüğümüz evrenin parçalarını bir arada tutuyor. Ama çok fazla yer çekimi ile evren şu anki halini devam ettiremez. Eğer evren çok yavaş genişleseydi, başka bir basitlikte olurdu ve bu durumda galaksilerin, gezegenlerin, insanların oluşması mümkün olmazdı. Yani biz evrenin en iyi halini yaşıyoruz. Büyük patlamadan bir saniye sonraki genişleme hızı yüz bin milyonda birlik oranda daha az olsaydı evren bugünkü boyutlarına hiç ulaşamadan tekrar çökmüş olurdu. Evren bizi hızla ilerleyen genişlemeden ya da müthiş bir çöküşe neden olacak yerçekiminden kurtarmak için yeterince şeye sahip mi? Bunu bulabilmek için 1920'lerde bilim insanları bir denklem geliştirdi ama sonuçları kesin değildi. Ne kadar fazla maddeye sahipseniz yer çekiminiz o kadar artar. Eğer evrende çok fazla madde bulunuyorsa belki de evren bir kıskacın arasında kalacak eğer çok az madde varsa evren ölümüne donacak. Peki bu kritik koşullar nedir? İki güç arasındaki sınır nasıl çizilmiş? Kritik koşullarla ilgili elde edilen sonuçlar evrendeki dengenin ilk düşündüğümüzden daha tutarsız olduğunu gösteriyor. Ama astronotlar elde ettikleri sonuçlardan daha farklı bir ölçüm yoluna gittiler. Evren kritik koşullarda hayatına devam etmek için yeterli miktarda maddeyi içinde barındırıyor gibi görünüyor. Elde edilen kesin olmayan sonuçlar ve teorik tartışmalar evrenin tam sınırda durduğunu söylüyor. Evren çöküşü, evrenin sonu ile sonsuz genişlemesi arasındaki sınırda duruyor. Evren öylesine kusursuz bir dengede duruyor ki yaşlandıkça hayatına devam edecekmiş gibi geliyor insana. Karanlık Madde 1970 yılında astronotlar onları şoke eden bir gözlem yaptı. Yer çekimi farklı bir kaynaktan aldığı güçle galaksileri bir arada tutuyordu. Ama bilim insanları bu farklı kaynağı görmek için ne zaman teleskoplarına ayarlasalar hiçbir şey göremiyorlardı. Bu yeni kaynak her neyse ışığı emmiyordu, ışığı yansıtıyordu yada ışığı bloke ediyordu. Bilim insanları bu kaynağa karanlık madde olarak adlandırdı. Karanlık madde bilim insanlarını çok şaşırtmıştı. Evrenin geleceği uzayı ne kadar doldurduğuna bağlıydı. Ama hiç görünmeyen bir şeyle ilgili nasıl bir araştırma yapılabilirdi ki? Karanlık madde evreni doldurabiliyor, normal maddenin beş katı kadar ileri gidebiliyor. Dolu alanlar kosmoz boyunca yayılıyor. Ve parlak galaksi kümelerinde karanlık madde en kalın halini alıyor. Karanlık madde, maddenin evrende yapılanması için boşluklarda bina iskelesi gibi rol oynuyor ve maddenin geçtiği her yerin altında bulunuyor. Yani karanlık madde evrenin nasıl gelişeceğine karar veriyor. Görünüşe göre büyük patlama ve öncesinde ilk zamanlarda madde atomlardan önce yoğunlaşmış ve karanlık madde kümelenmeye başlamış. Bu kümeler daha sonra atomları oluşturmuş ve sonradan onları bir araya getirerek galaksileri var etmişler. Büyük Çatlama Karanlık madde evreni bir araya getiriyor aynı zamanda onu parçalanma tehlikesiyle de karşı karşıya bırakıyor. Karanlık madde evrendeki yer çekimi dengesini bile değiştirebilir. Genişlemenin üstesinden gelip tüm evreni yok olmaya götürebilir. Buna Büyük Çatlama deniliyor ve bunun olması mümkün. İkinci kez parçalanan evren genişleme ve küçülme arasında kalıp beklemek konumuna geçebilir. Sonrada yer çekimi bir felakete neden olur. Uzay küçülürken maddenin yoğunluğu da artar yer çekimi daha güçlü hale gelir. Isı çatlak bir momentum oluşturduğunda hızla artar, galaksiler çarpışır, gaz bulutları da çarpışır. Gezegenler Dünya'ya çarpar, kara delikler birbirinin etrafında ölüm dansına başlar tabi ki sıcaklıkta çılgınca artar. Madde uzay ve zaman evrendeki her şey sonsuz bir büyüklükten küçük bir nokta haline gelinceye kadar bükülür. Sıcaklık ve basınç artar büyük çatlamanın son aşamasında galaksiler çarpışır ve başlangıçta var olan atomları bir araya getirirler ve o zaman bildiğimiz hayat imkansız hale gelir. Evren ilk zamanlarda olduğu haline geri döner, büyük patlamadan öncesine gider. Ve evrenin sonu olur."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/fermi-paradoksu-herkes-nerede/", "text": "Fermi Paradoksu: Uzaylılar Varsa Herkes Nerede? Dünya dışı yaşam varsa herkes nerede? Fermi Paradoksu şu soruyu sorar: Uzaylılar var mı? Derin uzayın bu sıra dışı hikayesinde dünya dışı yaşam olabilir mi sorusuna bilimsel anlamda yanıt aramaya çalışacağız. Fizikçi Enrico Fermi bir gün şu soruyu sordu: ''Where is everybody?'' Yani Türkçe anlamıyla: ''Herkes nerede?'' Bilinen evrenimiz 13.8 milyar yıl yaşında, galaksimiz yaklaşık 11 milyar, Güneşimiz 5.5 milyar ve Dünyamız ise 4.5 milyar yıl yaşında. Kısaca insan ömrünü düşünecek olursak, galaksimiz 11 milyar yıldır burada ve bizden yaklaşık 7 milyar yıl daha yaşlı. Fermi Paradoksu'nu ortaya atan ünlü fizikçi Enrico Fermi'de bu 7 milyarlık süreyi göz önüne alarak uzayda Herkes nerede? diye sordu. Enrico Fermi'nin tahminine göre, gözlenebilir evrende 10.000.000.000.000.000 civarında akıllı uygarlık olması gerekiyordu. Milyonlarca yıllık teknolojinin ardından yabancı bir uygarlık uzak mesafelere uzay yolculuğu yapabilir olmalıydı. Peki öyleyse herkes nerede? Fermi Paradoksu olası çözümleri: 1) Bizden Başka Kimse Yok: Yüksek düzeyde uygarlıklara ait hiçbir iz yok; çünkü bizler evrende yalnızız. 2) Partiye Geç Kaldık: Süper zeki yaşamlar biz insanlar Dünya'ya gelmeden önce ziyaret etmiş olabilirler. Dünya'nın boş olduğunu gören süper zeki yaşamlar başka bir gezegen arayışına girdi. 3) Issız Bir Bölgedeyiz: Samanyolu galaksisi aslında kolonileşmiş bir durumda fakat biz kimsenin rastlayamayacağı kuytu bir köşede kalmışız. 4) O Kafayı Aşmışlar: Fiziksel kolonileşme fikri, çok daha gelişmiş medeniyetler için geri kafalılık olabilir. 5) Av Olmak İstemiyorlar: Ortalıkta çok vahşi türler cirit atıyor. En zeki türler bu yüzden yerlerini belli ettirmemeye çalışıyorlar. 6) Yok Ediliyorlar: Aşırı vahşi bir tür var ve belli bir düzeye gelen tüm medeniyetleri yok ediyor. 7) Aptal İnsanlar: Aslında dışarıda gürültülü çok fazla olay meydana geliyor. Ama biz o kadar ilkel kalmışız ki yanlış şeyleri duymaya çalışıyoruz. 8) Casusluk Oyunu: Birileri bizi gözetliyor. Hatta bunun için teknolojiden yararlanıyor, çevremizdeler fakat varlıklarını algılayamıyoruz. 9) Komplo Teorisi: Başka zeki yasam türleri ile temas halindeyiz; hükümetler bunu bizden gizliyor. 10) İnsanat Bahçesi: Yüksek zeki uygarlıklar bizi gözlemliyor fakat bizi olduğumuz gibi bırakıp bize karışmıyorlar. Çünkü doğal bir biçimde evrilmemizi istiyorlar. 11) Büyük İllüzyon: Hepimiz gerçeklik karşısında tamamen yanlış kanıdayız. 12) Biz Bir Numarayız: Biz bir ilkiz Samanyolu Galaksisinde bir başka uygarlığın belirmesine henüz zaman var. 13) Çok Uzağız: Her yerde yaşam ve muhtemel zeki yaşamlar var.Fakat aralarındaki mesafeler o kadar fazla ki karşılaşmıyorlar. 14) Bir Simülasyonun İçinde Yaşıyoruz: Hepimiz tıpkı Matrix filmindeki gibi bir bilgisayar simülasyonunun parçalarıyız. Diğer yaşam formları henüz bu simülasyona dahil edilmedi."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/galaksi-cesitleri-ve-isimleri-nedir/", "text": "Galaksi Çeşitleri ve İsimleri Nedir? Galaksi çeşitleri ve İsimleri Nedir? Eliptik, Sarmal, Düzensiz Galaksi Nedir? Özellikleri nelerdir? Galaksimizin İsmi Nedir? Samanyolu Galaksisi... Galaksi Nedir? Daha çok galaksi adıyla bildiğimiz gökadalar, yer çekimimin etkisiyle bir araya gelen milyarlarca yıldızın oluşturduğu sisteme denir. Galaksiler içinde yıldızlar, yıldızlar arası ortam ve bu ortamın içinde yıldızların doğum ve ölüm hastaneleri olan Nebula adını verdiğimiz gaz ve toz bulutları, gözlemlemediğimiz ama çekimsel olarak etkisini bildiğimiz karanlık maddeyi de içeren bir sistemler topluluğudur. Evrende Kaç Tane Galaksi Vardır? Hubble teleskopu ile yapılan gözlemler sonucunda gözlemlenebilen evrenimizde 300 milyardan fazla büyük galaksi, yaklaşık olarak 8 trilyon civarlarında ise küçük boyutlarda galaksiler olduğu tahmin edilmektedir. Galaksi Çeşitleri, Galaksi İsimleri ve Özellikleri Nelerdir? Şekil bakımından 4 tür galaksi bulunmaktadır. Bunlar: eliptik galaksi, düzensiz galaksi, sarmal galaksi ve çubuklu sarmal galaksilerdir. Eliptik Galaksi Genelde küçük galaksiler olarak gözlemlenirler. Şekil olarak yumurtaya benzerler. Düşük kütleli ve yaşlı yıldızların evleridir. Yaşlı olmalarından dolayı burdaki yıldızlar genelde sarı ve kırmızı renklerdedir. Yıldızlar doğar, büyür, yaşar ve bazıları öldüklerinde ise bir karadeliğe dönüşürler. Eliptik galaksisinde bulunan yaşlı yıldızların çokluğundan dolayı, gök bilimciler eliptik galaksilerin merkezinde kütlesine oranlı bir biçimde bir karadelik olduğunu düşünmektedir. Düzensiz Galaksi Sarmal veya eliptik olmadıklarından dolayı böyle adlandırılmıştır. Yıldız sayıları diğer galaksilere oranla daha azdır. Yıldızlar gelişi güzel yayılmıştır. Yoğun bir biçimde yıldız çarpışmaları yaşanmaktır. Gök bilimciler düzensiz galaksilerin daha önce sarmal veya eliptik yapıda olduklarını fakat bu yıldızlar arasında kütle çekiminin etkisiyle yaşanan çarpışmalarının sonunda düzensiz bir şekide dağıldıklarını düşünmektedir. Sarmal Galaksi En fazla bulunan galaksi çeşididir. Spiral galaksiler olarak da bilinmektedirler. 4 milyar içinde galaksimizle çarpışacak olan Andromeda Galaksisi bir sarmal galaksidir. Not: Milli Eğitim Bakanlığı 7. sınıf Fen Bilimleri dersi müfredatında Samanyolu Galaksisi, Andromeda Galaksisi ile birlikte Sarmal Galaksi olarak tanımlanmıştır. Diğer galaksilerden ayıran farkı, kendilerine differeansiyel dönme dediğimiz özgü bir dönüş şekli olmasıdır. Sarmal galaksilerin merkezinde bulunan parlaklığa ise galaktik şişkinlik denir. Çubuklu Sarmal Galaksi Tam olarak emin olmamakla beraber Samanyolu Galaksisi çubuklu sarmal bir galaksi olduğu düşünülmektedir. Eğer bir gün Samanyolu Galaksisinin dışına çıkıp dışarıdan galaksimize bakma fırsatımız olabilseydi bundan tam olarak emin olabiliriz. Samanyolu Galaksisi Çubuklu Sarmal Galaksidir. Not: Milli Eğitim Bakanlığı 7. sınıf Fen Bilimleri dersi müfredatında Samanyolu Galaksisi, Andromeda Galaksisi ile birlikte Sarmal Galaksi olarak tanımlanmıştır. Sarmal galaksilerden farklı olarak çubukları vardır. Sarmal galaksilerin yaklaşık 3 te 2'si çubuklu yapıdadır. Çubuklarının var olmasının sebebi ise, bu bölgelerin yıldız doğum evleri olmalarından kaynaklanmaktadır. Galaksimizin İsmi Nedir? Yaşadığımız galaksinin ismi Samanyolu Galaksisidir. Çağlar boyunca insanlar gece gökyüzüne baktılar ve göklere uzanan ışık bandının gizemini düşündüler. Romalılar galaksimize Türkçe'ye süt yolu olarak çevrilen lactea ismini verdiler. Ancak Samanyolu Galaksisini ilk adlandıran Romalılar değildi. Romalılar bu adı Yunanlıların kyklos galaktikos olarak isimlerindirilen sütlü çember anlamına gelen bu terimden almıştır. Yunan efsanesine göre Zeus, oğlu Herakles'i Hera'nın emzirmesi için evine getirdi. Hera, Herakles'i sevmedi, çünkü çocuk yarı ölümlüydü. Hera bir gece , Herakles'i emzirirken hızlıca itti, bu da Hera'nın memelerinden gökyüzüne birkaç damla süt fışkırmasına neden oldu. Türkçe'de Samanyolu olarak kullandığımız galaksimizin ismi, aslında İran mitolojisi ile edebiyatımızda yerini almıştır. İranlılar bu yola Kahkesan, Türkçe'de bu kelime Saman çeken olarak anlamlandırılır. Daha sonra bu kelime dilimize Samanyolu olarak girmiştir. Peki Samanyolu Galaksisi nedir? Galaksimizde kaç tane yıldız var? Samanyolu Galaksisi Nedir? Bizimde içinde yaşadığımız Samanyolu Galaksisi bugüne kadar varlığı tespit edilen 300 milyar galaksiden sadece bir tanesidir. Bizler Samanyolu Galaksisi'nin Avcı kolunda 250 milyar yıldızdan sadece bir tanesi olan ve Samanyolu Galaksisi'nin merkezinden 25 bin ışık yılı uzaklığında bulunan Güneş'in etrafından dönen 8 tane gezegenden sadece bir tanesi olan Dünya'da yaşıyoruz. Samanyolu Galaksisi'nin çapı ise yaklaşık 100 bin ışık yılıdır. Işığın saniyedeki hızı ise 299.792.458 metre/saniyedir. Yani galaksimizin bir ucundan diğer ucuna saatte 10 bin kilometre hızla giden bir uzay gemisiyle bile kabaca 15 milyar 800 milyon yılda gidilebilirdi. Hubble teleskopu ile yapılan gözlemler sonucunda gözlemlenebilen evrenimizde 300 milyardan fazla büyük galaksi, yaklaşık olarak 8 trilyon civarlarında ise küçük boyutlarda galaksi bulunması şu an şok icindeyim . Samanyolunun sütlü çember , süt yolu anlamlarima gelmesi Bu mitoloji ve mitolojiden gelen isimler her zaman ilgimi çekmeye devam edicek sanırım . Galaksi türlerinden ben kesinlik Samanyolu Galaksisi gibiyim çubuklu mu yoksa çubuklu sarmal mi ne oldgum belli diil. galaksimizin adı nedir? diye arayıp gelenler parmak kaldırsın 🙂 saman yolu"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/gezegen-isimleri-ve-anlamlari-nereden-geliyor/", "text": "Gezegen İsimleri ve Anlamları Nereden Geliyor? Gezegen İsimleri ve Anlamları Dünya dışındaki tüm gezegenlere Yunan ve Roma tanrı ve tanrıçalarının isimleri verilmiştir. Jüpiter, Satürn, Mars, Venüs ve Merkür binlerce yıl önce isimlerini aldılar. Teleskop icat edildikten sonra da gezegenlere Yunan ve Roma tanrı ve tanrıçalarının adını verme geleneği, keşfedilen diğer gezegenler için de sürdürüldü. Bu yazımızda Güneş Sistemimizdeki Gezegen İsimleri ve Anlamları Nereden Geliyor? sorusuna cevap vereceğiz. Bu hikaye daha önce hiçbir yerde anlatılmadı. Hikayemizin durakları sırasıyla; Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün. Hazırsanız başlıyoruz... Merkür Merkür, Güneş Sisteminde bulunan gezegenler arasında en küçük ve en içsel olanıdır. Buyrun size bir soru: Merkür adını nereden almıştır? Diğer gezegenler gibi Merkür, Eski Yunanlıların inandığı tanrılara dayanan Roma tanrılarından birinin adını almıştır. Roma tanrısı Merkür, Roma mitolojisinde Maia Maiestas ve Jüpiter'in oğluydu. Yunan mitolojisinde ise Zeus'un oğlu Hermes olarak bilinir. Mitolojiye göre, Merkür tanrıların en hızlısı olduğu için ona Yunan Mitolojisinde tanrıların habercisi anlamına gelen Hermes adı verilmiştir. Merkür çıplak gözle görülebildiğinden, tarih boyunca her kültür kendi isimlerini vermiştir. Eski Babiller, Napu ismini layık görürken, Eski Yunanlılar, Merkür'ün aslında iki gezegen olduğunu düşündüler. Sabah gökyüzünde gördüklerinde ona Apollo ve Güneş battıktan sonra görüldüğünde ise Hermes adını verdiler. Ancak MÖ 4. yüzyılda eski gökbilimciler gördükleri bu iki gökcisminin bir olduğu fark ettiler ve Hermes'te karar kaldılar. Venüs Venüs çıplak gözle görülebilen 5 gezegenden biridir. Bu, gökbilimcilerin Venüs'ü tanıdığı ve hareketlerini gözlemlediği anlamına gelir. Venüs, Güneş'ten uzak ikinci gezegendir. Ay ve Güneş'ten sonra gökyüzündeki en parlak gökcismidir aynı zamanda en parlak yıldız Sirius'tan 10 kat daha parlak görünür. Venüs 'ün atmosferini saran bulutlar güneşin ışığını dev bir ayna gibi yansıtır. Peki Venüs adını nereden almıştır? Venüs'ün ismi Roma Aşk Tanrıçası ve Yunan mitolojisinde ise Afrodit'ten gelir. Antik çağda, Venüs Babilliler tarafından aşk ve güzellik tanrıçası olan Ishtar olarak biliniyordu, bu yüzden Venüs uzun zamandır aşk denildiğinde akla gelen ilk gezegen olma özelliğine sahip. Aynı zamanda adı kadın olan tek gezegen olan Venüs'ün sembolü de kadınlığı temsil eder; altta bir çarpı işareti olan bir daire. Eski Mısırlılar ve Yunanlılar, Venüs'ün iki ayrı gök cismi olduğunu düşündüler ve Helenistik dönemde gökyüzüne bakan insanlar bunun tek bir gök cismi olduğunu anlayana kadar Sabah Yıldızı ve Akşam Yıldızı ismini verdiler. Dünya Dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor farketmesen de demişti sanatçı şarkısında... Portekizliler terra, ve Hollandalılar aarde İngilizler earth derken biz Türkler Dünya adını verdik. O güzel soruyu soralım şimdi... Dünya'nın ismi nereden gelmiştir? Her dilin gezegenimiz için kendi adları olduğunu biliyoruz. Ancak bu adlandırmaların hepsinin ortak bir yanı var. Her biri toprak veya bazılarında yaratılış ve evren kelimelerinden türetilmiştir. Roma mitolojisinde karşımıza Terra olarak çıkan Dünya, Yunan mitolojisinde ise Satürn'ün babası Gaia olarak bilinir. Peki bizler Dünya'nın adını neden Dünya olarak kabul ederiz? İslam dini, şu an içinde bulunduğumuz hayat ve öldükten sonra yaşayacağımız hayat olmak üzere iki hayatın olduğunu kabul eder. Şu anda içinde bulunduğumuz hayat bize daha yakındır. Bu nedenle Arapçadaki daha yakın veya daha alçak karşılık gelen dena fiili, Türkçe'ye Dünya olarak geçmiştir. Kelime, aynı zamanda Kur'an da dunya olarak karşımıza çıkar. Mars Mars ya da başka bir deyişle gitme hayali kurduğumuz o meşhur gezegen. İleri bir gelecekte insanlar belki bir Marslı olarak doğacak... Ama öncesinde Mars adını nereden aldı, bir bakalım. Mars'ın adı Roma mitolojinde savaş tanrısıdır. Geçmişte insanlar Mars'ın kırmızı renginden dolayı kan ve savaşla ilişkilendirmiştir. Mars gezegeni kan dökmeyle ilişkilendiren tek toplum Romalılar değildi elbet. Yunan mitolojisinde Zeus ve Hera'nın oğlu Ares olarak bilinen Mars, kanlı savaşlarıyla bilinmektedir. Babiller ise savaş ve yıkım tanrılarından sonra Nergal ismini verdiler. Ayrıca Mars'ın sembolü erkeği temsil eder; sağ köşesinden dışarıya bakan bir ok olan bir dairedir. Jüpiter Jüpiter Güneş Sistemi'nin en büyük ve hızlı dönen gezegenidir. Günlerin sadece 10 saat sürdüğü Jüpiter adını nereden almıştır? Jüpiter adını Roma mitolojisindeki en güçlü tanrıdan alır. Roma İmparatorluğu zamanında gece gökyüzündeki en büyük görünen gök cismi olduğu için en önemli tanrısından ismini aldı. Diğer tüm tanrıların kralı olan Jüpiter, Yunan mitolojisinde ise Zeus olarak bilinir. Jüpiter'e bakan insanlar birçok isim ve unvan vermiştir ona, ancak günümüzde en etkili olanı Roma mitolojisinden kaynaklanmaktadır. Jüpiter gökyüzünün tanrısı olarak selamlanarak baş tanrı ilan edildi. Daha sonraki dönemlerde insanlar tanrının savaş sonuçlarına etkisi olduğu düşündü ve Jüpiter'e yeni bir ünvan verme hazırlığına gidildi: savaş tanrısı. Ayrıca Jüpiter üzerine yeminlerin edildiği ve kutsal tekliflerin yapıldığı bir isimdi . Roma İmparatorluğu'nun merkezi otoritesinin bir simgesiydi. Satürn Satürn, halkaları Mars'ı kıskandıran, Merkür ve Venüs'ün aralarında gıybetini yaptığı o meşhur gezegen. Peki Satürn'ün adı nereden geliyor ve anlamını merak ediyor musunuz? Satürn adını Roma mitolojisindeki tarım ve hasat tanrısından almıştır. Yunan Mitolojisinde ise Kronos olarak bilinir Ayrıca Satürn, Jüpiter'in yani Zeus'un babasıdır. Kötü güçlerin temsilcisi olan olarak da bilinir. Krallığına göz diktirmemek için bütün çocuklarını doğduğu an yemiştir. Babası olan Uranüs'ün erkeklik organına bir orak saplamış, bir gölün kenarına dökülen spermlerden aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit yani Venüs doğmuştur. Antiğiyle ya da moderniyle gezegen isimleri ve anlamları her zaman böyle sıra dışı hikayelerle doludur. Şimdi de isminin anlamı ve hikayesi diğerlerinden daha farklı bir gezegene geçelim... Uranüs Uranüs'ün keşfini hatırlayalım. Bu gezegen geçmişte gökbilimciler tarafından pek çok kez gözlenmiş olsa da işin aslının anlaşılması ancak modern astronomi ile doğmuştur. William Herschel'in 18. yüzyıldaki keşfi ile, gezegen resmi olarak isimlendirecek ve bilinen Güneş Sistemi gezegenleri listesine güncelleme yaparak bir yenisini daha ekleyecekti. Peki Uranüs'ün ismi nereden gelmiştir ve anlamı nedir? Herschel önceleri gezegene özellikle Georgium Sidus veya Gürcü Gezegeni ismini düşündü. Bu İngiltere'de popüler bir isim olmasında rağmen uluslararası astronomi topluluğunun ilgisini çekmedi . Geleneği bozmak istemeyerek, Yunan ve Roma tanrılarından sonra gezegenleri adlandırmanın tarihsel bir öneme sahip olduğunu düşündüler. Buna uygun olarak, Bode araştırmaları sonunda Uranüs ismini önerdi. Uranüs, Zeus'un , Kronos'un babası ve Yunan mitolojisinde Titanların kralıydı. Jüpiter ve Satürn'ün yörüngelerinin ötesinde keşfedildiği için, isim son derece uygun görünüyordu. Neptün Neptün, nam-ı diğer Dünya'ya en uzak gezegen. Peki bu mavi gezegen Neptün'ün ismi nereden gelmiştir ve anlamı nedir? Neptün, keşfinden hemen sonra Uranüs'ün dış gezegeni veya Le Verrier'in gezegeni olarak isimlendirildi. Bir isim için ilk öneriyi Janus adını öneren Johann Galle yaptı. Daha sonra Oceanus başka bir teklifte bulundu. Gezegeni keşfeden Urbain Le Verrier ise ben keşfettim, ismini de ancak ben koyarım edasıyla hak iddia etti ve Neptün adını önerdi. Neptün, Roma mitolojisinde deniz tanrısıydı. Mitolojik bir isim koyma geleneğine olan talep Yunan ve Roma mitolojisindeki diğer gezegenlerin isimlendirilmesine uygun görünüyordu. Ve Neptün uluslararası kabul gören isim oldu. Bu makalemizde Gezegen İsimleri ve Anlamları Nereden Geliyor? Sorusunu cevapladık. Bu hikayede yanan Dünya oldu çünkü adını Roma ya da Yunan mitolojisinde almayan tek gezegendi. Bir sonraki hikayemizde tekrar görüşmek üzere... Uluslararası Gökbilim Birliği'nin , kabul ettiği Güneş Sistemi'nin sekiz gezegeni, Güneş'e yakınlık sıralarına göre şunlardır: Merkür Venüs Dünya Mars Jüpiter Satürn Uranüs Neptün ploton sayılmıyordu değil mi? O cüce gezegen olarak sayılır Bir yandan mitoloji bir yandan gezegenler , diğer yandan hikayeleri , çok güzel bir yazı olmuş , Dünya'nın isminin diğerlerinden farkli gelmesi 🙂 Üvey evlat gibi olmusss Gezegen isimlerinin nereden geldiğini anlatan bu kadar iyi yazı daha önce görmedim GERÇEKTEN BİR YANDAN İSİMLERİNİN NERDEN GELDİĞİ VE MİTOLOJİ GÜZEL VE BASİT ANLAŞILIR BİR ŞEKİLDE BEĞENDİM. ilk resim mükemel pluton da bir gezegen idi.Kaya parçası mıymış? Çok yalın ve hoş anlatılmış"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/gezegenler-nasil-olusur-neden-yuvarlak/", "text": "Gezegenler Nasıl Oluşur? Neden Yuvarlak? Gezegenler Nasıl Oluşur? Bir varmış bir yokmuş... diye başlardı gezegenlerin oluşum hikayesi, bir zamanlar kozmik tozdan başka hiçbir şey yokmuş. Yine de bilim insanları bunun 4,5 milyar yıl önceki bir durum olduğunu düşünürlermiş. Gezegenler Nasıl Oluşur? isimli hikayemiz de bu düşünceden yola çıkarak başlamış... Bir zamanlar Güneşimiz kütle çekim kuvveti yoluyla topladığı maddeler ile iç nükleer füzyonunu arttıran yeni bir ön yıldızdan ibaretti. O zamanlar Güneş Sistemi yoktu, ortalık dutluk da değildi sadece güneş bulutsusu dediğimiz dönen dev bir parçacık bulutu vardı. Bilim insanları tüm bu gaz ve tozun nasıl gezegen oluştuğunu anlamaya yönelik ipuçları bulmak için kendi güneş sistemimizin yapısını incelemeye başladı. Bununla da kalmayıp farklı gelişim aşamalarında olan; uzak, daha genç güneş sistemlerine de baktılar. Güneşin oluşumun ardından kalan gaz ve toz, dönen bir ön gezegen diskine düzleştirildi. Bu dönen enkaz içinde, kayalık parçacıklar çarpışma dansına başladı ve yakında kütle çekim etkisiyle daha fazla parçacık bir araya gelerek büyük kütleler meydana getirdi. Yer çekimi tarafından büzüşen bu parçacıklar karasal iç gezegenler oluştururken, gazlar ise dışsal gaz gezegenler oluşturdu. Gezegenler Neden Yuvarlak? Hiç düşündünüz mü uzaydaki büyük nesneler neden yamuk yumuk olmak yerine küreler olarak oluşuyor? Gezegenler neden yuvarlak? Yer çekiminin tüm uzamsal yönlerde eşit kuvvet uyguladığını biliyoruz. Oluşan bir gezegen ne kadar çok madde çekerse, merkezine doğru çekim kuvveti o kadar güçlü olur. Yuvarlak şekli böyle bir durumun doğal sonucudur. Astrofizik terimlerinde ise hidrostatik denge kavramı ile açıklanır. Bu bir gezegenin içten dışa doğru termal basınç ile içeriye doğru artan malzemenin ağırlığı arasında bir denge halinde olduğu durumdur. Bu durum, bir gök cismi o kadar büyük hale geldiğinde ortaya çıkar ki, uygulanan yer çekimi kuvveti onların en uygun şekle yani bir küreye çökmesine sebep olur. Fakat bu hikaye düşündüğümüz kadar basit değil. Newton'un hareket yasaları, hareket halinde olan bir nesnenin hareket etmeye devam etme eğiliminde olduğunu ve bir gezegenin ekvatorundaki maddenin dışa doğru bir çıkıntı meydana getirmek için yeterli hızda dönebileceğini söylüyor. . Sadede gelirsek hiçbir gezegen mükemmel şekilde yuvarlak değildir. Onların yuvarlaklığını 3 kriter belirler: - Kütle - Boyut - Dönme hızı Öte yandan yine gezegenlerin yuvarlak olduğunu söylüyoruz çünkü gezegen kelimesini bu şekilde tanımlıyoruz. Uluslararası Astronomi Birliği Genel Kurulu tarafından 2006 yılında kabul edilen karar 5A'ya göre, bir gezegen şöyle tanımlanır: - Bir yıldızın etrafında yörüngede olan göksel bir cisimdir. - Kendisinin yer çekimi için katı cisim kuvvetlerinin engellemek için yeterli kütleye sahiptir, böylece hidrostatik bir denge bir şekil alır. - Yörüngesinin civarını temizlemiş olmalıdır. - Başka bir gezegenin uydusu değildir. Bu yazımızda gezegenlerin nasıl oluştuğunu ve neden yuvarlak olduklarını konuştuk. Unutmayınız ki doğadaki tüm nesneler her zaman kendisi için en verimli olan şekli almayı tercih eder."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/gezegenlerin-kesfi-nasil-ne-zaman-kesfedildiler/", "text": "Gezegenlerin Keşfi; Nasıl, Ne Zaman Keşfedildiler? Gezegenlerin Keşfi; Gezegenler nasıl, ne zaman keşfedildi? Bu bir yolculuk hikayesi, 500T ile duraklarımız ise Uranüs, Neptün, Merkür ve gariban Plüton. Başlayalım o zaman... Uranüs Gezegeni Keşfi ve William Herschel Uranüs Gezegeni Keşfi macerası 1781 yılının Mart ayının 13'üncü günü William Herschel'in Uranüs'ün aslında bir yıldız veya kuyruklu yıldız değil, güneş sisteminin yedinci gezegeni olduğunu keşfettiği gece bütün hikayemiz başladı. William Herschel'in hayat hikayesi oldukça ilginç ve ilham verici: ordu müzisyeni bir babanın, yine müzisyenlik yolunda ilerlemeye başlamış bir oğluyken, William Herschel müzik teorisi kitaplarının yanında A Compleat System of Opticks kitabını okuyarak gökyüzünü incelemeye başlamış ve birkaç kez epic fail denilebilecek başarısız deneyimler yaşamış, ama pes etmeyerek, kendisi ev yapımı bir teleskop inşa etmeyi başarmış. Burada bir parantez ile William Herschel'in yaptığı bu teleskopun, o tarihte Greenwich Gözlemevinde bulunan teleskoptan daha güçlü merceklere sahip olduğunu da eklemek gerekir. Bilim tarihi, Herschel gibi çok istekli ve meraklı birçok amatör bilim insanının keşif ve buluşlarını sayfalarında saklar. Bunlardan bazılarını ayrıca tanıyacağız. Uranüs'ün bir yıldız veya kuyruklu yıldız olmadığının gerçekliği ile yüzleşme anı, bu gezegenin cam gibi net bir şekilde görüntülenebilmesi ile değil, Uranüs'ün gökyüzündeki pozisyonunda birkaç gün arayla yapılan iki gözlem arasında değişiklik göstermesinden sonra başlayan şüphelerle bulunmuştur. Doğal olarak, bu keşif William Herschel'in tabir-i caiz ise bir gecede ünlü olmasını sağlıyor. Bu keşfin önemini açıklamak gerekirse: Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn zaten dünyadan çıplak gözle görünebilen gezegenler. E dünyanın zaten üzerinde duruyoruz (ki 2020 yılında hala dünyanın düz olduğunu iddia edenler mevcut). Bu sebeple, bu beşlinin resmi keşif tarihi bulunmuyor. Kısaca William Herschel, tarihte gezegen kaşifi olarak anılabilecek ilk zat. Bu buluşu takiben Herschel profesyonel bir astronom olarak çalışmalarına devam ediyor, müzik hayatını bir kenara koyar; demek pek de mümkün değil... Herschel bunu da yapar sevgili dostlar, hobi olarak yapar belki, ama yapar. . Uranüs'ün gökyüzünde tespit edilmesi, adının koyulması ve kozmik koordinatlarının belirlenmesi, buruk bir coşku yaratır. Zira bu keşif fizikçiler arasında bir de tartışmaya yol açar. Yapılan gözlemler ve ölçümler ışığında fark edilir ki; mavi gaz devinin yörüngesi ve hareketleri, Isaac Newton'ın kütle çekim ve hareket yasaları uyarınca bulunması gereken pozisyonunda değildir! Abi ne olacak, biraz sapma olur o kadar diyebilirsiniz. Genellikle Ikea mobilya parçalarını monte ederken bu şekilde ittirme, kaktırma mümkün olsa da, evrensel fizik kurallarında bu tarz zorlamalar olmaz, olamaz... O tarihte Isaac Newton'ın yasalarının iddiası evrensel yasalar olduğudur, bu sebeple evrensel şekilde uygulanmalıdır. Hem bu yasalar mavi evimizin güneş etrafındaki yörüngesine, evimizin biricik uydusunun dünya çevresindeki yörüngesine cuk diye otururken, Uranüs neden durumu baltalıyor? sorusu kafaları kurcalamaya başlar. Pek tabii bilim insanları arasında bir hezeyan... Uranüs'ün yaramaz yörüngesi ve hareketlerinin mantıken üç sebebi olabilir: - Hesaplamalara konu olan ve formüllerde girdi olarak eklenen verilerde bir hata yapılmış olabilir, - Evrenin dört temel çekim kuvvetinden biri olan, kütlesel çekim kuvvetini evrensel uygulanabilir şekilde matematiksel formüllere döken Isaac Newton'ın evrensel kütle çekim ve hareket yasaları Uranüs için uygulanamaz olabilir, veya - Uranüs'e uygulanan kütle çekim gücünü etkileyen başka etkenler olabilir. Sayın okuyucu, lütfen bu üç sebebi iyi hatırlayın, hikayenin sonuna kadar her birine tek tek değineceğiz... Birinci sebep, Plüton hakkında insanlığın yersiz ve prematüre coşkusunun çürütülmesinde karşımıza çıkacak; ikinci sebep güneş sisteminde kendini ateşe atan ilk gezegen olan Merkür'ün yörüngesel sapmalarda ortaya çıkacak, ve üçüncüsü ise Uranüs'ün yörüngesinde nedeni bulunamayan sapmaların tespiti hakkında doğru sebep olacak... Aynı sorun , üç mantıklı açıklama, ve üç bilimsel çözüm... Neptün Gezegeni Keşfi: Neptün Gezegeni keşfi, 1840'ların ortasında bilim insanları Uranüs'ün yörüngesini oluşturan vektörleri etkileyebilecek başka bir gök cismi olabilir mi? daha da sesli olarak sormasıyla başlar. Fransız astronom Urbain Le Verrier ile İngiliz astronom John Couch Adams, birbirlerinden bağımsız ve habersiz olarak, kağıt kalemi alıp, Uranüs'ün yörünge sapmasını yukarıdaki üçüncü olasılık ile açıklamanın peşinden gider... Aslında bu iki astronom da bir gök cismi, nerede olsaydı da Uranüs'ün yörüngesinde bu denli bir etkiye yol açardı sorusunun matematiksel cevabını kovalamaktadır. Ancak La Verrier bir adım öndedir: 1846 yılının Ağustos ayında kendisine inanmakta güçlük geçen Fransız gözlemcileri ikna edemeyen La Verrier'in olası bir gezegenin koordinatlarını gözlemcilere ispiyonlayan 'muhbir' mektubu, 23 Eylül 1846 tarihinde Berlin Gözlemevine ulaşır. Mektubun bir ekinoksta gözlemevine ulaşması tamamen bir tesadüf olsa da, astronomi bilimi açısından tebessüm ettiren bir tesadüftür. Bu mektupta, Berlin Gözlemevi'nin teleskobunu hangi kozmik pozisyona çevirmesi halinde, yeni bir gezegen ile burun buruna gelebileceği yazıyordur. Bu bilginin dayanağı ise La Verrier'in Uranüs'ün yörüngesindeki sapmadan yola çıkarak, elle yaptığı hesaplamalardır. Ters problem günümüzde bilgisayarlar aracılığı ile oldukça kolay çözümlenebiliyor, ancak o tarihte bu problemlerin çözümü için çok ciddi mesai, konsantrasyon ve sabır gerekmekteydi. 23 Eylül 1846 gecesine dönersek: tarihçiler Berlin Gözlemevi'nin direktörü Johann Franz Encke'nin mektubu aldığı gibi bir anda içinin coşkuyla dolmadığını teyit ediyor. Eğer heyecanlansaydı, kendisi için o gece tertip edilen doğum günü partisine gitmez, ve masa başında keşfedilen güneş sistemindeki tek gezegenin ilk gözlemini kendisi yapardı. Ancak Encke böyle yapmadı. Doğum gününü kutlamak için düzenlenen partiye gitti ve bu tarihi gözlemi yapmak için asistanı Johann Gottfried Galle'yi görevlendirdi. Encke bu buluşu öğrendiği zaman, altılıyı tutturup, sayısal loto kuponunu gişeye götürmeye üşenen ve bunu da sonradan fark eden bir insanın yaşayabileceği tepkileri vermiş olmalı... Berlin Gözlemevi'nde gözlem teleskopu ayarlandıktan ve gözlemin başlamasından takiben yaklaşık bir saat içinde, La Verrier'in belirttiği koordinatlardan yalnızca bir derecelik ufak bir sapma ile Neptün gezegeni, gece yarısını az geçe tespit edilmiştir. Şunu tekrar hatırlatmakta fayda var: Neptün, güneş sisteminde yapılan gözlemlerden ari olarak matematiksel hesaplamalar ile tespit edilen ilk ve tek gezegendir. Bu arada birbirlerinden habersiz olduğunu söylediğimiz Adams da bir tahminde bulunur, ancak onun tahmini 12 derece sapmıştır. Ki, yine de harika... E ne var bunda diyebilirsiniz. Burada bir dakika durup güneş sisteminin boyutlarını, insanoğlunun beyninin rahatça anlayabileceği şekilde, bir karşılaştırma ile canlandıralım ki bu keşfin ne kadar harikulade bir bilimsel zafer olduğu netleşsin. 12 yaşında bir çocuk, ortalama 150 santimetre boyundadır. Bu çapta bir küreyi, Taksim Meydanındaki anıta yerleştirelim. Artık bu küre, bizim güneşimiz. Eski Atatürk Kültür Merkezi'nin girişine de mavi bir bilye koyalım bu arada yaklaşık 170 180 metrelik bir mesafe var. Bu mavi bilye ise evimiz, yuvamız; dünyamız. Şimdi Taksim'deki zafer anıtından kuş uçuşu yaklaşık 5.6 kilometre ötede olan Kadıköy vapur iskelesine bir tenis topu koyalım. Bu Neptün... Dilerseniz bu tenis topunu, Arnavutköy'de sahilde torununu izleyerek çayını yudumlayan bir dedeye hediye edebilirsiniz. Bu da doğru bir ölçüm olur. Atatürk Kültür Merkezi'nin üzerindeki bir bilyedesiniz, Kadıköy'de veya Arnavutköy'de yer alan bir tenis topunu keşfetmek istiyorsunuz. Bu tenis topu kendi başına bir ışık yaratmıyor, yaymıyor. Yalnızca Taksim'de duran 1.5 metrelik bir kürenin ışığını belli belirsiz bir şekilde yansıtıyor. Bir sorun daha var: size bahsettiğim bu model kozmik ölçülerde iki boyutlu bir düzlem olarak düşünülebilir. Ancak güneş sistemi, üç boyutlu bir düzlemdedir. İşte La Verrier'in yarattığı matematiksel mucizenin boyutu budur! Sonuç olarak Isaac Newton'ın kemikleri sızlamıyor. Hatta kütle çekim ve hareket yasalarının getirdiği formüller çok ama çok zorlu bir sınavı geçiyor. Newton'ın yasalarının güvenilirliği, evrensel uygulanabilirliği bir kez daha onaylanıyor. Bayraklar asılıyor, yola devam ediliyor. Merkür Retrosunun Etkileri Merkür retrosunun etkileri tartışıladursun, zaten insanlık tarihi boyunca keşfedilmiş olan bu gezegen sayesinde boş yere keşfedilmeye çalışılan bir gezegenin izine düşeceğiz. Şimdi teleskopları uzaktaki gaz devlerinden, güneş sisteminin merkezine en yakın gezegene, Merkür'e çeviriyoruz. 1850'lere geçerken güneş sistemine ilişkin çözülmesi gereken başka bir gizem daha gündeme gelir: Uranüs'ün yörüngesindeki sapmaları anlaşıldı, ancak şu Merkür'ün yörüngesindeki dandiklikler neden oluyor? Zira 1859 yılında yapılan gözlem ve ölçümlerle, Merkür'ün yörüngesinin, Newton'ın formülleri kullanılarak yapılan hesaplamalardan minik bir sapması olduğu fark ediliyor. Kozmik Anafor'da yayımlanan Merkür'ün Açıklanamayan Yörüngesi isimli yazıda, bu sapma aşağıdaki şekilde hesaplanmıştır. Bu faktörleri dikkate alarak yapılan hesaplamalar sonucunda yörüngesinde oluşan sapma yüzyılda yaklaşık 532 yay saniyesi (1 yay saniyesi = 1/3600 derece) olarak tespit ediliyor. Ancak bu durum gözlemlerle doğrulanmak istediğinde hesaplamaların ön gördüğü biçimde sonuçlanmıyor. Yapılan gözlemlerle elde edilen sonuç, gezegenin yörüngesinin yüzyılda yaklaşık olarak 574 yay saniyesi kadar saptığıdır. Hesaplamalarla gözlemler arasındaki fark yaklaşık 42 yay saniyesidir. Bilim çevrelerinde o tarihlerde küresel bir üne kavuşan Urbain La Verrier'in cevabı hazırdır: Merkür'ün yörüngesini etkileyen ve güneşe daha yakın bir başka gezegen bulunuyor ve bu gezegen Merkür'ün yörüngesine etki ediyor. Kısaca, La Verrier, yaklaşık 10 sene önce Uranüs / Neptün için gerçekleştirdiği çözümün aynısını hayali bir gümüş tepside bilim dünyasına sunmaya çalışır. Bu hipotetik gök cisminin ismi bile koyulur: Vulcan gezegeni. Ancak bilimsel metodoloji, bu iddianın objektif gözlemlerle desteklenmesini gerektirir. Hatta bu da yetmez, objektif gözlemlerin tekrar edilmesi, hesaplamaların farklı kişiler tarafından test edilmesi ve bu testlerin neticesinde kabul edilebilir sapmalar içerisinde sonuçlar çıkması gerekir. Buna rağmen 1900'lere gelindiğinde Vulcan'ı kesin olarak gözlemleyebilen kimse yoktur. Birçok sözde Vulcan tespiti yapılır, ancak hepsi prematüre açıklamalardır. Vulcan avcıları sadece amatör astronomlar değil, günün ünlü gözlemevlerinin astronomlarıdır. Hatta Thomas Edison bile bu yarışa katılır. Aradan 40 küsur yıl geçer, bilim insanlarının kendini kandıran yaklaşımları ve boş bir hayal peşinde Vulcan'ın arayışları devam eder. Bu sırada kimsenin pek de beklemediği bir şey olur: Albert Einstein. Bu şahsın ne büyük adam olduğunu anlatmak veya anlamak, gerçekten çok güç. Bunu ancak bilimsel okuryazarlığın geliştirilmesi ile başarabiliriz. Zira 1900'lu yılların başından itibaren gerçekleşen bilimsel keşifler artık ortalama insanın bilgisi ile çok rahat açıklanamıyor. Bu kapsamda, bilimsel gelişmeleri bir bina gibi düşünebiliriz: her bir kuram, kanıtlanan teori, objektif gerçeklik bu binaya bir kat çıkmaya benziyor. Kat kaçak çıkılırsa , diğer bilim insanları bu katı yıkmak için zaten dozerle kapıda bekliyor. 1900'lere geldiğimizde, bu bina o kadar yüksek bir noktaya geldi ki, zeminden gözlem yapan bir insan binanın en üst katlarını rahat rahat göremiyordu. Stephan Hawking'i hepimiz sevdik, ancak Hawking radyasyonunu kaç kişi anlatabilir? Burada çok detaya girmek, bu yazının haddini aşmak olur, ancak Einstein'ın 1905'de İsviçre'de henüz bir patent elemanı olarak çalışırken yazdığı makalelerden çıkan özel izafiyet teorisi, tasarlanırken hiç ama hiç düşünülmeyen bir alanda kendine uygulama bulur: Vulcan'ın tarihin tozlu sayfalarına gömülmesi. 1905 ila 1915 yılları arasında Einstein'ın yaptığı keşifler ile birlikte gelen uzay-zaman kavramı, özel izafiyet teorisi ile birlikte kütle çekim kuvvetine getirilen yepyeni bakış açısı ile, Merkür'ün tam olarak açıklanamayan yörüngesel sapmaları açıklanabilir hale geldi. Matematik cuk oturmasına rağmen, Einstein'in teorisinin çeşitli testlerden geçmesi gerekiyordu. Özellikle 1919 yılındaki güneş tutulmasında testi geçince artık rahat bir nefes alındı. Einstein hem Newton'ın kütle çekim yasasına farklı bir bakış getirmiş, hem de evrenin bu dört temel kuvvetinden birini uzay-zaman kavramı ile açıklamış ve kuantum fiziğinin önünü açmıştı. Bilim insanları 40 küsur yıl boyunca, Neptün'ün keşfine ilişkin bulguyu, Merkür'e de uygulamaya çalıştı. O günün koşullarında oldukça mantıklı bir açıklamaydı bu. Ancak evrenin, insanoğluna mantık ifade etmesi gibi bir yükümlülüğü yoktur. Bilim için insanoğlunun sezgileri, düşünceleri, varsayımları hiçbir zaman nihai yargıç olamaz. Bilim için tek ve nihai bir yargıç vardır, bu da doğanın kendisidir. Doğanın hayal gücü, insanoğlunun hayal gücünün kat kat üzerindedir. Bunu ben demiyorum, Richard Feynman diyor. Şu anda kaç tane gezegen var? Plüton'un Keşfi Şu anda kaç tane gezegen var, sorusunu cevaplamak için bilinmesi gereken en önemli şey, Plüton'un gezegen olup olmadığıdır. Böylece Plüton'un keşfi var bir de... İnsanlığın nedensizce en sevdiği gök objelerinden biri. 2015 yılında New Horizons'un Plüton geçişinde çektiği harika resimlerde, bu cüce gezegenin üzerinde bir de kalp şeklinde buzul görülmesi, insanoğlunun bu objeye sempatisini arttırdı da arttırdı. Bu sebeple Plüton, hikayemizi tamamlamak için en iyi nokta. İnsanoğlunun sezgilerinin ne kadar yanıltıcı olabileceğini oldukça iyi anlatıyor. Merkür'ün yörüngesindeki anomalileri açıklamak için ortaya atılan Vulcan bulunamadı, ancak Neptün'ün yörüngesindeki anomalileri açıklamak için zoraki bir şekilde bir gezegen keşfedildi: Plüton. Plüton, 1930 yılında Arizon'da keşfedildiğinde, Neptün'ün yörüngesindeki sapmaların çaresi olarak düşünüldü. Ancak bu hatalı varsayım ile birlikte Plüton'un olduğundan çok ama çok daha büyük bir gök cismi olduğu konusunda yanılgılar da beraberinde geldi. Gerçekte Plüton, aydan bile ufaktır. Plüton'un yarıçapı tam olarak İstanbul ile Kars arasındaki mesafeye tekabül ediyor. Yukarıdaki benzetmeyi unutmamak lazım: Dünya bir bilye, Neptün ise tenis topu. 154 adet Plüton ise bir dünyaya sığabiliyor. Bu Plüton'un, Neptün'ün yörüngesini etkilemesi oldukça güç. Şu anda yapılan matematiksel hesaplamalar ile, Neptün'ün yörüngesindeki sapmaları, dokuzuncu gezegen ile hesaplamak için, bu gezegenin , dünyanın tam 7 katı kütlesi olması gerekiyordu. Ancak şu anda biliyoruz ki, Plüton'un kütlesi, Dünya'nın 500'de biri. Bu sebeple, Plüton'un Planet X'in aranması esnasında zoraki olarak keşif edildiği, boyutunun ise yaklaşık 50 yıl boyunca olduğundan çok daha büyük varsayıldığı, ancak şu anda cüce gezegen olarak sınıflandığını söylemek mümkün. Okuma Listesi ve Kaynaklar: - Newton'ın Kütleçekim yasası ve yeni gezegenlerin keşfine ilişkin özet bir açıklama: http://www.pas.rochester.edu/~blackman/ast104/perturbations.html - Güneş sisteminin boyutlarını canlandırabilmek için açık ara en başarılı video To scale: The Solar System. Pek tabii Plüton yok. https://www.youtube.com/watch?v=zR3Igc3Rhfg - http://www.arvindguptatoys.com/arvindgupta/plutopix.pdf - Neptün ve Plüton'un keşfine ilişkin başarılı bir yazı: http://mathshistory.st-andrews.ac.uk/HistTopics/Neptune_and_Pluto.html - Rick & Morty'nin 1. Sezonunun 9'uncu Bölümü Something Ricked This Was Comes, bir kısmı Plüton'da geçiyor. Kendi yanlışlarının objektif doğruluğuna bu kadar inanıp, IQ seviyesi en düşük dizi karakterinin söylediğine sorgulamadan inanan bu Plüton'luların gözlerinin içine bir bakın... IMDB Linki: https://www.imdb.com/title/tt3333840/ - Merkür'ün Açıklanamayan Yörüngesi / Kozmik Anafor. https: //www .kozmikanafor.com/merkurun-aciklanamayan-yorungesi/"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/gokyuzu-tanrisi-uranus/", "text": "Uranüs Gezegeni Özellikleri Hakkında İlginç Bilgiler Uranüs Teleskopla bulunan ilk gezegen olma özelliği taşımaktadır. 1781'de keşfedildi. Uranüs Gezegeni Özellikleri 1. Uranüs adını Yunan Mitolojisindeki Gökyüzü Tanrısından alır. Adını Yunan mitolojisinden alan tek gezegendir. Satürn'ün babası olan Uranüs, günümüzde Yozgat'ta da çıkarılmaya başlanan Uranyum elementine de adını vermiştir. 2. Neden Güneş etrafında dönüş hızı saniyede ortalama 6 kilometre olan Uranüs'te bir kahve içmiyoruz? Bir yarısı 42 yıl güneş alırken diğer yarısı 42 yıl karanlık, belki de kahvenin bize 42 yıl hatrı kalır, belli mi olur? 3. Teleskopla bulunan ilk gezegen olma özelliği taşıyan Uranüs 1781'de keşfedilirken. Dünya üzerinde bulunan Antarktika ise Uranüs'ten tamı tamına 39 yıl sonra keşfedilmiştir. Sanırım gökte ararken yerdekini bulmak biraz zaman almış. 4. Eksen eğikliği 98 derece olan Uranüs'ün böyle yamuk dönmesinin sebebi; gezegenin ilk zamanlarında yaklaşık olarak Dünya büyüklüğünde bir cisim ile çarpışmasından dolayı yana yattığı düşünülmektedir. Bu konuya şüpheyle yaklaşacak olursak nasıl olur da çapı 50 bin kilometre olan bu sıvı gezegeni, bu çarpan cisim böylesine eğer? 5. Uranüs, Jüpiter ve Satürn'den sonra Güneş sisteminin en büyük 3.gezegenidir. Bulunan 27 uydusunun 24'ünün adını Sheakespare'nin oyunlarındaki ana karakterlerden almıştır. 6. Uranüs'ün sıcaklığı ortalama -200 derece olan bir buz devidir. Bu özelliğiyle Güneş sisteminin neredeyse en soğuk gezegenidir. Bir Uranüs kadar olmasa da o da çok soğuk davrandı be albayım! Uranüs ve Halkaları 7. Jüpiter parlak ve buzlu halkalarıyla Güneş Sistemimizin zengin ve şımarık çocuğuyken Uranüs ise kömür tozu gibi siyah ve oldukça dar halkalarıyla Güneş sistemimizin Fıstık isminde eşeğini Jüpiter'e kaptırmak istemeyen bir Sezercik. 8. Daha önceleri Satürn'de olduğu gibi parlak, mücevher gibi halkaları olan Uranüs, halka yağmurları nedeniyle halkalarının büyük bir kısmını milyonlarca yıl önce kaybetmiştir. Yani milyonlarca yıl içinde Satürn'de Uranüs gibi, halkalarını yavaş yavaş kaybedecektir. Uranüs'ün Boyutları 9. Uranüs'ün boyutları ve özellikleri Neptün'e çok benzemektedir . Sümerler MÖ 4000 civarı ''Çift olan gezegen, Neptün'ün yaklaşık ikizi derken, NASA ise MS 1969 yılında Uranüs'ü Neptün'ün yaklaşık ikizi olan boyut ve özellikleri açıklamasını yapmıştır. Yaklaşık 6000 yıl sonra! 10. Çıplak gözle görebildiğimiz ve teleskopla gökyüzüne bakarken Uranüs'e denk geldiğinizde biliyorum ki içinize Dünyalar sığmıyor. Fakat Uranüs'ün içine 64 tane Dünya sığabiliyor. Çünkü tamı tamına 64 Dünya büyüklüğünde."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/gunes-sistemi-gezegenleri-ve-ozellikleri-nelerdir/", "text": "Güneş Sistemi Gezegenleri ve Özellikleri Nelerdir? Güneş Sistemi Gezegenleri ve Özellikleri Nelerdir? Bu yazımızda Güneş sistemi gezegenleri olan Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün gezegenlerinin özelliklerini bir bütün olarak işleyeceğiz. Bir zamanlar insanlar Dünya'nın evrenin merkezinde olduğu görüşü hakimdi; Güneş, Ay, gezegenler ve yıldızlar Dünya'nın etrafında döndüğü düşünülürdü. Yüzyıllar sonra Güneş'in etrafında dönen daha büyük bir gezegen sisteminin parçası olduğumuzu anlamaya başladılar. Sadece geçen yüzyıl içinde Güneş Sistemimizin ne kadar büyük olduğunun farkına vardık. Bu yazımızda ise Güneş Sistemi Gezegenleri ve Özellikleri Nelerdir? Sorusuna kısaca cevap vereceğiz. Güneş Sistemimizde Güneş'in etrafında dönen sekiz gezegen var. Gezegenleri Güneş'ten uzaklık sırasına göre; Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'dür. Plüton nerede diye soracak olursanız, o artık bir cüce gezegen. Güneş Sistemindeki gezegenlere olan yolculuk hikayemiz, Güneş'e en yakın olan gezegenden başlıyor... Güneş Sistemindeki Güneş'e En Yakın Olan Gezegen Merkür - Merkür, Güneş Sistemindeki Güneş'e en yakın olan gezegen olarak bilinir. - Güneş'in ortalama 58 milyon km (36 milyon mi) uzaklıkta bir yörüngede hareket eder. - Merkür'de sıcaklığı tutabilecek bir atmosfer yoktur. Bu yüzden yüksek sıcaklık farklıları görülmekte. Güneşe bakan taraf 420 C (788 F) kadar yüksek sıcaklıklarla ulaşırken ve diğer tarafı ise -173 C'ye (-279.4 F) düşer. - Venüs, Dünya ve Mars gibi, karasal bir gezegendir, bu da büyük oranda demir ve nikel gibi metallerden oluştuğu anlamına gelir. - Ekvator uzunluğu sadece 4879 kilometredir. Bu özelliğiyle Güneş Sistemi gezegenleri arasında en küçük olanıdır. - 5.427 g / cm3 yoğunluğuyla Güneş Sisteminin en yoğun gezegenidir. - Gezegenin yörüngesinde attığı bir tur, 87.969 Dünya günü sürer. Ancak ortalama yörünge hızı 47.362 km / s olan Merkür'ün tek bir dönüşü tamamlaması da 58.646 gün sürer. - Merkür ismini Roma mitolojisinden alır. Yunan mitolojisinde ise diğer tanrılardan daha hızlı hareket ettiği için tanrıların habercisi anlamına gelen Hermes ismi verilmiştir. - Merkür'ün herhangi bir uydusu yoktur. Güneş Sistemindeki En Sıcak Gezegen: Venüs - Venüs kalın atmosferi ve Güneş'e yakınlığı nedeniyle, Güneş Sistemindeki en sıcak gezegen unvanına sahiptir ve sıcaklıklar 735 K (462 C) sıcaklığa kadar ulaşır. - Güneş'e en yakın ikinci gezegendir. - Boyut ve kütle açısından, Dünya'ya en çok benzeyen gezegendir. Dünya'nın ikizi olarak adlandırılır. - Dünya, Merkür ve Mars gibi, farklılaşmış kaya ve minerallerden oluşan karasal bir gezegendir. - Güneş Sistemindeki herhangi bir gezegene göre en dairesel yörüngeye sahiptir. - Güneş etrafında yörüngesini 224.65 günde tamamlar. - Güneş Sistemindeki kendi ekseni etrafında saat yönünün tersine dönen diğer gezegenlerin çoğundan farklı olarak Venüs saat yönünde döner - Venüs'te bir gün, bir yıldan daha uzun sürer. - Sülfürik asit dışında hiçbir şekilde yağmur yağmaz. - Gezegene gönderilen hiçbir uzay aracı yüzeye iniş yapamamıştır. - Venüs'ün uydusu yoktur. Güneş Sisteminde Yaşamın Olduğu Gezegen: Dünya - Dünya, Güneş Sistemin gezegenleri arasında aktif yaşam olan tek gezegendir. - Güneş'e en yakın üçüncü gezegendir, Güneş'ten ortalama 150 milyon kilometre (93 milyon mil) uzaklıkta bir yörüngede hareket eder. - Merkür, Venüs ve Mars gibi Dünya da karasal gezegenler listesindedir. - Dünya'nın yörüngesinde attığı bir tur 365.25 gündür. Bu da dört yılda bir şubat ayının 29 gün çekmesi anlamına gelir. - Dünya'nın kendi ekseni etrafında dönüşünü 24 saat olduğu düşünülse de gezegenimiz dönüşünü 23 saat 56 dakika ve 4 saniyede tamamlar. - 5 ana katmandan oluşur. Dünya'nın katmanları dıştan için doğru sırayla: Atmosfer, Hidrosfer, Litosfer, Magma ve Çekirdektir. - Dünya'nın sadece bir uydusu vardır: Ay. Güneş Sisteminin Kızıl Gezegeni: Mars - Mars, yüzeyinde demir oksit yoğunluğu nedeniyle kırmızımsı bir tona sahiptir. Bu yüzden Kızıl Gezegen olarak da bilinir. - Yaklaşık 228 milyon uzaklığı ile Güneş'e en yakın dördüncü gezegendir. - Güneş Sistemindeki ikinci en küçük gezegendir. Büyüklüğü yaklaşık Dünya'nın yarısı kadardır. - Dünya'nın yaklaşık 1 / 3'ü kadar yer çekimi vardır. - Güneş'ten gelen ısıyı tutacak neredeyse hiç atmosferi yoktur ve bu nedenle sıcaklıklar Mars kışında -140 C'ye (-220 F) düşebilir. Yazın ise öğlen saatlerinde 20 C'ye (68 F) kadar çıkabilir. - Mars yüzeyinin birçok yerin altında buzlu su şeklinde su bulunur. - Mars'ın iki küçük uydusu vardır: Phobos ve Deimos. Güneş Sistemindeki En Büyük Gezegen: Jüpiter - Çapı Dünya'nın yaklaşık 11 katı ve diğer tüm gezegenlerin kütlesinin 2.5 katıdır. Bu özelliğiyle Jüpiter, Güneş Sistemindeki en büyük gezegendir. - Dünya'nın 1 / 4'ü kadar bir yoğunluğa sahiptir. Yoğunluğun bu kadar düşük olmasının sebebi gezegenin gazlardan oluşmasıdır. - Jüpiter, Güneş'i 740.550.000 km 16.040.000 km arasında değişen bir mesafede yörüngede döner. - Güneş'in etrafında attığı bir tur 11.8618 Dünya yılıdır. - Kendi ekseni etrafından dönüşü tam olarak 9 saat, 55 dakika ve 30 saniyede dönüşünü tamamlar. Bu özelliğiyle Jüpiter Güneş Sistemindeki gezegenler arasında en hızlı olanıdır. - Dünya gibi, Jüpiter de kuzey ve güney kutuplarının yakınında kutup ışıkları olarak bilinen auroralar yaşar. - Jüpiter'in 79 uydusu bulunur. Güneş Sisteminin Halkalı Gezegeni: Satürn - Güneş Sisteminin halkalı gezegeni Satürn'ün halkaları bir kum tanesinden bir arabanın büyüklüğüne kadar değişen buz parçacıklarından meydana gelir. - Dünya'nın yaklaşık 9,13 katı büyüklüğündedir. Bu özelliğiyle, Güneş Sistemindeki ikinci en büyük gezegendir. - Güneş'e en yakın altıncı gezegen olan Satürn, ortalama 1,4 milyar kilometre mesafede yörüngede hareket eder. - Bir gaz devi olarak, hidrojen ve helyum gazları yoğun olarak bulunur. - Ortalama 0.687 g / cm3 yoğunlukla, Güneş Sisteminde sudan daha az yoğun olan tek gezegendir. - Belirli bir yüzeye sahip değildir, fakat katı bir çekirdeği bulunmaktadır. Bunun sebebi, Satürn'ün sıcaklığının, basıncının ve yoğunluğunun çekirdeğe doğru artış göstermesidir. - Satürn'ün şimdiye kadar keşfedilen toplam 82 uydusu vardır, ancak tahminler bunun 150'ye kadar çıkabileceğini gösterir. Güneş Sisteminin En Soğuk Gezegeni: Uranüs - Uranüs Güneş Sisteminin en soğuk gezegenidir ve buz gezegen olarak isimlendirilir. - 2.735.118.100 km 3.006.224.700 km ortalama bir mesafe ile, Güneş'e en uzak yedinci gezegendir. - Güneş'in etrafında attığı bir tur yaklaşık 84 Dünya yılı sürer. - Bir gaz devi olarak sınıflandırılmasına rağmen, buz formundaki amonyak, metan, su ve hidrokarbon gibi maddelerin varlığından dolayı sıklıkla buz devi olarak isimlendirilir. - Metan buzunun yoğunluğundan dolayı mavimsi bir görünümü vardır. - Uranüs, ekvatorunun yörüngesinden dolayı çok ilginç bir mevsimsel döngü yaşar ve Neptün kuzey kutbu doğrudan Güneş'e bakacak şekilde yörüngede kalır. Bundan dolayı gezegenin bir tarafı 42 yıl gece yaşarken diğer tarafı ise 42 yıl gündüz yaşar. - Uranüs'ün bilinen 27 uydusu vardır. Güneş Sisteminde Güneş'e En Uzak Olan Gezegen: Neptün - Neptün, yaklaşık 4,5 milyar kilometre mesafe ile Güneş'ten en uzak sekizinci gezegendir. Bu özelliğiyle Güneş Sisteminde Güneş'e en uzak olan gezegen unvanına sahiptir. - Güneşimize olan aşırı uzaklığından dolayı, Neptün çıplak gözle görülemez. - Teknik olarak bir gaz devidir, ancak Neptün yapısı itibariyle bir buz devi olarak sınıflandırılır. - Neptün'ün kendi ekseni etrafında dönüşünü 16 saat 6 dakika 36 saniyede tamamlar. Güneş'in etrafında tek bir yörüngeyi tamamlaması ise 164.8 Dünya yılını alır. - Neptün, modern zamanlarda keşfedilen ikinci gezegendir. Urbain Le Verrier ve John Couch Adams tarafından keşfedilmiştir. - 1989 yılında sadece bir uzay aracı olan Voyager 2 tarafından ziyaret edilmiştir. - Neptün'ün 14 uydusu vardır. Güneş Sisteminde bulunan gezegenlerin isimleri ve anlamlarının nereden geldiğini merak ediyorsanız aşağıdaki resme tıklayabilirsiniz: Bu makalemizde Güneş Sistemi gezegenleri ve özellikleri hakkında ilginç bilgilere yer verdik. Bu hikayemizde yanan ise Plüton oldu. Plüton, 2006 yılında Uluslararası Astronomi Birliği tarafından gezegenlikten çıkarılmıştı. Bir sonraki hikayemizde tekrar görüşmek üzere... plütona bir kıyak geçebilirdiniz aidatını ödeyemediği için gezegnlikten çıkarılan plütonu halk olarak destekliyoruz. plütonun tekrar gezegenliğe terfi edileceği konuşuluyor. Peh, Pluto nunda çok umrundaydi sanki çok güzel aman neyse canım Tşk"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/gunes-sistemi-nedir-nelerden-olusur/", "text": "Güneş Sistemi Nedir? Nelerden Oluşur? Güneş Sistemi Nedir? Dünyamız Güneş adını verdiğimiz dev, ateşli bir yıldızın etrafında dönen sekiz gezegenden oluşan bir güneş sisteminin bir parçasıdır. Binlerce yıldır, güneş sistemini inceleyen bilim insanları, bu gezegenlerin gökyüzünde tahmin edilebilir bir şekilde bir yörüngede hareket ettiğini fark ettiler.Bazıları diğerlerinden daha hızlı hareket ederken bazıları ileri bazıları ise geriye doğru hareket ediyorlardı. Peki bu Güneş Sistemi nedir? Güneş sistemi, birbirleriyle etkileşen bir grup nesnedir, her bir nesne için temel etkileşim Güneş ile sahip olduğu nesnedir. Güneş Sisteminin özelliklerini kısaca özetleyecek olursak: - Yaş: 4.6 Milyar Yıl - Gezegen Sayısı: 8 - Cüce Gezegen Sayısı: 5 - Uydu Sayısı: 181 - Asteroit Sayısı: 552.894 - Kuyruklu Yıldız Sayısı: 3.083 - Çap: 18,75 trilyon kilometre - (11.65 trilyon mil) Güneş Sistemi Nelerden Oluşur? Güneş sistemi denildiği zaman sadece güneş ve gezegenlerden oluştuğu düşünülse de Dünya ile onun gezegen arkadaşları ile birlikte güneşin etrafında toplanan birçok gök cismi vardır. Peki Güneş Sistemi nelerden oluşur? Güneş sisteminde; güneş, gezegenler, uydular ve bu uyduların bazılarınında uyduları ,süpernova patlamaları, kuyruklu yıldızlar, göktaşları, asteroitler, meteoritler ve kozmik toz bulunur. Güneş Kahvenize çikolata olamayanların, gecesine çapı 1.392.000 kilometre (864.949 mil) Güneş olursanız bu Güneş'in hiç de umrunda olmaz. Güneş'in çapı yanında, Dünya'nın çapı sadece 12.756 kilometredir (7.926 mil). Bu da demek oluyor ki bir milyondan daha fazla Dünya'yı, Güneş'in içine sığdırabilirsiniz. Güneşin bu büyük kütlesi, güneş sisteminin tüm gezegenlerini yörüngelerinde tutan inanılmaz derece büyük bir çekim kuvveti üretir. Altı milyar kilometre (3,728,227,153 mil) mesafede bulunan Plüton'u bile güneş tarafından yörüngede tutacak kadar büyük. Gezegenler Güneş Sistemi gezegenleri sırası ile; Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'dür. Güneş sistemimizdeki her gezegen hem kendi ekseni etrafında dönerken, hem de güneşin etrafında da döner. Bir gezegenin güneş etrafında tam bir tur dönmesi için gereken zaman gezegenin yılıdır. Gezegenin güneşin etrafında izlediği yola yörünge denir. Her gezegenin izlediği farklı yörüngeleri vardır ve yörüngelerde farklı şekillerde ilerleyebilirler. Bazı yörüngeler dairesel olurken ve bazıları daha eliptiktir. Kuyruklu Yıldızlar Bilim insanları, kuyruklu yıldızların güneş sistemimizin en dışında bulunan gezegenlerinin yörüngelerinin dışında bir bölgeden geldiğini ve güneşe daha yakın olduklarını düşünüyorlar. Uzun dönemli kuyruklu yıldızlar olarak isimlendirilen bazıları, gezegenlerin çok dışında ve geriye doğru hareket eden eliptik yörüngededir. Diğerleri ise güneşe daha yakın yörüngelerde hareket ederler. Astreoitler Asteroitler, çakıl büyüklüğünden yaklaşık 1000 kilometre büyüklüğüne kadar değişen kayalık veya metalik olabilen uzay nesneleridir. Güneş'in yörüngesinde bulunsalar da, gezegen olamayacak kadar küçükler. Gökbilimciler, asteroitlerin Güneş Sistemimizin oluşumundan kalan malzemeler olduğunu düşünüyorlar. Çoğu, Mars ve Jüpiter'in yörüngeleri arasında bulunan Asteroid Kuşağı'nda yer almaktadır. Güneş Sistemimizde birkaç yüz bin asteroit düşünülmekte ve bunların birçoğu henüz keşfedilmemiştir. Meteoritler Meteoritler, boyutları uzaydaki toz taneciklerinden küçük asteroitlere kadar değişen uzay kayalarıdır. Meteoritler, Dünya atmosferine veya başka bir gezegenin atmosferine yüksek hızda girdiğinde ve yandığında, ateş topları veya kayan yıldızlar göktaşı veya meteor olarak isimlendirilir. Uydular Uydular bir gezegenin etrafında kavisli bir yörüngede hareket eden herhangi bir nesnedir. Ay, Dünya'nın tek uydusudur.Güneş Sisteminde 181 doğal uydu bulunmaktadır. Merkür ve Venüs'ün uydusu bulunmamakla beraber, 82 uydusu bulunan Satürn en çok uyduya sahip gezegendir. Satürn'ü 79 uyduyla Jüpiter takip etmektedir. Diğer gezegenlerin uydu sayıları ise: Mars'ın 2, Uranüs'ün 27, Neptün'ün ise 17 uydusu bulunmaktadır."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/ikizler-paradoksu-nedir/", "text": "İkizler Paradoksu Nedir? İkizler paradoksu nedir? İkizler paradoksu, Albert Einstein tarafından görelilik teorisi ile ortaya çıkan modern fizikte zaman genişlemesi olarak bilinen düşünce deneyidir. Mualla ve Süheyla adında iki ikiz kardeş düşünün 20. doğum günlerinde Süheyla, uzay gemisi ile neredeyse ışık hızında yolculuk yaparak uzaya gitmeye karar verir. Yaklaşık 5 yıl boyunca bu hızda uzayda yolculuk yaparak 25 yaşındayken Dünya'ya döner. Mualla ise Dünya'da kalır, Süheyla geri döndüğünde, Mualla'nın 90 yaşında olduğu ortaya çıkar. Peki bu nasıl oldu? Zaman Genişlemesi Göreliliğe göre; zaman genişlemesi, siz hareket ederken zamanın nasıl yavaşladığı olarak tanımlanır. Ne kadar hızlı hareket ederseniz, zaman sizin için bir o kadar yavaşlayacaktır. Işık hızına vardığınızda ise zaman sizin için durur. Süheyla çok hızlı hareket ettiği için zaman onun için daha yavaş akıyordu. 25 yıllık bir yaşam sürdü, fakat 90 yıl önce Mualla ile aynı anda doğdu. Süheyla şimdi 25 yaşında mı? Yoksa 90 yaşında mı? Bu durumda iki cevapta doğrudur ve yaşı hangi şekilde ölçtüğünüze göre değişir. Dünya zamanını ölçen biri için 90 yaşında. Süheyla'ya göre ise 25 yaşında. Her iki yaş da doğru ya da yanlış olarak kabul edilebilir. Genel Görelilik Bütün sorun görelilikte, göreceli hareketin söz konusu olmasıdır. Süheyla'nın bakış açısından düşünürsek, zaman durdu ve Mualla çok hızlı hızlarda uzaklaştı. Peki bu şekilde yapılan hesaplamalara göre Süheyla'nın daha yavaş yaşlandığı anlamı mı çıkar? Süheyla ve Mualla birbirlerine zıt yönlerde ve sabit hızlarda seyahat eden uzay gemilerinde olsaydı, bu argümanımız kesinlikle doğru olurdu. Aslında, sabit bir hızda hareket ediyorsanız, sizi referans çerçevenizde ayıracak bir deney yapılması mümkün değildir. Burada dikkat etmemiz gereken çok önemli bir ayrım var: Süheyla bu süreçte hızlanıyor. Mualla ise hareketsiz olan Dünya'da kalıyor. . Süheyla, ışık hızına yakın bir hızda yoğun ivmeye maruz kalan bir uzay gemisinde. Bu, genel göreliliğe göre, Süheyla'nın hızlandığını açıklayan fiziksel deneyler olduğu anlamına gelirken aynı deneylerin aslında Mualla'nın hızlanmadığını veya çok az hızlandığını gösterir. İkizler paradoksunun temel noktası ;Mualla'nın geçen zaman boyunca bir referans çerçevesinde olmasına rağmen, Süheyla'nın aslında iki referans çerçevesi içerisinde olmasıdır."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/ilk-kara-delik-fotografi-nasil-cekildi-neden-onemli/", "text": "İlk Kara Delik Fotoğrafı Nasıl Çekildi, Neden Önemli? İlk Kara Delik Fotoğrafı İlk kara delik fotoğrafı 10 Nisan 2019'da, Event Horizon-Olay Ufku Teleskopu Projesi'nde çalışan astronomlar tarafından kara deliklerle ilgili çığır açıcı bilgiler açıklayacağız parolasıyla yayınlandı. Albert Einstein'ın 1915 genel görelilik kuramında; kara deliklerle ilgili matematiksel açıklamalar getirmiş. Bu olay ise 1960'larda ismini kara delik olarak almıştı. Günümüze kadar, kara deliklerin tüm resimleri illüstrasyonlar ya da simülasyonlardı. Peki ilk kara delik fotoğrafı nasıl çekildi? Fotoğrafı çekmek hiç kolay olmadı. Bunu başarmak için dünya büyüklüğünde sanal bir teleskop inşa edildi. 20 ülkede 200'den fazla bilim insanı ve mühendisten oluşan grup, dünyanın en hassas radyo teleskoplarından sekizi, senkronize atom saati ağını, iki adet özel yapım bilgisayarı ve birkaç farklı algoritmayı birleştirdi. 10 yıldan fazla süren çalışma sonunda, büyük bir gizemi çözülerek, ilk kara delik resmi paylaşılmış oldu. Fotoğrafı çekilen ilk kara deliğin özellikleri: - Kim çekti? Olay Ufku Teleskopu Projesi'nde çalışan astronomlar. - Ne zaman çekildi? Nisan 2017'de çekildi. 2 saatte çekilen görüntünün analizi 2 yıl sürdü. - Nerede görüldü? Başak Takımyıldızındaki Messier 87 galaksisinin merkezinde. - Uzaklığı nedir? Dünya'ya 55 milyon ışık yılı mesafede. - Kütlesi kaçtır? 6,5 milyar güneş kütlesi. - Gözlem evi sayısı: Dört kıtada bulunan toplam 8 adet gözlem evi. - İlgili kişi sayısı: 200+ - Adı: Hawaii-Hilo Üniversitesi Hawaii profesörü Larry Kimura görüntüsü alınan ilk kara deliğe; derin, süslü ve karanlık oluşum anlamına gelen Powehi adını verdi. Kara delik fotoğrafı neden önemli? Günümüze kadar imkansız olduğu düşünülen bir kara deliğin görüntüsünü alan Olay Ufku Projesi, varlığının kanıtlanması zor olan kara deliklerin anlaşılmasında büyük bir adım attı. Görüntü, bilim insanların kara deliklerin nasıl çalıştığını ve olay ufkunun görüntülerinin genel görelilik teorisini test etmek için özellikle önemli olduğunu daha iyi anlamalarına yardımcı olacak. Bugün kara delikler hakkında öğrendiğimiz çoğu şeyin kaynağı: Stephen Hawking. Ünlü bilim adamı, kara delik teorisine daha sağlam bir teorik matematiksel destek oluşturmak için Albert Einstein'ın görelilik teorisini kullanmıştı. Hawking 14 Mart 2018'de, vefat etti fakat fotoğrafı çekilen ilk kara delik Stephen Hawking ve Albert Einstein'in öngörülerini bir kez daha haklı çıkarması yönüyle kritik bir öneme sahiptir."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/isik-hizi-nedir-isik-hizi-gecilirse-ne-olur/", "text": "Işık Hızı Nedir? Işık Hızı Geçilirse Ne Olur? Işık Hızı Nedir? Işık Hızı Geçilirse Ne Olur? bu soruları yanıtlamak, bizi uzay-zaman ve fizik ölçümlerinde bir yolculuğa çıkaracak.Bu yolculuk hikayesi ise daha önce hiçbir yerde anlatılmadı. Hazırsanız başlıyoruz... Işık Hızı Nedir? Işık hızı nedir? Işığın boşluktaki hızı saniyede 299.792.458 metredir. Bunu bilim insanları bize söyledi Peki biz ne oldu da bu rakamı kabul ettik? Bizim için neden önemli? Çocukken, Süpermen'in bir mermiden daha hızlı gidebildiğini görünce şaşırırdık. Hatta bir silahtan ateş eden bir mermiyi, sağ koluyla uzanmış, dalgalanan pelerinin arkasında hayal edebiliyorduk. Eğer Süpermen, mermi hızının yarısında uçabilseydi , merminin Süpermen'den uzaklaşma oranı yarı yarıya düşecekti. Ama mermiden daha hızlı uçarsa, onu geçebilecek ve hatta mermiye gel kardeşim birazda bu yönden git diyerek ona yol gösterebilecekti. Başka bir deyişle, Süpermen'in mermi ile olan bu macerası, Newton'un uzay ve zaman görüşlerine uyuyordu. Newton, uzaydaki nesnelerin konumları ve hareketlerini mutlak, hareket etmeyen bir referans çerçevesine göre ölçülebilir olması gerektiğini söylüyordu. Bilim adamları, 1900'lerin başına kadar bu görüşe bağlı kaldılar. Sonra Tatar Ramazan edasıyla, ben bu oyunu bozarım ! diyen Albert Einstein ortaya çıktı, geldi ve her şeyi değiştirdi. 1905'te Einstein, şaşırtıcı bir fikir ortaya koyarak, özel görelilik teorisini yayınladı. Newton'un aksine, tercih edilen bir referans çerçevesi olmadığını, her şeyin, hatta zamanın bile göreceli olduğunu söyledi. Daha sonra iki önemli ilke onun teorisini destekledi. Bu iki ilke: - Fizik yasaları, sürekli hareket eden tüm referans çerçevelerinde eşit olarak uygulanır. - Işık hızı saniyede 300.000.000 metre olarak sabittir ve gözlemcinin hareketinden veya ışık kaynağından bağımsız bir şekilde hareket eder. Einstein'a göre, eğer Süpermen bir ışık huzmesini, ışık hızının yarısında kovalarsa, ışık ondan aynı hızda uzaklaşmaya devam edecekti. Süpermen metaforumuzdan sonra ışık hızı, aldatıcı bir şekilde basit görünebilir. Fakat zihnin sınırlarını zorlayan büyük etkileri vardır. Bu etkilerden en büyüğü: Einstein'ın E = mc formülü. Burada E enerji, m kütle ve c ise ışık hızı. Einstein kütle ve enerjiyi ikiz kardeşler olarak görmüş, aynı fiziksel varlıklar olduğunu birbirlerine dönüştürebildiğini söylemiştir.Bu denklikten dolayı, bir nesne hareket ederse, sahip olduğu enerji, kütlesini artıracaktır. Başka bir deyişle, ne kadar hızlı hareket ederseniz kütleniz o kadar büyük olur. Eğer, ışık hızının yüzde 10'unda hareket ederseniz, kütleniz normalden sadece yüzde 0,5 daha fazla olur. Ama ışık hızının yüzde 90'ında hareket ederseniz o zaman kütleniz iki katına çıkacaktır. Işık Hızı Geçilebilir mi? Işık hızı geçilebilir mi? Sorusuna Albert Einstein gönül rahatlığıyla geçilemez cevabını vermiştir. Çünkü, siz ışığın hızına yaklaştıkça kütleniz de hızla artar. Eğer saniyede 300.000.000 metre hızla yolculuk yapmaya çalışırsanız, kütleniz sonsuz olur ve onu taşımak için sahip olmanız gereken enerji de sonsuz olur. Bu nedenle, hiçbir şekilde ışık hızı geçilemez. Işık Hızında Yolculuk Yaparsak Ne Olur? Işık hızında yolculuk yaparsanız eğer, ilginç bir sonuç ile karşı karşıya kalırsınız.Bu ilginç sonuç fizikçilerin zaman genişlemesi olarak adlandırdığı, çok hızlı hareket eden nesneler için, zamanın çok yavaş aktığını söyleyen teoridir. Diyelim ki, ışık hızının yüzde 90'ı hızında Bilim Gemisi ile yolculuk yapıyorsunuz; bu durumda zaman sizin için yarı yarıya düşecektir. Saatiniz sadece 5 dakika ilerlerken, Dünya'ki herhangi bir gözlemci için 10 dakika geçecektir. Eğer ışık hızına ulaşırsanız, Dünya'daki herhangi bir gözlemcinin perspektifine göre zaman sizin için durur. Fakat size göre zamanın akış hızı aynıdır. Yani siz bu değişimi hissedemezsiniz. Işık hızına ulaşmak için günümüz teknolojisinden çok daha fazlasına ihtiyacımız vardır ve bu imkansıza yakındır. Ama siz yine de ışık hızına ulaşayım derseniz; Süpermen gibi, mavi tayt üzerine kırmızı bir pelerin çekmek, o kadar da kötü bir fikir değildir. Işık Hızı Geçilirse Ne Olur? Işık Hızı Geçilirse Ne Olur? sorusu sıfıra bölünebilir miyim? sorusuna benzerdir. Çünkü ışık hızına ulaştığımızda zaman bizim için duruyordu. Işık hızını geçmeye çalışmak, zaman durduktan sonra onu daha da yavaşlatmaya çalışmak anlamına gelir. Bu durum arabanızla seyahat ederken, arabanızı yavaşlatıp tamamen durdurduktan sonra arabanızı daha da yavaşlatmaya çalışmaya benzer. Farz edelim ki imkansızı başardık ve ışık hızını geçebildiniz, bu senaryoda ışık hızından daha hızlı olan siz, zamandan geriye doğru yolculuk yapar. Bu yüzden Albert Einstein'a göre ışık hızını geçmek nedensellik ilkesinin ihlal edilmesi anlamına geliyordu. Ama fizik, kağıt üzerinde ışıktan daha hızlı hareket edebilecek Takyon gibi varsayımsal parçacıkların var olabileceğini söylüyor. Eğer takyonlar gerçekten varsa fiziğe bakış açımız ve sebep-sonuç hakkındaki düşüncelerimizi tamamen değiştirecek. Takyonlar hakkında bilgi almak için bu makelemizi okuyabilirsiniz: Okudum beğendim teşekkürler."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/isik-yili-nedir-nasil-hesaplanir/", "text": "Işık Yılı Nedir? Nasıl Hesaplanır? Işık Yılı Nedir? Işık Yılı Nedir? Mesafeyi ölçmenin bir yoludur. Bu size mantıklı gelmeyebilir çünkü ışık yılı bir zaman birimi olan yıl kelimesini içerir. Buna rağmen, ışık yılları zamanı değil mesafeyi ölçer. Yaşadığınız yere veya duruma bağlı olarak mesafeleri; inç / fit / mil veya santimetre / metre / kilometre cinsinden ölçmek için kullanılır. Bir metrenin veya bir kilometrenin ne kadar uzun olduğunu biliriz çünkü bu birimleri hayatımızda sık sık kullanıyoruz. Gökbilimciler teleskoplarını yıldızlara bakmak için kullandıklarında ise işler çok farklı bir hal almaya başlar. Çünkü mesafeler devasa. Örneğin en bilinen yıldızlardan olan dünyaya en yakın yıldız Proxima Centauri yaklaşık 38.000.000.000.000 kilometre uzaklıkta bir mesafededir. Bu tabi ki en yakın yıldız ama bundan milyarlarca kat daha uzak yıldızlar var. Bu devasa mesafeler hakkında konuşmaya başladığınızda, mil veya kilometre kullanmak bizim için pek pratik olmayabilir, çünkü sayılar inanılmaz derecede büyür. Hiç kimse 20-25 basamaklı sayıları yazmak veya konuşmak istemez! Bilim insanları uzun mesafeleri ölçmek için ve bunu rahatça ifade edebilmek için farklı bir birime ihtiyaç duymuşlardır. Işık yılı birimi bu duyulan ihtiyaç sonucu ortaya çıkmıştır. Dünyaya en yakın olan yıldıza mesafemiz 38.000.000.000.000 kilometre demek yerine ışık yılı ile hesaplayacak olursak 4,24 IY diyebiliriz. Gördünüz mü yazması ve söylemesi ne kadar da kolay oldu. Bu sebeplerden dolayı gökbilimciler gezegenlerin, yıldızların ve galaksilerin aralarındaki mesafeleri belirlemek için, günlük hayatta kullandığımız mesafe ölçü birimleri yerine, onları bu devasa sayılardan kurtaracak olan ışık yılı birimini kullanırlar. Işık yılını mesafe ölçümü olarak kullanmanın başka bir avantajı daha vardır. Yıldızların yaşını belirlememize de yardımcı olurlar. Diyelim ki bir yıldız 1 milyon IY uzaklıkta olsun. O yıldızdan gelen ışık bize ulaşmak için ışık hızında yolculuk etti. Bu nedenle, yıldızın buraya gelmesi 1 milyon yıl sürdü ve gördüğümüz ışık 1 milyon yıl önce oluşmuştu. Aynı şekilde, güneşimiz 8 ışık dakikası uzaklıktadır. Güneş aniden patlayacak olsaydı, sekiz dakika boyunca bundan haberimiz olamayacaktı çünkü patlamanın ışığının buraya ulaşması 8 dakika sürecekti. Işık Yılı Nasıl Hesaplanır? Işık yılı, ışığın bir yılda gidebileceği mesafedir. Işık yılını hesaplamak için önce ışığın boşluktaki hızını bilmemiz gerekir. Işık hızı saniyede 299.792.458 metredir. (186.000 mil). Yani ışık hızı yaklaşık olarak bir saniyede 300.000 kilometredir. Bunun ne kadar hızlı olduğuna dair bir fikir edinmek istiyorsanız, ışık bir saniyede Dünya'nın etrafında yedi kez seyahat edebilir örneğini verebiliriz. Peki ışık yılı nasıl hesaplanır? Işık Yılı = x . Işık hızını c değişkeni ile temsil edilebildiğinden, denklemi d = c x t olarak da yazabiliriz, burada d ışık yılı mesafesi, c ışık hızı ve t zamandır. Bir ışık yılının kilometre cinsinden mesafesini öğrenmek istiyorsanız, ışığın hızını kilometre / saniye cinsinden bulmanız gerekir. Bu hesaplama için bir Dünya yılında kaç saniye olduğunu bilmeniz gerekir. Hadi o zaman hesaplamaya başlayalım: 1 yıl 8765.81 saattir. 1 saat ise 3600 saniyedir. Bunları çarparsak 1 yılın 3,1556916x107 saniye olduğunu buluruz. 1 IY ise; d = c x t formülünden; 1 IY = 3 x 108 m/s x 3,1556916 x 107 s 1 ışık yılı= 9,49 x 1015 metredir. Işık yılı birimini kullanarak bazı mesafeler hakkında şunları söyleyebiliriz: - Dünya ile Ay arasındaki mesafe 1,5 ışık saniyesidir. - Dünya ile Güneş arasındaki mesafe 8 ışık dakikasıdır. - Gökyüzümüzün en parlak yıldızı olan Sirius; 8,6 IY uzaklıktadır. - Martı Bulutsu 3800 IY mesafede. - Yengeç Bulutsu 7000 IY mesafede. - Patlaması an meselesi olan Betelgeuse yıldızı 642 IY uzaklıkta. - Samanyolu Galaksi yaklaşık 150.000 IY genişliğindedir. - Andromeda Galaksi 2,3 milyon IY uzaklıktadır. Ayrıca gökbilimciler çok daha uzak mesafeleri ölçmek için ışık yılını kullanmak yerine parsek birimini kullanırlar. 1 Parsek, 3.3 ışık yılına eşittir."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/isinlanma-mumkun-mu-kuantum-dolanikligi-nedir/", "text": "Işınlanma Mümkün mü? Kuantum Dolanıklığı Nedir? Işınlanma Mümkün mü? Işınlanma mümkün mü? İşten veya okuldan çıktınız diyelim, bir kumanda düğmesiyle direkt eve gitmenizin bir yolu olabilir mi? Bilim adamları, 1000 yıl içinde bunun bir olasılık olabileceğini düşünüyor ve vücudunuzu atom altı seviyeye kadar tarayıp, A noktasında olan sizi atomlarınıza kadar ayırıp B noktasına yollayabilmenin yollarını bulmak adına deneyler gerçekleştiriyorlar. İlk olarak 1998'de, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü'ndeki fizikçiler, ışınlanma teorisini, ışık taşıyan bir enerji parçacığı olan bir fotonu başarıyla ışınlayarak gerçeğe dönüştürdüler. Yaklaşık 1 metre uzağa ışınlanan fotonun karşı tarafta bir kopyası oluştu. Tahmin edildiği gibi kopya olan foton ortaya çıkınca, orijinal olan foton ortadan kaybolmuştu. Fizikçiler bu deneyi Heisenberg Belirsizlik İlkesini ihlal etmeden yapmak zorunda kaldı, çünkü bu ilke bir parçacığın yerini ve momentumunu aynı anda bilemeyeceğimizi ve fotondan daha büyük nesnelerin ışınlanmasının mümkün olmadığını söyler. Fakat bir parçacığın konumunu bilmiyorsanız eğer, kuantum ışınlanma nasıl yapabilirsiniz? Bir fotonu Heisenberg İlkesini ihlal etmeden ışınlamak için fizikçiler, kuantum dolanıklığı olarak bilinen bir fenomen kullandılar. Kuantum Dolanıklığı Nedir? Kuantum dolanıklığı nedir? Işınlanmada ne rol oynar? Kuantum fiziğinde, en az iki atom altı parçacığın, şans eseri olmadan etkileşime girerek,fiziksel olarak birbirlerine dolanmasına kuantum dolanıklığı denir. Bu, parçacığın momentumu, konumu veya polarizasyonu gibi özellikleri ifade edebilir. Bir parçacık için bu özelliklerden biri ile ilgili bir şeyler bilmek, diğeri için aynı özellik hakkında bir şeyler anlatır. Mesela bir çift eldiveninizin olduğunu hayal edelim. Dolabınızda sadece bir sağ eldiven bulduysanız, eksik eldivenin sol elinizle uyacağından emin olabilirsiniz. İki eldiven birbirine dolanmış olarak tanımlanabilir, çünkü biri hakkında bir şeyler bilmek diğeri hakkında rastgele olmayan bir özellik hakkında önemli bir bilgi verecektir. Modacıların bu konuda kafası oldukça rahat, bu onlar için pek de garip bir durum değil. Fakat bu kavram kuantum mekaniği ile ilgilenen fizikçiler için büyük bir sorun teşkil ediyor. Önceleri, Niels Bohr ve Werner Heisenberg, bir nesnenin durumunun ancak bir ölçümden alınan sonuca göre gerçekten var olup olamayacağını savundu. Bu da deneysel olarak gözlemlemesi gerektiği anlamına geliyordu. Erwin Schrödinger, Schrödinger'in kedisi olarak bildiğimiz düşünce deneyinde, bir kutunun içinde ki kedinin, kutuya bakana kadar ne canlı ne de ölü olduğunu söylemeyiz diyerek kuantum mekaniğine itiraz etti. Albert Einstein'da , Schrödinger'in düşüncelerine katılarak, aynı saftayız mesajını verdi. O zamana kadar kuantum mekaniği olasılıkla işliyordu. Daha sonra bu terslikte bir iş var diyen Niels Bohr, iki nesneden, ilk nesnenin durumunu ölçersek buna karşılık gelen çok uzaktaki diğer nesnenin sonucu hakkında tahminlerde bulunabileceğimizi söyledi. Einstein bu fikri 'ürkütücü bir eylem' olarak görüp, reddetti ve daha sonra 'gerçekliğin derinliklerinde olasılık olamaz' düşüncesiyle, bir çok kez Tanrı Zar Atmaz iddiasında bulundu. Yıllar geçse de, Bohr'un fikirleri, kuantum dolanıklığının ilginç doğasının ve modern fiziğin hala sağlam bir parçası olarak görülmekte. Peki bu kuantum dolanıklığının ışınlanmada rolü ne? Kuantum Işınlanma: Kuantum dolanıklığında, kuantum ışınlanma elde etmek için en az üç foton gerekir: - Foton X: Işınlanacak foton - Foton Y: Taşıyıcı foton - Foton Z: Foton Y ile dolanan foton Araştırmacılar, foton X'e dolanma olmadan çok yakından gözlemlediler, daha sonra onu değiştirdiler. Y ve Z fotonlarını karıştırarak, X ile ilgili bazı bilgileri öğrenip ve elde edilen bilgiler ışığında dolanma yoluyla Y'ye ve daha sonra Z'ye iletildi.. Araştırmacılar bilgiyi X'den Z'ye gönderdiklerinde, X'in bire bir kopyasını oluşturdu. Bununla birlikte artık X'deki bilgi, Z'ye gönderilmeden önceki haliyle mevcut değildi. Bunu daha basit bir şekilde ifade edersek, Uzay Yolu filmindeki Kaptan Kirk, yabancı bir gezegene doğru ışınlandığında, taşınmanın gerçekleştiği odada, atomik yapısının bir analizi ile bir Kaptan Kirk kopyası oluşturulur, daha sonra bu kopya ışınlanmak istenen yere yollanır, ışınlanma gerçekleşince orijinal Kaptan Kirk artık ortadan kaybolur. Işınlanma Deneyleri Işınlanma deneylerine 1998 yılında başlayan fizikçiler, bir maddeyi ışınlamanın sonsuz derecede zor olduğu bildikleri için, maymunları ışınlanma macerasına giremediler. Yine de bu konuda büyük ilerlemeler kaydettiler. - 2002 yılında, Avustralya Ulusal Üniversitesi'ndeki fizikçiler bir lazer ışını ile ışınlanma gerçekleştirdiler. - 2006'da, Danimarka'nın Niels Bohr Enstitüsü'ndeki fizikçiler lazer ışığında depolanan bilgileri yaklaşık uzaklıktaki bir atom bulutuna ışınlamayı başardılar. - 2012 yılında, Çin'li fizikçiler ışınlanma rekoru kırarak, bir fotonu 81 kilometre uzağa ışınladılar. - 2014 yılında Avrupalı fizikçiler sıradan bir optik fiber aracılığıyla kuantum bilgilerini ışınlayabildiler. İnsanlar Işınlanabilir mi? Peki her şey bilgiyi A noktasından B noktasına taşımaktan mı ibaret? İnsanlar ışınlanabilir mi? Ne yazık ki Uzay Yolu filmindeki gibi insanları ışınlanma fiziksel anlamda imkansızdır. Bir kişinin başka bir yere anında ışınlanmasını sağlayan bir taşıyıcı da, o kişinin bilgisinin ışık hızında seyahat etmesini gerektirir. Einsten'in özel görelilik teorisi buna müsade etmez. Ayrıca, bir kişinin ışınlanabilmesi için, insan vücudunu oluşturan trilyonlarca atomun tespit edilmesi ve analiz edilmesi gerekmekte. İnsan vücudunu ışınlayacak makine, bilgileri başka bir yere göndermek zorunda kalacaktı, başka bir makine de kişinin vücudunu hassas bir biçimde yeniden inşa etmesi gerekecekti; çünkü insan moleküllerini bir milimetre bile yerinden oynarsa ciddi anlamda fizyolojik zararlar verecektir. Işınlandığımız yere ulaşma da ayrı bir tartışma konusu. Işınlanan insan aslında hiç bir yere ulaşamaz.Tüm süreç bir faks makinesi gibi işleyecek ve kişi süreç sonunda bir kopya olarak ortaya çıkacaktı. Peki orjinale ne olacaktı? Peki siz her fakstan sonra orjinale ne yaparsınız? Öyleyse her başarılı ışınlanmayı bir cinayet daha sonra bir yaratma eylemi olarak adlandıralabiliriz. Her ışınlanma da vücudunuzun her ayrıntısını; tüm anılarını, duyguları, umutları ve hayalleri tamamlayan genetik bir klon yaratılması anlamına gelir. Bilim adamları her geçen gün ışınlanmanın temel kavramlarını geliştirmeye devam ediyor. Bunu başarmaları için, yaşam, ölüm, madde, mekan ve zaman konusunda büyük atılımlar gerçekleştirmek zorundalar. Görünen o ki , insanlık ile böylesine bir tanrısallık arasında bir engel bulunmakta, sizce de öyle değil mi? Merak ediyorum acaba ışınlanma teknik olarak mümkün olursa insanlar ışınlanmayı tercih edecekler midir? Yoksa hayatın tatlı görüntüsü bir klon olup kaybolma riskini göze almalarını engelleyecek midir?"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/kaos-teorisi-ve-kelebek-etkisi-teorisi-nedir/", "text": "Kaos Teorisi Ve Kelebek Etkisi Teorisi Nedir? Kaos teorisi ve kelebek etkisi teorisi nedir? Brezilya'da kanat çırpan bir kelebek, Amerika'da bir kasırgaya sebep olabilir mi? Kaos Teorisi Nedir? Kaos teorisine göre düzensizliğin içinde bir düzen vardır. Kaos Teorisi: mekanik ve matematikte, deterministik yasalarla yönetilen, düzen ve kaosu birlikte zıtlaşmayacak bir şekilde barındıran, dışarıdan tahmin edilemeyen sistemleri inceleyen bilimdir. Kaos Teorisi Nedir? sorusunu daha basit bir şekilde ifade edersek; sürprizlerin, görünüşte rastgele olan ve doğrusal olmayan olayları öngörmeye çalışan bilimdir. Kaos Teorisi, kalbimizin atmasından gezegenlerin, yıldızların, asteroitlerin yörüngeleri gibi çeşitli doğal olayların karmaşıklığına açılan bir kapıdır. Kapının ardındaki kaos odasından düzenlenmiş yapıları çıkarmamıza sağlayan matematiksel bir sistemdir. Bir sistemin bütün özelliklerini biliyorsanız fizik yasalarını da bildiğiniz anlamına gelir. Kaos teorisi temel olarak herhangi bir sistemin uzun vadede geleceğiyle ilgili öngörüde bulunup bulunmayacağımızı sorgular. Bundan yaklaşık 45 yıl önce bunu sorgulan Edward Lorenz ise şu soruyu sordu: ''Brezilya'da kanat çırpan bir kelebek, Amerika'da bir kasırgaya sebep olabilir mi?'' Edward Lorenz'ın bu sorusu ile birlikte Kaos Teorisi'nin modern matematiğin en ilginç alanlarından biri olan Kelebek Etkisi Teorisine kapı aralıyoruz. Kelebek Etkisi Nedir? Kelebek Etkisi Teorisine göre bir şey değişirse her şey değişir. Kelebek Etkisi Nedir? sorusunu basit bir anoloji ile cevaplayacak olursak; Kaos Teorisini yan yana özenle dizilmiş domino taşları olarak kabul edelim, kelebek etkisi dokunduğumuz ilk taştır. Biri düşünce, diğerleri de onu takip eder. 1961 yılında matematikçi ve meteorolog olan Edward Lorenz, hava durumunu önceden tahmin edebileceği matematiksel keşif yapar. Çalışmalarını bir bilgisayar programı ile yapan Lorenz, önce dakika tahminleri sonra gün ve ardından hafta tahminlerini doğru yapar. Bir gün Lorenz'ın üzerinde bir üşengeçlik olur ve 'hem zamandan da tasarruf ederim' düşüncesi ile daha önceki bir tahminini bilgisayardan çalıştırmaya karar verir. Güzel bir çay molasından sonra bilgisayarın başına geçince, beklenmedik bir şey olur. Bilgisayarın yeni tahminleri öncekiyle aynı şekilde başlasa da, iki tahmin kümesi kısa sürede büyük ölçüde sapmaya başlamıştı. Acaba yanlış giden neydi? Lorenz kısa süre sonra, orijinal çalışma sayısı olan 0.506127 'ın yerine 0.506 sayısını kullandığını fark eder. Bu binde birlik fark, bir kelebeğin kanat çırpışıyla yüzünüzde oluşabilecek esinti farkıyla aynıydı. Lorenz aslında kaosun kendisini bulmuştu. Çünkü mevcut havanın ölçümünde başlangıç koşullarındaki küçük hataların aslında küçük kalmayacağı ve zamanla ciddi boyutlarda arttığı anlamına geliyordu. Bu da uzun vadeli hava tahminlerinin imkansız olmasa bile oldukça zor olduğunu gösteriyordu. Kelebek Etkisini her ne kadar Edward Lorenz ortaya atsa da, aslında bu yeni bir fikir değildi. Atalarımız yüzyıllardır kelebek etkisini şu cümle ile dile getiriyordu: ''Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır'' Harika bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/kara-delik-nedir-nasil-olusur/", "text": "Kara Delik Nedir, Nasıl Oluşur, Türleri Nelerdir? Kara Delik Nedir? Kara delik nedir? Kara delikler, en hızlı hareket eden parçacıkların bile kaçmasını önleyen yer çekiminin yeterince yoğun olduğu alan hacimleridir. O kadar güçlüdür ki hiçbir şey hatta ışık bile kaçamaz, bu nedenle kara delik adı verilmiştir. Bir yıldızın nükleer yakıtı tükendiğinde kendi içine çöker. Yıldızın çekirdeği Güneş'ten daha büyük bir kütleye sahipse, bilinen hiçbir güç çekirdeğin uzayda her şeyi yutan bir yer çekimine sahip bir kara delik oluşturmasını engelleyemez. Daha farklı bir deyişle kara delikler çekirdeklerinde nükleer füzyon süreçleri bulunmayan ölü yıldızlardır. Kara delikler tabiri caizse herhangi bir yüzeye sahip değildir. Sadece uzayda göremediğimiz kendilerine ait bir bölgeleri ya da sınırları vardır. Bu sınıra ise olay ufku adı verilmektedir. Olay ufkunun yarıçapı kara deliğin kütlesine oranla çok küçüktür. 10 Güneş kütlesine sahip bir kara deliğin çapı sadece 30 kilometredir. Kara delikler deyimi yerindeyse evrenin canavarlarıdır. Bu canavarların olay ufkunun ötesine geçen her şey, yerçekimleri tarafından çekilmeye ve ölmeye mahkumdur. Aklınızın ucuna ne gelirse; görünürde bir ışık, ya da X-ışınları, veya bir radyasyon formu kara deliklerin gazabından kaçamaz, kaçması teklif dahi edilemez. Çünkü onlar, maddenin yoğunluğun ve yerçekimin sonsuz olduğu tekillik noktalarıdır. Kara deliklerin gerçekten bir deliği yoktur ve boş değillerdir. Hayal edemeyeceğiz kadar küçük bir alana sıkışmış çok fazla malzeme ile doludurlar. Bu canavarlara süper güçlü yerçekimi kuvvetini veren budur. Kara delik terimini kullanılır çünkü bu canavarlar uzayın yanına bile yaklaşılmayan, gezegenler arasında bile adı dahi en iki kez düşünülmeden söylenmeyen uzayın karanlık delikleri gibi görünürler. Kara Delik Nasıl Oluşur? Harvard Üniversitesi gökbilimcileri, sadece Samanyolu Galaksisinde 100 milyon tane kara deliğin bulunabileceğini düşünüyorlar. Peki karanlık uzayın korkulu rüyası olan bir kara delik nasıl oluşur? Kara deliklerin oluşum sürecini anlayabilmek için; yıldızlar nasıl oluşur? Ne yer ne içerler? Nasıl ölürler? Sorularının cevaplarını iyi bilmek gerekir. Kara delik oluşum süreci: - Yıldızlar, yoğunları yüksek Nebula ya da diğer adıyla Bulutsu olarak bilinen yıldız doğum hanelerinde doğarlar. Daha sonra büyük bir gaz ve toz küresine dönüşür ve kendi yerçekimi altında büzülürler ve bulut kümelerine ayrılırlar. - Yoğuşma maddesinin bir bölgesi ısınmaya başlar, yeteri sıcaklığa ulaştıktan sonra nükleer reaksiyon başlar. Sıcaklık on milyon santigratta ulaştığında ön yıldız oluşur - Yıldız toplanan yüksek enerjiyi serbest bırakmaya başlar, daha da büzüşmesini önler ve parlamasına neden olur ve yıldız statüsüne ulaşır. - Yıldızımız, Güneş'ten daha az bir kütleye sahip ise sadece birkaç bin kilometrelik bir yarıçapa sahip ise bu yıldız beyaz cüce olana kadar kendi içine çöker. - Yıldızın kütlesi Güneş'in 1 ile 4 katına sahip olması durumunda, birkaç kilometrelik yarı çapa sahip bir nötron yıldızı oluşur. - Yıldızın kütlesi, Güneş'in 4 katından daha fazla ise en ölümcül olay gerçekleşir ve yıldız Schwarzschild yarıçapına kadar çökmesinden alıkonulamaz ve nur topu gibi bir kara delik oluşur. Oluşan bir kara delik ne kadar büyük olabilir? Bir kara deliğin ne kadar büyük olabileceğinin herhangi bir sınırı bulunmamaktadır. Var olduğunu düşündüğümüz en büyük kara delikler birçoğu galaksilerin merkezinde olmakla beraber bir milyar güneş kütlesine eşit kütlelere sahiptir. Peki oluşan bir kara delik ne kadar küçük olabilir? Genel göreliliğe göre bir kara delik boyutunun herhangi bir alt sınırı bulunmamaktadır. Fakat, yerçekiminin nasıl işlediğine dair tam bir teori de kuantum mekaniğini içermelidir ve henüz böyle bir teori yoktur. Böylesine bir teori üzerinde yapılan çalışmalar bizlere bazı ipuçları vermektedir, bir kara deliğin yarı çaptaki 10-10 (- 33) cm'den daha küçük olabileceği tahmin edilmektedir. Kara Delik Türleri Bilim insanları şu ana kadar oluşum şekline göre üç tür kara delik belirlediler: - Yıldız kaynaklı - Süper kütleli - Orta seviye Yıldız Kaynaklı Kara Delikler Karadelik oluşturmanın bir yolu yıldızlardan gelir. Bir yıldızın içinde, yerçekimi her şeyi birbirine yaklaştırmaya çalışır. Bununla birlikte nükleer reaksiyon başlar ve büyük bir enerji ortaya çıkar. Enerji yıldızların çekirdeğini ısıtır, sıcak gazın basıncı, yerçekimi ve basınç dengesini tam olarak dengeleyecek şekilde dışarı doğru iter. Büyük bir yıldız nükleer yakıtı bittikten sonra yer çekiminin etkisiyle dış katmanlar bir süpernova patlaması yaşanır ve merkez bölge emilir. Yıldızın merkezi çekirdeği, Güneş kütlesinin on katı gibi yeterince büyükse hiç bir güç yıldızın çökmesini engelleyemez. Yıldız kaynaklı kara deliklerin hepsi Güneşimizin yaklaşık on katı ağırlığındadır. Nispeten küçüktürler fakat inanılmaz derece yoğundurlar. Süper Kütleli Kara Delikler Süper kütleli kara delikler tipik bir yıldız kara deliğinden bir milyon ila milyar kat daha fazla kütle içerir. Sadece bir kaç tane süper kütleli kara deliğin varlığı bilinse de birçoğu gözlemlenemeyecek kadar uzaktır. Samanyolu Galaksisinin merkezi de dahil üzere çoğu büyük galaksinin merkezinde bulunduğu düşünülmektedir. Evren küçük kütleli kara delikler ile dolu olsa da, ancak amca çocukları olan süper kütleli kara delikler evrenin tek hakimidir. Bilim insanları, bu kadar büyük kara deliklerin nasıl oluştuğundan tam olarak emin değillerdir. Bu ilginç süper kütleli kara delikler oluştuktan sonra, etraflarındaki toz ve gazdan kütle toplayarak güçlerini kazanırlar. Orta Seviye Kara Delikler Gökbilimciler önceleri kara deliklerin sadece küçük veya büyük boyutlarda olmak üzere kategoriye ayırırken 2014 yılında orta seviye kütleye sahip bir kara delik keşfettiler. 2018 yılında yapılan araştırmalar sonucunda orta seviye kara deliklerin cüce galaksilerin merkezinde var olabileceği ihtimalini ortaya çıkardı. Bu tür galaksilerde yapılan gözlemler, kara deliklerde yaygın olarak bulunan X-ışını görüldü. Yapılan bu gözlemler 36.000 ila 316.000 güneş kütlesindeki kara deliklerin var olabileceğini düşündürdü. Kara Delikler Neden Siyahtır? Kara delikler neden siyahtır ? Sorusunun cevabını kara deliğe bakan bir kişiyi hayal ederek cevaplamaya çalışalım. Beyazın, tüm renklerin bir karışımı olduğu biliyoruz. Fakat siyah? Siyah her rengin yokluğunu temsil eder. Peki çok parlak bir ışığı siyah bir kağıda odaklarsanız. Hala siyah olarak kalmaya devam eder mi? Hayır! çünkü kağıt tüm ışığı ememez. Ya her şeyi emebilecek bir kağıt varsa. Dünya üzerindeki her şeyin bile kaçamayacağı bir kağıt. Bu ne kadar siyah olabilir? Kara delikler ise herhangi bir renge yada belirli bir yüzeye sahip bir nesne değil, uzay-zaman bölgesidir. Kara deliğe ne kadar yaklaşırsanız, o kadar fazla kavisli uzay zamanı elde edilir. Olay ufkunda ise bir o kadar bükülür. Işık sadece ufka paralel ve tekilliğe doğru en kötü şekilde içeri girer. Bu bir nesnenin hatta ışığın olay ufkundan kaçamayacağı anlamına gelir. Kara delikten çıkan bir şey yoksa eğer siyah gibi görünür. Daha farklı bir deyişle; renk ışıktan gelir ve kara deliğin bir ışığı yoktur. Bu da kara deliklerde herhangi bir rengin olmaması anlamına gelir. Bu yüzden kara delikler siyahtır. Olay ufku bir kara deliğin geri dönülemez noktasıdır. Yani bir kara delik siyah değilse, o olay ufkuna sahip değildir ve bu nedenle bir kara delik değildir. Peki bir kara deliği nasıl görebiliriz? Kara delikler küçük ve hiç bir şeyin onlardan kaçamayacağı bilmek bir kara deliği bulmanın imkansız bir görev olduğu düşündürebilir fakat bu canavarlar her şeyi içine doğru çekerken arkalarında bir iz bırakırlar. Bu iz , yerçekimi kuvvetidir. Eğer görünür bir ışık kaynağının olmadığı yerde yerçekimi gözlemlersek, bu bir kara delik anlamına gelebilir. Bu tür bir argüman tek başına yeterli olmayabilir ve bu yüzden başka ipuçları aramalıyız. Bir kara deliğin içine düşebilecek başka bir malzeme varsa; kara delikten değil de , hemen dışından tespit edilebilir bir sinyal üretebilir. Kara Delikler Hakkında İlginç Bilgiler Tüm evrende insanlığın bildiği en ilgi çekici, en ilginç, bir o kadar ilham verici varlıklar olan kara delikler hakkında ilginç bilgileri sizler için derledik: - Kara delikler ölü yıldızların kalıntılarıdır. - Kara deliklere yaklaştıkça yer çekiminin etkisiyle zaman daha yavaş akar, merkezinde ise zaman tamamen durur. - Kara delikler olay ufku adında geri dönüşü olmayan noktası vardır. Eğer bir nesne olay ufkunu geçerse, kara deliğe düşmekten başka çaresi kalmaz. Emildikten sonra ise bu nesne asla tekrar ortaya çıkamaz. - Kara deliklerin çekirdeklerine tekillik noktası adı verilir. Herhangi bir fizik yasası burada geçerli değildir, çünkü sonsuz yoğunluğa sahip herhangi bir şeyi anlamak mümkün değildir. - Tekillik noktası nihai yıkım noktasıdır. Burada giren hiçbir şey hayatta kalamaz. - 1960'larda bulunan ilk kara delik Cygnus X-1, Güneş'ten 10 kat daha büyük ve X-Işını kullanılarak keşfedilmiştir. - Dünyamıza en yakın olan kara delik olan V4647 Sagitarii 1.600 ışık yılı mesafededir. - Sonsuz derecede büyük kara deliklerin varlığını iddia eden birkaç teori vardır. - Galaksimiz Samanyolu'nun merkezinde 30.000 ışık yılı mesafede ve güneşimizden 30 milyon kat daha büyük bir kara delik bulunmaktadır. - Bilim insanları kara deliklerin aslında çok sayıda foton partikülü saçtığından dolayı kütle kaybedebileceğine ve büzüştükten sonra zamanla yok olabileceğini düşünüyorlar. Bu buharlaşma sürecinin varlığını teorikleştiren Stephen Hawking olduğu için Hawking Radyasyonu olarak da bilinir. - Yıldızlararası Interstellar Filminde gösterilen Gargantua isimli kara deliği tasarlamak için 30 kişiden oluşan bir ekip ve binlerce bilgisayar bir yıldan daha fazla çalıştı. Sonuç, günümüze kadar oluşturulan herhangi bir kara deliğin en doğru simülasyonu."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/leonid-meteor-yagmuru-nedir-ne-zaman-olacak/", "text": "Leonid Meteor Yağmuru Nedir? Ne Zaman Olacak? Leonid Meteor Yağmuru Nedir? Leonid Meteor Yağmuru Ne Zaman Olacak? Leonid meteor yağmuru gökyüzünden yakalayabileceğimiz en iyi meteor yağmuru olarak bilinir. Her kasım ayında saatte 10 ila 15 arasında meteor yağmuruna şahit oluruz. Her 33 yılda bir ise Leonid meteor yağmurları doruklara çıkar ve saatte 1000 -veya daha fazla- meteor düşer. Ancak, bunun 2034 yılına kadar görülmesi mümkün değildir. Meteor yağmurunun kaynağı Comet Tempel- Tuttle kuyruklu yıldızıdır. Bu kuyruklu yıldız Güneş'in etrafında düzenli aralıklarla dönerken, buzları sıcaktan erir ve geride bıraktığı çok sayıda parçacık Dünya'nın atmosferine meteor olarak yayılır. Leonid Meteor Yağmuru Ne Zaman? 2019 yılının Leonid meteor yağmuru 17-18 Kasım geceleri doruğa çıkacak. Gökyüzünde saatte yaklaşık 10 ila 15 arasında meteor gözlenebilecek. Leonid meteor yağmurları 30 Kasım'a kadar devam edecektir. NASA, Leonid meteor yağmurlarını renkli ve ''en hızlı yağan meteorlar'' olarak sınıflandırır. Bir parça Leonid meteorunun hızı, saniyede yaklaşık 44 mildir (71 kilometre). Meteorlar Kasım ayının çoğunda gerçekleşir, ancak ayın ortasında en iyi şekilde gelirler. Meteor yağmuru ayrıca birkaç saniye boyunca devam eden bir renk çizgisi bırakabilen bir meteor olan ateş topları da üretebilir. Leonid Nedir? Neden Leonid Olarak Adlandırılıyor? Leonid meteor yağmurları adını Aslan takım yıldızından almaktadır. Ancak, Leonid sadece Leo'dan geliyor gibi görünüyor. Gerçekte takımyıldızındaki yıldızlarla hiçbir ilgisi yoktur. Gökbilimciler Aslan takımyıldızındaki Aslan'ı Leonidlerin ''ışıltılı noktası'' olarak nitelendiriyor."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/mars-gezegeni-hakkinda-sasirtan-10-gercek/", "text": "Mars Gezegeni Hakkında Şaşırtan 10 Gerçek Mars Gezegeni Özellikleri Bu yazımızda sizlere Mars gezegeni özellikleri hakkında şaşırtan ilginç bilgilere yer vereceğiz... Mars'ın çekim kuvvetinden dolayı Dünya'daki ağırlığınızın yaklaşık %60 ını kaybedersiniz. Eğer dünya üzerinde 100 kilo iseniz, Mars'taki kilonuz 38'dir. Bu yüzden kilonuzu hiç dert etmeyin, sadece yanlış yerde olduğunuzu bilin. Mars'ın kutuplarında donmuş olarak karbondioksit Co2 bulunur. Biliyoruz ki çok moral bozucu, Mars'ta pek fazla su yok. Tamam kutuplarda buzullar var ama orada gitmek için çok uzak. Eğer su istiyorsak bunu kendimiz yaratmak gerecek. İyi dinleyin size bunun tarifi veriyoruz: Hidrojeni alın üzerine oksijeni ekleyin, ve sonrada onu yakın. Mars'ın yüzey koşulları, biz insanlar için çokta uygun değildir. Çünkü sıcaklık ortalama -60 C dolayındadır. Mars'ta Güneş'in batışını hayranlık verici bir şekilde güzeldir. Ama dikkat edin çünkü Güneş batarken oluşan ani ısı düşüşü biz Dünyalılar için, devamlı hareket elinde değilsek veya özel bir elbisemiz yoksa donarak ölüm demektir. Mars'ta Mevsimler Dünya'daki 4 mevsim yaşadığımız gibi Mars'ta da o 4 mevsimi yaşayabiliriz. Ama tek farkla Mars'ta yaşanan mevsimler Dünya'dakinden 2 kat daha uzundur. Mars'ta da hiç mevsim olur mu? diye soranlar olmuş. Ama şöyle açıklayalım: Mars'ın eksenel eğikliği (25 derece), Dünya'nın ise (23.5 derece) benzer bir açıya sahip olduğundan dolayı Mars ile, 12742 km çapındaki ömür törpüsü Dünyamız benzer mevsimleri yaşamaktadır. Mars'ın büyüklüğü Dünya'nın yarısı kadardır. Küçüğüm daha çok küçüğüm Bu yüzden bütün hatalarım Öğünmem bu yüzden Bu yüzden kendimi Özel önemli zannetmem -Sezen Aksu Güneşimiz 4.5 milyar yıldır her akşam Güneş sistemindeki 8 gezegen için batıyor. Dünyamızda yeri göğü kızılan boyayan Güneş, Mars'ta ise mavi rengini çalıyor. Mars Gezegeninin Adı Nereden Gelmiştir? Mars'ın adı ise Roma mitolojisindeki Savaş Tanrısı'ndan gelmektedir. Yunan mitolojisinde ise adı Ares'tir. Ares, tanrıların ve insanların babası Zeus ile evlilik kraliçesi Hera'nın oğludur. Kanlı savaşlarıyla bilinip deyimi yerindeyse taş üstünde taş bırakmamıştır. Mars Gezegenin Uyduları Mars'ın 2 uydusu vardır: Deimos ve Phobos. Mars, Dünya gibi bir atmosfere sahip değildir. Çok ince bir atmosfere sahip olan Mars'ta neredeyse hiç basınç yoktur. Güneş görünürde varsa aydınlık yoksa tamamen karanlıktır. Uydusu olan Phobos biraz bizim Ay gibi ışık veriyor ama diğer uydusu Deimos ise gereksizin teki... Güzel olan her şeyin de bir sonu vardır. Phobos'un 50 milyon içinde babası Mars'a çarparak küçük halkalar halinde kırılması bekleniyor. Mars'ta bulunan Olympus dağı Güneş Sistemimizde bilinen en büyük dağdır. Everest Dağı'nın 3 katı uzunluğundadır. Elon Musk'ın Mars planı: Terraforming Elon Musk Mars'ta bir insan kolonisi kurmayı ve orayı Dünyalılaştırma Terraforming işleminden geçmesi gerektiğini düşünmektedir. Güneş sisteminde bunun için en uygun aday ya da başka bir deyişle tek aday Mars. Elon Musk'ın Mars Planı ise şöyledir: 2022-2023: Mars'a kolonilerin ihtiyaç duyacağı ekipmanı yollamak ve gerekli kontrolleri yapmak. 2024: İlk insanlı ekibin yollanması. Mars'a yapılacak ilk seyahatlerin çok tehlikeli olacağını düşünüyorum. Temel de şöyle olmalı: Ölmeye hazır mısın? Eğer senin için sorun yoksa Mars'a gitmeye hazırsın. -Elon Musk 2025: Merhaba kardeş gezegen Mars aç kapıyı biz geldik. 2028: İlk Mars Üssü olacak olan Alfa'nın kurulumunun tamamlanması. 2030'lar: Biraz fantastik veya hayal olarak gelebilir ama ilk Mars şehrinin kurulması. 2100'ler: Yapay iklim değişlikliyle Mars'ı yaşanabilir bir gezegen haline getirmek. Haftada kırk saat çalışarak devrim niteliğinde arabalar ya da roket üretemezsiniz. Bu işe yaramaz. Mars'ın kolonileştirilmesi hafta kırk saat çalışmayla gerçekleşecek bir şey değilir. -Elon Musk hurdiiiıaaağ hurdaciağ geldi hurdaciağğğ"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/marsta-yatirimlik-arsa-satislari-basladi/", "text": "Mars'ta Yatırımlık Arsa Satışları Başladı Mars'ta emlak satına almak istiyorsanız doğru adrestesiniz! Mars'ta Yatırımlık Arsa Satışları Başladı isimli bu makale 2032 yılında yazılmıştır. Adını vermek istemeyen zaman yolcusu tarafından günümüze getirilmiştir. Yıl 2023: Elon Musk bir başarıya imza atıyordu. Mars'a ilk insanları yollayarak Mars'ın kuruluş belgesini ilan ediyordu . Mars bizim için ikinci bir Dünya ve bize burda bir şans daha tanındı. Kimse bunun nedenini bize sormadı ve hiç kimse bunun nedenini de söylemedi. Gerçi kimse neden Dünya'da yaşadığımızı dahi söylememişti. Yıl 2030: Dünya'da yaşanan nüfüs patlaması açlık ve kıtlığı beraberinde getirdi. Bize adım atacak yer bırakılmadığından Mars'a seyahat etmek zorunda kaldık. Geçen süre zarfında Mars geleceğe yönelik iyi bir yatırım aracına dönüştü ve Amerika'nın uyanık emlak şirketleri Marsı parsel parsel satmaya başladı. Yıl 2032: Tarih olarak günümüze geldik. Bilim Gemisi ailesi olarak Ulan Amerika el mi yaman yoksa bel mi yaman diyerek bu oyunu bozma kararı aldık. Sizler için Mars'ta uygun yerlerde yatırımlık arsaları araştırdık. İşler planladığımız gibi gitmese B planını uygulayacağız: Amerika henüz biz Türkler'in tapusuz oturabildiğinin farkında değil. 1. Dağ Manzaralı Bir Evde Oturmak İstiyorsanız: Mount Olympus ve Tharsis bölgesi: Dağlar dağlar kurban olam yol ver geçem diyorsanız. Olympus dağı tam bunun için biçilmiş kaftan. Çok geniş bir alan kaplayan ve yüksekliği yavaş yavaş artan Olympus dağı size muhteşem manzarasıyla doğal bir ferahlık verecek. Duble yol gelince burada ki arsalar baya değer kazanacak, kaçırmayın derim. Ama eğer ''Kız ben sana demedim mi karşıki dağlar Olympus Olympus'' diyorsanız. İncil ve Tevrat'ta adı geçen Tharsis'e bekleriz. Tharsis'in adı Mersin'deki Tarsus'la da bir bağlantısı var. Yani Mars'ta da bir Tarsus var diyebiliriz. Burada memleket hasretine son verebilirsiniz. 2. Romatizmam var ben anlamam öyle dağdan mağdan, dizlerim ağrır Diyorsanız Mars'ın Kuzey Kutbunu Size Önerebilirim: Cemal Süreyya'ya sorarlar yalnızlık nedir? yalnızlık, bir ovanın düz oluşu gibi bir şey cevabını verir. Yokuş çıkmayı pek sevmiyorsanız , elinizde kahvenizle insanlardan uzak sakin ve huzurlu bir yaşam sürmek istiyorsanız Mars'ın kuzey kutbu bunun tam yeri. 3) Benim adım bomba soyadım ölüm lan ! Aşk acısı çektirme bize yalnızlıkta neymiş ben macera arıyorum Diyorsanız Güney Kutbu... Zamanında Dünya'ya çarparak dinazorların yok olmasına sebeb olan bir gök cisminden daha büyük bir gök cismi çarparak burayı oldukça dağlık bir yer haline getirdi. Macerayı seviyorsanız ve dağcılıkla ilgileniyorsanız buradaki bütün zirvelere tırmanarak hayalllerinizi gerçekleştirebilirsiniz. 4) Ne macerası bize para lazım para Diyorsanız Biraz Öfkeli Fazlasıyla Tozlu: Syrtis Major Para, para, para varlığı bir dert yokluğu yara... Syrtis Major çorak bir yer. Dört bir yanında fazlasıyla toz, kaya ve bitmek bilmeyen çöl dışında hiçbir şey yok. Bu kırmızı çölün nedeni demir oksidinin bir çarşaf gibi her yeri kaplaması. Yalnızca çöl olmamakla beraber o kadar eski ki paslanmakta olan bir çöl de diyebiliriz. Peki atalarımız bize ne demiş: ''İşleyen demir ışıldar' ' Eğer bu bölgeye gelip bu paslanmış çölün altındaki madenleri bulup işlerseniz kısa yoldan köşeyi dönebilirsiniz."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/nebula-bulutsu-nedir-nebula-isimleri-ve-cesitleri/", "text": "Nebula Nedir? Nebula İsimleri ve Çeşitleri Yıldızların doğumunun, ölümünün ve oluşum döngüsünün kalbine yolculuk... Nebula Nedir? Nebula Nedir? Nebula ya da Türkçe adıyla bulutsular uzayda geniş yer kaplayan gazlar, toz, helyum, hidrojen ve diğer iyonize gazlardan oluşmuş bazen parçalan bazen ise bir araya gelen madde huzmeleridir. Bazıları karanlık bazıları ise ürkütücü şekiller alan göz alıcı renkler içinde ışıldayan bulutsular yıldızların doğumunun, ölümünün ve oluşum döngüsünün kalbidir. Peki bu kalbe giden yani bulutsular arasında küçük bir yolculuğa ne dersiniz? Kemerlerinizi bağlayın... Nebulalar Nebula İsimleri ve Çeşitleri Martı Bulutsu Uzayda serçelere uçacak değil tabi. Kanat açıklığı 100 ışık yılı olan Martı Bulutsu 3800 ışık yılı uzaklıkta kanat çırpıyor. Martımızın gözü ise Güneş'ten tamı tamına 20 kat daha büyük ve oldukça parlak bir yıldız. Yaratılış Sütunları Gaz ve tozdan oluşan dev 3 sütundan oluşan Yaratılış Sütunlarından soldaki sütun yaklaşık 4 ışık yılı boyunda. 7000 Işık yılı uzakla olan Yaratılış Sütunlarını Hubble teleskopu fotoğrafını çekerken onun Milattan önceki 4985 yılındaki halini görüyordu. Aslında yaratılış sütunları 'Yok oluş sütunlarına' dönmüş durumda bundan tam 6 bin yıl önce bir süpernova patlamasıyla dağıldı. Ancak bize o kadar uzak ki yok oluşunu görebileceğimiz ışığın bize ulaşması için 1000 yıl daha geçmesi gerecek. At başı Bulutsu Tam göksel bir sanat eseri. Kanvas üzerine yağlı boyayla değil! Sonsuz uzayın karanlığı üzerine işlenmiş yıldız tozu ve kozmik bulutlar. Dünya'ya 1500 ışık yılı uzaklıkta bulunan At başı nebulasının birkaç milyon yıl ömrü kalmış. Burada oluşmakta olan yıldızlar güçlü parlamalarıyla bulutsuyu dağıtacak. Kalp Bulutsu 7500 ışık yılı mesafede böyle şeyler varken aramızda bu yazıyı okumak için ayırdığınız 5 dakikanın lafı mı olur? Öndeki ise atmosferine dalan bir Perseid. Kalbini delip geçiyor mu? Geçiyor. Fazlasıyla belirgin olan kırmızı rengini, nebulanın merkezinin biraz yakınındaki yıldızlardan çıkan radyasyonun sonucu. Yengeç Bulutsu Sadece 7000 ışık yılı mesafede böyle manzaralara şahit oluyorum. Sonra dönüp etrafıma bakıyorum. O an kafama dank ediyor. Biz aslında bu Dünya'ya çile çekmeye gelmişiz. Yengeç bulutsusu aslında 1054 yılında bir süpernova patlaması sonucu meydana gelen kırıntılardır. Bu tarihi bilmemizin nedeni; Çinli gökbilimciler bir yıldızın gündüz bile görülebilecek şekilde parladığını gözlemlemesidir. Tamı tamına 23 gün boyunca gözlendiği kayıtlara geçilmiştir. Kabarcık Bulutsu Dünya'ya 7100 ışık yılı mesafede bulunan Bu Bubble, Hubble teleskopu ile çekildi. Yani bir nevi Hubble Bubble. Kütlesi Güneş'ten 45 kat daha büyük ve 10 ışık yılı çapına sahiptir. Bubble nebulanın kalbinde cevabını henüz veremediğimiz bir gizem yatıyor: Bu bulutsuyu oluşturan yıldızlar merkezde olmamasına rağmen, bulutsu nasıl olurda bu kadar simetrik olabiliyor? Karanlık Bulutsu Dünyamıza 700 ışık yılı uzaklıkta bulunan bu bulutsunun yıldız alanındaki boşluk aslında gerçek bir boşluk değil. Gaz ve toz bulutlarıyla örtülü olduğu için biz onu öyle görüyoruz. Bu tür bulutsular gelecekte doğacak olan yıldızların doğum yerleridir. Gül Bulutsusu Dünyamıza 5200 ışık yılı mesafede bulundan Gül bulutsusu çok misafirperver bir bulutsu. 10 binden daha fazla genç yıldızı ağırlıyor. Kanı hızlı akan bu genç yıldızlar, etraflarındaki gazı iyonize ederek parlamalar sağlıyor ve dev bir Gül bulutsusu meydana getirerek bize romantik manzaralar sunuyor. Halka Bulutsu Bu bulutsuyu benzersiz yapan halkalarıdır. Satürn'ü bile kıskandıracak derecede güzel halkalarıyla bu bulutsu bizden sadece 2000 ışık yılı uzaklıkta. Küçük bir teleskop alıp sizde rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Hayalet Bulutsular Karanlık uzayımızın hayaleti, sessizliğine aşık olduğumuz bu bulutsu Dünya'dan 1500 ışık yılı mesafede. Yıldızlardan gelen ultraviyole ışığının, bulutsu üzerinde koyu bir kırmızı bir ışıldamaya neden olduğu düşünülmekte. VERİMLİ BİR SİTE. KUTLARIM. HAZIRLAYANLARIN ELLERİNE + EMEĞİNE SAĞLIK. 🙂 Ne bu la? XD"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/neptun-gezegeni-ozellikleri-hakkinda-ilginc-bilgiler/", "text": "Neptün Gezegeni Özellikleri Hakkında İlginç Bilgiler Neptün gezegeni, güneş sisteminde bulunan sekiz gezegen arasında Dünya'ya en uzak olandır. Bir gezegenin terk edilmesi başkadır, yalnızlığı ise bambaşka bir konudur.Bizler yapayalnız, ıssız bir gezegen olan Neptün'e yolculuk yapıyoruz. Neptün gezegeninin özellikleri hakkında ilginç bilgiler öğrenip, uydularında birer mola vereceğiz. Bu süre zarfında kimse gemiden ayrılamayacak. Neptün Gezegeni Özellikleri Neptün gezegeni özellikleri hakkında ilginç bilgileri madde halinde sıralayacak olursak: - Güneş'e en uzak olan gezegendir. - Bir yıl 165 Dünya yılı sürer. - Neptün adını, Roma mitolojisindeki deniz tanrısından alır. - 6 tane zayıf halkası bulunmaktadır. - Çıplak gözle görülemez. 1846 yılında matematiksel tahminler kullanılarak keşfedilmiştir. - Kendi ekseni etrafında hızlı dönen bir gezegendir. 1 gün 16 saat sürer. - Neptün'ün atmosferi; metan, hidrojen ve helyumdan oluşur. - Ortalama yüzey sıcaklığı -214 C'dir. - Neptün gezegeninin 14 uydusu bulunmaktadır. - Neptün'ün en büyük uydusu Triton, Neptün'ün keşfedilmesinden sadece 17 gün sonra keşfedildi. Neptün'ün Yapısı Neptün yapı olarak güneş sisteminin iki buz gezegeninden biridir. Kütlesinin yaklaşık% 80'i su, amonyak ve metan gibi yoğun buzlu malzemelerin sıvılarından oluştuğu için, Uranüs'ün ardından Güneş Sistemi'nin en soğuk ikinci gezegeni yapmış durumda. Neptün'ün iç yapısı da Uranüs'e benzemektedir.Her iki gezegenin de çekirdek ve mantodan oluşan iki katmanı bulunmaktadır: Çekirdek, kayalık ve sudan oluşurken, manto ise amonyak ve metandan yapılmış yoğun, sıcak bir sıvıdan oluşmuştur. Peki Neptün Gaz mı? Kütlesinin çoğu gazdan meydana gelmiştir, bu yüzden gezegenin sağlam bir yüzeyi yoktur. Bir gaz gezegen olmasına rağmen, Güneş Sisteminin Jüpiter'den sonra en ağır ikinci gezegenidir. Bilim adamları, gezegenin soğuk bulutları altında oluşan basınçtan dolayı kaynamakta olan bir aşırı sıcak su okyanusunun olabileceğini düşünüyorlar. Neptün'ün Atmosferi Neptün'ün atmosferi hidrojen, helyum ve metandan meydana gelir. Dünya atmosferi gibi, bu gezegenin etrafında dönen, ancak 300 m / sn rüzgar hızlarına ve donmuş metan bulutlarına sahip bulutlar ve fırtına sistemleri bulunmaktadır. Bilim insanları, Voyager II'nin Neptün'de değişken havayı gözlemlediklerinde şaşırdılar. Voyager II'nin bu gezegene olana uçuşu sırasında gezegenin etrafında hızla dolaşan çok parlak, beyaz cirrus bulutları keşfedildi. Scooter lakaplı bir cirrus bulutunun her 16 saatte bir gezegenin üzerinde hareket ettiği gözlendi! Bu bulutlar metan ve buz kristallerinden oluşmaktaydı. Bu bulutlar, Büyük Karanlık Nokta olarak isimlendirildi ve saatte 700 mil hızla ilerliyordu. Neptün'de Yaşam Var mı? Dünyada sıvı su bulduğumuz hemen hemen yaşamın olduğunu görürüz. Su olduğu sürece yaşam vardır. Suyun binlerce metre altında, nükleer reaktörlerin içinde veya buzulların içinde bile yaşam izleriyle karşı karşı kalırız. Tabii ki bu mikrobik yaşam. Neptün'de yaşam var mı? Neptün'de yaşam bulmak için, gezegenin bakteri yaşamının beslenilmesi için bir enerji kaynağının yanı sıra sıvı su kaynağı olması gerekir. Gezegenin yüzeyinde sıcaklığı 55 Kelvin'e kadar düşebilmektedir. Bu çok soğuk ve sıvı suyun bulunmasının hiçbir yolu yoktur. Yani Neptün'de yaşam yoktur. Neptün Gezegeni Hakkında Bilgi Neptün hakkında bilgi sahibi olmadan, yolculuk yapmak mümkün değildir. Kısaca Neptün gezegenini tanıyalım: - Rengi: Mavi - Mitolojide Adı: Roma mitolojisinde su ve deniz tanrısı, Yunan mitolojisinde Poseidon olarak bilinir. - Ekvator Çapı: 49,528 km - Kutup Çapı: 48,682 km - Kütle: 1,02 x 10 ^ 26 kg (17 Dünya) - Yörüngede bir tur: 165 yıl - Uydu sayısı: 14 - Keşif tarihi: 23 Eylül 1846 - Keşfedenler: Le Verrier ve Johann Galle Neptün Adını Nereden Alır? Neptün adını mavi renginden dolayı Roma mitolojisi'nde su ve deniz tanrısından almıştır. Yunan mitolojisinde ise Poseidon olarak bilinmektedir. Neptün gezegeni keşfi de bir oldukça ilginçtir.Uranüs'ün yörüngesindeki sapmalar ve huysuzlukları gözlemleyen Urbain Le Verrier ve Johann Galle yaptıkları matematiksel hesaplamalar ile gezegeni keşfettiler. Neptün'ü keşfinde baş aktör olan Urbain Le Verrier, gezegenin adını Roma deniz tanrısından almasını önerdi. Neptün'ün Uyduları Neptün'ün bilinen 14 uydusu bulunmaktadır. Uyduların her biri mitolojik bir Yunan su tanrısı olarak adlandılmıştır. Gezegene en yakın olandan en uzağa doğru hareket eden uyduların isimleri; - Naiad, - Thalassa, - Despina, - Galatea, - Larissa, S / 2004 N1 , - Proteus, - Triton, - Nereid, - Halimede, - Sao, - Laomedeia, - Psamathe, - Neso. Gezegenin keşfinden sadece 17 gün sonra keşfedilen Triton, Neptün'ün en büyük uydusu olmakla beraber aynı zamanda Neptünün dönme yönünün tersinde dönen tek uydusudur Bilim insanları, Triton'un kayalık, metal bir çekirdek ve buz dolu bir örtü üzerinde donmuş bir azot kabuğuna sahip olduğunu düşünüyor. Triton aynı zamanda, metan izleri bulunan, muhtemelen volkanik faaliyetlerden oluşan bir azot atmosferine sahiptir. Neptün'e Uzay Misyonları: 1612: Galileo küçük teleskopu ile Neptünü gözlemliyor ve gezegenin sabit bir yıldız olduğu yanılgısına düşüyor. 1846: Bilim insanları matematiksel hesaplamalar kullanarak Neptün'ü keşfediyor. Güneş sistemindeki gezegegen sayısı 8'e çıkıyor. Aynı yıl Neptün'ün uydusu olan Triton keşfedildi. 1984: Gezegeni inceleyen bilim insanları, Neptün'ün bir halka sistemine sahip olduğunu keşfetti. 1989: Voyager 2, Neptünü ziyaret eden ilk ve tek uzay aracı oldu. 2002: Bilim insanları Gezegenin etrafında dönen dört yeni uydu keşfetti ve onları isimlendirdi: Laomedia, Neso, Sao ve Halimede. 2003: Bilim insanları yer tabanlı teleskoplar kullanarak bu gezegenin yeni bir uydusu olan Psamathe'yi keşfetti. 2005: Keck Gözlemevi gökbilimcileri Neptün'ün halkalarında bozulmalar olduğunu fark etti. 2013: Hubble Uzay Teleskobu'nu kullanan bir gökbilimci, gezegenin 14. uydusunun keşfini yapar ve ona S / 2004 N 1'in profesyonel adını verir. 2016: Hubble Uzay Teleskobu'nu kullanan gökbilimciler, gezegende karanlık bir nokta keşfetti. GEREKTEN KARANTİNA DÖNEMİNDE BU TARZ BİLGİLENDİRİCİ MAKALELERE BAYILIYIRUM. Harika bilgiler hani sıcaklığı ile ilgili bilgiler nerede Evet cidden Cidden"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/notron-yildizi-nasil-olusur-galaksimizde-kac-tane-var/", "text": "Nötron Yıldızı Nasıl Oluşur? Galaksimizde Kaç Tane Var? Nötron Yıldızı Nasıl Oluşur? Nötron Yıldızı Nasıl Oluşur? Sorusuna cevap verebilmek için, önce yıldızların ne olduğunu ve nasıl oluştuklarını iyi bilmemiz gerekir. Bunun için başlıklı yazımızı okuyabilirsiniz. Gelin şimdi hep beraber yıldız türlerinden en ilginci olan nötron yıldızına biraz daha yakından bakalım. Albert Einstein, 1926 yılının Aralık ayında, Niels Bohr'a yazdığı bir mektupta, daha sonraları pek de çok anlaşılmadan tartışmalara konu olan şu cümleyi yazar: Her şeyi göz önünde bulundurduğumuzda, O'nun zar atmayacağına ikna olmuş durumdayım. Tüm tartışmalar ve yorumlar bir kenara, eğer Tanrı tarafından bir zar atılacak olsaydı, bu zar bir süpernovanın merkezinde dövülür ve kararlı yapıya sahip bilinen en aşırı gök cismi olan nötron yıldızından yapılırdı. Bir adım daha ileriye gidelim. Einstein ve Bohr arasındaki entelektüel tartışmaya konu olan bu hipotetik zarın, küp şeklindeki klasik tavla zarı boyutunda ve şeklinde olduğunu varsayalım. İşte nötron yıldızından bu zarların her her birinin ağırlığı Everest Dağı kadar olurdu. Eğer daha önce ıslak bir havludaki suyu sıkmak için o havluyu evire çevire sıktıysanız, ve bunun için ne kadar enerji harcandığını biliyorsanız, şimdi bir gözlerinizi kapatın, Everest Dağı'nın bir tavla zarına sığabilmesi bir sindirin. Bu bilgi bir otursun. Nötron Yıldızı Oluşturmak İçin Gerekli Malzemeler - Gerekli malzemeler: Bir adet yıldız (kırmızı süper dev aşamasına 8 ila 25 güneş kütlesi arasına girebilecek olanlar tercih edilmelidir) - Hazırlama süresi: Malzememizin boyutuna göre değişir, ama genelde onlarca milyon yıl - Pişirme süresi: Birkaç saniye Nötron yıldızı oluşturmak için en az 8 Güneş kütlesine sahip bir adet yıldıza ihtiyaç var. Kısaca yaklaşık 3.3 milyon adet dünya... Ancak bu yıldız, 30 güneş kütlesinden da az olması gerekiyor, aksi halde tam bir nötron yıldızı yaratacakken, kara delik yaratırız. Bu yıldızı bulduk mu? O zaman başka hiçbir şey yapmaya gerek yok, arkanıza yaslanıp, yalnızca on milyonlarca yıl beklemeniz yeterli... Kısaca nötron yıldızı nasıl oluşur? Bir yıldız ölürken, bir nötron yıldızı doğar. Her yıldız ölümü için bu geçerli değil, yukarıda bahsettiğimiz şartları sağlayanlar için. Yoksa yıldızlar beyaz cüce olarak hayatına devam edebilir, yoksa maazallah bir kara delik olabilirler. Uzun lafın kısası, kırmızı süper dev yıldızı çekirdeğindeki silisyum füzyonunun da tamamlanmasından sonra, bu noktada artık emir, oldukça kararlı bir element olan demiri kesemez. Sizin anlayacağınız, bu yıldızların kefeni demirdendir... Bu aşamada nükleer füzyon ile yeni enerji üretilmediği için, ve dejenere elektron basıncı da yıldızın çekirdeğini mevcut boyutta tutmaya yeterli olmadığı için kütle çekim kuvveti galip gelir. Yıldızın çekirdeği çöker. Kütle çekim kuvvetinin verdiği gazla, ışık hızının ¼'üne ulaşan bir hızda içine çökmekte olan bir yıldız çekirdeğinin çöküşünün durması için tek bir kuvvet kalmıştır: dejenere nötron basıncı . Bahsettiğimiz boyutlarda objelerin çekirdeğinin kara deliğe dönüşmemesi için tutunabileceği son halatın, nötron düzeyindeki bir kuvvet olması tam bir hayat dersidir. Dejenere nötron basıncı ile kırmızı süper dev yıldızın çekirdeğinin çöküşü durdu, ancak hikaye bu kadar değil. Yıldızın çekirdeği çöküşü aniden emniyet kemeri olan dejenere nötron basıncı ile durduğunda inanılmaz bir enerji açığa çıkar, ve nötron yıldızına dönmekte olan kırmızı süper devin ufalmış çekirdeği hariç tüm kütlesi evrene dağılır, ki bu da süpernova oluyor. Yıldız Çökmesi Nedir? Nötron yıldızının oluştuğu ana, yani yukarıda bahsettiğimiz boyutta bir yıldızın çekirdeğinin çöküşüne dönersek: Türkçe'de yıldızın çekirdeğinin çöküşü, veya İngilizce'de core collapse, olarak açıklanan fenomen sırasında çöker kelimesi, bilimsel açıdan doğru olsa da, gerçekleşen olayı açıklamak için çok sınırlı bir kelime. Zira günlük hayattaki bazı kelimeleri bilimsel anlamda kullandığımızda, bu kelimelerle ilişkili zihinsel imgeleri de bir şekilde bu bilimsel terimlere taşıyoruz. Mesela, 'çöküş' kelimesini duyunca, kontrollü veya kontrolsüz olarak yavaşça çöken binalar aklımıza gelir. Ancak bir yıldızın çekirdeğinin çökmesi tamamen farklı bir konsepttir. Nötron yıldızının doğumu ile sonuçlanacak bir yıldız çekirdeği çöküşünü hayal etmek için ise şöyle düşünelim: Yüksek kütleli bir yıldız var. Bu yıldızın boyutu Jüpiter'in güneş etrafındaki yörüngesi kadar. Gözünüzü kapatın, açın; yıldız yok. Tuvaletten çıkarken hani elektriği kapatma düğmesine basıyorsunuz ve tuvalet karanlığa gömülüyor ya, işte o hızda... Koskoca bir han kapısındaki küçücük bir anahtar deliği olan teleskoplarımızla gözlemlediğimiz kozmik sahnenin en etkileyici sihirbazlık numaralarından biri işte nötron yıldızının doğumu ile sonuçlanan bu çöküştür. Bu çöküşün yarattığı muazzam kütle çekimi ile oluşan nötron yıldızında, dejenere elektron basıncı mağlup olmuş, elektronlar protonlarla birleşerek nötrleşmiş, ve nötronlardan oluşan bir obje meydana gelmiştir. Temelde yıldızımız yeterli kütlede olmasaydı (yani yıldızımız çekirdeği Chandrasekhar limitinin altında, 1.44 Güneş kütlesinden az olsaydı), uygulanan kütle çekim, dejenere elektron basıncını mağlup edecek kadar kuvvetli olmayacak, süpernova yaşanmayacaktı. Bu durumda yıldız yine eski şaşalı günlerinden uzakta olsa da bir beyaz cüce olarak hayatına devam edebilecekti. Eğer süpernovanın yaşandığı yıldızın çekirdeği, 3 Güneş kütlesinden fazla olsaydı, dejenere elektron basıncı şöyle dursun, dejenere nötron basıncı da mağlup olacak ve bir kara delik meydana gelecekti. En Ünlü Nötron Yıldızı Adayı: Betelgeuse En ünlü kırmızı süper dev yıldızı Betelgeuse ile karşılaştırdığımızda, güneş ekranlarımızda birkaç piksel. İşte o Betelgeuse görkemli bir süpernova ile patladığında, çekirdeği hariç tüm kütlesini evrene saçacak ve arta kalan nötron yıldızı sadece, ve sadece New York'un Manhattan adasının üzerini kapatabilecek kadar kalacak. Mevcut tahminlerimize göre, evrende nötron yıldızı yaratmaktan daha verimli bir zipleme yöntemi yok. Bir adım ötesinde verilerin silinip silinmediği, hala meçhul... Betelgeuse yıldızının, tip II süpernova ile nötron yıldızına nasıl dönüşüyor, onu inceleyelim. Kısaca yukarıdaki iki sınırın ortasında, çöküş ile birlikte yaşanan süpernovadan sonra, elimizde koskoca güneşimizin kütlesinden daha büyük bir kütleye sahip olmakla birlikte (1.44 Güneş kütlesi), yalnızca 20 kilometre çapında bir gök cismi kalır. Bu objenin tamamı birbirine dirsek temas aralığı hizaya girmiş nötronlardan oluştuğu için, aslında nötron yıldızının tek bir atom olduğunu bile söylenebilir; söyleyenler var şahidim. Samanyolu'nda Kaç Tane Nötron Yıldızı Var? Bir nötron yıldızının oluşumu için çok fazla şartın bir arada gerçekleşmesi (örneğin yıldızın çekirdeğinin 1.44 Güneş kütlesinden büyük olması ancak 3 Güneş kütlesinden büyük olmaması gerekir) gerekse de, NASA'nın çeşitli yazılarında referans verilen astronomik tahminlere göre kendi kozmik mahallemiz diyebileceğimiz Samanyolu Galaksi'sinde yaklaşık 2.000 adet tespit edilmiş nötron yıldızı bulunuyor. Bunlar yalnızca tespit edilenler. Astronomlar Samanyolu'nda bir milyarı aşkın nötron yıldızı olduğunu tahmin ediyor. Kaynakça: - http://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/notron-yildizi-nedir - https://www.eso.org/sci/publications/messenger/archive/no.126-dec06/messenger-no126-27-31.pdf - http://spaces.imperial.edu/russell.lavery/ASTR100/Lectures/topic26-fusions.html - https://www.nasa.gov/mission_pages/GLAST/science/neutron_stars.html"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/paradoks-nedir-paradoks-ornekleri-nelerdir/", "text": "Paradoks Nedir? Paradoks Örnekleri Nelerdir? PARADOKS NEDİR? Paradoks nedir? Paradoks, beklenilmeyen bir gerçeği ortaya koyan, çelişkili görünen kavramların bir araya getirilmesine denir. Paradokslar tarih boyunca felsefi düşüncenin merkezi bir parçası olmuştur, basit görünen durumları yorumlamamızı sağlayarak, doğru olduğunu düşündüğümüz şeylere kafasına çevirerek bize aynı derecede mümkün olabilecek durumları sunar. Bir paradoksun amacı okuyucunun bir fikri farklı bakış açılarıyla düşünmesini sağlamaktır. PARADOKS ÖRNEKLERİ Paradoks örneklerinin en ünlü olanlarından birine yalancının paradoksu denir. Aşağıdaki cümlede açıkça görülür: Bu ifade yanlıştır bu cümlede doğal bir imkansızlık vardır. Sizi okurken gülümsetecek, aynı zamanda düşündürecek diğer paradokslar ile başbaşa bırakıyoruz: - Yalnızım dostlarım yalnızım yalnız . - Bütün yasakları yasakla. - Bitene kadar bitmez hayat, bitti mi de biter ama. - Al tanrım aklımı ki zaten bende değil. - Gerçekçi ol imkansızı iste. - Harcama yaparak tasarruf edin. - Bütün genellemeler yanlıştır. - Hiçbir şeyden emin olamazsın, bu cümleden bile. - Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. - Arayan bulamaz, bulanlar hep arayanlardır. - Bu cümleyi okumadım. - Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir. - Hiçbir şey hissetmediğimi hissediyorum. - Dünyanın en mütevazi bilim sitesiyiz. Büyükbaba Paradoksu Büyükbaba paradoksu zamanda geriye yolculuk fikrine itiraz eden bir paradokstur.Bu paradoks geçmişe yolculuk yapan bir insanın, eline bir tabaca alıp kendi dedesini öldürmesi fikrine dayanır. Bu durumda yolculuk yapan insanın babası veya annesi hiç doğmamış ve kendisi de Dünya'ya hiç gelmemiş olacaktır. Peki geçmişe gidip büyük babasını vuran kimdi? Bir kişi zamanda geriye doğru yolculuk yapıp, bir şeyi değiştirmesi sonucunda tutarsızlıklar ve çelişkiler ortaya çıkacak, bu durumda nedensellik ilkesi ihlal edilecektir. Bazı bilim insanları bu paradoksla zamanda seyahat etmeyi imkansız hale getirip getirmediklerini düşünüyorlar. Diğer bilim insanları ise geriye doğru zamanda seyahat etmenin mümkün olabileceğini, fakat geçmişe hiçbir şekilde müdahale edemeyeceğimizi düşünüyorlar. Berber Paradoksu Berber paradoksunda bir berber sadece kendini tıraş edemeyen erkekleri tıraş edebiliyor. Sorumuz ise şudur: Berberi kim tıraş eder? Berber kendini tıraş edemiyorsa, kurala göre kendini tıraş etmelidir. Kendini tıraş edebiliyorsa, kurala göre kendini tıraş etmeyecektir. Bu paradoksta berberin ve tıraş olanların erkek olduğunu unutmamamız gerekir. Epimenides Paradoksu Epimedides paradoksu, Giritli şair ve filozof olan Epimenides'in tüm Giritliler yalancıdır cümlesini kurmasıyla başlar. Tüm Giritliler yalancıysa, o zaman Epimenides de bir yalancıdır. Eğer Epiminedes bir yalancıysa tüm Giritliler yalancıdır ifadesi de bir yalandır, bu durumda tüm Giritliler ve Epimenides doğruyu söylüyordur. Sonuç olarak tüm Giritliler yalancıdır cümlesi hem doğrudur hem de yanlıştır. Timsah Paradoksu Timsah paradoksunda, bir timsah küçük bir çocuğu yakalar. Çocuğun babası çocuğu geri vermesi için timsaha yalvarır. Timsah, küçük çocuğun babasına, ne yapacağını doğru tahmin ederse çocuğu serbest bırakacağını söyler. Çocuğun babası, Oğlumu geri vermeyeceksin der. Bunun üzerine timsah yanlış tahminde bulunduğunu, bu yüzden çocuğu geri vermeyeceğini söyler. Eğer timsah çocuğu geri vermezse, babası doğru tahminde bulunmuş olur. Doğru tahminde bulunduğu için de çocuğu geri vereceğine söz vermişti. Peki bu durumda timsah ne yapmalı? Doğum Günü Paradoksu Doğum günü paradoksu aynı zamanda bir matematik problemi olarak da bilinir. Soruları ise şunlardır: X kişiyle dolu bir oda düşünün, odadaki herhangi bir çiftin aynı günde doğma olasılığı nedir? X kişiyle dolu bir odadaysam, başka biriyle aynı günde doğma olasılığım nedir? İkinci sorunun cevabı basitçe ifade edersek (X-1) / 365 (29 Şubat göz ardı erdi edilmiştir.) Örneğin, odada 23 kişi varsa, ikinci sorunun cevabı sadece% 6'dır. Paradoksumuz ise ilk sorunun cevabının kabaca % 50 çıkmasıyla başlar. Bu nasıl mümkün olabilir? Avukat Paradoksu Avukat paradoksunda, yıllar önce bir avukat, öğrenmeye istekli hukuk okuyan bir stajyer ile karşılaşır. Stajyer, mahkemede ilk davamı kazandığımda alacağım ilk parayı size vereceğim diyerek avukatla sözleşme yapar ve avukatın yanında eğitim alır. Aralarında usta-çırak ilişkisi başlar. Aradan 1 yıl geçtikten sonra stajyer öğrenci avukat olur ve ustasının yanından ayrılır. Bir gün paraya çok sıkışan avukat, yeni avukat olan çırağından parasını ister. Çırak ise sözleşmedeki maddeyi hatırlatarak bu parayı veremeyeceğini söyler. Parasını alamayan usta avukat, çırak avukata dava açma kararı alır. Bunun üzerine her ikisi de kendi içinde düşünmeye başlar. Usta avukat şu iddiada bulunur: Bu davayı kazanırsam; mahkemeye göre, çırak avukat, parayı ödemek zorunda kalır. Eğer davayı kaybedersem; çırak avukat, bu parayı yine ödeyecek çünkü ilk davasını kazanacaktı.Yani her iki durumda da parayı alacağım . Aynı derecede zeki olan çırak avukat ise: Davayı kaybedersem; sözleşme gereği henüz bir daha kazanmadığım için bu parayı ödemek zorunda değilim. Davayı kazanırsam;haklılığım kanıtlandığı için yine bu parayı ödemeyeceğim. Yani her iki durumda da usta avukata hiçbir şey ödemeyeceğim . Peki sizce kim haklı ve kazanan kim? Tereyağlı Kedi Paradoksu Tereyağlı kedi paradoksu, düşünce deneyi üzerinde kurulmuş mizahi bir paradokstur. Gündelik hayatımızda kabul ettiğimiz 2 gerçek üzerinden hareket eder. - Tereyağlı ekmek düştüğünde her zaman tereyağlı tarafı altta kalır. - Kediler her zaman dört ayak üzerine düşer. Paradoks, kedinin sırtına tereyağ tarafı dışarı bakacak şekilde ekmek bağlanarak balkondan aşağı düşürülmesi ile başlar. Üç durumdan biri gerçekleşir: - Kedi dört ayak üzerine düşer, böylece tereyağlı ekmek gerçeğini çürütülür. - Kedi tereyağlı ekmek üzerinde olacak şekilde yere düşer, böylece kediler dört ayak üzerine düşer gerçeği çürütülür. - İki gerçek birbirini çürütmeye devam ettikçe, kedi havada sonsuz dönme durumuna girer. DİĞER PARADOKSLAR Schrödinger'in Kedisi Paradoksu Schröndinger'in kedisi paradoksunda, bir kedi, onu öldürebilecek zehirli madde içeren bir kutuya kapatılır. Kutu kapalıyken kedi canlı ya da ölü olabilir. Yani biri kutuyu açana kadar kedi iki farklı durumdadır. Aynı anda iki farklı durumda olabilir miyiz? NOT:Erwin Schrödinger, bu düşünce deneyini kuantum mekaniğinin kusurlu bulduğu yönlerine itiraz etmek için yapmıştır. Fermi Paradoksu Fermi paradoksu, fizikçi Enrico Fermi'nin galaksimizin mevcudiyetiyle beraber, Dünya dışı yaşamanın var olması için yeterli zamanın bulunduğunu fark etmesiyle başlar. Fakat etrafına bakındığında, uzaylıların dışarıda olduklarına dair net bir işaret bulamaz. Bu da Enrico Fermi'nin şu soruyu sormasına neden olur: Dünya dışı yaşam varsa herkes nerede? Olbers Paradoksu Olbers Paradoksu, temelde şu soruyu sorar: tüm gece gökyüzü neden güneş kadar parlak değil? Evren her yöne sonsuz genişlediğine göre sonsuz sayıda yıldız olabilir. Bu da nereye bakarsak bakalım, gökyüzündeki her noktanın ışıkla parlamasını gerektirirdi, o zaman uzay neden karanlıktır? İkizler Paradoksu İkizler paradoksunda, ikiz kardeşlerden biri 20. doğum günlerinde uzay gemisi ile ışık hızına yakın bir hızla uzaya gitmeye karar verir. Yaklaşık 5 yıl uzayda yolculuk yapar ve 25 yaşındayken Dünya'ya döner. Dünya'ya geri döndüğünde ikiz kardeşinin 90 yaşında olduğunu görür. Peki bu nasıl mümkün olabilir?"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/paralel-evren-teorisi-nedir-paralel-evrenler-var-mi/", "text": "Paralel Evren Teorisi Nedir? Paralel Evrenler Var Mı? Paralel Evren Teorisi Nedir? Paralel Evrenler Var Mı? Çoklu Dünyalar, Kuantum İntiharı , Kuantum Ölümsüzlüğü Deneyi, Everett Teorisi ve daha fazlası... Paralel evren teorisi , kuantum mekaniğinin çoklu dünyalar yorumu olarak da bilinir. Paralel Evren Nedir? Paralel Evren Nedir? Evrenimiz eşsiz mi? Bilim kurgudan bilim olgusuna kadar, bu hayatta yaptığınız tüm seçimlerin alternatif gerçekliklerde oynandığı, bizimkinden başka evrenler olabileceğini öne süren bir kavram vardır. Kavram paralel evren olarak bilinir ve çoklu evrenin astronomik teorisinin bir yüzüdür. Bu teori ile ilgili cevaplanması gereken büyük bir soru vardır: Paralel evrenler var mı? Paralel Evrenler Var mı? Paralel evrenler var mı? Sorusunu 1957'de Hugh Everett adında bir Princeton fizik yüksek lisans öğrencisi kendi kendine sormuş ve kuantum mekaniğinin tutarlılığının, evrenimize paralel bir evren sonsuzluğunun varlığını gerektirdiğini cevabını bulmuştur. Yani, bu aynı makaleyi bizimle birlikte okuyan paralel evrende, özdeş bir kişi olmalı. Dahası, sonsuz sayıda evren ve bu nedenle onların içinde size özdeş sonsuz sayıda insan olmalıdır. Kuantum mekaniğinin denklemleri, tüm evrenlerin gelecekteki davranışlarının tam olarak belirlenmesine rağmen, çeşitli evrenlerde özdeş her anda farklı seçimler yapacağını ve böylece evrenlerin zaman içinde farklılaşacağını belirledi. Paralel Evrenler Var mı? Everett'e göre bir kuantum nesnesinden alınan bir ölçüm, evrende gerçek bir bölünmeye neden olur. Evren tam anlamıyla çoğaltılır ve ölçümden her olası sonuç için bir evrene bölünür. Diyelim ki bir dondurma dükkanındasınız, vanilya ve çilek arasında seçim yapmaya çalışıyorsunuz. Belirlenen şey, bir dünyada vanilyayı ve diğerinde çilek seçeceğinizdir. Ama siz seçim yapmadan önce ikiniz tamamen özdeşsiniz. Dallanarak ayrılan evrende, başka bir siz, vanilyalı dondurmayı seçiyor. Bir diğerinde ise çilekli dondurmayı seçiyorsunuz. Tüm olasılıklar böylece gerçekleşmiş oluyor. Bir eylemin birden fazla olası sonucu varsa, o zaman Everett'in teorisi doğruysa o eylem gerçekleştirildiğinde evren bölünür. Bu, bir kişi harekete geçmemeyi seçtiğinde bile geçerlidir. Bu, kendinizi ölümün olası bir sonuç olduğu bir durumda bulduysanız, o zaman bizimkine paralel bir evrende öldüğünüz anlamına gelir. Bu, bazı bilim adamlarının Paralel Evren teorisinin 'Çoklu Dünyalar' yorumunun rahatsız edici bulmasının sadece bir nedenidir. Fakat bir kişi paralel evrenlerde var olan diğer benliklerinin hatta ölümünün farkında olamaz. Peki Paralel Evren var mı? Varsa eğer: Paralel Evren teorisinin doğru olup olmadığını nasıl bilebiliriz? Yorumun teorik olarak mümkün olduğuna dair güvence, 1990'ların sonunda, kuantum intiharı/kuantum ölümsüzlüğü adı verilen bir fikri teorik olarak kanıtlamak veya çürütmek için kullanılan hayali bir deneyden geldi. Kuantum İntiharı / Kuantum Ölümsüzlüğü Deneyi: Kuantum intiharı / kuantum ölümsüzlüğü düşünce deneyi ilk olarak 1997'de Max Tegmark tarafından ortaya atıldı. Bu düşünce deneyine göre: Tetiğin her çekişinde kuantum parçacığının dönüşünü ölçen bir makineye bir silah bağlandığını hayal edin. Eğer parçacık saat yönünde dönüyormuş gibi ölçülürse, tabanca ateş eder; eğer saat yönünün tersine dönüyorsa tabanca ateş etmez. Bir adam silahı bir kum torbasına doğrultuyor ve tetiği 10 kez çekiyor. Silah rastgele görünüyor: bang-click-bang-bang... Sonra, adam silahı kendi başına doğrultuyor ve tetiği 10 kez daha çekmeye çalışıyor. Ne duyuyor? Click-click... tıklama. Sonsuzluk için tetiği çekmeye devam edebilirdi ve silah asla ateş etmezdi. Bu nasıl mümkün olabilir? Şimdi zaman içinde silahı kafasına doğrulttuğu ilk ana geri dönelim. Tetiği çekiyor ve silah ateşliyor. Adam ölüyor. Hooop şimdi orda durun bakalım silahın hiç ateş etmediğini bildiğimizde bu nasıl olabilir? Çünkü tetiği her çekişinde, evren ayrı zaman çizgilerine ayrılır: biri silahın ateşlediği, diğerinin olmadığı. Kum torbasını vururken, bu patlama ve tıklamalar dizisinin yarattığı zaman çizelgelerinde vardı. Ancak silahı kendisine yönelttiğinde, var olabileceği tek zaman çizelgeleri hayatta kaldığı yerlerdi. Şimdi de deneyin başlangıcına kadar geriye gidelim. Adam tetiği ilk kez çekiyor ve kuark şimdi saat yönünde dönüyor olarak ölçülüyor.. Silah ateş ediyor ve adam ölüyor. Fakat durun bir dakika ! Adam zaten tetiği ilk kez çekti ve bunu takip eden sonsuz sayıda silahın ateş etmediğini zaten biliyoruz. O zaman bu adam nasıl öldü? Adam belki de farkında değil ama hem canlı hem de ölü. Tetiği her çekişinde, evren ikiye bölünür. Tetik her çekildiğinde tekrar tekrar bölünmeye devam edecektir. Kuantum intiharı / kuantum ölümsüzlüğü düşünce deneyi Everett'in uzun yıllar çöp olarak görülen Paralel Evren Teorisi'nin, Çoklu Dünya yorumuna bilim dünyasının tekrar ilgi duymasını sağlamıştır . Birçok Dünya'nın mümkün olduğu kanıtlandığından, fizikçiler ve matematikçiler teorinin etkilerini derinlemesine araştırmayı amaçladılar. Ancak Çoklu Dünya yorumu, evreni açıklamaya çalışan tek teori değildir. Paralel evrenler var mı? sorusunu düşündüren sadece bu değil elbette. Sicim teorisine göre de mümkün olabilmektedir. https://www.edge.org/response-detail/27034 https://science.howstuffworks.com/science-vs-myth/everyday-myths/parallel-universe2.htm https://curiosity.com/topics/in-the-quantum-suicide-thought-experiment-you-never-die-curiosity/"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/robotik-cerrahi-nedir-ameliyatlar-hastane-fiyatlari/", "text": "Robotik Cerrahi Nedir? Ameliyatlar, Hastane Fiyatları Robotik Cerrahi Nedir? Bu soruların cevaplarına geçmeden önce uzay teknolojilerinin günlük hayatta kullanımı ile ilgili en güzel örneklerden biri bu teknolojinin tarihçesine bir göz atalım. Tarihçesi Robot kelimesi, tarihte ilk defa Karel Capek'in 1920 yılında yazmış olduğu Rossum's Universal Robots adlı eserinde yer almıştır. İlerleyen yıllarda bilim kurgu futuristik filmlerin vazgeçilmez kahramanı olan robot terimi böylece tüm dünyada kullanılmaya başlandı. 1970 yılına geldiğimizde Robotik Cerrahi olarak isimlendirdiğimiz bu ifadenin baş aktörü NASA, bir çalışma başlattı. Heyecan verici bir fikir ile başlayan bu çalışmanın amacı uzayda sağlık sorunu yaşayan bir astronotu uzaktan kumanda ile tedavi etmekti. Sene 1977... Aradan 7 yıl geçer ve 1977 yılında, da Vinci Robotik Cerrahi sistemi adı verilen bir prototip ortaya çıkarırlar. Bu prototip 2000 yılında FDA tarafından onay alır ve bu alanda ilk ve tek robotik sistem ünvanını kazanır. Maalesef hayır! Çünkü uzaktaki bir hastada oluşabilecek bir komplikasyona acil bir müdahale gerekebilir. Böyle bir durumda dünyada bulunan bir cerrahın uzaydaki hastaya müdahele etme şansı olmayacağına göre durum karmaşık bir hal alır. Astronot bu durumdan dolayı öldüğünde hukuki sorumluluktan oluşacak boşluktan dolayı da ayrıca buna izin verilmemiştir. Bu durumu örnek olay haline getirecek olursak; Mars gezegeninin 15 yılda bir dünyaya en yakın konuma geldiğini biliyoruz. 31 Temmuz 2018 de en yakın olan konum yaklaşık 58 milyon km. Dünyadan Mars'a gönderilecek bir sinyalin ortalama 5-8 dkk. arası sürdüğünü düşünürsek en iyimser haliyle bakıldığında bile bu mesafedeki bir insanı uzaktan kumandalı robotla ameliyat etmek pek mümkün görünmüyor. Çünkü bir iç kanama durumu gerçekleştiğinde acil olarak 3-4 dakika içinde müdahele edilmesi gerekmektedir. Robotik Ameliyat Nasıl Yapılır? Robotik Ameliyat Nasıl Yapılıyor? Ameliyatı robotlar mı yapıyor? Bu işin arkasında yapay zeka mı var? Avatantajı ve dezavantajları nelerdir? Robotik Cerrahi ile ameliyat olmak istersem ne tür ameliyatlar olurum? Fiyatı nedir? Devlet karşılıyor mu? Beleşe kapatır mıyım? Bilime ve Bilim Kurgu Filmlerine olan ilgi ve alakamız her ne kadar bize bu soruları sormamızı sağlasa da peşinen söyleyelim: Ameliyatı robotlar yapmıyor ve bu işin arkasında bir yapay zeka yok... daVinci sisteminde 3 bölümden oluşan cerrahi ekipman bulunmaktadır. Bunlar: - Cerrahın oturarak ameliyatı gerçekleştirdiği bir cerrah konsolu. - 3 boyutlu görüntü veren kamera ve 540 dereceye dönebilen robotik kollar. - Görüntü Sistemi. Konsol kısmı cerrahın oturduğu kısımdır. Konsoldan hastanın vücudunu 3 boyutlu ve yüksek çözünürlükte en az 10 kat büyüklükte görüntüler. Cerrah burada robotik kolları kontrol eden bölümlere parmaklarını yerleştirerek robotik kolları yönetir. Robot kolları kısmı ile ameliyat gerçekleştirilir. Ortada bulunan robot gözlerine 3D boyut teleskop ve kameralar entgre edilir. Diğer kollara da amaca uygun faklı cihazlar eklenerek ameliyat gerçekleştirilir. Görüntü sistemi ışık kaynağını ve kameran sisteminin bulunduğu alandır. Ayrıca Kule ismi de verilmektedir. Robotik Cerrahinin Avantajları ve Dezavantajları Robotik cerrahi ameliyatlarının diğer ameliyatlara göre avantaj ve dezavantajlarını sıralayacak olursak... Avantajları: - Batın gazla şişirilme yapılması ve 3 boyutlu kameralar sayesinde daha az kan kaybı oluşur. - Ameliyat kesilerinin küçük ve az olmasından dolayı yatış süresi daha kısadır. - Sonda süresi daha kısadır. - Daha az ağrı hissedilir. - Cinsel yaşama erken dönüş sağlanır. - idrar kontrolü daha hızlı sağlanır Dezavantajları: - Maliyetin hasta ve hastane açısında yüksek olması - Dokunma hissinin olmaması doktorun görsel işaretleri takip etmek zorunda kalması - Anında müdahelede gecikme yaşanabilmesi - Ameliyat sırasında hasta pozisyonunun değiştirilmesinin zor olması Robotik Cerahi Ameliyatları ve Kullanım Alanları Nelerdir? da Dinci Robotik Cerrahi Sistemi ameliyatları ve kullanım alanlarını listeleyecek olursak: Ürolojik Cerrahi - Böbrek Kanseri - Böbrek Nakli - Mesane Kanseri - Prostat Büyümesi - Prostat Kanseri - Böbrek Üstü Tümörü - UPJ Darlığı ve Piyeloplasti Jinekoloji Cerrahi - Rahim ve rahim ağzı kanseri - Çikolata Kisti - Rahim Sarkması - Miyom ameliyatları - Histerektomi - Sakrokolpopeksi , - Tüp Cerrahisi Genel Cerrahi - Kolon Kanseri - Rektum Kanseri - Temek Borusu Kanseri - Mide Kanseri - Fıtık Onarımı - Reflü - Safra Kesesinin Alınması - Böbrek Üstü Bezi Tümörü Kalp ve Damar Hastalıkları - Mitral Kapak Onarımı - By-Pass Ameliyatı - Ritim Bozukluğu - Sağ Kapak, Sağ ve Sol Kulakçık Bozukluğu - Delik Tamiri Kulak Burun Boğaz - Bademcik tömürleri - Dil kökündeki tümörler - Geniz, damak, yanak, yutakta bulunan tümörler - Gırtlak tümörleri, kistleri ve kanserleri. - Uyku apnesi sendromu - Hormala Obezite Cerrahisi - Gastrik by-pass ameliyatları - Mide Küçültmesi - Tüp Mide - Duodenal Switch Göğüs Hastalıkları - Akciğer rezeksiyonu - Yemek borusu ameliyatları Robotik Cerrahi Yapan Hastaneler İstanbul, Ankara, İzmir ve Diğer illerde Robotik Cerrahi Yapan Hastanelerin listesi: İstanbul Robotik Cerrahi Hastane Listesi - Şişli Florence Nightingale Hastanesi - Memorial Bahçelievler - Acıbadem Taksim - İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi - Sağlık Bilimleri Üniversitesi Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp Ve Damar Cerrahisi Eğitim Ve Araştırma si - Koç Üniversitesi - Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ümraniye Eğitim ve Araştırma - Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi - Amerikan Hastanesi - İstanbul Florence Nightingale - Medipol Mega Üniversite Hastanesi - Acıbadem Atakent - Acıbadem Maslak - Liv Ulus Hastanesi - Acıbadem Altunizade İzmir'deki da Vinci Robotik Cerrahi Hastaneleri - Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi - Sağlık Bilimleri Üniversitesi İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ankara'daki daVinci Robotik Cerrahi Yapan Hastaneler - Memorial Ankara - Hacettepe Üniversitesi - Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi - Gülhane Eğitim ve Araştırma - Ankara Koru Hastanesi - Ankara Acıbadem - Ankara Liv Hastanesi - Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi - Ankara Şehir Hastanesi Diğer İller - Kocaeli Anadolu Sağlık Merkezi - Adana Şehir Hastanesi - Sakarya Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma - Antalya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Antalya Eğitim ve Araştırma - Antalya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi - Erzurum Sağlık Bilimleri Üniversitesi Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Robotik Cerrahi Ameliyat Ücreti Robotik Cerrahi Ücreti dolar kuru üzerinde belirlenmektedir. Günümüzde cerrahi uygulamada kullanılan bu sistem tek bir firmaya ait olduğundan bu alanda rekabet olmadığından fiyatlar çok fazla değişkenlik göstermemektedir. Robotik cerrahi ücreti belirlenirken hastane masraflarına ek olarak robotik sistem yatırımı, yıllık bakımı, robot kolları ücreti de göz önüne alınmaktadır. Bu nedenle robotik ameliyat maliyeti klasik cerrahi yöntemlere göre daha yüksektir. Robotik Cerrahi Ücreti hastalığa ve yapılacak olan işleme göre değişmektedir. Bunlar ne tür işlemler derseniz aşağıda bazı üroloji kanserler için hazırladığımız örnek tabloyu inceleyebilirsiniz. Prostat Kanseri Robotik Cerrahi Ameliyatı Ücreti Prostat kanseri robotik cerrahi ameliyat ücreti belirlenirken baz alınan kıstaslar: - Radikal cerrahi mi yapılacak? - Cinsel fonksiyon için sinir koruma yapılacak mı? - Sinir koruma sağ ve sol yanda iki taraflı mı, yoksa tek taraflı mı uygulanacak? - Sinir koruma yapılırken, cerrahi sırasında patolojik inceleme yapılacak mı? - Lenf bezleri genişletilmiş şekilde mi çıkartılacak? - Eş zamanlı başka cerrahi uygulanacak mı? Mesane Kanseri Robotik Cerrahi Ameliyatı Ücreti Mesane kanseri robotik cerrahi ameliyat ücreti aşağıdaki kıstaslara göre değişkenlik gösterebilmektedir. - Radikal cerrahi mi yapılacak mı? - Cinsel fonksiyon için sinir koruma yapılacak mı? - Sinir koruma sağ ve sol yanda iki taraflı mı, yoksa tek taraflı mı uygulanacak? - Sinir koruma yapılırken, cerrahi sırasında patolojik inceleme yapılacak mı? - İnce barsaktan yeni mesane mi yapılacak? - İnce barsaktan karına torba mı bağlanacak? - Lenf bezleri genişletilmiş şekilde mi çıkartılacak? - Eş zamanlı başka cerrahi uygulanacak mı? Böbrek Kanseri Robotik Cerrahi Ameliyatı Ücreti Böbrek kanseri robotik cerrahi ameliyat ücreti belirlenirken baz alınan kıstaslar: - Radikal cerrahi olacak mı? - Tümör çıkartılıp, sağlam börek kısmına koruma yapılacak mı? - Böbrek atar damarı tek mi, selektif mi kapatılarak ameliyat uygulanacak? - Lenf bezleri çıkartılacak mı? - Eş zamanlı başka cerrahi uygulanacak mı? Testis Kanseri Robotik Cerrahi Ameliyatı Ücreti Testis Kanseri Robotik Cerrahi Ameliyatı Ücreti belirlenirken öncelikle tedavi yöntemi belirlenir. Bu yöntemler için bir maliyeniz oluşur. - Klinik evresi (Evre-1 mi? Evre-2 mi?) - Biopsi patolojik özellikleri - Serum testis tümör markerleri değeri - Tümörün organa sınırlı olma ihtimali - Testis kapsülü aşmış olma olasılığı - Lenf bezlerine yayılmış mı Bu maliyetlerle birlikte aşağıdaki durumlar göz önüne alınır: A. Evre-1 evreleyici amaçlı RPLND cerrahisi mi yapılacak? - Boşalma fonksiyonu için sinir koruma yapılacak mı? - Sinir koruma sağ ve sol yanda iki taraflı mı, yoksa tek taraflı mı uygulanacak? - Sinir koruma yapılırken, cerrahi sırasında patolojik inceleme yapılacak mı? B. Evre-2 Kemoterapi sonrası kitlenin çıkartılması amaçlı cerrahi mi yapılacak? - Boşalma fonksiyonu için sinir koruma yapılacak mı? - Kitle ile beraber başka organ çıkartılacak mı? - Cerrahi sırasında kalp damar cerrahisi ile damar yaması yapılacak mı? Robotik Cerrahi SGK Kapsamında Yapılıyor mu? Robotik Cerrahinin SGK kapsamına alınması 21 Ocak 2012 tarihli Resmi Gazetede yayımlandı. Resmi Gazetede yer alan maddeye göre, robotik cerrahi ile yapılan bazı ameliyatlar ücretsiz hale getirildi. Bu kapsamdaki ameliyatlar şu şekildedir: - Kalp kapak tamiri, - By-pass, - Ağız tümörleri, - Böbrek tümörü, - Prostat kanseri"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/saturn-gezegeni-uzayin-etrafi-sap-dolu-gezegeni/", "text": "Halkalı Gezegen Satürn Hakkında İlginç Bilgiler Satürn Gezegeni Özellikleri 1. Satürn gezegeni diğer gezegenlere oranla çok yavaş hareket etmektedir. Bu yüzden uzayın sonsuz karanlığında ona 'hain' olarak adlandırıp ötekileştiren gezegenler olmuştur. Ancak çıplak gözle bile görülebilen onu eşsiz yapan halka sistemiyle Satürn, hiç tartışmasız gökyüzündeki en güzel gezegendir. 2. Romalıların tarım tanrısı olan Satürn, Yunan mitolojisinde Kronos olarak adlandırılmıştır. Zeus'un babası olan Kronos, Titan soyundan gelmektedir. 3. Cumartesi günü yani İngilizcesi olan Saturday, Satürn gezegeninden gelen bir isimdir. Kötü güçlerin temsil eden Satürn krallığını kaybetmemek için bütün çoçuklarını doğar doğmaz yemiş ve babası olan Uranüs'ün erkeklik organına sapladığı orakla koparmış. Bir gölün kenarına erkeklik organından dökülen spermlerden aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit doğmuştur. 4. Suyun yoğunluğundan bile daha az yoğunluğu olan Satürn güneş sisteminde bu konuda birinci sıradadır. Eğer Satürn'ü içine alabilecek bir denizimiz olsaydı, Satürn hiçbir gezegene aldırış etmeden ve batmadan rahatlıkla bu havuzda yüzebilirdi! 5. Oturup ayaklarımızı sallandırmak istediğimiz Satürn'ün halkaları, muhtemelen gezegenin yakınlarında bulundan ve gelgit eskisiyle yok olan bir uydunun parçaları. 6. Kalbimizde gökyüzünün en değerli mücevheri olan bu gezegen, Güneş sistemimizin en parlak gezegenidir. Bunun nedeni ise, halkalarının buzdan oluşmasından dolayı gezegenin üzerine düşen düşen ışığın yansımasıdır. 7. Dünya'ya olan uzaklığından dolayı bu gezegene sadece 4 tane uzay aracı yollanmış ancak katı yüzey eksikliğinden dolayı hiç biri gezegene iniş yapamamıştır. 8. Satürn gezegeni, Dünya yılıyla Güneş etrafında dönüşünü 29 yılda bir tamamlar. Bu açıdan bakacak olursak ömrümüz o kadar kısa ki iki Satürn dönümü bir hayat yaşıyoruz. Bir yandan da bakıyoruz Satürn'de günler çok çabuk geçiyor Bir günün uzunluğu 10 saat 32 dakikadır. Tamam siz okurken anladım bir paradoksa doğru sürüklenmeye başladınız. Daha fazla kurcalamadan diğer maddeye geçelim. 9. Satürn'ün etrafında dönen cisimlere uydu. Bir kız etrafında dönen tanımlanamayan cisimlere ise halk arasında 'sap' deniliyor. En son bulunan 20 uyduyla beraber Satürn 82 uyduyla Güneş Sisteminin en çok uyduya sahip gezegenidir. Onu 79 uyduyla Jüpiter takip ediyor. 10. Soldaki Satürn'ün 82 uydusundan bir tanesi olan Hyperion. Sağdaki ise bir sünger, bildiğiniz Bodrum süngeri."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/schrodingerin-kedisi-ve-dalga-fonksiyonu/", "text": "Schrödinger'in Kedisi ve Dalga Fonksiyonu Schrödinger'in Kedisi düşünce deneyi ve Dalga Fonksiyonu nedir? Erwin Schrödinger'in kutuda kedi paradoksuna göre aynı anda iki farklı yerde olabilir miyiz? Schrödinger'in Kedisi deneyini daha önce hiç duydunuz mu? Hani şu kutudaki kedi, akıbeti çok tartışılan. Bilim Dünyasının sihirbazlarından Erwin Schrödinger, diğer sihirbazlar farklı olarak kutuda bir tavşan değil de bir kedi hayal etti. Peki bu nasıl oldu? Schrödinger'in Kedisi Schrödinger'in Kedisi düşünce deneyinin hikayesi, Schrödinger'in 1924 yılında Louis de Broglie'in ortaya attığı bir önermeyi benimsemesiyle başladı.Bu önermede madde parçacıklarının ikili bir yapıda olduğunu ve bazı durumlarda dalgalar gibi davrandığını ifadesi Schrödinger denklemi olarak bildiğimiz bir teori ortaya çıkardı. Newton'un gezegenlerin yörünge hareketlerini doğru ve kolay bir şekilde görselleştirmesi, kuantum mekaniğinde, soyut olasılık kavramıyla açıklanır. Kuantum teorisinin bu bakış açısı, Schrödinger'i son derece rahatsız ve mutsuz eder. Bunun üzerine kuantum teorisinin kusurlu yorumlarına felsefi açıdan itirazlar getirmeye başlar. Bu itirazlardan en ünlüsü ise Schrödinger'in Kedisi olarak bildiğimiz düşünce deneyidir. Peki nedir bu Schrödinger'in Kedisi düşünce deneyi? Kuantum fiziği bize aynı andan iki farklı yerde olabileceğimizi ve iki farklı bir durumda olabileceğimizi söylemektedir. Schrödinger aslında bu durumu açıklayabilmek adına bu deneyi gerçekleştirmiştir. Schrödinger'in Kedisi düşünce deneyi Schrödinger'in Kedisi düşünce deneyinde mekanik bir olayla tetiklenen içinde radyoaktif madde ile bir zehir şişesiyle, bir kedi kutuya kapatılır. Kutu kapalı olduğu için kutunun içini göremediğimizden radyoaktif madde harekete geçip zehir şişeyi kırdı mı kırmadı mı, bilemiyoruz. Schrödinger'in sorduğu soru ise kedi ölü mü yoksa canlı mı? Kutuyu açmadan önce gerçeklemiş bütün her şey olasıdır. Yarı olasılıkla kedi ölmüştür, yarı olasıkla ise kedi canlıdır. Dalga Fonksiyonu Dalga fonksiyonu elektronun nerede ne hallerde bulunacağı olarak tanımlanır. Ama biz her durumda sadece dalga fonksiyonun bir halini deneyimleyebiliriz. Hangi halini gördüğümüz ise tamamen rastgeledir. Yani bay muhterem kedimizin ya ölü olması ya da canlı olması farklı hallerde farklı sonuçlar verir. Kopenhag yorumu Niehels Bohr tarafından geliştirilen Kopenhag yorumuna göre ise kutuyu açmadan önce kedi aynı anda iki farklı durumdadır. Yani zehir şişesi hem kırılmıştır. Hem de kırılmamıştır. Yani Schrödinger'in Kedisi hem ölüdür hem de canlıdır. Peki kutuyu açarsak ne olur? Dalga fonksiyonu kutuyu açar açmaz çöker. Biz ise tek bir sonuçla karşılarız ya kedi ölüdür ya kedi canlıdır. Kapağı açana kadar ise ne ölüydü ne de canlıydı. Schrödinger bu düşünce deneyinden sonra pişmanlığını bu cümlelerle dile getirmiştir: ''Eğer insan bu lanet kuantum sıçramasına sadık kalmak zorundaysa, bu işe karışmış olmaktan çok pişmanım.'' Stephan Hawking ise bu düşünce deneyi üzerine şunları söylemiştir. 'Schrödinger'in kedisini her duyuşumda elim tabancama gidiyor.'' Kuantum dünyasının yasaları o kadar ilginçtir ki, sonuçlarına kadar takip edersek bile, çok garip sonuçlar elde ederiz. Bu yüzden kuantum fiziği düşünce deneyleriyle doludur. Bir de Paralel Evren Teorisi konusunda işlediğimiz, Kuantum İntiharı / Kuantum Ölümsüzlüğü deneyini inceleyiniz. Fotoğraftaki Kedi: Tombili Kadıköy'de bir kaldırım taşında verdiği pozla dünya çapında tanındı. Ölümünden sonra aynı yere heykeli kondu. Tombili'nin heykeli hırsızlar tarafından çalındıktan sonra bulunur ve tekrar yerine konulur. Tebrikler çok başarılı."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/sicim-teorisi-her-seyin-kurami/", "text": "Sicim Teorisi : Her Şeyin Kuramı Sicim kuramı, evrenin tüm kanunların özeti olan tek bir denklem. Sicim Teorisi, evreni en ufak ölçüde araştırarak ortaya çıkmış çığır niteliğinden bir teoridir. Sicim kuramı, evrenin tüm kanunların özeti olan tek bir denklem. Einstein, yaşamının 30 yılını bu tek bir denklemi yani her şeyin kuramının peşinde geçirdi. Atom altı parçacıklar Atomların içinde protonlar ve nötronlar adında daha küçük madde parçacıkları olduğunu ve bunların quark adın verilen daha da küçük parçacıklardan meydana geldiğini biliyoruz. Ama fizikçiler bunun yolun sonu olmayabileceğini fark etti. Bu atom altı parçacıklar daha da küçük bir şeyden meydana gelmiş olabilir. Sicimler: Titreşen Küçük İpler Sicimler adı verilen titreşen küçük ipler veya enerji ilmikler, sicim teorisi adı verilen bu fikir dizisi, var olan her şeyin tek bir tür maddeden meydana geldiğini ileri sürüyor. Bir çellodaki tek bir telin titreşim şekline bağlı olarak birçok farklı nota üretebilmesi gibi bu sicimlerde, titreşim şekillerine bağlı olarak farklı özelliklere bürünebiliyor ve birçok çeşit parçacık meydana getiriyor. Etrafımızdaki Dünya'da gördüğümüz her şeyi açıklayabilecek tek bir ana denklem... ama bu güzel teorinin işe yaraması için bir zorluk var. Sicim teorisinin matematiksel formülü Sicim teorisinin matematiksel formülü, sağduyuya meydan okuyan bir şey gerektiriyordu bu da çoklu evrenin kapısının açacak bir özellik ve fazladan uzay boyutlarıydı. Hepimiz uzayın 3 boyutunu biliyoruz: Yükseklik, genişlik ve derinlik. Ama sicim teorisinin matematiksel formülü sadece bu boyutlarının var olmadığını söylüyor. Matematiksel formül, sicimler yalnızca bizim bildiğimiz 3 boyutta değil aynı zamanda 6 ekstra boyutta daha yani toplam 9 uzay boyutunda hareket edip titreşirse işe yarıyor. Sicim Teorisi Doğruysa Ekstra Boyutlar Nerede? Peki sicim teorisi doğruysa bu ekstra boyutlar nerede? Neden onları göremiyoruz? Bir trafik lambasını destekleyen kabloyu düşünün uzaktan bir çizgi gibi yani tek boyutlu gibi görünür. Ama eğer bir karınca boyutuna kadar küçültebilirseniz kablonun etrafında kıvrılan ekstra bir boyut, dairesel bir boyut görürsünüz. Sicim teorisinde bir karıncadan milyarlarca kat daha ufak bir boyuta inebilirsek uzayın dört bir yanında onun gibi bir kıvrılan ekstra boyutlar bulabileceğimizi söylüyor. Uzayın her bir noktasında göremeyeceğiniz kadar küçük düğümler halinde olan ekstra boyutlar mevcuttur ve evrenimizin temel özelliklerini bu ekstra boyutların şekli belirliyor. Uzayda bu ekstra boyutların bir araya gelme şekline bakarak buna birçok açıdan evrenin DNA'sı diyebiliriz. Evrenin davranış şeklini belirliyoruz tıpkı DNA'nın bir hayvanın nasıl bölüneceğini belirlediği gibi. Muhtemel Ekstra Boyutlar Sorun şuydu: Sicim teorisini savunanlar araştırmaya devam ettikçe ekstra boyutların kıvrılabileceği daha fazla şekil buldular. Yapılan matematiksel hesaplar hangi şeklin bizim evrenimizle örtüştüğüne dair hiçbir ipucu vermiyordu. Sanırım şu andaki ortak kanaat bu sayının astronomik olduğu yönünde. Sayının 10 üzeri 500'e işaret eden makaleler yayınlandı. Bu da 10'un ardından 500 tane sıfır gelecek kadar farklı muhtemel şeklin var olduğu anlamına geliyor. 10 üzeri 500 farklı muhtemel ekstra boyut şekli ve hepsi eşit derecede geçerli gibi görünüyor. Bu absürt görünüyordu özellikle de evreni tanımlamak üzere tek bir ana denklem arayan bir teori için. Bazı sicim teorisyenleri ise probleme başka bir açıdan bakma yolu olabileceğini fark ettiler, bu farklı bakış açısı çoklu evren fikrine yeni bir hayat verecekti 10 üzeri 500 kadar farklı sicim teorisi, bu tamamen bir felaket!"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/solucan-deligi-teorisi-nedir/", "text": "Solucan Deliği Teorisi Nedir? Solucan Deliği Teorisi Solucan Deliği Teorisi nedir? Sorusunun cevabını aramadan önce; A noktasından B noktasına gitmek istediğinizi düşünün. Bu durumda; A noktası Dünya, B noktası ise 4.24 ışık yılı uzaklıktaki en yakın dış gezegenimiz olan Alpha Centauri olduğunu hayal edelim. Fizik yasaları herhangi bir şeyin ışık hızından daha hızlı seyahat etmesini engellediği için B noktasına ulaşması için gereken asgari yıl sayısının 4 yıldan biraz fazla olduğu anlamına gelir. Ancak, şimdilik ve daha uzun yıllar boyunca ışığın hızına yakın herhangi bir yere seyahat etme imkanımız yok. Mevcut teknolojimizle yapabileceğimiz şey, saatte 20.000 mil hızında veya% 0.003 ışık hızında yolculuk yapmak. Bu oranda Alpha Centauri 'ye ulaşmamız 142.000 yıl sürecektir. En yakın dış gezegene bile gitmeye bir insanın ömrü yetmiyor. Bu nedenle, A noktasından B noktasına ulaşmanın bir yolu yoktur. Diğer gezegene ulaşmak için gereken zamanı ve mesafeyi önemli ölçüde azaltacak bir tür kısayol olmadığı sürece. Peki ya varsa? Solucan Deliği Teorisi: 'Katlanmış' uzay-zaman modeli, solucan deliği köprüsünün tek bir boğaza veya tüpe bağlı en az iki ağızla nasıl oluşturulabileceğini gösterir. Teorik fizikçiler, 1930'lardan bu yana bu kısa yolların varlığını, aslında beyaz delikler aracılığıyla ve en sonunda Einstein-Rosen köprüleri olarak adlandırdıkları solucan deliği hipotezini oluşturdular. Bilim adamları kozmosta bir solucan deliğinin kanıtlarını henüz bulamadılar, ancak Albert Einstein'ın genel görelilik teorisine göre geçişler matematiksel olarak mümkün. 1935'te Einstein ve fizikçi Nathan Rosen, bu sürecin uzay-zaman içerisinde daha önce birbirinden ayrı iki varış yeri arasında bir köprü oluşturabileceğini öne sürdüler. Eğer genel görelilik doğruysa, bu Einstein-Rosen Köprüleri veya solucan delikleri, kozmosun uzak mesafelerine giden kısayollar olarak hareket edebilir. Uzayda ve zamanda farklı noktaları birleştiren solucan delikleri, bilim kurgu gibi görünebilir, ancak bu gizemli tüneller teorik fiziğin gerçek bir özelliğidir. Yıldızlararası Interstellar Filmine ait bu sahnedeki olduğu gibi bir kağıdın ikiye katlanması genel göreliliğin, yüksek kütlenin alan dokusunu bükebileceğini gösterir. Eğer uzay-zaman kütle ile bükülebiliyorsa, o zaman başka şekillerde bükülebilir ve manipüle edilebilir. Matematik onu kontrol eder ve solucan delikleri fizik yasalarını ihlal etmez. Solucan deliğinden uzaktaki bir galaksiye geçen bir uzay aracının resmi. Fotoğraf: NASA Solucan Deliği İle Zaman Yolculuğu Solucan Deliği İle Zaman Yolculuğu Mümkün mü? Dengelenmiş bir solucan deliğinden kısayol alarak, bir nesne hedefine normal alanda yolculuk yapan bir ışık huzmesinden daha hızlı bir şekilde ulaşabilir ve kapıyı hem geleceğe hem de geçmişe zaman yolculuğu olasılığına açabilir. Bu da kendi içerisinde paradoksa yol açmakta. İki solucan deliği ucu boşluk yerine zamana bağlanırsa, teorik olarak zamanda yolculuk yapılabilir. Polchinski paradoksu: Bir tane solucan deliği düşünelim, bir ucu solucan deliğinin geleceğe götüren ağzı diğer ucu da geçmise götüren ağzı olsun.Bir bilardo topunu istekayla geleceğe götüren ağzına attığınızı hayal edin. Fırlatılan bu top yörüngesi nedeniyle geçmisine çarpar ve ve solucan deliğine girmeden geri dönmüş olur . Bu olay hiç yaşanmamış olur. Yani Polchinski Reyize dönüp buyur buradan yak diyebiliriz. Bir başka teori ise , solucan deliklerinin yalnızca evrendeki diğer noktalara değil, aynı zamanda farklı evrenlere portallar olarak hareket edebileceğini savunuyor. Yapay Solucan Deliği Açabilir miyiz? Yapay solucan deliği açabilmek yer çekimi püskürten bir şey gerektirir yani, negatif enerjiye sahip olması gerekir. Eğer bunun için gerekli olan egzotik maddeyi bulursak, ihtiyacımız olan yer çekimi önleyici özelliklere sahip olabilir. İlginç bir şekilde, karanlık enerji, evrenin genişlemesinde bir artışa neden olmuş, yer çekimini kovucu olarak hareket etmesini sağlayan bir parçacık gibi yer çekiminin üstesinden gelmeye başlamıştır. Ancak bu, tünelleri açık tutmanın anahtarı olsa bile, doğal olarak gerçekleşmesi için çok fazla olması gerekmekte. Şu an dünya üzerinde hiç kimse böyle bir enerjiyi nasıl oluşturabileceğimizi bilmiyor."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/sonsuzluk-gemisi-yayin-hayatina-basladi/", "text": "Sonsuzluk Gemisi Yayın Hayatına Başladı Bizim için maliyetli, insanlık için bedava bir adım Not: Sonsuzluk Gemisi olan web sitemizin ismi 30 Mayıs 2020 tarihinde kullanışlık açısından Bilim Gemisi olarak değiştirilmiştir. Sonsuzluk Gemisi olarak Cumhuriyetimizin 96.yılında, 29 Ekim 2019 saat 19:23'te kurulmuştur. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bize bıraktığı manevi mirası olan ilim ve akıl yolunda tüm Türkiye'ye bilim sevgisi kazandırmak amacıyla çıktığımız bu yolda sizlere en doğru bilgiyi,anlaşılır ve eğlenceli bir biçimde sunmayı amaçlıyoruz. Sonsuzluk Gemisi Sonsuzluk Gemisi'nde üyelik sistemi yoktur. Yolcu sistemi vardır. Sitemize giren herkes evreni sorgulayan bu geminin biletli yolcusudur. Gökyüzüne yüzünüzü çevirip Sonsuzluk Gemisi ile zamanda ve uzayda küçük bir yolculuğa ne dersiniz? soru cümlemizi aklınızda geçiriyorsanız sizin için gemimizde bir yer ayırtmışız demektir. Bir arkadaşa bakıp çıkacaktım diyen otostopçulara da kapımız açıktır. Yeni bir siteyiz, eksiklerimiz var. Bunları zamanla aşacağız. En büyük destekçimiz olan siz değerli okurlarımız makale formatımızla göndereceğiniz çalışmalarla sitemizde yazar olabilir, destekte bulunabilirsiniz. Kavram kargaşası dolu, merak duygunuzu uyandıran, içeriği okuduğunuzda aklınızda bir şeyler bıraktıracak makalelerimizle sizleri başbaşa bırakıyoruz. Bilim siteniz hayırlı olsun. Şimdiden başarılar dilerim cok güzel calişma olacagina inaniyorum bilimi yaşatmak bizim en büyük sorunlulugumuzdur Başlıklar çok eğlenceli, içerik sıkmıyor, dil anlaşılır. Bilim sitelerindeki büyük boşluğu Bilim Gemisi dolduracak gibi görünüyor. Yayın hayatınızda başarılar diliyorum. Bence olmuş, sadece takip edin 🙂 Hayırlı olsun. Çok beğendim. Bizim için maliyetli insanlık için bedava bir adım :))) Otostopculara yer vermeniz güzel olmuş. Mars'a ugradiginizda uzay gemisine beni de alın. Daha fazla içerik istiyorum. Bir solukta okudum hepsini. Harika! Harika! Harika! yazılar umarım sürekli güncellenerek katlanır . tebrikler. Sitenizi bugün keşfettim. Biraz geç kaldım sanırım. Geminize hoş geldim."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/takimyildizi-isimleri-ve-cesitleri-nelerdir/", "text": "Takımyıldızı İsimleri ve Çeşitleri Nelerdir? Takımyıldızı İsimleri ve Çeşitleri Nelerdir? Büyük Ayı,Küçük Ayı,Avcı , Büyük Köpek, Kartal, Boğa Takımyıldızı Nedir? Şekilleri Nasıldır? Takımyıldızı Nedir? Takımyıldızı Nedir? Gökyüzüne baktığımızda birbirine göre durumları her daim aynı olan ve değişmeyen yıldız topluluğudur. Geçmişten günümüze insanoğlu gökyüzüne bakıp bu yıldız topluluklarına bakarak hayaller kurmuştur. Her takım yıldızı Latince birer kelimeyle isimlendirilir. Her millet bu isimleri kendi dillerine çevirmiş, kendi yaşayış tarzına göre de hikayeler uydurmuştur. Takım Yıldızı Yıldız Takımı şekillerine baktığımızda bir insanın veya bir hayvanın yada bir objenin ismini aldığını görürüz. Kaç Tane Takımyıldızı var? Kaç Tane Takım Yıldızı Var? Gökyüzü şekil ve büyüklük olarak 88 bölgeden oluşmaktadır. Her bir bölgede 1 tane, başka bir deyişle 88 takım yıldızı vardır. Takım yıldızları sayesinde evrenimiz hakkında birçok şey öğrenebiliriz. Biz de Bilim Gemisi ile gökyüzünün gizemli derinliklerine, yani takım yıldızlarına doğru yolculuk yapıyoruz. Bakalım bu yolda nelerle karşılaşacağız? Takımyıldızı İsimleri ve Çeşitleri Takım yıldızı isimleri ve çeşitleri kırmızı renkle vurgulanmış şeklinde gösterilmiştir. Hemen altında yer alan yıldızlar da takım yıldızında bulunan yıldızları ve diğer özellikleri göstermektedir. Şimdi sorumuzun cevabını bulalım: Takımyıldızları nelerdir? Avcı Takımyıldızı Avcı Takım Yıldızı dediğimizde aklımıza ilk gelenler Betelgeuse ve Rigel Yıldızıdır. Betelgeuse Yıldızı: Betelgeuse Yıldızı Nerede? Orion'a baktığınız zaman ölüm ve yaşam yıldızlarını da görürsünüz. Orion bir çift değerli gökyüzü taşına sahiptir. Orion'un sol üst tarafına baktığınızda ölüm yıldızı Betelgeuse'yi görürsünüz. Betelgeuse yıldızı, yaklaşık 642 ışık yılı uzaklıkta bulunan kırmızı bir süper yıldızdır. Betelgeuse'nin kütlesi güneşimizin kütlesinin yaklaşık 12 katı olduğu tahmin edilmektedir. Patlaması an meselesi olan Betelgeuse, patladığında Dünya'da gündüzleri bile görülebilecek. Rigel Yıldızı: Rigel Yıldızı Nerede? Orion'ın sağ alt tarafına baktığınızda ise bir ayağı gibi görünen yaşam yıldızı Rigel'i görürsünüz. 1000 ışık yılı uzaklıkta bulunan Rigel, gökyüzününün en parlak 7.yıldızıdır. Aynı zamanda Orion takım yıldızının Alfa'sıdır. Günlük hayatta bu tabiri kullandığımız gibi takım yıldızlarının kendi aralarında en parlak yıldıza Alfa denilmektedir. Büyük Köpek Takımyıldızları Büyük Köpek yıldıztakımının ön plana çıkan yıldızı Sirius Yıldızıdır. Yunan mitolojisinde avcı Orion'un köpeği olan Sirius Yıldızı , bulunduğu takım yıldızının Alfası ayrıca gökyüzümüzün en parlak yıldızıdır. Boğa Takımyıldızları Boğa Yıldız Takımı , boğa şekline benzediği için bu adı almıştır.Boğanın kızaran gözü olan Aldebaran Yıldızı ve Elnath Yıldızı olmak üzere, iki yıldız ile ön plana çıkmaktadır. Aldebaran Yıldızı: Boğanın kızgınlıktan kızaran gözü olarak gördüğümüz Aldebaran Yıldızı, 65 ışık yılı uzaklıkta ve çapı Güneş'ten 35 kat daha büyüktür. Aldebaran aynı zamanda Boğa Takım Yıldızının en parlak yıldızıdır. Güneş'in büyüklüğünü aklı hayalimize sığamıyorken bir de Aldebaran yıldızına bakınız. Takım yıldızlarını öğrenirken biraz hayrete düştük ve ürktük. Elnath Yıldızı: Elnath Yıldızı, Boğa Yıldız Takımının Betasıdır. (en parlak 2. yıldızı). Dünya'ya 134 ışık yıldızı olan Elnath Yıldızı kimyasal olarak ilginç bir yıldızdır. Büyük Ayı Takımyıldızı Büyük Ayı Takımyıldızı, Duphe Yıldızı ve Merak Yıldızı ile ön plana çıkmaktadır. Kutba yakın oluşundan kuzey yarım kürede tüm yıl boyunca gözlemleyebiliyoruz. Resimdeki Büyük Ayı'nın arka ayaklarını ve kuyruğunu inceleyelim.Hayal dünyanızın sınırlarını biraz daha zorladığımızda kepçe şeklini almış yedi parlak yıldız görürsünüz. Gökyüzündeki bu kepçe bize iyi bir rehberdir. Bu kepçelerin duruşuna bakarak hangi mevsimde olduğumuzu anlayabiliyoruz . Kepçe aşağıya bakıyorsa yaz, yukarı bakıyorsa kış, sola bakıyorsa ilkbahar, sağa bakıyorsa yaz mevsiminde olduğumuzu gösterir. Kutup Yıldızı Nasıl Bulunur? Kutup Yıldızı Nasıl Bulunur? sorusunun cevabını aslında Büyük Ayı Yıldız Takımının iki yıldızı olan Duphe Yıldızı ve Merak Yıldızının yardımlarıyla buluyoruz. Duphe Yıldızı ve Merak Yıldızı: Duphe Yıldızı ve Merak Yıldızı işaretsel bir öneme sahip. Bu iki yıldızdan hayali bir çizgi çizerek Polaris'i bildiğimiz adıyla Kutup Yıldızını bulabiliriz.Aynı zamanda Büyük Ayı Yıldız Takımının alfası Duphe, betası ise Merak'tır. Küçük Ayı Takımyıldızı Küçük Ayı Yıldız Takımının ön plana çıkan yıldızı Kutup Yıldızıdır. En Parlak Yıldız Sirius: Kutup Yıldızı : Bir diğer adı Şimal Yıldızı olarak da bilinen Kutup Yıldızı aslında çok parlak bir yıldız değildir. Toplumumuzda maalesef kalıplaşmış bir bilgi şeklinde gökyüzünün en parlak yıldızı olarak anlatılıyor. Bu bilgi yanlıştır. Çünkü gökyüzündeki en parlak yıldız Sirius'tur. Hatta yıldızları parlaklarına göre sıralayalım fakat yine de Kutup Yıldızı ilk 20 arasına giremez. Kutup yıldızı nereyi gösterir? Kutup yıldızı neden sabittir? Kutup yıldızı nereyi gösterir? Kutup yıldızı adından da anlaşıldığı gibi daima kuzeyi gösterir.Kutup yıldızı neden sabittir? Dünya'nın dönüş ekseninin baktığı doğrultuda yer aldığı için konumu bize göre her zaman sabittir. Peki neden bu kadar kutup yıldızını seviyoruz? Çünkü her ne kadar yolumuzu şaşırıp kaybolsak, yerinde sabit duran deyimi yerindeyse huysuz keçi olan kutup yıldıza bakarak bakıp daima yolumu buluyoruz. Kutup Yıldızına olan sevgimizi Mecnun görse, Fuzuli'ye beni yeniden yaz diyebilirdi. Küçük ayı ve büyük ayı takım yıldızları neden ayıya benzemiyor? Yıldızların konumları değişir mi? Resimlere bakıp, nerden çıktı bu ayı? Bu bildiğimiz kepçe, bu yıldızların isimleri ve şekilleri arasında bir tutarsızlık görüyorum dediğinizi duyar gibiyiz. Evet yanılmıyorsunuz, çünkü takım yıldızlarında bulunan yıldızlar çok yavaşta olsa büyük bir konum değişikliğine uğramışlardır. Kartal Takımyıldızları Kartal Takımyıldızı; Tavşancıl, Tarık, Ukap gibi isimlerle de bilinmektedir. Ayrıca Kartal Yıldız Takımı, Romalıların bir tanrısı olan Jüpiter'in kartalını, Yunan mitolojisinde ise Zeus'un şimşeklerini taşıyan kartal olarak bilinmektedir. Kartal Yıldız Takımının ön plana çıkan yıldızı ise Altair Yıldızıdır. Altair Yıldızı: Kartalımızın boynu olan ve Dünya'ya sadece 17 ışık yılı mesafede olan Altair Yıldızı, bu özelliğiyle Dünya'ya en yakın yıldızlar arasında yer alır. Kartal Yıldız Takımının alfası olan Altair, Arapçada 'kuş' anlamına gelen ''Al-Tayr'' kelimesinden türemiştir. Yaz Üçgeni Nedir? Yaz Üçgeni nedir? Nasıl oluşur? Altair yıldızı Denep ve Vega yıldızları ile bir araya gelerek yaz üçgenini oluşturmaktadır. Vega, Lir Yıldız Takımının, Deneb ise Kuğu Yıldız Takımının bir üyesidir. Bu 3 yıldızı gökyüzünde üçgen bir biçiminde sıralanıp, parıl parıl parladığını görürseniz bilin ki yaz gelmiştir. Hem yazın görünmesi hem de üçgen bir biçimde sıralanmalarından dolayı bu adı almışlardır. En Çok Bilinen Diğer Takımyıldızları - Kuğu - Arabacı - Ülker - Andromeda - Çalgı - Akrep - Kraliçe - Çoban - Yay - Ejderha - Kral - Yılan - Kova - Başak Bir yazı düşünün ne gereğinden fazla bgi verip sıkıyor ne de eksik bilgi verip iş göremezlik yapıyor. Bu yazı da böyle bir şey. Takım yıldızlarını bu içten anlatimdan sonra çok daha iyi anladim gokyuzunde yerlerini ayırt etmeye basladim bile , teşekkürler Her gece yıldızları balkondan seyrederken 2 tane kesfetmistim fakat adlarını bilmiyordum. Şimdi öğrendim ki Orion ve boğa takım yildiziymis ben aralarında oriona kartal , boğa takım yildizinada asa ismini vermiştim. Her zaman bana bakan parlak yıldızlarında adı varmış. Aldebaran ,el nath,rigel ve betelguese imiş . Çok bilgilendirici,sade ve hoş bir anlatım olmuş teşekkür ederim. Merhaba, Yazı ve görseller için teşekkür ederim, başarılı paylaşımlarınızın devamını diliyorum. benim için yararlı oldu. gerçekten çok teşekkürler Andromeda bir takım yıldızı değildir Andromeda eliptik bir şekle sahip olup bizim Galaksimiz olan samanyolu galaksisine en yakın galaksidir bu bilginin düzeltilmesi lazım. Doğru ama andromeda eliptik değil sarmal seninde bu bilgiyi heman düzeltmen lazım özür dilerim ben böyle biliyordum derslerimde böyle anlatıldı ama araştırdım takım yıldızıymış kusura bakmayın Gökyüzünde milyonlarca yıldız var ve birileri bu yıldızları kafalarına göre birleştirmişler, hayal güçlerini ortaya koymuşlar. Bu da bilim kabul edilmiş... Son derece sade ve anlaşılır şekilde yazılmış. Hiç kafa karıştırmıyor. Teşekkürler! Andromeda bir takım yıldızı değildir Andromeda bir galaksidir Samanyolu galaksisine en yakın galaksidir."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/takyon-isiktan-hizli-varsayimsal-parcacik/", "text": "Takyon: Işıktan Hızlı Varsayımsal Parçacık Takyon Nedir? Takyon İzafiyet Teorisindeki en ilgi çekici varlıklardan biridir. Işıktan daha hızlı hareket eden varsayımsal parçacıklardır. Takyon, Yunanca'dan , hızlı anlamına gelir. Takyonlar, enerji kaybettiklerinde hız kazanmaları gibi garip özelliklere sahiptir. Takyonlar için mümkün olan en düşük hız ışık hızıdır. Einstein'ın özel görelilik teorisine göre ve şu ana kadar yaptığımız deneylere göre gerçek dünyamızda, parçacıklar ışıktan daha hızlı seyahat edemezler. Işık hızına yaklaştıkça zaman yavaşlar, hareket ettiğiniz şeyler için zaman yavaşlar. Biri ışığın hızına ulaştığında, zaman tamamen durur. Kişi ışık hızından daha hızlı seyahat ederse, zaman geri sarar. Ama bütün bunlar sadece teoride. Takyonlar özellikleriyle fiziğin merak uyandıran bir konusudur.Eğer takyonlar gerçekten varsa, sebep ve sonuç hakkındaki düşüncelerimiz tamamen değişecek, çünkü sonuçtan önce bir etkiyle karşı karşıya kalacaktık. ''Mesela bir silah takyon mermisi ile ateşlenseydi, mermi hedefe varmadan hedef çoktan ölmüş olurdu.'' Çok da yakından tanıdığımız Red kit aslında bu silahı kullanıyor. Çünkü gölgesini vurmasındaki marifetin takyon mermisi kullanmasından olabilir. Hatta takyonlarla ilgili yüz binlerce sayfalık bilimsel açıklamayı tek bir deyime indirgemiş atalarımız: '' Minareden at beni, in aşağı tut beni'' Takyonlar zaman içinde seyahat edebilir mi? Takyonlar ışıktan ziyade teorik parçacıklardır.Özel görelilik denklemlerinden, zaman genişlemesinin artan hızlarla daha önemli hale geldiğini biliyoruz. Fotonun kendisi ışık hızı olan c'ye gider. Bir foton için, zaman genişlemesi maksimumdadır, yani zaman akışı tamamen durur veya donar ve bir foton anında her yere ulaşır gibi görünür. Ancak bir takyon için daha da karmaşıktır. Asıl sorumuza geri dönelim; takyonlar zaman içinde seyahat edebilir mi? Bazı gözlemcilere göre takyonlar zamanda yolculuk eder. Eşzamanlılığın ve göreliliğinin uzay-zaman temsili ile, bunun nasıl ortaya çıktığını inceleyeceğiz. Aşağıdaki şekillerde, yaratılan ve uzaya yayılan bir takyon göstermektedir; ve üç farklı gözlemcinin aynı takyon oluşturma sürecini nasıl deneyimlediğini görüyoruz. Takyon burada eşzamanlılığın şimdi hiper yüzeyinden, eşzamanlılığın daha sonraki hiper yüzeyine doğru hareket eder. Gözlemci A, takyonun şimdi olarak işaretlenen yerde zamanda ileriye doğru yolculuk yaptığına karar verir. Gözlemci B, takyonun yayılma yönünde hareket eder. Gözlemci B, takyonun yaratılma olayını içeren şimdi hiper yüzeyinde tamamen uzandığını tespit eder. Yani şimdi hiper yüzey, takyonun içinde bulunduğu tüm olayları içerir. Böylece, takyon gözlemci B için sadece şimdi var. Bu, B için, takyonun sınırsız hıza sahip olduğu, zaman kaybetmeden tüm mesafeleri aştığını gösterir bir nevi sadece şimdiden oluşan sonsuzluk. Takyon burada eşzamanlılığın şimdi hiper yüzeyinde yaratılmıştır ve eşzamanlılığın önceki hiper yüzeyine doğru ilerlemektedir. Aynı yönde daha da hızlı hareket eden gözlemci C, geçmişe doğru seyahat eden takyonun kararını verir. Takyonlar, eğer var olsaydı ve sıradan bir madde ile etkileşime girdiyse, bize geçmişle iletişim kurma araçları verecekti. Takyonlar kelimenin tam anlamıyla dışarıya gönderilebilir, bir takyonik aynadan sekebilir ve gönderilmeden önce geri dönebilir. Bu da bir takım sorunlara neden olacak, nedensellik ilkesini ihlal edecektir. Peki bu nedensellik ilkesi nedir? Nedensellik ilkesi: Nedensellik ilkesine göre gerçekliğimizde, zamanında kabul edilmiş mevcut teoriye dayanarak, neden ve sonuç arasında her zaman etkiyi önleyecek şekilde doğrudan, sıkı, kronolojik bir ilişki olmalıdır. Geçmişteki tüm olaylar sebeplerdir ve şimdiki durumunuz etkidir. Geçmişe geri dönerseniz, bu, nedenlerinden daha önce var olan etkiyi engelleyecektir. Etki, sebep olmadan var olamaz. Geçmişe yolculuktan doğan tüm ünlü paradokslar bu temel yasaya dayanmaktadır. Geleceğe yönelik zaman yolculuğu, bunu nasıl başarmak istediğinize bağlı olarak nedenselliği ihlal eder veya etmeyecektir. Bir makineye atlayabileceğinizi, koordinatları zamanında ayarlayabileceğinizi ve oraya anında ulaşabileceğinizi düşünüyorsanız, evet, bu bir nedensellik ihlalidir. Zaman oku evrende bulunan her madde için aynıdır. Maddenin uzayda nasıl düzenleneceği, örneğin 1000 yıl sonra, tüm zaman süresinin neden sonuç matrisine bağlı olacaktır. Siz de maddenin bir birleşimisiniz. 1000 yıllık neden sonuç matrisini bir anda atlayamazsınız. Ancak, zaman oku esnektir. Bükülebilir. Einstein'ın görelilik teorisinin ilkelerini ve yerçekimi veya ışık hızına yakın hızlarda zamanı dikkatli kullandıysanız, temel olarak nedenselliği ihlal etmeden geleceğe zaman yolculuğu yapabilirsiniz."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/tanri-zar-atmaz-diyen-albert-einstein-hakli-mi/", "text": "Tanrı Zar Atmaz Diyen Albert Einstein Haklı mı? TANRI ZAR ATAR MI? Tanrı zar atmaz, tanrı hiçbir şeyi tesadüfe bırakmaz diyerek metaforik bir cümle ortaya atan Albert Einstein ne demek istiyordu. Albert Einsetin haklı mıydı? Albert Einstein evrenin olasılıkla çalıştığını hiçbir zaman kabul etmedi, 1927'de Solvay Konferansı'nda kuantum kuramı üzerine konuşurken tarihi bir cümle kurdu: Tanrı hiçbir şeyi tesadüfe bırakmaz, çünkü Tanrı zar atmaz. Albert Einstein Tanrı zar atmaz derken ne anlatmak istiyordu? Einstein tanrı kavramını bu sözünde sadece metaforik olarak kullanmıştır. Bu sözüyle atomsal süreçlerde şansın belirleyici olamayacağını hiçbir olayın tesadüf olmadığını doğada bir dengenin ve düzenin olduğunu anlatmak istiyordu. Einstein gerçekliğin derinliklerinde olasılık ya da rastlantısallık olabileceğine hayatı boyunca inanmamıştı. STEPHAN HAWKİNG : Einstein Tanrı zar atmaz derken hatalıydı Einstein bu sözü bilim dünyasında tartışmalara sebep oldu nitekim Stephan Hawking bu konu hakkında şöyle söylüyordu : Einstein, bu sözüyle hatalıydı. Kara deliklerin varlığı, Tanrı'nın yalnızca zar atmakla kalmadığını, ayrıca gözleri kapalı oynadığını ve ara sıra da zarları görülemeyecek yerlere atarak bizi şaşırtıyor. Oysa Albert Einstein Tanrı zar atmaz derken kararlıydı. Tesadüflerin sadece bilgi eksikliğine dayalı olduğunu düşünüyor, gördüğümüz belirsizliğin ardında kesinlikle yasalara bağlı, bilimin henüz keşfedemediği bir düzen olduğunu söylüyordu. NİELS BOHR: Tanrı'ya ne yapmasını gerektiğini söylemekten vazgeç. Kuantum kuramının atom yapısının belirlenmesinde ilk kez kendi adıyla anılan atom modelini oluşturan Niels Bohr ise Einstein'a cevap olarak: Artık Tanrı'ya ne yapmasını gerektiğini söylemekten vazgeç. demiştir. SOSYOLOG BAUMANN: Tanrı Poker Bile Oynar Sosyolog aynı zamanda filozof olan Baumann: Biliyorum Einstein tam bir çok bilmişti. Tanrı zar atmakla kalmaz kalmaz aynı zamanda rulet oynamaya da bayılır. Hatta bazen poker bile oynar. Kumarbaz olmadan insan gibi bir şeyin yaratılabileceğine inanabiliyor musunuz? diye yanıt verdi. Belirsizlik Yasası'nı savunan kuantum fizikçileri ise Einstein'e Tanrı'nın ne yapabileceğini bilemeyiz cevabını vermiştir. FİZİK PROFESÖRÜ WALTER LEWİN: Einstein yanılmıştı! Fizik hocalarının süper starı olarak bilenen ünlü fizikçi Walter Lewin: Kuantum mekaniğinden önce fiziğin belirleyici olduğuna inanılıyordu, yani bir deneyi yüz kere yaparsanız, yüz kere tam aynı sonucu elde edeceğiniz düşünülüyordu. Şimdi bunun doğru olmadığını biliyoruz. Kuantum mekaniği olasılıklarla ilgilenir -kesinlikle değil- Bu o kadar şok edici bir şeydi ki Einstien bile asla kabul etmedi. Tanrı zar atmaz. onun ünlü sözüydü. Eh, Einstein yanılmıştı! EİNSTEİN'E KARŞI 100 YAZAR Eintein'e Karşı 100 Yazar adlı kitap yayınlandığı zaman ise Albert Einstein ''Eğer haksız olsaydım, yalnızca bir tanesi yeterdi'' diye karşılık vermiştir."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/ucak-kazalari-istatistikler-turbulans-guvenli-ucus/", "text": "Uçak Kazaları, İstatistikler, Türbülans, Güvenli Uçuş! Uçak Kazaları Neden Olur? Uçak kazaları nedenlerine baktığımızda uçak kazalarının %90 dan fazlası iniş-kalkış esnasında gerçekleştiği geri kalan %10 unun da uçak havadayken gerçekleştiği tespit edilmiştir. En önemli faktörleri sıralayacak olursak: Pilot Hatalarından Kaynaklı Uçak Kazaları Pilot hataları kazaların %50 sinden fazlasını oluşturmaktadır. Özellikle uçuşların iniş ve kalkışları sırasında gerçekleşen kazalarda baş aktör olarak pilotlar görünmektedir. Pilotların uçak kalkışından önce yapmaları gerektiği kontrolleri ihmal etmesi, eğitimlerinin yetersiz olması , pilotların psikolojik durumu pilot hatalarındaki en önemli faktörlerdir. Örneğin Fransa'daki uçak kaza raporunda pilotun depresyona girdiği ve intihar teşebbüsünde bulunduğu tespitinde bulunulmuştur. En büyük pilot hatalarından biri de Uçuş Ekibi tarafından, 2800 ft irtifada MDA'ya gelinmesine ve yaklaşma ışıkları veya pistin görülememesine rağmen inişte ısrarcı davranılmasından kaynaklanmıştır. Teknik Nedenlerden Kaynaklı Uçak Kazaları Teknik nedenlerden dolayı kaynaklı kazaların sayısı günümüzde yok denecek kadar azdır. Bunun en önemli sebebi teknolojinin ilerlemesi ve geçmiş yıllarda (1994-2004) ortaya çıkan kazalardan alınan tecrübelerdir. O yıllarda uçak motoru, yakıt deposu, uçak gövdesi, iniş kalkış siteminden kaynaklı arızalar sebebiyle oluşan kazalar tüm kazaların %35 ini oluşturmaktaydı. TV ve gazetelerde bu ifadeyi çok duyardık: Kontrol Kulesi Kaynaklı Uçak Kazaları Kontrol kulesi hava yolunun trafik polisleri gibidir. Günümüzde hava alanları sayısının artması ve bununla beraber hava trafiğinin sıklaşması kule sayılarında da artışa sebep olmuştur. Bu durum koordinasyonun zorlaşmasına ve en ufak hatada büyük kazaların meydana getirebilecek bir durumun oluşmasını sağlamıştır. Ayrıca tıpkı pilot eğitimlerinde olduğu gibi, hızlandırılmış yetersiz eğitimler de kontrol kulesi kaynaklı kazalara sebebiyet vermiştir. Kuşların Uçak Motoruna Çarpması ile Oluşan Uçak Kazaları Uçak motoruna kuş çarparsa ne olur? Motora kuş kaçması uçağı düşürür mü? sorularının cevaplarını uçak havadayken aklınızda geçiriyorsanız bu endişelerinizi bir kenara bırakın. Çünkü kuşlar uçak havadayken değil daha çok iniş-kalkış sırasında uçağa çarpabilmektedir. Peki iniş sırasında endişelenmeli miyiz? Kısmen hayır. Çünkü uçak motorlarından en az biri kuş çarpmasına rağmen bozulsa da diğer motor ile sağlıklı bir iniş gerçekleştirilebilir. Politik Nedenler ve Sabotajlardan Kaynaklı Uçak Kazaları Politik nedenler ya da sabotajlar, sebebi bilinmeyen uçak kazalarının en önemli baş aktörleridir diyebiliriz.2020 yılında İran-Amerika arasında yaşanan gerilim sırasında İran hükümeti tarafından Amerika'nın olası saldırıları nedeniyle savunma sistemleri hassasiyetlerini artırmaları sonucu 8 Ocak'ta Ukrayna Uluslararası Havayolları'na ait 752 sefer sayılı yolcu uçağı kalkış sırasında İran füzelerinin hedefi olmuştur. Hava Koşullarının Sebep Olduğu Uçak Kazaları Havacılık sektöründe meteorolojik nedenler yüzünden uçak kazaları oluşmuştur. Hava koşulları nedeniyle çoğu uçuşlar rötara uğradığı gibi uçuş iptalleri de gerçekleşmiştir.En önemli meteorolojik olaylar; kasırga, yoğun sis, türbülans, oraj ve yıldırım çarpmasıdır. Bu yazımızın devamında Türbülans ve Yıldırım Çarpmasına özellikle değinceğiz. Uçak Kazaları En Çok Ne Zaman Olur? Uçak Kazaları En Çok Ne Zaman Olur? Aviation Safety Network'un 2019 uçak kazaları istatistiklerini sizler için inceledik. Diğer yıllardaki istatistikleri Uçak Kazaları Raporu adlı başlığımızda yazının devamında okuyabilirsiniz. Teknolojideki gelişmeler ve tecrübelerden dolayı uçak kazaları önlemleri arttığından sadece 2019 istatistiklerini değerlendirmek daha doğru olacaktır. Uçak Kalkış Anı: 3 Kaza Tırmanış : Hiç Kaza Yaşanmadı Düz Uçuş: 10 Kaza Alçalma: 3 Kaza İniş: 4 Kaza Bu istatistiklere göre uçakların düz uçuş diye adlandırdığımız, havada kalış süresinin en fazla olduğu anlar olmasına rağmen toplamda 10 kaza gerçekleşmiş. İniş-kalkış ise en kısa havada kalış süresi ancak neredeyse düz uçuşla yarışır pozisyondadır. Pilot hatalarının en çok iniş-kalkış sırasında yapıldığını düşünürsek yine de kazaların en çok olduğu anlar diyebiliriz. Uçak Kazaları Raporu / İstatistikleri Dünya Raporu Uçak kazaları raporuna / istatistiklerine baktığımızda kazalar yoğunluklu olarak en fazla 1972-1973 yılları arasında gerçekleşmiştir. Teknoloji ilerledikçe kaza sayısı azalmıştır. 1946 yılında teknoloji çok mu iyiydi diye düşünebilirsiniz. Bu yıllarda uçak kazası sayısının az olmasının sebebi uçak sayısının az havacılık sektörünün henüz emekleme aşamasında olmasından kaynaklanmaktadır. Oran olarak baktığımızda en yüksek kaza oranları o yıllarda görülmektedir. Türkiye Raporu Türkiye'deki kazaların kronolojik sıralaması: - Adana'da THY'ye ait uçak düştü; Uçak kalkıştan 10 dakika sonra infilak etti. Kazada 25 kişi öldü. - 23 Nisan 1959 Air Charter kazası. - 19 Ocak 1960 İsveç'in başkenti Stockholm'den Ankara'ya gelen yolcu uçağı Esenboğa Havaalanı yakınlarında düştü; 42 kişi öldü. - 23 Eylül 1961 THY'nin Adana-Ankara seferini uçak Etimesgut Havaalanı yakınlarında Karanlıktepe'ye çarparak düştü, 28 kişi öldü. - 8 Mart 1962 THY'ye ait Ankara-Adana seferini yapan uçak, Toroslar'a çakıldı. 8'i yolcu, 3'ü mürettebat olmak üzere toplam 11 kişi öldü. - 3 Şubat 1964 THY'ye ait uçak, Ankara yakınlarında düştü. 3 mürettebat yaşamını kaybetti. - 26 Ocak 1974 THY'nin uçak, İzmir'den kalkışı sırasında pistin 100 metre uzağında yere çakıldı. Beş mürettebattan dördü ve 68 yolcudan 62'si öldü. - 30 Ocak 1975 THY'nın İzmir-İstanbul uçağı Yeşilköy Havalimanı'ndaki elektrik kesintisi yüzünden piste inemedi, uçak Marmara Denizine düştü. 4 mürettebat ile 37 yolcunun tamamı öldü - 19 Eylül 1976 THY'nin İstanbul-Antalya seferi yapan uçak Isparta yakınlarında alçalma hatası nedeniyle Toros Dağlarına çarptı: 8'i personel 154 kişi öldü. - 23 Aralık 1979 THY'nin Samsun-Ankara seferi uçak , Ankara yakınlarında türbülans nedeniyle düştü. Dört mürettebattan üçü ve 39 yolcudan 36'sı öldü. - 16 Ocak 1983 THY'nin Paris-İstanbul-Ankara seferini yapan uçak, Ankara Esenboğa Havalimanına inişi sırasında, sis ve kar yağışı nedeniyle piste çakıldı. 60 yolcudan 47'si öldü, 22 kişi yaralandı. - 29 Aralık 1994 THY'nin uçağı, Van, Edremit ilçesi yakınlarında, dördüncü iniş denemesinde tepeye çarptı. 7 mürettebattan 5 kişi, 69 yolcudan 52 kişi öldü, 2 mürettebat 17 yolcu toplam 19 kişi yaralı olarak kurtuldu. - 7 Nisan 1999 THY'nin, Adana'dan Cidde'ye Hacıları almak için Suudi Arabistan'a giden uçak kalkıştan dokuz dakika sonra yere çakıldı. Altı mürettebatından kurtulan olmadı. - 8 Ocak 2003 Türk Hava Yolları uçağı Diyarbakır'a inişi sırasında piste çakıldı.75 yolcudan 71'i, 5 kişilik müretebattan 4'ü yaşamını yitirdi. - 30 Kasım 2007 AtlasJet İstanbul-Isparta seferini yapan yolcu uçağı inişe hazırlanırken Türbetepe Mevkii'nde düştü. 50'si yolcu, 7'si mürettebat olmak üzere toplam 57 kişi yaşamını yitirdi. Kazaların çoğunluğunun iniş ve kalkış sırasında gerçekleştiğini kırmızı renkle parantez içinde yazılan yazıları referans olarak görebiliriz. Türbülans Nedir? Türbülans, uçağın uçması için ihtiyaç duyduğu önemli unsurlardan biri olan hava akışının bozulmasıyla beraber uçağın sallanmasıdır. Türbülansın diğer bir adı da hava cebidir. Türbülans sırasında uçak irtifa kaybeder. Uçağın irtifa kaybetmesi demek havadayken bir anda yüzlerce metre aşağı çekilmesidir. Ancak yolcular bu irtifa kaybını fark etmezler. Sadece oluşan sarsıntıyı hissederler. Türbülans ile hava boşluğu aynı şey mi? Hava boşluğu türbülans yerine kullanılan yanlış bir terim. Hava gibi gazlarda boşluk meydana gelmesi mümkün değil. Hava boşluğu olarak tarif edilen ve uçağın bir anda düşmesine neden olan olay ise bulutsuz havada oluşan, CAT olarak bilinen ve pilot tarafından önceden görülemeyen açık hava türbülansı. Türbülans sırasında emniyet kemerlerinizin takılı olması sarsıntı sırasında yaralanmanızı önleyecektir. 2015 yılında Air Canada uçağında 21 kişi ani türbülanstan yaralandı. Aynı yıl Doha-Manila seferini yapan bir Qatar Airways uçağı (Boeing 777-300ER), inişe 30 dakika kala türbülansa girmiş ve toplam 40 kişi yaralanmıştı. Türbülans Ne kadar Sürer? Türbülans süresi hava celbine bağlı olarak sürer. Net olarak bu bilinemez. Kısa da olabilir uzun da olabilir. Türbülans Uçak Düşürür Mü? Tübülans uçak düşürmez. Çünkü uçakla türbülansa dayanacak şekilde tasarlanır. Her ne kadar korkutucu görünse de, yolcuların panik olmasına sebep olsa da pilotlar türbülans konusunda aldıkları eğitim ve teknolojik gelimeler Türbülans Uçak Düşürür mü? Sorusuna hayır cevabını verecek rahatlığı vermektedir. Uçak kaza istatistiklerine baktığınızda bir uçağın türbülanstan düştüğünü gördüğünüzde kaza tarihine bakınız. Örnek: Türbülans Çeşitleri Nelerdir? Açık Hava Türbülansı Açık hava türbülansı en sarsıcı türbülans türüdür. Uçuş ekibi bile buna hazırlıksız yakalanır. Çünkü bu türbülansı radar da, pilot da göremez. Açık bir havada yağmur yağmayacağını düşünmek gibidir. Yaralanmaların en çok olduğu türbülans türüdür. Açık hava türbülansının sebebi, yüksek seviyelerde seyreden ve tüm dünyayı saran, jetstream ad verilen süratli hava akımıdır. Kuyruk Türbülansı Kuyruk türbülansı, uçak kanatlarının uç kısımlarında oluşan dairesel hava akımı meydana gelir. Geniş gövdeli bir uçağın arkasında dar gövdeli bir uçak gelirse bunlardan etkilenir. Yukarıdaki görselde dairesel hava akımının nasıl ve nerede oluştuğu simüle edilmiştir. Taşıyıcı Türbülans Taşıyıcı türbülans yeryüzünün eşit bir şekilde ısınmaması sonucu oluşan bir türbülans çeşididir. Sıcak hava yükseldiğinde , rüzgarın yönü ve hızında değişikliklere sebep olur. Bu şekilde bir hava akımıyla karşılaşan uçuş ekibi , rotasını değiştirmek zorunda kalırlar. Dağ Türbülansı Dağ Türbülansı kuvvetli rüzgar akımının dağ kenarlarından ve teplerinden süratli bir şekilde geçmesi sonucunda meydana gelir. Dağların yeri belli olduğu için türbülans oluşacak yerlerden kaçınmak pilotlar için daha kolaydır. Uçağa Yıldırım Düşerse Ne Olur? Uçakta yıldırım çarpması yapılan araştırmalara göre yılda ortalama en az 1 kez olmaktadır. Uçağa yıldırım çarparsa yüksek bir ses ve parlak bir ışık meydana gelir. Uçağa yıldırım düşerse, yıldırım uçağa zarar vermeden havaya karışır. Uçağın gövdesinde kullanılan özel atisatik boya sayesinde oluşan elektrik uçağın içine geçmez. Bu özel donanım sayesinde yıldırım çarpmaları tehlikeli bir durum oluşturmaz. Yıldırım Çarpması Uçağı Düşürür mü? Yıldırım çarpmasından dolayı uçaklar düşmez. Geçmişte neden düştüğü ile ilgili hiç bir geçerli sebep bulunmayan uçak kazalarında yetkililer bazen sebep olarak yıldırım düşmesini göstermişlerdir. 228 yolculu Airbus-330, Atlantik okyanusu üzerinde geçerken elektrik arızası mesajı verilmiş, 15 dakika sonra da haber alınamamıştır. Sabotajdan tutun depremlere kadar bir çok komplo teorisi oluşturulan bu olaydan sonra yetkililer düşme nedeni olarak yıldırım çarpmasını göstermişlerdir. Uçaklar Ne Kadar Güvenli? Uçaklar ne kadar güvenli demek yerine aslında o ülkenin havacılık otoritesi ne kadar sık denetim yapıyor, ne tür yaptırımları var demek daha doğru olur. Uçak kazaları neden olur? başlığımızda belirlediğimiz etmenler bu şekilde minimalizme edildiğinde uçak kazaları yok denecek kadar az olacaktır. Yolcu taşımaya izin verilen tüm uçaklar tüm standartları geçmiş demektir. Uçak tipinin ne olduğu önemli değildir. Teknolojik gelişmelerle beraber kurulan sistemler uçakların havada çarpışma, rüzgar değişimleri gibi olaylardan oluşabilecek kazaların önüne geçmiştir. Uçakta En Güvenli Koltuk Hangisi? Uçakta en güvenli koltuk hangisi sorusunun cevabını vermek çok zor. Kazanın meydana geliş şekline göre bazı koltukların avantajı olabiliyor. Örneğin; Uçak kazalarında arka koltuklar daha mı güvenli? Uçak bir yere inerken önden vuruyorsa veya alçalma sırasında ortada vuruyorsa uçak kazalarında arka koltuklar daha güvenlidir deriz. Arka koltuklarda aynı zamanda çok fazla mide bulantısı hissedersiniz. Kuyruk bölümündekilerin sürekli gezinmelerinin sebebi genellikle budur. Uçak kazalarında ön koltuklar daha mı güvenli? Uçak alçalırken ortasında vurduğunda ön koltuklar ve arka koltuklar daha güvenlidir. Uçak kazalarında orta koltuklar daha mı güvenli? Türbulans sırasında diğer koltuklara göre daha az etkilenirsiniz. Uçaklarda orta kısım aynı zamanda uçağın ağırlık merkezidir. Pencere tarafı mı yoksa Koridor tarafı mı daha güvenli? Koridor tarafında bagaj bölümü kapağı açıldığında aşağı bir çanta düşerse zarar görme ihtimali pencere tarafındaki yolcuya göre daha yüksektir. Bu açıdan bakılınca pencere tarafın daha güvenli görülmektedir."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/uzay-neden-karanliktir-olbers-paradoksu-nedir/", "text": "Uzay Neden Karanlıktır? Olbers Paradoksu Nedir? Uzay Neden Karanlıktır? Gökyüzü Neden Mavidir? Olbers Paradoksu Nedir? Uzay bazen bir kuyu gibidir, yıllarca baksanız bile neden karanlık olduğunu anlayamazsanız. Bazen ise açık bir kapı gibidir, gördüğünüz an neden karanlık olduğunu anlarsınız. Bu makalemizde uzaya açık bir kapıdan bakıp Uzay Neden Karanlıktır? ve Olbers Paradoksu Nedir? Sorularına cevap arayacağız. Uzay Neden Karanlıktır? Güneş gezegenimize yakın ve etrafımızdaki her şeyi harika renklerle görebilmemiz için bize mükemmel bir ışık kaynağıdır. Geceleri karanlığı görürüz, çünkü güneşin ışığı söner. Bu nedenle, ışığın olmadığı yerde karanlığın olduğunu varsayabiliriz. Güneşimiz, geceleri gördüğümüz bir çok yıldız gibidir. Yıldızların her biri kendi yerinde bir tür güneştir. Öyleyse yıldızların hepsi ışık veriyorsa, uzay neden karanlıktır? 1610 yılına kadar, insanlar bu soruyu düşünüyorlardı. Kepler, bu soruyu gün ışığına çıkaran ilklerden biriydi. Burada sorumuzu cevaplandırmadan önce cevabını vermemiz gereken 2 mevzu bahis soru daha vardır. İlk önce kolay olanı ele alalım: Gökyüzü Neden Mavidir? Bu cevaplayabileceğimiz bir soru. Gündüz gökyüzü mavidir çünkü yakındaki Güneş'ten gelen ışık Dünya atmosferindeki moleküllere çarpar ve her yöne dağılır. Gökyüzünün mavi rengi bu saçılma işleminin bir sonucudur. Peki bu saçılma işlemi nasıl gerçekleşiyor? Güneş'ten gelen ışık beyaz görünür ancak aslında birçok farklı renkten oluşur. Gök kuşağının içindeki bu farklı ışık renklerini görebiliriz ya da beyaz ışığın prizmadan geçtiğini görebiliriz. Güneş, Dünya ışık atmosferi boyunca ilerledikçe, hava parçacıklarıyla çarpışır. Işığın farklı renkleri veya dalga boyları, bu çarpışmalar tarafından farklı miktarlarda dağılır. Mavi ışık , kırmızı ışıktan daha fazla yayılır. Dalga boyu kısaldıkça saçılmanın miktarı artar ve bu yüzden mavi ışık her yöne dağılır. Öyleyse, şimdi sıra zor olan soruda: Eğer evren yıldızlarla doluysa, neden hepsinden gelen ışık bütün gökyüzünü her zaman aydınlatacak hale getirmiyor? Uzay neden karanlıktır? Eğer evren sonsuz büyük ve sonsuz yaşta olsaydı, o zaman gece gökyüzünün tüm bu yıldızların ışığından dolayı parlak olmasını beklerdik. Yine de deneyimlerimizden uzayın siyah olduğunu biliyoruz! Gece gökyüzünün parlak olacağı beklentimiz ve siyah olma deneyimimiz arasındaki bariz çelişki nedeniyle bu bir paradokstur. Bu paradoks Olbers'in Paradoksu olarak bilinir. Olbers Paradoksu Nedir? Olbers'in paradoksuna göre, her yöne doğru yıldızlar var, bu yüzden uzay ve gece gökyüzü karanlık yerine aydınlık olmalı. Işık belirli bir hızda hareket eder. Galaksinin en uzak ucundaki yıldızlardan gelen ışığın , Dünya'ya yakın olanlardan daha gözümüze ulaşması daha uzun sürer. Bunun anlamı, yıldızlara baktığınızda, milyonlarca veya milyarlarca yıl önce gönderilmiş olabilecek ışığa baktığınız anlamına gelir. Yani geçmişten gelen ışığa bakıyorsunuz. Olbers Paradoksunu çözmek için birçok farklı açıklama ileri sürülmüştür. Şu anda en iyi çözüm, evrenin sonsuz yaşlanmadığı; 13.8 milyar yıllık bir yer olduğudur. Bu, yalnızca uzaktaki ışığın 13.8 milyar yıl içerisinde gidebildiği kadar uzaktaki nesneleri görebileceğimiz anlamına gelir. Yıldızlardan gelen ışık, bundan daha uzakta değildi, bize ulaşmak için zamanı olmadı ve bu nedenle gökyüzünü aydınlaştırmaya katkıda bulunamıyor. Uzayın karanlık kalmasının diğer nedenleri arasında şunlar vardır: - Yıldızların bazıları sıralanır, böylece onların ışıkları daha yakın yıldızların arkasına gizlenir. - Genişleyen evren, ışığı uzak yıldızlardan değiştirir, böylece ışığı görünür spektrumun dışında kalır. - Uzay boş bir boşluk değildir. Uzaydaki basınç atmosfer içindeki basınçtan çok daha düşük olsa da, iyonlardan, atomlardan ve moleküllerden yoksun değildir. Bu parçacıklar ışığı emebilir ve saçabilir. Gökyüzünün tüm yıldızların görünür ışığıyla parlak olmamasının bir başka nedeni de, bir ışık kaynağı sizden uzağa giderken, o ışığın dalga boyunun daha uzun olmasıdır. Bizden uzağa doğru hareket eden yıldızlardan gelen ışık kırmızıya dönüşür ve artık görünmeyecek şekilde kayar. Not: Bir ambulans yanınızdan geçtiğinde aynı etkiyi duyarsınız ve ambulans sizden uzaklaştıkça sirenin ses seviyesi düşer; bu etki Doppler Etkisi olarak adlandırılır. Bu yazımızda evrenin gizemli derinliklerine açık bir kapıdan bakıp Uzay Neden Karanlıktır? ve Olbers Paradoksu Nedir? Sorularına cevap verdik. Gönül rahatlığıyla kapımızı kapatabiliriz."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/uzay-nedir-uzay-hakkinda-ilginc-bilgiler/", "text": "Uzay Nedir? Uzay Hakkında İlginç Bilgiler Bir süredir yazılıp çiziliyor, konuyla ilgili bilim insanları tartışıyor. Bize de her gün soruyorlar doğru mu değil mi?. 'Değil' desek de inanmıyorlar, 'yok öyle bir şey' desek de inanmıyorlar. Demek ki hissediyorlar. Belki de haklılar. Evet, doğru şimdiki konumuz Uzay Nedir? Uzay Hakkında İlginç Bilgiler bu makalemizde paylaşmak istedik sizlerle de. Uzay Nedir? Uzay sözcüğü Eski Türkçedeki uz kelimesinden kelimesinden gelmektedir. Hani şu masalların girişinde yer alan Az gitmiş,uz gitmiş... Peki uzay nedir? Kısaca uzay, Dünya'nın yaklaşık 100 kilometre (60 mil) üzerinde meydana gelen, nefes almak veya ışığı dağıtmak için herhangi bir havanın olmadığı bölgedir. Dünya'nın atmosferi ile uzay arasındaki 100 kilometrelik bu resmi sınıra karman hattı adı verilir. Bu sınırdan ötesinde gökyüzünün mavi rengi siyaha dönüşür, çünkü oksijen molekülleri gökyüzünü maviye dönüştürecek kadar bol değildir. Uzay boş mudur? Uzay boş bir boşluktur, yani sesler bir noktadan başka bir noktaya iletilemez, çünkü moleküller birbirlerine ses iletecek kadar yakın değildir. Ancak bu tam olarak boş olduğu anlamına gelmez. Peki uzayda neler var? Gaz, toz ve diğer madde huzmeleri evrenin boş bölgelerinin etrafında gezinirken daha kalabalık olan yerlerde ise gezegenlere, yıldızlara ve galaksilere rastlanır. Uzay ne kadar büyük? Kimse uzayın tam olarak ne büyüklükte olduğunu bilmiyor, uzun mesafeleri ise ışık yılı olarak adlandırdığımız birim ile ölçeriz. Kısaca ışık yılı, ışığın bir yıl içinde kat etmesi gereken mesafeyi temsil eder. Bilim insanları en gelişmiş teleskoplarla, görülebilen ışıktan, 13,7 milyar yıl önce evrenimizin başladığı düşünülen Büyük Patlama'ya kadar uzanan galaksileri gözlemledi. Neredeyse 13.7 milyar ışık yılı uzaklıkta bir mesafeyi görebildiğimiz anlamına gelir. Ancak bilim insanları henüz, evrenimizin var olan tek evren olup olmadığından tam olarak emin değil. Bu, uzayın aslında bize göründüğünden çok daha büyük olabileceği anlamına gelir. Uzay her ne kadar insan gözüyle boş gözükse de astronotlar için tehlikeli olan birçok radyasyon formuyla doludur. Kızılötesi ve ultraviyole radyasyonun çoğu Güneş'ten gelir. Yüksek enerjili X-ışınları, gama ışınları ve kozmik ışınlar kısaca ışık hızına yakın hızlarda olan parçacıklar uzak yıldız sistemlerinden gelir. Uzay Hakkında İlginç Bilgiler Uzay hakkında gerçekleri öğrenmek her zaman ilginçtir! Güneş sistemimizde bulunan gezegenleri, uyduları, Samanyolu Galaksisi ve ötesindeki gerçekler de dahil olmak üzere evrenin en şaşırtıcı gerçeklerini sizler için derledik. Uzay hakkında ilginç bilgileri madde madde sıralayacak olursak: Bir yıldız eğer bir kara deliğin çekim alanına girerse, parçalanabilir. Bilim insanları 20 yıl boyunca, Samanyolu Galaksisinin merkezinde bir kara deliğin etrafında dönen bir yıldız gözlemledi. Yıldız, kara deliğin çekim kuvveti yoğunlaştıkça yıldızın ışığının enerjisini kaybettiği ve çekim alanına girmesi için kara deliğe yeterince yaklaştı. Peki ya sonuç? Önce kara delik tarafından zincire vurulmuş bir mahkum gibi kapana kısılıp, sonra parçalanarak yok olacak. Oysa insanlarda yıldızlar gibi değildi mi? Çoğumuz yıldızlar gibi parlamak isterken çekirdeğinin yani yüreğin ve hayalleri altında ezilmesine izin vererek, çevremizdeki kara deliklerin çekim alanına girip sonsuza kadar yok oluyoruz. Güneş sistemimizdeki en sıcak gezegen Venüs'tür. Birçok insan güneşe en yakın gezegen olduğu için Güneş Sistemindeki en sıcak gezegenin Merkür olduğunu düşünüyor. Bu sizi yanıltmasın! En sıcak gezegen Venüs'tür. Çünkü atmosferinde, bitkinin yüzeyinin her yerinde 864 Fahrenheit (462 Celsius) sabit bir sıcaklığa neden olan bir Sera Etkisi oluşturan çok sayıda gaz vardır. Bu konu hakkında daha fazla gündeme gelmek istemeyen Carl Sagan ise şunu söylemiştir: Venüs'ün yüzeyinin kurşunu bile eritecek denli sıcak olduğu anlaşılınca Venüslüler'de Dünya'ya uğramaz olmuştu. Güneş sistemi 4,57 milyar yaşındadır. Biliyorsunuz ki aramızda 3-5 yılın hesabı olmaz! Eğri oturup doğru konuşmak gerekirse, Güneş Sistemi 4.571 milyar yaşında. Bu kadar yıl yaşayıp ne çektin be Güneş Sistemi! Dediğinizi duyar gibiyiz. Bilim insanları, yaklaşık 5 milyar yıl içinde Güneşimizin nur topu gibi bir Kızıl Dev haline geleceğini tahmin ediyor. Yaklaşık 7,5 milyar yıl içinde de yüzeyi iyice genişleyerek Dünyayı yutarak yok edeceği tahmin ediliyor. Tabii o zamana kadar Dünya yerinde olursa! Samanyolu Galaksisi 105.700 ışık yılı genişliğindedir. Işığın saniyedeki hızı ise 299.792.458 metre/saniye olduğunu biliyoruz. Peki Galaksimizin 105.700 ışık yılı genişliğinde olması ne anlama gelir? Eğer galaksimizin bir ucundan diğer ucuna saatte 10 bin kilometre hızla giden bir uzay gemisine sahip olsak bile ancak ve ancak 15 milyar 800 milyon yılda gidebiliriz. Peki Dünya, Samanyolu Galaksisinin merkezine ne kadar uzaklıkta? Yaklaşık 30 bin ışık yılı. Matematiksel hesaplamalara göre, beyaz deliklerin varlığı mümkündür. Solucan delikleri üzerine 30 yıl çalışan Albert Einstein teoride mümkün olabileceğini düşündü. Daha sonraları Einstein'in Genel Görelilik kuramı kara deliklere uygulandığında, ortaya bir anda Sürpriz! Bende var olabilirim diyen beyaz delikler çıktı. Beyaz delik, madde ve ışık içeriden kaçabilse de, dışardan girilemeyen matematiksel olarak varlığının olabileceğini düşündüğümüz bir uzay-zaman bölgesidir. Temel olarak, bir kara deliğin tersi gibi çalışır. Ancak elimizde onlar hakkında somut bir delil yok. Hava olmadığı için Ay'da kalan ayak izleri yok kaybolmayacak. Ama durun bir dakika! Onları havaya uçuracak bir hava yoksa eğer bayrak nasıl dalgalanıyor gibi gözükür? Aslında bayrak dalgalanmıyordu. Ay'a götürülen bayrak sıradan bildiğimiz bayraklardan değildi. Bayrağın dalgalanıyor gibi gözükmesi için kasıtlı olarak dalgalanma şekli verildi. Ay'a ABD bayrağı dikilmesi, bu Ay'ın onlara ait olduğu anlamına gelmiyor. Sadece sembolik bir anlama sahiptir. Ay ve diğer gezegenler deniz hukukuna göre uluslararası sular sayılıyor. Yani Ay ya da diğer gezegenler, ilk gidenlere değil, tüm insanlığa aittir. Uzaya gönderilen en büyük insanlı nesne, Uluslararası Uzay İstasyonudur. Uluslararası Uzay İstasyonu bir uçtan bir uca 109 metredir. Dünya'nın yaklaşık 350 kilometre yukarısında hareket etmektedir ve geceleri gökyüzümüzün en parlak üçüncü nesnedir. Peki ne demiş şair? Ben seninle bir gün Uluslararası Uzay İstasyonu'nda Güneş'in doğuşunu izleyebilme ihtimali sevdim. Çünkü oradaki astronotlar için Güneş 24 saatte 16 kez doğar ve batar. Bu nasıl mı mümkün olabilir? Çünkü uzay istasyonunun, Dünya'nın çevresinde attığı bir tur 90 dakika sürmektedir. Uzay tamamen sessizdir. Uzayda bir atmosfer yoktur, yani sesin duyulacağı bir ortam yoktur. Astronotlar, radyo dalgaları hala gönderilip alınabildiğinden, iletişim kurmak için radyo dalgaları kullanır. Peki bununla ilgili ne demiş şair? Dışarda çok ses var, içerde uzay Kendime çaylar demliyorum Çok güzel bir yazı olmus. Samanyolu Galaksisi 105.700 ışık yılı genişliğinde olması Venüs'ün yüzeyinin kurşunu bile eritecek denli sıcak olduğu anlaşılınca Venüslüler'de Dünya'ya uğramaz olmuştu. Bu sıcaklardan yakında bizde Adanaya'a uğramaz olucagiz"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/uzaylilar-var-mi-uzaylilari-nasil-buluruz/", "text": "Uzaylılar Var mı? Uzaylıları Nasıl Buluruz? Seninle biz iki uzaylı gibiyiz sevgilim, Dünyalılardan hiçbir şey anlamıyoruz demişti şair şiirinde... Bu makalemizde uzaylı da olsa insan insandır fikrinden yola çıkarak Uzaylılar var mı? ve Uzaylıları nasıl buluruz? Sorularına yanıt arayacağız. Uzaylılar Var mı? İnsanlar her zaman uzaylıların eski radyo ve televizyon yayınlarından gelen dalgaları tespit edip Dünya'ya işgale geleceklerinden endişe duymuştur. Peki gerçekten uzaylılar var mı? Dünya'da yaklaşık 500 milyon yıldır bitki ve canlı yaşamının var olduğunu biliyoruz. Uzaylıların Dünya'yı bulmasının yolu bitkilerden geçiyor olabilir mi? Bitkiler atmosferi oksijenle doldurma görevinin yanı sıra, kızılötesi radyasyonda görülebilen kendine özgü bir dalga boyu verir. Bu, diğer yaşamların galaksiyi tararken bulabileceği türden bir sinyaldir. Üstelik sadece bitkiler değil diğer yaşam biçimleri de Dünya'yı tespit edecekleri sinyaller veriyor. Bizlerin de yeni bir gezegen keşfinden hemen sonra aradığımız, canlı yaşamının olup olmadığını belirten sinyallerdir. Galileo Uzay Aracının Keşfi NASA, Galileo uzay aracını Jüpiter'in yörüngesine girmek ve yıllarca gezegeni ve uydularını inceleme göreviyle 8 Ekim 1989'da fırlattı. Gelin görün ki NASA, uzay aracını doğrudan Jüpiter'e göndermek üst kademe roketine sahip değildi. Bunun yerine, uzay aracına Jüpiter'e gidebilmesi için gerekli hızı verecek bir çeşit akıllı sinek manevrası planladılar. Uzay aracı önce 10 Şubat 1990'da Venüs'e, 8 Aralık'ta Dünya'ya ve tam olarak iki yıl sonra da tekrar Dünya'ya doğru yol aldı. Carl Sagan, Galileo'dan gelen resim ve verilere baktıktan sonra şu tarihi açıklamayı yaptı: Bol gaz halindeki oksijen kanıtı, görünür spektrumun kırmızı kısmında keskin bir emilim çizgisi ve geniş termodinamikte atmosferik metan içeren geniş bir dağılmış yüzey pigmenti bulgusuna ulaştık. Daha basit bir anlatımla Galileo uzay aracı Dünya'daki yaşamın kendisini keşfetmişti. Aslında, NASA'nın OSIRIS-REx misyonu yaptıkları benzer bir uçuş misyonunda bu deneyi tekrar yaptılar, Bu kez Dünya atmosferinde umduklarından daha fazla metan, oksijen ve ozon içerdiğini belirttiler. Astronomlar bu deneyle bir kez daha Dünya'da yaşam olduğunu keşfettiler. Uzaylıları Nasıl Buluruz? Uzaydan elde ettiğimiz bulgularla Dünya'da yaşamın olduğunu saptayabiliyorken, aynı teknikle Dünya dışı bir gezegende yaşam bulabilir miyiz? Bir başka deyişle uzaylıları nasıl buluruz? Jack T. O'Malley-James ve Lisa Kaltenegger isimli iki araştırmacı Dünya'nın Fotosentetik Kırmızı Çizgi Biyografisi için Zaman Çizelgesini Genişletmek başlıklı makalesinde, geçmiş zamanlar boyunca Dünya'nın farklı dönemlerde nasıl görüneceğini araştırıyor. Bu araştırmayı daha iyi anlamak için Dünya üzerinde bir yolculuğa çıktığımızı hayal edelim. Hemen hemen kafamızı çevirdiğimiz her yerde bitkilerin var olduğunu görürüz. Son 500 milyon yıla baktığımızda klorofil her yere yayıldı ve her yer yeşil oldu. Görünür dalga boylarında yeşil görünebilecek birçok şey vardır. Fakat bitkiler, kızılötesi spektrumda 700 750 nm dalga boylarında yansıtıcıdır. Bu özel dalga boyunda Dünya'ya bakıldığında kırmızı bir parıldama görürsünüz. Buna kırmızı çizgi adı verilir. Ancak yayınlanan bu makaleye göre açık bir sinyal verecek olan sadece bitkiler değildir. Araştırmacılar, gezegenimizin dünya dışı yaşamlar gibi uzak gözlemcilere neye benzeyeceğini simüle etmek için Dünya'daki yaşamı zaman çeşitleri dönemlere ayırarak modelledi. Bitkilerden önce, en başarılı yaşam formları liken, fotosentetik bakteriler ve mantarlar arasında ortak yaşamın olduğu bir koalisyondu. Bu likenlerle kaplı bir gezegen belirgin şekilde bir kırmızı çizgi görüntüsü sağlayacaktır. Bundan önce göletleri kaplayan algler gibi siyanobakteriler, Dünya'nın bazı bölümlerini kapladığından dolayı baskın görünecekti ve bir kez daha kendi kırmızı çizgi sinyalini oluşturacaktı. Yabancı gezegenlerin üzerinde bitki yoksa ne olur? Diğer yaşam formları da kırmızı bir çizgi oluşturur. Yapılan araştırmalara göre bazı mercan türleri kızılötesine daha da yansıtıcı. Dünya'da yaygın olmasa da başka bir gezegeni hükmediyor olabilirler. Hatta deniz salyangozlarının oluşan bir gezegenin olduğunu hayal edelim. Çok ilginç olurdu değil mi? Deniz salyangozları gibi bazı hayvan türlerinde bile % 35'lik bir kırmızı çizgi artışı vardır. Dünya dışı bir gezegende yaşam ararken dikkatli olmalıyız, bizi yanlış yönlendiren bazı mineraller var. Örneğin cıva sülfür içeren kayalarla dolu tamamen ölü bir gezegen kırmızı çizgiyi taklit edebilir. Eğer olur da bir gün X ışınlarını görme yeteneği olan bir uzaylı ile karşılarsanız, havaalanı güvenliğinde iyi kariyer yapacağını söylemek bir insanlık göreviniz olsun. DÜNYA DIŞI UYGARLIKLARIN BELLİ BİR PLAN DAHİLİNDE İNSANLIĞA YAKLAŞMASININ AŞAMALARI 1. Gerek araçlarıyla kısa süreli görünerek, gerekse uygun fizikötesi yöntemlerle bireylere yaklaşarak şuuraltlarının ve kolektif bilincin hazırlanması. 2. Realiteyi yeniden tanımlama yönünde insanlığın dönüşüm geçirmeye teşvik edilmesi. 3. Mevcut tekamül devresinin kapanışı itibariyle, ortak bir şuursal ve titreşimsel zeminde buluşulması ve böylelikle yepyeni bir kozmik realitenin/devrenin başlaması. Bu sürecin, evrensel yasalar dahilinde, beklendiği şekilde ilerlediğini görüyoruz."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/van-allen-kusagi-nedir-gecilebildi-mi-enbiya-suresi/", "text": "Van Allen Kuşağı Nedir? Geçildi mi? Enbiya Süresi Van Allen Kuşağı Nedir? Van Allen kuşağı nedir? Van Allen kuşağı Dünya'yı çevreleyen ,manyetik olarak hapsolmuş, dev halka biçimli yüksek enerjili yüklü parçacıklardır. Lowa Üniversitesi'nden bir fizikçi olan James Van Allen, 1958'de ilk ABD uydusu olan Explorer 1'in piyasaya sürülmesinden sonra radyasyon kayışlarını keşfetti. Van Allen'in 31 Ocak 1958'de başlattığı Explorer 1 deneyinde bir Geiger sayacı ve bir kayıt cihazından oluşan basit bir kozmik ışın deneyi yapıldı. 1958'deki diğer üç misyondaki takip deneyleri Explorer 3, Explorer 4 ve Pioneer 3- Dünya'yı çevreleyen iki radyasyon kuşağını bulunduğunu ortaya koydu. NASA tarafından 2012 yılında gönderilen Van Allen probları Gözlemler onlarca yıldır devam etse de, 2012 yılında başlatılan Van Allen Probları, kayışlar hakkındaki bilgilerimizi daha da artırmıştır. Problar, kayışların şeklinin hangi parçacığın çalışıldığına bağlı olduğunu gösterdi. Ayrıca, Van Allen kemerlerinin bazı kısımlarında hayal edilenden daha az radyasyon olduğunu ima edilen bilgileri ortaya çıkardı. Problar tarafından toplanan veriler ise radyasyon kayışlarının Dünya'yı yüksek enerjili parçacıklardan koruduğunu gösterdi. Bilim adamları hala Van Allen kemerleri hakkında daha fazla şey öğreniyorlar. 2013 yılında araştırmacılar elektronların ışık hızına yakın şaşırtıcı hızlara nasıl yaklaştığını inceliyorlardı. 2014'te, kemerin içindeki bir engeli ortaya çıkaran bir makale yayınlandı. 2016'da yoğun güneş ışınım patlamaları, Dünya'nın manyetik ortamına müdahale ettiğinde meydana gelen elektron yağışına baktı. Van Allen kemerleri Dünyamıza çok yakın bir şey için hala birçok sır saklıyor. Van Allen Kuşağı Geçilebildi mi? Van Allen kuşağı geçilebildi mi? Nasıl Geçildi? Van Allen kuşağının geçilemeyeceğini bahane ederek uzay yolculuklarına inanmayan kitle, şimdiye kadar yapılmış bütün insani yolculukları bir komplo olarak adlediyor. Bu kesinlikle doğru değil çünkü bu kuşaklar uzun zamandır bilindiği için yapılan uzay yolculukları bu kuşakların fiziksel yapısına göre ayarlanıyor. Ay'a veya daha uzak menzillere yapılan yolculuklarda rotalar hesaplanırken Van Allen kuşağının yoğunlukları da baz alınır. Van Allen kuşağı özellikle Dünya'nın kutuplarında son derece etkisiz ve zayıftır. Bu yüzden insanlı uçuşlar yapılırken Van Allen kuşağının bu zayıf ve etkisiz noktaları hesaplanır ve rotalar buna göre belirlenir. Kuran'ı Kerim Enbiya Süresi 32. Ayet & Van Allen Kuşakları Kuran'ı Kerim Enbiya Süresi 32 .ayet şu şekilde geçmektedir: Ayet: Diyanet Vakfı Meali: Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise, gökyüzünün işaretlerine sırt çevirmektedirler. Buradaki meal diyanet işleri web sitesinden olduğu gibi alıntılanmıştır. Konuyla ilgili tefsir kısmı bu ayet için boş bırakılmıştır. Ancak diyanet işleri vakfını kaynak gösteren güncellenmemiş web sitelerinden meal açıklamasına / tefsirine ulaştık. Bu da diyanetin zaman içerisinde bu meal açıklamasını / tefsiri kaldırdığını göstermektedir. Diyanet İşleri Vakfı Mealinde şu şeklide açıklanmıştır: Korunmuş tavan bir benzetmedir. Dünyayı saran atmosfer ve onun ötesindeki gök cisimleri akıllara hayret verecek bir düzen ve denge içinde yaratılmıştır ve bu düzen korunmaktadır. Müfessirlere göre, burada, inkarcıların yüz çevirdikleri ifade buyurulan gök yüzünün ayetleri nden maksat; her biri, Allah'ın varlığının ve kudretinin birer delili olan ay, güneş ve diğer gök cisimleridir. Burada korunmuş tavandan kasıt olarak dünya atmosferini vermektedir. Ancak bilimsel keşifler bunun sadece atmosferle ilgisi olmadığını ispatlamasından dolayı olsa gerek açıklama kaldırılmıştır. Aslında bu ayet gökyüzünün nasıl korunduğu yazmıyor. Bu nedenle korunmuş tavadan kasıt dünya atmosferi olabildiği gibi korunma kalkanı Van Allen Kuşakları da olabilir. Bilimsel keşifler ışığında her türlü açıklamaya müsattir. Hatta eski tefsirlerde korunma derken bunun şeytanlar, şirk ve günahlar olabileceğine işaret etmektedir. Kısacası ayet korunma anlamında her türlü manayı taşımaktadır. ve gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. onlar ise bunun delillerinden yüz çeviriyorlar. (kur'an 21: 32) dünyamız'ın üst tarafından korunması yalnızca atmosferin özellikleriyle sınırlı değildir. daha önce de gördüğümüz gibi yerküremizin içindeki madenlerin oluşturduğu manyetik alan dünyamız'ın etrafında van allen kuşakları diye adlandırılan koruma zırhını meydana getirmektedir. bu zırh bizi radyasyon bombardımanlarından korur. bu zırh olmasaydı dünya'daki hayat mümkün olmayacaktı. güneş dışındaki yıldızlardan gelen öldürücü kozmik ışınlar, dünya'nın etrafındaki bu koruyucu kalkanı geçememektedir. söz konusu plazma bulutları hiroşima'ya atılan atom bombasının 100 milyar katına ulaşan değerlere bile gelebilmektedir. Bu kesinlikle doğru değil çünkü bu kuşaklar uzun zamandır bilindiği için yapılan uzay yolculukları bu kuşakların fiziksel yapısına göre ayarlanıyor. demişsiniz de o kuşağı geçecek teknoloji kimde var peki! İnsanlığın şu an sahip olduğu teknoloji bu radyasyon kuşağını geçemeyecek kadar ilkel."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/venus-ask-ve-guzellik-tanricasi/", "text": "Venüs : Aşk ve Güzellik Tanrıçası Venüs, halk arasında Çoban yıldızı, Zühre veya Çulpan olarak bilinir. Venüs Gezegeni Özellikleri Bu yazımızda sizlere Venüs gezegeni özellikleri hakkında ilginç bilgilere yer vereceğiz. Venüs Ters Dönen Bir Gezegendir Eğer bir gün Venüs'e gidip gezegenin üzerinden Güneş'e bakacak olursanız şunu fark ederdiniz; Güneş'in batıdan doğduğunu doğudan battığını. Güneş sistemindeki diğer gezegenlerin aksine Venüs, doğudan batıya doğru dönmektedir. Yani herkes gider Mersin'e, Venüs gider tersine. Venüs: Adı Kadın Olan Tek Gezegendir Venüs adını aşk ve güzellik tanrıçası olarak bildiğimiz ve Roma Tanrısı olan Venüs'ten almıştır Yunan mitolojisinde Afrodit'le özdeşleştirilmiştir. Adı kadın olan tek gezegendir. Sen zamanın Venüs'ü aşka kör bakan canlı. Sanır mısın güzellik herkese karşı şanlı. İnilti/ Bedia Tuncer Venüs'ün Bir Günü Bir Yılından Daha Uzun Sürmekte Bir günün, bir yıldan daha kısa sürdüğünü düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü Venüs'ün bir günü bir yılından daha uzun sürmekte . Bunun sebebi ise kendi ekseni etrafında dönüşü, Güneş'in ekseni etrafından dönüşünden daha uzun sürmesidir. Venüs Güneş Sistemindeki En Sıcak Gezegendir Güneş'e Merkür'den daha uzak olmasına rağmen, Venüs güneş sistemindeki en sıcak gezegendir. Venüs'teki yüzey sıcaklığı 461 dereceye kadar çıkabilmektedir. (kurşunun erime derecesi 327,5 santigrat) Merkür'den daha sıcak olmasının nedeni atmosferinde bulunan ve çok yoğun olan karbondioksit içeren bulutların Venüs'e gelen Güneş ışıklarının yansımasını engellemesidir. Venüs'ün Boyutu Venüs'ün boyutu, Dünya'ya çok yakın bir büyüklüktedir. Bu özelliğinden dolayı Dünya'nın ikiz kardeşi olarak da bilinir. Venüs Halk arasında Çoban yıldızı, Zühre veya Çulpan olarak da bilinir Venüs Güneş ve Ay'dan sonra, çıplak gözle görebildiğimiz gökyüzündeki en parlak olan üçüncü objedir. Gökyüzünü baktığımızda herhangi bir gezegenden veya bir yıldızdan daha parlak görünür. Halk arasında Çoban yıldızı, Zühre veya Çulpan olarak da bilinir. Yüzeyinde 1600'den fazla yanardağ bulunmakta Venüs'te farklı ebatlarda volkanlar bulunmakta. Venüs'ü farklı kılan şey volkan sayısının Güneş sistemindeki diğer gezenlere nazaran çok daha fazla olması . Yüzeyinde 1600'den fazla yanardağ bulunmakta. Bazılarının da halen aktif olması mümkün. Sanki gezegen ateşle işkence ediliyordu. Venüs'ün kutuplarının üzerinde esen devasa çift gözlü fırtınalar bulunmakta. Şekli '8' sayısına benzeyen bu fırtınaların aslında ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Ekvator çevresinde saatte 380 kilometre hızla esen rüzgarlar tarafından yaratılmış olduklarına inanılan bu kasırgalar 3'e hatta 4'e bölünebilmekte. Venüs'te Mevsim Venüs'ün eksen eğikliği Dünyamıza nazaran çok düşüktür ve yalnıza 3 derecedir. Bu yüzden mevsimler arasında hava sıcaklığı açısından farklılık çok azdır. Neredeyse hiçbir mevsim yaşanmaz. Venüs'ün herhangi bir uydusu bulunmamaktadır. Ay ben şok sevgili yazar. Bir tek dileğim var mutlu ol yeter :)) Yazı gerçekten sürükleyici şaka bir yana. Çok beğendim."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/yildiz-turleri-ve-ozellikleri-nelerdir/", "text": "Yıldız Türleri ve Özellikleri Nelerdir? Yıldız türleri ve özellikleri nelerdir? Günümüzde kullanılan birkaç yıldız sınıflandırma sistemi olsa da, Morgan-Keenan sistemi yıldız türlerini ayırmada kullanılan en basit sistemdir. O, B, A, F, G, K ve M harflerini kullanarak yıldızlar kolayca en sıcaktan en soğuğa sınıflandırılır. Daha sonra her spektral sınıfın sıcaklığı, bir sayının yanına eklenmesiyle sıcak ve soğuk olarak birbirinden ayrılır; burada 0, en sıcak ve 9 en soğuktur. Örneğin, A sınıfındaki en sıcak yıldız A0'dır, en soğuk ise A9'dur. Bir yıldızın türü hakkında elde edinilen bilgi, yıldızın bulunduğu sınıfın fiziksel özellikleri hakkında birkaç ayrıntı elde etmemizi sağlar. Yıldız Türleri Yıldız Türleri kısaca; - Anakol - Dev ve Süper Dev - Ölü - Başarısız Anakol Yıldızlar Anakol yıldızları çekirdeklerinde bulunan hidrojeni helyuma çevirerek enerji üretirler, bu işlem 10 milyon Kelvin'den fazla sıcaklık gerektirir. Evrendeki yıldızların yaklaşık yüzde 90'ı güneşimiz de dahil olmak üzere anakol yıldızlarıdır. Ana kol yıldızları genellikle Güneş'in kütlesinin onda biri ile yaklaşık 200 katı arasında değişir. Anakol yıldız türleri nelerdir? - Mavi cüceler - Sarı cüceler - Turuncu cüceler - Kırmızı cüceler Mavi Cüceler Mavi cüceler, genellikle aktif yıldız oluşum bölgelerinde bulunan yıldızlardır. Mavi Cüce Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: O, B - Sıcaklık: ~ 30.000 Kelvin - Parlaklık: ~ 100 ila ~ 1.000.000 - Yarıçap: ~ 2.7 ila ~ 10 - Kütle: ~ 2.5 ila ~ 90 - Yaş: ~ 40 milyon yıl Mavi Cüce Özellikleri - Mavi cüceler sarmal galaksi kollarında bulunur ve ışıkları ile tozları ve bulutsuları aydınlatırlar. - Bulutsuların mavi görünmesini sağlayan sıcak, O tipi yıldızlardır. - Çok sıcak ve büyük olduklarından dolayı yaşamlarını şiddetli süpernova patlamalarından dolayı kısadır. - Kara deliklere veya nötron yıldızlara dönüşürler. Sarı Yıldızlar Sarı yıldızlar G sınıfında bulunan yıldızlardır. Sarı cüceler olarak da adlandırılırlar. Sarı Yıldızların Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: G - Sıcaklık: ~ 5.200 ila ~ 7.500 Kelvin - Parlaklık: ~ 0.6 ila ~ 5.0 - Yarıçap: ~ 0.96 ila ~ 1.4 - Kütle: ~ 0.8 ila ~ 1.4 - Yaş: ~ 4 ila ~ 17 milyar yıl Sarı Yıldızların Özellikleri - Güneş, sarı yıldızdır. - Güneş de dahil tüm sarı cüceler hidrojeni çekirdeklerindeki helyuma çevirirler. - Sarı cüceler hidrojen yakıtlarını tükettiğinde kırmızı devlere dönüşür. - Alpha Centauri A, sarı cüce örneğidir. Turuncu Yıldızlar Turuncu yıldızlar dünya yaşam arayışları yapılan ilgi çekici yıldızlardır.Turuncu cüceler olarak da adlandırılırlar. Turuncu Yıldızların Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: K - Sıcaklık: ~ 3.700K ila ~ 5.200 Kelvin - Parlaklık: ~ 0.08 ila ~ 0.6 - Yarıçap: ~ 0.7 ila ~ 0.96 - Kütle: ~ 0.45 ila ~ 0.8 - Yaş: ~ 15 ila ~ 30 milyar yıl Turuncu Yıldızların Özellikleri - Güneş benzeri G-tipi yıldızların yaklaşık dört katıdır, bu da ötegezegen arayışlarını daha kolay hale getirmektedir. - G tipi yıldızlardan daha az radyasyon yayarlar. - Alpha Centauri B, turuncu yıldız örneğidir. Kırmızı Yıldızlar Kırmızı yıldızlar, Samanyolu Galaksisinin en çok bulunan yıldızlardır.Kırmızı cüce, olarak da adlandırılırlar. Kırmızı Yıldızların Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: K, M - Sıcaklık: ~ 4.000 Kelvin - Parlaklık: ~ 0.0001 ila ~ 0.08 - Yarıçap: ~ 0.7 - Kütle: ~ 0.08 ila ~ 0.45 - Yaş: Bilinmiyor. Birkaç trilyon olduğu tahmin ediliyor. Kırmızı Yıldızların Özellikleri - Proxima Centauri kırmızı yıldız örneğidir. - Optik yardım almadan görünmezler. - Nükleer füzyon işlemi yavaş olduğu için trilyonlarca yıl boyunca sabit parlaklık ve sıcaklıkta bulunurlar. - Bilinen kırmızı yıldızlardan hiçbiri henüz gelişmiş evrim durumuna geçiş yapabilecek kadar yaşlı değildir. Dev ve Süper Dev Yıldızlar Dev ve Süper Dev yıldızlar hidrojen yakıtı biten yıldızların helyumu yakmaya başladıklarında oluşurlar.Yıldızların çekirdeği çöktükçe ve daha fazla ısındıkça dışarı doğru genişlerler. Kütlesi düşük ve orta düzeyde olan yıldızlar kırmızı devlere dönüşürler. Güneş'ten 10 kat daha büyük yıldızlar ise kırmızı süper dev yıldızlara dönüşürler. Kütlesi yüksek olan yıldızlar, helyumu daha hızlı bir şekilde karbon ve oksijenle kaynaştırırlar. Füzyon dönemlerini yavaş geçirirlerse eğer; kendi kendilerine büzülüp mavi süper dev yıldızlara dönüşürler. Sıcaklıkları daha az bir alana yayıldığı için çok sıcak ve mavi renkte olurlar. Dev ve Süper Dev yıldız türleri nelerdir? - Mavi dev - Mavi süper dev - Kırmızı dev - Kırmızı süper dev Mavi Dev Yıldızlar Mavi dev yıldızların bilimsel bir tanımı yoktur. Genellikle anakol yıldızlardan evrimleşen yıldızlara denir. Mavi Dev Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: O, B, A - Sıcaklık: ~ 10.000 ila ~ 33.000 Kelvin - Parlaklık: ~ 10000 - Yarıçap: ~ 5 ila ~ 10 - Kütle: ~ 2 ila ~ 150 - Yaş: ~ 10 ila ~ 100 milyon yıl Mavi Dev Özellikleri - Mavi devler hızlı yaşa genç öl felsefesiyle hareket ederler. Arkalarında hiçbir gezegen bırakmadan ölürler. - Kütleleri Güneş'ten 10 veya 20 kat daha büyüktür. - Mavi devlerin yüksek parlaklıkları, enerji üretimleri artırdığından dolayı çok sıcaklardır. - Mavi devlere örnek olarak Plaskett'in, Xi Persei ve Mintaka verilebilir. Mavi Süper Dev Yıldızlar Mavi süper dev yıldızlar büyük doğan yıldızlardır. Bunları yıldızların 800 kiloluk gorilleri olarak düşünebiliriz. Mavi Süper Dev Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: O, B - Sıcaklık: ~ 10.000K ila ~ 50.000 Kelvin - Parlaklık:~ 10.000 ila ~ 1.000.000 - Yarıçap: ~ 20 + - Kütle: ~ 20 ila ~ 1000 - Yaş:~ 10 milyon yıl Mavi Süper Dev Özellikleri - Mavi süper devler, Güneş'in kütlesinin en az 10 katına sahiptir ve birçoğu daha da büyük devlerdir. En büyük olanlar ise Güneş'in 100 katıdır. - 60.000 Güneş'ten daha fazla ışık yayarlar. - Kısa ömürlerine rağmen, mavi süper devler çıplak gözle görülebilirler. - Çekirdeklerinde nükleer füzyon işlemi yavaş olmasından dolayı, kendi içine büzülür ve sıcaklıkları daha az alana yayıldığı için yüzeyi çok ısınır. - Avcı Takımyıldızında bulunan Rigel, mavi dev yıldız örneğidir. Kırmızı Dev Yıldızlar Kırmızı dev yıldızlar çoğunlukla hidrojen yakıtlarını tüketen normal anakol yıldızlarıdır. Kırmızı Dev Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: M, K - Sıcaklık: ~ 3300 ~ 5300 Kelvin - Parlaklık: ~ 100 ~ 1000 - Yarıçap: ~ 20 ~ 100 - Kütle: ~ 0.3 ~ 10 - Yaş: ~ 0.1 ~ 2 milyar yıl Kırmızı Dev Özellikleri - Hidrojen yakıtlarını tükettiklerinden dolayı dış katmanları büyük ölçüde genişlemiştir. - Kırmızı devler sarı, turuncu veya çeşitli kırmızı tonlarına kadar çeşitli renklere sahip olabilirler. - Kırmızı dev, bir yıldızın hayatının en son aşamasıdır. - Güneş ömrünü tamamladığında bir kırmızı dev olacak. - Aldebaran ve Arcturus ve yakın bir zamanda süpernovaya dönüşerek patlayacak bir yıldız olan Betelgeuse yıldızı, kırmızı dev örneğidir. Kırmızı Süper Dev Yıldızlar Kırmızı süper dev yıldızlar, çekirdeklerine hidrojen yakıtını tüketen yıldızlardır.Dış katmanları ana koldan evrildikçe büyük ölçüde genişler. Kırmızı Süper Dev Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: K, M - Sıcaklık: ~ 3.500 ila ~ 4.500 Kelvin - Parlaklık: ~ 1.000 ila ~ 800.000 - Yarıçap: ~ 100 ila ~ 1650 - Kütle: ~ 10 ila ~ 40 - Yaş: ~ 3 milyon ila ~ 100 milyon yıl Kırmızı Süper Dev Özellikleri - Kırmızı süper devler en büyük ve en parlak yıldızlar olmasa da, saf kütle bakımından en büyük yıldız türlerindendir. - Ağır elementler oluşturdukları için süpernova olarak patlarlar. - Bilinen en büyük kırmızı süper devin VY Canis Majoris olduğu düşünülmektedir. - Evrende bilinen en büyük beş süper dev, kırmızı süper devlerdir: VY Canis Majoris, Mu Cephei, KW Sagitarii, V354 Cephei ve KY Cygni Ölü Yıldızlar Ölü yıldızlar, çekirdeklerinde füzyon süreçleri bulunmayan yıldızlardır. Peki ölü yıldız türleri nelerdir? - Beyaz cüce - Nötron yıldızları - Siyah cüce - Kara delik Beyaz Cüce Yıldızlar Beyaz cüce yıldızlar, yaşamlarının sonuna gelmiş olan yıldızların çekirdeğidir. Beyaz Cüce Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: K, M - Sıcaklık: ~ 8.000K ila 40.000 Kelvin - Parlaklık: ~ 0.0001 ila ~ 100 - Yarıçap: ~ 0.008 ila ~ 0.2 - Kütle: ~ 0.1 ila ~ 1.4 - Yaş: Tam olarak belirlenmedi, ancak ~ 100.000 yıl ile ~ 10 milyar yıl arasında olduğu düşünülüyor. Beyaz Cüce Özellikleri - Çekirdekleri tamamen karbondan oluşmaktadır. Soğuklardır. - Beyaz cüceler, süpernova patlamaları ile yaşamları sona eren, büyük olmayan son evrimsel yıldızlardır. - Güneş sistemine en yakın olan 100 yıldız sistemi arasında sadece sekiz tane beyaz cüce bulunmaktadır. - Bilinen en yakın beyaz cüce yıldız, 8.6 ışıkyılı uzaklıkta bulunan Sirius ikili sistemindeki Sirius A'nın ve ona eşlik eden Sirius B'dir. - Samanyolu Galaksisindeki yıldızların %97'si ömürlerinin sonunda beyaz cüceye dönüşecekler. Nötron Yıldızları Nötron yıldızları, bir süpernova olayı sırasında beyaz cüce aşamasında sıkıştırılan büyük yıldızların çökmüş çekirdekleridir. Nötron Yıldız Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: D - Sıcaklık: 600.000 Kelvin - Parlaklık: Küçük boyutları sebebiyle çok az - Yarıçap: ~ 5 ila ~ 15 km - Kütle: ~ 1.4 ila ~ 3.2 - Yaş: Tam net olmamakla beraber ~ 100.000 yıl ila ~ 10 milyar yıl arasında olduğu tahmin edilmektedir. Nötron Yıldız Özellikleri - Ölen dev yıldızların kalıntılarıdır. - Bir nötron, daha yoğun olsaydı, bir kara deliğe çöker ve ortadan kaybolurdu. - Bir yıldız bir nötrona dönüşmeye başladıktan birkaç saniye sonra, nötrinolarda kalan enerji, gözlemlenebilir evrendeki tüm yıldızların yaydığı toplam ışık miktarına eşittir. - Nötron yıldızlarında yaşam olsaydı, iki boyutlu olacağı tahmin ediliyor. - Bilinen en hızlı dönen nötron saniyede yaklaşık 700 kez döner. - Örnek olarak PSR J0108-1431 verilebilir. Siyah Cüce Yıldızlar Siyah Cüce yıldızlar, kalan tüm ısı ve ışıklarını yayan beyaz cüceler olarak teorize edilen varsayımsal yıldızlardır. Beyaz cüceler uzun bir yaşam sürdürüyorlar, şimdiye kadar tespit edilenlerin çoğunun yaşı 10 milyar yılı geçti. Evrenimiz şu an 13.8 milyar yaşında olduğu için siyah cüce oluşturmak için yeterli zamanı yoktu, yani siyah cüceler henüz mevcut değildir. Güneşimiz de bir gün yaşamının sonuna gelecek ve sessizce siyah cüceye dönüşecektir. Kara Delikler Kara delikler, yıldızlar nasıl oluşur? diye başladığımız, nasıl ölür? diye bitirdiğimiz sürecin en son halkasıdır. Hidrojen yakıtlarını tüketmeye başlayan küçük yıldızlar bir nötron yıldızı veya beyaz bir cüceye dönüşüyorken, güneşimizin üç katından daha fazla kütleye sahip daha büyük yıldızlar bir süpernova patlaması sonucu hayatları son bulabilir. Yerçekimi kuvvetine karşı koyamayan ölü kalıntılar ise yerçekimsel bir tekilliğe doğru kendi içine çökmeye devam eder ve sonunda ışığın bile ondan kaçamayacağı kadar güçlü bir kara delik oluşturur. Başarısız Yıldızlar Başarısız yıldızlar, çekirdeklerinde asla füzyon işlemi başlatamayan yıldızlara denir. Bunun en büyük örneği kahverengi cücelerdir. Kahverengi cüceler diğer yıldızlar gibi oluşsa da diğer yıldızlardan farklı olarak çekirdeklerinde kaynaştırmak için yeterli kütleleri yoktur. Kahverengi Cüce Kahverengi cüceler, gezegenlere benzeyen fakat gezegen olmayan, yıldızlara benzeyen fakat yıldız olamamış gök cisimlerine denir. Harvard Üniversitesi, kahverengi cüceleri, yıldızlar ve gezegenler arasındaki kütle aralığında bulunan nesneler olarak tanımlamaktadır. Kahverengi Cüce Tayfı / Yapısı - Spektral Sınıf: M, L, T, Y - Sıcaklık:~ 300K ila ~ 2.800 Kelvin - Parlaklık: ~ 0.00001 - Yarıçap: ~ 0.06 ila ~ 0.12 - Kütle: ~ 0.01 ila ~ 0.08 - Yaş: Tam net olmamakla beraber birkaç trilyon yıl olduğu tahmin edilmektedir. Kahverengi Cüce Özellikleri - Nükleer füzyon başlatmak için ihtiyaç duyulan kütleye sahip değillerdir. - Kütleleri 12 ila 75 Jüpiter kütlesi arasında olarak hesaplan kahverengi cüceler sıradan hidrojen çekirdeklerini kaynaştırmak için çok hafiftir. - Döteryum adı verilen ağır hidrojen yakıtını, hayatlarının erken döneminde kaynaştıracak kadar da ağırdırlar. - Birçok kahverengi cüce nebula adını verdiğimiz büyük gaz ve toz bulutlarına gömülü olarak bulunmaktadır. Cambridge Üniversitesi araştırmacıları, yıldız türleri kapsamında yaptığı çalışmalar sonunda, 1,7 milyar yıldızın yüksek hassasiyetli ölçümlerini ve galaksimizin daha önce görülmemiş ayrıntılarını ortaya çıkarmak da dahil olmak üzere bugüne kadarki en zengin yıldız kataloğunu üretti. Bu konu hakkında Gilmore, Evrende yeni bir pencereye açılan bu büyük adım, yerel evrenimizin içeriği, hareketleri ve özellikleri hakkındaki bilgimizde bir devrimdir dedi. Evrenimizdeki yıldız türleri bilimim ışığın altında araştırılmaya devam ediyor. Kim bilir daha başka nasıl yıldız türleri ile karşı karşıya kalacağız?"} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/yildizlar-nasil-olusur-en-bilinen-yildizlarin-isimleri/", "text": "Yıldızlar Nasıl Oluşur? En Bilinen Yıldızların İsimleri! Yıldızlar nasıl oluşur? Yıldızlar arası bir yolculuğa ne dersiniz? Zeki Müren'in acı bir alayla, gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar, yeryüzünde sizin kadar yalnızım derken soylu olan yalnızlığını anlattığı... Yıldızlar da kayar duymaz yerinde diyen şarkıcının aşk acısını anlattığı... Benim gönlüm sarhoştur yıldızların altında diyen söz yazarının sevgisini dile getirdiği bu yıldızlar nasıl oluşur? Nasıl yaşarlar, ne yer ne içerler ve nasıl ölürler? En bilinen Yıldız isimleri ve özellikleri nelerdir? Yıldızlar Nasıl Oluşur? Yıldızlar nasıl oluşur? Başka bir deyişle yıldızlar nasıl doğar? Yıldızlar da insanlar gibi doğar, yaşar ve sonra ölürler. Bizlerden farkı, bunu çok daha dramatik bir şekilde yapmaları ve bu bir insan ömrüne göre çok fazla zaman almasıdır. Bir yıldızın kütlesine bağlı olarak, ömrü birkaç milyon yıldan trilyonlarca yıla kadar değişebilir! İnsanlar ve yıldızlar arasındaki karşılaştırmalarında durulması gereken yer; bir yıldızın doğum yeri devasa, soğuk bir gaz ve toz bulutu olan nebula olarak bilinen bulutsulardır. Bulutsular kendi yerçekimlerinin etkisi ile küçülmeye başlar, daha sonra bulut kümelerine ayrılırlar. Bu kümeler yüksek sıcaklıklara ulaşır ve o kadar yoğunlaşır ki nükleer reaksiyonlar başlar. Sıcaklık yaklaşık 10 milyon santigrat dereceye ulaştığında, Ön yıldız oluşur. Ön yıldızlar yaşamlarını sürdürebilmeleri için, dengeye ulaşması ve bunu sürdürebilmeleri gerekir. Bu denge atomları ilkel yıldızların merkezine doğru çeken yerçekimi ile ısı ve ışığı merkezden uzağa iten gaz basıncı arasındaki bir dengedir. Bir yıldız bu dengeyi sağlayamadığında yaşamını yitirir. Ön yıldızlar çekirdeğindeki kritik sıcaklığa ulaşamazsa kahverengi bir cüceye dönüşür ve artık yıldız statüsü elde etmez. Eğer kritik sıcaklığa ulaşılırsa, nükleer füzyon başlar. Artık bir ön yıldız olarak sınıflandırılmaz. Çekirdekteki hidrojeni helyuma kaynaşmaya başlandığında ise bir yıldız olarak tanımlanır. Basitçe söylemek gerekirse, nükleer füzyon, iki veya daha fazla atom çekirdeğinin yüksek hızlarda çarpıştığı ve yeni bir tür atom çekirdeği oluşturduğu, bu durumda hidrojen ve helyum oluşturduğu nükleer bir reaksiyondur. Yıldızlar Nasıl Ölür? Yıldızlar Nasıl Ölür? Sorusunun cevabı yıldızın kütlesine bağlı olarak değişir. Yıldız statüsüne ulaşmış yıldızlar ömürlerinin çoğunu hidrojen kaynaştırarak geçirirler. Peki hidrojen yakıtı bittiğinde ne olur bu yıldızlara? Ne yerler, ne içerler? Yıldızlar önce helyumu karbona ve daha sonra ise ağır elementlere kaynaştırır. Bu durum yıldızların yerçekimi ve gaz basıncı arasındaki dengeyi korumakta zorluk çekmesine neden olur. Yıldızlar sonunda kendiliğinden çökmeye başlar. Yıldızın kaçınılmaz çöküşünden önce, çekirdek dışındaki nükleer reaksiyonlar ölmekte olan yıldızın dışa doğru genişlemesine sebep olur. Bu genişlemeye Kızıl Dev aşaması denir. Yıldızların Yaşam Döngüsü Yıldızların yaşam döngüsüne baktığımızda, Güneşimizin sonu da tıpkı diğer yıldızların ölümleri gibi oldukça dramatik. Güneşimiz 5 milyar yıl sonra beyaz cüce yıldıza dönüşmesi bekleniyor. Bir yıldız Güneşimizden biraz daha büyük bir kütleye sahipse, bir süpernova patlamasına maruz kalabilir ve bir nötron yıldızına dönüşebilir. Daha da büyükse, Güneş kütlesinin en az üç katı olan yıldız uzayda sonsuz bir yerçekimine sahip bir kara deliğe dönüşebilir. En bilinen Yıldız İsimleri ve Özellikleri En Bilinen Yıldız isimleri ve özelliklerini vereceğimiz yıldızlar; en parlak yıldız Sirius, Dünyaya en yakın yıldız Proxima Centauri, Dünyaya en uzak yıldız İkarus , en büyük yıldız VY Canis Majoris . En Uzak Yıldız: İkarus En bilinen yıldızlardan İkarus'a hasretiz, hasret uzakta biz sevgiye hasretiz, sevgi uzakta... Dünya'dan 9 milyar ışık yılı uzaklıkta bulunan İkarus, bu özelliğiyle Dünya'ya en uzak yıldız ünvanını taşımaktadır. Aşk ve sevgi tesadüfleri sever, tıpkı İkarus'un keşfinde olduğu gibi : NASA'da çalışan bilim insanları bir süpernova patlamasını incelerken tesadüf eseri ortaya çıkan optik bir etki sayesinde İkarus'u gözlemlediler. İkarus'u keşfeden bilim insanları,Yunan mitolojisinde bulunan, Güneş'e yaklaştıkça kanatları eriyen kahramandan aldıklarıyla ilhamla İkarus adını verdiler. En Yakın Yıldız: Proxima Centauri En bilinen yıldız isimleri dediğimizde akla gelen ve Dünya'ya Güneş'ten sonra, en yakın yakın yıldız olan Proxima Centauri 4.2 ışık yılı uzaklıktadır. Bu uzaklığı başka bir şekilde ifade edersek eğer, otuz yedi milyon kere milyon kilometre uzaklıktadır. En yakın yıldıza bile olan uzaklığımız bile akıl karı gibi değil. Peki bununla ilgili ne demiş şair? Fazla yakınlığın getirdiği uzaklıktayız. İnsan sevince sadece üzülüyor! En Büyük Yıldız: VY Canis Majoris En bilinen yıldız isimlerinden Vy Canis Majoris Dünya'ya 3820 ışık yılı uzaklıkta bulunur. Büyük Köpek Takımyıldızında bulunan bilinen en büyük yıldızdır. Vy Canis Majoris'ün içine 7.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000.000 (7 desilyon) 'daha fazla Dünya sığdırabilirsiniz, yani dünyalar kadar derdiniz olacağına Canis Majoris kadar dermanınız olsun yeter. Canis Majoris bir süpernova olarak patlamadan önce hayatının son aşamasına girdiği için muazzam miktarda kütle kaybediyor. O büyüklüğüne rağmen kütlesi, Dünya'nın sadece 30 katıdır. Tipik bir dev yıldız olan Vy Canis Majoris'ün aydınlatma gücü de oldukça yüksektir. Sen, ey büyük yıldız! Neye yarardı mutluluğun, aydınlattıkların olmasaydı eğer! -Friedrich Nietzsche En Parlak Yıldız: Sirius Gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius, Büyük Köpek takımyıldızında bulunan ikili bir yıldızdır. Çıplak gözle baktığımızda tek bir yıldızmış gibi görünürler. Bu yıldızlardan birinin adı Sirius A, diğerinin adı ise Sirus B'dir. Daha büyük olan Sirius A, Dünya'ya daha yakındır. Güneş sistemine uzaklığı ise 8.6 ışık yılıdır. Eğer Sirius, gökyüzünün en parlak yıldızı ise , onu ateş böceği sansalar da ne olur? Eğer Sirius altın ise onu övmedik diye değer kaybeder mi ? Sirius'u değerli kılan şey Kur'an-ı Kerim 'de adı geçmesidir. Sirus' yay şeklinde olan yörüngesinde dönüşünü 49.9 yılda tamamlarlar. Arapça'da karşılığı Şira olan Sirius, Kur'an-ı Kerim'de Yıldız suresinin 49.ayetinde bulunmaktadır. Aynı surenin 9.ayetinde ise Sirus'un yörüngesine atıfta bulunulan iki yay ifadesi geçmektedir. Her iki ayetin numaralarını yan yana getirdiğimizde, Sirus'un yörüngesinde dönüş süresi olan 49.9 sayısını bize vermektedir. Necm yani Türkçe anlamıyla Yıldız suresinin ayetleri: 9-Onunla arasındaki mesafe, iki yay kadar yahut daha az kaldı. 49-Ve muhakkak ki, Şira'nın Rabbi O'dur. Yıldız isimleri, çeşitleri ve özellikleri hakkında daha fazla ilginç bilgi öğrenmek isterseniz, Takımyıldızlarını anlattığımız bu makalemizi okuyabilirsiniz: Ayrıca şunu belirtmemiz gerekir ki: Milli Eğitim 7.Sınıf Fenbilgisi ders kitabında 1.Ünite 2.Bölüm Gök Cisimleri başlığı altında Yıldızlar konusunun işlenmesi Bilim Gemisi ailesi olarak bizleri mutlu etti. En bilinen yıldızlardan İkarus'a hasretiz, hasret uzakta biz sevgiye hasretiz, sevgi uzakta... Yine düştük kaptan Eğer Sirius, gökyüzünün en parlak yıldızı ise , onu ateş böceği sansalar da ne olur? Eğer Sirius altın ise onu övmedik diye değer kaybeder mi ? Sirius yıldızını kıskandım ya bir yildiz daha güzel nasıl anlatılabilir ki 🙂 En parlak yildiz kutup yildizi saniyordum bilinen yıldız sayılarını artırmanızı önemle arz ederim."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/yildizlarin-enerji-kaynagi-nukleer-fuzyon/", "text": "Yıldızların Enerji Kaynağı: Nükleer Füzyon Yıldızların Enerji Kaynağı Nedir? Yıldızların enerji kaynağı nedir? Kısaca yıldızların enerji kaynağı, nükleer füzyondur. Yıldızlar Nasıl Oluşur? başlıklı yazımızda da belirtmiştik: ben yıldıza, yıldız demem; nükleer füzyon olmadıkça... Bir önyıldızın , yıldız statüsünü kazanması için, çekirdekteki hidrojeni, helyuma dönüştürebilmeye başlaması gerekir. Yıldızların ölümleri bile genellikle o, ya da bu şekilde, nükleer füzyonun sona ermesi dolayısıyla olur. Nükleer füzyon bir yıldızın kalp atışıdır; o kalp farklı sebeplerle durabilir, ancak kalp durduğunda iş, işten geçmiştir. Peki, yıldızların enerji kaynağı olan bu 'nükleer füzyon' nedir? Yıldızların enerji kaynağı olan 'nükleer füzyonun' ne olduğu sorusunu cevaplamak için, dünyamızda ve insanlığın enerji üretim süreçlerinde daha yaygın olan bir süreci açıklamak ile başlamak yararlı olabilir: nükleer fisyon. Nükleer Fisyon Nedir? Çernobil'i bilirsiniz, hatta belki dizisini bile izlediniz. 1986 yılının Nisan ayında dünyaya korku salan ve şu anda faal olmayan bu nükleer santral ile şu anda 30 farklı ülkede aktif şekilde faaliyet gösteren yaklaşık 450 adet nükleer santralde, nükleer fisyon reaksiyonu gerçekleşir. Peki bu Nükleer fisyon nedir? Nükleer fisyon temelde, atomun temel parçacıklarından biri olan bir nötronun, Uranyum-235 gibi oldukça ağır ve kararlı olmayan bir element atomunun çekirdeğine çarparak yutulması; bunun sonucunda ise zaten oldukça asabi ve kararlı olmayan bu atomun daha da kararsız hale gelerek daha küçük iki ayrı çekirdeğe bölünmesidir. Çekirdekte oluşan bir tepkime, bir reaksiyondur. Bir nötron yutulması ile başlayan fisyon tepkimesi sonucunda, büyük miktarda enerji ile birlikte, birden fazla nötron ortaya çıkar. Zincirleme reaksiyon da burada gündeme gelir: serbestçe takılan bu yeni nötronlar, diğer ağır ve kararsız element atomlarına doğru yola çıkarlar, yutulurlar, bu atomların da çekirdekleri parçalanır. Bunu şu anda dünyayı etkisine alan Corona virüs salgınına benzetebiliriz: kontrol altına alınmayan bir nükleer fisyon reaksiyonu, eksponansiyel olarak artış gösterebilir. İşler çok hızlı bir şekilde, çok fena hale gelebilir. Çekirdek tepkimeleri sonucunda açığa çıkan enerjiler, kimyasal tepkimelere göre yaklaşık milyon kat düzeyinde daha fazladır. Yukarıdaki şekilde, tepkimeye konu olan atomu Uranyum-235, fisyon ürünlerini ise Barium-141 ve Krypton-91 olarak düşünebiliriz. Şimdi yıldızlara ve nükleer füzyona geri dönelim. Nükleer Füzyon Nedir? Nükleer füzyon nedir? Nükleer fisyon ile nükleer füzyonun farkı nedir? Yıldızlar yukarıda anlatılan sürecin tersini yapar: böğründe yarattığı ısı ve basınç ile hafif elementleri, bir tık daha ağır elementler haline getirir. Evrenin çalışma prensipleri açısından baktığımızda, bu çok mantıklı bir harekettir. Evrendeki toplam atom sayısının yüzde 90'ının en hafif element olan hidrojen atomlarından, yüzde sekizinin ise ikinci en hafif element olan helyum atomlarından oluştuğunu düşünürsek, nükleer füzyonunun başlıca enerji üretim biçimi olması oldukça doğal. Nükleer füzyon, yıldızların çekirdeklerinde gerçekleşir. Sevgili güneşimizi örnek alırsak, güneşin çekirdeği, güneş hacminin yüzde birinden bile az bir kısmını kaplarken, kütlesinin yaklaşık yüzde 34'ünü, enerji üretiminin ise yüzde 99'undan sorumludur. Trilyonlarca ton maddenin, yıldızların çekirdeklerine yaşattığı muazzam kütle çekimini ise, bu kütle çekimi sayesinde oluşan basınç ve ısı sayesinde çekirdekte yaşanan nükleer füzyon reaksiyonunda açığa çıkan enerji dengeler; ve yıldız kararlı bir şekilde hayatına devam edebilir. Kütle çekiminin ve ısının da etkisiyle yıldızın çekirdeğinde yaşanan nükleer füzyon ile hidrojen atomları birleşerek, helyum atomuna dönüşür. Bu olmuyorsa, yani en azından helyum üretilmiyorsa zaten ona yıldız demiyoruz. Helyum da zaten ismini Antik Yunan mitolojisinde güneşi sembolize eden tanrı olan Helios'dan ismini almaktadır. Yıldızın çekirdeğindeki nükleer füzyon sırasında hidrojen girdisine karşı, denklemde karşı tarafta helyum atomu ve bir de enerji bulunuyor. Zira füzyon sırasında çok küçük oranda bir madde, E = mc2 formülündeki prensip ile enerjiye dönüşür. Bu dönüşüm esnasında açığa çıkan enerji de, yıldızın çekirdeğine uygulanan kütle çekim kuvvetine karşı bir kuvvet yaratır. Bir yıldızın hayatı, devasa kütle çekim kuvveti ile çöküş çabası ile, çekirdekteki nükleer füzyonun açığa çıkardığı enerjinin genişleme çabası arasındaki ince çizgide geçer. Olağanüstü bilimsel bir grafik ile, bu denge şöyle gösterilebilir: Birçok yıldızın hayatı, bu aşamada sona erer. Daha büyük bir atom olan helyumun füzyonu için, e pek tabii daha çok enerji gerekir. Ancak yıldız yeterli kütleye sahip değilse, yeterli kütle çekimi oluşmayacak, çekirdekte yeterli ısı ve basınç yaratılamayacak ve helyum füzyonu başlamayacaktır. Ancak yeterli kütleye sahip yıldızlarda çekirdekteki hidrojen yakıtının tüketilmesi durumunda bile nükleer füzyon devam eder. Bu sıradaki aşamada hidrojenlerin füzyonundan açığa çıkan helyum, nükleer füzyonun yeni yakıtı olarak kullanılır. Tekrar edelim: daha ağır olan helyum atomlarının reaksiyona uğraması için daha büyük bir enerji gerekmektedir, bu sebeple daha yüksek kütleli yıldızlarda bu reaksiyon görülebilir. 25 güneş kütlesine sahip bir yıldızın füzyon süreçleri aşağıdaki şekilde özetlenebilir. Daha ağır elementlerin füzyonu sırasında çekirdek sıcaklığının arttığına ve füzyon sürecinin üstel bir şekilde kısaldığına dikkat edelim: |25 Güneş Kütlesinde Bir Yıldızın Süreçleri |Süreç |Yaratılan elementler |Çekirdek Sıcaklığı |Sürecin Uzunluğu |Hidrojen Füzyonu |Helyum |4 x 107 K |7 x 106 yıl |Helyum Füzyonu |Karbon , Oksijen |2 x 108 K |7 x 105 yıl |Karbon Füzyonu |Neon , Oksijen |6 x 108 K |600 yıl |Neon Füzyonu |Oksijen |1.2 x 109 K |1 yıl |Oksijen Füzyonu |Sülfür , Silisyum , Argon |1.5 x 109 K |6 ay |Silisyum Füzyonu |Demir , Krom |2.7 x 109 K |1 gün |Çekirdek Çöküşü |5.4 x 109 K |¼ saniye |Çekirdek Sekmesi |2.3 x 1010 K |Milisaniye Yukarıdaki tabloda bakarsak, yıldızların 'normal hayatlarında', yani nükleer füzyon ile, ancak 26 atom numarasına ve 55.845u atom kütlesine sahip demir elementini üretebildiklerini görüyoruz. E peki diğer elementler nasıl oluştu? Nükleer füzyonun sınır ötesi! Nükleer füzyonun sınır ötesini bir örnekle açıklayabiliriz: Şu anda sağ elimde bir yüzük var, bu yüzük demirden yapılmış basit, 'dandik' bir yüzük. Bu yüzüğü oluşturan atomlar, yıldızların ölüm döşeğinde geçirdiği son nükleer füzyon gününde dövülmüş olan atomlardan yapılmış olabilir. Ancak sol elimdeki yüzük parmağımda ise, altın bir alyans var. Au sembollü altınına yukarıdaki periyodik cetvelde bakıyoruz ve numarası 79. Demirin atom numarası ise 26 idi. Kısaca sol elimde duran bu alyanstaki tüm altın atomları çeşitli süpernovalarda üretilmiş, uzayda milyonlarca yıl devasa mesafeler kat etmiş ve alelade bir galaksinin, pek de dikkat çekici olmayan bir kolunda, orta büyüklükte bir yıldızın çevresinde kümelenmiş bir gezegende kendini bulmuş. Daha sonra bu minik gezegende, şaşırtıcı bir hızda hayat başlamış, akabinde milyarlarca yıl süren bir evrim süreci sonrasında bir grup insan tarafından uzay yolcusu, süpernova kütüklü altın madeni bir grup homo sapiens tarafından dünyadan çıkarılmış, başka bir grup insan tarafından yüzüğe çevrilmiş ve bu kişileri hiç tanımayan ben tarafından sonsuz bağlılığın sembolü olarak alınıp parmağıma takılmış. Kimse kusura bakmasın ama bu fantastik hikayenin yanında, tek yüzüğün hikayesi oldukça normal geliyor."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/zamanda-yolculuk-mumkun-mu/", "text": "Zamanda Yolculuk Mümkün mü? Zamanda yolculuk yapabilir miyiz? İlginç bir biçimde bu mümkün olabilir. Zamanda yolculuk yapabilir miyiz? İlginç bir biçimde bu mümkün olabilir. Nasıl mı mümkün olabilir? Sorularımızın cevaplarına, ayaklarımızı yere basmasını sağlayan bir kuvvetten, yani yer çekiminden başlıyoruz. Hadi başlayalım o zaman.. Yer çekimi bir zaman makinesi yapmak için kullanılabilir mi? Einstein'in teorileri tıpkı hareket gibi yer çekiminin de zamanı etkileyebileceğini gösteriyor. Yer çekimi zamanı çekebilir, zaman akışını yavaşlatabilir. Çekim kuvveti ne kadar güçlüyse zamanda o kadar yavaşlar. Dünya'da bu etki fark edemeyeceğimiz kadar küçüktür ama yine de gerçektir. Bir gökdelenin en tepesinde yaşayan insan, zamanı en alt katta oturan birine göre daha yavaş geçiyormuş gibi algılar. Bunun sebebi yerden biraz daha uzak olmasıdır. Karadeliğe Yolculuk Bir karadeliğe yolculuk edebilseydik yer çekiminin zaman üzerinde büyük bir etkisi olurdu. Büyük yıldızların kendi içlerine çökmesi sonucu ortaya çıkan kara delikler çok büyük bir çekim kuvvetine sahiptir. Bu çekim kuvveti, milyonlarca hatta milyarlarca kat fazladır. Bir kara deliğe yolculuk ettiğinizi gören biri, zamanın sizin için çok yavaşladığını görecektir. Mesela bir kara deliğin yanına gittiniz, uzaktaki arkadaşınız sizi çok yavaş hareket ediyormuş, çok yavaş konuşuyormuş, çok yavaş yaşlanıyormuş gibi algılar. Sizin dakikalar olarak algıladığınızı zaman diliminde onlar için yıllar geçer. Kara deliğin boyutlarına ve ne kadar yaklaştığıma bağlı olarak yörüngede geçirdiğiniz bir ve ya iki saat Dünya'da 50 yıl geçmesi anlamına gelebilir. Böylece Dünya'nın geleceğine gitmiş olursunuz. Geri döndüğünüzde kendinizi gelecekte bulacaksınız. Herkes 50 yıl yaşlanmış olacak ama siz sadece 2 saat geçirmiş olacaksınız. Solucan Deliği Geleceğe doğru zamanda yolculuk bir şey değil, peki ya geçmişe doğru zaman yolculuğu? Bu da Einstein'in teorileriyle tahmin edilen ve solucan deliği adı verilen şeyler sayesinde mümkün olabilir. Solucan delikleri gerçekten varsa, bunlar uzay-zamanın içinden geçen kestirme yollar olduğuna benziyor demektir. Sadece iki mekanı değil, iki zamanı da bağlarlar. Geçmişe Yapılan Zaman Yolculuğu Geçmişe yapılan zaman yolculuğu ile ilgili sorun, her şeyin kısa bir sürede kafa karıştırıcı bir hal alması. Geçmişinizle ilgili önemli bir şeyi değiştirdiğinizi, mesela anne ve babanızın tanışmasını önlediğinizi düşünün. Bu hiç doğmayacağınız anlamına mı gelir? Geçmişe yolculuk etseniz bile geçmişte meydana gelmiş olduğunu bildiğimiz şeyleri değiştiremezsiniz. Bunlar zaten olmuştur. Mesela geçmişe gidip dedeniz olduğunu düşündüğünüz birini öldürürseniz, dedeniz bir başkası olacak demektir. Yani her şey tutarlı ama çarpık bir şekilde bir araya gelecektir. Madem geçmişe gitmek mümkün, neden gelecekten gelen turistlerle karşılaşmıyoruz? Düşünsenize Dünya'mıza davetsiz gelen zaman yolcuları yok. En azından çoğumuz olmadığını düşünüyoruz. Yani geçmişe doğru zaman yolculuğu olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz..."} {"url": "https://www.bilimgemisi.com/zamani-nasil-olceriz-atom-saati-nedir/", "text": "Zamanı nasıl ölçeriz? Atom Saati Nedir? Zamanı nasıl ölçeriz? ''Evvel zaman içinde...'' Bu sihirli cümle her güzel hikayenin başında tekrarlanır. Peki zamanın hikayesi nedir? Zamanı nasıl ölçeriz? Zaman bir nehir gibidir; sürekli olarak bir andan diğerine doğru akar. Ve zamanın akışı tek yönlüymüş gibi görünür. Sadece geleceğe doğrudur, ya bu doğru değilse? Peki zaman kadar derin ve anlaşılması güç bir gizemi nasıl çözebiliriz? Bunu yapmanın yollarından biri; zamanı ölçmektir. Bunun için binlerce yıldır pek çok farklı şekilde boyutta ve türde saatler kullanarak zamanı giderek artan bir doğrulukla ölçmeyi başardık. Kullandığımız ilk saatin günde bir kere tik tak yaptığını söyleyebiliriz. . Dünya'nın tahmin edilebilir ve tutarlı hareketini zamanı ölçebilmek için hep kullanmışızdır. Her zaman sürekli tekrar eden şeyleri buluruz. Bu tekrar, bu döngüler saati oluşturur. Zaman, tekrar eden bir sürece dönüşür. Dünya'nın Güneş etrafındaki hareketini Güneş saatiyle ölçüp günü saatlere böldük. Dünya günde 1 tur döner ve günlerin geçişini Güneş'in doğuşuna ve batışına bakarak anlarız. Fakat zamanın ne olduğunu gerçekten öğrenmek için gitmemiz gereken yer Colorado'daki Ulusal Standartlar ve Teknoloji Enstitüsüdür. Burda zamanı akıllara durgunluk veren bir doğrulukla ölçmek için Dünya'nın en küçük cisimlerinden birini kullanırlar; sezyum adındaki nadir bulunan bir metalin atomunu. Atom Saati Atomların doğal bir frekansı vardır. Titreşen, tekrarlayan hareket yapan her şey saat niyetine kullanılabilir. Sezyum atomonun tik tak yaptığı frekans, Dünya'nın resmi kronometresidir. Sezyum atomu enerji bombardımanına tabi tutulduğunda titreşir ya da tik tak yapar. Ve bu atom saniyede 9,192,631,770.007802 kez (9 milyardan fazla) tik tak yapar. Bu sayıya her ulaştığınızda bir saniye geçmiş demektir. Bu muazzam bir şeydir mesela kol saati, iki ayda bir saniye geri yada ileri gider. Biz ise 100 milyonda bir, geri yada ileri giden saatlerden bahsediyoruz.Böylesine bir zaman ölçüsünü alıp daha doğru düşündüğümüz başkasıyla değiştirme işi, fizikte yüzlerce yıldır devam eden bir reform sürecidir. Fakat saatlerimiz zamanı ne kadar doğru gösterirse gösterin zaman, gizemini korumaya devam ediyor. Saatler bize saatin kaç olduğunu gösterebilir ama zamanın ne olduğunu söyleyemez . LEYLA THE BAND ZAMAN Her sabah bi gün doğarken, Bi günde eksilir ömürden. Her şafak bi hırsız gibi, Elinde bi fenerle... Cehennem boşuna, Dert çektiğimiz günler... Cennet gün ettiğimiz dünler... Ey zaman bilmez misin ettiklerini... Bir düğüm ki ne sen çözebilirsin ne ben! Bilmezsin ne olduğunu, Vazgeç ötelerden yorma kendini... Kendine gel bir düşün, Ben senim,sen ben arama boşuna... Bilmezsin ne olduğunu, Vazgeç ötelerden yorma kendini... Kendine gel bir düşün, Ben senim,sen ben arama boşuna..."}