{"url": "https://www.masallaroku.com/12-dans-eden-prenses/", "text": "Eski zamanların birisinde birbirinden güzel ve saygılı olan 12 tane prensesi olan bir kral varmış. Bu güzel mi güzel olan kızlar, oldukça büyük olan görkemli ve şatafatlı bir odada güzelce yaşıyorlarmış. Bu kral 12 tane olan ve çok sevip değer verdiği bu kızlarına olabildiğince dikkat ile koruyor ve prensesler yataklarına uyumaya gittiklerinden sonra, kızlara büyük odalarından çıkmamalarını tembih ediyormuş. Ancak sabah olup herkes uyandıktan sonra tüm ev halkının garibine giden bir olay her gün yaşanıyormuş. Bu olay ise prenseslerin ayakkabılarının yırtılması. Sanki yattıktan sonra 12 prenses durmadan koşuyor, zıplıyor ve dans ediyor gibiymiş. Kral her sabah olduğunda hayrete düşüyormuş ama yeni ayakkabılar da alıyormuş. Fakat yine de 12 adet güzel kızların yeni ayakkabıları aynı şekilde yırtılarak kullanılmaz hale geliyormuş. Başta kral ve yaverleri de durumu anlamıyor ve olayı çözemiyorlarmış. Sonra yine bir gün kral bu durumdan bıkarak herkese demiş ki: Hangi yiğit bu kızların ayakkabı sorununu çözerse o kişiyi istediği biri ile sonsuza dek evlendireceğim. Ancak bu işin sonuna bir şart daha koymuş ve ardından kral eklemiş: Ancak bu sorunu gelip de çözemez ise işte o zaman o kişinin kellesini alırım ona göre. Ülkedeki birçok kendine güvenen delikanlılar ve ülke dışından birçok kişi gelmiş. Hepsi de günlerce 12 tane güzel kızın büyük odası önünde günler boyunca nöbet tutmuşlar. Ancak hepsinde aynı durum olan bir süre sonra uyuma baş gösteriyormuş. Günlerce odanın kapısının önünde nöbet tutmalarına rağmen hiçbir genç bu sorunun neden kaynaklandığını çözememiş ve onlar da hayrete düşmüşler. Üstelik bunun yanında ayakkabılar eskiyerek yırtılmaya devam ediyormuş. Sonra bir gün temiz kalbi olan bir genç adam da şansını denemeye karar kılmış. Ve sarayın yolunu tutmuş. Yolda yavaş yavaş yürürken karşısına zayıf ve bitkin bir kadın çıkıvermiş. Kadının görünüşünden oldukça fakir birisi olduğu belliymiş. Genç adama, Evladım açlıktan ölmek üzereyim bana verebileceğin yiyeceğin var mı? Temiz kalpli olan genç, kadına yanında ne bulunduysa bütün yiyecekleri hemen vermiş. Yaşlı ve aç kadın çok sevinmiş. Ve genç adama daha önce bu yoldan geçen bir kişinin bile ona yardım edip yemek vermediğini söylemiş. Yaşlı kadın temiz kalpli gencin diğer kişiler gibi olmadığını anında anlamış ve genç adama sihirleri bulunan bir pelerin armağan etmiş. Ve demiş ki: Bu sihirli pelerini ne zaman taksan o zaman seni hiç kimse göremez. Gece saat 12'yi gösterdiği anda pelerini hızlıca tak ve 12 güzel prensesin olduğu büyük odaya gir. Böylelikle seni kimse göremeyecek ve sırrı çözebileceksin demiş. Ama unutmaman gereken bir nokta var: Prensesler sana ne ikram ederse etsin onları yemeyip içmeyeceksin. demiş. Temiz kalpli olan genç adam kadının söylediklerini yapmak üzere saraya gitmiş. Muhafızlara prenseslerin sırrını çözmek için burada olduğunu söylemiş ve odaya doğru yola çıkmış. İlk gün temiz kalpli genç adam kapıda nöbet tutarken 12 prenses arasından en büyük olanı elinde büyük bir bardak limonata getirmiş ve Susadıysanız lütfen için. Sizin için yaptık. demiş. Temiz kalpli genç adam heyecandan yolda gördüğü yaşlı kadının söylediklerini unutmuş ve getirilen limonatayı içmiş. Bunun ardından kısa süre sonra uykuya dalmış. Sabah olduktan sonra genç uyanmış ve anlamsızca etrafına bakınmış. İkinci gece adam yine prenseslerin kapısının önünde nöbet tutmaya çıkmış. Bu gün de 12 prenseslerin arasından ortanca olanı elinde bir bardak meyve suyu getirmiş. Adam tüm gün kapıda nöbet tuttuğu için çok susamış ve getirdiği anda meyve suyunu hemen içmiş. Yine derin bir uykuya dalmış. Ertesi sabah uyandığı anda yaşlı kadının söyledikleri aklına gelmiş ve anlamış. Prenseslerin bana verdiği içeceklerde uyku ilacı vardı. Ardından kral onu ziyaret etmeye gelmiş ve: İki günden beri sırrı çözemiyorsun bu gün son günün eğer çözemezsen zindana atılacak ve hiçbir şekilde çıkmayacaksın. deyip odadan çıkmış. Adam bugün bu sırrı çözmeliymiş artık. Akşam olduğunda genç adam yine prenseslerin bulunduğu odanın kapısında beklemeye başlamış. Bu seferinde de 12 kızdan en küçük olanı elinde portakal suyu ile gelmiş ama genç adam artık olayı anlayıp teşekkür edip bardağı almış. Prenses odasına girince de bardaktaki portakal suyunu bir saksıya dökmüş. Ardından da o gece cidden de uykusu hiç gelmemiş. Gece saat tam 12'yi gösterdiğinde temiz kalpli genç pelerinini takmış ve anında görünmez olmuş. Yavaş bir şekilde 12 prensesin bulunduğu odanın kapısını açmış. Fakat gördükleri karşısında çok şaşırmış. 12 prenses, en güzel balo elbiselerini, ayakkabılarını giyinmiş ve süslenip püslenmişler. Ve prenseslerden bir tanesi; Gidin bakın nöbet tutan adam uyudu mu? Demiş. Prenseslerden bir tanesi kapıyı açıp dışarıya bakmış diğeri de kulağını duvara yaslayıp adamı dinlemiş. İşte o zaman görünmez genç horlama sesi çıkarmış. Adamın uyuduğunu sanan prensesler, en büyük yatağı itip, ellerini üç kere çırpmış ve sonra yatağın bulunduğu bölümden gizli olan bir geçit açılmış. Hepsi içine girmiş. Adam da peşlerinden girmiş. Bu geçit, merdivenlere doğru aşağı iniyormuş. Yüzlerce basamaklardan inerken, genç adam önünde bulunan prensesin uzun olan eteğine yanlışlıkla basıvermiş. Kız da birisi eteğime bastı demiş. Diğeri burada başka kimse yok kendin basmışsındır demiş. Merdivenlerin hepsinden indiklerinden sonra ormana ulaşmışlar. Gümüş yaprakları olan ağaçlar arasından geçip yürümeye devam etmişler. Adam ağaçtan bir parça dal koparıp prensesleri takip etmeye devam etmiş. Biraz yürüdükten sonra nehirde durmuşlar. Nehrin kıyısında tam 12 kayık ve içlerinde 12 tane yakışıklı prensler bulunuyormuş. Herkes bir kayığa binmiş. Adam da en son kayığa binmiş. Nehrin karşısına geldiklerinde büyük bir saray görülmüş. Sarayın içerisinden müzik sesleri yükseliyormuş. Pencereden içeri bakınca dans edenleri görmüş adam. Prensesler saraya girdikten sonra durmadan dans etmeye başlamışlar. Hiç yorulmuyorlarmış. Ayakkabıları da yırtılıyormuş. Adam, kimseye çaktırmadan masadan altın bir bardak almış. Prensesler sabaha kadar dans etmişler. Sabah olduğunda ise aynı yollardan saraya doğru gitmişler. Ayakkabıları yırtılmış. Adam sırrı sonunda çözmüş. Sonra kral adamın yanına gelmiş ve sırrı çözebildiğini sormuş. Adam çözdüğünü söylemiş ve her şeyi anlatmış. Kral başta inanmamış ama adam dalı ve bardağı gösterince inanmış ve sonucunda en küçük prenses ile evlenmiş. Bu gece de bütün dualarım seninle güzelim.. Çok güzel bir masal, ben sevdim ve herkese mutluca okumasını tavsiye, tercih ederim (:"} {"url": "https://www.masallaroku.com/8-tavsan-masali/", "text": "Bir zamanlar, kimsenin bilmediği bir ormanda sekiz sevimli tavşan kardeş yaşardı. Tavşanların hepsi birbirine çok bağlıydı ve birlikte eğlenmeyi, oynamayı çok severlerdi. Günlerini ormanda koşup zıplayarak geçirirlerdi. Ancak bir gün, tavşan kardeşlerden biri olan Pamuk'un aklına bir fikir gelmişti. Pamuk, ormanın derinliklerindeki büyülü meyve ağacını görmüş ve onun altında altın renkli bir hazine olduğuna inanmıştı. Diğer kardeşlerini de bu hazineyi aramak için ikna etmeye çalıştı. Tavşan kardeşler, Pamuk'un heyecanını görünce onunla birlikte maceraya atılmaya karar verdiler. Ancak ormanda bir hazineyi aramak kolay değildi. Yolları tehlikeli yaratıklarla ve zorlu engellerle doluydu. Pamuk'un heyecanı, diğer kardeşlerin de kalplerini ateşlemişti ve birlikte cesurca ilerlemeye devam ettiler. Her gün, tavşan kardeşler ormanda meyve ağacının izini sürdüler, ancak hazineyi bulamadılar. Birçok kez hayal kırıklığına uğramış olmalarına rağmen, birbirlerine destek olmayı ve asla vazgeçmemeyi öğrendiler. Bir gün, ormanda karşılarına uzun bir nehri geçmeleri gerektiği çıktı. Nehir, hızlı akan sularıyla tavşan kardeşlerin önünde bir engeldi. Karşı kıyıya geçmenin tek yolu bir tahta köprüydü, ancak köprü çok eskiydi ve tehlikeli görünüyordu. Tavşan kardeşler, birbirlerine destek olarak birleştiler. Birlikte köprüyü geçmeye karar verdiler ve birbirlerinin patilerini tutarak dengelerini sağladılar. Güçlerini birleştirerek köprüyü geçmeyi başardılar. Sonunda, tavşan kardeşler meyve ağacını bulduklarında büyük bir sürprizle karşılaştılar. Ağaç altında altın renkli bir hazine değil, rengarenk meyveler vardı. Bu meyveler, masalsı bir tadı olan ve güzellik dolu bir armağandı. Tavşan kardeşler, gerçek hazineyi bulmuşlardı; birlikte geçirdikleri güzel anlar, dayanışma ve birbirlerine verdikleri destek. Onlar için asıl değerli olan, birlikte yaşadıkları maceralardan aldıkları sevgi ve dostluktu. Artık tavşan kardeşlerin kalplerindeki en değerli hazine, birbirlerine olan sevgi ve bağlılıklarıydı. Pamuk, gerçek bir hazineyi bulduğunu anlamış ve diğer kardeşlerine sarılarak onlara teşekkür etmişti. Tavşan kardeşler, ormanda geçirdikleri her anın tadını çıkararak mutlu bir şekilde yaşamaya devam ettiler. Birlikte gülen, oynayan ve destek olan tavşan kardeşler, masalsı bir aile olmuşlardı ve herkes için de örnek bir aile tablosu oluşturmuşlardı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ac-gozlu-fare-masali/", "text": "Kedi bir fare ile tanışır ve uzun bir zaman zarfında fare ile beraber yaşamaya, beraber bir evde kalmaya karar verirler. Kedi, 'kış için ortak bir karara varmalıyız, yoksa aç kalırız' dedi. Ve sen, minik fare, her yere girmeye çalışmamalısın, yoksa tuzaklardan birine yakalanabilirsin. Öğütler tutuldu ve bir yağ kabı satın aldılar, fakat kabı nereye koyacakları hakkında bir fikirleri yoktu. Epey bir süre sonra, kedi: 'Saklamak için kiliseden daha iyi bir yer bilmiyorum, çünkü kimse oradan uzaklaşmaya cüret edemez. Onu kilisedeki sunağın altına saklayacağız ve ona bir gün gerek duyana kadar dokunmayacağız.' Bu şekilde kap emniyete alındı. Fakat kedinin ona yüce bir özlem duyması çok fazla zaman almadı ve fareye şöyle dedi: 'Fare, sana bir şey söylemek istiyorum; kuzenim küçük bir oğlan doğurdu ve benim göreve dahil olmamı istedi; Bugün çıkmama müsaade et, evine kendin göz kulak ol. Fare de; 'Peki ama her şey yolunda giderse ve yemek için iyi bir şeyler bulursan, beni düşün' dedi. 'Bir damla tatlı kırmızı vaftiz şarabını ben de severim' dedi. Fakat tüm bunlar doğru değildi; kedinin kuzeni yoktu ve vaftiz annesi olması istenmemişti. Direkt olarak kiliseye gitti, çömleği aldı ve yalamaya başladı. Sonra şehrin çatılarına doğru bir yürüyüşe çıktı ve sonra güneşe doğru uzandı. Aklına yağ kabı geldiği vakit dudaklarını yaladı. 'Yine buradasın, şüpheye yer yok ki epey mutlu bir gün geçirdin' dedi fare. Kedi de bu söze, 'Her şey yolundaydı' diye cevap verdi. 'Peki, çocuğa hangi ismi koydular?' sorusuna, 'Top kapalı!' diye cevap verdi kedi. 'Top kapalı!' 'bu çok tuhaf ve ender bir isim, ailenizde bu durum normal mi?' 'Tüm bunlar ne anlama geliyor?' diye birtakım sorular sordu kediye. Zaman geçmeden kedi yeniden oraya uğramak istedi ve fareye şöyle söyledi: 'Benim için bir iyilik yapmalısın ve evi bir gün boyunca tek başına yönetmelisin. Kiliseye yeniden gitmem istendi. İyi fare de bunu kabul etti. Bir zaman sonra kedi yeniden gitmek istedi ve fareye 'güzel olan her şey üçüncüye geçer' dedi, 'Yeniden vaftiz edeyim. Gitmeme müsaade edeceksin, öyle değil mi?' dedi. 'Sen evinde bekle', dedi sonra, 'koyu gri kürkün ve uzun kuyruğunla, çünkü gündüzleri dışarı çıkmıyorsun.' Kedinin olmadığı zamanlarda fare, evi tertemiz yaptı ama açgözlü kedi yağ kabını tamamen boşalttı. 'Her şey yenildiği zaman, birileri huzura erer.' Kendisine bu sözleri söyledi ve eve çok çabuk dönmedi. Fare, doğan üçüncü çocuğa verilen ismin ne olduğu sorusunu sordu. 'Seni diğer isimlerden daha da fazla hoşnut etmeyecek', dedi kedi. 'All-gone' dedi. Fare, 'All-gone' diye tekrar etti ve 'bu en kuşku dolu isim! Bunu hiç duymadım. Bu ne anlama çıkıyor?' diye bir yorum yaptı ve başını çaresizce iki yana salladı. Bu saatten sonra hiç kimse kediyi vaftiz olmaya davet etmedi. Fakat kış geldiği ve dışarıda bulunmaya değer hiçbir şey kalmadığı zaman, fare onların hükmünü düşünerek şöyle dedi: 'Bizim kendimiz için gizlediğimiz yağ kabını alalım.' Buna 'Evet' dedi kedi. Gittiklerinde yağ kabı yerinde duruyordu ama boştu. Fare, 'Şimdi anladım, sen vaftiz babasının yanındayken tamamını yuttun.' Kedi, 'Dilini tutar mısın?' diye bağırdı. 'Bir söz daha söylersen, seni yerim.' Hemen sonra kedi onun üstüne atladı, onu yakaladı ve yuttu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/acgozlu-esek-masali/", "text": "Köyün birinde kendi halinde yaşayan bir aile varmış. Bu aile etliye sütlüye karışmaz, sadece kendi işine bakarmış. Bu ailenin işlerini gören bir de eşeği varmış. Yük taşıma ile ilgili bir durum olduğu zaman bütün yükler eşeğin sırtına yüklenip taşıma işlemi gerçekleştirilirmiş. Bir gün yine kasabaya bir yük taşınması gerekiyormuş. Sahibi eşeğini alıp yola koyulmuş. Yükü eşeğin sırtına güzel bir şekilde yüklemiş ve varılması gereken yere doğru birlikte yola koyulmuşlar. Yükü sorunsuz bir şekilde sahibine teslim edip vakit kaybetmeden evin yolunu tutmuşlar. Eşek ve sahibi çok yorulmuş. Karınları da çok acıkmış. Kendilerini eve atıp dilenme moduna geçmişler. Biraz soluklandıktan hemen sonra sahibi eşeğin yanına varmış. Önce eşeğin karnını doyurmak niyetindeymiş. Hemen eşeğin önüne yemini bolca katmış. Eşek yemini bitirip sahibine doymadığını ifade eden bir bakış atmış. Sahibi biraz daha yem bırakmış eşeğin önüne. Eşek hızlıca bu yemi de yiyip bitirmiş. Basmış yaygarayı doymak bilmemiş. Sahibi biraz daha yem koymuş eşeğin önüne. Eşek yemini yemeye başlamış. Sahibi tam çıkmaya hazırlanıyorken eşek anırmış. Sahibi şaşırıp arkasına bakmış. Eşek yemi yiyip doymadığını ifade etmiş. Sahibi eliyle kafasını kaşımaya başlamış. Bu işin içinde bir iş var. demiş ve başlamış düşünmeye. Belli ki eşek açgözlülük yapıyormuş Karnı doyuyor ama gözü doymuyormuş. Sen misin bunu yapan? demiş sahibi. Aradan biraz zaman geçmiş. Eşek acıkmış. Sahibi eşeğin önüne her zamankinden daha az bir yem katmış eşeğin önüne ve çekip gitmiş. Eşek doymadığını ifade etmiş, anırmış. Fakat sesini duyan olmamış. Kimse oralı bile olmamış. Eşek çaresizce durumu kabullenip uykuya dalmış. Bir gün sonra eşek yine acıkmış ve sahibi gelip önüne bir önceki günden daha az bir yem katıp gitmiş. Eşek yemi bitirip koparmış yaygarayı. Yine karşılık alamamış. Çaresizce durumu kabullenip uykuya dalmış. Bu durum günlerce, hatta haftalarca böyle devam etmiş. Eşek anlamış ve kendi kendine: Sen değil misin açgözlülük yapıp eşeklik eden? Bu da sana iyi bir ders olsun. Bir daha böyle bir eşeklik etmezsin. demiş. Bunun duyan sahibi: Belli ki dersini almış. diyerek normale dönmüş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ada-martilari-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda, uzak diyarlarda 4 tarafı denizle çevrili küçük bir ada varmış. Bu adada denizciler, martılar, kediler, köpekler yaşarmış. Adalı denizciler tuttukları balıkları limanlara götürür orada satarlarmış. Sonra da aynı yerden erzak alarak adaya gelir yaşarlarmış. Bu küçük adanın asıl sahipleri ise martılarmış. Sabahtan akşama kadar gezen martılar adeta adanın bir simgesi olmuş. Arada bazı insanlar gelir martılar izler, onların sesleri ile dans edermiş. O kadar güzel sesleri varmış ki dinleyen bir daha dinlemek istermiş. Bu ada aslında çok az insan tarafından bilinirmiş. Rivayet odur ya; Ada eski zamanlarda büyücüler tarafından büyülenmiş. Bu büyü nedeniyle de kimse adaya gelmek istemez olmuş. Sadece eskiden kalan yerliler varmış. Zaten her geçen sene nüfus da azalıyormuş. Bu güzel adada martılar yemek yeme bulma konusunda hiç zorlanmazmış. Balık yemekten o kadar doymuşlar ki, bazen önlerine geleni bile yemez olmuşlar. Kısacası çok güzel, huzurlu bir hayat varmış bu adada. Herkes dans eder, herkes mutlu mesut yaşar gidermiş. Günlerden bir gün kötü niyetli bir adam gelmiş bu adaya. Kimse tanımazmış bu adamı. Ama misafirperverlik varmış ada halkının adetlerinde. Bu nedenle adamı güzel güzel ağırlamışlar. Fakat adam hiç mutlu olmamış. Belli ki kötü bir niyeti varmış. Bunu duyan yerliler çok sinirlenmiş tabii. Aralarında konuşmaya başlamışlar nasıl olur bu diye. Adanın sahibi mi olurmuş hiç. Ada dediğin bir toprak parçası. İnsanlar da üzerinde yaşar. Hepsi de hemfikirmiş bu konuda. Ama adam inatçı çıkmış. Ada iyice sinirlenmiş tabii bu laflar üzerine. Aralarından yaşlı bir adam çıkmış ve şunları diyivermiş; İyice sinirlenmiş insanlar. Adam sonunda kalkmış yerinden. Yarın gelirim o zaman ben görürsünüz ada kimin! Demiş. Demem odur ki, insanlar dünyanın sahibi sanıyor ya kendini, bu büyük bir yanılgı. Dünyanın sahibi aslında hayvanlar, bitkiler... Bizler sadece misafiriz. Gelip gideceğiz. Buna göre bunu bilerek yaşasak ne güzel olur ya... Hikayelerimizi okumaya devam etmek için diğer seçeneklere giriş yapabilirsiniz. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/adam-ve-kedi-masali/", "text": "Bir zamanlar büyük bir şehirde evli bir çift yaşarmış. Bu evli çiftin bir evcil kedisi vardı, ancak kocası evcil kedilerinden nefret ediyordu. Nedense bu adam kedileri görmeye dayanamıyordu Ah, bu canavardan herkes için kurtulmayı ne kadar isterdim, diye düşünürken buldu kendisini. Bir gün adam kediden kurtulmaya karar verdi. Adam kediyi kapıp evden çıktı. Kediyi evinden yirmi sokak öteye attı ve kaçtı. Sonunda, bugünden itibaren sinir bozucu kediye bakmak zorunda kalmayacağım! diye düşündü. Ama adam evinin kaldırıma yaklaştığı anda, kedinin umarsızca eve doğru yürüdüğünü gördü. Çok sinirlendi bu duruma. Bu kediden kurtulacağım oda bugün olacak!dedi. Bunun üzerine adam kediyi bir kez daha aldı ve kaçtı. Bugün seni kırk sokak öteye götüreceğim! O zaman nasıl döneceksin? dedi ve şeytanca güldü. Böylece adam, kediyi kırk sokak ötede bırakarak, evine oldukça mutlu dönerken daha evinin içine giremeden kedi yine kaldırımda yürüyordu! Adam şimdi daha da sinirliydi Kedi neden tekrar tekrar ortaya çıkıyor? diye düşündü. Adam her gün kediyi yakalayıp daha da uzağa götürüyor ve dışarıda bırakarak geri geliyordu. Ve kedi her zaman eve dönüş yolunu bulduğu için adam her gün kendini hayal kırıklığına uğramış hissediyordu. Sonra bir gün adam kediyi kandırmaya karar verir. Bu sefer, kesinlikle geri gelemeyecek! diye söylendi. Sonunda, adam evinden birkaç km uzaklaşıyor, sağa dönüyor, sola dönüyor, köprüyü geçiyor, sağa dönüyor ve hemen ardından bir başka sokağa dönüyor sonunda kediyi bırakacak bir yer buluyordu. Bu nokta yeterince uzak! dedikten sonra kediyi orada bıraktıyor ve evine dönüyor. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/agaclarin-buyusu-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarlarda bir orman varmış. Bu ormandaki ağaçlar diğer ormandakilere hiç benzemiyormuş. Burada ağaçlar insanlar ile konuşuyor ve hatta dans edebiliyorlarmış. Ormana yürüyüşe gelen kişiler buradaki ağaçların büyüsüne kapılıyor ve hiç gitmek istemiyorlarmış. Bu durum gün geçtikçe daha çok insanın ormanı ziyaret etmesine sebep oluyormuş. Çocukların okul yolu üzerinde olan bu orman adeta etrafa neşe saçıyor çocukların keyifle okullarına gidebilmeleri için onlara eşlik ediyormuş. Ayçin 'de bu çocuklardan biriymiş. Ayçin sessiz , sakin, kimseyle konuşmayan bir çocukmuş. Her gün aynı okul yolunu kullanan Ayçin ağaçların dikkatini çekmiş. Diğer çocuklar güle oynaya okula giderken Ayçin sessiz bir şekilde etrafına dahi bakmadan okula gidiyor ve aynı şekilde eve dönüyormuş. Ağaçlardan biri Ayçin'e seslenerek; Sen Neden arkadaşlarınla beraber yürümüyorsun? deyince , Annen çok doğru söylüyor Ayçin kardeş. Herkes kendi ödevini yapmalı ve daima dürüst olmalıdır. Bundan sonra ben seni asla yalnız bırakmayacağım. Seni çok sevdim. Benimle arkadaş olur musun? dedi. Ayçin bu duruma çok sevindi. Artık onunda bir arkadaşı vardı. Onu anlayan, onu seven birileri vardı. Ağacın teklifini kabul ederek mutluluk içinde okula gitti. Ayçin artık daha mutlu bir şekilde okula gidiyor ve etrafa neşe saçarak evine dönüyordu. Her gün okula giderken göreceği arkadaşının mutluluğunu kalbinde taşıyordu. Derslerinde daha da başarılı olan Ayçin bir gün ormandaki o kahkaha seslerinin kesildiğini eskisi gibi neşenin var olmadığını fark etti. Gözleri ile arkadaşını arayan bu küçük kız, aradığını bulamadan eve gitmişti. Ağaçların hepsi birbirine benziyordu. Ayçin arkadaşını sesinden tanıyordu. Küçük kızın her geçişinde ona seslenen ağaç bu sefer ses çıkarmıyor, dans etmiyordu. Eve geldiğinde çok üzülen Ayçin yemek dahi yemeden direk odasına girdi ve arkadaşını düşünerek uyuya kaldı. Ayçin'in rüyasında ormanda bulunan o neşeli, dans eden ağaçların her biri ağlıyordu. Ayçin uyandığında ne olduğunu anlamaya çalışıyor ama bir türlü bu durumu çözemiyordu. Okul saati yaklaşan küçük kız hızlı bir şekilde kıyafetlerini giyerek okula gitmek için yola çıktı. Ormana yaklaştıkça rüyasındaki gibi ağlama seslerini duyan bu küçük kız neler olduğunu öğrenmek için hızla koşmaya başlamıştı. İşte arkadaşı oradaydı. Ama bir terslik vardı. Gülen arkadaşından eser kalmamış, yapraklarını bükmüş ağlayan bir ağaç duruyordu karşısında. Bizler insanları mutlu etmeye çalışırken, onlar çöplerini buraya atarak bizleri zehirliyorlar dedi. Ayçin o günden sonra her okula gidişinde ve dönüşünde çöpleri topluyor ve insanların çöplerini yerlere atmaması için uyarıyordu. İnsanlar artık daha dikkatli davranmaya başlamıştı. Bunun üzerine ormandaki eski neşe yerine geldi ve ormana Sevgi ve Barış ormanı adı verildi. Bu ormandan geçen her çocuk sevgi nedir o gün öğrendi. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aglayan-cocuk-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkelerin birinde İpek adında bir kız yaşarmış. İpek çok tatlı bir kızmış. Ama ufak bir sorunu varmış. Bütün isteklerini ağlayarak istiyormuş. Birgün annesi İpek'in evde sıkıldığını düşünerek onunla birlikte alışverişe çıkmaya karar vermiş. İpek çok güzel hazırlanıp annesi ile birlikte bir markete gitmiş. Annesi marketten birkaç eşya alınca İpek az ilerdeki reyondaki çikolataları görmüş. Annesine çikolata istediğini söylemiş. Annesi de istediği çikolatadan bir tane alabileceğini söylemiş. İpek hemen reyondan bir çikolata almış. Ama bu sefer de diğer reyondaki bisküviler gözüne çarpmış. Annesine bu sefer de bisküvi alacağını söylemiş. Annesi sadece bir tane alma hakkının olduğunu daha fazla bir şey alamayacağını söylemiş. İpek annesinin bu sözleri üzerine huysuzluk çıkarıp ağlamaya başlamış. Annesi bunun üzerine alışverişini tamamlayamadan marketten çıkmak zorunda kalmış. İpeği uyaran annesi markette ağladığı için diğer insanların rahatsız olduğunu bu yüzden ne kadar zor durumda kaldığını anlatmış ama nafile İpek bir türlü anlamak istemiyormuş. Bu sebepten annesi bir daha markete İpek ile birlikte gitmeyeceğini söylemiş. İpek hiç umursamamış sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyormuş. Ertesi gün mahalledeki arkadaşları İpeği parka oynamaya çağırmışlar. İpek önce salıncakta sallanmış daha sonra kaydırağa binmiş bir diğer arkadaşı da kaydırağa İpekten önce çıkmış. İpek arkadaşına önce kendisinin kayacağını söylemiş ama arkadaşı kabul etmemiş. İlk önce kendisinin geldiğini söylemiş. İstediğini yaptıramayan İpek tekrar ağlamaya başlamış. Arkadaşları İpek'e yanlış yaptığını söyleselerdi İpek onları dinlemiyor ağlamaya devam ediyormuş. O yüzden arkadaşları onunla oynamamaya ve bir daha parka çağırmamaya karar vermişler. Orada da yalnız kalan İpek doğru evine gitmiş. Yine günlerden bir gün İpek'in babası hafta sonu piknik yapmaya gideceklerini söylemiş. Evde hazırlıklar yapılıp, güzel yiyecekler yapılmış. İpek'in annesi ve babası eşyaları arabaya yükleyip yola koyulmuşlar. Mutlu bir şekilde yolda giderlerken İpek arka tarafta değil ön tarafta oturacağım diye tutturmuş. Anne ve babası bunun çocuklar için uygun olmadığını ve tehlikeli olduğunu, bu yüzden izin vermeyeceklerini söylemişler. İpek her zamanki yaptığını yapıp ağlamaya başlamış. Ne annesini ne de babasını dinlemiyormuş. Üstelik onları da üzdüğünün farkına varmıyormuş. Anne ve babası bir türlü susmak bilmeyen İpek yüzünden pikniğe gitmekten vazgeçip eve geri dönmüşler. İpek'e bir daha asla pikniğe gitmeyeceklerini söylemişler. İpek artık ne markete ne parka ne de pikniğe gidebiliyormuş. Yanlış şeyler yaptığını fark eden İpek ağlayarak eline hiçbir şey geçmeyeceğini fark etmiş. Üstelik hem anne ve babasına hem de arkadaşlarını üzdüğünü fark etmiş. Günler sonra artık isteklerini normal bir şekilde istemeye başlamış. İstediği bir şey olmadığında artık ağlamıyormuş. Bunu fark eden anne ve babası İpek'i yine eskiden olduğu gibi markete parka ve daha birçok yere götürmeye karar vermişler. İpek de o günden sonra bir daha asla isteklerini ağlayarak istememeyi öğrenmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için bebek masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aglayan-cocuk/", "text": "Dört halifeden ikincisi olan Hz.Ömer'in halifelik yıllarında Medine'ye yabancı ülkelerden bir kervan gelmiş. Kervan Medine'nin bir alanına konmuş ve geceyi Medine'de geçirmeye karar vermişler. Bunu duyan Hz.Ömer gece saatlerinde şehri dolaşmaya çıkmış. Sokaklarda dolaşırken de sahabelerden Abdurrahman'a rastlamış ve ona kervanı sabaha kadar birlikte beklemeyi teklif etmiş. Bu sayede kervandakiler rahat bir uyku uyuyacaklar ve kervanda bulunan mallar zarara uğramayacakmış. Bunun üzerine Abdurrahman halifenin teklifini kabul etmiş ve kervanın başında beklemeye başlamışlar. O sırada kervandan çok uzakta olmayan bir evden çocuk ağlaması duyulmaya başlamış. Bir süre bu duruma tepkisiz kalmışlar ancak çocuğun sesi kesilmeyince halife evin kapısına gitmiş ve çocuğu susturmalarını istemiş. Ancak çocuk gece boyunca susmamış ve ağlamaya devam etmiş. Hz.Ömer birkaç kere daha kapıya gitse de çocuk bir türlü susmamış. Bunun üzerine Hz.Ömer dayanamayıp evin kapısına bir defa daha gitmiş ve kapıyı açan kadına nasıl bir anne olduğunu ve çocuğu ağlattığını söylemiş. Bunun üzerine kadın çocuğun derdini bilmeden azarlanıyor olmasına kızmış. Bu çıkışa karşılık Hz.Ömer sıkıntının ne olduğunu sormuş. Kadında çocuğu sütten kestiğini ve evde onun yiyeceği bir şey olmadığı için açlıktan ağladığını söylemiş. Ayrıca fakir olduklarını da belirtmiş. Duyduğu sözler üzerine Hz.Ömer çocuğun yaşını sormuş ve daha yaşına girmediğini öğrenince neden çocuğun süt emmesini engellediğini merak etmiş. Bu soru üzerine kadında halife Hz.Ömer'in çocuk sütten kesilmeden aileye fakir maaşı vermeyeceğini bu sebeple de çocuğu sütten kestiğini söylemiş. Duydukları sözler halife Hz.Ömer'i çok üzmüş ve ağlayarak mescide gitmiş. Namazı da ağlayarak kıldırmış ve bu olayın üzüntüsüyle sizin Ömer'inize yazıklar olsun diye sitem etmiş. Yaşadığı elim olay sonrasında da Medine'ye tellal çıkarmış. Hz.Ömer'in emriyle tellal Medine'de erkek ya da kız çocuk doğduğu andan itibaren halifeliğe bildirilmesi gerektiği duyurulmuş. Bu bildiriyi yapan herkese de nafaka verileceğini söylemiş. Ayrıca kimsenin nafaka yüzünden çocuğunu sütten kesmeyeceği bildirilmiş. Halifenin bu kararı üzerine çocuklar Medine'de açlık yüzenden hiç ağlamamış. Nafaka olayının yaşanmasından uzun süre sonra Medine'de kıtlık yaşanmaya başlanmış. Bunun üzerine halife Hz.Ömer adamlarına hemen bin tane devenin kesilmesini ve çıkan etlerinin fakirlere dağıtılmasını emretmiş. Etler Medineli'lere dağıtılmış ayrıca etlerin en güzel yeri de halife için ayrılarak ona yemek yapılmış. Akşam olunca deve eti yemeği halifenin önüne getirilmiş ve bunu göre halife yemeğin nereden olduğunu sormuş. Bunun üzerine kendisine kesilen develerden onun için ayrılan payın yemek yapıldığı bildirilmiş. Hz.Ömer bu cevap üzerine devenin iyi taraflarını kendilerinin yiyip kalan taraflarını fakirlere dağıtmanın kötülüğünden bahsetmiş. Ayrıca önündeki yemeğin fakir bir aileye verilmesini emretmiş. Yemeğin önünden alınmasından sonra yerine getirilen zeytinyağı ve kuru ekmeği yemeğe başlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/agri-dagi-efsanesi/", "text": "Ağrı Dağı Efsanesi günün birinde keçe üzerine ağaç ve güneş işlenmiş çok asil bir at Ahmet'in kapısının önüne gelerek kapının tahta tokmağını kokluyor. Henüz atı kimseler görmezken Sofi ilk görenlerden oluyor. Ata bakan Sofi üzerindeki desen ve motifleri bir yerlerden hatırlamaya başlıyor. Bu motiflerin çevresine kötülük getireceğine inanıyordu. Oymak işaretlerine hakim olan Sofi bir tek atın üzerindeki işaretin ne manada olduğunu çözememişti. Ahmet ise evin içinde çok sevdiği Ağrı Dağı Türküsü'nü dinliyor ve dışarıda olanlardan habersizdi. At ise bu sesten etkilenmiş oda türküyü dinliyordu. Daha sonra Sofi, Ahmet'i yanına çağırıp At hakkında bir şeyler biliyor mu? şeklinde sormaya başladı. Ahmet atı tanımamıştı. Sofi' de haktan yadigar bir at olduğunu dile getirdi. Daha sonra ekledi; Bu atı dağın öteki tarafına 3 kere götürerek eve dönmesini eğer at yine gelirse sahibinin Ahmet olacağını dile getirdi. Şayet atın sahibi Osmanlı Padişahı bile olsa kellesini vermesini ama bu atı vermemesini söyledi. Ahmet atı alıp dağın çevresindeki bayıra bırakarak eve döndü. At ise her seferinde tekrar eve geldi bu olay tam 3 defa tekrarlanarak gerçekleşti. Artık bu güzel at Ahmet'in olmuştu. Ayrıca kimseye vermemek için kendine yemin etmişti. Ahmet atı ahıra sevinçli bir şekilde çekmişti. Sonuç olarak atın sahibi gelirse ne olacaktı, diye kendine sordu. Aradan gel vakit git vakit bir zaman Sofi, Ahmet'in yanına gelerek atın Beyazıt Paşası Mahmut Han'a ait olduğunu söyledi. Verilen fermanda atı getirene tam 5 at ve 50 adet altın ödül verileceğini şayet at birinin ahırında çıkarsa kellesi vurularak idam edileceği yazıyordu. Ahmet ise koşulsuz ve şartsız bu atı vermeyeceğine yemin etti. 1 ay sonra askerler atın Ahmet'te olduğunu öğrendi ve geri istediler. Ahmet ise yemin ederek atı vermeyeceğini halkın verdiği bir hediye olduğunu söyledi. Bunu duyan paşa aşırı sinirlenerek etrafındaki Kürt Beyleri'ni alıp Ahmet'in evine gitmeye koyuldu. Paşa Ağrı Dağı'na vardığında Sofi'den başka kimsecikler yoktu. Ahmet'i bulamayınca Sofi'yi alıp geri döndü. Etrafındaki herkesi görevlendirip Ahmet'i bulmaları için zaman tanıyan paşanın 3 tane çocuğu vardı. Bu çocuklardan Gülbahar çok iyi kalpli ve diğer kardeşlerinden farklı olarak cana yakın bir insandı. Zindana koyulan Sofi'yi görüp olaylara bağlı her şeyi öğrendi. Sofi'yi seven Gülbahar ona sürekli yemekler götürüyordu. Paşa, uzun bir zaman sonra Milan Beyi'ni görevlendirmiş ve Ahmet'i getirmesini istedi. Ahmet bir şekilde ikna olarak saraya gitti. Paşa atın sahibinin kendisi olduğunu ve ona geri vermesini istedi. Fakat Ahmet kendisine hediye gelen bir canlıyı vermeyeceğini dile getirdi. Bunun üzerine zindana atıldı. Sofi ve Ahmet zindanda bir araya gelip daha önce Gülbahar'ın ziyareti ile Sofi'ye verdiği kaval eşliğinde Ağrı Dağı Öfkesi'ni çalmaya başladılar. Ahmet'i bu durumda gören Gülbahar ona karşı bir şeyler hissederek aşık oldu. Bir gece onları kaçırarak bekçi kulesine çıkardı. Gülbahar onların öldürülmesini istemiyordu. Onlara yardım edeceğini dile getirdi. Ertesi gün kardeşinden yardım istedi. Kardeşi Yusuf, korkudan yardım etmedi. Son çare Demirci Hüso'nun olacağını düşündü. Hüso, kabul ederek onu Kervan Şeyhi'nin yanına gidip selamını iletmesini söyledi. Gülbahar ertesi gün idam edilecek Ahmet ve Sofi'yi arka kapıdan kaçırdı. Kaçmalarına izin veren Memo adlı bekçi ise padişahın tüm bu olanları öğrenmesiyle intihar etti. Gülbahar'ın kardeşi ise daha önce korkusuna yenik düşerek yardım etmemiş ve yine korkudan tüm olanları babasına anlatmıştı. Gülbahar ise evden kaçmamış sonunu bekliyordu. Paşa, kızının zindana kapatılmasını istedi. Bunu duyan halk ayaklanarak Beyazıt'a doğru yürüdü. Kalabalık her geçen zaman çoğaldı. Gülbahar'ı zindandan çıkarıp Kervan Şeyhi'nin yanına götürdüler. Ahmet oradaydı. Beraber Hoşap Beyi'nin evine gittiler ve orada çok iyi karşılandılar. Olaylar ise bu zaman diliminde çığırından çıkmış tüm ülkeye yayılmıştı. Mahmut Han ise Ahmet'e bir teklif götürdü eğer ki Ağrı Dağı'nın zirvesine çıkar ve inerse kızı ile evlendirip ayrıca atı onlara verecekti. Ahmet bu teklifi kabul edip yola koyuldu. Ahmet dağa çıkarken büyük bir kalabalık aşağıda onu bekliyordu. Günler sonra inen Ahmet çevreye ve paşaya bir şeyler demeden Gülbahar'ı alıp tekrar çıktı. Gülbahar ise bunun nedenini sordu. Ahmet ise günlerdir sorduğu soruyu bir daha sordu. Beni kurtarmak için zindan bekçisi Memoya ne verdin? deyince Gülbahar tekrar bir şey vermediğini söyledi. Böylece giden Ahmet'i sonsuza dek kaybetti ve bir daha onu asla bulamadı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/agustos-bocegi-ile-karinca-masali/", "text": "Kocaman ormanda ne bir böcek ne de bir solucan. Sonra masalda neler mi olmuş? Gelin birlikte okuyup öğrenelim. Ağustos Böceği, yazın upuzun günleri boyunca boş boş gezer saz çalıp türküler okurmuş. Kış için hiç bir hazırlık yapmaz, elibi bir işe bile sürmezmiş. Karıncaysa, kafasını kullanır, hiç durmadan çalışırmış. Karınca bütün yaz, kara kış için hazırlık yapar, zamanını boşa harcamazmış. Yavaş yavaş yaz bitmeye başlamış ve havalar soğumuş. Bir süre sonra da yaz tamamen bitmiş ve kış gelmiş. Ağustos Böceği ne saz çalabiliyor ne de şarkı söyleyemiyormuş. Çünkü çok açmış ve soğuktan titriyormuş. Ağustos Böceği bütün yaz saz çalıp şarkı söylerken, karınca durmadan çalışmış ve kış için br sürü yiyecek toplamış. Ağustos Böceği, karıncanın bütün yaz çalışıp yemek biriktirdiğini hatırlamış. Karıncanın ona yardın edeceğini düşünüp yemek istemeye karar vermiş. Ormanın içinden aç ve soğuktan üşüyerek yürüyüp karıncanın yuvasına ulaşmış. Karınca yuvasından çıkınca soğuktan tir tir titreyen Ağustos Böceğini karşısında görmüş ve ona dönüp; Ağustos böceği neden geldin ne istiyorsun benden demiş. Evimde hiç yiyeceğim yok, dışarısı da çok soğuk. Bana yiyecek bir şeyler verirsen, sana yemin ederim ki yazın fazlasıyla sana geri ödeyeceğim. demiş. Neden yiyecek bir şeyin yok. Kocaman yaz boyunca ne yaptın? demiş. Ağustos Böceği utançtan başı önünde, cevap vermiş: Yaz boyunca saz çalıp, şarkılar okudum demiş. Karınca bu cevaba çok kızmış. Bütün yaz saz çalıp şarkı söylediysen, şimdide oyna bakalım demiş ve yuvasının kapısını sertçe kapatmış. Ağustos Böceği aç ve soğuktan titreyerek geri dönerken, keşke bütün yaz saz çalıp şarkı söylemeseydim. Şimdi evimde bir sürü yiyeceğim olurdu demiş. Ve bir daha bütün yazı saz çalıp şarkı söyleyerek boş geçirmeyeceğine yemin etmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/agustos-bocegi-ve-karinca/", "text": "Zamanın birinde bir ağustos böceği ile bir karınca yaşarmış. Keyfine oldukça düşkün olan ağustos böceği saz çalar, şarkı söyler ve tüm vaktini eğlenerek geçirirmiş. Bütün bir yazı şarkı söyleyerek geçiren ağustos böceği kışın gelmesi ile birlikte zor günler geçirmeye başlamış. Kış gelince havalar soğumuş ve yağmurlar başlamış evinde hiç yiyeceği bulunmayan ağustos böceği hem üşümüş hem de karnı çok acıktığı için şarkı söyleyemeyecek kadar halsiz kalmış. Çünkü bütün bir koca yazı şarkı söyleyip eğlenerek geçiren ağustos böceği kış için hazırlık yapmamış. Oysa komşusu karınca ise, o keyif içinde gününü gün ederken sürekli çalışmış ve tüm yaz boyunca kış mevsimi için hazırlıklar yapmış. Soğuktan tir tir titreyen ağustos böceğinin aklına hemen karınca gelmiş ve apar topar komşusu karıncanın kapısına gelerek ödünç yiyecek almak istemiş. - Karıncadan ödünç yiyecek isterim yaz ayı gelince de tekrar öderim demiş. Karıncanın kapısını çalmış. Karınca kapıyı açınca karşısında soğuktan üşümüş üstelik de aç olan ağustos böceğini görmüş. - Bir şey mi istiyorsun ağustos böceği, demiş. - Karınca kardeş havalar çok soğudu ve karnımda çok aç, ancak evimde yiyecek hiç bir şey yok bana borç olarak yiyecek bir şeyler verir misin? Söz veriyorum borcumu öderim, diyen ağustos böceğine, karınca; - Neden yiyecek bir şeyin yok bütün bir yaz boyunca ne yaptın sen demiş. - Ağustos böceği oldukça utangaç bir tavırla - Başını önüne eğerek ben saz çaldım, şarkı söyledim, ancak kış için bir hazırlık yapmadım demiş. Ağustos böceğinin bu sözleri üzerine oldukça sinirlenen karınca; - Koca bir yaz şarkı söyleyip saz çalarak geçirdiysen şimdi de bol bol oyna o zaman demiş ve ağustos böceğinin suratına kapıyı kapatmış. Kedi bir fare ile tanıştı ve uzunca bir süre fareyle birlikte yaşamaya, birlikte evde kalmaları konusunda anlaştılar. Ama kış için bir karar vermeliyiz, yoksa açlık çekeriz dedi kedi; Ve sen, küçük fare, her yere giremezsin, yoksa bir gün bir tuzağa yakalanırsın. İyi tavsiyeler takip edildi ve bir yağ kabı satın alındı, ancak nereye koyulacağını bilmiyorlardı. Uzunca bir süre sonra, kedi şöyle dedi: Kilisede olduğundan daha iyi saklanacağı bir yer bilmiyorum, çünkü hiç kimse oradan uzaklaşmaya cesaret edemez. Onu sunağın altına koyacağız ve ona gerçekten ihtiyacımız olana kadar dokunmayacağız. Yani kap güvenlik altına alındı. ama kedinin onun için büyük bir özlem duyması çok uzun sürmedi ve fareye şöyle dedi: 'Sana bir şey söylemek istiyorum, küçük fare; kuzenim dünyaya küçük bir oğul getirdi ve benim vaftize katılmamı istedi; Bugün çıkmama izin ver, ve evine kendin bak. ' 'Evet, tamam' diye cevap verdi fare,' her şeyin yolunda giderse ve eğer yemek için çok iyi bir şey alırsan, beni düşün. Bir damla tatlı kırmızı vaftiz şarabından bende hoşlanırım' dedi. Ancak bütün bunlar doğru değildi; kedinin kuzeni yoktu ve vaftiz annesi olması istenmemişti. O doğrudan kiliseye gitti, çömleği çaldı ve yalamaya başladı. Sonra şehrin çatılarına doğru yürüyüşe çıktı, fırsatlara baktı, ve kendini güneşe doğru uzattı, yağ kabını düşündüğünde dudaklarını yaladı. 'Eh, işte yine buradasın,' dedi fare, 'Hiç şüphe yok ki mutlu bir gün geçirdin.' 'Her şey yolunda gitti' diye fareye cevap verdi kedi. 'Çocuğa hangi ismi verdiler?' 'Top kapalı!' dedi kedi. 'Top kapalı!' 'bu çok garip ve nadir bir isim, ailenizde normal olan bu mu?' 'Bu ne anlama geliyor?' diye sordu kediye. Çok geçmeden kedi tekrar oraya gitmek istedi ve fareye şöyle dedi: 'Bana bir iyilik yapmalısın ve evi bir gün yalnız başına idare etmelisin. Tekrar kiliseye gitmem istendi. İyi fare bunu kabul etti. Bir süre sonra kedi yine gitmek istedi ve fareye 'bütün güzel şeyler üçte geçer' dedi, 'Tekrar vaftiz edeyim. sen gitmeme izin vereceksin, değil mi?' dedi. 'Sen evde otur, dedi kedi, koyu gri kürkünle ve uzun kuyruğunla, çünkü gündüz dışarı çıkmıyorsun. Kedinin yokluğunda fare, evi temizledi ama açgözlü kedi tamamen yağ kabını boşalttı. 'Her şey yenildiğinde, birileri huzur bulur' Kendisine böyle söyledi ve eve hemen dönmedi. Fare üçüncü çocuğa hangi ismin verildiğini sordu. Seni diğerlerinden daha fazla memnun etmeyecek, dedi kedi. 'All-gone' denir. 'All-gone', dedi fare, bu en şüpheli isim! Onu hiç görmedim. Hepsi gitti; Bu ne anlama geliyor?' ve başını iki yana salladı. Bu zamandan sonra hiç kimse kediyi vaftiz olmaya davet etmedi, ama kış geldiğinde ve dışarıda bulunacak bir şey kalmadığında, fare onların kararını düşünerek şöyle dedi: Haydi, kedi, bizim kendimiz için sakladığımız yağ kabını alalım bundan mutlu olacağız. 'Evet,' diye cevap verdi kedi ve yola çıktılar, ama geldiklerinde, yağ kabı hala yerindeydi, ama boştu. 'Eyvah!' dedi fare, 'şimdi ne olduğunu gördüm. Sen vaftiz babasının yanındayken hepsini yuttun.' 'Dilini tutar mısın, 'diye bağırdı kedi' bir kelime daha edersen, seni yerim.' Kedi onun üzerine atladı, yakaladı ve onu yuttu. Bir zamanlar köyün birinde ormanın hemen içinde bir çiftçi yaşıyormuş. Çiftçinin büyük ve eski elma ağacı olan, çeşitli bitkilerle kaplı bir güzel bahçesi varmış. Çiftçi çok önceleri küçük bir çocukken, zamanının pek çoğunu bahçelerindeki elma ağacıyla oynayarak geçirirmiş. Elma ağacı eski zamanlarda fazla miktarda elma verirmiş. Ancak zaman geçtikçe elma ağacı da yaşlanmaya başlamış ve elmaları azalmış. Zamanla çiftçi ağaçtan elma alamaz olmuş ve ağacı kesmeye karar vermiş. Ağacı keserek yerine güzel bir mobilya yapmak istemiş. Ağaç çok yaşlı olduğu için ağacı iyileştirmenin mümkün olmayacağını anlamış ve keserek yerine harika mobilyalara sahip olacağını düşünmüş. Küçük bir çocukken, oyunlarının tamamını burada ağacın tepesinde geçirdiğini bir anda unutmuş. Meyve vermeyen elma ağacı şimdilerde küçük hayvanlara ev sahipliği yapıyormuş. Bu hayvanlar ise sincap, serçeler ve çok çeşitli kuş ve böceklermiş. Çiftçi ağacı kesmek için baltasını aldığında, bu ağacı evi gören tüm küçük hayvanlar telaşlanmaya ve korkmaya başlamış. Hepsi birlik olup, çiftçiye evlerini yıkmaması için yalvarmaya başlamış. Lütfen ağacımızı, evimizi kesmeyin. Bu ağacın altında siz küçükken, beraber oynardık. Bu ağaç, bizim evimizdir. Kesilirse başka gidecek bir evimiz yok. Çiftçi, hayvanların konuşmasına aldırış etmeden ağacı kesme kararı almış. Tam baltasını kaldırdığı anda hayvanlar arasında kargaşa büyümüş. Lütfen evimi yıkmayın. Yıkıp beni ve çocuklarımı parçalamayın. demiş. Ardından küçük kuşlar da çiftçiye ağlayarak, yalvarmaya başlamış. Çekirge ise çiftçinin ayaklarına dolanmış ve evinin yıkılmasını istemediğini söylemiş. Tüm bu yalvarmalara rağmen çiftçi çocukluğunu ve en iyi arkadaşları olan hayvanları unutmuş. Ağacı her vurduğundan daha sert şekilde doğramaya başlamış. Tüm küçük ve yalvaran hayvanlar çaresiz kalmışlar. Bu küçük hayvanlar evlerinden ayrılmamak için elma ağacını her ne pahasına olursa olsun korumak istemişler. Küçük hayvanlar kimden yardım istediler ise olmamış. Çiftçi çocukluğunda oynadığı elma ağacını parçalamaya devam etmiş. Çiftçi ağacı parçalarına ayırırken bir anda parlak bir şey fark etmiş. Bu parlak şeyin bir bal dolu kovan olduğunu anlamış. Balı biraz tadan çiftçi bir anda balın tadı ile içindeki küçük çocuğu uyandırmış. Çocukluk anılarını hatırlayan çiftçi, haykırarak; Çiftçinin sevinçten değişimini fark eden hayvanlar, çiftçiyle tekrar konuşmaya başlamışlar. Arı, her zaman tatlı bir bal vereceğini söylemiş, sincap, kuruyemişleri paylaşacağını söylemiş. Sonunda çiftçi ikna olarak baltasını indirmiş. Ağacın kendisine pek çok fayda sağladığını ve güzel hayvanlara ev sahipliği yaptığını düşünmüş. Bu ağacı kesinlikle kesemeyeceğime söz veriyorum. Hepinizden özür diliyorum, artık hepiniz ağaçta huzur ve uyum içinde yaşayabilirsiniz. demiş. Tüm hayvanlar arıya teşekkür ederek, mutlu bir şekilde evlerinde yaşamaya devam etmişler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/agustos-bocegi-ve-minik-tirtilin-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, yemyeşil kırlarda yaşayan Minik Tırtıl ile ağustos böceği varmış. Her gün birlikte oynar, dans eder ve şarkılar eşliğinde güzel zamanlar geçirirlermiş. Birlikte çiçekten bir çiçege gezerlermiş. Minik Tırtıl artık büyümeye başladıkça, üzerinde garip dikenler oluşmaya başladığını hissetmiş. Bunu gören ağustos böceği arkadaşıyla alay edermiş. Minik Tırtıl bu durumda dolayı üzülür, ama arkadaşını çok sevdiği için bir şey diyemezmiş. Alaycı ağustos böceği, arkadaşını umursamadan saz çalar ve şarkı söylermiş. Minik tırtıl, bu yaşananlardan dolayı çok üzgünmüş. Tırtılın kendini gösterebileceği bir becerisi yokmuş. Büyüdükçe bu duruma üzülür, keşke ben de ağustos böceği gibi olsaydım der, bunun için yaşlar dökermiş. Bunu gören ağustos böceği arkadaşına teselli vermeye başlamış. Ağustos böceği, seni her halinle seviyorum. Özür dilerim, demiş. Bir gün Minik Tırtıl kendini hasta hissetmiş. Arkadaşına üzülen arkadaşı başında nameler yakarak ona yardım etmeye çalışmış. Ama Minik Tırtıl iyi olacağına, daha da kötü olmuş. Ağustos böceği ne yapacağını bilemez halde başında beklerken, minik arkadaşına bir şeyler olmaya başlamış. Minik Tırtıl derin bir uykuya geçmiş Vefalı ve vicdanlı ağustos böceği, arkadaşını hiç yalnız bırakmamış. Ona şarkılar söyler ve uyanmasını beklermiş. Bir dolunay gecesinde göküyüzüne bakarak şarkılarını söylerken ağustos böceği, Minik Tırtılın hareket etmeye başladığını görmüş. Ağustos böceği Minik Tırtılın yanından ayrılmadan beklemiş. Sabah olduğunda arkadaşı Minik Tırtılın kelebek olduğunu görmüş. Gün yükseldikçe, Minik Tırtıl masmavi gökyüzü içinde, kırmızı ve yeşil benekli bir kelebek olmuş. Minik Tırtıl artık mavi bir kelebek olmuş. Kanatlarıyla göğe yükselen Mavi Kelebek, çok mutlu olmuş. Bunu gören arkadaşı onun için sevinmiş, fakat arkadaşı gidecek diye mutsuz olmuş. Ama Mavi Kelebek arkadaşından ayrılmamış. Ömür boyu dostlukları bitmemiş. Arkadaşı Saz çalarken, minik kelebek ise göklerde kanat çırparmış. Onların dostluğunu gören diğer hayvanlar ise bitmek bilmeyen dostluklarını ve eğlencelerini kıskanırmış. Herkese ve her şeye rağmen onların dostluğu hep devam etmiş ve birbirleri sevmekten hiç ama hiç vazgeçmemişler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ak-buyucu-kara-buyucuye-karsi-masali/", "text": "Uzun zaman önce, büyülü diyarların derinliklerinde, iki güçlü büyücü dünyanın kaderini belirlemek için karşı karşıya gelmişti. Ak büyücü, doğanın güzellikleriyle uyumlu ve iyilik dolu büyüler kullanıyordu. Kara büyücü ise karanlık güçlerin hükmettiği, acımasız ve hırslı bir büyücüydü. Ak büyücü, diyarlarına barış ve huzur getirmek için büyülerini insanların iyiliği için kullanıyordu. Kara büyücü ise gücü ve kontrolü elinde tutmak için karanlık büyüler yaparak korku ve kaos yayıyordu. Zamanla, kara büyücünün kötülüğü arttı ve diyarlar yavaşça karanlığın pençesine düştü. Ak büyücü, masum insanların ve doğanın çektiği acıyı gördükçe kararlılığı arttı ve kara büyücüye karşı durmaya karar verdi. Büyülü savaş başladığında, ak büyücü gücünü doğadan ve iyilikten alıyordu. Her adımında, etrafındaki dünyayı güzellikle dolduruyordu. Kara büyücü ise kötü niyeti ve hırsıyla karanlık güçleri kullanıyordu. İkisi arasındaki çatışma giderek şiddetlendi. Ak büyücü, insanları ve doğayı korumak için tüm gücünü ortaya koydu. Onun sevgi dolu ve güçlü büyüleri, kara büyücünün karanlık güçlerine karşı direniyordu. Kara büyücü ise öfkesi ve hırsıyla ak büyücüyü yok etmeye çalışıyordu. Ancak, ak büyücünün içindeki sevgi ve kararlılık, onu güçlendiren en büyük silahtı. Her saldırıya güzellikle karşılık veriyor, dünyayı korumak için savaşıyordu. Kara büyücü ise karanlığın pençesine daha da batıyordu. Sonunda, büyülü savaşın en yoğun anında, ak büyücü kararlılığı ve sevgisiyle kara büyücüye son bir büyü yaparak onu durdurdu. Kara büyücü, kendi karanlık güçleri tarafından etkilenerek kendi karanlığına hapsoldu. Diyarlar, ak büyücünün zaferiyle kurtulmuştu. Sevgi ve iyilik, tekrar hakim oldu ve insanlar, doğa ve diğer yaratıklar mutlu bir şekilde bir arada yaşamaya başladı. Ak büyücü, insanlar arasında efsanevi bir kahraman olarak anılmaya başladı ve onun gücü, diyarlara sonsuz bir huzur getirdi. Böylece, ak büyücü ve kara büyücü arasındaki büyülü savaş sona ermişti. İyilik, kötülüğe karşı zafer kazanmış ve diyarlara barış gelmişti. Ak büyücü, her zaman sevgi ve iyilikle hatırlanacak, kara büyücü ise kötülüğün sonunu getiren büyülü savaşın bir hatırası olarak kalmıştı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akil-okulu-hikayesini-oku/", "text": "Akıllı aynacık her gece sahibine masallar anlatırmış. Masal dinlemeyi çok seven sahibi ise her gün anlatılan masalları şaşkınlıkla dinlermiş. Gecenin birinde aynacık güzel mi güzel bir masal anlatmaya başlamış. Bu masal minik bir kasaba olan Yitan'da geçiyormuş. Minik kasabada dilden dile dolaşan haberler çıkmış. Şirin başkentte bir akıl okulu bulunuyormuş. Kim ki akıl okuluna giderse ona akıl öğretilirmiş. Bu haber gün geçtikçe dilden dile yayılmış. Şehirde yaşayan zengin mi zengin bir adam da bu haberi duyunca katıla katıla gülmeye başlamış. Ve demiş ki: Bu adam o kadar zenginmiş ki gerek duymadığı için evlatlarının hiç birini okutmamış. Nede olsa para çok okuyup da ne yapacaklar diye düşünmüş. Onlara hep şu sözleri söylermiş: Şükürler olsun ki küp küp altınımız, çuval çuval paramız var. Ancak daha da çok paramız olmalı daha da güçlenmeliyiz. Ancak çocuklarından birisi bu sözlere inanmıyormuş. Günün birinde dayanamayıp babasına demiş ki: Adam şaşırmış. Bu laf hiç aklından çıkmıyormuş. Demek paranın da almayacağı şeyler var demiş içinden. Ney ki bu akıl okulu diye düşünmüş durmuş. Sonunda dayanamamış bu akıl okulunu görmem lazım yoksa meraktan öleceğim demiş. Tüm hazırlıklarını yapmış, koyulmuş yola. Günlerce hatta aylarca yol kat etmiş. Yolda bir yaşlı adam görmüş. Öyle yavaş gidiyormuş ki adam bu haline acımış. Biraz daha yaklaşınca yaşlı amcanın kör olduğunu da fark etmiş. Daha da içi burkulmuş ve yanına yaklaşmış. Ey yolcu, nereye gidiyorsun? Demiş. Başkente gidiyorum. Diye cevap vermiş yaşlı adam. Bende başkente gidiyorum. Gel benim atıma bin yorulmuşsundur. Demiş adam. Ve yaşlı adamı atına bindirmiş. Bir günlük yol sonunda başkente varmışlar. İşte başkente geldik, burada inebilirsin. Demiş adam. Ancak yaşlı adam meydana kadar bırakmasını rica etmiş. Adam da kabul edip meydana kadar götürmüş. Biraz sonra meydana gelince başlamış yaşlı adam bağırmaya. İmdat. Bana yardım edecek kimse yok mu? Bu adam atımı çalmaya çalışıyor. Lütfen bu zavallıya yardım edin. Varım yokum bir atım var. Yaşlı adamın feryat figan bağırmasına koşmuş bütün insanlar. Bakmışlar adam kör onun o zavallı haline acımışlar. Adama kızmaya başlamışlar. Yaşlı adamcağızın atını çalmaya utanmaz mısın? Yazık sana, tüh. Diye herkes yaşlı adamı tutmuş. Adam olan biteni anlatsana ona kimse inanmamış. Sonunda bu ikisini şehrin hakimine götürmüşler. Hakim önce yaşlı adamı dinlemiş ardından bizimkini. Ve kararını bildirmeden önce bir baytar, bir nalbant ve bir de saraç çağrılmasını istemiş. Kimse bu üç kişinin ne için çağrıldığına anlam verememiş. Kısa bir zaman sonra bu çağrılanlar gelmişler hakimin karşısına. İlk baytar ile konuşmuş. Ata bak. Bu at hangi memlekete ait olabilir. Diye sormuş. Baytar ise hiç düşünmeden cevabını vermiş. Fazla düşünmeye gerek yok hakimim. Bu at buralardan değil Yitan bölgesine aittir. Demiş. Adam duyduklarının karşısında şaşmış kalmış. Sırada nalbant varmış. Onu da içeri almışlar. Ata bak bakalım, sence bu at nerede nallanmış? Nalbant şöyle bir incelemiş ve demiş ki: Bu at burada nallanmamış. Bizim buralarda böyle at nallanmaz. Yitan yöresine benziyor. Son olarak saraç gelmiş ve hakim atın koşumlarını sormuş. Saraç ise hiç düşünmeden: Hakimim bu atın koşumları Yitan yöresine aittir. Demiş. Tüm bunların üzerine hakim atın gerçek sahibine dönerek: Sen atını alıp gidebilirsin. Yaşlı adama gelince o gereken cezayı alacak meraklanma. Demiş. Ancak adam şaşkınlık içinde öylece kalakalmış. Bu hakim tüm bunları nasıl akıl etti demekten kendini alamamış. Hakim de ihtiyara inanacak diye düşünürken nelerle karşılaşmış. Merakına yenik düşerek hakime dönmüş ve demiş ki: Hakimim beni affedin ama siz bu olayı nasıl çözdünüz? Bu işin nasıl çözüleceğini nereden öğrendiniz? demiş. Hakim gülerek cevaplamış bu şaşkın soruyu. Ben ve burada çalışan herkes akıl okulunu bitirdik. Her şeyi de orada öğrendik. Akıl okulunda doğrunun ve iyinin nasıl bulunacağı öğretilir. Demiş. Adam böylece başından beri sorduğu tüm soruların cevabını almış olmuş. Demek ki akıl okulu boşuna değilmiş diye düşünmüş. Akıl okulunu görüp öğreneyim derken yaşayarak öğrenmiş. Hemen düşmüş yollara memleketi Yitan'a dönmüş. Yaşadıklarını oğullarına ve çevresine anlatmış. Sonrasında ise onlara tüm çocukları akıl okuluna göndereceğini bildirmiş. Tüm servetimi çocuklar akıl okuluna gitsin diye harcarım demiş ve bu olaydan gereken dersi çıkarmış. Demek ki akıl herkeste varmış ama önemli olan bu akılı kullanabilmek. Aklı kullanmanın yolu ise eğitimmiş. Ömrünün sonuna kadar çocukların akıl okuluna gitmesi için varını yokunu harcamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akilli-coban-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak köylerden birinde küçük, akıllı ve çok iyi kalpli bit çoban yaşarmış. Çobanın yaşadığı yer o kadar güzelmiş ki orayı çok severmiş. Her yer yemyeşilmiş. Küçük çoban o kadar akıllıymış ki herkese çok değişik cevaplar verirmiş ve büyük bir şaşkınlık yaratırmış. Bir gün kral ki ya köylerden birinde çok zeki bir çoban olduğunu duymuş ve onu görmek istemiş. Küçük çoban aradan biraz zaman geçtikten sonra, kralın huzuruna gelmiş. Kral çobana üç tane soru soracağını söylemiş. Çoban biraz şaşırmış. Ama kendine de güveniyormuş. Kral eğer sorulara doğru cevap verirse, kendisini devlet işinde önemli bir yere getireceğini söylemiş. Sarayda yaşayacaksın demiş. Çoban bu duruma çok heyecanlanmış ve soruları beklemeye başlamış. Kral çobana dünyadaki denizlerde kaç damla su olduğunu sormuş. Tabi ki küçük çobanın, bu soruya cevabı hazırmış. Bunu net olarak öğrenebilmek için, bulutları takip etmek, ayrıca doğal su kaynaklarını bulmak gerekiyor, demiş. Bulutlardan damlayan yağmur suları denizlere dökülür be doğal su kaynakları kontrol edilmez ise denizler de ne kadar su damlası olduğunu öğrenmek, pek de mümkün olmaz demiş. Kral herhangi bir yorum yapmadan, diğer sorusuna geçmiş. Diğer bir sorusu ise evrendeki sonsuzluğun ne kadar olduğu ile ilgiliymiş. Küçük çoban heyecanla bu soruyu da cevaplamış. Küçük çoban Kafdağı' nin yüksekliği ve derinliği 1 saat demiş. Anka Kuşu Kafdağı'na bilindiği üzere yüz yılda bir kere gelir demiş. Daha ulaşan Anka kuşu gagalamaya başlar ve gagalama bittiğinde, 1 saniye geçer demiş. Evrendeki sonsuzluğunda bir saniyesi geçer, bu durumda demiş. Küçük çobanın verdiği bu cevapta kralı çok şaşırtmış ve hemen son sorusuna geçmiş. Kral son sorusunda gökteki yıldızlarının sayısını sormuş. Küçük ama çok zeki olan bu çoban, bu soruyu cevaplamak için, bir kağıt kalem istemiş. Hemen verilmiş. Kağıdın üzerine noktalar atmaya başlamış. Noktalar bir süre sonra sayılamaz hale gelmiş. Kaç kişi baktıysa da kimse noktaları sayamamış. Küçük çobanın bu soruya cevabı da çizdiğim noktalar kadar gökyüzünde de sayılamayacak kadar yıldız var, olmuş. Kral bu cevabında ardından bir cevap vermek için, düşünmüş. Kral küçük ve akıllı çobanı hem çok sevmiş, hem de çok zeki bulmuş. Ona aferin demiş. Sorduğu sorulara aldığı cevapların hepsinin, doğru olduğunu söylemiş. Ülkede öne çıkan bir şahıs olacağını belirtmiş. Küçük çoban divan üyesi olmuş. Aradan yıllar geçmiş, sarayda çok önemli bir mevkiye gelmiş. Kralın huzuruna çıktığı o günden sonra, hayatı çok değişmiş. Ne kadar güzel bir hayat yaşasa da çobanlık yaptığı köyü unutamıyor, ara sıra gidip, ağaçların altında vakit geçiyormuş. Hayatı boyunca geldiği yeri hiç unutmamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akilli-kaplumbaga-pamuk-ve-mavis-orman-macerasi/", "text": "Bir zamanlar huzurlu bir ormanda Pamuk adında küçük yeşil bir kaplumbağa yaşardı. Yavaş temposu ve bilge doğasıyla tanınırdı. Pamuk çevresini keşfetmeyi ve yol boyunca yeni arkadaşlarla tanışmayı severdi. Güneşli bir sabah Pamuk ormanın derinliklerine gömüldüğü söylenen gizli bir hazineyi bulmak için büyük bir maceraya atılmaya karar verdi. Meraklı gözleri ve kararlı kalbiyle yola koyuldu. Pamuk ormanın derinliklerine doğru ilerlerken Maviş adında yaramaz bir sincapla karşılaştı. Maviş şakacı doğasıyla tanınıyordu ve her zaman bir tür yaramazlığın peşindeydi. Pamuk'un arayışını merak eden Maviş macerasında ona katılmaya karar verdi. Pamuk ve Maviş düşmüş kütüklerin üzerinden atladılar, çalıların altında süründüler ve yüksek ağaçlara tırmandılar. Yol boyunca onları hazineyi bulmaktan caydırmaya çalışan çeşitli orman yaratıklarıyla karşılaştılar. Pamuk'un dayanıklılığı ve Maviş'in kurnaz numaraları karşılaştıkları her engelin üstesinden gelmelerine yardımcı oldu. Günlerce süren aramalardan sonra ikili binlerce elmas gibi parıldayan pırıl pırıl bir göle rastladı. Gölün ortasında gökyüzüne değen dalları olan muhteşem bir antik ağaç duruyordu. Söylentiye göre hazine ağacın yakınında bir yerde saklanmıştı. Pamuk ve Maviş minik bedenlerinde heyecanla yüzerek gölün karşısına geçtiler ve kadim ağaca ulaştılar. Yüksek ve alçak yerleri aradılar yumuşak toprağı kazdılar ve hatta zor hazineyi bulma umuduyla ağaç dallarına tırmandılar. Tam pes etmek üzereyken Pamuk ağacın köklerinin altına gizlenmiş tuhaf bir taş fark etti. Dikkatlice kaldırdı ve orada küçük bir oyuğa yerleştirilmiş ışıltılı bir altın anahtar vardı. Anahtarın hazinenin gizli saklanma yerini açması gerektiğini fark ettiler. Anahtar ellerindeyken Pamuk ve Maviş hazineyi bulmak için ormana geri döndüler. Anahtarın eski ağaçlara kazınmış gizemli sembollerini takip ettiler yosunlu köprüleri geçtiler ve gizli bir açıklığa ulaşana kadar mağaralarda süründüler. Açıklıkta renkli değerli taşlarla kaplı ve büyü ile parıldayan büyülü bir sandık keşfettiler. Ormanı açtıklarında yanlarında altın ya da mücevher değil çok daha değerli bir şey taşıyan bir parıldayan ışık patlaması ormanı doldurdu. Pamuk adlı küçük yeşil kaplumbağa herkese hayattaki gerçek hazinelerin her zaman göründüğü gibi olmadığını öğretti. Yavaş temposu ve bilge doğasıyla dinleyen herkese en büyük maceraların bir hikayenin sayfalarında bulunabileceğini hatırlattı. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akilli-papagan-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanda yaşayan bir papağan varmış. Bu papağanın gagası ve kanatları çok güzelmiş. Küçük kardeşi de onunla birlikte yaşarmış. İki kardeş ormanda mutlu bir şekilde yaşayıp giderlermiş. Bir gün ormana yaşlı bir avcı gelmiş. Papağan kardeşleri görünce, - Bu papağanlar çok güzel bunları yakalayıp krala götürmeliyim demiş. Papağanları yakalamak için ince ağlardan bir tuzak kurmuş. Kısa süre içerisinde papağan kardeşler tuzağa düşmüş. Papağanları bir kafesin içine koyup doğru kralın yanına gitmiş. - Kralım bu çift papağanları güzelliklerinden dolayı sizin için yakaladım. Sarayınıza güzellik katacaklar demiş. Kral bu güzel papağanları görünce çok mutlu olmuş. Avcı için ödül olarak bir kese altın vermiş. Papağanlar için altın bir kafes yaptırmış. Hizmetçilerine onlara iyi bakmalarını emretmiş. Sarayda papağanlara çok iyi bakılmış. Onlara önemli kuş muamelesi yapılmış. En taze meyve ve sebzeler verilmiş. Bir anda herkesin ilgi odağı olmuşlar genç prens bile onlarla oynamaya geliyormuş. Papağanlar saraydaki bu hallerinden oldukça memnunlarmış. Buraya getirilmelerinin çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorlarmış. Bir gün yaşlı avcı saraya bir maymunla gelmiş. Kral bu eğlenceli hareketleri olan maymunu görünce çok sevmiş. Maymun kısa süre içerisinde herkesin ilgi odağı olmuş. Maymunun gelişiyle papağanlar bir anda unutulmuş. Artık eskisi gibi taze meyve ve sebze bulmayı bırak azıcık yemeyi bile zor veriyorlarmış. Büyük papağan çok akıllıymış. Kardeşini teselli vermiş. - Merak etme kardeşim bu dünyada hiçbir şey kalıcı değildir. Kötü günler geçinceye kadar sabret demiş. Günlerden bir gün maymun gösteri yaparken bir anda prensin üstüne atlayıp onu korkutmuş. Prensim çığlıklarını duyan askerler hemen maymunu yakalamış. Maymuna sinirlenen kral onu ormana geri götürmelerini emretmiş. Maymun gittikten sonra papağanlar yine eskisi gibi el üstünde tutulmaya başlanmışlar. Onlara güzel yemekler ve meyveler ikram edilmiş. Tekrar herkesin ilgi odağı haline gelmişler. Akıllı papağan kardeşine hiçbir derdin kalıcı olmadığını, başımıza gelen olumsuzluklardan bunalıma girip üzülmemize gerek olmadığını öğütlemiş. Küçük papağan ise abisinin sayesinde her sıkıntıya sabretmeyi öğrenmiş. Daha fazla uyku masalları için 7 yaş masalları kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akilsiz-karga-ile-kartal-masali/", "text": "Ormanın derinliklerinde kocaman bir kartal derenin yanındaki çayırda otlayan bir sürü görmüş. Sürünün içindeki en güzel kuzuyu gözüne kestirip yakalamış. Havada süzüle süzüle kuzuyu götürürken Bunu gören ve karnı çok acıkmış olan bir karga kendi kendine söylenmeye başlamış. Kaç gündür ağzıma lokma girmedi. Açlıktan öleceğim öyle açım ki keşke ben de şu sürüden bir kuzu kaçırsam ne olur sanki demiş. Karga biraz düşündükten sonra planını hayata geçirmeye karar vermiş. Ağzı iyice Sulan karga havada yeni iş geniş daireler çizerek sürünün içinde en güzel kuzuyu seçmeye çalışmış. Havada Bir o yana bir bu yana doğru süzülen karga gözüne kestirdiği kuzuyu havalandırmak için sırtına yapışmış. Fakat küçük karganın pençeleri çok kuvvetli olmadığı için bu işi hiç becerememiş. Akılsız karga bir o yana bir bu yana doğru çırpınarak kuzuyu havalandırmaya çalışırken, kuzuların başındaki çoban bu durumu fark etmiş. Koşarak az ilerdeki ağaçtan kalın bir dal koparıp kargaya vurmaya başlamış. Karga hem dayak yiyor hem de kuzudan bir türlü vazgeçmiyormuş. Bir o yana savruluyor bir bu yana savruluyormuş. Karga artık daha fazla dayanamamış yediği sopalardan baygın bir halde yere serilmiş. Çoban kargayı yakalayıp büyük bir kafesin içine kapatmış. Bir yandan da söyleniyormuş. Seni akılsız karga kendini kartal mı sandın sen kocaman kuzuyu nasıl kaldıracaksın demiş. Şimdi seni kafede kapatayım da aklın başına gelsin demiş. Karga kendine gelince bir kafesin içinde olduğunu fark edip bir o yana bir bu yana çarpıp kaçmaya çalışmış. Ama bir türlü çıkamamış. Böylece başaramayacağı işe burnunu sokan akılsız karga hayatının sonuna kadar kafeste kapalı kalmış. Hay benim akılsız kafam kendini Kartal sanırsan olacağı o kendim ettim kendim buldum demiş. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akrep-olayi/", "text": "Makbule dört- beş yaşlarındaydı. Bir gün çiftliğin duvarında akrep görmüş ve çok korkmuş. Mustafa abi, koş, duvarda aprek var, diye bağırıyordu. Ben koşarak Makbule'nin yanına vardım. Parmağıyla işaret ettiği yerde bir akrep duruyordu. Yerden taş alarak akrebi ezdim. Makbule'nin elinden tutarak annemin yanına götürdüm. Annem, ne olduğunu sordu. Ben de olanları anlattım. Annem çok korktuğu için, Makbule'ye su içirdi. Daha sonra yatağına yatan Makbule derin bir uykuya daldı. Kız kardeşim Naciye çok konuşkandı ve hatırı sayılır derecede önemli olaylardan bahsederdi. Bir gün öyle bir hikaye anlatmıştı ve ben hayretler içinde kalmıştım. Çobanın biri, dağda koyun otlatıyormuş. Koyunlar da çokmuş, sürüde en azından beş yüz koyun varmış ve bir ucu ilerdeki uçurumun kenarına kadar varıyormuş. Derken bir koyun uçurumdan aşağı atlamış. Bunu gören diğer koyunlar da uçurumdan aşağı atlamaya başlamış. Bereket ki çoban durumu fark etmiş ve sürünün yarısını kurtarmış. Bıraksa koyunların hepsi uçurumdan atlayacakmış. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akrep-ve-kaplumbaganin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar yemyeşil bir ormanda Selin adında bir akrep ve Tessa adında bilge nazik bir kaplumbağa yaşardı. Aralarındaki keskin farklılıklara rağmen kaderin hayatlarını iç içe geçirmenin tuhaf bir yolu vardı. Akrep keskin zekası ve çabuk öfkelenmesiyle ormanda tanınıyordu zehirli kuyruğu başkalarını uzakta tutuyordu. Tessa ise sabır ve sükuneti somutlaştırdı bilge gözleri ormanın kadim bilgeliğini taşıyordu. Güneşli bir günde Selin kendini şiddetli bir fırtınadan sonra nehir kıyısının yakınında mahsur kalmış diğer tarafa ulaşmak için derin suları geçemiyordu. Çaresizlikten Tessa'ya seslendi. Çaresizce ondan yardım istedi. Her zaman iyi kalpli olan Tessa sorunlu akrebe doğru ilerledi. Gözlerindeki kararlılığı görünce tereddüt etti ama ona yardım eli uzatmaya karar verdi. Tessa sağlam kabuğuyla Selin'i nehrin karşısına taşıyacağına söz verdi. Samimi sözlerinden etkilenen Tessa Selin'e güvenmeye karar verdi. Onu taşımaya devam etti akan nehirde zarifçe yüzdü. Yüzgeçlerinin her vuruşu onları diğer tarafa yaklaştırdı. Kıyıya ulaştıklarında Selin teşekkür seline kapıldı. Tessa'ya sarsılmaz güveni için teşekkür etti ve doğası gereği reddedilmekten korktuğunu itiraf etti. O günden sonra Selin ve Tessa beklenmedik bir bağ kurdular. Hikayeler paylaşarak gülerek ve birbirlerinden öğrenerek sayısız saat geçirdiler. Sevgileri benzersizdi empati ve şefkatin gücünün bir kanıtıydı. Aşkları ormanda parlıyor başkalarına klişelerin ve önyargıların ötesine bakmaları için ilham veriyordu. Akrep ve kaplumbağa herkese güzelliğin kökenleri ne olursa olsun başkalarındaki iyiliği görmeyi seçmede yattığını hatırlattı. Selin ve Tessa birlikte olağanüstü yolculuklarına devam ettiler aşk hikayeleri aşkın kabullenmenin ve birbirlerini kapaklarıyla yargılamayı reddeden iki ruh arasındaki kırılmaz bağın kalıcı gücünün bir kanıtı olarak hizmet etti. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 5 Yaş Çocuk Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/akvaryumdaki-balik-hikayesi/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarların birinde iki katlı küçük bir ev varmış. Melisa bu evin en küçük üyesiymiş. Ailesi onun için evin alt katında kocaman akvaryum da yaptırmış. Melisa balıkları çok sevdiği için içine bin bir türlü balık almışlar. Balıkların her biri farklı renklere sahipmiş. Kimisi iri kimisi ufak olan bu balıklar Melisa'nın onları hayran hayran izlemesine sebep olurmuş. Melisa her gün okuluna gidiyor dönüşte balıklarına yem veriyor ve öylelikle eve çıkıyormuş. Zamanla okula gidip gelirken yolda bir kedi dikkatini çekmiş Melisa'nın. Bu kedi her sabah okul yolunda Melisa'nın karşısına çıkıyor ve ona okula kadar eşlik ediyormuş. Okuldan çıktığında ise gene onu bekliyor ve eve giderken peşinden geliyormuş. Eve giren Melisa'yı izlerken gözüne akvaryumlar takılmış bu gezgin kedinin. Melisa onlara yemlerini verip yukarı çıkarken eve girmenin bir yolunu aramış kedicik. Fakat hiçbir yolunu bulamamış. Evin her yeri kapalıymış. Melisa onları beslediği gibi kapıları pencereleri kilitliyor, yukarı çıkıyormuş. Yine bir gün Melisa okula giderken kedinin kapıda onu beklediğini görmüş. Melisa çıktığı gibi kedicik üzerine atlamış. Melisa kediciği sevip öptükten sonra okula gitmiş. Okuldan dönerken yine aynı şekilde kedicik ile karşılaşan Melisa, onu evde besleme kararı almış ve kucağına alarak evin yolunu tutmuş. Ailesi Melisa geldiğinde bir hayli şaşırmış. Kediciğin evde ne yaptığını sormuşlar. Melisa ise her gün okula gidip gelirken karşısına çıkan bu kediciğe kayıtsız kalamadığını ve onu artık evde beslemek istediğini söylemiş. Melisa artık üst katta kedisini beslerken alt katta ise balıklarını beslemeye devam ediyormuş. Okulda kediler ile balıkların bir arada bulunamayacağını belirten öğretmenleri Melisa'yı ürkütmüş. Melisa bunu ilk kez duyuyormuş. Kediler balıkları gördüğü an onu yiyebilir ve onlarla karnını doyurabilirmiş. Okuldan çıkar çıkmaz eve hızla giden Melisa, kediciğin nerede olduğunu aramaya başlamış. Kedicik ortada yokmuş. Balıkların yanına koşmuş hemen. Kedicik orada öylece balıkları izliyor. Çok şaşırmış Melisa. Kedicik aslında oraya balıkları yemeye girmişken bir balık ilişmiş gözüne. Balık kırmızı ve mavi renklere sahip adeta koskoca akvaryum içerisinde parlıyormuş. Kedicik onu öylece görünce bir anda kalbi hızla atmaya başlamış. O da ne? Kedicik bu güzel balığa öylesine aşık olmuş ki kendini onu izlemekten alıkoyamıyormuş. Melisa kediciği ne kadar yukarıya çıkarmak istiyor olsa da kedicik ona direniyor ve balığın yanından ayrılmak istemiyormuş. Melisa onları öylece bırakarak odasına çıkmış. Kedicik aşık olduğu balığı oradan çıkarmak istiyor ve ona sarılmak istiyormuş. Bunun bir yolunu aramaya koyulmuş. Etrafta bulunan sandalyelerden birini başı ile iterek akvaryumun kenarına yaklaştırmış. Üzerine çıkarak tek bir hamle ile balığı oradan çıkarıveriş. Yere indirip patisiyle onu sevmeye çalışırken balığın çırpındığını fark etmiş. Aşık olduğu balık ölmek üzereymiş. Melisa o sırada aşağı iniyormuş. Kedicik resmen ağlarcasına miyavlıyor ve sevdiğini kurtarmaya çalışıyormuş. Melisa bunu gördüğü an balığı alarak akvaryuma koymuş. Balık bir anda tekrar canlanmaya başlamış ve su içerisinde süzülmeye devam etmiş. Kedi bunu gördüğü an çok mutlu oldu. Aşık olduğu balığın aslında kendi yaşam alanında çok daha mutlu olduğunu görerek onu uzaktan bir ömür boyunca sevmeye devam etmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Biricik sevgilim yasemin bugun bu hikayeyi benden dinlerken uyuyakaldı. Bebegim çalıştığı için bugun çok yorulmuştu. Onu çok seviyorum onu hep bu şekilde uyutmak istiyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alaaddinin-sihirli-lambasi-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken... Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten... Annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi... Çok eski çağlarda Bağdat'ta yaşayan Alaaddin adında bir çocuk varmış. Gün boyu yeşil yeşil çimenlerin üstünde yatarmış ya da oyun oynarmış. Oyun oynamayı o kadar çok severmiş ki oynarken gözü başka hiçbir şeyi görmezmiş. Yine bir gün bizim Alaaddin oyuna dalmışken yanına biri yaklaşmış ve demiş ki: Evet, ben Alaaddin'im fakat babam Hamza öleli çok zaman oldu demiş. Adam kesesinden birkaç altın çıkarmış ve Alaaddin'e vererek Ben senin amcanım oğlum. Hadi şimdi beni sizin eve götür. demiş. Alaaddin de altınları görünce adamı hemencecik evine götürmüş. Kapıyı çalmış ve Alaaddin'in annesi kapıyı açmış. Şaşıran kadına adam şöyle demiş: Ben Alaaddin'in amcasıyım ancak sizler beni tanımazsınız. Çünkü ben bu ülkeden yıllar önce ayrıldım ve çok uzak diyarlara gittim. Oralarda çok para kazandım ve zengin oldum. Şimdi de geri döndüm ama kardeşimin ölmüş olduğunu öğrendim. Bu durum beni çok üzse de sizlere kavuştum ya daha ne isterim! Alaaddin'in annesi de bu adama güvenmiş ve içeri almış. Gece boyunca yemişler, içmişler, şarkılar söylemişler sonra da uyumuşlar. Sabah olunca da amcası Alaaddin'i dışarı çıkarmış ve gezip oyun oynamışlar. Şehrin surlarının dışına çıkmışlar ve kuş sesleri ile cıvıl cıvıl olan bir yere gelmişler. Yemyeşil olan bu yerde oturmuşlar ve amcası Alaaddin'e kaya dibinde ateş yakmasını söylemiş. Alaaddin de kendisine söylenenleri çabucak yerine getirmiş ve ateşi yakmış. Yanan ateşin başına toplanmışlar. Amcası ateşin üzerine bir kutudan toz serpiştirmiş. Ardından alevler sönmüş ve etrafı duman kaplamış. Alaaddin şaşkın şaşkın etrafa bakarken amcası şöyle demiş: Kaldır şu kayayı. İnan hiç zorlanmayacaksın. Amcası böyle deyince Alaaddin da büyük kayayı kaldırmaya çalışmış ve tam da amcasının dediği gibi büyük kayayı kaldırırken hiç de zorlanmamış. Alaaddin'in çok basit şekilde kaldırdığı büyük kayanın altından derin bir delik çıkmış. Alaaddin şaşkın şaşkın bu karanlık deliğe bakarken amcası da parmağındaki yüzüğü çıkarmış. Yüzüğü Alaaddin'e doğru uzatarak şöyle demiş: Bu sihirli yüzüğü kendi parmağına tak, delikten gir ve aşağıya doğru yürü. Aşağıda altın, gümüş, elmas, zümrüt ve yakuttan yapılmış çok değerli eşyalar göreceksin. Sakın hiç birine dokunma. Yalnızca duvarda asılı olan eski bir lambayı al ve dön. Bir aksilik olursa da parmağındaki sihirli yüzüğü kullan. Yüzüğü parmağına takan Alaaddin deliğe bakmış ve aşağıya doğru giden merdiveni görmüş. Her şey amcasının dediği gibiymiş. Etrafta değerli eşyalar varmış ama Alaaddin hiçbir şeye dokunmadan duvardaki lambayı almış ve merdivenlerden geri gelmiş. Beni yukarı çek! demiş. Amcası da ona: Sen hele lambayı atıver bana demiş. Bir sorun olduğunu anlayan Alaaddin atamayacağını amcasına söylemiş. Amcası da bunun üzerine kayayı Alaaddin'in üzerine kapatmış. Meğer bu yabancı adam Alaaddin'in amcası değil Afrikalı bir sihirbazmış. Lambayı almak için ta buralara kadar gelmiş. İçeride çaresiz bir şekilde kalan Alaaddin oturmuş taşın üstüne ve yüzüğü ile oynamaya başlamış. Tam o anda karşısında bir dev belirmiş. Beni hemen evime götür! Emrini vermiş. Sonra aniden kendini evinde, anneciğinin yanında bulmuş. Hemen başından geçenleri anlatmış ve o adamın aslında amcası olmadığını annesine söylemiş. Daha sonra koynundan lambayı çıkarmış ve annesine uzatmış. Tozlu olan bu lambayı annesi temizlemek için eline bez almış ve ovalamaya başlamış. Ben bu lambanın kölesiyim. Sizler de benim efendilerim. Dileyin benden ne dilerseniz! demiş. Çok aç olan ana oğul da hemen yemek dilemiş. Bu dileklerinin hemen ardından oda en güzel yemeklerle dolmuş. Alaaddin ve annesi artık kötü günlerin geride kaldığını ve refah içinde yaşayacaklarının sevinci içinde olmuşlar. Aradan uzun süre geçmiş ve Alaaddin dolaşırken prensesi görmüş ve ona hemencecik aşık olmuş. Bu aşk öyle işlemiş ki içine Alaaddin'in yemeden içmeden kesilmiş. Annesi de oğlunun bu durumuna çok üzülüyormuş. Bu sevdadan vazgeç diye oğlunu uyarsa da nafile. Alaaddin prensese sırılsıklam aşık olmuş. Her an onu düşünüyor, bir an bile aklından çıkarmıyormuş. Annesi bakmış ki oğlu cayacak gibi değil kızı padişahtan istemeye gitmiş. Lambadan çıkardıkları altınlar, zümrütler, yakutlar o kadar güzelmiş ki padişah çok beğenmiş ve kızını hemen Alaaddin'e vermiş. Görkemli bir düğünden sonra prenses ve Alaaddin evlenmişler. Alaaddin lambadaki devden bir saray istemiş ve bu sarayın içinde karısı ile mutlu mesut yaşamaya başlamışlar. Fakat gelin görün ki Afrikalı sihirbaz Alaaddin'i bir türlü unutamamış. Her gün Alaaddin'i merak edermiş. Onun çektiği ızdırapları görmek için bir toz daha dökmüş. O anda Alaaddin'in görkemli hayatını izlemiş. Kıskanç olan Afrikalı sihirbaz Alaaddin'in hayatını yerle bir etmek istemiş. Alaaddin'inden o lambayı almak için Bağdat'a kadar gelmiş, planını yapmış ve sarayın önüne gitmiş. O gün de Alaaddin ava çıkmış. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen sihirbaz bağırmaya başlamış: Efendimin eski bir lambası var. Dur sana getireyim. Avdan dönünce yeni bir lamba görüp sevinecektir, demiş. Lambayı sihirbaza vermiş ve yerine yeni bir lamba almış. Ancak bu çok büyük bir hataymış. Çünkü sihirbaz iyi bir insan değilmiş ve her türlü kötülüğü yapabilirmiş. Nitekim öyle de olmuş. Kötü niyetli sihirbaz lambayı alır almaz deve sarayı Afrika'ya götür emrini vermiş. Alaaddin'in karısı da sarayla birlikte Afrika'ya gitmiş. Alaaddin'in hiçbir şeyden haberi yokmuş. Avdan dönen Alaaddin sarayı yerinde göremeyince çok üzülmüş. Bunun nasıl olduğunu düşünmeye başlamış ancak bir sonuca varamamış. Daha sonra aklına sihirbazın verdiği ve parmağında takılı olan yüzüğü gelmiş. Mutluluktan havalara uçan Alaaddin bir an önce devi çağırmış ve beni saraya götür emrini vermiş. Saraya gelince bir de ne görsün. Saray Afrika'daymış. Sihirbazın işi olduğunu anlayan Alaaddin karısının yanına gitmiş ve olan bitenleri dinlemiş. O an emin olmuş ki bütün bunların sorumlusu sihirbaz ve ondan temelli kurtulmak gerekiyor. Sihirbazdan tamamen kurtulmanın tek yolu onu öldürmekmiş. Karısı ona sihirbazın karyolasının başında bir bardağı olduğunu ve o bardaktan su içmeden uyumadığını söylemiş. Alaaddin de hemen planını yapmış fırsat bulup gündüz vakti odaya girmiş ve bardağın içine toz zehir eklemiş ve karıştırmış. Ardından geceyi beklemeye başlamış. Yatma vakti gelince de sihirbaz odasına gelmiş, bardağı alıp içindeki suyu tamamen içmiş. Sonra da yatağında ölüvermiş. Alaaddin de onu izlemiş ve ölünce odaya girmiş. Lambadaki devi çağırmış ve sarayın eski yerine götürülmesini emretmiş. Sonra karısı ile sonsuza dek mutlu mesut yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alayci-kopek-masali/", "text": "Her gün sokaklarda gezer, kaldırımdan kaldırımlara zıplayan kedileri kovalayan yaramaz mı yaramaz bir köpek varmış. Çalışan hayvanlara hep laf söylermiş, karıncaya:'' Bak sen karınca, sen hep çalışıyorsun da hiç yazının tadını çıkarmıyorsun. deyip dalga geçermiş. Kedilerle de yine aynı şekilde çevredeki kediler çalışır çabalar yuvalarına yemek getirirmiş. Ama bizim haylaz köpek sokaktan sokağa gezer, kaldırımlardan kaldırımlara yatar, yazın tadını çıkarır, bahçelerde zıplar havuzlarda oynarmış. Bir gün bir arkadaşı: Arkadaşım neden sürekli haylazlık yapıyorsun? Önümüz kış, hiçbir hazırlık yapmadın. Bak biz bütün varlıklar, insanlar dahi kışın hazırlığını yapıyorlar. Kış ayları zor geçer, sert geçer yağışlıdır, karlıdır, üşürsün. Sonra kimse sana kapısını açmaz. Yaz diye eğleniyorsun, yemeğini yiyip bulduğun her yerde yatıyorsun. Ama kışın başını koyacak yuva bulamazsan kimse sana kapısını açmaz.'' demiş. ''Eski dostum! Sen üzme kendini kış ola hayrola, daha çok var.'' diyerek karşı kaldırma zıplar ve karşı kaldırımdaki çalışan kediye karışır. Kedi haylaz köpeğe gülümseyerek; 'Kış mevsimine çok az kaldı. Yakın zamanda senin keyfinde göreceğiz der. Kış gelir çatar, bizim haylaz köpek gittikçe pişman olduğunu farkına varır ama iş işten geçmiştir. Çünkü dışarıda toplanacak ne bir yiyecek kalmıştır ne de bir yakacak her şey. Bir yana da kafasını koyacak bir yuva bile bulamaz.'' Kış geldi çattı ne de olsa yaz mevsimi dedim parklarda uyudum dışarıda gördüğüm bir şeyleri yedim, peşinde de olsa şimdi gelmez dedim kış geldi çattı başımı nereye koyacağım kim beni 3-4 ay idare edebilir ki? diye diye kaldırım kenarlarında titreye titreye yürüyordu. Ve birden karşısına eski dostu çıktı.'' Biz hepimiz sana söylemiştik, başını koyacak bir yuvaya yakacak odun, yiyecek yemek yap ama sen hep haylazlık peşinde ve eğlence peşindeydin. Kusura bakma seninle yemeğimi sadece bir gün paylaşabilirim. Diğer günler için sadece kendime göre yemek ayırdım, yakacak ayarladım.'' diyerek bir geceliğine haylaz köpeği evine davet eder. Ama koskoca kış boyunca haylaz köpek kaldırımlarda tir tir titreyerek koskoca kışı bitirdi. Ama kendine şöyle bir söz verdi. Ben büyüdüm artık. İlk işim odun toplayıp, kendime bir ev yapmak. Ardından yiyecek toplamak. Odun toplayıp kendime güzel bir ev yapacağım. Ve eski dostlarıma da dersini vereceğim'' deyip durdu. Ama maalesef yaz mevsimi geldi. Bizim haylaz köpek yaşananların hiçbirinden ders almamış gibi, tekrar eski günlerdeki gibi haylaz haylaz, boş boş gezmeye devam etti. Yine eğlenceler peşindeydi. Arkadaşları onun bu durumlarına çok üzülüyorlardı.'' Demek ki yedisinde neyse 70'inde de odur. Bizim haylaz köpek hiçbir zaman uslanmayacak. Yaşadıklarından hiçbir ders almayacak ve her kış geldiği zaman cefasını çekecek .''diyerek haylaz köpeğe acır bir şekilde bakıyorlardı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/albala-ve-kedi-dostu-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar arabalar ülkesinde, sevimli mi sevimli, şirin mi şirin, mutlu mu mutlu iyi kalpli kıpkırmızı bir araba varmış. Yine bembeyaz kar gibi ışıl ışıl tüyleri olan bir gözü mavi bir gözü yeşil üzgün mü üzgün bir kedi varmış. Kırmızı arabaya Albala derlermiş. Albala, burada diğer araba arkadaşları ile birlikte yaşarmış. Beyaz kedi ve Albala ilk kez, güneşli, sıcacık bir bahar gününde, yemyeşil bir ormanda karşılaşmışlar. Albala, kediyi görür görmez öyle korkmuş öyle şaşırmış ki durabilmek için bir anda frene basmış çünkü arabalar ülkesinde arabalardan başka bir şey yaşamazmış. Fren sesiyle irkilen ve korkan kedi dört nala koşarak gözden kaybolmuş. Albala'nın kediyi aramadığı yer kalmamış yine de onu hiçbir yerde bulamamış. Albala, yola koyulmuş koyulmasına da aklı kedide kalmış, ne kadar göz alıcı ve güzel bir kediydi, acaba nereye saklandı, ağaca mı çıktı yoksa bir sardunyanın altına mı gizlendi diye kendi kendine düşünürken evine gelmiş. Albala'nın sağ ön koltuğunun altına saklanan kedi, arabanın durduğu anlayınca saklandığı yerden çıkmaya çalışırken Albala'ya yakalanmış. Kediyi evinde gördüğünde hem ürken hem de başına kötü bir şey gelmediği için sevinen Albala, kediye sormuş: Hey küçük güzel kedicik arabalar ülkesinde ne işin var? Burası senin için çok tehlikeli olabilir ama benden korkmana gerek yok demiş. Kedi, arabaya yakalandığında çok korksa da ya arabanın sihirli güçleri varsa ya hemen ailemi bulabilirse diye düşünmüş ve bir kaza sırasında ailesinin ve yaşadığı yerin izini kaybettiğini, ailesini ve evini aradığını söylemiş. Albala çok iyi kalpli biri olduğu için kedinin bu haline çok üzülmüş ve ona yardım etmek istediğini söylemiş. Yorgunluktan bitkin düşen kediye bir kap yemek bir kap da su vermiş. Ertesi gün yağmurlu bir havaya uyanmışlar. Albala, kediyle beraber kediler ülkesine doğru yola çıkmış, kediciğin ailesinin izini kaybettiği yere gelmişler ve birlikte onları aramaya başlamışlar. Kedi, Albala olmasaydı bu yağmurlu günde ailemi nasıl arardım diye düşünürken, Albala sayesinde, daha önce hiç geçmediği yerlerden geçiyor ve pencereden ailesine sesleniyormuş. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler, günler geceleri kovalamış, bu sırada kedi ve Albala çok iyi dost olmuşlar. Kedinin ailesini bulma ümidinin kalmadığı bir gün, uzaktan sevinçle Albala'nın geldiğini görmüş. Albala yaklaştıkça, koltuklarda beyaz gölgeler fark eden kedi, Albala sayesinde ailesine kavuşmuş. Albala, kedi arkadaşını ve ailesini kediler ülkesinin kapısında bırakmış. Kedi ve ailesi sonsuza kadar mutlu yaşarken, Albala ve kedi de sonsuza kadar dost kalmışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/albert-einstein-kisaca-kimdir/", "text": "Albert Einstein, 20. yüzyılın en önemli fizikçilerinden biridir. 1879 yılında Almanya'nın Ulm şehri yakınlarında doğdu ve 1955 yılında ABD'de öldü. Einstein, teorik fizik konularında devrim yaratan çalışmalarıyla tanınır. Onun en önemli keşiflerinden biri, birçok fiziksel olayı açıklamak için yaygın olarak kabul gören Newton'un fizik kuramının yetersiz olduğunu ortaya koyan genel görelilik teorisi dir. Ayrıca, einstein, 1905 yılında Fotonik spektrumu ile ilgili foton teorisi adlı bir makalesi ile Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı. Einstein, ayrıca kozmoloji konularındaki çalışmalarıyla da tanınır ve kütle ve enerji arasındaki bağlantıyı tanımlayan E=mc denklemi ile ünlüdür. Einstein, 20. yüzyılın en büyük fikir insanlarından biri olarak kabul edilir ve bugün de fizik ve matematik alanlarında birçok fikir ve keşifin temelini oluşturur. O, insanlığın fizik ve evren hakkındaki anlayışını değiştirecek kadar etkileyici çalışmalar yapmıştır ve bugün hala ilham kaynağı olarak görülür."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ali-baba-ve-kirk-haramiler-masali/", "text": "Zamanın birinde, çok uzun zaman önce Pers adı verilen bir ülkede yaşlı bir adam yaşar imiş. Adam yaşamını tüccarlık yaparak idare ettiriyormuş. Bu yaşlı tüccarın iki tane de oğlu varmış. Ama oğulları beyaz ile siyahın zıtlığı gibi birbirlerine zıt insanlarmış. Adamın oğullarından biri Ali, diğeri de Kasım imiş. Büyük olan oğul Kasım parayı oldukça fazla severmiş. Ve aynı zamanda da oldukça zenginmiş. Ama o kadar zenginliğine rağmen çok da pinti biriymiş. Küçük oğul Ali'ye gelince, o oldukça fakirmiş. Çevresinde de herkes ona Ali baba dermiş. Ailesi ve Ali baba oldukça zor bir hayat sürüyormuş. Abisinin o kadar zengin olmasına rağmen Ali babanın hiçbir şeyi yokmuş. Odun kesip satar, o odunların parasıyla geçinirlermiş. Onun bu fakirliğine karşılık abisinin çok zengin olmasınınsa bir nedeni varmış. Abisi babalarından kalan bütün malı kendi üzerine geçirip Ali babaya hiçbir şey vermemiş. Ali babaysa bu duruma üzülse de hiçbir şey demeyip odunlarını satarak hayatına devam etmiş. Ali baba bir gün odunlarını keserken kulağına birden at sesleri gelmiş. Meraklanan Ali baba bir çalılığın dibine saklanarak gelen at seslerini beklemeye koyulmuş. Atlar Ali babanın şimdiye kadar bir arada gördüklerinden çok daha fazlaymış. Ali baba önünden geçen atları tek tek saymış. Tam 40 tane at varmış. 40 atın üstünde de 40 tane adam oturuyormuş. Atların eyerlerinde de birçok çuval asılıymış. Ali baba adamları izlemeye devam etmiş. Atlar bir mağaranın önünde hep birlikte durmuşlar. Ali baba ne yapacaklarını merak ederken atlardan birinin üstünden bir adam inmiş ve kayanın önünde durmuş. Bu sakallı adam mağaranın önünde ellerini iki yana açmış ve Açıl susam açıl diye kayaya seslenmiş. Adamın seslenmesiyle birlikte bir gürültü kopmuş ama ne gürültü. Mağaranın önündeki kaya birden yerinden oynamaya başlamış ve mağaranın ağzı açılmış. Atlar mağaranın açılmasının ardından mağaradan içeri girmeye başlamışlar. Atların hepsinin de içeri girmesinin ardından bu kes içeriden bir başka ses duyulmuş: Kapan susam kapan. Mağara aynı şekilde kapanmaya başlamış. Ali baba bu olaya anlam veremeyerek şaşkınlık içerisinde beklemeye devam etmiş. Ardından bir zaman sonra kayanın yeniden büyük bir sesle açıldığını görmüş. 40 tane atlı adam içeriden çıkmışlar. Ama bu kez yanlarında çuvalları yokmuş. Ali baba adamlar iyice gözden kaybolduktan sonra çalıların arasından çıkıp mağaranın önüne gelmiş ve sakallı adamın dediklerini tekrarlamış. Mağara yine büyük bir gürültü kopararak açılmış. Ali baba korka korka mağaradan içeri girmiş. Mağarada biraz ilerleyince buranın bir depo olduğunu görmüş. Mağaranın ilerisinde sandıklar ve çuvallar dolusu gümüş, altın, takı ve elmas varmış. Ali baba anlamış ki mağaraya girip çıkan bu adamlar o meşhur 40 haramilermiş. Haramiler insanlardan çaldıkları altınları, mücevherleri buraya saklıyorlarmış. Ali baba hazineyi gördükten sonra dayanamayarak yanındaki eski çulun içine doldurabildiği kadar bu hazineden doldurmuş. Mağaradan çıkmış ve haramiler anlamasın diye yine o sihirli sözcükleri söyleyerek mağarayı kapatmış. Mağaradan çıkan Ali baba fakirlik dolu evine doğru yola koyulmuş. Birkaç saat sonra evine varan Ali baba çok mutluymuş. Ailesi Ali babanın neden bu kadar mutlu göründüğünü anlamıyormuş. Ali baba biraz soluklandıktan sonra altınla doldurduğu çulunu ailesine göstermiş. Tüm aile mutluluktan havaya uçmuşlar. Ailesi altınların nereden geldiğini sormuş Ali babaya. Ali baba da ailesine bugün başına gelen her şeyi anlatmış. Haramileri, altınla mücevher ile dolu olan mağaralarını, bir çağırmayla açılan mağarayı her şeyi anlatmış. Ali baba ailesiyle birlikte altınlarını saymaya başlamış. Ama altınlar çok fazla olduğu için say say bitmiyormuş. Ali babanın aklına bir şey gelmiş. Karısını Kasım abisinin evine yollayıp onlardan tartı almasını söylemiş. Ali babanın karısı da tartıyı almak için yakınlarında bulunan Kasımların evine gitmiş ve onlardan tartıyı istemiş. Kasım'ın karısıysa tartıyı vermeden önce tartının altına yapışkan şeyler yapıştırmış. Kurnazlık bu ya, bu kadar büyük tartıyla ne tarttıklarını merak ediyormuş. Tartının altına sürdüğü yapışkan sayesinde ne tartıyorlarsa altına yapışacakmış. Bundan haberi olmayan Ali baba ve ailesi altınları saydıktan sonra tartıyı geri götürmüşler. Tartıyı almış olan Kasım'ın eşiyse hemen tartının altını çevirmiş ve altını görmüş. Hemen gidip kocasına olan biten her şeyi anlatmış. Altınlardan haberdar olan Kasım da boş durmamış tabi. Hemen Ali babaların evine koşmuş. İlk başta Ali baba bir şey söylemese de daha fazla dayanamayıp her şeyi anlatmış. Ali baba çok saf kalpli olduğundan abisinin gidip de mağaradan altınları almaya çalışacağını akıl edememiş. Kasım olduğundan daha da zengin olacağını anlamasından sonra hemen yollara düşmüş ve mağaranın önüne gelerek şifreyi söylemiş. Mağara hemen açılmış. Kasım içeri girdiğindeyse mağaraya arkasından kimse gelmesin diye kapıyı kapatmış. Hazineleri, mücevherleri ve altınları gören Kasım sevinçten çılgına dönmüş. Katırının üstündeki çuvalları ağzına kadar bu hazineyle doldurmuş Kasım. Ancak tam gitmek için mağaranın ağzına gelmiş ki mağaranın açılması için söylemesi gereken gizli cümleyi unutuvermiş. Zaman hızla geçiyormuş ama Kasım şifreyi asla hatırlayamıyormuş. Birkaç saatin ardından bu kez mağaranın dışından bir ses duymuş ve bu sesin ardından mağara açılmaya başlamış. 40 haramiler şarkıları eşliğinde içeriye girmeye başlamışlar. Mağaranın ortasında oradan oraya kaçışan Kasım'ı görmüşler. Sırlarının açığa çıktığını anlayan haramiler Kasım'ı oracıkta öldürmüş. Kasım'ın karısıysa daha da zengin olacakları umuduyla sevinç içinde evde bekliyormuş. Ancak zaman iyice geçmeye başlayınca kocasını merak etmeye başlamış. Daha fazla dayanamayarak Ali babaya gidip durumu anlatmış. Ali baba korku içinde evinden ayrılmış ve abisinin peşinden mağaraya gitmek için yola koyulmuş. Uzun saatlerin sonunda mağaraya gelen Ali baba etrafına bakınmış ve sihirli sözcükleri söylemiş. Açılan mağaradan içeriye giren Ali baba mağaranın kapısında abisinin cansız bir şekilde yattığını görmüş. Haramiler gelmeden gözyaşları içinde abisini de eşeğine alıp yollara düşmüş. Ali baba abisini eve getirince karısı kendini yerden yere vurmuş ama ne çare. Ali baba şimdi abisinin mağarada öldüğünün duyulmaması için çare aramaya başlamış. Kasım abisinin hizmetçisi de kasabalarındaki doktordan ilaç almalarını, sonra da abisinin hastalıktan öldüğünü söylemelerini önermiş. Öyle de yapmışlar. Kocasının ölümünün ardından karısı da ölünce hizmetçileri ortada kalmış. Ali baba hizmetçiyi yanlarına almış. Bu arada haramiler de mağarada cesedi bulamamışlar ve bu olayı başkalarının da bildiğini anlamışlar. Haramiler bir süre sonra doktoru bulmuşlar ve durumu anlamışlar. Haramiler doktordan Ali babanın evini sormuşlar ve evi bulunca da sonra gelmek üzere evi işaretleyip gitmişler. Ancak evin hizmetçisi bunları görünce diğer evlere de aynı şekilde işaret koymuş. Haramiler bu yüzden evi bulamamışlar ancak harami başı evi yeniden bulmuş ve 40 fıçı hazırlatarak içlerine haramileri koymuş ve Ali babaya doğru yola koyulmuş. Ali babaya gittiklerinde yağ sattıklarını ve gece kalmak için yer aradıklarını söylemişler. Ancak hizmetçi bundan da şüphelenip fıçılara bakınca haramilerle dolu olduklarını görmüş. Bir fıçı yağı ısıtan hizmetçi kız bu kızgın yağları Ali babanın oğluyla birlikte kızgın yağı haramilerin fıçılarına dökmüş. Saatlerin geçmesinin ardından harami başı fıçılarının yanına gelmiş ve çıkın diye seslenmiş. Ancak hiçbirinden yanıt alamayınca içlerine bakmış ve hepsinin öldüğünü görmüş. Yalnız başına kalan harami başı koşa koşa evden kaçmış. Hizmetçi kız Morgiana olan biten her şeyi Ali baba ve hanımına anlatmış. Ali baba da hayatlarını kurtaran bu kızı artık evlatları olarak görmüşler. Ayrıca büyük hazinenin yerini de artık sadece onlar biliyormuş. Bu hazine sayesinde Ali baba ve ailesi ömürleri boyunca zengin ve mutlu bir şekilde yaşamışlar. Ben daha önceden dinlemiştim masalı ama çok güzel bir masal."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ali-baba-ve-kirk-haramiler/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken Pers adlı ülkede bir adam yaşarmış. Bu adam yaşamını tüccarlık yaparak sürdürürmüş. Bu tüccar olan adamın birbirine siyah ile beyaz kadar zıt karakterde olan iki oğlu yaşarmış. Bu oğullardan birinin ismi Kasın diğerinin ismi de Ali'ymiş. Oğullarından Kasım evin büyük oğluymuş, aynı zamanda zengin ve parayı çok seven biriymiş. Ancak para kendisinde olsun istediği için pintiymiş de. Küçük olan Ali ise Ali baba olarak anılmaktaymış. Abisinin aksine Ali baba fakir bir adammış. Kendi ve ailesini çok zor şartlarda geçindirirmiş. Abisi zenginlik içinde yaşarken o odun satıp geçinirmiş. Çünkü babasından kalan işleri kurnaz olan abisi Kasım devralmıştır. Ali baba bu olayda sessiz kalmış ve kıt kanat geçinmeye çalışırmış. Odun keserek geçinen Ali baba yine odun kesmeye gittiği bir gün odun kestiği alana yakın bir yerde at sesleri duymuş. Merak edip saklanarak gelenleri izlemeye başlamış. Atlar o kadar çokmuş ki Ali baba onları saydığında tam kırk tane olduklarını görmüş. Aynı zamanda atların üzerinde kırk adam varmış. Atların üzerinde bir sürü çuval varmış. Ali baba daha sonra üstleri çuvalla dolu olan bu atların koşarak geldiğini ve bir kaya önünde durduklarını görmüş. Merakla izlemeye devam ederken atın üzerinden bir adamın inip kayanın önüne geldiğini görmüş. Adam kayanın önünde durup Açıl susam açıl deyince kayanın büyük bir gürültüyle açıldığını görmüş ve bu olaya çok şaşırmış. Atlar içeri girdiğinde aynı adam Kapan susam kapan demiş büyük kaya açıldığı gibi gürültüyle kapanmış. Neler olduğunu anlamayan Ali baba saklanarak beklemeye devam etmiş. Aradan biraz zaman geçince kaya gürültüyle geri açılmış içeri giren adamlar ve atlar üstleri boş olarak çıkmışlar. Bir süre sonrada yolu düşüp gözden kaybolmuşlar. Atlılar gittikten sonra neler olduğunu merak eden Ali baba o büyük kayanın önüne gelmiş ve giden adamın bağırdığı kelimeleri tekrar ederek bağırmış. Kaya onun bağırmasıyla da gürültüyle açılınca Ali baba çok şaşırmış. Daha sonrada korkarak içeriye girmiş. Bulunduğu yerin gizli bir mağara olduğunu anlamış biraz ilerlediğinde ise karşısında çuvallar ve sandıklar dolu altın, gümüş, elmas, takı ve mücevherlerin olduğunu görmüş. Böylece mağaraya giren adamların kırk haramiler olduğunu ve çaldıkları mücevherleri ve eşyaları bu gizli yerde sakladıklarını anlamış. Hazineyi gören Ali baba yanındaki çantasına bu mücevherler ve altınlardan doldurmuş ve adamlar gibi kelimeleri söyleyerek mağaranın geri kapanmasını sağlamış. Kimse gelmeden mağaradan ayrılmış. Sonrada evinin yolunu tutmuş. Saatler sonra evine ulaşan Ali baba çok mutluymuş. Ailesi yorgun gelmesi gereken Ali babanın neden mutlu olduğunu başta anlayamamış. Ancak Ali baba ailesine altın dolu çantasını gösterdiğinde onlarda mutlu olmuşlar. Ancak nereden çıktığını merak edip sorduklarında Ali baba onlara kırk haramileri ve onların mücevher dolu mağaralarını anlatmış. Ali babanın ailesi de buna çık sevinmişler. Bir süre sonra aile altınları saymaya karar vermiş ancak altınlar o kadar çokmuş ki saymak mümkün değilmiş. Bunun üzerine Ali baba karısını abisi Kasım'ın evine göndermiş çünkü abisinde tartı varmış. Ali babanın eşi Kasım'ın eşinden tartıyı istemiş ancak eşi kadar kurnaz olan kadın tartıyı vermeden tartıya yapıştırıcı sürmüş. Çünkü fakir olan insanların ne tartacağını merak etmiş. Böylelikle ne tarttıklarını anlayacakmış. Ali baba ve ailesi altınları tarttıktan sonra tartıyı geri vermişler aynı zamanda bu sırrı kimseyle paylaşmama kararı almışlar. Ancak tartıyı geri alan Kasım'ın karısı tartıya yapışan altını görünce onların zengin olduklarını anlamış ve olanları eşi Kasım'a anlatmış. Altın haberini duyan Kasım hemen Ali babanın evine gitmiş. Kurnaz abisinin sorgularına dayanamayan Ali baba kırk haramileri ve mağaralarını abisine anlatmış. Çünkü abisi onun mallarını görüp korumaya alacağını söylemiş. Ali baba kurnaz abisine inanmış. Haberi alan ve daha zengin olacağını öğrenen Kasım şifreyi de öğrendikten sonra zar zor sabah olmasını beklemiş. Sabah olduğunda Kasım katırları ile yola düşmüş, altınların tek sahibi kendisi olacakmış. Bir süre sonra gizli mağaraya gelen Kasım şifreyi söyleyerek mağaranın açılmasını sağlamış ve içeri girip gören olmaması için kapıyı geri kapatmış. Altınları ve hazineyi gören Kasım gözlerine inanamamış ve getirdiği çuvallara oldukça fazla altını doldurmuş. Doldurma işleminin bitmesi saatleri almış. Kasım gitmeye karar vermiş ancak mağaranın açılması için söylenmesi gereken kelimeleri unutmuş. Ne yaptıysa hatırlamayan Kasım zaman geçtikçe korkmaya başlamış. Saatler sonra mağara Açıl susam açıl kelimeleri eşliğinde büyük bir gürültüyle açılmış. Kırk haramiler içeri girmişler ve içeride yabancı birini görünce Kasım'ı orada öldürmüşler. İşleri acele olduğu için nasıl öğrendiği ve araştırma işini sonraya bırakmışlar. Eşi Kasım'ın hazine bulmaya gittiğini öğrenen karısı mutluymuş ancak saatler geçip Kasım gelmeyince meraklanmaya başlamış. Dayanamayıp Ali babaya kocasının gelmediğini söylemeye gitmiş. Haberi alan Ali baba evden ayrılıp abisi Kasım'ı bulmak üzere yollara düşmüş. Saatler sonra mağaraya gelmiş ve sihirli sözleri söyleyerek mağaranın açılmasını sağlamış. İçeri giren Ali baba abisinin cansız bedenini bulunca çok üzülmüş ve zaman kaybetmeden abisini alıp yollara düşmüş. Ali baba eve geldiğinde Kasım'ın öldüğünü öğrenen eşi yıkılmış. Diğer yanda Ali baba abisinin nasıl öldüğünü anlatmak konusunda neler yapacağını düşünürmüş. Olaylardan haberi olan Kasım'ın hizmetçisi Morgiana Ali babaya bir plan sunmuş. Kasım'ın haramiler tarafından öldüğünün saklanması için kasabanın doktorundan Kasım hasta diyerek ilaç alıp sonrasında Kasım öldü diye haber vermeye karar vermişler. Sonrada ölüm haberini yaymışlar. Eşinin kaybına dayanamayan kadın da ölmüş. İşsiz kalan Morgiana Ali babanın evinde çalışmak isteyince Ali baba akıllı bir kız olan Morgiana'nın yanlarında çalışmasına izin vermiş. Diğer yanda mağaraya geri dönen kırk haramiler öldürdükleri adamın cesedini mağarada bulamayınca sırlarının başka birisi tarafından da bilindiğini anlamışlar. O adamın kim olduğunu bulmak içinde araştırmalara başlamışlar. Sonrasında adamlardan birisi doktora ulaşmış ve doktordan Kasım'ın hastalanıp öldüğünü öğrenmiş. Adamın Ali baba adında bir kardeşi olduğunu öğrenen harami Ali babanın evini bulmuş ve ertesi gün adamları ile gelip Ali babayı da öldürmek için kapıya bir işaret koymuş. Ertesi sabah olduğunda hizmetçi kız Morgiana Ali babanın evinin kapısına konulan işareti görmüş ve patronunun tehlikede olduğunu anlamış. Bunun üzerine kendisi de kalan evlere aynı işaretten koymuş. Kırk haramiler ertesi gece geldiklerinde işaretli evi aramışlar ama tüm evler işaretliymiş. Hüsran içinde geri dönmüşler ertesi gün haramilerin lideri evi bulmaya kendi gitmiş ve işaret koymadan evi hafızasına kazımış. Ali baba ve ailesinden kurtulmak için bir plan yapmış. Plana göre kırk fıçı hazırlatmış. Hazırlanan fıçılardan birisine yağ doldurturken kalan fıçılara da haramilerinin girmesini istemiş. Her şey hazır olduktan sonra da fıçıları taşıyan katırlarla beraber Ali babanın evine gitmiş. Kapıyı çalan harami Ali baba ve ailesine yağ tüccarı olduğunu ve yolu uzun olduğu için gece kalacak yere ihtiyacı olduğunu söylemiş. Durumdan şüphelenen Morgiana yağ olan fıçıya bakınca şüphesi gitmiş ancak diğer fıçılara bakmadığı için adamları görmemiş. Saatler geçerken Morgiana tüccarın parmağındaki yüzüklerin Ali babanın mağaradan bulup getirdikleri ile aynı olduğunu anlayınca durumdan şüphelenmiş ve fıçıların yanını gitmiş. Fıçıların içinin haramilerle dolu olduğunu anlayan Morgiana yağ fıçısını ısıtıp o yağla haramileri haşlamış. Saatler sonra planının işlemesi için fıçıların yanını gelen harami lideri ses gelmeyince planını ortaya çıktığını anlamış ve oradan kaçmış. Morgiana ise olanları Ali babaya anlatmış. Bunun üzerine Ali baba kendisini ve ailesini kurtaran kızı ailesinin üyesi olarak kabul etmiş. Kırk haramilerin hazinesinin yerini tek bilen kişi artık Ali babaymış. Uzan yıllarca ailesi ile mutlu ve mesut bir şekilde yaşamışlar. Bu masalda burada bitmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ali-ile-portakal-agaci-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde sadece çocukların bitki ve hayvan gibi diğer canlılarla da kolay bir şekilde iletişim kurabildiği küçük bir şehir varmış. Ali de bu şehirde ailesiyle birlikte yaşayan çocuklardan biriymiş. O zamanlarda Ali 8 yaşında bir çocukmuş. Ali'nin de her çocuk gibi iletişim kurduğu bir canlı varmış. Bu canlı kışın çok güzel meyve veren portakal ağacıymış. Ali her sabah portakal ağacına günaydın diyerek güne başlar okuldan eve gelince de onunla uzun uzun sohbet edermiş. Portakal ağacı alinin en yakın arkadaşıymış. Ali ile portakal ağacının arkadaşlığı o kadar güzelmiş ki diğer çocuklarla kıyaslandığı zaman Ali çok mutlu bir çocukmuş. Hatta çoğu zaman arkadaşlarıyla vakit geçirmek yerine saatlerce portakal ağacıyla vakit geçiriyormuş. Portakal ağacı da aliyi çok seviyormuş. Hatta sevgisini göstermek için her kış ona en tatlı en iri meyvelerini veriyormuş. Böylece yıllarca Ali ve portakal ağacı arkadaşlıklarına devam etmiş. Fakat gel gör ki bu şehirde diğer canlılarla iletişim kurmak sadece çocuklara özgü bir özellik olduğundan dolayı Ali büyüdükçe portakal ağacı yaşlanıyor, hastalanıyor hatta daha az meyve vermeye başlıyormuş. Bu durum Ali'yi çok üzüyormuş. Çünkü Ali portakal ağacıyla birlikte büyümüş ve ona çok alışkınmış. Fakat ayrılık vaktinin yaklaştığının da farkındaymış. Bu duruma çare bulmak için günlerce haftalarca düşünmüş. Portakal ağacının her geçen gün daha çok yaşlanıp hastalandığını görmek onu çok üzüyormuş. Ali bir gün kardeşi Ayşe'nin üzgün bir şekilde oturduğunu görünce ona ne olduğunu sormuş. Ayşe, çok yalnızım bir arkadaşım bile yok diyerek ağlamaya başlamış. Ali, kardeşinin ağlamasına dayanamayarak ona sarılmış. O anda portakal ağacı ile göz göze gelmiş ve birden gözleri parlamış. Aklına çok güzel bir fikir gelmiş. Hem portakal ağacını iyileştirip evde kalmasını sağlayacak hem de kardeşine çok iyi bir dost bulmuş olacaktı. Böylece hemen portakal ağacının yanına gidip ona durumu anlatmış. Kardeşiyle dost olup olamayacağını sormuş. Portakal ağacı bu fikri duyunca çok sevinmiş. Çünkü o da Ali'den ayrılmak istemiyormuş. Her ne kadar iletişim kuramayacak olsalar da en azından onu görebilecekmiş. Böylece portakal ağacı Ayşe ile tanışmış. Ayşe de abisi gibi çok tatlı ve iyi huylu bir çocukmuş. Birbirlerini çok sevmişler. Ali ile olan dostluğunun son günlerinde üçü birlikte çok güzel vakit geçirmişler ve bir gün portakal ağacı tamamen Ayşe'nin dostu olarak kalmış. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alin-teri-hikayesi/", "text": "Çocuklarınız için çok güzel bir ders niteliğinde bir hikaye anlatacağız. Günün birinde evlilik çağına gelmiş bir delikanlı herkes gibi onunda evlilik isteği vardı. Bu konuyu ailesine açmak istediğinde babası delikanlıya şöyle bir konuşma yaptı: Delikanlı çocuk babasının bu sözleri karşısında gülümsedi. Ne kadar kolay bir şey söyledi babam diye düşündü. Delikanlı ertesi gün babasının bu sözünü yerine getirdi ve babasına o altını getirdi. Babası oğlundan aldığı bu altını hiç düşünmeden nehre fırlattı. Delikanlı şaşkın bir şekilde babasına uzunca bir süre baktıktan sonra babasına dönerek sordu: Delikanlı ertesi gün annesinden bir altını borç alarak babasına tekrar götürdü. Babası altını görünce tekrar nehre fırlattı. Delikanlı çok şaşırdı ve şunu söyledi: Babası oğluna yine izin vermedi ve oğluna: Delikanlı babasının yanından ayrılarak uzun uzun düşündü. Başkasından bir borç altın alsa ve o altını babasına getirse babası o altını tekrar nehre atacaktı ve delikanlı bu gidişle de evlenemeyecekti. Bu yüzden genç delikanlı bir iş bulup kendi emeği ve alın teri ile o altını kazanmaya karar verdi. Günler geçti ve delikanlı kazandığı o altını babasına getirdi. Babası her zaman olduğu gibi altını eline aldı ve tam nehre atıyordu ki çocuk heyecanla babasının elini tuttu. Delikanlı can havliyle bağırdı: Delikanlının babası yüzündeki kocaman gülümseme ile elini oğlunun omzuna atarak: Bu hikayede emek verilerek kazanılan altının aslında ne kadar değerli olduğunu ve savurganlık yapmadan çektiğimiz o zorlukları düşünerek harcamamız gerektiğini çok açık bir şekilde anlıyoruz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alinin-hazine-macerasi-masali/", "text": "Yıllar yıllar önce, kuşların sevgiyle cıvıldadığı uzak bir köyde yaşayan Ali isimli bir çocuk varmış. Bu meraklı ve heyecanlı çocuk, öğrenmeyi sever, yeni insanlarla tanışıp arkadaş olmak istermiş. Ali sevimli ve huzurlu köyünde okuluna gider, arkadaşları ile sık sık oyun oynar, günlerini mutlu bir şekilde geçirirmiş. Bir gün Ali, eski ve tozlu raflar arasında keşfedilmeyi bekleyen bir harita bulmuş. Ali haritanın ne olduğunu, neyi işaret ettiğini çok merak etmiş ve hemen incelemeye koyulmuş. Ali, haritadaki işaretleri, sembolleri çözebilmek için bir hayli uğraşmış. Bu harita, köylerinin efsanevi bir hazineye giden yolu gösteriyormuş. Ali, bu hazinenin izini sürmeye karar vermiş ve heyecan dolu bir maceraya atılmış. Gereken bütün alet ve edevatları yanına almış, haritada belirtilen yönleri takip ederek ormana doğru yola çıkmış. Köyün dışında yer alan ormana giden yol oldukça zorluymuş. Yolculuğu boyunca karşılaştığı zorluklar, onun karakterini ve azmini sınamış. Ancak Ali pes etmemiş. Ali, daha önce hiç görmediği bu yollardan, tepelerden, patikalardan heyecanla geçmiş. Sonunda, haritadaki ipuçlarının gösterdiği eski mağaraya ulaşmış. Ali adım adım mağarayı keşfetmeye başlamış. Daha önce hiç gelmediği, sözünü duymadığı bu yer oldukça gizemliymiş. Ali adım adım ilerlerken, bir sandık bulmuş. Açıp açmaması gerektiğini merak eden Ali, nihayet sandığı açmaya ve gizemi çözmeye karar vermiş. Ali, sandığın içinde binbir türlü farklı mücevher ve altın bulmuş. Ne yapacağını bilemeyen Ali bir efsaneyi çözmüş. Ali, ilk önce bu kadar altınla, değerli taşla ne yapacağını bilemez olmuş. Düşünmüş ve altınları şimdilik burada bırakmaya karar vermiş. Sonrasında günlerini sıradan rutininde geçiren Ali, okullarının yetersiz olduğunu ve artık eskidiğini düşünmüş. Ali, altınları ve hazineyi okullarını yenilemek için kullanmaya karar vermiş. İlk işi okulundaki kütüphaneyi yenilemek, yüzlerce kitap getirmek ve büyük bir kütüphane kurmakmış. Ali, bulduğu hazineyi köyündeki okulu iyileştirmek için kullanmış. Okula yeni ve büyükçe bir kütüphane yapılmış. Bugünden sonra Ali ve arkadaşları, köylerinde eğlenceli vakit geçirebilmiş. Arkadaşları ile daha keyifli vakit geçiren ve dersleri daha verimli geçen Ali, neyin daha değerli olduğunu anlamış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 4 Yaş Çocuk Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alinin-okula-baslama-macerasi/", "text": "Ali yedi yaşına henüz basmıştı. Okula başlama zamanıydı. Ali okula gideceği için büyük bir heyecana kapılmıştı. Yeni arkadaşları olacaktı kendisinin ve bir de öğretmeni. Ali, düşündükçe hayaller kurmaya başlamıştı. Mahalleye en yakın okula kayıt yapılmıştı. Okula gidip gelmek çok zor olmayacaktı. Okul için alışveriş zamanıydı. Ali'nin içi içine sığmamıştı. Anne ve babasıyla hafta sonu okul için alışverişe çıkmışlardı. İlkokul öğrencilerinin klasik olarak giymiş olduğu mavi önlük ve beyaz yakası alınmıştı. Ali bu kıyafetleri denemeye başladığında öğrenci olmayı kendisine çokça yakıştırmıştı. Alışveriş tamamlanmış, herkesin üzerine hafiften bir yorgunluk çöküvermişti. Artık zaman eve dönüş zamanıydı. Ali'yi büyük bir heyecan esir almıştı. Çünkü yarın sabah okula başlamak için ilk gündü. Ali'nin gözüne uyku girmiyordu. Sabahı zar zor etmişti. Sabah erkenden kalkılmış ve güzelce bir kahvaltı yapılmıştı. Ali, mavi önlüğünü üzerine giymiş ve beyaz yakasını da takmıştı. Çantasını sırtına alıp ilk gün anne babasıyla birlikte yola koyulmuştu. Okul, bugün cıvıl cıvıldı. Ali gibi onca çocuk bu heyecanı tatmıştı. Okulun ilk gününe özel merasimler yapılıp sınıflara geçmişti herkes. Ali de diğer öğrenciler gibi sınıfa adım atmıştı. Sırasına oturmuş ve yeni arkadaşlarıyla tanışmaya başlamıştı. Kapının ardında öğretmenin ayak sesleri kulaklara ulaşmıştı. Herkes biraz sessiz bir hale bürünüp öğretmeni beklemeye koyulmuştu. Öğretmen sınıfa girmiş ve Günaydın çocuklar! diyerek sınıfı selamlamıştı. Konuşmasını bitiren öğretmen, öğrencilerle tanışmaya başlamıştı. Her öğrenci sırayla ayağa kalkıp kendisini tanıtmıştı. Tanışma merasimi bittikten sonra asıl ders başlamıştı. Defter ve kalemler çantadan çıkarılmış ve ilk olarak düz bir çizgi çizilmişti. Kalemi doğru tutmaya çalışmanın ilk basamağı düz bir çizgi ile çıkılmaya çalışılmıştı. Ders sonunda ödevler verilmiş ve son ders zili ile herkes evlere dağılmıştı. Böylece Ali diğer tüm öğrenciler gibi, okuldaki ilk gününü sorunsuz atlatmıştı. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 7 Yaş Çocuk Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alis-ve-minik-ejderha-masali/", "text": "Çok uzak diyarlarda ormanın derinliklerinde ahşaptan yapılmış bir kulübede bir oduncu yaşarmış. Bu oduncunun Alis adında bir oğlu varmış. Alis çok iyi bir çocukmuş. Her zaman babasına odunların taşınmasında ve ev işlerinde yardım edermiş. Günlerden bir gün babası ve Alis odun kesmek için ormanın derinliklerine gitmişler. Alis çalıların içinde tuhaf görünümlü yumurtaya benzer bir şey bulmuş. Alice yumurtanın kenarındaki dalları dikkatli bir şekilde itip yumurtanın kime ait olduğunu bulmaya çalışmış. Kuş yumurtası için çok büyükmüş. Yumurtaya dokununca soğuk olduğu fark edip endişelenmiş. Alis yumurtanın içinde yavru olabileceğinden endişelenip eve götürmüş. Sobanın yanında battaniyelerden çok güzel bir yatak hazırlamış. Belki de içindeki yavru zarar görmemiştir ve hayatta kalır ümidiyle sıcak tutmuş. Alis bütün bir kış yumurtayla ilgilenmiş. Bir sabah kalktığında yumurtanın çatladığını fark etmiş heyecanla yumurtanın yanına gidip bakmış. Kırılan yumurtadan önce bir kanat çıkmış. Sonra diğer kanat ortaya çıkmış. Kafası, vücudu derken sonunda yavru ortaya çıkmış. Kırık yumurtanın içinden tatlı bir ejderha yavrusu çıkmış. Alis şaşkınlıkla minik ejderhaya bakarken, ejderha bir anda ona doğru yürümeye başlamış. Zar zor birkaç adım atan minik ejderha Alis'in kollarına düşmüş. O günden sonra minik ejderhayla Alis ilgilenmiş. Günler günleri, aylar ayları kovalamış ve minik ejderha büyümüş. Artık kulübeye bile sığmıyormuş. Alice ve babası ejderha için güzel büyük bir kulübe inşa etmişler. Bir gün yine dışarıda odun taşırlarken Alice'in babası aniden hastalanmış. Doktora götürdüklerinde hastalığının ilacının sadece uzaktaki dağın içinde yetişen bir bitki olduğunu öğrenmişler. Ancak oraya gitmek tehlikeli ve zormuş. Alice ve ejderha hiç düşünmeden dağa gitmişler. Daha geldiklerinde dağın girişinde küçük bir mağara varmış. Mağaranın girişi oldukça darmış. Bu yüzden ejderha oraya sığmamış. Alis'in bu yolculuğu çaresiz tek başına yapması gerekiyormuş. Ejderha olmadan mağaraya girmeye Alis çok korkmuş. - Alice senin ne kadar cesur olduğunu biliyorum. Ben sana çok güveniyorum ve sen buradan çıkmadan da asla bir yere gitmeyeceğim. Lütfen korkma demiş. Ejderhanın bu sözleri Alise güven vermiş. Hiç korkmadan mağaranın içine girip istenilen bitkiyi alıp çıkmış. Ejderha Alis'in bu hareketiyle gurur duymuş. Eve gelip bitkiyi hazırlamışlar. Alice ilacı babasına vermiş ve babası kısa sürede iyileşmiş. O günden sonra Alise ve ejderha her zaman dost olarak kalmışlar. Alis böyle cesaret veren, ejderha gibi bir arkadaşa sahip olduğu için çok şanslıymış. Birlikte sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alp-er-tunga-destani/", "text": "Alp Er Tunga İskitlerin ya da Sakaların en önemli hükümdarıdır. Ayrıca ülke Turan ülkesi olarak da anılmaktadır. Türkleri bir araya getiren Alp Er Tunga İran'la büyük mücadele etmiştir. Bu mücadeleler ve yaptığı kahramanlıklarsa Alp Er Tunga destanına konu olmuştur. Ancak destanın günümüze gelmesi mümkün olmamıştır. Destana ait en önemli bilgiler Kaşgarlı Mahmut tarafından yazılan Divanı Lügatit Türk adlı eserde yer almıştır. Bu esere ve diğer kaynaklara göre Alp Er Tunga destanın şöyledir; Ordusuyla İran'ın üzerine yürür. Alp Er Tunga ve İran ordusu Dehistan isimli bölgede karşılaşırlar ve savaş başlar. Savaşı Alp Er Tunga ve ordusu yener. Bunun üzerine İran'ın hükümdarı Dehistan canını kurtarmak amacıyla Dehistan kalesine sığınır. Ancak Alp Er Tunga'nın ordusu kaleyi de ele geçirir ve hükümdarı esir alır. Hükümdarın esir alınmasından sonra Kabil'in hükümdarı olan Zal İran'a yardıma gelir. Zal oldukça güçlü ve ünlüdür ve Türk ordusunu ağır kayıplara uğratır. Bunun üzerine Alp Er Tunga elinde esir bulunan İran hükümdarını öldürür. Hükümdar yanında esir alınan diğer insanları da öldürmek ister ancak kardeşi Alp Arız buna engel olur. Ardından esir tutulan insanlar kaçınca Alp Er Tunga iyice sinirlenir ve buna sebep olan kardeşini öldürtür. İranlılar ise hükümdarları yerine Zev'i hükümdar seçerler. Alp Er Tunga onunla da savaşır. Ancak bu savaşlar sırasında ülkelerde kıtlık olayları yaşanınca iki taraf savaşmama kararı alır. Yıllar geçerken İran'ın başındaki hükümdar Zev ölür ve iki taraf arasında savaşlar tekrar başlar. Ayrıca iyice yaşlanan Turan üzerine oğlu Rüstem'i savaşması için gönderir. Zaloğlu Rüstem'in ordusu ve Alp Er Tunga arasında büyük savaşlar yaşanır. Hatta Zaloğlu Rüstem 1160 tane Türk'ü öldürür. Bunun üzerine Alp Er Tunga ordusu geri çekilir. Bu arada İran'ın başına Keykavus geçer. İki ülke arasında Keykavus zamanında da savaşlar olur ancak Alp Er Tunga bir rüya sonrasında İran'la barış yapma karar alır. İki ülke barış olur ancak Keykavus bundan hoşlanmaz ve barış imzalayan Zaloğlu Rüstem ve onun oğlu Siyavuş'la arası bozulur. Siyavuş bunun üzerine Gang şehrinde bulunan Alp Er Tunga'ya giderek ona sığınır. Siyavuş kendisini Türklere sevdirir ve onlarla yaşamaya başlar. Hatta Türk kızıyla evlenir ve Keyhüsrev adlı bir oğlu olur. Zaman geçerken Siyavuş devlet kurallarına uymamaya başlar. Bunun üzerine Alp Er Tunga Siyavuş'u öldürtür. Bunun üzerine Zaloğlu Rüsten Turan ülkesine yine savaş açar ve bu büyük savaşta pek çok Türk ölür. Bunun üzerine Alp Er Tunga intikam yemini ederek İran üzerine yürür. İran'ı büyük bir yenilgiye uğratır. Yaşanan yenilgi sonrası çok sayıda esir rehin alınır ve İran'da kıtlık yaşanmaya başlar. Zaloğlu Rüstem ve Alp Er Tunga arasındaki savaşlar belirli aralıklarla devam eder. Bu arada İranlılar Siyavuş'un oğlu Keyhüsrev'i Turan'lardan kaçırarak İran'ın başına hükümdar yaparlar. İki ülke arasında savaşlar devam ederken Keyhüsrev komutanlarından Bijen'i Turan üzerine gönderir. Ancak Bijen Turan'da Alp Er Tunga'nın sarayına giderken padişahın kızını görüp ona aşık olur. Bu durum Er Tunga'yı çok kızdırır ve Bijen'i zindana atar. Bijen geri dönmeyince Rüstem onu zindandan kurtarır ve yanlarında Tunga'nın kızını da götürürler. Sarayına girildiği haberini alan Alp Er Tunga İran üzerine ordu gönderir ancak ordusu yenilince kendisi İran'a karşı hücuma geçer. Çünkü gönderdiği ordu da yer alan oğlu da ölmüştür. Yaşlanmış olmasına rağmen Alp Er Tunga büyük başarı elde eder ve sonunda Keyhüsrev ile karşı karşıya gelir. Onunla dövüşmek ister ancak yanında bulunan ordusu onun dövüşmesine izin vermez. Diğer yanda Keyhüsrev de ondan çekinerek dövüşmek istemez. Tüm bunlar üzerine Alp Er Tunga kendini kötü hisseder. Bunun üzerine ordusunu alıp Gang şehrine gider. Daha sonra da İran için Çin hakanından yardım ister. O yardımı beklerken geri çekilme numarası yapan İran Gang'ı kuşatarak Alp Er Tunga'nın kaldığı yeri ateşe verirler. Alp Er Tunga ve birkaç adamı son anda kurtularak Çin'e sığınırlar. Ancak Çin Hakan'ı onlara ihanet ederek Keyhüsrev ile iş birliği yapar. Bunun üzerine Alp Er Tunga Keyhüsrev'le tek başına savaşmak için mektup yazar. Ancak Keyhüsrev buna cesaret edemez. Bunun üzerine Alp Er Tunga tek başına yollara düşer ve tek başına kalabileceği bir mağaraya sığınır. Günler geçerken İranlılar Alp Er Tunga'yı bulurlar. Bunun üzerine Alp Er Tunga kurtulmak için suya atlar ancak yakalanarak öldürülür. Alp Er Tunga'nın bu acı ölümü Turan halkını yasa boğar. Ünlü hükümdarlarının ardından büyük yıkım yaşarlar ve onun ardından ağıtlar yakarlar. Alp Er Tunga için yakılan ağıt günümüze kadar gelmiş ve Türkçeleştirilmiştir. Alp Er Tunga için söylenen sagunun sözlerinin bir kısmı şöyledir; Alp Er Tunga öldi mü? Issız ajun kaldı mu? Ödlek öçin aldı mu? Emdi yürek yırtılur.. Alp Er Tunga'nın ölümü için Keyhüsrev'in onu şölene davet ettiği ve şölende öldürdüğü rivayeti de vardır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/alti-kardes-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, küçük bir kasabada yaşayan anne, baba ve 6 kardeş vardı. Üçü kız üçü de erkekti. Bu beş kardeşin beside hastaymış bir tanesi sağlıklıydı. Anne ve baba beş tane evlatları hasta diye onların üzerlerine daha çok düşüyordu. Yemek yiyecekleri zaman beş kardeşe daha fazla yemek koyuyorlardı, moralleri yerine gelsin diye beşine ayrı ayrı oyuncaklar alıyorlardı. Bunları kıskanan diğer kardeş kendi kendine hep söyleniyordu. Keşke bende hasta olsam, keşke bana da böyle ilgi gösterseler dedi. O anda aklına nasıl hastalanabilirim diye araştırmalar yaptı ve türlü türlü numaralar yaptı. Ne denediyse bir türlü hastalanmadı. Gizli gizli derelerde saatlerce oynuyordu, üşüteyim, hasta olayım diye. Sonra yavaşça ateşi çıkmaya başladı, halsizleşti anne babası da endişelenip doktora götürdüler. Doktor üşüttüğünü söyleyip ilaçları verip gönderdi. Birkaç gün ilaçları kullanmış ve hemen iyileşip ayaklandı, sonra ailesi tekrar bu çocuktan ilgiyi azalttılar. Bu çocuk da daha kötü hastalansam da ayağa hiç kalkamasam annem ve babamda benle daha çok ilgilenir diyerek aklından geçirdi. Aradan birkaç gün geçti ve çocuğun aklına yüksek bir yerden atlamak geldi. Gitti binanın tepesine atlamış yere avazının çıktığı kadar bağırdı. Ailesi apar topar hastaneye götürdüler ve doktorlar bir daha yürüyemeyeceğini söyledi. Herkes feryat ederken bu çocuk kendi kendine sonunda oldu, yürüyemeyeceğim işte diyerek sevindi. Eve gitmişler anne baba çaresizce hepsiyle birlikte ilgileniyordu. Çocuk kendisine gösterilen ilgiden gayet memnundu ama günler geçtikçe sıkılmaya başladı koşup top oynamak istiyordu. Ama maalesef bizim çocuk bir daha yürüyemeyeceğini bildiği için çokta bir şey yapamıyordu. Bir gün kardeşlerin bir tanesi iyileşme belirtisi gösterdi. Anne ve baba umut ederek çocuğunu doktora götürdü. Doktor giderek hastalığı yendiğini söyledi. Ve yakın zamanda hastalığın tamamen gideceğini söyledi. Eve gelen aile bu mutlu haberi diğer kardeşlerle paylaştılar. Bir gün sonra diğer kardeşte iyileşme belirtisi gösterdi onu da doktora götürdüler ve doktor aynı şeyi ikinci çocuğa da söyledi. Ailenin umudu giderek arttı, yarın olduğunda üçüncü çocuğu da öyle oldu ve günden güne kardeşlerin beşi de iyileşti artık her şeyi kendileri halledebiliyorlardır. Evde dolu dolu vakit geçirmeler başladı dışarı çıkıp oynuyorlardı. Bunu gören 6. Çocuk onları sadece izliyordu yattığı yerden. Sonra üzülürken anne ve babası gördü ne oldu sana? Diye sordular. Çocuk da sadece ilgi istediği için hastalanmak istediğini bunun için hastalandığını anlattı. Daha sonra bir yerden atlarsam yürüyemem, o zamanda kardeşlerimle ilgilendiğiniz kadar benimle de ilgilenirsiniz diye bunları yaptığını söyledi. Bunun üzerine anne ve baba çocuklarına sarılıp özür dilediler. Çok pişman olmuşlar ama artık çok geç oldu. Beş evlat iyileşti ancak altıncı çocuk bir daha yürüyemeyecekti. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/altin-balta-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş bir zamanlar ormanın birinde yaşayan günlerini odun keserek geçiren ihtiyar bir oduncu varmış. Kestiği odunları ormanın yakınlarındaki köye götürüp satar, evinin geçimini sağlamaya çalışırmış. İhtiyar hanımıyla yağlı demez, yavan demez ne bulurlarsa yerler mutlu bir şekilde geçinip giderlermiş. Bu ihtiyar hiç yalan söylemez, kendi kazandığından başka kimsenin malına göz dikmezmiş. Dürüstlüğüyle bilinen bu ihtiyardan herkes güvenle alışveriş yaparmış. Yine sabah erkenden kalkan ihtiyar baltasını alıp ormana gitmiş. Baltasını bir ağacın kenarına koyan ihtiyar kesebileceği ağaçlara göz atmaya gitmiş. Gözüne bir ağacı kestiren ihtiyar baltasını almak için ağacın yanına gittiğinde baltasını bulamamış. Aramış, taramış, her yana bakmış ancak baltasını hiçbir yerde bulamamış. Bu duruma çok üzülen ihtiyar ağlamaya başlamış. Benim tek geçim kaynağım baltamdı. Şimdi o olmadan evimi nasıl geçindireceğim diye söylenerek ağlamaya devam ediyormuş. İhtiyarın ağlamalarını duyan bir peri dayanamayıp ona yardım etmeye karar vermiş. İnsan kılığında gelip altından bir baltayı ihtiyara vermiş. İhtiyar altın baltaya bakıp incelemiş ancak kendi baltasının bu olmadığını söylemiş. Bu sefer de peri gümüşten bir balta vermiş. İhtiyar baltayı yine inceleyip kendi baltası olmadığını söylemiş. Peri bu sefer de ihtiyarın kendi baltasını vermiş. İhtiyar baltayı inceleyip kendi baltasının bu olduğunu söylemiş. Baltasını bulduğu için çok sevinmiş. İnsan kılığındaki periye teşekkür edip neşe içinde evine dönerken peri bu gözü tok ihtiyara diğer iki baltayı hediye etmiş. Aldığı hediyelere sevinen ihtiyar neşe içinde evinin yolunu tutmuş. Yolda iki ormancı ile karşılaşan ihtiyar başından geçenleri anlatmış. Baltalarını alıp doğru ormana giden bu kurnaz ormancılar baltalarını saklayıp kaybetmiş gibi ağlamaya başlamışlar. Ormancıları gören insan kılığına girmiş peri onlara altından bir balta vermiş. Ormancılar altın baltayı görünce İşte baltalarımızı bulduk diye sevinip baltalara sahip çıkmışlar. Bu açgözlü ormancılara sinirlenen peri baltaları oduna çevirmiş. Ne olduğunu anlayamayan ormancılar kaçmaya başlamış. Odunlar da arkalarından kovalamış. Canlarını zor kurtaran ormancılar bir daha açgözlülük yapmamaya karar vermişler. Daha fazla uyku masalları makalesi için 10 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/altin-bukle-ve-uc-ayicik-masali/", "text": "Geçmiş zamanların birinde bir orman kenarında yaşayan bir kız varmış. Kızın saçları o kadar güzelmiş ki sanki güneş gibi parlıyormuş.Bu kızın adı da Altın Bukle imiş. O kadar güzel sarı bukleleri varmış ki saçlarında, her bi kimse ona bayılıyormuş. Bu kadar güzel olmasına karşın bu kız bazen çok yaramaz olurmuş. Oyun oynamak için her gün dışarı çıkar ve annesi de onu hep uyarmak zorunda kalırmış. ''Benim güzeller güzeli kızım lütfen oyun oynarken arka bahçeden çıkma ve sakın ama sakın ormana girme.'' Günlerden bir gün öğle vaktinden sonra, Altın Bukle evinin arka bahçesinde oyun oynamaktan sıkılmış. Ormana girsem ne olur sanki, diye düşünmüş. Etrafına bakınmış acaba kimse varmı diye. Kimseciklerin olmadığına kannat getirince birden bire ormana doğru koşmaya başlamış.Yorulmuş ve durup çevreyi seyretmeye başlamış. ''Her taraf o kadar yemyeşil ki demiş, Buradaki çiçekler ve böğürtlenler çok ama çok güzel'' diye düşünmüş kendi kendine. Ormanın derinliklerine doğru bir hayli yol kat etmiş. O kadar çok yürümüş ki en sonunda yolu kaybetmiş. Geriye dönmek istiyot ama yolu bulamıyormuş. Hem çok yorulmuş hem de karnı çok acıkmıştı. Yorgunluk ve açlıktan ağlayacak gibi olmuş. Biraz daha yürümüş. Gittikçe yol bitmiş. Birden ne görsün ağaçların arasında bir ayı ailesine ait ev görmüş. Bu ailen üç ayıdan oluşuyormuş. Büyük olan Baba Ayı, Orta olan Anne Ayı ve Küçük olan ise Yavru Ayıymış. Sessizce yaklaşmaya başlamış. Etrafından dolanıyormuş. Kimsenin olmadığını zannediyormuş. Yavaş bir şekilde kapıya vurmuş ama kimse ses vermemiş. Pencereden içeriye bakmış. İçeride masanın üstünde üç kase görmüş. Acıktığı gelmiş aklına. Tekrar kapıya şiddetli bir şekilde vurdu. Kapı birden açılıverdi. Demekki kapı kilitli değil aralıkmış diye düşündü. İçeriye doğru bakındı ve seslendi. Kimse var mı acaba?'' diye. Ses yoktu yine. Masaya doğru ilerledi. Karnı çok acıktığı için en büyük kasedeki çorbayı içmek istedi. Ama içemedi çünki çok sıcaktıi. Yan kasedeki çorbanın tadına baktı: Bu da çok soğuk dedi. Üçüncü kaseye bakınca. Hmm bu ne çok sıcak ne de çok soğuk dedi ve çorbanın hepsini bitirdi. Çorbayı içtikten sonra şöminen yanında vardı. Yorgun olduğu için sandalyelerin birine oturmak istedi. Üç tadet sandalye vardı, büyük küçük ve orta boyda.Sandalyelerin birine oturdu ve tam ona göreydi. Ama o da ne! Oturur oturmaz kırmıştı sandalyeyi.Korktu ve hemen yandaki odaya kaçmıştı. Burada da üç yatak vardı büyük orta ve küçüktü bu yataklar. Küçük olan yatağa uzandı ve hemen uyuyuvermişti. Altın Bukle kimin evinde olduğunu bilmeden uyuya kalmıştı. Altın Bukle uyurken ev sahipleri geldi. Eve geldiklerinde çok aç oldukları için hepsi birden masanın etrafına toplandılar. Yavru ayıcık ağlamaya başladı. Biri benim çorbamı içmiş diye.Baba ayı söminenin yanındaki sandalyeyi fark etti ve Yavru ayıcık bu sefer hiç olmadığı gibi ağlamaya başladı. Birisi benim sandalyemi kırmış. Hepsi birden yatak odasından içeriye girdiler bu sefer. Yavru ayıcık Biri benim yatağıma uzanmış uyuyorr dedi. Ayıcıklar yatakta güzel bir kız çocuğunun yattığını görünce. Bizim evimizin içerisinde ne işi var bu kızın diye söylenmeye başlamış baba ayı. Masum Altın Bukle ise tam da bu anda seslerden irkilerek uyanmış. Şaşkın bir şekilde ayılara bakıyormuş. Bunun bir rüya olduğunu zannediyormuş. Hemen yataktan fırlamış. O kadar çok korkmuşki hemen kaçmaya başlamış oradan. Bütün gücüyle koşmuş koşmuş koşmuş. Nefesi tükeniyor ama o ormandan çıkana kadar koşmaya devam etmiş. Eve gittinde annesi onu çok endişeli bir şekilde kapının önünde bekliyormuş ve hemen kızmaya başlamış annesi. Altın Buklebir şey konuşmadan odasına gitti. Yatağına uzanıp gördüklerini unutmaya çalıştı. Bir daha da asla annesinden izin almadan bir yere gitmedi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/altin-elma-yarisi-masali/", "text": "Bir zamanlar, masal gibi bir ülkede, Altın Elma Yarışı adında büyülü bir etkinlik düzenlenirmiş. Bu yarış, ülkenin dört bir yanından gelen cesur ve yetenekli gençlerin katılabildiği özel bir yarışmaymış. Kazananın ödülü, efsanevi bir altın elma ve masalsı bir şölenle birlikte krallığın zenginliklerini elde etmekmiş. Yarışın başladığı gün, gençler heyecan içinde toplanmıştı. Çünkü bu yarış, onlar için büyük bir fırsat ve unutulmaz bir deneyimdi. Yarışa katılanlar arasında genç bir çiftçi olan Can ve soylu bir prenses olan Ela da vardı. Can, doğayla iç içe büyümüş ve cesur bir ruha sahip olan biriydi. Ela ise sarayın lüksünde büyümüş, zerafet ve güzelliğiyle dikkat çeken bir prensesdi. İkisi de yarışı kazanmak için kalplerinin derinliklerinden istekliydiler. Yarış, ülkenin en uzak ve tehlikeli ormanında düzenlenecekti. Katılımcılar, ormanda gizlenmiş olan Altın Elma'yı bulmak için zorlu bir yolculuğa çıkacaktı. Ormanda hayatta kalmak için cesaret, zeka ve dayanıklılık gerekiyordu. Yarış günü gelip çattığında, gençler ormana doğru yola çıktılar. Ormanda birbirinden zorlu engellerle karşılaştılar, ancak Can'ın doğa bilgisi ve Ela'nın zerafeti sayesinde birlikte zorlukların üstesinden geldiler. Ancak yarış ilerledikçe, katılımcılar arasında rekabet giderek artıyordu. Bazıları hile yapmaktan çekinmezken, Can ve Ela dürüstlüklerinden ödün vermeden yarışa devam ettiler. Nihayetinde, zorlu bir mücadeleden sonra Can ve Ela, Altın Elma'nın gizlendiği yere ulaştılar. Orada, sihirli bir ağacın dallarında altın bir elma parlıyordu. Bu elma, masalsı bir güzellik ve ebedi mutluluğun simgesiydi. Can ve Ela, Altın Elma'nın ne kadar değerli olduğunu fark ettiklerinde, ödülün peşinde koşmak yerine arkadaşlık ve dürüstlüklerinin daha önemli olduğunu anladılar. Altın Elma'yı almak yerine, onu ağacın dalında bıraktılar. Yarışı kazanmış olmamalarına rağmen, Can ve Ela aslında gerçek bir zaferin sahibi olmuşlardı. Kalplerindeki dürüstlük ve sevgi, onları gerçek hazineye ulaştırmıştı. Yarışı kazanmak yerine, Altın Elma Yarışı sayesinde dostlukları ve insanlık değerleri kazanmışlardı. Krallığa geri döndüklerinde, halk onları alkışlarla karşıladı. Onların cesaretleri ve dostlukları hakkında efsaneler anlatılmaya başlandı. Krallık, Can ve Ela'nın hikayesini yıllar boyunca hatırladı ve onların cesareti ve iyi niyeti halk arasında efsaneleşti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/altin-tuylerin-sirri-masali/", "text": "Bir zamanlar, ücra bir köyde yaşayan iki kardeş vardı: Masal ve Ali. Masal, güzel ve sevecen bir kızdı, Ali ise cesur ve zeki bir delikanlıydı. Bir gün köylerinin ormanında gezerken, ağaçların arasında altın parıltılar fark ettiler. Merakla yaklaştıklarında, büyülü bir kuşla karşılaştılar. Kuşun tüyleri altındı ve ışıl ışıldı. Masal ve Ali, bu kuşun tüylerinin sırrını keşfetmeye karar verdiler. Büyülü kuş, onlara kendisinin Peri Kuşu olduğunu söyledi. Onun altın tüyleri, dünyanın en değerli hazinesini simgeliyormuş. Ancak, tüylerin sırrını çözebilmek için onunla uzun bir yolculuğa çıkmaları gerekiyormuş. Masal ve Ali, heyecanla bu yolculuğa atıldılar. Yolculukları boyunca birçok zorlukla karşılaştılar. Tehlikeli suları geçmek, yılanlı ormanları aşmak ve dağların doruklarına tırmanmak zorunda kaldılar. Ancak kardeşler, birbirlerine olan güvenleri ve dayanışmaları sayesinde her engeli aştılar. Sonunda, büyülü kuş Masal ve Ali'yi gizemli bir adaya götürdü. Adada, altın tüylerin gizlendiği sihirli bir ağacın olduğunu söyledi. Ancak ağacın sırrını çözmek, cesaret ve bilgelik gerektiriyordu. Masal ve Ali, kararlılıkla ağacın peşine düştüler. Ağacın etrafındaki zorlu testlerden geçerek, ağacın gizemi çözüldü. Altın tüylerin sırrı, sevgi ve fedakarlıktan doğuyormuş. Ağaç, içindeki en değerli tüyü ancak kalbi saf ve sevgi dolu olanlara verebiliyormuş. Masal ve Ali, aralarındaki derin sevgi sayesinde ağacın en değerli tüyünü kazandılar. Tüyü alır almaz, büyülü kuşun yanına döndüler. Kuş, onlara teşekkür ederek, Kalplerinizdeki sevgi sayesinde dünyanın en değerli hazineye sahip oldunuz. dedi. Kardeşler, büyülü kuşun altın tüylerini köylerine dönerken kullanmaya başladılar. Köyleri artık zenginlik ve bereket içindeydi. Ancak, onların en büyük hazine, kalplerindeki sevgi ve dayanışmaydı. Kardeşler, büyülü kuşun armağanı olan altın tüyleri, insanlara yardım etmek ve ihtiyaç sahiplerine destek olmak için kullanmaya karar verdiler. Onların yardımıyla köyleri daha da güzelleşti ve mutlulukla dolup taştı. Masal ve Ali'nin hikayesi, sevgi ve kardeşlik bağlarının gücünü vurguluyordu. Altın tüylerin sırrı, kalpteki sevgi ve fedakarlıkla kazanılıyordu. Bu masal, insanların birbirlerine destek olmalarının ve içlerindeki sevgi dolu yüreklerle dünyayı güzelleştirebileceklerini öğretiyordu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/altin-yumurtlayan-tavuk-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, günün birinde, köylerden birinde, oldukça fakir bir köylü ve karısı birlikte şirin bir evde yaşarlarmış. Geçimlerini tavuk yumurtası satarak sağlıyorlarmış. Bir gün kümesteki tavuklardan biri ölmüş bunun üzerine köylü pazara gitmiş ve ölen tavuğun yerine yeni bir tavuk satın almış. Her sabah kümese girip yumurtaları toplayan bu saf ve fakir köylü, ertesi sabah kümese bakmış ve şaşkınlıktan neredeyse küçük dilini yutacak gibi olmuş. Çünkü yeni getirdiği tavuğun altındaki yumurtalar altındanmış. Köylü çok mutlu olmuş ve altın yumurtayı alıp evine götürmüş. İkinci gün tekrar kümese girmiş ve tavuğun altında altın bir yumurta daha görmüş. Köylü bu yumurtayı da almış ve tekrardan evin yolunu tutmuş. Derken, bu böyle günlerce sürmüş gitmiş. Köylünün tavuğu her gün bir altın yumurta daha yumurtlamış, tavuk yumurtladıkça da köylü zenginliğine zenginlik katmış. Gün geçtikçe zenginleşip daha da zengin olmalıyım diyen köylünün gözünü hırs bürümüş. Günün birinde köylü; tavuk her gün altın yumurtluyor her gün bunu mu bekleyeceğim demiş. En iyisi tavuğu kesip, karnındaki bütün altınları çıkarıp daha da zengin olayım. demiş ve daha sonra altın yumurtlayan tavuğu kesip karnını açmış. Açmış açmasına ama tavuğun karnından buğday tanesinden başka hiç bir şey çıkmamış. Açgözlü köylü, hatasını anlayarak yaptığına çok pişman olmuş ama artık iş işten geçmiş. Aradan geçen zamanda köylü o altınları harcamış ve zaman geçtikçe eskisi gibi fakir bir köylü olmuş. Bu fakir köylü hırs ve açgözlülüğün çok kötü bir şey olduğu artık öğrenmiş. Gökten üç elma düşmüş; biri masalı okuyana, biri dinleyene, biri de tüm iyi insanlara olması dileğiyle."} {"url": "https://www.masallaroku.com/altin-yumurtlayan-tavuk/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Çok eski zamanlarda çok fakir bir adam varmış. Köyde yaşayan bu fakir adam aslında çok iyi birisiymiş ama işleri hep ters gidiyormuş. Şansı hiç yokmuş. Hep çok çalışırmış. Elinden geleni yapmasına rağmen elinde hiç parası kalmazmış. Sabah akşam çalışmasına rağmen, hep parasızmış. Bir gün yine zengin bir adam için bir iş yapmış. Zengin adam yaptığı işi beğenince ona biraz para vermiş. Sen çok iyi birisin. Üstelik çok da çalışkansın. Bu parayla kendine güzel bir şeyler alabilirsin. Fakir adam parayı almış ve düşünmeye başlamış. Bu parayla ne alacağına karar vermeye çalışıyormuş. Bir yandan pazara doğru gidiyor, bir yandan da düşünüyormuş. Sonunda pazarda bir tavuk görmüş ve kendisi için onu satın almaya karar vermiş. Tavuk her gün yumurtlar ben de biraz para kazanırım diye düşünmüş. Dolaşmış dolaşmış ve sonunda kendisine güzel görünen bir tavuk satın almış. Uzun zamandır parası olmayan fakir adam bu tavuğu aldığı için çok sevinmiş. Adam tavuğu evine getirmiş ve kümese koymuş. Onu beslemiş, su vermiş ve ertesi sabah alacağı yumurtanın hayalini kurarak uyumuş. Sabah heyecanla uyanan adam hemen kümese koşmuş. Ama bir de ne görsün. Tavuk hiç bir şey yumurtlamamış. Kümeste yumurta bulamayan adam çok üzülmüş. Ama sabretmiş ve ertesi günü beklemiş. Bir gün daha geçmiş. Adam yine kümese gitmiş ve tavuğa bakmış. Ama tavuk bu sefer de hiç bir şey yumurtlamamış. Böyle böyle günler geçmiş, ama tavuk yumurtlamamaya devam etmiş. Adam yine ne kadar şansız olduğunu düşünmüş. Satın adlığı tavuk bile yumurtlamadığı için kendini daha da şanssız ve daha da mutsuz hissetmiş. Ama bir gün kümese gitmiş ve sevinç çığlıkları atarak çıkmış. Sevinçten ne yapacağını bilemeyerek çığlıklar atıyormuş. Onu görenler çok şaşırmış. Zavallı adamın sonunda fakirlikten ne yapacağını şaşırdığını ve delirdiğini zannetmişler. Ama aslında durum pek de öyle değilmiş. O gün kümese gittiğinde tavuğun yumurtladığını görmüş. Hem de ne yumurta? Bu tavuk aslında altın bir yumurta yumurtlamış. Adam da altın yumurtayı görünce çok sevinmiş tabi. Artık fakir adamın hayatı tamamen değişmiş. Yıllardır hep parasız olduğu için ne yapacağını şaşırmış. Sürekli bir şeyler satın almaya ve parasını bol bol harcamaya başlamış. Onu görenler çok şaşırmış. Bu kadar çok para harcamasına bir anlam verememişler. Hatta birisi onu uyarmak istemiş. Bu kadar harcarsa sonunun kötü olduğunu söylemiş. Fakir adam para sahibi olunca daha çok hırslı ve açgözlü bir adam olmuş. Sürekli daha çok, hep daha çok parası olsun istemiş. Sonunda dayanamayıp tavuğu kesmeye karar vermiş. Eğer tavuğu keserse içindeki altın yumurtaların hepsini alabileceğini ve böylece çok daha fazla parası olacağını düşünmüş. Paraları görünce gözü dönen ve artık çok açgözlü birisi olan fakir adam bir gün eline bıçağını almış ve tavuğu kesmiş. Ama hayali gerçekleşmemiş. Çünkü tavuğu kesince içinde yumurta olmadığını görmüş ve bir daha da altın yumurtası olmamış. Böylece eski yoksul hayatına geri dönmüş ve açgözlülüğünün bedelini ağır bir şekilde ödemiş. sevgilim uyumayıp masalların kalitesini ve bilinç akışını analiz ediyor. uyutamıyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/anadolu-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda, Anadolu'nun ücra bir köyüne Akif isminde genç bir çocuk yaşarmış. Bu genç çocuk çok mert, dürüst ve yürekli bir çocukmuş. Anadolu'nun erkeklerini temsil eden kaliteli bir yapısı varmış. Annesi ile yaşayan Akif, annesine hürmet edermiş. Hep onun dediklerini yapar ve bu şekilde zaman geçirirmiş. Gel zaman git zaman Akif artık çalışma çağına gelmiş. Fakat çalıştıkları diyarlarda ona göre bir iş yokmuş. O güzel yemekler pişirmek, aşçı olmak istiyormuş. İnsanları doyurmak onun en büyük istediği şeymiş. Evinde de annesine yemekleri o yaparmış. Çoğu zaman komşuları onlara gelir Akif'in güzel yemeklerini yermiş. Fakat Akif evde oturmaması gerektiğini anlamış. Annesine daha iyi bir hayat sürmek için şehre gitmek istediğini söylemiş. Annesi her ana gibi başta üzülse de artık yaşın geldi, gitmen lazım tabii, sen de yuvadan uçacaksın demiş. Akif'in ablası çook uzun seneler önce evlenmiş ve o 1 kere bile gelmemiş. Anası yalnız kalmaktan ne kadar korksa da, önemli olan oğlunun hayalleri oğlunun ne istediği imiş. Akif; ' Ana ben gideceğim ama san mı ki geri gelmeyeceğim. Ben sana daha iyi bir hayat sunmak için gidiyorum zaten. Emin ol yakın zamanda geleceğim. Ya da belli mi olur belki sen gelirsin. Birlikte yaşarız gene' bu sözler üzerine Akif'in annesi ağlamaya başlamış; ''Oğul bunlar çok güzel sözler. Seni iyi ki yetiştirmişim. Sen benim için çok önemlisin. Sen mutlu olursan bende mutlu olurum. Tabii ki bende gitmeni istiyorum. Ama ana yüreği işte, ne yaparsın oralarda. Akif toplamış tasını tarağını koyulmuş yola. Düz gitmiş iz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Varmış koca şehre. Şehrin çok fiyakalı bir ihtişamı varmış. Ama Akif bozacak değil ya, kendine kalacak yer aramış. Biriktirdiği, babadan kalan paralar varmış. Ama idareli kullanması gerektiğinin farkındaymış. Akif her yere girmiş iş bulmak için. Hepsi de ihtiyaç yok demişler. Biraz bozulmuş tabii Akif. Ne yapacağını tam bilememiş. Sonra kocaman bir sarayın önüne varmış. Saray o kadar büyükmüş ki, Akif'in köyünden bile büyükmüş. Akif gözü pek delikanlı bir genç olmanın da verdiği avantajla girmiş sarayın içine. Saray gittikçe büyüyormuş. Köyden şehre inmesinden bile daha fazla yok kat etmiş. En sonunda bir kapının önüne gelmişler. İçeri girmişler. Eli kılıçlı adam '' Bu genç iş aramaktadır. Ne iş olsa yapar. O'na oda verin, iş verin, aş verin'' demiş. Hikaye budur ki, her zaman açık sözlü olmak gerekir. Karşında kim olursa olsun dediğinden sakınmaman lazım. Fırsat her yerde karşına çıkabilir. Kişi yürekli olduğu kadar bu hayatta başarılı olabilir. Siz de bu masaldan ders çıkarın ve hayata bir kere geleceğinizin farkında olun. En güzel ve keyifli masallar için sitemizde yer alan içerikleri büyük bir heyecanla kaldığınız yerden okumaya devam edebilirsiniz. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/anne-guvercin-hikayesi/", "text": "Mevsimlerden yazdı. Batur sapanıyla kuş avına çıkmıştı. Dikkatli bir şekilde etrafa göz gezdiriyor ve avlayacak kuş arıyordu. Sarper, arkadaşının kuş avında olduğunu görünce Ne istiyorsun şu kuşlardan, bırak ötüşsünler, ne zararları var sana. diye seslenir. Sarper'in sesiyle kuşlar ürker ve kaçar. Bu duruma sinirlenen Batur, Kaç kere dedim sana işime karışma. Yasak mı sanki kuş avlamak? der. Bunun üzerine Sarper, Evet kuş avlamak yasak, bu günler kuşların yavruladığı bir dönem. Avlayarak onların büyümesini ve çoğalmasını engelliyorsun. der. Batur daha da sinirlenerek Yasaksa yasak, ne olmuş yani bir tane kuş vurursam nesilleri mi tükenecek. diye tepki gösterir. Sarper'e karışmaması konusunda tekrar uyarıda bulunur ve avlayacak kuş aramaya devam eder. Biraz ilerledikten sonra gözüne daldaki bir kuşu kestirir. Sapanına taşı yerleştirir ve nişan alır. Kendini hazır hissettikten sonra taşı fırlatır, kuşu vurur. Tam o sırada daldan başka bir kuş kanatlanır. Batur, yere düşen kuşa doğru gider, kuş can çekişmektedir. Arkadaşı Sarper'e dönerek kendisini över ve nasıl bulduğunu sorar. Sarper, arkadaşı kendisini dinlemediği için içerler ve Ne desem boş, bu vurduğun yabani bir güvercin, daldan gelen diğer kanat sesi de muhtemelen annesine aitti. Yabani güvercinler kin tutar, yavrusunu vurman iyi olmadı. der ve hızlı adımlarla uzaklaşır. Batur aldırış etmez ve küçük bir ateş yakarak avladığı güvercini pişirmeye başlar. O sırada kendisini izleyen bir çift gözü fark etmez bile. Bu gözler anne güvercine aittir. Anne güvercin bir yandan yavrusunu vuran çocuğu izlerken, bir yandan da düşünüyordu: Biz kuşlar, dallar üzerinde otururken geçmiş günlerimizi düşünür ve hatıralarımızı gözümüzde canlandırırız. Hayaller kurar, derin düşüncelere dalarız. Batur işini bitirir ve evine döner. Bu arada anne güvercin hala onu takip etmektedir. Batur, 4. katında oturdukları binaya girer. Anne güvercin karşıdaki binanın çatısına konar ve Batur'un girdiği binayı gözlemeye başlar. Akşam olunca odaların ışıkları yanar. Batur'un gölgesi az sonra pencerede belirir. Anne güvercin Batur'un oturduğu evin balkonuna konar ve aralık kalmış perdeden içeriyi izler. Batur, çevresindekilere heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatıyor ve kahkahalarla gülüyordu. İçi sızlayan anne güvercin, oradan ayrılır ve gecenin karanlığında kaybolur. Sonraki günlerde de Batur kuş avlamaya devam eder. Ağaçlık alana gider fakat etrafta eskisi kadar kuş bulamamaktadır. Batur, yine bir gün kuş avlamak için ağaçlık alana gider. Etrafta hiç kuş yoktur. Daha önce vurduğu güvercinin konduğu ağaca gelince kanat sesi duyar. Kafasını kaldırmasıyla kendisine doğru uçan bir kuş görür. Elleriyle yüzünü korur fakat kuş ikinci kez saldırır ve Batur'u yere düşürür. Bu sırada Batur da kuşa karşı hamle yapar ve kuş çalıların arasına düşer. Batur, hızla oradan ayrılıp, eve gelir. O gece gözüne uyku girmez. Sürekli kuşun kendisine neden saldırdığını düşünür. Bir anda aklına vurduğu yavru kuş gelir. Bu gün saldıran kuşun da o yavrunun annesi olduğunu anlar. Anne güvercinin kendisini sürekli takip ettiğini anlayan Batur, tehlikede olduğunu anlar ve bir daha kuş avlamama kararı alır. Zaten kuş saldırdığı sırada sapanını da düşürmüştü. Batur bunları düşünürken anne güvercin ise sapanı alıp kimsenin bulamayacağı bir yere götürür. Sapanı bir çukura koyar, dal ve yapraklarla üstünü örterek gizler. Sonra da ağaçlık alana geri dönerek nöbet tutmaya devam eder. Kuşları avlamak için buraya gelen insanlar olursa hemen tüm kuşları uyarır ve kurtulmalarını sağlar. Yaz boyunca nöbete devam eden anne güvercin sonbaharın gelmesiyle tıpkı diğer kuşlar gibi göç eder ve daha sıcak yerlere gider. Bir sonraki yaz mevsiminde yine ağaçlık alana gelen anne güvercinin üç tane yavrusu olur. Yavrularına hayatta kalabilmeleri için gereken eğitimi verir. Artık daha dikkatlidir. Bu arada Batur'da verdiği sözü tutarak kuş avlamayı bırakmıştır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/anne-sevgisi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, çok şirin bir kız ve onun güzel mi güzel bir annesi varmış. Şirin kız ve annesi birlikte yaşarmış. Birbirlerini çok sever, her şeyi birlikte yaparlarmış. Her gece Anne şirin kızının saçlarını tarar, onlara en güzel masalları okurmuş. Birbirlerinden 1 dakika kadar ayrı kalsalar özlemeye başlarlarmış. Küçük bir kasabada yakalayan şirin kız ve annesi komşuları ile de çok iyi geçinirmiş. Aynı zamanda hayvanları çok severlermiş. Hayvanlara yemek verirmiş, onlara sarılırlarmış. Aynı zamanda doğa ile iç içe yaşarlar. Ağaçlar, kuşlar, böcekler ile konuşurlarmış. Bu şekilde güzel bir hayat sürerken bir gün aniden tuhaf bir şey başlarına gelmiş. Anne ve küçük kız evde otururken birden kapı zili çalmış. Karşılarına dev gibi kocaman bir adım çıkmış. Bu Dev gibi adamı görünce anne biraz tedirgin olmuş. Sonuçta evlerinde küçük bir kız varmış. Daha önce dev görmeye kadın biraz kaygılanmış ve dev adama buyrun demiş. Anne bunları duyunca ne yapacağını bilememiş. Adamın yaklaşımı güzelmiş ama dev olduğu için korkmuş. Birden bire minik kız annesinin yanında belirmiş. Dev adam onu görünce yüzü o kadar gülmüş ki, koskocaman bir ses çıkmış. Minik kız dev adamın yanına geçerek '' Sen neden bu kadar büyüksün?' demiş. Anne kızına '' Kızım öyle şeyler deme, ayıp' demiş. Adam ise gene gülmüş. '' Hayır ayıp değil, ben kocamanım, sen ise miniksin. Senle minik kız ve kocaman adam olabiliriz'' demiş kıza doğru dönerek. Adam'ın annesi yokmuş. Tek başında küçük bir kulübede yaşıyormuş. Çok yalnız bir adammış. Dev olduğu için insanlar ondan korkar, yanına yaklaşmak istemezmiş. Fakat kalbi tertemiz bir adammış. Minik kızın annesi adam ve minik kız birlikte oynamaya başlamışlar. Anne, dev adamı çocuğu gibi görmeye başlamış. Minik kızına ne hediye alırsa aynılarını dev adama da alıyormuş. O kadar güzel bir arkadaşlık olmuş ki, görenler kıskanmaya başlamış. Dünya üzerinde her insanın görüntüsü aynı olmayabilir. İnsanları dış görünüşlerine göre yargılamak yerine onların kalplerine inmek gerekiyor. İnsan kalbi aslında herkeste yumuşaktır. Fakat bazen bu tam anlamı ile gün yüzüne çıkmaz. Bunu çıkarmak için insanları tanımak, onlara yakınlaşmak gerekir. İnsanlar birbirlerinden korkarsa, dünya olduğu yerde sayar. Sevgi, güzellikler ve daha niceleri hayata tutunmakla, insan tanımakla olur. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/anne-sozu-dinlememek/", "text": "Günlerden bir gün canan adında bir kız varmış. Canan annesiyle pazara gitmek istemiş. Annesi pazarların kalabalık olduğunu ve Canan'ın onların içinde kaybolma ihtimalinin olduğunu söylese de Canan kararlıymış ve inat etmiş. Anne, uslu duracağım, elini bırakmayacağım söz veriyorum. Beni de götür lütfen demiş. Annesi bana umutsuzca bakmış ve kızı o kadar çok istiyormuş ki artık ona kıyamamış. Tamam ama beni bırakma. Kötülük çok bu dünyada başına bir şey gelirse ben ne yaparım? demiş. Canan yeniden annesine söz vererek çıkmışlar yola. Annesi hazırlanmayı bitirince Canan'ı da giydirmiş. Anne ve kızı birlikte pazara doğru yürümeye başlamışlar. Pazara gittiklerinde Canan pazarı çok kalabalık bulmuş ve annesinin elini daha çok sıkmaya başlamış. Annesiyle gezmeye başlamış. Her türlü kıyafet, çanta, ayakkabı derken Canan sağ sola bakmış. Pazar, renkli ve hareketli bir atmosfermiş sanki. Canan pazarı çok sevmiş. Giyim bölümünü geçip meyve sebze bölümüne gelmişler. Annesi tezgahta domates seçerken Canan'ın gözüne bir şey çarpmış. Yanında çok güzel kalemler, çantalar ve içeceklerin olduğu bir tezgah varmış. Annem domates seçerken bende buraya bakınayım demiş. Kalem kutusu benim, su şişesi senin derken zamanın nasıl geçtiğini anlamadan kasaya gitmiş. Döndüğünde annesinin yanında olmadığını fark etmiş. Sağa sola bakmaya başlamış. Ama annesi onları bıraktığı yerde değilmiş. Canan iyice korkmaya başlamış. O sırada iki çocuk Canan'a yaklaşarak: Çocuklar birbirlerine bakıp gülümsemiş çocuk, Canan'a dönmüş. İki çocuk Canan'ın elini tutmuş ve adım atmaya başlamışlar. Canan tam Bu çocuklarla tanışmak ne güzel diye düşünürken yanındaki çocuk birden onu itmeye başlamış. Sonra o çocukların kötü çocuklar olduğunu anlamış. Bu çocuklar onu annesine götürmek için değil, parasını almak için buraya getirmişler. Canan korkmaya başlamış ama bir yandan da bu çocuklara karşı savaşmak zorundayım diye düşünmüş. Ne yapabileceğini düşünmeye başlamış. Diğer çocuğun da elini ısırmış. Koşmaya başlamış ve tüm gücüyle bağırmış. Canan'a ne olduğunu sormuşlar. Her şeyi anlatmış. Oradayken, iki çocuk polisi gördüklerinde koşmaya başlamışlar. Polis, iki çocuğu yakalayarak polis arabasına bindirmiş. Annesi de Canan'a sarılmış ve bir daha yabancılarla konuşmaması konusunda onu uyarmış. Canan da polis amcalarına bir daha annemi asla bırakmayacağım diyerek söz vermiş. O günden sonra Canan iyi bir ders almış. Kalabalık yerlere giderken annesinden ayrılmamış bir daha. Annesi ona asla zarar gelsin istememiş, bu yüzden bir yere giderken kızını götürmek istemiyormuş. Ama yine kıyamamış kızına her yere götürmüş ama asla elini bırakmamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/anne-sozu-dinlemenin-onemini-anlayan-yavru-serce-hikayesi/", "text": "Pek çok ağacın bulunduğu içinde kuşların, böceklerin ve pek çok hayvanın özgürce yaşadığı bir orman varmış. Bu ormanın derinlerinde bulunan çınar ağacında da Anne serçenin yuvası bulunuyormuş. Anne serçe yumurtadan çıkan minik yavrularını çok seviyormuş. Hepsi birbirinden tatlı tam dört yavrusu varmış. Üçü çok akıllı ve sabırlıymış annelerini hiç üzmüyor onun getirdiği yiyecekleri yiyor kendi aralarında konuşup eğleniyorlarmış. Ama içlerinden biri çok sabırsızmış. Tıpkı annesi gibi uçmak yeni yerler görmek istiyormuş. Anne serçe Elbette sende uçacaksın yavrum ama önce biraz büyümen gerekiyor diyormuş. Dört yavrusuna da nasihat veriyor Hazır olmadan sakın uçmaya kalkmayın. Yeterince büyüdüğünüzde ben size uçmayı öğreteceğim diyormuş. Ayrıca çocuklarını yırtıcı hayvanlardan korumak için onların yuvadan kesinlikle çıkmamaları gerektiğini de sık sık söylüyormuş. Bir gün anne serçe yavrularına yiyecek bulmak için yuvadan ayrıldığında sabırsız olan yavru kardeşlerine Annemin bize uçmayı öğretmesini beklersek daha çok bu yuvada kalırız. Ben artık büyüdüm. Kendi başıma uçacak ve yeni yerler göreceğim. Siz de benimle geliyor musunuz demiş. Kardeşleri hemen itiraz etmişler Hayır sakın yapma. Annemiz çok üzülür. Ayrıca o biz hazır olduğumuzda öğretecek zaten beklemeliyiz demişler. Sabırsız yavru serçe onlara gülmüş. Korkaksınız siz, annem bizi kandırıyor hiç yanından ayırmak istemiyor ondan uçmamıza izin vermiyor bakın şimdi ben nasıl uçuyorum demiş. Yuvanın kenarına gelmiş ve kanatlarını çırpmaya başlamış. Kardeşleri Dur sakın yapma, başına kötü şeyler gelir. Annemizi bekleyelim demişler. Ama sabırsız yavru serçe onları dinlememiş. O minicik kanatlarını çırpmaya çalışarak kendini boşluğa bırakmış. Sabırsız yavru serçenin kanatları daha çok güçsüzmüş ve ne kadar uğraşırsa uğraşsın annesi gibi havada kalmayı becermemiş. Kanatlarını çırpmaya ve havada kalmaya çok uğraşsa da yere toprağın üzerine düşmüş. Başını kaldırdığında yuvasını çok yukarıda olduğunu görmüş. Oraya tırmanması imkansızmış. Ne yapacağını düşünürken birden karşısında kocaman bir tilki görmüş. Tilki yalanıyor ve güzel bir yiyecek bulmuş olmanın mutluluğu ile ona yaklaşıyormuş. Sabırsız yavru serçe o an annesinin sözünü dinlemediğine çok pişman olmuş. Pişman olmuş ama ne fayda tilki gittikçe yaklaşıyormuş ama o bir türlü kanatlarını çırpsa da uçmayı ve kaçmayı başaramıyormuş. Tam bu sırada anne serçe bulduğu yiyecekler ile yuvaya dönüyormuş. Birden aşağıda yavrularından birinin olduğunu görmüş. Aman Allah'ım demiş, tilki yavrusunu yemek üzereymiş. Tilki ondan çok büyük bir hayvan olmasına rağmen yavrusunu kurtarmak için hiç düşünmeden atılmış. Aşağı doğru süzülmüş ve tam tilki yavru serçeyi yakalayacakken gagasıyla yavrusunu ensesinden yakaladığı gibi havalanmış. Onu yuvaya götürmüş ve sıkı sıkı sarılmış. Beni çok korkuttun sabırsız yavrum demiş. Sabırsız yavru serçe yaptığının ne kadar yanlış bir şey olduğunu anlamış. O günden sonra da annesinin sözünden hiç çıkmamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/araba-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Arabaların birbiriyle çok güzel anlaştığı bir dünyada tüm arabalar mutlu bir şekilde yaşarlarmış. Her gün eğlenceler, festivaller ve konserler verilirmiş. Birinin bir şeye ihtiyacı olduğu zaman tüm arabalar o arabaya yardım edermiş. Arabalar birbirlerine destek olarak mutlu bir şekilde yaşarlarmış. Günlerden bir gün büyük bir arabayı yol kenarında çok kötü bir durumda görmüşler. Bu arabanın yanına gidip bakan Joe ve arkadaşı Tenn arabayı çok kötü bir halde görmüşler. Her tarafı çamur ve kırık olan bu araba hiç tanıdık gelmemiş. Joe ve Tenn hemen yol kenarındaki arabaya yardım etmek istemişler. Hasta arabaya adını sormak istemişler. Joe hızlı davranarak hasta arabayla tanışmış. Hasta araba çok yorgun ve yaralı görünüyormuş. Joe ve Tenn ile konuşmaya bile hali yokmuş. Joe hemen babasını ve akrabalarını çağırmış. Yol kenarındaki hasta arabayı görenler hayrete düşmüş. Çünkü daha önce bu kadar büyük bir araba görmemişler. Hasta arabayı güçlüklerle garaja götürmüşler. Tüm herkes hasta arabayı iyileştirmek için seferber olmuş. Hasta arabanın iyileşmesi epey bir zaman almış. Herkesin çabaları sonuç göstermiş. Hasta araba iyi duruma gelmiş ve artık konuşabiliyor duruma gelmiş. Hasta arabanın hemen adını öğrenmişler. Hasta arabanın adı Woody' miş. Woody hemen onlara başından geçen olayları anlatmış. Woody aslında çok yetenekli ve çok zengin bir arabaymış. Sahibi artık Woody'i istemeyerek ona çok kötü davranmış ve yol kenarına atmış. Günlerce yol kenarında hasta bir şekilde kalan Woody çok üzülmüş. Artık yeni arkadaşlarının ve ailesinin olmasına çok sevinmiş. Woody kısa bir süre sonra tamamen iyi olmuş. Herkes Woody'le tanışmış. Her şey eski günlerde olduğu gibi eğlenceli hale gelmiş. Her gün eğlence ve konserler düzenlenmiş. Geleneksel hale gelen araba festivalinin yapılmasına sadece bir hafta kalmış. Festivallerde eşleşen arabalar yarışırmış. Yarışmanın sonunda birinci olan arabaya ödüller verilirmiş. Eşleme sonucu Joe'nin yarışacağı araba Woody olmuş. Joe çok heyecanlıymış ve yarışmadan çok korkuyormuş. Çünkü Woody çok büyük ve yetenekli bir arabaymış. Korkusunu yenmeye çalışmış ve yarış günü gelmiş. Herkes yarışma alanında heyecanla yarışları bekliyormuş. Yarışma sırası Woody ve Joe'ye gelmiş. Joe heyecandan neredeyse bayılmak üzereymiş. Joe'nin heyecanını ve korkusunu gören Woody yarışın başlamasına saniyeler kala Joe'nin kulağına eğilerek heyecan yapmaması gerektiğini ve onun çok yetenekli bir araba olduğunu söylemiş. Bunu duyan Joe Woody' in desteğinden dolayı çok mutlu olmuş ve tüm heyecanını, korkusunu atlatmış. Düdük çalması ile yarış başlamış. Yarış çok güzel geçmiş hiç yarış değil de oyun gibi geçmiş. Yarış bitmiş ve Yarışı Joe kazanmış. Woody tekrara Joe'nin yanına giderek hiçbir zaman özgüvenini kaybetmemesini ve herkesin aslında çok yetenekli olduğunu söylemiş. Tüm arabalar coşkulu bir şekilde festival geçirmişler. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ari-ile-papatya-hikayesi/", "text": "Bir sıcak yaz günü idi. Her yerde mis gibi kokular ve çiçekler doluydu. Çiçek tarlasında vız vız diyerek uçan arı oldukça neşeliydi. Arı o kadar güzel bir şekilde süzülerek uçuyordu ki papatya hayran kalmıştı. Uçmaktan yorulmuş olan arı papatyanın yanında bulunan ağacın dalına kondu. Arı ile konuşmak isteyen papatya seslenir; Ne kadar da güzel bir şekilde uçuyorsun. Ben dünyada olan güzellikleri senin gibi göremiyorum çünkü ben senin gibi kanatlara sahip değilim. Görebildiğim tek şey etrafımda olan çiçekler. Beni alıp gezdirebilir misin? der. Papatyaya kibirli bir şekilde bakan arı şöyle der; Seni nasıl taşıyayım. Ben seni alıp asla taşıyamam. Hemencecik yorulurum. Dünyada bulunan güzellikleri ne yapacaksın, diyerek papatyayı taşımak istemez. Ardından hızla uçarak oradan uzaklaşır. Arının böyle davranması papatyayı çok üzer ve günlerce ağlar. Arı papatyayı alarak gezdirebilirdi. Ancak kibirli davrandı ve papatyayı küçümsedi. Belli bir zaman sonra havalar soğumaya başladı. Çiçekler solmaya ağaçlarda yapraklarını dökmeye başladı. Ancak papatyanın yaprakları hala duruyordu. Papatya arıyı tekrar görür ve bal yapabilmek için çiçek bulmaya çalıştığını fark eder. Ancak çiçek bahçesinde solmayan tek papatya kalmıştı. Arı papatyaya konmak için yaklaşır ancak papatya buna engel olur. Bu durum karşısında oldukça şaşkın olan arı papatyaya şöyle der; Neden konmama engel oluyorsun, Benim bal yapabilmem için sana konmam gerekli, der. Arının bu sözüne karşılık papatya, daha önce kendisine kibirli bir şekilde davranan arıya yaptıklarını hatırlatır. Arı yaptığı hatayı hatırlayınca kendisine oldukça fazla kızar. Daha sonra papatyadan yaptığı bu yanlış hareketten dolayı özür diler. Kibrinden dolayı papatyayı çok üzen ve ona kötü davranan arı, bal yapabilmek için papatyaya muhtaç hale gelmişti. Arının pişmanlığını ve özrünü kabul eden papatya, arıyı yaptıklarından dolayı affeder. Arıyı affeden papatya, onun bal yapabilmesi için üzerine konmasına izin verir. Bu duruma oldukça fazla sevinen arı papatyanın daha önce ondan istediği hayalini gerçekleştirmek ister. Papatyaya dünyanın güzelliklerini göstermek için onu alarak havalanır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ari-nila-ve-eglenceli-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar çiçek açan çiçeklerle dolu renkli bir çayırda Nila adında küçük bir arı yaşardı. Nila sıradan bir arı değildi. Tüylü vücudunda canlı mavi ve mor çizgiler vardı. Bu da onu vızıldayan arkadaşlarından farklı kılıyordu. Nila etrafındaki dünyayı keşfetmeyi seven meraklı küçük bir arıydı. Her sabah narin kanatlarını çırpıyor çiçekten çiçeğe uçuyor tatlı nektar topluyor ve polen saçıyordu. Çayırdaki en lezzetli ve güzel kokulu çiçekleri bulma konusunda özel bir yeteneği vardı. Güneşli bir günde Nila mutlu bir şekilde kanatlarını çırparken olağandışı bir şey fark etti. Diğer arılar uzun yaşlı bir meşe ağacının etrafında toplanırken heyecandan vızıldıyorlardı. Merak Nila'yı yendi ve onlara katılmaya karar verdi. Vızıldayan kalabalığın arasında Nila en yaşlı ve en bilge arı Tomy'nin tüm bu kargaşanın nedenini açıkladığını duydu. Sevgili arılar bize diğer hayvanlarla iletişim kurma gücü veren büyülü özellikteki çiçeği bulmamızın zamanı artık geldi ve geçiyor. Arılar huşu ve beklentiyle nefes aldı. Nila'nın kalbi hızla atıyordu. Bu özel çiçek hakkında birçok hikaye duymuş ve hayvanlarla iletişim kurmayı özlemişti. Nila bir an bile tereddüt etmeden büyülü çiçeği bulmak için bir maceraya atılır. Keskin koku alma duyusu ve kararlılığıyla Nila her seferinde büyülü çiçeği bulmayı umarak bir çayırdan diğerine uçtu. Yol boyunca dost canlısı uğur böcekleri bilge yaşlı kaplumbağalar ve zarif kelebeklerle karşılaştı. Hepsi yolculuğunda ona şans diledi. Günler haftalara haftalar aylara dönüştü ama Nila pes etmedi. Büyülü çiçeğin orada bir yerde onu beklediğini biliyordu. Daha yükseğe uçarken kanatlarındaki serin esintiyi hissedebiliyordu ve altındaki harikalar ve güzelliklerle dolu dünyayı görebiliyordu. Güneşli bir günde Nila yüksek bir dağın tepesinde açan parlak bir çiçek gördü. Gökkuşağının tüm renkleriyle parıldıyordu ve derinlerde bir yerde aradığını bulduğunu biliyordu. Nila küçük arı kalbindeki kararlılıkla büyülü çiçeğe doğru uçtu. Narin yapraklarının üzerine indiğinde onu çevreleyen sıcak bir enerji hissetti. Keyifle dolup taşan Nila eğer inanır ve asla pes etmezsek hayallerin gerçekleşeceğini fark etti. Yeni keşfedilen gücüyle Nila inanılmaz macerasını ve çiçeğin büyüsünü paylaşmaya hevesli arı arkadaşlarının yanına geri döndü. Böylelikle birlikte ömür boyu yaşadılar. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/arkadas-arayan-fil-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde yaşayan yalnız bir fil varmış. Her zaman kendi başına yürüyüşlere çıkar. Her zaman beslenmek için ağaçlardan yaprakları toplayıp yine yalnız başına yemeğini yermiş. Öyle çok yalnız hissediyormuş ki Ne olurdu benimde bir arkadaşım olsaydı? diye içinden geçiriyormuş. Bir gün yalnız fil arkadaş bulma ümidiyle yollara düşmüş. Yolda bir maymunla karşılaşmış. Maymuna Arkadaş olabilir miyiz? diye sormuş. Maymun hiç düşünmeden cevap vermiş. Kusura bakma fil kardeş ancak sen çok irisin. Bense ağaçtan ağaca, daldan dala hoplayıp zıplayan bir maymunum. Sen benim tempoma ayak uyduramazsın. O yüzden arkadaş olamayız demiş. Maymunla arkadaş olma hayali suya düşen fil tekrar yollara düşmüş. Yürümüş yürümüş ve havuç yiyen bir tavşana rastlamış. Merhaba tavşan kardeş seninle arkadaş olabilir miyiz? diye sormuş. Tavşan filin iri cüssesine bakıp cevap vermiş. Kusura bakma fil kardeş seninle arkadaş olmayı çok isterdim ancak sen benim yuvama sığmayacak kadar büyüksün. O yüzden seninle arkadaşlık yapamam demiş. Yeniden hayal kırıklığına uğrayan fil arkadaş aramaktan asla vazgeçmemiş. Bu sefer de bir kurbağa ile karşılaşmış. Seninle arkadaş olmam imkansız çünkü sen çok büyük ve ağırsın ben her yere zıplayarak giderim ama sen bu kadar ağır cüssenle zıplayamazsın. Maalesef seninle arkadaş olamam demiş. Maalesef yalnız filin arkadaş araması böyle devam ediyormuş. Yine Günlerden bir gün böyle yürürken bir anda bütün hayvanların telaş içinde oraya buraya kaçıştıklarını görmüş. Ne olduğunu anlamak için oradan geçen bir Ceylan'a sormuş. Ceylan yırtıcı bir kaplanın tüm küçük hayvanlara saldırdığını söylemiş. Bunu duyan fil kaplanın yanına giderek küçük hayvanları rahat bırakmasını rica etmiş. Kaplan bu ricayı kabul etmemiş. File bu işe karışmamasını söylemiş. Başka bir şansı kalmayan fil kaplanı iri cüssesiyle tekmeleyerek kovalamış. Filin bu cesur hareketini gören tüm hayvanlar Bundan sonra en iyi arkadaşımız sensin demişler. Sayende kaplandan kurtulduk demişler. Böylece filin ormanda birçok arkadaşı olmuş. Artık yalnızlıktan kurtulan fil böylece bir daha mutsuzluk çekmemiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/arslanin-rizki/", "text": "Bu hikaye Ebu Muhammed Şenbeki ve Ebu Bekr el-Betaihi ve bir arslan arasında geçiyor. Bizim nasibimize düşen rızklar ve bunları elde etmek için alabileceğimiz risklerle ilgili. Tabi ki aynı zamanda herkesin yazılana razı olması gerektiği ile ilgili. Bir gün Ebu Muhammed Şenbeki şöyle bir olaya şahit olur. Ebu Bekr el-Bataihi huzuruna gelen bir arslana akıl veriyor gibidir. Arslan sürekli ağzını ve yüzünü toprağa sürerek sanki ona bir şey anlatır. Ebu Bekr el-Betaihi ise arslanla konuşmaktadır. Konuşma tamamlanınca da aslan oradan uzaklaşır. Bu olaya çok şaşıran Ebu Muhammed Şenbeki arslan uzaklaşınca Ebu Bekr el Betaihi'ye yanaşır ve arslanla ne konuştuklarını merak ettiğini söyler. El-Betaihi ona derki arslan bir kaç gündür açmış. Daha sonra Allah'a yalvarır ve yemek ister. Allah ona rızkının bir köydeki inek olduğunu söyler. Arslan ineği yiyebilecektir ama yerken biraz yaralanacaktır. Arslan bunu duyunca yaralanma riski yüzünden köye gitmek istemediğini Betaihi'ye anlatır. Ama Betaihi bu konuda kendisine de bir bilgi geldiğini yaralanacağını ama çabuk iyileşeceğini aslana söyler. Aslan da onu dinleyerek köyün yolunu tutar. Ebu Bekr el-Betaihi arslanın köydeki ineği avlarken diğer insanlar tarafından yaralanacağını anlatır. Ondan fazla kişinin saldırısına uğrayacak ve yaralanacaktır. Ama yarası bir kaç gün sonra büyük oranda iyileşecektir. Ebu Muhammed Şenbeki bu duyduklarına çok şaşırır. Ve de olacak şeyleri merak ettiği için o köyün yolunu tutar. Köye vardığı zaman aslanın ondan çok daha önce oraya geldiğini fark eder. Ayrıca el-betaihi'nin anlattıkları aynı şekilde gerçekleşmiştir. Aslan ise aradan geçen bir haftadan sonra iyileşmiş ve de tekrar el-Betaihi'nin huzuruna çıkmıştır. Ebu Muhammed Şenbeki bu gördüklerine çok şaşırır. Ebu Bekr el-Betaihi'nin söylediklerinin aynen gerçekleşmesi ve de Allah tarafından tayin edilen rızkın sahibinden başka kimseye gitmemesi onu şaşırtır. Ebu Bekr el-Betaihi'nin Allah katında değerli olduğunu ve olacak şeyleri önceden bilebildiğini anlar. Arslan ise rızkını almış ve de buna engel olmaya çalışanlardan kısa süre içinde kurtulmuştur."} {"url": "https://www.masallaroku.com/artik-korkmuyorum-masali/", "text": "Günlerden bir gün; şirin mi şirin, lüle lüle saçları olan, parıl parıl parlayan gözlerle öğle uykusundan henüz uyanmış bir şekilde etrafta dolaşan 4 yaşındaki Çınar, güzel evlerinin yemyeşil bahçesindeki seslere doğru yürümeye başlar. Tanıdık sesler duyar. Abisi ve ablasının sesleridir bunlar ama başka yabancı sesler de gelir kulağına. Merak eder ve adımlarını hızlandırır. Sonunda bahçeye vardığında abisi ve ablasının arkadaşlarının da orada olduğunu görür ve yabancı seslerin onlara ait olduğunu anlar. Bahçedekiler Çınar'a gülümserler. Çınar'ı görenler arasında abisinin pek şakacı olan arkadaşı Ahmet de vardır. Hınzır Ahmet'in hedefinde bu sefer Çınar vardır ve masum çocuğa yaklaşıp geceleri uyku anında ortaya çıkan canavarlardan bahseder. Karanlıkta var olduklarını ve yatağının altına da gizlenebildiklerini söyler. Ahmet ''Kah kah kahh!!'' diye gülerken Çınar çok korkmuş ve çoktan odasına doğru koşmaya başlamıştır. Hemen odasının penceresinden dışarıya, gökyüzüne bakar ve havanın aydınlık olması onun içini rahatlatır. Saatler geçer; Çınar oyuncaklarıyla oynar, yemeğini yer, pijamalarını giyer ve elini yüzünü yıkar. Uyku saati gelir ve annesi güzel bir masal anlattıktan sonra yanağına mis gibi bir öpücük kondurup Çınar'ın odasının ışığını kapatıp gider. Annesi ona çok güzel bir masal anlatmasına rağmen aklı hala canavardaydı ve korkuyordu. Üstelik bu korkusundan ailesindeki kimseye bahsetmemişti. Çınar bu düşünceden nasıl kurtulacağını bilemez bir halde korka korka uykuya dalar. Bir süre sonra kabus görür ve ağlayarak uyanır. O sırada odasının önünden geçmekte olan ablası Zeynep, Çınar'ın ağlama sesini duyup hemen yanına gider ve ne olduğunu anlamaya çalışır. Ablasına büyük bir güven duyan Çınar, Ahmet'in ona anlattığı canavarlardan bahseder. Zeynep Ahmet'i çok iyi tanıyordur ve canavar diye bir şey olmadığını da gayet iyi biliyordur. Ablası küçükken geceleri korktuğunda büyük annesinin yanına gelip kendini nasıl rahatlattığını aklına getirir ve bunu Çınar'la paylaşmanın zamanı gelmiştir. Öncelikle odanın ışığını açar, Çınar'ın gözyaşlarını siler ve ona Allah'tan bahsetmeye başlar. Dualar okur ve her korktuğunda okuması için de birkaç sure ezberletir ona. O gece Çınar, ablasıyla özel bir bağ kurarak uyur ve büyük bir inanmışlıkla önündeki her geceyi göğüsleyecektir artık. Korkularını yenmiş bir birey olarak yaşamaya devam edecektir. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/asalet-terbiye/", "text": "Firavun için çalışan kahinler, saltanatı yıkacak olan çocuğun yakın bir zamanda dünyaya geldiğini söylediler. Firavun ölmek istemiyordu. Ölmemek için öldürmek istiyordu. O sene doğan tüm erkek çocukları, askerleri ile öldürmeye koyuldu. Cellatların, basmadıkları ev, yakmadıkları sokak ve öldürmedikleri erkek çocuk kalmıyordu. Her yere ölüm saçıyorlardı. Kadınlardan birinin, doğum sancısı başlamıştı. Bir mağara buldu ve çocuğunu orada dünyaya getirdi. Kadın çocuğunun, gözünün önünde öldürülmesinden çok korkuyordu. Bu korkusu yüzünden çocuğunu mağarada bıraktı. Tüm çaresizliği ile orada kalan çocuğa Allah, Cebrail'e emir verdi. Çocuğa Cebrail baktı ve çocuğun ölmeden büyümesi sağlandı. İlk fırsatta mağaraya geri dönen kadın, çocuğunun ölmediğine sevindi. Çocuğunu emzirmeye başladı. Karnını doyurduktan sonra çocuğu bırakarak evine geri döndü. Günler böyle geçmişti. Bir müddet sonra çocuk iyice büyüdü. Ve bu çocuğun adı Musa oldu. Samira kabilesine mensup birisi olduğu için Musa'ya, Samiri lakabı verildi. Asalet olmadığından dolayı, Cebrail'in ona verdiği gıdaya ihanet etti. Diğer Musa ise Allah'ın peygamberi ve Firavun'un helak olmasını sağlayan en büyük kişi olmuştu. Allah onu, Firavun'un sarayında ve kucağında büyüttü. Hz. Musa'nın annesi, kalbine inmiş olan bir emir ile Musa'yı sandığa koyarak Nil'in akıntısına bıraktı. Nil'in kıyısında bulunan sarayında karısı ile oturan firavun, sandığın geldiğini fark etti. Neticede ise, Firavun'un büyüttüğü Musa, peygamber oldu. Cebrail'in büyüttüğü Musa ise kafir oldu. Firavun'un büyüttüğü Musa, Firavun'un saltanatını yıktı. Asalet olmadığı için Cebrail'in büyüttüğü Musa kafir oldu. Asil bir soya sahip olduğu için Firavun'un büyüttüğü Musa peygamber oldu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ascinin-kizi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde kocaman bir sarayda bir aşçı yaşarmış. Bu aşçının çok güzel çok kibar bir kızı varmış. Bu kızın tüm özellikleri çok güzel çok naifmiş. Ancak tek bir kötü özelliği varmış. O da prenses olmak istemesiymiş. Aslında bu kötü bir özellik değilmiş ama bu güzel kız prenses olmak için her şeyi yaparmış. Bu konuda çok hırslıymış. Yaşadıkları sarayda sapsarı saçlı bembeyaz tenli çok güzel bir prenses varmış. Kralın kızı olan bu prenses aşçının kızı ile arkadaşmış. Aşçının kızı arkadaşı gerçek bir prenses olduğu için onu çok kıskanıyormuş. Prenses olma hırsı ve bunun beraberinde getirdiği kıskançlık ile aşçının kızı çok kötü davranışlarda bulunmaya başlamış. Bir gün saraya bir prens gelmiş ve prensesle evlenmek istediğini söylemiş. Bunu duyan aşçının kızı prense kendini prenses gibi tanıtmış. Böylece prensle evlenip gerçek bir prenses olabilecekmiş. Prens aşçının kızını prenses sanmış ve onunla görüşmeye başlamış. Gel zaman git zaman aşçının kızına çok aşık olmuş. Ama ortada çok büyük bir yalan varmış ve bu yalanın ortaya çıkması an meselesi imiş. Aşçının kızı ne yapacağını düşünmeye başlamış. Sonra aklına bir fikir gelmiş. Gerçek prensesi bir bahane ile saraydan gönderip onun odasına yerleşip herkesi kandırmayı deneyecekmiş. Şansına kral büyük bir av partisine katılmaya gitmiş ve sarayda değilmiş. Aşçının kızı prenses ile arkadaş olduğu için sık sık onun odasına gidermiş hatta bazen onun kıyafetlerini ödünç olarak alıp giydiği bile olurmuş. Planını tüm ayrıntıları ile düzenledikten sonra prensesin yanına gitmiş ve babasının av partisinde korkunç bir kaza geçirdiğini söylemiş. Kral çok ciddi bir şekilde yaralanmış ancak halkın korkuya kapılmaması için bu haber gizli tutuluyormuş. Aşçının kızı prensese, hazırlanıp derhal babasının yanına gitmesi gerektiğini söylemiş. Prenses hiç vakit kaybetmeden yanına birkaç adam alarak atına atlamış ve yola çıkmış. Sarayda ne kral ne de prenses olmayınca aşçının kızı prensi çok kolay bir şekilde kandırmış. Kendisini prenses olarak tanıtmış ve yalanını kusursuz bir şekilde sürdürmüş. Derken ona çok aşık olan prens bir gün evlenme teklif etmiş. Prenses de teklifi kabul etmiş. Zaten yalanı ortaya çıkmadan hızla evlenip bu saraydan uzaklaşmak istiyormuş. Prensin teklifini kabul etmiş ancak düğünü prensin sarayında yapmak istediğini söylemiş. Tüm eşyalarını toplamış ve tam gitmeye hazırlanırken gerçek prenses ve kral babası saraya dönmüş. Aşçının kızının tüm yalanı ortaya çıkmış. Prens tarafından terk edilmiş ve saraydan kovulmuş. Kendi halinde oldukça güzel bir yaşamı varken hırsının kurbanı olmuş ve daha iyi bir hayat yaşamak uğruna yaptığı kötü şeylerden ötürü elindeki mutluluğu ve huzuru da kaybetmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/asla-yalan-soyleme-2/", "text": "Zamanın birinde Seyyid Abdülkadir adlı bir genç ilim öğrenmeye hevesliydi, bu yüzden buna bir çare aramaya başladı. Sonunda annesine: -Anne ben ilim öğrenmek için Bağdat'a gitmek istiyorum dedi. Annesi seni bırakmak istemiyorum ama Allah'ın yolunda yürümekten de alıkoymak istemiyorum. Annesi Abdülkadir'e yolluk hazırladı. Sonrasında da oğlunun ceketine diktiği cebe 40 altın koydu. Sonra oğluna şunları söyledi: -Sana son sözüm, beni ve Allah'ı hoşnut kılmak istiyorsan lütfen dürüst ol ve asla yalan söyleme ki Allah hep senin yanında olsun. Seyyid Abdülkadir annesine söz verdi ve çıktı. Bağdat'a giden bir kervana bindi. Hemedan civarında bir yere geldiklerinde kervan aniden durdu. Haydutlar kervana saldırmıştı. O anda bütün sandıklar dağıldı, eşyalar yağmalanıyordu. Eşkıyalardan biri de Abdulkadir'e; senin neyin var çocuk dedi. Evet, 40 altınım var. Meraklı haydut Abdülkadir'i liderlerine götürdü. Haydut lideri: -Evet. -Söyle nerede? Abdulkadir: -Hırkamda saklı. Haydutlar hırkasının içinde saklı 40 altını bularak reise verdiler. Herkes çok şaşkındı. Reis: -Neden altının olduğunu söyledin? Abdulkadir: -Ben annemden ayrılırken, yalan söylemeyeceğime dair anneme söz verdim. 40 altın için verdiğim sözden dönemem. Reis: -Yazıklar olsun bize ki bir çocuk kadar olamadık. Allah'ın huzuruna çıktığımızda halimiz ne olacak? Sonra ekledi: -Şimdi, bu çocuk beni kötü yoldan döndürdü. Şimdiye kadar yaptığım tüm günahlardan ötürü pişmanlık duyuyorum. Bundan böyle, artık iyi bir insan olacağım ve Allah'ın sevmediği işleri yapmayacağım. Lidere sadık haydutlarda yaptıklarının yanlış olduğunu anlamışlardı. Kervandan aldıkları her şeyi sahiplerine geri verdiler ve bir daha eşkıyalık yapmayacaklarına dair yemin ettiler. Seyyid Abdülkadir kervanla tekrar yola koyuldu ve Bağdat'a ulaştı. Orada ilimle meşgul oluyordu. Oldukça kısa bir sürede çok ünlü bir ilim adamı oldu. Seyyid Abdülkadir binlerce insanın kötülüklerden uzaklaşıp iyi birer insan olmalarına vesile oldu. Sizler de asla doğru yoldan ayrılmayın ve yalan söylemeyin ki Allah sizinle beraber olsun."} {"url": "https://www.masallaroku.com/asla-yalan-soyleme/", "text": "Geçmiş zamanlarda insanlar ilim öğrenmeyi çok isterlermiş. Bu sebeple de yaşadıkları yerlerden uzaklara giderek oralarda ilim öğreten kişilerden ilim öğrenirlermiş. Bu kişiler ilim öğrenirken gittikleri yerlerde zor şartlar altında yaşarmış. Böyle yerlerden birisinde yaşayan Seyyid Abdülkadir isimli çocukta ilim öğrenmeyi çok istermiş. Bunu bir türlü annesine söyleyemezmiş çünkü ilim öğrenmek için uzak diyarlara gitmek gerekirmiş. Ancak günün birinde bu isteğine daha fazla sessiz kalamamış ve annesine ilim öğrenmek amacıyla Bağdat iline gitmeyi istediğini söylemiş. Annesi bu haberi duyunca üzülmüş çünkü o da oğlundan ayrı kalmayı istemezmiş. Ancak oğlu Allah yolunda ilim öğrenmek için Bağdat'a gitmek istediği içinde ona engel olmak istemiyormuş. Bunun için oğlunun isteğini kabul etmiş. Bağdat'a gidecek oğlu Abdülkadir için hazırlık yapmaya başlamış. Hazırlık tamamlanınca da zor günler için saklamış olduğu 40 tane altını oğlunun ihtiyacında kullanması için yeleğinin gizli bölmesine koymuş. Para işini de tamamladıktan sonra oğlundan ayrılmadan ona bir nasihatte bulunmuş. Annenin nasihati ise oğluna Allah'ın ona her durumda yardımcı olacağını söylemiş. Ayrıca Allah'ın ve annesin ondan razı olmasını istiyorsa asla yalan söylememesini nasihat etmiş. Bunun üzerine Abdülkadir annesine yalan söylemeyeceğine dair süz vererek onun elini öpmüş. Ardında da Bağdat'a gitmek için yola koyulan kervana katılmış. Kervan yolda ilerlemeye başlamış ve Hamedam yakınlarına gelinmiş. Tam o sırada kervana eşkıyalar saldırmış ve kervandaki her şeyi yağmalamaya başlamışlar. İnsanların paralarını da alıyorlarmış. Derken eşkıyalardan birisi Abdülkadir'in karşısına gelmiş ve onun halinin perişanlığını görmüş. Ancak sırf kötülük olsun diye onunla dalga geçmeye karar vermiş. Bunun üzerine Abdülkadir'e onlara verebileceği neyi olduğunu sormuş. O sırada Abdülkadir annesine verdiği asla yalan söyleme sözünü hatırlamış ve eşkıyaya yanında 40 tane altınının olduğunu söylemiş. Onun sözleri üzerine eşkıya ona inanmamış ve gülmeye başlamış. Perişan haldeki bir çocukta altın olması çok saçmaymış. Bunun üzerine Abdülkadir'e doğru söyleyip söylemediğini sormuş. Abdülkadir'de ona doğru söylediğini ve 40 altını olduğunu yinelemiş. Bu duruma şaşıran eşkıya Abdülkadir'in elini tutarak onu liderlerinin yanına götürmüş. Durumu liderlerine anlatmış ve çocuğun 40 altından bahsettiğini söylemiş. Bunun üzerine eşkıyaların lideri de çocuğa 40 tane altını olduğunu söylediğini duyduğunu ve bunun doğru olup olmadığını sormuş. Abdülkadir yine doğru olduğunu söylemiş. Ardından eşkıyaların lideri altınları varsa eğer onları nereye sakladığını sormuş. Yalan söylememe sözü veren Abdülkadir lidere altınlarının yeleğinin gizli bölmesinde olduğunu söylemiş. Bunun üzerine eşkıyalar Abdülkadir'in üzerine aramışlar ve söylediği yerde altınları bulmuşlar. Daha sonra da altınları eşkıya liderlerine teslim etmişler. Ancak lider çocuğun neden doğru söylediğini merak etmiş çünkü o söylemese altınları bulmaları imkansızmış. Bunun için Abdülkadir'in yanına gelerek neden doğruyu söylediğini sormuş. Bu soru üzerine Abdülkadir annesinin yanından ayrılırken annesine yalan söylemeyeceğine dair bir söz verdiğini anlatmış. Verdiği söz gereği de adamlar ona neyin var deyince altınları olduğunu söylediğini anlatmış. Böylece de annesine verdiği sözden değersiz 40 altın için vazgeçmeyeceğini söylemiş. Abdülkadir'in sözleri eşkıya liderini çok etkilemiş ve küçük bir çocuğun annesine vermiş olduğu söz için altınlarından vazgeçmesinin önemini anlatmış. Ayrıca kendilerinin Allah'a verilmiş sözleri olmasına rağmen kötülük yapmaktan geri kalmadıklarını bir çocuk kadar sözlerine sadık kalamadıklarını söylemiş. Ömürleri bitince de Allah huzurunda neler yapacaklarından haberleri olmadığını belirtmiş. Daha sonra da Abdülkadir'in onu kötü yoldan dönmesini sağladığını söylemiş. Yaptığı kötülüklerden duyduğu pişmanlığı dile getirmiş ve tövbe etmiş. Artık kötülük yapmayacakmış. Bunun üzerine eşkıyalar liderlerinden ayrılmayacaklarını o neyi isterse onu yapacaklarını söylemişler. Onlarda liderleri gibi tövbe etmişler ve kervandan yağmaladıkları her şeyi sahiplerine teslim etmişler. Bu olay sonrası kervan yoluna kaldığı yerden devam etmiş. Abdülkadir'de böylece Bağdat'a ulaşmış ve orada ilim öğrenerek tarihin en önemli alimlerinden birisi olmuş. Bu sayede de insanların Allah yolunda ilerlemesine ve ilim öğrenmelerine öncü olmuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aslan-olmak-isteyen-kedi-ile-kedi-olmak-isteyen-aslan/", "text": "Bir zamanlar şirin bir apartman dairesinde Nisa adında şirin bir kız yaşarmış. Nisa sokak kedilerini çok seven bir kızmış. Ne zaman dışarıya çıksa mutlaka bir sokak kedisini kucaklayıp severmiş. Kediler de Nisa'nın apartmandan çıktığını gördükleri zaman mutlaka yanına doğru koşarak kendini sevdirirmiş. Ancak Nisa artık evin içerisinde bir kedisinin olmasını çok istiyormuş. Ailesi buna karşıymış. Nisa bir gün kafasına koyduğu fikri gerçekleştirmek istemiş. Okul dönüşü gözüne uzun zamandır kestirdiği bir kediyi çantasına koyup eve getirmiş. Gizli bir şekilde odasına giden Nisa kediyi bir karton içerisine koymuş. Gel zaman git zaman ailesi de artık Nisa'nın getirdiği kediyi kabullenmiş. Adını da ortak bir karar ile Yıldız koymuşlar. Gel zaman git zaman minik Yıldız artık kocaman bir kedi olmuş. Artık evden dışarıya çıkmak ve özgür bir şekilde gezmek istiyormuş. Nisa ve ailesi yıldızı da alarak bir hafta sonu hayvanat bahçesine gezmeye gitmişler. Oradaki hayvan arkadaşları yıldızın çok dikkatini çekmiş. Gezmeye devam ederken büyük bir aslanın onu ziyarete gelenlere kükrediğini görmüş. Aslanın büyüklüğü Yıldızı adeta büyülemiş ve o günden itibaren onun yerinde olmanın hayali ile yaşamış. Aslan ise yapayalnız yaşıyormuş ve hep bir ailesinin olmasını hayal ediyormuş. Aslanı görmeye giden Yıldız ve ailesi gibi bir aile ile yaşamak onun tek hayali olmaya başlamış. Sıcacık evin içinde sahibinin ayaklarının dibinde miskin miskin uyumak istiyormuş. Yıldız ise geceleri rüyasında hep o hayvanat bahçesinde özgür bir şeklide yıldızların altında uyuduğunu ve güneş ile birlikte uyanarak oyunlar oynadığını görüyormuş. Bir gün Yıldız evden kaçmaya karar vermiş ve hayvanat bahçesinin yolunu tutmuş. Zor da olsa aslanın bulunduğu yeri bulmuş ve onun yanına gitmiş. Aslan çok şaşırmış. Aslan, yıldızın neden geldiğini merak etmiş ve sormuş. Yıldız aslan a hayalinden bahsetmiş ve aslan da aynı şekilde kedinin yerinde olmak istediğini ona anlatmış. Beraberce bir plan yapmışlar. Yıldız eski yaşadığı evin adresini aslana tarif etmiş. Yıldız aslanı bulunduğu yerden çıkmasına yardımcı olarak kendisi aslanın yerine geçmiş. Aslan da yıldızın yaşadığı eve yerleşmiş. Kedi artık ziyaretçilerin sevgi dolu bakışları arasında boy gösteriyor, şarkılar söylüyormuş. Artık hayalindeki gibi yıldızları izleyerek uykuya dalıyor ve güneşin doğuşu ile birlikte uyanarak karnını doyuruyormuş. Diğer arkadaşları ile oyunlar oynayarak dışarıda olmanın tadını çıkarıyormuş. Aslan ise sıcacık bir aileye sahip olmanın mutluluğu içerisinde gününü gün ediyormuş. Aslanın artık sevecen bir ailesi varmış. Rahat ve sessiz bir ortamda bulunmanın mutluluğu ile sahiplerinin ayaklarının dibinde uyukluyormuş. Artık sık sık gelen ziyaretçiler ve o büyük ilgi yokmuş. Aslan ve kedi artık hayallerindeki hayatı yaşıyorlarmış ve çok mutlularmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aslan-tilki-ve-esek-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, günlerden bir gün hilebaz tilki ile yaşlı bir eşek yolda karşılaşıp arkadaş olmuşlar. İyi arkadaş olan tilki ve eşek beraber gezer, yemeklerini birlikte yiyip içerlermiş. Yine ormanda gezdikleri bir gün, bir aslanla karşılaşmışlar. İkisi de kendilerinden büyük ve güçlü olan aslandan korkup oldukları yerde kalmışlar. Daha sonra tilki aslanın kulağına eğilerek; Bana bir şey yapmazsan eşeği yemene yardım ederim. demiş. Teklifi beğenen aslan tilkinin kendisine eşeği getirmesini beklemiş. Tilki daha önceden ormanda gördüğü bir tuzağa eşeği götürerek onu çukura itmiş ve aslanı çağırmış; Aslan kral buyurun yemeğiniz hazır diye aslana seslenmiş. Aslan etrafına bakıp zaten çukurda kendisini bekleyen avını sonra yemeğe karar vermiş çünkü önce tilkiyle ziyafet çekecekmiş. Tilki aslana ne kadar yalvardıysa da aslan oralı olmamış; Arkadaşına ihanet edip tuzağa düşürenler aynı zamanda kendilerinin sonunu da hazırlamış olur demiş. ve tilkiyi de tek hamle de eşeğin bulunduğu çukura itmiş. Ablama okudum ikinci satırda horlamaya başladı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aslan-ve-fare-masali/", "text": "Herşeyin normal ilerlediği vakitlerde bir aslan varmış. Bu aslan ininde uyuyormuş. Yakınlarda ise bir fare de oynuyormuş. Küçük Fare aslanı rahatsız ederek onun üzerinde aşağı yukarı koşmaya başlamış, bu koşmalar sonucu aslan kısa süre sonra uyanıvermiş. Küçük, minik fareye kızan aslan onu yakalamış ve Seni küçük yaratık, beni uyandırmaya nasıl cüret edersin? Seni öldüreceğim. Demiş. Minik çok fare korkmuş ve Aslan'a dua etmiş, Lütfen yaşamama izin verin canımı bağışladığınız için size ömür boyu minnettar kalacağım. Elbet benimde size bir iyiliğim dokunur. demiş. Aslan farenin kendisine ne faydası olabilir diye düşünmüş. Sonra fareyi serbest bırakmış ve canını bağışlamış. Aslan ormanda kendi halinde sakin sakin yürürken birdenbire kendini bir avcının ağına takılmış buldu. Ağdan çıkmak için ne kadar kükrese ve yuvarlandı ise başaramadı. Ağdan çıkmak için uğraştığı bütün denemelerinde başarısız oldu. Aslan yardım için yalvarıyordu. Aslan tarafından hayatı kurtarılan fare, kükremeyi duymuş ve aslanın yanına koşmuştu. Kendisine yapılan iyiliği unutmayan küçük fare tüm arkadaşlarını toplayarak aslana yardım etmelerini ve onu serbest bırakmalarını söyledi. Fare ve arkadaşları ağı kestiler ve aslan yakalandığı ağdan serbest kaldı. Aslan dönüp minik fareye teşekkür etti. O günden sonra aslanla fare çok iyi arkadaş oldular. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aslan-ve-karinca-masali/", "text": "Bir zamanlar, derin ormanların ortasında muhteşem bir aslan yaşarmış. Bu aslan gücü, kudreti ve cesaretiyle diğer hayvanların hepsinden üstündü. Kendisini kral gibi hisseden aslan, ormanda tek başına dolaşıp avının peşine düşerdi. Fakat bir gün, avlanmak için ormanda dolaşırken aslan yanına bir karınca yuvası denk geldi. Yuva, aslanın büyük adımlarıyla sarsıldı ve karıncaların yuvasını terk etmesine neden oldu. Bunun üzerine aslan, yolu üzerindeki engeli kaldırmak için yuva yerine taşları hareket ettirmeye karar verdi. Ancak taşları tek başına hareket ettiremeyince, yardım istemek için karıncaların yanına gitti. Karınca yuvasına ulaştığında aslan, Ben büyük ve güçlü bir hayvanım. Taşları hareket ettiremiyorum. Yardım etmek isteyen bir karınca var mı? diye sordu. İlk başta karıncalar şaşırdı. Aslan onların en büyük düşmanlarıydı ve onlara zarar vermek için ormana gelirlerdi. Fakat sonra bir karınca kalktı ve Aslan Bey, biz yardım etmek isteriz. dedi. Bu cesur karınca, diğerleri de cesaretlendi ve birlikte taşları hareket ettirdiler. Aslan, küçük karıncaların yardımı sayesinde taşları hareket ettirdi ve yuva yerine konumunu aldı. Karıncalar, taşların altına saklanarak yuvalarına geri döndüler. Aslan ise bu olayın sonrasında yaptığı hatanın farkına vardı. Küçük bir karınca bile büyük bir iş başarabileceğini anlamıştı. Aslan, karınca yuvasına desteğini gösterdiği için karıncaların saygısını kazandı. Hayatındaki en önemli dersi alan aslan gücünün yanında yardım ve desteğe de ihtiyacı olduğunu anladı. Böylece aslan, gücüyle korkutmadan etkileyici ve mütevazı duruşuyla daha büyük bir lider haline geldi. Karıncaların yardımını asla unutmayacak ve gerektiğinde onları koruyup kollayacaktı. Bu öğrendiği deneyim, tüm hayatına yön verdi ve karınca ile aslan arasındaki ilişki, en güzel dostluk örneklerinden biri oluşturdu. Aslan, artık her zaman gücünün yanında yardım ve desteğin de önemli olduğunu bilerek yaşamaya başladı. İşin sırrının birlikte çalışmak ve dayanışma olduğunu anlamıştı. Bir gün aslan, ormanda yolda yürürken yine bir engel ile karşılaştı. Bu sefer karşısındaki engel, dev bir ağacın devrilmesiydi. Aslan, tek başına ağacı hareket ettiremeyeceğini bile bile, yanındaki diğer hayvanların yardımıyla ağacı kaldırdı. Birlikte çalışmanın gücü sayesinde, ağacı kolayca hareket ettirdiler. Aslan, hayatının geri kalanında hep karıncaların yardımını hatırladı ve yalnızca gücüyle değil, aynı zamanda diğer hayvanların yardımıyla da başarılı olabileceğini kavradı. Güçlü ve etkileyici bir lider olmak için, diğerlerine saygı ve şefkat göstermek gerektiğini öğrendi. Aslanın bu deneyimi, ormanda yaşayan tüm hayvanların birbiriyle yardımlaşması gerektiğini de gösterdi. Artık herkes, birbirinin zayıf noktalarını tamamlama arayışına girdi ve bütün orman halkı bir arada çalışarak büyük işler başarmaya başladı. Böylece, tüm orman halkı dayanışma, yardımlaşma ve sevginin önemini anlayarak barış içinde yaşamaya devam etti. Aslan ise, karıncaların yardımı sayesinde öğrendiği dersi yaşamı boyunca unutmadı ve her zaman birlikte çalışmanın gücüne inandı. Hikayenin sonunda, güçlünün sadece kendisi için yaşayamayacağı ve diğerleriyle işbirliği yaparak büyük işler başarabileceği gösterilmiştir. Hepimizin aslan gibi bir liderlik özelliği gösterebileceği ve her zaman birlikte hareket ederek daha fazla fark yaratabileceğimizi hatırlamalıyız. Küçük karıncalar bile büyük bir iş başarabilirler ve hayatta hiçbir zaman küçümseyemeyeceğimiz kimse yoktur. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aslan-ve-ormandaki-hayvanlar-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde bir zamanlar uzak diyarlarda ormanlarda yaşayan bir aslan varmış. Bu aslan çok üzgünmüş kendi kendine bu ormanda sadece ben varım ama kimse beni kral olarak görmüyor ben bir aslanım lider olmam gerekiyor diye söylenirmiş hep. Ormanda zürafalar, maymunlar ve daha birçok hayvan türü yaşarmış, ama kimse aslanı takmıyormuş onu kral olarak görmüyorlarmış çünkü bütün hayvanlar aslandan korkuyormuş bizi yiyecek diye. Aslanda yiyecek olarak et yiyormuş başka çaresi yokmuş ve orman hayvanlarından yemeliymiş. Sonra aslan büyük bir taşın üstüne çıkıp kükremiş sesini duyan tüm hayvanlar sağ sola kaçışmaya başlamış ama aslında aslanın niyeti onları korkutup kaçırmak değil hepsini bir araya toplayıp konuşma yapmakmış. Hayvanlar kaçışırlarken aslan herkes toplansın benden korkmayın sizi yemeyeceğim demiş. Ormanda yaşayan bütün hayvanlar da korkarak toplanmış aynı yere ve aslan derdini anlatmaya başlamış. Ben bir aslanım ve hiç biriniz bana itaat etmiyor bana saygı duymuyorsunuz, sadece benden sizleri yiyeceğim diye korkuyorsunuz, ben sizlerle dost olmak ömür boyu bu ormanda mutlu mesut yaşamak ve aslan olarak bana saygı duyun istiyorum demiş. Sonra aralarından bir maymun Aslan kardeş sen bizi bu zamana kadar korkuttun ve sen et ile besleniyorsun senden bu yüzden korkuyoruz sana güvenemiyoruz demiş. Aslan da cevap vermiş yeniden sizlerle dost olmak için bundan sonra et yemeden beslenmeye çalışacağım demiş. Ve ormanda yaşayan tüm canlılar aslanı kendini kanıtlasın diye fırsat vermişler. Aslan o gün çimen, ot yeşillik yemeğe çalışmış ilk başta minik minik başlamış ama bünyesi et yiyeceğine alıştığı için otları yedikçe kusmaya başlamış. Ama ormanın kralı ve hayvanların dostu olabilmek için çok çabalamış daha sonra etsizlikten hasta düşmüş yine de vazgeçmemiş ama yuvasına çekilip günlerce çıkmamış oradan. Hayvanlar aslanı merak etmişler aralarında aslan nerede acaba yoksa yine bir plan peşinde mi? diye konuşmuşlar. Daha sonra daha uzak bir yerlerden orman kralı bir dişi aslan gelmiş. Hayvanlar yine korkmaya başlamış koşturmuşlar öyle yeni gelen dişi aslan buralarda bir aslan varmış ve ot yemekten hastalanmış nerede o görmem lazım demiş. Hayvanlar aslanın kaldığı yuvayı göstermişler. Dişi aslan yuvaya doğru gitmiş ve ne görsün aslan açlıktan kemikleri sayılır hale gelmiş, bitap düşmüş, halsiz bir durumdaymış. Dişi aslan ne bu halin! Sen aslansın, sana bu durumda olmak hiç yakışmıyor neler oluyor burada diye sormuş. Aslanda halsiz bir şekilde ben sadece bu ormanın kralı olmak, hayvanlarla arkadaş olmak istemiştim, ama herkes benden korkuyor bende et yemekten vazgeçtim ot ve çimenle beslenmeye çalışıyorum günlerdir demiş. Dişi aslan koşa koşa gitmiş ve aslana bir sürü et getirmiş. Aslan kabul etmemiş hayvanlara dost olamam söz verdim onlara demiş. Dişi aslanda sen bir aslansın ve etle beslenmen gerekiyor demiş. Aslanda dayanamamış başlamış eti yemeğe tıka basa karnını doyurmuş. Kendine gelmiş ve dışarı çıkıp tekrar kükremiş ben sizlere verdiğim sözü tutamadım ve etle beslenmem gerekiyordu. Kaç gündür hastaydım adım bile atamıyordum, şimdi ise et yedim ve kendime gelip iyileştim sizlere verdiğim sözü tutamadım için bu ormanı terk edeceğim demiş. Aslan ve dişi aslan ormanı terk etmişler. Ormandaki hayvanların amacı zaten aslanı o ormandan bir şekilde uzak tutmakmış. Ve sonunda başarmışlar. Aslan ve dişi aslan başka bir ormanın iki kralı olmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aslan-ve-tavsan-masali/", "text": "Bundan çok yıllar önce büyük bir ormanda yaşamakta olan zalim bir aslan varmış ve karşısına çıkan herkesi zalimliği ile korkuturmuş. Bu yüzden kimse ona yanaşmaya cesaret edemezmiş. Ormandaki tüm canlılar aslanın bu zalimce davranışlarından nasıl kurtulacaklarını düşünür olmuşlar ve bu sorunu çözmek için bir karara varmışlar. Aldıkları bu kararı aslana bildirmek üzere tüm orman sakinleri hep birlikte yola koyulmuşlar. Aslanın yanına vardıklarında Çok kıymetli yüce efendimiz, biz orman sakinleri olarak aramızda bir karar aldık ve bu kararımızı size bildirmek için buraya geldik. Bundan böyle siz avlanmak için yorulmayın efendim, acıktığınız zaman bize söyleyin biz kendi aramızda kura çekerek birisini size sunarız. demişler. Tabi ormanların kralı aslan artık avlanmak zorunda kalmayacağından alınan bu karardan çok hoşnut olmuş. Bundan sonraki günlerde aslan her acıktığında, orman sakinleri aralarında kura çekmişler ve kurada ismi çıkan hayvan kendini aslana sunmuş. Günler bu şekilde devam ederken bir gün sıra küçük tavşana gelmiş. Fakat küçük tavşanın aslanın yemeği olmaya hiç niyeti yokmuş. Bir türlü aslanın yanına gitmemiş, Düşünmüş düşünmüş ve sonunda aklına bir fikir gelmiş. Hemen aslanın yanına gitmiş. Tavşanı gören aslan kükremiş ve tavşana, Neden bu kadar geciktin söyle bakalım, açlıktan neredeyse ölecektim. demiş. Efendim ben sabahın çok erken saatlerinde yola çıktım çıkmasına da yolda gelirken karşıma bir aslan çıktı. Kurtulmak için yanımdaki arkadaşımı aslana verdim ve kaçtım. Doğruyu söylemek gerekirse o aslan hakkınızda çok olumsuz şeyler söyledi. Aslan duyduklarına çok ama çok sinirlenmiş ve hemen beni o kendini bilmez aslanın yanına götür. demiş. Tavşan aslanı öteki aslanı gördüğünü söylediği kuyunun yanına getirmiş. İşte demiş tavşan, hakkınızda konulan aslan bu kuyunun içinde. Aslan kuyunun içine bakmış ve suyun yüzeyinde kendi yansımasını görmüş. Bu yansımayı diğer aslan sanarak hiç düşünmeden suya atlamış ve boğulmuş. Tavşanın bu kurnaz planı sayesinde hem tavşan hem de ormandaki geriye kalan tüm orman sakinleri aslandan kurtulmuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/aslan-ve-yunus-masali/", "text": "Bir zamanlar denize yakın bir ormanda bir aslan yaşarmış. Bu aslan ormanın kralıymış. Herkes aslanın ormanın kralı olduğunu biliyormuş. Denizdeki ve Okyanustaki yaşayan canlılar bile bunu biliyormuş. Bir gün aslan ormanda gezinirken deniz kıyısında yürümeye karar vermiş. Deniz kıyısında yürüyüş yaparken, bir yunus kafasını okyanustan çıkarmış. Aslan, yunusu fark edince, orada durmuş. İyi günler, diyerek yunus aslanı hoş bir şekilde selamlamış. Aslan ne yapacağını bilemediği için yunusa selam vermiş. Ormanın kralı olduğunu biliyorum Okyanusta yaşayan deniz hayvanlarınında kralı benim. Artık bütün hayvanların iyi geçinmesi gerektiğine inanıyorum. İster karada yaşasın, isterse denizde. Demiş denizlerin kralı Yunus. İkimizde lider olduğumuz için ittifak yapmayı öneririm. Denizdeki ve karadaki canlıların arkadaş olması gerekir diye önerdi Aslan. Yunus teklifi düşündü. Teklifin mantıklı olduğuna karar verdi. İkisi de ihtiyaç anında birbirlerine yardım edeceklerine söz verdiler. Bir gün aslan yardım istemek için yunusun yanına geldi. Aslan uzun zamandır boğayla savaş halindeydi. Boğa galip gelmek üzreydi artık işi zorlaşmıştı. Bu yüzden yardım için yunusa geldi. Yunus yardım etmek istese de sudan çıkamadı. Yapabileceği tek şey aslana sudan yardım etmekti. Ama bu aslanın hoşuna girmedi ve söylenmeye başladı Bana ve güvenime ihanet ettin diye bağırdı Yunusa. Zavallı yunus, topraklarda yaşamak için yaratılmadığı için hiçbir şey yapamadı. Bu yüzden, Sana ihanet etmedim dostum. Birini suçlamak istiyorsan, doğayı suçla. Beni bu hale getiren doğadır. Ben karalarda yaşamak için yaratılmadım, sadece sularda yaşamak için yaratıldım. Senin için buradan yardımcı olmaktan başka yapabileceğim bir şey yok. Diye cevap verdi. Boğa aslanı yenmişti artık yeni ormanın ve karada yaşayan hayvanların kralı boğa olmuştu. Yunus arkadaşı kral aslanı kaybettiği için üzülmüştü ama onu teselli eden şey ise hayvanların arasında artık husumet olmamasıydı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/asurenin-hikayesi/", "text": "Aşure efsanesi, oğulları Sam, Ham ve Yasef dışında birçok kimsenin iman etmediği Nuh peygamber dönemine ait bir hikayedir. Kenan diyarından ve kavminden çok az kimse Nuh peygambere inanmaktadır. Pek çok kimse Nuh peygambere iman etmemektedir. 1000 yıldan fazla Allah'ın dinini ve emirlerini kavmine tebliğ eden Nuh peygamber, ne yazık ki her zaman kavminin zulmü ve iftirasına maruz kalmıştır. Aynı zamanda kendisiyle alay eden kavminden artık umudunu kesmiştir. Daha fazla dayanamayan Nuh peygamber sonunda kavminin bu sapkınlıklarını Allah'a şikayet eder. Nuh peygambere büyük bir gemi yapması emir olunur. Allah tarafından görevlendirilen Cebrail ' de Hz Nuh peygambere yardım eder. Hz. Nuh peygamber Allah'ın emrine itaat ederek devasa büyüklükte bir gemi yapar. Sağlam ve dayanıklı olan bu gemi müminlerin kurtarıcısı olacaktır. Hz Nuh peygamber kendisine inanan ve Allah'a iman eden tüm müminleri gemiye davet eder. Ayrıca her cins hayvandan bir dişi bir de erkek olacak şekilde yanlarına alırlar. Hazırlıklar tamamlandıktan sonra Allah büyük tufanı kopartır. Hem gökten yağan yağmur hem de yerden fışkıran sular tüm yeryüzünü kaplar. Tufanla birlikte geminin dışında kalan bütün insanlar, bitkiler hayvanlar kısacası her şey sular altında kalır. Sadece gemiye alınan hayvanlar ve Nuh peygamberin davetine icabet edip gemiye binen müminler kurtulur. Gemi su üzerinde hareket eder ve aylarca tufan devam eder. Bu sırada müminlerin yanlarına aldıkları yiyecekler de tükenmeye başlar. Herkes de az az kalan yiyecekler büyük bir kazanda toplanır. Su ile pişirilen bakliyatlardan bereketli bir çorba pişirilir. Çorba gemide bulunan herkesi doyuracak kadar bol ve bereketlidir. O zaman yapılan bu çorbada buğday, pirinç, bulgur, kuru yemiş, nohut, fasulye, meyve ve su gibi çok çeşitli malzeme kullanılmıştır. Böylece bolluğu ve bereketi temsil eden bir çorba hazırlanmıştır. Geçmişten günümüze kadar gelen bu çorbaya Müslüman alemi ise aşure adını veriyor. Aşurenin hikayesi rivayete göre bu kıssadan temel almaktadır. Aşure ayı, Muharrem ayının 10. gününden itibaren başlayan ve bir ay boyunca Müslümanlar tarafından ibadetle kutlanan bir dönemdir. İnanışa göre içeresinde en az 7 farklı malzeme bulunan aşure yapılıp yine inanışa göre en az 7 eve dağıtılır. Müslüman inanışa göre aşure pişirmek de yemek de büyük sevaptır. Bununla birlikte pişiremeyen kişilerle paylaşmak da yine inanç gereği sevilerek yapılan bir ritüeldir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-cocuklugu/", "text": "Mustafa kafasını sağa çevirip baktı. 35 40 yaşlarında, uzun boylu, temiz yüzlü bir adam el sallıyordu. Güler yüzlü bu adam Mustafa'nın durakladığını görünce: Ne yapalım canım, madem ki, sen benim yanıma gelmiyorsun, ben senin yanına gelirim dedi ve Mustafa'nın yanına doğru yürümeye başladı. Biraz sonra, O'nun yanına varmıştı. Adam, elini uzatarak: Ben Nihat Bey dedi. Mustafa, adamın saygılı bir şekilde uzattığı eli içtenlikle sıktı: Ben de Mustafa. Tanıştığımıza sevindim dedi. Daha sonra Nihat Bey ile Mustafa, yakındaki bir mağaranın önüne gidip oturdular. Nihat Bey, burada beş konu ortaya attı ve Mustafa'nın konularla ilgili beş sorusunu cevapladı. Nihat Bey'in yanından ayrılan Mustafa, bakla tarlasına geri dönerken, onunla yaptığı görüşmeyi faydalı buluyor ve iyi ki, göl kıyısına gittim, diye düşünüyordu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-cocukluk-anisi-arkadasim-yusuf-kemal/", "text": "Langaza'daki dayımın çiftliğinde her gün bir başka olayla karşılaşır ve değişik arkadaşlarla tanışırdım. Yarıcıların çocukları çiftliğe gelirdi. Onlara karpuz dilimleyip, ikram ederdim. Aralarında orta yere çıkıp güreşenler olurdu. Bu güreşlerde ben pek çok defa hakemlik yaptım. Bir defasında güreşen bir çocuğun babası yanıma sokuldu ve şu benim oğlanı galip getir, al bu parayı harca, dedi. Ben, kusura bakma dayı, senin paran bende geçmez, deyince adam yanımdan uzaklaştı. Sonraki günlerde çiftliğe Yusuf Kemal adında bir çocuk geldi. Ben yaşta, ben boyda ve sarışındı. Yusuf Kemal'le arkadaşlığı bir ilerlettik. Bir defasında hiç unutmam bir güreşi idare ederken, düdüğü ona vermiş ve hakemlik yapmasını istemiştim. Pek güzel hakemlik yapmış ve güreşi iyi sonlandırmıştı. Bir konuşmamızda, senin adın Yusuf ama Kemal'i var. Benim adım Mustafa, Kemal'i niye yok, demiştim. Bunun üzerine Yusuf Kemal, üzüldüğün şeye bak. Sana Mustafa Kemal diyelim, olsun bitsin, demişti. Sonra aradan aylar geçti. Selanik Askeri Rüşdiyesi'nde okurken, bir arkadaşa Yusuf Kemal'den bahsetmiş ve Yusuf'un üç veya dört defa bana Mustafa Kemal diye hitap ettiğini nakletmiştim. Bu durum matematik öğretmenimiz Yüzbaşı Mustafa Efendi'nin kulağına gitmiş. Matematiğe büyük ilgim nedeniyle, matematik öğretmenimiz, Oğlum, senin de adın Mustafa benim de. Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı, bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun diyerek bana Kemal adını verdi. On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi'ne gidiyordum. Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver'le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim bağa gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için, karanlığa kaldık. Enver: İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için, karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin dedi. Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı, patika yol, ağaçlık alan derken, karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmıştı ya, yarın gündüz geliriz, demeye başladı. Neyse ki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-cocukluk-anisi-baliklari-suya-attim/", "text": "Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanıma alarak çiftliğin yakınındaki gölette balık tutmaya gittim. Ben oltayla balık yakaladıkça Naciye ağladı, yalvardı, balıkları suya atmamı istedi. Naciye ağlamasın diye, balıkları suya attım ve erkenden çiftliğe döndük. Zaten hastaydı, hastalığının ilerlemesinden korkuyordum. Çiftlikte elimdeki kovanın boş olduğunu gören dayım bana şöyle dedi: Dayım konuşmasına devam edecekti fakat Makbule araya girdi: Nee, abin yakaladığı balıkları suya mı attı? Ama neden? diye sordu. Makbule bu soruya şöyle cevap verdi: Ben ağladım diye abim bir dolu balığı suya attı. dedi. Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksız yere sana laf söyledim. Senin boşa konuşmayacağını anlamalıydım. Yarın ikimiz gideriz balık tutmaya. Yanımıza dört kova alırız. dedi. Dayım konuşmasını bitirince bir an Naciye ile gözgöze geldik. Kardeşim yalvaran bakışlarla bana bakıyordu. Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra dayım çiftlikte beni çok aradı. Bulamazdı tabi ki çünkü samanlığa saklanmıştım. Dayım, Mustafa, Mustafa, nerdesin? diye bağırdıkça yanımdaki Makbule ile Naciye kıkır kıkır güldüler. Babam Ali Rıza Efendi kereste tüccarlığı yaptığı için, Selanik dışında çalışıyormuş. O zamanlar anneme Üftade adında siyahi bir kadını yardımcı olarak tutmuş. Daha sonra ben dünyaya gelmişim. İki ay sonra Üftade'nin bir yeğeni doğmuş. Adını Halit koymuşlar. Yaşımız gelince bizi Mahalle Mektebi'ne yazdırdılar ama ben bir süre sonra oradan ayrılıp Şemsi Efendi Okulu'na geçiş yaptım. Halit ise, Mahalle Mektebi'ne devam etti. Böylece aradan birkaç yıl geçti. Bir gün Halit yanıma gelerek, efendi ve köle kelimelerinin anlamını sordu. Ben, insanların köle olarak kullanılamayacağını ve her insanın bir başkasının değil, sadece kendisinin efendisi olabileceğini söyledim. Bunun üzerine Halit, sen gel bunları arkadaşlara anlat. Tenim siyah olduğu için, kendilerinin efendi, benim ise, köle olduğumu söylüyorlar, dedi. Hangi arkadaşların Halit, sınıf arkadaşların mı? diye sordum. Ertesi gün Mahalle Mektebi'ne gittiğimde Halit'in ikinci dersten sonra ortadan kaybolduğunu öğrendim. Çok aradık Halit'i bulamadık. Ancak akşamüstü eve geldi. Anlattığına göre, köle olmasını ve her dediklerini yapmasını isteyen arkadaşlarından kurtulmak için, mektepten kaçmış ve Selanik dışına çıkmış. Daha sonra benim dediklerimi hatırlamış ve kendisinin efendisi olduğu için, geri gelmiş. Halit'e arkadaşlarıyla konuştuğumu ve efendi, köle gibisinden iki kelimeyi bir daha kullanmayacakları sözünü aldığımı söyledim. Halit bir daha Mahalle Mektebi'ne gitmedi. Annesi onu Şemsi Efendi'nin laik okuluna yazdırdı. Halit bizim sınıfa geldi. Fikirler ve düşünceler hür, kelepçe yok. Herkes kendi fikrinin efendisi, köle yok. Aradan günler geçtikçe Halit bir açıldı. Durgun, düşünceli Halit gitti, neşeli, hareketli Halit geldi. Derslerine çok çalıştı. Mahalle Mektebi'ne giderken sınıfın en tembeli Halit, Şemsi Efendi Okulu'nda sınıfın çalışkanları arasına girmeyi başardı. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-cocukluk-anisi-elbise-kavgasi-2/", "text": "Çocukluğumda yaşadığım anılardan biri de Makbule ile Naciye arasındaki elbise kavgasıdır. Komşu kızın üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler. Birkaç günde elbiseler hazırdı. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kıvanarak gezdiler. Bir hafta sonra kız kardeşlerim eski elbiselerine dönüş yaptılar. Annem de yeni elbiseleri yıkayıp, ütüledi ve elbise dolabına astı. Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Naciye bayramlık elbisesini giymek istemiş, üstüne olmamış, dar gelmiş ve bir yaş büyük ablası Makbule'nin elbisesini giymiş. Bunun gören Makbule Naciye'den elbisesini çıkarmasını isteyip sesini yükseltmiş. Araya giren annem Naciye'ye neden ablasının elbisesini giydiğini sordu. Bunun üzerine Naciye: Ama anne, benim elbisem üstüme olmadı, çok dar geldi. Bir de ablamın elbisesini deneyeyim dedim. Tam geldi. Bayramda ben bunu giyeyim ha, ne dersin? Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalıştı ama dar geldi. Annem aynen öyle yaptı. İki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanız annemden rica etmiştim ve beni kırmadı. Bana bayramlık alınmadı. Babamın yokluğunda zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda bırakmak istemedim. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-cocukluk-anisi-elbise-kavgasi/", "text": "Çocukluğumda yaşadığım anılardan biri de Makbule ile Naciye arasındaki elbise kavgasıdır. Komşu kızın üstünde yeni elbiseyi gören Makbule ile Naciye, anneme, biz de yeni elbise isteriz, dediler. Birkaç günde elbiseler hazırdı. Makbule ile Naciye yeni elbiseleriyle kıvanarak gezdiler. Bir hafta sonra kız kardeşlerim eski elbiselerine dönüş yaptılar. Annem de yeni elbiseleri yıkayıp, ütüledi ve elbise dolabına astı. Aradan zaman geçti ve arefe gününden bir gün önce evde bir gürültüdür koptu. Meğerse Naciye bayramlık elbisesini giymek istemiş, üstüne olmamış, dar gelmiş ve bir yaş büyük ablası Makbule'nin elbisesini giymiş. Bunun gören Makbule, Naciye'den elbisesini çıkarmasını isteyip sesini yükseltmiş. Araya giren annem Naciye'ye neden ablasının elbisesini giydiğini sordu. Bunun üzerine Naciye: Annem daha sonra elbiseyi Makbule'ye giydirmeye çalıştı ama dar geldi. Annem aynen öyle yaptı. İki günde elbiseyi dikti ve Makbule bayramda bu elbiseyi giydi. Beni sorarsanız annemden rica etmiştim ve beni kırmadı. Bana bayramlık alınmadı. Babamın yokluğunda zaten kıt kanaat geçiniyorduk. Annemi zor durumda bırakmak istemedim. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-cocukluk-anisi-karanliktan-korkmam/", "text": "On beş yaşlarındaydım. Manastır Askeri İdadisi'ne gidiyordum. Yaz tatilinde dayımın çiftliğine gitmiştik. Komşunun oğlu Enver'le çok iyi arkadaştık. Ara sıra birlikte gezerdik. Bir gün Enver, bizim bağa gidip üzüm yiyelim, dedi. Ben de olur dedim. Annelerimizden izin alıp yola çıktık. Sağda solda fazla eğlendiğimiz için, karanlığa kaldık. Enver: İstersen dönelim. Sen şehir çocuğu olduğun için, karanlıktan korkarsın. Böyle durumlara alışık değilsin dedi. Ben karanlıktan korkmadığımı söyledim. Yola devam edelim dedim. Tarla kenarı, patika yol, ağaçlık alan derken, karanlık iyice çöktü. Yanımdaki Enver'i zor seçer oldum. Bir saat önce dağların kartalıyım diyen Enver, gel Mustafa dönelim, az kalmıştı ya, yarın gündüz geliriz, demeye başladı. Neyseki sonunda bağa vardık ve birer salkım üzüm kopardık. Üzüm yiyerek çiftliğe döndük. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-cocukluk-anisi-rum-cocuk-cetesi/", "text": "Mustafa'nın dayısı Hüseyin Ağa akşamüstü çiftliğe geldi. Hava karamaya başladığından herkes odada oturmuş, akşam yemeği öncesi sohbete dalmıştı. Odada gülüşmeler çoğalınca Hüseyin Ağa, ben ellerimi bir yıkayayım, deyip dışarı çıktı. Akşam yemeği yendikten sonra da aynı konu konuşuldu. Konuşulanlar özetlenirse, artık Mustafa, Makbule ve Hüseyin Ağa'nın çocukları kesinlikle çiftlik duvarları dışına çıkmayacaktı. Mustafa ise, korkmakla bir yere varılamayacağını, söyledi. Benim tarlaya gitmemem, zalimin zulmüne dur demeyeceğim anlamına gelir. Ben tarlaya gitmeyeyim, Ahmet, Mehmet gitmesin. Bunun sonu nereye varır? Bu duruma karşı çıkacak birileri lazım, birisi lazım. Mustafa, Rum çocuklardan korktu da tarlaya gitmedi dedirtmem kimseye, dediyse de dinletemedi. Zübeyde Hanım: Cesaretin böylesini alkışlarım ama tarlaya yalnız gitmeni istemiyorum. Otur oturduğun yerde, dedi. Hüseyin Ağa: Boş ver be Mustafa. Önemseme böyle şeyleri. Ben o Rum çocukları görürsem sopayla kovalarım. Sanki memleketi sen mi kurtaracaksın? diye sordu. Mustafa ertesi gün daha güneş doğmadan yatağından kalktı. Üstünü değiştirip, dışarı çıktı. Çiftlikten ayrılıp bakla tarlasına doğru yürümeye başladı. Ay ışığı altında önünü görüyordu. Demek Rum çocuklar çete kurmuşlar ve Türk çocuklarını dövüyorlarmış. Daha iki gün önce Veli'yle dört taş oyunu oynamışlardı. Veli şimdi acaba ne haldeydi? Yüzündeki yaralar biraz iyileşmiştir. Ayaklarına sopayla vurmuşlar. Yürüyememesi çok kötü. Mazluma eziyet, cezayı gerektirir. Gerekirse cezalandırıcı olurum. Mustafa bakla tarlasına vardığında güneşin ilk ışıkları ortalığı aydınlatmaya başlamıştı. Sabah oluyordu. Tarlanın ortasında bulunan kulübeye girdi. Oradaki birkaç aleti aldı. Bunları eski giyecek eşyalarının altına koyarak kapının iki tarafına gizledi. Daha sonra tarlanın dışına çıkarak, geri döndü. Son derece yavaş adımlarla, arada bir durup düşünerek, tarlaya girdi ve kulübeye doğru yürümeye başladı. Kendini çete reisi yerine koyuyor, yine kendisi için, felaket senaryosu üretiyordu. Mustafa tarlanın ortasında bulunan kulübenin yakınlarında dururken ilerideki tarlanın kenarından yürüyerek gelen birkaç kişi gördü. Gelenler yaklaştıkça Mustafa bunların görünüşlerinden çocuk, giyinişlerinden Rum olduklarını anladı. Bakalım bu Rum çocuklar yalnız buldukları Türk çocuklarını döven çetenin elemanları mıydılar? Mustafa, en kötü ihtimalle bunlar onlardır, diye düşünerek, dik duruşunu bozmadı. Değilseler ne iyi ama ya onlarsa önce uyarıcı sonra caydırıcı olmalıydı. Mecbur kalmadıkça kavga işine girmek istemiyordu. Belki de büyüdüğünde çok daha büyük kavgalara kendini hazırlıyordu. Böyle dar alanlarda marifet gösterilemeyeceğini düşünüyordu. İnsanın bir marifeti varsa bunu dünyaya göstermeliydi. Beş Rum çocuğundan dördü tarlanın kenarında kaldı. Sadece biri, kabadayı hareketlerle yürüyeni tarlaya girdi ve Mustafa'ya doğru yürümeye başladı. Sağ tarafından su almış, hafifçe yana yatmış gemi gibi, kafa öne eğilmiş, gözlerini belertmiş, bakışlarını Mustafa'ya dikmiş, O'nun korkmasını ve kaçmasını bekleyerek yanından geçip kulübeye girip çıktı ve gelip Mustafa'nın iki adım karşısında durdu. Rum çocuklar gittikten sonra Mustafa bir süre oralarda gezindi. Cesur olmak, bana her zaman artı puan kazandırmıştır, diye düşündü. Cesur olmasaydım, sabahın köründe tarlaya gelip Rum çocuklarını beklemezdim. Çetenin elebaşı, karşımda tutunamayacaklarını anladığı için, ters yüz edip, arkasına bakmadan kaçtı. Benim için, birle beş hiç fark etmez. Kapışma olsaydı, onların alacakları eksi puanları geldikleri Rum köyündekiler bir günde saymakla bitiremezdi. Sabah uyanınca Mustafa'nın yatağının boş olduğunu gören dayısı, Mustafa'yı aramaya çıkmıştı. O'nu nerede bulacağını çok iyi biliyordu. Tarlaya geldiğinde: Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-deprem-anisi/", "text": "Yıl 1896. 15 yaşındaydım. Manastır Askeri İdadisi 1. sınıfa gidiyordum. Okulumuz iki katlıydı ve bizim sınıf üst kattaydı. Fizik dersindeydik. Birden sarsıntı oldu. Arkadaşlardan bazıları, hocam, deprem oluyor, dedi. Fizik öğretmenimiz tavanda sallanan lambaya baktı ve sakin olun çocuklar, dedi. Geri geri gitmeye başladı. Kapının yanına gelince hızla kapıyı açıp dışarı kaçtı. Birkaç saniye içinde sınıfta yalnız kaldım. Sağıma, soluma bakındım, kimse yoktu. Bir süre bekledim. Sonra ayağa kalktım ve pencereye doğru yöneldim. Dışarı baktığımda hayretler içinde kaldım: Okulumuzun mevcudu iki bin kişiydi ve bahçe öğretmen ve öğrenci doluydu. Yere çömelmişler ve öylece bekliyorlardı. Neden korktular hala anlayabilmiş değilim. Sınıfımdan çıktım, bazı sınıflara baktım, kimse yoktu. Alt kata indim, sınıflar boştu. Ön kapıdan bahçeye çıkarsam öğretmenler bu davranışımdan hoşlanmazlar diye düşünerek, arka kapıdan bahçeye çıktım. Beni ayakta gören bir öğretmen, otur Mustafa, otur, dedi. Ben de yere çömeldim. Daha sonra aradan zaman geçti ve öğrenciler, öğretmenler nezaretinde sınıflarına gitti. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ataturkun-ilkokul-anisi-piyadecilik-oyunu/", "text": "Günlerden bir gün komşumuz Binbaşı Kadri Bey'in oğlu Ahmet izinli gelmişti. Temiz üniforması, anlamlı bakışlarıyla hayranlık duyulacak bir askeri ortaokul öğrencisiydi. Bir an kendimi o üniformanın içinde hissettim. O birkaç gün içinde komşular Ahmet'i görmeye gitti. Biz de annem Zübeyde Hanım ve kız kardeşlerim Makbule ve Naciye ile birlikte Ahmetlerin evine gittik. Ahmet askeri üniformasıyla evin salonunda, misafirlerin yanında sol eli cebinde biçimlice yürüyordu. Asalet ve saadetin ulaştığı en yüksek nokta buydu. Komşumuzun oğlu Ahmet'in başla demesiyle Rum çocukları ileri atıldılar ve tepeye tırmanmaya başladılar. Takımlar beşer kişiydiler ve ilk tepeye tırmanan Rum çocuğu bir arkadaşımı kolundan tutup aşağı çekti. Rum çocukları çok hırslıydı ve paçasından yakalanan bir arkadaşım daha aşağı çekildi. Aşağı çekilen iki arkadaşımın yukarı çıkma şansı yüzde bir bile değildi. Şimdi tepeyi savunan üç Türk çocuğu kalmıştık. Beş Rum çocuğu tepenin üstüne çıktı ve etrafımızı sardı. Yeniliyorduk. Bir Türk çocuğu, beş Rum çocuğuna bedeldir, dedim. Onlar bana değil, ben onlara saldırdım. Tepeyi Rum çocuklarına bırakmamaya kararlıydım. Benim kazanma isteğimi gören arkadaşlar da ileri atıldılar. Sonunda tepenin üstünde iki Türk çocuğuyla yalnız kalmıştım. Rum çocuklar, yenilgiyi kabul etmişler ve üstleri toz toprak içinde aşağıdan bakıyorlardı. Biz kazanmıştık. Mustafa daha sonra gizlice sınava girdi ve Selanik Askeri Rüşdiye'sine kaydını yaptırdı. Mustafa özellikle sınavın yetenek bölümündeki piyadecilik oyununda demir gibi bileği, çelik gibi yüreğiyle komutanların dikkatini çekti. Kuvvet, kudret, hareket, kabiliyet hepsi Mustafa'da vardı. Gelmedi, dedi komutanlar, bu askeri rüşdiyeye böyle bir öğrenci daha gelmedi. Gelemez, dedi bir başka komutan, dünya durdukça hiçbir askeri rüşdiyeye böylesine bir öğrenci gelemez."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ateist-gencin-hikayesi/", "text": "Buğra henüz üniversiteye hazırlanıyordu. Geçen sene istediği bölümü ne yazık ki tutturamamıştı. En büyük hayali ise doktor olmaktı. Her konuda başarılı olan bu genç ne yazık ki dini yönden oldukça zayıftı. Buğra'nın ailesi dinine çok bağlı bir hayli muhafazakar insanlardı. Fakat Buğra üzerinde çok baskı yapıyorlar ve bu durum dini açıdan onu daha da soğutuyordu. Buğra gün geçtikçe dinden daha da uzaklaşmaya başladı ve artı Tanrı'nın olduğuna karşı inancını kaybetmişti. Bir yandan derslere yoğunlaşan bu genç evdekiler ile tartışma içine girmemek için sürekli evden uzaklaşıyor ve farklı arkadaş grupları ile takılıyordu. Daha önce ailesine olan saygısı sebebi ile alkol almayan bu genç sınavın da yaratmış olduğu buhran ile sürekli içmeye ve düşüncelerden kurtulmaya çalışıyordu. Üniversite sınavlarına az kalmıştı. Buğra çok çalışmış ve dersten arda kalan zamanlarda sürekli eğlenip içmeye gitmeye başlamıştı. Böyle kendini daha mutlu hissediyordu. Hatta arkadaşlarına Tanrı'nın sadece insanların söylemlerinden ibaret bir durum olduğunu söylüyor ve insanların kendini kısıtladıklarını anlatıyordu. Genç bir süre sınava girdi ve bu sefer istediği başarıyı elde ettiğini düşünüyordu. En sonunda istediği bölümü kazanacak ve ailesinden kurtulacaktı. Bu hayal ile günlerini geçiren Buğra en sonunda sınavların açıklandığını öğrendi. Büyük bir heves ile bilgisayar başına koşarak sonuçlarına bakmak istedi. Fakat bilgisayar biraz yavaş çalışıyordu. Buğra beklerken heyecandan adeta nefes alamıyor eli ayağı titriyordu. Ve sonunda sonuçlarına bakabildi. İşte istediği yer geliyordu. Puanı oldukça yüksektir. Sevinçten havaya zıpladı ve koşarak ailesine haber verdi. Ailesi de çok mutlu olmuştu. Hemen bir yurt arayışı içerisine girdiler. Buğra nerde kalacaktı ailenin en çok merak ettiği soruydu bu. Çocuklarının üniversiteye gidip yoldan çıkmasından korkuyorlardı. Ailesi bir cemaat yurdunda kalması taraftarıydı fakat Buğra bunu istemedi. Devlet yurduna başvurdu ve kabul edildi. Buğra ilk kez ailesinden uzak bir yaşam sürecekti fakat mutluydu. Ailesinin ona dayattığı dini görevlerden kurtuluyordu. Ailesi onu üniversiteyi kazandığı ile gidip yerleştirerek tekrar memleketine döndü. İşte Buğra artık ailesinden uzak bir güne merhaba dedi. Ertesi gün okula başladı. Okulunu ve arkadaşlarını çok sevmişti. Gün geçtikçe dersleri ağırlaşıyordu. Bir süre böyle devam edip giderken staja başlamıştı. Pek çok kişinin ameliyatına giriyor, hocalarını izliyor ve gerektiğinde onlara yardımcı oluyordu. Bir gün ameliyata giren yaşlı bir teyze ile karşılaştı. Daha ameliyata girmeden görmüştü onu. Teyzenin dilinden dua düşmüyordu. Buğra ise çok yorgundu. Teyze; Allah sizleri başımızdan eksik etmesin. Çok yorgun görünüyorsun. Fakat Allah her zaman yanımızda. O sizlere yardımcı olacak. dedi. Bunun üzerine ise ameliyata girdiler. Teyzenin ameliyatı çok kolay geçmişti. Oysa doktorlar ameliyata girmeden önce çok riskli olacağını söylüyor ve kurtaramayabiliriz diyordu. Buğra teyzede tek bir şeyi fark etti. Herkes Allah'tan korkması gerektiğini söylerken o sadece Allah'a tevekkül etmişti. İçinde öyle büyük bir sevgi vardı ki bu korkudan da öte bir şeydi. Bu durum onu çok etkilemişti. Buğra o günden sonra dini konularda araştırma yapmaya başlayarak Müslüman oldu. Tek bir ameliyat Buğra'nın belki de bir ömür yaşayamayacağı bir duyguyu yaşamasına vesile oldu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ayi-arkadas-ve-prensesin-macerasi-masali/", "text": "Zamanın birinde krallığın güzeller güzeli prensesi ormanda gezintiye çıkmış. Ormanların güzelliklerini keşfederken uzakta bir karanlık görmüş. Karanlığın arkasında kocaman tüylü bir ayı varmış. Ayıya doğru yaklaştığında ayının acı içerisinde yerde kıvrandığını görmüş. Önce tereddüt etmiş. Fakat sonra dayanamamış ve ayıya doğru yaklaşmış. Ayının kapana sıkıştığını fark etmiş. Onu oradan kurtarmak için hemen işe koyulmuş. Ayının gözyaşları dinmiyormuş. Biraz uğraştıktan sonra ayıyı kurtaran prenses derin bir nefes almış. Ayı o kadar yorgunmuş ki bir an acıdan bayılmış. Kısa süre sonra kendine gelmiş. Karşısında güzeller güzeli prensesi görmüş. Prenses ve ayı macerası birbirlerini ilk gördükleri andan itibaren başlamış. Prenses ayıyı kurtardıktan sonra onun kahramanı olmuş. Dişi ayı prensesi çok sevmiş. Prensesin seveceği çeşitli meyve ağaçlarının yanına götürerek onu beslemiş. Zamanla birbirlerine alışmışlar. Prensesler ormana gezintiye gittiğinde mutlaka ayı arkadaşa uğrarmış. Bir gün yine ormanda gezintiye çıktıktan sonra ayı arkadaşının evine gitmeye karar vermiş. Fakat yine görsün ev dağılmış. Ayı arkadaşın evi resmen talan edilmiş. Prenses çok korkmuş. Bunu kimin yaptığını merak etmiş. Çok geçmeden avcıların ayıyı alıp götürdüğünü anlamış. Prenses hemen babasına koşmuş. Kraldan yardım istemiş. Kral kızını kırmamış. Ayının peşine düşmüşler. Avcılar tarafından yakalanan ayı şehir merkezinde bir mahzende tutulmuş. Ayının sirklerde çalışması için tutsak edildiği yere muhafızlar gelmiş. Muhafızlar eşliğinde prenses ayıyı görünce onu hemen tanımış. Ayı hastalanmış. Bu zorlu yolculuğa dayanamamış. Prenses zaten ayı arkadaşını görünce bir problem olduğunu anlamış. Hemen ayıyı oradan alıp evine götürmüş. Türlü türlü ilaçlar yapsa da bir türlü iyileşmesini sağlayamıyormuş. Ayının başka bir derdi varmış. Fakat prenses bunu henüz anlamış değildir. Ayı arkadaş hasta yatağında yatarken ormanın derinliklerinden küçük bir ses duyulur. Bu ses küçük bir ayı sesi gibidir. Prenses bu sesin kimden geldiğini merak ederek dışarı çıkar. Minik tüylü kahverengi gözlü küçük bir ayı eve doğru yaklaşır. Prenses arkasını döndüğünde ayı arkadaşın ayaklandığını görür. Ayı arkadaşı minik ayıya doğru yürür. Prenses o an anlar. Bu küçük ayı prensesin ayı arkadaşının yavrusudur. Yavrusu geldikten sonra ayı arkadaş iyileşir. Prenses bu duruma çok şaşırır. Onları bir daha asla yalnız bırakmaz. Prensesin ayı arkadaşı ve yavrusu kralın izniyle daha güvenli bir yere taşınır. Kral artık bölgede avcılık hakkında kurallar getirir. Avcılığın nasıl yapılması gerektiğini detaylı şekilde anlatır. Bu şekilde hayvanlara zarar vermeden ve onların ailelerini koruyarak avcılığın kontrollü şekilde gerçekleşmesi sağlanır. Prensesin ayı arkadaşına olan sevgisi kralın gözünden kaçmaz ve avcılıkla ilgili kurallara uymayanların cezalandırılacağı söylenmiş. Bölge halkında avcılık artık daha duyarlı yapılmaya başlanmış. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ayi-ve-timmy-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir krallıkta bir çiftçinin küçük oğlu vardı. Adı Timmy idi ve her zaman maceraya atılmak isterdi. Timmy'nin en büyük hayali, dünyayı keşfetmekti ve her fırsatta ormana giderek keşfetmeye çalışırdı. Ormandaki hayvanlarla arkadaş olan Timmy, hep maceracı bir hayat sürdü ve her seyahatinde bir şeyler öğrendi. Bir gün, ormana giderek bir ayıyla karşılaştı. Ayı, Timmy'nin kalbini kazandı ve ona günlük hayatında yardım etmeye başladı. Ayı, Timmy'nin en iyi arkadaşı oldu ve onun en büyük destekçisi oldu. İkisi de hep birlikte ormanı keşfetmeye ve maceralara atılmaya devam ettiler. Ama bir gün, krallığın kötü kralı, tüm çocukları kaçırarak onları esir almaya başladı. Timmy de kaçırıldı ve ayısıyla birlikte kötü kralın sarayına götürüldü. Kral, çocukların güçsüzlüğünü kullanarak kendini güçlü hissetmek istiyordu ve bu yüzden onları esir aldı. Ayı, kralın büyüsünü bozmak için Timmy'nin yardımını istedi ve Timmy de yardım etmeye hazırdı. Cesurca kralın sarayına girdi ve kralın güçsüzlüğünü keşfetti. Kral, Timmy'nin güçsüz olduğunu düşünerek onu esir almaya çalıştı, ancak Timmy onun güçsüzlüğünü keşfetti ve onu yendi. Böylece, tüm çocuklar serbest kaldı ve krallık tekrar huzurlu oldu. Timmy, kralı yendikten sonra çok ünlendi ve tüm krallık onu kahraman olarak kabul etti. Ama Timmy, kendini hep maceracı bir çocuk olarak hissetti ve dünyayı keşfetmeye devam etti. Her seyahatinde ayısıyla birlikte oldu ve onlar hep birlikte güzel maceralar yaşadılar. Timmy'nin maceraları hep devam etti ve tüm krallık onun hakkında hikayeler duymaya devam etti. Bir gün, Timmy'nin ormana giderek tanıştığı bir güzel prensesle karşılaştı. Prenses, kralın kötülüğünden kaçmış ve Timmy'nin yardımına ihtiyaç duyuyordu. Timmy, prensese yardım etti ve onu güvende bir yere götürdü. Prensesle tanışmasından sonra, Timmy prensese aşık oldu ve onunla evlenmek istedi. Ama prenses, Timmy'nin bir çocuk olduğunu ve onunla evlenemeyeceğini söyledi. Timmy, prensesle evlenmek isteğini hiçbir zaman bırakmadı ve prensese hep aşık kaldı. Yıllar geçti ve Timmy büyüdü. O zamanlar, krallığın kötü kralı tekrar güç kazandı ve tüm krallık tekrar tehlike altında oldu. Timmy, kralı yenecek güçte değildi ve prenses de ona yardım etmek istemiyordu. Ama Timmy, kralı yenebileceğine inanıyordu ve tek başına kralı yendi. Timmy, kralı yendikten sonra prensesle evlendi ve onlar hep birlikte mutlu bir hayat sürdüler. Timmy, tüm krallığın kahramanı oldu ve onun maceraları hep konuşulmaya devam etti. Timmy ve prenses, tüm krallıkta sevgiyle hatırlandı ve onların hikayesi hep kuşaktan kuşağa aktarıldı. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/baba-ile-ogul/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Yıllar yıllar önce bir köyde yaşayan baba oğul varmış. Baba altmış yaşlarında oğul da 25 yaşlarında imiş. Bir gün baba ve oğul evlerinin bahçelerinde beraber otuyorlarmış. Bahçelerindeki elma ağacına bir kuş konmuş, dalda neşeyle ötmeye başlamış. Kuşu gören baba oğluna bu ne diye sormuş. Oğlu da kuş baba diye cevap vermiş. Baba gözünü kuşa dikmiş ve takip etmeye başlamış. Aradan geçen az bir zaman sonunda baba tekrar oğluna dönerek bu ne diye sormuş. Oğul babasının baktığı yöne yönelmiş ve ağacın dalındaki bir kuş baba demiş. Bana tekrar gözünü kuşa iliştirmiş ve kuşu izlemeye koyulmuş. Aradan kısa bir zaman geçtikten sonra baba tekrardan bu ne diye oğluna sormuş. Oğlan babasının baktığı tarafa dönmüş ve kuş olduğunu görünce sinirlenmeye başlamış. Kızgınlıkla babasına dönmüş ' Baba sabahtan beri bu ne diye soruyorsun. Ben de sana o bir kuş diye cevap veriyorum ama sen yine sormaya devam ediyorsun. Hem sen onun kuş olduğunu da biliyorsun. Niye aynı şeyi tekrar edip duruyorsun? Beni anlamıyor musun? demiş. Oğlan o kadar kızmış ki bütün sinirliliğiyle babasına söylenmiş. Babası da sanki oğlunun bu cevabı vereceğini biliyormuş gibi gitmiş bir defter almış. Ona bir ders vermek istiyormuş. Ve defteri oğluna uzatıp okumasını istemiş. Oğlan defterde yazılanları içinden okumaya başlamış. Ama babası ondan yazılanları yüksek sesle okumasını istemiş. Oğlu notu gözleri dolmuş bir şekilde okuduktan sonra babasına döndü. Boğazı düğümlenmiş ve zor konuşuyordu. Babasına şunları söyledi: 'Babacım beni affeder misin? Senin gösterdiğin sabrı ben sana gösteremedim. Bunun için özür diliyorum' daha sonra babasına sarıldı ve bundan sonra daha dikkatli davrandı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/baba-olmak-ne-demektir/", "text": "Anne ve babasıyla birlikte yaşayan 16 yaşındaki genç babasıyla pek anlaşamaz ancak annesini çok severmiş. Her gün babasıyla tartışsa da yine de sıkıntı yapmayan genç bir gün babasıyla öyle bir tartışmış ki evi terk etmiş. Annesi ne kadar yalvarsa yakarsa da çocuk bu fikrinden vazgeçmemiş ve annesini arkasında gözü yaşlı bırakarak evden çıkmış gitmiş. Babası oğlunun yaptığına çok kızmış ve karısına bir daha oğluyla ilgili evde hiçbir konunun geçmeyeceğini hatta adının bile anılmayacağını söylemiş. Anne bunun üzerine daha çok üzülmüş ve çocuğunuz eşyalarıyla avunur olmuş. Geceleri oğlunun yastığını koklayarak uyuyan anne günden güne bu duruma daha çok dayanamaz olmuş. Kadın bu duyguları yaşarken günler gelmiş geçmiş ve oğlu evden ayrılalı artık 2 sene olmuş. Kadın bir gün kocasına artık oğlunu çok özlediğini ve dayanamadığını söylemiş. Oğlumuzu gidip bulalım ve evimize getirelim demiş. Baba karısının bu halini görünce buna dayanamamış ve karısına oğlunun yerini bildiğini söylemiş. Anne bu duruma çok şaşırmış ve oğlunun nerede olduğunu sormuş. O gün hem babalar günü hem de oğlanın doğum günüymüş. Kadın kocasından oğlunun adresini almış ve oğlu için hazırladığı doğum günü pastasını alarak oğlunu bulmaya gitmiş. Kocasının verdiği adrese giden kadın önce bir süre dışarıdan oğlunun çalıştığı yeri izlemiş. 2 sene önce evden giden oğlunu bir işçi tulumu içinde görmüş ve ağlamaya başlamış. Oğlu bir tamirhanede çalışıyormuş ve oğlu dışarı çıkar çıkmaz annesi oğlum diye seslenmiş. Oğlan iki yıldır görmediği annesini karşısında görür görmez hemen annesine doğru koşarak annesine sımsıkı sarılmış. Annesi oğluna uzun uzun bakmış, onu çok özlediğini, eve gelmesini istediğini söylemiş. Oğlu ise önce bu soruyu ve isteği geçiştirerek annesini ve diğer kişileri sorup duruyormuş. En sonunda dayanamayıp babasını da o adam nasıl hala öfkeli mi diyerek sormuş. Annesi ise babasının öfkeli olmadığını hatta adresi babasından aldığını söylemiş. Babasının oğluna haber gönderdiğini söylemiş ve bu haberleri bir bir sıralamış. Oğlunun yeni bir arkadaş edindiğini ve bu kişiden uzak durmasını, eski arkadaşının daha iyi niyetli bir insan olduğunu anlatmış. Oğlunun bu sözler üzerine gözleri dolmuş. Annesi oğlunun doğum günü için hazırladığı pastayı oğluna vermiş ve oğluna eve dönmesini hatta birlikte gitmek istediğini söylemiş. Bu söz üzerine oğlu sessizce tamirhaneye girmiş. Kadın gözleri yaşlı bir şekilde evinin yolunu tutmuş. Kocası onu evde bekliyormuş, içeri giren karısına oğlunu sormuş. Kadın yaşadıklarını anlatmış ve kocasına sen oğlanın çalıştığı yeri nerden biliyorsun diye eklemiş. Adam oğlum gittiğinden beridir ben onu izliyorum, yaptığı her şeyden haberim var, molalarda ne yediğini, kimlerle arkadaşlık ettiğini, nerede kaldığını hep biliyordum demiş. Kadın bunun üzerine kocasına kızmış ve bu rahatlığının sebebini şimdi daha iyi anlıyorum demiş. Bu sözler üzerine ikisi de ağlamaya başlamış. Tam o sırada kapı çalmış ve anne kapıyı açmış. Kapıyı açar açmaz mutluluktan uçan anne oğlunu elinde koskoca bir pasta ve hediyelerle kapıda görmüş. İçeri giren oğlan babasına sarılmış ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Canım babam, babalar günün kutlu olsun demiş. İnsanın hayatında belirli zamanlar vardır ve bu zamanlarda karşıdaki kişileri anlamakta zorlanır. Babaların yanlış yaptığını düşündüğümüz zamanlarda da mutlaka bu yaptıklarının altında farklı bir düşünce bulunabilir. Bu bakımdan bir babayı yargılarken, yaşananları ve olayları enine boyuna düşünmekte ve değerlendirmekte yarar vardır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/baba-ve-cocuklari-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda köyün birinde yaşayan çok zengin bir adım varmış. Adam çok yaşlanmış ve artık ve işlerini artık yapamaz hale gelmiş. Bu nedenle işlerini 3 çocuğu arasında paylaştırmak istemiş. Onları evlerine çağırarak konuyu anlatacakmış. Çocuklar babalarının araması sonrasında bir sonraki gün babalarının evine gitmiş. Aralarında konuşmaya başlamışlar. Baba çocuklarına ''Artık çok yaşlandım çocuklarım. İşlerimi yapamaz hale geldim. Bu neden size devretmeye karar verdim. Eşit bir şekilde aranızda paylaştırmak istiyorum demiş. En büyük çocuk '' En büyük pay bana ait olmalı, en çok ben yardım ettim sana'' demiş. Ortanca çocuk ise '' Hayır bence benim hakkım, en zor işleri ben yaptım'' demiş. Küçük çocuk ise bu tartışmaya çok bozulmuş '' Siz neden böyle şeyler söylüyorsanız, bu kadar mal mülk peşinde olmayın'' demiş. Sonrasında da üç kardeş evlerine geri dönmüşler. 3 gün sonra tekrar baba çocuklarını aramış ve bu sefer hastalandığını söylemiş. Çocuklar duruma üzülmüş ama sadece küçük oğul babasının yardımına gitmek istemiş. Diğer kardeşler çeşitli bahaneler üreterek gitmemişler. Küçük oğul karısına '' Ben babamın yanına gidiyorum, çok hastalanmış, kardeşlerim de gelmiyor. Babamın bana çok ihtiyacı var onu yalnız bırakmam lazım'' demiş. Karısı da bunu duyunca '' Evet en doğrusunu yapıyorsun. Zor günlerimizde birbirimizin yanında olmamız gerekir, insanlık bunu gerektirir. O seni bu günlere getiren adam'' demiş. Küçük çocuk karısında almış ve babasının evine gitmiş. Kapıyı çalışmışlar ve babaları karşılarındayım. Fakat herhangi bir hastalığı yokmuş. Karı koca çok şaşırmışlar. Babalarının hasta olmadıklarını görünce de çok sevinmişler. Küçük çocuk ''Bana hasta olduğunu söyledin, inşallah bir şeyin yoktur'' demiş. Baba da bunun üzerine '' Çok iyiyim evladım, ben sizi denemek için böyle bir şey yaptım. Kim gelirse işimi onlar arasında paylaştıracaktım. Ama görüyorum ki sadece sen geldin. Bu nedenle işimi sana sadece devrediyorum'' demiş. Çocuk bunu kabul etmek istememiş ama babası çok ısrar etmiş. O günden sonra küçük çocuk çok zengin bir hayat sürmeye başlamış. Önemli olanın para değil aile olduğunu bilen küçük oğul, işi çok iyi bir şekilde yönetmiş ve çok yüksek yerlere gelmiş. Diğer kardeşler ise sıradan hayatlarına devam etmişler. Yaptıklarından çok utanmışlar. Küçük oğulun içi el vermediği için işe kardeşlerini de ortak yapmış. O günden sonra çok mutlu bir hayat sürmüşler ve babalarına çok iyi bir şekilde bakmışlar. Diğer iki kardeş ise hayatının geri kalan bölümünde çok zorlanmış. Maddi anlamda zorlanmalar haricinde manevi anlamda kardeşlerinin ve babalarının eksikliğini her zaman hissetmişler. Her ne kadar kardeşleri yanlarında olmak istese de onlar çekimser olmuş. Her şey para değildir. Bazı insanlar zengin olmanın verdiği hırs ile çok büyük hatalar yapabilir. Önemli olan hırs sahibi olmak değil, doğru değerlendirme yapmak, insanları üzmemek ve onlara değer vermektir. Masalımızda da olduğu gibi pek çok para peşine düşen insan mutsuz olmuştur. Aynı zamanda insan evleneceği insanı da iyi seçmelidir. Evlendiğiniz kişi ile bir ömür yaşamak adına imza atarsınız. Onunla birlikte hem güzel günler hem de kötü günler yaşama ihtimaliniz vardır. Kötü günleri geride bırakmak, iyi günler yaşamak için ise doğru olan yolları tercih etmek gerekir. Diğer masallarımızı da sitemiz üzerinden okuyabilir, pek çok kategoriye ait masallar ile kendi dünyanızı yaratma şansı elde edebilirsiniz sevgili arkadaşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/babaannenin-bodrum-kati-tikirtilari/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, şehirlerin birinde çok tatlı bir kız varmış. İsmi Büşra imiş. Bu Büşra'yı herkes çok sever, ona hediyeler alır oyuncaklarla mutlu edermiş. Büşra büyümüş okula başlamış. En okuldaki derslerini de çok severmiş. Bütün dersleri pekiyi olurmuş. Büşra'nın en sevdiği ders de müzik dersiymiş. Müzik dersi her zaman güzel geçermiş Büşra için. Aynı okula beraber gittikleri bir kuzeni de varmış bu kuzeninin ismi de sema imiş. Sema ve Büşra derslerinde çok iyi çok başarılı öğrencilermiş. Semanında en sevdiği ders resim dersiymiş. Bu iki kuzenin babaanneleri, bu seneki karne hediyelerinde Büşra'ya bir müzik aleti ve Sema'ya da bir boya seti alacağını söylemiş. Bunu duyduklarında sevinen bu iki kız karnelerini alır almaz baba annelerine sürpriz yapmak için hemen onun evine doğru gitmişler. Kapıya çalmışlar çalmışlar ama babaanneleri evde yokmuş. Bir bakmışlar ki arka mutfak kapısı açık. Oradan içeri girmişler. Salonda babaanneleri o beklemeye karar vermişler. Biraz bekledikten sonra bir sesler duymuşlar. Herhalde babaannelerinin geldiğini zannetmişler. Sese doğru gitmişler ama çok korkuyorlarmış. O kadar korkuyorlarmış ki acaba sese doğru gitmesek mi demişler. Çünkü ses bodrum katından geliyormuş. Sema, Büşra'ya demiş ki; ya babaanne ordaysa ve başına bir şey gelmişse. O kadar, o yüzden aşağı doğru gitmeye karar vermişler. Korkudan titremeye başlamışlar. Depodan gelen sesler çok korkunçmuş ve onlar çok daha fazla korkmaya başlamışlar. Yüreği ağızlarına gelmiş. Sema daha cesaretli olduğu için deponun kapısını aralamaya başlamış. Sesler derinden gelmeye başlamış. Nefeslerini tutan bu iki kız. Kim var orda. Bu ses nedir? Ne var orda gibi sorular yöneltmişler. Fakat ses seda yok. Bütün tıkırtılar kesilmiş. İçeriyi aydınlatan ışık sızıntısı azalmış. Bir anda bağırmaya başlamışlar. İçlerinden keşke buraya gelmeseydim. Şimdi başımıza bir şeyler gelecek diye geçirmişler. Artık dayanamayıp bağırmışlar; kim var orda diye. Bir çift ayak sesi duymuşlar. Gözleri kocaman olan bu iki korkan kızın. Hem de ayak sesleri Zekeriya onlara doğru geliyormuş. Dayanamamışlar aaaaaa diye bağırıp çıkışa doğru koşmuşlar. Tam çıkışa yaklaştıklarında ayakları kaymış ve düşmüşler. İşte şimdi bittik diyen bu iki kız. Elleriyle gözlerini kapamışlar. Sonra bir anda ışıklar yanmış. Babaanneleriymiş meğer. Kızlar neler oluyor neden bağırıyorsunuz diye sormuş. Korkudan bir şey diyemeyen bu kızlar, babaanneleri ile birlikte yukarı çıkmışlar. Birer bardak su içtikten sonra durumu ve çok korktuklarını anlatmışlar. Babaanneleri de onlara gülmüş. Kızlar ben sizin geleceğinizi tahmin ettiğim için sizlere daha önceden aldığım hediyeleri depodan çıkarmaya gitmiştim. Neredeyse gelirler diye düşündüğüm için aceleden de ışığı açamadım. Tüh, siz de korkmuşsunuz. Kusura bakmayın demiş. Kızlar da babaannelerine sarılarak hediyelerini almışlar ve çok teşekkür edip ninelerinin elini öpmüşler. Sema ve Büşra çok geç olup hava kararmadan önce ninelerinin evlerinden evlerine doğru gitmişler. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bagdaki-miras-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Anadoluda köyün birinde Ahmet adında bir çocuk yaşarmış. Birkaç gün sonra Ahmet'in babası vefat etmiş. Ahmet kendi kendine, Burada benim için başka bir şey yok. Sanırım bir süre seyahat edeceğim ve yolda biraz iş arayacağım. diyerek babasının boynuzunu taşıyarak yola çıkmış. Günlerce yolculuk ettikten sonra nihayet bir kaleye vardı. Orada uzun saçlı bir dev olan kalenin sahibiyle tanıştı. Deve ona biraz iş vermesi için yalvardı. Dev, İyi yemek yapabiliyorsan, benim yemeklerimi de pişirebilirsin! demiş. Deve çok lezzetli bir akşam yemeği hazırlamış ardından işe alınmış. Bir gün Ahmet şatoda dolaşırken mahzene inen bir yol buldu. Mahzene yaklaşınca birinin ağladığını duyuyordu. Mahzenin içinde bir direğe bağlı güzel bir kız buldu. Sen kimsin? Neden bu kadar bağlısın? Ahmet kıza sordu. Kız yanıtladı, Benim adım Meryem ve ben bu güzel Krallığın prensesiyim. Dev, Kral olan babamı öldürdü ve sonra beni esir aldı. Lütfen bana yardım et! Prenses için üzüldü Ne yapabilirim? Ben sadece sıradan bir adamım ve o bir dev. Onu nasıl alt edebilirim ki? Ahmet, Prenses'e yardım etmenin bir yolunu bulamadığı için çok üzüldü. Günlerden bir gün karar verdi, Kaybedecek hiçbir şeyim yok! Babamın boynuzunu kullanayım da Dev'in düşüncelerini dinleyip dinleyemeyeceğime bir bakayım! Boynuzu kulaklarına kadar kaldırır kaldırmaz Dev'in Sanırım aşçı Prenses'i öğrenmiş! Yarın, onu kahvaltıda yiyeceğim. O zamana kadar, gücümün sırrının saçlarım olduğunu bilmediğinden emin olmalıyım. Diye düşünüyordu. Ahmet, Dev'in saçları olmadan güçsüz olduğunu öğrendiğine çok sevindi. Bu nedenle, o gece Dev'in yatak odasına sızdı ve uyurken saçlarını kesti. Ertesi sabah, Dev uyandığında kendini çok zayıf hissetti ve çok geçmeden gücünün gittiğini fark etti. Ahmetin artık onu kolayca dövebileceğini bilen zayıf Dev, eşyalarını toplayıp kaleden kaçtı. Ahmet, Dev'in kaçtığını anlar anlamaz mahzene koştu ve Prenses'i kurtardı. Sonunda Dev'in laneti kaldırıldı ve kale muhteşem bir saraya dönüştü. Ahmet, Prenses ile evlendi ve Kral oldu. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bahcedeki-kuyu/", "text": "Ben yedi yaşındayken, babamı kısa süren bir hastalığın ardından kaybettik. O tarihlerde kadınlar bir işte çalışamadıkları için maddi sıkıntılar içine düşmüştük. Onun için evimizin yanında bulunan daha küçük bir eve taşındık. Ertesi gün yeni evin bahçesine teftişe çıktım. Otların arasından yürüdüm. Sağda solda dut, erik, armut ağaçları vardı. Armut ağacının ilersinde bir kuyu olduğunu gördüm. Kuyunun yanına sokulduğumda hayretler içerisinde kaldım. Yer seviyesinde olan kuyunun üstü açıktı. Annemi durumdan haberdar ettim. Annem komşumuz Ali Usta'yı çağırdı. Ali Usta kuyunun üstüne tahtadan bir kapak yaptı. Kilidi taktı. Anahtarı anneme verdi. Böylece kötü bir olay yaşanmadan kuyunun üstü kapatılmış oldu. Yeni evimiz küçüktü ama bahçesi büyüktü. Bu bahçede komşu çocuklarıyla askercilik oynardık. Askercilik oynarken, beni komutan seçerlerdi. Ben de karşımda hazır ola geçmiş arkadaşlara çeşitli görevler verirdim. Onlar da, emredersin komutanım deyip koşarak uzaklaşırlardı. Üç beş dakika sonra geri gelerek görevi tamamladıklarını söylerlerdi. Daha sonra onları sıraya sokar, uygun adım yürütürdüm. Bir gün bize tahtadan tüfekler hazırlayan marangoz Celal Amca oyunumuzu seyretmiş ve anneme: Zübeyde Hanım, Mustafa'yı askeri okula göndermelisiniz. Kendisi iyi bir komutan adayıdır. demiş. Bir gün evimizin bahçesinde kanadı kırık, yaralı bir güvercin buldum. Eve götürdüm. Anneme ve kardeşlerime gösterdim. Güvercini veterinere götürdük. Kanadını sardı, iyileşir, dedi. Üç gün güzelce besledim. Dördüncü günün sabahında kafeste cansız yatarken buldum. Çok üzüldüm. Gözyaşları içinde güvercini bahçenin bir köşesine gömdüm. Seni hiç unutmayacağım, güvercin, dedim. Aradan yıllar geçti ama ben o güvercini unutmadım. Mustafa, Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken beden eğitimi dersinde öğretmeni sınıfa koşu yarışması yaptırdı. Okul etrafında iki tur atılacak ve birinci olan okul çapında yapılacak koşuda sınıfını temsil edecekti. İlk turu önde geçen Mustafa ikinci turun ortalarında bitiş çizgisine doğru güçlü adımlarla koşarken, biraz ilerde uçamayan bir yavru kuşun peşinden koşan siyah, kocaman bir kediyi fark etti. Mustafa yön değiştirip hızla koşarak yavru kuşu kedinin pençesinden kurtardı. Yavru kuşu severek ve yürüyerek yarışı en sonda tamamlamasına karşın, olayı öğrenen öğretmeninden yavru kuşu kurtardığı için aferin alan Mustafa, yarışı birinci bitiren arkadaşının: Hayır, ben birinci değilim. Yarışın birincisi Mustafadır. O benden daha hızlı, sınıfımızı benden daha iyi temsil eder demesi üzerine öğretmeni tarafından birinci gelmiş sayıldı. On beş gün sonra yapılan koşuda okul şampiyonu olan Mustafa, derslerindeki başarıyı koşuda da gösterecek ve Selanik Şampiyonu olarak bir kupa alacaktı. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/baliklari-suya-attim/", "text": "Bir gün Makbule ile Naciye'yi yanıma alarak çiftliğin yakınındaki gölette balık tutmaya gittim. Ben oltayla balık yakaladıkça Naciye ağladı, yalvardı, balıkları suya atmamı istedi. Naciye ağlamasın diye, balıkları suya attım ve erkenden çiftliğe döndük. Zaten hastaydı, hastalığının ilerlemesinden korkuyordum. Çiftlikte elimdeki kovanın boş olduğunu gören dayım bana şöyle dedi: Dayım konuşmasına devam edecekti fakat Makbule araya girdi: Bunun üzerine dayım: Nee, abin yakaladığı balıkları suya mı attı? Ama neden? diye sordu. Naciye: Ben ağladım diye abim bir dolu balığı suya attı. dedi. Dayım: Affet beni Mustafa.. Durup dururken haksız yere sana laf söyledim. Senin boşa konuşmayacağını anlamalıydım. Yarın ikimiz gideriz balık tutmaya. Yanımıza dört kova alırız. dedi. Dayım konuşmasını bitirince bir an Naciye ile göz göze geldik. Kardeşim yalvaran bakışlarla bana bakıyordu. Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra dayım çiftlikte beni çok aradı. Bulamazdı tabi ki çünkü samanlığa saklanmıştım. Dayım, Mustafa, Mustafa, neredesin? diye bağırdıkça yanımdaki Makbule ile Naciye kıkır kıkır güldüler. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/baliklarin-cenneti-masali/", "text": "Günlerden bir gün Deniz'in ta derinlerinde yaşayan turuncu, güzel ve parlak pullara sahip bir balık yaşarmış. Renginden dolayı balık arkadaşları onu hep portakal diye çağırırmış. Portakal o kadar sevimli bir balıkmış ki diğer balıkların tehlike olarak gördüğü büyük balıklar bile kendisini çok severmiş. Onlarla gün boyu çok eğlenir hatta eve bile gitmek istemezmiş. Eve o kadar gitmek istemezmiş ki annesi evlerinden kendisine Portakal hadi ama artık çok karanlık oldu, balıkçılar yakında burada olur! diye seslenirmiş. Denizdeki tüm canlılar hep birbirleriyle mutlu ve huzurla yaşarlarmış. Günleri eğlenceyle ve gün boyu yeni bir şeyler keşfetmeyle geçermiş. Ta ki insanlar onları avlamak isteyene kadar. Balıklar kendi yaşam alanlarında özgür değillermiş. Yeterince eğlenmediklerini düşündükleri zaman biraz daha eğlenceye bile vakit bulamazlarmış. Çünkü yakında insanlar burada olacak korkusu yaşarlarmış. Yine bir gün Portakal eve gitmek istemediği zaman annesi aynı sözlerle ve aynı ses tonuyla seslenmiş ama bizim Portakal dinler mi? Mavili adında bir arkadaşla tanışmış o gün sohbete dalmışlar Mavili ile. Annesi bilerek duymazlıktan gelmiyormuş bizim Portakal. Mavili başından geçen hüzünlü hikayesini Portakal'a anlatmış. Mavili ve annesi bir gün eve gecikmişler. O gün yiyecek aramak için uzak bir mesafeye yüzmeleri gerekmiş. Bu yüzden de zamanında evlerine yetişememişler. İnsanların seslerini duymaya başlayınca Mavili tedirgin olmuş. Annesi hemen bir taş bulmuş Maviliyi bu taşın arkasına gizlemiş. Maviliyi saklamış saklamasına ama kendisi gizlenememiş insanlara yakalanmadan. Bir anda onu bir şeyin tuttuğunu fark etmiş. Fark etmiş fark etmesine ama hiç korkmamış çünkü yavrusunun güvende olduğunun farkındaymış. Yukarı doğru çekerken onu bir güç Maviliye seslenmiş Sakın korkma, karanlık geçince hemen eve git, senin geri döneceğim... demiş. Mavili annesinin yokluğu ile tedirginmiş ama annesinin sözleri onu rahatlatmış. İşte Mavilinin hikayesi böyleymiş o gündür Mavili annesini bekler ve onun yanına gitmenin yollarını ararmış. Bizim Portakal da bu hikayeyi duyar da durur mu? Yardım etmek istemiş Maviliye birlikte ve plan yapmışlar. Karanlık olunca Mavili insanlarla annesinin yanına gidecekmiş ve Portakal da doğru evine. Karanlık başlayınca insanların da sesleri duyulmaya başlamış. Mavili beni alın, beni alın diye bağırmış. İnsanlar hemen bir balık bulunca çekmişler kendilerine. Mavilinin bu güzel mavi rengi onları büyülemiş. İnsanlar kendi aralarında geçen gün yakaladığımız mavi balığın yanına koyalım demişler. Mavili de çok üzülmüş çünkü o mavi balığın yanına değil annesinin yanına gitmek istiyormuş. Maviliyi götürdükleri yerde Mavili gözlerine inanamamış bu karşısındaki annesiymiş. Kocaman bir akvaryumun içinde ona heyecanla bakan kişi annesiymiş. Annesi ve Mavili, Portakalın yardımları sayesinde birbirlerine kavuşmuşlar. İster deniz, ister okyanus, ister küçük, ister büyük bir akvaryum olsun insanın sevdikleri neredeyse orasıymış insanın cenneti!"} {"url": "https://www.masallaroku.com/balikligol-efsanesi-nedir/", "text": "Türkiye'nin tarihi en eski şehirlerinden bir tanesi olan Şanlıurfa'nın, il sınırları içerisinde yer alan Balıklıgöl, şehir merkezinin güney batısında yer almakta. Balıklıgöl, bir diğer adıyla Halil-ür Rahman Hz. İbrahim'in ateşe atıldığı yer olarak bilinir. Balıklıgöl'ün bu kadar çok turist çekmesi ve gezilecek yerler arasında ön sıralarda olmasının yegane sebebi bu efsanedir. Balıklıgöl hakkında insanların nesilden nesle, kulaktan kulağa anlattığı birçok hikaye vardır. Bu hikayelerden en çok bilineni şu şekildedir; Efsaneye göre, bu hadise Babil Hükümdarı Nemrut ile Hz. İbrahim arasında geçen olaydan kaynaklıdır. Putperestlik ile mücadele eden Hz. İbrahim günümüzde üç büyük dinin inandığı peygamberlerden bir tanesidir. Hz. İbrahim, kentteki insanlara putlara tapınmayı bırakmalarını ve Tanrı'ya inanmaları gerektiğini tebliğ eder. Bu durum Nemrut'un hoşuna gitmez. Bu arada Nemrut'un kızı Zeliha, Hz. İbrahim'e aşıktır. Hz. İbrahim'in söylediklerine inanlar arasında Nemrut'un kendi kızının olması hiç hoşuna gitmez. Hem halkının inançlarını değiştirmeye çalışan hem de kızını kendinden Hz. İbrahim'e düşmanlık besler. Küçük bir tepe üzerine kurduğu mancınıklara gerdiği halat ile Hz. İbrahim'i aşağıda yanan ateşe fırlatır. Efsaneye göre yanan ateş göle odunlarda balıklara dönüşür. Hz. İbrahim'in arkasından ağlayan Zeliha'nın göz yaşlarından bu gölün yanında bir göl daha oluşur. Bu gölün adı Zeliha'nın gözü anlamına gelen Ayn Zeliha'dır. Bir diğer hikayeye göre, Babil Hükümdarı Nemrut, bir rüyasında bir yıldız görür. Nemrut'a rüyasını yorumlayanlar, o sene dünyaya bir erkek çocuk geleceğini ve bu çocuğun büyüdüğü zaman putperestliği yok ederek hükümdarlığı alacağını söylerler. Bunun üzerine Kral Nemrut, o sene doğan tüm erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. Nemrut'un askeri olan Azer, kısa süre içerisinde doğum yapacak olan eşini bir mağaraya götürür. Nuna Hatun burada doğum yapar. Lakin Nemrut'tan korktuğu için çocuğunu mağarada bırakır ve evine dönmek üzere yola koyulur. Evine dönmesi döner ama anne yüreği dayanmaz ve Nuna Hatun geri mağaraya döner. Çocuğunun bir ceylan tarafından besin ihtiyacını karşıladığını görür. Hz. İbrahim büyüdüğünde baba evine döner. Nemrut'un putlara tapındığını ve halkı da buna zorladığını gören Hz. İbrahim bunun yanlış olduğunu halka anlatmaya başlar. Halk Nemrut'tan korktuğu için inançlarını dışa vuramaz. Öte yandan Nemrut'un kızı Zeliha, Hz. İbrahim'e gönlünü kaptırmıştır ve onun yanında yer alır. Hz. İbrahim kimsenin olmadığı bir zamanda saraydaki tüm putları baltayla parçalar ve baltayı en büyük putun boynuna asar. Haber kısa sürede Nemrut'un kulağına gider. Öfkeden deliye dönen Nemrut, baltayı eline alarak bir taş parçasının diğerlerini nasıl parçalayabileceğini sorar. Hz. İbrahim aynı taş parçasının kötülüklerden koruması için ibadet ederken sizi koruması için dua ederken nasıl olur da diğer taş parçalarını kıramayacağını sorar. İyice öfkelenen Nemrut, Hz. İbrahim'in yakılmasını emreder. Bunun üzerine daha önce görülmemiş büyük bir ateş yakılır. Urfa Kalesi burçlarında yer alan mancınıklara gerdirilen halatlarla ateşe atılır. Ancak Tanrı'nın mucizesi ile ateş suya, odunlarda balığa dönüşür. Hz. İbrahim'de ateşin yanındaki gül bahçesine düşer. Hz. İbrahim atıldıktan sonra kendini burçlardan atan Zeliha'nın düştüğü yerde de Ayn Zeliha Gölü oluşur. Bu durum Tanrı'nın bir tür mucizesidir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bamsi-beyrek/", "text": "Yörenin birinde Kam Büre oğlu Bamsı Beyrek ile Banıçiçek isimli iki kişi yaşarmış. Bunlar bebekken birbirlerine beşik kertmesi ilan edilmişler. Ancak birbirlerini tanımayan bu iki kişi ayrı ayrı avlanmaya çıktıkları bir gün karşılaşmışlar. Karşılaşma sonrasında ise birbirlerine üstünlük kurmak için güreşmeye başlamışlar. İkisi de birbirinden güçlüymüş ve güreş zorlu geçmiş. O sırada Bamsı Beyrek insanların kendisini izlediğini görmüş ve bir kadına karşı yenilecek olmanın onun hakkında insanların kötü düşünmelerine neden olacağına karar vermiş. Bunun üzerine Banıçiçek'e yumruk atarak güreşi kazanmış. Bu olay Bamsı Beyrek'in güreşi kazanmasıyla son bulurken bir gün Bamsı Beyrek düşmanları tarafından esir edilmiş. Bunun üzerine ikili tam tamına 16 yıl boyunca birbirlerini görmeden yaşamışlar. Bamsı Beyrek esir düşmüşken Banıçiçek evlenmek zorunda kalmış. Büyük bir düğün alayı kurulmuş. Ancak Bamsı Beyrek Banıçiçek'in evleneceğini duymuş ve gelip düğünü basmış. Banıçiçek'i düğünden kaçırmış ve ikili mutlu mesut yaşam sürmüşler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/basatin-tepegozu-oldurmesi/", "text": "Oğuzlarda Aruz Koca isimli bir adam yaşarmış. Bu adamın Basat isimli oğlu varmış. Bir gün Oğuz yurdunu düşmanlar basmış. Bu sırada Aruz Koca oğlu Basat'ı düşmanlardan kaçarken düşürmüş. Oğlan bir aslan tarafından bulunmuş. Aslan Basat'ı büyütüp yetiştirmiş. Bu arada Basat ailesiyle de görüşmeye devam etmiş. Diğer yanda bir çoban ile peri kızının çocuğu olmuş. Bu çocuk tek gözlü bir canavarmış ve ona Tepegöz ismini vermişler. Tepegöz bir türlü doymak bilmezmiş. Bu sebeple ailesinin yanından ayrılmış ve dağlara çıkmış. Dağlarda ne bulsa yermiş. İnsan ya da hayvan olması onun için fark etmezmiş. Bunun üzerine insanlar Tepegöz'le bir anlaşma yapmaya karar vermişler. Aracı olarak da Dede Korkut'tan yardım istemişler. Dede Korkut'un aracılığıyla Tepegöz anlaşmaya razı olmuş. Buna göre Tepegöz'e her gün 500 koyun verilecekmiş. Bu koyunları da bir aşçı pişirerek Tepegöz'ün yemesini sağlayacakmış. Anlaşma yapılsa da insanların her gün o kadar koyunu vermesi oldukça zormuş. Çünkü kendilerinin de yiyeceğe ihtiyaçları varmış. Bir gün Basat ailesini ziyarete gelmiş ve onların çok dertli olduğunu görmüş. Sebebini sorunca da Tepegöz olduğunu öğrenmiş. Bunun üzerine Tepegöz'ün bulunduğu yere giderek onu öldürmüş ve ailesini Tepegöz'den kurtarmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/basini-vermeyen-sehit/", "text": "Girijkal kalesi 1555 yıllarında yüz kişilik bir mücahit ordusu tarafından korunuyordu. Osmanlı mücahitlerinin savunduğu bu kale bini aşkın düşmanın saldırısına uğramıştı. Bu mücahitlerin içinde bulunan bir yiğit de Deli Mehmet'ti. Ne yazık ki Deli Mehmet bu saldırıda şehit düştü. Şehit düşü ancak sergilediği kahramanlığı dillere destan bir öykü oldu. Girijgal kadısının şahit olduğu bu kahramanlık öyküsü onun anlatımıyla destanlaştı. Yaşanan gerçeği Girijgal kadısı tarafından anlatılan bu destanın yüz beyit kadarı da Peçevi Tarihinde yer almıştır. Hikaye ustası Ömer Seyfettin ise bu hikayeye kayıtsız kalmayarak Peçevi'den alarak Başını Vermeyen Şehit ismiyle 15 sayfalık güzel bir hikayeye çevirmiştir. Bu ibretlik hikayenin özeti ise şöyledir: -Kuru kadı hisarın kapısını açınca bir ne görsün? Askerler Allah Allah nidaları eşliğinde şehadete koşuyorlardı. Her bir asker canı pahasına hücuma geçmişti. İki koldan hücuma geçmişlerdi. Kollardan birinin başında Deli Mehmet diğerinde ise Deli Hüsrev bulunuyordu. Deli Mehmet ve Deli Hüsrev öyle azimliydi ki düşmanlar kaçmasın diye her bir yandan sarmışlardı. Kuru kadı da cübbesini bir kenara atmış bu meydana katılmıştı. Kuru kadı yiğitçe savaşa koyulan Deli Mehmet'i gözleriyle aradı. Ancak bir türlü göremiyordu. Düşman safında iri bir vücudun yere uzanmış olduğunu gördü. Düşman askeri bir kargıyı bu vücuda saplayıp duruyordu. O sırada şövalye atından inip kargıladığı vücudun başını teninden ayırdı. Ardından eline aldığı başı da alıp atının sırtına atlayıverdi. Kadı koştu arkalarından bütün kuvvetiyle şövalyeye yetişmek istedi. Tam o sırada Deli Hüsrev'in bağırışını duydu. -Mehmet. Mehmet. Canını verdin ancak başını sakın verme. Diye bağırıyordu. Kuru kadı bu şehidin Deli Mehmet olduğunu öğrenince içi burkuldu. Olduğu yerde kalakaldı. Bir de ne görsün kesik başlı şehit yerinden bir andan fırlayıp şövalyenin şövalyenin peşinden koşmaya başladı. Öyle bir koştu ki şövalyeye yetişir yetişmez vurmasıyla birlikte kara şövalyeyi yere fırlatması bir oldu. Deli Mehmet'in başsız vücudu başını yerden aldı ve yorgun bir insan gibi oracığa yığılıverdi. Bütün askerler mücadele içindeyken bunu sadece kuru kadı görebilmişti. Allah şehitlerimizden razı olsun. Onlar kanlarıyla bize bir gelecek hediye ettiler, masallarda ve hikayelerde onları yaşatmak da bizim görevimiz. Ömer Seyfettin bunu çok güzel işleyerek yapan bir yazarımız. Günümüzde gençliğimiz maalesef geçmişine ve değerlerine eskisi gibi ilgi duymuyor. O nedenle masallar ile ilgili böyle bir site hazırladığınız için size çok teşekkür ederim. Çocuklarımız masallar ile hem doğruluğu ve dürüstlüğü, hem de vatan sevgisini ve şehitlere saygıyı öğreniyor. Masallar iyi ki var."} {"url": "https://www.masallaroku.com/battal-gazi-destani/", "text": "Battal Gazi Destanı, Seyyid Battal Gazi'nin kahramanlık hikayelerinin anlatıldığı bir eserdir. 8. yüzyılda yaşayan Battal Gazi, Emevilerin Bizanslılara açmış oldukları savaşlarda Battal lakabıyla ünlenen Müslüman bir Arap kumandanı olup gerçek ismi de Abdullah'tır. Bu kumandan hakkında söylenmiş olan menkıbeler ve kahramanlık hikayeleri, 11. yüzyıldan beri Türkler arasında rağbet görmeye başlamıştır. Battal Gazi de gazi-veli hüviyetiyle destan kahramanı olmuştur. Battalname adlı eserde Battal Gazi'nin Anadolu'da yaşayan Hristiyanlarla yapmış olduğu savaşlar konu edilmektedir. Kuzende Cazu tam bu anda koynundan çıkarmış olduğu taşa efsun okuyup Battal Gazi'ye atar. Battal Gazi Kuzande cazunun atmış olduğu okla birlikte ateşte kalır ve bu anda da ateşin içinden ejderhalar belirir. Battal Gazi ise peygamber duasını okur ve daha sonra da atına biner. Kayser kaçar fakat yakalanıp Battal Gazi'nin huzuruna getirilir. Battal Gazi Kayser'e Müslüman olması konusunda bir teklif sunar. Kayser ise bu durumda bir istekte bulunur ve bu isteği Battal Gazi, halife ve ulular tarafından görüşülür. Battal Gazi şehirde pek çok dükkan ve kiliseyi harap edince Kayser Battal Gazi'yi halifeye şikayet eder. Daha sonra Battal Gazi ve yanındakiler İstanbul'dan Malatya'ya giderler. Devler ve caddarla birlikte savaşır; okumuş olduğu dualarla büyüleri bozar. Göz açıp kapayıncaya değin uzun mesafeler aşar. Ateşte yanmaz. Hızır ile yoldaştır ve sıkışık zamanlarda da ondan yardım görür. Kafirleri İslam'a çağırır, bu çağrısını kabul etmeyenleri de öldürür. Savaş sonunda kazandığı malı mülkü de din uğruna savaşanlara dağıtır. Türk gazilerinin bir örneği olan Battal Gazi, gerek evliya karakteri, gerekse kahramanlığıyla Anadolu insanı üzerinde etkili olmuştur. Bu nedenle de Battalname Anadolu halkı tarafından asırlarca sözlü bir şekilde yaşamıştır. Ayrıca Anadolu dışında da yaşamış olan Türk toplulukları tarafından da yazılıp okunmuştur. Tam anlamıyla Müslüman Türk geleneklerine uygun olarak meydana getirilmiş olan bu destanın yazıya geçiriliş tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, eserin 11 veya 12. yüzyıllarda Danişmendliler döneminde söylendiği ve Danişmendname'den önce yazıldığı varsayılıyor. Battalname'nin günümüzde bilinen nüshaları arasında da yazıldığı döneme ilişkin olan bir nüsha mevcut değildir. Eldeki nüshalar ise ilerleyen zamanlarda yazılmışlardır. Tarihte bilinmiş olan en eski nüsha ise 840 tarihini taşımaktadır. Battalname, Darendeli bir şair Bakai tarafından 1183'te manzum bir şekilde de yazılmıştır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/begonya-masali/", "text": "Günlerden bir gün begonya, bir sürü bitki arasında gözlerini açmış. Begonya kahverengi saksı içinde yeşil yaprakları olan arkadaş canlısı bir çiçekmiş ama henüz renk vermemiş. Etrafında kırmızı, sarı, turuncu, mor bir sürü rengarenk çiçekleri olan bitkiler varmış ama kimse begonya ile konuşmuyormuş. Bu kadının ismi Rüya'ymış... Rüya evde birlikte yaşadığı annesi için bir çiçek almak istiyormuş. Rüya'nın annesi yaşlı ak saçlı tonton bir teyzeymiş ve çiçeklere bakmayı onlarla konuşmayı arkadaşlık etmeyi çok seviyormuş. Rüya uzun kahverengi saçlı, yeşil gözlü, beyaz tenli bir kadınmış. Çiçeklerin hepsini gezmiş. Kasımpatı ile konuşmuş, Gül'ü koklamış, Lale'nin yapraklarını sevmiş. Daha sonra Begonya'nın önünde durmuş, uzun uzun baktıktan sonra ona doğru eğilerek ''belli ki sen de annem gibi yalnızlık çekiyorsun, seni ona götüreceğim'' demiş. Begonya ne olduğunu anlamadan kahverengi saksısına kırmızı parlak bir kağıt sarılmış ve yola koyulmuşlar. İlk başta gözlerini açtığı yerden uzaklaşıyor olması kalbini kırsa da onu sevecek ve arkadaşlık edecek biri ile tanışacağı için de heyecanlanmış. Nihayet tonton teyzenin evine gelmişler. Tonton teyze Begonyayı görür görmez çok sevinmiş ve ona kocaman sarılmış. Gel zaman git zaman Tonton teyze ve Begonya çok mutlu yaşamaya başlamışlar. Bir sabah uyandığında bir de ne görsünler Begonya beyaz beyaz bir sürü çiçek açmış. Tonton teyze Begonya'yı sevgisi ile büyütmüş onunla konuşmuş sohbet etmiş ve günden güne iyileştirmiş. Yani dostlarım buradan çıkarmamız gereken mesaj sevgi ve şefkat ile iyileşmeyecek bir şey yoktur insanlarda tıpkı çiçekler gibidir. Sevgi ile güzelleşir sevgi ile iyileşirler. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/belkizin-macera-arayisi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde köyün birinde Belkız adında küçük bir kız çocuğu yaşarmış. Belkız henüz küçük olsa da yakın arkadaşı Alp ile birlikte her gün köylerinin yakınındaki ormana yürüyüşe giderlermiş. Aslında ormana gitmelerinin sebebi yürüyüş değil de köydeki büyüklerinin anlattığı mağarayı bulmakmış. Köydeki büyüklerin anlatmalarına göre ormanın içinde bir mağara varmış ve bu mağarayı bulup da içinde dilek dileyen olursa o kişinin dileği kabul oluyormuş. İşte Belkız ve Alp de büyüklerinin söyledikleri bu hikayeye inanıp her gün ormanda o mağarayı aramaya çıkmışlar. Belkız ve Alp her gün mağarayı arasa da bir türlü mağarayı bulamamışlar. Mağarayı her bulamamalarında da köylerine üzgün bir şekilde dönmek zorunda kalmışlar. Her gün mağarayı bulamadıkları için üzülmektense artık Belkız ve Alp mağarayı aramaya gitmemeye karar vermişler. Belkız ve Alp'in bu kararından sonra ise köyde hiç istenmeye olaylar olmuş. Köyün içinde sürekli yeni olaylar olmaya ve köylüler de bu olaylardan kötü bir şekilde etkilenmeye başlamışlar. Köydeki bu durumu düzeltmek için pek çok büyük olaya el atsa da yine de sorunlar aynı şekilde devam ediyormuş. Köydeki sorunların devam etmesini durdurmak için de Belkız ve Alp mağarayı aramaya karar vermişler. Bu kararları sonucunda da Belkız ve Alp yola koyulup mağarayı aramaya başlamışlar. Günler, haftalar ve hatta aylar sonra Belkız ve Alp mağara arayışında yoruldukları için dinlenmeye karar vermişler. Tam dinlenirken de birden bir ses duymuşlar. Arkalarını dönüp baktıklarında ise bu sesin çok yakından geldiğini fark etmişler. Sesi fark ettikten sonra sessizce sesi takip etmişler ve sesin aslında bir mağaranın girişinden geldiğini görmüşler. Sesin geldiği yeri takip etmeleri sayesinde Belkız ve Alp mağarayı bulup içine girmişler. Mağaranın içine girdikten sonra da köydeki sorunların çözülmesi için dileklerini dilemişler ve tekrar mağaradan çıkıp köylerine dönmek için yola koyulmuşlar. Köylerine döndüklerinde de artık her şeyin eskisi gibi güzel olmasını hayal etmişler ancak bir yandan da mağaranın dileklerini gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini bilmedikleri için çok fazla korkmuşlar. Tabi bu korkuları sadece köylerine gidene kadar sürmüş. Çünkü ikisi de köylerine gittiklerinde köyün eskisi gibi olduğunu ve insanların artık daha mutlu olduklarını görmüşler. Köydeki sorunların çözülmesi ve artık herkesin daha mutlu olması ile de hayatlarının sonuna kadar bu mutluluğu onlara sağlayan mağaraya teşekkür etmeyi de asla unutmamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bencil-kurt-ve-turna-masali/", "text": "Ormanın derinliklerinde bencil bir kurt yaşarmış. Bir gün bu kurt çok aç bir şekilde avını yiyordu. O kadar hızlı yiyordu ki boğazına bir kemik takıldı. Acı içinde uluyarak ormanın etrafında koşuşturuyordu. Lütfen bana yardım edin! Biri boğazımdaki kemiği çıkarırsa cömertçe ödüllendireceğim, diye haykırıyordu. Sana yardım edeceğim ama hareketsiz kalman gerekiyor. Boğazına bakacağım ve sonra kemiği çıkaracağım, diye açıkladı turna. Kurt ağzını kocaman açtı. Çok geçmeden turna ağzına baktı kurdun. Kemiğin boğazına saplandığını gördü. Kurdun boğazındaki kemiği çıkarmanın tek yolu gagasını boğazına sokmaktı. Gagasını soktu ve kemiğe ulaşmaya çalıştı ama kemik çok derin bir şekilde boğazına sapşanmıştı. Turna daha sonra bütün kafasını kurdun ağzına soktu. Sonunda kemiği tutup boğazından çekmeyi başardı. Söz verildiği gibi, turna işini yaptı. Kurt kurtulduğu için çok rahatlamıştı. Şimdi, bana ödülümü ver! dedi turna. Ne ödülü? Seni açgözlü kuş! Kafan boğazımdaydı ve seni yemek yerine zarar görmeden gitmene izin verdim. Bu senin için yeterli bir ödül olmalı! Git yoksa seni ezerim! dedi bencil kurt. Turna hayal kırıklığıyla uzaklaştı. Kısa süre sonra, durumdan canlı çıktığı için mutlu bir şekilde ormana kaçtı. Aynı zamanda, birinin hayatını kurtarmaya yardım ettiği için mutlu hissediyordu. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/benim-cikolatali-kurabiyem-masali/", "text": "Bir zamanlar Ali adında bir çocuk varmış. Ali'nin kısa süre sonra doğum günü partisi yapılacakmış. Ali ailesi ve arkadaşları ile birlikte doğum gününü kutlayacağı için çok heyecanlıymış. Ali ve annesi her doğum gününde yaptıkları bir şeyi yapmaya bu doğum gününde de yapmaya karar vermişler. Ali ve annesi her doğum gününde çikolatalı kurabiyeler yaparlarmış. Ali doğum günü sabahı erkenden uyanıp hızlıca mutfağa koşmuş. Annesi tüm hazırlıklarını yapmış, Ali'yi bekliyormuş. Babası ona sürpriz olarak tüm salonu balonlarla süslemiş. Ali'nin içini mutluluk ve heyecan kaplamış. Ailesi onu doğum gününde hiçbir zaman unutmayıp muhakkak çikolatalı kurabiyelerini yaparlarmış. Bu onu özel hissettirmiş. Ali ve annesi önlüklerini takıp işe koyulmuşlar. Önce unu ölçüp bir kabın içine almışlar. Daha sonra diğer malzemeleri karıştırıp güzel bir hamur elde etmişler. Elleriyle şekil verirken Ali çok eğleniyormuş. Bu tıpkı okulda oyun hamuruyla oynadığı zamanları hatırlatmış. Sonra Ali'nin en sevdiği bölüm olan kurabiyelerin üstünü süslemeye geçmişler. Kurabiyelerin üstüne çikolataları ve en sevdiği renkli ve şekilli süslemeleri koymuş. Uzun bir uğraş sonunda nefis kurabiyeler yapmışlar. Kurabiyelerin enfes kokusu evin her köşesine dağılmış. Bu kokulardan evin kedisi Boncuk' ta nasibini almış. Birkaç kurabiyeyi Ali kedisi için mama kabına koymuş. Boncuk kurabiyeleri afiyetle yemiş. Diğer kurabiyelerinin bir kısmını doğum gününde gelecek arkadaşları için ayırmış. Bir insanı komşuları ve birazını da okula götürmek için ayırmış. Bunlar çok güzel oldular. Seninle gurur duyuyorum canım oğlum demiş. - Çok teşekkür ederim anneciğim. Seni çok seviyorum diye annesine sarılmış. - Ben de seni çok seviyorum. Benim tatlı oğlum diye cevap vermiş. Akşam olunca tüm arkadaşları ve komşuları doğum günü kutlamak için Alilerin evine gelmiş. Hediyeler verilmiş. Güzel bir pasta yaptıran anne ve babası Ali'ye dilek dileyip mumu üflemesini söylemişler. Ali dileğinde ailesiyle daha uzun yıllar hep böyle doğum günlerinde çikolatalı kurabiyeleri yapmayı dilemiş. Çünkü bu an Ali'nin kalbinde özel bir yer edinmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bereketli-kazan-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda, kraliyet ile yönetilen bir ülkede genç bir çiftçi varmış. İsmi John olan bu çiftçi, hayatını çiftlikte ektiği ürünlerin mahsul vermesi ve sonrasında da onları satarak kazanıyormuş. Fakat yaz mevsimi olmasına rağmen topraklar çok verimsizmiş. Ne ekerse eksin sonuç alamıyormuş. Bu da onu çok üzüyormuş. Derken John bir kazan bulmuş. Bu kazanın kullanırım diye düşünmüş ve içine küreğini atmış. Sonra odasına gitmiş ve uyumuş. Uyandığında ne de görsün. Kazanın içinde 1 değil 10larca kürek varmış. Ne olduğunu anlamayan John kafa yormaya başlamış. Sonrasında da kazanda bir sihir olduğunu düşünerek içine cebinden çıkardığı bir altın koymuş. Bir anda altın çoğalmış. O kadar çok altın olmuş ki John bunlar ne isterse onu alabilirmiş. Artık çalışmasına, emek vermesine gerek yokmuş. Daha sonra John altınları almış ve Kraliyete giderek alışveriş yapmaya başlamış. İşe yarayan yaramayan bir sürü şey almış. En güzel yemekleri yemiş, en güzel kıyafetleri satın almış ve giyinmiş. Gitmiş kendine kocaman bir saray tutmuş. O kadar çok parası varmış ki, insanlar artık onla arkadaş olmak istiyormuş. Artık ülkede kraldan bile daha zenginmiş. Bir gün kral John'u yanına çağırmış. John başta korkmuş, ama sonra ülkede en zengin adamın kendisi olduğunu düşünmüş rahatlamış. Kralın yanına gitmiş ve huzuruna çıkartılmış. Kral ona nasıl bu kadar zengin olduğunu sormuş. John bir sürü yalan söylemiş ama hepsi tutarsızmış. Bu nedenle Kral ona inanmamış ve tüm malvarlığına el koyacağını söylemiş. John tamam ama bana biraz süre verin demiş. Çünkü bir planı varmış. John sarayına geri dönmüş. Krala karşı koymak için kendini kazana atmış ve kendini çoğaltmış. Düşünmüş ki Krala ve ülkesine 1 tane John karşı koyamaz ama onlarca, yüzlerce, binlerce John karşı koyabilir. Fakat düşünmediği bir şey varmış. Sürekli kendisini kopyaları türemeye başlamış. Kopyalar evin her yerindeymiş. John onlara her ne kadar ''Beni dinleyin, siz benim kopyamsınız, benden izinsiz hareket etmeyin'' dese de, kopyaları ona karşı geliyormuş. Hepsi John'un kendisi olduğunu, zengin olanın kendisi olduğunu iddia ediyormuş. Derken, kazanı kaçırmak için kavga etmeye başlamışlar. Çünkü kazan kimin olursa zengin olan o olacakmış. Bu hengamede kazan kırılmış. Kazan kırıldığı zaman mucizevi bir şey olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/beyaz-fare-gezmede/", "text": "Büyük sevimli ve rengarenk ağaçlarla ve çiçeklerle çevrili olan tatlı bir orman vardı. Bu ormanda büyük bir ağacın kovuğunda yaşayan minik bir fare ailesi vardır. Fare ailesinin Beyaz isminde sevimli mi sevimli bir yavrusu vardı. Bir gün annesi Beyaz'a ''Kurbağa dostlarımız yarın bizi çaya davet ettiler'' der Kurbağa ailesi, Fare ailesini gölde ki Nilüfer çiçeklerinin en büyük yaprağında misafir edeceklerdi. Beyaz bunu öğrenince sevincinden havalara uçar. Ertesi gün Fare ailesi büyük bir kayığa binerler. Böylece Beyaz'ın göl üstündeki ilk gezisi başlar. Babası kürek çekerken Beyaz da heyecanla etrafı seyreder, biraz sonra Nilüferlere yaklaşırlar. Beyaz çok mutluymuş. Kurbağa ailesi en büyük Nilüfer yaprağında Fare ailesinin gelişini seyrederler. Farelerin kayığı yaprağa iyice yaklaşır, Beyaz heyecandan yerinde duramayarak hop diye yaprağa atlayıverir. Az kalsın göle düşüyordu, hemen toparlanıp ceviz kabuğundan yapılmış en baştaki koltuğa oturdu.'' oh ne kadarda rahatmış ''diyerek sallanmaya başlar. Kurbağa ailesi ile yaprağı henüz yanaşan kayıkta ki anne ve babası şaşkın şaşkın Beyaz'a bakıyorlardı. Tam o sırada Beyaz pat diye göle düşüverir. Kurbağalar hemen atlayıp beyazı kurtarır. Beyaz'ın anne ve babası da kayıktan indikten sonra iki aile birlikte oturup sohbet etmeye başlar. Anne Kurbağa misafirlere fındık ikram eder. Beyaz güzel bir yaprak tabaktaki ikram edilen fındıkları görünce kendini tutamaz'' fındığa bayılırım'' diye bağırır. Beyaz hatasını anlayınca, çok üzülür ve çok utanır. Gözleri dolu dolu ''özür dilerim anneciğim, bilmiyordum'' der. Anne ile yavrunun konuşmalarını uzaktan dinleyen baba fare, Beyaz'ın üzülmesine dayanamamış ''gelin bakalım size bir şarkı öğreteyim'' diyerek şu şarkıyı söylemeye başlar. 'Başkasına öncelik vermelisin, mutluluğu böyle de tatmalısın. Görgülü olanlar hep böyle yapar, çevrelerine hep neşe saçar.'' Beyaz babasının şarkısını çok sevmiş ailece bu şarkıyı söyler olmuşlar. Beyaz o gün bu şarkıyla öğrendiklerini hiç unutmamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/beyaz-kedi-masali/", "text": "Kısa bir süre sonra sahipleri kutuyu açmışlar ve Beyaz içerisinde ne görsün içerde gerçekten de bir kedi var. Beyaz, kedinin burada ne işi olduğunu anlamaya çalışırken anne ve babasının onun artık yeni kardeşi olduğunu söylediklerini duymuş. Bunu duyan Beyaz ne yapacağını şaşırmış. Üstelik annesi ve babası sürekli onunla ilgileniyorlarmış. Beyaz artık ailesinin onu sevmediği için yeni bir kedi sahiplendiklerini düşünmeye başlamış ve hüzünle yatağına geçmiş. Bir süre sonra annesi zorla o kediyle kendisini tanıştırmaya çalışmış. Beyaz ise huysuzlanarak yatağına geçmiş. Gece boyu uyuyamamış. Kendisini çok üzgün hissediyormuş. Düşüncelerin arasında kaybolurken patisinin üstünde bir pati görmüş. Bu o küçük yavru kediymiş. Beyaz öfkeli gözlerle ona bakmaya başlamış. Ve ailesini elinden aldığı gibi yatağını da alacağını düşünerek ona kızmış. Yavru kedi korkarak kendi yatağına geçmiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bilge-aslan-kral-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın birinde birçok hayvan barınırmış. Yıllarca filler, zebralar, antiloplar, hep aynı ovalarda barış içinde yaşarlarmış. Bu ormanın bir de aslan kralı varmış. Bu Aslan ormanın en güçlüsüymüş. Ama aynı zamanda çok akıllı ve bilge bir kralmış. Bir gün aslan kralın yanına oldukça sinirli bir şekilde bir zebra gelmiş. Aslana, - Sayın kralım, Bu antiloplara bir şeyler söylemelisiniz. Sanki bütün bu ovalar kendilerininmiş gibi ne var ne yok her şeyi yiyorlar. Bize ise otlanacak hiçbir yer bırakmıyorlar demiş. O sırada bir antilop gelmiş ve zebranın söylediklerine itiraz etmiş. - Hayır sayın kralım bu söyledikleri doğru değil. Asıl onlar bize hiç yer bırakmıyorlar. Kendilerinden başka hiç kimseyi düşünmüyorlar. demiş. Aslan Kral her iki tarafı da dinleyip konuşmaya başlamış. - Siz ikiniz yıllarca bu topraklarda barış içinde yaşamadınız mı? İki tarafa da yetecek kadar alan ve ot var demiş. Zebra Aslan krala sesini yükselterek cevap vermiş. - Peki söyler misiniz nerede ot var? Biz birlikte nerede otlayabiliriz? demiş. Etrafına bakan aslan kral gerçekten de iki tarafa da yetecek ot olmadığını fark etmiş. Zebra ve antilopların sinirli olmalarını anlayışla karşılamış. Bu sorunu çözeceğine söz vermiş. Arkadaşı kartala tüm ormanı dolaşıp her iki sürüye yetecek kadar otun nerede olduğunu bulmasını söylemiş. Kartal günlerce ucu bucağı görünmeyen ormanda uçmuş. Sonunda uzun çimenlerin olduğu güzel bir yer keşfetmiş. Ancak bu bulunan yer uzakta bir yermiş. Kartal olanları aslan krala anlatmış. Aslan çok güçlüymüş. Oraya rahatlıkla ulaşabilirmiş. Ancak zebra ve antilop sürülerinin bu yere ulaşmaları çok zor olurmuş. Zaten yiyecek bulamadıkları için çok zayıflamışlar. Kararını veren aslan kral sürüyü yanına çağırmış. - Sevgili halkım, burada otunuz kalmadığı için sıkıntı çektiğinizi görüyorum. Arkadaşımla birlikte sizin için çok daha uygun bir yer ayarladım. Burada bol miktarda ot var. Bu yol tehlikelerle dolu ve biraz uzak ama ne olursa olsun ben sizi oraya götüreceğim ve sizi tüm tehlikelere karşı koruyacağım demiş. Zorlu geçen yolculuktan sonra nihayet güzel bereketli ovalara ulaşmışlar Aslan kral yol boyunca halkını korumuş. Güzel sulu sulu otları gören zebra ve antilop sürüsü krallarına çok teşekkür etmişler. Ertesi gün bir zebra kralın yanına gelip ona, - Sayın kralım siz ot yemiyorsunuz. Ama bizi buraya getirmek için çok sıkıntı çektiniz. Yapmak zorunda değildiniz. Neden yaptığınızı öğrenebilir miyim? demiş. - Kral olmak sadece güçlü olmak değildir. İyi bir kral her zaman yerinde kararlar vermelidir. Bu kararları verirken halkını düşünmelidir. Ben de iyi bir kral olmak isterim demiş. - Sen hayatımda gördüğüm en iyi kralsın. Çok yaşa kralım demiş. Bilge Kral ve halkı sonsuza kadar mutlu bir şekilde yaşamışlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bilmeceyi-bilene-acilan-kapi-masali/", "text": "Uzak bir köyde, masalsı bir atmosferde yaşayan küçük bir kız çocuğu vardı. Adı Melisa'ydı. Melisa, meraklı ve öğrenmeye aç bir ruha sahipti. Günlerini kitaplarla geçirir, etrafındaki dünyayı keşfetmek için her fırsatı değerlendirirdi. Köy halkı onu Meraklı Melisa diye sevgiyle anardı. Bir gün, Melisa köyün yaşlı bilgesi olan Dede Ahmet ile karşılaştı. Dede Ahmet, köyün bilgeliği ve bilgi hazinesiydi. Melisa'nın meraklı gözleriyle bakıştı. Onun içinde yanan öğrenme aşkını gördü ve gülümseyerek ona yaklaştı. Dede Ahmet, Melisa'ya bir bilmece sordu: Bilmeceyi bilene açılan kapı neresindedir? diye sordu. Melisa şaşırdı ve düşünmeye başladı. Bilmeceyi çözmeye çalıştı, ancak cevabını bulamadı. Bu onun için zorlu bir bulmacaydı. Birkaç gün boyunca Melisa, bilmeceyi çözmek için Dede Ahmet'in yanına gitmeye devam etti. Her seferinde, Dede Ahmet ona ipucu verdi, ancak cevabı söylemedi. Melisa çaresiz ve hüzünlüydü. Ama merakı onu asla bırakmıyordu. Nihayet bir gün, Melisa yine Dede Ahmet'in önündeydi ve bulmacayı çözmeye çalışıyordu. O anda, Melisa'nın gözleri parladı ve bir ışık hüzmesi içinde cevabı buldu. Bilmeceyi bilene açılan kapı, bilgi ve öğrenme arzusudur, dedi sevinçle. Melisa'nın yüzünde gururlu bir tebessüm belirdi. O günden sonra, Dede Ahmet ile sık sık buluşmaya başladı ve onun bilgelik dolu sözlerini dinledi. Köyün tüm halkı, Melisa'nın bilgelik ve öğrenme sevgisiyle dolu bir kalbe sahip olduğunu gördü ve ona saygı duydu. Melisa, büyüdüğünde köyün bilgesi olmaya karar verdi. Etrafındaki insanlara bilgelik ve sevgiyle rehberlik edecekti. Onun kalbindeki bilmeceyi çözmüş olan bilgelik, ona bir kapı açmıştı ve o kapıdan içeri giren ışık, köyüne umut ve aydınlık getirecekti. Böylece, Melisa'nın masalı, bilgi ve öğrenme arzusunun bir kapı açtığı ve onu bilgelik yolunda ilerlettiği güzel bir öyküydü. Onun masalı, diğerleri için de bir ilham kaynağı oldu ve bilginin gücünü ve insanın içindeki sınırsız potansiyeli anlatan eşsiz bir masal olarak hafızalarda kaldı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bir-noel-surpriz-masali/", "text": "Cornelius, Harry, Ben Fritz ve küçük yeğeni Emily, ve Monty noelden tam iki gün önce dışarı çıktılar. Ve bir kardan adam yapmaya karar verdiler. Emily, yaşadığı yer dolayısı ile daha önce hayatında hiç kardan adam göremedi. Diye bahsetti Fritz. Ve ardından da Bizim kış aylarımız hakkında hiç birşey bilmiyor. diye de ekledi. Emily'nin daha önce hiç kış görmediğini herkes anlamıştı. Noel Baba da kim? diye sordu bana, havanın soğukluğundan dolayı tir tir titreyerek. Noel Baba? dedim. Noel ayı geldiğinde ondan oyuncak ve hediye isteyen çocuklara istedikleri şeyleri getiriyor. Peki, ona mektup yazarsam gelebilir mi? şeklinde soru sordu Emily. Eminim ki gelmeyecek dedi ona bakarak değişik bir sesle. Ve ekledi Onu hiç görmedim ben diye. Ardından da Harry onu destekleyerek Noel Babayı bende görmedim dedi başını sallayarak. Noel Baba çocuklar içindir onlara gider. dedi Fritz. Hadi donmadan bir an önce eve gidelim diye de ekledi. Sonra ertesi sabahın erken saatlerinde Emily'nin kuzeni olan Fritz'i posta kutusuna doğru çekiştirirken gördüm. Ardından da bana gülümseyerek Noel Baba için dün güzel bir mektup yazdım! dedi bana zarfı göstererek. İyi şanslar, ama umudunu fazla yükseltme yoksa üzülebilirsin. dedim ona. Eğer ki gelmez ise üzülmeni istemeyiz. O gelecek ve hepiniz göreceksiniz dedi Emily üzgün ve hafif sinirli bir şekilde. Sonra kendi kendime Emily'nin haline acıdım. Çünkü Noel gelecek ve Noel Baba gelmeyeceği için oldukça büyük bir hüsrana kapılacak. O yüzden Emily için üzüldüm. Ardından aklıma oldukça güzel bir fikir geldi. Hemencecik şehre hızlıca indim ve Emily'e hediye etmek için birkaç şey aldım. Noel sabahı olunca Emily'nin yüzündeki sevinci görebilmek için sabırsızlıkla o anı bekliyordum. Ertesi sabah çok erken kalktım. Çarşıdan aldığım Noel Baba kostümünü giydim. Aynaya baktım gayet güzel gözüküyordu ve bundan memnundum. Bu kıyafet ile beni annem bile tanımazdı şu anda. Sonra yeni botlarımı giydim ve birkaç Ho-Ho-Hoo alıştırması yaptım. Ardından Emily'e vermek için hediyelerimi aldım ve Fritz'in evine doğru yola koyuldum. Ön kapısına yaklaşırken kapıda bir sürü eşyayı fark ettim ve şaşırdım. Fritz, büyük bir Noel kutlaması yapıyordur. Diye düşündüm içimden. Neden davet etmedi acaba diye düşündükten sonra kapıyı çaldım. Kapıyı Emily açtı. Yavaşça açarken, Hepimiz de senin gelmeni bekliyorduk. Hadi durma içeri gir. dedi. Beni mi bekliyordu? İyi de ben olduğumu nasıl anladı? Noel Baba'ya benzememiş miydim yoksa? derken ona beni götürdüğü oturma odasına kadar eşlik ettim. Kanepede oturarak kahve içen Fritz, Monty, Cornelius ve Harry içeride idi. Ve hepsi benim gibi düşünüp Noel Baba kostümü giymişlerdi. Ardından Monty, Küçük Emily'nin üzülmesini istemedik, o yüzden böyle bir şey yaptık dedi. Biliyorum, durumun farkındayım dedim. Hepinize mutlu ve güzel Noeller! dedim ve herkes hediyesini açmaya başladı. Hediyeleri açtıktan sonra Emily, Hadi dışarı çıkıp kardan adam yapalım ve kartopu oynayalım. Bundan sonra dışarıda üşümeyeceğim! dedi. Bundan sonra kapı aniden oldukça şiddetli bir şekilde çarptı. Acaba bu gelen de kim? diye herkes birbirine baktı. Herkes zaten buradaydı. Herkes dikkat ile kapıya doğru gittik. Ancak kapıyı açtığımızda kişi çoktan gitmişti bile. Yukarılara doğru baktığımızda dağların arkasında kızakların sonu görünüyordu. Emily, Noel Babaaa demek geldin diye bağırdı. Ancak bunun üzerine sadece Ho ho ho seslerini duyabildik. Bakın bana güzel bir hediye getirmiş dedi Emily hediye paketini göstererek. Biliyordum diyerek Emily dans etti. O Noel en güzel günlerden birisiydi. çççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççoooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooookkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk beğendim çok harika ben okudum annem dinledi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bir-okul-macerasi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Çok uzak ülkelerin birinde bir mavi gözlü çocuk yaşarmış. Bu çocuğun ismi de Metehan'mış. Metehan okula giden yaramaz ama şirin bir çocukmuş. Derslerinde bir o kadar iyi ve aynı zamanda ders çalışmayı da seven bir çocukmuş. Sadece birazcık meraklı ve yaramazmış. Bu merakı Metehan'ın başına işler açıyormuş. Metehan kendi gibi birkaç arkadaş da bulmuş. Onların isimleri de Ali ve veli imiş. Bu üçü bir araya gelse kimse onları tutamaz her yeri birbirlerine katarmış. Günlerden bir gün Metehan, Ali ve veli birlikte okulun bahçesinde oyu oynuyorlarmış. Bir bakmışlar ki akşam olmuş. Hiç de zamanın farkında değillermiş. Oyunları bitince anlamışlar etrafta kimsenin kalmadığını. Metehan arkadaşlarına demiş ki biliyor musunuz; eski öğrencilerden birini bodrum katına eski kitapların olduğu kısma kilitlemişler. Ben öyle duydum yıllardır orda bir çocuk varmış. O çocukta çok yaramaz olduğu için orada cezalandırılmış. Bunu duyan Ali ve veli inanamamışlar. Ama bu haksızlık. Yazık değil mi ona. Diyerek çıkışmışlar. Bu üçlü arkadaş bir plan yapıp o çocuğu oradan kurtarmaya karar vermişler ve okula girmişler. Hemen bodrum katına doğru yavaş yavaş iletmeye başlamışlar. Tuhaf olan bir şey varmış bu kapı kilitli değilmiş. İşlerinin kolay olacağını düşünmüşler. Ve içeri girmişler. Bir anda kapı üzerlerine kapanmış. Korkudan tek bir ses bile çıkaramamışlar. Neyse ilk iş çocuğu kurtarmak diye daha da ileri gitmeye başlamışlar. Karanlıktan da bir şey görmüyorlarmış. Ara tara her yeri didikle ama kimse yokmuş. Sadece toz kokan evraklar ve bir masa sandalye varmış. Çocuk mocuk yok. Bu işe anlam veremeyen Metehan Ali ve veli geri çıkmaya karar vermişler. Fakat o da ne, kapı hala kilitli ve açılmıyor. İyice korkmaya başlamışlar. Biz hem acıktık hem korkuyoruz hem de ailelerimiz bizi merak eder demişler. Başlamışlar ağlamaya. Korkudan titreyen bu yaramaz çocuk, bağırmış seslenmiş. İmdat, yetişin, kurtarın, burada kapalı kaldık, ama hiç ses yokmuş. Aramışlar ikinci bir çıkış kapısı ama o da yokmuş. Sonra bir tıkırtı duyulmuş. Korkudan çığlık atmış bu üç yaramaz. O kadar çok bağırmış ki. Okulun dışardaki güvelik görevlisi bile onların sesini duymuş. Ama sesin nerden geldiğini bilememiş. Başlamış binayı gezmeyen kat kat geziyor ama ses olmadığı için bulamamış. Bu tıkırtının kaynağı da anlaşılmış. Birkaç fare ortalarda oyun oynuyormuş. Bu çocuklar hem ağlıyorlar hem bağırıp yardım istiyorlar. Sonunda güvenlik görevlisi bu sesleri duymuş. Ve sesin nerden geldiğini anlamış. Oraya doğru gitmiş. Ve kapının üzerlerine kilitlendiğini fark etmiş. Çocuklara seslenmiş. Çocuklar orda mısınız? Ne işiniz var orada. Çocuklar da; abi bizi kurtar burada kapalı kaldık demişler. Güvenlik görevlisi abileri de tamam bekleyin anahtar getiriyorum demiş. Gitmiş çok olmadan geri gelmiş bir anahtar ile. Ve kilitli olan kapıyı açıvermiş. Onlara neden burada olduklarını sormuş tekrar. Bu yaramazlar da utanarak durumu anlatmışlar. Hiçbir zaman buradan çıkamayacağız. Bizi de buraya hapsettiler zannettik demiş. Güvenlik görevlisi de bir anda kahkaha atmış. Çocuklar hiç öyle şey olur m? Burada bir çalışan var. Çocuklar böyle bir hikaye uydurmuş siz de gerçek sanmışsınız. Haydi evinize gidin ailelerimiz sizi daha fazla merak etmeden, diyerek onları göndermiş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/birbirine-kus-kardesler-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde dünyanın merkezinde yaşayan yedi kardeş varmış. Bu kardeşlerin çok önemli görevleri varmış. Dünyanın yükünü omuzlar, ayakta tutarlarmış. Yedi kardeşin yedisi de birbirinden güçlüymüş. Yoksa dünyayı nasıl ayakta tutsunlar. Yedi kardeş hem bu görevlerini yerine getiriyor. Hem de mutlu mesut yaşayıp gidiyorlarmış. Bir gün içlerinden en küçük olanı bu durumdan sıkılmaya başlamış. Hep farklı şeyleri merak ediyormuş. Mesela dünyanın görünüşünü çok merak ediyor, yeryüzünde nasıl canlılar var diye düşünüp duruyormuş. Bunu yapması kesinlikle yasakmış. Eğer en ufak hareket etse dünya yerle bir olurmuş. Küçük kardeş bunu biliyor olsa da aklından bir türlü yeryüzünün merakı gitmiyormuş. Bir gün diğer abisinin yanına gitmiş. Onu bu dileğinden bahsetmiş. Yeryüzünü ne kadar çok merak ettiğini, biraz olsun görebilmeyi çok istediğini söylemiş. Abisi bunu duyunca çok şaşırmış. Çünkü aynı istek kendisinde de varmış. Bir gün yeryüzünü uzaktan da olsa görmek istiyormuş. Bunu duyan küçük kardeş çok sevinmiş. Kendisiyle aynı isteğe sahip olan abisine bir teklifte bulunmuş. - Hadi gidip bu isteğimizi ortanca abimize de söyleyelim. Eminim bize yardımcı olur demiş. Birlikte ortanca abisine konuyu açmışlar ortanca abi küçük kardeşlerinin bu isteğini duyunca korkuyla kulaklarını kapatmış. - Sakın bir daha böyle bir şey söylemeyin. Ben böyle bir şey duymadım. Siz de bana bunu söylemediniz varsayıyorum demiş. İki kardeş tekrar düşünüp, taşınmışlar. Bu isteklerini en büyük abilerine söylemeye karar vermişler. Ancak çok korkuyorlarmış. Yine de her şeye rağmen söylemeye karar vermişler. Abilerinin yanına gitmişler. Bu isteklerinden bahsederken, daha sözlerini bitirmeden abileri hiddetle bağırmış. - Sakın bunu aklınızdan dahi geçirmeyin. Bizim bir görevimiz olduğunu ne çabuk unuttunuz. Biz en ufacık bir hareket yapsak dünyanın altı üstüne gelir diye hiddetle bağırmış. Abileri öyle kuvvetli bağırmış ki diğer bütün kardeşler yerinden zıplamışlar. Yeryüzünde büyük sarsıntı olmuş. Bu sarsıntıyla yeryüzünde çatlaklar oluşmuş. Yedi kardeşin her biri çatlaklarla birbirinden yavaş yavaş ayrılmış. Artık her bir kardeş bir parçayı sırtında taşır olmuş. O günden sonra birbirine küsen kardeşler zaman zaman birbirlerine çarpıp, birbirlerini itiyorlarmış. İşte bu küs kardeşler ne zaman birbirleriyle kavga edip, itişip kalkışsalar, yeryüzünde sallantılar depremler oluyormuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bitkilerle-bir-gun-masali/", "text": "Günlerden bir gün Ahmet ve arkadaşları okul gezisine katılacaklarmış. Gezide büyük bir fidanlığa gidilecekmiş. Fakat Ahmet ve arkadaşları hayvanat bahçesine gitmek istiyormuş. Öğretmenleri biyoloji dersi kapsamında onlara bitkileri öğretecekmiş. Bu gezinin sıkıcı olacağını düşünen Ahmet'in başına bir sürü olay gelmiş. Ahmet'in arkadaşları gezi sırasında birbirinden farklı bitkiler görmüş. Bu bitkilerin sofralarda kullanılan çeşitli bitkiler olduğunu öğrenmişler. Aslında bitkiler hakkında hiçbir şey bilmiyorlarmış. Bu gezi Ahmet ve arkadaşlarına çok şey katmış. Bütün gezi boyunca meraklı gözlerle etrafı inceleyen Ahmet öğretmenine gidip bitkilerin isimlerini sormuş. Her bitkinin çeşitli amaçlarla kullanıldığını öğrenmiş. Kimisi ilaç üretiminde kimisi ise kozmetik sektöründe kullanılırmış. Bazı bitkiler ise süs bitkileri amaçlı üretilirmiş. Hayretler içerisinde etrafı izleyen Ahmet daha sonra bir üretim tesisine girmiş. Üretim tesisinde domates ve biber üretimi varmış. Ayrıca bu üretimler topraksız bir şekilde yapılırmış. Son derece modern bir sera içerisinde dalından domates yiyen Ahmet bu duruma çok sevinmiş. Bundan sonra kendisi de aynı şekilde domates ve biber üretmek istiyormuş. Üretim alanından ayrılmadan önce her birine bitki yetiştirmek seti hediye edilmiş. Bu setle domates ve biber üretebileceklermiş. Ahmet ve arkadaşları eve gittiklerinde ailelerine heyecanla gezide öğrendiklerini anlatmış. Birbirinden farklı bitkiler gördüklerini ve her birinin ayrı bir görevi olduğunu söylemişler. Bu sayede sofralarda kullandıkları baharatları inceleme fırsatı elde etmişler. Çok büyük bir tesise gittikleri için birden fazla üretim görmüşler. Ayrıca onlara hediye edilen tohumları hemen ekmek istemişler. Ahmet annesi ve babasıyla verilen tohumları ekmiş. Her geçen gün büyümelerini izlemek oldukça keyif vericiymiş. Bir sonraki gün okula giden Ahmet biyoloji öğretmenine teşekkür etmiş. Çünkü öğretmeni onları çok güzel bir tesise götürmüş. Bu tesis sayesinde sofralarda yedikleri her bir sebzenin nasıl zorlu koşullar altında yetiştirildiğini görmüşler. Bu sebepten dolayı hiçbir meyve ve sebze iyi artık israf etmeyeceklermiş. İsrafın ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamışlar. Ahmet domates yerken gittiği tesisi hatırlar ve tabağındaki bütün domatesleri bitirirmiş. Ayrıca sadece domates için değil yetiştirilen tüm meyve ve sebzelerin ne kadar zorlu koşullarda oluşturulduğunu görünce üretim konusunda her üreticinin bu konudaki emeğine karşı hayranlık duymuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bocekler-diyari-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş bir ülkede minik kanatları ve parlak renkli gözleriyle sevimli böcekler yaşarmış. Her biri, masal ülkesinin doğal dengesini koruyan önemli varlıklarmış. Bir gün, böceklerin lideri Prenses Sedef'miş, diğer böceklerle birlikte masal ülkesini daha güzel bir yer yapmak için bir toplantı düzenlemiş. Prenses Sedef, bir araya gelen böceklerle birlikte masal ülkesindeki çiçeklerin bakımından ormanda yaşayan hayvanların refahına kadar birçok konuda planlar yapmış. Her böcek, kendi yeteneklerini kullanarak masal ülkesine katkıda bulunmuş. Bıdık, en küçük böcekmiş. O, masal ülkesindeki en küçük çiçekleri ve bitkileri koruyormuş. Bir gün, masal ülkesine yabancı bir zararlı böcek gelmiş ve çiçekleri yemeye başlamış. Minik, hemen arkadaşlarını toplayıp bir plan yapmışlar. Hep birlikte, zararlı böceği masal ülkesinden uzaklaştırmışlar ve çiçekleri korumaya devam etmişler. Asil, en hızlı böcekmiş. O, masal ülkesinin her köşesini gezerek diğer böceklere haber taşırmış. Bir gün, masal ülkesinin derin ormanlarından birinde bir tilki avını izlerken, çevreye zarar veren yabani bir ateş çıkmış. Çevik, hemen Prenses Sedef'e haber vermiş ve böcekler birlikte ormandaki yangını söndürmüşler. Cesur, en cesur böcekmiş. O, masal ülkesinin en tehlikeli böcekleriyle başa çıkabiliyormuş. Bir gün, masal ülkesine kötü kalpli bir yaratık gelmiş ve masal ülkesini korku içinde bırakmış. Cesur, hiç tereddüt etmeden yaratığın peşine düşmüş ve onu masal ülkesinden uzaklaştırmış. Böcekler, birlikte çalışarak masal ülkesini her zaman güvenli ve güzel bir yer yapmışlar. Her birinin özverili çabaları, masal ülkesinin halkı tarafından takdirle karşılanmış. Prenses Sedef, böceklerin dostluğunu ve cesaretini her zaman gururla anlatmış. Masal ülkesindeki herkes, böceklerin örnek alınacak dostluğu ve dayanışmasıyla birbirlerine daha çok bağlanmış. Böceklerin lideri Prenses Sedef, masal ülkesinin en sevilen prensesi olmuş ve böceklerle birlikte yaşadığı dostluk masal ülkesinin efsanelerinden biri olmuş. Böylece, böceklerin masalı, masal ülkesinin en güzel hikayelerinden biri olarak masallarda nesilden nesile aktarılmış. Minik, Çevik ve Cesur'un dostluğu, masal ülkesinin daima aydınlık ve güzel kalmasını sağlamış. Masal ülkesindeki herkes, böceklerin gücü ve dostluğuyla birbirlerine destek olmuş ve masal ülkesi her zaman sevgiyle dolu bir yer olmuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bogurtlen-ile-kavak-agaci-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş büyük bir ormanda bir böğürtlen ve bir kavak ağacı yan yana yaşarmış. Kavak ağacı böğürtlen ağacını her gün görünce kendi kendine gülüp böğürtlen ağacının ne kadar boyunun ne kadar küçük olduğunu düşünüp duruyormuş. Artık daha fazla dayanamayıp böğürtlen ağacına sataşmaya karar vermiş. Kavak ağacı kendini beğenmiş bir tavırla böğürtleni küçümseyerek demiş ki: - Ben senden daha büyüğüm sen hiç benimle boy ölçebilir misin? Hem de benim ağacım o kadar değerlidir ki benden ev yaparlar, gemi gövdesi yaparlar, kereste mi kullanarak demiş. Ben o kadar değerli bir ağacım ki birçok şeye faydalıyım demiş. Böğürtlen ağacı ilk başta gayet sakin bir şekilde cevap vermiş. - Bak kavak ağacı kardeş çok yanlış düşünüyorsun. Benim de çok güzel meyvelerim var. Herkes onu yiyince çok iyi hisseder demiş. Kavak ağacı hala küçümsemeye devam ediyormuş. - Meyvelerin olsa ne olacak benimkilerin yanında hepsi bir hiç demiş. Böğürtlen ağacı bu kibirli kavak ağacının dediklerine sinir olmaya başlamış. - Kavak ağacı kardeş bazı şeyleri söylemeyecektim ama bilsen iyi edersin. Ben senin gibi birçok kavak ağacı gördüm. Birçok insan gelip baltalarıyla kavak ağaçlarını kesip arabalarına yükleyip götürdüler bunlardan haberin var mı demiş. Eğer sen de görseydin o görüntüleri sen de benim gibi küçücük bir böğürtlen ağacı olmak isterdin demiş. Kavak ağacı böğürtlen ağacının söylediklerini duyunca kahkahalar atmaya başlamış. - Bu söylediklerin kadar hayatımda daha saçma bir şey duymadım bunları nereden çıkarıyorsun demiş. - İnanıp inanmamak sana kalmış ben söyleyeyim de demiş. Çok geçmeden ellerinde testere ve baltalarla bir sürü insan gelmiş. Gördükleri en uzun kavak ağaçlarını seçip kesiyorlarmış. Bu görüntüleri gören kavak ağacı çok korkmuş. Bir an boyunun böğürtlen ağacı gibi küçücük olmasını dilemiş. Onun da yanına gelecekler diye çok korkuyormuş. Neyse ki hepsi işlerini bitirdikten sonra gitmişler. Kavak ağacı böğürtlen ağacına bakıp ona söylediği kötü sözler aklına gelmiş. Yaptığı hatanın farkına varmış ve kendinden çok utanmış. - Ne olur beni affet böğürtlen kardeş gerçekten seni çok kırdım demiş. Şimdi hatamı anladım ne kadar da yanlış düşünüyormuşum demiş. Bir daha hiç kimseye bu şekilde davranmayacağım demiş. - Hatanı anladığına göre seni affediyorum demiş. Biz hiç kimseyi böyle küçük görmemeliyiz. Doğada hepimizin bir görevi var demiş. Böylelikle kavak ağacı ve böğürtlen ağacı çok iyi iki arkadaş olmuşlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/boyali-kadin-masali/", "text": "Bir zamanlar, eski bir köyde yaşayan bir kadın vardı. Halk arasında Boyalı Kadın olarak bilinirdi. Adı Ayşe'ydi, fakat herkes ona Boyalı Kadın derdi, çünkü elbisesinin her zaman canlı ve göz alıcı renklere boyalı olmasından dolayı böyle anılmıştı. Ayşe'nin boyalı elbisesi, köydeki diğer kadınların beyaz örtülerinin yanında her zaman dikkat çekiyordu. Boyalı Kadın, resim yapmayı ve renkleri kullanmayı çok seviyordu. Boya kutuları ve fırçaları, onun en değerli arkadaşlarıydı. Her sabah erkenden kalkar, güneşin doğuşunu izler ve gördüğü güzellikleri renklere dökerdi. Tabloları, köydeki herkesin hayranlıkla seyrettiği birer sanat eseri gibiydi. Ancak, Boyalı Kadın'ın farklılığı bazı köylüler arasında hoş karşılanmıyordu. Onlar, geleneksel beyaz örtülere ve sade giysilere bürünmeyi tercih ederlerken, Ayşe'nin renkli elbisesi onları rahatsız ediyordu. Bazıları onunla dalga geçer, bazıları ise onu dışlar ve yadırgardı. Fakat Boyalı Kadın, dışlanmaktan ve alay edilmekten asla vazgeçmedi. Çünkü onun için boyalar, renkler, güzellik ve sanatın gücü yaşamının bir parçasıydı. Gördüğü her şeyi boyamak, onun ruhunu huzurlu ve mutlu ediyordu. Bir gün köye yeni bir resim öğretmeni gelmişti. Boyalı Kadın, onun derslerine katılmaktan büyük mutluluk duydu. Öğretmen, Ayşe'nin yeteneğini fark etti ve onu cesaretlendirdi. Ona, boyaların büyülü dünyasında özgürce gezinmesini ve yaratıcılığını ifade etmesini öğütledi. Bu destekle Boyalı Kadın, resim yeteneğini geliştirdi ve köyde düzenlenen bir sanat sergisine katılmaya karar verdi. Sergide, resimleri köylülerin büyük ilgisini çekti. Herkes onun yeteneğini takdir ediyor ve boyalı elbisesini artık bir sanat eseri olarak görüyorlardı. Boyalı Kadın, artık köyde kabul gören bir sanatçıydı. Kendisiyle dalga geçenler, onun yeteneğini gördükçe saygı duymaya başlamışlardı. Renkleri ve sanatıyla köyüne güzellik ve sevinç getiren Boyalı Kadın, artık insanların gurur duyduğu bir isim haline gelmişti. Hikayesi, Boyalı Kadın'ın cesareti ve özgünlüğü sayesinde diğerleri arasında bir köprü kurarak, sanatın gücünü ve farklılıkların değerini gösteren güzel bir örnek olmuştu. O, renklerin sihirli dünyasında kaybolmuştu ve Boyalı Kadın adı, köyde yaşayan herkesin gönlünde sonsuza kadar yaşayacaktı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/boynuzsuz-geyik-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zamanın birinde yemyeşil bir alanda geyikler yaşıyormuş. Bu geyiklerin bir tanesi çok cüsseli bir geyikmiş kalın kürkü kocaman uzunca boynuzları varmış. O yeşillik alandaki tüm geyikler o büyük geyiğe hürmet ediyorlarmış. Geyik o kadar büyük görünüyormuş ki oradaki kurtlar bile geyikten korkup geyiklerin olduğu bölgeye giremiyorlarmış. Geyik uyumak istediğinde yattığında boynuzları yüzünden yatamıyormuş, yemek yiyeceği zaman sorun yaratıyormuş ve yolda yürürken de yol kenarındaki ağaçlara boynuzları takılıyormuş. Geyik sinirli sinirli yeter artık her sene boynuz çıkartıyoruz, bu senede boynuz çıkarmayacağım, diyerek boynuzlarını taşlara vurmuş, kırmaya çalışmış ve kırılmışlar. Geyik oh be kurtuldum şu boynuzlardan, bu sene hiç boynuz çıkarmayacağım. Demiş. Daha sonra geyik yola koyulmuş ve yuvasına gitmiş bunu gören geyikler gül gül yerlere yatmışlar ve geyikle dalga geçmişler. Geyik buna çok üzülüp tekrar oradan uzaklaşmış boynuzlarının olduğu yere gitmiş ama boynuzları orada yokmuş. Geyik ben şimdi ne yapacağım? Nasıl onların arasına gireceğim? demiş ve günlerce oraya dönmemiş. Aradan günler geçmiş ve geyikler boynuzsuz geyiği merak etmişler hepsi de grup olup boynuzsuz geyiği aramaya çıkmışlar. Ne yazık ki boynuzsuz geyik hiçbir yerde yokmuş. Sonra bir horuldama sesi geldi ve boynuzsuz geyik bir ağacın dibinde uyuya kalmış. Diğer geyikler boynuzsuz geyiği uyandırmışlar. Sen ne yapıyorsun burada? Günlerdir seni merak ediyoruz, yoksun ortalıklarda sen gittiğinden beri kurtlar artık evlerimize sinsice yaklaşmaya başladılar. demişler. Boynuzsuz geyik siz benimle alay ettiniz, halbuki ben çok sorun yaşıyordum boynuzlarım yüzünden, yemek yiyemiyordum, uyuyamıyordum. Demiş. Sonra boynuzsuz geyiği bir şekilde ikna edip yuvalarına dönmüşler. Sonra yuvalarında kurt sürüleri basmış etrafta yiyecek geyikler arıyorlarmış geyik sürüsü de eve döndüklerinde kurtlarla karşılaşmışlar, ama bu sefer kurtlar geyikten korkmamışlar, boynuzsuz geyiği büyük ve cüsseli gösteren boynuzlarıymış kurtlar iyice cesaretlenip geyiklerin üzerine doğru yürümüşler, geyikler ne yapacaklarını şaşırmışlar ve boynuzsuz geyiğe şimdi ne yapacağız, geliyorlar. demişler. Boynuzsuz geyik beni takip edin çabuk doğru mağaraya koşalım demiş. Bütün geyikler mağaraya doğru koşmuşlar. Mağaraya girmişler. Kara kara düşünmüşler kurtlar iyice her tarafı sardı, acıktık ta demişler. Boynuzsuz geyik biraz gizli gizli ot yemeğe çalışacağız, biraz burada dişinizi sıkıp duracağız, boynuz zamanı geldiğinde boynuzlarım yine eskisi gibi koskocaman olacak ve bir daha adım atamayacaklar buraya demiş. Gel zaman git zaman belli bir müddet geyik sürüsü o karanlık mağara da gizli gizli boynuzsuz geyik sürüye biraz ot biraz da su getirmeye çalışıyormuş. Boynuz zamanı geldiğinde, boynuzsuz geyiğin boynuzları küçük küçük çıkmaya başlamış, ertesi sabah olmuş ve boynuzsuz geyiğin boynuzları upuzun olmuş, uyandıklarında geyik yine bir yerlere çarpmış bir bakmış boynuzları yeniden koskocaman olmuş. Mağaranın kapısını açmış arkasına geyik sürüsünü toplayıp kurtlara meydan okumuş, kurtlarda birden kaçmışlar ve bir daha geyiklerin olduğu yere adım atmamışlar. Geyikler de bu rahatlıkla sonsuza dek orada yaşamışlar. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/boyu-uzayan-adam-masali/", "text": "Bundan yıllar yıllar öncesiymiş. Bir ülkede genetik kodları normal bir insanınkinden çok farklı çalışan bir adam yaşarmış. Bu adam, bu yönde sahip olduğu özelliklerle birçok kimsenin dikkatini üzerine çekmiş. Bu adamın bu özelliğini duymayan kalmamış ülkede. Bu adamı duyan herkes birbirine anlatmaya başlamış. Sağır sultan bile bu adamın kim olduğun öğrenmiş adeta. Bu adamın ünü, ülkenin dört bir yanını sarmış adeta. Ergenlik dönemine varıncaya kadar normal bir gelişim süreci yaşayan bu adam, ergenlik döneminden sonra ise anormal şeyler yaşamaya başlamış. Vücudu çok farklı tepkimeler veriyormuş. Hatta bu durumu uyanıkken kendisi dahi hissedebiliyor ve görebiliyormuş. Adam, adeta kendi gelişimini canlı canlı takip ediyormuş. Bu şekilde ortaya çıkan bu anormal durumun farkına varan aile bireyleri, doktor doktor gezmeye başlamışlar. O doktor senin, bu doktor benim... Bu da yetmemiş, alternatif tıp yöntemlerine varana kadar denemedik bir şey bırakmamışlar. Bu yönde ne yaptılarsa bu duruma bir çare bulamamışlar. Aradan uzunca bir zaman geçmiş. Adam, liseyi bitirmiş, üniversite sınavlarına girmiş. Üniversiteyi kazanmış ama üniversiteye gitme konusunda tereddütler yaşamış. Çünkü adamın boyu sürekli uzuyormuş. Adam kapıdan girmeyecek derecede bir uzunluğa ulaşmış. Gittiği her yerde boyu, tavanı geçecek seviyeye gelmiş. Adeta bir dev adam hüviyetine bürünmüş. Kendisini görenlerin çoğu şaşkın şaşkın bakakalırken, bazıları da korkarak bir kenara çekilmiş. Adam zor bir sürecin eşiğine gelmiş. Bu şekilde yaşamak beraberinde büyük zorluklar getirmiş. Adam kendi evine giremez, yatağında yatamaz olmuş. Boyu ile orantılı büyüyen midesini doyuramaz olmuş. Kocaman elleri, kocaman ayakları, kocaman kafası ve kocaman bir vücudu olmuş. Etrafında çokça kişi olmuş ama pek bir arkadaşı kalmamış. Derin bir yalnızlığın içine düşmüş. Adamın sahip olduğu yalnızlık da, tıpkı kendisi gibi oldukça büyük bir yalnızlıkmış. Adamın boyu her gün uzamaya devam ediyormuş. Adam artık şehre giremez olmuş. Mesken tuttuğu yerler, kendisini barındırabilecek ölçek boş ve geniş arazilermiş. Bu denli sıkıntılı bir durumun içine giren adam: Yapacak bir şey yok! demiş kendi kendine. Bu duruma alışmaya gayret göstermiş. Adamın bu durumundan haberdar olan birçok hekim, bu durumu araştırma konusu haline getirmiş. Sürekli bu yönde çalışmalar olmuş. Bu durum, yurtdışında haberlere konu olmuş. Boyu uzayan adamın namı ülke sınırlarını dahi aşmış. Bu gibi durumları umursamayan adam bulunduğu arazide gökyüzünü seyrederek düşünceler içinde derin bir uykuya dalmış. Tam uykuya dalacağı sırada kalbinden diline bir dua dökülmüş. Duası kabul olacak ki, sabah gözlerini açtığın kendisini normal bir insan olarak bulmuş. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bremen-mizikacilari-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kabul saman içinde bir köyde yaşlı bir eşek yarmış. Bu eşek sahibinin çiftliğinde onun her işini yapar, tüm ağır yüklerini çekerek ona yardımcı olurmuş. Ama zamanın da geçmesiyle yaşlı eşek artık eskisi gibi çalışamaz hale gelmiş. Artık eski gücünden bir hayli uzak olan eşek artık yaptığı işleri aksatır olmuş. Sahibi de bu durumdan hiç memnun değilmiş. Artık eşeğin çalışması iyice azalmış ve sahibi artık onu beslemenin gereksiz olduğunu düşünmüş. Eşek de sahibinin bu düşüncesini fark etmiş ve ona daha fazla yük olmak istememiş. Bir gece sahibine haber vermeden çiftlikten ayrılmış ve Bremen'e doğru yola koyulmuş. Amacı Bremen'e gidip orada çalgıcı olmakmış. Eşek yolda giderken yolda boylu boyuna uzanmış ve yorgun argın yatan bir av köpeğiyle karşılaşmış. Yaşlı köpek oldukça yorulmuş olacak ki nefes nefese olduğu yere yığılmış. Eşek hemen bu av köpeğinin yanına gitmiş ve ona durumunu sormuş. Hey bekçi baba neden böyle nefes nefese yatıyorsun? Bir şey mi oldu? demiş. Eşeği gören köpek zorlukla nefes alarak: Sorma eşek kardeş, arık çok yaşlandım, burnum da eskisi gibi koku almıyor. Sahibim bu durumu fark etti ve artık benden hiç memnun değil. Ava çıktığımızda beni vurup, benden kurtulacaktı. Elinden zor kaçtım. Artık aç karnımı nasıl doyururum bilmem. demiş. Bunu duyan eşek hemen köpeğe bandoya katılmasını teklif etmiş. Bekçi baba üzüldüğün şeye bak bende aynı duruma düştüm ama aklıma çok güzel bir fikir geldi. Ben Bremen'e gidiyorum orada çalgıcı olacağım. Hadi sende gel hem ben lavta çalarken sende davul çalarak eşlik edersin bana. diye teklifte bulunmuş. Bu teklifi duyan köpek oldukça sevinmiş ve birlikte yola koyulmuşlar. İkisi birlikte yolda ilerlerken yolda üzgün bir şekilde uzanmış olan kediye rastlamışlar. Eşek kedinin üzgün olduğun hemen anlamış ve yanına giderek: Hayırdır kedi kardeş yüzünden düşen bin parça, işlerin pek yolunda gitmiyor galiba. Neden bu kadar üzgünsün? demiş. Eşek ve köpeği karşısında gören kedi kendini toparlamaya çalışmış ve eşeğe: Baksana şu halime artık çok yaşlandım. Ne dişlerim tutuyor ne eskisi gibi hızlıyım. Sahibim için artık yararlı tek bir şey bile yapamıyorum. Sahibim de bunu görünce artık beni yanında istememeye başladı ve beni bir kova suda boğmaya çalıştı. Bende canımı zor kurtardım ve kendimi sokağa attım. diye cevap vermiş. Kedinin bu durumuna bir hayli üzülen eşek ve köpek hemen onu da bandoya almaya karar vermişler. Eşek hemen kediye güzel haberi vermiş. Üzülme kedi kardeş bak, beki baba ve bende aynı durumdayız bizde Bremen'e gidiyoruz çalgıcı olmak için. Sende bizimle gel ha ne dersin. Hem bilirim ki kediler müzikten anlarlar. Sende bize mızıka çalarsın. Hem bandoya katkın olur, hem de karnın doyar. diye teklifte bulunmuş eşek. Bu teklife oldukça sevinen kedi hemen kabul etmiş ve birlikte Bremen'e doğru yola koyulmuşlar. Üç yaşlı hayvan yolda giderlerken cıyak cıyak diye bir ses duymuşlar. bakmışlar ki horoz avazı çıktığı adar bağırıyor. Eşek hemen horozun yanına gitmiş. Eşeği ve diğer hayvanları gören horoz derdini anlatmış hemen. Sorma eşek kardeş, akşama misafir gelecek, onlara ikram etmek için de benim çorbamı yapacaklar. Bende son günümde avazım çıktığı kadar bağırıyorum. diye dert yanmış. O zaman sende bizimle gel horoz kardeş Bremen'e çalgıcı olmaya gidiyoruz sende solist olursun demiş eşek. Bu teklife çok sevinen horoz hemen kabul etmiş ve birlikte yola koyulmuşlar. Gece olmuş ancak Bremen'e henüz varamamışlar. Ormanda dinlenmek için durmuşlar. Eşek ve köpek ağacın dibine kıvrılmış, horoz ne kedi de ağacın tepesine çıkarak etrafta ne var ne yok bakınmaya başlamışlar. Horoz birden seslenmiş karıda bir ışık var diye. Hepsi kaldıkları yerin ne kadar rahatsız olduğundan şikayetçi olmuş ve eve doğru gitmeye karar vermişler. Eve vardıklarında ilk önce eşek pencereden bakmış ve içeride ziyafet sofrası gibi kurulmuş bir masa ve masanın başında haydutları görmüş. Bu durumu diğer hayvanlara anlatınca bunun tam onlar için bir iş olduğunu düşünmüşler. Birlikte haydutları nasıl kovacaklarını düşünmeye başlamışlar. Sonra akıllarına çok güzel bir fikir gelmiş. Eşek ön ayaklarını cama yaslamış ve onun üzerine köpek sıçrayarak çıkmış. Kedi de kıvrak hareketiyle köpeğin üzerine çıkmış ve en üstede uçarak horoz konmuş. Hepsi üst üste oldukça korkunç görünüyormuş ve hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamışlar. Eşek anırıyor, köpek havlıyor, kedi miyavlıyor ve horoz da ötüyormuş. Bu şekilde kapıya kadar gelmişler ve bu sesleri duyan haydutlar onları gördükten sonra arkalarına bile bakmadan korkup açmışlar. Haydutlar kaçınca bizim akıllı hayvanlar hemen haydutlardan kalan ziyafet sofrasının başına oturmuş ve tüm yemekleri yemişler. Güzel bir ziyafetten sonra herkes kendisi için en rahat köşeyi seçmiş ve ışıkları kapatıp bir güzel uykuya dalmışlar. Bir süre sonra geri gelen haydutlar etrafın sessiz olduğunu görünce neler olduğunu anlamak için içlerinden birini eve göndermişler. Eve giden haydut etrafa bakmış kimse yok ışıkların kapalı olmasından etrafı göremeyince ışığı yakmak için mutfağa gitmiş. Tam ışığı yakacakken kedinin karanlıkta parlayan gözlerini görmüş ve korkudan üstüne atlamış. Kedi de durmamış ve adamın yüzüne atlayacak onu tırmalamış. Korkan haydut evin salonuna koşmuş ve köpeği kuyruğuna basınca köpek de hayduda saldırmaya başlamış. Canını zor kurtaran haydut arka bahçeye kaçmış ama orada da eşek karşısına çıkmış ve arka ayaklarıyla ona tekme atmış. Tüm bunlar olurken çatıdaki horoz da tüm gücüyle bağırınca haydut artık dayanamayıp kaçarak arkadaşlarının yanına gitmiş. Haydut arkadaşlarına evde bir cadı olduğunu ve yüzünü tırmaladığını, sonra bir adamın sopayla dövdüğünü, damdaki yargıcın getirin bana şu adamı diye bağırdığını söyleyerek, o evde ilginç şeyler olduğunu söylemiş. Haydutlar bunu öğrendikten sonra buradan kaçmışlar ve bir daha asla geri dönmemişler. Haydutları kaçıran hayvanlar ise buldukları bu evden son derece memnun kalmışlar ve Bremen'e gitmekten vazgeçerek artık burada kalmaya karar vermişler. Dört Bremen mızıkacısı evde mutlu mesut yaşamaya başlamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bremen-muzisyenleri/", "text": "Neden yorgunsun ve neden böyle soluyorsun? diye sormuş. Köpek ise: Çok yaşlandım artık. Günden güne eski kuvvetimi kaybediyorum. Artık avlara beni götürmüyorlar. Sahibim de beni öldürmeye kaçmayı tercih ettim. Ama nasıl hayatta kalacağımı bilmiyorum. demiş. Bak ben de kaçtım ve Bremen'e gidiyorum. Orada şehir bandosuna katılmak istiyorum. Hadi sen de benimle gel belki seni de bandoya alırlar. Ben lavta çalmak istiyorum belki sen de davul çalarsın demiş eşek. Böylece köpekle eşek yola birlikte yola çıkmışlar. Biraz yürüdükten sonra karşılarına bir kedi çıkmış. Kedi çok üzgün duruyormuş. Eşek: Bizimle sen de Bremen'e gel. Biz bandoya katılacağız belki sen de katılmak istersin demiş eşek. Kedi bu tekliften hoşlanmış ve düşmüşler yollara. Uzun bir yürüyüş sonrasında üç kafadar bir çiftliğe gelmişler. Çiftliğin avlusunda bir horoz durmadan ötüyormuş. Neden bu kadar hiddetli ötüyorsun? Neyin var senin? diye sormuş eşek. Yarın çiftliğe misafir gelecekmiş. Evin hanımı da çorba yapmak istemiş. Çorba yapacağı için de bu akşam bana hiç acımadan benim kafamı kesecekmiş. Bugün aşçı kadından duydum. Bu yüzden avazım çıktığı kadar hiddetle bağırıyorum demiş horoz. Horoz kardeş, bizimde başımızda pek çok dert vardı. Biz evlerimizden kaçtık. Hadi sen de bizimle gel, daha iyi. Biz Bremen'e bandoya katılmaya gidiyoruz. Hem senin sesin de güzel. Biz çalarız sen de söylersin demiş eşek. Bu teklif üzerine horoz da gruba katılarak, yola devam etmişler. Bremen'e o gün varamadıkları için geceyi bir ormanda geçirmek zorunda kalmışlar. Eşekle köpek bir ağacın altında uyurken, kediyle horoz dalda uyumaya başlamış. Fakat horoz çok ileride bir ışık görmüş. Yoldaşlarına seslenerek bu ışığın bir ev ışığına benzediğini söylemiş. Eşek, hemen: Öyleyse hemen o ışık gelen eve gidelim. Burada çok korumasız bir haldeyiz. demiş. Köpek çok acıktığı için birkaç kemik ve birazcık etin karnını bu gecelik doyuracağını düşünmüş. Bunun üzerine ışığın geldiği eve doğru yoldaşlar yürümeye başlamışlar. Işık giderek büyümüş ve karşılarına çok aydınlık bir haydut yatağı çıkmış. Eşek hepsinden daha büyük ve uzun olduğu için evin penceresine yaklaşıp, içeriye doğru bakmış. Ne görüyorsun eşek söylesene? diye sormuş. Ne mi görüyorum? diye cevap vermiş eşek. Aklınızın almayacağı kadar yiyecek ve içecek. Muhteşem bir sofra ve haydutlar orada oturmuş keyif çatıyor. demiş. Horoz hemen lafa atılarak: Tam bize göre desene, keşke biz de orada olsaydık demiş. Sonra hep birlikte kafa kafaya vermişler ve haydutları o evden nasıl kaçırtacaklarını düşünmüşler. Sonunda işlerine yarayacak bir plan bulmuşlar. Eşek ön ayaklarını pencerenin pervazına doğru dayamış. Eşeğin üstüne köpek binmiş. Kedi de köpeğin sırtına binmiş. Horoz ise uçarak kedinin başına tünemiş. Üst üste sıralanan hayvanlar bir anda hep bir ağızdan şarkı söylemeye başlamışlar. Önce eşek anırmış sonra köpek havlamış sonra kedi miyavlamış ve en son da horoz da durmadan ötmüş! Derken cam bir anda kırılarak hepsi birlikte pencereden içeri düşmüşler. Haydutlar korkudan çığlık atarak kaçmaya başlamışlar. Bu 4 kafadar ise istediklerini elde etmenin haklı gururu ile sofra başına geçip olan her yiyeceği yiyip bitirmişler. Yemeği bittikten sonra ışığı söndürerek, her biri yatacak rahat bir yer aramış. Eşek doğrudan gübrenin üzerine yatmış. Köpek kapı arkasına uzanmış, kedi ocaktaki küllerin içerisine yerleşmiş. Horoz ise kendisine bir tünek yer bulmuş. Yattıkları yerde bu kafadarlar hemen uykuya dalmışlar. Haydutlar bir müddet ormanda bekledikten sonra adamlarından birinin eve bakması için gitmesini söylemiş. Eve gelen adam kedinin gözlerini kömür ateşi sanarak ışık için yakmaya çalışmış. Kedi ise hemen adamın üzerine sıçrayarak, yüzünü tırmalamış. Adam tam kaçarken köpek de onun bacağını ısırmış. Eşek ise güçlü bir çifte atmış. Gürültüden korkan horoz sürekli ötmeye başlamış. Haydut reisinin yanına gelerek, içeride bir büyücünün ya da cadının olduğunu söylemiş. Önce upuzun tırnaklarıyla yüzümü tırmaladı, sonra bıçakla bacağımı yaraladı demiş. Üstelik avluda bulunan bir lobutla beni öldürmek istercesine dövdü demiş. Arkamdan da biri oradan çıkmam için bağırıyordu diye olan biten her şeyi reislerine anlatmışlar. Haydutların hepsi olan bitene çok şaşırmış ve oldukça korkmuşlar. O an yaşadıklarından sonra haydutlar o eve bir daha asla yaklaşmama kararı almış. Bremen mızıkacıları da bu durumdan keyif alarak hep o evde yaşamaya başlamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bucur-zurafa-hikayesi/", "text": "Ülkenin birinde güzel bir hayvanat bahçesi varmış. Bu hayvanat bahçesinde zürafalar, aslanlar, kuşlar, köpekler ve diğer hayvanlar aileleriyle birlikte yaşarmış. Hayvanlar bu hayvanat bahçesinde çok mutluymuş. Sürekli birbirleriyle sohbet ederler. Hayvanat bahçesinde yaşayan hayvan ailelerinden birisi de zürafa ailesiymiş. Zürafa ailesi anne zürafa, baba zürafa ve iki tanede yavru zürafadan oluşuyormuş. Bu zürafa ailesi bir gün yanlarında kimseler yokken konuşmaya başlamışlar. Sohbetleri devam ederken yavru zürafalardan birisi hep merek ettiği soruyu babasına sormuş. Yavru zürafanın sorusu ise bulundukları hayvanat bahçesine nasıl gelmiş olduklarıymış. Yavrusunun sorusu üzerine baba zürafa hayvanat bahçelerine geliş hikayelerini anlatmaya başlamış. Baba zürafa, zürafa ailesinin hayvanat bahçesine gelişlerinin baba zürafanın babası olan zürafa sayesinde olduğunu anlatmaya başlamış. Yani yavruların dedesi olan zürafa onların yaşadıkları hayvanat bahçesine gelmelerini sağlayan kişiymiş. Çünkü yavruların dedesi olan zürafa bilindik zürafaların aksine kısa boyluymuş. Bu sebeple de zürafaya herkes bücür zürafa diye seslenirmiş. Bücür zürafanın tek hayali ise sirklerde gösteri yaparak insanların onu izlemesiymiş. Zürafa her fırsatta bu hayalini arkadaşlarına anlatır ancak arkadaşları boyunun kısa olmasından dolayı bir gösteri yapamayacağını söyleyerek onunla dalga geçerlermiş. Bir gün arkadaşlarının onunla dalga geçmesi zürafanın canına tak etmiş. Onların düşüncelerini haksız çıkarmak için hırslanmış. Bunun üzerine de bücür zürafa sirke çıkacak gibi gösteri çalışmalarına başlamış. Günlerce gösteri için durmadan çalışmış. Zürafa çalışmaları sonunda bir gün bir gösteri hazırlamış ve tüm hayvanları yapacağı gösteriye davet etmiş. Onunla dalga geçen diğer hayvanlar bücür zürafayla yine dalga geçmek için onun yapacağı gösteriye gelmişler. Derken bücür zürafa gösteriye başlamış ve yaptığı gösteri gelen tüm hayvanlar tarafından çok beğenilmiş. Bunun üzerine bücür zürafa belirli aralıklarla hayvanlara gösteri yapmaya başlamış. Çünkü gösteriyi beğenen hayvanlar bücür zürafadan yine gösteri yapmalarını istemişler. Günler böyle geçmiş. Bir gün bücür zürafa gösteri yaparken hayvanat bahçesine koymak için hayvan arayışında olan avcılar zürafayı görmüşler ve onu hayvanat bahçesine koymaya karar vermişler. Avcıların amaçlarını bücür zürafa öğrenmiş ve onların karşısına çıkmış. Çünkü zürafa hayvanat bahçesinde daha çok kişiye gösteri yaparak ününün daha çok duyuracağını düşünmüş. Böylece sirklerde gösteri yapma imkanı da bulabileceğini de düşünmüş. Bücür zürafa daha sonra hayvan avcıları tarafından hayvanat bahçesine getirilmiş ve orada da gösteriler yapmaya başlamış. Bücür zürafanın tutulduğu kafeste başka zürafalar da varmış. Bu zürafalardan birisi de baba zürafanın annesi olan zürafaymış. Zaman geçerken iki zürafa birbirini sevmiş ve evlenmişler. Daha sonra baba zürafa doğmuş. O sırada bücür zürafa sirk sahipleri tarafından gösterilerinin izlenmesi üzerine çok beğenilmiş ve yurt dışına götürülmüş. Ailesi hayvanat bahçesinde kalmış ve bücür zürafa onların sirk gösterileri olduğu zaman yanlarına gelerek onları görmüş. Sonunda hayaline kavuşan bücür zürafa sirklerde gösteri yaptığı için çok mutlu olmuş. Böylece baba zürafa hayvanat bahçesine gelişlerinin hikayesini yavrularına anlatmayı bitirmiş. Zürafaların hayvanat bahçesine gelişleri kısaca dedeleri olan bücür zürafanın pes etmeyip hayallerinin peşinde koşması sayesinde olmuş. Dedelerinin olan bücür zürafanın hikayesi yavru zürafaları çok etkilemiş. Bulundukları yuvalarda sıkıldıkları zamanda dedelerinin hikayesini hatırlayarak onun ettiği mücadeleye hayran olarak yaşamaya devam etmişler. Cüce zürafa hikayesi de burada sona ermiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bulbul-ile-hukumdar-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde büyük bir Krallığı yöneten güçlü bir hükümdar varmış. Bir gün balkonunda otururken bir bülbülün sesini duymuş onun büyüleyici sesine hayran olmuş. Ertesi gün yine bülbülün sesini duyan hükümdar mest olmuş. Hükümdar bütün bir yaz gecelerini bülbülü dinleyerek geçirmiş. Bülbülün sesinin etkisinden kurtulamayan hükümdar askerlerine emir vermiş. Derhal bülbülü yakalayıp getirmelerini emretmiş. Gece çökünce askerler bir tuzak kurup bülbülü tutmuşlar. Hükümdar bülbülün yakalandığını duyunca sevinç içinde bağırmış Artık benim oldun şimdi bundan sonra gece ve gündüz fark etmez istediğim kadar senin o güzel sesini dinleyebileceğim. Demiş. Bülbül hükümdara cevap vermiş. Biz bülbüller bir kafesin içindeyken hapis hayatı yaşarken asla ötmeyiz demiş. Biz ancak özgürken çok güzel öteriz. demiş. Beni kafese kapatmakla yanlış yaptın demiş. Hükümdar hiddetlenmiş Bülbüle dönüp: Demek ötmüyorsun öyle mi? Ben de seni yiyeyim de aklın başına gelsin demiş. Zaten diğer ülkelerden gelen elçiler eskiden beri söylüyorlardı. Bülbül etinin çok lezzetli bir şey olduğunu demiş. Bülbül hükümdarın sözünü keserek: Lütfen beni yeme diye yalvarmış. Zaten beni yesen de doymazsın küçücük bir şeyim demiş. Eğer beni serbest bırakırsan sana şu zavallı bir lokmacık bedenimden çok daha kıymetli üç şey öğreteceğim demiş. Hükümdar iyice düşünmüş. Bülbülün dediklerine inanıp bülbülü serbest bırakmış. Bülbül büyük bir hızla uçarak tehlikeden uzaklaşıp sarayın uzağındaki bir ağacın dalına konmuş. Hükümdara dönüp yüksek sesle seslenmiş. Söyleyeceğim üç şeyden birincisi şu: Eğer yine birisini esir alırsan hiçbir zaman esir düşmüş birinin sözüne inanma demiş. İkinci söyleyeceğim şey şöyle: Bir kere sahip olduğun şeyi artık bir daha elinden sakın bırakma demiş. Üçüncüsüne gelince dostum, elinden kaybettiğin hiçbir şey için boş yere kedere düşüp üzülme demiş. Hadi bana eyvallah deyip oracıktan uçup gitmiş. Hükümdar bülbülün yaptıklarına çok sinirlenmiş olsa da dediklerine hak vermiş. Bülbül hükümdara iyi bir ders vermiş. Her ne kadar bülbülü elinden kaybettiğini düşünse de üç önemli tavsiye almış. Daha fazla uyku masalları için 7 yaş masalları kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bulbul-ve-kral-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber için develer tellal iken. Çok uzak ormanların birinde bir bülbül varmış. Bu bülbülün güzelliği dilden dile dolaşırmış. Bülbülün endamlı boyu canlı ve parıldayan tüyleri, tüylerinin rengarenk hali herkesin dikkatini çekermiş. Bütün ülkenin buradaki bülbülden haberi olmuş herkes bu bülbülü görmek istermiş. Fakat bülbül kendini bir türlü göstermemiş. Bu bülbülün birde çok güzel dillere destan bir sesi varmış. Çok güzel şarkılar söylermiş. Bülbülün sesinin güzel olmasının yanında birde şifa getirdiği söylenirmiş Kim bir yerde bu sesi duysa hemen bilirmiş ki bülbül buralarda bir yerde. Bu bülbülün ünü ülkenin sarayına kadar gitmiş. Bir gezgin gidip krala demiş ki kralım buradaki ormanlarda bir bülbül varmış. O kadar güzel o kadar güzel renkleri varmış ki görenlerin içini açıyor, ayrıca o kadar güzel bir sesi varmış ki sesi hastalara bile iyi gelirmiş. Kim dinlese hemen şifa bulup ayaklanıyor. Bu haber karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen ülke kralı derhal emretmiş, çabuk o bülbülü yakalayın bana getirin diye. Ama kimse sebebini anlamamış. Neden kral bir kuşu yakalatmak ister ki. Ne suçu var diye merak edilmiş. Bu haber bugün ülkede yayılmış, bülbülün kulağına kadar gitmiş. Bülbülde kendin isteği ile kralın yanına gitmiş. Kral muhafızlarına derhal yakalatma emri vermiş. Kuşu yakalayan muhafızlar bir kafese koymuşlar. Bülbülün canı çok sıkılmış. Kralım beni neden yakalattı diye sormuş kralda üzgün bir şekilde demiş ki. Bülbül, ben seni cezalandırmak için yakalamadım. Benim bir kızım var ve çok hasta. Ben duydum ki sen şarkı söyleyerek hastalara iyi geliyormuşsun. Bülbülde çok sinirlenmiş ve demiş ki sen beni kafese koydun ben sana şarkı falan söylemem. Kralda evet söz veriyorum demiş. Bu teklifi kabul eden bülbülü kralın yanına götürmüşler. Bülbül o dillere destan sesi ile çok güzel şarkılar söylemiş ve bir mucize olmuş. Kralın kızı kendine gelmiş ayaklanmış bülbülün sesinden şarkılar dinlemiş. Çok mutlu olan kral sevincinden ağlamış. Daha sonra bülbüle dönüp demiş ki dile benden ne dilersen. Bülbül de demiş ki. Derhal haber sal. Bundan böyle hiçbir hayvan kafeslere koyulmayacak. Çünkü beni bu kafese koyduğunda ben çok üzüldüm. Kral bülbülün bu isteğinin yerine getirmiş. O günden sonra bu ülkenin hiçbir canlı kafeslere konulmamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Küçükken okuduğum bu masalı şimdi küçük kızıma okudum. Çok beğendi. Bence dünya masallarla güzel."} {"url": "https://www.masallaroku.com/bulut-kustu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde topraklarına hiç yağmur yağmayan bir köy varmış. Köye en son ne zaman yağmur yağdığını kimse hatırlamıyormuş. Yağmur yağmayınca topraklar yeşermiyor, güzel nimetlerinden kimseye vermiyormuş. Köylüler bütün gün bu konuyu düşünüyor yağmuru nasıl getireceklerini araştırıyorlarmış. Her gün toplanıp yağmur duası ediyorlarmış. Ancak ne kadar dua etseler de ne kadar bekleseler de yağmur bir türlü yağmıyormuş .Gökyüzü her zaman masmavi oluyor, tek bir bulut bile gözükmüyormuş. Yabancı biraz düşünmüş ve demiş ki: Köy halkı şaşırmış, bulut hiç küser mi? Hem neden bulutlar bizim köyümüze küssün ki demişler. Orasını da düşünüp siz bulmalısınız demiş yabancı ve eşyalarına toplayıp yoluna devam etmiş. Bu olayı düşünen ve köyün en yaşlı kadını olan Hatice ana bir şeyi fark etmiş. Eskiden köylerine bol bol yağmur yağarmış, toprak hep nemli olur ve köy halkına leziz yiyecekler verirmiş. Ancak köy halkı bu yiyeceklere hor davranır, israf eder ve yiyecekleri hep çöpe atarmış. Hatice ana köylüyü toplamış ve fark ettiği bu durumu onlarla paylaşmış. Doğa ana naif ve hassastır demiş. Bu sebeple önce buluttan sonra da topraktan özür dileyeceğiz. Bundan sonra da asla yiyecekleri israf etmeyeceğiz demiş. Böylece doğa ana bizi affedebilir ve bizi eski bereketli günlerimize götürebilir. Köylü yağmurdan ve topraktan özür dilemiş ve geçmişte yaptıklarından çok pişman olmuş. Ertesi sabah köylü camı tıklatan yağmur damlalarının sesine uyanmış. Yağmuru gören tüm köy halkı dışarı koşmuş. Yağmurun altında sırılsıklam olmuşlar. Bol bol dans etmişler ve her bir yağmur damlası için bulutlara teşekkür etmişler. Hayatlarının sonuna kadar da bir daha hiçbir yiyeceği israf etmemişler. Bolluk ve bereket içinde yaşamlarını sürdürmüşler. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. 22 Şubat 2023 Çarşamba 00.59 ayrıldığımız ve hala kopamadığım kız için okudum. Onu hala çok seviyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/buyucu-ve-prenses-masali/", "text": "Bir zamanlar uzak bir diyarda bir krallık bulunmaktaymış. Bu krallıkta herkes huzur ve mutlulukla yaşarmış. Kral ve kraliçe halkını mutluluğu ve refahı için çok çalışırmış. Bir de kral ve kraliçenin bir dünyalar güzeli kızları varmış. Ancak kızlarını asıl güzel yapan şey sevgisi ve merhametiymiş. Öyle ki herkes prensesin güzel kalbinden bahsedermiş. Ancak bir gün krallığa bir büyücü gelmiş. Ve büyücü krallığın en değerli hazinesini çalmış ardından da dünyalar güzeli prensesi bir kuşa çevirmiş. Bu büyünün bozulması için ise prensesin gerçek aşkı bulması gerekiyormuş. Kral ve kraliçe ne yapacaklarını bilememiş ve pek çok insana danışmışlar. Kızlarının hali içlerini acıtıyormuş. Prenses bir gün artık daha fazla krallıkta yaşayamayacağını fark ederek gökyüzünde süzülerek bir ormana yerleşmiş. Kral da hala her yerde askerlerine büyücüyü aratmaktaymış. Ancak bir türlü kötü kalpli büyücüyü bulamıyorlarmış. Derken prenses yine ormanda süzülürken bir prensin geldiğini görmüş. Prensin yakışıklılığı prensesi başka diyarlara götürmüş. O sırada prens de bu güzel kuşu görmüş gözlerinden çok etkilenmiş ve yanına gelmesi için saatlerce prensese dil dökmüş. Prenses sonunda süzülerek prensin koluna konmuş. Prens onu alarak sarayına götürmüş. Ve her gün ona sevgiyle yaklaşmış, her şeyi ile ilgilenmiş. Zamanla prens prensese aşık olmuş ve karşısına geçip aşkını dile getirmiş. Tam o anda prenses büyük bir ışık ile eski haline geri dönmüş. Prens şaşkın bir şekilde prensese bakıyormuş. Prenses prensi karşısına alıp olan biten her şeyi ona anlatmış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/buyuk-agac-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde günün birinde herkesin bilmediği bir yerde bir orman varmış. Ve bu ormanda sen say desen benim bildiğim sayıların yetmediği bir sürü ağaç varmış. Bu ağaçlar çeşit çeşit, yeşilin her tonuna sahip, büyüklü küçüklü, farklı yaprakları olan, meyvesi olan olmayan bir sürü imiş. Bu ağaçlardan biri ormanın hem en güzel hem de en yaşlı ağacıymış. Bütün ağaçların içinde en dikkat çeken bir ağaçmış. Ormandaki bütün ağaçlar ona gıptayla bakarmış. Genç ağaçlar bir gün onun kadar güzel ve onun kadar uzun yaşayabilecekleri mi diye düşünürlermiş. Günler günleri kovalaya dursun bir gün bir rüzgar çıkmış. Öyle şiddetli, öyle kuvvetli esmiş ki rüzgar demek az kalırmış. Fırtına esiyor demek daha doğruymuş. Ormandaki bütün ağaçlar hem şaşırmışlar hem de çok korkmuşlar. Yaşlı ağaç bile ömründe böyle bir rüzgar görmemiş. Günlerce süren rüzgar gitmiş başka diyarlara esmeye. Bizim orman sakinlemiş, herkes kendine bakıyor, dalları kırılmış mı, yaprakları dökülmüş mü kontrol ediyormuş. Neyse ki ağaçlar zarar görmemiş ama bir yerlerden bir bağırma sesi duyulmuş. Bir bakmışlar yaşlı ağaç acıyla kıvranıyor, bağırıyormuş. Rüzgar yaşlı ağacın dallarını kırmış. Ormandaki bütün ağaçlar bu duruma şaşmış kalmışlar. Ahmet'in yanına gelmiş ve yaşlı ağacın durumunu görünce çok üzülmüş. Ona yardım etmek için arkadaşlarını çağırmış ve bir anda bir sürü kuş ağacın gövdesine konmuş. Bütün kuşlar ağacın dallarını ayırmış ve bakım yapmaya başlamışlar. Ahmet de onlara yardım etmiş. Ve ağacı onarmayı başarmışlar. Buna çok sevinen ağaç herkese çok teşekkür etmiş ve kırık dallarından ikisini Ahmet'e vermiş. Ve demiş ki ' Bunu toprağa dik. Benim gibi büyüsün ağaç olsun. Sana da bol bol sevap yazılsın.' Ahmet de büyük bir mutlulukla dalları almış evinin bahçesine dikmiş. Ve ağaç büyümüş insanların nefes alması için çalışmış. Herkes mutlu mesut yaşamaya devam etmişler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/buyuk-ciftlik-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde kocaman bir köyün içinde kocaman bir çiftlik varmış. Bu çiftlikte yediden yetmişe bir sürü hayvan yaşarmış. Çiftliğin çoğu tavuklar, kazlar, ördekler gibi hayvanlardan oluşuyormuş. O kadar çok tavuk ve ördek varmış ki yumurtladıkları zaman yumurtaları bile karışırmış. Birde bu çiftliğin güzel mi güzel, sarı saçlı, uzun boylu sahibi varmış. Çiftliğin sahibi bu kız, sabah olduğunda yumurtaları toplamaya gittiğinde yumurtaların arasından değişik bir yumurta fark etmiş. Sonra kız, Aman Allah'ım! Bu nasıl yumurta ilk defa böyle yumurta görüyorum demiş. O yumurtayı alıp saklamış, yarın olmuş ve yeniden yumurta toplamaya gittiğinde bir başka tavuğun altında da başka bir renkte benekli bir yumurta varmış. Çiftliğin sahibi o yumurtayı da alıp diğer yumurtanın yanına koymuş, yarın olduğunda yine bir bakmış yine aynı yumurtadan. Kız kendi kendine bu aralar neler oluyor burada? Tavuklarım neden böyle yumurtalar yumurtlamaya başladı ki? diye sormuş. Kız kümese bir kamera koymayı düşünmüş ve kümesin en gizli bölüme küçük bir kamera yerleştirmiş. İki gün sonra kamerayı alıp izlemek için evine götürmüş. Daha sonra kamerayı açmış ve sessizce kümeste neler olduğunu öğrenmek için izlemeye başlamış. Birkaç saat izledikten sonra pır diye bir şey uçup duruyormuş. Defalarca geri sarmasına rağmen ne olduğunu tam anlayamamış. Günler sonra yine aynı yumurtalar birikmeye başlayınca kız, bir akıl düşünmüş, yumurtaların hepsini alıp bir tane tavuğun altına koymuş ve içinden civciv mi? Yoksa başka bir şey mi çıkacak diye beklemiş. Üç hafta bekledikten sonra, çiftliğin sahibi kümese gitmiş ve cikkk cikk diye öten bir ses duyup tavuğunu kaldırmış, bir bakmış minik minik tüyü olmayan kuşlar. Çiftliğin sahibi çok şaşırmış ve demek bunlar kuş yavruları! Peki neden günlerce anneleri buraya yumurtladı ki? deyip araştırmaya başlamış. Çiftliğin sahibi kümesin etrafını temizlerken, o kuşların annesi kuş, kızın omzuna bir anda konuvermiş. Kız çok şaşırarak sen miydin o gizli gizli yumurtlayıp kaçan? kuş da sanki bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Kuş, kızın etrafında adeta dört dönüyormuş. Hava da ileri geri uçarak kızı bir yere götürmek istiyormuş sanki. Çiftliğin sahibi kız, şaşkın ve meraklı gözlerle kuşun yaptığı hareketleri anlamaya çalışıyormuş. Kuş kızın anlamadığı anlayarak, uçarak uzaklaşmış oradan. Aradan bir gün geçmiş ve aynı kuş yine gelerek kızın omzuna tekrardan konmuş. Çiftliğin sahibi, sanki bana bir şey demeye çalışıyor gibisin! Acaba derdin ne? demiş. Kuş da yine havada ileri doğru uçarken kızın kendisini takip etmesini istiyormuş. Çiftliğin sahibi, kuş uçarken onu takip etmeye başlamış. Uzun bir süre gitmişler ve kız kuşun girdiği ormana girdiğinde ne görsün! Tüm orman yerle bir olmuş, ormancılar ağaçları kesmişler. Ormanda kuşlar için yuva yapacak hiçbir yer bırakmamışlar. Kız çok üzülmüş ve ağlamış Demek bu yüzden sen günlerce benim kümesime yumurtladın. demiş. Kız ormanda ki bütün kuşları peşine takıp kendi çiftliğine götürmüş ve kuşlarla birlikte binlerce yuva yapmışlar. Her taraf cıvıl cıvıl, kuş sesleriyle donanmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/buyuk-gunahi-bile-affettiren-yol/", "text": "Rahip, sen zaten 99 adamı öldürmüşsün bu durumda nasıl tövbe edeceksin? dedi. Senin tövben kabul edilmez diyerek ekledi. Bunun üzerine büyük umutlarla gelen adam, tövbesinin kabul olmayacağını söyleyen rahibi öldürdü. Rahibi de öldüren adam böylelikle tam 100 kişiyi öldürmüş oldu. Alim; Tabi ki de diyor. Tövbe ve insan arasına ne girebilir! Rabbi ile insan arasına ne girebilir! Dua ile insan arasına ne girebilir! Alim, adama falan yere gitmesini söylüyor. Gittiğin yerde Allah'a ibadetle meşgul olan güzel kişiler var. Onlarla birlikte sende Allah'a ibadette bulun. Memleketine sakın geri dönme. Çünkü o yer fenadır, dedi. Adam, alimin söylediği yere gitmek için yola koyuldu. Tam yolu yarıladığı anda adamın eceli geldi. Azap melekleri ile rahmet melekleri arasında adamı kimin götüreceğine dair tartışma başladı. Rahmet melekler; Adam, kalbiye Allah'a doğru yönelerek ve tövbesini ederek yola koyuldu, dediler. Adam tüm kalbi ile Allah'a doğru yöneldi, tövbesini etti ve ardından yola koyuldu. Onu bizim almamız gerekli dediler. Azap melekleriyse; Olmaz, bu adam hayatı boyunca hiçbir iyilikte bulunmadı ve 100 adam öldürmüştür, dediler. Tam bu esnada insan kılığına bürünmüş bir melek geldi. Rahmet melekleri ve azap melekleri gelen bu meleği hakem olarak seçtiler. Seçilen hakem melek onlara şöyle dedi; Gittiği yer ile geldiği yer arasındaki mesafeyi ölçün. Adam hangi yere daha yakın olursa o bölgeye ait olur. Azap ve rahmet melekleri iki yer arasındaki mesafeyi ölçtüler. Adamın gitmek için yola koyulduğu, iyi insanlar bulunan yerin çok az miktar daha yakında olduğunu anladılar. Böylece adamı rahmet melekleri aldılar. Bu hadis Sahihi Müslüm ve Sahih Buhari'de geçer. Sahihi Müslim'de yer alan başka rivayet diyor; O adam, iyi insanların yaşadığı yere biraz daha yakın olduğu için oralı sayılmıştır. Allah, adamın geldiği yeri uzaklaştırmış gittiği yeri ise yakınlaştırmıştır. Meleklere ise bu iki yer arasındaki mesafeyi ölçmelerini emretmiştir. Böylece adamın gideceği yere olan mesafenin daha az olduğu anlaşıldı. Bu durumun anlaşılmasından sonra adam affedildi, deniliyor. Bir başka rivayette ise adamın göğsünün olduğu ve iyi insanların olduğu yere ilerlediği, deniliyor. Günahlar, çok fazla ve büyük bile olsa onlardan kurtulmak mümkündür. Büyük günahlar arasında adam öldürmekte bulunur. Bir insan 3-5 kişi değil 100 adamı da öldürse Allah'a olan inancını kaybetmediği ve inkar etmediği sürece günahını affettirebilir. Bu hadiste işte bu gerçek anlatılmaktadır. Hz. İsa döneminden sonra 99 adamı öldüren bir kişi, bu günahtan pişman olmuş ve tövbe etmek istemiştir. Bu durumun olup olmayacağını öğrenebilmek için yeryüzünde en iyi alimi aramaya koyulmuştur. Ancak din alimi olarak gösterilen kişi gerçek bir alim değildi. Bu nedenle adamın nasıl bu günahtan kurtulacağını söyleyemedi. Günahlarının dayanılmaz olmasına katlanamayan adam, günahlarından kurtulmanın bir yolu olmadığını duyunca kendisini bu umutsuzluğa sevk eden sahte alimi de öldürüyor. Oysa o alim çok iyi düşünmeliydi öyle değil mi? Öldürmekten asla geri durmamış bir adam karşısında nasıl olması gerektiğini bilmeliydi. Bir aslan nasıl parçalamaktan geri durmazsa öldürmekte bir insan için aynı doğal olaydır. Ancak alim bunu bilemedi. Bu gerçek olmayan alim tam olarak bilgi sahibi değildi. Adam daha sonra gerçek alime gidiyor ve kul ile Allah arasına hiçbir şeyin giremeyeceğini öğreniyor. Adama, yaşadığı yere geri dönmemesini söylüyor. Çünkü kötü insanların arasında yaşamak zamanla onlar yaşamaya neden olur. Sonuçta üzüm üzüme baka baka kararır sözünün doğruluğu vardır. İyi insanların arasında iyi olarak yaşanılır. Çöpte yaşayan çöp, gül bahçesinde yaşayan ise gül kokar. Allah şöyle buyuruyor; İyi olan insanlarla beraber olunuz. Allah'tan korkunuz ve iyi olan insanlar birlikte olunuz. Allah bizleri iyiliklerle bir etsin inşallah. İyilerin ve sıdıkların yolu üzerinden ayrımasın."} {"url": "https://www.masallaroku.com/buyulu-cicek-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Ufak bir köyde güzellik dolu bir bahçe varmış. Bahçeyi gören herkes onun güzelliği karşısında büyülenir kalırmış adeta. Bu bahçede çeşit çeşit çiçekler açarmış. Beyaz güller, pembe sümbüller, mor menekşeler ve daha pek çok güzellikler. Bahçenin sahibi ise yaşlı bir çiçekçiymiş. Çiçekçi amca, bahçesindeki çiçeklerle gurur duyarmış. Her sabah erkenden kalkar, çiçeklerini güneşe götürüp sulayıp, özenle bakımını yaparmış. Bir gün, bahçede bir gül bitmiş ama bu gül, diğer çiçekler gibi değilmiş. Bir peri tarafından büyülüymüş ve sadece saf kalpli insanlar onu görebilirmiş. Köyün dışından yakışıklı ve alımlı bir genç gelmiş. Adı Aliymiş. Ali, çiçekçi amcanın bahçesine hayranlıkla bakarken, birden gözü güzelim büyülü gülde kalmış. Gül, Ali'ye doğru bir sıcaklık yaymış ve onun kalbini yakalamış. Ali, gülü görür görmez aşık olmuş ve onu alıp götürmek istemiş. Ancak büyülü gül, saf kalpli insanların eline dokunmadan büyüsünü korurmuş. Ali, her gece bahçeye gelir, gülü izlermiş. Fakat çiçekçi amca, gülün özel olduğunu fark etmiş ve onu korumak istemiş. Gülü çalan kişiye büyüsünün zarar verebileceğini düşünmüş. Bir gece, Ali çiçekçi amcanın uykusunun geldiğini fark etmiş. Fırsatı kollayarak gülü alıp kaçmış. Ancak Ali'nin kalbi, gülü çaldığı için ona acı çektiriyormuş. Gecenin ilerleyen saatlerinde Ali, gülü elinden bırakmış ve ağlamaya başlamış. Tam o sırada bahçenin ortasında parlayan bir ışık belirmiş. Peri, Ali'nin kalbindeki saf sevgiyi görmüş ve büyülü gülü geri getirmeye karar vermiş. Peri, Ali'ye yaklaşmış ve Gülü çalmak sana acı verdi, çünkü kalbin saf ve sevgi dolu. Büyülü gül, saf kalbe ait. Onu geri getirdiğin için sana bir dilek hakkı veriyorum, demiş. Ali, çok sevinmiş ve dileğini düşünmeye başlamış. Ama sonra anlamış ki, gerçek sevgi, çalıp sahip olmak değil, paylaşmakmış. O yüzden, dileğini Çiçekçi amcama bahçesine daha güzel çiçekler dikmek için yardım edebilme dileği, şeklinde dilemiş. Peri, Ali'nin sevgi dolu kalbine çok etkilenmiş ve dileğini kabul etmiş. Ertesi sabah Ali, çiçekçi amcanın yanına gitmiş ve ona bahçeye yeni çiçekler dikmek için yardım teklif etmiş. Çiçekçi amca çok sevinmiş ve Ali'yi kabul etmiş. O günden sonra, Ali ve çiçekçi amca birlikte çalışarak bahçeyi daha da güzelleştirmişler. Bahçede renk cümbüşü başlamış. Bahçenin güzellikleri, tüm köy halkının ilgisini çekmiş ve herkes bu büyülü bahçeye hayran kalmış. Ali, gerçek sevginin paylaşmak olduğunu öğrenmiş ve saf kalpli insanların büyülü güzelliklere sahip olabileceğini görmüş. O günden sonra, Ali ve çiçekçi amca çok iyi arkadaş olmuşlar ve birlikte bahçelerine özen göstermeye devam etmişler. Büyülü gül de mutlu olmuş, çünkü artık gerçek sevgiyle korunuyormuş ve bahçenin herkesin kalbinde bir yer edinmişmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/caliskan-cocugun-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kasabanın birinde derslerinde çok başarılı, ailesi tarafından çok sevilen bir çocuk yaşarmış. Tüm dersleri çok başarılı olan bu çocuk hem çok zeki hem de çok çalışkanmış. Arkadaşları ile arası iyi değilmiş ama. Çalışkan olması nedeniyle arkadaşları onunla çok zaman geçirmek istemiş. Çalışan Çocuğun adı Ali'ymiş. Ali bir gün matematik sınavına çalışmak için dersin başına oturmuş. Sorular ona çok basit geliyormuş. Derslerini derste dinlediği için soruları çözmesi çok kolaymış. Ertesi gün sınav heyecanı da yokmuş. Ali ders çalışırken birden kapı zili çalmış. Salona indiğinde sınıftan arkadaşı Ahmet olduğunu görmüş. Ahmet Ali'ye '' Yarın matematik sınavı var. Beni çalıştırır mısın? Bu sınav benim için çok önemli'' demiş. Ali tüm nezaketi ile bunu kabul etmiş ama şaşkınlığını da gizleyememiş. Çünkü normalde Ahmet sınıfın en tembel, en haylaz öğrencisiymiş. Bu nedenle ders çalışmak istemesi Ali'ye biraz garip gelmiş. Fakat Ali bunu güzel bir jest olarak algılamış. Sonuçta sınıfta arkadaşı yokmuş ve en çok istediği şey arkadaşları olmasıymış. Birlikte ders çalışmışlar ve müzik dinlemişler. Çok keyifli zaman geçirmişler. Ahmet anlatılan her şeyi hemen anlıyormuş. Ali bu yüzden çok mutlu olmuş. Anlattıklarının anlaşılması çok hoşuna gitmiş. En büyük hayali öğretmen olmakmış zaten. Ertesi gün Ali okula gittiğinde Ahmet'i görmüş ve selam vermiş. Ahmet hiç oralı olmamış. Hatta arkasından gülmüşler. Bu da Ali'nin çok canını sıkmış. İlk ders sınav olduğu için hemen son kontrollerini yapmış. Öğretmen sınıfa gelmiş ve sınav kağıtlarını dağıtmış. Ali, Ahmet kendisine selam vermediği için morali çok bozulmuş. Bu nedenle sınava tam konsantre olmamış. İstediği sonucu alamayacağını düşünmüş. Bu nedenle çok üzülmüş. Son 20 dakika kala sınav kağıdı boşmuş. Öğretmeni yanına gelmiş ve; '' Ali sen çok başarılı bir öğrencisin. Sınav kağıdın neden bu halde' demiş. Ali birden ağlamaya başlamış ve sınıftan çıkmış. Ertesi gün sınav sonuçları açıklanmış. Aile 0 almış Ahmet ise 100 almış. Ahmet bir anda öğretmenlerin gözdesi olurken, Ali geri plana düşmüş. Diğer dersleri de bu durumdan etkilenmiş ve Ali başarısız bir öğrenci olmuş. Yaşanan tüm bu olaylar nedeniyle Ali çok üzülmüş. Derslerine tekrar konsantre olmakta çok zorlanmaya başlamış. Hem arkadaşsız kalmış hem de dersleri başarısız olmuş. Günlerden bir gün Ali ders çalışırken tekrar zil çalmış. Genel tekrar Ahmet'miş. Ahmet Ali'ye '' Ali merhaba, yarın matematik sınavı için beni çalıştırır mısın'' demiş. Ali bu sefer ne diyeceğini tam olarak bilememiş. Çünkü önceki matematik sınavı sonrasında yaşadıkları aklına gelmiş. '' Geçen Sınavda da seni çalıştırdım ama sonrasında yüzüme bile bakmadın. Çok üzdü bu beni, tüm derslerim de kötü artık. Benimle hem arkadaş olmadın hem de derslerim bozuldu'' demiş. Ahmet bunları duyunca çok üzülmüş. Daha önce bu şekilde düşünmediğinin farkına varmış. Ali'den özür dilemiş ve durumu düzelteceğini söylemiş. Ertesi gün tüm arkadaşları ile konuşarak Ali ile arkadaş olmuşlar. Çocuklar bazen olgun bir insan gibi olayları değerlendirmez. Bu nedenle arkadaşlarını üzebilir. Önemli olan onların olaylara doğu bakış açısı ile bakmasını sağlamaktır. Ali ve Ahmet bu olaydan sonra en yakın arkadaşlar olmuşlar. İkisi de çok başarılı öğrenci ve aynı zamanda sosyal çocuklar olarak hayatlarına devam etmişler. İkisinin de özünde altın gibi çok temiz kalpleri varmış aslında. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/caliskan-kizla-kiskanc-kizin-dostlugu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş... Uzak ve güzel bir ülkenin birinde, çok çalışkan ve iyiliksever bir kız yaşarmış. Bu kız ülkenin en zeki, en güzel ve başarılı kızı seçilmiş. Anne ve babası fakir değil ama çok da zengin olmayan insanlarmış. Kızların çok sever, az imkanlarla onun hayatlarını en güzel şekilde yaşatmayı isterlermiş. Bu nedenle kızları da hem çok iyi hem de çok arkadaş canlısı birisi olmuş. Bu kız okula devam ederken, onu kıskanan öğrenciler de yok değilmiş. Bunlardan biri de en yakın sıra arkadaşıymış. Bu kız aslında kralın kızıymış. Ne zaman yüksek notlar alsa, bu kız hep mutsuz mutsuz güzeller güzeli kızın yüzüne bakarmış. Bunu yakından fark eden köyün en yetenekli kızını evine çağırıp, ondan intikam almak istemiş. Bir gün okul çıkışı, krallığın bahçesine, bu planı uygulamak için davet etmiş. Kız hiç bunları fark etmeden, bu teklifi kabul etmiş. Arkadaşına geldiğinde en güzel yemekleri yemişler, en güzel meyveli içeceklerden içmişler ve oyun oynamak için bahçeye çıkmışlar. Bu esnada iyi kalpli kız, arkadaşına neden ona okulda kötü davranıp, burada öyle davranmadığını sormuş. Kız yüzü kızararak, çünkü bu kızın kendisinden daha iyi, yetenekli ve başarılı olduğunu düşündüğü için, kendisini iyi hissetmediğini söylemiş. Kız aradığı cevabı bulmuş ve arkadaşına dönmüş. Bunun ne kadar yanlış bir davranış olduğunu arkadaşına anlatmış. Arkadaşlar birbirini kıskanmaz, aksine severler demiş. Arkadaşlık kavramını yanlış anladığını, düzeltmezse arkadaşlık ilişkisinin yürümeyeceğini, sözlerine eklemiş. Kralın kızı, arkadaşı gittiğinde derin düşüncelere dalmış. Neden böyle düşündüğünü fark ederek, arkadaşına haksızlık ettiğini anlamış. Sonrasında bu kötü huyundan vazgeçip, bir daha böyle davranmamaya söz vermiş. Bu nedenle kendisini affetmesi için, okulda arkadaşından özür dilemiş. İyi kalpli kız, arkadaşının bu özrünü derhal kabul etmiş. Kendisinin de derslerinin daha iyi ve sınıflarında daha başarılı olmasını istiyorsa, birlikte çalışabileceklerini belirtmiş. Bundan sonra hep birlikte, el ele vererek çalışmışlar. Sonrasında kralın kızının da notları çok iyi duruma gelmeye başlamış. Hem de kimseyi kıskanmadığından dolayı, daha fazla arkadaş edinmeyi öğrenmiş. Okulda neşeyle onlarla oynamaya devam etmiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/canakkale-de-mustafa-kemal/", "text": "25 Nisan 1915 tarihinde Arıburnu'na Anzaklar çıkartma yapmıştı. Saat gece 24.00 te Kaymakam Mustafa Kemal dinamit torbasını yanına aldı. Bu iş için, kimseye güvenememişti. Gece karanlığında sessizce siperlerin arasından süzüldü. Tepeyi aşıp sahile inmesi gerekti. Düşman çıkartma yaptığı sahilin etrafına pek çok nöbetçi koymuştu. Nöbetçilerin hal ve hareketlerini bir süre izlemeli ve her şeyden emin olduktan sonra, kampa nüfuz etmeliydi. Gün dönmüş ve yeni gün yol alıyordu. Saat sabaha karşı 03.00 olmuştu. Mustafa Kemal, Anzakların orta yerdeki büyük cephanelik çadırına yan taraftan girdi. Nöbetçiler, ön kapı tarafındaydı. Konuşmaları duyuluyordu. Mustafa Kemal fitili uzun olan dinamiti çakmak taşlarını birbirine sürterek çıkardığı kıvılcımla tutuşturdu. Diğer dinamitlerin fitilini ateşlemek zor olmadı. Dinamitleri cephanelik çadırının dört köşesine yerleştirdikten sonra girdiği yerden dışarı çıktı. Bir an önce buradan gidebildiği kadar uzağa gitmeliydi. Az sonra dinamitler kampı yok edecekti. Gök gürültüsünün milyon katı büyüklüğünde bir patlama Çanakkale Boğazı'nı sardı. Patlama güvenlik sınırları dışına çıkmasına ramak kalan Mustafa Kemal'i boş geçmedi. O'nu yere düşürdü. Mustafa Kemal çabucak toparlandı fakat elbiseleri toz içindeydi. Aylardır Çanakkale'deydi ve üstü başı toz topraksız günü olmamıştı. Özellikle Çanakkale Savaşlarında dört gün, beş gün uyumamak Mustafa Kemal için, sıradan bir olaydı. Şu gece dahil dört gecedir başını yastığa koymamıştı. Atına biner, o tepe senin, bu tepe benim koşturur dururdu. Gece yarısında yeni günün planını yapardı. Ben düşman komutanı olsam nereden çıkartma yapardım, diye düşünürdü. O bölgeleri muhakkak kontrol eder ve gerekli önlemi alırdı. Türk subayları ve askerleri, Mustafa Kemal'i o halde görünce patlamanın sebebini hemen anladı. Bu dünya tarihinin ve Çanakkale Savaşı'nın dönüm noktasıydı. Orada bulunanlar Mustafa Kemal'i tebrik ettiler. Böyle bir komutanları olduğu için, gurur duydular. Şimdi geleceğe daha bir umutla bakıyorlar ve Çanakkale'nin geçilemeyeceğine inanıyorlardı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/canakkale-turkusunun-hikayesi/", "text": "Çanakkale Cephesi çok önemlidir bütün dünyayı etkilemiştir. Çanakkale savaşı esnasında çıkan bu türkü yıllardır söylenmektedir. Çanakkale türküsünün ortay çıkışı bir mektupta anlatılır. Bu mektubun sahibi Emrullah Nutku'nun kardeşi olan Seyfullah'a aittir. Seyfullah 1903 senesinde doğmuştur. Savaş öncesi dönemde Seyfullah lise 1.sınıfta okumaktaydı. Seyfullah'ın bu mektubu 29 Eylül 1914 tarihine aittir. Mektup üzerindeki tarih 29 Eylül 1914 tür. Seyfullah Çanakkale'den annesine göndermiş olduğu mektupta şöyle yazmaktadır; İki senedir ayrı kalmış olduğumuz bu zaman artık sona eriyor. Sana ve aileme yeniden kavuşacağım için oldukça mutluyum. Okulumuzu hastane olarak kullanacakları için bizleri İstanbul'daki başka okullara göndereceklermiş öyle söyleniyor. Öğretmenlerimizde asker olacak. Bizden büyük üst dönem olan ağabeylerimiz, onlar ise gönüllü olarak askere katılacaklarmış. Türkçe dersi öğretmenimiz sınıfa gelerek bizlere veda etti, sınıfta fazla kalmadı. Giderken bize şunu söyledi; zamanı geldiğinde vatan için yapılan hizmet, okuldaki hizmetten daha kutsaldır, dedi. Çanakkale: Kısa süre önce askerler sokaklardan geçmeye başladı. Askerler yollarda türkülerle ilerliyorlar. Kimileri atlar üzerinde kimileri develerin üzerinde yol alıp gidiyorlardı. Top arabaları da onlarla birlikte ilerliyordu. Savaşın çıkma ihtimali olduğunu dile getirdiler. İngilizlerin ve Fransızların gemilerinin boğazda dolaştıklarını işittik. Gemiler bu mekanları vuracaklarmış, fakat kısa bir süre sonra İstanbul'a gideceğiz ve bunları göremeyeceğim. Ben onları görmek isterdim. En Sonunda sizlerle görüşeceğimi iyi biliyorum. Babamın ve senin ellerinden öper, kardeşlerime selam yollarım. Bu türküyü Çanakkale Savaşı henüz başlamadan hazırlıkların olduğu sırada söyleniyor. Çanakkale Türküsü anonim bir özelliktedir. Türkü cephede iken savaş esnasında yazılmış ve dilden dile söylenmiştir. Türkü savaş sırasında şehit olan tüm askerlerin anısına yazılmıştır. Savaşın hazırlıkları esnasında türkü ortaya çıkıyor. Savaş sırasında askerler tarafından söyleniyor, kendi dillerine uygun olarak türküyü söylüyorlar. Savaş bittikten sonrada ağızdan ağıza yayılarak günümüze kadar geliyor. 18 Mart tarihi altın harflerle yazılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu ve İtilaf Devletleri arasında olmuştur.18 Mart 1915 senesin de başlamış olan Çanakkale Savaşı 9 Ocak 1916 tarihine kadar sürmüştür. Çok uzun süren bir savaştı. Çanakkale zaferi dünya tarihine adını yazdıran onca imkansızlığa, olanaksızlığa rağmen Türk askerinin özgürlük mücadelesi ve vatan topraklarını düşmandan koruma amacıyla topyekun kadın, erkek, yaşlı genç tüm insanların varını yoğunu ortaya koyduğu, sonuna kadar mücadele ettiği eşi benzeri olmayan bir savaştır. Çanakkale zaferi ile tüm imkansızlıklar başarılmıştır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/canavarin-dostluk-masali/", "text": "Bir zamanlar bir mağarada yaşayan bir canavar varmış. Canavar kendini çok yalnız hissetmeye ve yaşadığı yalnız hayattan çok sıkılmaya başlamış. Ve kendine arkadaş edinmek için mağarasından çıkmaya karar vermiş. Güzelce dinlendikten sonra sabah uyanıp yola çıkmış. İlerlemiş ilerlemiş ve ilerde sonunda arkadaş edinebileceği bir köy görmüş. Hızlı ve mutlu adımlarla köye doğru ilerlemeye başlamış. Kısa bir süre sonra köyün içine girmiş. Ancak onu gören insanlar korkuyla kaçışmaya başlamış. İçlerinden güçlü olanlar ise canavara saldırmaya başlamış. Canavar çok korkmuş ve koşarak hüzün içinde oradan uzaklaşmış. Derken ilerde bir yerleşke daha görmüş. Umudu tekrar kabarmış ve burada arkadaş bulabileceğine inanarak hızlı adımlarla oraya doğru ilerlemiş. Hava artık kararmış. Ve gittiği yerde kimsecikler görünmüyormuş. Canavar da artık çok yorgun ve aç hissediyormuş. Dinlenip yarın köydekilerle arkadaş olmayı düşünmüş. Belki yarın edineceği arkadaşları ona yemek bulma konusunda da yardım eder düşüncesiyle köyün meydanındaki çimenlikte uyuyakalmış. Canının acısıyla uyanan canavar ne olduğunu anlamaya çalışarak ayağa fırlamış. Diğer köyde olduğu gibi burada da ne yazık ki pek hoş karşılanmamış. İnsanların ondan neden korktuğunu anlayamıyor ve üzülüyormuş. Oysaki mağaradan çıkarken amacı sadece güzel vakit geçirebileceği arkadaşlar edinmekmiş. Düşüncelerini dağıtan şey ise bacağından akmakta olan kanmış. Canı o kadar çok yanmış ki insanları fevri hareketleri ile korkutarak kuytu bir köşeye kaçarak saklanmış. Mağaradan çıktığı için çoktan pişman olmaya başlamış. Kanlar içinde orada uzanmaktan başka çaresi olmadığını fark etmiş. Üstelik artık çok açmış ve gözünün önü kararmaya başlamış. Derken birinin olduğu yere doğru geldiğini fark etmiş ve korkuyla inlemeye başlamış. Yanına iyice yaklaşmış olan kişiye baktığında bunun bir çocuk olduğunu görmüş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/canin-bahcesi-masali/", "text": "Bir zamanlar çok uzak ülkelerin birinde çiçeklerle dolu bir bahçesi olan bir evde Can adında küçük bir çocuk yaşarmış. Can güzel bahçelerinde oyun oynayıp etrafı keşfetmeyi çok severmiş. Yine günlerden bir gün bahçelerinde oyun oynarken rengarenk kelebekleri görüp onları yakalamaya çalışmış. Daha sonra küçük yeşil bir kurbağanın zıp zıp zıplayarak bir göle atladığını görmüş. Can ve ailesi bahçelerinde bir de inek yetiştiriyorlarmış. Uzaktan ineğin otladığını görmüş. İneğin taze otları nasıl çiğnediğini şaşkınlıkla izliyormuş. Daha sonra aniden bir sinek gelip ineğin üstünde vızıldamış. İnek vızıldayan sinekten hiç hoşlanmamış. Sineği uzaklaştırmak için kuyruğunu sallamış. Can bu olanları çok komik bulmuş ve kahkahalara boğulmuş. Doğanın çeşit çeşit renklerinin ne kadar güzel göründüğünü düşünmüş. Can dolaşırken evin bahçesindeki kestane ağacının üstünde aniden bir sincap belirmiş. Can'ı görüp korkan sincap kaçmaya başlamış. Can' da sincabın peşinden koşmuş. Güllerin olduğu bahçeye kaçan sincap gözden kaybolmuş. Can rengarenk gülleri görünce sincabı unutmuş. Güllerin güzelliğine dayanamayıp birkaç tanesini koparmaya çalışmış. Ancak güllerin dikeni parmağına batmış. Can acı içinde bağırıp ağlamaya başlamış. Elini tutarak hemen eve annesinin yanına gelmiş. - Ne oldu Can neden ağlıyorsun? oğlum diye sormuş. - Gülün dikeni koparırken parmağıma battı. Şimdi elim çok acıyor anneciğim demiş. - Gülleri koparmaya çalışmamalıydın. Çiçekler sadece uzaktan bakmak ve koklamak içindir. Koparmak için değildir. Eğer biz onları koparırsak doğamız nasıl güzel görünürdü öyle değil mi? Bunun yerine duamızı korumalı hiçbir bitki ve hayvana zarar vermemeliyiz demiş. Can yaptığı hatayı acı da olsa anlamış. Annesine hak vermiş. - Haklısın anneciğim bundan sonra ben de ne hayvanlara ne de bitkilere zarar vermeyeceğim. Doğamızı korumak için elimden geleni yapacağım anneciğim demiş. Can'ın yarasını saran annesi oğluna sarılmış. O günden sonra Can çevresine duyarlı ve daha dikkatli bir çocuk olmuş. Can'ın bu durumu arkadaşlarına da örnek olmuş. Onlar da doğayı korumak için ellerinden geleni yapıyorlarmış. Masal da burada bitmiş. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cekirgenin-aski-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarlarda bir minik bahçe varmış. Bahçenin sahibi Mina çiçekleri çok severmiş. Bu sebeple ise her ilk baharda bahçeye çiçek tohumları saçar ve onları büyük bir sabırla sular büyümesini beklermiş. Birbirinden farklı çiçekler ile donattığı bahçesi onun için büyük bir neşe kaynağıymış. Her sabah uyandığında kahvaltı öncesinde çiçeklerinin yanına gider ve onlara güzel sözler söyler, onları sular ve öylelikle kahvaltısının başına geçermiş. Günlerden bir gün bu bahçenin yer aldığı kasabayı çekirgelerin istila ettiğini duymuş. Çiçekleri için çok endişelenen Mina ne yapacağını bilemez halde etrafına bakınıp duruyormuş. En sonunda korktuğu başına gelmiş ve çekirgeler bahçeyi istila etmiş. Her bir çiçek korkudan titriyor ve adeta Mina'nın gözlerinin içine bakıyorlarmış. Çekirgelerden biri bahçede bulunan beyazlı mavili bir güle aşık olmuş. Tüm arkadaşlarını uyararak o ortamı terk etmeleri gerektiğini söylemiş. Çekirgeler arkadaşını dinleyerek bölgeyi terk etmiş. Aşık olduğu gül ise korkudan titremeye devam ediyormuş. Çekirge gülün yanına giderek ona zarar vermeyeceğini söylese de gül buna inanmamış. Mina çekirgelerin bölgeden ayrıldığını gördüğü an koşarak dışarı çıkmış ve orada kalan çekirgeyi de kovalamaya başlamış. Çekirge canını korumak için ondan kaçsa da bir köşeye saklanarak gülü izlemeye devam etmiş. Korkudan titreyen çiçekleri tek tek sakinleştiren Mina onların beslenebilmesi için çeşitli karışımlar yaparak topraklarına boşaltmış. Fakat mavi gülde bir değişiklik sezmiş. Çok yorgun görünüyormuş mavi gül. Oysa bahçedeki en ihtişamlı en dikkat çeken ve en neşeli çiçekmiş o. Nasıl da korkmuş garibim çekirgeleri görünce. Onunla ayrıca ilgilenmiş Mina. Daha özel karışımlar vermiş onun yaşaması için. Çekirge ise günlerdir saklandığı köşede onu izliyormuş. Onun bu halini gördükçe çok üzülüyor ve kendisi de gücünü kaybediyormuş. Mina içeriye girdiği anda çekirge dayanamayarak gülün yanına gitmiş. Neden böyle olduğunu sormak istemiş fakat gülün hiç konuşacak hali yokmuş. Boynunu büken gül çekirgeyi çok korkmuş. Hemen oradan ayrılarak bir ilaç bulmak için yola çıkmış çekirge. Tüm arkadaşlarına da haber göndermiş. Her biri bölgede yer alan ilaçları toplayarak arkadaşına götürmüş. Gül belki düzelir diye çekirge her sabah bu ilaçlardan ona vermeye başlamış. Ne yazık ki gül her geçen gün daha da kötü olmaya ve hatta yapraklarını dökmeye başlamış. Çekirge ne yapacağını bilemez bir halde onu izliyor ve ilk aşkının yok olmasına gönlü dayanmıyor sürekli ağlıyormuş. O ağlarken gülünde gözlerinden birkaç damla göz yaşı akıvermiş. Çekirge şaşırmış. Gül ilk kez bir şeye tepki veriyormuş. Çekirge bir anda ötmeye başlamış. Meğer gül oracıkta ölüvermiş. Ondan sonra ne zaman bir çekirge sevdiğini kaybetse adeta öterek ağlar ve sevdikleri için dua ederlermiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cekirgenin-verdigi-ders-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken. Uzak ülkelerin birinde çok güzel bahçeler ve ormanlar varmış. Bu ormanda herkes ama herkes çok mutluymuş. Bütün canlılar hepsi bir arada yaşarlarmış. Çekirgeler, kurbağalar, kuşlar, kelebekler, sincaplar ve daha neler neler... Ormandaki bu canlılar hepsi birbiri ile arkadaşlık kurabiliyorlarmış. Bir gün bir çekirgecik ve arkadaşları ormanda gezintiye çıkmışlar. Gitmişler, gitmişler, gitmişler ormanın derinliklerine doğru. Bizim çekirge etrafına bir bakmış ki arkadaşlarından hiçbiri yok. Birden korkmaya başlamış çünkü bu geldiği yerlerin hiç tanımıyormuş. Çekirgecik Arkadaşlarını kaybettiğini anlamış. Buna çok üzülmüş. Tek başına evin yolunu bulabileceğini hiç düşünmüyormuş. Başlamış bir çıkar yol aramaya. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş. Bir anda kendini bir çukura düşer halde bulmuş. Bu çukurda birkaç tane daha çekirge varmış. Hiçbiri oradan çıkamıyormuş. Hepsi zıplayıp çıkmaya çalışıyormuş. Kimsede çıkamıyormuş. Bu minik çekirgeler oradan çıkamayınca oldukça üzülmüşler. Kendi aralarında, ah ah biz ne yapacağız. Kaldık burada bir daha kimse bizi kurtaramaz. Hayatımız boyunca bu çukurda yaşayacağız bittik biz. Nereden çıktığı bu çukur bizim karşımıza diye diye hayıflanmışlar. Artık bitkin düşen bu çekirgeler hepsi bir köşeye çekilmiş kara kara düşünmeye başlamışlar. Fakat bizim çekirgecik hala zıplamaya devam ediyormuş. Sanki hiç bitmeyecek bir enerjisi var gibi. Bizim çekirgemizin, bu çukurda karşılaştığı diğer çekirgeler yeni gördükleri çekirdeciğim oldukça küçümsemişler, gülüp durmuşlar, sen bizden de ufaksın hiç çıkamazsın, biz çıkamadıysak sen hiç çıkamazsın, aman boşuna zıplayıp enerjimi tüketme, sen kim buradan çıkmak kim, bu çekirge de kendini ne sanıyor, görmedin mi biz bile çıkmayı başaramadık, sen nasıl çıkacaksın ki gibi birçok olumsuz cümleler söyleyip durmuşlar. Ama bizim çekirgeciğin hiç pes etmeye niyeti yokmuş. Zıplamışta zıplamış, zıplamışta zıplamış. Sonunda bizim bu tatlı çekirgecik o çukurdan çekivermiş. Tabiki öteki çekirgeler şaşkınlıkla bizimkini izlemişler. Ağızları bir metre açıkta kalmış. Aman tanrım, nasıl olur bu? Biz nasıl çıkamadıktan bu minik çekirge çekiverdi. Bizim çekirge çıkınca onlar hiç bakmadan çukur başında üstünü başını temizlemeye başlamış. Bizim çekirgeciğe o kadar çok seslenmişler yine de hiç dönüp bakmamış geride kalanlara. Orda anlaşılmıştı. Bu minik çekirgenin kulakları duymuyormuş. Eğer duysaymış, oda diğerleri gibi. Bir kenara çekilir onlar gibi olumsuzca konuşur o çukurda hala olurmuş. Bu sefer bu çekirge in arkasından konuşmaya başlamışlar. Bakın gördünüz mü kendini kurtardı hiç arkasına bakmadan gitti. Şimdi bizi kim kurtaracak diye hayıflanmaya başlamışlar. Ne yapalım nasıl çıkalım derken birde ne görsünler. Bizim minik çekirge onlara yardım getirmeyi başarmış ve hepsi tek tek oradan çıkmışlar. Çekirgeye teşekkür etmek istemişler ve çekirge onlara bir şekilde kaybolduğunu anlatmayı başarmış. Bu ormanın diğer ucuna kadar onu ailesinin ve arkadaşlarının yanına kadar eşlik etmişler. Böylelikle hepsi iyi arkadaş olmuş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/celik-tencere-ve-toprak-tencere-masali/", "text": "Bir zamanlar büyük bir ülkenin, şatosunda yaşayan iki tencere vardı. Bu tencerelerden birisi çelik diğeri ise topraktan yapılmıştı. Her gün bu tencerelerde çeşit çeşit yemekler yapılırdı. Akşam olunca tencereler yıkanıp, kurulanır, yerine konulurdu. Bu her gün böyle devam edip giderdi. Bu tencereler çok iyi iki arkadaştı. Aralarında bazen konuşurlardı. Çelik tencerenin hayalinde hep dünyayı dolaşmak vardı. Toprak tencereye birlikte dünyayı dolaşmayı teklif etti. Ancak toprak tencere burada kalmasının daha mantıklı ve güvenli olduğunu söyledi. - Maalesef arkadaşım ben uzun yolculuğa çıkamam. Ne kadar kırılgan olduğumu biliyorsun. En ufacık darbede paramparça olurum. Demiş. - Düşündüğün şeye bak. Bunun senin gezmeni engellemesine izin vermemelisin. Hem ben senin yanındayım. Sana zarar gelmesine asla izin vermem. Ben sana çok iyi bakacağım. Eğer zor bir şeyle karşılaşırsan araya girip engel olurum merak etme diyerek ısrar etmiş. Çelik tencerenin ısrarlarına daha fazla dayanamayan toprak tencere sonunda kabul etmiş. Ancak içi hiç rahat değilmiş. Yine o gün de son kez yemekler pişirilmiş, bulaşıklar yıkanmış tencereler yerine konulmuş. Çelik tencere ve toprak tencerenin mutfakta geçirdikleri son günleriymiş. Ertesi gün sabah erkenden çelik tencere ve toprak tencere yola koyulmuşlar. İki tencere bir o yana bir bu yana sarsıla sarsıla birbirlerine çarpa çarpa ilerlemeye çalışmışlar. - Hey arkadaşım ne olursun biraz dinlenelim. Çünkü ben de derman kalmadı. Ben bu yolculuk için hiç uygun değilim. İstersen sen yoluna devam et ben geri dönmek istiyorum demiş. - Saçmalama sakın biz bu yola birlikte çıktık. Geri dönüp beni yalnız başıma mı bırakmayı düşünüyorsun yoksa demiş. Toprak tencere ne kadar gitmek istemese de arkadaşına kıyamamış ve yolculuğa devam etmişler. Yine bir o yana, bir bu yana, sallana sallana, sağa sola çarpa çarpa giderken toprak tencere daha fazla dayanamamış. Önce çatlamış. Bir diğer sarsıntıda da binlerce parçaya bölünmüş. Maalesef arkadaşının ısrarı toprak tencerenin sonunu getirmiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cemalim/", "text": "Cemalim türküsü aslında bir ağıttır. Cemal Ürgüp' lü bir ailenin oğludur. Yiğitler, yapılı mert delikanlı yaşadığı zamanın sevilen sayılan gençlerindendir. Cemal iyi ve varlıklı bir ailenin tek oğlu olarak bilinir. Ürgüp te sayılan sevilen bir ailenin sayılan sevilen oğludur Cemal. Kader mi nazar mı denir hasetlik mi kıskançlık mı bilinmez ama gencecik yaşta da yitirilmiş acı bir kayıptır aynı zamanda Cemal. Üstelik ailesinin yani sıra arkasında gözü yaşlı bir eş küçücük bir çocuk bırakarak ayrılmıştır bu dünyadan. İşte o arkasında bıraktığı esin ağıtıdır şimdi Cemalim diye söylenen bu Türkü. Cemal Şerife nin Cemalim dediği Cemaldir. 1900' lü yılların başında doğmuş olan Şerife de Cemal gibi Ürgüp' lüdür. Cemal ile Şerife aynı yörenin gençleridir. Daha çocukluktan ilk gençlik çağına adam attığı sıralarda sevmiştir Cemali Şerife. Kara yağız bir delikanlı olan Cemal sevilmez mi oda sevmiş Şerife' yi. Henüz Şerife on dört on beş yaşlarına yeni basmışken evlenmişler. Çokta mutlu olmuşlar. Her şey çok güzel giderken Şerife iki kişi iken artık üç kişi olanaklarının müjdesini vermiştir Cemal' e. Şerife hamilelik ve Cemal ile bir çocukları olacaktır. Böyle birbirini kovalayan bir kaç güzel yılın ardından her şey tersine dönmüştür. Mutlu bir evlilikleri bir evlilikleri olan Cemal ile Şerife' nin Mustafa adında güzel bir oğlan çocukları olur. Hayatlarına neşe canlarına can olur Mustafa ve birlikte çok daha mutlu olurlar. Ancak Cemal' in aniden şaibeli bir şekilde ölümü yıkar Şerife' yi. Cemal hain bir saldırı bir pusu sonucu öldürüldüğü rivayet oluşur. Çok güzel giden evlilikleri böylece ayrılıkla sonuçlanır. Cemal ve Şerife' nin birliktelikleri edinilen bilgilere göre üç yıl kadar sürmüştür. Bu Cemalim Türküsü ise Şerife' nin ölmüş eşine olan özlemini hasretini dile getiren şiiridir. Simdi dillerde Türkü olan Cemalim sözleri Şerife' ye ait olan bir şiirdir. Şerife Cemal' i hiç unutmadı. Acı bir kaza sonucu ondan kalan tek yadigarı olan Mustafa sini da erkenden yitirdi. Bu gencecik gözü yaşlı eş, bu erkenden terk edilmiş anne oğluna ve cemalini olan hasretini dizilere döktü. Şerife sonra tekrar evlendi. Üstelik evlendiği kişi de Cemal in yeğeni idi. Şerife nin Cemal için unutulamaz olmasına her zaman saygı duyan kocası bu aşkın en yakın şahidi olmuştur. Sonra Şerife' nin bir oğlu daha olmuştur. Şerife son nefesine kadar Cemali Al kanlar içinde gördüğünü unutmalısın ve dizelerini de öyle bitirmiştir. Cemalin karısı Şerife, neredeyse 90 yıldan daha fazla bir süre yaşamıştır. Bilinen olum tarihi 30 Kasım 1993 günüdür. Bu şiiri günümüze ulaştıran ise Şerife nin ikinci eşinden olma oğludur. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cesaretli-tavsancik-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir ormanda Cesaretli Tavşancık adında sevimli bir tavşan yaşarmış. Tavşancık, diğer tavşanlardan farklıydı. O cesur ve maceraperest bir ruha sahipti. Diğer tavşanlar ormanda sadece güvenli alanlarda dolaşırken, Cesaretli Tavşancık yeni keşifler yapmayı ve sınırlarını zorlamayı seviyordu. Bir gün, ormanda dolaşırken, yüksek bir tepeye ulaştı. Ormanda daha önce hiç gitmediği bir yerdi. Tavşancık, merakla tepenin ötesini görmek istedi. Cesur bir şekilde tepenin üstüne çıktı ve etrafına baktı. Karşıda muhteşem bir vadiden ve ormanın derinliklerinden gelen gizemli seslerden oluşan bir melodi duydu. Tavşancık, merakıyla melodiye doğru ilerledi. Melodinin geldiği yere vardığında, renkli bir çiçek tarlasıyla karşılaştı. Çiçeklerin arasında neşeli arılar, uçuşan kelebekler ve cıvıldayan kuşlar vardı. Tavşancık, bu güzel manzarayı seyretmekten büyük bir mutluluk duydu. Ancak, o sırada bir tehlike fark etti. Çiçek tarlasının kenarında yaklaşan bir kurt gördü. Kurt, hızla tavşanın yanına yaklaşıyordu. Tavşancık, hemen harekete geçti. Kendini korumak için hızla koştu ve zikzaklar çizerek kurtun dikkatini dağıttı. Kurt, tavşanı kovalamak için o kadar odaklanmıştı ki, çiçek tarlasının içinde kayboldu ve tavşanı bulamadı. Cesaretli Tavşancık, kurtun tehlikesinden kaçtıktan sonra güvende olduğunu hissetti. Ama içinde bir endişe vardı. Çiçek tarlasının güzelliğini ve keşfettiği güzel melodiyi paylaşmak istedi. Diğer tavşanların da bu güzellikleri görmesini istedi. Tavşancık, cesurca hareket ederek ormana geri döndü ve diğer tavşanlara keşfettiği yerleri anlatmaya başladı. Onlara güzellikleri ve maceraları paylaştıkça, diğer tavşanlar da cesaretlendi ve yeni yerler keşfetmek için onunla birlikte yola çıkmaya karar verdiler. Böylece, Cesaretli Tavşancık'ın cesareti ve keşif ruhu diğer tavşanların da içinde uyandırdı. Artık ormanda birlikte yeni yerler keşfettiler, güzellikleri paylaştılar ve birbirlerine destek oldular. Cesaretli Tavşancık, cesaretinin ve macera ruhunun peşinden gitmekten asla vazgeçmedi. Onun cesareti, diğer tavşanları da etkileyerek birlikte daha güçlü olduklarını keşfetmelerini sağladı. Cesaretin ve keşiflerin her zaman yeni kapılar açabileceği bir dünyada, hayallerimizin peşinden gitmekten korkmamalıyız. Yeri ve zamanı geldiğinde ön plana çıkmak, zamansız olarak cesaret göstermemek ne kadar önemli olduğunu burada tavşancık bizlere aslında göstermiş oldu. Böylece cesaretin ne kadar kıymetli bir şey olduğunu da aslında daha iyi anlamış oluyoruz. Böylece zor durumda kaldığımızda zorlukların üstesinden gelebilmek için yeri geldiğinde cesur davranmanın kıymetini bize aslında cesur tavşancık öğretmiş oluyor."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cesur-ali-ve-tek-boynuzlu-at-masali/", "text": "Bir zamanlar, sık ormanlarla çevrili küçük bir köy varmış. Köylüler barış ve uyum içinde yaşıyorlarmış ama ormanda dolaşan vahşi hayvanlardan sürekli korkuyorlarmış. O yüzden ormana gidemiyor ve evlerini ısıtmak için odun,karınlarını doyurmak için bitki toplayamıyorlarmış.Bir gün Ali adında genç bir çocuk korku içinde yaşamaktan bıktığına karar vermiş. Köyün içinde sürekli tarla işlerinden çok bunalmışArkadaşları ile farklı yerler gezmek başka köyleri görmek istiyormuş ama diğer köylere giden yollar yine ormanın içerisinden geçiyormuş. Çok zaman şenlikleri bile bu yüzden kaçırırlarmış köydeki çocuklar. Ormana girmeye ve köyünü tehlikeli yaratıklardan korumanın bir yolunu bulmaya ve ormanı keşfetme isteğine karşı koyamamış. Ali, arkadaşlarının da bu durumdan çok sıkıldığını görmüş ve bir sabah erkenden yola çıkmış. Elinde sadece cesareti ve küçük bir bıçağı varmış Ali'nin. Yoğun ormanda hayaller kurarak saatlerce yürümüş ,yol boyunca birçok zorluk ve engelle karşılaşmış.Hiç görmediği hayvanları ve bitkileri görmüş yeni yeni keşfettiği ormana hayranlık duymaya başlamış. Birden çok yol ve tepe kocaman kocaman ağaçlar varmış ormanda. Ne kadar ürkütücü ve karanlık olsada cıvıl cıvıl kuş sesi ve rengarenk çiçekler onu rahatlatmış daha da motive olmuş genç çocuk..Sonunda bir açıklığa rastlamış ve çayırda otlayan güzel bir tek boynuzlu at görmüş. O kadar görkemli ve güzelmiş ki Ali gördüğü manzarada adeta büyülenmiş. Bunun sadece masallarda olacağına inanıyormuş ama gözlerinin gördüklerine de inanmak zorundaymış. Ali tek boynuzlu ata temkinli temkinli yaklaşmış aynı zamanda korkuyormuş ama tek boynuzlu atın kaçmaması onu şaşırtmış. Bunun yerine, ona yaklaştı ve burnunu onun eline dayayıp Ali'den sevgi beklemiş. Ali hala olayın şokuyla tek boynuzlu atın zararsız olduğunu anlamış ve o da tek boynuzlu ata istediği sevgiyi ve güveni vermiş.Boynuzlu at Ali'ye çok ısınmış ve sürekli onunla oyunlar oynamak istemiş. Ali ve tek boynuzlu at hızla arkadaş olmuşlar ve tek boynuzlu at, Ali ile ormanın sırlarını paylaşmış. Ali bu bilgiyle köyünü koruyabilmiş ve onları zarar görmekten korumuş.Köye bir kahraman olarak dönmüş ve köylüler onun cesaretini ve tek boynuzlu atla kurduğu dostluğu kutlamışlar. O günden sonra Ali, köyün ve ormanın koruyucusu olarak tanınmış ve köylüler artık vahşi hayvanlardan korkmadan evlerine odun ve yiyecek götürebilmiş.Hepsi de Ali'nin cesaretine ve tek boynuzlu atın büyüsüne sonsuza dek minnettar olarak, barış ve mutluluk içinde yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cesur-aslanin-uzun-hikayesi/", "text": "Uzak bir ormanda, yeşillikler içinde bir vadi bulunurmuş. Bu vadide, cesur ve güçlü bir aslan yaşarmış. Adı, Kral Aslan'dı. Kral Aslan, ormanın hakimi olarak tanınır ve diğer hayvanlar ona saygı duyardı. Bir gün, vadinin biraz ilerisinde, küçük bir köyde yaşayan insanlar hakkında duydu. İnsanların ne olduğunu merak eden Kral Aslan, onları görmek için köye doğru yürümeye başladı. Köye vardığında, insanların günlük yaşamlarını izledi ve onların evlerine nasıl bakım yaptığını gördü. Kral Aslan, insanların evlerini güzelleştiren eşyaları ve dekorasyonları çok beğendi. Renkli kumaşlar, ahşap oymalar ve güzel resimlerle dolu evler, ona ilham verdi. Kral Aslan, ormana döndüğünde aklında bir fikir belirdi. Kararını veren Kral Aslan, ormanda bulunan diğer hayvanları toplamaya başladı. Onlara, köyde gördüğü güzellikleri anlattı ve birlikte ormanlarını daha güzel hale getirebileceklerini söyledi. Hayvanlar heyecanlandı ve cesur liderleri Kral Aslan'ın yönlendirmelerine uydu. Kral Aslan, her hayvana bir görev verdi. Kuşlar, ağaçlara renkli yuvalar yapmak için renkli yapraklar topladı. Tavşanlar, toprak altına çiçekler dikti ve kelebekler onlara eşlik etti. Sincaplar, ağaçlara tüylerinden süsler astı ve böcekler, çiçeklerin üzerine renkli desenler çizdi. Her hayvan, kendine özgü yetenekleriyle ormana bir güzellik katıyordu. Bir süre sonra, orman renkli bir cennete dönüştü. Ağaçlar, çiçekler ve süslerle doluydu. Ormanda dolaşan diğer hayvanlar, gördükleri güzellik karşısında büyülendi. Kral Aslan ve arkadaşları, ormanlarını sevgi ve emekle süsleyerek herkesin mutluluğunu ve hayranlığını kazandı. Bir gün, köydeki insanlar ormanı ziyaret etti. Onlar da ormanın güzelliklerine hayran kaldılar. İnsanlar, Kral Aslan ve arkadaşlarının yaptıkları işi takdir ettiler ve onlara minnettarlıklarını ifade ettiler. İnsanlar ve hayvanlar arasında bir dostluk ve anlayış köprüsü kuruldu. Cesur Aslan, ormanı güzelleştirmekle kalmamış, aynı zamanda insanlarla da bir köprü kurarak onları anlamıştı. Artık insanlarla beraber yaşama fikri ona daha da yakın gelmeye başlamıştı. Ve böylece, Kral Aslan'ın liderliğindeki hayvanlar, ormanlarını güzelleştirirken insanlarla da dostluk içinde yaşamaya devam etti. Cesur Aslan'ın uzun hikayesi, sevgi, emek ve dostlukla dolu bir masal olarak anlatıldı ve herkesin kalbinde yer etti. Üzerinden uzun yıllar geçmesine rağmen buradaki hayvanlarla insanlar arasındaki kurulmuş olan bu köprü hiçbir zaman zedelenmedi. İnsanlar hayvanların aslında hayatlarında çok değerli bir yere sahip olduğun daha iyi anlamış oldular. Tabi hayvanlarda insanlara olan saygısını asla kaybetmediler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cesur-pati-masali/", "text": "Masal Ülkesi'nin sevimli bir köyünde, minik patileri ve büyük bir yüreği olan bir kedi yaşarmış. Bu kedi, diğer kedilere göre biraz farklıymış. Onun adı Cesur'muş. Cesur, etrafındaki tüm kedilere ve diğer hayvanlara yardım etmeyi çok severmiş. Arkadaşları, onun cesaretini ve yardımseverliğini her zaman örnek alırmış. Bir gün, Masal Ülkesi'nin ormanında başı belaya giren bir grup fare olduğunu duymuş. Cesur, hemen olay yerine koşmuşmuş. Fareler, büyük bir kurt tarafından kovalanıyormuş ve kaçacak yerleri yokmuş. Cesur, fareleri kurtarmak için hiç tereddüt etmeden kurdun önüne atılmış. Kurt, Cesur'a sert bakışlarla bakmış, ama kedinin gözlerindeki kararlılık ve cesaret onu durdurmuş. Cesur, kurtla konuşmuş ve ona dostça bir şekilde yaklaşmışmış. Kurt, ilk başta şaşırmışmış, ama Cesur'un samimi niyetlerini anlamış ve onunla arkadaş olmuşmuş. Cesur, kurtla birlikte diğer hayvanlara barış ve dostluk mesajı yaymış. Artık ormanda kimse kimseden korkmuyormuş. Cesur'un cesaret ve yardımseverliği halk arasında ün salmışmış. Bir gün, Masal Ülkesi Kralı, Cesur'u sarayına çağırmış. Kral, Cesur'a teşekkür ederek ona cesaret madalyası vermiş ve onu krallığın kahramanı ilan etmiş. Cesur, ödülünü alırken gözleri parlamışmış. Ancak o, her zaman yaptığı gibi, ödülü paylaşmak istemiş ve Madalyayı ormandaki tüm hayvanlara ithaf etmiş. Cesur Küçük Kedi, Masal Ülkesi'nin sevilen bir kahramanı olmuş ve onun cesareti ve yardımseverliği efsanelerde anlatılmışmış. Cesur, her zaman başkalarına yardım etmeye ve hayvanlar arasında barışı sağlamaya devam etmiş. Onun hikayesi, Masal Ülkesi'nin en unutulmaz masallarından biri olarak nesilden nesle aktarılmışmış. Böylece, Cesur Küçük Kedi'nin özverili ve sevgi dolu masalı sonsuza dek yaşamış. Cesur Küçük Kedi'nin özverili ve sevgi dolu masalı, Masal Ülkesi'nin dört bir yanında anlatılır olmuşmuş. Cesur, halkın gönlünde taht kurmuş ve herkes onun iyilik dolu kalbine hayranlıkla bakarmış. Kendisine ihtiyacı olan her canlıya yardım etmekten hiç vazgeçmemiş ve bunun için ne gerekiyorsa yapmış. Cesur, zamanla hayvanlar arasında bir lider haline gelmiş. Onun liderliğinde hayvanlar arasındaki iletişim ve dayanışma güçlenmiş, birbirlerine destek olmayı öğrenmişler. Birlikte çalışarak, Masal Ülkesi'ni daha yaşanabilir bir yer haline getirmişler. Masal Ülkesi, Cesur Küçük Kedi'nin cesareti ve sevgisi sayesinde değişip dönüşmüş. Cesur, yaşadığı bu masalsı serüvenden sonra bile, yüreği daima iyilik ve sevgiyle dolu olmuş. Onun masalı, insanların hayatlarına dokunmaya, kalplerini ısıtmaya devam etmiş. Cesur Küçük Kedi, Masal Ülkesi'nin unutulmaz kahramanlarından biri olmuşmuş ve masalı her kuşaktan çocuğa ilham vermeye devam etmiş. Bugün benim biricik sevgilim bu masal ile uyudu. Mışıl mışıl uyuyor 🙂 Belki olur da bu yorumumu görürsen aşkım, seni çok seviyorum. İyi ki hayatımdasın güzelliğim."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cesur-sincap-kardesler-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde bir ağaç kabuğunun içinde bir sincap ailesi yaşarmış. Bu ailede anne sincap, baba sincap ve iki küçük çocukları varmış. Bu küçük sincaplardan en büyüğünün adı Bisküvi, en küçüğünün adı ise Karamel'miş. Her ikisi de ormandaki hayvanlar tarafından çok sevilirmiş. Anne ve babalarına yardımcı olurlar, onları hiç üzmezlermiş. İnanılmaz fikirler üretirler, anne ve babalarını her zaman gururlandırırlarmış. Çok enerji dolu olduklarında kovalamaca oynamayı Saklambaç oynamayı ormanda farklı şeyler keşfetmeyi çok seven cesur çocuklarmış. - Yardım edin lütfen. Kimse yok mu? diye bağırıyormuş. Karamel ve Bisküvi sesin ya geldiği yöne gittiklerinde bağıran kişilerin arkadaşları porsuklar olduğunu görmüşler. Porsuklar kaçak avcıların hayvanları yakalamak için kazdıkları çukura düşmüşler. Sincaplar hiç düşünmeden arkadaşlarını kurtarmak isteseler de çukur oldukça derinmiş. Sonra bir anda bisküvinin aklına muhteşem bir fikir gelmiş. Kardeşi karamele çok iş düşüyormuş. Bisküvi önce uzun bir dal bulmuş. Dalın ucuna otlardan ip yapıp kardeşi Karameli belinden sıkıca bağlamış. Dalın diğer ucundan tutan bisküvi porsukların olduğu yere kardeşini indirmiş. Aşağıda Karamel arkadaşı porsuklara elini uzatmış. Bisküvi tüm gücünü kullanarak onları bir bir yukarıya çekmiş. Sonunda porsuk arkadaşlarını kurtaran sincap kardeşler, bir daha kimse düşmesin diye o çukuru toprakla kapatmış. Porsuk arkadaşları cesurca ha hayatlarını kurtaran Bisküvi ve Karamel'e çok teşekkür etmişler. Akşam olunca sincap kardeşler olup biteni anne ve babalarına anlatmış. Çocuklarının yaşadıklarını duyan anne ve babaları kulaklarına inanamamış. - Evet bu yaptığınız şey çok cesurca bir davranıştı. Sizi tebrik ediyorum çocuklar ancak bir dahaki sefere büyüklerinizden yardım almayı unutmayın. Çünkü çok daha tehlikeli bir durum olabilirdi demişler. Anne ve babalarının öğütlerini dinleyen iki kardeş kendileriyle gurur duymuşlar. Öyle yorulmuşlar ki yemeklerini yer yemez derin bir uykuya dalmışlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cicek-acan-duvar-masali/", "text": "Bir zamanlar, masal gibi çok ama çok güzel bir ülkede, renkli ve büyülü bir çiçek açan duvar vardı. Bu duvar, masalsı bahçeleri çevreliyor ve ülkenin en güzel ve nadir çiçeklerine ev sahipliği yapıyordu. Duvarın her bir tuğlası, farklı bir çiçeği simgeliyordu. Masalsı ülkenin insanları, çiçek açan duvara büyük bir saygı ve hayranlıkla bakıyorlardı. Duvarın yanında zaman geçirmek, insanlara huzur ve mutluluk veriyordu. Duvarın etrafında yürüyüş yapmak, masalsı çiçeklerin kokusunu duymak ve renkli güzellikleri seyretmek büyülü bir deneyimdi. Bir gün, masalsı ülkenin hükümdarı olan Kraliçe, duvara olan sevgisini daha da artırmak istedi. Duvarın etrafında büyülü bir bahçe oluşturmak ve daha fazla çiçeği toplamak için emir verdi. Kraliçe, bahçeye nadir ve özel çiçekler ekletmek istiyordu. Masalsı bahçenin oluşması için birçok uzman ve bahçıvan çağrıldı. Onlar, çiçeklerin doğal yaşam alanlarına uygun şekilde dikimini yaparak duvarın etrafındaki bahçenin oluşmasına yardımcı oldular. Günler ve haftalar geçtikçe, masalsı bahçe, çiçek açan duvara daha da güzellik katıyordu. Bahçenin her bir köşesinde, rengarenk ve eşsiz çiçekler açıyordu. Masalsı ülkenin insanları, bu güzellikleri görünce şaşkınlık içindeydi. Bir gece, masalsı ülkeyi kaplayan büyülü bir ışıkla uyanıldı. Duvar ve bahçe, ışıkla parlamaya başlamıştı. Her bir çiçek, yıldızların ışıltısını andıran bir parıltı yayıyordu. Masalsı ülkenin halkı, çiçek açan duvarın büyülü bir güçle donatıldığını anlamıştı. Duvarın gücü, masalsı bahçeyi daha da büyülü ve eşsiz kılıyordu. Çiçeklerin kokusu, duvarın etrafını saran bir büyü olarak masalsı ülkenin her yerine yayılıyordu. Çiçek Açan Duvar, masalsı ülkenin en büyük hazine ve simgesi haline gelmişti. Her gün binlerce insan, duvarın yanında yürüyüş yapar, çiçeklerin güzelliklerine hayran kalırdı. Masalsı ülkenin insanları, duvarın büyülü gücüyle daha da sevgi dolu ve saygılı bir toplum haline gelmişti. Çiçek Açan Duvar'ın masalı, doğanın güzelliklerine olan sevgiyi ve saygıyı vurguluyordu. Masalsı ülkenin efsanevi hikayeleri arasında en parlak olanıydı. Çiçek Açan Duvar'ın gücü ve güzelliği, masal ülkesinin sonsuz hayal gücünü beslemeye devam edecekti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cicekler-ve-saka-kusu-masali/", "text": "Bir zamanlar bir ormanda dere kenarında yaşayan rengarenk çiçekler varmış. Hava o kadar sıcakmış ki çiçekler susuzluktan kavrulmuşlar. Az ileride gürül gürül akan dere varmış ama ayakları yokmuş ki nasıl gitsinler. Yağmurun yağmasını dört gözle bekliyorlarmış. Oradan geçen bir ağustos böceğinden yardım istemişler. Çiçekler ağustos böceğine Ne olur ağustos böceği kardeş şu dereden ne olur bize biraz su getirir misin sıcaktan ölmek üzereyiz. demişler. Ağustos böceği maalesef size yardım edemem ben oraya kadar gidip kendimi yoramam demiş. Daha sonra oraya bir kelebek gelmiş kelebekten de yardım istemiş çiçekler oda kusura bakmayın ama ben o dereye gidip size su getiremem kanatlarım ıslanırsa bir daha uçamam diye çiçeklerin isteğini reddetmiş. Çiçekler artık tam umudu kesmiş ölmeyi beklerken bir anda bir saka kuşu gelmiş yanlarına çiçekler şaka kuşuna ne olur bize yardım et eğer bir yudum su içmezsek ölürüz biraz şu dereden su getirir misin bize demişler. Saka kuşu teklifi kabul etmiş. Dereden suyu küçücük gagasıyla defalarca çiçekler için taşımış. Çiçeklere adeta can suyu olmuş. Ölmekten son anda kurtulmuşlar. Saka kuşu ise yorgunluktan çiçeklerin dalları arasına bayılmış. Sonra bir anda yağmur yağmaya başlamış. Çiçekler bir yandan sevinirken bir yandan da şaka kuşunun ıslanmaması için yapraklarıyla tüylerini örtmüşler. Masal bu ya çiçeklerin renkleri yağmur suyuyla saka kuşunun üzerine akmış. Yağmur durunca saka kuşu uyanmış. Bizim çiçekler saka kuşunu görünce gözlerine inanamamışlar. Öyle güzel rengarenk tüyleri olan bir kuşa dönüşmüş ki hepsi hayran kalmışlar. Saka kuşuna hemen derenin kenarına gidip kendine bakmasını söylemişler. Saka kuşu rengarenk tüylerini görünce çok mutlu olmuş. Saka kuşu yaptığı küçücük bir iyiliğe karşılık Allah tarafından kendisine hediye olarak bu güzel tüylerin verildiğini anlamış. Bundan sonra da her zaman yardıma muhtaç olanlara yardım etmeye karar vermiş. Çiçekler kendisine çok teşekkür etmişler. O olmasaydı az daha öleceklerini söylemişler. Saka kuşu çiçeklere veda edip neşe içinde yuvasına doğru yol almış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ciceklerin-ardinda-masali/", "text": "Cennete benzerliğiyle nam salmış olan Osaka'da bir bahar sabahıydı. Güneşin pırıltıları sakura dallarının arasından tüm güzelliyle halkı selamlıyordu. Çiçeği burnunda imparatoriçe Sakuramachi'nin tahta çıkmasına üç günden az bir zaman vardı ki bu heybetli tören hazırlıklarıyla ülkeyi tatlı bir telaş sarmıştı. Kumaşların en güzeli, mahsullerin en tazesi, süslerin en renklisi ve daha nicesi el birliğiyle saraya taşınıyordu. Ne var ki, bu güzel kargaşanın ardında imparatoriçe halinden pek de memnun değildi. Bunun sebebi; kuzeninin kıskançlıktan dolayı güzel Sakuramachi'ye yaptığı büyü idi. Kendisi güzel mi güzel olmasına karşın saçları hiçbir zaman var olmamıştı ve bu durum onu insanlardan uzaklaştırmış, dünyaya ve aynalara küsmesine sebep olmuştu. Büyü şiddetli kin ve nefretin etkisiyle epey güçlü yapılmıştı ve çözülmesi için dünyada en değerli şeye sahip olmak gerekiyordu. Şehir merkezine epey uzak bir muhitte yaşayan Haruki bir silah ustasıydı. İmparatoriçenin ilanından önceki dönemde Japonya yakınlarında gerçekleşen bir savaşta felç olmuş, yürüme yetisini kaybetmişti. Tüm enerjisini tutkunu olduğu zanaat olan silah yapımına adamıştı. Öyleydi ki dili baldan tatlı, bakışları kalbi ısıtan, fikri kötü düşüncelerden ırak ve sözü özü bir insandı. Yaptığı işle tezat bir hayat süren, kısa sürede herkesten farklı olduğu sezilen bir kişiydi. Bir gün hassas bir işe odaklandığı esnada bahçesine giren atların heybetli sesiyle irkildi. Evinde tek başınaydı. Askerlerin kapıyı güçlü vuruşlarından tedirgin olan Haruki zorlukla kapıya ulaşabildi. Kendisine verilen mektubu hayretler içinde okudu ve gözelerine inanamadı. İmparatoriçe kendisinden zümrüt ve yakutlarla bezenmiş çok özel bir hançer yapmasını istemişti. Gizliden gizliye artık hayatına son vermek istiyordu. Hemen işe koyulan silah ustası bu emre bir anlam vermeye çalıştı fakat bir türlü sebebini anlayamadı. Hançerin bitmesine yakın Haruki'nin kapısı yeniden çalınmış, karşısında güzel kimonosuyla ve başında göz kamaştıran şapkasıyla bir kadın beliriverdi. Gördükleri karşısında hayran kalan silah ustası, kadının güzel konuşmasıyla daha da mest oldu. Bu kişi kimliğini saklayarak gelen Sakuramachi'nin ta kendisiydi. Tüm günü hançerinin işlenişini izleyerek geçiren Sakuramachi, hem yakında bu hüzünden kurtulacağı için mutlu oluyor hem de Haruki ile geçen zamanlarından keyif almaya başladığını hissediyordu. Haruki için de durum farklı değildi. Günler günleri kovalarken onlar da güzel duyguların esiri oldular. İmparatoriçe bir gün durumunu silah ustasıyla konuşmaya karar verdi ve bu görünüşüyle sevilebileceğinden emin olmak istedi. Bunları öğrenmesine karşın Sakuramachi'ye büyük bir şefkatle yaklaşan Haruki, yalnızca onunla kurduğu güzel bir hayatı hayal ediyordu. Birbirlerini oldukları gibi seven bu iki insan, gün doğumunda el ele ve kalp kalbe bakışarak birbirlerine sevgiyle bağlandılar. Şafak vakti bittiği ve gün yüzünü gösterdiği esnada büyünün lanet kalktı ve imparatoriçe Haruki'ye en güzel haliyle göründü. Ardından tüm gerçekleri öğrenen silah ustası ve Sakuramachi, herkesten uzakta tertemiz bir sayfa açtılar ve kendisi de imparatoriçenin sevgisiyle zamanla iyileşti. Sonsuza kadar mutlu ve sevgiyle yaşadılar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ciftci-ve-ogullari-masali/", "text": "Bir zamanlar çok eski ülkelerin birinde yaşayan bir çiftçi varmış. Bu çiftçinin iki oğlu varmış. Çiftçi artık ihtiyarlamaya başlamış. Tarla işleri kendisine zor geliyormuş. Çocuklarını yetiştirmek için tarla işlerini öğretmek istemiş. Ancak çiftçinin oğulları her zaman birbirleriyle kavga eder ve birbirlerini kıskanırmış. Ne zaman babaları bir diğeri için bir şey getirse diğeri huysuzluk çıkarıyor ve bir türlü kardeşine rahat vermiyormuş. Hal böyle iken çiftçi bu işi öğrenemeyeceklerini anlamış. Bu böyle sürüp gidemezmiş. Çiftçi bir çare aramış. Çiftçi iki oğlunun kavgasına son vermek için bir yarışma düzenlemeye karar vermiş. Tarlanın ortasına şiddetli rüzgarın da etkisiyle bir ağaç devrilmiş. Çiftçi ne kadar uğraşsa da bu ağacı kaldıramamış. Bu ağacı hangi oğlu kaldırmayı başarırsa bir kese altını ödül olarak vereceğini söylemiş. Büyük oğul çırpınmış, didinmiş, ağaç kütüğünü kaldırmak için çok uğraşmış. Ancak yerinden bile kıpırdatamamış. Babasının yanına gelip utanarak ne kadar uğraşsa da kütüğü kaldıramadığını söylemiş. Abisinin kütüğü kaldıramadığını duyan küçük oğul çok sevinmiş. Kendisinin kütüğü kaldıracağına eminmiş. Ertesi sabah erkenden yanına zincir, ip ve daha bir sürü alet edevat almış. Zincirlerle halatlarla iyice bağlamış. Bir o yana çekmiş, bir bu yana çekmiş derken sonunda o da abisi gibi pes etmiş. O da koca kütüğü yerinden bile oynatamamış. İki oğul babalarının yanına gelip ne yaptılarsa kütüğü yerinden oynatamadıklarını söylemişler. Babaları önceden böyle olacağını biliyormuş. Çocuklarına ikisinin birlik olmalarını ve tekrar denemelerini söylemiş. Babaları Birlik olmak güçlü olmaktır demiş. Sabah tarlaya giden çocuklar el ele verip kütüğü yerinden oynatmışlar. Tarlanın kenarına kadar sürmüşler. Babaları haklıymış. Gerçekten de birlik olmak güçlü olmakmış. Görevi yerine getiren çocuklar çok mutlu olmuşlar. Hemen babalarının yanına gidip bir kese altın ödülünü almışlar. Babaları altını ikisine paylaştırmış. Çocuklar babalarına bundan sonra asla kavga etmeyeceklerine, her işlerini birlikte halledeceklerine söz vermişler. Birbirlerinden ve babalarından özür dilemişler. Babalarından öğrendikleri işin püf noktaları sayesinde ikisi de uzman birer çiftçi olmuşlar. Babaları ve oğulları bundan sonra hep birlikte mutlu mesut yaşamış. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cilekleri-cok-seven-ayse-ve-kamyon-macerasi-masali/", "text": "Uzak ülkelerin birindeki bir köyde çilekleri çok seven küçük bir kız çocuğu varmış, bu kızın ismi de Ayşe' imiş. Ayşe'nin yaşadığı minik köyde hiç çilek yetişmezmiş. Bu köye her yıl çilek mevsimi geldiğinde çilekleri getiren bir kamyoncu amca varmış. Annesi ona her seferinde o çileklerden alırmış. Ama Ayşe bu çilekleri o kadar çok severmiş ki keşke biraz daha olsa da daha çok yesem diye içinden geçirirmiş. Fakat bu çilekler yılda sadece bir defa yetiştiği için yılda bir kez köylerine gelirmiş. Ayşe çilekleri o kadar çok severmiş ki, bir gün şöyle bir karar vermiş. Bir dahaki çilek kamyonu geldiğinde kendisi içine girip bir suru yiyecekmiş. Günler günleri kovalamış ve o beklediği gün gelmiş. Sabah olunca erkenden uyanmış ve gelen kamyon arabasının yolunu gözlemeye başlamış. Öğlene doğru beklediği çilek kamyon gelmiş, Ayşe o kamyonun bir ucundan kasaya girmiş ve yemeye başlamış. Ayşe'nin annesi de kamyondan çilek almak için evden çıkmış, bütün köy çileklerini alırken Ayşe'de yemeye devam ediyormuş. Kamyoncu amca satışlarını yaptıktan sonra o köyden uzaklaşmaya başlamış ve başka köye doğru yola çıkmış. Ayşe'nin bir süre sonra karnı ağrımaya başlamış ve kamyondan çıkmaya karar vermiş. Ayşe şaşkınlık içerisinde çevresine bakınmaya başlamış. Birde ne görsün. Ayşe köyünde bile değilmiş. Yol da hareket eden bir kamyonun içerisinde olan Ayşe hem korkudan hem de karnı ağrıdığı için ağlamaya başlamış. Fakat kamyoncu amca onun sesini yolda olduğu için duyamıyormuş. Ayşe kimsenin ona yardım etmediğini görünce daha da korkmuş. Kamyoncu amca biraz daha ilerledikten sonra başka bir köyde çileklerin satmak için durmuş. O sırada gelen ağlama sesini duyan kamyoncu amca bu kızın nereden geldiğini anlayamamış. Çileklerden almaya gelen insanlarda ne olduğunu sormuş ve bu durumu gören köy halkından bir teyze hemen Ayşe'yi tanıyı vermiş. Ayşe'yi yanına çağırmış ve ona sarılmış. Bu teyze Ayşe'nin halası imiş, Ayşe'de halasını tanımış ve hemen oda ona sımsıkı sarılmış ve ağlamış. Ayşe'nin durumu anlatması ile durum anlaşılmış. Kamyoncu amca ise Ayşe'yi ve halasını alarak Ayşe'nin köyüne doğru yola çıkmışlar. O sırada Ayşe' nin annesi ise Ayşe' nin kaybolduğunu düşünerek her yerde Ayşe'yi arıyormuş. Ama kimse Ayşe'nin nerde olduğunu bilmiyormuş. Ayşe ve halası beraber köylerine doğru ilerlerken yaptığının yanlış olduğunu Ayşe'ye anlatmışlar. Ayşe'de pişman olduğunu bir daha asla böyle bir şey yapmayacağını söylemiş. Hava kararmaya başlamış ve Ayşe'nin ailesi çok korkuyormuş. O sırada Ayşe ve halası köye varmışlar. Ayşe annesine ve babasına uzun uzun sarılmış. Çilek getiren kamyoncu amcaya teşekkür edip uğurlamışlar ve Ayşe halası ile birlikte evlerine girmişler. Ayşe bir daha anne ve babasından habersiz hiçbir yere gitmemiş. Annesinin sözünden de çıkmamış. Her sene çilek getiren amca Ayşe'ye hep biraz daha fazla çilek yemesine izin vermiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cilekli-agac-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok güzel bir çilekli orman varmış. Bütün çocuklar bu sokağa gelir, istedikleri kadar çilek yerlermiş. Günlerden bir gün Ali isimli bir çocuk, annesi ile yolda geziyormuş. Yolda gezerken bir sürü çocuk ile karşılamış. Çocuklar birbirleri ile sevinç içinde gülerek oyunlar oynuyorlarmış. Ali ise bu durumu görünce çok şaşırmış. Çünkü onun yaşadığı mahallede kimse birbirleri ile oyunlar oynamazmış. Ali dikkatini bir türlü çocuklardan ayıramamış. Çocuklar hem birbirleri ile oyun oynuyor aynı zamanda da bir şeyler yiyorlarmış. Ali annesinden izin alıp çocukların yanına gitmiş. Çocuklara nasılsınız çocuklar demiş. Çocuklar ise hiç oralı olmamışlar, o kadar güzel oyun oynuyorlarmış Ali'nin sesini bile duymamışlar. Ali, çocukların eline baktığı zaman çilekli şeker yediklerini görmüş. Şeker o kadar güzelmiş ki, Ali ne kadar da güzel şeker yiyorlar diye düşünmüş. Şekerden etrafa buram buram çilek kokusu yayılırken Ali çocuklara, ellerindeki şekerlerin nereden geldiğini sormuş. Çocuklar az ötedeki ormandan geldiğini söylemişler. Ali bu durumu çok merak etmiş. Nasıl olur da bir ormanda şeker yetişir diye düşünmüş. Merak ettiği ormana kendi kendine gitmiş. Az gitmiş, uz gitmiş dere tepe düz gitmiş ve karşısına kocaman bir akarsu çıkmış. Ormanda akarsuyun ne işi var diye düşünürken akarsudan çok güzel bir koku geldiğini görmüş. Kokunun peşine gitmiş ve akarsuyun hemen yanında bir ağaç varmış. Ağaçtan bir ses yükselmiş. Gelen seste, sen de şeker yemek ister misin demiş. Ali çok heyecanlanmış ve hemen evet diye yanıt vermiş. Ali ağaca nasıl çilekli şeker verdiğini sormak istemiş. Ağaç, yıllarca birçok çocuğa çilekli şeker verdiğini ve bundan çok mutlu olduğunu söylemiş. Ali, daha önceden hiç şeker veren bir ağaç görmediğini ifade etmiş. Bunu duyan çilekli ağaç çok duygusallaşmış. Ali, bir anda endişe etmeye başlamış. Ne oldu ağaç kardeş seni üzdüm galiba demiş. Bunu duyan ağaç, hayır üzmedin, fakat sen bana anılarımı hatırlattın demiş. Ali, meraklı bir şekilde nasıl bir anısının olduğunu sormuş. Çilekli ağaç, yıllar önce ormanlardan gelen adamların kendisini kesmeye çalıştığını söylemiş. Ali, bu durum karşısında çok şaşırmış. Neden seni kesmeye çalışıyorlar, anlamış değilim demiş. Çilekli ağaç ağlamış ve kendisinin şekerleri nedeniyle birçok çocuğun dışının çürüdüğünü söylemiş. Bunu duyan Ali, çok üzülmüş. Ama bu senin suçun değil demiş. Çilekli ağaç, bundan sonra bana söz verin demiş. Ali, neyin sözü ağaç kardeş diye yanıt vermiş. Çilekli ağaç, artık benim şekerlerimi yiyen bütün çocuklar dişlerini fırçalamalıdır, demiş. Ali, bunu kendisine bir görev bilmiş. Ağacın hemen yanına dişlerinizi fırçalayın çocuklar, diye bir yazı yazmış. O günden sonra bütün çocuklar hem çilekli şeker yemişler hem de dişlerini fırçalamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cinar-agaci-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir varmış bir de yokmuş. Güzel zamanlardan birinde ormanın içinde büyüyen yaşlı bir çınar ağacı varmış. Çınar ağacı yıllarca ormanın en kuytu köşesinde tek başına yaşarmış, yalnızlığına o kadar çok alışmış ki. Bir gün yaşlı Çınar ağacının hemen yanına minik bir küçük ağaç dikmişler. Yeni dikilen ağacı gören çınar ağacı yalnızlığa alışık olunca çok sinirlenmiş çok öfkelenmiş. Özgürlüğünün gideceğini rahatlığının bozulacağını seslerin olacağını düşünmüş. Aradan birkaç gün geçmiş ağaçlar başlamış konuşmaya kendi aralarında tabii ki çınar ağacı yalnızlığa alışkın olduğu için bu durumdan çok rahatsız olmuş. Minik ağaçlar o kadar güzel ses çıkartıyorlarmış ki ama Çınar ağacı bu seslerden rahatsız oluyormuş. Ne için bu kadar çok gürültü yapıyorsunuz, niye gülüyorsunuz, size komik gelen şey ne Çınar ağacı sinirlendikçe minik ağaçlar daha çok gülmeye ve sesleri çoğalmaya başlıyormuş. Minik ağaçlardan bir tanesi ama biz konuşmazsak sohbet etmezsek birbirimizle eğlenmezsek bugünler hiç geçmez ki çok sıkılırız eğlenemeyiz dertleşemeyiz demiş. Çınar ağacı buna daha çok sinirlenmiş minik ağacın söylediğini cevap verememiş ve gökyüzüne bakmış. Günler küçük ağaçların şen kahkahaları gülmeleri eğlenmeleri ile geçiyormuş. Çınar ağacının surat asmasıyla geçmiyormuş. Yine günlerden bir gün çok şiddetli kuvvetli bir rüzgar esmiş. Rüzgar o kadar çok kuvvetli esmiş ki bütün ağaçların meyveleri yerlere dökülmüş, düşen yaprakların etrafa uçuşmasıyla gökyüzünün kararması bir olmuş. Ormanda bulunan bütün ağaçlar kökleriyle ve tüm güçleriyle toprağa tutunmaya çalışmışlar. Tam o sırada çınar ağacının bütün dalları birbirinden ayrılmaya başlamış. Çınar ağacı onları bir arada tutamamış. Çok çabalamış ama en sonunda dallarından birisi düşmüş. Dalları tek tek kırılmaya başlayan çınar ağacı bağırmış yardım edin yardım edin dalım kırılıyor dallarım gidiyor. Canım çok yanıyor lütfen yardım edin. Bunu duyan minik ağaçlar Çınar ağacının yanında olmak istemişler. Ne yapacaklarını düşünmüşler. Tam da o sırada Çınar ağacına en çok yakın olan minik ağaç dallarının hepsini Çınar ağacına destek olması için toparlamış ve kırılmasın diye dalların altına girmiş. Bir an olsun acısı dinen Çınar ağacı kırılmak üzere olan dallarını tekrar sarmış sarmalamış. Minik ağaçlar çınar ağacının sözleri karşısında çok etkilenmişler. Yaşlı ağacın tekrar iyi bir ağaca dönüşmesine çok sevinmişler. O gün bugündür Çınar ağacı etrafına ne kadar çok yeni minik ağaç dikilirse dikilsin o kadar çok mutlu oluyormuş ki! ağaçların çoğalmasından. Artık onlarla beraber yaşıyor, sohbet ediyor, günlerinİ neşe içinde geçiriyormuş. Bundan sonra da ormanda yalnız kalmamak için elinden geleni yapıyormuş. Bu masalda burada biter iyi uykular çocuklar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Bende canım kızım Güllüme okudum ama uyumadı haylaz kızım."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cirkin-ordek-yavrusu-masali-2/", "text": "Bir varmış bir yokmuş köyün birinde kuluçkalarından yumurta çıkmasını heyecanla bekleyen bir anne ördek varmış. Günler geçerken kuluçkaların çatlama zamanı gelmiş ve tüm yumurtalar tek tek çatlayıp yavru ördekler dışarı çıkarken kuluçkadaki yumurtanın biri çatlamamış. Çok güzel yavrulara sahip olan anne ördek çatlamayan yumurtasından da güzel bir ördek yavrusunun çıkmasını beklemeye başlamış. Bir süre sonra kalan yumurta da çatlamış. Ancak yumurtadan çıkan yavru anne ördeğin beklediği gibi güzel değilmiş. Aksine diğerlerinden çirkinmiş. Anne güzel gördüğü yavrularını kucaklarken çirkin ördek yavrusunu tek başına bırakmış. Çirkin ördek yavrusu buna çok üzülmüş. Kardeşlerinin yanına gitmeye çalışmış ancak kardeşleri de onu sevmemiş ve çirkin olduğu için onunla dalga geçmişler. Annesinden sonra kardeşleri tarafından da dışlanan çirkin ördek yavrusu buna dayanamamış ve evden kaçmaya karar vermiş. Bir gün sabahın erken saatlerinde annesi ve kardeşleri uyurken evden kaçmış. Maksadı kendisine benzer birilerini bulmak ve çirkin olmadığını ispat etmekmiş. Gittiği yerlerde çok sayıda kuşla karşılaşan ördek hiç birinin kendisine benzemediğini fark etmiş ancak yılmamış. Kendi gibi birinin olacağına çok inanıyormuş. Günler sonra çirkin ördeğin yolu bir göle düşmüş. Bu gölde yaban ördekleri yüzüyormuş ve çirkin ördek yavrusu yaban ördeklerini izlemeye başlamış. Derken birden bir avcı çıkmış ve gölde bulunan yaban ördeklerini vurmuş. Bu olay çirkin yavruyu çok korkutmuş ve onlar gibi ölmek istemeyen yavru avcıdan saklanmış. Ancak avcının köpeği ördek yavrusunu fark etmiş ve onun çirkin olduğunu görünce ördekten çok korkarak kaçmış. Anne ve kardeşlerinden sonra köpekten de benzer tepkiyi gören çirkin ördek yavrusu yıkılmış ancak yine de pes etmemiş. Günlerce kendisi gibi olan birini bulmak için yürüyen yavru ördek çok yorulmuş. Bir ormana yolu düşünce burada dinlenmek istemiş ancak hava çok soğuk olduğundan üşümeye başlamış. Çirkin ördek yavrusu titrerken ormana odun için gelen çocuklar onu görmüşler ve ısınması için evlerine götürmüşler. Evlerinde önce onun ısınmasını sağlamışlar sonrada onu beslemişler. Ayrıca yavrudan hiç korkmamışlar. Onların kendinden korkmaması ve sevmesi çirkin ördek yavrusunu çok mutlu etmiş. Çocuklar ördeği çok sevmişler ancak evlerinde bulunan kedi hiç sevmemiş. Bu nedenle onun evden gitmesini istemiş ve çirkin ördeği kovmaları için plan yapmış. Oduncu çocuklar ve ailesi evde yokken şişede bulunan sütü yere dökmüş ve ailenin eve döndüklerinde sütü dökenin ördek yavrusu olduğunu sanmalarını sağlamış. Planı aynen de olmuş ve aile sütü çirkin ördek yavrusunun döktüğünü sanarak onu evden kovmuş. Çok üzülen ördek yavrusu tekrar yollara düşmüş. Umudu iyice tükenmeye başlayan çirkin ördek yavrusu bir göle ulaşmış ve buradaki kuşların kendisine benzeyip benzemediğini incelemeye başlamış. Kuşların arasında kuğu isimli kuş onun dikkatini çekmiş ve incelemeye başlamış. Kuğuyu izlerken çok susayan çirkin ördek yavrusu su içmek için göle yaklaşmış ve göldeki resmini görmüş. Kendini görünce izlediği kuğuya çok benzediğini fark etmiş. Kendini incelerken onu sevmeyen ailesine kuğu olduğu için benzemediğini anlamış. Kuğu olduğunu anlayınca göldeki diğer kuğuların yanına gitmiş ve kendi gibi olan kuğularla birlikte mutlu mesut yaşamış. Çirkin ördek yavrusu masalı da burada bitmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cirkin-ordek-yavrusu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş uzak diyarlardan birisinde büyük bir çiftlik varmış. Bu çiftlikte şirin bir de ördek ailesi varmış. Bu aileden anne ördek yumurtalarının üzerinde oturmuş yavrularının çıkacağı günü büyük bir heyecanla bekliyormuş. 7 tane yumurtası olan anne ördek güneşli bir sabahın ilk saatlerinde nihayet yavrularına kavuşmuş. Yumurtaları tek tek çatlamaya başlayan anne ördeğin yavrularını tüm güzellikleri ile yumurtalarından çıkmışlar. Ancak bir tanesi henüz çatlamaya bile başlamamış. Anne ördek bu duruma şaşırsa da bir süre daha bu büyük yumurtanın üzerinden oturmaya karar vermiş. Bir süre sonra nihayet en büyük yumurta da çatlamış. Dışarı çıkan ördek etrafa meraklı gözler ile bakıyormuş. Ancak bu ördeğin diğer ördeklerden farklı olması kardeşlerini ve annesini çok şaşırtmış. Diğer ördeklerden daha gri ve iri olan bu ördeğe diğer kardeşleri gülmeye başlamışlar. Daha sonra aralarından bir tanesi büyük ördek yavrusuna bir anda; Çok çirkin olduğunu söyledi. Anne ördek de; Sen nasıl bir ördeksin böyle diye söylendi. Tüm kardeşlerinin çirkin diye alay ettikleri büyük ördek bu duruma çok üzülmüştü. Bir süre sonra ise tüm yavrular büyüdüler. Ancak çirkin ördek yavrusu diğer kardeşlerinin neredeyse iki katı olmuştu. Bunun üzerine anne ördek; Neden bu kadar büyüdün sen benim annem gibi oldun dedi. Günler geçtikçe kardeşlerinin bile onunla oynamadığı çirkin ördek yavrusu daha da içine kapanmıştı. Her gün daha fazla üzüntü içine kapılan çirkin ördek yavrusu ile arkadaşları da sürekli dalga geçiyorlarmış. Anne ördeğin ise sürekli korumaya çalıştığı çirkin ördek yavrusu için anne ördek; Yavrum benim acaba neden bu kadar çirkinsin ki diye düşünüyormuş. Günler birbirini kovalarken her geçen gün çirkin ördek yavrusunu daha da yalnız hale getirmiş. Geceleri tek başına ağlayan büyük ördek kimse tarafından istenmediğini düşünüyormuş. Sürekli olarak kendi kendine aynı soruları soran çirkin ördek; Neden çirkinim? Niye farklıyım, sorularını düşünerek ağlıyormuş. Günler böyle devam ederken ördeklerin yaşadıkları gölün etrafında bir gün avcılar gelmiş. Ördekleri tek tek avlayan bu kişilere yavrularına yemek arayan anne ördek de yakalanmış. Tüm bu olanlardan habersiz olan çirkin ördek yavrusu da tüm gece annesinin dönmesini beklemiş ama ne gelen var ne giden. Bu durum üzerine annesini aramaya karar veren çirkin ördek ilk olarak yakınlardaki bir köpeğin yanına gitmiş. Ama köpek onunla konuşmak dahi istememiş. Köpek; - Git buradan senin gibi çirkin bir ördek ile konuştuğumu kimse görmesin. demiş. Daha sonra tavuğun yanına giden çirkin ördek aynı durumu yine yaşamış. Tavuk çirkin ördek yavrusuna; kendisini bile ondan güzel olduğunu söyleyerek onu uzaklaştırmış. Annesinin dönmemesi ve diğer hayvanların davranışları nedeniyle iyice yalnızlaşan çirkin ördek yavrusu çiftliği tek etmeye karar vermiş. Bir sabah çiftlikten ayrılan ördek yavrusu yüzerek gölün diğer tarafına ulaşmayı başarmış. Yolculuğa ilk çıktığı andan itibaren gördüğü tüm hayvanlara aynı soruyu sormuş çirkin ördek; Benim gibi ördek gördünüz mü? Her defasına aynı olumsuz cevabı alan çirkin ördek yılmadan yoluna devam ediyormuş. Diğer göle vardığında ise kazlar ile karşılaşmış. Kazlar çirkin ördeği avcılar konusunda uyararak oradan gitmesini söylemişler. Bir diğer göle geldiğinde ise çirkin ördek kimseyi görememiş. Artık kimse tarafından istenmemekten bıkmış olan çirkin ördek bu ıssız gölde sonsuza kadar saklanmaya karar vermiş. Bu yeni evinde yalnız olmasına rağmen kimsenin kötü söz söylemediği çirkin ördek çok mutluymuş. Göç zamanı geçen kuşları izliyor. Keşke bende onlar gibi olabilseydim diyormuş. Aylar geçmiş ve kara kış iyice bastırmış. Gökyüzünden beyaz beyaz küçük bir şeyler düşmeye başlamış. Hayatında ilk defa kar gören çirkin ördek bu beyaz örtüyü çok sevmiş. Havadan tek tek düşen kendi üzerini bembeyaz yapan bu görüntü de bir süre oynayan çirkin ördek yemek sıkıntısı çekmeye başlamış. Karların her tarafı kapatmasından dolayı yemek bulmamaya başlayan çirkin ördek bir süre bu durum ile mücadele etse de artık dayanamamış. Daha sonra bulunduğu yeri terk etmek zorunda kalan çirkin ördek yemek bulmak için yürüme kararı almış. Bir süre yürüdükten sonra üşüyen ve yorulan ördek bir çiftçi ile karşılaşmış. Bu diğerlerinden farklı olan ördeğe acıyan çiftçi onu ceketinin içine almış ve evin götürmüş. Soğuk havalar geçtikten sonra ise çiftçi daha da büyüyen çirkin ördeğin özgürce dolaşabilmesi için onu yakındaki bir göle bırakmış. Çiftçinin kış ayları boyunca çok iyi baktığı çirkin ördek tekrar bir başına kalmış. Ne yapacağı hakkında bir fikri olmayan çirkin ördek başlarda tekrar aynı şeyleri yaşamaktan çok korkmuş. Daha sonra önceden yaşadığı ıssız göle gitmeyi düşünerek cesaretini toplamış göl kenarında yürümeye başlayan ördek uzun aradan sonra ilk defa göldeki yansımasından kendisine bakmış. İlk başta gördüklerine kendisi dahi inanamayan ördek arkasında birisinin olduğunu sanmış. Farklı hareketler yapan çirkin ördek göldeki yansımasının da aynı hareketleri yapması ile şaşkınlık içinde; Bende gördüğüm kuşlar gibi güzelim artık demiş. Çiftçinin bakımı sonrasında çok değişen güzelleşen ördek bu halini ilk olarak kendisini ile dalga geçenlere göstermek istemiş. Hemen yeni halini kardeşlerine göstermek için yola koyulan çirkin ördek bir kuğu sürüsü ile karşılaşmış. Onlardan birisi olduğu için kuğular onu hemen aralarına almışlar. Yeni arkadaşları ile uzun süre eğlenceli şekilde yolculuk yapan çirkin ördeği uçarken gören bir çocuk arkadaşlarına; Hey! Şu en arkada uçan kuğunun güzelliğine bakın diyerek çirkin ördek yavrusunu göstermiş. Gerçekten de çirkin ördek en başından beri bir kuğuymuş aslında. Sadece şanssız şekilde ördek yumurtalarına düştüğü için hayatı boyunca hep yanlış yerdeymiş. Yaşadığı bunca zorluktan sonra gerçek ailesine kavuşan çirkin ördek yavrusu da sonunda mutlu bir hayat yaşamaya ve kendisiyle barışmaya karar vererek mutlu mesut yaşamaya başlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cirkin-ordek-yavrusu/", "text": "Anne ördek yumurtalarının kırılmasını ve bebeklerine kavuşmayı bekliyormuş. Bütün yumurtalar zamanı gelmiş kırılmış ama içlerinde en büyük yumurta bir türlü kırılmıyor muş. Bir süre sonra kabuk yavaşça çatlamaya başlamış ve içinden diğerlerinden farklı renkte ve diğerlerine benzemeyen son yavru da çıkmış. Yavru gerçekten de diğerlerinde çok farklı gri renkte imiş. Anne onu görünce şefkatle içinden umarım değişir ileride diye geçirmiş. Ama değişmemiş. Kümesin diğer hayvanları zamanla onunla alay etmeye ve çirkin ördek yavrusu demeye başlamışlar. Zavallı yavru ördek bu dışlanmaya o kadar üzülmüş o kadar üzülmüş ki, sonunda uzaklara gitmeye karar vermiş. Paytak ayakları uzun uzun yürümüş, yorulmuş, acıkmış, gece olup karanlık basınca da korkmuş. Çareyi uyumakta bulmuş. Sabah olup da uyanınca kendisini bir göl kıyısında bulmuş. Yaban ördekleri burada çılgınca eğleniyorlarmış. Yavru ördek çok sevinmiş ve tam kendini onlara tanıtmaya hazırlanırken bir tüfek sesi duymuş. Çok korkmuş ve derhal kaçmış. Kendisini bir çiftlik evinde bulmuş. Evin sahibesi onun doyurmuş, ısıtmış çok güzel bakmış ama bizim yavru kendisine yaşayacak bir göl bulmakta inatçıymış. Buradan da ayrılıp kendisine göl aramaya devam etmiş. Günlerce yürümüş yürümüş ve sonunda aradığını bulmuş. Hemen orada yaşamaya başlamış. Bu arada kendi başına olmayı, kendi başına yetmeyi öğrenmeye de başlamış. Gelişmeye, büyümeye başlamış. Serpilmiş, görüntüsü de değişmiş. Gölden geçen kuğu sürülerine bakıp iç geçiriyormuş. Onların o güzel, asil ve zarif görünüşlerini hayranlıkla izliyormuş. Günlerden bir gün bir kuğu sürüsü göle yerleşmiş ve bizim yavru ile tanışmaya gelmişler. Bizim yavru kendisini çirkin sandığından ve kendisini onların güzelliklerine yakıştıramadığından, önce bu güzel kuğularla konuşmaya çekinmiş . Fakat tam o sırada suya yansıyan görüntüsünü görmüş ve çok şaşırmış. Artık oda dünyalar güzeli bir kuğu olmuş. Diğer kuğu sürüsüne katılmış ve ömür boyu onlar ile mutlu mesut yaşamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cirkin-yabanciyla-mutsuz-prenses-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş...Dağların tepelerin, yol geçmez illerin ardında çok güzel bir köy varmış. Bu köyün kralının kızı, güzeller güzeli ama çok yalnız biriymiş. Bu kız öyle bir kızmış ki tek sorunu yalnızlıkmış. Güzeller güzeli kız yalnızlıktan öyle hallere girermiş ki deliye döndü sanırmış zavallı kral babası. Ne yapsa ne etse kızını mutlu edemezmiş. Dünyaları sermiş önüne...Malını mülkünü hep kızını mutlu etmek için feda etmiş. Yol geçmez köye dağların üzerinden inci mercanlar getirtirmiş de yine hayatlarına mutsuzluk hakimmiş. Kral baba kara kara düşünürken aklına birden bir fikir gelmiş. Kendi köylerinden ve dağların ardındaki köylerden tüm gençlerin saraya gelmesini buyurmuş. Ay parçası yüzlü kızı kimi isterse, arkadaşı, yareni olsun istemiş. Çok geçmeden buyruk çevre köylerde duyulmuş. Duyan gençler hep saraya koşmuş. Yalnız padişahın şöyle bir isteği varmış gençlerden ki herkes bir hünerini sergileyecekmiş. Kızın yüzünde kime gül açarsa, onun kızıyla arkadaş olmasını kabul edecekmiş. Yeter ki canından çok sevdiği kızının gözlerinde bir ışık görsünmüş. Sarayın önünde tüm hünerlerini sergileme günü gelip çattığında, kimi delikanlı yanık sesiyle şarkı söylemiş kimisi nağmelerle şiir okumuş, kimisi de kıvrak bedeniyle taklalar atmış ki görülmeye değer... Velhasıl prensesin yüzü hiç mi hiç gülmemiş. Bırak gülmeyi dudağının kenarı kıvrılmamış. Bu yakışıklı gençlerin hiçbiri prensesin gözüne ışık getirmemiş. Babasının omuzları çökmüş ama ne çökmüş. O esnada evrenin işine bak ki dağdan nefes nefese kalmış, Tanrı'nın yarattığına çirkin denmez ama, yüzüne pek bakılası olmayan, iri yapılı bir delikanlı inmiş. Sarayın önüne gelmiş ve ahu gözlü prensesin önüne geçmiş. Prenses önce bu çirkin delikanlının yüzüne bakamamış ama delikanlı bu güzel kızı mutlu etmeye kararlıymış. Kral öncelikle delikanlıya prenses için ne yapacağını sormuş. Bu kimlerden, nereden olduğu bilinmez yabancıysa, hiçbir yeteneğinin olmadığını ama birlikte birkaç gün geçirirlerse, 3 gün içinde kızının gözlerinde güneşi görebileceğini bildirmiş. Kral afallamış. Afallamış afallamasına da kızına sormaktan geri durmamış. Ne de olsa o seçecek demiş, saygı duymuş. Kız da çirkin yabancının teklifini kabul etmiş. Yabancı o gece sarayın hizmetlilerinin yattığı odada uyumuş. Prenses heyecandan uyuyamamış ama gün elbette tüm güzellikleriyle, kötülüklerin üstüne doğmuş. Kahvaltıdan sonra delikanlıyla buluşmuşlar. Bugün ne yapmak istediğini sormuş kıza. Kız da dağın ardındaki şelaleye gitmek istediğini söylemiş. Az gitmişler uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler. Şelaleye varmışlar. Yüreciği heyecandan kulaklarından çıkacak prenses, suya bakarken öyle bir dalmış ki yabancının yanından ayrıldığını fark etmemiş. Çok geçmeden kızın yanına gelmiş delikanlı. Kız nerede olduğunu sorunca, kendisi için çok güzel çiçekler topladığını söylemiş. Kız yine gülmemiş ama delikanlı çiçeklere, doğaya, kıza, suya öyle güzel bakmış ve öyle güzel gülmüş ki prenses kendine hayret etmiş. Prensese birlikte koşmayı teklif etmiş sonra... Öyle neşeli koşmuş, öyle danslar etmiş ki kızın etrafında, bunu da gerçekten kalbinden istediği için yapmış. Bu çirkin delikanlının tek sırrının hayatı çok sevmesi olduğunu, prenses o gün anlamış. Gökteki uçan kuşa bilen selam veren bu çocuk ruhlu adam, gerçekten çok eğleniyormuş bunları yaparken. Prenses bir aralık tebessüm edivermiş yabancıya. O tebessümmüş ki çirkini dünyanın en yakışıklı erkeği yapıvermiş. Gözlerine inanamamış prenses. Delikanlı çirkinliğinden dolayı ona hiç tebessüm edilmemesi lanetinden de böylece kurtulmuş ve birlikte kralın yanına gitmişler. Kral sevincinden deliye dönmüş. Çirkin delikanlıyla prenses, sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/civciv-olmayi-bekleyen-yumurtalar-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde eski zamanlarda bir çiftlikte yaşayan kuluçkaya yatmış bir tavuk dört gözle yavrularının yumurtadan çıkmasını bekliyormuş. Bu tavuğun tam yedi tane yumurtası varmış. Yumurtalardan birisi sarı, diğer altısı beyazmış. Bu küçük yumurtalardan beyaz olan bir yumurta bir gün sarı yumurtaya sataşmış. - Senin neden rengin sarı, baksana biz bembeyaz kar gibiyiz demiş. Kesin sen bambaşka bir şeysin bizden olamazsın demiş. - Neden öyle söylüyorsun ki senden farklı görünüyorum diye nasıl başka bir şey olayım ben de sizin gibi bir yumurtayım tek farkım rengim demiş. Beyaz yumurta kendini övmeye devam ediyormuş. Tekrar sarı yumurtaya dönüp: - Hayır hayır besbelli sen aramıza karıştın. Kim bilir kimsin? Eğer öyle olmasaydı altımız beyaz sen sarı olur muydun demiş. Bu sözleri duyan Sarı yumurta üzülmüş. Diğer beyaz yumurtalardan birisi söze karışmış. - Ne olmuş sarı yumurtaysa, bizden ne farkı var ki üstelik sen beyazsın diye neden kendini üstün görüyorsun demiş. - Göreceksiniz kesin içimize karıştığını size kanıtlayacağım. O zaman da böyle konuşabilecek misiniz bakalım? demiş. Zaman hızla geçmiş tam bir hafta sonra yumurtalar yavaş yavaş çatırdamaya başlamışlar. Beyaz yumurtalardan birkaçı çatlayıp yumurtadan güzel bir civciv olarak çıkmışlar. Dünyaya gelmek ne kadar güzel diye düşünüyorlarmış. Sıra bizim kibirli yumurtaya gelmiş. O da diğerleri gibi çatlayıp yumurtadan çıkmış. Çıkar çıkmaz hiç işi yokmuş gibi sarı yumurtaya bakmış. Bir yandan da arkadaşlarını yanına toplayıp: - Bakalım bu değişik yumurta çatlayıp çıkınca bana söylediklerinizden utanacak mısınız? Demiş. - Yumurtadan çıktın ama hala aklın sarı yumurtada öyle mi? Sen akıllanmazsın demişler. Yumurtalar aralarında konuşurlarken bir anda çatlama sesi duymuşlar. Bu sarı yumurtanın sesiymiş. Çatlayıp içinden tıpkı kendileri gibi sarı, şirin bir civciv çıkmış. Bunu gören beyaz yumurtadan çıkan civciv, çok şaşırmış gözlerine inanamamış. Nasıl olur da dışı sarı olan bir yumurtadan kendileri gibi bir civciv çıkarmış. Diğer yumurtalar onun bu haline katıla katıla gülmüşler. - Dışımız, renklerimiz her ne kadar farklı olsa da biz hepimiz aynıyız. İşte sen de bunu gördün. Umarım aynı hataya bir daha düşmezsin demişler. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cizmeli-kedi-masali-2/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok çok eski zamanlarda bir değirmenci yaşlı adam ve üç oğlu varmış. Mutlu mesut yaşarlarken bir gün yaşlı adam hastalanmış ve yanına çocuklarını çağırmış. ' Evlatlarım, Ben artık çok yaşlandım. Ölme vaktim geldi. Sahip olduğum malları size miras bırakıyorum. ' demiş ve üç oğluna da birer miras bırakmış. Büyük oğluna bir değirmen, ortanca oğluna eşek, küçük oğluna ise bir kedi bırakmış ve oracıkta ölüvermiş. Babalarının ölümüne üzülen kardeşler kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalmış. Ama küçük oğlan bu duruma çok üzülmüş. Bir kedi ne işe yarar ki demiş kendi kendine. Kediyi yiyemezsin, para kazanamazsın ne yaparım ki bu kediyi demiş. Bunu duyan kedi ' Efendim' demiş. 'Eğer sen bana istediklerimi verirsen kötü bir miras olmadığımı göreceksin.' demiş. Kedinin konuştuğunu duyan oğlan önce çok şaşırmış sonra da istediklerinin ne olduğunu sormuş. Kedi bir çuval, bir şapka bir de çizme istemiş. Bunu duyan oğlan önce çok şaşırmış ama istediklerini ona vermiş. Kedi çizmeyi ayağına geçirmiş şapkayı giymiş ve aynanın karşısına geçmiş. Aynada kendine uzun uzun bakmış ve kendini o kadar çok beğenmiş ki. Olmuş kedinin ismi Çizmeli Kedi. Daha sonra bir de marulla bir havuç istemiş ve ormanın yolunu tutmuş. Marulla havucu çuvalın içine koymuş ve çuvalın ağzını açıp beklemeye başlamış. Sebzelerin kokusunu duyan bir tavşan gelmiş çuvalın içine atlamış, girmiş. Bunu gören çizmeli kedi hemen gitmiş çuvalın ağzını kapatmış ve kralın şatosunun yolunu tutmuş. Şatonun kapısında bekleyen muhafızlara kralı görmek istediğini söylemiş. Konuşan bir kedi gören muhafızlar çok şaşırmışlar ve onu kralın huzuruna çıkarmışlar. Çizmeli kedi kralın huzuruna çıkmış ve saygılarını sunmuş. Önce kendini tanıtmış. Daha sonra da çuvalı uzatmış ve ' Kralımız, efendim Marki size bu tavşanı hediye gönderdi' demiş. Kral bu duruma önce şaşırmış sonra da çok sevinmiş ve hediyeyi kabul etmiş. Çizmeli Kedi günlerce krala çeşit çeşit hediye götürmüş. Gel zaman git zaman bir gün kralın gezintiye çıkacağını duyan kedi hemen sabinin yanına gitmiş. ' Sahibim bugün seninle göle yüzmeye gidelim.' demiş ve beraber gölün yolunu tutmuşlar. Çizmeli Kedi sahibinden göle çıplak girmesini istemiş ve o göldeyken kıyafetlerini alıp ağacın arkasına saklamış. O sırada da kral kızıyla oradan geçmekteymiş. Hemen krala gidip ' Kralım yardım edin' 'Efendim Marki gölde boğuluyor. Hırsızlar elbiselerini çaldı. Bir takım elbise verir misiniz? ' demiş. Kral Marki ' ye kıyafet vermiş ve onu faytonuna davet etmiş. Marki'yi gören prenses hemen ona aşık olmuş. Tabi Marki de onu beğenmiş ve o da aşık olmuş. Bu sırada çizmeli kedi oradan uzaklaşmış ve tarlada ot biçen insanlarla karşılaşmış. Onlara ' Birazdan buradan kral geçecek. O buranın sahibinin kim olduğunu sararsa efendimiz Marki'nin diyeceksiniz. Yoksa hepinizi buradan kovdururum. ' demiş. Çizmeli kedi biraz daha koşmuş ve daha büyük tarlada adamlara rastlamış. Onlara da aynı şeyi tekrarlamış. Oradan da devin şatosuna gitmiş. Tarlaların yanından geçerken kral çalışan insanlara buranın kimin olduğunu sormuş. Herkes hep bir ağızdan efendimiz Marki 'nin demişler. Kral bu kadar çok yere sahip olan Marki ' ye çok şaşırmış. Marki de bu duruma çok şaşırmış ama hiçbir şey söylememiş. Bütün bunlar olurken kedi devin şatosuna varmış. 'Dev' demiş. ' Herkes senin sihirli olduğunu söylüyor. İstediğin her şeye dönüşebildiğini söylüyor.' demiş. Dev de tabi her şeye dönüşebilirim diye cevap vermiş. Çizmeli kedi ' Bir aslana dönüşebilir misin? demiş. Dev de tabi ki deyip aslana dönüşmüş. Çizmeli kedi çok korkmuş ve 'Harika' 'Ama bu kadar cüsseli birinin küçücük bir fareye dönüşmesi imkansız.' demesine fırsat vermeden dev küçücük bir fareye dönüşmüş. Çizmeli kedi de hemencecik fareyi yutmuş mideye indirmiş. O sırada da kralın faytonu yaklaşıyormuş. Çizmeli kedi şatonun kapısında kralı karşılamış ve içeri buyur etmiş. 'İçerde sizi bir ziyafet bekliyor.' diyerek içeri buyur etmiş. Ve yemekler yenmiş, içecekler içilmiş günün sonunda kedinin sahibi ile prenses nişanlanmış. Çizmeli kedinin sahibi o anda anlamış ve kediye çok minnettar olmuş. Prenses, sahip Marki ve Çizmeli Kedi bu şatoda mutlu mesut yaşamışlar. Bu masal da dillerden dillere dolanmış, ülkeleri aşmış. Uzun yıllar geçmiş ama unutulmamış. Bensiz uyuyamayan Tubişim(22) benden uzakta olduğu için telefonla masal okuyorum ve her defasında uyuyor. Çoğu zaman bir kaç masal okuyup uyutuyorum bir tane ile geçiştirmiyorum çünkü yalnız yaşadığı için biricik sevgilim gündüz olana kadar uyanmasını istemiyorum. Derin uykulara dalarken sen ben seni çok seviyorum. İyi ki varsın ve iyi ki benimsin. Güzeller güzeli sevgilim-Esma(22) ona masal anlatılmasını çok seviyor, her gece ona güzel güzel masallar anlatıyorum. Kendisi her ne kadar 22 yaşında olsa da ruhu bebek gibi, masallara bayılıyor. Her gece, bana bebekçe bir sesle; Bana masal okur musun bebişim.. şeklinde sesleniyor- ben, toprak olana kadar sana masal ve masallar okuyacağım bitanem. Seni çok seviyorum, iyi geceler bitanem.. Çizmeli kedi masalının daha yarısında uyuya kalsanız bile ben size tamamını okudum. İleride gelip yoruma bakıp hatırlarız ve güleriz diye de bu yazıyı paylaşıyorum. Sevgilim Med'i uyutmak için okudum sesimi ve ona masal okumamı çok seviyor bebeğim uyumadı ama çok hoşuna gitti. Çok aşığım ona çok seviyorum birtanemi. Hayatımda İlk Defa sevdiğim birine Masal okudum Çok değişik duygulardayım herzaman İlkleri Bana yaşatıyor onunla olmaktan çok mutluyum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cizmeli-kedi-masali/", "text": "Zamanın birinde bir değirmenci ve üç oğlu varmış. Değirmenci bu dünyadan göçüp gisince büyük oğluna bir değirmen, ortancasına bir eşek, küçük olana ise dbir kedi bırakmış.Küçük oğlu o kadar çok üzülmüşki bu duruma. Kedi sanki benim ne işime yarayacakmış? diye söylenmiş. Yemek yapıp yiyemezsin bile. Kedi bunu duyar duymaz hemen cevap vermiş küçük çocuğa. Kötü bir miras olmadığımı anlayacaksınız efendim. Bana içi boş bir çuval ve ayaklarıma göre çizme getirebilirimisiniz, ne işe yarayacağımı size göstereceğim. demiş. Küçük çocuk o kadar şaşırmışki. Kedi çizmelerini giymiş aynanın karşısına geçmiş ve kendisini çok beğenmiş. Sonra kilerden aldığı marul ve havuç ile ormanın yolunu tutmuş. Oramana gidince yanında götürdüğü çuvalın ağzını açmış yanında götürdüğü marul ile havucu çuvalın içerisine koyup bir ağacın arkasına gizlenmiş. Çok bir zaman geçmeden çuvaldakilerin kokusunu bir tavşan almış ve zzıplayıp çuvalın içerisine girmiş.Kedi ağacın arkasından çıkıp çuvalın ağzını sıkıca kapatmış.Ama çizmeli kedi tavşanı sahibine götürmek yerine Sarayın yolunu tutup Kral ile görüşmek istemiş. Kral hazretlerinin huzuruna çıkınca eğilerek, Saygıdeğer Kralım size Efendim Marki 'den bir hediye getirdim, demiş. Getirdiği hediye Kralın o kadar çok hoşuna gitmiş ki. Üç ay boyunca çizmeli kedi saraya sürekli hediyeler götürmüş, Kral her gün çizmeli kediyi bekliyormuş sarayında. Derken çizmeli kedinin kolladığı gün gelmişde çatmış bile. Bana sakın niye diye sormayın ırmağa gidin ve yıkanın sabah, demiş efendisine. Kedi, sabah kral ile prensesin ırmağa gideceğini biliyormuş.Sabah Kralın faytonu ırmağın kenarından geçerken Çizmeli Kedi bir hışımla. İmdaaattt yardım edin yardım edin Efendim ırmakta boğuluyor! Kral bir ordu askerini ırmağa yollamış. Fakat kurnaz Kedi bununlada kalmamış. Kral'a, efendim Marki ırmakta yüzerken hırsızlar onun elbiselerini çaldı demiş. Kral, hemen Çizmeli Kedinin efendisine bir adet elbise yolladı. Marki kıyafetlerini giyip yakışıklı olduktan sonra Kral hazretleri faytonuna davet etmiş ve kızı olan prenses ile tanıştırmış. Prenses karşısında böyle yakışıklı bir çocuğu gördü ve Marki ye aşık olmuş. Çizmeli kedi hemen uzaklaşmış oradan. Çizmeli Kedi yolun ilerisinde ot biçen insanları görmüş ve onlara. Bana kulak verin! diye haykırmış. Kral hazretleri bu yöne geliyor. Size bu tarlalar kimin diye sorarsa efendimiz Marki ye ait diye söyleyin. Yoksa bir daha buralarda yaşayamazsınız! Çizmeli Kedi biraz daha koştuktan sonra Çok büyük bir tarlada çalışan adamlarla karşılaşmış. Aynı sözleri onlarada söylemiş. Derken Dev diye anılan birinin şatosuna gelmiş. Kral hazretleri yollardan geçerken, Bu tarlaların sahibi kimdir? diye sorular soruyormuş. Ama herkes aynı şeyi söylüyormuş. Kral, Marki'nin bu kadar varlıklı olduğuna çok şaşırmış. Aynı zamanlarda Çizmeli Kedi Dev'in şatosunda bir şeyler karıştırmaktaydı. Dev, demiş Kedi, Dev'in nefesinin kokusundan iğrendiğini gizleyerek. Sen büyük bir sihirbazmışsın öylemi? Öyle söylemişlerse Öyledir, demiş Dev. Senin isteediğin bir hayvana mesela istersen bir aslana dönüşebileceğini söylüyorlar, demiş Kedi. Bunu söyledikten sonra Dev aslana dönüşmüş. Çizmeli kedi korkudan dolabın üzerine zor kaçmış. Harika! demiş Kedi. Ama fareye dönüşmen imkansız senin İmkansız mı? diyerek kahkaha atmış Dev. Ben her şeyi yapabilirim demiş Dev bir anda küçülmüş ve küçücük bir fareye dönüşmüş, Çizmeli Kedide hemen ağzına alıp yutmuş. Derken Kral hazretleri ise Şatoya varmış. Şatonun kimin olduğunu anlamışsınızdır heralde! Çizmeli Kedi Braya gelin Kral hazretleri, demiş. Sizi güzel bir ziyafet hazırladık. O günden sonra Marki ve Prenses nişanlanmışlar. Çoz bir zaman geçmedende evlenmişler. Çizmeli kedi ise sefa içinde bir hayat sürmüş. Saat 5.58... günlerden kara bir Çarşamba. Tarihi yazmicam cunku zaten yorumda gözüküyor. Bu masalı cok Sevdiğim saygideger sevvvgilime okuyorum. Dinledigünden supheliym ancak yine de okuyorum. Lutfen yazüm yanlislarına dikkat edin. Enhar seni cok seviyorum. Saygilar sevgiler. Saglcakla kslin. Masalı enhara okudum enhar suan mısıl mısıl uyuyor. Tesekkurler. Gorusueuz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cok-aglayan-bebek-masali/", "text": "Merhaba değerli arkadaşlar, bu masalımızda çok ağlayan tatlı bir bebeğin hikayesini sizlere anlatacağız. Güzeller güzelli bebeğin başından geçen ufak maceralar ile çok eğlenceli zaman geçirebilirsiniz. Masalımız uzak diyarlarda geçmektedir. Uzak diyarlarda yaşayan minik bebek, gelmesi ile birlikte ailesine de çok büyük mutluluk vermiştir. Fakat kendisi sürekli olarak ağladığı için ailesi çok üzülür. Evvel zaman içinde bir kasabada yaşayan küçük bir aile varmış. Bu aile küçük bir aile olmasına karşın herkes tarafından çok sevilir ve sayılırmış. Bebekleri dünyaya geldikten sonra bu aile çok mutlu olmuş. En büyük arzuları bebeklerinin çok sağlıklı bir şekilde büyümesiymiş. Bunun için de ellerinden gelen her şeyi yapmaya hazırlarmış. Bebek dünyaya geldikten sonra sürekli ağlıyormuş. Ne yaparlarsa yapsınlar asla bebeğin ağlamasını durduramıyorlarmış. Doktorlara gitmişler çare bulamamışlar. Ne yapsalar ne etseler de bu derdi çözmek için bir çözüm yolları olmamış. Ne kadar çözüm ararlarsa arasınlar bulamamışlar. Bebeğin annesi ve babası sürekli ona şarkılar söylüyor, ona güzel oyuncaklar veriyormuşlar. Fakat oyuncaklar arasında sadece bir tanesini çok sevmiş. Onu gördüğü zaman hep yüzü gülmeye başlamış. Onla mutlu olmuş, onun yanında kendini çok daha iyi hissetmiş. Bu bebeğin en sevdiği oyuncak, ayısıymış. Ayıya Pof ismini vermişler. Çünkü bebek o şekilde hitap ediyormuş. Aynı Pof birden konuşmaya başlamış. Bebeğe dönerek '' sen neden sürekli ağlıyorsun, mutsuz olduğun bir şey var mı demiş. Bebek '' Mutsuz değilim ama sürekli beni seviyorlar, sürekli olarak yanaklarımı sıkıyorlar. Bu nedenle canımı acıyor ama kimseye söylemiyorum demiş. Pof da bunun üzerine '' Benim de derdim aynı. Sürekli olarak beni sağa sola fırlatıyorlar. Ama senle çok mutluyum. Sen bana zarar vermiyorsun. Hatta geceleri sarılıyorsun bana. Bu nedenle senin ağlaman beni çok üzüyor. Hem sen sürekli ağlıyorsun. Sadece canın yandığı zaman ağlasan neden canının yandığını anlarlar bir daha yapmazlar'' demiş. Pof ve bebek çok iyi arkadaş olmuşlar. Her gün birlikte sarılıp uyuyorlarmış. Aynı puset içinde çokça zaman geçiriyorlar. İkisi de bu halinden memnunmuş. Bebek artık daha az ağlama başlamış. İnsanlar onu sevmeye başladıkları zaman artık daha kibar davranıyormuş. Bunun üzerine bebek sadece canı yandığı zaman ağlamaya karar vermiş. İnsanların sevgisi aslında onun da hoşuna gidiyormuş ama canı yandığı zaman istemsiz bir şekilde ağlamaya başlıyormuş. Bebeklerin ne için ağladığını, neden güldüklerini tam olarak bilemeyiz. Bu nedenle onlara karşı olan yaklaşımlarımızda her daim çok dikkatli olmamız gerekir. Mutluluk, huzur ve diğer kavramlar bebeklerden bizlere geçer. Anne babaların bir kısmı sadece bebek sevmek için bile çocuk yapar duruma geldi. Bunun doğru olmadığını söylemek gerekiyor. Bebek yapmak çok büyük bir sorumluluktur. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cok-uyuyan-ayinin-hikayesi/", "text": "Çok uzak diyarlarda, minik bir ayı yavrusu yaşarmış. Bu ayı yavrusu uyumayı çok severmiş. Uyuduğu zaman da annesi ve babası onun hep uyanmasını istermiş. Bu yüzden sürekli olarak tartışırlarmış. Günlerden bir gün minik ayı uyumak için inine giderken bir tavşan görmüş. Tavşan tek başına nehrin kenarında oyunlar oynuyormuş. O kadar güzel oyunlar oynuyormuş ki ayı da ona katılmak, onunla birlikte güzel güzel oyunlar oynamak istemiş. Yanına gitmiş ve ona katılmış. Birlikte oyunlar oynamışlar tüm gün eğlenmişler. Ayı bir anda aslında uykusu olduğunu ve uyumaya gittiğini hatırlamış. Bir an uyku ile oyun arasında tereddüt etmiş. İkisini de çok sevdiği için karar vermekte çok zorlanmış. Bu nedenle tavşana sormuş; Minik ayı bunu düşündüğü zaman Tavşan'a hak vermiş ve kendisinin çok fazla uyuduğuna kanaat getirmiş. Ailesi de aslında bunu söylemek istiyormuş ona. Fakat Minik ayı uyumayı o kadar çok seviyormuş ki bunu daha önce hiç düşünmemiş. Artık o da gündüzleri tavşanla birlikte oyunlar oynar, geceleri de uyur olmuş. Ailesi de bu durumdan çok memnunmuş. Normal bir şekilde yaşamaya başlamış. Minik Ayı her ne kadar bunu bir süre devam ettirse de gündüzleri çok fazla uykusu geldiğinin farkına varmış. Oyun oynarken arada uyuklamaya başlamış. Tavşan da onu görünce onun da uykusu gelmiş. Bu sefer de ikisi birden sürekli uyur hale gelmişler. Bu durumdan minik tavşanın ailesi çok şikayetçi olmaya başlamış. Artık ikisi de arkadaşlığını sorgulamaya başlamış. Çünkü birbirlerinin düzenlerini bozuyorlarmış. Ayı daha çok uyumak istiyor, tavşan ise oyun oynamayı özlüyormuş. Ama birbirlerini o kadar sevmişleri ki, birlikte zaman geçirmek için tavizler vermeleri gerekmiş. Arkadaşlık tam olarak böyle bir şeydir. Herkes aynı şeyleri sevmeyebilir. İnsan sevdiği kişi, arkadaş olduğu kişi için taviz vermelidir. Fakat bu tavizlerin de tabii ki sınırı vardır. Arkadaşlık kimi zaman karşılıklı duyguları da ister. Anne ve baba sevgisinden farklıdır. Anne ve baba çocuklarını karşılıksız sever. Arkadaşlıkta ise önemli olan iyi geçinmek ve arada büyük bir güven sağlamaktır. Bu güven duygusu olduğu zaman ancak mutluluk olur. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cokertme-turkusunun-hikayesi/", "text": "Gerçek bir hikayesi olan çökertme türküsünü duymayan yoktur. Olayın geçtiği yer olan Bodrum 20.yüzyılın başlarında henüz turizm şehri değildi. Kendi halinde sakin bir sahil kasabasıydı. O dönemde de turizm olmadığından dolayı halkın başlıca geçim kaynakları balıkçılık ve süngercilikti. Ama bir de deniz yoluyla kaçakçılık da almış başını gitmiş. O dönemlerde pek çok insan kaçakçılık işi ile uğraşır, İstanköy adasına giderek gizlice tütün satar ve karşılığı olarak da rakı, kahve vb. ihtiyaçlardan alırmış. Gizli yollardan yapıldığı için kaçakçılık diye bir meslek ortaya çıkmış. İşte bu çökertme türküsünde de bahsi geçen kişiler bu kaçakçılık işiyle uğraşan Halil Efe ve arkadaşı İbram yani İbrahim çavuştur. Çökertme türküsünün başrolleri diyebiliriz Halil Efe ve İbram Çavuş'u. Van'dan Bodrum'a yerleşmiş bir ailenin oğludur Halil. Bir namus meselesinden dolayı kız kardeşini öldürmüştür. Bu yüzden kaçak bir şekilde yaşar ve İstanköy'e gidip gelerek kaçakçılık işi yapar. İbram çavuş ise onun en yakın arkadaşıdır. İstanköy'e gider gelirken Rumlar tarafından ihbar edilen Halil Efe tutuklanır ve yedi yıl hapis yatar. Bu yüzden Rumları hiç sevmezdi Halil. Türküdeki bir diğer karakter ise Hafize, yöresel adıyla Havse'dir. Annesi çengicilik yapan Gülsüm dür. Havse Çerkez Kaymakamın evinde hizmetçilik yapmaktadır ve güzelliği ile kasabada nam salmıştır. İbram çavuş daha önce Havse'yi ikinci eş olarak almışsa da tepkilerden sonra bırakmak zorunda kalmış ve efeler de Havse'yi dağa kaçırmıştır. Havse de artık annesi gibi çengicilik yapacaktı bundan böyle. Havse artık Çakır Güssüm olarak anılacaktı. İlerleyen zamanlarda Halil Güssüm'e aşık olur. Hem efeler hem de Çerkez kaymakam peşlerine düşmüştür. Halil ile Havse'nin aylarca süren kaçışlarından sonra duraklarından biri de çökertme olmuştur. Burası şimdiki Yalıkavak'taki marinanın bulunduğu yerdir. Yani Gökova'daki çökertmenin türküyle herhangi bir bağlantısı yoktur. Halil Güssüm ile birlikte Çökertme' den adalara kaçmayı planlarlar. Rum denizcinin teknesini alarak yakalanmadan kaçmaya kalkarlar. Rum denizci denizcilikle pek arası olmayan Halil Efe'ye gittikçe kötüleşen hava koşullarında teknenin çok dayanmayacağını söyler. Hava düzelene kadar Aspat'ta kalmalarının daha iyi olacağını söyler. Bitez Yalısı'nın karşısındadır. Halil Efe kabul eder ve Bodrum'a doğru yol alırlar. Tekneci burada Halil ve Güssüm'ün rakısına bir sıvı karıştırır. Halil ve Güssüm uykuya daldıklarında tekne Aspat'a değil Bitez'e yanaşır. Buradan hemen teknecinin ihbarıyla Çerkez kaymakam gelir. Halil Efe'yi uyandıran tekneci oradan kaçarken muhafaza teknesinin açtığı ateşle Halil Efe yaralanır. Yaralı olarak Onu geceye kadar bekleten kolcular Çerkez kaymakamın emriyle boğarak öldürürler. Başta Güssüm olmak üzere tüm Bodrum bu haberi duyunca yasa boğulur. Çökertme türküsü bu şekilde ortaya çıkar. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/col-aslani-masali/", "text": "Burası bir zamanlar bütün hayvanların bir arada sükunet içinde yaşadığı ve etrafın cıvıl cıvıl olduğu bir ormanmış. Zamanla her şey kuruyarak bir çöle dönüşmüş. Şimdilerde bu çöle hayat verecek ve onu haline getirecek bir dönüşümün olması için dualar ediliyormuş. Hayvanlar sıcaktan, susuzluktan ve kuraklıktan kırılıp duruyormuş. Bu duruma tahammül edemeyen aslan harekete geçmek için ayaklanmış ve bütün hayvanları bir araya toplamış. Elbirliğiyle bir şeyler yapmalarının zorunluluğundan bahsetmiş. Aksi takdirde hepsi için bu çölün mezar olacağını vurgulamış. Bütün hayvanlar aslanı doğrulamış ve vakit kaybetmeden harekete geçilmiş. Bütün hayvanların özelliklerine uygun iş bölümü yapılmış. Filler, hortumlarında su taşımaya başlamış. Kuşlar çalı çırpı toplamış. Diğer bütün hayvanlar buna benzer işlerle yaşadıkları bu çölü eski haline dönüştürmek için büyük bir çaba sarf etmişler. Aradan uzun bir zaman geçmiş. Bir zamanlar ağaçlar, bitkiler ve hayvanlarla dolu bir orman olan bu çöl, yavaş yavaş aslına dönmeye başlamış. Ağaçlar büyümeye, otlar yeşermeye ve etraftaki hava bile değişmeye yüz tutmuş. Ormanların kralı olan aslan, bu çölü eski ihtişamına kavuşturmak için diğer hayvanlarla birlikte çabalamaya devam etmiş. Ot bitmeyen bu yerde toprak yeniden hayat bulmuş. Eskisinden daha iyi bir hale bürünen bu çorak yer, tüm hayvanların da onayının alınması ile ormanların kralı aslana, Çöl Aslanı unvanını kazandırmış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cop-kamyonu-yoyo-masali/", "text": "Yoyo adında sevimli bir çöp kamyonu varmış. Yoyo her gün çöpleri toplar şehir çöplüğüne götürürmüş. Yoyo sayesinde her yer tertemiz olurmuş. Yoyo bir gün yine çöpleri toplamış ve şehir çöplüğüne götürmüş. Çöpleri boşaltırken ağlayan bir köpek sesi duymuş. Bir de bakmış ki çöpe atılan cam kırıklarından biri köpeğin patisini yaralamış. Hemen köpeği alıp Veteriner Lisa'ya götürmüş. Lisa köpeğin yarasına hemen müdahale etmiş. Yoyo İyileşecek mi ?diye sormuş. Merak etme Yoyo. En yakın zamanda iyileşecek. Patisini biraz dinlendirmesi gerek sadece demiş. Yoyo gece boyunca yaralı köpeği düşünmüş. İyileşeceğini duymak onu biraz rahatlatmış. Düşünürken uyuyakalmış. Sabah olunca Yoyo çöpleri toplamaya çıkmış. Çöpleri topladığı sırada bir ses duymuş. Ahh kediler yine yiyecek paylaşamıyorlar demiş. Bakmış ki sesler gitgide artıyor durmuyor. Merakından seslerin geldiği tarafa bakmış. Yoyo' nun sesini duyan sokak kedileri kaçmış. Bir kedi orada usulca ağlıyormuş. Ama bu kedi sokak kedisine hiç benzemiyormuş. İyi misin? Sana yardımcı olmak isterim demiş Yoyo. Yol boyunca susmuş kedi. Senin burada ne işin var? Buraya ait olmadığın her halinden belli demiş. Kedicik anlatmaya başlamış. Beni doğum gününde çocuklarına hediye olarak aldılar. Ben yuvamı çok sevmiştim. Ama zamanla çocuk benden sıkıldı. Bana artık bakamayacaklarını söyleyip beni dışarıya koydular diye anlattı ağlayarak. Yoyo çok üzüldü sonra kendini toparlayarak. Üzülme lütfen önce seni iyileştirelim. Sonra seni gerçekten hak edecek birilerini buluruz dedi. Veteriner Lisa'nın yanına geldiler. Lisa kediciği muayene etti. Bakımlarını yaptı ve Korkulacak bir şey yok. Biraz dinlenmek iyi gelecektir dedi. Kedicik bir süre Lisa'da dinlenecekti. Sonrası için Yoyo düşünmeye başladı. Kediciğe çok üzüldü ona şefkatli yuva bulmalıydı. Görevinin başına çöpleri toplamaya gitti. Bütün çöpleri topladı. Tam evine giderken yaşlı bir teyzenin marketten çıkarken cüzdanını düşürdüğünü gördü. Cüzdanı alıp teyzenin peşinden gitti. Pardon bakar mısınız? Cüzdanınızı düşürdünüz dedi. Bu Holly teyzeydi. Holly teyze kasabada çok sevilen tonton biriydi. Holly teyze Çok teşekkür ederim Yoyo. Sen olmasan çok geç farkedebilirdim. Sana teşekkür etmek isterim. Evim hemen şu köşede Taze kurabiye ve süte ne dersin? demiş. Yoyo karnının guruldadığını farketti. Bu teklifi kaçıramazdı. Bahçede ki kiraz ağacının altında oturdular . Holly teyze kurabiye ve süt ikram etti. Çok lezzizdi. Konuşurken Yoyo'nun aklına zavallı kedicik geldi. Bir an duraksadı. Holly teyze Neyin var Yoyo. Benimle paylaşmak ister misin ? dedi. Yoyo olup biteni anlattı. Holly teyze Eğer kedicikte isterse burada benimle yaşayabilir. Artık yaşlandım çok fazla dışarı çıkamıyorum. Kedicik bana çok iyi bir arkadaş olabilir dedi. Yoyo çok sevindi. Holly teyze çok iyi kalpli biriydi. Kedicik için bundan daha güzel bir yuva olamazdı. Hemen gidip kediciğe baktı. Kedicik iyileşmişti. Onu alıp vakit kaybetmeden Holly teyzeye geldiler. Birbirlerini çok sevdiler. Kedicik ve Holly teyze evlerinde çok mutlu yaşadılar. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/copten-gelen-arkadas/", "text": "Zamanın birinden Elif adında bir kız varmış. Bu kız tek katlı ve bahçesi olan bir evde yaşıyormuş. Elif okul çağında olan bir kızmış ve etrafında çok fazla arkadaşı yokmuş. Tüm gün kendi çapında oyunlar kurarak zamanını geçirirmiş. Arada sırada annesine yardım ederek onlar ile birlikte iş yaparmış. Hafta içi okula gittiği için oyuna pek zamanı olmuyormuş. Okuldan geldikten sonra akşam yemeğinin ardından çok yorulup salonda uyuyakalıyormuş. O kadar uykusu geliyormuş ki zaman zaman öğretmenin verdiği ödevleri yapamadan uyuyormuş. Elif artık kendi oyuncaklarından da sıkılmış. Hiç arkadaşı olmadığı için de başka bir oyuncağının olmasını çok istiyormuş. Aklında hep bir bez bebek varmış. Bir gün annesine artık yeni bir bez bebek istediğini ve çok canının sıkıldığını söylemiş. Annesi de Elif e yeni bir oyuncak bebek alamayacağını ve eski oyuncakları ile oynamaya devam etmesini söylemiş. Çok canı sıkılan Elif kendini odasına kapatmış ve ağlamaya başlamış. Ertesi hafta sonu Elif sıkıntısının geçmesi için annesi ile birlikte evin yakınlarında bulunan parka gitmeye karar vermişler. Elif in hiç arkadaşı olmadığı için belki park da bir arkadaş bulma ümidi ile ilerlemişler. Parkta hiç kimse yokmuş. Elif bu duruma daha da üzülmüş. İçinden keşke bir bez bebeğim olsaydı ve ben de onu ile vakit geçirseydim diye geçirmiş. Akşam olmasına yakın artık eve gitmeleri gerekiyormuş. Annesinin elini tutan Elif şarkı söyleyerek ilerlerken yolun kenarında taşmış olan bir çöp kovası görmüş. Gözüne hemen parlak bir elbise ilişmiş. Elif çöp kovalarının uzağından geçmeyi tercih edermiş ancak bu parlak şey onun çok fazla dikkatini çekmiş ve yakınına gidip bakmak istemiş. Annesi de Elif in bu ısrarlarına daha fazla dayanamamış. Çöp kovasının yanına yaklaştıklarında ise elbisesi yırtılmış bir bez bebek görmüşler. Bazı yerleri yırtılmış, bazı yerleri ise kirlenmişti. Elif annesine bu bez bebeği tamir edip edemeyeceklerini sormuş. Annesi de Elif in ne kadar istekli olduğunu görmüş ve onu kurtarmaya karar vermişler. Büyük bir heyecan içinde eve gitmişler ve ilk olarak bez bebeği güzel bir şekilde yıkayıp kurutmuşlar. Ertesi gün Elif ve annesi bez bebek için gerekli olabilecek iğne, iplik ve kumaş gibi malzemeleri temin ederek bez bebeği onarmaya başlamışlar. Yıkandıktan sonra daha bir güzel olan bez bebek artık Elif in can yoldaşı olacaktı. Annesi bebeğin yırtılan elbisesini güzel bir şekilde dikti. Karışmış olan saçlarını bir güzel taradı. Tamir işlemi bittikten sonra artık oyunlar oynamaya hazırdı. Elif in mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Annesine sarılarak ona çok teşekkür etti ve yanağına bir öpücük kondurdu. Artık Elif in bir arkadaşı vardı ve onun ile birlikte çok eğlenceli zamanlar geçirecekti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cuceler-diyarindaki-dev-masali/", "text": "Eskiden beri bu diyarda mutluluk, neşe ve dostluk hüküm sürüyordu. Yeşillikler içinde bodur evlerin olduğu bu şirin diyarı muhafızlar kötü kalpli devlerden korurdu. Her sabah köyün cüceleri bir araya gelir, iş paylaşımı yapar, şarkılar söyleyerek aldıkları işleri yapmaya koyulurlardı. Yiyecek toplamak için tarlaya gidenler, odun taşıyanlar ve ormanının derinliklerinden şifalı otlar toplamaya gidenler vardı. Köyün bazı gelenekleri vardı. Ak sakallı dede cücelerin başındaki bilge kişiydi. Akşamları köy meydanında tüm cücelerle bir araya gelir onlara kötü kalpli devlerden uzak durmaları gerektiğini öğütlerdi. Daha sonra da meydanı eğlenmeyi çok seven cücelere bırakırdı. Işıltılı lunaparklar, atlı karıncalar, dönme dolaplar, ellerinde pamuk şekerle gezen cüceler bahar ayının taze kokusu ile ortalığı şenlendirirdi. Saat gece yarısına yaklaşırken herkes evine çekilir güzel bir uyku çekmeye başlardı. Herkesin uykuya dalmasını bekleyen küçük bir dev vardı. Serin akan derenin yanındaki mağarada gizlenen küçük dev bir süredir bu cüce diyarında yaşıyordu. Tabi bunu cüceler ve ak sakallı dede bilmiyordu. Cücelerin yiyeceklerinden yiyebilmek için köyün ambarına doğru yola koyuldu. Geceleri köy pek ıssız olurdu ağır olduğu için yavaş yürümek zorunda kalan küçük dev, cüceleri uyandırmaktan korkuyordu. Çünkü küçük dev cücelerin sandığı gibi kötü kalpli değildi. Annesini kaybetmiş ve cücelerin yanına gizlenmiş zararsız bir devdi. Cücelerle arkadaş olabilmeyi ve onlar gibi mutlu yaşayabilmeyi çok istiyordu. Annesiyle böğürtlen toplamaya ormana giderken bir porsuğun peşine takılıp yolunu şaşırmış kendini cüceler diyarında bulmuştu. Devler hakkında konuşulanları mağarada gizlenirken duyduğu için cücelere kendini göstermeye çok korkmuştu. Bu yüzden geceleri ambardan aldığı yiyecekleri yiyip derenin serin sularında yıkanıyor, gündüzleri annesine kavuşacağı günün hayalini kurarak uyuyordu. Günler küçük dev için zor geçiyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan cüceler ormana doğru yola koyuldular, ormana ot toplamaya giden cüce köyün en huysuz cücesiydi. Ak sakallı dedenin yapacağı ilaç için ot toplaması gerekiyordu. Ormanda yürürken mağaradan gelen horlama sesi huysuz cüceyi çok korkutmuştu. 'Bu da neydi?' diye homurdandı. Köye dönüp duyduklarını tüm cücelere anlattı. 'O kadar yüksek ve korkutucu bir sesti ki daha önce hiç böylesini duymamıştım.' dedi. Cüceler çok tedirgin bir halde ak sakallı dedeye durumu anlattılar. Muhafızları da yanlarına alarak orman yolundaki mağaraya doğru yola çıktılar. Mağaranın önüne gelince içerden gelen 'Horrrrrr, horrrr!' seslerine anlam veremediler. Cüceler ve muhafızlar hemen mağaraya girip küçük devi gördüler. Uyuyan devi uyandırıp kim olduğunu anlamaya çalıştılar. Korku içinde deve sorular sordular. Dev ağlamaklı bir sesle olan biteni anlattı. Ak sakallı dede devin yaşça küçük olduğunu ve annesini kaybettiğini öğrenince çok üzüldü. Annesini bulana kadar ona çok iyi davrandılar ve yiyeceklerini paylaştılar. Küçük dev cücelerle neşeli zamanlar geçiriyor onlarla oyunlar oynuyordu. Günlerden sonra ak sakallı dede annesini bulduğunu müjdeledi. Küçük dev annesine kavuşup kendi diyarına doğru yola çıktı, anne dev cücelere minnettardı. Cüceler ve küçük dev o günden sonra hep dost kaldılar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/cuceler-ve-ayakkabici-masali/", "text": "Zamanın birinde bir ayakkabıcı yaşarmış. Çok çalışkan ve çok dürüst bir insanmış. Hayat işte bir gün çok yoksul düşmüş, elinde sadece bir çift ayakkabı yapacak derisi kalmış bu adamcağızın. Ayakkabıcı adam bu deriyi akşamdan kesmiş düzeltmiş sabaha hazır etmiş. Niyeti sabah erken kalkıp ayakkabıyı hazır etmekmiş. Dürüst birisi olduğundan huzurla yatağına uzanmış ve uyuyakalmış. Sabah güneş ortaya çıkınca kalkmış, işe başlamadan önce duasını ettikten sonra birde ne görsünki! Bir çift ayakkabı kendiliğinden dikilmiş ve hazır hale gelmiş, tezgahının üzerinde öylece duruyormuş. O kadar çok saşırmış ki ne yapacağını ne diyeceğini bilememiş. Ayakkabıları almış eline iyice incelemiş. Ayakkabılar o kadar ustaca dikilmişki hiçbir kusuru yokmuş. Tam o sırada bir müşteri gelmiş içeriye. Ayakkabıları çok ma çok beğenmiş. Bu yüzden değerinin 2 katı para ödeyerek bu aykkabıları satın almış. Ayakkabıcıda bu para ile iki çift ayakkabı dikecek kadar ayakkabı derisi satın almış. Adamcağız her akşam yaptığı gibi derileri kesip hazır etmiş. Sabah uyandığında güçlü bir şekilde işe başlamak istiyormuş ama yine bir şey yapmasına gerek bile kalmamış. Çünkü sabah uyanıp dükkanına gelince her şey hazırmış. Müşterilerde gecikmeden gelmişler. Ayakkabıcıya değerinin çok üstünde para vererek ayakkabıları satın almışlar o kadar çok para vermişlerki, bu sefer dört ayakkabıya yetecek kadar ayakkabı derisini satın almış. Sabah uyanmış ve yine ayakkabılar kendiliğinden dikilmiş gibi tezgahın üzerinde bulunuyormuş. Günler böyle gelip geçmeye başlamış. Yoksul olan ayakkabıcı artık çok para kazanıyormuş. Akşam olmuş ve ayakkabıcının hanımı: En iyisi biz bu cüceler için güzel elbiseler hazılayalım demiş. Hemen elbiseler için hazırlığa başlamışlar. Onlar için küçük kıyafetler ve küçük kunduralar hazırlamışlar.Sonraki gün ayakkabıcı tezgahın üzerine hazırlanan hediyeleri bırakmış. Yine bir mum yakmışlar ve dolabın içerisine gizlenmişler. Az sonra içeriye minik adamlar girmiş. Minik adamlar kendilerine bırakılan hediyeleri fark etmişler. Sevinçlerinden dans etmeye başlamışlar. Sonra dans ede ede çıkıp gitmişler. İki minik adamı o olaydan sonra bir daha görememişler. Ama ayakkabıcı ve karısı iki minik adam sayesinde kazandığı parayla bir ömür boyunca rahat bir hayat yaşamışlar. Onlarıda hayatları boyunca unutmamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/davetsiz-misafir-masali/", "text": "Bir zamanlar çok büyük bir ormanda büyük bir yangın çıkmış. Orada yaşayan bütün hayvanlar sıcak alevlerden uzaklaşmak için kaçmışlar. Sincaplar rakunlar, tavşanlar, tilkiler, yılanlar, kaplumbağalar, ceylanlar ve daha birçok hayvan yeni yuva bulmak zorunda kalmışlar bazıları başka ormanlara gitmiş azıları parklara bazıları da İnsanların olduğu evlerin bahçelerine yuva yapmak zorunda kalmışlar. Bu yanan ormanın çok uzağında üç küçük kardeşin yaşadığı bir köy evi varmış. Hafta sonu bahçelerinde piknik yapmak için dışarıya çıkmışlar. Anneleri Ardıç çalılarının yanındaki çimenlerin üstünde piknik yapmalarını söylemiş. Çocuklar Çimenlerin üzerine piknik örtüsünü sermişler. Anneleri onlar için havuç çubukları, kereviz dolması ve lezzetli sandviçler hazırlamış. Anneleri içmeleri için limonata hazırladığını söylemiş. Çocuklar limonata ve bardakları almak için eve gitmişler. Döndüklerinde bir şeylerin ters gittiğini fark etmişler. Havuç çubukları yerinde yokmuş. Annelerinin yanına gidip olanları anlatmışlar. Anneleriyle birlikte piknik yaptıkları yere dönen çocuklar bu sefer de kereviz dolmalarının kaybolduğunu görmüşler. - Belki de arkadaşlarınızdan birisi size şaka yapıyordur. Hadi onu bulup soralım demiş. Ağaçların ve çalıların arkasına bakmışlar ancak ne kimseyi ne de yiyecekleri bulamamışlar. - Daha fazla aramayalım en azından içecek ve sandviçleriniz burada onları yiyebilirsiniz demiş. Çocuklar sandviçlerini yerken çalıların arasında bir hareket görmüşler. Hepsi sessiz oldular Tam o sırada kahverengi tüyleriyle bir tavşan görünmüş. Hemen annelerine gidip bir tavşan gördüklerini söylemişler. - Sanırım havuç çubukları ve kereviz dolmasını kimin yediğini bulduk çocuklar. Sanırım civar ormandaki yangından kaçan hayvanlardan birisi olmalı demiş. Belki bu tavşanı besleyebiliriz O da burada uzun süre kalabilir demiş. Bundan sonra çocuklar tavşanın beslenmesi için bahçeye havuç, yeşil sebzeler ve meyveler koymuşlar. Çocuklar tavşanın üşüyüp üşümediğini iyi beslenip beslenmediğini düşünüp durmuşlar. Böylece bir kış geçip, ilkbahar gelmiş. Bir gün yine tavşanı beslenmek için bahçeye çıkan çocuklar tavşanı ve yanında dört küçük yavrusunu görmüşler. Besledikleri tavşan artık anne olmuştu. O günden sonra çocuklar tavşan ailesini beslemeye devam etmiş. Ardıç çalılarının altı da tavşanların yeni yuvası olmuş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dede-ile-torunun-cok-guzel-gecen-24-saati/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Güzel bir köyde yaşayan Ali adında bir torun ve Hüseyin adında bir dede varmış. Ali, dedesini çok sever ve her fırsatta onunla vakit geçirmekten büyük mutluluk duyardı. Bir gün Ali, dedesini ziyaret etmeye karar verdi. Köyden geçerken baharın müjdecisi olan çiçeklerin kokusunu içine çekti ve heyecanla dedesinin evine doğru yol aldı. Dede Hüseyin, torununu beklerken bahçede çiçekleri suluyordu. Ali, dedesini görünce sevincinden havalara uçtu. İkisi sarılıp öpüştükten sonra birlikte keyifli bir gün geçirmeye karar verdiler. İlk olarak dede, Ali'ye sebze bahçesinde yardım etmeyi teklif etti. Birlikte tohumları ekti, sulama yaptı ve bitkilerin büyümesini heyecanla beklemeye başladılar. Daha sonra dede, Ali'ye balık tutmayı öğretmek istediğini söyledi. İkisi birlikte göl kenarına gittiler. Dede, Ali'ye nasıl doğru bir şekilde olta atacağını ve balıkları nasıl yakalayacağını öğretti. İkisi keyifle balık tutarken sohbet etmeyi de ihmal etmediler. Öğleden sonra dede, Ali'ye at binmeyi öğretmek istedi. İkisi birlikte ahıra gittiler ve dede, Ali'ye nasıl ata binileceğini adım adım gösterdi. Ali, ilk kez ata bindiğinde biraz tedirgin olmasına rağmen dedesinin desteğiyle kendini güvende hissetti. İkisi birlikte ahırda dolaştı ve atları besledi. Akşam yaklaşırken dede, Ali'ye güzel bir piknik yapma fikrini önerdi. İkisi birlikte sepetlerini hazırladılar ve güzel bir çay bahçesine gittiler. Ormanda güzel bir yer buldular, minderlerini serip piknik örtüsünü açtılar. Etrafta kuş sesleri eşliğinde keyifli bir öğle yemeği yediler ve birlikte şarkılar söylediler. Akşamüstü eve döndüklerinde Ali'nin yüzünde bir mutluluk ve huzur vardı. Dede Hüseyin de torununun neşesini gördüğünde içi sevinçle doldu. Bu güzel geçen 24 saat, ikisinin arasındaki bağı daha da güçlendirmişti. Ali, dedesine sarılıp teşekkür etti ve Dede, seninle geçirdiğim bu güzel zamanı asla unutmayacağım. Sen benim en sevdiğim dedemsin! dedi. Dede Hüseyin, torununun sözlerine gülümseyerek karşılık verdi ve Ben de seni çok seviyorum, Ali. Seninle vakit geçirmek benim için en büyük mutluluk dedi. İkisi birlikte güzel bir akşam yemeği yedikten sonra Ali, dedesinin evinden ayrıldı. Dede Hüseyin, torununun ayrılmasından hüzün duydu, ancak kalpleri birbirine bağlı olduğu için hiçbir zaman ayrı kalmayacaklarını biliyordu. Bu masal, dede ile torunun arasındaki sevgi ve bağın ne kadar değerli olduğunu anlatırken, birlikte geçirilen güzel zamanların neşesini ve mutluluğunu yansıtır. Her anın kıymetini bilmeli ve sevdiklerimizle geçirdiğimiz zamanları önemsemeliyiz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/deli-dumrul-hikayesi/", "text": "Deli Dumrul adında yıllar önce yaşayan bir er varmış. Deli Dumrul artık kurumuş, işlevini yitirmiş olan bir çayın üzerine köprü yaptırmıştır. Köprü üzerinden geçen insanlardan 30 Akçe, geçmeyen insanlar üzerinden ise zorla 40 Akçe alırmış. Bir gün yapmış olduğu köprünün yanına bir oba yerleşmiştir. Yerleşen bu obada bir yiğit hayatını kaybeder. Feryat seslerini duyan Deli Dumrul atına binerek obaya gider. Feryatların neden yapıldığını soran Deli Dumrul, bu obada yaşayan bir yiğidin hayatını kaybettiğini öğrenir. Dumrul yiğidin öldüğüne çok sinirlenir. O kadar sinirlenir ki Azrail'e meydan okumaya başlar. Yüce Tanrıya Azrail ile dövüşmek için dua eder. Duası bittikten sonra evine gider. Deli Dumrul bir toy düzenler. Öyle ki ettiği dua kabul olmuş, toya Azrail gelmiştir. Azrail'in geldiğini gören Dumrul, kılıcını çeker. Azrail'in üzerine doğru yürümeye başlar. Azrail bir kuş olup gökyüzünde uçmaya başlar. Atına binen Dumrul, Azrail'in peşine düşer. Ancak Azrail ata görünerek atın ürkmesini sağlar. Azrail'den ürken at, Dumrul'u sırtından atarak kaçar. Azrail, yere düşen Dumrul'un üzerine doğru gelmeye başlar. Dumrul Azrail'e yalvarmaya başlar. Ancak Azrail, Dumrul'un Tanrı'ya yalvarmasını ister. Tanrı Dumrul'u bağışlamak için ondan bir can bulmasını ister. Dumrul Ailesine gider ama anne ve babası bunu kabul etmezler. Ancak karısı onsuz dünyanın karanlık olacağını düşünerek canını vermek ister. Dumrul bunun üzerine Tanrı'ya yalvarmaya başlar. İkisini bağışlamasını ya da ikisinin birden canlarının alınmasını ister. Bu dua üzerine tanrı her ikisini de bağışlar. Dumrul'un anne ve babasının canını alarak Dumrul ve karısına tam 140 sene ömür biçer. Deli Dumrul hikayesi Türk halk inancında bulunan Aylanu motifinin en güzel ve en yetkin işlendiği bir yerdir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/deli-dumrul/", "text": "Geçmiş zamanların birinde Deli Dumrul isimli bir adam yaşarmış. Bu adam yaşadığı yerde bulunan kuru bir çayın üzerine köprü yaptırmış ve köprüden geçenlerden para almaya başlamış. Köprüden geçen insanlardan 30 geçmeyen insanlardan ise zorla 40 akçe alırmış. Günlerden bir gün Deli Dumrul'un kurmuş olduğu köprünün yanına bir oba yerleşmiş. Orada yaşamaya başlamışlar. Bir gün obadan bir feryat yükselmiş. Feryadın sebebini merak eden Deli Dumrul obada yaşayan insanların yanına gitmiş ve ne olduğunu sormuş. Onlardan bir yiğidin öldüğü haberini almış ve üzülmüş. Bunun üzerine Azrail'e çok kızmış. Onunla meydan okumayı çok istemiş ve bunun için Allah'a yalvarmış. Sonra da yaşadığı yere dönmüş. Deli Dumrul bir gün büyük bir şölen düzenlemiş. Deli Dumrul'un şölenine Azrail'de gelmiş ve Deli Dumrul ona kılıcını savurarak öldürmek istemiş. Ancak Azrail güvercine dönüşerek Dumrul'dan kaçmış. Deli Dumrul'da atına atlayarak Azrail'in peşine düşmüş. Dumrul Azrail'i yakalamaya çalışırken at ürkmüş ve Dumrul attan aşağıya düşmüş, Azrail düşme sonrası yanına gelince ona yalvarmaya başlamış. Bunun üzerine Azrail kendisine değil Tanrı'ya yalvarmasını söylemiş. Bunun üzerine Deli Dumrul Tanrı'ya yalvarmaya başlamış. Tanrı ona cevap vermiş ve kendi ölmek istemiyorsa kendisi yerine ölecek bir kişi bulmasını istemiş. Dumrul bunun üzerine yola çıkarak ailesinin yanına gitmiş. Onlardan kendi için canlarını vermesini istemiş. Ancak ailesi bu isteği kabul etmemişler. Karısına gitmiş ve karısı canını vermeyi kabul etmiş. Ancak Deli Dumrul ondan ayrı kalmak istemiyormuş ikisinin de canını almasını ya da bağışlamasını istemiş. Bunun üzerine Tanrı ikisini affederek onların yaşamasına izin vermiş. Bu olaydan sonra iki 140 yıl daha yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/deli-mi-veli-mi/", "text": "Bir zamanlar bir köyde, herkesin Deli mi Veli mi? diye sorduğu ilginç bir adam yaşarmış. Bu adamın adı Veli idi, ancak köylüler ona Deli Veli diye hitap edermiş. Deli Veli, diğerlerinden farklı ve tuhaf davranışlarıyla tanınırmış, ama aslında oldukça zeki ve farklı bir bakış açısına sahipmiş. Köy halkı, Deli Veli'nin yaptığı garip davranışlara şaşırmadan edemezlerdi. Bir gün elindeki değersiz taşları değerli bir mücevhere benzeterek hava atar, ertesi günse değerli bir mücevheri taş gibi yere atar ve onun değersiz olduğunu söylermiş. Deli Veli, bazen su birikintilerine ayaklarını sokar ve Ayaklarımı yıkıyorum diye bağırırmış. Bazı günler ise insanların anlam veremediği şarkılar söyleyip, dans edermiş. Köy halkı onunla alay eder ve onunla uğraşırlarmış, ama Deli Veli asla kızgınlık veya hiddet göstermezmiş. Her zaman gülümseyen yüzü ve neşeli tavrıyla, alaylara kulak asmaz ve köydeki herkesle iyi geçinmeye çalışırmış. Bir gün köyde bir yarışma düzenlenmiş. Yarışmanın ödülü, köyün en iyi tarım ürünlerine sahip olan çiftçiye verilecekmiş. Tüm köylüler en güzel ürünleri yetiştirmek için yarışıyorlarmış. Ancak Deli Veli'nin tarlasında, tuhaf görünen bitkiler yetişiyormuş. Kimse onun tarımıyla dalga geçerken, Deli Veli sadece gülümser ve Belki de güzelliklerini göremiyorsunuz dermiş. Yarışma günü gelip çatmış ve köy halkı birbirleriyle yarışmışlar. Sonunda, en güzel tarım ürünlerine sahip olan çiftçi seçilecekmiş. Ancak sonuç herkesi şaşırtmış, çünkü Deli Veli'nin tarlasındaki bitkiler en güzelleriymiş. Meyveleri parlak renkli, sebzeleri büyük ve lezzetliymiş. Köylüler, Deli Veli'nin tarlasını ziyaret edip ona tebrik etmeye gelmişler. Deli Veli, sadece tebessüm edip Belki de güzellikleri görmek için açık bir kalbe ihtiyacımız var demiş. O günden sonra, köy halkı Deli Veli'ye olan bakış açısını değiştirmiş. Onun tuhaf davranışlarının altında büyük bir bilgelik ve anlayış olduğunu fark etmişler. Ona olan saygıları artmış ve artık ona Veli diye hitap etmişler. Ve böylece, Deli Veli'nin bilgece sözleri ve farklı bakış açısı, köy halkının düşüncelerini değiştirmiş ve onları daha açık fikirli, anlayışlı ve hoşgörülü kılmıştı. Deli mi Veli mi, aslında Veli'nin içinde saklıydı ve onun hikayesi, bir masal gibi her zaman anlatılır olmuştu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/delikanli-denizci-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde şehirlerin en karanlık en soğuk olanında büyük bir efsane varmış. Efsaneye göre bu şehirde doğan bir delikanlı uzak diyarlardaki en güzel prensesle evlenecekmiş. Fakat prensesin bulmak için araması gerekiyormuş. Bu şehirde hırslı mı hırslı güçlü mü güçlü bir delikanlı yaşarmış. Bu delikanlının hayali denizci olmak ve uçsuz bucaksız denizlere açılmakmış. Çünkü delikanlı bu efsaneye inanıyor ve prensesini aramak için de denizci olması gerektiğini düşünüyormuş. Fakat yaşlı annesini bırakıp gidemiyormuş. Çünkü evde çalışıp para kazanacak başka hiç kimse yokmuş. Fakat bir gün kısa süreliğine gemide çalışacak ve çok para kazanacağı bir iş bulmuş. Düşünmüş taşınmış. Kısa süreliğine bu geminin yapımında çalışıp annesine yeterli miktarda para bırakıp geminin mürettebatına katılabilirdi. Her geldiğinde annesine bir miktarda daha bırakıp tekrar açılabilirdi. Böylece hem hayalini gerçekleştirecek hem de çok para kazanıp annesine de bakabilecekmiş. Ertesi gün hemen işe başvurmaya gitmiş. Genç, güçlü ve dinamik olduğu için hemen işe almışlar. 2 hafta kadar gemi yapımında çalışan delikanlı çok para kazanmış. Onu çalışmasından memnun kalan denizciler onu mürettebata almış. Delikanlı eve dönüp yolculuk için hazırlıklara başlamış. Fakat annesi onun gitmesini istemiyormuş. Bu inancının sadece bir efsane olduğunu giderse başına kötü işler geleceğini düşünüyormuş. Fakat delikanlı annesinin sözünü dinlememiş. O, annesine uzak diyarlardaki prensesle evleneceğini, buraya prensesle evli bir şekilde geri döneceğini ve çok mutlu olacağını anlatmış durmuş. Prensesi bulacağına o kadar çok inanıyormuş ki onunla ilgili hayaller kuruyormuş. Delikanlı ertesi gün annesine de yeteri miktarda para bırakarak denize açılmış. Delikanlı çok heyecanlıymış. Hayali gerçek oluyormuş. Gündüz gece demeden açılmışlar. Fakat bir gün hiç beklemedikleri bir fırtına çıkmış. Ne kadar uğraşsalar da gemi hızla su almaya başlamış ve batmış. Delikanlı gözünü açtığında kendini bir adada bulmuş. İlerde batmış geminin enkazı görünüyormuş. Çok korkmuş. Kendi başına bu ıssız adada ne yapacağını bilememiş. Bütün arkadaşlarının ismini seslenmiş. Fakat kendi sesinin yankısından başka ses gelmemiş. Bir anda aklına prenses gelmiş. Evleneceği prensesi bu adada bulacağına dair bir umuda kapılmış. Bu yüzden hemen adayı keşfe çıkmış. Ada o kadar büyükmüş ki günlerce yürümüş. Adanın her yerini karış karış aramış. Fakat adada kendisinden başka insan yokmuş. Delikanlı büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Annesinin sözünü dinlemediği için de çok pişman olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/deniz-masali/", "text": "Uçsuz bucaksız bir diyarda yaşamakta olan Deniz'in bu hayattaki en büyük dileği deniz görmekti. Sadece kitaplarda harikalığına şahit olan Deniz bu mavi okyanusların dibinde neler olduğunu, neler yaşandığını tüm hayatı boyunca merak etmiştir ve her ayrıntısına kadara derin araştırmalar yapmıştır. Kısa bir süre sonra büyük bir okul turu vardı ve Deniz bunu en iyi şekilde değerlendirip hayallerinin peşinden koşmak için çabalayacaktı. Denizler ve okyanuslar hakkında tüm detaylı bilgilere sahip olan Deniz derinlikleri evi gibi hissetmekteydi o yüzden hiçbir korkusu yoktu. Okul turunun zamanı gelip çatmıştı ve büyük bir heyecan içerisinde kalan Deniz' in gözlerinin içi parıl parıl parlıyordu. Hesaplamalarına göre tur servisi büyük bir denizin yanından geçecekti ve o sırada servisten bir şekilde inmeyi başarıp denizin derinliklerine kendini bırakacaktı. Birkaç saatin sonunda ara veren servisten inen Deniz gördüğü bu eşsiz benzersiz deniz karşısında donup kalmıştı. Denizin kıyısına doğru hızla koşan bu kızı kimse tutamazdı. O kadar hızlı yol alıyordu ki içindeki sevinci kimse ölçemezdi. Büyük bir atlama ile deniz kızına dönüşen Deniz sanki yıllardır bu denizlerin içerisindeydi. Sanki bu masmavi denizde doğup büyümüş bir kız çocuğu gibiydi. Tüm balık cinslerini hafızasına kazıyan Deniz tüm balıklara en yakın dostuymuş gibi selam vermekteydi fakat gördükleri karşısında ikinci bir şoka uğramıştı. Denizde asla yer almaması gereken bir sürü saçma insan eşyaları vardı. İnsanlar bu masmavi denizi çöp gibi kullanıp hiçe saymıştı. Poşetlerle boğulan birçok su kaplumbağası ve deniz kirliliği sayesinde oksijensiz kalmış bir sürü balık vardı. Bu istenmeyen görüntüler karşısında neye uğradığını şaşıran Deniz, kafasını denizden kaldırıp büyük bir öfke ile gökyüzüne baktı. Senelerdir hayali ile yaşadığı deniz ve okyanuslar bundan mı ibaretti, neden insanlar buna karşı bir önlem almamıştı, neden herkes hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyordu? Kendine karşı da ufak bir sitemde bulunan Deniz buralara daha önceden gelip bu olanları fark etmeliydi. Büyük bir hınç ile toparlanıp okul servisinin yanına gelen Deniz oldukça üzgün ve hüzünlüydü. Bunu fark edenler büyük bir ısrarla nedenini sorsa da hiçbir cevap alamadılar. Bundan sonraki hayatını deniz ve okyanus kirliliği hakkında farkındalık yaratması için adayacaktı. Tüm deniz canlılarını en iyi şekilde korumak için çabalayacak ve konforlu bir yaşam alanı sunacaktı onlara... Eski hayallerini birkaç dakikada silen Deniz kendini artık hem daha iyi hissediyor hem de tüm canlıları orada çaresiz bıraktığı için üzgündü. Nasıl bunu düzeltirdi bilmiyordu ama büyüdüğü an şuan ki hayalini gerçekleştirdiği bu amacını da en iyi şekilde gerçekleştirecekti. Nasıl kendisi temiz bir havada yaşıyor ise deniz canlılarının da o şekilde yaşamasını istiyordu ve bunu gerçekleştirecekti. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/deniz-ve-kucuk-emir-masali/", "text": "Bir zamanlar masmavi suları olan engin bir deniz varmış bu deniz yalnızlığını kıyısına gelen insanları izleyerek gideriyormuş. Gelen insanların kıyısında oynamaları ve içine girip yüzmeleri çok hoşuna gidiyormuş. Yaz mevsimi akmış gitmiş kıyısına gelen insanlar azalmaya başlamış. Gelenler de zaten artık denize girmiyor sadece kıyısında oturup sohbet ediyorlarmış. Günlerden bir gün yine böyle kıyısında çok az insan varmış denizin. Deniz sakince etrafı izliyor ve yaklaşan kış mevsiminde ne kadar sıkılacağını düşünüyormuş. Böyle düşüncelere daldığı bir sırada dikkatini kıyısındaki küçük bir oğlan çocuğu çekmiş. Üç dört yaşlarında olan çocuk yalnızmış ailesini görememiş deniz. Çocuk denize doğru yürüyormuş sanki içine girecek gibiymiş. Deniz birden endişeye kapılmış seslenmiş çocuğa Hey küçük senin adın ne? Çocuğun adı Emir'miş ama denizin ne dediğini anlamamış onun duyduğu sadece denizin küçük dalgalarının çıkarttığı hışırtıymış. Bu hışırtılar ve kıyıya vuran minik dalgalar çok ilgisini çekmiş. Denize doğru yürümeye devam etmiş. Emir'in ayakları artık suyun içindeymiş ve hala ilerlemeye devam ediyormuş. Çocuğa zarar vermekten korkan deniz tekrar seslenmiş Dur çocuk ne yapıyorsun daha fazla gelme boğulursun. Emir denizin sözlerini yine anlamamış denizin içine doğru yürümeye devam ediyormuş. Ona zarar vermek istemeyen denizin acil karar vermesi gerekiyormuş. Küçük çocuk biraz daha gelirse kıyıda onu kurtaracak kimsede yokmuş. Hemen kararını vermiş ve birden bire dalgalanmaya başlamış. Çocuğun hoşuna giden küçük dalgaların yerine artık daha büyük ve korkutucu dalgalar oluşturmaya başlamış. Emir bu dalgalardan da korkmamış ve denize doğru yürümek istemiş. Allah'ım diye düşünmüş bu çocuk uyarıdan anlamıyor ne yapmalıyım. Ailesi nerde bunun. Büyük dalgalarının çocuğa zarar vermeye başladığını görünce hemen durmuş deniz. Dua etmeye başlamış Allah'ım bana güç ver yol göster bu çocuğa zarar vermek istemiyorum demiş. Ve duaları kabul olmuş. Dibinde olan akıntıları kontrol ettiğini hissetmiş. Hemen akıntıyı iyice derine gelmiş nefes alamadığı için çırpınan Emir'e doğru yöneltmiş. Akıntısıyla çocuğu iterek kıyıya doğru atmış. Emir'in kıyıya vurmuş bedenini gördüğünde ise çok mutlu olmuş. Emir kıyıda oturmuş ağlıyormuş. Deniz içinden Olsun ağlasın en azından hayatta onun hayatını kurtarmayı başardım diyerek sevinmiş. O sırada Emir'in annesi koşarak gelmiş ve çocuğunu kucaklayıp götürmüş. Deniz artık Emir için tehlikenin tamamen bitmiş olması ile düşünmeye başlamış. Normalde akıntısı hep ters tarafa doğru olurmuş. Hatta yaz boyunca birçok kişi akıntı yüzünden boğulma tehlikesi atlatmış. Nasıl olmuştu da akıntının yönü birden değişmişti. Aklına ettiği dua gelmiş evet duaları kabul olmuştu. Bu kez de Allah'a şükretmiş. Şükürler olsun Allah'ım demiş benim dualarımı kabul ettiğin için. Deniz o günden sonra dua etmenin ne kadar önemli olduğunu anlamış ve sürekli dua etmeye başlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/deniz-yildizi-kralligi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde masmavi okyanusların içinde bir şehir varmış. Bu şehrin adı Deniz Yıldızı Krallığıymış. Deniz Yıldızı Krallığında balıklar, yengeçler, denizatları, deniz yıldızları, ahtapotlar ve daha bir sürü deniz canlısı dostça yaşarmış. Günlerden bir gün Tüm deniz canlıları işin de gücündeyken denizin suyu aniden bulanıklaşmış. Büyük bir fırtına baş göstermiş. Fırtınadan etkilenen bütün canlılar hemen evlerine sığınmışlar. Fırtınanın etkisiyle hasar alan büyük bir gemi okyanusun dibine batmış. Bütün deniz canlıları korku içinde kaçacak yer aramışlar. Birçok balığın ve daha bir sürü canlının evleri yıkılmış. Bütün canlılar okyanusta artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamış. Herkes bu geminin uğursuzluk getireceğine inanmış. Cesur bir deniz yıldızı öne çıkarak bu duruma çare bulacağını söylemiş. Cesur Deniz Yıldızı kralla konuşmuş. Birlikte bir çare düşünmüşler. Krallığın kutsal sayılan inci tacını Cesur deniz yıldızına takmış. Bu tacı takan kişiye kolay kolay bir şey olmazmış. Tüm tehlikelere karşı korunurmuş. Böylece inci tacın gücünden de cesaret alan Cesur Deniz Yıldızı batan geminin içine girmeye karar vermiş. Bütün cesaretini toplayıp gemiye girmiş. En büyük korkusu gemide insanların olmasıymış ama içeriye baktığında hiçbir insanın olmadığını fark etmiş. Demek ki fırtınadan sağ salim kurtulmuşlar diye düşünmüş. Geminin İçerisinde envaı çeşit yiyecekler varmış. Bunlar tüm deniz yıldızı krallığına yıllarca yetermiş. Cesur Deniz Yıldızı bunu görünce çok sevinmiş. Hemen krallığa dönüp haber vermek istemiş. Geminin içinden çıkıp hızla kralın yanına gitmiş. Krala olanları bir bir anlatmış. Geminin krallığa yıllarca yetecek kadar yiyecekle dolu olduğunu söylemiş. Kral da bu duruma çok sevinmiş. Artık halkı refah içinde yaşayacakmış. Hemen askerlerine emir vermiş. Yiyecekleri krallığa taşımalarını söylemiş. Yiyecekler öyle çokmuş ki askerler günlerce taşımak için uğraşmışlar. Kral tüm halkını toplayıp onlara durumu anlatmış. Aslında geminin göründüğü gibi bir felaket değil çok büyük bir şans olduğunu söylemiş. Artık deniz yıldızı krallığının refah içinde yaşayacağını söylemiş. İçlerinden bazıları önyargılı konuştukları için çok utanmışlar. Kral yedi gün yedi gece eğlence düzenlemiş. Tüm deniz yıldızı halkı doyasıya eğlenmiş. Cesur Deniz yıldızına da cesaretinden dolayı büyük bir madalya vermiş. Bu masal da burada bitmiş. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/denizkizi-ve-denizanasi-dostlugu-masali/", "text": "Bir zamanlar, okyanusun derinliklerinde, maviliklerin altında, güzellik dolu bir dünya vardı. Bu dünyanın sakinleri, denizkızları ve denizanaslarıydı. Denizkızları okyanusun zarif prensesleri olarak bilinirken, denizanasları ise okyanusun büyülü varlıklarıydı. Bir gün, denizkızı Elara, göz alıcı saçları ve mercan rengi bir kuyrukla okyanusun derinliklerinde yüzerken, denizanası Neri adında bir varlıkla tanıştı. Neri'nin şeffaf ve zarif dokunaçları vardı ve okyanusun en güzel melodilerini söyleyebiliyordu. Elara ve Neri, birbirlerinin güzelliklerine ve yeteneklerine hayran kaldılar. Birlikte okyanusun gizemlerini keşfetmeye başladılar. Mercan resiflerinde dans ettiler, renkli balıklarla oynadılar ve okyanusun sakinleriyle dostluklar kurdu. Zamanla, Elara ve Neri arasındaki dostluk daha da derinleşti. Birbirlerine güldüler, birlikte hüzünlendiler ve en önemlisi, birbirlerine destek oldular. Elara, Neri'nin şeffaf dokunaçlarından müthiş müzikler çıkardı ve Neri, Elara'ya okyanusun gizli yerlerini gösterdi. Bir gece, okyanusun altında, yıldızların ışığında, Elara ve Neri gözlerinin içine baktılar ve kalpleri hızla çarpmaya başladı. Bu dostluk, daha fazlası olabilirdi. İlk defa, denizkızı ve denizanası arasında böyle bir bağ kurulmuştu. Elara ve Neri, birbirlerine olan hislerini kabul etti ve denizin derinliklerindeki bu aşkı kutladılar. Birlikte yüzerken, okyanusun romantik şarkılarını söylediler ve sevgi dolu anlar yaşadılar. Elara ve Neri'nin aşkı, okyanusun altında büyüdü. Her gün, denizin derinliklerinde birlikte maceralara atıldılar. Gizli mağaraları keşfettiler, denizin canlılarına yardım ettiler ve okyanusun gizemli yaratıklarıyla dostluklar kurdular. Elara, Neri'ye insanların dünyasını ve onların hikayelerini anlatırken, Neri de Elara'ya okyanusun büyülü gücünü öğretti. Birlikte geçirdikleri zaman, sevgilerini daha da güçlendirdi. Birbirlerine olan bağları, okyanusun dalgaları gibi güçlüydü. Birbirlerine olan aşkları, okyanusun güzellikleri ve sırlarıyla birleşti. Birlikte yıldızların altında dans ettiler, okyanusun serin sularında romantik gezintiler yaptılar ve sevgiyle parladılar. Elara ve Neri, denizin ve okyanusun büyüsünü bir araya getiren bir masalın kahramanlarıydı. Onların aşkı, okyanusun tüm güzelliklerini kutladı ve denizkızları ile denizanası arasındaki bağın ne kadar özel olabileceğini gösterdi. Ve böylece, Denizkızı Elara ve Denizanası Neri'nin aşkı, okyanusun sonsuzluğunda sonsuza dek yaşadı. Her dalga, her kabuk ve her denizyıldızı, bu büyülü aşk hikayesini anlatırken, insanlar da sevginin ve dostluğun okyanusun derinliklerinde nasıl bulunabileceğini öğrendiler. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/denizkizi-ve-kopekbaligi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken masalsı bir deniz altı dünyasında, güzellik dolu bir denizkızı olan Melis ve dostane bir köpekbalığı olan Kaptan yaşarlarmış. Denizkızı Melis, denizlerin en güzel ve en zarif varlığıydı. Kaptan ise denizlerin bilge ve arkadaş canlısı köpekbalığıydı. Melis ve Kaptan, deniz altındaki mercanlar arasında birbirlerine olan sevgi ve arkadaşlıklarıyla ünlüydüler. Her gün birlikte deniz altını keşfe çıkar, masalsı güzelliklerle dolu birbirinden heyecanlı olan birçok maceralara atılırlardı. Ancak günlerden bir gün, denizaltındaki dengeler hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başladı. Kötü kalpli bir deniz büyücüsü, denizlerin huzurunu bozmak ve güzelliğini yok etmek için hileli planlar yapmaya başladı ve bu doğrultuda çalıştı. Büyücü, Melis'in güzelliğini kıskanıyor ve onu tuzlu denizlerin dışına sürüklemeye karar veriyordu. Büyücünün kötü niyetleri, Kaptan'ın sezgileriyle fark edilmişti. Kaptan, Melis'i korumak için büyücüyle mücadele etmeye karar verdi. Melis'i uyararak onu tuzlu denizlerden uzak durması konusunda uyardı. Ancak büyücü, Kaptan'ın engellemelerini görmezden gelerek Melis'i tuzlu denizlere sürükledi. Melis, büyücünün kötü niyetlerini sonunda anladığında, kendi gücüyle onun tuzaklarından kaçmayı başardı. Kaptan, Melis'i tuzlu denizlerden kurtarmak için bir plan yapmaya karar verdi. Kendi arkadaşları olan yunuslar, balıklar ve diğer deniz canlılarının yardımıyla büyücüye karşı savaş açtılar. Büyücü, denizaltındaki tüm güzellikleri yok etmek istediğinde, Melis'in güzellikleri ve Kaptan'ın bilgeliği ve cesareti ona engel oldu. Kaptan ve Melis'in arkadaşları, birlikte güçlerini birleştirerek büyücünün kötü planlarını bozdu. Sonunda, kötü kalpli büyücü yenilgiyi kabul etti ve deniz altı dünyasından sonsuza dek uzaklaştı. Denizkızı Melis ve Kaptan, deniz altının huzurunu ve güzelliğini yeniden sağlamışlardı. Melis ve Kaptan, arkadaşlıkları ve birbirlerine olan sevgileri ve saygıları sayesinde deniz altı dünyasına barışı getirdiler. Onların hikayesi, sevgi ve dostluğun gücünü vurguluyor ve deniz altının muhteşem güzelliklerine sahip çıkmak gerektiğini hatırlatıyordu. Melis ve Kaptan, deniz altının en güzel masalı olarak herkesin kalbinde yer etti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/denizleraltindaki-saray-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, denizler altında kocaman bir sarayda yaşayan bir denizkızı varmış. Bu denizkızı, denizatları ve bazı balıkların etrafında nöbet tuttuğu bir sarayın içinde kendi kendine oyunlar oynarmış. Bu rengarenk sarayda, deniz kızı çok mutluymuş çünkü her şey huzurluymuş. Denizkızının bir sürü balık arkadaşı da varmış. Büyük küçük, yassı ya da irice bir sürü balık sarayda yaşarmış. Sarayın duvarlarında deniz yıldızları gezermiş. Sarayda deniz anaları da varmış. Hatta deniz kızının odasının içerisindeki rengarenk deniz anaları, uyku zamanı gelince bir aşağı bir yukarı yüzer, deniz kızının uyumasına yardım edermiş. Sarayın bahçesi ile dillere destanmış. Su ile dalgalanan rengarenk bitkiler ve çimler, sarayın bahçesini kaplarmış. Bir gün bu sarayın kralı, yani denizkızının babası bahçede gezerken deniz atlarından biri bir haber getirmiş. Haberde, denizin üstünden gelen bir tehlikeden bahsediliyormuş. Denizkızının yaşadığı saray her ne kadar denizin 7 kat altında olsa da deniz üstünde yaşanabilecek her şey krala bildirilirmiş çünkü denizin üstünde başka bir saray daha yer alıyormuş. Bu sarayda yaşayanlar ise deniz altındaki krallıktan bihabermiş. Eğer haberleri olsaymış, denizlerin altına da hakim olmak isterlermiş. Bu yüzden denizkızının babası, deniz üstünde yaşanan her olaydan haberdar olmak istermiş. Gelen haber üzerine Eyvah! demiş kral, Şimdiye kadar koruduğum bu krallık, artık denizin üstünde yaşayanlar tarafından mahvedilecek! Etraftaki tüm balıklar da telaşlanmış, Şimdi ne yapacağız? Şimdi ne yapacağız? demeye başlamışlar. Bu sırada denizkızı içeri girmiş, Ne oldu baba? Herkes neden telaş yapıyor? diye sormuş. Babası, denize kızına yukarıda yaşayanlardan hiç bahsetmemiş. O yüzden de durumu nasıl açıklayacağını bilememiş. Fakat deniz kızının olup bitenden haberi varmış. Arada bir sarayı ziyarete gelen deniz samurları ile bazen oyunlar oynarmış. Denizlerin üstünde neler olduğunu da deniz samurları anlatırmış ona. O yüzden durumu kısa sürede anlamış. Ben her şeyi biliyorum baba demiş denizkızı, Sen hiç merak etme, benim bir planım var. Kral ve etrafındakiler çok şaşırmış. Herkes bahçedeki bitkilerden toplayabildiği kadar toplasın. demiş denizkızı. Uzun kısa tüm bitkilere ihtiyacımız var. Herkes krala bakmış, kral da kızının dediklerini onaylarcasına Hadi, herkes hemen bitkileri toplayıp getirsin! demiş. Birkaç dakika sonra denizkızının önünde bir sürü bitki varmış. Balıkların da yardımıyla denizkızı, bitkileri birbiri ile bağlayıp kısa bir sürede adeta bir bitki halısı oluşturmuş. Herkes bir ucundan tutsun halıyı demiş denizkızı. Daha sonra yukarı doğru yüzüp upuzun olan bu halıyı, balıkların yardımı ile sarayın üzerine gerdirmişler. Halının dört ucundan çeken balıklar da halının altına saklanmış. Yukarıdan bakıldığında saray görünmüyor, yalnızca uzun bitkilerin, suyun içinde bir o tarafa bir bu tarafa dalgalandığı görülüyormuş. Bir süre sonra da denizin üstünde yaşayanlar, sarayın hemen üstüne kadar varmış. Fakat bu halı sayesinde, bitkilerin altında bir saray olduğunu görememişler. Burada kayda değer hiçbir şey yok, sadece bitkiler var, o kadar. diye düşünmüşler ve tekrar denizlerin üstüne çıkmak üzere yukarıya doğru yönelmişler. Denizkızı, planı işe yaradığı için çok sevinmiş. Kral da sarayını tekrar güvene aldığı için bir kutlama düzenlemiş. O günden beri de her ne zaman bir tehlike ortaya çıksa, bu halıyı saraylarının üzerine gerdirirler ve beklerlermiş. Bu yüzden de bitkilerin altında rengarenk bir saray olduğunu kimse tahmin edemezmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. 24 yaşındaki nişanlımı bu masalla uyutuyorum. Umarım evlendikten sonra da bebişimizle annesine birlikte okur uyuturum. Tatlı kızım sen şimdi 7 yaşındasın uyutmak için okumuştum... İyi ki varsın.. Tatlı kızım sen şimdi 7 yaşındasın uyutmak için okumuştum... İyi ki varsın.. iyi uykular tuanam. her şeyin güzel olması dileğiyle.. irem, aşkım, deniz kızım seni seviyorum iyi uykular. İyi uykular Açelyam, her zaman yanındayım. İyi uykular Açelyam, seni asla bırakmayacağım . senosum ne zaman masal okumami istese bunu okurum herkese tavsiye ederim."} {"url": "https://www.masallaroku.com/denizlerin-derinlerinde-yasayan-denizkizi-masali/", "text": "Asırlar önce okyanusların derinliklerinde yaşayan deniz kızı meraklı ve bir o kadarda hayalperest yapısıyla herkes tarafından sevilirdi. Çevresine sürekli gülücükler saçardı. Kendisi gibi denizde yaşayan canlılara hep yardım ederdi. Annesi ve babasını küçük yaşlarda kaybetmişti. Fakat mutluluğu hiçbir zaman bitmemişti. Arkadaşlıklar kurmuş ve denizin altında her yeri keşfetmeye çıkmıştı. Keşfetmek deniz kızı için oldukça önemliydi. Küçük yaşlardan beri keşfetmeyi çok seviyordu. Deniz kızı bir gün yeni bir keşfe çıktığında başına neler geleceğinden habersizdi. Bazen deniz kızı hiç kimsenin olmadığı kayalıklara çıkıyor ve doğayı izliyordu. Bir gün o gördüğü manzaranın içerisinde keşfe çıkacağını hayal ediyordu. Fakat bu imkansızdı. Çünkü suyun altında belli bir süre durmazsa nefes alamazdı. Eğer solunum yapamazsa hayatını kaybedebilirdi. Yine de deniz kızı hayal kurmaktan vazgeçmiyordu. Bir gün yine kayalıkların birinde ormanı izlerken uykuya dalmıştı. Uyku o kadar tatlı gelmişti ki fark etmeden saatlerin nasıl geçtiğini anlamamıştı. Çok geçmeden birinin ona dokunduğunu hissetti. Hemen irkildi ve kendine gelmeye başladı. Bir anda suya atladı. Sudan yukarı baktığında küçük bir kayık ve genç bir delikanlı gördü. Merakla yukarı doğru çıktı. Gördüğü delikanlıya bir anda vuruldu. Delikanlı hayretle deniz kızına bakıyordu. Deniz kızı bir süre yakışıklı delikanlıyla bakıştıktan sonra tekrar denizin derinliklerine doğru gitmeye başladı. Deniz kızı korkudan uzaklaşa da aklında hep yakışıklı delikanlıyla konuşmak vardı. Deniz kızı haftalar sonra tekrar aynı kayalıklara gelerek yakışıklı delikanlıyı görme umuduyla bekledi. Delikanlı deniz kızı için neredeyse her gün kayalıklara geliyordu. Bir gün uzaktan birbirlerini gördüler. Deniz kızı kadar yakışıklı delikanlı da deniz kızıyla sohbet etmek istiyordu. Birbirlerine karşı uzak ve çekimser olsalar da gözleriyle anlaşabildiler. Deniz kızı yakışıklı delikanlıya yaklaşarak adını sordu. Delikanlı da ona kendi adını sordu. Tanışma faslı geçtikten sonra birbirlerine hikayelerini anlattılar. Delikanlı tek başına bir kulübede yaşıyormuş. Orman işleriyle uğraşıyormuş. Deniz kızı da denizlere keşfe çıktığından bahsetmiş. Deniz kızı ve yakışıklı delikanlının hikayesi aylarca sürmüş. Fakat hiçbir zaman birbirlerine dokunamamışlar. Aralarındaki aşk öyle kuvvetliymiş ki deniz kızı karaya çıkıp yakışıklı delikanlıyla yaşamak istiyormuş. Deniz kızı bilmediği bir özelliği ile bu hayalini sürdürmüş. Eğer deniz kızı doğru erkeği bulup o erkeğin elini tutarsa karaya insan olarak çıkabilecekti. Deniz kızında kara büyü vardı. Deniz kızı bir zamanlar en büyük krallığın prenseslerinden biriydi. Bu durumu bilmiyordu. Prenses deniz kızı bir gün delikanlıya karaya çıkmak istediğini söyledi. Yakışıklı delikanlı buna asla izin vermeyeceğini belirtti. Seni orada yaşatamam dedi. Bir ömür boyu seninle bu şekilde yaşamaya razıyım diye söyledi. Ama deniz kızı kararlıydı ve karaya çıkacaktı. Deniz kızı karaya kendini vurdu ve yakışıklı delikanlı deniz kızının elini tutarak onu suya göndermeye çalışırken deniz kızı bir anda insana dönüştü. İkisi de gözlerine inanamadı. Ne olduğunu anlamadan deniz kızı insan gibi ayaklara sahiptir. Bu durumun neden böyle olduğunu merak eden çift ormanda yaşayan bilgine durumlarını anlattı. Bilgin prensesi görünce gözlerine inanamadı. Hikayeyi baştan sona anlattı ve yakışıklı delikanlı ile deniz kızı prenses bir ömür boyu mutlu yaşadılar. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dersini-alan-cocuk-masali/", "text": "Bir zamanlar ormana yakın bir evde oturan Kıvanç adında bir çocuk varmış. Kıvırcık ve kahverengi saçlara sahipmiş. Kıvanç çevresi ile iyi geçinemeyen huysuz bir çocukmuş. Hiçbir şey onu mutlu etmez her zaman çatık kaşlarıyla etrafta dolanırmış. Bir gün ormanda yürüyüş yapmaya çıkmış. Yürürken bile hiç rahat durmuyormuş. Mantarları tekmeliyor, ağaç dallarını kırıyormuş. Ormanı güzel renkleri ile süsleyen çiçekleri tek tek koparıp, oraya buraya gelişigüzel atıyormuş. Yanında getirdiği abur cuburların kabuklarını dahi ormana atmaktan çekinmiyormuş. Ama ormanda yaşayan hayvanlar bu durumdan çok mutsuzmuş. Orman onların biricik eviymiş. Kıvanç ise onların evini yavaş yavaş yok ediyormuş. Bu meseleye bir çözüm yolu bulmak için bütün hayvanlar toplanmış. Ormanın en bilge hayvanı baykuş hayvanlara sormuş. - Söyleyin bakalım bu çocuktan kimler şikayetçi? Hayvanlar hep bir ağızdan bağırmaya başlamış. Karınca yuvalarına kum döken, kuş yuvalarını bozup yumurtalarını kıran bu çocuğa her biri itiraz etmiş. Tüm itirazları dinleyen baykuş bir plan yapmaya karar vermiş. Hayvanlara çeşitli görev veren baykuş bu meseleyi halledeceğine söz vermiş. Ertesi gün hayvanlar yerini alıp Kıvanç'ı beklemeye başlamışlar. Kıvanç her şeyden habersiz ormanda yürümeye başlamış. İlk olarak mantarlara yürüyen Kıvanç onlara bir tekme atmış. Ama bir anda acıyla bağırmaya başlamış. Çünkü hayvanlar mantarın arkasına büyük bir taş koymuşlar. İyice sinirlenen Kıvanç bu sefer de ağaçların dallarını kırıp oraya buraya vurmaya başlamış. Bir ağacın arkasına saklanan sincaplar meşe palamudu ve buldukları fındıkları Kıvanç'ın kafasına fırlatmışlar. Sinirinden bir ağacın altına oturan Kıvanç oradaki çimleri yolmaya başlamış. Bunu hisseden ağaç tüm kozalaklarını silkeleyip Kıvanç'ın üstüne dökmüş. Kıvanç bir anda kozalak yığınının içinde kıpırdayamaz hale gelmiş. Sadece kafası görünüyormuş. Tam o sırada Bilge baykuş gelmiş Kıvanç'ın karşısına geçip, - Seni uzun zamandır tanıyoruz. Sen ormanımıza zarar veren çocuksun. Bu başına gelenlerin hepsini biz yaptık. Eğer kendini düzeltmez ve bir daha bu hareketleri tekrar edersen, seni buradan asla çıkarmayız demiş. Yaptığı hatanın ne kadar büyük olduğunu anlayan Kıvanç tüm hayvanlardan özür dilemiş. Kıvanç'ın pişman olduğuna inanan ormanın hayvanları onu kozalak yığınından çıkarmışlar. Sonra Kıvanç koşa koşa evine gitmiş. Haftalarca ormana gelmemiş. Sonra bir gün elinde yiyeceklerle ormana gelmiş. Ormana ağacın altına koyup gitmiş. Hayvanlar yemekleri yiyip içinde bir not görmüşler. - Sevgili hayvanlar evinize zarar verdiğim için lütfen beni affedin. Sayenizde nasıl davranmam gerektiğini ve doğaya saygılı olmam gerektiğini anladım. Çok teşekkür ederim. Umarım size hazırladığım hediyeyi kabul edersiniz yazmış. O sonra bütün hayvanlar ormanda mutlu bir şekilde yaşamışlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/destan-nedir/", "text": "Destan, milletlerin benliklerinden yoğrularak ortaya çıkan yazın türlerinden bir tanesidir. Destanlar, destan sahibi olan milletler açısından oldukça önemlidir. Destanlarla ilgili olarak, destanın ne demek olduğu, destanların oluşum evreleri, destanların özellikleri, destanların yazıya geçirilmesi, destanların ortaya çıkış biçimleri, gibi konular merak edilir. Destan, bir millete ait önemli bir durumun oluşuyla ortaya çıkan edebi bir türdür. İlk olarak sözlü olarak ortaya çıkmakla birlikte, zaman içerisinde yazıya geçirilir. Destanlar içerisinde mitolojik ögeler ve önemli olaylar bulunur. Millet için iz bırakan olaylar, milletin kendisi tarafından işlenir. Destanlar, destana sahip olan milletlerin kültürel özellikleri, yaşayış biçimleri, değer yargıları gibi önemli konular hakkında fikir sahibi olunmasına yardımcı olur. Destanlar oluşum bakımından üç evreye ayrılır. Bu evreler şu şekilde ifade edilebilir; İlk olarak oluşum aşamasında, milleti derinden etkileyen bir durum ortaya çıkar. Daha sonra bu durum dilden dile sözlü olarak aktarılır, anlatılır. Son olarak ise, dilden dile aktarılan hikaye, bir yazar tarafından yazıya geçirilerek destan oluşturulmuş olur. Destanların başlıca özellikleri şu şekilde ifade edilebilir; Destanlar, bir millete aittir, küresel değildir. Destanlarda mitolojik ögelere sıklıkla yer verilir. Destanlarda olağanüstü kahramanlar ve olağanüstü özellikleri olabilir. Destanlar gerçek bir durum sonucu ortaya çıkmış olmasına rağmen, yayılma aşamasında değişime uğrayarak ilk hallerinden oldukça uzaklaşır.Destanlar, o millete ait birçok bilgi hakkında fikir sahibi olunmasına neden olur. Kültür, yaşayış şekli, değer yargıları hakkında fikir sahibi olunmasına neden olur. Başlıca özellikleri bu şekilde olan destanlar, her millet için çok farklı şekilde ortaya çıkmıştır. Her milletin mitolojik ögesi de dolayısıyla farklılık gösterir. Destanların ortaya çıkış biçimleri oldukça farklıdır. Her milletin etkilendiği durum farklılık gösterdiği için bu durum ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte genel olarak destanların ortaya çıkma sebepleri, savaşlar, açlık ve kıtlık durumları, yoksulluk, kazanılan önemli bir zafer, yer değiştirme, milletin kabuğunu kırma gibi durumlar örnek olarak verilebilir. Bu durumlar sonucunda, millet olarak bütün bir kesimin etkilenmesi benzer bir hikayeye sahip olunmasına neden olur. Benzer hikayeler de anlatılarak harmanlanır ve destanlar ortaya çıkar. Destanlar genellikle ortaya çıktıktan uzun bir süre sonunda yazıya geçirilir. Yayılma aşaması ile halk tarafından, yaşanılan olaylara mitolojik bakış açısı eklenir, milletin benliğine en uygun şekilde uyarlanması sağlanır daha sonra bir yazar tarafından kaleme alınarak destan haline getirilebilir. Geçmişte pek çok destanın yazıya geçirilmeden kaybolduğu düşünülmekle birlikte, yazıya geçirilen destanların çoğu da yayılma aşamasında fazlaca değişim göstermiştir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dev-ve-cuce-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, sihirli bir dünyada, dev ve cüce birlikte yaşarlarmış. Dev, devasa bir vücuda ve güce sahipti, cüce ise küçük ve kıvrak bir yapıya sahipti. İlk başta, aralarında büyük farklar olduğu düşünülürdü, ama zamanla gerçek dostlukları herkese kanıtladı. Dev, kendini korumak için kocaman bir kulüp taşır ve kötülüklerden korunmak için yüksek dağlarda yaşardı. Diğer yandan cüce, doğa ile iç içe yaşayan neşeli bir karakterdi ve devin aksine köyün yakınlarında küçük bir evde yaşardı. Bir gün, dev ve cüce ormanda karşılaştılar. İlk başta birbirlerinden korktular, çünkü daha önce tanışmamışlardı. Ancak kısa sürede aralarında bir bağ oluştu ve anladılar ki, görünüşleri farklı olsa da aslında birçok ortak yönleri vardı. Dev ve cüce, birlikte maceralara atılmaya başladılar. Dev, cücenin küçük boyutu nedeniyle onu tehlikelerden koruyor, cüce ise devin gücünü kullanarak zorlu engelleri aşmalarına yardımcı oluyordu. Birbirlerine olan güvenleri ve sadakatleri sayesinde, birlikte her zorluğun üstesinden gelebildiler. Bir gün, köyleri kötü bir ejderha tarafından tehdit edilmeye başlandı. Dev ve cüce, hemen birlik olup köylerini korumak için harekete geçtiler. Ejderha karşısında zorlu bir mücadele verdiler, ancak birlikte çalışarak onu alt etmeyi başardılar. Köy halkı, dev ve cücenin cesaretini ve kararlılığını takdir etti ve onlara minnettar kaldı. Dev ve cüce, artık köyün kahramanları olarak anılıyor ve tüm köy halkının saygısını kazanmışlardı. Birlikte geçirdikleri her an, aralarındaki dostluğu daha da güçlendirdi. Dev, artık cüceyi küçük bir dostu olarak görmüş ve ona hep iyi bakmıştı. Cüce de devin gücüne hayranlıkla bakar ve onun yanında her zaman güvende hissederdi. Ve böylece, masalsı dünyada bir dev ve bir cüce arasındaki sıra dışı dostluk, tüm halkın gıptayla baktığı bir örnek haline gelmişti. Farklılıklarının aslında onları birbirlerine yakınlaştırdığını ve birlikte her zorluğun üstesinden gelebildiklerini gösteren bu hikaye, dostluğun ve dayanışmanın gücünü hatırlatmaya devam ediyordu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/devler-tarafindan-kacirilan-prenses-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş, eski zamanlarda güzellikleriyle ünlü bir prenses yaşarmış. Prensesin adı Melis'ti ve tüm krallığın kalbini çalan bir güzelliği vardı. Ancak bir gün, kötü kalpli devler, prensesi kaçırmışlar. Devlerin lideri olan Kara Dev, Melis'i büyülü ormanın derinliklerine götürmüş. Prensesin ailesi ve halkı, onu bulmaya çalışsalar da devlerin büyülü güçlerine karşı başarısız olmuşlar. Kral, kahramanlarını göndermiş, büyücülerini çağırmış ama ne yazık ki Melis'i kurtarmak mümkün olmamış. Fakat krallığın en cesur ve zeki prensi olan Emir, kendi başına Melis'i kurtarmaya karar vermiş. Halkı ve ailesi onu vazgeçirmeye çalışsa da, Emir kararlıydı. Onun yüreğinde sevgi ve cesaret vardı. Yola çıkmadan önce büyülü ormanda yaşayan bilge bir periye danışmış. Peri, ona bir sihirli kılıç ve büyülü bir pusula vermiş. Emir, cesareti ve pusulası sayesinde büyülü ormanda yol almaya başlamış. Onun yolu, devlerin yaşadığı dağların zirvesine çıkıyormuş. Yolculuğu boyunca zorlu sınavlar ve tehlikelerle karşılaşmış, ancak kararlılığı ve cesareti sayesinde hepsini aşmış. Sonunda Kara Devin bulunduğu mağaraya ulaşmış. Mağara, korkunç bir şekilde korunuyormuş ve içeri girmek neredeyse imkansızdı. Ancak Emir, sihirli kılıcını kullanarak mağaranın girişini açmış. Mağaranın derinliklerine indiğinde, devlerle dolu korkunç bir dünya ile karşılaşmış. Kara Dev, prensesi gördüğünde Emir'in gelmesini beklediğini anlamış. Onunla savaşmışlar, ama Emir'in cesareti ve kılıcının gücü sayesinde Kara Devi yenmiş. Melis'i kollarına alarak mağaradan hızla çıkmışlar. Ormanda büyülü periyle buluşmuşlar ve peri, Melis'i kaçıran devlerin büyülerini bozmuş. Artık devlerin kötülüğü sona ermiş, ve prenses Emir sayesinde kurtarılmıştı. Emir ve Melis, krallığa döndüklerinde sevinçle karşılanmışlar. Halkı, Emir'in cesaretini ve sevgisini övgüyle anlatmış, onu gerçek bir kahraman olarak görmüşler. Kral, Emir'i onurlandırmış ve Melis ile evlenmelerine izin vermiş. Böylece, cesareti ve sevgisi sayesinde Emir, prensesi devlerin elinden kurtarmış ve krallığın kalbine yeniden huzur ve mutluluk getirmişti. Bu güzel masal, sevgi ve cesaretin gücünü, kötülüğün bile yenilebileceğini anlatıyordu. Ve Emir ile Melis, krallıkta uzun yıllar huzur içinde yaşadılar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dipsiz-kuyu-masali/", "text": "Ülkenin birinde yaşlı aynı zamanda da hasta olan bir padişah varmış. Bu padişah iki oğula sahipmiş ancak iki oğlu birbiriyle hiç geçinemezmiş. Bu geçimsizliğin üzerine taht kavgası da eklenmiş. Bunun üzerine padişah bir gün iki oğluna onu hastalıktan kurtaracak çare bulmalarını istemiş. Babalarının isteği üzerine iki kardeş babalarını iyi edecek bir çare bulmak için yola düşmüşler. Yürümekten yorulan kardeşler bir kuyu başına gelerek dinlenmeye başlamışlar. İki kardeş dinlenirken aralarında kimin tahta geçeceği kavgası çıkmış. Kavga esnasında büyük olan kardeş küçüğü tutup kuyuya atmış. Ülkesine döndüğünde de babasına kardeşini kurtların yediğini söylemiş. Yaşlı padişah bu duruma çok üzülmüş ve hastalığı iyice artmış. Kuyuya atılan küçük kardeş ise kendisini kurtaracak birilerinin gelmesini beklemeye başlamış. Oğlan kuyuda beklerken birden karşısında aksakallı bir dede belirmiş ve ona dipsiz kuyuda ne işi olduğunu sormuş. Oğlanda abisinin yaptıklarını dedeye anlatmış. Oğlana acıyan aksakallı dede onu dipsiz kuyudan çıkarmış. Aksakallı dede oğlanı çıkardıktan sonra iki sakal teli vermiş. Bu telleri sürttüğü zaman karşısına iki at çıkacağını söylemiş. Bu atlardan ak olanı seçtiğinde yeryüzüne çıkacağını kara olanı seçtiğinde de yerin dibine gideceğini söyleyerek oğlanın yanından ayrılmış. Oğlan telleri birbirine sürtmüş ve iki at ortaya çıkmış. Ak atı tercih etmek isteyen oğlan son anda bir hata yaparak kara olan atı seçmiş ve böylece yerin altına inmiş. Yerin altında karşısına yer altı ülkesi çıkmış. Çok acıkan ve susayan genç ülkede bir evin kapısını çalmış. Kapıyı açan nineden kendisine yiyecek vermesini istemiş. Nine tereddüt edince ona altın vererek ikna etmiş ve karnını doyurmuş. Çok susadığını anlayan oğlan nineden su istemiş ancak nine ona sularının olmadığını haftada bir gün devin izin vermesiyle su alabildiklerini söylemiş. Devin izin vermesi ise padişahın kızının ona yemek götürmesinden sonra yemeğini bitirene kadar geçen sürede su doldurulmasıymış. Yarın su doldurma günü olduğunu anlatmış. Su içmek isteyen oğlan ertesi gün devin yolunda beklemeye başlamış. Derken padişahın kızı görünmüş ve oğlan ona deve giderken eşlik etmeyi teklif etmiş. Kızla birlikte yola düşmüşler. Devin yanına geldiklerinde de oğlan devi öldürerek insanların susuzluk çekmelerini önlemiş. Genç kız hemen evine giderek padişah babasına olanları anlatmış. Bunun üzerine padişah devi öldüren genci aramaya başlamış. Genç oğlan ise bir ağacın altında uyurken karşısına yılan çıkmış. Bu yılanın ağaçta duran yavruları yiyeceğini anlayınca yılanı öldürmüş. Yavruların annesi olan Zümrüdüanka kuşu yavrularını kurtaran genci görünce ona minnettar olmuş. Ondan bir şey dilemesini istemiş. Bunun üzerine genç oğlan kuştan onu yeryüzüne çıkarmasını istemiş. Zümrüdüanka ise ona kırk tuluk su ile et verirse yapabileceğini söylemiş. İstekleri öğrenen oğlan yemek yediği ninenin evine gitmiş ve ondan yardım istemiş. Nine ona istediklerini ancak padişahın sarayına giderse bulabileceğini söylemiş ve ona sarayın yerini anlatmış. Kısa süre içinde saraya ulaşan oğlanı padişahın kızı tanımış ve babasına söylemiş. Padişahta yaptığı iyiliğe karşılık kızıyla evlenmesini istemiş. Kızı gördüğü an aşık olan oğlan padişaha kırk tuluk et ve su verirlerse istediklerini yapacağını söylemiş. Padişah oğlanın istediklerini ona vermiş ve kızını da oğlanın yanında göndermiş. Padişahın kızıyla oğlan Zümrüdüanka kuşunun yanına gitmişler ve ona istediğini vermişler. Bunun üzerine Anka kuşu onlara sırtına binmelerini söylemiş. Kısa süre içinde yeryüzüne çıkan oğlan ve kız oğlanın babasına ait saraya gitmişler. Yaşlı baba oğlunu sağ görünce çok mutlu olmuş ve olanları duyunca tahtını küçük oğluna bırakmış. Ayrıca oğluyla kızı da evlendirerek 40 gün 40 gece düğün yapmış. Düğün şerefine yoksullara da altınlar dağıtmış. Büyük oğlu ise babasının korkusundan ülkeyi terk etmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dirse-hanin-oglu-bogac/", "text": "Halkın hükümdarı olan Bayındır Han her yıl halkı için şölen düzenlermiş. Şölen zamanının geldiğini fark eden Bayındır Han yardımcılarına o sene gelen konukların üç farklı çadırda ağırlamalarını emretmiş. Konukların ağırlanacağı çadırların isimleri ise Ak çadır, Kara çadır ve Kızıl çadırmış. Bayındır han tarafından belirlenen bu çadırlardan kara çadıra çocuğu olmayan konuklarının, ak çadıra erkek çocuğu olan konuklarının ve kızıl çadıraysa kızları olan konuklarının oturtulmasını emretmiş. Çocuğu olmayan misafirlerin kara çadıra oturtulmasını istemesinin nedeni ise onlara çocuk verilmeyerek lanetlendiklerini düşünmesiymiş. O sene düzenlenen şölene gelen isimlerden birisi de Dirse Han'mış. Dirse Han'ın çocuğu yokmuş. Bu sebeple de kara çadırda ağırlanmış. Bu durumun nedenini öğrenen Dirse Han çok üzülmüş ve çocuğu olmadığı için karısına hesap sormaya karar vermiş. Evine dönüp karısına hesap sorarken Dirse Han'a bir öğüt verilmiş. Öğütte onun yemek düzenlemesi ve fakirleri doyurarak hayır dualarını alması söylenmiş. Bunun üzerine Dirse Han öğüdü dinlemiş ve büyük bir yemek düzenlemiş. İhtiyacı olan kişilere de yardım etmiş. Günler böylece geçmeye başlamış ve Dirse Han'ın bir oğlu olmuş. Oğlan büyümüş ve Bayındır Han'ın boğasıyla dövüşerek boğayı yenmeyi başarmış. Bunun üzerine oğlanın adına Boğaç Han denilmeye başlanmış. Oğlanın başarısı herkes tarafından takdir görmüş. Boğaç Han'ın sevilmesi babası Dirse Han'ın adamlarının kıskançlık yapmalarına neden olmuş. Bunun üzerine adamlar baba oğlun aralarını açmak için çaba harcamaya başlamışlar ve bir gün düzenledikleri av partisinde Dirse Han'a oğlunu vurdurtmuşlar. Yaralanan Boğaç Han günler sonra iyileşmiş. O sırada babası düşmanları tarafından kaçırılmış ve Boğaç Han babasının düşmanların elinden kurtulmuş. Bu sırada Dirse Han oğluna haksızlık ettiğini anlamış ve tahtını oğluna vererek halkın yeni hükümdarının oğlu olmasını sağlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dogan-kusu-ile-veli/", "text": "Zamanın birinde veli bir adam varmış. Bu veli adamın her duası kabul olurmuş. Ne dilerse önüne gelirmiş. İçinden ne geçirirse kabul olurmuş. Bu adam herkes tarafından sevilen ve güvenilen bir adammış. Üstelik hayvanlar da bu adamın her sözünü dinlermiş. Bu veli adamı görmeye her yerden insanlar gelirmiş. Fakat bu iyi kalpli adamın bir de karısı varmış. Adamın karısı hiç adam gibi değilmiş. Lüks düşkünü olan karısı her şeyin en lüksünü istiyormuş. Sürekli dırdırlanan bu kadın kocasına her istediğini yaptırmaya çalışıyormuş. Günlerden bir gün karısı eşine evlerinin değişmesi gerektiğini, buranın bir veli evi olduğunu ve veli evinde yakışacak düzeyde olması gerektiğini söylemiş. Evlerinin her yerinin kuş tüyleriyle kaplı olmasını istemiş. Dışarıdan bakıldığında dikkat çekmesi gerektiğini düşünüyormuş. Fakat veli adam karısının fikrine hiç sıcak bakmamış. Karısına, kendisinin sıradan bir insan olduğunu ve sırf duaları kabul oluyor diye başkalarından farklı evi olmasının gerekmediğini söylemiş. Fakat karısı sürekli ısrar ediyormuş. Bu konuyla ilgili beyninin etini yiyormuş adeta. Adam da karısının bu ısrarına yenik düşerek kabul etmiş. Evlerinin tüm yüzeyini kuş tüyleri ile kapatmak isteyen veli tüm kuşları evlerinin önüne gelmesi için dua etmiş. Velinin duası kabul olmuş ve kuşlar velinin evine gelmişler. Çeşit çeşit kuş velinin evinin önünde toplanmış. Veli de kuşların tüylerini yoldurtmuş. Evlerinin çatısını bunlarla süslemiş. Tüm kuşlar arasında bir tek doğan kuşu o eve gelmeyi reddetmiş. Veli, doğan kuşuna haber göndermiş. Fakat doğan kuşu gelmemiş. Veli bir kez daha haber göndermiş, doğan kuşu yine gelmemiş. Veli üçüncü kez haber gönderince doğan kuşu mecburen velinin evine gitmiş. Veli doğan kuşuna kızmış. Doğan kuşuna neden gelmediğini sormuş. Doğan kuşu da neden gelmediğini veliye anlatmaya başlamış. Doğan kuşu dünyanın kuruluşundan bu yana dünyaya gelen insanlarla dünyadan göçen insanları saymakla yükümlü bir kuşmuş. O bunları sayarken bazen dünyadan göçenlerin sayısı gidenlerin sayısından fazla çıkarmış. Bazen de tam tersi olurmuş. Saymayı bitiremediği için veliye gidemediğini anlatmış. Veli ona saymayı bitirip bitirmediğini sormuş. Doğan kuşu da hesabı denkleştirdiğini ve anca bu şekilde gelebildiğini izah etmiş. Veli bu hesabı nasıl denkleştirdiğini doğan kuşuna sormuş. Doğan kuşu da ona hesapta kalanların ölenlerden fazla çıktığını diğerinde de ölenlerin kalanlardan fazla çıktığını eninde sonunda yanlış olduğu halde hanımının sözünü dinleyenleri ölmüşlerden saymak zorunda kaldığını bu sayede sayıyı denkleştirdiğini söylemiş. Veli, doğan kuşunun bu sözlerini duyunca şaşmış kalmış. Kendisinin de ölülerden sayıldığını anlayınca hatasının farkına varmış. Veli kuşların eskisi haline gelmesini istemiş. Tüm kuşlar velinin evinin damına konmuşlar ve tüylerini alıp yuvalarına uçmuşlar. Doğan kuşunun söylediklerinden ders çıkaran veli adam karısına artık böyle bir şey yapmak istemediğini böyle bir evde oturmak istemediğini söylemiş ve eski evlerinde yaşamaya devam etmişler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/doktordan-korkan-sevgi-masali/", "text": "Sevgi ve annesi bir gün dışarıda gezmeye çıktı. Sevgi en sevdiği parkta saatlerce oyun oynadı. Daha sonra eve geldiler. Eve geldiklerinde Sevgi kendini o gece iyi hissetmedi. Parkta çok terlemiş ve çok yorulmuştu. Belki de hastalık kapmıştı. Annesi ateşi çıkan Sevgiyi hastaneye götürmek istedi. Ama Sevgi hastaneden korkuyordu. Annesi Sevginin korktuğunu anladı ve ona hastaneye gitmezlerse daha kötü olabileceğini söyledi. Fakat Sevgi hiç söz dinlemiyordu. Saatlerce hastaneye gitmemek için ağladı. Sevgi annesinin sözünü dinlemeyerek hastaneye gitmeyi kabul etmedi. Annesi ne yaptıysa da kızına ikna edemedi. Bu yüzden Sevgi tüm geceyi ateşler içerisinde geçirdi. Annesi ateşini düşürmek için elinden geleni yaptı. Sevgi ateşten bitap düşmüştü. Çünkü Sevgi ateş yüzünden hiçbir şey yememiş ve sürekli uyumuştu. Artık bu duruma dayanamayan annesi Sevgiyi kucakladı gibi hastaneye götürmüş. Doktora giden Sevgi kısa süre içerisinde iyileştirildi. Doktor ona bir serum bağladı ve bazı ilaçlar verdi. Kendine geldiğinde gözünü hastanede açan Sevgi korku dolu gözlerle annesini aradı. Hastaneye nasıl geldiğini bile hatırlamıyordu. Annesi durumu anlattı ve Sevginin korkusu biraz olsun hafifledi. Fakat yine de hastaneden çıkmak istiyordu. İyileşen Sevginin yanında doktoru geldi. Ona bütün durumu detaylı şekilde anlattı. Hastaneye gitmenin herhangi bir sorun olmayacağını söyledi. Eğer gitmezse daha büyük sağlık sorunlarına sebebiyet vereceğini anlattı. Zaten Sevgi kendinde olmayarak hastaneye gittiği için son derece korkmuştu. Eğer biraz daha evde bekleselerdi havale geçirebilirdi. Havalenin ne gibi sorunlar oluşturacağını anlatan doktor Sevgi'yi rahatlattı. Küçük kız artık hastaneden kokmuyor ve lazım olduğu zaman mutlaka gidilmesi gerektiğini düşünüyordu. Ama yine de iğne korkusu kalmıştı. Onu da zamanla yenebileceğini düşünüyordu. Sağlığın ne kadar önemli bir şey olduğunu anlayan Sevgi bundan sonra kendine daha çok dikkat etmeye başladı. Artık parkta oynarken kendini koruyacak ve fazla terlemeyecekti. Eğer terlerse hemen kıyafetini değiştirecek ve o gün soğuk bir şeyler içmeyecekti. Sevgi artık sağlığını son derece fazla önemsiyor ve aynı şekilde ailesinin de sağlığını önemsiyordu. Hatta Sevgi öğrendiği bazı sağlık kurallarını evde uygulamaya başladı. Özellikle hijyen kuralları evin vazgeçilmezi oldu. Bu durum annesini çok sevindirdi. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dokuz-basli-ejderha-masali/", "text": "Bir Varmış Bir Yokmuş çok çok eski zamanlarda dokuz başlı bir ejderha Krallığını ilan etmiş. Hizmetkarlarına emir vermiş. Vergileri on misli çoğalttığını ve bütün hayvanların hepsinin huzuruna gelmesini, onlarla tanışmak istediğini söylemiş. Bu dokuz başlı ejderha ülkenin en yüksek dağında yaşıyormuş. Bütün hayvanlar toplanıp ejderhanın huzuruna gitmişler. Giderken de yanlarında ona çeşitli hediyeler götürüp sadakatlerini sunmuşlar. Ormanın en uzak köşesinde olan hayvanlarsa bir araya toplanmışlar. Güzel konuşması zekası ve kurnazlığı ile bilinen maymunu kendilerine elçi olarak seçmişler. Hediye olarak götürmesi için on çuval altın hazırlamışlar. Maymunun bu hediyeleri tek başına götürmesine imkan olmadığı için de yanına eşek ve atı yardımcı olarak seçmişler. Kervan giderken yolda bir aslanla karşılaşmışlar. Aslan gururlu bir şekilde nereye gittiklerini sormuş. Olup biteni aslana anlatmışlar. Aslan da onlarla birlikte gitmek istediğini hırsızlara karşı onları koruyacağını söylemiş. Hepsi güvenli bir yolculuk yapacakları için çok mutlu olmuşlar. Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler. Birkaç gün böylece yol gitmişler. Dinlenmek için bir derenin kenarında durmuşlar. Aslan kendisini çok hasta hissettiğini, artık onlarla birlikte gelemeyeceğini, çuvaldaki hediyelerden onun payına düşen altınlardan vermelerini istemiş. Hayvanlar hediyelerin dokuz başlı ejderha için olduğunu söylemişler. Aslan tepki göstermiş. O ejderha da kim oluyor bu ormanların kralı benim benim dediklerimi yapacaksınız demiş. Ben ölmedikçe hiç kimse kral olamaz o karlı dağlardaki hayvan da kim oluyor demiş. Kervandaki hayvanlar itiraz bile edememişler. Çok korkmuşlar ve canlarını kurtarmak için oradan hızlıca uzaklaşmışlar. Dokuz başlı ejderhanın huzuruna elleri boş gitmişler. Ejderha elleri boş gelen hayvanları görünce Siz neden diğer hayvanlar gibi hediyeler getirmediniz huzuruma demiş. Hayvanlar aslanın yaptıklarını bir bir anlatmışlar. Ejderha bu kendini bilmez aslanın söyledikleri karşısında daha da hiddetlenmiş askerlerine emir vermiş Derhal aslanı bulup getirin demiş. Askerler aslanı yaka paça tutup getirmişler. Aslan kendisini savunmaya bile çalışmadan ejderha oracıkta aslanı öldürmüş. Bundan sonra kim güçlüymüş herkes anlasın artık kim bana itaatsizlik yaparsa işte sonu böyle olur demiş. Bütün hayvanlar anlamış ki güçlüler sadece zayıflar için güçlüymüş kendinden daha güçlüler olduğunda bir hiçlermiş. Maalesef aslanın da sonu bundan olmuş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dolunay-ve-arkadaslari-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarların birinde bir küçük çocuk yaşarmış. Adı Dolunay olan bu çocuk gökyüzüne bir hayli ilgi duyar her akşam orada neler olduğunu düşünerek uyurmuş. Dolunay yıldızları büyük bir hayranlık ile izler orada insanların neler yapabileceğini düşünürmüş. Okula başladığı günden beri resim derslerinde gökyüzünü çizen her an orayı merak etmekte ve her saniyesini gökyüzünü düşünerek geçiriyordu. Bir gün dışarıda gökyüzünü izlerken yıldızlardan birinin ona gülümsediğini fark etti. Heyecanla ne yapacağını şaşıran Dolunay Koşarak olanları annesine anlatmaya gitmiş. Annesi ona gülümseyerek uykusunun geldiğini söylemiş ve Dolunay'ı yatağına yatırmış. Dolunay bu durum üzerine kendini çok üzgün hissetmiş. Hayal gördüğünü düşünerek uyumaya çalışsa da bir şeyler onun uyumasına adeta engel oluyor ve yıldızı düşünmekten kendini alamıyormuş. O da ne ? Pencere de bir tıkırtı. Koşarak pencere kenarına gelen Dolunay o küçücük gülümseyen yıldızın kendini ziyarete geldiğini görmüş. Yıldız; Bunu duyan Dolunay büyük bir heyecanla zıplamaya başlamış ve; Evet, bende gökyüzüne gelmek istiyorum. Ama bu nasıl olacak? demiş. O sırada gökyüzünden aşağı doğru açılan merdiveni gören Dolunay gözlerine inanamamış. Koşar adımlarla gökyüzüne doğru çıkan Dolunay bir süre sonra çok yorulmuş ve merdivenlerde oturmak istemiş. O sırada ise annesi aklına gelmiş. Annesi Dolunay'ı yatağında göremezse ne yapar? Dolunay annesine haber vermemenin üzüntüsü içinde zorlanarak gökyüzüne çıkmaya devam etmiş. Gökyüzünde yer alan tüm gezegenleri adeta sıralı bir şekilde dev boyutlara sahip olarak gören küçük çocuk büyük bir şaşkınlığa uğramış. Dünya'dan minicik görünen bu gezegenler gökyüzüne çıktıkça daha büyük bir hal alıyor ve Dünya Görünmez bir hale bürünüyormuş. Güneş'in kendine gülümsediğini gören Dolunay ona yaklaşmak istese de ne kadar adım atarsa atsın yaklaşamamış. Bir yanda aklında annesi olan Dolunay buranın büyülü dünyasını keşfetmek istiyor fakat ne yapacağını bilmiyormuş. Yıldız elinden tutarak gezegenleri tek tek tanıtıyormuş. Güneş ; Çok yoruldun. Bugün dinlenme saatin geldi. Diyerek bir bulutu göstermiş. Tüm hayali bulutlar üzerinde uyumak olan Dolunay, Güneş'in gösterdiği yere uzanarak uyuyakalmış. Rüyasında annesini gören Dolunay büyük bir telaşla uyanarak eve gitmek için yol aramaya başlamış. O da ne ? Yıldız kardeş yok, güneş yok... Yalnız kaldığını fark eden Dolunay oturup ağlamaya başlamış. O sırada polis ekipleri Dolunay'ı görmüş ve yanına yanaşmış; Bunu duyan polisler Dolunay'ın ellerinden tutarak evine gitmesine yardımcı olur. Annesine koşarak sarılan Dolunay bir yandan da korkuyor olsa da durumu annesine anlatır. Dolunay'ın annesi; Hayallerinin peşinden gitmelisin. Ama giderken bana da haber ver beraber gidelim demiş. Bunu duyan Dolunay sevinçle annesine bir daha sarılarak polislere teşekkür etmiş. Küçük çocuk o günden sonra annesinden habersiz hiçbir yere gitmemiş. Hayallerini anlattığı annesi ise ona hep destek olmuş ve Dolunay gerçek bir astronot olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dort-arkadas-masali/", "text": "Bir zamanlar ağaçlarla kaplı yemyeşil ormanların içinde yaşayan birbiriyle çok iyi anlaşan dört arkadaş vardı. Bu arkadaşlardan birisi aslan, birisi zürafa, birisi maymun ve birisi de boz ayıydı. Maymun çok yaramaz ve yerinde duramazdı. Aslan güçlü ve arkadaşlarına karşı her zaman korumacıydı. Zürafa çok akıllıydı. Sorunları zekice halletmeyi severdi. Boz ayı ise çok şaşkındı, her zaman başına iş açardı. Bu dört arkadaş her gün gölün kenarında buluşup birlikte oyunlar oynarlar, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Yine günlerden bir gün kaçak avcılar ormana geldiler. Amaçları hayvanları yakalayıp sirke satmaktı. Bu işin çok karlı olacağını düşündüler. Hayvanları yakalamak için ormanın içine bir tuzak kurdular. Maalesef şaşkın boz ayı tuzağa düştü. Avcılar güzel bir boz ayı yakaladıkları için çok mutlu oldular. Boz ayıyı bir kamyona bindirip götürdüler. Ertesi gün bütün arkadaşlar göl kenarında oynamak için buluştular. Boz ayının hiç görünmediğini ve kaybolduğunu fark ettiler. Aslan bir şeylerin ters gittiğinin farkına vardı. Yüksek sesle kükreyerek bütün orman hayvanlarını çağırdı. Onlara arkadaşını görüp görmediğini sordu. Ancak boz ayıdan hiçbir iz yoktu. O sırada zürafanın aklına bir şey geldi. Bir tepeye tırmanıp uzun boyuyla ağaçların arasından bakıp, boz ayının olduğu kamyonu gördü. Arkadaşı maymuna söyleyip onu oraya yönlendirdi. Maymun ağaçların arasından daldan dala atlayarak kamyonu takip etti. Kamyonu yavaşlatmak için bulduğu muzları fırlattı. Muz kabuklarından yavaşlayan kamyon bir ağaca çarparak durdu. Ağacın durduğunu fark eden aslan, hızla kamyonun önüne koşup tüm sesiyle kükredi. Kamyonun üstüne çıkıp keskin pençelerini gösterdi. Aslanı gören kaçak avcılar ne yapacağını şaşırıp korkarak kamyonu terk edip kaçtılar. O sırada boz ayının bütün arkadaşları gelip boz ayıyı kurtardılar. Boz ayı arkadaşlarını gördüğü için çok sevindi arkadaşlarına teşekkür etti. Dört iyi arkadaş tekrar bir araya gelmenin mutluluğunu yaşadılar ve bir daha hiç ayrılmadılar. O günden sonra kaçak avcılar bir daha ormana girmemeye karar verdiler. Dört arkadaş yine göl kenarında mutluluk içinde oyunlarını oynadılar. Bu masalda mutlu sonla bitti. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dostlugun-onemi-hikayesi/", "text": "Sebzeler ülkesinin birinde tüm sebzeler çok mutlu ve kardeşçe yaşarmış. Fakat günün birinde nazar mı değdi bilinmez bir süredir devam eden huzursuzluk baş göstermiş. Bütün sebzeler birbirlerine karşı anlayışsız ve kaba davranmaya başlamış. Birbirlerine hiç tahammül etmedikleri gibi tek güzel bir kelime bile etmez olmuşlar. Sabah kalktıklarında çok gergin ve asık bir suratla gezdikleri yetmezmiş gibi ne yazık ki bir günaydın bile demez olmuşlar. Bütün sebzeler saygı ve sevgiyi unutmuşlar adeta. Hepsi de birisi bana bir laf etse de kavga etsem der gibi ortalıkta kavga aranır bir halde dolaşmaya ve etrafı kolaçan etmeye başlamışlar. Sebze ülkesi sebze ülkesi olalı hiç bu kadar kavgacı ve gergin bir devir yaşamamış. Bu durum bilge sebzelerin de çok canını sıkmaya başlamış. Kafa kafaya veren bilge sebzeler bu gergin ortama derhal bir son vermek amacıyla fikirler öne sürmektelermiş. Tam konuyla ilgili çözümler öne süreceklerken bir ağlama sesi kent meydanını kaplamış. Bütün sebzeler merak içinde ağlama sesinin yükseldiği kent meydanına akın etmeye başlamış. Ağlamaktan neredeyse bayılacak hale gelen sebze ise kuru soğandan başkası değilmiş. Çok büyük bir üzüntü ve hayal kırıklığı içinde hıçkıra hıçkıra ağlayan kuru soğanı sakinleştirmek ise hiç de kolay olmamış. Kuru soğan biraz sakinleştiğinde meraklı gözlerle kendisine bakan sebzelerin soru dolu bakışlarıyla karşılaşmış. Kimsenin bir şey sormasına fırsat vermeden hıçkırıklarla anlatmaya başlamış; - Biz uzun zamandan beri domates ve patlıcanla birlikte aynı evde yaşıyoruz. Şu ana kadar saygı ve sevgiyle hareket ettik ve en ufak bir kavgamız bile olmadı. Fakat son günlerde bana karşı davranışları çok değişti. Oldukça kaba ve saygısızca davranışlar göstermeye başladılar. Adeta bana çatmak için bahaneler ürettikleri o kadar da belli oluyordu ki. En sonunda bu sabah patlıcan bana bağırarak çok acı olduğumu ve koktuğumu söyledi. Ve ekledi artık seninle aynı evde kalmak bile istemiyorum. Git ve kendine yeni bir ev arkadaşı ve kalacak yeni bir ev bul. Ben nereden bulacağım yeni bir ev ve ev arkadaşı demiş ve yeniden hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamış. Bu duruma bütün sebzeler çok üzülmüşler. Kara kara düşünmeye koyulmuşlar. Bu sırada domates bütün güzelliğiyle yavaş adımlarla kuru soğanın yanına doğru ilerlemiş ve sebzelerin meraklı bakışları arasında yüksek sesle konuşmaya başlamış; - Sevgili dostlarım. Son zamanlarda hepimize bir şeyler oldu. Birlikte yaşamanın getirdiği sorumluluklarımızı unuttuk hepimiz. Saygı, sevgi ve hoşgörülü bir yaşantımız varken bir anda hepimizin davranışları değişti. Hoşgörüyü unuttuk ve bencilleştik. Kendimize gelelim ve eski güzel günlerimize yeniden dönelim demiş ve kuru soğana dönmüş. Benim evim çok büyük ve tek başıma çok canım sıkılıyor. Benimle birlikte yaşamayı kabul edersen inan çok mutlu olurum dostum demiş. Sebze ülkesindeki herkes domatesi çok taktir etmiş ve ayakta alkışlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/drama-koprusu-hikayesi/", "text": "Drama köprüsü, Doğu Makedonyalı Debreli Hasan'ın öyküsüdür. Debreli Hasan gençliğinden beri adaletsizliğe karşı çıkan, yiğit bir kişidir. Karıştığı bazı olaylardan ötürü meskeni dağlardır. Eşkıya denilmekle birlikte, zenginden alıp, fakire veren tarafı, halk arasında Debreli Hasan'ı ayrı bir yere koyar. Drama Köprüsü'nü de zenginlerden aldığı paralarla halk için yaptırmıştır. Bu nedenle Drama Köprüsü ile Debreli Hasan aynı cümlede anılır. Çakırcalı ile zamandaş olan Debreli Hasan XIX. Yüzyılın sonu ile XX. Yüzyılın başında yaşamıştır. İyinin doğrunun yanında olup, köylünün hakkını gasp eden zenginlere başkaldırısı ile tanınır. Drama köprüsü, Makedonya'nın simgesidir. Türküsü ile gönüllere taht kurmuştur. Debreli Hasan'ın en büyük özelliği evlenmek isteyen fakir gençleri evlendirmesidir. Köprüden geçenleri çevirip onların niyetini anlamak için sorgu suale çekmesi de en büyük özelliğidir. Bir keresinde Selanikli olan Yahudi bir ticaret ehlini geri çevirmiştir. Bir defasında da Drama Köprüsü, fakir bir gencin hikayesine konu olur. Günlerden bir gün İskeçe Pazarı'na gitmek için yola çıkan bir genç, mecburi olarak Drama Köprüsü'nden geçecektir. Bu esnada Debreli Hasan, onun hikayesini de öğrenir. Bu fakir gencin İskeçe Pazarı'na gitme hikayesi tek öküzünü pazarda satmak içindir. Sattığı öküzün parası ile de sevdiği kıza düğün yapacaktır. Böyle bir amaç uğruna büyükbaş hayvanını satması, Debreliyi üzer. Fakir gencin öküzünü satmasına engel olduğu gibi bir de üstüne çeyiz parası verir. Bu sayede bu gençlerin evlenmesine maddi destek sağlamış olur. Drama köprüsü, Debreli Hasan'ın çok sayıda hikayesine tanık olur. Eşkıya olmakla birlikte halkın kahramanı olan Debreli, Makedonya'da ayrı bir yere sahiptir. İyi niyetli de olsa bazı hareketleri zorbalık ve eşkıyalıklarla dolu olduğu için güvenlik güçleri tarafından da aranan bir kişidir. Makedonya Dağları'nı mesken tutması da bu yüzdendir. Sonunda onun sevilen halleri ve iyi niyeti padişahın da affına yol açar. Artık kaçmasına gerek kalmayacaktır. Türkiye'ye göç etmesi de bu şekilde olur. Bir başka rivayet te güvenlik güçlerinden kaçıp Türkiye'ye yerleşmesidir. Onun hakkında söylenenlerin pek çoğu rivayetlerden ibarettir. Türkiye'ye göç ettikten sonra Samsun'un Bafra İlçesi'ne yerleşmesi de bu rivayetlerden biridir. Drama köprüsü, Yunanlılara karşı Türk yerleşim yerlerini savunan Debrelinin hikayelerinde de oldukça fazla yer alır. Yunan zulmüne karşı o dönem bu yörede Türk Köylerini savunan, Debreli ve çetesidir. Reşit Salim derlemesi ve Osman Arda ile hayat bulan Debreli Hasan, Trakya Türkülerinin en güzel örneklerindendir. İlk olarak Debreli Hasan'ın Rumca söylendiği de bilinir. Halk kahramanı olması, onun bu yörede yaşayan herkes tarafından sevilmesinin de göstergesidir. Türküsü nesilden nesle sevilerek söylenmiştir. Drama Köprüsü de Debreli Hasan da bu sayede ölümsüzleşmiştir. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dunya-askeri-liseler-sampiyonu/", "text": "Mustafa Kemal, Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken koşuda Selanik Şampiyonu olmuştu. Selanik Askeri Rüştiyesi ve Manastır Askeri İdadisi'ne giderken koşuyu bırakmadı. Arkadaşlarıyla her gün antrenman yapardı. Özellikle Manastır Askeri İdadisi'nde 1 mil ( 1.609 metre ) koşusunda okulun yıldızıydı. Yarış başlar başlamaz öne geçer ve yarışı önde götürürdü. 1 mil koşusunda geçildiği görülmemişti. Askeri liseler arasındaki koşu yarışında Mustafa Kemal ülke şampiyonu olmuştu. Aynı yıl Manastır'da düzenlenen dünya askeri liseler şampiyonasında 1 milde birinci olarak dünya şampiyonu olmuş ve altın madalya kazanmıştı. Langaza'da dayımın çiftliğinde kalırken komşu çiftliğin yakınından geçerdim. Bir gün çiftlikten sesler geldi. Koştum. Kuyunun başında üç çocuk kız kardeşlerinin kuyuya düştüğünü söylüyor ve yardım istiyorlardı. Oralarda kalın bir ip buldum. İpi ağaca bağlayıp kuyuya indim. Tahminen altı yaşlarında bir kız beline kadar su içinde duruyordu. İpi kızın beline bağladım ve ağabeylerine yukarı çekmesi için, seslendim. Ağabeyleri kızı yukarı çektiler. Daha sonra ipi aşağı sarkıttılar. İpi belime bağladım, ellerimle tuttum ve beni çekiniz, diye bağırdım. Çeken olmayınca ipten tırmanarak kendi çabamla yukarı çıktım. Kimseler yoktu. Demek ki kardeşlerini kurtarınca ağabeyleri beni kurtarmaya lüzum görmemişti. Arabanın icat edildiği yıllardı. Selanik'te zengin bir Alman komşumuz vardı. O komşumuz bir araba almıştı. Yollarda arabayla giderken, görenler şaşırmıştı. Bu araba atsız, öküzsüz nasıl gidiyor diye. Komşumuz bir akşam evine dönerken, farları yakmış. Araba gürültülü çalıştığı için, canavar geliyor diyerek insanlar kaçışmış. Hatırladığım kadarıyla bir gün aşırı hız yaptığı için, polis ceza kesmiş. Komşumuz o sıra 20 km. hızla gidiyormuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dunyanin-en-guzel-gulu-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda dört mevsim bahçesinde dünyanın her yerinden getirdiği muhteşem çiçekleri bulunan bir kraliçe yaşarmış. Kraliçe bütün çiçekleri çok severmiş ancak gülleri hepsinden fazla severmiş. Bu yüzden yabanisinden tut yerlisine, pembesinden tut mavisine kadar, envaı çeşit gülleri varmış. Kraliçe pencere kenarlarını, koridorları, balkon demirlerini, tavanları ve sarayın sütunlarını hep güllerle süslemiş. Kraliçenin sarayı bütün ülkede eşsiz güzelliğinden dolayı çok meşhurmuş. Sarayın her tarafı güllerle kaplı olsa da kraliçe hiç mutlu değilmiş. Çünkü amansız bir hastalığı varmış. Dünyanın her yerinden doktorlar gelmiş ancak hastalığına bir çare bulamamış. Bir gün çok uzak diyarlardan gelen doktorun biri kraliçenin hastalığının çaresi olduğunu söylemiş. Eğer dünyanın en güzel gülünü getirebilirlerse kraliçenin yaşayacağını söylemiş. Bu çiçeğin özelliği saf sevgiyi içermesi ve görünce insanın hemen anlamasaymış. Ülkenin dört bir yanına haber salınmış. Dünyanın en güzel gülünü bulup getiren kişilere ağırlığınca altın ödül verilecekmiş. Bunu duyan insanlar diyar diyar gezmişler. Her yerde dünyanın en güzel gülünü aramışlar. Aşılmaz dağları aşıp, geçilmez okyanusları geçmişler. Dünyanın her yerinde bilinmemiş bütün güllere bakmışlar ancak hiçbirisi gerçek sevgiyi hissetmemiş. Artık iyileşeceğini olan inancını kaybeden kraliçe her şeyden vazgeçmeye karar vermişken saraya kucağında bir bebekle bir kadın gelmiş. - Dünyanın en güzel gülünün nerede olduğunu buldum. Bu çiçeğin nerede açtığını biliyorum demiş. Bu çiçek sizin sarayınızda yetişiyor kraliçem demiş. - Yani dünyanın dört bir yanında aradığımız gül benim sarayım da mı diyorsun demiş. Evet kraliçem bu gül sizin bebeğiniz demiş. - Aslında her kadının en güzel gülü kendi bebeğidir. Bebeğim uykudan uyandığında yanaklarında tatlı bir gülümseme olur. İşte dünyanın en güzel gülü budur. Bebeğime sarıldığımda gerçek saf sevgiyi hissederim. Onun için yaptığım şeylerden hiçbir zaman karşılık beklemeden yaparım. Ona ne zaman baksam içimi bir huzur kaplar. Söyler misiniz kraliçem bu bütün anneler için böyle değil midir? demiş. Kraliçe kadının bütün söylediklerine hak vermiş. Kadına ağırlığınca altın hediye etmiş. Meğer hastalığının şifası kendisine çok yakınmış. Bebeğini kucağına alıp sarılmış. Küçük bebeği ise ona gülücükler saçmış. Küçük pembe yanaklarında dünyanın en güzel gülleri açmış. Bebeği güldükçe kraliçenin içini sıcaklık kaplamış. Böylece her gün bebeğiyle vakit geçiren kraliçe günden güne iyileşmiş. Sonra sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dunyayi-kesfe-cikan-prensesin-hayati-masali/", "text": "Uzak diyarların krallığında yaşayan prenses dünyayı keşfe çıkmak için hayaller kurardı. Daha önce hiç bilinmeyen yerlere gitmek isterdi. Ama kral buna hiçbir zaman izin vermedi. Küçüklüğünden beri hayali olan dünyayı gezme fikri içten içe onu umutlandırıyordu. Bir gün bu fikrin gerçek olabileceğini düşünüyordu. Eline çok güzel bir fırsat geçmişti. Krallık bahçesinde gezen prenses bir gün yeni bir adının keşfedildiğini duyar. Muhafızlar kendi aralarında konuşurken prenses kulak misafiri olur. Prenses muhafızların bu adaya giderek keşif yapacağını öğrenir. Kendisine bir fırsat doğmuş gibi sevinir. Hiç kimseye söylemeden muhafızlarla birlikte kendisi de adaya gitmek istiyordur. Adaya gitmek için büyük bir gemi ayarlanmıştı. Gün geldiğinde prenses tanınmamak için muhafız kostümü giyerek gemiye bindi. Prensesin hep hayali olan yeni yerler keşfetme ve dünyayı gezme fikri artık gerçekleşecekti. Kimse görmeden gemide kendine küçük bir yer ayarladı. Yolculuk uzundu. Yolculuk sırasında ihtiyacı olan her şeyi yanına almıştı. Yolculuk bittiğinde adaya vardılar ve tüm muhafızlar gemiden ayrıldıktan sonra etrafı kolaçan eden prenses gemiden indi. Gemiden indikten sonra gizlendi. Tüm muhafızlar adadan ayrıldıktan sonra artık istediği gibi adayı gezebilirdi. Prenses adada yaklaşık iki ay kaldı. Bu süreç boyunca oldukça zorlandı. Kendi başına iş almanın cezasını çekti. Yiyecek ve içecek hiçbir şey bulamadı. İçinden sürekli keşke babamı dinleseydim diye geçti. Bir gün adaya yaklaşan bir gemi gördü. Gemi bayrağı krallığa aitti. Bayrağı gören prenses mutluluktan havalara uçtu. Artık kendisi için geldiklerini anlamıştı. Gemiden muhafızlarla birlikte kralda indi. Kral kızını gördükten sonra ona sıkıca sarıldı. Prensesin dünyayı keşfe çıkma hayali hüsrana uğramıştı. Kral ise bu durumun ne kadar ciddi olduğunu artık öğrendi. Kızı için bir sefer düzenledi. Kızının ihtiyacı olan her şeyi yanlarına alarak ve hizmetkarları ile bir gemiyle tüm dünyayı dolaşıp gelmelerini emretti. Prenses bu habere çok sevindi. Artık kendi başına iş yapmayacağını söyledi. Babası buna ikna olmuştu. Kızının en büyük hayali gerçekleşmişti. Prenses tüm dünyayı gezerek anılar biriktirdi. Bundan sonra babasından hiçbir şey saklamadı. Seyahat dönüşünde babası ve ailesine aldığı hediyelerle onları da mutlu etti. Öğrendi ki ailesiyle birlikte alacağı her karar doğruydu. Fakat kendi iş başına iş yapmanın ne kadar ağır sonuçlar getirebileceğini öğrenen prenses bir daha asla tek başına hareket etmeyerek dersini aldı. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/dusman-kardesler-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Yemyeşil ovaları, masmavi ırmakları ve mis gibi havasıyla güzel bir köy varmış. Bu köyde insanlar çok iyi anlaşırmış. Birbirlerine karşı çok saygılıymış. En zor anlarında birbirlerinin yanında olur, ihtiyaç duyduklarında yardım ederlermiş. Böylece günleri güllük gülistanlık geçermiş. Bu köyde Ahmet ve Mehmet adında zengin iki kardeş yaşarmış. Her ikisinin de evi köyün en güzel yerinde en büyük evleriymiş. En güzel bahçe onlarınmış. En güzel meyveleri onların bahçesindeki ağaçlar verir, en güzel çiçekler bu bahçelerde yetişirmiş. Her ikisinin de komşularıyla arası çok iyiymiş. Fakat gel gör ki bu iki kardeş birbiriyle hiçbir zaman anlaşamazmış. Hatta yedi kat yabancılarla bile çok iyi anlaşırlarmış da yine de bu iki kardeş birbiriyle anlaşamazmış. İkisinin anlaşmazlığını bilen komşuları onlara düşman kardeşler dermiş. Birbirlerinin evlerini ve bahçelerini kıskanırlarmış. Biri bahçesine bir gül ekti mi diğeri üç gül ekermiş. Böylece en güzel ev de en güzel bahçe de onlarınki oluyormuş. Köyün kahvesinde başkalarına birbirlerini kötüler, bir diğeri kahveye geldiği zaman diğeri onunla aynı ortamda olmamak için kalkar gidermiş. Bir gün Ahmet amcanın tavukları Mehmet amcanın bahçesine girmiş ve bütün çiçekleri yemiş. Bunu gören Mehmet amca sinirlenmiş ve tavuklardan birini yakalayıp kesmiş. Tavukların eksik olduğunu anlayan Ahmet amca da neler olduğunu anlayarak kardeşinin kapısına dayanmış. Başlamışlar kavga etmeye. Tüm köy başlarına toplanmış. Birbirlerine ağza alınmayacak laflar söylemişler. Herkesin gözünün önünde birbirlerinin kalbini kırmışlar. Bu sırada Mehmet amcanın arka bahçesinde çıkan yangın büyümüş de büyümüş. Hiç kimse kavganın hararetinden yangını görmemiş. Birbirlerine bağırıp çağırmaktan hiçbir şeyin sesini duymamışlar. Böylece yangın almış başını gitmiş. Sadece Mehmet amcanın bahçesini yakmakla kalmamış Ahmet amcanın da bahçesine sıçramış. Bahçedeki en güzel ağaçlar en güzel çiçekler yanmış. Ahırdaki hayvanları telef olmuş. Yangın ne zaman ki evlerine sıçramış da yanmaya başlamış o zaman anlamışlardır yangın çıktığını. Ama yangın o kadar büyümüş ki engel olamamışlar. Söndürememişler. Onca emek verdiği onca çaba boşa gitmiş. Her şeyleri yanmış. Birbirlerine karşı olan öfkeleri ellerinde avuçlarında ki her şeyi yakmış kül etmiş. Birbirlerine muhtaç kalmışlar. O zaman anlamışlar ki birbirlerine karşı olan öfkeleri onlara çok zarar vermiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ebabil-kusu-hikayesi/", "text": "Ebabil Kuşu hakkında bilinmekte olan en önemli unsurlardan birisi İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an-ı Kerim'de yer alıyor olmasıdır. Pek çok dini hikaye ve filmlere konu olan ebabil kuşu İslam dini için çok önemli olan Kabe'nin kurtarılması ile bilinmektedir. Zira o dönemlerde Kabe'yi yıkmak için en büyük girişimlerden biri Ebrehem tarafından gerçekleştirilmiştir. Ordusu ile Kabe'yi yıkmaya giden Ebrehem Ebabil kuşları tarafından bozguna uğratılmıştır. Ebabil Kuşu insanların yerde göremeyeceği kuşlar arasında yer almaktadır. Özellikle yerde görülememesinin sebebi pek çok kişinin merak ettiği bir soru haline gelmiştir. Ebabil kuşu çok hızlı olması ile bilinir ve tüm canlılardan kaçmaya çalışmaktadır. Çevik bir vücut yapısına sahip olan bu kuşlar kolay kolay dinlenmezler. Bu sebepten dolayı da kişilerin onları yerde görmesi imkansız hale gelmektedir. Genel olarak kırlangıçlar ile karıştırılmakta olan ebabil kuşları, kırlangıçlara oranla kavisli ve daha uzun kanatlara sahiptir. Bu türün en önemli özelliklerinden biri de uçarken uyuyor oluşudur. Zira gece gündüz sürekli havadadırlar. Ebabil kuşlarının yere indikleri dönem üreme dönemidir. Yere indiklerinde ise genellikle yüksek kayalıklara ve yüksek bina çatılarına yuva yaparak burada uyurlar. Sürü şeklinde ilerleyen bu kuş türü tiz çığlıkları ile bilinir. Ebabil kuşlarının bir diğer özelliği ise ayaklarının üzerinde dik duramıyor oluşudur. Yaşam süresi yaklaşık 27 yıl olan bu kuşlar yaşamının %90'ını havada geçirmektedirler. Görüntüsü ile insanları büyüleyen bir estetiğe sahip olan Ebabil kuşu Türkiye'de genel olarak ilkbahar aylarında görülmektedir. Ebabil Kuşu Kuran'ı Kerim'de Fil suresinde geçmektedir. Burada Ebrehe Adı verilen birinin ordusu ile Kabe'yi yıkmak için bir girişimde bulunduklarında ebabil kuşunun nasıl engel olduğu anlatılmaktadır. Ebrehe Habeşistan Krallığı'na ait olan Yemen valisi olarak bilinmektedir. Ebrehe miladi 570 yıllarında Kabe'ye ziyarete gelmiş olan Arapları kendine çekebilmek adına San'a adı verilen şehre muhteşem bir görünüme sahip bir kilise yaptırmıştır. Bu kilise ise 'Kulleys' adı ile bilinmektedir. Fakat bu duruma sinirlenen ve öfke duyan kişiler olmuştur. Hatta söylendiğine göre öfkelenenlerden birisi bu kiliseye girerek içeriyi pislemiş ve o da Ebrehe'nin sinirlenmesine yol açmıştır. Bu durum ile karşılaşan Ebrehe aslında koyu bir Hristiyan'dır. İbadethanelerine böyle bir şey yapılması karşısında bir hayli sinirlenmiş ve ordusunu toplayarak Kabe'yi yıkmaya karar vermiştir. Çok güçlü bir orduya sahip olan Ebrehe karşısında savaşmanın imkansız olduğu düşünülerek Mekke halkı bir anlaşmaya varır ve bu anlaşma sonucu dağlara çekilerek beklemeye başlar. Ordunun gelişi üzerine ise ebabil kuşları ağızlarındaki taşları bölgeye gelerek Ebrehe ve ordusu üzerine bırakır. Taşlar çoğu kişinin ölmesine neden olur. Ebrehe ise dönüşte orada ölüverir. Bu sayede ise Kabe'nin yıkılması engellenir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/efsane-nedir/", "text": "Her toplumlarda bazı durumları yahut olay örgülerini açıklamak veya fikir öne sürmek için bazı hikaye grupları oluşturulur. Bu hikayelerin kimler aracılığı ile ne zaman ortaya atıldığı ise belli değildir. Fakat bu anlatılanlar toplumun her bireyi tarafından benimsenerek ve çağlar boyu anlatılmasına yol açacak şekilde sonraki nesillere aktarılır. Dünyada nereye giderseniz gidin bu alt yapı ile doğmuş, yayılmış ve gerçeklikten uzak birçok olayın anlatılmasına muhtemelen şahit olabilirsiniz. İşte bu yazıda daha çok anlatılara dayalı olarak efsanenin ne olduğu özellikleri ayrıca yayılmasının gelişimi hakkında bilgi alabilirsiniz. Halk arasında inanılarak gerçekmiş hatta doğruymuş gibi çok uzun yıllardan beri anlatılan hayal güçlerine dayalı olağanüstü hikaye tamlamalarına efsane denir. Efsane kelime olarak fars dilinden bize geçmiş rivayet, kıssa veya hikaye anlamları taşıyor. Efsaneler daha çok şahıs, mekan yahut bir durumu anlatıyor da denilebilir. Odaklanmış bir yerleri anlatan efsanelerin sonrası ise o mekanı kutsal bir özellik gibi kazandırmasıdır. Kutsal olarak görülen bu mekan ve zaman örgüleri hakkında halk bu efsaneleri sahiplenerek güçlü ve sağlam bir durum gibi yaymıştır. Bu ölçüde yer, zaman durum öğeleri halk aracılığı ile korunmuştur. Yıllardan beri süre gelen efsanelerin oluşumunda en önemli paylardan biri kuşkusuz özelliklerinden gelmesi yani kaynaklanmasıdır. Eğer bir olgunun dayanağı güçlü ve sarsılmaz ise o olgu özelliğinin bir belirtisi oluyor. Anlatılan öğeler çok eski yıllara dayanır. Efsaneler daha çok mitlerin devamları neticesinde oldukları belirtilir. Efsane temelinde inandırılma potansiyeli vardır. Olayları aktaran aynı zamanda dinleyici gerçek olduklarına inanır. İnandırıcılığını yetirenlerin yaşam şansı pek kalmaz. Gerçeklerden bir hayli uzak olup olağanüstü nicelikler barındırır. Toplumun hayat biçimlerini, yaşama bakış penceresini yahut inançları barındırır. Milli hassasiyet duyguları ve özellikleri gösterir. Gelenek, görenek ve her geçen neslin korunması aynı zamanda toplumun işlevsel görevi görmektedir. Efsanelerin kutsama yönünden toplum içinde idealize edilen değerler hem sağlamlaştırılır. Hem de yeni kuşaklara ders niteliğinde aktarılır. Anlatılarda günlük ağız dili kullanılır. Böylece geniş bir insani kitle elde edilir. Sınırlayıcı hiçbir unsur yahut kuralı yoktur. Kısa bir şekilde aktarılması ilgili olayı yayıyor. Tüm bu sayılan özelliklerin efsaneleri daha ilgi çekici hale getiriyor. Ayrıca gerek inançlardan ötürü konuşmacıda ilgili efsanenin nitelenmesi gerekse nicel ögelerin çok eskiye dayanma etkisiyle gizemli olmaları ilgi çekiciliği artıyor. Akıl, mantık ve bilimin gelişmediği dönemlerde bireyler doğadaki neredeyse tüm olayı anlamaya çalışıyor. Dönemsel şartlar gereği ise bu pek mümkün değildir. Bu etkenler sonucu kendi baktıkları pencereden kutsallaştırma ve esrarengiz bir güç katmıştırlar. Bu ve buna benzer çabalar örgüsünde bu tip hikayeler ortaya çıktığı zannedilmektedir. Ayrıca bu hikayelerin ilk sözlü olarak yayıldığı inancı bulunuyor."} {"url": "https://www.masallaroku.com/efsanevi-yaratik-avcilari-masali/", "text": "Yıllar önce, büyük bir ormanın derinliklerinde, efsanevi yaratıkların yaşadığı bir dünya gizlenmişti. Bu yaratıklar, masallarda ve hikayelerde adı geçen fantastik varlıklardı: ejderhalar, grifonlar, deniz kızları ve daha birçok efsanevi canlı. Ancak bu yaratıkların dünyasına erişmek, cesur ve kalbi iyilikle dolu genç kahramanların göreviydi. Bu maceraya atılmak isteyen dört genç kahramanın hikayesi şöyle başladı: Lina, Max, Zara ve Leo. Dört arkadaş, ormanın derinliklerinde yaşayan eski bir kitapla tanıştılar. Bu kitap, efsanevi yaratıkların dünyasını keşfetmelerine yardım edecek büyülü bir haritayı içeriyordu. Cesaretleriyle dolu olan gençler, bu harita ile yola çıkmaya karar verdiler. İlk başta, ejderhaların yaşadığı dağlara doğru yola çıktılar. Ejderhalar, bu gençlerin dostluklarını kazanmaları gereken zorlu varlıklardı. Ancak gençler, ejderhaların koruduğu ormanın güzelliğini ve hassas dengesini anladılar. Onlarla saygı ve sevgi dolu bir iletişim kurarak ejderhaları dostça yaklaşmaya ikna ettiler. Sonraki adımlarında, deniz kızlarına ve tritonlara rastladılar. Okyanusun derinliklerinde, deniz kızlarının gizemli bir şehri vardı. Deniz kızları, gençlerin denizlerin temizliği ve balıkların korunması konusundaki kararlılıklarını takdir ettiler. Deniz kızları, gençlerin dünyalarına hoş geldiniz dedi ve onlara denizin sırlarını öğretti. Bir sonraki durağında, Max ve Zara, uçsuz bucaksız ormanlarda grifonlarla tanıştı. Grifonlar, gökyüzünün ve toprağın muhteşem güzelliklerini koruyorlardı. Max ve Zara, grifonlarına ormanın korunması ve diğer canlılarla uyum içinde yaşamanın önemini anlattılar. Grifonlar, bu gençlerin dostları oldu ve onlara uçmayı öğretti. Sonrasında, Leo ve Lina, krallıkları altında yaşayan elflerle tanıştılar. Elf krallığı büyülüydü ve doğanın dengesini koruma konusundaki kararlılıklarını takdir ettiler. Elf kralı, gençlere ormanın sırlarını ve büyülerini öğretti. Dört genç kahraman, efsanevi yaratıklarla dostluklarını kurduktan sonra, dünyalarını koruma görevini kabul ettiler. Ejderhalar, deniz kızları, grifonlar ve elfler, onlara büyülü yetenekler öğretti ve onların yanında savaşmaya hazırlandılar. Bir gün, ormanın derinliklerine sızan kötü niyetli bir büyücü, efsanevi yaratıkları esir almaya çalıştı. Ancak genç kahramanlar ve yeni dostları bir araya geldi ve güçlerini birleştirerek kötü büyücüyü alt ettiler. Efsanevi yaratıkların dünyası artık güvende ve dostlukları daha da güçlenmişti. Genç kahramanlar, efsanevi yaratıkların yanı sıra doğanın koruyucuları olarak da tanındılar. Bu macera, dostluğun, cesaretin ve doğanın güzelliklerini korumanın önemini öğreten unutulmaz bir hikaye haline geldi. Nihayet, genç kahramanlar, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek için bir araya gelerek, efsanevi yaratıkların mirasını yaşatmaya ve gelecek nesillere aktarmaya karar verdiler. Ve her zaman, efsanevi yaratıkların dünyasıyla olan dostluklarına minnettar kaldılar, çünkü bu dostluklar onları gerçek kahramanlar haline getirmişti. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/egenin-ucma-hayali-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş... Develer müjdeci, pireler berber imiş. Küçük bir köyde çok okuyan ve yaşayan zeki bir çocuk varmış. Bu çocuğun adı Ege'ymiş. Ege çalışkan ve öğrenmeye heveslidir. Aklına ne gelirse hocasına sorarmış. Ege'nin küçük yaşlardan itibaren kuşlara karşı özel bir ilgisi vardı. Ne zaman yalnız kalsa, kuşların uçmasını izlemek için bahçeye gidermiş. Hatta sık sık gözlem yapmak için köy dışına bile çıkıyor, kendisi için bir tepe buluyor ve kuşları daha yakından gözlemlemek için oraya tırmanıyormuş. Ege'nin babası ve annesi, çocuklarının kuşlarla neden bu kadar ilgilendiğini merak etmiş. Öte yandan Ege, bir gün kuşların nasıl uçtuğunu merak ettiğini ve öğrenmek istediğini söyleyerek. Anne ve babasına anlatmış. Ege'nin kuşlara bu kadar ilgi duymasının tek bir nedeni varmış. Ege, kuşlar gibi gökyüzünde uçmak istiyormuş. Tüm dünyayı dolaşmak ve dünyayı yukarıdan görmek onun en büyük hayaliymiş. Bu rüyadan kimseye bahsetmeyen Ege, uçup kuşları seyredeceği günlerin hayalini kurmaya devam etmiş. Günler geçtikçe Ege büyüdü ama hayalleri hiç değişmedi. Bir gün Ege'nin okuluna İrfan adına biri gelir. İrfan Bey pilot olduğunu söylerken, genellikle arkadaş sohbetlerine katılmayan Ege hemen oturduğu yerden fırladı: İrfan bey Evet, uzun süredir pilotluk yapıyorum dedi. İrfan Bey, Ege'ye yanına oturmasını işaret etti. Ege ve İrfan Bey birlikte uzun uzun sohbet ettiler. Ege yıllardır hayalini kurduğu uçma konusunda aklındaki tüm soruları heyecanla sordu ve İrfan Bey, Ege'nin tüm sorularına cevap verdi. Ege hayali için ne yapacağını artık çok iyi bilmektedir. Okul hayatı boyunca istikrarlı, sorumlu ve çalışkan bir çocuk olmaya devam etti. Yıllar geçtikçe Ege hayali daha da büyüdü ve üniversiteye giriş sınavını geçti. Sınav sonuçları açıklandığında Ege, hayaline doğru ilk adımı atmış olmanın mutluluğunu yaşadı. İstediği üniversiteyi, istediği fakülteyi kazandı. Ege çok çalışmaya devam etti ve pilot adayı olarak mezun oldu. İlk uçağını uçurduğunda yaşadığı mutluluk tarif edilemezdi. Ege yıllar içinde ülkenin en başarılı pilotlarından biri oldu. Okul yıllarında olduğu gibi iş hayatında da çok çalışkan ve kararlı bir insan oldu. Ege masmavi gökyüzünde bulutların arasında uçarken kalbi sanki yerinden fırlayacak gibiydi. Çocukluk hayallerine sonunda kavuşmuştu. Ege ne zaman uçsa kuşları seyreder ve uçağıyla gökyüzüne çıkarken gülümser. Kuşlar aracılığıyla keşfettiği havacılığa olan tutkusu, onu hayatının en mutlu eden işini bugün yapmasına olanak sağlamıştır. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/egilmem/", "text": "Umumiyetle ağır başlı tanınıyordu. Ancak, alay ve latifeyi de severdi. Çocuk idi ama çocuk oyunlarına karışmazdı. Üzeyir Bey Konakları diye anılan evimizin selamlık tarafı bahçesinde o zamanın spor oyunlarından Selanikte Mançık ile bir kavas denilen sırttan atlamaca oynuyorduk. Bu oyunun icabı olarak kura çekilir, bir çocuk ellerini diz kapaklarına koyarak eğilir, diğer çocuklar sıra ile ellerini eğilen çocuğun sırtına vurarak atlarlar ve bir iki metre ileride birinci çocuğun vaziyetini alır, bu suretle uzun sıra atlaması sporu yaparlardı. Bunu takiben eğilen çocuklar tedricen yükselerek yalnız başları vücutlarına kaim olarak dururlar, birbiri üzerinden atlarlardı. Buna da yüksek atlama oyunu adı verilmişti. Bu yüksek atlamada düşenler çoktu. Mustafa Kemal, mutadı vechile oyuna girmezdi; yalnız düşen kalkanlarla eğlenir, alay eder, gülerdi. Nasılsa bizim kafamız kızmış olacak ki, söz birliği ederek Mustafa Kemali karga tulumba etmeye teşebbüs ettik. Nihayet oyuna girmeye razı oldu ve sonuncu olarak sıra ile eğilmiş bulunan çocukların üstünden atladı. Sona gelince dimdik ayakta durdu. Ne yaptıysak, Eğilmem dedi ve eğilmedi! Artık hakkıyla kızmıştık, Bu oyun bozanı aramızdan çıkaralım diye fiskos ettik. Fakat ittifak edemedik, kendimize bir baş seçemedik. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/elfida-hikayesi/", "text": "Anadolu Rock yıldızı Haluk Levent'in seslendirdiği Elfida çok derin bir hikayeyle karşımıza çıkıyor. Son derece hüzün verici bir anı ile yazılmış şarkı şimdiye kadar yediden yetmişe çok sevildi. 2006 yılında hayatımıza giren şarkı, yıllar geçse de popülaritesini koruyor. Şimdiye kadar birçok kişi tarafından seslendirilse de, şarkının sahibi tarafından yapılan yorum oldukça etkileyici. Gerçek bir hikayesi olan bu şarkının her bir dizesi iç burkan ve derinlere daldıran cinsten. Şarkıya adını veren Elfida, aslında küçük bir kız çocuğu ve diğer tüm sözler Elfida'nın hikayesinin bir parçası. Ünlü müzisyenin hislerinin anlam bulduğu bu parçadaki kahraman, hayata veda etmesin diye uğraş verilen küçük Beyza Nur'dan başkası değildir. Elfida Osmanlıca gözden çıkarılan kadın demek oluyor. Her ne kadar şarkıda Elfida dense de aslında Beyza Nur adlı küçük bir kız için yazılmış bu dokunaklı şarkı. Ünlü bestecinin hastanede olduğu bir gün, bu küçük kız hakkında doktorlar tarafından 'onu gözden çıkarın' deniyor. O sırada Haluk Levent'in yanındaki müzisyen arkadaşı gözden çıkarılmış kadın 'Elfida' diyor. Yıllarca hastalığı ile mücadele ediliyor. Hatta hastalığının son dönemlerinde ünlü müzisyen, küçük kızın göz bebeklerinin içine bakarak bu şarkıyı okuyor. Şarkı ona besteleniyor ama o bunu bilmiyor. . Umudun kalmayışının bir ifadesi olarak anlatılan Elfida Osmanlıca bir kelime. Arapça 'da ise feda etmektir. Şarkının başkahramanı için de doktorlar tarafından tam da böyle düşünülüyor. Umut kalmamış, gözden çıkarılmış.. Amansız hastalığıyla boğuşan Beyza Nur tam anlamıyla yaşamı feda etmiş ve küçük kız için hayat onu gözden çıkarmış. Hüzün kokan şarkının adını taşıyan Elfida dünyaya ayakları kapalı bir şekilde gelen, doğuştan genetik bir hastalığı olan Beyza Nur isimli bir kıza hitaben yazıldı. Yaklaşık dört yaşında olan ve rahatsızlığından ötürü ömrünü hastanelerde geçiren küçük Beyza Nur'un yolu Haluk Levent'le kesişiyor. Ünlü müzisyen ona o kadar bağlanıyor ki, sağlığına kavuşması için ailesiyle beraber elinden geleni yapıyor. Ne var ki küçük kız bu zorlu mücadeleden yenik düşünüyor ve yaşama veda ediyor. Geriye bestelenen bu şarkı ve hüzünlü hikayesi kalıyor. Elfida doğuştan gelen ve Kelebek Hastalığı denilen bir rahatsızlıkla mücadele eden Beyza Nur isimli bir kıza yazıldı. Çok küçük bedeninde sarılmaya bile mecali olmayan küçük kızın hastane odalarındaki mücadelesine şahit olan Haluk Levent, durumdan çok etkilenerek ona bu anlam yüklü şarkıyı yazdı. Hastane koridorlarında umutla destek olmaya devam eden müzisyene doktorların umudun kalmadığını hissettirmesi üzerine şarkı sözleri akıverdi. O zamanlar yeterince yorgun ve zor günler geçiren müzisyenin küçük kızın da hikayesinin etkisiyle Elfida şarkısının sözleri kaleminden bir bir döküldü. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz. Elifida. Mekanın cennet olsun. Beni kaybetme sakın."} {"url": "https://www.masallaroku.com/elifin-ruyasi-masali/", "text": "Günlerden bir gün Elif adında bir kız vardı. Elif hikaye okumayı çok severdi. Bundan dolayı da babası Elif'e her iş dönüşü hikaye kitabı alırdı. Yine böyle bir gün babasının getirdiği kitabı okurken birden hikayenin içinde buldu kendini ve gözlerini açtığında önünde meyve ağaçları, çiçekler ve çeşit çeşit hayvanlar vardı. Hayvanların ve çiçeklerin arasında gezerken gölde bir kayıkçı gördü. Kayığın içinde beyaz bir tavşan vardı. Elif tavşanı görünce hemen yanına gidip: ''Ben de seninle gelebilir miyim?'' dedi. Tavşan bunu duyunca hiç düşünmeden ''Hayır olmaz'' dedi. Bunun üzerine Elif : '' Neden olmaz?'' dedi. ''Ben insanlarla anlaşamam da ondan olmaz.'' dedi. Böyle dediği için Elif hemen koşarak pasta ağacının yanına gidip ağaçtaki pastaları sepetine topladı. Tekrar gölün yanına gidip beyaz tavşana: ''Piknik yapalım mı? Pasta getirdim beraber yeriz. dedi. Bunun üzerine beyaz tavşanın en sevdiği yiyecek pasta olduğu için hemen kabul etti. Kayıktan inip meyve ağaçlarının arasında küçük bir kulübenin yanındaki çimenlikte oturdular. Elif sepetinden pastaları çıkardı ve yemeye başladılar. Pastayı yerken birden pastanın zehirli olduğunu anladılar ama anladıklarında çok geç olmuştu. Ormandaki diğer hayvanlar Elif ve beyaz tavşanı alıp hastaneye götürdüler. Hastanede beyaz tavşanın kardeşi siyah tavşanla karşılaştılar. Siyah tavşan, beyaz tavşanın tam tersi daha sevecen bir tavşandı. Beyaz tavşanla siyah tavşan anlaşamazlar ama birbirlerini çok severlerdi. Bunun üzerine Elif 'in aklına anne ve babası geldi onları ne kadar çok sevdiği geldi. Ormandaki herkesle vedalaşıp evine geri döndü. Evde gözlerini açtığında yaşadığı tüm o maceranın, tüm o güzel ağaçların ve çiçeklerin hepsinin bir rüya olduğunu anladı. Etrafına baktığında çoktan sabah olmuştu. Hemen mutfağa anne ve babasının yanına gitti. Tüm o yaşadığı güzel şeyleri anlattı. Elif 'in anne ve babası tüm bu anlattıklarına güldü ve babası; ''Anlaşılan rüyanda, güzel vakit geçirmişsin.'' Dedi. Elif ve ailesi kahkaha atarak kahvaltılarını yaptılar. Kahvaltıdan sonra annesi Elifi okula bıraktı. Okulda arkadaşlarına gördüğü rüyayı anlatırken arkadaşları da Elif'e kendi gördükleri rüyaları anlatarak eğlendiler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/eliz-ve-ertanin-ask-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar inişli çıkışlı tepelerin arasında yer alan şirin küçük bir köyde Eliz adında genç bir kadın yaşardı. Eliz kızıl saçları neşeli kahkahaları ve hikaye anlatma tutkusuyla tanınıyordu. Her zaman en büyüleyici aşk hikayelerini yazmayı okuyucularının kalbini yakalamayı ve hayatlarında kalıcı bir etki bırakmayı hayal etmişti. Günler yıllara dönüşürken Eliz'in romantizme olan sevgisi güçlendi. Elinde kalemle nehir kıyısında oturur ve kendini tutkulu aşk hikayelerinin dünyasına kaptırırdı. Yaratıcılığı sınır tanımıyordu ve hikayeleri büyü ve hassasiyetle parlıyordu. Güneşli bir sabah Eliz talihsiz aşıklar hakkında bir hikaye anlatırken kendisine doğru yürüyen yakışıklı bir yabancıyı fark etti. Eliz'in zanaatına olan bağlılığını gözlemlerken koyu mavi gözleri merakla parladı. Merakla ona yaklaştı ve kendisini hikaye anlatımından büyülenmiş gezgin bir sanatçı olan Ertan olarak tanıttı. Ertan Eliz'in nazik doğasına ve yazısının derinliğine kapılmıştı. Her kelimeye döktüğü sevgiyi görebiliyordu ve hikayesinin bir parçası olmak istiyordu. Hayallerini ve özlemlerini paylaşmak Eliz'in kendisinin yarattığı romantizm dünyasına dalmak için sayısız saat harcadılar. Günleri çalıntı bakışlarla kalıcı dokunuşlarla ve fısıldanan sevgi sözleriyle doluydu. Eliz'in ilhamı Ertan'la arasındaki aşkın yeşermesiyle birlikte yeni boyutlara ulaştı. Birlikte en güzel aşk hikayelerine hayat verdiler kendi deneyimlerini sayfalara iç içe geçirdiler. Köylüler kısa süre sonra Eliz'in büyüleyici hikayelerinin rüzgarını yakaladılar ve sevgi ve özlem dünyasına taşınmak için hevesli bir şekilde kapısına akın ettiler. Kitapları en çok satanlar haline geldi ve okuyucuların yüreklerine dokundu. Köydeki herkes bir gün Elizinki kadar büyüleyici bir aşk bulacaklarını umarak aşk hikayelerini kulaktan kulağa yaydılar. Eliz ve Ertan yeni buldukları başarı ve aşklarının keyfini çıkarırken birlikte olağanüstü aşk hikayeleri yazmaya devam ettiler sözleri kendi derin bağlantılarının bir kanıtı haline geldi. Onların aşk hikayesi başkaları için bir ilham kaynağı gerçek aşkın bir kitabın sayfalarında ve bir ruh eşinin kucaklamasında bulunabileceğinin kanıtı oldu. Eliz'in romantik aşk hikayeleri kendi hikayesine bir aşk hikayesine tutkuya ve hikaye anlatmanın gücüne dönüştü. Sonsuza dek mutlu yaşadılar sözleriyle ve sevgileriyle dünyayı büyülediler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ella-ve-peter-kardesler-masali/", "text": "Çok uzak diyarlarda 2 kardeş yaşarmış. Bu kardeşlerden birisinin adı Peter diğerinin adı ise Ella'ymış. Peter çok iyi bir çocukmuş, tüm komşularına yardım eder, bahçelerdeki çiçekleri sular, annesine yardım edermiş. Ama Ella öyle değilmiş. Ella, kimseye yardım etmez, herkese kötü davranır ve hep yalan söylermiş. Bir gün Ella herkesi kandırmış ve kardeşiyle birlikte kimseye haber vermeden ormana gitmiş. Ormanda mantar toplayan kardeşler çok yorulmuşlar. Dinlenmek isteyen kardeşler topladıkları büyük mantarlardan yatak yapıp uykuya dalmışlar. Uykudan uyanan kardeşler bir de ne görsünler? Ormanda değiller. Kötü kalpli bir yabancı onları kaçırmış. Çok korkan Peter ve Ella kardeşler birbirlerine sarılıp ağlamaya başlamışlar. Kötü kalpli yabancı onlara 'Artık burada kalacaksınız ve benim için ormandan odun toplayıp getireceksiniz.' demiş. Yabancı adamın söylediğine çok kızan Ella 'Sen bana hiçbir şey yapamazsın hem sen çok çirkinsin bizi hemen bırak.' diye bağırmış. Buna çok sinirlenen kötü kalpli adam onları bir odaya hapsetmiş. İyi kalpli olan Peter ise kardeşine 'Ella sen bu camdan kaç, ailemize haber ver, ben seni burada beklerim, sabah olunca da gelin beni kurtarın.' demiş. Camdan kaçan Ella, kardeşini orda bırakmış ve evin yolunu tutmuş. Eve gelince de ailesine ormana mantar toplamaya gittiklerini ama kötü kalpli bir adamın onları kaçırdığını söylemiş. Ella hep yalan söylediği için ona kimse inanmamış ve annesi Ella'ya 'Sana kaç kare söyledim yalan söylemek hiç hoş değil canım, lütfen şimdi bana yardım et ve uslu bir çocuk ol.' demiş. Ama Ella'nın içi hiç rahat değilmiş. Çünkü kardeşi Peter kötü kalpli adamın yanında kalmış ve onu oradan kurtarması gerekiyormuş. Ella en sonunda ne yapacağını bulmuş. Kötü kalpli adamın evine gidecek; cama taş atacak, adam evden çıkınca da kardeşini oradan kurtaracakmış. Tekrardan orman yoluna giden Ella kötü kalpli adamın evini bulmuş cama taş atıp kötü kalpli adam evden çıkınca da kardeşini oradan kurtarmış. Peter çok üzgünmüş ve karnı çok acıkmış. Çünkü kötü kalpli adam Peter'e hiç yemek vermemiş ve ona çok kötü davranmış. Kardeşiyle birlikte eve giden Ella olanları annesine anlatmış ve annesi çok üzülmüş. Annesi, Peter ve Ella'ya bir daha ondan habersiz ormana gitmemelerini gerektiğini söylemiş. Ella'da yalan söylemenin çok kötü bir şey olduğunu anlamış ve hep uslu bir çocuk olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/elma-agaci-ve-bulbul-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş pireler berber iken develer tellal iken, evvel zaman içinde kalbur saman içinde, çok uzak diyarlarda birçok elma ağacının olduğu bir orman varmış. Okadar güzel bir ormanmış ki herkes onların yanına gelip elmalarımda yer eğlenirlermiş. Bir gün birileri gelip ormandaki tüm ağaçları kesmeye başlamış. Bitek üzgün bir elma ağacını ormanlık alanlarda yalnız bırakmışlar. Arkadaşları birer birer düşerken oda çok üzülüyordu. Sonunda, kırık dalları olan işe yaramaz hiç meyve vermeyen bir küçük bir ağaç olarak yapayalnız kaldı. O kadar üzgün ve perişandı ki hiç bir dalı yeşermiyordu hepsi kurumuştu, mis gibi kokusu gitmişti. Bir gün güzel sesli küçük bülbül kuşu gelip bu kurumuş elma ağacının etrafında dolanıp dolanıp mutsuz olduğunu görünce bir dalına konu vermiş. Bu bülbül Merhaba, neden hiç konuşmuyorsun? diye sormuş. Elma ağacı kuru dalına konan bülbülü görünce çok şaşırmış. Başlamış mutsuzluğun sebebi anlatmaya. Ağaç demiş ki Bütün arkadaşlarımı birer birer kestiler ve ben burada yalnız kaldım. Ben bu yüzden çok cansız ve enerjisiz kaldım. Artık konuşasım bile gelmiyor. Bülbül de ağaca dedi ki Yani buna kızgın mısın? evet hemde çok. Artık hiç bir insanda yanıma gelip oturmuyor. Kimse sohbete gelmiyor. Elmalarımda olmadığı için toplamaya bile gelmiyorlar. Neden mutsuz olmayayım. Daha ne olsun demiş. Bülbül ağaca dönüp demiş ki Ağaç kardeş, kendini güzelleştirmek senin elinde. Ağaç kızmış, demiş ki nasıl benim elimde. Benim elimde falan değil diyerek kızgınlığını belirtmiş. Bülbül ise söyle karşılık vermiş. Evet, senin elindedir. Her şeyden önce arkadaşlarını geri getiremeyiz. Hem, hep iyi şeyler düşünmez isen nasıl güzel şeyler olsun ki. Yeniden meyvelerin olduğunu, herkesin gölgende dinlediğini ve herkesin piknik yaptığını göreceksin. Mutlu hissetmek mutluluk getirir diye karşılık vermiş. Mutsuz elma ağacı kısa bir süre düşündükten sonra güzel bülbül kuşuna hak vermiş ve bundan sonra artık üzülmemeye karar vermiş. Artık hep güzel şeyler düşünmeye başlamış ve kısa süre sonra yapraklar önce yeşile dönmeye, ardından yeni çiçekleri çıkmaya başlamış. Zamanla o kadar büyümüş ve gelişmiştir ki, artık herkes sıcak bir yaz gününde gölgesinden dinlenmek için yararlanır. Piknik yapmaya gelen kişiler olmuş. Elmaları da çıkan bu güzel ağacın meyvelerini toplamaya gelen çocuklar etrafında koşuşturup eğlenmişler aradan bir yıl geçtikten sonra bu güzel ağacın ziyaretine gelen bülbül ağaçla konuşmaya başlamışlar. Elma ağacı ona teşekkür etmiş. Eğer o olmasaymış, hayatta mutlu kalamayacağını dile getirmiş. Bu kadar kısa sürede değiştiğine kendisi de inanamayan elma ağacı düşüncelerinin hayatını nasıl etkileyeceğini düşündü ve o günden sonra hiçbir şey için üzülmeye sevmeyeceğini öğrendi. Hayat her zaman güzeldir. Gökten üç elma düştü. Biri hikaye okuyucuları için, biri dinleyiciler için ve biri de tüm iyi insanlar için. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/emren/", "text": "Oğuzların hanı Bayındır Han emrindeki adamlardan Begin beyi sınırlarını koruması için görevlendirmiş. Ona ihtiyaç duyduğu kılıcı ve atı vermiş. Bunun üzerine Begin bey sınır kumandanlığını başarıyla yapmış. Günler böyle geçerken Begin bey ava çıkmış. Av sırasında bir geyik görmüş. Onun peşinden giderken ayağı takılmış ve düşmüş. O sırada ayağı kırılmış ve zorlukla obasına dönmeyi başarmış. Onun bu hali üzerine düşmanları harekete geçmiş ve Begin beyin obasına saldırmak istemişler. Begin beyin oğlu olan Ermen babasının kaldığı yere düşmanların saldıracağını haber almış. Bunun üzerine düşmanların karşısına çıkmış. Ancak oğlan savaşmakta güçsüzmüş. Başaramayacağını anlamış ve Allah'a yalvarmaya başlamış. Bunun üzerine oğlan güçlenerek düşmanları yenmiş ve babasını kurtarmış. Bu arada yenilen düşmanlarda Oğuzlar'ın dinin kabul etmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/en-guzel-melek-masali/", "text": "Bir zamanlar cennetin en güzel yerinde bir elek samanında yaşayan güzel bir melek yaşarmış. O kadar güzeldi ki diğerlerinden farklıydı. Kendini çok seviyor ve kendine tapıyormuş. Kendinden başka hiç kimseyi sevmez ve herkesi hor görürdü. Diğer meleklerle konuşmazdı ve insanlarla arkadaş olmak istemezdi. B bu meleğe göre hepsi ondan daha alçaktaydı, her zaman en yüksek olmak, her zaman en güzel olmak istedi. Çünkü o en güzel yaratıktı. Yine bir gün güzel bir uykunun ardından uyanma vakti gelmiş. Güzel sabaha günaydın demiş. Aynaya baktı ve benden daha güzeli yok dedi. Sonra aniden ağlamaya başladı ve bağırdı: Çok güzelim, nasıl bu hale geldim? Ancak ona hiçbir melek dost gelmedi, tek başına ağladı ve onu teselli etmek için diğer meleklerin gelmesini bekledi. Melek sürekli bencil davrandığı ve diğer melekleri incittiği için ona yaklaşmak istemiyorlardı. Ama dayanamadılar ve onu desteklemeye gittiler. Hem çok güzelsin hem de çok tatlısın deyip desteklediler. Meleğimiz o kadar utanmış ki, melek arkadaşlarından o kadar utandı ki, ben size her zaman kötü davranmış olmama rağmen. Her zaman sizden daha güzel, daha iyi, daha güçlü ve daha uzun olduğumu düşünerek kendimle gurur duyuyordum. Sizden hiç hoşlanmadım ama siz? Siz öyle değilsiniz, her zaman mütevazı ve iyi oldunuz, benimle olduğunuz için çok teşekkür ederim ve sizi rahatsız ettiğim için çok üzgünüm demiş. Arkadaşları ona sımsıkı sarılmış ve meleğimiz bu duruma çok sevinmiş ve onlara sımsıkı sarılmış. Bizim melek kibrini yenmiş ve cenetten çıkıp dünyaya gitmeye karar vermiş. Bir zamanlar bir kasabanın küçücük bir köyünde bir küçücük evde yaşayan bir oduncu ve karısı varmış. Kendi halinde karısıyla beraber yaşayan fakir mi fakir bir oduncuymuş. Oduncunun, kendisini ve karısını beslemek için ağaç kesmekten başka yapacak bir şeyi yokmuş. Gel zaman git zaman oduncu ve karısı yaşlanmış. Çocukları da yokmuş. Hiç olmamış. Karısı oduncuyu epey bir üzgün görmüş. Oduncu başını iki elinin arasına koyarak; Ne olsun hanım, artık yaşlandık, odun kesemeyecek hale geldik. Şimdi ben ne yapacağım odunları nasıl taşıyacağım.'' deyip üzüntüler içinde duvara bakmış. Hanımı oduncunun üzüntüsüne dayanamayıp bir köşede biriktirdiği üç beş kuruş parasını, eski bir kutusu vardı, o kutunun içinde bir bezin içinde sakladığı üç beş kuruş kefen parası diye ayırdığı parayı göstererek:'' Al bey bu birkaç kuruş parayla kasabadan bir eşek al, bundan sonra odunları eşek ile taşıyalım'' demiş. Hanımının parası bütün birikimleri imiş. Bu parayı harcarlarsa aç kalacaklarını bilirmiş oduncu. Bizim cennetti melek de o sırada dünyaya inmişti. Olanlara şahit olmuş ve oduncuyla karısı ölene dek odunlarını bizim melek taşımış. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. Minem'e anlattım. O dünyanın en gerçek meleği her gece masal anlatmak istiyorum ona. Böyle uyusun ki mutlu uyansın. Seni seviyorum Melek Minem."} {"url": "https://www.masallaroku.com/en-iyi-arkadasim-kar-topu-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, çok uzak diyarlarda minik bir çocuk varmış. Bu çocuk genellikle evde zaman geçirirmiş. Annesi ve babası çocuklarının evden çıkmaması gerektiğini düşünürmüş. Bunun nedeni ise sokakta kötülükler olmasıymış. İsmi Can olan minik çocuk, arkadaşları sokakta top oynarken evinde kendi başına zaman geçirirmiş. Bir gün Can annesine dışarı çıkmak istediğini söylemiş. Annesi ilk başlarda kızmış ve '' Olmaz otur evinde işte. Ne yapacaksın hem dışarda? Dışarda kötülükler var, kediler seni tırmalar'' demiş. Yani onu korkutmaya çalışmış. Fakat Can '' Kedilerden uzak dururum, sadece arkadaşlarım ile top oynayacağım'' demiş. Annesi de '' Tamam ama uzaklaşma. Pencereden baktığım zaman seni göreyim'' demiş. Can futbol topunu almış ve heyecanlı bir şekilde dışarı çıkmış. Arkadaşları kalabalık bir şekilde çember yapmışlar ve bir şey izliyorlarmış. Can merak etmiş ve hemen aralarına katılmış Bir de bakmış ki minicik 2 tane kedi birbirleri ile oynuyorlar. Çocuklar da onları izleyerek gülüyorlarmış. Can bir anda çok korkmuş. Annesinin '' Kediler seni tırmalar'' lafı aklına gelmiş. Bu nedenle evine geri dönmüş. Can evine geri dönmüş ama aslında sokakta olmak istiyormuş. Fakat kedileri sevmediği için onlardan korkuyormuş. Aslında kedileri sevip sevmediğine de tam emin değilmiş. Onlara bakımca çok tatlı olduklarını o da anlamış. Fakat tırmalar diye düşünmüş. Annesi hatasını farkına varmış ve '' Oğlum geçen gün seni kediler tırmalar demiştim ama, aslında kediler güzel hayvanlardır. Sadece biraz dikkatli olman lazım'' demiş. Bu söz Can'ı çok etkilemiş. '' O zaman dışarı çıkmama onları sevmeme izin ver'' demiş Can. Annesi izin verdikten son Can dışarı çıkmış. Sokakta bir sürü kedi varmış. Hepsi de miyavlıyarak etrafta dolaşıyormuş. Beyaz, çok küçük bir kedi dikkatini çekmiş. Ona yakınlaşmış ve sormuş'' Senin annen yok mu?'' Kedi de cevap vermiş '' Annem var ama bulamıyorum'' demiş ve ağlamaya başlamış. Can ve minik beyaz kedi birlikte, kedinin annesini aramaya başlamışlar. Can'ın aklına fikir gelmiş. Annesine giderek ondan akıl alacakmış. Annesinin yanına gitmiş ve '' Anne bu minik kedinin annesi kaybolmuş. Sence nerededir?'' demiş. Annesi beyaz kediye baktıktan sonra '' Bilmiyorum ki oğlum, ama istersen bizle kalabilir annesini bulana kadar'' demiş. O günden sonra can ve Beyaz kedi bir arada güzel bir hayat yaşamışlar. Kediye kar topu ismini vermişler. Kar topu her gün evde geziyor ve bol bol uyuyormuş. Uydukça tombiş bir kediye dönmüş. Ama Can'ı o kadar çok seviyormuş ki her gün okuldan gelmesini bekliyormuş. Can'da onla birlikte zaman geçirdiği zaman çok mutlu oluyormuş. Can kar topuna çok alışmış ama bazen onun evde yalnız olmasına üzülüyormuş. Arkadaş isteyip istemediğini sormuş. Kar topu ise '' Evet arkadaşım olursa daha iyi olur. Birlikte sen yokken de zaman geçiririz'' demiş. Sonra da Kar topuna arkadaş gelmiş. Onun adı da zeytinmiş. Zeytin simsiyah şeker mi şeker bir kedi yavrusuymuş. Onu da Can'ın annesi ıssız bir yerde, ağlarken bulmuş. Hem Can Hem de Annesi kendilerine çok iyi arkadaşlar bulmayı başarmışlar. Kediler ve diğer hayvanlar dünyanın en masum varlıklarıdır. Onları kızdıran bazen insanlardır. Eğer hayvanları mutlu edersek bize zarar vermezler. Can'da bunu en iyi örneklerinden biridir. Kediden korkmasına karşın, korkusunun üzerine gitti ve kendisine çok iyi bir arkadaş buldu. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ergenekon-destani-nedir/", "text": "Eski zamanlar içerisinde Göktürkler adında bir Türk soyu söz konusu olmuştur. Türk illeri arasında Göktürklere itaat etmeyen hiçbir yer kalmamıştı. Bunu gören diğer yabancı kavimler Göktürkleri kıskanmaya başlamışlardı. Bunun sonucunda ise bu yabancı kavimler birleşerek Göktürklerin üzerine savaş açmaya karar vermişlerdir. Bu kavimlerim maksatları ise ölçülerini almak olmuştur. Bu üzerlerine yürüyen yabancı kavimleri gören Göktürkler ise çadırlarını ve sürülerini alarak bir yere toplamışlardır. Daha sonra ise bulundukları yerin çevresine hendek kazmışlardır. Bu hendekleri kaldıktan sonra da düşmanın gelmesini beklemeye başlamışlardır. Daha sonra ise düşman bulundukları yere doğru varmıştır. Bunun sonucunda ise savaş başlamıştır. Bu savaş ise 10 gün boyunca sürmüştür. Bu 10 gün içerisinde Göktürk soyu iyi bir vurgun gerçekleştirmiştir. Bu savaşın sonunda Göktürkler üstün gelmiştir. Bu yenilgiyi alan kavimler ve bu kavimlerin hanları beyleri av yerinde toplanmışlardır. Hiç biri bu yenilgiyi kabullenmek istememiştir. Bu nedenle de bu av yerinde belirli bir konuşma gerçekleştirmişlerdir. Bu konuşma şu şekilde geçmiştir. Göktürklere herhangi bir hile yapmazsak işimiz yaman olur demişlerdir. Bunun üzerine ise daha sonra aralarında bir plan yapmaya başlamışlardır. Gün ağarmaya başlayınca baskına uğramış şekilde kaçmaya başlamışlardır. Göktürkler bunu görünce kaçtıklarını sanarak arkalarından gitmişlerdir. Ama bu durum içerisinde düşmanın büyük bir hilesi söz konusu olmuştur. Düşman burada Göktürkleri görünce birden bire geri dönmüştür. Bu şekilde düşman Göktürkleri avlayıp yenmiştir. Bu savaşı kavimler kazanmış ve sırlarını mallarını yağmalamışlar hatta hiçbir evi sağ bırakmamışlardır. Bu savaş içerisinde büyüklerin hepsini kılıca vurmuşlar ve hepsini öldürmüşlerdir. Küçük olan kişileri de kendilerine köle edilmişlerdir. Burada her düşman bunlardan birini alıp gitmiştir. Bu sırada Göktürklerin başında İl Han vardı nokta bunun çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz olan savaş günü sırasında birkaç tanesi ölmüştür ama aralarından sadece bir tanesi sağ kalmıştır bunun adı ise Kayı'dır. Bu Kayı oğlunu ise evlendirmişti. İl Han'ın Dokuz Oğuz adlı yeğeni de vardı. Bu yeni ve oğlu düşmana tutsak duruma gelmişlerdi. Ama 10 gün sonra bir gece yarısı ikisi birden kadınları ile beraber atlarını alarak kaçmışlardır. Bu ikisi ve kadınları kaçtıktan sonra Göktürk yurduna gelmişlerdir. Burada ise savaştan kalan ve düşmandan kaçıp gelmiş olan birçok deve, at, koyun ve öküz bulmuşlardır. Bunun üzerine hep birlikte bir karar alıp başka bir yere gitme kararı almışlardır. Bunun sonucunda daha doğru geri kalan at koyun öküz ve benzeri sürüleri ile birlikte göç etmeye başlamışlardır. Geldikleri yerden ve yoldan başka yolu bulunmayan bir yere varmışlardır. Bu yol ise öyle bir yoldu ki bu yol üzerinde at ya da deve çok zor bir şekilde yürüyordu. Yani herhangi bir hayvan ayağını yanlış bir şekilde bassa yuvarlanıp burada parçalara ayrılacaktır. Bu yol üzerinden ilerledikten sonra Göktürkler bir yere vardır. Bu yer ise akarsular türlü türlü bitkiler meyveler ağaçlar ve birçok avlanacak hayvanın bulunduğu bir yerdi. Vardıkları yerde böyle bir yer görünce hepsi birden tanrıya şükür etmişlerdir. Hayvanlarının kış olunca etkilerini yemişler, yaz olunca ise sütlerini içmişler. Bunun yanında bu hayvanların derilerini giymişler. Bir şekilde burada yaşamayı başaran bu insanlar buraya Ergenekon adını vermişlerdir. Burada iki Göktürk Hanı olan Kayı ve Dokuz Oğuzhan'ın birden fazla çocukları olmuştur. Bu çocukları da Ergenekon içerisinde çoğalmaya başlamıştır. Bu soy çok uzun yıllar içerisinde Ergenekon içerisinde kalmıştır. Ama aradan 400 yıl geçince bu soyun buraya sığması mümkün olmamıştır. Buraya sığamayan bu insanlar bir kavun almak için kurultayı toplamışlardır. Burada ise Ergenekon'dan çıkma kararı alınmıştır. Kurultay bu kararı aldıktan sonra Göktürkler Ergenekon içerisinden çıkmak için yöntem aramışlardır ama bulamamışlardır. O sırada bir demirci bu dağ içerisinde bir demir madeni olduğunu söylemiştir. Bu demirin eritilmesini tavsiye etmiş ve buradan bir geçit oluşturulmasını söylemiştir. Daha sonra ise bu demircinin söylediklerini beğenmişlerdir. Bunun üzerine dağın geniş olan bir yerine Bir kat olacak şekilde odun ve kömür dizilmişlerdir. Daha sonra ise bu odun ve kömürü ateşleyip körükleme ye başlamışlar. Tanrının inayeti ve gücü ile ateş bir şekilde kızmaya başlamıştır. Daha sonra demirden olan bu dağ eriyivermiştir. Bu dağ eriyince buradan bir yüklü deve çıkabilecek kadar bir açıklık oluşmuştur. Daha sonra ise kutsal olan o yılın, ayın, günün saatini beklemişlerdir. Bu açtıkları delikten bir yol oluşmuş ve bu yoldan Ergenekon'dan çıkmayı başarmışlardır. O günden sonra o gün Göktürklere bayram olmuştur. Göktürkler her yılın o günü geldiğin zaman büyük Kerem'den yapmaya başlamışlardır. Bu tören içerisinde ise bir parça demir alınır ve ateşte kızdırılır hale getirilmiştir. Bu demiri Göktürk Hanı demiri koyar ve sonra çekiçle döverdi. Bu Göktürk Hanından sonra ise Türk beyleri de aynı şekilde yaparlardı. Yılın bu günü bu şekilde demir dövme yapılarak kutlanırdı. Ergenekon'dan çıktıktan sonra Göktürklerin Han'ı olan Kayı Han soyundan gelen börteçine bütün illere elçiler göndermiştir. Bu elçilikler ise Göktürklerin Ergenekon içerisinden çıktıklarını bildirmişlerdir. Bu şekilde eskisi gibi bütün bulunan iller Göktürklerin hizmeti altına girmişlerdir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/esek-ile-minik-kopekcik-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok uzak ülkelerin birinde bir çiftçi yaşarmış. Çiftçi her sabah erkenden kalkıp önce tarla işlerini yaparmış. Sonra hayvanlarını şöyle bir kontrol edermiş. Onların yemlerini verir, sularını verir, hasta olanları tedavi ettirirmiş. Bütün hayvanlarına sevgiyle ile davranırmış. Bu hayvanların arasında daima karnı iyi doyurulan arada sırada efendisini sırtında taşıyan eşek de varmış. Çiftçi bir gün bir yerden minik bir köpekçik bulmuş. İleride büyüyüp çiftliğe bekçilik yapar düşüncesiyle tutup çiftliğe getirmiş. Yine bir sabah çiftçi yanına minik köpekciği de alarak hayvanların yanına gitmiş. Minik köpekcik çiftçinin yanında hoplayıp, zıplıyor, neşe içinde oraya buraya koşturuyormuş. Çiftçi sevimli köpekçiğin bu hareketlerine çok sevimli buluyormuş. Onun bu hareketlerini görünce elini cebine atmış. Yiyecek var mı diye ceplerini yoklamış. Güzel bir yiyecek bulmuş onu küçük köpeğine uzattıktan sonra bir kenara oturmuş. Minik köpekcik hemen efendisinin kucağına teşekkür eder gibi zıplamış. Çiftçi onun küçük kulaklarını okşayıp sevmiş. Minik köpekcik de sahibinin ellerini yalamış. Eşek bu manzarayı karşıdan görünce çok kıskanmış. Huysuzluk edip tepinmeye başlamış. Sonra birdenbire ipinden kurtulmuş. Sahibinin yanına gelerek tıpkı minik köpekcik gibi o da hoplayıp zıplamaya başlamış. Çiftçi koskoca eşeğin bu halini görünce kahkahalar atmış. Eşek çiftçinin güldüğünü görünce herhalde çok sevindi deyip yüz bularak bu defa da tıpkı minik köpekçiğin yaptığı gibi efendisinin kucağına çıkma hevesiyle iki ayağının üzerine kalkıp çiftçinin üzerine çıkınca etrafta çalışan işçiler ellerine geçirdikleri sopalarla küreklerle hemen yetişmişler. Eşeği bir güzel döverek uzaklaştırmışlar. Eşek de can havliyle anıra anıra kaçmış. Bunu gören hayvanlar kahkahayı basmışlar. İçlerinden bazıları eşeğin komik duruma düşüşünü dalgaya almış. Şu eşeğin düştüğü hale bakın kendini minik köpeğin yerine koyup sahibinin üstüne çıktı. Bir güzel dayağı yedi. Oh olsun ona demiş. Eşek yaptığından çok utanmış ama iş işten geçmiş. Kendi kendine bir daha asla hiç kimseyi kıskanmayacağım, kendimi komik duruma düşürmeyeceğim diye söylenmiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/eski-kek-kalibi-artik-cok-mutlu-masali/", "text": "Uzun yıllar boyunca çok güzel kekleri pişirmiş ve sahibini çok mutlu etmiş olan kek kalıbı artık eskimişti. Eskidiği için kekler dibine tutuyordu. Bunun için evin kadını yenisini almış onu da mutfak dolabının en arkasına koymuş ve artık hiç kullanmıyordu. Bu durum yaşlı kek kalıbını çok üzüyor ama bir kandan da artık kekleri iyi pişiremediği için buna anlayış gösteriyormuş. İçten içe üzülüyor. Başıma bundan sonra ne gelecek acaba diye düşünüyormuş. Kesin sahibi onu temizlik yaptığı sırada çöpe atacaktı. Çöpte üstüne basılacak kirlenecekti. Oysa pisliği hiç sevmezdi. En sevdiği şeylerden biriydi kekin pişmesinden sonra onun bol sıcak su ile yıkanmasıydı. Köpükler üzerinden kayıp giderken su ile temizlenirken çok keyif alıyordu. Hiç yıkanmayacağım bundan sonra diye düşündü. Dolabın köşesinde sıkıntıdan patlarken birden sahibi onu aldı ve mutfak tezgahının üzerine koydu. Eyvah beni atacak işte diye düşünürken tekrar suyun altında buldu kendini yine yıkanıyordu bol köpüklü sularla. Sahibi onu yıkadıktan sonra tezgaha koydu ve içine hiç bilmediği bir madde koymaya başlamış. Kek kalıbı içine koyulan maddeye seslenmiş Sen kimsin demiş. İçindeki madde cevap vermiş Ben toprağım beni senin içine koyduğuna göre sen bir saksı olmalısın demiş. Kek kalıbı şaşırmış Saksı ne ben kek kalıbıyım demiş. Toprak cevap vermiş Artık bir saksısın benim içine koyulduğum herşey bir saksıya dönüşür demiş. Bu durum kek kalıbına çok yabancıymış ama yine de yeni bir şeyler olmasından çok mutlu olmuş. Sonuçta tekrar işe yarayacak ve artık çöpe gitmeyecekmiş. Sahibi içine biraz daha toprak koyduktan sonra toprağın üstüne küçük kaktüsler yerleştirmeye başlamış. Toprağa ekilen kaktüsler çok mutlularmış. Birbirlerine selam veriyor ve tanışıyorlarmış. Kek kalıbının içine on tane küçük kaktüs ekmiş sahibi. Kek kalıbının yalnızlığı bitmiş ve artık içinde kocaman bir ailesi olmuş. Kaktüslere kendini tanıtmış Ben ev sahibinizim eski kek kalıbı yeni saksıyım Kaktüsler buna çok gülmüşler Ne diyorun sen kek kalıbından saksı olur mu hiç demişler. Toprak onları susturmuş Olur tabi neden olmasın. Doğru söylüyor ben içine dökülürken inceledim o gerçekten bir kek kalıbı demiş. Kaktüslerin çok hoşuna gitmiş bu durum. Desene biz çok farklı ve kocaman bir aile olduk demişler. Evet demiş eski kek kalıbı yeni saksı. Bundan sonra size çok iyi bakacağım. Köklerinizi rahatça salabilir ve büyüyebilirsiniz demiş. O günden sonra tam on adet kaktüs, toprak ve kek kalıbı çok mutlu olmuşlar. Sürekli sohbet ediyor, konuşuyor, eğleniyorlarmış. Kek kalıbı atılmaktan kurtulduğu ve artık yine işe yaradığı için çok mutluymuş. Hayatı mutfak dolabının köşesinde sessiz devam ederken birden çok eğlenceli olmuş. Bu kek kalıbına güzel bir hayat dersi de vermiş. Asla umudunu kaybetmemeliymiş her zaman yeni ve güzel şeyler olabilirmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. çok güzel bir masal ve kek kalıbıyla kendimi çok özdeşleştirdim. Kendimi iyi hissettirdi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/esrarengiz-magarada-yasayan-yavru-aslan/", "text": "Ormanın derinliklerinde yaşayan bir aslan ailesi mutlu ve huzurlu yaşamlarına anlam katacak bir yavru aslan ile ailesine yeni bir üye eklemiş. Bu küçük aslan sevecen ve cana yakın tavırları ile herkesin gözdesi olmayı başarmış. Kısa süre içerisinde büyümeye devam etmiş. Bir gün annesi ve babası yemek aramak için yuvadan ayrıldığında meraklı yavruda kendini ormana atmış ve macerası burada başlamış. Ormanın ne kadar tehlikeli ve ıssız olduğunu bilmiyormuş. Çok kısa süre içerisinde orman kendini tanıtmış. Yavru aslan ormanda gezerken kendi dışında da birçok hayvanın olduğunu fark etmiş. Hayretle çevresine bakınırken yavruyu görenler korkmuş. Yavru da olsa o bir aslanmış. Yavrucak neler olup bittiğini anlamadan kendisinden kaçan canlıların peşinden gidiyormuş. Orman canlıları da onu kovalamaca sanıyormuş. Fakat yavru aslan sadece oyun için diğer canlıların peşinden gidiyormuş. Ormandaki yolculuğu saatler süren yavru aslan bir bakmış ki hava kararmış. Yuvadan çok uzaklaştığını anladığında iş işten geçmiş. Aslanın ailesi her yerde yavrularını arasa da bulamamış. Başka bir yırtıcı tarafından götürüldüğünü düşünen yavru aslanın ailesi büyük bir üzüntü duymuş. Yavru aslan ise olanlardan habersiz eve dönüş yolunu aramaya koyulmuş. Dönüş yolunda kendine ıssız bir mağara bulan küçük yavru burada konaklamaya karar vermiş. Fakat mağaranın ne kadar gizemli ve esrarengiz olduğunu bilmiyormuş. Mağarada kendine kuytu bir yer bulan yavru aslan çok korkmuş ve tek istediği annesinin yanında olmakmış. Yavru bu duruma üzülürken mağaranın derinliklerinden bir ışık gelmiş. Bu ışığın arkasında bir melek varmış. Kocaman büyük kanatları olan melek yavruya doğru yaklaşmış ve onu sakinleştirmek istemiş. Yavru çok korkmuş ve tek yaptığı şey yüzünü kollarının arasına saklamak olmuş. Kocaman büyük kanatları olan melek yavru aslana bir isteğin var mı diye sormuş. Yavru aslan ağlamaklı bir halde annemi istiyorum demiş. Sonra melek ona bir daha asla annesinin yanından habersiz ayrılmaması gerektiğini söyleyerek onu annesine ulaştıracağının sözünü vermiş. Yavru bu duruma çok sevinmiş. Bir daha asla annemin yanında ayrılmayacağım diyerek melekten bir an önce annesine kavuşmak istediğini söylemiş. Melek onun bu dilediğini kabul etmiş ve yavru aslan bir anda kendini yuvada annesinin yanında buluvermiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ev-ozlemi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın en derin köşesinde küçük bir sincabın evi varmış. Sincap evinde mutluluk ve huzur içinde yaşar, tüm arkadaşları ve komşuları ile çok iyi geçinirmiş. Her sabah kalktığında elini yüzünü yıkar, dişlerini fırçalar ve sonra da güzelce kahvaltısını yaparmış. Kahvaltıdan sonra ormana çıkar ve günlük işlerini yerine getir, eve dönerken de ağaçtan akşam yemeğinde yemek için biraz fındık toplarmış. Sincap bir sabah uyandığında her gün aynı şeyleri yaptığını fark etmiş. Hayatının bu küçük ev ve ormanın küçük bir bölümünden ibaret olduğunu anlamış. Oysa ki dünya çok büyük bir yermiş. Sincap biraz düşündükten sonra bir seyahate çıkmaya karar vermiş. Dünyayı dolaşacak farklı ormanlar görecek, farklı ağaçlardan fındıklar yiyecek ve farklı hayvanlarla arkadaşlık edecekmiş. Kısa süre içinde eşyalarını hazırlamış ve hayalini kurduğu yolculuğa çıkmış. Tam valizini eli almış ve evinden ayrılıyormuş ki arkadaşı tavşan yanına gelmiş. Bizi unutma bu ormanı hatırla diye sana bir fotoğraf armağan etmek istiyorum demiş. Sincap fotoğrafı eline almış ve tüm hayvan arkadaşları ile çektirdiği bir fotoğraf olduğunu görmüş. Fotoğrafı valizinin en güzel köşesine yerleştirmiş, son bir kez evine bakmış ve yolculuğa çıkmış. Yolculuğu boyunca pek çok yeni hayvanla tanışmış, pek çok farklı ağaçtan fındık yemiş. Birçok maceraya atılmış. Hatta gezip gördüğü yerler arasında yaşamak istedikleri de olmuş. Yolculuğu esnasında bir sabah uyandığında kalbinde bir ağrı hissetmiş. Eyvah hasta mı oldum acaba diye düşünmüş. Sonra en yakınında bulunan doktora kendisini göstermiş. Doktor sincabı bir güzel muayene etmiş, şikayetlerini dinlemiş. Sonra sincaba dönmüş ve demiş ki: Sincap arkadaş, senin kalbin sapasağlam. Hiçbir rahatsızlığın ya da hastalığın yok. Ancak kalbindeki ağrının sebebini sana söyleyebilirim. Kalbin ağrıyor çünkü evini ve arkadaşlarını çok özlüyorsun. İnsan evinden uzak olunca bir de içini özlem kaplayınca kalbi aynı senin kalbin gibi ağrımaya başlar. Bu ağrıdan kurtulmanın tek yolu ise özlem duyduğun eve ve arkadaşlarına kavuşmaktır. Sincap ne zamandır evini ve arkadaşlarını çok özlüyormuş. Bunları bir de doktordan duyunca çok duygulanmış ve hemen evine dönmeye karar vermiş. Ama gitmeden önce çok merak etmiş ve doktora evini özlediğini nereden bildiğini sormuş. Doktor şöyle cevap vermiş: Yanında arkadaşlarınla olan fotoğrafı taşıyorsun, muayene sırasında bile hep o fotoğrafa bakıyorsun ve bana hep onlardan söz ediyorsun. İşte buradan anladım. Sincap çok duygulanmış ve bir an önce arkadaşlarına kavuşmak için yola çıkmış. Evine ve arkadaşlarına kavuştuğu an ise şöyle söylemiş: Her seyahat çok güzeldir ama asıl güzel olan eve dönmektir. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/evlilik-ve-ask-masali/", "text": "Berfin her yaz tatilinde ailesiyle beraber Anadolu kasabasında ki dayılarını teyzelerini ziyarete giderdi ve burada yaz ayını geçirir İstanbul'a dönerlerdi. Her yaz Berfin'i heyecanla bekleyen Kenan vardı. Kenan, Berfin'in teyzesinin oğluydu. Çok güzel anlaşıyorlardı. Biri beyaz, biri siyah. Biri hırçın diğeri uysaldı ama her şeyde beraberdiler yan yanayken çok eğleniyorlardı. Kenan, Berfin'in haritasını çizmişti. Harf ve harf bilirdi. Berfin de Kenan'dan etkilenmeye başladı. İstanbul'a gidince deliler gibi Kenan'ı özlüyordu. Ve en büyük arzuları aynı şehirde aynı okulda okumak daha yakın olmaktı. Bunların sevgisi zamanla aşka dönüştü. Kenan, Berfin için hukuk kazandı ve avukat oldu. Tam da teyzesinin istediği gibi bir damat oldu. Her şeyin tam takır gittiğini sanan Berfin, düğünden sonra birtakım şeylerin ters gittiğini gördü. Kenan aynı Kenan değildi sanki. Beraber aynı yemeği yemezlerdi, aynı kanalı beğenmezlerdi. Berfin in takıntıları Kenan ı huzursuz ederdi. Daha yeni evlenmişlerdi 3 ayları bitmek üzereydi. Berfin, Annesinin yanına ağlayarak geldi. Kocası tarafından sevildiğini biliyordu fakat eksik olan ters giden bir şeyler vardı. Anne kızını alarak sahile indiler. Sessizce oturup dalgaların sesini dinlediler bir süre. Ama anne bu sessizliği bozmak istedi kızını dinlemek istiyordu neler olduğunu merak ediyordu. Ama az çok tahmin ediyordu kızının neler yaşadığını zor bir süreçte olduğunu. Anne bir avuç kumu eline aldı; Bak kızım, aşk bu kuma benzer, sıcacıktır avuçlarında hissedersin. Evlenerek bu aşkın böyle sıcak kalacağını zannettiniz ve avuçlayarak evlenmeye karar verdiniz. Hem arzumuz sıcak kalsın hem aşkımız sıcak kalsın dediniz. Kız başını sallayarak evet anne dedi. Ve anne avuçlarını gevşeterek: Bak yavrum şimdi bu kum avuçlarımda kalabiliyor mu? Sımsıkı tuttuğu parmaklarını yavaşça gevşetmeye başladı. Ve kumlar yavaş yavaş parmaklarının arasında süzülmeye başladı. Şimdi, aşk ile kum tanesi arasında bir benzerlik daha ortaya çıktı. Dedi kızının hüzünlü gözlerine bakarak. Aşkı farklı yerlerde aramayın içinizdeki sıcaklıkta arayın. İki farklı kişi olduğunuz sürece ve bu farklılıkları kabul ettiğiniz sürece aşkınız çoğalır ve sıcaklığını kaybetmez demiş annesi. Tek kimlik olamazsınız ikiniz. Düşün iki ağacı yan yana olduklarında birbirlerine gölge yapabilirler mi? Hayır. Ama biraz mesafe olursa gayette korunabilirler. diyerek kızının yükünü biraz daha hafifletti. Berfin kendileri ne olduğunu fark etti ve annesine sarılarak evine döndü. Kenan a da eski günlerdeki gibi davranmaya devam etti. Sevgilim bana masal oku dedi bende bunu okudum. Masalı çok çok beğendi. Yazan kişiye teşekkür ederiz. Şuan sevdiğim kadına okuyorum. O benim hayatımdaki şansım, birtanem, kraliçem. Önceden mutluluk bende kısa sürer derdim ama onu tanıdıktan sonra artık mutluluk bende kalıcı olmaya başladı. O benim her zaman solumda olacak , ben ise onun her zaman yanında olacağım inşAllah. Abi her kes sevgilisine okumuş. Ya da sevgilisi ona okumuş. Bir ben mi sapım lan?!!? Ben niye kendi kendime okuyoyorum?!"} {"url": "https://www.masallaroku.com/fabrikadaki-hayalet/", "text": "Moskova'nın 24 numaralı fabrikası, 1941 yılında ilginç bir hikayeye konu oldu. 1912'de inşa edilen bu fabrikada, uçak motorlarının üretimi yapılıyordu. Moskova'nın en büyük mezarlıklarından biri olan Semönovskoye mezarlığı, 19. Yüzyıldan itibaren savaşlarda ölen askerlerin gömüldüğü bir mezarlıktı. Bu mezarlık, 24 numaralı fabrikanın hemen yanında bulunuyordu. 1930 yılında mezar taşlarının kaldırılmasıyla, mezarlık kapanır. Kapanan mezarlığın yerine, fabrika için test atölyesi açılır. Bu atölyenin açılmasının üzerinden fazla bir zaman geçmeden, izahı olmayan bir takım olaylar yaşanır. Fabrikada çalışan işçiler, fabrikada esrarengiz bir takım olayların yaşandığını iddia ederler. Çeşitli sesler duyan ve hareket eden gölgeler gören işçiler, bu durumdan çok korkarlar. Pek çok işçi, gece vardiyasına kalmak istemez. İşçilere rağmen, fabrika yönetimi ve fabrikayı korumakla görevli olan askerler hayaletlere inanmaz. Fakat gün geçtikçe, hayalet gördüğünü iddia eden işçilerin sayısı artış gösterir. Hayaletlere inanmayan fabrika yönetimi, iddiaların artmasıyla gerçekçi açıklamalar aramaya başlar. Dönemin önemli konularından biri olan Sovyet Rusya ve Nazi Almanya'sı arasındaki gerginlik, fabrika yönetimi alarma geçirir. Fabrika yönetimi, Nazi ajanlarının fabrikanın faaliyetlerini aksatmaya çalıştığını düşünür. İşçilerin hayalet olarak nitelendirdiği durumlar, belki de Nazi ajanlarının bir oyunudur. Bu durumu göz önünde bulunduran fabrika yönetimi, fabrikanın korumasını arttırır. Yine de, olayların ardı arkası kesilmez. İşçiler hala hayalet gördüklerini söylerler. Bu olayın aydınlatılması adına, iç savaş gazisi olan İvan Hrapov görevlendirilir. Sabırlı ve metanetli kişiliğiyle bilinen Hrapov, oldukça rasyonel bir insandır. Hrapov, hayaletlerin varlığına inanmaz ve mistik olayları mantık dışı bulur. Hrapov'a göre, hayalet sanılan şeyler kılık değiştiren düşmanlardır. Hrapov, bu halk düşmanlarını en kısa sürede ortaya çıkaracağından emindir. Takvimler Mayıs 1941'i gösterirken, İvan Hrapov fabrikaya gelerek görevine başlar. Hrapov'un fabrikaya geldiği ilk zamanlarda, ortalık oldukça durgundur. Fakat bir süre sonra, hayaletler tekrar dolaşmaya başlarlar. Fabrikanın atölyesinde aramalar yapılsa da herhangi bir şey bulunamaz. Hrapov, bu işi çözmekte kararlıdır ve fabrikayı devriye gezmeye karar verir. Gece devriyesi esnasında, bir işçi korkunç bir şekilde çığlık atar. Çığlığı duyan İvan Hrapov, hızlı bir şekilde işçinin yanına gider ve gördüklerine inanamaz. Hrapov insan figürüne benzeyen bir şeyin, oda da uçtuğunu görür. Uçan şey, bir hayalettir. Hayalet yükselerek, havada çözünür. Hrapov, şoka girer ve ne yapacağını bilemez. Görevine istinaden, Hrapov'dan beklenen bir rapor vardır. Hrapov, rapora ne yazacağı konusunda oldukça kararsızdır. Fabrikada bir hayaletin dolandığından emin olan Hrapov, rapora gördüğü her şeyi yazar. Raporu teslim alan fabrika yönetimi de, oldukça şaşırır. Fabrika yönetimi için, hayaletlerin varlığına inanmak oldukça güçtür. Tüm bu olayların sonucunda, işin netlik kazanması adına bir araştırma başlatılır. Fakat bu araştırma sonlandırılamadan, Almanya ile savaş başlar. Fabrikanın taşınmasıyla, tüm bu olaylar son bulur. Günümüzde bu esrarengiz fabrikada, uçak motorları üreten Salüt faaliyet göstermektedir. Semönovskoye Mezarlığı'nın arazisinde bulunan kilise de onarılarak, Rus Ortodoks Kilisesi'ne verilmiştir. Mezarlıkta yatan askerler için, Vatan Savunucuları Anıtı açılacağı açıklanmıştır. Fabrikada görülen hayaletler ise hala gizemini koruyor."} {"url": "https://www.masallaroku.com/farabi-kisaca-kimdir/", "text": "Farabi, 870 yılında bugünkü Türkmenistan'da doğdu. O, İslam filozoflarının önde gelenlerinden biridir ve İslam filozoflarının Aristotelesi olarak adlandırılır. Farabi, Aristoteles filozoflarının çalışmalarını İslam dünyasına uyarlayarak, fizik, matematik, mantık ve etik konularında önemli eserler vermiştir. Farabi'nin en önemli eseri, Politik Medeniyet adlı eseridir. Bu eser, Aristoteles'in Politika adlı eserinin İslam filozofları için bir adaptasyonudur ve toplumların nasıl yönetileceği, eğitim sistemi ve sosyal adalet konularını ele alır. Farabi'nin bu eseri, İslam dünyasındaki filozoflar için bir referans kaynağı olarak kabul edilmiştir. Farabi ayrıca, Aristoteles'in çalışmalarının çoklukları hakkındaki düşüncelerini ele alan Çokluklar Üzerine adlı bir eser de vermiştir. Bu eser, dünyadaki varlıkların nasıl birbirine bağlı olduğunu ele alır ve filozoflar için önemli bir kaynak olarak kabul edilmiştir. Farabi'nin diğer eserleri arasında Düşünceler Üzerine ve Metafizik Üzerine gibi önemli eserler bulunmaktadır. Farabi, İslam filozofları arasında Aristoteles'in çalışmalarını en iyi anlayan ve bu çalışmaları İslam dünyası için uyarlayan bir filozof olarak kabul edilir. Farabi'nin eserleri, bugün hala filozoflar, tarihçiler ve öğrenciler tarafından çok değerlendirilmektedir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fare-ve-aslan-kralin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken. Hayvanlar ülkesinde bütün hayvanlar kendi halinde günlük işleri ile ilgileniyorlarmış. Yavru hayvanlar okullarına, yetişkin hayvanlar ise evlerine ekmek götürebilmenin derdi ile işlerine gidiyorlarmış. Akşamları ise büyük küçük bütün hayvanlar bir araya gelerek zevkli vakitler geçiriyorlarmış. Hayvanlar ülkesinde günlük hayat böyle sürüp giderken ufak tefek gerginlikler ve tartışmalar da yaşanmıyor değilmiş. Hayat böyle sürüp giderken günün birinde küçük fare çok ağır bir hastalığa tutulmuş. Derdine çare olsun diye birçok doktora götürmüşler. Fakat hiç birisi derdine çözüm bulamamış. En sonunda sincap arkadaşlarına şöyle demiş; Benim çok yakın bir arkadaşım var. Kendisi çok başarılı bir doktordur. Şimdiye kadar teşhis koyamadığı hiçbir hastalık olmadı. Dilerseniz ondan yardım isteyebilirim demiş. Küçük farenin ailesi umutla gülümsemiş. Ve sincabın doktor arkadaşından yardım almaya karar vermişler. Ertesi gün doktor sincap farenin evine fareyi muayene etmeye gelmiş. Geldiğinde fare mutsuz bir şekilde yatağında oturmuş uzaklara bakıyormuş. Doktor sincap fareye kendisini muayene etmek istediğini söylemiş. Fare öylesine mutsuz ve umutsuz bir şekilde tepki vermeden sadece sırtını dönmüş. Doktor sincap genç fareyi bir güzel muayene ettikten sonra başını üzüntüyle iki yana sallamış. Farenin ailesi endişe ve merakla doktor sincabın gözlerine bakmış. Farenin annesi endişe ile doktor söylesene kızımın nesi var demiş. Doktor sincap dışarıda konuşalım diye odadan çıkmalarını işaret etmiş. Odadan çıktıklarında ise doktor sincap kızınız aslında sapasağlam hiçbir şeyi yok endişe etmeyin demiş. Farenin annesi nasıl olur doktor bey demiş kızım günlerdir rahatsız hasta yatıyor. Bir şeyi olmayan insan bu derece hastalanır mı? hasta görünebilir mi? Bu nasıl olabilir diye sormuş. Doktor sincap bilge bir edayla konuşmaya başlamış. Kızınızın fiziksel bir hastalığı yok fakat bu hasta değil anlamına gelmiyor kızınız sanırım kalp ağrısı çekiyor demiş. Genç farenin babası Ne demek istiyorsunuz doktor bey demiş benim kafam karıştı kızım hasta mı değil mi diye sormuş. Doktor sincap kızı için endişelenen baba fareye dönmüş ve demiş ki, sanırım kızınız aşık olmuş. Anne fare sevinçle ellerini çırpmış. Bu ne kadar güzel bir haber demiş peki neden hastalansın ki bu sevinilecek bir şey. Baba fahriye dönerek demiş ki kızımızla konuşalım neden üzüldüğünü merak ediyorum öğrenelim. Anne ve babası kızlarını karşılarına almışlar ve konuşmaya başlamışlar kızım senin hastalığın bizi derinden üzdü doktor seni muayene ettikten sonra bize hiçbir şeyin olmadığını söyledi Sen fiziksel olarak sapasağlammışsın fakat bu hastalığın nedenini anlayamıyorum ben Neden kendini üzgün hissediyorsun? Genç fare anne ve babasının söyledikleri karşısında ağlamaya başlamış ve onlara şöyle demiş. Evet anne babacığım ben aşık oldum ormanlar ülkesinin haşmetli kralı aslana aşığım demiş. Anne ve babası ise kızlarına şöyle söylemişler. Kızım Aşk çok güzel bir duygudur. Ayrıca Aşkın düşse ile bir ilgisi yok Aşk bedende değil ruhta yaşanır. Eğer kralımız aslan senin aşkına karşılık verirse önünde hiçbir engel kalmaz demişler. Ve sonunda ormanlar kralı genç farenin aşkına karşılık vermiş ve ömür boyu mutlu yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fare-ve-flut-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içende kalbur saman içinde. Küçük mü küçük şirin mi şirin bir kasabanın birinde küçük bir okul varmış. Kasabanın bütün minikleri hep bu sınıfa gelirmiş. Beraber derslere girerlermiş ve çok güzel bilgiler öğrenirlermiş. Her sınıfın olduğu gibi bu sınıfında bir çalışkan çocuğu bir tembel çocuğu birde yaramaz çocuğu varmış. Hepsi bu kadar mı? Bu sınıfta bir de şirin bir fare varmış bu fare kimseye görünmeden öğretmenin masasının altında kendine yer yapmış ve orada dersleri dinlemeye başlamış. Ne zaman müzik dersi olursa çok heyecanlanır bütün müzikleri dinlermiş. Herkes evlerine gittiğinde bu sevimli fare ortalarda gezer her şeyi koklar karıştırır oda evine gidermiş. Bu sınıfta her gün matematikten Türkçeye, tarihten resim dersine, müzik dersinden teknoloji dersine tüm dersler varmış. Bütün dersler oldukça eğlenceli geçer ve herkes tarafından zevkle ödevleri yapılırmış. Yeri gelir gülüşmeler yeri gelir molalar yeri gelir sınavlar yapılırmış. Sınıfın öğretmeni olan Gamze öğretmen bütün öğrencileri eşit derecede sever herkese gülücükler saçar onlara şekerler bile dağıtırmış. Bütün çocuklar en çok müzik dersini severmiş. Çünkü öğretmenleri onlara evlerinde de çalabilecekleri müzikler öğretirmiş. Bu öğrencilerde evlerinde öğrendikleri müzikleri çalarlarmış. Böylece kardeşleriyle bile eğlenebilirlermiş. Bir gün Gamze öğretmen müzik dersi için bütün öğrencilerine birer flüt hediye etmeye karar vermiş. Çünkü biliyormuş ki bütün öğrencileri bu flütleri severek çalacak ve mutlu olacaklardı. Gamze öğretmen herkese bir tane flüt alarak müzik dersi için sınıfa gelmiş. Herkes ne olduğu sormuş ve öğretmen flütün müzik çalmaya yarayan bir enstrüman olduğunu söylemiş ve onlara flüt çalma konusunda destek olmuş. Bütün öğrenciler flütlerini çok sevmiş. O sırada meraklı bakışları ile masanın altından sınıfı izleyen fare merakından yerinde duramıyormuş. Herkesin mola verip sınıftan çıkmasını bekleyen farenin sonunda istediği olmuş ve öğrenciler teneffüse çıkmışlar. Teneffüste hemen saklandığı yerden sessizce çıkmış ve bir flütün başına gelmiş merakla incelemeye başlamış. Tam o sırada öğrenciler tekrar içeri girmeye karar vermiş. Heyecanlanan fare baktığı flütü de yanında götürerek tekrar masanın altına saklanmış. Gamze öğretmen haydi artık şimdi dersimize devam edelim diyerek sınıfa seslenmiş. Fakat bir tuhaflık varmış. Bir öğrencinin flütü yerinde yokmuş. Çok üzülen bu çocuk hemen sınıfın yaramaz çocuğunu suçlamış. O çocuk ise çok üzülmüş hayır ben almadım. Neden alayım ki benimkimde var deyip ağlamış. Öğretmenine bu yaptığı davranışın doğru olmadığını söylemiş ve o çocuktan özür dilemesini istemiş. Çocukta öğretmenin bu isteğini yerine getirmiş. Daha sonra sınıf sessizleşmiş. O sırada bir yerlerden tuhaf sesler geldiğini fark etmişler. Öğretmen bir anda maşanın altına bakıvermiş. Birde ne görsün, bir fare bir flütün başında. Bunu gören öğretmen durumu anlamış ve gülmeye başlamıştı. Flütü çalınan çocuğu çağırmış ve flütün nerde olduğunu göstermiş. Yine de üzgün olan çocuğa yeni bir flüt vererek herkesin tekrardan mutlu olmasını sağlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fareli-koyun-kavalcisi-2/", "text": "Bir zamanlar güzel mi güzel ülkelerin birinde bir köy varmış. Bu köyde yaşayan halk oldukça mutluymuş. Gel gelelim bir gün bu mutlu köyü fareler basmış. Fareler köyün tüm evlerine doluşmuşlar. Önlerine ne geliyorsa yemeğe başlamışlar. Köylüler ise bu durumda ne yapacaklarını bilememişler. Çare olarak köyün muhtarından yardım istemişler. Köylüler: -' Muhtar efendi, köyümüzü fareler bastı lütfen bize yardım et.' demişler. Muhtar köylüleri dinlemiş ama bir şey yapamamış. Bu olaydan sonra köyün ismi değişmiş. Köyün yeni ismi fareli köy olmuş. Köydeki çocuklar da bu durumdan sıkılmışlar. Artık farelerin köyden gitmesini istiyorlarmış. Gel zaman git zaman bir gün bu köye bir çalgıcı gelmiş. Çalgıcı durumu anlamış ve bu durumu çözebileceğini söylemek için köyün muhtarına gitmiş. Çalgıcı, köyün muhtarına: -' Ben bu köyü bir kese altın karşılığında farelerden temizleyebilirim.' demiş. Köy halkı çalgıcının bu sözüne olumlu bakmış. Farelerden kurtulmak için can atan köylü aralarında bir kese altını toplayıp muhtara teslim etmişler. Çalgıcı kavalını çalmaya başlamış. Kavaldan çıkan ses köydeki bütün fareleri adeta büyülemiş. Bütün fareler çalgıcının etrafına toplanmışlar. Çalgıcı dereye doğru kavalını çala çala yürümüş. Çalgıcı yürüdükçe fareler peşinden gidiyormuş. Çalgıcı dikkatli bir şekilde karşıya geçmiş ama derede çok su olduğu için fareler bu suya karşı koyamamış. Farelerin hepsi suda boğularak ölmüşler. Bu başarısıyla gurur duyan çalgıcı bir an evvel köye dönmüş. Çalgıcı bir yandan da altınları alıp şehre dönmenin ve orada bir iş kurmanın planlarını yapıyormuş. Çalgıcı muhtarın yanına gelmiş: -'Altınlarımı istiyorum' demiş. Fakat muhtar çalgıcıya altınları vermek istemiyormuş. Kendisine oyun oynandığını anlayan çalgıcı altınları vermeyen muhtara çok sinirlenmiş. Çalgıcı muhtardan ve köylüden intikam almak için tekrar kavalını çalmaya başlamış. Çalgıcının kavalını duyan köydeki çocuklar çalgıcının peşinden gitmeye başlamışlar. Tüm çocuklar çalgıcının peşinden gittiği için köyde çocuk kalmamış. Çocukların anneleri ve babaları bu duruma çok üzülmüşler. Bir çare aramaya başlamışlar. Yine muhtarın yanına gitmekte bulmuşlar çareyi. Köylüler muhtara: -' Çocuklarımızı götüren çalgıcıya altınlarını vermeliydin muhtar efendi!' demişler. Çalgıcının altınlarını vermeyen muhtardan hesap sormuşlar. Muhtara ne kadar yanlış yaptığını söylemişler. Bu sırada ise çalgıcı ormana varmış. Çocuklar da çalgıcının peşinden ormana gelmişler. Kızgın çalgıcı muhtardan altınlarını tekrar istemeyi düşünmüş ve muhtarın yanına gitmek için harekete geçmiş. Muhtara doğru giden çalgıcı birden durmuş. Kavalını almadığını fark etmiş. Kavalını ormanda unutan çalgıcı ne yapacağını bilememiş. Çocuklardan biri çalgıcının sihirli kavalını ormanda unuttuğunu fark etmiş ve kavalı eline alarak çalmaya başlamış. Diğer çocuklar bu çocuğun etrafına toplanmışlar. Kavalı bulan bu çocuk diğer çocukları da arkasına alarak köye doğru yürümeye başlamış. Anneleri babaları bir kalabalığın onlara doğru geldiğini görmüş. Bir bakmışlar ki çocukları onlara doğru geliyor. Çocukların onlara doğru geldiğini gören anneler ve babalar bu duruma çok mutlu olmuşlar. Çocuklarına sarılmışlar. Muhtar yaptığı haksızlığı anlamış. Çalgıcıya altınları geri vermiş. Altınlarını alan çalgıcı çok mutlu olmuş. Hep hayalini kurduğu işi gerçekleştirmek için köyden şehre gitmiş. Herkes rahat bir nefes almış. Bu hikaye de burada bitmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fareli-koyun-kavalcisi/", "text": "Uzak bir diyarın uzak bir köşesinde Almanya'daki bir nehrin kenarında Hamelin adını taşıyan minik bir köy bulunuyormuş. Bu sevimli ve sakin köyü insanlar hızlı bir şekilde kirletmişler. Evlerin önlerine, arabaların yollarına, her yere ama her yere çöp atmış insanlar. Köyün belediye başkanının da çöplerle ilgili hiçbir şey yaptığı yokmuş. Bu bir süre daha böyle devam edince köyü fareler basmaya başlamış. Hamelin sakinleri bu fareler tarafından yayılan mikroplardan hasta olmaya başlamışlar. Fareler köyün her yanına yayılmışlar. Evlere girip beşikteki bebeklere saldırıyor, minnacık bedenlerini ısırıyorlarmış. Fareler köylülerin fıçılarına girip peynirlerini, tuzlayıp yaz için sakladıkları balıklarını yiyorlarmış. İnsanların şapkalarına ve ayakkabılarına bile yuva yapar hale gelmişler. Vatandaşlar bir süre sonra artık dayanamaz hale gelmişler ve sonunda başkanlarının evine giderek ondan yardım istemeye başlamışlar. Halk farelerin ortadan kaldırılması için bağırıyorlarmış. Başkan kapının önüne çıkarak ne olduğunu sormuş halka. Vatandaşlar da artık dayanamadıklarını, farelere bir çözüm üretmesi gerektiğini söylemişler başkana. Başkan halkından bana onlardan kurtulmak için zaman vermenizi istiyorum diyerek zaman istemiş. Halk ikna olmasa da dağılmış. Başkan yardımcıları ile toplanıp bir şeyler yapmaya çalışsa da bir türlü çözüm yoluna ulaşamamışlar. Derken aniden başkanın kapısı çalmış. Başkan içeri girmesini söylemiş. İçeriye üzerinde rengarenk eski bir palto olan adam girmiş. Adam elinde kaval varmış da onu çalıyormuş gibi hareketler yapıyor, bir taraftan da devamlı oynuyormuş. Başkan adama: Sirkten kaçıp buraya mı geldin acaba? diye sormuş. Kavalcı başkana bakmış ve kavalcı olduğunu söylemiş. Ben kavalımı kullanarak herkesi etrafıma toplayabiliyorum, demiş. İster yüzsün, isterse uçsun. İster sürünsün, isterse koşsun. Kim benim kavalımı duyarsa peşimden gelir, demiş kavalcı. Başkan bu çağrıya farelerin de uyup uymayacağını sormuş. Kavalcı adam eskiden Afrika'daki bir köyde de tatarcıklardan köyü kurtardığını anlatmış. Adam dediğine göre Asya'daki bir başka köyü de yarasalardan kurtarmış. Adam: Dünyadaki insanları zararlı hayvanlardan kurtarmak benim görevim, demiş. Belediye başkanı pek inanmasa da elinden başka herhangi bir şey gelmediği için adama inanmış. Adama istediği 1000 altını vereceğini söylemiş. Meclisteki diğer üyeler de bunu kabul edince kavalcı yanlarından ayrılarak kendini sokağa atmış. Ve başlamış kavalını çalmaya. Kavalcı daha üç dört dize çalmış ki birden köydeki bütün fareler büyülenmişçesine toplanmaya başlamış. Yiyeceklerini bırakmışlar. Şapkalardan ve ayakkabılardan çıkmışlar. Beyazı, grisi, siyahı her renkteki fare sokaklara fırlamış ve kavalcının peşine düşmüşler. Kavalcı da bir taraftan kavalını çalmaya bir taraftan da yürümeye devam ediyormuş. Köydeki herkes sokağa çıkmış ve şaşkın gözlerle kavalcıya bakıyorlarmış. Adam kavalını çala çala nehrin kıyısına kadar gelmiş. Kavalcı birden nehrin üzerinde bulunan bir kayaya çıkmış. Orda dikilmiş ve kavalını tam gaz çalmayı sürdürmüş. Fareler kavalın büyüsüne öylesine kapılmışlar ki birer birer nehre düşmeye başlamışlar. Nehre düşen her fare de boğularak ölmüş. Bir süre sonra da nehrin kıyısında bir tane bile fare kalmamış. Fareler tamamen bittikten sonra kavalcı adam belediye başkanının yanına gitmiş hemen. Köyü farelerden temizlediğini söyleyerek söz verdikleri 1000 altınını istemiş başkandan. Başkan ise sadece iki saat çalıştığını ve iki saat çalışan bir adama asla 1000 altın vermeyeceğini söylemiş. Çıkarıp 100 altın vermiş garip kavalcıya. Kavalcı sinirlenmiş ve buna pişman olacaklarını söylemiş. Belediye başkanıysa alay ederek hiçbir şey yapamayacağını söyleyerek kavalcıyı odasından kovmuş. Odadan ayrılan kavalcı sokağa fırlamış ve tekrar kavalını öttürmeye başlamış. Köyde fare yokmuş onun sayesinde ama bu defa da kavalının peşine köyün çocukları takılmış. Kavalcı bu kez bambaşka bir melodi çalıyormuş. Çocuklar adamın peşinden giderken çocukların ana babalarıysa büyü yapılmış gibi yerlerinde kalakalmışlar. Kavalcı çaldıkça hepsi de uyuşup kalmış. Kavalcı kavalını çala çala nehrin üstündeki köprüyü aşmış ve köyün karşısındaki dağa kadar ulaşmış. Burada kimsenin bilmediği gizem dolu bir kapı varmış. Kavalcı bu kapıdan içeri girmiş; çocuklar da kavalcıyı izleyerek içeri girmişler. Çocukların içeri girmesinin ardından gizem dolu kapıyı kapatmış kavalcı. Ancak dışarıda bir çocuk kalmış. Bu çocuk engelli biri olduğu için arkadaşlarına yetişememiş. Kavalcı kavalını durdurunca da herkesin üstündeki büyü kalkmış. İnsanlar köyde çocuklarını bulamayınca dağa koşmuşlar ve orada da engelli olan çocuğu bulmuşlar. Herkes çocuğa diğer çocukların nerede olduğunu sormuş. Ayrıca çocuğa neden melodiye kapılıp adamın arkasından gittin demişler. Çocuk, melodinin onları kurabiyeler, çikolatalar ve pastalarla dolu bir diyara götüreceğini söylediğini anlatmış. Herkes olan bitene çok üzülmüş ama çocuklar ortada yokmuş. Belediye başkanına gitmişler ve suçun onda olduğunu söylemişler. Meğerse başkanın da çocuğu ortada yokmuş. Başkan çok üzgün olduğunu belirterek 1000 altınını vereceğini söylemiş. Kavalcı birden ağaçların arkasından çıkagelmiş. Halk çocuklarının nerede olduğunu sormuş, çocuklarını geri istemişler. Kavalcı çocukların hepsinin de iyi olduklarını, sözünü yerine getirirlerse onları geri getireceğini söylemiş. Başkan 1000 altını çıkarmış ve kavalcıya vermiş. Kavalcı parayı aldığı anda dağdaki gizli kapı açılmış ve çocuklar koşarak ailelerinin yanına gelip sarılmışlar. Başkan kavalcıya dönerek özür dileyip teşekkür etmiş. Bundan böyle verdiği her sözü yerine getireceğine yemin etmiş başkan. Kavalcı halka dönmüş ve bir gün hepsinin çocuklarını kaybedeceklerini söylemiş. Halk da başkan da bu söze çok şaşırmış. Neden böyle söylediğini sormuşlar. Kavalcı da şehirlerinin çok pis olduğunu, yakında bu pisliği gören farelerin tekrar buraya geleceğini ve herkesin hasta olacağını söylemiş. Bu hastalıklar yayılacak ve bütün çocuklar da bu hastalıktan ölecekler demiş. Başkan kavalcının bu sözleri üzerine bundan sonra köylerini hep temiz tutacaklarını söylemiş. Halk da çöplerini hep çöp kovalarına atacaklarını ve köylerini temiz tutacaklarını söylemişler. Bundan böyle bu köye hastalık gelmemesi için herkes kendi temizliğini yapacak demişler. Kavalcı da, Tamam öyleyse, demiş ve ardından da köyü terk etmiş. Hamelin köyü artık eskiden olduğu gibi tertemiz tutulmaya başlanmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/farenin-meraki-sincabin-karanlik-korkusu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş...Ormanın derinliklerinde fareyle sincap yaşarmış. Her gün kahvaltıdan sonra güvendikleri yerde buluşurlar ve canları nereye isterse oraya gezmeye giderlermiş. Bu gezmeler bazen ormanın dışında da olurmuş. Bunun sebebi de farenin çok gözü pek ve meraklı olmasından ileri gelirmiş. Sincap her ne kadar çok korkuyor olsa da farenin merak ettiği yerlere korka korka gidermiş. Hiç üşenmeden ormanın dışında gezinmeyi sürdüren fareye, zavallı sincap mecburen yol arkadaşlığı yaparmış. Günler günleri kovalamış böyle ama farenin her evin altına girip merak ettiği keşifleri yapması hiç bitmemiş. Sincap bu durumdan hoşnut olmadığını, yüzünün aldığı şekille belli ediyormuş. Fare yakın arkadaşına evlerin altına girerek, orada neler olduğuna bakmak istediğini söyleyerek, sincabı yorup, canını sıkıyormuş. Akşam olup evlerine doğru yol ayrımına geldiklerinde, sincap artık soğuk davranarak, iyi akşamlar demeden, evin yolunu tutmaya başlıyormuş. Böylece fare artık bu duruma öncelikle şaşırsa da giderek alışmaya başlamış. Bu da haliyle aralarındaki dostluğu giderek azaltmaya sebep olmuş. Bu duruma bir hayli üzülen sincap, eve gidip annesine durumu anlatmaya karar vermiş. Farenin her evin altını merak ettiğinden ve sincaba o küçük elleriyle çukur kazdırıp, evlerin altında gezindiklerinden bahsetmiş. O nedenle üstünün başının, ellerinin neden bu kadar kirlendiğini soran annesine, düştüğü, çamura girdiği yalanlarını söylüyormuş. Bu şekilde oyun oynamaya devam ederlerse, başlarına kötü bir şey geleceğinden korktuğunu sözlerine ekleyivermiş. Anne sincap, yavrusunun sözünü kesmeden, olanları dinlemiş. Açıkçası çok endişelenmiş. Bu endişesini içtenlikle dile getirmiş. Bir daha böyle oyunlar oynamalarının onların başına türlü belalar açabileceğini ve farenin de uyarılması gerektiğini ifade etmiş. Sincap annesinin bu konudaki sözlerini sonuna kadar dinlemiş. Bunun üzerine farklı bir soru sorarak, artık fareyle arkadaşlıkları konusunda nasıl bir yol çizmesi gerektiğine dair tavsiye istemiş. Annesi farenin aslında çok iyi bir dost olduğunu, onu tanıdığı kadarıyla anlamış. Bu nedenle fareyle küsmesini, surat asmasını doğru bulmadığını söylemiş. Bunun yerine onunla güzel bir dille konuşması gerektiğinden bahsetmiş. Bunu da arkadaşını kırmadan yaparak söylemesinin yararlı olacağını düşünüyormuş. Sincap ertesi gün annesinin tavsiyelerini fareye söylemiş. Artık ıssız ve karanlık yerlere gitmeyeceğini anlatmış. Fare bu durumu dikkatle dinleyip bu konuşmanın üzerine ormandan çıkmamaya karar vermiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fatih-emre-ve-babasinin-muhtesem-1-gunu/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Güzel bir kasabada Fatih Emre adında bir çocuk yaşarmış. Fatih Emre'nin babası, adıyla anılan bir marangozdu ve herkes onun elinden çıkan harika işleri konuşurdu. Fatih Emre, babasını çok seviyor ve onunla vakit geçirmekten büyük mutluluk duyuyordu. Bir gün Fatih Emre, babasıyla birlikte harika bir gün geçirmeye karar verdi. Sabahın erken saatlerinde uyanıp birlikte kahvaltı yaptılar. Babası, ona çeşitli marangozluk teknikleri hakkında bilgi verdi ve onunla birlikte küçük bir oyuncak yapmaya başladı. Fatih Emre, babasının öğrettiklerini dikkatle uygulayarak kendi eliyle oyuncak yapmanın heyecanını yaşadı. Daha sonra babası, Fatih Emre'yi bir parka götürmeye karar verdi. Parkta yürüyüş yaparken çeşitli kuş sesleriyle karşılaştılar. Babası, ona kuşların farklı seslerini ve türlerini anlattı. Fatih Emre, kuşların ne kadar güzel ve özgür olduklarını hayranlıkla izledi. Öğle vakti yaklaşırken babası, Fatih Emre'yi bir restorana götürdü. Orada lezzetli bir öğle yemeği yediler ve birlikte sohbet ettiler. Fatih Emre, babasının anlattığı hikayeleri dinlerken kahkahalarla güldü. Bu anıların değerini bilen Fatih Emre, babasına olan sevgisini bir kez daha hissetti. Öğleden sonra babası, Fatih Emre'yi marangozhaneine götürdü. Orada ona farklı aletleri ve malzemeleri gösterdi. Fatih Emre, babasının rehberliğinde eline aletleri aldı ve ahşap üzerinde küçük çalışmalar yapmaya başladı. Babası, onun yeteneklerini ve istekli çalışmasını gördükçe gururlanıyordu. Akşam yaklaşırken babası, Fatih Emre'ye sürpriz bir hediye vermek istedi. Onu, hayran olduğu bir müzik konserine götürdü. İkisi birlikte konseri izlerken müziğin ritmiyle coştu. Fatih Emre, babasıyla birlikte müziğin büyüsüne kapılıp dans etti. Günün sonunda Fatih Emre, babasına sarılıp teşekkür etti. Baba, bugün benim için muhteşem bir gündü. Seninle birlikte vakit geçirmek çok özel bir duygu dedi. Babası da gülümseyerek ona sarıldı ve Seninle zaman geçirmek benim için en değerli hazine, Fatih Emre dedi. Bu masal, Fatih Emre'nin babasıyla birlikte geçirdiği muhteşem bir günü anlatırken, aile bağlarının ve birlikte geçirilen zamanın önemini vurgular. Her anın kıymetini bilmeli ve sevdiklerimizle birlikte geçirdiğimiz özel anları değerli kılmalıyız. Aile içerisinde geçirilen zamanın ne kadar kıymetli olduğunu bilmeliyiz. Ailemizle zaman geçirirken çok daha keyifli ve huzurlu olduğumuzun farkına varmalıyız. Ailemizin kıymetini her zaman için çok fazla bilmeliyiz. Onları kesinlikle üzmemeliyiz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fatih-ve-ates-bocekleri-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş bir zamanlar Fatih adında tatlı bir çocuk yaşarmış. Fatih günlerinin çoğunu okula giderek annesine yardım ederek ders çalışarak geçirirmiş. Babası Fatih'in ders çalışmaktan yorulduğunu fark edip ona bir sürpriz hazırlamış. Ormana gidip kamp yapacaklarmış. Fatih bunu duyunca çok heyecanlanmış ve mutlu olmuş ama bir yandan da merak ediyormuş. Çünkü daha önce hiç kampa gitmemiş. Babasına sormuş: -Babacığım kamp yapmak nasıl bir şey bilmiyorum. Bana anlatır mısın lütfen? Babası kamp yapmanın çok eğlenceli olduğunu anlatmış Orada bir çadır kuracağını, orada bir sürü balık tutacağını, doğada çok güzel vakit geçireceğini anlatmış. Fatih babasının anlattıklarını duyunca daha da heyecanlanmış. Bir an önce kampa gitmek istiyormuş. Ertesi sabah kampa gitmek için eşyaları arabaya yükleyip yola çıkmışlar. Göl kenarında çok güzel bir ormana gelmişler. Kamp çadırını kurup eşyaları yerleştirmişler. Kuş sesleri cıvıl cıvılmış. Arılar kelebekler solucanlar, ağaçlara tırmanan sincaplar baykuşlar daha birçok börtü böcek görmüş. Babasına söylediği gibi doğada vakit geçirmek Fatih'e çok iyi gelmiş. Babası Fatih'e şimdi de balık tutmaya gidelim demiş. Oltalarını göle atıp beklemeye başlamışlar. Biraz bekledikten sonra oltaya birkaç tane balık takılmış. Hemen balıkları yakalamışlar. Babasıyla bir güzel balıkları temizleyip kamp ateşi yakıp balıkları pişirip yemişler. Balıkların tadı enfesmiş. Fatih Babası da çok teşekkür etmiş hava artık kararmaya başlamış. Hava kararınca birden parıltılar çıkmış. Fatih çok şaşırmış bu duruma babacığım bu parıltılar da ne görüyor musun? sanki ışıklar uçuşuyor. Babası gülümseyerek cevap vermiş: Bunlar Ateş böcekleri oğlum gece olunca böyle parlarlar demiş. Fatih İlk defa bir ateş böceği görmüş çok mutlu olmuş onların fotoğrafını çekmiş gidince annesine göstermek istiyormuş. Ateş böceklerinin böyle ışık saçtıklarını görünce inanılmaz canlılar olduğunu düşünmüş. O gün babasıyla çadırda sabahlamışlar. Çok huzurlu bir uyku uyumuş. Ertesi sabah yine kuş cıvıltıları ile uyanmış. Toplanıp arabaya binip evlerinin yolunu tutmuşlar. Eve döndüğünde annesine olup bitenleri heyecanla anlatmış. Ateş böceklerinden bahsetmiş. Fotoğraflarını göstermiş bir daha ki sefere annesine hep birlikte gitmeyi teklif etmiş. Masal da burada bitmiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ferhat-ile-sirin-hikayesi/", "text": "Şiirlere, hikayelere konu olmuş olan imkansız bir aşk masalı olmuştur Ferhat İle Şirin Hikayesi. Birbirlerini çok sevmelerine rağmen engellere takılan sevgililerin yüzyıllardır dilinden düşmeyen gerçek bir aşk öyküsüdür. Feryat yaşadığı dönemin en iyi nakkaş ustasıdır. Bütün dini yapıların, sarayların süslemelerini o yapmaktadır. Yaptığı süslemelerin ve eserlerin Şirin'e olan bitmeyen sevdasını yansıttığı için çok güzel olduğu rivayet edilir. Ferhat, güçlü ve yiğit bir delikanlıdır. Mehmene Banu isimli Amasya Sultanının kız kardeşi olan Şirin'e ilk görüşte kalbini kaptırmıştır. Şirin'de Ferhat'a sevdalanmıştır. Fakat ikisinin de bilmediği birşey vardı. Mehmene Banu'da Ferhat'ı daha önce görmüş ve aşık olmuştu. Ferhat bir gün Şirin'e istemeleri için ailesini Mehmene Banu'ya gönderir. Mehmene Banu'da Ferhat'ı sevdiği için Şirin'i vermek istemez. Fakat kız kardeşine de aşırı bir sevgi ve bağlılığı olduğundan dolayı kardeşini de üzmek istemez. Buna bir çare bulmakta gecikmez. Kızı vermek için Ferhat'a bir şart sunar. Der ki: Şehirde su yoktur. Kızı sana vermemi istiyorsan eğer, şehre suyu getir. Bende sana kardeşimi vereyim. Ferhat hiç itiraz etmez önüne sunulan bu imkansız şart karşında. Ailesi ve çevresindekiler Ferhat'ın bu çılgınca işten vazgeçmesi için çok diller dökerler. Fakat Ferhat aşkı için her şeyi göze almıştır. Suyu şehre getirecek ve Şirin'e kavuşacaktı. Kendisine lazım olacak kazma, kürek gibi bütün ekipmanı toplayıp düştü yollara. Suyu getirmek için önce plan ve projelere başladı. Günümüzde Şahinkayası olarak bilinen yerden getirmeliydi suyu, en uygun ve en elverişli yer orasıydı çünkü. Fakat şehre oldukça uzak bir mesafedeydi. Ama aşkı için yapmalıydı. Koca dağa başlar vurmaya. O vurdukça kazmayı kayalar parça parça oluyor ve Ferhat kazmayı vura vura ilerliyordu. Mehmene Banu'da olanı biteni adım adım takip ediyordu. Günler geçtikçe Ferhat'ın umudu artıyordu. Mehmene Banu'da her geçen gün Ferhat'ın suya yaklaştığını görünce karamsarlığa kapılıyor ve buna bir çare düşünüyordu. Ferhat suyu getirmemeliydi. Bu zorlu görevi başaramamalıydı. Çok geçmeden Mehmene Banu'nun aklına bir kurnazlık geldi. Bir cadı bulunması emrini verir ve cadı bulunur. Cadıdan Ferhat'ı durdurmak için bir büyü yapmasını ister. Cadı ise büyü yapmak yerine farklı bir çözüm yolu bulmuştur. Bir kazanda helva kavurur ve helvayı bir kaba koyarak Ferhat'ın kazmakta olduğu dağa doğru yol alır. Ferhat'ı görünce O'na şöyle seslenir: Şirin öldü bak sana helvasından getirdim. Hala hırsla ne vuruyorsun kayalara böyle der. Ferhat bunu duyunca çılgına döner ve elinde bulunan kazmayı havaya fırlatarak, Şirin öldüyse bana yaşamak haram der. Havadan yere düşen kazma Ferhat'ın başına isabet eder ve Ferhat oracıkta can verir. Olayı haber alan Şirin hemen kayalıklara gelir ve O'da kendini kayalıklardan aşağıya atar. Şehir suya kavuşmuştur ama artık ne Ferhat kalkmıştır ne de Şirin."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fesat-kerem-hikayesi/", "text": "Ali adında bir çocuk varmış Ali'nin öğretmeni Aynur öğretmen tahtaya yazdığı yazıları Ali'nin göremediğini fark edip onu en ön sıraya almış. Ali'nin arka sırada oturduğu arkadaşı Kerem de bu durumdan pek memnun olmamış parmak kaldırıp neden Ali'yi öne aldınız beni almadınız diye atılmış hemen öğretmen de durumu anlatmış. Ali arkadaşın uzağı göremediği için öne aldım demiş ama kerem o kadar kıskanmış ki bu durumu çok yanlış anlamış ve Kerem de öğretmenine uzağı göremediğini ve doktora gitmek istediğini söyleyip gözlük almak istediğini söylemiş. Aynur öğretmen aslında keremin gözünde bir problem olmadığını ailesini arayıp söylemiş. Kerem'in bu durumu fark etmesi için de ona küçük bir oyun yapmışlar ailesi doktora gidip çok büyük camlı gözlükler almışlar ama Ali'nin durumu öyle değilmiş, öğretmen Aynur Hanım, Ali'nin ailesini arayıp çocuklarının ciddi bir şekilde uzağı görme sorunu olduğunu ve doktora gitmeleri gerektiğini tavsiye etmiş. Bunun üzerine Ali'nin annesi Büşra Hanım ve babası Nazım Bey öğretmenden izin alıp Ali'yi göz doktoruna getirmişler Ali'nin gözleri o kadar çok ilerlemiş ki doktor ona gözlük vermiş. Ali ertesi gün olunca okula gitmiş. Herkes aliye tuhaf bir şekilde bakıp sorular soruyormuş bu yüzden Ali okulda gözlüklerini takmayıp sadece evde takıyormuş ama bundan ailesinin haberi yokmuş bu durumu fark edip teneffüste Ali'nin sırasının altından gözlükleri alıp bir hediye paketine koymuş. Sonra zil çalmış herkes sınıfa gelmiş öğretmen yüksek sesle herkes yerine otursun bu ders oyun oynamak isteyen var mı demiş bütün sınıf hep bir ağızdan eveettt! diye bağırmış. Öğretmen oyunu anlatmış tahtaya yazılar yazıp boyutlarını büyükten en küçüğe kadar yazıp en küçük olanı okuyana ödül vereceğini söylemiş. Bunun üzerine herkes çok basit bir oyun diye sevinmiş sınıf sırasına göre sırayla herkesi en arka sırada oturtup tahtaya yazdığı yazıları okutmaya çalışmış, sınıftan herkes öğretmenin yazdığı yazıları okumuş fakat kerem ve Ali okuyamadığı için öğretmenin verdiği çikolata ödülünü almamışlar ikisi de o kadar çok üzülmüş ki öğretmenlerinden bir şans daha istemişler. Kerem tekrar en arka sıraya oturmuş fakat bu defa o kıskançlık uğruna aldığı büyük camlı gözlükleri çıkarmış o kadar net görüyormuş ki bütün yazıları okumuş ve ödülünü almış sıra Ali'ye gelmiş Ali sıraya oturup yine net göremediğini fark edip okumaktan vazgeçmiş. Öğretmen çantasından bir hediye kutusu çıkarmış ve aileye vermiş Ali şaşırmış hemen atılmış öğretmenim ben yazıyı okuyamadım neden bana hediye verdiniz demiş öğretmen belki bu hediyeyi aldıktan sonra okursun demiş, Ali kutuyu açar açmaz çok şaşırmış. Çünkü içinde alinin gözlükleri varmış öğretmen birde bununla okumayı dene demiş Ali gözlükleri takmış ve başlamış okumaya o kadar iyi görmüş ki hepsini tek tek okumuş ve çok mutlu olmuş Ali de kerem de hatalarını anlamışlar. Kerem sadece kıskançlık uğruna gözünde problem olmadığı halde gözlük kullandığı için görmekte zorlanmış Ali ise gözünde problem olduğu halde gözlük takmadığı için okuyamamış iki arkadaş da öğretmenlerine teşekkür edip bir sonraki derste çok güzel ders işleyip evlerine dönmüşler. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz. Sezinim yani guzel kizim guzel sevgilim bir tanem ne zaman masal istese bu siteden okuyorum onu cok seviyorum herkese iyi geceler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/findik-faresi-ile-cekirge-masali/", "text": "Bir zamanlar güzel güneşli bir günde yemyeşil bir çayırda küçük bir çekirge dinleniyormuş. Çekirge etrafındaki çimenlerin rengi gibi parlak yemyeşil tonlarındaymış. Bu yüzden kendini güvende hissediyormuş. Etrafındaki arıların ve kelebeklerin bir çiçekten diğer çiçeğe konmalarını hayran hayran izliyormuş. Çekirge bir anda koşmaktan nefes nefese kalan küçük bir fındık faresi görmüş. Fındık faresi çok telaşlıymış. Etrafına bakıp saklanacak yer arıyormuş. Çekirgenin yakınlarındaki bir kayanın arkasına saklanmış. Fındık faresinin bu hareketleri çekirgenin garibine gitmiş ve sebebini sormuş. - Hayırdır böyle fare kardeş neden böyle telaşlı ve korkmuş görünüyorsun demiş. Fındık faresi çekirgenin sesine irkilip cevap vermiş. - Ay ödümü koparttın! Çekirge kardeş seni tilki sandım çayırda dolaşan büyük bir tilki gördüm. Ondan saklanıyorum demiş. Çekirge fındık faresinin bu durumuna kahkahalarla gülmüş. Kibirlenerek korkmuş olan fındık faresine seslenmiş. - Demek bu yüzden korktun. Ee tabi herkes benim gibi olamaz. Bu çimenlerin üstünde kimse beni fark edemez. Çünkü dünyanın en iyi kamuflajına sahibim. Burada oturup şarkı söylesem dans etsem bile kimse beni fark edemez. Her girdiğim ortama uyum sağlarım demiş. Kendiyle övünmeye devam eden çekirge, tıpkı kendisi gibi yeşil olan bir şeyin kendisine yaklaştığını fark etmemiş. Tehlikeyi fark eden fındık faresi çekirgeye seslenmiş. - Çekirge kardeş dikkat et! Çimlerin arasında seni yemek isteyen bir kurbağa var demiş. Çekirge kurbağayı görür görmez tam zamanında sıçraya sıçraya güvenli bir yere ulaşmayı başarmış. Kurbanın gittiğini gören çekirge fındık faresinin yanına sıçramış. - Hayatımı kurtardığın için teşekkür ederim fare kardeş, dikkatin sayesinde büyük bir tehlike atlattım demiş. Bu sefer fındık faresi çekirgenin durumuna gülmüş. - Kimsenin seni fark etmemesiyle övünüyordun ancak demek ki senin de zayıf noktaların varmış demiş. - Ne söylesen haklısın fare kardeş. Seni hafife aldığım için özür dilerim. Artık ben de kendimle övünmeyi bırakıp daha dikkatli olacağım demiş. Çekirge ve küçük fındık faresi o günden sonra çok iyi arkadaş olmuşlar. Birbirlerini tehlikelere karşı koruyup kollamışlar. Kurbağa ve tilkinin geldiğini görünce bir kayanın altına beraber saklamışlar. Daha fazla uyku masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/fisildayan-ormanin-guclu-aslani-masali/", "text": "Bir zamanlar, Fısıldayan Orman adlı büyülü bir ormanda Aslan adında genç ve maceracı bir aslan yavrusu yaşardı. Aslan'ın güzel altın yelesi ve yıldızlar gibi parıldayan parlak, meraklı gözleri vardı. Aslan her gün arkadaşlarıyla oynardı. Pamuk adında yaramaz bir maymun ve Limon adında zarif bir geyik. Birlikte kelebekleri kovalayacak, ağaçlara tırmanacak ve büyüleyici ormanı keşfedeceklerdi. Güneşli bir sabah Aslan patilerinde gıdıklanma hissiyle uyanır. Olağanüstü bir şey olmak üzere olduğunu biliyordu. Ormanın içine doğru ilerlerken, gizli bir çayıra giden gizli bir yola rastladı. Çayırın ortasında eski bir meşe ağacı duruyordu. Dalları gökyüzüne doğru uzanıyor, bilgelik ve sihir hikayeleri fısıldıyordu. Aslan ağacın enerjisiyle güçlü bir bağ hissetti ve gölgesinin altına oturmaya karar verdi. Aniden, hafif bir esinti Aslan'ın etrafında döndü. Şimdiye kadar duyduğu en tatlı sesi taşıdı. Ses cesaretten, dostluktan ve hayallerin gücünden bahsediyordu. Aslan gözlerini kapatıp müziğin kalbini doldurmasına izin verdi. Gözlerini açtığında Aslan gözlerine inanamadı. Meşe ağacı, pırıl pırıl tüyleri olan yaşlı bilge bir baykuşa dönüşmüştü. Baykuş kendini Fısıldayan Ormanın koruyucusu Maviş olarak tanıttı. Aslan o günden itibaren, ihtiyacı olan hayvanlara yardım etmek için yeteneğini kullanarak inanılmaz maceralara atıldı. Arkadaşları yanındayken, kapana kısılmış kuşların kurtarılmasına yardım etti. Sonrasında ise yaralı hayvanları iyileştirdi ve kavga eden sincaplara barış getirdi. Aslanın cesareti ve nezaketi tüm ormana yayılmış, çok uzaklardan gelen hayvanlar ondan yardım istemeye gelecekti. Sadece Fısıldayan Orman için değil, komşu topraklar için de bir kahraman oldu. Tüm bu heyecan ve cesaretin arasında Aslan dostluğun önemini hiç unutmadı. Pamuk ve Limon ile olan bağına değer verdi ve birlikte ormanın harikalarını keşfetmeye devam ederek ömür boyu sürecek anılar yarattılar. Yıllar geçtikçe Aslan kudretli ve bilge bir aslana dönüştü. Fakat kalbi her zamanki gibi tertemiz kaldı. Büyülü topraklarda barış ve uyumun hüküm sürmesini sağlayarak Fısıldayan Ormanın koruyucusu oldu. Böylece Aslanın, anlama yeteneği olan aslanın hikayesi nesilden nesille aktarıldı. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/futbolcu-olmak-isteyen-kiz-masali/", "text": "Bir zamanlarda kasabanın birinde futbolcu bir adam varmış. Bu adam erken yaşta futbolu bırakmak zorunda kalmış. Fakat içinde hala futbolculuk ateşi olduğu için çocuğum olursa kesin futbolcu olacak diye düşünürmüş. Derken evlenmiş ve çocuğu olmuş. Fakat çocuğu minik mi minik bir kızmış. Gökçe babasının futbol anılarını dinleyerek büyümüş. Attığı golleri, futbolcu arkadaşları ile olan sohbetler her zaman ilgisini çekmiş. Küçük yaşlarda babası ile parka gider ve top oynarmış. Annesi biraz bu durumdan şikayet etse de kızının mutlu olduğunu gördüğü için o da mutlu olurmuş. Gel zaman git zaman Gökçe büyümüş ve kocaman bir kız bir kız olmuş. Okula başlamış. Derslerde çok başarılıymış. Annesi ile ders çalışırmış. Aynı zamanda babası ile top oynadığı için okulda teneffüs aralarında erkek arkadaşları ile maç yaparmış. İlk başlarda arkadaşları bu durumu yadırgasa da zamanla alışmışlar. Çünkü çok iyi top oynuyormuş. Gökçe büyümüş ve liseye başlamış. Liseye başlayana kadar sokakta, okulda top bulduğu heryerde maç yaparmış. Kız arkadaşlarını da top oynamak için ikna etmeye çalışmış ama onlar kabul etmemiş. Bu nedenle genelde erkekler ile top oynarmış. Kız arkadaşları ile sohbet eder, dışarı çıkar gezer tozarmış. Kısacası çok mutlu bir hayat sürüyormuş. 15 yaşında geldiğinde okullarında sınıflar arası bir futbol turnuvası olmuş. Sınıfın kaptanı olan Gökçe bu durumdan çok heyecanlıymış. Çünkü bir çok gözlemci gelecek ve aralarından yetenekli olan kişileri futbol okullarına kaydedecekmiş. Gökçe'nin takım kaptanı olduğunu duyan müdür çok şaşırmış. Fakat buna bir engel olmadığı için sorun çıkarmamış. Gökçe'nin takımı turnuvayı birincilikle bitirmiş. Gökçe en fazla gol atan öğrenci olmuş. Bir çok gözlemci gelmiş ve Gökçe ile tanışmış. Hepsinden davet gelmiş. Gökçe ise aralarından bir tanesini seçmiş ve Oyuncu seçmelerine girmiş. Oyuncu seçmelerine seçildiği zaman birçok kişi ona karşı gelmiş. Fakat Gökçe hepsine '' Ben erkek değilim diye futbol oynayamayız mıyım? Bu spor sadece erkekler için mi? Sizden daha iyi olduğum için beni kıskanıyorsunuz' demiş. Bu aslında doğru bir tespitmiş. Zaten cevap verememişler ve arkalarını dönüp gitmişler. Gökçe'nin babası da futbolcu olduğu için süreci çok iyi biliyorlarmış. Kız futbolcu seçmelerine giden Gökçe burada da çok fark yaratmış. Ama kızlarla olan maçlar onun için hiç zorlayıcı olmadığı için erkeklerle maç yapmayı tercih ediyormuş. Gökçe'nin babası bunun mümkün olmadığını söylemiş. Eğer profesyonel futbolcu olmak istiyorsa Gökçe'nin kadın futbol takımlarına girebileceğini ifade etmiş. Bu durumdan şikayetçi olmamış Gökçe ve bir takıma girerek çok başarılı bir kariyer yapmış. Futbolcu olmak isteyen kısacası hayallerine kavuşmuş. Dünya'nın en iyi takımlarından teklifler almaya başlamış. Babası için övünç kaynağı olmuş. Fakat babası için değil kendisi için futbolcu olan Gökçe bundan sıkıntı duymamış. İnsanlar istediği mesleği yapmakta özgürler. Önemli olan kişinin ne istediğidir. Ne yaparken mutlu olduğunuzu düşünerek ona göre meslek seçmeniz son derece önemlidir. Aileniz sizi belli bir alana yönlendirebilir ama siz gene de düşünmelisiniz. Ne yaparken mutlu olursunuz, ne yaparken mutsuz olursunuz. Futbol her ne kadar erkek sporu olarak düşünülse de dünyanın her yerinde kadın futbol ligleri oynanmaktadır. Pek çok kadın ünlü futbolcu bulunmaktadır. Kısacası meslek seçimlerinde kadın erek olarak bakmak doğru değildir. Gökçe bu yaptıkları ile bir çok insana ışık olmayı başardı. Tercihleri sayesinde dünyanın en mutlu insanlarından biri oldu. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. ."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gaddar-avci-masali/", "text": "Yere düşmeye başlamıştı kar taneleri. İncitmeden, kırmadan, dökmeden düşüyordu yeryüzüne inci taneleri. Etraf beyaz bir örtüye bürünmüştü çoktan. Tüm bedenler üşümeye başlamıştı soğuktan. Sobalar yanmaya ve bacalardan kara duman çıkmaya başlamıştı. Mevsim kıştı. Sıcacık yatağı terk etmenin çok zor olduğu zamanlardı. Avcı, gözlerini açmıştı. Hiçbir tereddüt belirtisi göstermeden doğrulmuştu yatağında. Kenara atmıştı yorganı ve hemen çıkmışı yataktan. Lavabonun yolunu tutup çarpmıştı buz gibi soğuk suyu yüzüne. Kurulanıp üzerini giyinmişti hemen. Tüfeğini ve kovanları da alıp düşmüştü yola. Kar, her yeri bürümüştü. Karda yürümek oldukça zor bir işti. Oldukça sıkı bir şekilde giyinmiş olan avcı, büyük bir keyif almıştı bu durumdan. Seviyordu soğuğu. Kimsenin cesaret edemediği bir şekilde tutku ile bağlanmıştı doğaya ve onun getirdiklerine. Yürümüştü alabildiğince, tırmanmıştı en sarp yokuşları ve varmıştı olmak istediği yere. Tüfeğini eline alıp başlamıştı beklemeye. Çıt dahi çıkarmıyordu. Duyulan tek ses, rüzgarın kendi sesiydi. Herkes susmuş, doğa dile gelmişti. Şimdi söz, onundu. Aradan uzunca bir zaman geçmişti. Avcı, büyük bir sabırla avının gelmesi için bekliyordu. Çantasında sıcak bir bardak çay çıkarmış ve yudumlamaya başlamıştı. Çayın sıcaklığı ile içi ısındığı gibi, yüzü de nemlenmişti. Beklemeye devam ediyorken avcı, bir çıtırtı işitmişti. Bakışlarını hemen çıtırtının geldiği yöne yöneltmişti. Gördüklerine inanamamıştı: Bu, bir ceylan. dedi. Hemen kendisini konumlandırmıştı. Fakat kısa bir süre içinde iki yavru ceylan çıkmıştı ortaya. Sokulmaya başlamışlardı anne ceylana. Belli ki üşümüşlerdi ve karınları da acıkmıştı. Avcı, basmıştı tetiğe ve anne ceylan yere yığılmıştı. Kaçışmaya başladı hemen yavru ceylanlar. Belli ki onlar da çok korkmuştu. Avcı, ilerlemeye başlamıştı avına doğru. Yüzü gülümsüyor pek de mutlu olmuştu. Büyük bir iş başarmış gibi, biraz da mağrurdu. Avcı yaklaştı anne ceylana. Gözünden yaşlar akıyordu. Anne ceylan son kez baktı yavrularına, belli ki kalbi ağlıyordu. Bunun görev avcı, bu duruma aldırış etmemişti. Sırtına alarak avını yoluna devam etmişti. Avcının yüzünde bir tebessüm, kalbinde ise katı bir hal kalmıştı ve ondan geriye gaddar bir avcı bırakmıştı. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/galata-kulesi-hikayesi-efsanesi/", "text": "Galata kulesi ve Kız Kulesi birbirine aşıktır. Aradan geçen boğaz bu aşkı imkansız hale getirir. Bir gün Hezarfen Ahmet Çelebi Galata Kulesine tırmanır. Amacı Avrupa yakasından Anadolu yakasına uçmaktır. Galata Kulesinin ısrarlarına dayanamamış ve Galata'nın yüzyıllardır biriktirdiği mektupları da yanına alır. Mektupları Salacak sahiline yaklaşırken Kız Kulesine bırakır. Mektuplar rüzgara kapılır ve dalgalarla mektuplar Kız Kulesine ulaşır. Kız kulesi aşkının karşılıksız olmadığını anlar ve daha da güzelleşir. Böylelikle Galata Kulesi de Kız Kulesinin ona aşık olduğunu anlar. Karşılıklı bakışarak ama kavuşamayarak İstanbul'un en güzel manzarasını oluştururlar ve bu aşkları yüzyıllara meydan okur. Bu sebeptendir Galata Kulesi aşıkları birleştirir. Bir kadın ve bir erkek ilk defa Galata Kulesine beraber çıkarlarsa mutlaka evlenirlermiş. Fakat kuleye çıkacak çiftlerin kaderinde kavuşamamak varsa Galata Kulesi kuleye çıkmalarına bir şekilde engel olurmuş. Eğer çiftlerden biri daha önce çıktıysa bu tılsım bozulurmuş. 528 yılından beri İstanbul'u süsleyen Galata Kulesi dünyanın en eski kulelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kule yerden çatının en uç kısmına kadar 69.90 metre yüksekliğe sahip. Yapılan statik hesaplamalara göre kulenin ağırlığının 100.000 ton olduğu tahmin edilmektedir. Kulenin zemininde yapılan araştırmalarda kafatası ve insan kemiklerinin bulunması kulenin altında bir zamanlar zindan olduğu görüşünü güçlendirmektedir. Bizans İmparatoru Anastasius tarafından Fener Kulesi olarak 528 yılında inşa ettirilmiştir. Kule 1204 yılındaki 4.Haçlı Seferi sırasında bir hayli zarar görmüş olup yıkılmıştır. 1348 yılında Cenevizliler surlar ile birlikte kuleyi de onarmıştır. Galata Kulesini yığma taşlardan yeniden oluşturarak adını İsa Kulesi koymuşlardır. 1445 1446 yıllarında kule yükseltilmiş, Osmanlı hakimiyetine geçtikten sonra her yüzyılda bir yenilenmiştir. İlk önce fener kulesi olarak inşa edilen Galata Kulesi birçok farklı şekillerde kullanılmıştır. 16.yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan savaş esirlerinin barınağı, Sultan III. Murat döneminde rasathane ve 1717 yılından itibaren yangın kulesi olarak kullanılmıştır. III. Selim döneminde çıkan bir yangın sonucunda kulenin büyük bir bölümü zarar görmüş ardından onarılan kule 1831 yılında başka bir yangında yine hasar görerek onarılmıştır. 1875 yılında çıkan ir fırtınada kulenin külahı devrilmiş ve 1967'de tamamlanan onarım ile kule bugünkü görünümüne ulaşarak günümüze kadar gelmiştir. Rivayete göre Hezarfen Ahmet Çelebi kollarına tahta kanatlar takarak ilk uçuş deneyimini gerçekleştirmiştir. Hem de bunu İstanbul'un Avrupa yakasından Anadolu yakasına geçiş yaparak yapmıştır. Kendini Galata Kulesinin üzerinden bırakan Hazerfen Çelebi lodostan faydalanarak İstanbul Boğazı'nı aşmış ve Üsküdar Doğancılar semtine iniş yapmıştır. Bu olaydan sonra Murad Han, Hezarfen Çelebiye bir kese altın vererek ''Bu adam pek korkulacak bir ademdir'' diyerek Hezarfen Çelebi'yi Cezayir'e sürmüştür. Hezarfen Çelebi Cezayir'de merhum olmuştur."} {"url": "https://www.masallaroku.com/galileo-galilei-kisaca-kimdir/", "text": "Galileo Galilei (1564-1642) İtalyan bir astronom, matematikçi, filozof ve fizikçidir. Galileo, modern bilimin temel atılımlarından biridir ve 17. yüzyılın başındaki bilimsel devrimin öncülerinden biridir. Kendisi mercekli gözleme dayalı keşifleri ve astronomik araştırmaları ile tanınmıştır. İlk olarak 1591 yılında mercekli gözlemini keşfetti ve bu, astronomi alanındaki gelişmelerin hızlandığı bir dönemi başlattı. Galilei, dünyanın merkezde olmadığını ve dünyanın ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü keşfetti. Aynı zamanda, yerçekimi konusunda çalışmalar yaptı ve Kepler'in yasalarına göre hareketi açıkladı. Galileo'nun çalışmaları, Rönesans dönemi boyunca bilimsel ve teknolojik alanlardaki gelişmelerin öncüsü oldu ve bugün hala gezegenlerarası uzaya seyahat gibi teknolojik ilerlemelerin temelini oluşturmaktadır. Galilei, aynı zamanda felsefe alanında da çalışmalar yapmış ve kilise ile bilim arasındaki çatışmaları ele almıştır. 1632 yılında yazdığı Dialogues Concerning Two New Sciences adlı eseri, güncel bilimsel meseleleri ele alan bir eserdir ve hala okunmaktadır. Galilei, bilimin gelişmesi için önemli bir isimdir ve bugün de büyük bir saygı ile anılır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gamzenin-hayali-masali/", "text": "Bir varmış Bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken, küçük bir kız çocuğu varmış. Bu kız çocuğunun adı Gamze imiş. Gamze'nin en büyük hayali sihirli güçlerinin olmasıymış. Her gece bunun hayalini kurarmış. Bir gün dışarıya annesine çiçek toplamaya çıkan Gamze yolda yürürken yaralı bir kuş görmüş. Gamze onu alıp hemen evine götürmüş. Annesine topladığı çiçekleri verir vermez hemen kuşana bakmaya gitmiş. Kuşun tedavisini yaptıktan sonra kuş tekrar kanatlanmış Gamze evin penceresini açmış ve kuşun uçmasına izin vermiş kuşa da Minik ismini vermiş Minik artık uçabilirsin. Minik birden konuşmaya başlamış Gamze önce korkmuş sonrada heyecanlanmış. Bir kuş konuşuyor ve ben bunu duyuyorum nasıl olduğunu çok merak etmiş ama hayvanlar konuşamaz ki sanırım rüyadayım! Minik; Ben normal bir kuş değilim ki Gamze, ben özel bir kuşum. Sendeki duyarlılığı gördüm ve bu çok hoşuma gitti. Teşekkür ederim. Dedi. Şimdi dile benden ne dilersen sana istediğin gücü vereceğim. Bana yaptığın iyilikten dolayı bunu sen hak ettin. Ne dilersen dile derken ciddiydi. Gamze bu durum karşısında çok mutlu olur. Gamze ise en büyük hayali olan hayvanlarla konuşma yeteneğini istiyordur. Ve hiç sallanmadan bu dileğini söyler küçük kuş tabiiki sana bunu yapacağım. Fakat bir şartım var bu yeteneğine güzel yerlerde ve güzel şeyler için kullanmalısın asla kötülük için kullanmamalısın. Ve oradan hızlı uzaklaşır, kanatlanır ve uçar gider. Gamze, sihirli gücüyle baş başa kalır ve bu yeteneğini nasıl kullanacağını tam olarak bilemez. İlerlerken karşısında bir kedi çıkar. Kedi mazlum mazlum gözlerinin içine bakar. Gamze'nin aklına sihirli gücü gelir. Kedicik neyin var neden öyle bakıyorsun? Kedicik aç olduğunu ve ailesini kaybettiğini söyler. Gamze önce kedinin karnını doyurur sonra kedi ile birlikte kedinin ailesini aramaya başlarlar. Gamze kedinin ailesini ağacın üstünde mahsur kalmış bir şekilde bulur. Gamze hemen kedinin ailesine yardım eder ve onları ağaçtan aşağı inmelerine yardımcı olur. Minik Kedi ve ailesi çok mutlu olurlar. Teşekkür edip uzaklaşırlar. Gamze artık hayvan arkadaşlarını duyabildiği için ve onlara yardım edebileceği için çok mutludur. Bir kuşa sonra bir kediye, köpeğe başka ineğe derken artık Gamze bütün hayvanların dilini anlıyor ve onlara yardımcı oluyor. Normalde de hayvanları çok seven Gamze artık kendini tamamıyla hayvanlara adamış ve onlara yardım edecek kişi olarak görüyor. Her çocuk her insanın aslında böyle güzel güçleri vardır. Kedilerin, köpeklerin ve ya bir çiçeğin bir böceğin neler yaşayacağını neler isteyeceğini hepimiz tüm çocuklar tüm ebeveynler bakarak görebiliriz. Gamze ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Ben de 20 yaşında bir çocuk olarak burdan kendime masal okuyorum. Şaka şaka ben masal yazabilmek için masal okuyorum . Ben de buradan Aylinime masal okuyorum. Onu çok seviyorummm. Her şeyim benim.... Ders cikarici bir masal bayildim ."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gazneli-mahmud-efendi/", "text": "Gazneli Mahmud Hindistan da kurulan imparatorluğun sultanlarından biridir. Ava olan merakıyla bilinen çok güçlü sultanlarımızdan Gazneli Mahmud Efendi bir gün ava çıkar. Avda önüne geyik çıkar ve geyiğin peşine verir. Yol boyu onu kovalamaktan vazgeçmez atıyla peşine düşer. Sonra geyik şöyle der: senin görevin beni vurmak mı, sen bu iş için mi yaratıldın. der. Sözlerin önünde şok olan sultan kan ter içinde geyiği bırakır ve geri dönüş yoluna girer bir köye girer orda bir evden su ister. Orada sekiz yaşlarında bir çocuk kapıyı açar. Sultan ondan bir bardak su ister. Çocuk, biraz bekleyin babam su getirmeye gitti. Der biraz bekleyin der. Ve misafirin atını alır gezdirir. Gelen misafirin sultan olduğundan haberi yoktur çocuğun. Biraz sonra sultan içerde oturup iyice dinlenmiştir ve ardından küçük çocuk içeri girer bir bardak suyla beraber içeri girer buyurun efendim der. Mahmud Efendi: Yalan söylemişsin, su var. demiş. Bu olgun ve düşünceli hareket sultanın hoşuna gider ve kendini babasına tanıtıp küçük çocuğu sarayına götürmek istediğini orda ilim irfan öğrenmesi gerektiğini söylemiş. Küçük çocuk sadece küçük bir bohçayla saraya gitmiş. İlim irfan şerbetinden her gün içiyormuş. Ama o küçük çuvalın içinde ne olduğunu kimse bilmezmiş. Ayaz isminde ki bu çocuk her geçen gün sultanın gözünde ki ve gönlündeki yeri değerlenmiş. Çok akıllı ahlaklı dürüst kişiliğiyle kendini sevdirmiş. Ama etrafında onu sevmeyende varmış acaba ne yapsak ki sultanımızın gözünden düşse derlermiş. Sultan hazine anahtarını bizim ayaz a teslim etmiş. Etrafındaki kötü düşünür düşmanlar için de bu bir fırsat olmuş. En iyisi bir dedikodu çıkartalım da Ayaz düşsün sultanın gözünden, ve etrafa hırsız lafını yaymışlar. Bu sözler Mahmud Efendinin kulağına da gitmiş. Ama Gazneli Mahmut hemen inanmamış bu tür iftiralara kanmam. Ancak ispat ederseniz. Hasetçiler durmamış. o halde neden her gün odasının kapısı kilitli girerken kilitli çıkarken kilitli. Sultanın Ayaz a inancı sonsuzmuş ama bu insanları da susturmalıydı. O halde Ayaz'ın odasına girin ne altın bulursanız sizin olsun demiş. Hemen hasetçiler odanın kapısını kırmışlar ve ne görsünler. Eski bir hasır duvarda asılı bir post ve kaval. Sultan ayaz ı çağırmış peki neden odan kilitli demiş. Ayaz: siz beni alırken ben bir çobandım, varım yokum oradakilerdi. Nerden geldiğimi unutmamak için her gece odama girip nefsimi köreltiyorum. Tabii ki bu hareketi sayesinde sultanın gözündeki ve gönlündeki yeri daha da artmış. Hasetçiler de kendi hallerine yanmışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/geceleri-ucan-supurgeli-cadi-masali/", "text": "Bir zamanlar, bir köyde, geceleri uçabilen ve sihirli bir süpürgeyle dolanan bir cadı yaşarmış. Köy halkı ona Süpürgeli Cadı dermiş. Süpürgeli Cadı, aslında iyilik dolu ve yardımsever biriydi, ancak dışarıdan bakıldığında korkutucu görünümü nedeniyle insanlar arasında efsanevi hikayeler anlatılırmış. Süpürgeli Cadının adı, Melisa'ymış. O, masalsı ormanın derinliklerinde yaşayan ve doğayla iç içe olan bir cadıydı. Geceleri, ay ışığında süpürgesiyle uçar, köydeki insanların yardımına koşarmış. Bir gece, köyde bir yangın çıkmış ve evler alevler içinde kalmıştı. Melisa, yangın haberini duyar duymaz süpürgesiyle hemen olay yerine gitmiş. Süpürgesiyle havada uçarak yangına doğru ilerlerken, korku dolu gözlerin ona şaşkınlıkla baktığını hissediyordu. Melisa, var gücüyle yangına karşı savaştı ve su büyüsüyle yangını söndürmeyi başardı. Köy halkı, Süpürgeli Cadının aslında iyilik dolu olduğunu ve onların yardımına koştuğunu görünce şaşkınlıklarını gizleyemedi. Bir başka gece, masalsı ormanda yaban hayvanlarının başı dertteydi. Melisa, ormanda kaybolmuş yavruları bulmak için süpürgesiyle dolaşmaya çıktı. Onları güvenli bir yere götürerek ailelerine kavuşturdu ve yaban hayvanları Melisa'ya minnettarlıkla bakarak teşekkür etti. Süpürgeli Cadı, köy halkının gönlünde taht kurmuştu. İnsanlar onun iyilik dolu kalbini ve yardımseverliğini gördükçe, ona olan korkuları ve önyargıları yok olmuştu. Melisa, artık onların korktuğu bir cadı değil, sevgiyle anılan bir dost olmuştu. Bir gün, köyde kötü kalpli bir büyücü ortaya çıktı. Büyücü, köy halkını sihirli bir kara bulutla tehdit etti ve köyü ele geçirmek istedi. İnsanlar korku içindeydi, ancak Melisa cesaretle büyücüyle yüzleşmeye karar verdi. Melisa, süpürgesiyle büyücünün karşısına çıktı. İyilik dolu kalbi ve cesaretiyle büyücüye meydan okudu. Süpürgesiyle gösterdiği hünerlerle büyücünün sihrini bozdu ve köyü karanlık tehditten kurtardı. Köy halkı, Süpürgeli Cadının kahramanlığını coşkuyla kutladı. Melisa, artık köyün korktuğu ve dışladığı bir cadı değil, sevgi ve iyilik dolu bir koruyucu olarak kabul edilmişti. İnsanlar, onun sayesinde dostluk, yardımseverlik ve cesaretin ne kadar değerli olduğunu anlamışlardı. Süpürgeli Cadı Melisa, masalsı köyde sevgi ve iyilikle anılmaya devam etti. Süpürgesiyle geceleri uçmaya ve insanların yardımına koşmaya devam etti. Artık o, köyün korktuğu değil, sevgiyle hatırlanan eşsiz bir kahramandı. Onun hikayesi, masal ülkesinin en güzel efsanelerinden biriydi ve insanların kalplerinde sonsuza kadar yaşayacaktı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gecenin-sarkisi-masali/", "text": "Bir zamanlar, ışıltılı yıldızlarla ve ayın gümüş ışığıyla dolu bir gece vardı. Bu büyülü gece, aşkın gücünü ve romantizmin büyüsünü kutluyordu. İki genç, Ay ve Yıldızlar'ın hafif esintisi altında tanıştı: Leyla ve Can. Leyla, geceyi ve yıldızları çok severdi. Gökyüzünün altında, yıldızların altında büyümüştü ve onlarla konuşmayı, onların hikayelerini dinlemeyi hayal ederdi. Can ise gökyüzünün güzelliğine aşık bir gezgindi. Yıldızların altında dolaşmak, onun için özgürlüğün ve huzurun simgesiydi. Bir gece, Leyla ve Can, rastlantı sonucu aynı çayırlıkta karşılaştılar. Yıldızlar, onların buluşmasını kutluyormuş gibi daha da parlarken, Ay gümüş ışığını onların üzerine saçtı. Leyla ve Can, ilk bakışta birbirlerine aşık oldular. İkisi de yıldızların altında saatlerce sohbet etti. Leyla, gökyüzündeki yıldızların hikayelerini anlattı, Can ise dünyayı dolaşırken yaşadığı maceraları paylaştı. Her bir sözleri, gecenin büyüsünü daha da derinleştirdi. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Leyla ve Can birlikte dans etmeye başladılar. Yıldızların ışığında hafifçe sallandılar ve Ay'ın melodisine kulak verdiler. Dansları, sevginin ve romantizmin bir ifadesiydi. Her adımları, gecenin büyüsüne eşlik etti. Birlikte geçirdikleri her an, Leyla ve bağını daha da güçlendirdi. Gökyüzü, onların aşkını destekledi ve romantizmin şarkısını söyledi. Leyla ve Can, gökyüzünün altında birbirlerine olan sevgilerini ifade ettiler ve ilk öpücüklerini paylaştılar. Ay ve Yıldızlar, bu büyülü anı kutlarken, Leyla ve Can sonsuza kadar sürecek bir aşkın başlangıcını yaşadılar. Gece'nin şarkısı, romantizmin ve aşkın büyüsünü anlatır. Leyla ve Can'ın hikayesi, gökyüzünün altında romantizmin ne kadar güçlü olabileceğini hatırlatır. Leyla ve Can, gece boyunca birlikte zaman geçirmeye devam ettiler. Ay ve yıldızlar, onların etrafında dönerken, ikisi de birbirlerine aşık oldular. Leyla'nın saçları, Ay'ın ışığında altın gibi parladı ve Can'ın gözleri, yıldızların parıltısına karıştı. Gökyüzü, onların aşkının şahidi oldu ve romantizmin büyüsü her anlarını sardı. İkisi de gece boyunca birbirlerine sevgi dolu bakışlarla baktılar ve duygularını ifade ettiler. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Leyla ve Can, birlikte izledikleri geceyi özel kılan anılarıyla uyandılar. Ay ve yıldızlar artık gitmişti, ama Leyla ve Can'ın kalplerindeki aşk sonsuza kadar sürecekti. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gelin-ve-kaynana-hikayesi-oku/", "text": "Vaktiyle köyün birinde eşiyle çok mutlu olan bir gelin yaşar Ancak bu gelin eşinin annesiyle bir türlü geçinemez. Bunda ikisinin farklı kişiliklere sahip olmasının etkisi vardır. Bir türlü anlaşmayı başaramayan gelin eşinin de gelin ve kaynana kavgasından mutsuz olduğunu görünce bu iş için kesin çözüm bulmaya karar verir. Kaynanasıyla kavga etmekten sıkılan gelin onu öldürmeye karar verir. Ancak eşinin bunu anlamaması gerektiğinden akrabası olan bir baharatçıya gider ve ondan kaynanası için etkili bir zehir hazırlamasını ister. Zehrin anlaşılmaması gerektiğini de vurgular. Bunun üzerine baharatçı gelinin istediği zehri hazırlar ve ona kaynanasına 3 ay bu zehirden vermesini ister. Anlaşılmaması içinde zehri kaynanasının yemeklerine katmasını söyler. Ayrıca şüphe çekmemesi için kaynanasına iyi davranmasını ve onun istediği yemekleri hazırlamasını söyler. Gelin baharatçıdan zehri alır ve evine gider. Baharatçının dediklerini yapmaya başlar. Kaynanasının istediği gibi davranır ve güzel yemekler yapar. Yaptığı yemeklere az miktarda zehir katmayı da eksik etmez. Zaman geçtikçe kaynanası da ona olan tavrını değiştirir ve kızı gibi davranmaya başlar. Gelin ve kaynananın arasının düzelmesi en çok damadı mutlu eder. Eşinin mutlu olması ve kaynanasının ona iyi davranması gelinin yaptıklarından pişman olmaya başlamasına neden olur. Bir süre sonra gelin kaynanasını kurtarması için baharatçıdan yardım istemeye gider. Akrabası olan baharatçıya pişmanlığını anlatır ve kaynanasının artık ölmesini istemediğini söyler. Bunun üzerine yaşlı baharatçı ona gülümseyerek geline verdiğinin zehir değil vitamin olduğunu anlatır. Ona bu oyunu oynamasında ki amacın aralarının düzelmesini sağlamak olduğunu ve asıl zehrin ikisi arasındaki kavgalar olduğunu belirtir. Vitaminler sayesinde kaynanasının daha iyi olmasını sağladığını anlatır. Ayrıca kayınvalidesine iyi davranarak onunda iyi davranmasını teşvik ettiğini söyler. Baharatçıdan duydukları gelini çok mutlu eder çünkü artık kaynanasını sevmekte ve onun ölmesini istememektedir. Bunun üzerine mutlu bir şekilde evine gider ve o günden sonra kaynanasına içinden geldiği gibi iyi davranmaya devam eder. Kaynanasından da aynı karşılığı alınca uzun yıllar anne kız olarak yaşamaya devam ederler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gelincik-ile-horoz-masali/", "text": "Günün birinde doğada bir gelincik ve bir horoz yaşarmış. Gelincik horozu yakalamış. Ben bu horozu yiyeceğim ama bir nedenim olmalı. demeye başlamış. Uykunun en güzel yerinde ötmeye başlarsın, herkesi uykusundan edersin, rahatları bozarsın. Seni yersem eğer ki bu sorun ortadan kalkmış olacak, rahat bir uyku çekeceğiz. demiş. Bu sözleri duyan horoz hemen bir cevap bulmuş: Evet, insanları sabah uyandırıyorum ama onlara kötülük olsun diye değil. Onlar benim sesime uyanıp erkenden işlerinin başına geçiyorlar. İşlerini çabuk hallediyorlar. demiş. Bunun üzerine gelincik başka bir yerden uydurmaya başlamış: Ben senin ahlakını hiç beğenmiyorum. Senin gücün sadece tavuklara yetiyor. Bu yüzden onların saçını başını devamlı yoluyorsun. demiş. Horoz yine durmadan cevabını vermiş: Biz aynı kümes içerisinde doğru düzgün yaşıyoruz. Gayet güzel anlaşıyoruz. Sana ne Oluyor? Gelincik kızarak: Seni gidi laf ebesi seni. Sen her söze bir karşılık buluyorsun diye benim karnım açlıktan zil mi çalacak? bu sözün üzerine horozu tutup yemiş. Bu hikayeden çıkarılacak ders şudur: Bir insan kötü olabilir, yaptığı kötülüğü gizli yapamayacak durumdaysa açıkça da yapabilmektedir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gercek-askin-sahibi/", "text": "Henüz 18 yaşında gençliğinin baharında bir genç kızagönlünü kaptırmıştı Mücahit. Daha önce hiç böyle olmamıştı kalbi. Sanki onu görünce pırpır kalbi atıyor adeta havada uçuyordu. Stajda görmüştü Meryem'i. Meryem beyaz tenli, Siyah saçlı, gözleri mavi yanakları dolgun güzel bir kızdı. Bir gören bir daha bakıyordu. Mücahit birkaç kez yeltenmişti kalbini ona açmaya fakat her seferinde karşısında onu görünce dili dolanmaya başlamış bir türlü konuyu açamamıştı. Aynı mahallenin genciydi Meryem ve Mücahit. Çok geç tanışmış olsalar da bir görüşte aşık olmuştu ona. Mücahit'in annesi bir gün onu ekmeğe göndermiş. Ekmek alıp dönerken Meryem ile karşılaşmışlar. Artık tüm gücünü toplayarak Meryem'e onu ne kadar çok sevdiğini söylemiş. Meryem'de ona karşı aynı duyguları besliyormuş fakat çekindiğinden söyleyemiyormuş. Meryem ve Mücahit sevgili olmuş her an birbirlerini düşünerek uyuyor birbirlerini düşünerek uyanıyorlarmış. Mücahit daha önce beş vakit namazını kılan ve Meryem'in onu sevmesi için dua eden bir gençmiş. Fakat Meryem ile sevgili olduktan sonra namazlarını aksatmaya başlamış. Ezan okunuyor olsa dahi gelince namazımı kılarım Meryem beklemesin diye koşarak onun yanına gidiyormuş. Artık Meryem ile evlilik hayali kuruyor ve bir an önce askere gidip gelmesi gerektiğini düşünüyormuş. Ailesine Meryem'den bahsetmiş. Ailesi ise zaten onu tanıyormuş. Mücahit askere gitmek için otogara gittiğinde Meryem bir köşede onu izliyor ve ağlıyormuş. Ailesi ile sarılıp vedalaşan Mücahit otobüse binerek onlara el sallamış. Askere gittiğinde Meryem ile eskisi kadar ilgilenemez olmuş Mücahit. Bu durum ise Meryem'i üzmeye ve onu düşündürmeye başlamış. Bir hafta sonu Mücahit mesaj attığında Meryem'den cevap gelmemiş. Çok meraklanmış bunun üzerine. Fakat ne yaparsa yapsın Meryem'e ulaşamamış. Namazlarını aksatan Mücahit bir gün nöbet esnasında uyuyakalmış. Rüyasında bir ses; Ey kulum, ben senin istediğini verdim ama sen beni unuttun. Ben seni her vakit huzuruma çağırdım fakat sen Meryem ile buluştun. Şimdi ise o çok sevdiğin kişiyi senden aldım demiş. Bir anda irkilerek uyanan Mücahit oturup rüyasındaki o sesin söylediklerini düşünmüş. Evet, her gün dua ettiği Allah'ı hiç anmıyor ve hatta aklına dahi gelmiyormuş. Varsa yoksa Meryem'miş aklında olan. Bunu Meryem'den cevap alamayınca idrak etmiş. Hemen bir abdest alarak namaza durmuş. Namaz bittiğinde ise yine Meryem'den haber almak için dua ediyor ve yine ondan aklını alamıyormuş. Bu durum uzun bir süre aynı şekilde devam etmiş. Mücahit'in kalbini kor alevler kaplamış adeta. Oysa Meryem'den hiçbir ses seda yokmuş. Zamanla namaz aşkına dönüşmüş bu kor ateş. Mücahit anlamış ki gerçek aşkın sahibi, yalnızca sonsuz olandır. Aşk sonsuz bir duygudur ve sadece sonsuz olana verilmelidir. Oysa insan sadece beşeridir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gesi-baglari-hikayesi/", "text": "Uzun seneler ulaşımın eski binek hayvanları ile devam ettiği zamanlarda doğru düzgün iletişimin olmadığı yıllarda şehirler ve beldeler arasında kız alıp vermek oldukça zor olduğundan köyler arasında gelin giden kızlar günlerce, haftalarca hatta yıllarca ailelerini görmedikleri zamanlardan olan Gesi bağları türküsü böyle bir hikayeyle başlamaktadır. Ülkemizin güzel illerinden birinde olan Gesi köyü bağları ile ünlü olan yaşayan saygın bir aile komşu beldeden bir kızı gelin olarak almayı tercih ederler. Genç kız ve erkek birbirlerini sevdikleri içinde genç kızın ailesini arkasında bıraktığını onları haftalarca hatta aylarca göremeyeceğinin pek farkına varmadan mutlu ve huzurlu olacağını düşündüğü gelin olarak girdiği ev tam tersi genç kızın eziyetli günlerinin başladığını fark etmemesi başına geleceklerden habersizdir. Genç kız evlendiği sabahı erkenden kocasıyla olduğu odanın kapısı kırılırcasına çalınır, kapıyı çalan kaynanası ineklerin sağım vaktinin geldiğini, tavukların yemlenmesi gerektiğini, tarlanın çapalanmasına gidileceğini söyler. Genç kız daha gün doğmadan yatağından kalkar baba evinde hiç sağmadığı ineği nasıl sağacağını kaynanası sorar ve ilk tokadını bilmediği inek sağımı yüzünden kaynanasından yer burası babanın evi değil diye bağırarak sitem eder. Kocası hiç yerinden kalkmadığı için olanları görmez. Zar zor sağmaya çalıştığı sütü de yere dökünce kaynanası daha çok hiddetlenir ve daha fazla homurdanmaya başlar. Tavukların yanından yumurtaları almakta pek kolay olmamıştır. Aldığı yumurtaların bazılarını da kırınca daha da fazla eziyet görmeye başlamıştır. Tarlaya ilk defa giren genç kız çapa yapmayı da kocasının göstermesiyle anlamaya çalışır. Bu şekilde her sabah erkenden kalkıp aynı işleri yapar. Ama bu sırada kaynanası ve görümcesinin bitmek bilmeyen istekleri yemek yapması, çamaşırları yıkaması, çeşmeden su getirmez her gün devam bir tempo eşliğinde devam eder. Genç kız bir gün çocuğunun olacağını öğrenir. Annelik duygusu da ağır basınca annesini görmek ister ve kendi köyünden uzak olduğu için kocasına anasını çok özlediğini gidip onu görmek istediğini söyler. Ama koca evinde kocasının değil kayınbaba ve kaynanasının sözü geçmektedir. Genç kızın köyüne gidebilmek için 3 gün binek hayvanları ile yol gidilmesi gerekmektedir. Kayınbabası izin verse de oğluna gelinini anasına götürmesi için kaynanası yol çok uzun üstelik gebesin bebe doğsun sonra gidersin diye izin vermez. Gesi bağları köyünden bir türlü çıkamayan genç kız ailesinden de haber alamaz aradan geçen her gün anasına olan hasreti kat ve kat artar eziyetler her gün hala devam etmektedir. Çocuk doğduktan sonra tekrar kocasına der. Kocası yine ana ve babasına söyler. Ve yine aynı cümleyle karşılaşır. Kendi köyünden birileri haber getirir ve anasının vefat ettiğini söyler. Genç kızın acısı kat ve kat artar ve Gesi köyünün uzanan bağlarına hüznünü ve acısını azaltmak için Gesi bağları türküsünü söyleyerek derdini azaltmaya çalışır. Bu türkü Gesi Bağları bu şekilde ortaya çıkmıştır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/geveze-saksagan-kusu-hikayesi/", "text": "Ağaçların rengarenk olduğu, hayvanların barış içinde yaşadığı, cıvıl cıvıl rengarenk gökkuşağının hemen altın da çok güzel bir orman varmış. Bu ormanda kuşlar özellikle bülbüller hep şarkı söyler arada sırada küçük toplantılar yapar beraber şarkı söylerdiler. Bülbül ve ormandaki hayvan arkadaşları konser verip, orman halkını eğlendirmek isterler. Böylelikle küçük bir orkestra gurubu oluşturmak istemişler. Ama saksağan kuşu duymasın diyerek işlerini gizliden yürütmeye karar verirler. Çünkü saksağan kuşu duyarsa; işleri kötüye götürür, her şeyi bildiğini sayıp işleri bir hayli de zorlaştırır. Kimseye söz hakkı vermeyen konuşanların sözünü kesen saksağan kuşu arkadaşlarından haberi yoktu. Ve bülbül birkaç hayvan arkadaşıyla beraber gurubu oluşturur. Bu grupta bütün hayvanların bir görevi vardı; tavşan keman çalacaktı, fil davul çalacaktı, sincap ise flüt çalacaktı ve bizim Bülbül de güzel sesiyle gruba şarkılar söyleyecekti. Saksağan ve bülbül iyi arkadaşlardı fakat bütün hayvanlar saksağan kuşundan kaçardı. Çünkü saksağan çok konuşur kimseye sıra vermezdi. Bir de yetmezmiş gibi konuşanların sözünü keserdi. Bu yüzden grup toplantıları oldu mu saksağana kimse haber vermezdi. Çünkü saksağan hem kendini bilmiş zanneder hem de konuşanlara saygısızlık yaparak sözlerini keserdi. Bir gün bizim grup yine gizliden toplanarak konser verdiler. Saksağan kuşu onları görünce öfkeyle Bülbül ve Ekibine doğru koştu ve konserin ortasında şarkıyı da bilmediği halde onları eşlik etmeye çalıştı. Üstelik de davet edilmemişti. Bu güzel konseri berbat eden saksağan arkadaşlara tarafından büyük tepki gördü. Öfkesini sebebini anlattı: bana söylemediniz konseri, Neden benim haberim yok? Neden bana da bir görev verilmedi?'' gibi soru üstüne soru yağmuruna tuttu yine her zamanki gibi kimsenin konuşmasına müsaade etmedi: konuşanın lafını kesti. Evet ya! Hangi arkadaşımın yanına gittiysem bana arkalarını dönüp gittiler. Ben hiçbir arkadaşımın sözünü dinlemedim. Sadece ben konuşuyorum.'' diyerek yaptığı hataları geç de olsa anladı. Kendi kendine söz vererek; ''Bundan sonra kimsenin lafına karışmayacağım. Kimsenin işine burnunu sokmayacağım.'' diyerek tekrar arkadaşlarının yanına geri döndü. Arkadaşlarından özür dileyerek Ona da bir görev verilmesini istedi. Bülbül de onu üzdüğünü düşünerek ona da yapabileceği bir alet vererek onu da gruba dahi etti. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gezegen-mavinin-sirri-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir galakside, renklerin ve şekillerin hükmettiği büyülü bir dünya vardı. Bu dünya Renkçiyan olarak adlandırılıyordu. Renkçiyan, sayısız gezegen ve yıldızın arasında parlıyordu ve en dikkat çekici yeri, Gezegen Mavi'ydi. Gezegen Mavi, mavi renklerin ve su şekillerinin büyüsüne kapılan herkesi büyülüyor ve cezbetmeye devam ediyordu. Bu hikayemizin ana karakteri, sevimli bir bebekti. Adı Leo'ydu ve Renkçiyan'da yaşayan en meraklı bebeklerden biriydi. Gözleri, her rengi ve şekli daha fazla görmek isteyen büyük bir istekle parlıyordu. Leo, her gece yatağına yatarken, Gezegen Mavi'nin sırrını çözmeyi hayal ediyordu. Bir gece, Leo'nun rüyalarında görkemli bir renk seli gördü. Gözleri kapalıyken bile tüm renkleri hissedebiliyordu. Bir yıldızın üzerine sıçradığını hissetti ve birden uyanıverdi. Bu rüya bir işareti olmalı! diye düşündü Leo. Ertesi gün, Leo'nun macerası başlamıştı. Gezegen Mavi'yi keşfetmek istiyordu ve bu heyecan dolu yolculuk için hazırlıklara başladı. İlk olarak, uzay gemisi yapımına başladı. Yatak örtülerini kullanarak küçük bir uzay gemisi inşa etti ve oyuncak dostlarıyla birlikte bu maceraya katılmalarını istedi. Arkadaşları Koko, Pıtır ve Momo da heyecanla kabul etti. Uzay gemisi hazır olduğunda, Leo ve arkadaşları yıldızlara doğru yol almaya başladılar. Gezegen Mavi'nin güzel mavisi ve su şekilleri gözlerini büyüledi. Ancak, sırrı çözmek için daha fazlasına ihtiyaçları vardı. Bir gece, Leo ve arkadaşları Gezegen Mavi'nin en yüksek tepesine tırmandılar. Orada, büyülü bir göl gördüler. Bu gölde yıldızlar parlıyordu ve Leo'nun rüyasındaki renk seline benziyordu. Koko, Belki de sır burada gizli! dedi ve gölün sularına yaklaştı. Aniden, su yüzeyinin altından büyülü renkler yükselmeye başladı. Suların altındaki renkli şekiller, Leo'nun rüyasını canlandıranlarla aynıydı. Pıtır, Evet, bu Gezegen Mavi'nin sırrı olmalı! dedi ve suyun içine daldı. Momo ise suyun üstünde yıldızlara dokunarak büyülü bir şarkı söyledi. Leo ve arkadaşları, Gezegen Mavi'nin sırrını çözdükleri için çok mutlu oldular. Artık Renkçiyan'ın büyülü dünyasına ait birer parça olmuşlardı. Renklerin ve şekillerin gücünü anlayan Leo, bu büyülü macera sayesinde daha da meraklı bir bebek haline geldi. Ve böylece, Leo ve arkadaşlarının Gezegen Mavi'deki macerası sona erdi. Ancak bu sadece başlangıçtı, çünkü Renkçiyan'da daha birçok büyülü dünya ve sır keşfedilmeyi bekliyordu. Leo ve arkadaşları, Renkçiyan'ın güzelliklerini keşfetmeye devam ettiler, yeni maceraların ve sırların peşinden koştular ve her gün biraz daha büyüdüler. Ve işte, bu sevimli bebek hikayesi, Leo'nun Gezegen Mavi'nin sırrını çözme macerasını anlatıyor. Renklerin ve şekillerin büyülü dünyasına yapılan bu yolculuk, Leo ve arkadaşlarının hayal güçlerini ve meraklarını besledi. Ve kim bilir, belki de başka yeni maceralar ve sırlar keşfetmek için başka gezegenlere yolculuk yapacaklardı. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Bebek Hikayeleri ve Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gezegenler-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde uçsuz bucaksız gökyüzünde milyonlarca yıldızın içinde 7 tane gezegen varmış. Bu gezegenler durmadan güneşin etrafında döner onun için çalışırlarmış. Bu yüzden de aralarında büyük bir rekabet varmış. Bir araya gelince sürekli kendilerini över hepsi kendisinin daha önemli bir gezegen olduğunu iddia eder dururmuş. Aralarındaki bu rekabet artık o kadar çekilmez bir hale gelmiş ki büyük kavgalara dönüşmeye başlamış. Bir gün yine güneş hepsini davet etmiş. Hepsi tek tek gelmiş ve sohbet etmeye başlamışlar. Fakat yine kendilerini övecek ve diğerlerinden üstün gösterecek sözler söylemeye başlamışlar. İlk olarak Merkür başlamış konuşmaya Güneş, sana en yakın gezegen benim hatta sana diğerlerinden daha yakın olduğum için sıcak bir gezegenim. Mars gibi soğuk değilim. Diyerek Mars'ı küçüksemiş. Bunu duyan Mars sinirlenerek Soğuk bir gezegen olabilirim ama insanlar tarafından oldukça merak ediliyorum. Hiçbiriniz benim kadar araştırılmıyorsunuz. İnsanlar burada yaşamak için araştırmalar yapıyor demiş. Bunu duyan dünya lafa karışmış İnsanlar istediği kadar araştırma yapsın. Onlar için en güvenilir en uygun gezegen benim. Mavi gezegen derler bana canlıların eviyim. Demiş. Ardından Venüs Dünya, ben sana çok benziyorum bu yüzden kendini çok da önemli sanma! Diye sinirlenmiş. Fakat Jüpiter hemen müdahale etmiş ve Dünya'ya çok benziyor olabilirsin ama tersine tersine dönüyorsun. Ayrıca aranızda en büyük gezegen benim. Oldukça da hızlı dönerim. Kendinizi çok önemli sanmayın. Demiş. bu kadar tartışmanın arasında Uranüs de onlardan geri kalmamak için hemen kendini övmeye başlamış Hepinizden farklı olan benim, yana yatmış bir görünümüm var. Sizin gibi sıradan değilim diyerek kendini göstermiş. Bu sırada kendini övmek için konuşmaya hazırlanan Neptün'ün sözünü Satürn kesmiş ve Sen hiç konuşmaya başlama Neptün. Güneş'e en uzak olan sensin. Bir de bana bakın hepinizden daha farklıyım. Halkalarım var benim. Demiş. Bu tartışmalara sinirlenen Güneş Hepiniz çok önemli gezegenlersiniz. Hepinizin bir görevi var. Koskoca evrende adı bile olmayan milyonlarca küçük gezegen varken sizin bir adınız var. Benim etrafımda dönerek, bana uzaklığınız ge yakınlığınızla ya da pek çok diğer özelliğiniz ile siz çok önemli gezegenlersiniz. Bu kavga çok anlamsız. Diyerek azarlamış onları. Böylece gezegenler birbirlerine mahcup bir şekilde bakmışlar. Hatalarını anlamışlar ve birbirlerinden özür dilemişler. Sonra hep birlikte güneşin etrafında dönerek şarkı söylemeye başlamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gilgamis-destani-nedir/", "text": "Gılgamış destanının ortaya çıkış yeri Mezopotamya'dır. Tarihte yazılı destan olarak ilk olarak, ölümsüz olma arayışında olan kralı anlatır. Kral gılgamış Mezopotamya'nın Uruk şehrinde hükmünü sürer. Gılgamış destanı, kral öldükten bir asır sonra yazılarak günümüze ulaşmıştır. Mitoloji tarihi olarak sümer ve akatlarda yer alır. Destan akat dilinde yazılmış olup, on bir tablet şeklinde günümüzde bulunabilmiş. Tam olarak bulunamamasının sebebi ise, eksik tabletlerin olmasından kaynaklanır. Türkiye Boğazköy'de de bu destanın izlerinin olduğu söylense de tam olarak doğruluğu kanıtlanamamış. Destanda kralın özelliklerinden büyük bir övgü ile bahsedilir. Savaşçı olmasının yanı sıra denizde ve karada neler olup bittiği ile ilgili pek çok şeyi bilirmiş. Bu destanda anlatılan tufan, üç büyük din kitabında yer alır. Tufan hikayesinde ise dünyanın sular ile dolması anlatılır. Bu tufan hikayesi de gılgamış destanında yer alır. Suların dolup taşması hikayesini tanrıçaların başlattığını ifade eder. Gılgamış adına sahip olan kral, ölümsüzlüğü aramak amacı ile ölümsüz olan tek insanı bulmak için yollara düşer. O insanı bulmak istemesinin sebebi ise, o kişiden bu işin sırrını öğrenmek istemesi yatar. İnsanların katlanmakta zorluk çekeceği pek çok acıya, tehlikeye ve zorluğa kafa tutar. Bu çekilen zorluklardan daha önce hiç kimsenin geçmediği ve geçemeyeceği ifade edilir. Denizin üzerinden yellerin esmesi süresince de hiç kimsenin geçemeyeceği söylenir. Pek çok sıkıntı çekilmesinin ardından en sonunda gılgamış amacına ulaşır. Gılgamış, solgun yüzü ve çökmüş hali ile tek ölümsüz insana ulaşmayı başarır. Tek ölümsüz olan insanın ismi utnapiştim'dir. Utnapiştim çok uzakta olan bir yerde, ırmak ağzında bir yerlerdedir. Ölümsüz insan olan utnapiştimden su altında bulunan bitkinin ne olduğunu öğrenir. Su altında bulunan bu bitki ölümsüz olmayı sağlayan bitki olduğu için çok önemli gelir. Gılgamış hemen bu bitkiyi almak amacı ile çok soğuk olan bu suyun içine girer ve bitkiyi oradan kopararak alır. Fakat yılan bu koparılan bitkiden çıkan kokuyu duyar. Tatlı bir koku yayan çiçeği gılgamıştan kapar. Çiçeği alan yılan hemen deri değiştirerek bir kuyu içine girer. Gılgamış'ın bu otu yemesi gerekiyordu ama yılana kaptırmış oldu. Oturup ağlamaya başlayan gılgamış, bu bitkiyi yaşlılara vereceğini söyler. Kendisinin yiyeceğini söyleyen yazılarda söz konusudur. Gılgamış destanı sümerler hakkında bilgiler verir. Ölümsüzlüğü sağlayacak çiçek ile ilgili hikaye Lokman Hekimin verdiği bilgilere benzetilir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gizemli-ciglik/", "text": "Yağmurlu bir gündü. Gökyüzü ikiye ayrılacak gibi gürlüyordu. Sokakta hiç kimse kalmamış, tüm çocuklar evlerine gitmişti. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur damlaları Yasemin'in odasının camına vuruyordu. Hava iyice kararmaya başlamıştı. Yasemin evde tek başınaydı. Odasında kitap okurken birden elektrikler kesildi ve Yasemin o an ne yapacağını bilemedi. Annesi doktor, babası da polisti ve o gece her ikisi de nöbetçiydi. Yasemin koşar adımlarla mutfağa koştu ve çekmeceden mum çıkardı. Ancak bir türlü çakmağı bulamadı. AA, buradaki çakmak nereye gitti ya? Her yer kapkaranlık oldu, hiçbir şey de görünmüyor! diyerek kendi kendine konuşup el yordamıyla çekmeceden çakmağı aramayı sürdürdü ve bulamadı. Of ya, tam da gününü buldu elektriklerin kesilmesi, şimdi kocaman evde ne yapacağım? diyerek yavaş yavaş odasına doğru yürümeye başladı. Tam odasına girecekken binanın koridorundan bir çığlık sesi duydu ve o an ne yapacağını bilemeden olduğu yerde donakaldı. Kaç dakika boyunca adeta nefes almadan öylece kalakaldı. Sonra sanki birisinden kaçarmışçasına parmak uçlarında odasına gitti. Odasına girdikten sonra arkasına bile bakmadan yorganın altına girdi ve biraz önceki çığlığın neden kaynaklandığını düşünmeye çalıştı. Babasını aramayı düşünüyordu ancak telefonunu salonda unuttuğunu fark etti. Salona nasıl gideceğim şimdi! diyerek kendi kendine söyleniyor ancak yataktan çıkmaya bir türlü cesaret edemiyordu. En iyisi bebekler gibi emekleyerek salona gidip hızlıca telefonu almalıyım, diye düşünerek yatak odasından çıkmaya karar verdi. Gıcırdayan kapıyı yavaşça açan Yasemin, tam odasından dışarı çıkacakken mutfaktan bir ses duydu. Sanki mutfaktaki eşyalar Yasemine bir şeyler anlatmaya çalışıyormuş gibi sesler işitti ve yine olduğu yerde donakaldı. Buzdolabı, bulaşık makinesi hatta fırın bile on saniye arayla çatır çutur sesler çıkarıyordu. Yasemin; Allah'ım, aynı okuduğum romandaki gibi adeta eşyalar bana bir uyarı vermeye çalışıyor! Ne yapmalıyım? diye düşünerek yine olduğu yerde kaldı. Ama ses şimdi de salondaki televizyondan da gelmeye başladı. Şimdi de salondaki televizyon çatır çutur ses çıkarmaya başlamıştı. Tam bu sırada dışarıda dolu da yağmaya başladı. Yasemin'in penceresine taş atılıyormuş gibi sesler gelmeye başladı. Yoksa romanımdaki gibi bir hayalet mi geldi? Ya da babamın tutukladığı bir seri katil hapisten kaçtı ve beni mi öldürecek! diye düşünerek. Çığlık çığlığa tekrar yatağına koştu. Bu sefer annem ve babam gelene kadar odadan çıkmayacağım, diye düşünüyordu ama bir şeyler yapmalıydı. Hem bir çığlık sesi duymuştu hem de eşyalardan çatur çutur sesler. Bu sefer korkmadan yataktan çıkıp hızlıca salona gitmeliyim, diye karar vermişti ve yavaşça yatağından kalktığı anda birden elektrikler geldi ve tüm dünyası odasıyla birlikte aydınlanmıştı. Koşar adımlarla salona gitti ve babasını arayıp tüm olanları anlatmaya başladı. Babası da elektrikler kesildiği için eşyaların genleşip ses çıkardığını korkmaması gerektiğini söylemişti. Ancak koridordaki gizemli çığlık sesinin nedenini bir türlü bulamamışlardı. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gizemli-diyarlara-yolculuk-masali/", "text": "Lara gördükleri karşısında bir o kadar şaşkın ve meraklıymış. Parıltıları en son gördüğü yere doğru yürümeye başlamış. Sonunda havada uçuşan ve dans eden parıltıları bulmuş. Öyle büyük bir şaşkınlık yaşamış ki kendine gelmesi uzun zamana almış. Lara havada gördüğü ve parıltı sandığı küçük şeylerin aslında birer peri olduğunu anlamış. Periler babasının ona anlattığı tüm hikayelerde varmış. Bu durum karşısında şaşkınlığını daha fazla koruyamayan Lara hemen perilerin içine dalmış. Periler ona selam vermiş. Perilerin konuşabildiğini gören Lara büyük bir hayretle susmuş kalmış. Sonra perilerin arasından en tecrübeli olanı Lara'ya doğru yaklaşmış. Peri: ''Senin burada ne işin var küçük kız'', Lara: ''Merhaba peri ben buraya sizi görmeye ve gerçek olduğunuzu anlamaya geldim'' demiş. Küçük kız başlamış perilerle sohbet etmeye. Saatin ne kadar geç olduğunun farkında olmayan küçük kızı zorlu bir yolculuk bekliyormuş. Ormanın karanlığında Lara eve dönüş yolunu aramaya başlamış. Perilerle zamanın nasıl geçtiğini anlamadan oynamış ve dans etmişler. Hal böyle olunca Lara eve dönmek için biraz geç kalmış. Lara'nın ailesi onu çok merak etmiş. Lara'nın zor durumda olduğunun haberini alan periler hemen işe koyulmuş. Öncelik ailenin Lara'yı daha kolay bulması için onlara yanıp sönen sinyaller göndermişler. Böylece karanlık ormanda Lara'yı bulmak daha kolay hale gelmiş. Babası ve annesi Lara'yı perilerin ışıltılı kanatları sayesinde hemen buluvermiş. Lara eve döndüğünde babasına söz vermiş. Bir daha asla ondan habersiz iş yapmayacakmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gizemli-yolculugun-baslangici/", "text": "Küçük bir kasabada yaşayan yağız delikanlı Buğra artık büyüdüğünü ve kasabadan çıkarak kendi yolculuğunu yapmak istediğini ailesine söylemiş. Ailesi bu durum karşısında çocukları için en iyisinin gitmesi gerektiğine karar vermiş. Çünkü o artık özgür ve ayakları yere basan bir delikanlıymış. Yapacağı yolculuğu sırasında babası onu uyarmış ve yaşadıkları kasabanın çevresinde gizemli ormanlar olduğunu anlatmış. Tabi delikanlı bunların hepsini bir hikaye olarak dinlemiş ve önemsememiş. Babasına alaycı bir tavırla merak edilecek bir şey olmadığını ve yolculuğun çok rahat geçeceğini söylemiş. Orman yolculuğuna başlayan Buğra, gece konaklamak için kendine rota çizmeye başlamış. Konaklayacağı yerleri haritada işaretliyormuş. Çoğunlukla büyük yırtıcıların ulaşamayacağı korunaklı yerleri seçmeye karar vermiş. Sonunda haritasını oluşturarak yola devam etmiş. Yolculuğun ilk günü bir sorun yaşanmadan son bulmuş ve konaklayacağı noktaya istediği sürede ulaşan Buğra mutlulukla bu yolculuğun ne kadar kolay geçeceğini düşünmeye başlamış. Fakat bu durum o kadar kolay olmayacakmış. Orman yolculuğunun ikinci gününe gelen Buğra herhangi bir sorun yaşamadan ikinci konaklama noktasına ulaşmış. Gece çadırını kurarak ateşini yakmış ve karnını doyurmak için yanında yiyecekleri çıkarmış. Yiyeceklerini yerken bir ses duymuş ama pek önem vermemiş. Hatta sesin geldiği yerde sanki bir ışık bulutu geçer gibi olmuş. Gördüğünün göz yanılsaması olduğunu düşünen genç delikanlı yemeğini yemeğe devam etmiş. Yolculuğun üçüncü günü için uyanan Buğra uyandığında karşısında güzeller güzeli bir peri kızı görmüş. Ne olduğunu önce anlamamış. Hatta bu güzel kız onla konuşarak korkulacak bir şey olmadığını anlatmış. Genç delikanlı kızı görür görmez aşık olmuş. Gizemli diyarlardan gelen bu kız Buğranın konakladığı yere çok yakın bir mağarada yaşıyormuş. Kimsenin bilmediği bu mağara kızın kaçış noktası olmuş. Çünkü kötülerden kaçmak zorunda kalan güzeller güzeli peri kızı çok korkmuş ve günlerdir aç ve susuz yaşamak zorunda bırakılmış. Peri kızı yaşadığı zorlu yaşamı genç delikanlıya anlatmış. Peri kızının peşinde olanlar aslında perinin cildinde bulunan peri tozuna ulaşmak istiyormuş. Bu toz ile birbirinden farklı kötü amaçlı sihirler yapılabilirmiş. Peri kızından alınacak olan peri tozu miktarı onun ölümüne yol açacağı için peri kızı çareyi kaçmakta bulmuş. Peri kızı saklandığı yerden çıkarak genç delikanlıdan yardım istemiş ve delikanlı ise babasının ona anlattığı gizemli orman hikayesine artık inanmış. Peri kızını da alarak yaşadığı kasabaya götürmüş ve peri kızını orada asla bulamamışlar. Genç delikanlı ve peri kızı birbirlerine aşık olmuş ve bir ömür boyu mutlu yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gizli-bahcenin-sirri-masali/", "text": "Yıllar önce, geniş ve gizli bir bahçe vardı. Bahçe, eski bir malikanenin yanındaydı ve uzun süre terk edilmişti. Ancak bu gizli bahçenin sırları hala canlıydı. Bahçe, rengarenk çiçeklerle dolu, büyülü bir dünyaya ev sahipliği yapıyordu. Bir gün, mahallenin bir grup çocuğu, bu esrarengiz bahçeyi keşfetmeye karar verdi. Bahçenin kapısını açtıklarında, içlerinde heyecanla dolu bir dünya buldular. Çiçeklerin arasında yürürken, kuşların cıvıltısını ve rüzgarın hafif esintisini hissettiler. Bu çocuklar arasında birbirlerine bağlı bir arkadaşlık vardı. İsimleri Emma, Liam, ve Sophie'ydi. Bahçe, onların dostluğunu daha da pekiştirdi. Her gün bahçeye gelirlerdi, yeni çiçekleri keşfederler, oyunlar oynarlardı. Orman, onları sıradışı bir dünyaya götürdü. Rengarenk kuşlar, büyülü ağaçlar ve gizemli yaratıklarla doluydu. Çocuklar bu yeni dünyayı keşfederken, birbirlerine daha da yakınlaştılar. Zamanla, ormanın sırlarını çözmeye başladılar. Ormanın derinliklerinde gizlenmiş bir şelale keşfettiler ve suyunun sihirli iyileştirici özellikleri olduğunu fark ettiler. Bu sırları korumaya karar verdiler ve ormanın güzelliğine saygı gösterdiler. Gizli bahçe ve orman, çocukların aşkını büyüttü. Her gün birlikte yeni maceralara atıldılar, doğayı daha iyi anladılar ve arkadaşlık bağları daha da güçlendi. Emma, Liam ve Sophie, gizli bahçe ve onunla bağlantılı ormanın sırlarını her geçen gün daha da fazla çözüyordu. Ormanın derinliklerinde, eski bir pınarın yanında durdular. Pınarın etrafı yosunlarla kaplıydı ve suları berraktı. İçlerinden biri olan Liam, suyu elleriyle topladı ve bu suyun insanları iyileştirme gücünü keşfettiler. Çocuklar, bu sihirli suyu kimseye söylemeden korumaya karar verdiler. Onunla temas ettiklerinde enerji doluyorlar ve her anlarını bir mucize olarak yaşıyorlardı. Gizli bahçe ve orman, Emma, Liam ve Sophie'nin dostluğunu güçlendirdi. Birlikte geçirdikleri her an, onların bağını daha da sağlamlaştırdı. Artık sadece arkadaş değiller, bir aile gibiydiler. Böylelikle dostluğun önemi bir kere daha anlaşılmış oldu. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/goc-destani/", "text": "Göç destanı Uygur devletine ait bir destandır ve destanda Uygurların yaptıkları şöyledir. Bu destanın İran ve Çin kaynaklarına göre anlatılışında farklılıklar vardır. Bu kaynaklara göre Göç destanı şöyledir; Uygur ülkesinin bulunduğu Selenga ve Tolga ırmaklarının birleşmekte olduğu yerde Hulin Dağı bulunur. Bu dağ üzerinde iki tane ağaç bulunur. Bu ağaçlardan birisi kayın ağacıdır ve bir gece kayın ağacının üzerinde bir ışık belirir. Bu ışık hep kayın ağacında kalır ve ağacın gövdesi büyümeye başlar. Günler geçerken bu ağacın gövdesi ansızın yarılır ve içinden beş tane küçük çadır ve odacıklar ortaya çıkar. Bu odalarda ise ağızlarında emzik olan çocuklar vardır. Uygur halkı bu çocukları görünce çok şaşırırlar ve onların kutsal olduğunu düşünürler. Bu çocukların isimleri Sungur Tekin, Türek Tekin, Kutur Tigin, Us Tekin ve Buğu Tekin'dir. Uygur halkı bu çocukların Tanrı'nın izniyle gönderildiğini düşünürler ve aralarında en büyük olan Buğu Tekin'i kendilerine hakan seçerler. Yıllar geçerken Uygurların başında bulunan hakan oğluna Çinli bir prensesi gelin almak ister. Gah Tekin ile Çinli prenses Kiu Lien evlenir ve prenses kendisine ülkede bulunan Hatun Dağı'nda saray kurar. Günler geçerken prensesin sarayına falcılar gelir ve yaptıkları konuşmada Hatun Dağı yakınında bulunan Kutlu Dağı'nın alınarak Çin'e geçmesi durumunda Uygurların zayıflayacağını söylerler. Bunun üzerin Çinliler gelin olarak verdikleri prenses yerine bu dağı isterler. Uygurların başındaki hakanda devlet için kutsal olan bu dağı Çinlilere verir. Aslında hakan hata yapar çünkü Uygurlar tarafından bu taşın kutsal sayılma sebebi Uygurların parçalanmasını bu taşın önlüyor olmasıdır. Çinliler söz konusu dağı alırlar ancak söküp götürmek pek mümkün olmaz. Bunun üzerine Çinliler kayanın etrafında ateş yakarlar ve kayanın kızmasını sağlarlar. Kaya kızınca da üzerine sirke döküp kayayı parçalarlar. Böylece parçalara ayrılan kayaları alıp götürerek Kutlu Dağı yok ederler. Bu olay sonrasında dağın verilmesine karar veren hakan ölür. Ancak hakanın ölümü ile Uygurların sorunları bitmez ve kuraklık başlar. İnsanlar ve hayvanlar kuraklık sıkıntısı çekerler. Aradan belirli bir zaman geçince Uygur tahtına Buğu Kağan'ın torunu çıkar. Bu zamandan sonra insanlar, hayvanlar ve Uygur topraklarında bulunan her şey Göç Göz diye seslenmeye başlar ve göç kararı alırlar. Bunun üzerine de bilmedikleri ülkelere doğru göç etmeye başlarlar. Sonunda bir yerde dururlar ve buraya yerleşirler. Yerleştikleri bu yere de Beş Balıg adını verirler. Burada yerleşik hayata geçerek çoğalırlar. Bu destanın İran kaynaklarında anlatılışında birkaç farklılık bulunur. Ayrıca söz konusu İran kaynaklarında göç olayının yanı sıra Uygurların Maniheizm dinine geçişlerine de yer verilir. Bu kaynaklarda Bögü Kağan'ın hakanlığı zamanında yaptıkları ve onun sayesinde Uygurların Mani dinini benimseyip kendi özelliklerini kaybetmelerine yer verilir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gokkusagi-gemisinin-yolculugu/", "text": "Elif adında tatlı bir bebek, hayatı ve dünyayı keşfetmeye bayılıyordu. Onun odası, rengarenk oyuncaklarla ve canlı renklere boyanmıştı. Ancak en çok ilgisini çeken şey, gökkuşağının muhteşem renkleri ve duyguların farklı tonlarıydı. Elif, her rengin ve duygunun kendine özgü bir dünyası olduğunu düşünüyordu. Bir sabah, Elif uyanır uyanmaz, odasının penceresinden gökkuşağına bakarken bir şey fark etti. Gökkuşağı, bu sefer sıradışıydı. İnci beyazı bulutların üstünde parlıyor ve altın renkte bir gemiye benziyordu. Elif, bu geminin Gökkuşağı Gemisi olduğunu fark etti ve içinde neler olduğunu öğrenmek için hemen hazırlandı. Gökkuşağı Gemisi, Elif'i almak için penceresine yaklaştı ve büyülü bir ışık saçarak onu içine çekti. Gemide, rengarenk odalar ve farklı duyguların temsil edildiği alanlar vardı. Elif, bu büyülü gemide farklı renklerin ve duyguların dünyasını keşfetmeye başladı. Gemi mavi bir odaya doğru ilerledi. Bu oda huzur ve sakinlikle doluydu. Elif, kendini hafiflemiş ve sakin hissetti. Burası, denizin sakinliği ve gökyüzünün derin mavisi ile doluydu. Daha sonra, gemi sarı bir odaya geldi. Bu oda neşe ve mutlulukla doluydu. Elif, sarıda kayboldu ve gülmekten yoruldu. Burada, güneşin parlaklığı ve çiçeklerin coşkusu vardı. Gökkuşağı Gemisi, yeşil bir ormana doğru yol aldı. Bu oda, doğanın canlılığı ve tazeliği ile doluydu. Elif, ağaçların gölgesinde yürümekten ve çiçeklerin arasında koşmaktan keyif aldı. Daha sonra, gemi turuncu bir odaya geldi. Bu oda enerji ve heyecanla doluydu. Elif, burada hızlı koştu ve çırpıcı turuncu kuşlarla dans etti. Burası, macerayı çağrıştıran bir enerjiye sahipti. Gemi, son olarak kırmızı bir odaya geldi. Bu oda, duyguların en yoğun olduğu yerdi. Elif, burada sevgiyi ve coşkuyu hissetti. Kırmızı odada, kalp atışları ve kahkahalar yükseldi. Gökkuşağı Gemisi, farklı renklerin ve duyguların dünyasını keşfettikten sonra, Elif'i tekrar odasına geri götürdü. Elif, bu büyülü yolculuktan dönüşünde gökkuşağının rengarenk dünyasını daha derinden anlamıştı. Her renk, duygu ve hissin kendine özgü bir güzelliği vardı ve bu güzellikleri keşfetmek, hayatın tadını çıkarmak anlamına geliyordu. Elif artık her renkte bir duygu yaşamanın ne kadar özel olduğunu biliyordu. Ne zaman mutlu hissetmek istese, sarı odasına gider ve neşe dolu anlar yaşardı. Hüzünlü olduğunda, mavi odasına gidip huzur bulurdu. Her renk, ona hayatın farklı yönlerini deneyimleme fırsatı sunuyordu. Elif'in Gökkuşağı Gemisi'nin Yolculuğu sona erdi, ama bu yolculuk ona renklerin ve duyguların büyülü dünyasını keşfetme fırsatı verdi. Artık her gününü bir macera olarak görüyor ve her rengin ve duygunun tadını çıkararak büyümeye devam ediyordu. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gokkusaginin-ucunda-gizli-hazine-masali/", "text": "Bir zamanlar, efsanevi bir ülkede, gökkuşağının ucunda gizli bir hazine olduğuna dair bir efsane anlatılırdı. Bu eşsiz hazine, sadece kalbi saf ve iyilik dolu olanların ulaşabileceği bir yerde saklıymış. Bu gizemli hazine, insanların en büyük dileklerini ve hayallerini gerçekleştirebilecek sihirli bir güce sahipmiş. Ülkenin köylerinden birinde, sevgi dolu ve neşeli bir kız çocuğu olan Aylin yaşarmış. Aylin, gökkuşağının ucunda gizli hazine efsanesini büyüleyici bir masal gibi dinler ve gözlerinde parlayan ışığı hayal ederdi. Onun kalbi, sevgi ve iyilikle doluydu, bu yüzden gizli hazinenin izini sürebilecek nadir insanlardan biriydi. Aradan biraz zaman geçtikten sonra da köyde düzenlenen bir eğlenceye katılan Aylin, gökkuşağının belirdiği sırada büyülü bir his yaşadı. Kalbindeki istekle birlikte gökkuşağına doğru yolculuğa çıktı. Çocuklar gibi koşarak gökkuşağına doğru yaklaştı, ancak gökkuşağı ona sürekli bir adım daha uzak gibi görünüyordu. Ancak Aylin, vazgeçmedi ve kalbindeki saf niyetle yoluna devam etti. Gökkuşağı, ona doğru renklerini huzurla yayıyordu. Aylin, yolculuğunda birçok zorluğa ve engelle karşılaştı, ancak kalbi ona güç veriyordu. Sonunda, gökkuşağının ucunda gizli hazineye ulaştı. Büyülü bir bahçeye adım attığında, gözleri parlayan altın ve değerli taşlarla dolu bir sandıkla karşılaştı. Sandığın kapağını açtığında içinde dünyanın en değerli hazinesi olduğuna inanılan bir elmas vardı. Bu sihirli elmasın dilekleri gerçekleştirebilecek güce sahip olduğuna inanılıyordu. Aylin, düşünmeden dileğini dile getirdi. Kalpleri sevgiyle dolsun, herkes mutluluk içinde yaşasın, diye fısıldadı. Sihirli elmas parıldadı ve dileği gerçekleştirdi. Aylin'in dileği, ülkenin her köşesine yayıldı ve insanların kalpleri sevgiyle doldu, mutluluk içinde yaşamaya başladılar. Aylin, sihirli elması gökkuşağının ucunda bıraktı ve köyüne geri döndü. Artık onun dileği, efsanevi hazineyi elde etmek değil, sevgiyle dolu kalpleri ve mutlu bir ülke oluşturmaktı. Gökkuşağının ucunda gizli hazine efsanesi, Aylin'in cesareti ve saf kalbi sayesinde gerçekleşmişti. Aylin'in dileği, sihirli bir elmas değil, sevgi ve mutluluktu. Bu güzel masal, sevgi ve iyiliğin gücünü vurguluyor ve insanların kalplerini nasıl doldurabileceğini öğretiyordu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/goklerden-gelen-prenses-masali/", "text": "Hiç kimsenin bilmediği diyarlarda yaşayan prenses kendinden farklı bir hayat yaşayan canlıları merak eder. Göklerde yaşayan prenses en büyük hayali olan karada farklı arkadaşlar edinmek ister. Fakat kara onun için son derece tehlikelidir. Çünkü karadan tekrar göklere inmesi imkansızdır. Ailesi bu hayalinden vazgeçmesini söyler. Prenses çok hayalperesttir. Bir gün bu hayalperestliğinin başına büyük olaylar getireceğini bilemezdi. Gök krallığında yaşayan prenses arkadaşlarıyla oyun oynarken çok önemli bir şey fark etti. Gizli bir geçit olduğunu gördü. Bu geçidin karaya gittiğini biliyordu. Fakat emin değildi. En yakın arkadaşıyla bu geçidi kullanmaya karar verdiler. Korku ve heyecan vardı. Ama son derece kararlılardı. Geçidi kullandıktan sonra gördüklerine inanamadılar. Geçit merdivenlerden oluşmuştu. Son basamağa indikten sonra masmavi bir deniz yemyeşil bir orman ve altınlar gördüler. Oldukça ihtişamlı bir görüntü onları çok etkiledi. Fakat etrafta kimse yoktu. İlerledikten sonra gördüler ki birbirinden farklı yiyecekler masada duruyordu. Yiyecekleri yemek için masaya doğru yöneldiler. Tam bir ısırık alacakken ormanın derinliklerinden bir ses geldi. Üzerlerinde bir anda önünü göremeyecekleri bir örtü ile birilerinin onları tuttuğunu anladılar. Bunlar yerlilerdi. Yerli kabilesi prenses ve arkadaşını rehin almıştı. Ayrıca bu kabile son derece tehlikeliydi. Prenses ve arkadaşındaki mühür göklerden geldiğini gösteriyordu. Kabilenin büyüklerinden biri bu mührü gördü. Mühür kutsal olduğu için ikisine de dokunmadılar. Fakat tutsaklıkları sürdü. Sadece günde bir kez yemek veriliyordu. Zindanda her geçen gün prenses için son derece zordu. Kurtulmak istiyordu fakat hiçbir şey yapamıyordu. Prenses özel yetenekleri olduğunu bilmiyordu. Göklerde yaşayanların bazı özel yetenekleri vardır. Bu yetenekler sadece krallık soyunda bulunanlara aitti. Prensesin kulağına bir ses fısıldadı. Artık zamanı geldi diyordu bu ses. Prenses önce ne olduğunu anlayamadı. Özel yeteneği olduğunu bilmiyordu. Bu ses tekrar ona yapması gerekenleri anlattı. Prenses ayağa kalktı ve arkadaşıyla birlikte zindandan kurtulmak için harekete geçti. Arkadaşının elini tutarak göklere doğru baktı. Baktığı yerde uzun bir ışık hüzmesi görüldü. Bu ışık onun nerede olduğunu belirten bir işaretti. Kısa süre içerisinde krallık muhafızları prensesi ve arkadaşını buldu. Prenses karaya inmenin cezasını çekti. Fakat gördü ki kendi yetenekleri oldukça farklıydı. Yetenekleri için özel bir eğitim aldı. Krallıkta aldığı bu eğitim ile birlikte kendini geliştirdi. Kral yaptığı harekete çok kızsa da kızının bu özel yeteneğini gördükten sonra onu her zaman destekledi. Zaten prenses yaptığının büyük bir hata olduğunu öğrenmişti. Bir daha aynı hatayı yapmaz. Özel yeteneği birçok anlamda krallığa fayda oldu. Sadece kendisinde bulunan çeşitli yeteneklerle birlikte prenses insanlara iyi gelmeye başladı. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gokten-dusen-uc-elma-masali/", "text": "Zaman, zaman içinde, kalbur saman içinde. Bu sözün önü var, arkası yok. Gömleğimin yeni var yakası yok. Sabır da bir huydur; suyu var, tası yok.. Bir varmış, bir yokmuş. Develer tellal iken; ben de anamın beşiğini tıngır mıngır sallar imişim. Böyle geçerken günler, çok eski zamanların bir tanesinde, dünyanın en iyisi, meleklerin de en meleği bir padişah yaşarmış. Bu padişahın, sayamayacağı kadar çok eşyası varmış. Çok zenginmiş, çok varlıklıymış ama ne yazık ki hiç çocuğu yokmuş bu adamcağızın. Padişah gittikçe yaşlanıyormuş. Yaşlandıkça da içindeki bu ukde gittikçe büyümeye devam ediyormuş. Günlerden bir gün akıllı bir pir, bu padişahın derdini öğrendikten sonra ona 'kolayı var' demiş ve başlamış akıl vermeye. Demiş ki: Bu sözler üzerine padişah öyle güzel bir bahçe yaptırır ki dillere destan, gözlere şölen bir bahçe olur. Padişah bahçeyi yaptırınca hemen çocuğu olacağını düşünür. Fakat bu konuda hiçbir müjde gelmez bir türlü. Bu müjdeli haberin gelmeyişine mi kızsın, çocuğunun olmayışına mı ağlasın, yoksa boş yere bu bahçeyi yaptırdığına mı sinirlensin? Ne yapsın bu adam? Padişah başlar, sinirinden bahçeyi dağıtmaya. Çiçekleri ezer, çimlerin üzerinde tepinir, bütün bahçeyi dağıtır. Bunun üzerine hanımı, yalvar yakar adamı durdurabilmiş, az da olsa padişahın sakinleşmesini sağlayabilmiştir. Padişahın hanımı, bu bahçeyi yapıldığı günden beri çok sevdiğinden, hep bahçede dururmuş, çıkmazmış bu bahçeden. Ağaçlarla konuşur, derdini anlatırmış. Bir gün oldukça yaşlı olan bir elma ağacı hanımın bu durumuna üzülmüş ve dile gelip hanım ile konuşmaya başlar ve ona akıl verir. Elma ağacı: Benim tohumlarımdan al bahçenin bir yerine dik. Bir gün sana elma verecek. O elmanın yarısını sen yersin, yarısını da padişaha yedirirsin, demiş. Harika masallar var.Her gece ikiz kızlarıma okuyorum.Emegi geçen herkese teşekkür ederim. Bugün parçamı uyutmak için okuyorum bu masalı. Bu masalı sesinde huzur bulduğum sevgiliye okudum . Ben okurken çoktan uyuya kalmıştı ama olsun. Bende bu masalı prensesim betülüme okudum baba sen okumadan uyuyamıyorum diyor. Bu masalı her zerresinde kaybolduğum kadına okudum. O şuan en tatlı uykusunu geçirirken ona bu masalı okumanın huzuruyla bende yatıyorum. İyi uykular şarapsal kadın."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gonul-dagi-turkusunun-hikayesi/", "text": "Gönül dağı, yıllarca anlamı yanlış anlaşılan Neşet Ertaş' In hisli duygu dünyasını yine kendisinin açıklaması gereken o müthiş türkü. Türkü genellikle kendi söz ve bestelerinden oluşan seslendirmeler yapan Neşet Ertaş' a aittir. Ve seslendirdiği günden bu yana değerini yitirmemiş artarak sürdürmüştür. Herkes Neşet Ertaş in çok hisli bir aşık olduğunu bilir. Yine herkes Neşet Ertaş in Leyla sini da bilir. Babasının Leyla' yı hor gören bir sözünün üstüne bugün kadına verilmesi gereken değeri anlatmak üzere her yerde gördüğünüz o sözü söylemiştir. Demiştir ki anneler, kadınlar insandır erkekler insanoğlu. Kitlelerin halkların toplumların böyle bir insanı sevmemesi ne mümkün değil mi? Birçok türkü yapmıştır Neşet Ertaş ve hiç biri diğerinden daha az güzel değildir. Mesela bir Gönül Dağı türküsü vardır ki aşkın kanunlarını yazmıştır desek abartmış olmayız. Bu türküden bir aşk hikayesinin nasıl süreceği duygular eskimeden nasıl devam edeceği ömürlük ilişkilerin aslında bu esaslara dayandığını kolaylıkla anlayabilirsiniz. Yürek dağlandığında gözler, aşkın asaletine yakışır gizlilikte aşkın esrarlı güzelliğine yaraşır yaşlar döker gizli gizli. Sakin bir kuytuda kalp sevdasını bulunca, dile gelmez duygular taşar dil susar hal konuşur gizli gizli. Kişi sanır ki kalpten taşan göğse sığmaz, kelimeler bu hissi anlatamaz. Tanıdık bir yüz, sevilen bir seda ile çağırılmayınca kişi, yakınlar uzak olur. Gittiğin yerlerde gönlünü titreten biri yoksa her yol varılmaz aranan bulunmaz olur. Aradığını sen bulsan bile onun aradığı sen değilsen kapısı vurulmaz, çalınmaz içeri buyur edilmeden girilmez. Herkesi birbirine yakın kılan yaratandan hediye bir sevgi damarı var. Cananın canda hissettiği, gördüğünde attığı, sevdiğinde bildiği işte o görülmez aynı Gönül inceliğine sahip olanlarda karşılıklı hissedilir. Gönül cananını bulursa o damar bağlama teline dönüşür Neşet Ertaş' ta. Ve seslenir Leylasına. Gönülden gönüle giden yolda bulduğu O dur. O gizli bir yoldur oradan gel sevgiden gel, o hisle gel. Bu yolu bilen pek yok his gizli, yol gizli. Sabahın en güzel saatinde kuşlar yeni ötüşürken, gözlerini ovuştururken, kirpiklerin dağınıkken gel diyor Neşet Ertaş. Tüm dünya uyurken, sevdanın sesini duyanlar dışında her şey tüm evren uyurken gel. Bu yol gizli bu kalpten kalbe hissedilen yol, bileni yok göreni yok yine de duymayan yürekler görmeden gel. Sevdanın özünü gör gel Yaratana seni bağlayan aşk, bunu bil gel diyor. Bu yolu Rabbinin gönlüne açtığını yalnız onun kalbine sızdırdığı saf sevgiyi hissedenler bilir, bil de gel diyor Neşet Ertaş. Gönül Dağı kor olmadan gel. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gorilcik-osmi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Gökkuşağı ormanında çiftliği olan bir goril ailesi yaşıyormuş. Baba goril çiftlik işleriyle uğraşır tarla ile ilgilenirmiş. Anne goril ise ev işleriyle uğraşırmış. Evin en küçük oğlu ise kümes hayvanlarıyla ilgilenirmiş. Ama işinden de pek memnun olduğunu söyleyemeyiz çünkü kendini büyük görür daha fazla yük istermiş. Tavuklarla uğraşmak bizim küçük Osmi'ye basit gelirmiş. Artık ben büyüdüm, tarlayla da ben ilgilenebilirim, sebzeleri de ben sulayabilirim. Ama babam izin vermez ki. En iyisi bunu babama kanıtlamalıyım. demiş kendi kendine. Eline tırpanı almış ve annesinden babasından habersiz tarlayı sürmeye gitmek için yola koyulmuş. Yolda giderken arkadaşı küçük tavşan Babi'yi görmüş ve ona da her şeyi anlatmış. Kendine güvendiğini ve bunu ailesine ispatlamak için tarlayı süreceğini anlatmış. Küçük Babi; Hadi öyleyse ben de aileme yardıma gidiyordum beraber gidelim o zaman demiş. Beraber çalışmaya karar vermişler. Osmi önce tarlayı sulamalıyız demiş, Babi ise hayır önce kazmalıyız demiş. Ama sulamaya karar vermişler. Çeşmenin yanına gidip hortum bağlı olan suyu açmaya çalışmışlar. Bütün köylü aynı sudan faydalanıyormuş yani ortak çeşme imiş. Osmi biraz korkmuş çünkü su açılmamış. Babi korkma demiş yaparız bu işi ve musluğu zorlayınca musluk kırılıp ellerinde kalmış ve bütün su hızlı bir şekilde akmaya başlamış. İkisi de çok sevinmiş ve tarlayı çabalamaya başlamışlar iş gerçekten yapabildiklerine inanmışlar. Ama su çok hızlı akmaya başlamış suyu kontrol edememişler. O kadar hızlı akmış ki bayan Köstebek in evi sular içinde kalmış. Komşu domuzcuk un bahçesi sular içinde kalmış sebzelerini hepsini sular götürmüş. Osmi ve Babi koru ve telaştan ne yapacaklarını şaşırmışlar ve oldukçada korkmuşlar. Köstebekten çok özür dilemişler. Bay domuzcuğa durumu anlatmaya çalışmışlar ama herkes üzüntü ve sinir içindeymiş. Küçük Babi ve Osmi ailelerinin yanına koşmuşlar olan biten her şeyi anlatmışlar. Baba Gorilcik komşularının yanına gelip çok özür dilemiş. Babi ve Osmi'nin babası bu tür işleri ailenizden habersiz yapmamalısınız. Bir büyük eşliğinde yaparsanız daha güvenli olur. Böylelikle etrafa da zarar vermemiş olursunuz. Babi ve Osmi komşuları için ve aileleri için çok üzgünlermiş. Anne goril. Bu mahcubiyetinizi komşularımızın zararını tamir ederek biraz olsun hafifletebilirsiniz. Mesela bayan köstebeğin evini beraber temizleyip eşyaları kurutup yeni den eski haline çevirmesine yardımcı olabilirsiniz. Ardından bay domuzcuğun bahçesinde beraber çalışıp, yeni hatta daha güzel bir bahçe kurmasına yardımcı olabilirsiniz tabii ki önce onlarda izin isteyerek ve tabii ki onlarla beraber yaptığınız yanlışı telafi edebilirisiniz. Bu durum Babi'nin ve Osmi'nin hoşuna gitmiş. Biraz olsun kendilerini rahat ve suçluluk duygusunu bastırmaları için iyi gelecekti. Ve aynen denilenleri yapan bayan köstebeğe ve bay domuzcuğa yardımcı olmuşlar. Ve bir daha boylarından büyük işler yapmamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gorunmez-adam-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Zamanın birinde, bir kasabada adamın biri hem varmış hem de yokmuş. Bu adam herkesi görür ama hiç kimse onu göremezmiş. Ancak adam isterse görmelerine izin verirmiş. Bu yüzden herkes onu Görünmez Adam olarak çağırırmış. Bu sebepten dolayı adamın ismini duyan ya da bilen yokmuş. Çünkü adam, artık Görünmez Adam olarak hafızalarda yer almış. Bu özelliğe sahip bu adam, bu özelliğini insanların faydasına olacak şekilde kullanmaya çalışırmış. Nerde bir haksızlık olsa müdahale eder ve haklı olanın hakkını haksız olandan alıp haklı olana teslim edermiş. Bir akşam sokakta eve doğru yürüyormuş. Etraf karanlık ve hava soğukmuş. Bir kadın iş çıkışı evine gidiyormuş. Kapüşonlu bir adam aniden belirmiş. Kadının arkasından sessiz ve usulca kadına yanaşmış. Kadının kolundaki çantasını kaptığı gibi koşmaya başlamış. Bunu gören adam, hemen görünmez olup kendisine doğru koşan adamın önüne geçmiş. Adam hızlıca koşmaya devam ediyormuş. Görünmez adama yaklaşınca sert bir kayaya çarpar gibi görünmez adama çarpmış ve o şiddetle olduğu yere yığılmış. Adam ne olduğunu anlayamamış. Görünmez adam biraz bekleyip adamı izlemeye koyulmuş. Adam tam ayağa kalkacakken adamın ayağına bir çelme takmış ve adam olduğu yere kapaklanmış. Adam tekrar ayağa kalkıp kaçmaya çalışmış ve görünmez adam yüne adamın ayağına çelme takmış. Adam yere düşmüş. İçine büyük bir korku girmiş adamın ve bir daha böyle bir şey yapmayacağına dair söylenmeye başlamış. Bunu duyan görünmez adam adamın elindeki çantayı çekip almış ve kadına doğru yürümeye başlamış. Bu durum karşısında iyice korkuya kapılan hırsız, olduğu yerden hemen kalkıp koşmaya başlamış. Görünmez adam kadına doğru ilerlerken normal bir hale bürünmüş ve kadına çantasını teslim edip yoluna devam etmiş. Sahip olduğu bu özelliği bu gibi vakaları çözmek için kullanan görünmez adam, kötü niyetli birçok kimsenin korkulu rüyası haline gelmiş. Görünmez adamın yaşadığı kasabada, bir zamanlar üst safhalarda olan suç oranları minimum seviyeye düşmüş ve kasaba halkı, içinde bulundukları bu durumdan oldukça memnun kalmışlar. Elbette onlar da bu durumun ortaya çıkmasında görünmez adamın parmağının olduğun çok iyi biliyorlarmış. Görünmez adam, sahip olduğu bu özellikten almış olduğu iyi neticeler dolayısıyla oldukça memnun bir haldeydi. Bir şekilde insanların hayatlarına dokunmak ve bu konuda ana etken olmak ona iyi geliyordu. Tıpkı onun da başkalarına iyi geldiği gibi. Bu yolda elinden geldiğince yürümeye devam edeceğine dair kendisine büyük bir söz vermişti. Şahit olduğu her kötülüğe müdahale edip buna engel olmaya çalışacaktı. Bunu yapmıştı ve bu konuda oldukça başarılı da olmuştu. Bu başarı neticesinde kasabadaki çocukların neredeyse hepsi görünmez adam olmak için hayaller kurmaya ve bu yönde oyunlar oynamaya başlamıştı. Görünmez adam, bir efsane olma yolunda önemli bir adım atmıştı. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gul-perisi-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Bir zamanlar perilerin ülkesinde bahçelerinin tam ortasında gül ağacı varmış. Bu gül ağacının en üstünde küçük bir gül perisi yaşarmış. Bu peri o kadar küçükmüş ki kimse tarafından görülmemiş. Kanatları o kadar uzunmuş ki omuzlarından aşağı kadar sarkıyormuş. Bu küçük ve güzel perinin güllerin her yaprağı yatağıymış. Gülden oluşan evinin odaları mis gibi kokarmış. Gül perisi yazları, ılık güneşin altında çiçekten çiçeğe konar, kelebeklerin kanatları üzerinde dans eder ve incecik kanatları ile ıhlamur yapraklarının üzerinde koşup akşam edermiş. Gül perisi en çok yaz mevsimini severmiş. Havalar sıcak olduğu için bütün çiçek arkadaşları ile oyunlar oynayıp, daha çok vakit geçirebiliyormuş. Gül perisinin sıcağı sevdiğini duyan yağmur damlaları bu duruma çok üzülmüş. Gül perisi beni ve bulutları sevmiyor, diye düşündüğü için uzun bir süre yağmur damlacıklarını gül perisinin yanına getirmemiş. Bir gün gül perisi kanatlarının çok kirlendiğini fark etmiş ve yağmur damlacıklarına ihtiyacı olmuş. Fakat yağmur damlacıklarının uzun zamandır olmadığını anlayıp ona seslenmiş; Yağmur damlacıkları sizi çok özledim neredesiniz gelin oynayalım beraber. demiş. Yağmur damlacıkları gül perisini duymasına rağmen ona kırgın oldukları için cevap vermiyormuş. En sonunda; Çok işim var gül perisi şuan seninle oynayamam. Seninle sonbaharda görüşürüz. demiş. gül perisi yağmur damlacıklarının kendisine küs olduğunu bilmeden, yağmur damlacıkları ise gül perisini yanlış anladığından habersiz uzun zaman görüşmeden yaşamlarını sürmüşler. Birbirlerini özlemelerine rağmen uzun süre daha görüşmemişler. Bu masal da bu şekilde sona ermiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gulen-ay-isigi-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir krallıkta Ay Kraliçesi yaşıyordu. Ay Kraliçesi, geceleri gökyüzünde parlayan ve insanlara huzur veren güzel bir ışıktı. Krallığında herkes ona hayrandı ve onun güzel ışığını izlemek için her gece dışarı çıkardı. Bir gece, Ay Kraliçesi gökyüzünde dolunay olarak parladı. Her zamankinden daha parlak ve daha büyüleyici görünüyordu. Ancak bir sorun vardı, Ay Kraliçesi'nin yüzünde bir burun olduğunu fark etti. Bu onu çok üzdü çünkü güzelliğini bozan bir şeydi. Ay Kraliçesi, burun konusunda çok endişeliydi. Kendini karanlık bir köşeye çekti ve üzgün bir şekilde ağlamaya başladı. O sırada gökyüzünde ufacık bir yıldız belirdi. Yıldız, Ay Kraliçesi'nin üzgün olduğunu görünce yanına yaklaştı. Yıldız, Ay Kraliçesi'ne güzel bir hediye getirdi. Bu sihirli bir tozdur dedi. Eğer bu tozu burnuna sürersen, burun kaybolacak ve güzelliğin eski haline dönecek. Ay Kraliçesi sevinçle tozu aldı ve burnuna sürdü. Ve gerçekten de sihirli toz işe yaradı! Ay Kraliçesi'nin burunu kayboldu ve yüzü tekrar pürüzsüz ve güzel bir şekilde parlamaya başladı. Ay Kraliçesi çok mutluydu ve teşekkür etmek için yıldıza sarıldı. Ay Kraliçesi, yıldıza olan minnettarlığını ifade etmek için hemen kabul etti. Bir sihirli değnek kullandı ve gökyüzünden küçük bir parça alarak ona verdi. Bu parlak ve küçük ışık parçası, yıldızın yanında parlamaya başladı. O zamandan beri, Ay Kraliçesi'nin yanında her gece küçük bir yıldız parlar. İnsanlar bu ışığı görerek Ay Kraliçesi'ni hatırlarlar. Ay Kraliçesi ise yıldıza minnettarlıkla gülümser ve onunla birlikte gökyüzünde parlar. Ve bu şekilde, Gülen Ay Işığı hikayesi krallık boyunca anlatıldı. İnsanlar, Ay Kraliçesi'nin güzelliğine hayran olurlar ve yıldızın parlaklığını gördüklerinde onlara hatırlatırlar: Gerçek güzellik, içten gelen bir gülümsemeye sahip olmaktır. Ay Kraliçesi ve küçük yıldızın hikayesi sonsuza dek sürdü. Onlar, insanların kalplerinde güzellik ve umut bırakan ışıklar olarak hep hatırlanacaklardı. İnsanların onlardan öğrenecekleri aslında çok şey vardı. Hikaye yıllar boyuncu insanların bir birine anlattığı ve ders çıkardığı bir hikaye olarak uzun yıllarca anlatıldı. Çocuklar ve büyükler burada anlatılanlardan çok önemli dersler çıkardılar ve hayatlarını buradan çıkardıkları dersler doğrultusunda şekillendirdiler. Her zaman için burada anlatılanların ne kadar doğru olduğunu tekrar tekrar anladılar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gumus-ayakkabi-ve-cocuk-masali/", "text": "Bir zamanlar, fakir ve masum bir çocuk, hayatını zorluklarla geçiriyordu. Ancak çocuğun hayali, ayaklarında pırıl pırıl parlayan gümüş ayakkabılar giymekti. Geceleri yıldızlara bakan çocuk, gümüş ayakkabılarının onu mutlu ve özgür kılacağına inanıyordu. Bir gün, çocuk ormanda dolaşırken, esrarengiz bir bayanla karşılaştı. Bayanın elinde sihirli bir kutu vardı ve içinde parlayan gümüş ayakkabılar duruyordu. Bayan, çocuğun içindeki hayali bildiğini ve ona gümüş ayakkabıları vereceğini söyledi. Ancak bayan, gümüş ayakkabıları çocuğa vermeden önce de bir şart koştu. Ayakkabıları almak için çocuğun kalbinin saf ve sevgi dolu olması gerektiğini belirtti. Kalbi saf ve iyi niyetli olmayanların ayakkabıları taşıyamayacağını açıkladı. Çocuk, içindeki saf kalbiyle bayana doğru cevap verdi. Kalbinin sevgiyle dolu olduğunu ve gümüş ayakkabıları iyi niyetle taşıyacağını söyledi. Bunun üzerine bayan, çocuğa sihirli gümüş ayakkabıları verdi. Çocuk, ayakkabıları giydiği anda büyülü bir deneyim yaşadı. Ayakkabılar, onu hafifletmiş ve uçarcasına koşmasını sağlamıştı. Artık çocuk, sevgi ve umutla dolu bir enerjiyle her yere gidebilirdi. Gümüş ayakkabılarıyla çocuk, evinden ve hayatındaki zorluklardan uzaklaşarak masalsı bir yolculuğa çıktı. Yıldızların altında dans etti, kuşlarla şarkılar söyledi ve tüm doğal güzelliklerin tadını çıkardı. Ancak bir gün, çocuk ayakkabılarından uzaklaştı. Başkalarının mutluluğu için harcadığı çabalar, onun kalbindeki saf niyetiyle ödüllendirilmişti. Artık ayakkabılar onun için önemli değildi. Çünkü gerçek mutluluğun, içindeki sevgi ve iyi niyetle olduğunu anlamıştı. Çocuk, gümüş ayakkabılarını tekrar sihirli kutuya yerleştirdi ve bayana geri verdi. Sihirli ayakkabılara veda ettiğinde bile yüzündeki mutluluk eksik olmuyordu. Hayatta, gerçek mutluluğun kalbindeki sevgi ve iyilikle olduğunu öğrenen çocuk, bu deneyimle büyümüştü. Artık çevresine yardım ederek ve sevgiyle davranarak insanların kalplerinde güzellikler bırakıyordu. Gümüş Ayakkabı ve Çocuk masalı, saf kalbin gücünü ve içimizdeki hayallerin gerçekleşmesini anlatan masalsı bir hikayeydi. Çocuğun gümüş ayakkabılara olan arzusu, içindeki sevgiyle birleşince gerçek mutluluğu ve özgürlüğü bulmuştu. Bu eşsiz masal, sevgi ve iyilik dolu kalplerin sonsuz gücünü hatırlatan masal ülkesinin en değerli hikayelerinden biriydi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gumus-gozlu-dev-masali/", "text": "Evvel zaman içinde devlerin hüküm sürdüğü bir ülkede yer alan Kafdağı'nda iyi niyetli bir dev yaşarmış. Bu dev parlak gümüş rengi gözlere sahip olduğundan dolayı Gümüş Gözlü Dev olarak anılırmış ve insanlara iyilik yapmadan duramazmış. Kimin ne yardıma ihtiyacı olsa hemen koşar yaparmış. Ancak bu devin yaşadığı ülkenin hükümdarı olan Sarı Dev onun aksine son derece zalim ve kötü biriymiş. Bu dev hatalı gördüğü herkes için ölüm emri verirmiş. Bu sayede de ülkeye korku salarak yönetirmiş. İyi kalpli olan devin kardeşi ise Sarı Dev emrinde çalışırmış. Sarı Dev'in kötülüğünü duyan Gümüş Gözlü Dev her gün kardeşine bir şey olacak korkusuyla yaşarmış. Çünkü tek bir kardeşi varmış ve ona bir şeyi olursa yaşlı annesi yaşayamazmış. Bir gün kardeşini görmeye devin sarayına gitmiş ve o gün Gümüş Gözlü Dev'in korktuğu başına gelmiş. Deve yemek götüren Nazlı Çiçek ayağı takılınca yemekleri devirmiş. Bu olay üzerine sinirlenen Sarı Dev yardımcılarına seslenerek Nazlı Çiçek'in damdan atılarak öldürülmesi emrini vermiş. Kardeşi için verilen kararı duyan Gümüş Gözlü Dev hükümdarın cellatlarının karşısına geçerek kardeşinin affedilmesi için yalvarmış. Onlara başka kardeşi olmadığını ve annesinin onsuz yaşamayacağını söylemiş. Ancak yardımcılar onun sözlerine kanmamışlar ve hükümdar olan devin sözünü tutmak zorunda olduklarını anlatmışlar. Yardımcıları yumuşatmayı başaramayan Gümüş Gözlü Dev kardeşinin atılacağı damın altına gelmiş. Ne olursa olsun onu kurtaracak ve yaşamasını sağlayacakmış. Derken Nazlı Çiçek'in damdan atılma zamanı gelmiş. Yardımcılar dama çıkarak aşağıya doğru Nazlı Çiçek'i atmışlar. Gümüş Gözlü Dev kardeşinin atıldığını görür görmez damın altına gelmiş ve kardeşi yere düşmeden önce onu kurtarmış. Böylece Nazlı Çiçek abisinin üzerine düşmüş ve yara almadan kurtulmuş. Abisinin onu kurtardığını anlayan Nazlı Çiçek abisine bakmış ancak onun hareket etmediğini fark etmiş. Gümüş rengindeki parlak gözleri gülüyor ancak abisi hareket etmiyormuş. Bunun üzerine abisinin onu kurtarırken öldüğünü anlayan Nazlı Çiçek çok üzülmüş. Bu olay üzerine Kafdağı'nda abisinden daha iyi birisi olmadığına dair ağıtlar yakmaya başlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gunes-ve-ayin-dansi-masali/", "text": "Uzak diyarların derinliklerinde, büyülü bir dünyada, Güneş ve Ay adında iki büyülü varlık yaşarmış. Onlar, gökyüzünün efendileri olarak, dünyada gerçekleşen farklı olayları yönlendirirlermiş. Birbirlerine tamamen zıt olsalar da birlikte çalışarak dünyayı aydınlatır, renklendirir ve insanların hayatına sihirli bir dansla dokunurlarmış. İnsanlar için adeta bir ışık kaynağı olmuşlar ve onlar için parıl parıl parlamışlar. Güneş, gündüzün kralıymış. Gökyüzüne doğduğunda, tüm dünyayı ışığıyla aydınlatırmış, sıcaklığını yayarak insanları sevgiyle kucaklar, tarlalardaki bitkileri, çiçekleri ve ağaçları canlandırırmış. İlkbaharın gelişiyle birlikte doğanın dansı başlar, insanlar onun enerjisinden güç alır, umutla dolarmışlar. Ay ise, gecenin perisiymiş. Güneş batarken gökyüzüne yükselir, ışığıyla geceyi aydınlatırmış. Yıldızlarla süslü gökyüzü, Ay'ın ışığıyla büyülü bir masala dönüşürmüş. İnsanlar, Ay'ın romantik ve sakin enerjisinde huzur bulur, rüyalara dalarmışlar. Bir gün, Güneş ve Ay, dünyayı dolaşırken beklenmedik bir olayla karşılaşmışlar. Gökyüzünde siyah bulutlar belirmiş, dünyayı karanlığa boğmuş. İnsanlar, endişe içinde, neden böyle bir şey olduğunu anlamaya çalışmışlar. Güneş ve Ay, bir araya gelerek durumu değerlendirmişlermiş. Birlikte, karanlığı dağıtmak ve dünyayı tekrar aydınlığa kavuşturmak için bir plan yapmışlar. Güneş, ışığıyla gökyüzündeki bulutları aydınlatmış, Ay ise yıldızları ve gökyüzünü büyülü bir şekilde süslemiş. Birlikte dans ederken, dünyayı aydınlatıp, insanların yüzlerine gülümsemeyi başarmışlar. İnsanlar, bu sihirli gösteri karşısında hayranlıkla izlemiş, şükranla bakmışlar. Herkes, Güneş ve Ay'ın dansına şükranla bakıp, gecenin karanlığından korkmadan, yeni bir günün umuduyla yataklarına yatmışlar. Güneş ve Ay, birlikte çalışarak dünyayı aydınlatmaya devam etmişlermiş. Onların dansı, insanların yaşamında süregiden eşsiz bir gösteri olmuş. Gündüz ve gece arasındaki bu sihirli uyum, dünyayı güzellik ve dengeyle doldururmuş. İnsanlar, Güneş ve Ay'ın varlığıyla mutluluk ve huzur bulup, onların dansıyla hayata sevgiyle bağlanırmışlar. Böylece, Güneş ve Ay'ın Dansı, dünyanın en güzel masallarından biri haline gelirmiş. İnsanlar, bu büyülü varlıkları sonsuza dek kalplerinde taşıyıp, her gün onların dansıyla hayatlarını dönüştürüp dururlarmış. Gökyüzünde, Güneş ve Ay'ın birlikte dans ettiği, güzellik ve sevgi dolu bir dünya vardırmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/gunesli-bir-gun-sonu-masali/", "text": "Mehtap ve arkadaşları bir gün denize gitmek için hazırlık yapmış. Aileleriyle birlikte en sevdikleri plaja gitmeye karar vermişler. Bütün gün denizde eğlenecek ve birbirinden farklı oyunlar oynayacaklardı. Heyecanla mehtap ve arkadaşları hazırlıklarını tamamlayarak yola çıktılar. Yolda giderken gittikleri yerde yiyecekleri birkaç yiyecek aldılar ve yola devam ettiler. Kısa süre sonra plaja varan mehtap ve arkadaşları hemen denize girmek istedi. Kıyafetlerini çıkardılar ve deniz giysileriyle hemen denize daldılar. Denizin sıcaklığı çok güzeldi. Saatlerce yüzebilirlerdi. Acıktıklarında annelerinin yanına giden küçük çocuklar karınlarını bir güzel doyurdu. Daha sonra tekrar oyun oynamaya devam ettiler. Küçük çocuklar denizde saatler süren eğlenceyi keyifle geçirdiler. Gün boyunca suda oynadılar ve zamanın nasıl geçtiğini unuttular. Mehtap daha sonra annesinin ona sürmek istediği güneş kremini sürmediğini fark etti. Güneş kremi sürmeyi sevmediği için unutmuştu. Fakat annesi güneş kremini sürdüğünü düşünmüştü. Evden çıkarken sürmesi gerektiğini ve asla unutmaması gerektiğini de eklemişti. Fakat mehtap annesinin sözünü dinlememişti. Akşam eve geldiklerinde mehtap vücuduna dokunamıyor, kıpkırmızı hali ile üzerinde kıyafet bile giyemiyordu. Annesinin sözünü dinlemediği için gerçekten çok pişmandı. Durumu anlayan annesi Mehtap'ın ateşini kontrol etti. Vücudu ateş gibi yanıyordu. Mehtap'ı hastaneye götürdüler. Güneş yanığı olan mehtap kısa süre içerisinde tedavi oldu. Tedavisi o gece hastanede süren mehtap ertesi gün evine gitti. Eve gider gitmez annesine bir daha asla sözünden çıkmayacağını söyledi. Mehtap annesi dinleseydi başına tüm bu olanlar gelmeyecekti. Sağlığı için bundan sonra daha dikkatli olması gerektiğini anladı. Mehtap artık annesi ne derse onu yapacaktı. Sadece denize giderken değil dışarı her çıktığında güneş kremini sürecekti. Cildi hassas olduğu için güneşten çok hızlı etkilenen Mehtap güneş kremini alışkanlık haline getirdi. Küçük kız annesinin aslında onun için hep doğru şeyler önerdiğini öğrendi. Çünkü anneler çocukları için her zaman en iyisini önerir ve yaparlardı. Bu yüzden Mehtap annesine hak verdi ve ne kadar şanslı olduğunu anladı. Çünkü en doğrusunu anneler bilirdi. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/guzel-ve-cirkin-masali-2/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber iken ülkenin birinde zenginliği ile dillere destan bir tüccar yaşarmış. Bu zengin tüccarın üç tane de kızı varmış. Ancak tüccarın kızlarından ikisi çok bencillermiş. Ancak üçüncü kız diğerlerinin aksine çok iyi kalpli ve yardımsevermiş. Bu sebeple de kızın adı Güzel'miş. Bu zengin tüccarın çok sayıda ticaret gemisi varmış. Ancak bir gün adamın gemilerinin tamamı denizde çıkan fırtınada batmış. Gemileri batan tüccarın tüm zenginliği de bu sayede kaybolmuş. Bir tek ellerinde onlara ait kasabada bulunan küçük bir ev kalmış. Zenginliğin bittiğini öğrenen bencil kızlar bu duruma çok üzülmüş. Üzüntülerini de ev işlerini yapmamakla göstermişler. Böylece evin tüm işleri Güzel olan kıza kalmış. Günler sıkıntıyla geçerken bir gün tüccar battığını sandıkları gemilerin limana geldiği haberini almış. Geminin durumuna bakmak be haberin doğruluğunu öğrenmek amacıyla da limana gitmeye karar vermiş. Yola çıkmadan önce de üç kızına da babalarından gelirken onlara getirmesi için bir şey isteyip istemediklerini sormuş. Bunun üzerine bencil olan iki kızı babalarından giyecek elbiseler ve takabilecekleri mücevherler istemişler. İki kızının isteğini öğrenen baba üçüncü kızına yani Güzel'e babasından ne getirmesini istediğini sormuş. Güzel ise babasından sadece bir tane gül istediğini söylemiş. Güzel isimli kızının da isteğini öğrenen tüccar gemisini görmek amacıyla limana gitmek için yola koyulmuş. Tüccar limanda gemisini bulmuş ve gemisinde bulunan paraları almış. Ancak son gemiden kalan tüm para ve eşyaları da dolandırıcıların tuzağına düşerek onlara kaptırmış. Böylece tüccar yine fakir haline geri dönmüş. Dolandırılmış olmasına ve paraların gitmesine ise çok üzülmüş. Evine gitmek için yollara koyulan tüccarın yolu bir ormana düşmüş. Orman akşam olduğu için çok karanlıkmış. Üstelik yağmur da yağıyormuş. Akşam olduğu için yabani hayvanların seslerini duyan tüccar ormanda kaybolmaktan çok korkmuş. Ancak yolundan geri durmamış ve atıyla yola devam etmiş. Saatler geçerken tüccarın karşısına görkemli bir şato çıkmış. Karşısına çıkan şatodan gelen ışıklar tüccarın dikkatini çekmiş. Diğer yandan şatonun çok görkemli olmasına rağmen içerisinde kimsenin olmaması da dikkatini çekmiş. Aynı zamanda tüccarı da korkutmuş. İçeride bulunan şömineler yanıyor olsana kimseler yokmuş. Kimse var mı diye seslenen tüccar hiç bir cevap alamamış. Kimseden cevap alamayınca da tüccar atından inerek görkemli şatoya girmiş. Şatodan içeri girdiğinde de masada birbirinden lezzetli yemeklerin olduğunu görmüş. Karnı çok acıktığı içinde masa da bulunan yemekleri yemiş. Tüccar yemeğini yedikten sonra çok yorulduğunu fark etmiş. Bunun üzerine şatoda bulunan odalardan birine girmiş ve yatağa yatarak uykuya dalmış. Gece boyu deliksiz bir uyku çeken tüccar sabah uykudan uyandığında gözlerine inanamamış. Çünkü kaldığı odada temiz ve güzel elbiseler varmış. Bu elbiseler tüccarın giymesi için konulmuş. Odaya konulmuş olan kıyafetleri çok beğenen tüccar bu kıyafetleri giyip aşağıya inmiş. Aşağıya indiğinde de lezzetli bir kahvaltı masasıyla karşılaşmış. Enfes kahvaltı sofrasında karnını da doyuran tüccar ona bir perinin iyilik yaptığını düşünmüş. Ona iyilik yapan periye teşekkür etmeyi düşünen tüccar periyi görmeyi düşünse de etrafta kimse olmadığı için teşekkür edememiş. Beklese de yola düşmesi gerektiği için bir süre sonra şatodan ayrılmaya karar vermiş. Tam şatodan gidecekken de şatonun bahçesinde çok güzel güller görmüş. Gülleri gören tüccarın aklına ondan gül getirmesini isteyen kızı Güzel gelmiş. İki kızının istediklerini götüremeyen tüccar güllerle bir kızını mutlu edeceğini düşünmüş. Bunun üzerine bahçede bulunan güllerden bir tanesini koparmış. Gülleri koparır koparmaz etrafı korkunç bir kükreme sesi sarmış. Kükreme sesini duyan tüccar korkarken kükreme sesini çıkaran korkunç bir canavar tüccarın karşısına çıkmış. Canavar tüccara çok kızgınmış ve tüccara ona iyilik yapıp yemekler ve kıyafetler verdiğini ancak onun nankörlük yaptığını söylemiş. Çünkü tüccar ona yapılan iyiliklere karşılık canavarın şatosundan gül çalmaya kalkmış. Canavardan ve sözlerinden çok korkan tüccar canavara gülleri kızına götürmek için kopardığını ve kötü niyeti olmadığını söylemiş. Konuşurken tüccar canavara efendim demiş. Bu ise canavarı daha çok kızdırmış ve kendisinin efendi değil canavar olduğunu söylemiş. Daha sonra canavar tüccara kızlarına gidip sormasını ve onunla yaşayacak kızı olup olmadığını öğrenmesini istemiş. Ayrıca kızlarından birisinin onunla yaşamayı kabul etmemesi durumunda da tüccarın önündeki üç ay sonunda öleceğini söylemiş. Daha sonra da tüccarı kızlarına sorması için bırakmış. Tüccar canavarın sözlerinden dolayı çok üzülmüş ve yola koyulmuş. Çünkü kızlarının canavarla yaşamayı kabul etmeyeceklerini düşünüyormuş. Saatler sonrada evine ulaşmış. Paralarını kaptırmaktan dolayı üzgün olan tüccar başından geçen her şeyi kızlarına anlatmış. Babalarının başından geçenlere önem vermeyen iki bencil kızı babaları gelirken onlara hediye mücevher ve elbise getirmedi diye üzülmüşler. Ancak iyi kalpli olan Güzel babasının başından geçenlere ve dolandırılmasına çok üzülmüş. Tüccar baba şatoda yaşadıklarını ve canavarın sözlerini de kızlara anlatmış. Duydukları sonrası babasına üzülen Güzel canavarla yaşamak için kendisinin gidebileceğini söylemiş. Zaten bencil olan ablaları da onun gitmesi gerektiğini çünkü babalarının canavar tarafından ölümle tehdit edilmesinin onun gül isteği yüzünden olduğunu söylemişler. Canavarın verdiği üç ay dolarken tüccar baba kızı Güzel ile canavarın yaşadığı şatoya gitmiş. Baba kız şatoya gittiklerinde her şeyin üç ay öncesindeki gibi olduğunu görmüşler ve etrafta yine hiç kimse yokmuş. Kendileri için hazırlanmış sofraya oturan baba kız bir güzel karnını doyurmuş. Derken yemeğin sonunda tüccarı tehdit eden canavar görünmüş. Canavarı gören Güzel çok korkmuş çünkü canavar babasının onlara anlattığında daha korkunç görünmekteymiş. Canavar tüccarın yanında güzel kızı görünce ona yanına kendi isteğiyle gelip gelmediğini sormuş. Canavarın sorusu üzerine Güzel doğruyu söyleyerek kendi isteğiyle geldiğini belirtmiş. Bunun üzerine canavar Güzel'e babasının gideceğini ve ikisinin beraber yaşayacaklarını söylemiş. Güzel çok üzülürken tüccar şatodan ayrılmış. Derken gece olmuş ve babasının arkasında ağlayarak uykuya dalan Güzel rüyasında bir peri görmüş Peri Güzel'e babasını kurtarmak amacıyla aldığı bu kararın bir karşılığı olacağını belirtmiş. Bu rüya üzerine Güzel şatoda canavarla yaşayabileceğini düşünmeye başlamış ve şatoda dolaşmış. Daha sonra şatonun bahçesine çıkmış ve bahçedeki güllere hayran kalmış. Bahçeden sonra şatonun içini de gezen Güzel şatonun içinde kendi adının yazdığı bir kapı olduğunu görmüş. Kapıyı açan Güzel orasını bir oda olduğunu ve odanın da onun hayallerindeki gibi hazırlandığını fark etmiş. Bunun üzerine canavarın onun rahatını düşündüğünü ve ona zarar vermeyeceğine karar vermiş. Odada çok sayıda kitap varmış ve Güzel bu kitaplardan birisini alıp kapağını açtığında kitapta isteğinin yerine geleceğini yazdığını fark etmiş. Bunun üzerine Güzel tüccar babasını görmek istediğini belirtmiş. İsteğinin sonunda ise oda da yer alan aynada babasının görüntülerinin yer aldığını fark etmiş. Babasını uzaktan da olsa görmek Güzel'in yalnızlığına iyi gelmiş. Saatler geçerken yemek saati gelmiş ve yemekte Güzel'in karşısına canavar çıkmış. Canavar Güzel'e onu izleyip izlemeyeceğini sorarken Güzel ona şatonun ona ait olduğunu ve istediğini yapmakta özgür olduğunu söylemiş. Bunun üzerine canavar Güzel'e oranın sahibinin kendisi olduğunu ve o isterse canavarın gideceğini söylemiş. Ayrıca canavar Güzel'e onu çirkin bulup bulmadığını sormuş. Yalan söylemeyi sevmeyen Güzel ise ona doğru cevabı vererek çirkin bulduğunu söylemiş. Sonrada canavarın evlenme teklifini asla kabul etmeyeceğini belirtmiş. Ancak canavar ondan onu sevmese de bırakıp görmemesine dair bir söz almış. Günler geçerken Güzel canavara alışmaya başlamış çünkü canavar her gün onunla sohbet etmek için geliyormuş. Güzel canavara alışsa da onun çirkin olmamasını ve ona evlenme teklif etmemesini istiyormuş. Çünkü canavarın teklifi ret etmesinden sonraki hallerinden korkuyormuş. Aylar geçerken bir gün Güzel tüccar babasının hasta olduğunu görmüş ve onun yanına gitmek istemiş. Canavar onun gitmesine izin vermiş ve onun gidip geri dönmeyeceğini bildiğini belirtmiş. Ancak babasının yanına gittikten sonra geri dönmek isterse ona verdiği yüzüğü yastığının altına koymasını söylemiş. Güzel ona döneceğine dair söz vermiş ve uyandığında kendini babasının evinde bulmuş. Babasının yanında kalan Güzel bir hafta sonunda gitmeye karar vermiş ancak ablaları onu kandırarak bir hafta daha kalmaya ikna etmişler. Güzel babasının yanında kalırken aynı zamanda yokluğunda canavarı özlediğini fark etmiş. Daha sonra da rüyasında canavarı kötü halde görmüş. Bunun üzerine ona haksızlık yaptığını düşünerek yüzüğünü yastığın altına koymuş. Sabah uyandığında ise kendini şatoda bulmuş. Canavar'ı çok beklemiş ancak canavar gelmemiş. Bunun üzerine Güzel çok üzülmüş ve onsuz öleceğini söylemesine rağmen dönmemesinden dolayı kendini suçlamış. Ancak Canavar ortaya çıkmış ve Güzel'in görünce çok şaşırmış ve ölmeyi beklediğini söylemiş. Bunun üzerine Güzel Canavara onu sevdiğini ve evlenmek istediğini söylemiş. Bu sözler üzerine birden farklı şeyler olmuş ve şato daha güzel hale bürünmüş. Güzel yanında dikilen Canavar'ı baktığında da yanında bir prens olduğunu görmüş. Bunun üzerine canavarı istediğini söyleyerek ağlamış. Bunun üzerine prens tanıdığı Canavar'ı kendisi olduğunu ve kötü perinin onu canavara çevirdiğini anlatmış. Evlenmeyi istediği için büyüyü bozduğunu söylemiş. Daha sonra Güzel'in rüyasındaki peri ortaya çıkmış ve ödülünü aldığını söylemiş. Prens Güzel'i ve babasını alıp ülkesine götürmüş. Prensin ülkesinde Güzel ve prens evlenmişler. Böylece sonsuza dek mutlu yaşamışlar. Bensiz uyuyamayan Tubişim(22) benden uzakta olduğu için telefonla masal okuyorum ve her defasında uyuyor. Çoğu zaman bir kaç masal okuyup uyutuyorum bir tane ile geçiştirmiyorum çünkü yalnız yaşadığı için biricik sevgilim gündüz olana kadar uyanmasını istemiyorum. Derin uykulara dalarken sen ben seni çok seviyorum. İyi ki varsın ve iyi ki benimsin. Benim kurban olduğum biricik sevdiğim Gamzem Gamzelim. Uzakta benden, sesim iduymadanda uyumayı hiç sevmez, altın kalbi birazda olsun sesimi duymayı ister, bense ona kıyamam, her gece ona ninni okur masal olur mutlu ederim. Onun mutluluğu dünyalara bedel çünkü benim için yüzü hep gülsün istiyorum Allah ayırmasın inşallah. Sevin arkadaşlar, eğer doğru kişiyi seviyorsanız cidden çok sevin, ona uzaklığınızı, yokluğunuzu hissettirmeyin, çok seviyorum seni minnoşum tatlış uykuların olsun. Benim kurban olduğum biricik sevdiğim Gamzem Gamzelim. Uzakta benden, sesim iduymadanda uyumayı hiç sevmez, altın kalbi birazda olsun sesimi duymayı ister, bense ona kıyamam, her gece ona ninni okur masal olur mutlu ederim. Onun mutluluğu dünyalara bedel çünkü benim için yüzü hep gülsün istiyorum Allah ayırmasın inşallah. Sevin arkadaşlar, eğer doğru kişiyi seviyorsanız cidden çok sevin, ona uzaklığınızı, yokluğunuzu hissettirmeyin, çok seviyorum seni minnoşum tatlış uykuların olsun.. sevgilim (22) uyuyamadığı zamanlar beni arayıp benden bir şeyler anlatmamı ister ve bende ona masal okurum bu şekilde uyuturum bebeğimi. okurken benim uykum gelse de bebişim uyuyana kadar devam ederim. seni çok seviyorum sevgilim iyi ki varsın iyi ki hayatımdasın kurban olduğummmmm."} {"url": "https://www.masallaroku.com/guzel-ve-cirkin-masali-3/", "text": "Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde.. Bir varmış, bir yokmuş. Çok eskilerde zengin mi zengin bir tüccar yaşarmış. Bu tüccarın üç kızı varmış. Tüccarın iki kızı kendilerinden başka bir şey görmezlermiş ve bu yüzden de çok bencillermiş. Fakat küçük kızının hem adı, hem kendi, hem de huyu 'Güzel' imiş. Zengin mi zengin olan tüccar, bir gün gemisinin şiddetli bir fırtına sonucu battığı haberini almış. Acınası adamın bütün varı yoğu, zenginliği bir gecede elinden gitmiş. Zenginlik günleri bitmiş ve küçük bir kasabaya, küçük bir eve yerleşmişler. Bencil olan ilk iki kardeş bu durumdan hiç hoşlanmadıkları gibi bir de bütün işi sevgi dolu, iyi kalpli olan Güzel'in başına yıkmışlar. Yiyip, içip yatan kız kardeşler, Güzel'e de kötü davranıyorlarmış. Elbise ve mücevher isteriz, demişler. Sen ne istersin Güzel?, demiş tüccar. Bir gül isterim. O yeter bana, demiş Güzel. Tüccar yola koyulmuş. Kayıp gemiden biraz para kalmış. Onları da dolandırıcılara kaptırınca hali perişan, eve doğru yola koyulmuş. Bir ormana vardığında akşamın karanlığı bastırmış. Kış ayı olduğu için hava çok soğukmuş. Hem ormanın karanlığı hem de havanın soğukluğu tüccarın daha fazla ilerlemesine izin vermiyormuş. Atıyla birlikte karlara bata bata giden tüccar, birden ışıkları yanan çok güzel ve gösterişli bir şato görmüş. Bu şato çok tuhafmış. Çünkü bütün ışıklar yanıyor, şömineler yanıyor fakat kimsecikler pencerelerde görünmüyormuş. Şatodan hiç ses de gelmiyormuş. Tüccar bu şatoda biraz soluklanmaya, geceyi burada geçirmenin iyi olacağını düşünerek atını ahıra bağlamış ve şatonun kapısına doğru gitmiş. Kapı aralıkmış. Tüccar içeri girip seslenmiş fakat sesine cevap veren kimse olmamış. O da masada gördüğü yemeği yiyip hemen bir yatakta uyuyakalmış. Sabah neşe ile uyanmış ve yanı başında kendisi için bırakılan temiz kıyafetler bulmuş. Salonda da onun için hazırlanmış yine çok güzel bir kahvaltı varmış. Tüccar bu olanları normal bir şeye bağlayamamış ve: Bu şato bana acıyan bir varlığa ait sanırım, keşke ona bir teşekkür edebilsem!, diye düşünmüş. Şatodan ayrılacağı sırada aklına Güzel'in istediği gül gelmiş ve şatonun bahçesinde de çok güzel güller olduğunu görmüş. Birini koparmış ve ortalık korkutucu bir kükreme ile inlemiş. Tüccarın karşısına çok korkutucu bir canavar çıkmış. Tüccar haliyle çok korkmuş ve bayılacak gibi olmuş. Sen ne kıymet bilmez bir adamsın. Ben senin hayatını kurtardım. Sana yemek verdim, güzel yataklarda yatırdım. Yeni giysiler verdim. Sen ise sana yaptığım iyiliklerin karşılığı olarak benim güllerimi çalıyorsun! Şimdi ölmeyi hak ettin!, demiş. Tüccar korkuyla, dizleri titreyerek diz çökmüş ve konuşmuş: Kızlarımdan biri gül istemişti, ona götürmek istedim efendim, demiş. -Ben bir canavarım, efendi falan değilim, demiş. Daha sonra Canavar, tüccara bir şart koşmuş. Eğer bu şart yerine getirilir ise onu üç ay içinde öldüreceğini söylemiş. Canavarın şartı; tüccarın kızlarından birinin gelip onunla birlikte bu şatoda yaşamasıymış. Tüccar, atına atlayıp yola koyulmuş. Eve geldiğinde, bencil kızları babalarının onlara mücevher ve elbise getirmediğini görünce çok sinirlenmişler. Tüccar, kızlarına yaşadığı korkunç macerayı anlatırken iki bencil kız kardeş de hiç oralı olmamış. Fakat Güzel, babasının durumuna çok üzülmüş ve konuşmuş: Baba, senin başına bu korkutucu olay benim yüzümden geldi. İzin ver Canavar ile yaşamaya ben gideyim, demiş. Kız kardeşleri de hemen onu onaylamışlar ve: Senin suçun, tabi ki sen gideceksin, demişler. Üç ay geçtikten sonra ihtiyar tüccar, şatoya Güzel ile birlikte gitmiş. Şato çok güzel, diye düşünmüş Güzel. Sofra hazırmış ve masaya oturup yemek yemişler. Yemek bittikten sonra Canavar meydan açıkmış. Güzel, Canavar'ı görünce dizlerinin bağının çözüldüğünü ve titremeye başladığını hissetmiş. Canavar, babasının anlattığından daha korkunçmuş! Buraya kendi isteğinle geldin öyle değil mi?, diye sormuş Güzel'e. Evet, isteğimle geldim, demiş Güzel. Öyleyse baban yarın sabah buradan gidecek ve bir daha asla buraya gelmeyecek, demiş Canavar. Güzel, sabah olunca çok üzülmüş. Çünkü babası artık gitmiş ve bir daha da onu göremeyecekmiş. Bir süre ağlamış, fakat gördüğü rüyayı hatırlayınca biraz olsun yatışmış. Rüyasına gelen peri, 'gösterdiği bu cesaretin karşılıksız kalmayacağını söylemiş ve onu böylece umutlu biri haline getirmiş. Sonra üzerinde altın yaldızla 'sevgili kraliçem, her zaman emrinizdeyim.' yazan bir kitabı eline almış. Güzel yüksek sesle, 'keşke babamı şu anda görebilsem' demiş ve odanın ucundaki bir aynada babasının görüntüsü belirmiş. Güzel, yalnızlığını ve ev hasretini biraz olsun böylelikle unutmuş. Akşam yemek yerken, Canavar'ı görmüş ve Canavar, Güzel'e; Güzel, seni izlemem için bana izin verir misin?' demiş. Güzel; Sahibi sizsiniz buranın, demiş. Canavar; Hayır, şato her zaman senin emrindedir. İstersen ben şu anda bile gidebilirim! demiş. Canavar bunları söyledikten sonra biraz duraklamış ve Güzel'e; Sana bir şey soracağım, benim çok mu çirkin olduğumu düşünüyorsun? demiş. Güzel biraz afallamış ve ne diyeceğini bilememiş. Fakat sonra; Bu nasıl söylenir bilmiyorum ama evet, çirkin buluyorum, demiş. Güzel, yemek yemeyi bitirmiş. Bu sırada da Canavar ona evlenme teklif etmiş ve Güzel de bu teklifi kabul edemeyeceğini dile getirmiş. Canavar bunu duyduktan sonra öyle bir iç çekmiş ki, bütün şatoda bu ses yankılanmış. Artık her gece, saat 9 olduğunda Canavar, Güzel ile konuşmak için onun yanına gidermiş. Güzel de gün geçtikçe, Canavar'a her gün biraz daha alıştığını düşünmüş. Bazı zamanlar geç kaldığında onu merak etmeye bile başlarmış. İçinden; Keşke bu kadar çirkin olmasaydı, keşke.. Bir de hep evlenme teklifi etmesi yok mu, ah ah! Diye kendi kendine sitem ediyormuş. Canavar hep güzelden, onu terk edip gitmesini istemediğini söylüyormuş. Böylece, Güzel'den ona bu anlamda söz vermesini istemiş. Günler birbirinin aynı olarak böyle geçmiş. Tam üç ay böyle geçmiş derken Güzel, bir gün aynadan babasını izlediği sırada kötü durumda olduğunu ve hasta olduğunu görmüş. Eve gitmeyi kafasına koymuş ve Canavar'a bu isteğini dile getirmiş. Canavar, Güzel'in gidebileceğini söylemiş fakat geri dönmezse de kederinden öleceğini de söylemeyi ihmal etmemiş. Devamında ise şunları söylemiş: Elbette gidebilirsin Güzel, fakat korkuyorum ki babanın yanında kalmak istersin ve buraya dönmeyeceksin.. Ama eğer fikrini değiştirirsen de yüzüğünü yatağının yanındaki sehpaya koyarsan sabah gözlerini bu şatoda açarsın, demiş. Güzel, bir hafta sonra döneceğine söz vermiş. Ertesi gün Güzel, babasının evinde başlamış güne. Babası onu görünce çok sevinmiş ve kendisini daha iyi hissetmiş. O gün, evlenmiş olan kız kardeşleri de babalarını ziyarete gelmişler ve Güzel'i evde görünce çok kıskanmışlar. Bunun üzerinde bir kardeşi diğerine: -Beni dinle, Güzel'e bir oyun oynayalım ve o burada bir haftadan daha fazla kalsın. Belki böylece Canavar sinirlenir ve gelip onu öldürür, demiş. Bu nedenle de Güzel'in karşısına ağlayarak çıkmışlar ve ondan ayrılmak istemediklerini, biraz daha kalmasını istediklerini söylemişler. Böylece Güzel, bir hafta daha fazla kalmaya söz vermiş. Bunun üzerinden çok geçmeden Güzel, Canavar'ı çok özlediğini fark etmiş. Gece uyurken gördüğü rüya da onun bu hissini daha da artırmış. Güzel, rüyasında Canavar'ın şatonun bahçesinde cansız bir şekilde yattığını görmüş. Uyanınca çok üzülmüş ve kendini acımasız olmakla suçlamış. Hemen yüzüğünü sehpanın üzerine bırakmış ve sabah şatoda gözlerini açmış. Akşam olunca Canavar'ın saat 9'da geleceğini düşünerek odasında beklemeye başlamış. Saat 9 olmuş fakat Canavar gelmemiş. Saat 9'u geçmiş Canavar yine gelmemiş. Güzel artık endişelenmeye başlamış. Birden korka korka bahçeye doğru koşmuş. Orada Canavar'ın boylu boyunca yerde yattığını görünce çok üzülmüş ve: Ben onun ölümüne sebep oldum, diye düşünmeye başlamış. Hemen Canavar'ın yanına gitmiş ve kalbinin hala attığını görünce derin bir nefes almış. Canavar'a sarılmış. Canavar konuşmuş: Gittiğinde artık dönmeyeceğini düşündüm ve hiçbir şey yiyemedim, hiçbir şey içemedim. Kendimi çok kötü hissettim bu yüzden de ölmeye hazırlandım' demiş Canavar güçsüz bir sesle. Güzel; Canavar, ben seni seviyorum ve seninle evlenmek istiyorum! demiş. Güzel'in bunları söylediği sırada şatoda çok garip şeyler olmaya başlamış. Etraf ışıltılarla ve güzellikler ile dolmuş. Bu ışıltıdan gözleri kamaşan Güzel, etrafı aramış fakat Canavar'ın yattığı yerde kimsenin olmadığını görmüş. Onun yerinde ayakta duran yakışıklı mı yakışıklı, genç mi genç bir prens duruyormuş. Güzel, bu yakışıklı prensi karşısında görünce çok şaşırmış. Fakat sonra ağlayarak: Ben Canavar'ı istiyorum, o nereye gitti?, demiş. Prens ayağa kalkarak: O Canavar bendim, Güzel. Kötü olan bir peri beni bu bedene hapsetmiş ve yüzüne bakılamayacak kadar çirkin biri yapmıştı. Eğer sen benimle evlenmek istediğini dile getirmeseydin ben ömrümün sonuna kadar o bedende hapis kalacaktım. Teşekkür ederim Güzel!, demiş. Daha sonra beraber şatoya gitmişler. Güzel şatoda, babasını görünce çok şaşırmış. Babasının yanında ise rüyasında gördüğü iyi peri ile karşılaşmış. Peri Güzel'e: Bak, babana karşı gösterdiğin fedakarlığın ve cesaretin ödülünü aldın, demiş. Daha sonra Peri, elindeki sihirli değneği sallamış ve bir anda herkes, Prens'in şatosunda bulmuşlar kendilerini. Şatoda olan halk, Prens'i alkışlarla selamlamışlar. Bunun üzerinden çok fazla bir zaman geçmeden de Prens ve Canavar evlenmişler. Böylece dünyanın da gelmiş geçmiş en mutlu çifti olmuşlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/guzel-ve-cirkin-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Çok eski zamanlarda bir kasabada oldukça zengin bir tüccar yaşarmış. Bu tüccarın üç tane kızı varmış. İki kızı ise oldukça bencilmiş. Tüccarın üçüncü kızı ise hem iyi kalpli hem de insanlara karşı sevgi doluymuş. Bu kızın adı da Güzel'miş. Günlerden bir gün tüccar, aşırı bir fırtına sonucunda gemilerinin battığı haberini almış. Tüccarın bu felaketle beraber tüm mal varlığı yok olmuş, sadece kasabadaki küçük evi kalmış. Bencil olan iki kız kardeş bu yoksulluktan hiç memnun olmamışlar. Tüm gün boyunca yatıyor, hiç iş yapmıyor ve evin tüm işlerini Güzel'e bırakıyorlarmış. Bir müddet sonra tüccar fırtınada kaybolan gemilerinden birinin limana geldiği haberini alarak yola çıkmış. Yola çıkmadan önce kızlarına ne hediye istediklerini sormuş. Bencil ve açgözlü olan iki kız kardeş bu hediye meselesinden hemen mutlu olmuşlar ve babalarına; Bir sürü elbise ve değerli mücevherler! isteriz diye söylemişler. Tüccar baba; Peki, Güzel, sen ne hediye istersin? diye sormuş. Güzel ise; Babacığım bana bir gül getirirsen o bana yetecektir demiş. Günler geçtikten sonra tüccar baba evine dönmek için yola koyulmuş. Fakat haberi gelen gemiden kalan paraları bir dolandırıcıya kaptırmış ve yine oldukça yoksullarmış. Tüccar baba akşam olurken bir ormana varabilmiş. Bu orman oldukça karanlık ve soğukmuş. Yerler karla kaplıymış ve uzaklardan kurtların sesleri gelmeye başlamış. Tüccar ormanın içinden yolu bilemeden ilerlemeye devam etmiş. Ormanın içerisinden atını süren baba, bir anda oldukça güzel bir şato görmüş. Pencereden içeri baktığında şatonun içerisinde şömineler yanıyor, bütün odalar aydınlıkmış ama ortada kimsecikler yokmuş. Tüccar şatodan içeriye seslenmiş, fakat kimseler gelmemiş. Soğukta beklemek istemeyen tüccar, atını ahıra bağlayarak, salondaki masada oldukça lezzetli görünen yemeği yemeye başlamış. Ardından ise bir yatağa uzanarak uyumuş. Sabah tüccar uyandığında kendisi için hazırlanmış yeni ve temiz giysiler bulmuş. Aşağıda ki masada ise yine kendisi için hazırlanan bir kahvaltı varmış. Bunları gören tüccar; Bu şato, galiba bir peri tarafından yönetiliyor. Bu peri bana acıdı ve yardım etmek istedi. Keşke ona yaptıkları için teşekkür edebilsem demiş. Tüccar kahvaltısını yaparak şatodan ayrılmak üzereyken bahçedeki güzel gülleri görmüş. Kendi kendine; 'Diğer kızlarımın istedikleri hediyeleri alamadım, hiç olmazsa Güzel'e verdiğim sözü tutayım,' demiş. Bahçede bulunan güzel güllerden birini koparmış. Tüccar gülü koparınca etraf şiddetli bir şekilde kükremiş ve inlemeye başlamış. Çalıların arkasından bir anda korkunç canavar çıkmış. Tüccar canavarı görünce neredeyse korkusundan bayılacakmış. Canavar bir anda; Seni kıymet ve iyilik bilmez adam! diye bağırmış. Ben seni soğuktan korudum ve hayatını kurtardım! Sana yemek verdim, giydirdim! Sen ise benim güzel güllerimi çalıyorsun. Seni hemen öldüreceğim! demiş. Gülü benim kızlarımdan birisi istedi. Onun için koparttım efendim, demiş. Bu söz üzerine canavar tüccara bir teklifte bulunmuş; Kızlarına sor bakalım. Senin hayatını bağışlarım. Fakat kızlarından birisi gelip benimle birlikte yaşayacak. Eğer, bu teklifimi kabul eden bir kızın olmazsa, seni üç ay içinde öldüreceğim. demiş. Tüccar canavarla konuştuktan sonra üzgün bir şekilde evine dönmüş. Evde bulunan iki bencil kız kardeş tüccar babalarının başından geçen olayları dinlerken hiç umursamamışlar. Üstelik babaları onlara istedikleri giysi ve mücevheri getirmediği için çok sinirlenmişler. Fakat iyi kalpli Güzel, kız kardeşleri gibi davranmamış. Babacığım, bana izin verirsen ben o canavara gideyim, demiş. Kardeşler ise; Tabi ki sen gideceksin. Çünkü tüm suç senin, gül istemeseydin bunlar olmazdı demişler. Üç ay sonra tüccar şatoya kızı Güzel'le beraber gitmiş. Etrafta kimse yokmuş ve yine sofra hazırmış. Tüccar ile kızı yemeklerini yemeyi bitirdikten sonra aniden canavar ortaya çıkmış. Güzel canavarı görünce tir tir titremeye başlamış. Canavar Güzel'e dönerek; Söyle bakalım. Buraya kendi isteğinle mi geldin, yoksa baban zorla mı getirdi? diye sormuş. Güzel ise; Evet, kendi isteğimle geldim, demiş. O halde baban sabah olduğunda gidecek ve bir daha asla buraya gelmeyecek. demiş. Sabah olduğunda Güzel'in babası gitmiş ve Güzel tek başına kalmış. Ağlayarak uyuduğunda ise Güzel bir rüya görmüş. Rüyasında bir peri, Güzel'e Üzülme sakın, babanın hayatını kurtarmak için büyük bir cesaret gösterdin. Bu cesaretin asla karşılıksız kalmayacak, demiş. Bu rüyayı hatırlayan Güzel'in neşesi yerine gelmiş. Şatoyu gezmeye başlayan Güzel, bir odada kapının üzerinden kendi adının yazılı olduğunu görmüş. Kapıyı açtığında ise içerinin tam istediği gibi döşenmiş olduğunu görmüş. İçeride pek çok kitap ve müzik aleti bulunuyormuş. 'Canavar benim rahatımı bu kadar düşünüyorsa bana zarar vermez, diye düşünmüş Güzel. Herhangi bir kitap almış eline ve üzerinde altın yaldızla yazılmış olan, Sevgili Kraliçem. Sizin her isteğin benim için bir emirdir, diye yazıyormuş. Bu yazıyı okuyan Güzel ise içinde; Keşke şuan babamı görebilseydim! demiş. Bu sözü söyledikten sonra odadaki aynada bir anda babasının görüntüsü belirmiş. Akşam yemeği saati geldiğinde bir anda canavar ortaya çıkmış. Güzel'e; Seni birazcık izlememe izin verir misin Güzel? diye sormuş. Ev sahibi sizsiniz, diyerek yanıtlamış Güzel. Hayır. Şatom senin emrindedir. Sen istediğin anda hemen giderim. Fakat bir şeyi merak ediyorum. gerçekten beni çok mu çirkin buluyorsun? Güzel, bu soru karşısında şaşırsa da cesaretini toplayarak; Bunu söylemek istemezdim, fakat gerçekten sizi çirkin buluyorum, demiş. Güzel, yemeğini bitirdikten sonra Canavar; Benimle evlenir misin Güzel? diye sormuş. Hayır kesinlikle olmaz Canavar, demiş Güzel. Canavar bu sözün üzerine derin bir iç geçirerek, tüm şatoyu inletmiş. Canavar ve Güzel her gece sohbet ediyorlarmış. Giderek Güzel, Canavar'a alışmaya başlamış. Geceleri sohbet için geç kaldığında onu merak ediyormuş. 'Keşke, bu kadar çirkin olmasaydı! Bana evlenme teklif etmeseydi! Diye düşünüyormuş. Çünkü Güzel, Canavar'ın, o korkunç sesinden çok korkuyormuş. Canavar Güzel'den, kendisini bırakıp gitmemesi için de bir söz almış. Tam 3 ay Canavar ve Güzel'i hayatı böyle geçmiş. Günlerden bir gün Güzel, aynada tüccar babasının hasta olduğunu görmüş. Canavar'a babasını görmek için eve gitmesi gerektiğini söylemiş. Canavar; Bir hafta babamın yanında kalıp sonra döneceğim söz, demiş Güzel. Ertesi gün Güzel, babasının evinde uyanmış ve babası Güzel'i görünce çok sevinmiş. O gün kısa süre önce evlenen kız kardeşleri de babalarını ziyarete gelmişler. Eve geldiklerinde Güzel'i görünce kıskançlıktan ve öfkeden deliye dönmüşler. Kız kardeşler Güzel'i inandırmak için karşısına ağlayan gözlerle çıkarak, ondan ayrılmak istemediklerini söylemişler. Böylece Güzel bir hafta daha kalmak için kız kardeşlerine söz vermiş. Çok geçmemiş ki Güzel, Canavar'ı da çok özlediğini fark etmiş. Bir gece rüyasında Canavar'ı cansız şekilde bahçede yatarken görmüş. Uyandığında ise hemen Canavar'ın yanına gitmek istemiş ve yüzüğünü başucundaki sehpanın üzerine koymuş. Sabah olduğunda ise Güzel, gözlerini Canavar'ın şatosunda açmış. O gün akşama kadar Canavar'ı beklemiş. Her gece yaptıkları sohbete Canavar o gece gelmemiş. Güzel, endişe içinde koşarak şatodan bahçeye çıkmış. Canavar bahçede cansız gibi yatıyormuş. Güzel kendi kendine 'Onun ölümüne ben izin verdim!' diye düşünmüş. Onu bırakmamak için sarıldığında ise Canavar'ın kalbi hala atıyormuş! Artık dönmeyeceğini düşündüm. Yemedim içmedim, ölmeye hazırlandım, demiş. Bu sözler üzerine tuhaf bir şeyler olmuş. Şato daha bir güzel ev, daha bir ışıltılı görüntü haline gelmiş. Canavar bu sırada ortadan kaybolmuş. Canavar'ın bulunduğu yerde ise genç ve yakışıklı bir prens yatıyormuş. Prens Güzel'i şatoya götürdüğünde ise rüyasında gördüğü iyi periyle karşılaşmış. Peri; Gösterdiğin cesaretin ödülünü çok iyi şekilde aldın, demiş. Çok geçmeden Güzel ve Prens mutlu şekilde evlenmişler. En mutlu Prens ve Prenses olmuşlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/guzelligi-ile-dillere-destan-prenses-sofia-masali/", "text": "Dillere destan güzelliği ile bilinen prenses Sofya büyük bir hayalperestti. Sürekli tek başına kalır ve birçok şey hayal ederdi. Hayallerinde beyaz atlı prens vardı. Bir gün gelip onu çok güzel bir diyara götüreceğini düşünürdü. Krallıkta kendisinden daha güzeli olmayan prenses Sofia beyaz atlı prensin hayalini kurarken üvey annesi onun hakkında şeytani planlar yapardı. Erken yaşta annesini kaybeden prenses Sofia üvey annesini pek sevmezdi. Prensesi kendi uygun gördüğü kişiyle evlendirmek isteyen üvey annesi Sofia İçin hiç uygun olmayan bir aday seçmişti. Kralı da kendi düşüncesini alet eden üvey anne bir gün seçtiği adayı krallığa davet eder. Prenses Sofia durumdan habersizdir. Kral prensesi yanına çağırarak uygun gördüğü kişiyle izdivaç etmesini söyler. Fakat bu kişinin ne kadar kötü niyetli olduğunu göremez. Üvey annenin etkisi ile kral kızını bu kötü niyetli kişiyle evlendirecektir. Prenses Sofia durumu fark ettiğinde önlem almak için bir hamlede bulundu. Babasıyla konuşmak istese de üvey annesi buna engel oldu. Fakat prenses çareyi farklı şekilde aradı. Saraydan kaçma fikri içten içe prensesinin aklındaydı. Bir gece cesaret edip saray muhafızlarına yakalanmadan saraydan çıktı. Fakat gidecek hiçbir yeri yoktu. Prenses ormanda gezinirken küçük bir kulübe gördü. Kulübede gördüğü kişiye hemen aşık oldu. Hayallerindeki prens oydu. Mutlu bir hayat süreceğine inandı. Delikanlının yanına gitti. Fakat delikanlı kendisinin prenses olduğunu bilmiyordu. Prenses bu durumu fark ettirmemeye çalıştı. Kısa süre sonra arkadaş oldular. Arkadaşlıkları aşka dönüştü. Kral her yerde kızını ararken küçük kulübeye bakmak aklına bile gelmemişti. Prenses yakışıklı delikanlıyla birlikte geçirdiği günlerin sayısını unutmuştu. Her yerde babasının kendisini aradığını bilmiyordu. Bir gün babası aklına düştü. Mutluluğunu onunla da paylaşmak istiyordu. Delikanlıya prenses olduğunu açıklaması gerekiyordu. Yakışıklı delikanlı Sofia'nın bir prenses olduğunu öğrenince korktu. Fakat prenses onu ikna etti ve korkulacak bir şeyin olmadığını anlattı. Birlikte saraya gitmeye karar verdiler. Saraya gittiklerinde babası kızını görünce çok mutlu oldu. Fakat yanındaki delikanlının kim olduğunu anlayamadı. Üvey annesi ise durumu uzaktan izliyordu. Sofia üvey annesinin ona yaptığı kötülüğü sonradan öğrendi. Hizmetkarlardan biri üvey annesinin gizli gizli konuşmalarını prensesi anlattı. Prenses de tüm bunları krala anlattı. Üvey anne zindanda cezalandırıldı. Sofia babasının ona inanması ile çok mutlu oldu. Kral, prensesin ve yakışıklı delikanlının birlikte sarayda yaşamalarına izin verdi. Kısa süre içerisinde 40 gün 40 gece süren düğün yaptı. Bu düğün dillere destan güzelliği bulunan prenses Sofia için unutulmazdı. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. Güzelliği ile dillere destan prenses Su'yum melek gibi uyuyor. Seni çok seviyorum her şeyim. İyi geceler güzel Suyum. Masalı okurken perilerin,prenseslerin isimlerini değiştiriyorum. En güzel prenses,peri benim Suyum. Seni çok seviyorum güzelim."} {"url": "https://www.masallaroku.com/guzellik-perisi-mine-ve-kucuk-kiz-elif-masali/", "text": "Bir zamanlar renkli çiçekler ve uzun ağaçlarla dolu büyülü bir ormanda Mine adında küçük bir peri yaşardı. Mine sıradan bir peri değildi; güzellik perisiydi. Görevi ormandaki her şeyi güzel ve büyüleyici kılmaktı. Her sabah güneş ufkun üzerinde yükselirken Mine parıldayan kanatlarını çırpıyor ve günlük macerasına atılıyordu. Elindeki sihirli değneğiyle peri tozunu çiçeklere serperek onları pembe mor ve mavinin canlı tonlarına dönüştürürdü. Ağaçlardaki yapraklar sanki büyülü bir parıltıyla kaplanmış gibi anında gürleşip yeşerecekti. Ama bir gün Mine bir çayırın üzerinde uçarken Elif adında üzgün küçük bir kızın yapayalnız oturduğunu fark etti. Elif yakın zamanda ormana taşınmıştı ve kendini yalnız ve ev özlemi içinde hissediyordu. Mine'nin kalbi şefkatle doldu ve yardım etmesi gerektiğini biliyordu. Elif'in yanına usulca indi ve minik parmağıyla yanağına hafifçe dokundu. Bir anda Elif'in kaşlarını çatması kocaman bir gülümsemeye dönüştü. Arkadaşım olmak ister misin? Diye sordu. Elif'in gözleri zevkle parladı. Evet lütfen! Diye bağırdı. O günden sonra Mine ve Elif en iyi arkadaşlar oldular. Günlerini büyülü ormanı birlikte keşfederek gizli hazineleri keşfederek ve dost canlısı ormanlık yaratıklarla karşılaşarak geçirirlerdi. Bir öğleden sonra Mine ve Elif el ele yürürken küçük bir gölete rastladılar. Su güneşin altın ışınlarının altında parlıyordu ama göletin kendisi donuk ve cansız görünüyordu. Mine ve Elif yolculuklarına devam ettiler gittikleri her yere neşe ve güzellik yaydılar. Orman mutlulukla gelişti ve hayvanlar zevkle dans etti. Böylelikle güzellik perisi ve insan arkadaşı sonsuza dek mutlu yaşadılar tanıştıkları herkese gerçek güzelliğin içten geldiğini ve dünyayla paylaşılması gerektiğini öğrettiler. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 2 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/haberci-cicegi-ve-padisah-masali/", "text": "Azameti ve merhameti ile hüküm veren bir padişahın yönettiği bir ülke varmış. Bu ülkede bu padişah sayesinde kimsenin hakkı kimsede kalmaz, kimse kimsenin malına ve namusuna yan gözle bakamazmış. Halk çok iyi bilirmiş ki gizli saklı da olsa bir kusur işledikleri vakit padişah hemen suçluyu yakalatır ve uygun ceza ile cezalandırırmış. Padişahın tüm suçları ve suçluları nasıl böyle bildiği hakkında kimsenin bir fikri yokmuş. Kimileri padişahın çok iyi bir yaveri olduğunu ve ülke içerisinde olup biten her şeyi padişaha onun bildirdiğini düşünürmüş. Kimileri ise padişahın mistik güçleri olan bir büyücüsünün olduğunu ve bu sayede ülkede olup biten her şeyden haberdar olduğunu söylermiş. Gel gelelim padişahın ülkede olup biten suçlardan ve suçlulardan haberdar olmasını sağlayan şeye. Kimseler bilmezmiş bunu. Padişahın çok sevdiği kıymetli eşi bile padişahın bu konuda kimden ve nasıl haber aldığını bilmezmiş. Padişahın odasında çok kıymet verdiği değerli mi değerli bir çiçeği varmış. Herkes bu çiçeği sıradan bir çiçek zannetse de bu çiçek aslında padişaha ülke yönetiminde yardımcı olan tılsımlı bir çiçekmiş. Nerede bir kötülük olsa, nerede yasa dışı bir olay meydana gelse çiçek dile gelir ve padişaha olup biteni anlatırmış. Günlerden bir gün padişah her zamanki gibi ülkesini adil bir biçimde yönetmek için çalışırken, odasın küçük oğlu girmiş. Babası ile oyunlar oynamak isteyen yaramaz çocuk bir oraya bir oraya koşarak odanın içinde dolanmış. Padişah her ne kadar oğluna telkinlerde bulunsa da oğlu bir türlü durmamış. En sonunda oğlu padişahın haberci çiçeğini yere düşürerek çiçeğin saksısının kırılmasına neden olmuş. Çiçek padişaha seslenmiş ve çok yara aldığını, tedavi olması için çok uzaklarda bulunan vatan toprağına dikilmesi gerektiğini söylemiş. Padişah hemen yola çıkmak için hazırlanmış ve çiçeğini yanına alarak yola koyulmuş. Yol boyu çiçeği kendisini toplayamazsa ülkesinde nasıl adaleti sağlayacağını düşünmüş. Umutsuz bir şekilde yol boyu üzüntülü bir biçimde çiçeğinden gözünü bile ayırmamış. Çiçeğin vatanına geldiklerinde padişah kendi elleriyle çiçeğini vatan topraklarına ekmiş. Can suyunu verdikten sonra başında beklemeye başlamış. Akşam güneşin batması ile zaten yol yorgunu olan padişah çiçeğin başında derin bir uykuya dalmış. Padişah uykusundan uyandığında bir de ne görsün, dün harap bir hale gelmiş olan haberci çiçeği vatan toprağında eskisinden çok daha güzel bir biçimde yeniden hayat bulmuş. Padişah çiçeğini de alarak hemen yola koyulmuş. O günden sonra padişah çiçeğine her zamankinden çok daha iyi bakmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/haberci-kuslar-masali/", "text": "Mevsim kış idi. Hava soğuk mu soğuk bir hale bürünmüştü. İnsanlar sabahları sıcak yataklarını terk etmemek için kendisiyle büyük bir mücadele içine girmişti. Sabahın erken saatlerinde ötmeye başlayan horozlar, soğuk falan dinlemiyormuş. Tıpkı kurulu bir saat gibi her sabah aynı vakitte sesini herkese duyurmaya başlıyormuş. Ayşe, sıcacık yatağında çıkmamak için kıvranıp duruyormuş. Annesi sürekli uyanması gerektiğin hatırlatıyormuş. Ayşe de kendi kendine: Beş dakika daha uyuyup kalkacağım. diyormuş. Ayşe yataktan çıkmayınca annesi her sabah odaya girerek onu uyandırmaya başlıyormuş. Ayşe henüz ilkokula gidiyormuş. Sabahları yolları kaplayan kar tanelerinde yürümek hem keyifli hem de zormuş. Sıkı bir şekilde giyinen Ayşe, yüzüne vuran soğuk hava ile zar zor ilerleyerek okula varmış. Sınıfa girer girmez tüten sobanın yanında soluğu almış. Ellerini ısıtarak sırasına oturmuş. Haberci kuşlar ne zaman gelecek öğretmenim? diye sormuş Ayşe. Bahar geldiğinde... demiş öğretmeni ve tebessüm ederek derse devam etmiş. Gel zaman git zaman Ayşe bir sabah kuş cıvıltıları arasında gözlerini açıp uyanmaya başlamış. Güneşin doğduğunu ve karların erimeye başladığını görmüş pencereden. Hemen cama doğru koşmuş ve dışarıyı seyre dalmış. Elektrik tellerinin üzerinde ötüşen kuşlara bakmış ve kendi kendine: İşte bunlar haberci kuşlar, baharın gelişini haber veriyorlar. demiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/habil-ile-kabil-hikayesi/", "text": "İslam dinine göre ilk insanlar Adem ile Havva olarak bilinmektedir. Habil ile Kabil ise Havva ve Adem'in dünyaya gelen ilk iki oğludur. Habil çoban mesleğini icra ederken Kabil ise bir çiftçidir. Tarihte yaşanan ilk kıskançlık duygusu ile bilinen Kabil, kardeşini kıskanarak ona kin beslemektedir. Habil ile Kabil pek çok kutsal kitapta adı geçen isimlerden biridir. İlk insan olarak Dünya'ya gelmiş olan Adam ve Havva'nın ilk oğullarıdır. Kıskançlık ve kin ile tanınan bu iki isim pek çok dini hikaye ve filmlere konu olmuştur. Zira onların hikayesi kardeşliğin kıskançlığa dönüşmesi üzerine başlamıştır. Onlar tarihte bilinen ilk cinayeti işleyen kişi ve ilk maktul olarak da bilinmektedir. Havva ile Adem'in ilk oğulları olan Habil ile Kabil bir kardeş kıskançlığının hikayesi olarak anlatılmaktadır. Kabil, Adem ile Havva'nın ilk çocuğudur. Bu sebeple anne ve babası ona bir hayli ilgi göstermektedir. Fakat bu ilgi Habil doğana kadar sürmüştür. Habil ile Kabil bir arada sürekli olarak Tanrı'ya ibadet ederler. Fakat bu durum çok uzun sürmez. Zira Habil tamamen uysal ve iyi huyludur. Bu durum ise annesinin ilgisini toplamayı başarmasını sağlamaktadır. Fakat bunu gören Habil içten içe kardeşine kin beslemekte ve onu kıskanmaktadır. Kabil çiftçilik ile meşgul olurken Habil ise çobanlık yapmaktadır. Aradan geçen zaman Kabil'in kalbini daha çok hırsın bürümesine ve kıskançlığının artmasına neden olmuştur. Kabil Habil'i alarak çiftçilik ile uğraştığı tarlaya götürmüştür. Burada Habil ile Kabil birlikte iş yapmaya başlamışlardır. Habil'in iş yapmasını fırsat bilen Kabil eline bir taş alarak kardeşinin başına vurmaya başlar. Art arda gerçekleşen darbeler sonucunda ise Habil oracıkta ölüverir. Bunun üzerine Kabil oracıkta öldürdüğü kardeşini izlemeye koyulur. Habil'in bedeni ise kanla kaplanmıştır. Bunun üzerine kardeşine duyduğu öfkesi bir anda pişmanlığa bırakır yerini. Kabil bu suçluluk duygusu ile başa çıkmaya çalışsa da kendini kötü hisseder ve Tanrı'nın yüz çevirdiği il günahkar olarak bilinir. Kabil gün geçtikçe daha kötü olmaya başlar. Bunun üzerine dayanamayarak oradan ayrılır ve bir gün günahlarının bağışlanması umudu ile oradan uzaklaşır. Her şeyi geride bırakmak amacıyla oradan ayrılan Kabil Nod topraklarına yerleşir. O her şeyi ardında bırakarak yeni bir yaşam sürmeyi ister ve sürekli olarak Tanrı'nın onu affedebilmesi için çabalamaya koyulur. Bu hikaye kişilerin kıskançlık ve öfkesinin ilerlememesi ve sonucunda ne denli kötülüklerin ortaya çıkarak pişmanlıklar doğuracağının göstergesi olarak kabul edilir. Zira kardeşlik arasında duyulan kıskançlığı yaşayan kişilerin bu hikayeden ders alması beklenmektedir. Habil ile Kabil hikayesi tarihte ilk cinayetin yaşandığı ve kıskançlık duygusunun insanı ne duruma getirdiğinin bir örneği olmuştur."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hak-edilen-sevgiyi-bulmak/", "text": "Selver hanım her sabah olduğu gibi bugünde elinde beyaz değneği ve el kol yardımıyla otobüse bindi. Şoför: Siz hanım efendi, soldan ikinci koltukta oturan hanım efendi diye seslendi. Selver hanım otuz yaşında genç alımlı güzel bir bayandı. Eşi de denizde subayıydı. Çok severek evlenmişlerdi. Selver hanım martıları çok sever martılara simit atarken tanışmışlardı. İlk görüşte aşk dedikleri bu olsaydı gerek. Kısa zamanda tanışıp evlendiler. Evlilikten birkaç yıl sonra Selver Hanım göz doktoruna gitti ve yanlış teşhis sonunda gözlerini kaybetti artık göremiyordu. Selver hanım ameliyattan çıkınca eşi Fatih Bey çok üzüldü. Ama eşine bunu hissettirmemeliydi. Selver'in üzülmesine dayamazdı. Sonuna kadar eşinin yanında kalacağına ve her zaman ona destek olacağına söz verdi. Selver hanımın her geçen gün üzüntüsü artıyordu. Kendini Fatih Beye yük olarak görüyordu. Ve içine daha da kapanmaya başladı. Fatih bu duruma bir çözüm bulmalıydı ve buldu da. Eşinin eski işi geldi aklına ve cesaretlenip Selver'e bu konuyu açmak istedi. Selver başta bu fikre karşı çıkmış. Ben yapamam demişti ama fatih ona güveniyordu ve sen yaparsın diyerek cesaretlendirdi. Selver kabul etti ama isteksizce. Çünkü eşi Fatihi çok seviyordu onu kırmak istemiyordu. Umutsuzca olur dedi. Fatih her sabah Selver'i işe bırakıyor ve akşamları alıyordu. Günler böylece geçiyordu. Selver için işe gidip gelmek iyi gelmişti morali de yerine gelmişti. Ama fatih daha iyisini istiyordu. Akşam karısına: Bundan sonra işe kendin gidip gelmelisin. dedi. Selver, çok şaşırdı ama bu imkansız, yapamam dedi. Fatih çok ısrar edince onu yine kıramadı. Aslında kendisi de bunu istiyordu biraz daha yükünü hafifletirim diye düşündü. Ve sabah bütün cesaretini toplayıp beyaz sopasını aldı ve evden çıktı otobüs durağına yetişip iş yerine giden otobüse binmeyi becerdi. Artık bu Selver için günlük basit bir iş olmuştu. Günlerce aylarca bu şekilde problemsiz bir şekilde gidip geldi. Yine bir gün otobüse binerken şoför: Hanımefendi sizi çok kıskanıyorum dedi. Selver şaşkınlık içinde neden ki dedi. Şoför şöyle bir yanıt verdi: Hala birlikteysen biz seninle buluşmak istiyoruz arkadaşım."} {"url": "https://www.masallaroku.com/haksiz-kazanc-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde kasabanın küçük bir yerinde anne, baba ve biri erkek, diğeri kız iki çocuk yaşarmış. Anne ev işleri yapar baba her gün işe gidermiş çocuklar da okula gidermiş derken günler birbirini kovalamış daha sonra okul masrafları ve evdeki ihtiyaçlar artınca baba masrafları karşılayamaz hale gelmiş. Daha sonra ben bütün masrafları nasıl yetişemedim diye kara kara düşünürken aklına birden fikir gelmiş. İşimin dışında bir iş daha yaparsam ailemi toparlayabilirim diye düşünmüş ve bunu nasıl yapacağınıza düşünmüşler eğer ben üretim yapan birinin elinden malını parayla alıp iki katına satarsan iyi para kazanırım diye düşünmüş. Daha sonra patates, soğan, fındık üretimi yapan arkadaşının kapısına dayanmış ve sen bana patates soğan fındık satacaksın ben de tekrar bunu satışa sunacağım demiş ve bir şekilde arkadaşını ikna etmiş daha sonra malları ucuza alıp 2 katına sarmaya başlamış düşündüklerini bir bir uygulamaya koymuş. İşlerden dolayı yüzü eskiye nazaran daha çok gülmeye başlamış. Evde bunalan anne ve çocukları babası akşam eve geldiğinde babacığım biz çok sıkıldık bizi gezmeye götürür müsün, babası da kabul etmiş ve akrabalarına ziyarete gideceklerini söylemiş. Daha sonra anne çocuğunun üzerini değiştirirken birde bakmış ki çocuğunun cebinde yüklü miktarda para anne çok sinirlenmiş ve hayal kırıklığının vermiş olduğu üzüntüyle neden çocuğum? demiş çocuk tek bir cevap bile vermemiş. Sonra; neden sorusunu duyan baba, kendi içinde muhasebe muhakeme yapmaya başlamış. Baba büyük bir utançla ve haksız kazancın vermiş olduğu vicdanın sesiyle bir daha haksız kazanç ve harama el uzatmayacağına dair tövbe etmiş. Çocuğuna, Gel seninle baba evlat bir konuşalım bu duruma bir çözüm getirelim. demiş. Ben de aynı şeyi yaptım aslında sırf para uğruna ucuz ve kalitesiz malları alıp, pazarda daha pahalıya sattım ve kaliteli mallar olduğunu söyledim müşterilere daha sonra, işler daha da kötüleşmeye başlayınca da haksız kazancımın karşılığı bu diye düşündüm ve bir daha kimseyi dolandırmadan alnının teri olan malları satmaya karar verdim. Sana kızmıyorum, ama sen de benim gibi hazır paranın haksız kazancın peşine düşme demiş. Babası çocuğuna paranın nasıl kazanılması gerektiği hakkında çocuklarına bol bol nasihatler vermiş. Çocuk da hatasının farkına varıp parayı alıp gitmişler akrabalarına, çocuk parayı çalıp cebine koyduğunu söylemiş ve özür dilemiş. Orada herkese söz vermiş bir daha böyle hata yapmayacağına. Hatanın neresinden dönersek kardır. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/halifeyi-aglatan-akilli-cocuk/", "text": "Geçmiş yıllarda Arabistan'da halifelik yapan bir kişi varmış. Bu kişi Arabistan'ın en sıcak zamanlarında ezan vakti olduğu için camiye gitmeye karar vermiş. Namaz kılmak içinde abdest alıp evinden çıkmış. Sokaklarda sıcaktan dolayı pek insan yokmuş. Ancak karşıdan gelen küçük bir çocuğun hızlı hızlı yürüdüğünü görmüş ve bu kadar acele nereye gittiğini merak etmiş. Küçük çocuk kendisine yaklaşınca da onu durdurup acelesinin sebebini ve nereye gittiğini sormuş. Halifenin sorusu üzerine küçük çocuk camiye gittiğini söylemiş. Çocuğun bu kadar acele camiye namaz kılmaya gidiyor oluşu halifeyi şaşırtmış. Bunun üzerine çocuğa yaşının henüz çok küçük olduğunu ve ona namaz kılmanın farz olmadığını söylemiş. Bu sebeple de camiye yetişmek için telaş yapmamasını belirtmiş. Halifenin üzerine çocuk ona namaz kılmanın büyük ya da küçük olmakla alakası olmadığını söylemiş. Daha sonrada mahallelerinde ondan bile yaşça küçük olan bir çocuğun öldüğünü ve ölümün genç ya da yaşlı fark etmeksizin geldiğini belirtmiş. Ayrıca ölüme her yaşta hazır olmanın gerekliliğini vurgulamış ve sözlerini erken yaşta namaz kılmaya alışması gerektiğini sonrasında kılamayabileceğini belirtmiş. Sözlerini bitirdikten sonra da halifenin yanından ayrılarak camiye yetişmek için hızlı hızlı yürümeye devam etmiş. Halife ise çocuğun bu sözlerinden çok etkilenmiş ve ağlamaya başlamış. Ağlarken de çocuğun çok akıllı olduğunu ve onun bu hassaslığının büyüklerde de olması gerektiğini söylemiş. Hikaye de burada bitmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/halil-ibrahim-turkusunun-hikayesi/", "text": "Türkünün kahramanı olan Halil İbrahim, Ordu'nun Fatsa ilçesinde 1931 yılında dünyaya geldiği bilinen o zamanın müzik aletlerini tamir eden bir tamircidir. Fatsa da bir yeri olan temiz bir esnaf olarak bilinen Halil İbrahim giyimine kuşağına dikkat eden evinden işine, işinden evine giden titiz düzenli programlı bir insanmış. Evine gitmek için her gün dereden geçip bir tepeliğe yürümesi gereken Halil İbrahim bir gün dereden karşıya geçerken kendisinin karşısından gelen bir kız görür çok beğenir ve onunla evlenir. Bilindiği üzere saat ve çeşitli müzik aletleri tamir eden Halil İbrahim Fatsa da çarşıda bir iş yeri sahibidir. Dere başında gördüğü kızı beğenir, kız da Halil İbrahim'i beğenir ve evlenirler. Eşi ile Halil İbrahim in iki çocukları olur. Her şey yolunda giderken ve hayat bu düzlem de Halil İbrahim için mutlu bir şekilde seyrederken beklenmedik bir şey olur. Halil İbrahim askerden çağrılır ve askere gitmesi gerekir. Eşinden çocuklarından ayrılmak istemese de özellikle de memleketin karışık olduğu o dönemlerde askerlik gibi vatanı bir borcu yerine getirmek için uzun süremezsin temenni ederek evinden ayrılmıştır. Ancak askerlik uzun, fitne Halil İbrahim in yakasını bırakmaz. Arkasında genç ve güzel bir eş iki de çocuk bırakmıştır. Halil İbrahim askerdeyken zaten aklı memlekette esinde ve çocuklarında kalmıştır. Bunun üzerine bir de kötü niyetli arkadaşlarından aldığı telgraflar mektuplar iyice canını sıkmıştır. Memleketten aldığı haberlere göre Halil İbrahim in kayın babası eşini başka birine vermiştir ve artık onu bekleyen karısı ve çocukları yoktur. Bu haberlerin arkası kesilmemiş sürekli yeni mektuplar almıştır. Hatta mektupların birinde direk bir hedef gösterilmiştir. Esinde köyün ağasının gözü olduğunu kayın babasının eşini ağaya vereceğinin yazıldığı mektubu alan Halil İbrahim in sabrı taşmış iyice hiddetlenmiştir. Halil İbrahim dayanamayıp askerden kaçmıştır. Artık bir firari olan Halil İbrahim köye gelmiş ve ağayı bulmuş. O hiddet karısın da gözünün olduğunu düşündüğü ağaya tabancasını çıkarmış ve gözünü kırpmadan ateş açmış. Bu olayın hemen üstüne asker kaçağı olan Halil İbrahim askerler tarafından yakalanmış ve bir insanın dayanamayacağı kadar şiddetli bir şekilde dövülmüş. Hatta güçlü kuvvetli kolay kolay zapt edilemez olan Halil İbrahim i karşılık vermesin diye bağlamışlar ve öyle dövmüşler. Bu olaydan sonra Halil İbrahim zihinsel anlamda sarılmış ara ara aklı gidip gelebilen bir adam olmuş. Tekrar askere gitmiş ve bu defa askerliğini bitirip dönmüş. Yediği dayaktan çok etkilenen Halil İbrahim askerden dönmüş fakat işe gitmiyor iş yerini açmıyor hatta evinden dışarıya çıkıyormuş. Sadece iki üç dostu ile görüşen Halil İbrahim asker korkusu ile bütün insanlardan kaçar olmuş. Tamir işlerini yapabildiği kadar evinde yapmaya başlamış ancak bir evin geçimini sağlayacak kadar çalışamıyormuş. Bunun üzerine kayın babası kızına ve torunlarına bakamadığı için Halil İbrahim in elinden karısını ve çocuklarını çekip almış. Artık tamamen yalnız kalan Halil İbrahim Bozuk saatleri ve müzik aletleriyle baş başa kalmış. Yıllarca tek başına yaşamış. Ancak bir gece asker köye baskın yapmış alakası olmamasına rağmen yıllar önce yediği dayağı unutmayan Halil İbrahim beline tabancasını takmış ve kendi gibi ormanda yasayan bir dostunun yanına gitmiş onu rahatsız etmemek için gece ahırın uyumuş. Tam o sırada asker gelmiş Halil 9brqhimi orda uyur ve silahlı görünce ev sahibinin onun tanıması üzerine bir şey yapmamış. Ancak askerleri gören Halil İbrahim korkmuş ve kaçmaya başlamış. Bunun üzerine karşıdan gelen askeri birlikler kaçan Halil İbrahim'i görünce ateş etmişler ve Halil İbrahim bir kayanın üzerine düşüp can vermiş. Bu olaya çok üzülen dostu ise onun arkasından şimdilerde türkü olarak söylenen bu şiiri yazmıştır. Aslında bu türkü Halil İbrahim'e yakılan bir ağıttır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hansel-ve-gretel-masali/", "text": "Uzun yıllar önce küçük bir kulübede babası ile yaşayan iki küçük kardeş varmış. Bu kardeşlerden birinin adı Hansel diğerinin ismi ise Gretel imiş. Hansel ve Gretel kardeşler çok küçükken anneleri vefat etmiş ve bu iki kardeş ve babaları birlikte yaşarlarmış. Babanın mesleği odunculuk imiş. Baba çocuklarına bakmak için çalışarak para kazanmak zorunda kalmakta aynı zamanda çocuklara hem anne hem de babalık yapmak zorunda kaldığı için çok zorlanıyormuş bu sebeple zengin bir kadın ile yeniden evlenmiş. Üvey annenin gelmesi ile Hansel ve Gretelin hayatı kabusa dönmüş. Üvey anneleri onları hiç sevmiyormuş. O yüzden de babaları ile de çocuklarının arası her geçen gün bozulmuş. Yıl olarak şiddetli geçen bir kış gününde üvey anne çocukların çok yemek yediğini bahane ederek babalarına az kalan erzaklarını göstererek bu çocukları göndermemeleri durumunda kışı geçiremeyeceklerini söylemiş. Baba itiraz etse bile üvey anne çocukları yarın ormana götürüp bırakacağını söylemiş. Bu anlatılanları duyan Gretel çok üzülmüş ve ağlayarak duyduklarını bir bir Hansel'e anlatmış. Hansel üzüldüğünü belli etmeyerek kardeşini teselli etmeye çalışmış. Ormana bırakılsalar bile yollarını bulabileceklerini tekrar eve dönebileceklerini Gretel'e söyleyerek ona güven vermiş. Gretel uyuduktan sonrada Hansel gece soğuğunda dışarı çıkarak dışarda bulduğu çakıl taşlarını cebine doldurarak tekrardan kulübeye dönmüş. Sabah uyanınca üvey anne ilk iş olarak Baba, Hansel, Gretel ve üvey anne ormana doğru yola koyulmuşlar. Üzgün ve bu işi yapmak zorunda kalan baba ormanda gezinti yapacaklarını söylese de çocuklar ona inanmamış. Beraber yürürlerken Hansel kimseye hissettirmeden cebinde tuttuğu çakıl taşlarından azar azar geçtikleri yollara bırakmış. Ormanda gezdikten sonra baba ve üvey anne odun toplayacakları bahanesi ile iki kardeşi yaktıkları ateşin yanında bırakarak dönene kadar orada beklemelerini tembihleyerek oradan uzaklaşmışlar. Dönmeyen üvey anne ve babayı bekleyen çocuklar havanın kararması ve vahşi hayvanların sesinden korkmuş ay çıkana kadar birbirlerine sarılarak ateşin etrafından ayrılmamışlar. Ay çıkınca Hansel'in yere attığı çakıl taşlarının parlaması ile çakıl taşlarını takip ederek evlerine varmayı başaran kardeşleri gören baba sevinmiş ancak üvey anne sevinmiş gibi yapmış. Kötü niyetli üvey anne çocukları evden uzaklaştırmayı başaramayınca kötülük adına yeni planlar yapmaya başlamış. Aradan 3 gün geçince çocukları yeniden ormana götürme planı yapmış ancak Hansel çakıl taşı toplamasın diye gece çocukların üzerine kapıyı kilitlemiş. Ertesi sabah yeniden ormana doğru çıkılınca bu defa Hansel cebini kuru ekmek kırıntıları ile doldurmuş ve geçtikleri bu yollara ekmek kırıntılarından iz yapmış. Zeki olan Hansel yine üvey anne ve babasının onları ormana terk edilmek üzerine getirdiklerini tahmin ederek böyle bir çare bulmuş. Hansel'in tahmin ettiği gibi ormandan bir bahane bularak üvey anne ve baba çocukları orada bırakmış. Uzun zaman bekleyen ve üvey anne ve babanın dönmediğini gören çocuklar hava kararmadan eve dönmek için Hansel'in bıraktığı izleri takip etmek istemişler ancak kuru ekmek kırıntılarını bulamamışlar. Çünkü bırakılan ekmek kırıntılarını aç olan kuşlar yemiş. İki kardeş yollarını bulamayınca soğuk ormanda korku içerisinde toplamda 3 gece geçirmişler. Üstelik 3 gece boyunca da aç ve susuz kalan kardeşler 3 günün sonunda ağaç dalları üzerinde bir beyaz renkli kuş görmüşler. Bu kuş onlara şarkı söylemiş. Umutsuzluğa kapılmak üzere iken kardeşler kuşun peşine takılmışlar ve kuş onları duvarları ekmekten, pencereleri şekerden çatısı da pastadan yapılmış olan tuhaf bir evin önüne getirmiş. tam kardeşler bu tuhaf evden bir parça koparıp yiyecekken içerisi rengarenk eşyalarla dolu evden bir ses gelince biraz ürkmüşler. Ancak içeriden gelen tatlı sese güvenerek davet edildikleri evin içerisine girerler. Cadı olup tatlı bir teyze kılığına giren kadına başlarından geçenleri anlatırlar. Cadı orada kalabileceklerini söyleyince kardeşler hep açlıklarını gidermiş hem de kuş tüyü yataklara uzanıp uyuya kalmışlar. Sabah uyandıklarında çocuklar yaşadıklarının hayal mi yoksa gerçek mi olduğunu anlamak için evin içinde kadını aramaya başlamışlar ancak kadını evde bulamayınca kapısı açık mahzene girip kadını orada aramaya karar vermişler ancak mahzenin içinde kadın yerine sandıklar dolusu altınlar, mücevherler varmış. Şaşkına dönen çocuklar bir tuhaflık olduğunu kavrayınca evden çıkmaya karar verdikleri anda kadın kılığındaki cadı onlara korkunç bir sesle seslenmiş. Cadıdan korkan kardeşler kaçmaya çalışmış ancak cadı her tarafı kilitlemiş. Cadı ele geçirdiği Hansel'i sürükleyerek küçük bir kafese kilitlemiş, Gretel'e de kardeşini iyice beslenmesi adına ona yemekler yapması için mutfağa götürerek cadıya iyi bir yemek olması için kardeşine yemekler pişirmesini emretmiş. Cadı Gretel'e yaptığı yemeklerden de yememesi için kural koymuş. Akıllı olan Hansel gözleri az gören cadı gece uyurken kafesin altını kazıyarak oyuyor ve zavallı kardeşinin yaptığı yemekleri yemeyerek bu oyukta saklıyormuş. Böylelikle cadının istediği kıvama gelmemek adına ve oradan kaçmak adına zaman kolluyorlarmış. Hansel'in şişmanlamadığını gören cadı Gretel'i azarlıyor ve daha fazla yemek yapması için emirler veriyormuş, Sonunda cadının sabrının kalmadığı bir gün Hansel böreği yaparak Gretel'e hamur pişirmesini emreden cadı Gretel'e hamuru kontrol etmesi için fırına bakmasını söylemiş. Cadının amacı böyle yaparak Gretel'i fırına atarak öldürmek imiş. Gretel'de bunu anlayınca fırına başının girmediğini o sebeple hamurun pişip pişmediğini anlamadığını mümkünse cadının fırındaki hamura bakmasını tatlı bir dille cadıya iletince cadı ikna olmuş ve tam fırına başını sokarken Gretel onu fırına tüm gücü ile iterek fırının kapağını kapatarak cadıdan kurtulmuş. Cadının Hansel'i hapsettiği kafesi sakladığı anahtarın yerini bilen Gretel anahtarı bularak kafeste olan Hansel'i de kurtarmış. Fırının yaydığı ateşten yanan kulübeden alabildikleri altınlarla kaçmayı başaran kardeşler kendilerini ormanda bulmuşlar bir müddet çevrede gezerken bir dereye denk gelirler. Bu dereyi hatırlayan çocuklar evlerinin de o civarda olduğunu hatırlayarak derenin karşı tarafına geçerler. Bir müddet yürüdükten sonra evlerine varırlar. Yaşadıkları bu sıkıntıları geride bıraktıkları için ve yeni güzel günleri yeniden bir arada geçirmek için bir birine söz veren baba ve çocuklar sonunda ilk günlerdeki mutluluğa kavuşurlar. Üstelik cadının altınları sayesinde zengin olarak."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hansel-ve-gretel/", "text": "Bir vakitler Hansel ve Gretel isminde iki kardeş yaşıyorlarmış, Onlar daha çok küçükken anneleri ölmüş. Ormanda bir kulübede babaları ile birlikte yaşıyorlarmış. Babaları hem odunculuk yaparak para kazanmaya çalışıyor hem de çocuklarına bakıyormuş. Tek başına hem iş hem çocuklar ile baş edemeyen baba bir kaç yıl sonra tekrar evlenmiş. Oduncunun yeni karısı zengin bir aileden geliyormuş. Ormanın kıyısında yıkık dökük bir kulübede oturmaktan ve yokluk içinde yaşamaktan nefret ediyormuş. Üstelik üvey çocuklarını da hiç sevmiyormuş. Hansel ve Gretel çok soğuk bir kış gecesi yataklarına yatmış, uyumaya hazırlanırken üvey annelerinin babalarına bu kışı nasıl geçineceğiz çok az yiyeceğimiz kaldı eğer bu çocuklardan kurtulmazsak açlıktan öleceğiz dediğini duymuşlar. Babaları bağırarak bu teklife karşı çıkmış. Tartışmaya gerek yok demiş karısı. Ben kararımı verdim yarın onları ormana götürüp bırakacağız. Gretelbunları duyunca ağlamaya başlamış. Abisi Hansel onu teselli etmiş. Ne olur endişe etme Gretel evin yolunu bir şekilde bulup döneriz. O gece geç saatlerde Hansel gizlice dışarı çıkmış ve cebine bir sürü çakıl taşı doldurmuş. Sabah olduğunda ailece ormana doğru yürümeye başlamışlar. Babaları çocuklarına gezmeye gittiğini söylemiş. Yürürlerken Hansel cebindeki çakıl taşlarını kimseye fark ettirmeden yere atıp geçtikleri yolu işaretlemiş. Öğle üzeri babaları ve üvey anneleri onlar için bir ateş yakmışlar. Ve hemen geri döneceklerini söyleyip ormanın içinde yok olmuşlar. Tabii geri dönmemişler gece olmuş ormanda gece yaşayan hayvanların korkunç sesleri yankılanıyormuş. Kurtlar etrafında uluyorken korkudan tir tir titreyenHansel ve Gretel ay doğana kadar ateşin yanından ayrılmamış. Sonra ay ışığında parlayan çakıl taşlarını izleyerek evlerine doğru yürümüşler. Çocuklar evlerine döndüklerinde babaları onları bir anda karşısında görmüş ve çok sevinmiş. Üvey anneleri de sevinmiş gibi davranmış ama aslında kararını değiştirmemiş. İçten içe çocukların geri dönmesine çok bozulmuş. Üç gün sonra üvey anne onlardan kurtulmayı tekrar denemeyi istemiş. Gece çocukların kapılarını kilitlemiş. Bu sefer Hanselin çakır taşı toplamasına izin vermemiş ama Hansel zeki bir çocukmuş. Sabah ormana doğru yürürlerken akşam yemeğinde cebine sakladığı kuru ekmeğin kırıntılarını yere saçıp yine arkasından bir iz bırakmış. Öğleye doğru üvey anneleri ve babaları yine bir bahane uydurup çocukları yine ormanda bırakıp gitmişler. Gretele daha fazla yemek yapmasını söylüyormuş. Bu böyle günlerce sürmüş. Bir gün artık Cadının sabrı taşmış. -Şişman zayıf fark etmez bugün Hansel böreği yapacağım. Gretele dönmüş fırına git bakalım hamur tam pişmiş mi bir bak. Korku içinde yaşamasına rağmen Gretelin de Hansel gibi hala aklı çalışıyormuş. Cadının onu fırına iteceğini anlamış. -Başımı fırına sokamıyorum! Hamuru pişmiş mi diye göremiyorum. diye sızlanmış Gretel Cadı elinin terzi ile hızla kenara itmiş ve başını fırına sokmuş. Gretel bütün günücü toplayıp hızla yaşlı cadıyı fırına itmiş. Sonrada arkadan kapağı kapatmış. Gretel Cadının anahtarları sakladığı yeri biliyormuş. Hemen koşup anahtarı almış. Ve Hanseli kilitli olduğu kafesten kurtarmış. Fırından çıkan alevler evi kaplamış iki kardeş yanmakta olan evden kaçıp tekrar ormana dalmış. Ama nereye gideceklerini hiç bilememişler. Bir süre sonra karşılarına bir dere çıkmış. Kocaman bir ördek, önce Hanseli sonra da Greteli karşıya geçirmiş. Çocuklar etrafına bakınmışlar. Bulundukları yeri tanımışlar. Hızla evlerine doğru koşmuşlar. Çocukları karşısında gören baba çooook mutlu olmuş. Sevinç gözyaşları içinde onları ormanda bıraktıkları zamandan kısa bir süre sonra o acımasız üvey annelerinin ailesinin evine döndüğünü söylemiş. Yaptıkları için çok pişman olduğunu onları çok aramasına rağmen ormanda bulamadığını anlatmış. Çocuklar babalarını çok seviyormuş. Onu affetmişler. Şimdi babalarını bir sürpriz daha bekliyormuş. Hansel ceplerinden Gretel de önlüğünün cebinden Cadının evinde buldukları altın ve değerli elmasları çıkarmış. Babaları gözlerine inanamamış. Böylece ailenin tüm sıkıntıları sona ermiş. O günden sonra da ömürlerini mutluluk ve zenginlik içinde geçirmişler. Gerçekten güzel bir hikaye sevgilime okudum hemen uyudu. Bu masal bir harika . Keyifle okudum . Ama biraz daha masal olmalı ."} {"url": "https://www.masallaroku.com/harut-marut-hikayesi/", "text": "Harut Marutgerek İslam dinine ait kutsal kitap olan Kuran'ı Kerim'de gerekse pers mitolojisinde adından söz edilen isimler arasında yer almaktadır. Harut ve Marut kelimeleri Arapça asıllıdır. Kuran'ı Kerim de ise bir ayette geçmiş olduğu belirtilmektedir. Fakat bu iki isim farklı dinlerde bazı farklı isimler ile de anılmaktadır. Bazı araştırmacı bilim insanları bu iki ismin Zerdüştiliğin dininde ilk olarak geçmiş olduğunu belirtmektedirler. Bazı hadislerden yola çıkarak Harut Marut isminin Kuran'ı Kerim'de geçen ayetinde iki melek olarak tabir edildiği belirtilmektedir. İsimlerin geçmiş olduğu hikayelerin yanı sıra farklı türde eserler de piyasada yer almaktadır. Harut MarutAllah tarafından Babil'e gönderilen iki melektir. Onlar görevleri ise insanlara büyüyü öğretmektir. Büyü öğrenmek isteyen kişilere ise öncelikli olarak bunun karşılığında cehenneme gideceklerini söyleyen Harut ve Marut yalnızca bunu kabul etmeleri üzerine büyüyü öğretmekteydi. Cehennemi kabul eden birçok insan onların öğretmiş olduğu büyüyü yaparak kendilerini lanetlediler. Bazı anlatımlara göre Harut ve Marut aslında insanın nefsi olarak gönderilmişti. Bu duruma dair farklı rivayetler bulunmakla birlikte anlatılan bir hikayede ise Harut veMarut aralarında sohbet etmekte olan iki melek olarak belirtilmektedir. Bu iki melek sohbet ederken insanlar yerine kendilerinin duygu sahibi olarak yaratılmış olsalardı sürekli ibadet ile günlerini geçirecek olduklarını belirtmişlerdir. Bunun üzerine ise Allah Onlara şehvet duygusunu verdiğinde insanlardan çok daha fazla günah işleyeceklerini belirtmiştir. Fakat ne olursa olsun bu iki melek kendilerine sonsuz güven duyuyorlarmış. Bunun üzerine ise istedikleri gibi Allah onlara şehvet duygusunu vermiş ve daha sonrasında ise onları dünya üzerine göndermiş. Dünyaya inen Harut ve Marut bir kadın görmüşler. Kadın ile birlikte olmayı istemeleri üzerine ise kadın onlara üç seçenek sunarak bunlardan birini yaptığınız takdirde sizinle birlikte olurum demiş. Bu üç seçenekten biri kocasını öldürmek iken diğeri puta tapmak ve bir diğeri ise şarap içmekmiş. Harut ve Marut ise üçüncü seçenek olan şarap içmeyi tercih etmişler. Fakat kadın Harut ve Marut için bir şartta daha bulunmuştur. Büyük bir aşka kapılmış olan Harut ile Marut bu şartı da anında kabul etmişlerdir. Aslında bu aşık oldukları kadının en son şartı Harut ve Marut'un ona ismi azamı öğretmesi olmuş. Harut ve Marut bunun üzerine kadına ismi azamı öğretmişler. Fakat onlar ismi azamı öğretince ise kadın gökyüzüne çıkıveriş. Allah ise bu kadını gökyüzünde yer alan Zühre Yıldızının üzerine koymuş. Fakat Harut ve Marut bu durum karşısında nefislerine hakim olmamaları sebebi ile Allah tarafından büyük bir cezaya çarptırılmış. Onlara Babil'de bulunan bir yerde baş aşağı olacak şekilde kıyamete kadar duracakları bir ceza verilmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hasan-sabbah-hikayesi/", "text": "Özellikle tarihi filmlerde adından sıkça söz ettiren Hasan Sabbah haşhaşilerin suikast grubunun kurucusu olarak bilinmektedir. Zira onun ismi İsmaililik Mezhebi olarak adlandırılan inançla anılan Haşhaşi tarikatı ile sıkça geçmektedir. Neredeyse Orta Çağ'ın en ilginç denilebilecek lideri olan Hasan Sabbah Haşhaşilerden bahsedilirken akla gelen ilk isim olarak bilinmektedir. Haşhaşiler ile anılan Hasan Sabbah tarihte bilinen ilk suikastçileri yetiştiren kişi olarak ön plana çıkmaktadır. Pek çok tarihi içerikli film ve kitaplarda konu olan Sabbah, Ortadoğu'da ismi geçen en ilginç lider olarak da anılmaktadır. Bir hayli derinlikli bir karaktere sahip olan Sabbah otoriter bir lider olarak bilinmekte ve dini bilgileri ile farklı olan kişiliğe sahiptir. Onun bir diğer isminin geçtiği alan ise Alamut Kalesi'dir. Zira o her alanda Alamut Kalesi ile birlikte anılmaktadır. Bunun sebebi ise 34 yıl boyunda hiçbir şekilde dışarı çıkmadan burada yaşamış olmasıdır. Kumm adı verilen şehirde dünyaya gelmiş olan Hasan Sabbah hakkında kesin bir doğum tarihi verilmemektedir. Fakat yaklaşık olarak 11.yy ortalarında doğmuş olduğu düşünülmektedir. Babası Yemen kökenli biri olmakla birlikte on iki imama gönül vermesi ile bilinmektedir. Bu sebeple ise Hasan Sabbah'ın iyi bir eğitim almasını sağlamıştır. Onun hakkında anlatılan bazı söylemlere göre Ömer Hayyam ve Nizamülmülk ile okul arkadaşı olduğu belirtilmektedir. Hasan Sabbah diğerlerinin aksine sarayda yüksek konumlara gelmek istemiş falan kendi hakkında bir takım söylentilere maruz kalmıştır. Fakat bunun yalnızca bir söylemden öteye geçmediği belirtilmektedir. Hasan Sabbah Kum şehrinde doğmuştur. Burada ise 12 İmam Şiiliği hakimdir. Hasan Sabbah 17 yaşında din alimi olabilmek için Rey kentine gitmiş ve 12 İmam Şiiliği'ni İsmaililik ile değiştirmiştir. Bunun üzerine Irak bölgesinin başdaisi olarak bilinen Ibn Attaş'ın bir hayli dikkatini çekmeyi başarmıştır. Ibn Attaş onun yeteneklerini fark ederek bir takım tavsiyelerde bulunmuştur. Bu durumun üzerinden 2 yıl geçmesi ile birlikte Kahire'ye ulaşan Sabbah Bedir El Cemali ile fikirlerinin uyuşmaması üzerine hapse mahkum edilmiş ve bir süre sonra ise ülkeden sürülmüştür. Fakat Hasan Sabbah o sırada Mısır'a kaçarak sonrasında dokuz yıl boyunca İran'ı gezmiş ve Deylem adı verilen bölgeye yerleşmiştir. Bu bölgenin yerli halkı ise İslam karşıtı kişilerden oluşmaktaydı. Fakat Hasan Sabbah üç yıl içinde halkı kendi tarafına çekmeyi başardı. Bunun üzerine ise Selçuklu veziri onun yakalanması için talimat verdi. Bunu duyan Sabbah Kazvib'e kaçarak 4 Eylül 1090 tarihinde Nizar-i İsmaili adı verilen devleti kurdu ve Alamut Kalesi'ne yerleşti. Kaleyi üç bin altın dinar ödeme ile teslim aldı ve burada 34 yıl yaşadı. Her ne kadar kaleye saldırma amaçlı kuşatma düzenlenmiş olsa da hepsi başarısızlık ile sonuçlandı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hasta-kalp-masali/", "text": "Ehh, beni rahat bırakın diyerek birden kızdı yeğenlerine Bay Cambell. Sürekli huysuz bir adamdı. Ne zaman küçük bir tebessüm edeceğini sansa insanlar bay Cambell yeniden söylenmeye başlıyordu. O sabah da insanlar geleneksel bir tören için heyecanlılardı. Her yerde süslemeler, müzikler, çeşit çeşit lezzetli yemekler ve neşeli insanlar vardı. Bay Cambell'in en dayanamayacağı şey mutlu insanlar görmekti. Hatta o sabah yeğenleri onu kutlama için çağırmaya geldiğinde bile ehh, beni rahat bırakın diye çıkışmıştı. Kutlamalar, yemekler, mutlu insanlar bir yanda Bay Cambell bir yandaydı. O sabah hiçbir iş yeri açılmamış insanlar kutlamaların keyfini çıkarıyordu. Uzun zamandır yorgun olan esnafa da bu kutlamalar bir tatil gibi olmuştu. Ancak Bay Cambell tüm ciddiyetiyle o sabah yine iş yerini açmak için işe koyulmuştu. Aslında paraya pula ihtiyacı olan bir adam değildi hatta kimi zaman esnaflar ondan borç para isterlerdi. Ancak bizim huysuz ihtiyar verdiği borcu misliyle onlardan alırdı. Bay Cambell'in kötü kalbi ne yazık ki böyleydi. Hiç dostu olmayan adam tek dostunu da geçen yıl para meselesi yüzünden kaybetmişti. Kaybettim diyorsam da adamcağız hayatta ama bizim Bay Cambell için bir insanla para konusunda bir husumet yaşamak demek o insanın ölmesiyle eş değerdi. Son günlerde sık sık kötü rüyalar görüyordu. Rüyalarında korkunç suretli insanlar kendisinden sürekli bir şeyler istiyordu. Ve hasta zavallı bir adam görüyordu. Bay Cambell bu rüyaların etkisiyle iş yerinde hep uyuyakalıyordu. Uykusuz günlerin birinde çok şaşırtıcı bir olay yaşandı. Rüyasında gördüğü adamı bir anda karşısında dipdiri gördü. Adam ona çok şaşırtıcı cümleler kuruyordu. Anlamakta zorlanan Cambell gözlerini ovalayıp pür dikkat adamı dinliyordu. Bay Cambell ben sürekli rüyalarınızda size anlatmaya çalıştım ama siz anlamayınca sizi ziyarete gelmek istedim ve sizinle küçük bir yolculuk yapmak isterim Birlikte yola koyuldular. Cambell yolculuk boyunca o güne kadar kötü davrandığı insanların ne kadar üzüldüğünü gördü. Kaba davranıp terslediği, parası olmayan birinden verdiği borcu misliyle istemesini, üzdüğü aile fertlerini ve hatta arkadaşını bile gördü. O an anladı nasıl göründüğünü dışarıdan. İnsanları üzerken neler hissediyorlar o an anladı. Rüyasında gördüğü hasta adam da karşısında ona Bay Cambell ben rüyanızda hastaydım. Ben sizin bütün iyi niyetinizdim rüyanızda. İyi niyetiniz ve kalbiniz ta ki şu ana kadar hastaydı. Onu iyileştirecek bir kişi, bir olay gerekiyordu. Sizin geçmişte ne kadar iyi biri olduğunuzu söylüyor tüm dostlarınız. Bazen yaşadığımız olaylar bizi kötü biri yapar ama geri dönüşü de ancak bizdedir. Bu nedenle Bay Cambell artık kalbiniz iyileşti. Onu artık iyi ya da kötü etmek kendi elinizde dedi adam. Cambell bir anda uyandı. İş yerinde uyuyup kalmış ve bunarlın bir rüya olduğunu sonradan fark etti. Ancak o günden sonra iyi niyetiyle yaşayan bir adam oldu ve herkes tarafından sevildi. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hasta-olan-cocugun-masali/", "text": "Günlerden bir gün, kasabanın birinde yaşayan küçük bir çocuk ve ailesi varmış. Köyde herkes tarafından sevilen bu aile, kendi halinde yaşayıp gidiyormuş. Küçük çocuk bir gün hava çok soğuk olmasına rağmen, çok kalın giyinmeden, dikkatsiz bir şekilde dışarı çıkmış. O gün çok üşümüş fakat buna aldırış etmemiş. Annesi ve Babası evde olmadığı için onu uyaran da kimse olmamış. Çocuk eve geldiğinde kendini biraz kötü hissetmeye başlamış. Ama bunda da aldırış etmeden dolaptaki soğuk suyu içmiş. Sonra, anne ve babası akşam vakti eve gelmişler. Çocuklarını gördüklerinde çok şaşırmışlar çünkü sürekli olarak öksürüyormuş. Anne baba bu durumdan kaygı duymaya başlamış. Çocuklarını doktora götürmeye karar vermişler. Fakat çocuk o kadar hasta olmuş ki, yattığı yerden kalkmak bile çok zor geliyormuş. Bu nedenle doktoru evlerine çağırmışlar. Doktor çocuğa baktıktan sonra üşüttüğünü ve bu hastalığın geçmesi için dinlenmesi gerektiğini söylemiş. Çocuk da bu durumdan içten içe memnun olmuş. Çünkü dinlenmesi okula gitmeyeceği anlamına geliyormuş. Çocuk 2-3 gün dinlendikten sonra iyileşmeye başlamış. Artık okula gitme zamanı gelmiş. Fakat okulu hiç sevmediği için tekrar hasta olmaya karar vermiş. Gene aynı şekilde kalın giyinmemiş, soğuk su içmiş, koşmuş terlemiş. Akşam üstü de eve titreyerek gelmiş. Fakat bu sefer çok daha kötü hissediyormuş. Evet belki okula gitmesine engel olacak şekilde hasta olmuş ama, kendini o kadar kötü hissediyormuş ki yaptıklarından dolayı pişman olmaya başlamış. Gene doktor eve gelmiş ve çocuğa bakmış. Bu sefer '' Geçen hastalığından daha hastasın, bu sefer iyileşmen için 1 hafta dinlenmen gerekiyor demiş'' Çocuk bu sefer mutlu olmamış çünkü hem kendini kötü hissediyormuş hem de arkadaşlarını özlemeye başlamış. 1 hafta boyunca çok ağır hasta bir şekilde evinde tek başına zaman geçirmiş. Sürekli olarak ağrıları varmış. İlaçlarını düzenli kullanmış ve iyileşmiş. Yaptığı hataların farkın varmış. Kendisini hasta etmek için verdiği uğraşların ne kadar gereksiz olduğunu anlamış. Sağlık en değerli şeydir. Kişi sağladığını kaybettikten sonra geriye kalanlar önemsiz olur. Masalımız bu noktada sizlere çok güzel içerikler sunuyor. Sitemizi takip etmeniz halinde en güzel masalları okuma şansına sahip olabilirsiniz. Keyifli masallar ve daha fazlası için bizi takip edin. Daha sonrasında bir daha hasta olmamak için çok dikkatli davranmış. Hasta olmanın ne kadar kötü, zor olduğunu anlamış. Pişman olmuş ve bilerek isteyerek hasta olduğunu ailesine anlatmış. Ailesi de bir daha bu şekilde davranmaması gerektiğine dair ona öğütler vermiş. Çünkü hasta olmak insanın bağışıklığını düşürür. Sağlıklı bireyler her daim daha doğru karar verebilirler. Sizler de hasta olmamak adına önlemler almalısınız. Bu noktada ailenizin sözlerini dinlemek son derece önemlidir. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/havuc-sevmeyen-tavsan-masali/", "text": "Ormanın kuytu köşelerinde bir yerlerde tavuklarla birlikte yaşayan bir tavşan varmış. Tavuk ve civcivlerle içli dışlı bir hayat yaşarmış. Gözlerini ilk açtığında yanında hep onları bulmuş. Kendi anne ve babasını bugüne kadar hiç tanımamış. İçinde bulunduğu bedene aldırış etmeden içinde hep bir gıdaklama hissi ile mırıldanırmış. Günlerden bir gün, ormanın içinde gezinirken yolunu kaybetmiş. Daha önce hiç görmediği diyarlara düşmüş yolu. İçi havuç dolu bir bahçenin önünden geçmiş. Sarı sarı renkleri ile havuçlar parlayıp duruyormuş. Karnı da çok acıkmış. Tavuk kardeşlerim yanımda olsaydı asla bu kadar aç kalmazdım. diye söylenmiş kendi kendisine. Önünde kocaman bir havuç tarlası var akıllım. Neden aç kalıyorsun? diye bir ses duymuş. Hemen etrafına bakınmış ama kimsecikleri görememiş. Hayal gördüğünü zannetmiş. Olduğu yere yıkılıp kalacak seviyeye gelmiş. Bir köşeye çekilip oturmuş. Birden tavuklar gibi gıdaklamaya başlamış. Aynı sesi tekrar duyar olmuş. Fakat kimse yokmuş etrafta. Hayır, tavşansın sen, tavşan. demiş o ses ve tavşan kendini sorgulamaya başlamış. Tavuklarla olan münasebeti sonucu kendini tavuk zannettiğinin farkına varmış. Her şeyi bir kenara bırakarak havuç tarlasına dalıp açlığını gidermeye başlamış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hayalet-avcisi-harry-prlce/", "text": "Harry Prlce aslında bir psişik araştırmalar uzmanıdır. İngiltere'de bu uzmanın ismi bir bina ile birlikte anılır. Bu bina, İngiltere'nin tarihi binalarından birisi olan Borley. Borley içinde oturan çoğu kişinin garip deneyimler yaşadığı ilginç bir binadır. Viktorya döneminden kalan bu bina 20 yıla yakın bir süre hayaletler tarafından gasp dilmiş. İçinde yaşayan herkes bu olaya ilişkin bir şeyler yaşamış. Harry Prlce ise, bu olayı araştırmak için çok çabalamış. Bina ve içerisinde yaşananlarla ilişkili bir kitabı yayınlanmış. Bu kitap sayesinde herkes psişik dünya adı verilen farklı bir alanla ilgili daha çok bilgi edinmiş. Harry Prlce'in ismi de hayalet avcısı olarak kalmış. Borley 1863 yılında inşa edilen tarihi bir bina. Harry Prlce ile bu binayla ilgili araştırmalarına 1929'da başlamış. O zamana kadar binanın içinde yaşayanlar farklı sesler duyduklarını hatta garip varlıklar gördüğünü anlatmış. Gördükleri içinde bir rahibe, başı olamayan bir adam, sürekli arabasını çekmekte olan bir arabacı ve de tanımlanamayan upuzun ve siyah bir varlık varmış. Zincir şıkırtıları, binanın yanındaki kiliseden sürekli duyulan ilahiler, kırılan cam sesleri ve çok fazla ayak sesi binada yaşayanları sürekli korkutmuş. Harry Prlce içerisinde yaşayan insanların anlattıklarını tam 19 yıl boyunca araştırmış ve duyduklarından bir kitap hazırlamış. Harry Prlce, 1937 senesinde bir takım bilim insanı ve mühendisler gibi araştırmacılardan oluşan yaklaşık 40 kişiyle birlikte binada oturmaya başlamış. Önceleri fark edilen tek şey bazı odaların diğerlerinden daha soğuk olmasıdır. Bazen bir odada kalan araştırmacılardan birisi birdenbire odanın ısısının yaklaşık on derece düştüğüne şahit olur. Öte yandan araştırmacı Harry Prlce dahil bir kaç kişi rahibenin hayaletini görür ve hatta onunla konuşur. Rahibe çok eskiden Fransa'dan bu binaya getirilmiş. Ev sahibi ile evlenmek üzereyken öldürülmüş. Prlce bu olayla ilgili bir araştırma yapar ve rahibenin bahsettiği zamanda ölen bir kadının kafatasına ve mezarına ulaşır. Yaptığı araştırmanın sonuçlarını yayınlayan Prlce daha sonra Londra Üniversitesi'nde psişik araştırmalarla ilgili bir laboratuvar kurulmasına da öncülük eder."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hayalet-denizci-adalet-pesinde/", "text": "Denizci teğmen James Sutton Portlan'daki ailesinin gurur kaynağıydı. Askeri akademiye kabul edilmesi ve bir denizci olması ailesinin çok gururlandırmıştı. Annesi, kardeşleri ve babası ondan haber aldıkları zaman çok heyecanlanıyorlardı. Bir gün James'ten bir mektup aldılar. Mektupta denizci genç her şeyin yolunda olduğunu belirtiyordu. Ama mektubu eline alan annesi bir şeylerin ters gittiğini hemen hissetti. Mektubu defalarca okusa da bir terslik varmış gibi değildi. Ama bayan Sutton oğlunun başına bir şey geldiğini hissediyordu. Bir kaç gün sonra James'in babası bay Sutton işten erken dönerek eve geldi. Yüzünden düşen bin parçaydı. Askeriyeden bir telefon alıp James'in intihar ettiğini ve hayatını kaybettiğini söylediklerini anlattı. Bu haberler yıkılan aile neye uğradığını şaşırdı. Ama James'in annesi bu haberle ilgili bir sorun olduğunu hissediyordu. James ve ailesi Amerikalı ve orta sınıfa mensup bir aileydi. Ayrıca dinine bağlı bir Katolik aileydi. Anne Sutton oğlunu tam bir Katolik gibi yetiştirdiğine inanıyordu ve Katolik inancına göre intihar etmek büyük bir günahtı. Daha babası haberi annesine verirken James'in annesi, oğlunu hemen karşısında bulur. James, bu haberin doğru olmadığını ve onun asla böyle bir günah işlemeyeceğini söyler. Bir anda görünen James'in hayaletini annesinden başka hiç kimse görmemiştir. Ama zamanla durum değişir. Acılı aile fertleri evlerinde James'in hayaletinin dolaşmaya başladığını hisseder. Kız kardeşleri bunu hissettiklerini söyler. Anne ve babası ise ara sıra onu gördüklerini iddia eder. James'in ruhu huzursuzdur çünkü ona bir iftira atılmış ve intihar ettiği söylenmiştir. Bu sırada askeriyedeki yetkililer onun bir gece arkadaşları ile içtikten sonra askeriyeye geldiğini ve içkili iken arkadaşları ile kavga ettiğini söyler. Bu kavga sırasında kimse ne olduğunu anlamadan James birden kendisini vurmuştur. ancak bu hikayeye James'in ailesi özellikle de annesi asla inanmaz. Ailesi ve annesi derin bir üzüntü içerisindedir. Bu sırada James annesine göründükçe ona olan biteni anlatmaya çalışır. Bir kaç kişi tarafından canice dövüldüğünü bir depoda saklı tutulduğunu iddia eder. Kafası parçalanmış, saati zedelenmiş ve de apoletlerinden birisi onu dövdükleri sırada kaybolmuştur. Sutton ailesi sürekli askeriyeyle görüşür ve olayın aydınlatılmasını ister. Otopsi raporunu görmek isterler. Ama askeriyedeki doktor James'in yüzünde herhangi bir zedelenme ve yaralanma olmadığını söyler. Kendisini vurduğuna inanır. Ama James'in annesi oğlunun intihar etmediği konusunda kararlıdır. Zaten oğlunun ruhu da sürekli ona görünerek bunların doğru olmadığını ve dövülerek öldürüldüğünü söyler. James'in ailesi özellikle annenin de dayatmasıyla iki yıl sonra James'in tekrar otopsiye girmesi konusunda askeriyeyi ikna eder. Ancak bu sefer otopsi sonuçları farklıdır. James'in kafasından ağır bir darbe aldığı kesindir. Öte yandan apoletlerden birisinin düşmüş olduğu ve kırık saati de ailesini bildirilir. Üstelik ailesi gizli bir kişiden mektup alır. Mektup o gece James ve arkadaşlarının içtikleri barda çalışan birisinden gelir. Ama aile bu kişiye ulaşamaz. Ama James'in kaybolan eşyalarının bulunması ve iddialarını kanıtlaması da ailesinin onu intihar etmediği fikrini daha çok benimsemesini sağlar. Yeniden yapılan otopsi raporunda bir gerçek daha ortaya çıkar. O da James'in aldığı kurşun izinin kendisini vuran bir insanın yapamayacağına dair bir saptamanın yapılmasıdır. Yani James kendisini asla kurşunun geldiği açıdan vuramaz. Otopsi raporu bunu da kanıtlayınca ailesinin şüpheleri gerçeğe dönüşür Oğulları intihar etmemiştir. Bu sırada gelişmeleri izleyen denizci James evde daha az görünmeye başlar. Askeriye ve ailesindekiler aileye gelen gizli mektubun sahibini aramaya koyulur ve gerçek suçluların açığa çıkması için uğraşır. Ama bu iş hemen çözülmez. Olay çözülmese de James ailesine kendisini vurmadığını kanıtlamıştır. Özellikle anne Sutton bu olayla birlikte rahatlar. Onun oğlu Katolik inancına karşı gelerek intihara kalkışmamıştır. Olay henüz çözülememiştir. Gizli mektubun sahibine de kimse ulaşamaz. Askeriye bu olayı çözmeye çalışsa da henüz kesin bir sonuç alamamıştır. Ailenin bu konuda çabaları devam eder. Oğullarının nasıl öldürüldüğünün açığa çıkması için uğraşırlar. Ama genç denizci en azından intihar etmediğini ailesine ispatlayabildiği için rahatlamıştır. Ruhu huzur bulan genç denizci artık daha az evin içerisinde görünmeye başlar. Annesi bu durumun oğlunun rahatlamasıyla ilişkili olduğunu bildiği için üzülmez. Onun oğlu iyi bir Katolik'tir. İnançlıdır ve kesinlikle intihar etmemiştir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hayaletli-ev-tennesse-seytani/", "text": "Çiftçi John Bell ve ailesi kasabanın dışında uzak bir eve taşınır. Eve taşındıkları andan itibaren ilginç olaylarla karşılaşırlar. Sanki kapıdan birileri girmeye çalışıyormuş gibi sesler duymaya başlarlar. Ama görebildikleri hiçbir şey ya da hiç kimse yoktur. Ama zaman ilerledikçe eve girmeye şey başarıya ulaşır. Evdeki herkes korkunç bir şeyin eve girdiğini hisseder ama göremez. Giren bu şeyle birlikte kanat çırpınışları, farelerin tıkırtıları ve sanki vahşi hayvanların pençeleri sallanıyormuş gibi sesler duyarlar. Dehşete kapılan ev halkı ne olduğunu anlayamaz. Bu sesler ve eve girmeye çalışan ne olduğu belirsiz varlık, çiftçi Bell'in ailesini korkutmaya devam eder. Bir gün evin küçük kızlarından daha 13 yaşında olan Betsy bağırarak uykusundan uyanır. Çünkü yatağında göremediği bir varlık ona şiddetli bir tokat atmıştır. Ama olaylar bununla da kalmaz. Evdeki diğer çocuklar da zamanla görünmeyen bir şey tarafından sürekli rahatsız edilir. Ne olduğunu anlayamayan Bell ailesi bu olayları kimseye anlatamaz. Ama bir gün canlarına tak eder ve korkudan ne yapacaklarını şaşırarak kasabanın papazına anlatmaya karar verirler. Papaz evdeki garip durumdan kurtulmak için bir şeytan kovma ayini düzenler. Ama bu ayin pek işe yaramaz. Üstelik evdeki garip güç daha da öfkelenmiştir. Ayrıca zaman ilerledikçe daha güçlü biçimde kendini belli ediyordu. Önceleri fokurdamalara benzeyen sesi artık fısıltılar ve bazı kelimelere dönüşmüştü. Bu fısıltılar kutsal kitap İncil'e küfrediyordu. Evin babası Bell'in de ölüp mezara gideceğini söylüyordu. Bir gün bu görünmez ve korkutucu güç çiftçi Bell'e saldırdı. Ev halkı doktor çağırmak zorunda kaldı. Doktor da muayeneden sonra yaraların iyileşmesi için bir ilaç verdi. ama bu ile kısa bir süre içinde çok koyu bir sıvıya dönüştü ve işe yaramaz hale geldi. Doktor durumun farkındaydı ama Betsy'den şüpheleniyordu. Gün geçtikçe kötüye giden baba Bell sonunda öldü. Cenazede bu korkunç varlık tekrar duyuldu ve tam olarak yedi yıl sonra tekrar geleceğini söyledi. Dediği gibi yedi yıl sonra gelince de artık bir daha gelmeyeceğini ve 107 yıl görünmeyeceğini söyleyerek kayboldu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hayat-bir-imtihan/", "text": "Günün birinde genç bir adam normal bir günde sabahleyin gözlerini açtı. Her gün aynı saatte kalkar ve rutin olarak karısıyla birlikte kahvaltısını yapar. Karısının duası ile işe giderdi. Saat alarmı gibi aynı şeyi tekrarlayıp durmaktadır. Sabahın erken saatlerinde, yine kahvaltını yaptı, giyindi ve dua etti. Hava soğuktu ve işe soğuktan titreyerek yürüyordu. Bir an önce işe gitmek için hızlı adımlarla yürüyordu. Bir süre yürüdükten sonra eski püskü yaşlı bir adam önüne çıktı. Yaşlı adam anlaşılmaz bir şeyler sayıkladı. İşe gitmekte olan genç adam, yaşlı adamın ne dediğini anlayamadı ve durduktan sonra yaşlı adamın yanına yaklaştı Selamun aleyküm amca, bir sorun mu var? dedi. Yaşlı adam soğuktan konuşmakta güçlü çekiyordu ve zor bela kısık bir ses tonuyla Allah rızası için yemek var bana, açım diyebildi ve genç adam, yaşlı adama yemek yemesi için biraz para uzattı. Yaşlı adam, uzanan parayı geri itti ve kendisine yemek yedirmesini istedi. Genç adam işe geç kalıyordu ve dakikalarla yarışıyordu. Henüz, hiçbir yer açık değildi. Genç adam, her defasında ısrar ederek, yaşlı adama parayı uzatıyordu. Genç adam, İşe geç kalıyorum amca, bu yüzden bu parayla karnını doyurabilirsin dedi. Yaşlı adam hayır, yemeği sen bana alacaksın dedi. Ve eğilip önünde durdu. Kalbi buruklaşan genç adam ne pahasına olursa olsun yemek almaya karar verdi. Genç adam, yaşlı adama yemek yedirmek için açık bir yer bakmak için yola çıktılar. En sonunda sakin bir yer buldular. Genç adam yemeği aldı, yaşlı adama verdi, ona biraz para verdi. Yaşlı adam, genç adamın gözlerine ve ruhuna içtenlikle, minnet duymadan ve gücenmeden baktı ve şöyle dedi: Son anda bu beladan kurtuldun. Çünkü başında büyük bir bela sarmıştı ama sen yaptığın bu iyilik karşısında inşallah belan bitti. dedi. Genç adam şaşırdı, bu sözler, yaşlı adamın görünüşü, bir süre önce tanıştığı sefil adam... Aklı karışmıştı. Sanki ruhunda titreyen onurlu bir adam varmış gibi ortadan kayboldu. Ardından genç adam, alçak sesle Ne belası olabilir ki? diye kendi kendine sayıklayıp durdu. Ama yaşlı adamı göremedi, ileri geri baktı, ne yazık ki ortada kimseyi bulamadı. İlk defa böyle bir şey yaşamıştı. Uzun yolun nasıl kısaldığını anlamadan ve işe nasıl vardığını bile anlamamıştı, afallamıştı. Öğlen vakti olmuştu. İş kıyafetini giymeye çalıştığında genç adama telefon geldi. Arayan karısıydı. Karısının sesinde bir şey olduğunu ve ağladığını fark etti. Küçük kızı, kötü bir kaza geçirmişti. Büyük iş arabası kızına çarpmıştı. Genç adam korkudan deliye döndü. Eli ayağına dolanmıştı. Hemen işyerinden apar topar çıktı. Hemen işyerinden çıktı, gördüğü ilk taksiyi durdurdu ve hastaneye gitti. Gözlerine inanamadı ve kızına baktı. İnanamıyordu, hala şaşkınlık içerisindeydi. Küçük çocuk orada durmuş, babasına bakıyordu. Çünkü kızının büyük kaza geçirdiğini ve karşısında sağ salim görünce kızına sımsıkı sarıldı. Genç adam, Allah'ım sana şükürler olsun. Çocuğumu bana bağışladığın için diyerek gözyaşlarına hakim olamadan tekrar kızına sarıldı. Birden gözyaşlarını tutamadı ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Genç adam, Allah'ım sana çok şükürler olsun. Büyük bir kazadan kızımı koruduğun için sana minnetarım Allah'ım dedi. Bütün samimiyetiyle Allah'a şükretti ve şu ayeti hatırladı; Andolsun ki sizleri biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve meyvelerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! sabah yaşlı adamla yaşadığı hadiseyi hatırladı, küçük bir dokunuşla ne kadar büyük bir sevap işlediğini ve sıkıntılardan kurtulmanın sırrını anladı. Evet, bazı insanlar için imtihan vardır. Nerede ve kiminle imtihan yaşayacağını bilemiyor insanoğlu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/haylaz-karga-masali/", "text": "Gökyüzünde uçan ve gak gak gak diye ortalığı inleten bir karga varmış. Sabahın erken saatlerinde ve günün en olmadık zamanlarında bunu düzenli bir şekilde yaparmış. Bu durumdan rahatsız olan köy ahalisi buna bir çözüm bulmak istemiş. Bu niyetle köy halkı, köy meydanındaki kahvede toplanmış. İşi sessiz sessiz bitirmeli. dedi birisi. Peki, ama bu nasıl olacak? Konuşmadan derdimizi nasıl anlatacağız? diye sordu bir diğeri. Hay sen aklınla çok yaşa. Bu çok iyi bir çözüm. demiş ve hemen kağıt kalem bulup başlamışlar yazmaya. Yazma işi bitince bir çocuk çağırmışlar. Büyük bir özenle yazdıkları kağıdı uzatmışlar çocuğa. Çocuk elini uzatıp tam alacakken kağıdı karga çıkmış ortaya. Hızlı bir şekilde yaklaşıp gagasıyla almış kağıdı ve başlamış gökyüzünde uçmaya. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hayvan-alemi-masali/", "text": "Geçmeyen zaman evreninde birbirinden tamamen farklı ve eşsiz birçok hayvan yaşarmış. Birbirleri ile her anlamda oldukça iyi anlaşan bu eşsiz hayvanlar bir gün keyiflerinin kaçacaklarından habersiz normal hayatlarına devam ediyormuş. Fareler aleminde kendi düzenini kurmuş birçok aileden biri olan Olivie ailesi çevresine katkı sağlamak için elinden gelen ne varsa yaparmış. Olivie ailesinin en büyük üyesi yüz yirmi altı yaşındaki büyükbabadır. Büyükbaba şu sıralar oldukça rahatsız ve huzursuz hisseder. Kendisini her gece iki soluk uyandıran kabuslar gün içerisinde daha verimsiz ve enerjisiz olmasına sebep oluyormuş. Tüm bunlara rağmen elinden gelen her şeyi ailesi için yapmaya çalışan büyükbaba tüm ailesine bu hayvan aleminden biran önce taşınmayı teklif etmiş. Bu şaşırtıcı teklif tüm Olivie ailesini oldukça şaşırmasına ve hatta ters tepki vermesine sebep olmuş. Büyükbabanın bu yanlış tercihini oldukça yaşlanmasına ve bunamasına bağlayan Olivie ailesi büyükbabanın kalbini her anlamda kırmayı başarmış. Düzenli bir hayata sahip olan bu aile neden başka bir yere taşınması gerektiklerini mantık çerçevesinde oturtamadığı gibi tüm moralleri de bozulmuş. İş yoluna düşen Olivie ailesinin babası yolda sincap Harry ile karşılaşır. Yol kenarında derin bir sohbete dalan bu iki yakın arkadaş her zamanki gündelik konuşmalarının dışına çıkmışlar. - Sincap Harry: Yüzyıllardır herkesin çekindiği ve korktuğu insanlar bu yaz içerisinde en sevdiğimiz deniz kenarlarında görülmüş ve doğaya o kadar saygısız davranıyorlarmış ki çöp denen icadından haberleri bile yokmuş - Baba: Bu saçma efsanelere inanma Harry... onlar yıllardır buralarda yoklar ve nesilleri tamamen tükendi - Sincap Harry: Bu konu hakkında birçok şahit ve deliller var... - Baba: Korkmana gerek yok Harry bu konu birçok gevezenin eğlenmek için uydurduğu bir mesele - Sincap Harry: Umarım öyledir dostum, görüşmek üzere... Bu konu üzerine asla düşünmeyen baba çoktan unutmuş ve kimseye bahsetmemiş bile. Zaman geçtikçe yaygınlaşan bu efsaneler herkesi rahatsız etmeye başlamış ve buralardan taşınma fikri ortaya çıkmış. Büyük hayvanlar toplantısı kurulmayalı seneler geçmiş fakat bu bilgi bu toplantının tekrar yapılmasına sebep olmuş. Büyük hayvanlar toplantısında herkes Büyükbabaya mahcup gözlerle bakarken büyükbabanın yorgun ve bitkin gözleri yeri izliyormuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hayvanlarla-konusan-cagla-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yeşillikler içinde uzak bir köyde yaşayan Çağla adında bir kız varmış. Çağla hayvanlarla konuşur onların dilinden anlarmış. Nerede yardıma muhtaç bir hayvan görse hemen duyup yardıma koşarmış. Günlerden bir gün annesi Çağla' dan dereden su getirmesini istemiş. Annesinin her dediğini yapan, onun sözünden çıkmayan Çağla, eline kovayı alıp dereye koşmuş. Derenin kenarında karşısına acı ile bağıran yaralı bir keçi çıkmış. Hemen yanına gidip nasıl bu hale geldiğini sormuş. - Çobanımız az ilerdeki ovada bizi otlatmaya götürmüştü. Bizi doyururken Ben dayanamadım. Az ilerdeki kayalıkların üstündeki taze otlardan canım çekti. Sonra kayalıklardan aşağı yuvarlandım. Aşağıdaki dereye düşüp sürüklendim. Sonra canımı zor kurtarıp buraya çıktım. Çağla keçinin durumuna çok üzülmüş. Ona sahip çıkıp, derenin kenarında yaralarını temizlemiş. Ona su ve taze otlardan toplayıp yedirmiş. Birlikte Çağla'nın evine gitmişler. Çağla olup biteni annesine anlatmış. Annesinden keçiyle ilgilenmek için izin istemiş. Annesi iyileşene kadar ona bakabileceğini söylemiş. Çağla keçiye bakabileceği için çok mutlu olmuş. Gerçekten Çağla o günden sonra keçiye gözü gibi bakmış. Onun yaralarına her gün pansuman yapmış. Yemini, suyunu düzenli vermiş. Hatta keçi iyileşmeye başlayınca onu kırlara gezmeye götürmüş. Birlikte çok güzel oyunlarda oynuyorlarmış. Günler günleri, haftalar haftaları kovalamış. Artık yaralı keçi iyileşmiş. Bunu gören Çağla'nın annesi artık keçinin evine dönmesi gerektiğini söylemiş. Çağla keçiye çok alışmış, hiç gitmesini istemiyormuş. Annesi onunda bir ailesi olduğunu, ailesinin onu merak etmiş olabileceğini söylemiş. Çağla annesine hak vermiş. Kendisi ailesinden uzakta olsa çok üzülürmüş. Ertesi gün son kez Çağla ve keçi kırlarda dolaşıp eğlenmişler. Mutlu günün sonunda keçi tüm yaptıkları için Çağla' ya teşekkür etmiş. Yaptıklarını ömrünce unutamayacağı söylemiş. Çağla keçiye veda edip, onu götürüp çobana teslim etmiş. O günden sonra ne Çağla, ne keçi dostluklarını unutmamışlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/heidi-masali/", "text": "Heidi, Heidi adında İsviçreli küçük yetim kızla ilgili bir hikaye. Kendisi beş yaşında. Heidi ailesini henüz 3 yaşındayken kaybetmiş. Sonrada teyzesi Dete tarafından büyütülmüş ama Dete teyzesi Frankfurt'a bir işe gidince küçük kızı dağların yamacında yaşayan yaşlı büyükbabasının yanına bırakmaya karar vermiş. -Dete teyze, burada yaşamak istemiyorum. Lütfen beni bırakıp gitme demiş Heidi. -Bunu senin iyiliğin için yapıyorum hayatım. Heidi çok üzülmüş. Ama aksi büyükbabasını neşeyle kabullenip dağlarda yaşamaya başlamış. Doğaya, kızıl günbatımına, egzotik bitki örtüsüne ve çiçeklere aşık olmuş. Bir keçiyi sahiplenmiş ve her gün onunla oynamaya başlamış. -Güzel bebeğim, buraya gel. Geceleri karanlıkta göz kırpan yıldızları izlerken samanların üzerinde uyumuş. Doğanın her parçasının tadını çıkarmaya başlamış. Birkaç gün sonra arkadaşı Peter'la tanışmış. 7 yaşındaki bu çocuk yakındaki bir kulübede annesi ve görme özürlü büyükannesi ile yaşıyormuş. -Hadi Heidi, seninle beraber çayıra gidelim. -Peter bir dakika bekler misin? Heidi her gün Peter ve keçilerle birlikte çayıra gitmeyi çok seviyormuş. Geri döndükten sonra büyükanneye vakit geçiriyormuş. Ya da büyükbabasıyla beraber ev işlerini yapıyormuş. Zamanla yaşlı büyükbaba Heidi'yi sahiplenmiş ve onu kimseyle paylaşmak istememiş. Onu okula göndermeyi reddetmiş çünkü aşağıdaki Dörfli köyünde onu Alp amca olarak bilen insanlarla eskiden bir tartışma yaşamış. Büyükbabası ona: -Heidi yanımdan ayrılmana asla izin vermeyeceğim demiş. -Ah, seni seviyorum büyükbaba diye cevap vermiş. Bir gün Dete çıkıp gelene kadar hiçbir sıkıntı yaşamadan hayatlarına devam etmişler. Dete Heidi'yi Frankfurt'a götürmüş. 10 yaşındaki sakat kız Clara'ya arkadaşlık etmesini istemiş. Clara sadece tekerlikli sandalyesiyle hareket edebiliyormuş. Clara'nın evine varınca gördüğü şey Heidi'yi şaşırtmış. Herkes evin kahyası olan bayan Rottenmeier'a itaat ediyor ve emirlerini yerine getiriyormuş. Clara'nın geniş bir oyuncak koleksiyonu görmüş. Gardırobu da güzel giysilerle doluymuş. Orada rahat etmeye ve Clara'nın arkadaşlığından keyif almaya başlamış. Yavaş yavaş herkes bu tatlı kızı sevmeye başlamış. Clara, babası ve büyükannesi bu küçük İsviçreli kıza hayranlık duymaya başlamış. Bununla beraber bayan Rottenmeier Sesemann'ların kahyası Heidi'yi sevmiyormuş çünkü giysileri kirliymiş, okuyamıyormuş ve büyük evde nasıl davranacağını öğrenememiş. Bayan Rottenmeier'e göre Heidi çok yaramaz bir kızmış. -Disiplinli olmayı öğrenmelisin Heidi. -Özür dilerim bayan Rottenmeier. Zaman geçtikçe Heidi evini daha çok özlemiş. Clara'nın büyükannesi Heidi'nin mutsuz olduğunu görmüş. Dete ile Heidi hakkında konuşmuş ama Dete teyzesi çok bencilmiş. Büyükanne Dete teyzesini ikna etmek için çok çabalamış ama başarısız olmuş. -Büyükanne kendimi iyi hissetmiyorum, lütfen beni eve yolla. Büyükbabamı ve Peter'ı özledim demiş Heidi. -Heidi benim tatlı çocuğum. Yardım etmesi için tanrıya dua etmelisin demiş büyükannede. Heidi'nin hayatında her türlü konfor olsa da kafeste tutulduğunu hissediyormuş. Hala mutsuzmuş ve yalnızlık çekmeye başlamış. Artık hiçbir şeye ilgisi kalmamış. Yüreğinin derinliklerinde büyükbabasına, Peter'a ve karlara dönmeyi diliyormuş. Ama nasıl döneceğini bilmiyormuş. Bu sağlığını öyle çok etkilemiş ki geceleri uykusunda yürümeye başlamış. Bir gün Heidi evine gittiğini düşünerek ön kapıyı açmış. -Peter, büyükbaba ben geldim. Bunu gören büyükanne çok üzülmüş. Clara'nın doktoru doktor Classen Heidi'nin büyükbabasının yanına gönderilmesi için ısrar etmiş. -Heidi sana çok güzel haberlerim var. -Ne oldu büyükanne? -Seni evine, büyükbabanla Peter'a yolluyoruz. -Ah, seni seviyorum büyükanne çok iyisin. Artık herkesle vedalaşmam gerekiyor. Clara gitme zamanım geldi. Yakında bizim orda görüşürüz. Lütfen dağlara gel, sana bir sürü yer gösteririm. -Gitme Heidi. Seni özleyeceğim. -Bende sizleri özleyeceğim. Özellikle de büyükanneyi ve Clara'yı. Clara'yı ve ailesini dağlara davet etmiş. Evine ulaştığında mutluluktan koşmaya başlamış. -Büyükbaba ben geldim. Seni çok özledim. -Bende seni çok özledim yaramaz çocuğum. Ah, sevgili Heidi artık seni hiçbir yere bırakmayacağım. Bebeğim.. Dağlarda büyükbaba tekrar Heidi'yle olmaktan mutluymuş ve birlikte olmanın tadını çıkarıyorlarmış. Ve o gün Peter'la buluşmuş. -Peter bak geri döndüm. -Heidi hepimiz seni çok özledik. -Yeni bir arkadaşım var. Clara. Onun evinde yaşadım. Oyuncaklarıyla oynadım. Heidi Peter ve büyükannesine hikayeler anlatmış ve çayırlarını daha fazla sevmiş. Birkaç ay sonra Clara Heidi'ye sürpriz yapmaya karar vermiş. Bir ay Heidi'lerde kalacakmış. Clara tekerlekli sandalyesiyle beraber dağlara çıkarılmış. En iyi arkadaşıyla beraber olacağı için çok mutluymuş. -Bak Heidi seni ziyarete kimler gelmiş. -Kim gelmiş büyükbaba? -Heidi benim Clara. İsmini duyduğu anda Heidi'nin gözleri açılmış. -Bunca zaman sonra seni gördüğüme çok sevindim. Clara'da Heidi'yi gördüğü için mutluymuş. Clara'yla oynamak için her sabah erkenden kalkmış. Ona yeşil otlakları, kızıl günbatımlarını, öten güzel kuşları göstermiş. Clara bunların hepsini çok sevmiş. -Peki, dağları nasıl buldun bakalım? -Gördüğüm her şeyi çok sevdim Heidi, hepsi için teşekkür ederim. Diğer taraftan Peter Clara'yı kıskanıyormuş. Clara'nın en iyi arkadaşını çaldığını düşünüyormuş. Bir gün Peter Clara'yla Heidi'yi çimenlerde oturmuş gülerlerken görmüş. -Clara şimdi görürsün. Tekerlekli sandalyeni saklayacağım, evine dönüp Heidi'yi rahat bırakacaksın. Öfkeye kapılan Peter tekerlekli sandalyeyi alıp dağdan aşağı itmiş ve tekerlekli sandalye kırılmış. Peter: -Aman tanrım ben ne yaptım böyle? Clara ve Heidi oyunları bitince tekerlekli sandalyenin orda olmadığını fark etmişler. Clara kendini çaresiz hissetmiş: -Heidi tekerlekli sandalyem nerede? Endişelenmeye başlıyorum. Heidi hemen onu aramaya başlamış ama hiçbir yerde bulamamış: -Onu hiçbir yerde bulamıyorum Clara, büyükbabamı çağıracağım. Heidi yardım çağırmaya koşmuş. Yoldayken Peter'ı görmüş: -Peter Clara'nın yardıma ihtiyacı var. Hadi gel. Yürüyerek dönmesine yardım edelim. -Hadi Clara. Bu taraftan. Merak etme başaracaksın. Ve bir mucize meydana gelmiş. Peter ve Heidi'nin yardımıyla Clara birkaç adım atmaya başlamış. Etrafındaki doğanın güzelliği onu başka bir şekilde büyülemiş. Ve bu Peter'ı şok etmiş. Clara evlerine doğru yürürken Clara'nın ailesi Clara'nın ayağa kalktığını görmekten çok mutlu olmuş. -Anne, baba ayağa kalktım ve yürüyebiliyorum. Çok mutluyum. -Senin adına çok mutluyuz Clara, çocuğum. -Sana ne oldu Peter, neden ağlıyorsun? -Clara'nın tekerlekli sandalyesini dağdan aşağı yuvarladım. Çünkü Clara'nın Heidi'nin benimle ilgilenmesine engel olduğunu düşünüyordum. -Seni bağışlıyoruz Peter. Her şeye rağmen Clara'nın büyükannesi bunu niye yaptığını anlamış. Suçluluk hissettiğini bildiğinden onu cezalandıracağı yerde ödüllendirmeye karar vermiş. -Hadi küçük çocuk bunu al ve sakın hayır deme. Sesemann ailesi hayatlarını kolaylaştırmak için Heidi'ye ve Peter'ın kör büyükannesine hediyeler vermiş. Heidi'nin büyükbabasına da kendisinin ölümünden sonra torunuyla ilgilenileceklerine dair söz vermişler. Bu hikaye Heidi ve büyükanne aralarında konuşurlarken ve hayatlarına getirdiği iyi şeyler için tanrıya dua ederlerken sona ermiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hekimoglu-turkusunun-hikayesi/", "text": "Hekimoğlu, Ordu denildiği zaman akla ilk gelen türkülerdendir. Fatsalı olan Hekimoğlu'nun farklı farklı hikayeleri, Ünye ile Fatsa ilçelerinde dilden dile söylenir. Kimine göre eşkıya, kimine göre mazlumun yanında bir iyilik savaşçısı olarak bilinir. Bazı rivayetlere göre sadece Ünye, Fatsa ve Ordu içerisinde yaşamamıştır. Tokat ile Niksar arasında da bulunduğu ve yaşamının belli dönemlerini buralarda geçirdiği söylenir. Asıl adı Hekimoğlu İbrahim'dir. Hekimoğlu'nun asıl hikayesi Gürcü Beyi ile girdiği çatışmaya dayanır. Hekimoğlu, Narin isimli bir kızı sevmektedir. Gürcü Bey'i de Narin ile sözlüdür. Hekimoğlu fakir bir aileden gelmekte olup, annesi ile birlikte yaşamaktadır. Tüm hikaye de Narin ile Hekimoğlu'nun ilişkisi ile başlayıp bambaşka bir hale dönüşür. Hekimoğlu İbrahim, Narin ile gizli gizli görüşmeye devam eder. Bunu haber alan Gürcü Bey'i Hekimoğlu'nun peşine düşer. Belirlenen gün ve mevkide Hekimoğlu ile birlikte karşı karşıya gelecekler ve hesaplaşacaklardır. Kararlaştırılan yere Hekimoğlu yalnız gelmesine rağmen Gürcü Bey'i sözünde durmayarak, yanında bir yığın adamı ile birlikte gelir. Abluka altına almaya çalıştıkları Hekimoğlu bir şekilde bu çemberi delerek kaçar. Bu tarihten sonra artık yaşamı kaçarak devam etmeye başlar. Gürcü Bey'i son derece nüfuzlu ve herkesi etki alacak güce sahiptir. Olmadık iftiralarla Hekimoğlu'nu yakalatacak boyutta hareketlere başvurur. Artık Hekimoğlu'nun meskeni dağlardır. Burada yanına iki tane sevdiği ve güvendiği amcaoğlunu da alır. Hekimoğlu, dağlara çıktıktan sonra daha da güçlenir. Yaşı ilerlemekte, o yoksul ve toy İbrahim, yerini olgun ve gözü kara Hekimoğlu'na bırakmaktadır. Onunla birlikte haksızlığa uğrayan başka gençler de yanında saf tutarak, giderek çeteleşme yolunda ilerlerler. Hekimoğlu, zenginden alıp fakire veren, mazlumu doyuran, haklının yanında olan biri olarak nam salmaktadır. Orta ve Doğu Karadeniz'de adı giderek daha da duyulur. Ondan çok korkan olduğu gibi çok ta seven ve hürmet eden bir kesim de bulunur. Kendine has giyimi ve türkülere konu edilen aynalı martini en temel özelliğidir. Mert ve cesur kişiliği ile Ordu'nun en temel simgesi haline gelir. Hekimoğlu, çetelerle savaşırken, tüm alanı aynı anda görmek ister. Yanından gelen, arkasından onu vurmak isteyen herkese karşı tedbirli olacaktır. Aynalı martin yaptırarak bu konuya bir çözüm bulur. Mavzerine yaptırdığı aynalı martin, onun çatışmalarda bir kurtarıcısıdır. Çatışma anında karşısındaki düşmanına aynayı yansıttığında gözlerinin net görememesi, karşı tarafı alt etmesini sağlamıştır. Ölümü konusunda da birçok rivayet bulunur. Bu rivayetlerden en bilineni, Gürcü Bey'i ile yaptığı çatışma sonucunda atının üzerinde iken vurulur. Yaralı vaziyette Ordu içerisine kadar at sırtında gelir. Yaraları ağırlaşması sebebiyle de kan kaybından kısa sürede vefat eder. Türküleri ve hikayesi yaşadığı Ünye ve Fatsa yörelerine kültür mirası olarak kalır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/her-gun-1-altin-biriktiren-adam-masali/", "text": "Bir zamanlar, her gün bir altın biriktiren bir adam yaşarmış. Bu adam, cimri ve açgözlü biriydi. Onun tek amacı daha çok zengin olmaktı ve bunun için her gün bir altın biriktirmeye karar vermişti. Adam, her sabah güne günlük işlerini hızlıca hallederek başlardı. Sonra eline aldığı bir altınla, masalsı ülkenin pazar yerine giderdi. Pazarda elindeki altını kimseye göstermeden, hemen bir kenara gömmeye başlardı. Günler ve haftalar geçtikçe, bu alışkanlık adamın hırsını daha da artırıyordu. Her gün bir altın biriktirmek onun için bir tutku haline gelmişti. Ailesi ve arkadaşları, onun açgözlü tutumunu fark etmiş ve ona bu hırsının zarar verebileceğini söylemişlerdi. Ancak adam dinlemiyordu. O, sadece daha fazla zengin olmak istiyordu. Her gün biriktirdiği altınları gömdüğü yerden dışarı çıkarmaya kıyamazdı. Onun için altınları sadece sayıları önemliydi, onların gerçek değeri ise umurunda değildi. Bir gün, ziyaretçi bir tüccar gelmişti. Tüccar, ülkenin nadir ve değerli bir hazine taşıdığını söylemişti. Bu hazine taşı, altından daha değerliydi ve kişinin kalbinin saf ve sevgi dolu olmasını gerektirirdi. Taşın sırrı, sahibinin kalbindeki gerçek zenginliği ortaya çıkarırdı. Adam, tüccarın anlattıklarını duyduğunda hemen hazine taşını elde etmek istedi. Onun tek amacı, bu taşın gücünü kullanarak daha da zengin olmaktı. Tüccar, ona taşın sahibinin kalbindeki gerçek zenginliği arayan bir test olduğunu söyledi. Adam, hemen hazırlıklara başladı ve tüccarın önerdiği yerde hazine taşını buldu. Ancak, taşı eline aldığında bir şeylerin ters gittiğini hissetti. Taş, onun ellerinde kaybolup gitti. Adam, tüccarın sözlerini anlamıştı. Onun için gerçek zenginlik, sadece altınla ölçülen maddi değerlerde değil, kalbindeki sevgi, cömertlik ve hoşgörüde yatıyordu. Bu olaydan sonra adam, altın biriktirmeyi bıraktı ve masalsı ülkede yaşayan insanlara yardım etmeye başladı. Maddi değerlerin ötesinde, kalbinin sevgi ve cömertlikle dolu olması onun gerçek zenginliği olduğunu anlamıştı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hikaye-nedir/", "text": "Türkçe de hikaye, tasarlanmış ya da gerçek olan olayı anlatır. Hikayenin diğer adı öyküdür. Hikayeler düz yazı şeklinde yazılan türlerdir. Edebi olan destanlar ile birlikte var olan hikayeler, günümüzdeki son hallerine kadar farklı değişimlere uğramışlardır. Günümüzdeki haline ulaşması on dokuzuncu yüzyıl yazarları sayesinde oldu. Çehov gibi yazarlar kendi isimleriyle ifade edilen hikayelerin kurucusu sayılır. Hikayelerin genel konusu insanlardır. Hikayelerin özünde olayı anlatan anlatıcılar bulunur ve her anlatıcı kendine göre bir bakış açısı ile okuyucuya iletir. Ayrıca belirli bir mekan ile zaman anlatılır. Hikayede anlatılan kişilerin de özellikleri ifade edilir. Eski tarihte yer alan hikayelere göre, günümüz yazılan hikayeler daha kısadır. Hikayelerin farklı türlere ayrılması, olayları aktarma şekline göre değişiklik gösterir. Her hikaye türü konuları değişik şekillerde ele alırlar. Ayrıca her biri de kendi içinde farklı özellikleri barındırır. Olay hikayesi, olayın ve çözümün neler olduğunu anlatan, sonuca vardıran hikayeleri ifade eder. Merak uyandıracak şekilde yazılır. Durum hikayeleri, Çehov'da denilen günlük yaşamdan kesintiler ifade eder. Sonuca varmak gibi bir amaç yoktur. Ben merkezli modern hikayeler ise, daha çok düşünülemeyen fakat hayal edilen hikayeleri ifade eder. Herhangi bir olayı anlatan metinler arasında yer alan hikayelerin dört tane yapı unsuru bulunur. Bu yapı unsurlarından ilki olaydır. Genel olarak her hikaye bir olaydan meydana gelir. Bazen de hikayede anlatılan olayın öncesiyle sonrası hayal gücüne bırakılır. İkinci yapı unsuru kişidir. Kişi sayısının az tutulduğu hikayelerde, olay kısa tutulduğu için kişi sayısının da kısa olması gerekir. Üçüncü yapı unsuru zamandır. Zaman ile ilgili pek fazla bilgi belirtilmez. Bazılarında belirtilse de bazılarında zaman kısa tutulur. Son yapı unsuru ise mekandır. Zamanda sergilenen yaklaşım, mekan konusunda da sergilenir. Yani mekan anlatımları de pek belirtilmez. Hikayeler diğer adı ile de öyküler, yaşanan veya yaşanacak olan olay ve durumları ifade eder. En belirgin özelliği kısa tutulmasıdır. Romanlar ile karşılaştırıldığında olaylar ve durumlar kısaca okuyucuya aktarılır. Ya olay ya da durum anlatılır. Yazar Boccaccio'dan Decameron ilk hikaye olarak bilinir. Bizim edebiyatımızdaki ilk hikaye kitabını Ahmet Mithat Efendi yazdı. Hikayelerin anlatımında planda önce serim vardır, sonra düğüm, en son da çözüm kısmı yer alır. Kendi içinde belirli bir yapıya göre yazılırlar. Az kişi sayısı ile kafa karışıklığı yaşatılmaz. Hikayelerde genel olarak iki tip anlatım biçimi kullanılır. Bunlardan ilki öyküleyici anlatımdır. Diğeri ise betimleyici anlatımdır. Öyküleyici anlatımda olay zamana, mekana ve kişiye bağlanarak anlatılır. Genel olarak yazarlar, okuyan kişinin bunu yaşamasını ve gerçekmiş gibi hissetmesini amaç edinir. Bu anlatımın merkezinde okuyan kişiye olay sunulur. Yani var olan olayda belirli bir zaman vardır, bu zaman içinde mekan ifade edilir ve ayrıca da olayı yapan kişiler bulunur. Belirli bir hareket şekli ile yazıldığı içinde okuyucuya gerçeklik duygusunu verir. Hayatın olağan akışı gibi sunulur. Betimleyici anlatımda ise, anlatılan durumun ya da olayın tüm özellikleri okuyucu zihninde canlanır. Duyu üzerinde izlenimler oluşur. Betimleyici anlatımın esasında gözlem vardır. Yazar betimleyici anlatım kullanarak, anlatmış olduğu herhangi bir kişi ya da nesneyi, bir fotoğraf gibi okuyucuya resmeder. Bazen de hikayelerde diyalog anlatım biçimi kullanılır. Karşılıklı konuşmaların yazılı olduğu anlatıma dayalı olarak kullanılır. Hikayelerin temeli masallara ve fabllara dayanır. Hint anlatıları olan Decameron, dünya edebiyatında hikaye türünün temeli olarak ifade edilir. Daha sonra da milattan sonra ikinci yüzyılda Pançatantra ile temel oluşturulmaya devam edildi. Böyle bir iddianın olmasının sebebi ise iki eserde de benzer tekniklerin kullanılmış olmasından ileri gelir. Fakat yine de ilk hikaye olarak Decameron olduğu kabul edilir. Bu hikayede on hikaye anlatılır. Daha sonra yıllar ilerledikçe hikaye türünde ilerlemeler kaydedildi. Türk edebiyatında hikayeler modern olarak yer almadan önce de eskiden beri halk hikayesi olarak bulunurdu. Modern olarak hikayenin Türk edebiyatına dahil olması ise, Tanzimat edebiyatıyla beraber belirdi. Zaman içerisinde de gelişim göstererek farklı hikaye türleri ortaya çıktı. Bizim edebiyatımızda hikayenin ilk temelinin Giritli Aziz Efendi ile atıldığı ifade edilir. On sekizinci yüzyılda yazılmasına rağmen hikaye unsurları barındırır. İlk deneme ise, Müsameretname olduğu söylenir. On dokuzuncu yüzyıla geldiğimizde ilk modern anlamdaki hikayeyi Ahmet Mithat yazdı. Tanzimat ile başlayan hikaye Milli Edebiyata kadar gelişim göstererek devam etti. Tarihimizde Sait Faik ve Ömer Seyfettin gibi pek çok hikaye yazarımız bulunur. Tanzimat dönemi hikayelerinde günlük ve sosyal yaşam sorunları konu edinilmedi. Onun yerine zorla evlendirilme, batılılaşmada yapılan yanlışlar ve adaletsizlik gibi konular yer aldı. Çünkü bu tarz konular ile halka ulaşmak amaçlanıyordu. Hikayeler halka mesaj verme hususunda birer araç görevi görüyordu. Eski edebiyatında etkisi sürüyordu. Çünkü hikaye dilleri süslü ve ağırdı. Romantizm akımı etkisi vardı. Hikayeler kitap gibi basılmak yerine bölümler şeklinde gazete ile okuyuculara iletilirdi. Hikaye yazarlığında teknik kusurların olduğu bir dönemdi. Yazarlar bunu bir mesaj verme aracı olarak kullandığı içinde, kendi düşüncelerine yer verirlerdi. Letaifi Rivayet ilk hikaye örneği, Küçük Şeyler de batı anlamında ilk hikayemiz olarak tarihe geçti. Hikayeler ve romanlar anlatım şekli ile birbirlerine benzeseler bile pek çok farklı yönleri bulunur. Bu farklardan ilki hikayeler romanlara göre daha kısa şekilde yazılır. Hikayelerde olaylar ön planda iken, romanlarda kişiler ön planda tutulur. Yani hikaye olay üzerine roman kişi üzerine kurgulanır. Romanda birden fazla olay söz konusu iken, hikaye bir olay söz konusudur. Hikayelerde fazla ayrıntı söz konusu değilken, romanda hem olay hem de kişiler ayrıntılı şekilde anlatılır. Hikayelerde olaylar belirli bir sınır içinde ifade edilirken, romanda detaylı bir şekilde çevre bilgisi verilir. Romanda kişiler hemen hemen her yönü ile tasvir edilir. Fakat hikayede yer alan kişinin yalnızca olay ile ilgili kısımlarına yer verilir. Öyküler kısa olduğu için küçük bir çevre bilgisi verilir. Romanlar hem uzun yazıldığı için hem de detay verilen bir tür olduğundan dolayı geniş çevre bilgisi okuyucu ile paylaşılır. Anlatım özellikleri olarak hikayeler sade ve anlaşılır bir dil ile yazılırlar. Romanlarda ise, sanat yapılan ağır bir dil kullanılarak yazılır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hilekar-guguk-kusu-masali/", "text": "Bir zamanlar yemyeşil ağaçlarla kaplı, rengarenk çiçeklerin şarkı söylediği ve insan elinin değmediği ormanlarda, güzellikleri dillere destan rengarenk tüyleriyle, cıvıl cıvıl ötüşen birbirinden güzel kuşlar yaşarmış. Kuşlar her sene kendilerine bir kral seçerlermiş. Krallarını güzellik yarışmasında kim birinci gelirse, onu kralları seçerlermiş. Yine kuşlar geleneksel kuş güzellik yarışması düzenlemişler. Bütün kuşlarda tatlı bir telaş başlamış. Hepsi derenin kenarına gidip yıkanmış, tüylerini tarayıp bir güzel süslenmişler. Kuşların arasında tatlı bir rekabet varmış. Kuşların hepsi birbirinden güzelmiş. Ancak içlerinde Guguk kuşu ne yapsa da onlar gibi güzel olamıyormuş. O da diğerleri gibi derenin kenarına gidip tüylerini taramış süslenmeye çalışmış ama nafile hiçbir işe yaramamış. Bu yüzden derenin kenarında süslenen diğer kuşların düşürdüğü tüyleri toplamış. Bu rengarenk tüyleri kendisine takmış takıştırmış. Bu tüyler kendisini öyle güzelleştirmiş ki diğer bütün kuşların ağzı açık kalmış. Hepsi daha önce görmedikleri bu güzel kuşa hayran hayran bakmışlar. Nihayet yarışmanın günü gelmiş. Bir bir podyuma çıkan kuşlar tüm maharetlerini göstermişler. Kiminin uzun güzel kuyruğu, kiminin renkli tüyleri varmış. Hepsi de birbirinden güzelmiş. Ormanın ileri gelen kuşları jüri üyesiymiş. Bütün kuşları titizlikle inceleyen jüri üyeleri daha önce görmedikleri guguk kuşunu gördüklerinde hayran kalmışlar ve onu yarışmanın birincisi seçmişler. Başına da bir taç takmışlar. Bundan böyle kendisini kuşların kralı ilan etmişler. Bütün kuşlar heyecanla sıraya girip yeni krallarına sarılmak istemiş. Yalnız kuşların her biri sarıldığında guguk kuşunun takmış olduğu tüyler birer birer yere düşmüş. Sonunda bütün tüyleri yere düşen guguk kuşunun yapmış olduğu hile meydana çıkmış. Bütün kuşlar hilekar guguk kuşunun yaptığına çok kızmışlar. Başındaki tacı alıp, onu krallıktan atmışlar. Guguk Kuşu da yaptığı hilenin er ya da geç ortaya çıkacağını anlamış olmuş. Yaptığı hatayı anlamasını anlamış ama her şey için çok geçmiş. Hem doğup büyüdüğü ormandan atılmış hem de kendisi sevilmeyen bir kuş olmuş. Artık başka ülkelere giden Guguk kuşu kendiyle barışık bir şekilde yaşamaya başlamış. Bir daha hiç kimseye hile yapmamış. Daha fazla uyku masalları makalesi için 9 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hindistanda-yasayan-at-masali/", "text": "Bir zamanlar Hindistan'da, geniş yeşil çayırlıkların ortasında yaşayan bir at vardı. Bu at, adı Gülümserken olan güzel bir dişiydi ve Hindistan'ın en hızlı atlarından biriydi. Gülümserken, sahibi tarafından özenle yetiştirilmişti ve sahibinin hayatta yalnızca ona güvendiği birkaç şeyden biriydi. Gülümserken, sahibiyle birlikte yarışlara katılmış ve her seferinde zaferle dönmüştü. Ancak, bir gün bir grup avcı Gülümserken'in çevresindeki çayırlıklarda ava çıktılar. Gülümserken'in sahibi onu avcılardan saklamak için onu bir kulübeye kilitledi. Ancak, Gülümserken, kulübenin kapısını açmayı başardı ve koşarak kaçtı. Gülümserken, şimdi avcıların peşindeydi ve ondan kurtulmak için hızla koşmaya başladı. Ancak, Gülümserken'in koşusu hiçbir zaman önceden yaptığı kadar hızlı olmadı. O kadar yorgun ve bitkin düştü ki, sonunda bir nehre kadar koştu ve suların içine atladı. Nehir, Gülümserken'e güvenli bir yer sağladı ve onu avcılardan korudu. Nehir kıyısında, Gülümserken, hayatının en zor gününü yaşadığını düşünürken, kendisine bir tür yaşlı bir adam yaklaştı. Adam, Gülümserken'in zorluklarını duyduğunda, ona yardım etmek istediğini söyledi. Adam, Gülümserken'e bir sürücü olduğunu ve onu güvenli bir yere götürebileceğini söyledi. Gülümserken, adamın teklifini kabul etti ve onunla birlikte gitti. Adam, Gülümserken'i sıcak ve güvenli bir ahıra getirdi ve onu güzel bir yemeği yedirdi. Gülümserken, karnını doyurduktan sonra, uzun süre uyudu. Uyandığında, ahırda başka atlar olduğunu fark etti ve onlarla oynamaya başladı. Birkaç gün sonra, sahibi Gülümserken'i buldu ve onu geri aldı. Sahibi, Gülümserken'in nehirde kaybolduğunu ve onu bulamadığını söyledi. Ancak, Gülümserken'in sahibi, onun nasıl kurtulduğunu öğrendiğinde, onu hayranlıkla övdü. Gülümserken, artık sahibinin yanında daha mutlu bir at haline gelmişti ve artık yarışlarda daha da hızlı koşuyordu. Gülümserken artık başka bir şey de öğrenmişti: dayanışma ve sadakatin önemini. Nehirdeki zorlu deneyimi sırasında, Gülümserken'in yanında olan yaşlı adam, onunla ilgilenmiş ve ona yardım etmişti. Bu yardım, Gülümserken'in hayatını kurtarmıştı. Artık, Gülümserken, birlikte olduğu herkesle aynı sadakat ve dayanışmayı paylaşmayı öğrenmişti. Bir gün, Gülümserken'in sahibi, onu bir yarışa kaydetti. Ancak, yarış sırasında, bir diğer at yarış sırasında düşüp yaralanmıştı. Gülümserken, yarışı kazanabilecek olsa da, yaralı atı bırakmayarak ona yardım etmeye karar verdi. Gülümserken, yarışı kazanma şansını kaybetti ama onun yerine yaralı atı güvenli bir yere götürdü. Diğer yarışmacılar şaşkınlık içinde izliyordu ama Gülümserken'in sahibi gururla onu övdü. Gülümserken'in sahibi, onun sadakatini ve dayanışmasını takdir etti. Bu olaydan sonra, Gülümserken, diğer atlarla daha da iyi arkadaş oldu ve artık onlarla yarışa gitmek yerine, onlarla birlikte zaman geçirdi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hirsizi-arayan-askerler-masali/", "text": "Bir zamanlar bir krallıkta, hırsızlarla dolu oldukça kötü bir dönem yaşanıyormuş. Krallığın huzuru ve güvenliği tehlikeye girmiş, insanlar sürekli hırsızların saldırısına uğruyormuş. Kral, halkının güvenliğini sağlamak için krallık ordusundan bir grup askeri görevlendirmeye karar vermiş. Bu askerler, Hırsızları Arayan Askerler olarak anılmaya başlamış. Krallığın en cesur ve adil askerleri seçilmiş, hırsızları yakalamak ve krallığı tehdit eden tehlikeleri bertaraf etmek üzere yola çıkmışlar. Askerler, ormanın derinliklerine kadar iz sürdüler. Ormanda gizlenen hırsızların peşine düştüler. Ancak ormanda ilerlemek zorluydu; çetin doğa koşulları ve tehlikeli yaratıklarla karşılaşıyorlardı. Yine de askerler, krallık için görevlerini yerine getirmek için birbirlerine destek olarak ilerlediler. Bir gece, askerler, hırsızların gizlendiği bir mağaraya ulaştılar. Mağara karanlık ve ürkütücüydü, ancak askerlerin kalplerindeki kararlılık onları cesaretlendirdi. Hırsızları yakalamak için mağaranın içine girdiler. Mağarada, hırsızlarla zorlu bir mücadeleye giriştiler. Hırsızlar, hızlı ve çevik hareketleriyle askerlerin işini zorlaştırıyordu. Ancak askerler, eğitimlerini ve disiplinlerini kullanarak hırsızları etkisiz hale getirmeye çalıştılar. Uzun ve zorlu bir mücadeleden sonra, askerler hırsızları yakaladılar ve krallığın güvenliği için tehditleri ortadan kaldırdılar. Hırsızları cezalandırmak yerine, adaletli bir şekilde onlarla konuştular ve neden hırsızlık yaptıklarını öğrenmeye çalıştılar. Hırsızların hikayelerini dinleyen askerler, bazılarının çaresizlik içinde hırsızlık yaptığını anladılar. Onlara yardım eli uzattılar ve krallığın toplumunu daha iyi bir yer haline getirmek için çaba harcadılar. Askerler, hırsızları yakalayarak krallığı tehditten korumuş, ancak onları da dönüştürerek yeni bir başlangıç yapmalarına yardımcı olmuşlardı. Bu olay, krallığın adalet ve merhametle yönetildiğini göstermişti. Bu olaydan sonra kral rahatlamıştı ve ormanda dolaşıp, kuşların şarkılarına kulak kabartıp, ağaçların kollarında keyifli anlar yaşıyordu. Hırsızı arayan askerler, krallığın kahramanları olarak anılmaya başlandı. İnsanlar onların cesareti ve adaleti karşısında saygıyla eğildi. Krallık, artık hırsızlardan ve tehlikelerden korkmadan yaşayabiliyordu. Askerler, hırsızları yakalayarak huzuru sağlamış ve onları dönüştürerek yeni bir yaşamın kapılarını açmışlardı. Hırsızları arayan askerler sayesinde herkes güven içerisinde uyuyabiliyordu. Bu askerlerin hikayesi nesilden nesile aktarıldı ve günümüze kadar ulaştı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hirsizin-aldigi-buyuk-ders-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda kimsenin bilmediği BÜYÜLÜ TOPRAKLAR adında bir ülke varmış. Bu ülkede herkes çok mutlu ve çok rahatmış. Öyle ki kimse evinin kapısını kilitlemezmiş. Herkesin bir işi, sofrasında kendine yetecek yiyeceği, evinde kendini mutlu edecek ve kendine yetecek kadar eşyaları varmış. Kimse kimseye yan gözle bakmaz, kimse kimseye saygısızlık etmezmiş. Gel zaman git zaman, nasıl olmuşsa bu ülkeye yaşlı bir adamla oğlunun yolu düşmüş. Yaşlı adam o kadar yaşlıymış ki görenler onun yürüyebildiğine hatta konuşabildiğine bile hayret edermiş. Ama o bir lokma ekmek, bir hırka ve bir asa ile çok mutlu görünüyormuş. Ama oğlanın böyle bir şeye hiç niyeti yokmuş. Çünkü babasının elinde tuttuğu asanın içinde bir hazinenin anahtarının var olduğunu biliyormuş. Bunu yaşlı adam karısı ölmeden önce konuşurlarken duymuş. Dilerse babasının elinden asayı rahatlıkla alabilirmiş oğlan ama babası, annesi ölüm döşeğindeyken ona şöyle demiş: Bu asa çok büyük bir hazinenin anahtarını saklıyor. Ancak o anahtarın çok önemli bir özelliği var. Hazinenin kapısının açılabilmesi için benim ecelimle ölmem gerekiyor. Ve ben öldükten sonra da her kim asayı eline alırsa anahtarın sırrını da o çözecek. Başka türlü olmaz. İşte hain evlat bu yüzden babasının yanında duruyormuş. Baba ve oğul büyülü topraklara yerleştikten sonra tuhaf şeyler olmaya başlamış. Kiminin parası, kiminin eşyası kayboluyor; evlerine birileri girip ancak kendilerine yetebilecek kadar olan yemekleri silip süpürüyormuş. Tabii bütün halk baba ve oğlundan şüphelenmeye başlamış. Zamanla kapılarını kilitler olmuşlar. Artık birbirlerine de pek güvenemiyorlarmış. Bakmışlar olacak gibi değil, yaşlı adama gidip konuşmaya karar vermişler. Çoğu bu işi oğlunun yaptığını anlamış zaten. Ancak bunu yaşlı adama anlattıklarında adamcağız o kadar üzülmüş ki birden olduğu yere yığılıvermiş. Hemen doktoru çağırmışlar. Fakat adam doktorun kollarında can vermiş ve asa da doktorun eline geçmiş. Bunu gören oğlan hışımla doktora saldırmış ancak doktor elindeki asayı havaya kaldırınca boru gibi olan asanın altındaki kapak açılmış ve içinden bir kağıt yere düşmüş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/horoz-ve-kopegin-konusmalarini-duyan-adam/", "text": "Bir gün Hz. Musa 'ya bir adam geldi: Ey Musa benim için dua et hayvanların dilini anlayabileyim ve bu durumdan ders çıkararak iyi biri olayım. der. Hz. Musa : İşine git ve kaldıramayacağın yükü üstlenme bu durumun senin için daha hayırlı olandır. dedi. Ancak adam Hz. Musa 'yı dinlemedi ve ısrarına devam etti: Ey Musa en azından kapımın önünde olan horoz ve köpeğin dilinden anlayayım. dedi. Musa bu isteğinden adamı vazgeçirmek için çalışsa da adam vazgeçmedi ve ısrara devam etti. Adamın bu kadar ısrar üzerine Hz. Musa adam için istediği duayı yaptı. Adam mutlu bir şekilde evine gitti. Ertesi gün sabah hizmetçisi sofra kurarken küçük bir ekmek parçası yere düştü. Horoz hızlıca ekmeği yerden kaptı. Köpek horozun bu hareketine kızdı: Horoz senin bu hareketin doğru mu? Sen hem arpa yiyebilirsin hem buğday da. Ayrıca mısırı da yiyebilirsin, küçük taneli besinleri de. Ben ise ekmek dışında bir şey yemem, niçin benim rızkıma göz koyuyorsun? dedi. Horoz köpeğe cevap verdi: Haklısın ama yarın sahibimizin eşeği ölmüş olacak, böylelikle sende karnını güzelce doyuracaksın. dedi. Köpekle horozun konuşmasını duyan adam derhal eşeğini sattı. Ertesi gün sabahında adam köpekle horozun ne konuşacaklarını merak ederek yanlarına geldi. Köpek horoza sitem ederek konuşuyordu: Eşek hani ölecekti, güzelce karnını doyuracaksın diyordun. dedi. Horoz: Eşek öldü ancak başka bir yerde öldü. Çünkü sahibimiz eşeği sattı. Ancak meraklanma yarın sahibimizin atı da ölecek. At ölünce daha fazla doyacaksın. dedi. Köpekle horozun konuşmasını duyan adam derhal atını da sattı. Hayvanların dilini öğrenmekten oldukça memnun olan adam bu sayede zarardan kurtulabildiğini düşünüyordu. Ertesi günün sabahında adam tekrardan köpekle horozun yanına geldi. Acaba ne konuşacaklar diye merakla dinledi. Köpek bugün de horoza sitemkar konuşup duruyordu: Yahu bugünde söylediğin olmadı, yalan mı söylemeye başladın yoksa sen. dedi. Horoz cevap verdi: Hayır kesinlikle yalan söylemedim. At da eşek gibi ölecekti ancak sahibimiz hemen onu da eşek gibi pazarda sattı. dedi. Ancak hiç meraklanma yarın bu sefer de sahibimizin kölesi ölmüş olacak, onun hayrı için helvalar ve yemekler dağıtılacak bizde doyacağız. dedi. Köpek ve horoz arasında geçen bu konuşmayı da duyan adam hiç zaman kaybetmeden kölesini de pazara götürüp sattı: Köpekle horozun dillerini öğrenmem oldukça faydalı oldu. Bu sayede birçok zarara uğramaktan kurtuldum. diye aklından geçirerek sevindi. Bu durumdan oldukça fazla yararlanmaya çalışan adam ertesi günün sabahında yine hemen köpekle horozun yanına koştu. Köpekle horoz yine aralarında konuşuyorlardı. Köpek bu defa horoza oldukça fazla kızgındı: Hani bu seferde köle ölecekti, karnımızı güzelce doyuracaktık yalancı horoz günlerdir bana yalanlar söyleyerek beni oyalıyorsun, sana bu yakışıyor mu hiç? Horoz köpeğe cevap verdi: Ben kesinlikle yalan söylemem. Ayrıca yalancı da değilim, diyerek söze başlayan horoz: Köle de öldü ancak burada ölmedi başka bir yerde öldü. Sahibimiz eşeği, atı sattığı gibi köleyi de sattı. Ancak bunu yapması hiç doğru olmadı. Çünkü artık ölüm sırası sahibimize geldi. Eğer eşek satılmasaydı, eşeğin başına gelecek olan kaza-bela sahibimizin üzerinden kaza ve belayı def edecekti. Eşeği satmasının ardından kaza-bela atına geldi. Atını da satınca bu sefer sıra kölesine geldi. Kölesini de satınca bela sahibimizin kendisine gelecek. Artık sıra sahibimizde oda yarın ölecek ve böylece karnımızı doyuracağız. dedi. Adam bunu duyunca ah vah etse de artık onun için çok geç olmuştu. Böylece tamahkarlığını hayatı ile ödedi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hristiyan-bir-ailenin-kucuk-kizi-carolina/", "text": "Carolina Hristiyan bir ailede dünyaya gelmişti. Dünyaya geldiği ilk andan itibaren ailenin göz bebeği olmuştu bile. Çok küçük yaşta başlamıştı konuşmaya. Carolina'nın ailesi dinine çok düşkündü. Küçük yaşta öğretmeye başlamıştı her şeyi. Fakat yan komşuları Müslümandı. Komşularının çocuğu da aynı Carolina yaşlarındaydı. Her iki aile dinleri farklı olmasına rağmen çok iyi anlaşıyor ve birbirlerine saygı duyuyorlardı. Carolina Müslüman ailenin kızı ile çok iyi anlaşıyor ve sürekli onların evine oynamaya gitmek istiyordu. Medine çok sevecen akıllı bir çocuktu. Carolina'nın ailesi bu sebeple oraya gitmesine karşı çıkmıyor ve her seferinde izin veriyordu. Carolina arkadaşının yanına gitmiş olduğu bir gün ilgisini çeken bir olay olmuştu. Arkadaşının annesi yere eğiliyor kalkıyor ve başını yere koyuyordu. Bunun ne olduğuna bir türlü anlam veremedi. Eve geldiğinde aynı hareketleri kendi de yapmaya başlamıştı. Ailesi bunu görünce şaşırmış olsalar da ona bir şey dememişlerdi. Her arkadaşına gidişinde aynı şeyler ile karşılaşan Carolina bunun ne olduğunu sordu. Medine'nin annesi bunun namaz olduğunu ve insanları mutlu ettiğini söyledi. Caroline merak etti bu namaz nasıl bir insanı mutlu edebilirdi ki? Eve giderek annesine anlatmış olsa da bir karşılık alamadı. Caroline gün geçtikçe büyüyor fakat namaz onun aklından çıkmıyordu. Okula gidip gelmeye başlayan küçük kız zaman geçtikçe farklı Müslüman arkadaşlar edindi. Liseye geçtiğinde ise İslam dinine olan merakı bir hayli artmıştı. Arkadaşlarından ona kutsal kitaplarını getirmesini istemişti. Bir yandan da internetten araştırmalar yapmaya koyuldu. Nasıl olur da bunca gerçek olan şey binlerce yıl öncesinden bir kitapta yazılı olabilirdi. Bunu düşünmekten kendini alıkoyamıyor ve sürekli karşısına Müslümanların kutsal kitaplarında geçen olaylar çıkıyordu. Carolina bir yandan enerji ile ilgili de araştırmalar yaparken karşısına namaz kılmanın insan vücudunda yer alan negatif enerjileri boşalttığını ve bir nevi topraklama yapılmış olduğunu öğrendi. İşte şimdi taşlar yerine oturuyordu. İnsanların neden kendilerini daha mutlu hissettiklerini anlamaya başlamıştı. Bunun üzerine kendisi de namaz kılmaya başlamış ve gerçekten mutluluk verip vermediğini incelemeye koyulmuştu. Gerçekten de namaz kıldığı zamanlarda çok mutlu oluyor ve adeta içini bir huzur kaplıyordu. Daha sonra namaz kılarken secdeye gittiğinde fark etti ki diyafram nefesi alıyor ve bu onu daha da rahatlatıyordu. Oysa Hristiyanlıkta böyle bir şey ile daha önce hiç karşılaşmamıştı. Müslüman arkadaşlarının türbanlı olduğunu gören Carolina bunun ne ise yaradığını araştırmaya başladı. Araştırmaları sonucunda kadınların en fazla negatif yükü topladıkları yerin saç olduğunu ve hatta hastanelerde aslında bunun için bone takıldığını öğrendi. İslam ne kadar güzel bir dindi. Her şeyi ince ayrıntısına kadar düşünüp yazan bir insan olamazdı. Tüm bunları öğrendikçe Müslüman olmaya bir adım daha yaklaşıyordu. Ailesine bu durumu anlatan Caroline ilk önce büyük tepkiler ile karşılaşsa da onlara rağmen Müslüman oldu ve huzurlu bir yaşam için en büyük adımı atmış oldu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/huysuz-cinar-agaci-masali/", "text": "Çok geniş bir ovanın ortasında yalnız başına yaşayan, gökyüzüne doğru süzülen uzun boyu, geniş dalları ile yaşlı bir çınar ağacı yaşıyormuş. O çevredeki tek ağaç olduğu içinde bütün kuşlar onun dallarına yuva yapıyorlarmış. Yaşlı çınar ağacı bu durumdan hiç memnun değilmiş. Yıllardır sürekli kuşların kendi aralarında konuşmalarından, seslerinden, kahkahalarından artık bıkmış. Onun sürekli söylenmesine kuşlar alışmış ve çınar ağacı Gidin buradan dallarıma konmanızı da yuva yapmanızı da istemiyorum demesine hiç aldırmadan yaşamaya devam ediyorlarmış. Kuşların bu şekilde onu dinlememelerine Çınar ağacı çok bozuluyormuş. Ne yapsam da bu kuşlardan kurtulsam diye düşünmeye başlamış. Bir gün hafif bir rüzgar eserken dallarının sallanması aklına müthiş bir fikir getirmiş. İçinden Ben şimdi dallarımı hızlıca sallasam onların yuvalarını bozsam hepsi kaçar gider. Bende sessizlikte kafamı dinlerim diye geçirmiş. Hemen bu fikrini hayata geçirmiş. Rüzgar hafif esmesine rağmen o adeta fırtına çıkmış gibi sallanıyormuş. Dallarını çırpıyor kuşların korkmasına neden oluyormuş. Kuşlar bu durumu anlamsız buluyorlarmış ve çok korkuyorlarmış. Kuşlar ne kadar yuvalarını tutmaya çalışsalar da Çınar ağacının dallarını hızla sarsmaya devam etmesi ile bütün yuvalar bozulmuş. Hepsi yere düşmüş. Kuşlar bu duruma çok kızmışlar. Çınara İstediğin oldu biz artık gidiyoruz. Sen de yalnız başına kal ama sessizlikten yalnızlıktan sıkıldığında yaptığının ne kadar yanlış olduğunu anlayacaksın demişler. Çınar ağacı kocaman bir kahkaha atmış ve Gidin benim size ihtiyacım yok ki zaten benim istediğim yalnız kalmak zaten demiş. Kuşlar sürü halinde uçmuşlar ve uzaktaki başka bir ağacın dallarına yuvalarını yapmışlar. Kuşlar çok mutlu bir şekilde hayatlarını devam ederken Çınar ağacı da ilk günlerde mutlu hissediyormuş. Nihayet sessizlik işte bıkmıştım bu geveze kuşların sesinden çok iyi yaptım diyormuş. Böyle diyormuş ama bir yanını da eksik hissediyormuş. Adeta yaşama nedeni yokmuş gibi geliyormuş. Bütün dalları boşmuş ve bir tane bile kuş yokmuş. Birkaç gün sonra Çınar ağacı yalnızlıktan sıkılmaya başlamış. Kuşların cıvıltılarını ve onarla yaptığı tatlı atışmaları özlemeye başlamış. Günler geçip giderken Çınar ağacının yalnızlığı ve kuşlara, onların sesine duyduğu özlem artmaya başlamış. Üzüntüden Çınar ağacının yaprakları dökülmeye başlamış. Bu sırada çok yakınından bir kuşun uçtuğunu görmüş Çınar ağacı hemen ona sesleniş. Hey tatlı kuş gelsene dallarıma kon, yuva yap arkadaşlarını da çağır demiş. Kuş Çınar ağacına doğru dönmüş ve Hayır gelmeyeceğiz, sen bizi kovdun, buda yetmezmiş gibi yuvalarımızı bozdun. Sen kötü kalpli bir Çınar ağacısın demiş. Çınar öyle üzgünmüş ki birden yaprakları yağmur gibi dökülmeye başlamış. Bunu gören kuş Çınar ağacının gerçekten pişman olduğunu anlamış. Hemen gitmiş arkadaşlarını ağırmış ve tekrar ağacın dallarında yuvalarını yapmışlar. Yalnız kalmanın dostlarından uzakta kalmanın ne kadar kötü olduğunu anlayan Çınar ağacı da bir daha hiç şikayet etmemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/huysuz-kral-ve-sevgi-dolu-halki-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş... Deve pireye, pire deveye düşmanmış derken, kediyle köpek birbirine dost olmuş. Öyle zamanlardan biriymiş ki, hayat tüm hayvanlar alemini başka yerlere savurmuş. Ormanın yöneticisi yine herkesin malumu aslan olmuş. Tüm hayvanlar kralı çok sevip, kendisine saygı duyuyormuş. Yalnız bu kadar çok hürmet görmesine rağmen, kralın bencilliği tüm halkı yormuş. Halktan kimseyi yanına yaklaştırmayan kral, her derdine derman arayanı azarlayıp geri gönderiyormuş. Bu artık hayvanlar aleminin çok canını sıkmaya başlamış. Ormanın sakinleri artık ailelerini alıp, çok uzak diyarlara gitme derdine düşmüş. Herkes kralının her daim yanındayken, kimse bu güzel ağaçların arasında daha fazla vakit geçirmek istemiyormuş. Öyle zamanlar gelmiş de kral artık kendini her şeyin hakimi sanmış. Her dediği oluyor, kendini her hayvanın sahibi gibi görüyormuş. Bunu düşünmekten uyku uyumayanlarsa, dert sahibi olmuş. Günlerden öyle bir günmüş ve herkes tasını tarağını toplamış. O gün kralla vedalaşmak için makama çıkılmış. Tüm hayvanlar ormanı terk etme kararı almışlar ve bunu krala iletmişler. Kral önce bozulsa da sonra tüm hayvanlara cehennem olmalarını söylemiş. Aslan krala bir ders vermek isteyen hayvanatın, aslında çok uzağa gitmeye niyeti yokmuş. Çok uzak olmayan, sevdikleri bir kralın köyünde belli bir süre barınmışlar. Bu süre aslında kralın, halkının değerini anlaması için planlanmış. Böylece kendi memleketlerinden uzakta, günler günleri kovalamış. Kral tek başına günler geçirmiş. Yalnız başına ne konuşacak insanı varmış ne öfke kusacağı halkı yanındaymış. Zaman geçtikçe ormandaki canlılığı özlemiş. Özlemiş de tek başına kaldığı ormanı yönetmenin ne manası varmış. Ağzını bıçak açmadan haftalar geçmiş. Önce halka öfkeli bile olsa, sonraları onlara kötü davrandığı için çok pişmanlık yaşamış. Yollarını gözlemiş sevgili halkının. Gelseler de yine dertlerini anlatsalar diye beklemiş hep. Ama koca bir ay nasıl geçmişse, canı epeyce sıkılmış. Yemeden içmeden kesilmiş. Hastalıklara karmış. Öyle zor zamanlar geçirdiği anlarda bir gün, bütün hayvanlar, ormandaki kulübesine tek tek girmeye başlamışlar. Üstelik hasta olduğunu duydukları için çorbalar, kekler, börekler, ıhlamurlar hazırlamışlar. Halkını gören aslan öyle mutlu olmuş ki, gözlerinin içi parlamış. Bir daha halkından hiçbir hayvana kötü davranmamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/huzunlu-teknenin-neseli-kahkahalari-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Denizin kenarında yağmura, çamura, rüzgara, aşırı sıcağa daha fazla dayanamayıp, hastalanmış bir tekne yaşarmış. Hava koşulları ne olursa olsun o tekneyi yerinden kimse alıkoyamazmış. Etrafındaki diğer tekne arkadaşları sahipleri tarafından alınıp kullanılır ve sonucunda gezdirilirlermiş. Denizin kıyısına yanaşıp, yalnız tekneye yaklaştıklarında, havalı havalı el sallamayı unutmazlarmış. Teknecik bir hüzünlü ağaç parçası gibi, bir o bir bu yana sallanıp, hayatını yaşamaya çalışsa da onları içten içe kıskanırmış. Sahibinin niye onu terk ettiğini, bu güzel tekneyi bir başına bırakıp niye hasta ettiğini sorgulayıp durmuş günlerce, gecelerce. Kendini yalnızca çaresiz kalıp uykuya daldığında iyi hissedermiş. Günlerden bir gün tekne arayışında olan genç bir delikanlının, gözüne bu tekne çarpmış. O sırada sahilde dolaşmaya çıkan delikanlı, aslında bu tekneyi görür görmez sevmiş. Yandaki küçük kulübede ağlarını açan balıkçıya selam vererek teknenin sahibini sormuş. Balıkçı ciddi bir ses tonuyla, sahibinin yıllar önce ölen yaşlı bir ihtiyar olduğunu ve çocuklarının ihtiyarın teknesine sahip çıkmadığını söylemiş. Bunun üzerine delikanlı sevinerek, tekneyi kendisinden satın almak istediğini, parayı kendisine verirse çocuklarına ulaştırıp ulaştıramayacağını sormuş. İhtiyar, tekneyi ziyaret eden olursa bu olayı anlatıp, parayı gelen kişilere teslim edeceğini belirtmiş. Hüzünlü teknenin kalbi küt küt atmaya başlamış ve artık hüzünlü değil, neşeli bir tekne olmaya karar vermiş. Delikanlı balıkçıyla el sıkışıp anlaştığında, gözlerinden iki sevinç damlası akmış. Delikanlı tekneyi öyle çok sevmiş ki, o da sahibine içtenlikle bağlanmış. Önce biraz tamir, bakım yapılmış. Tekne tüm bunlardan sonra adeta kendini yeni doğmuş gibi hissediyormuş. Eskisi gibi her yanı ağrımıyor, gençlik günlerindeki gibi sağlıklı geziyormuş. Delikanlı onu alıp uçsuz bucaksız denizleri aşarak gezdiriyormuş. Masmavi sularda öyle bir süzülüyorlarmış ki beraber, keyfine diyecek yokmuş. İkinci baharını tatlı tatlı yaşamaya başlamış ve sahibinin yanında hiç hastalanmamış. Sahibi onu her gün elleriyle sevmiş. Ona hep iyilikten, güzellikten, bol kazançtan bahsetmiş. Hüzünlü hüzünlü sularda titreyen tekne, kendine artık çok mutlu olduğu bir hayatı sunduğu için, evrene minnet borcuyla gülümsüyormuş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/huzurlu-ciftlik-masali/", "text": "Uzun zaman önce, henüz bulutların yumuşak ve pamuk gibi olduğu zamanlarda, sevimli bir köyün yakınında büyülü, görkemli ve neşeli bir çiftlik varmış. Bu çiftlikte yaşayan birçok hayvan, insan ve dört yakın arkadaş çocuk varmış: Ali, Ayşe, Cem ve Deniz. Bu dört arkadaş, birlikte yaşadıkları çiftlikte dostluklarını ve dayanışmayı çok önemsiyorlarmış. Birbirlerinin yardıma ihtiyacı olduğunda hemen koşar, birbirlerine yardım ederlermiş. Bir gün, çiftlikte büyük bir fırtına başlamış. Rüzgarlar kuvvetle, sinirli bir şekilde esmiş, yağmur damlaları her yeri ıslatarak hiçbir kuru yer bırakmamış. Hayvanlar korkmuş ve ürkmüş, her biri kendi barınağına girerek yağmurdan korunmuş. Kümesin tavukları, rüzgarın etkisiyle uçup gitmek üzereymiş. İşte tam o anda dört arkadaş çocuk, bir araya gelip ellerinden geleni yapmaya karar vermiş. Ali, kovalarla su toplamaya gitmiş. Tavukların yaşam alanı kuvvetli yağmur yüzünden suyla dolmak üzereymiş. Ayşe, küçük tavukları güvende tutmak için kulübelerini güçlendirmek için çalışmalara başlamış. Cem, rüzgarın etkisiyle uçmaya çalışan kuşları, sakin ve güvenli bir noktaya toplayarak hayatta kalmalarını sağlamış. Deniz ise, küçük bir tilkinin mahsur kaldığını fark etmiş ve onu kurtarmak için hemen harekete geçmiş. Birlikte çalışarak, hayvanların çoğunu güvende tutmayı ve yardım etmeyi başarmışlar. Fırtına sona erdiğinde, çiftlik sakinleri minnettarlıkla dört arkadaşa teşekkür etmiş. Arkadaşlar, birlikte çalışmanın ve yardımseverliğin ne kadar önemli olduğunu anlamışlar. Bu olaydan sonra, dört arkadaş daha da yakınlaşmış ve birlikte yardım edebildikleri bütün canlılara, insan, hayvan ya da bitki, ağaç demeden yardım etmeye karar vermişler. Artık çiftlikteki hayvanlar, onlara güvendikleri ve yardım ettikleri için minnettar kalmışlar. Dört arkadaş, yardımsever olmaları sayesinde etraflarındaki bütün canlıların takdirini kazanmış. Böylece, dayanışma ve yardımseverlikle geçen mutlu günler, çiftliğin her köşesine neşe ve huzur getirmiş. Çiftlikteki hayvanlar, dört arkadaşın çiftliğe getirdiği sevgi sayesinde hızla gelişip büyümüş. Bütün hayvanlar, dört arkadaşa daha fazla yardımcı olabilmek için ellerinden geleni yapmaya karar vermiş. Bir araya gelerek, dört arkadaşa katılan çiftlik hayvanları, etraflarında yer alan diğer çiftliklerde de çalışmalara başlayarak, hayvanların yaşam alanlarını iyileştirmeye karar vermiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/hz-eyupun-sabri/", "text": "Her insan her Müslüman bilir ki Hz. Eyüp ün sabrı bir insanlık örneğidir. Gelmiş geçmiş hiçbir kul da böyle sabır görülmedi. Hz. Eyüp malı mülkü hayvanları evlatları sayılamayacak kadar çoktu. İlk kez hayvanlarına hastalık girdi ilk olarak hayvanlarını kaybetti. Ve insanlar şaşkınlık için de Hz. Eyüp'ü izliyorlardı ne tepki vereceğini merak ediyorlardı. Vah vah edip Hz. Eyüp'ü kışkırtmaya çalışıyorlardı. Ama koskoca hz eyüp kanar mı? Allah verdi Allah aldı derdi herkese gayet metanetli bir şekilde. Ardında Hz. Eyüp dışarıdayken bir zelzeleyle evi yıkıldı içinde sadece hanımı sağ çıktı. Hz. Eyüp ün ellerinde evlatlarının kanı vardı gözleri yaşlarla doluydu. Ama ya sabır demekten başka bir şey gelmiyordu elinden. Peygamber malını mülkünü evini ve de evlatlarını kaybetti ama hiçbir zaman sabrını Allah'a olan inanç ve güvenini kaybetmedi. Daima metanetle dimdik durup ibadetine devam etti. Ama sınavı henüz bitmemişti. Hastalıklarda peşinden düşmüyordu. Vücudunu yaralar sarmıştı. Her yeri hastalık olmuştu. Karısı ona bakıyordu. Elinde avucunda bir şey kalmamıştı. Evi, hanımı geçindirmeye çalışıyordu. Hastalığı artmıştı ve insanlar bulaşıcı olmasında korktuğu için kimse ona yaklaşamıyordu. O kadar artmıştı ki hastalığı dudağını bile kıpırdatamaz olmuştu. Bir insanın başına gelebilecek şeylerin en kötüleri gelmişti başına ama o hiçbir zaman kalbinden Allah aşkı yitirmedi kalbiyle şükrünü sabrını söyleyip Allah a olan bağlılığı hiç azalmamıştı. Sınavını çok güzel bir şekilde geçmişti ve insanlara büyük örnek olmuştu. O kadar malını, evini, parasını, evlatlarını, sağlığını her şeyini kaybetmesine rağmen istemeyen peygamber, şifa istemesinin tek sebebi ibadetlerinde zorlaşması daha sık yapamaması işte bu yüzden sadece şifa istedi Allahtan, Allah rızası için. Yüce Allah Eyüp kulundan çok memnundu. Eyüp peygamberin yerini kendi makamında da yükseltti. Artık sınavını geçmişti ve ona şifa olması için yol gösterdi. Ona ayağını yere vur diye emir yolladı. Hz. Eyüp kulu ayağını zorla hareket ettirebildi. Ve ayağı yere değdiği an şifalı su yerden fışkırdı. Berrak tertemiz mis kokulu su akıyordu yerden. Ve Eyüp peygamber o sula kendini temizledi, yıkadı, yaralarına şifa oldu ve bir güzel de içince eski sağlığına kavuştu. Hatta daha dinç ve kuvvetli oldu. Çalışarak daha yakın zamanda mal mülk sahibi oldu eşi onun yanına geldi ve tekrardan çoluk çocuk sahibi oldu. Eskisinden çok daha ferah günleri oldu. Veren Allah'tır alan da Allah'tır. Hiçbir sınavını ödülsüz bırakmaz. Eyüp peygamber sabrıyla sadakatiyle kitaplara geçti hepimize örnek oldu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ibis-ve-padisahin-kizi-masali/", "text": "Evvel zaman için kalbur saman içinde, develer tellal pireler berber iken, günün birinde padişah ülkesinde yaşayan bir sürü insan varmış. Bu insanlar padişahın bir dediğini iki etmezmiş, padişahın da güzeller güzeli bir kızı varmış. Bu kız ülkenin en güzel kızıymış ülkenin bütün erkekleri padişahın kızından gözlerini alamazmış, padişahın kızı yüzünden padişah birçok erkeğin kellesini yardımcılarına vurdurmuş. Kız çok üzülüyormuş babasına üzülerek söylenmiş. Babacığım güzel olmak benim suçum değil, ama beni beğenen bütün erkekleri kellesini vurdurdun, vicdan azabı çekiyorum neden böyle yapıyorsun? Diye sormuş. Güzel kızım benim, annen öldükten sonra bitek sen kaldın benimle, elimden seni alacaklar sende bir gün birine aşık olup, evlenip gideceksin diye korkuyorum demiş. Babacığım benim yüzümden hiç kimsenin ölmesini istemiyorum, bu yüzden beni saraya kapat bir daha dışarı çıkmayacağım. diyerek söz vermiş. Kız odasına kapanmış, baştan her şey güzelmiş ama günler geçtikçe haftalar oldukça yavaş yavaş sıkılmaya başlamış, ama babasına söz verdiği için bir şey diyemiyormuş. Sonra padişahın kızı bir anda bayılı vermiş. Padişahta kendi odasına giderken aklına kızı gelmiş yatmadan önce kızıma da bir bakayım demiş. Ne görsün! Kızı yerde bayılmış halde yatıyormuş. Feryat, figan halde saraydan bağırıyormuş ne oldu sana? Diye. Herkes başına toplanmış ve kıza ne olduğunu merak ediyorlarmış. Aradan yine günler geçmiş. Fakat padişahın kızı henüz uyanamamış. Padişah ta ülkeye haber salmış, kızımı iyileştirene tonlarca altın vereceğim bir de kızımı vereceğim, yeter ki kızım iyileşsin demiş. Bunu duyan ülkenin marifetli, sihirbaz erkekleri sıraya girmiş padişahın kızını iyileştirmek için. Bir tanesi çorba yapmış. Çorbasını överek benim çorbam çok güzeldir. Çorbayı içirdikten sonra kesin iyileşecektir demiş. Kıza çorbayı içirip beklemişler. Ama hiç bir işe yaramamış. Padişah çok sinirlenmiş ve yardımcısına kellesini vurulmasını istemiş. Bunu gören ülkenin erkekleri korkarak kaçışmışlar. Yine aradan günler geçmiş. Padişahın kızı bir türlü uyanmıyormuş. Kızının haline üzülen padişah ağlamaktan helak olmuş. Ah be kızım, neden böyle oldun? Ne oldu sana? Ben sensiz ne yaparım? Diyerek sürekli ağlıyormuş. Sonra yolunu kaybeden ibiş adında bir oğlan varmış. Sarayın önünden şarkı söyleye giderken padişah sinirlenmiş. Padişah bunu duymasıyla birlikte üzerine hemen kızının yanına gitmiş ve kızı gözlerini açmış. Babacığım kendime geldim şükürler olsun. Bana tam olarak ne oldu farkında değilim ama bir ses duydum. Çok güzeldi onun sayesinde uyandım ben demiş. Ben o genci şarkı söylemekte olmasından dolayı kellesini vurduracaktım eyvahhh! Demiş. Sonra padişah yardımcılarına o şarkı söyleyen oğlanı getirin çabuk diye emir vermiş. Oğlanı geri getirmişler. Farkında olmadan kızımın hayatını kurtardın. Saraydaki herkes kaçtı kellesini vurduracağım diye, kızımda sana aşık oldu bu yüzden kızımı sana vermek istiyorum benim damadım bu sarayında padişahı ol demiş. İyi ki kaybolmuşum, iyi ki şarkı söylemişim, iyi ki kızınızla evleniyorum demiş. Ve ibişle padişahın kızı evlenip mutlu mesut yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ibn-i-sina-kisaca-kimdir/", "text": "İbn-i Sina, 979-1037 yılları arasında yaşamış olan Bizans asıllı Arap filozof, tıp bilimci ve hekimdir. İbn-i Sina, Avicenna olarak da bilinir ve özellikle Avrupa'da çok etkilendiği Avicenna ismiyle tanınır. İbn-i Sina, Avrupa'da Tıp Kitabı ve El-Kanun fi't-Tıp adlı eserleriyle çok önemli bir yere sahiptir. İbn-i Sina, Avrupa'da tıp ve filozofi alanlarında yapılan çalışmaların birçok yönünde öncü bir rol oynamıştır. İbn-i Sina'nın eserleri, Avrupa'daki tıp okullarında okutulmuş ve çok etkilendiği Avrupa'daki tıp ve filozofi alanındaki çalışmalar için birçok yönüyle bir kaynak olarak kullanılmıştır. İbn-i Sina, tıbbi eserlerindeki derin analiz ve yalın yazım tarzıyla da ünlüdür. Günümüzde bile, İbn-i Sina'nın tıbbi eserleri hala okunmakta ve araştırılmaktadır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ihtiyar-kadin-ve-sevimli-dostlari-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın birinde küçük bir kulübede ihtiyar bir kadın yaşarmış. İhtiyar kadının minik bir bahçesi varmış. Bu bahçede çeşitli sebze ve meyve yetiştirerek geçimini sağlıyormuş. Bir gün evinde otururken çok şiddetli bir yağmur başlamış. Rüzgar çok şiddetli esiyormuş. İhtiyar kadın camdan bakarak söylenmiş. - Yıllardır böyle şiddetli bir yağmur yağmamıştı demiş. Tam o esnada kapı çalmış. Bu yağmurlu havada kimin geldiğini ihtiyar kadın çok merak etmiş. Yavaş adımlarla ilerleyerek kapıyı açmış. Kapının dibinde yağmurdan iyice ıslanan bir tavuk duruyormuş. Tavuk zavallı bir halde ihtiyar kadına yalvarmış. - Ne olur büyükanne beni içeriye al. Yağmurda yolumu kaybettim. Gidecek hiçbir yerim yok demiş. İhtiyar kadın dışarıdaki fırtına ve yağmurun ne kadar şiddetli olduğunu bildiği için küçük tavuğa acımış. - Pekala minik tavuk içeri gir bakalım. Havalar düzelene kadar benimle birlikte kalabilirsin demiş. - Bu kulübede yalnız mı yaşıyorsun büyükanne diye sormuş. Evet minik tavuk demiş ihtiyar kadın. İhtiyar kadın ıslanan tavuğu bir güzel kurulamış. Üşüdüğü için ona sıcak bir çorba pişirmiş. Tam çorbayı birlikte içeceklerken kapı bir anda tekrar çalmış. İhtiyar kadın kapının tekrar çalmasına çok şaşırmış. Sandalyeden kalkıp kapıyı açmış. Kapıda yağmurdan sırılsıklam olmuş bir inek duruyormuş. - Büyükanne seni rahatsız ettiğim için özür dilerim. Yağmurda yolumu kaybettim. Yağmur dinene kadar burada kalabilir miyim? demiş. İhtiyar kadın ineğe gülümseyerek içeriye almış. Hep birlikte sıcak çorbalarını içmişler. Daha önce yalnız yaşayan ihtiyar kadın bu iki dostunu çok sevmiş. Eve neşe getirmişler. Aradan birkaç gün geçince yağmur durmuş. Güneş tekrar gökyüzünde parlamış. İnek ve tavuğun evlerine gitme vakti gelmiş. Büyükanne bu küçük dostlarının gideceğini duyunca çok üzülmüş ama onlara veda etmek zorundaymış. Büyükannenin üzüldüğünü gören inek ve tavuk artık onunla yaşamaya hiçbir yere gitmemeye karar vermişler. Büyükanne bu kararlarını duyunca çok sevinmiş ikisine de sarılmış. O günden sonra tavuk büyükanne için taze yumurtalar vermiş. İnek ise taze sütünden vermiş. İhtiyar kadın ve dostları sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ihtiyar-mecusi/", "text": "İslam'ın İran topraklarında yayılmaya başladığı zamanlarda ihtiyar bir Mecusi yaşarmış. Bu ihtiyar Mecusi yaşadığı yerde bir odaya kapanır ve kimseyle görüşmezmiş. Bu adamın taptığı bir putu varmış ve tüm vaktini puta tapmak ve ona hizmet etmekle geçirirmiş. Bir gün ihtiyar Mecusi bir sıkıntıya düşmüş. Kimseyle konuşup görüşmediği için bu derdini kime anlatacağını bilememiş. O sırada aklına yıllardır hizmet ettiği ve taptığı put gelmiş. İnandığı putun ona yardım edeceğini düşünmüş. Bunun üzerine putun karşısına geçmiş ve yalvarmaya başlamış. Ondan sıkıntısını ortadan kaldırarak onu rahata erdirmesini istemiş. Bir süre putun karşısında ağlamış sızlamış ancak puttan hiçbir karşılık alamamış. Putun ona bir yardım edemeyeceğini ve onun gerçekten tapılması gereken şey olmadığını anlamamış. İhtiyar Mecusi sıkıntısı için yardım istediği putun ona hiçbir tepki vermemesi üzerine kızmış ve puta söylenmeye başlamış. Yıllarca taptığı puta ona yıllarca hizmet ettiğini, her hizmetini gördüğünü ancak sıkıntısına onun yardımcı olmadığını söylemiş. Ardından puta ondan yardım gelmeyeceğini anladığını Müslüman insanların inandığı Allah'tan yardım isteyeceğini söylemiş. İhtiyar Mecusi bunun üzerine sıkıntısını geçirmesi için Allah'a yalvarmaya başlamış. Kısa sürede de yalvarmaları sonuç vermiş ve yaşadığı tüm sıkıntılardan kurtulmuş. Böylece adam asıl yardım istemesi gerekenin Allah olduğunu anlamış. İhtiyar adam yaşadıklarını bulunduğu yerde bulunan insanlara anlatmaya başlamış. Allah'a inanmazken onun yalvarmalarına cevap verdiğini söylemiş. Adamın bulunduğu yerde büyük bir zat varmış. İhtiyarın yaşadığı olay üzerine Allah'ın yıllarca puta tapan bir insana ona inanmamasına rağmen yardım ettiğini anlamış. Adamın düşünceleri üzerine büyük zat bazı sözler duymaya başlamış. O sırada zata sıkıntıda olan ihtiyar adamın sıkıntıdan kurtulmak için saatlerce putuna yalvardığı ancak cevap alamadığı anlatılmış. Daha sonra Allah'a yalvarmasıyla isteğinin yerine geldiği böylece putlar ve Allah arasındaki farkın ortaya koyulduğu açıklanmış. Böylece büyük zat insanların ne isteyeceklerse Allah'tan istemeleri gerektiğini Allah'ın onlar için hayırlı olan şeyi er ya da geç kendilerine vereceğini bir kere daha anlamış. Sıkıntısından kurtulan ve yardım istenmesi gerekenin Allah olduğunu anlayan ihtiyar Mecusi'de İslam dinini kabul ederek Müslüman olmuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-deli-asik-masali/", "text": "Üniversite yıllarında tanışan iki aşık birbirlerine olan sevgisini her zaman gösterirmiş. Bu iki aşık delillercesine birbirlerine aşıkmış. Fakat başlarına gelecek kötü olaylar aşklarını zedeleyebilirmiş. Ama her ikisi de birbirlerine karşı ne kadar aşık olduklarını bu olaylardan sonra anlayacakmış. İki genç kısa süre içerisinde büyük aşkı bularak sabırları sonunda çok güzel bir ilişki yaşamışlar. Her iki gencin de okulu bittikten sonra çalışma hayatına girmişler. Fakat çalışma hayatı yüzünden daha az görüşür hale gelmişler. Bu durum ilişkilerini yıpratmış. Ama hiçbir zaman vazgeçmemişler. Genç delikanlının iş yerinde onu beğenen bir kız varmış. Bu kız kötü kalpli bir kızmış. Oğlanın bir sevgilisinin olduğunu bildiği halde kendisine çıkma teklif etmiş. Ama genç delikanlı sevgilisine o kadar aşıkmış ki bu kızı tatlı bir şekilde reddetmiş. Ret cevabı alan kız genç delikanlıya kafayı takmış. Bundan sonra başına gelecekler genç oğlanı üzecekmiş. Bir gün genç kız oğlanın sevdiği kızın iş yerine gitmiş. Ona birçok yalan söylemiş. Aralarında bir şey olduğundan bahsetmiş. Ama genç kız bu duruma inanmamış. Sevdiği oğlanın onu ne kadar çok saygı duyduğunu ve önemsediğini bildiği için bu kızı güzel bir dille uzaklaştırmış. Ama kızın uzaklaşmaya niyeti yokmuş. İş gerçekten de çok büyümüş. İki aşık akşam iş çıkışında buluşmuş. Her ikisi de yaşadığı olumsuz olayları birbirlerini anlatmaktan çekilmiş. Çünkü bu durumun aşklarını etkileyeceğini düşünmüşler. Gel zaman git zaman bu iki aşık aralarını bozmak isteyen kişiden birbirlerine bahsetmemiş. Birbirlerine karşı o kadar aşk dolu duygular beslemişler ki küçük bir problem yüzünden birbirlerini üzmekten korkuyorlarmış. Ama bir gün genç kız sevdiği oğlana yaşadığı bu olumsuzluğu anlatmak istemiş. Sadece bilmesi gerektiğini düşünmüş. Genç delikanlı aşık oldu kızın tavrını çok beğenmiş. Çünkü sorun çıkaran kıza karşı hiç sinirlenmeden tatlı bir dille onu uzaklaştırmış. Bu duruma farklı bir bakış açısı ile bakan iki aşık aslında birbirlerini ne kadar önemsediğini göstermiş. Böylece aralarına kimse girmemiş. Genç delikanlıya kafayı takan kız ise artık pes etmiş. Daha sonra yaptığının yanlış olduğunu görünce her ikisinden de özür dilemiş. Çünkü gerçek aşk hiç kimse tarafından bozulamazmış. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-dost-ece-narin-masali/", "text": "Günlerden bir gün, çok yakın iki dost varmış. Ece ile Narin. Bunlar öyle yakınmış ki ne yedikleri ne içtikleri ayrı gitmezmiş. Bu iki kızın aileleri de çok yakınmış, Ece çok tembel aklı oyundan başka bir şeye çalışıyormuş Narin ise edepli, saygılı ve çalışkan bir kızmış. Öğretmeninin verdiği ödevleri yapar, okulda arkadaşlarıyla iyi geçinen biriymiş. Ece Narin'in bu çalışkanlığından faydalanıp ödevlerini sürekli Narin'e yaptırırmış. Bunun üzerine Narin ama o benim en yakın dostum, beni çok seviyor, bende onu çok seviyorum ve o benim dostum olduğu için yardımcı oluyorum. demiş. Ece bu ödev işini iyice alışkanlık haline getirmiş ve gecenin bir yarısı Narin'i arayıp bu ödevim var deyip yine ödevini ona yaptırıyormuş, Narin ise gece kalkıp, uyuyakalmışım diye yüzünü yıkayıp ödevi yapmaya başlamış. Gece bu tıkırtıları duyan anne babası gizlice odaya bakmaya gittiğinde Narin' in ödev yaptığını görmüşler ve odaya girip saatte ödev mi yapılır kızım? Narin anne bu ödev Ece'nin arayıp yapmam için benden rica etti. demiş. Anne ve baba birbirine bakıp ama bu kadarı da yeter demiş. Sabah olmuş Narin okula gidince arkasından anne ve babası da Ece'nin ailesine gidip kızlarının yaptıklarını bir bir anlatmışlar. Ece'nin ailesi onlara hak verip tamam özür dileriz Ece'nin adına okuldan geldiğinde onunla konuşacağız demişler. Akşam olmuş ve Ece'nin ailesi Ece ile konuşmuşlar. Ece de hak vereceği yerde iyice sinirlenip Narin'i aramış parka gel çabuk demiş. Narin de apar topar çıkıp gitmiş. Ece Narin' e bağırıp çağırmış Neden söylüyorsun ailene, söyleyeceksen biz neden dostuz demiş. Bu şekilde tartışarak ikisi de gitmişler evlerine. Ece girmiş evine beş karış suratla Narin de aynı şekilde üzgün bir sıfatla eve girerken ailesi merak edip sormuş Narin ise anne babasına bağırmış neden gidip Ece'nin ailesiyle konuştunuz diye. Günlerce anne babasına kızgın kalmış Narin. Okula gittiklerin de herkes ikisinin küsmesine çok şaşırmış ve merak edip sormuşlar. Narin de anlatmış hepsini, sınıftaki herkes Ece'yi böyle bir şey yaptığı için ona kızıp küsmüşler. Ece de çok üzülmemiş ama günler geçtikçe arkadaşı kalmamış. Eve gidince odasına çekilip boş boş oturuyormuş okula geldiğinde ise sırasına geçip usluca duruyormuş. Günden güne arkadaşı kalmadıkça oda yaptığının farkına varmaya başlamış. Narin'den özür dilemek istiyormuş ama cesaret edemiyormuş bir türlü daha sonra bir cesaret gelmiş ve sınıfın tahtasının önüne geçip herkesi toplamış. Bu zamana kadar Narin'i ödevlerim için kullandım. Hem saftı hem her dediğimi yapıyordu, bu yüzden bende bu durumdan yararlandım. Ve şimdi küsüz baştan umursamıyormuş gibi yaptım ama hiç arkadaşım kalmadı bende iyice düşündüm ve hatamın farkına vardım. Sizlerden ve Narin' den çok özür dilerim demiş. Sınıfta alkışlar kopmaya başlamış ve sınıftakiler Ece'yi affetmişler, Ece ile Narin de sıkı sıkı sarılmışlar bir daha küsmeyeceğiz diye söz vermişler. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-gencin-hikayesi/", "text": "Ali henüz okula yeni başlamıştı. Son derece muhafazakar bir ailenin çocuğuydu. Ailesi ona daha çok küçük yaşlardan itibaren dini eğitimlerini vermeye başlamıştı. 2 yaşında duaları öğrenmeye başlayan Ali henüz dört yaşında iken Kur'an-ı Kerim okumaya başlamıştı. Evin göz bebeği olan bu ufak çocuk okula başladığı sıralarda arkadaşlarına da evdeki öğrenmiş olduğu dini bilgileri aktarıyor ve onların da bu durumdan yararlanmasını istiyordu. Henüz çok küçük yaşta olmasına rağmen kalbi Allah aşkı ile adeta yanıp tutuşuyordu. Zamanla büyüyen Ali bilimin din açısından önemli oluşunun son derece farkındaydı. Bu sebeple ise gerek dini görevleri yerine getiriyor gerekse derslerine çalışarak çok iyi yerlere gelmeyi hayal ediyordu. Onun en büyük hayali ise mimar olmaktı. Mimar Sinan'ı örnek alan Ali aynı onun gibi camiiler yapmak istiyordu. Bunun için ise çok çalışması gerektiğini biliyor derslerini bir an bile olsun ihmal etmiyordu. Ali Üniversite sınavına hazırlanırken oldukça heyecanlıydı. Fakat emeğinin karşılığını alacağını biliyor ve Allah'a karşı sonsuz güven duyuyordu. Sınav günü geldiğinde ise öncelikle hazırlanmış olduğu dersleri düşündü ve daha sonra ise dualarını okuyarak sınava girdi. Fakat Ali sınava girmeden önce yetim bir genç ile karşılaştı. Ali'nin karşılaştığı bu genç babası vefat ettiği için bir yandan ailesine ekmek parası götürmek için peçete ve su satıyor bir yandan ise o da aynı Ali gibi üniversite sınavlarına hazırlanıyordu. Tam sınava giderken karşılaştığı bu kişi Ali'yi çok derinden etkilemişti. Fakat üzerinde fazla parası olmadığı için bir peçete almakla yetinmişti. Genç bunun üzerine Ali'ye; Teşekkür ederim. Bu benim için o kadar önemli ki ailemi geçindirmem gerekiyor. İnşallah sınavında başarılı olursun. diye dua etti. Ali bu duanın üzerine sınava girdi ve besmele çekerek sınav sorularını çözmeye başladı. Zaten sınava çok çalışarak giren Ali soruları rahatlıkla çözdü. Üstelik karşılaştığı gencin duası ise onun gönlüne adeta su serpmişti. Sınav çıkışında ise Ali'nin aklına bir fikir geldi. Hızlı bir şekilde eve giden Ali biriktirmiş olduğu bir miktar parası ve üzerinde işaretleme yapmamış olduğu kaynak kitaplarını toplayarak karşılaştığı genci aramaya koyuldu. Sınava girdiği alandan çok uzaklaşmış olamazdı. Sonunda genci bularak biriktirdiği parayı ve kitapları gence takdim etti. Gencin gözünden mutluluğu okunabiliyordu. Sana söz veriyorum ağabey. Bende derslerime çok çalışacağım ve başarılı olacağım. Benden bir isteğin varsa hemen söyle yerine getireyim. dedi. Attığın her adımda Allah'ı hatırla ve onun daima yanında olduğunu bil. O istedikten sonra her şey olur. diyerek oradan uzaklaştı. Ali istediği bölümden mezun oldu ve işe başladı. Çalışırken ise yanına bir kişi yanaştı. Ali onu hatırlayacak gibi oluyor fakat bir türlü çıkaramıyordu. Yanına gelen kişi bir mimardı. Aslında o kişi Ali'nin üniversite sınavı zamanında yardım etmiş olduğu kişiydi. O da aynı şekilde okumuş ve mimar olmuştu. Ufak bir yardım ile başlayan hikaye birlik içinde güzel camilerin mimarisine imza atarak sonuçlanmıştı. Ali ve karşılaştığı bu genç birçok kişinin namaz kılmasına vesile olacak ortamları tasarlamanın vermiş olduğu mutluluk ve hazzı ömürlerinin sonuna kadar yaşayacaklarının farkındalardı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-keklik-turkusunun-hikayesi/", "text": "Türkü; hal edebiyatında da var olan özlü deyişlerin saz eşliğinde ifade edilmesi şeklinde açıklanır. Özellikle Anadolu topraklarında geçtiği rivayet edilen olayların ardından söylenen ve yazılan sözlerin türkülere dönüştüğü bilinir. Şiir tarzında yazılan türkülerin olmuş ya da olduğu iddia eden olayların dilden dile aktarılması sayesinde günümüze kadar geldiği iddia edilir. Genelde Anadolu hikayelerinin yer aldığı türkülerin her birinde derin anlamların yattığı belirtilir. Önemli türkülerimizden olan iki keklik türküsünün de altında acıklı bir hikayenin yattığı rivayet edilir. İki keklik türküsü oldukça acıklı ve yürekleri parçalayan bir şiirden yola çıkılarak hazırlanmıştır. Söylentiye göre Balıkesir ilinde yaşayan Şöhret isminde bir kadın varmış. Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Güre köyünde yaşayan kadın o zamanın varlıklı ailelerinden olan Mehmet Şevki Bey'in eşiymiş. Mehmet Şevki Bey o yörenin sayılı zenginleri arasında yer alırmış. Kahveci diye anılan adamın karısı bir gün zeytin toplamaya gitmiş. Zeytin Balıkesir ili için oldukça önemlidir. Şöhret hanım zeytin toplamaya camdan parıl parıl parlayan rugan ayakkabılarla gidermiş. Zengin olduğunu köye ilan etmeyi seven Şöhret Hanım yine bir gün zeytin toplamaya diye çıkmış. Zeytin toplamaya çıktığı vakitte kekliklerle dertleşirken askerde olan oğlunun ölüm haberini almış. Biricik oğlunun öldüğünü öğrenen Şöhret Hanım kekliklerin yanında bu türküyü oğlunun arkasından ağıt olarak yakmış. Varlıklı bir Bey'in karısı olan Şöhret hanımın biricik oğlu Sarıkamış ilçesinde askerlik görevini yaparmış. Askerlik görevi yaparken karlı dağları aşması gerekiyormuş. Karlı dağlarda arkadaşlarına yol açmaya çalışan Şöhret Hanım'ın oğlu kar kuyusunun içerisine düşmüş. Karlı kuyuda son nefesini veren Şöhret Hanım'ın oğlu böylece şehit olmuş. Biricik oğlunun ölüm haberini kekliklerin yanında alan Şöhret Hanım içindeki yangını kekliklere anlatmış. Böylece iki keklik türküsü bir annenin ölen oğlunun ardından yaktığı ağıt olarak günümüze kadar gelmiş. Kekliklerle dertleşen ve içindeki evlat acısını ağıt olarak dillendiren Şöhret Hanım'ın iki keklik türküsünün acıklı hikayesi bu şekilde rivayet edilir. Türkülerin şiirlerden hazırlandığı ve yazılanının genelde bilinmediği belirtilir. İki keklik türküsünde evladı şehit olan bir annenin en derin duygularıyla yaktığı ağıtın sözleri insanların içini parçalar. İçten sözleri ve tınısıyla günümüzde de oldukça dinlenen iki keklik türküsünün dramatik hikayesi ise sözlerin açıklaması gibidir. Köyün varlıklı ailelerinden olan Şöhret Hanım ve eşi Mehmet Şevki Bey'in evlat acısını; Şöhret Hanım o kadar içten bir şekilde dile getirir. Anadolu halkının bağrından kopup gelen bir türkü olduğunun en iyi kanıtı da aslında bu duygu yoğunluğudur. İki keklik türküsünün rivayet edilen acıklı hikayesi bir annenin en zor durumdaki yakarışıdır. Yanında olan kekliklere derdini anlatan anne şehit olan oğlunun arkasından gözyaşı döker. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-kiz-kardesin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, eski zamanlarda, Sema ve Suna isminde iki kız kardeş yaşarmış. Bu iki kız kardeş birbirinden çok farklıymış. Sema çok agresif, sinirli ve hırçın bir kızmış. Suna ise insanlara iyilik yapmayı seven, insanların iyiliğinden mutlu olan biriymiş. Sema sürekli Suna ile kavga etmeye çalışır, Sema ise her zaman alttan alırmış. Bu iki kardeş annesi ile birlikte yaşıyormuş. Anneleri de iki kızını da tabii ki çok seviyormuş ama Suna'ya üzülüyormuş. Çünkü Sema bazen çok kötü davranıyormuş. Kötü davranışlar kızı çok üzüyormuş. Bu durumun düzelmesi için annesi bir plan yapmış. Anne bir gün Suna'yı kenara çekmiş ve konuşmaya başlamış '' Biliyorum Sema çok agresif bir kız ve seni çok üzüyor. Ama aslında o çok iyi bir insan. Bu kızı yumuşatmanın bir yolunu bulmamız lazım'' Sema ise annesine hak vermiş '' Evet anneciğim. Sema aslında çok yumuşak kalpli biri. Ama kendisini öyle göstermiyor. Fakat ben de senle aynı şekilde düşünüyorum. Ne yapıp ne edip Sema'nın yumuşak kalbini ortaya çıkarmamız gerekiyor. Anne'nin planı şu şekildeymiş, Suna hasta taklidi yapacak, Sema bunu görünce çok üzülecek ve kardeşine yardım etmek isteyecekmiş. Suna bunu kabul etmiş ve ertesi gün çok hastaymış gibi ağlama başlamış. Bunu duyan Sema hiç oralı olmamış. Hatta ağladığı için çok sinirlenmiş ve agresifleşmeye başlamış. Bu durumu göre annesi çok üzülmüş. Fakat Sema annesinin üzülmesine de aldırmadan evden çıkmış ve gitmiş. Ertesi gün Suna gerçekten hasta olmuş. Ateşi çok yükselmiş. Durumu gittikçe daha kötü oluyormuş. Annesi Suna'nın iyileşmesi için ilaç alınması gerektiğini söylemiş. Sema ilaç almaya girmek istememiş. Hastalanan kardeşine yardım etmek yerine kendi işleri ile uğraşmış. Bu durum Annesini hem ok üzmüş hem de çok telaşlandırmış. Annesi evden çıkmış ve ilaç almaya gitmiş. Aradan çok uzun zaman geçmesine rağmen annesi bir türlü eve gelmemiş. Suna hasta halinle annesini çok merak etmesine rağmen Sema gene oralı bile olmamış. Annesine yemek yapmadan gittiği için serzenişte bulunmaya başlamış. Aradan bir süre daha geçmiş ne gelen varmış ne giden. Suna'nın durumu daha ağırlamış. Ne yapacağını bilmez halde yatağında kıvranıp duruyormuş. Nihayet annesi gelmiş ama çok bezgin görünüyormuş. Annesine neden bezgin olduğunu sormuş Suna. Annesi ''Kızım ilaç almaya giderken Sema'nın bazı arkadaşlarını gördüm. Sema'nın çok fazla borcu varmış. Bu yüzden çok agresifmiş. Bu borcu bir şekilde kapatmamız lazım ama öncelikle iyileşmen için bu ilacı içmen lazım'' demiş. Suna hasta hali ile kardeşinin durumu için üzülürken, Semanın bunlarla ilgilenmemesi onu çok üzmüyormuş. Suna herkesin mutlu olması için kendi dertlerini unutan bir yapıya sahipmiş. Fakat karşılıksız sevgi onun için çok önemliymiş. Bu nedenle kardeşine kırılmadan, ona üzülmeden borcu olan parayı, biriktirdiği paralardan vermiş. Sema yaşananlardan sonra değişmeye karar vermiş. Ailesinden gelen güzel ilginin farkına varmış ve artık agresifliğinden eser kalmamış. Aile kavramının önemin anlamış. Kardeşinin bir daha hastalanmaması için elinden geleni yapmış. Mutlu mesut bir hayat sürmeye başlamışlar.. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-kucuk-kiz-kardes-masali/", "text": "Bir zamanlar, küçük bir köyde Ela ve Ayşe adında iki kız kardeş yaşarmış. Ela büyük, cesur ve maceracı bir ruha sahipti. Ayşe ise nazik, duygusal ve hayal gücü geniş bir kızdı. İkisi birbirine çok yakındı ve birlikte pek çok macera yaşarlardı. Bir gün, köylerinde bir pazar kurulduğunu duydular. Ela'nın gözleri heyecanla parladı. Ayşe, pazarda neler olduğunu görmek istiyorum! Hadi gidelim! dedi. Ayşe, ablasının heyecanına ortak oldu ve birlikte pazara doğru yola çıktılar. Pazarda birçok tezgah vardı. Renkli meyve ve sebzeler, el işleri, oyuncaklar ve daha pek çok şey satılıyordu. İki kız kardeş gezerken, bir köşede sevimli bir kedi yavrusu gördüler. Kedinin gözleri doluydu ve çok zayıftı. Ela ve Ayşe hemen yanına koştu ve onu sevgiyle kucakladılar. Kız kardeşler, kedi yavrusunun sahipsiz olduğunu anladılar. Ona bakmak ve ona sevgiyle dolu bir yuva sağlamak istediler. Eve döndüklerinde ailelerine durumu anlattılar ve kedi yavrusunu aileleriyle birlikte beslemeye karar verdiler. Kedi yavrusuna Minnoş adını verdiler ve onu çok sevdiler. Bir süre sonra, köylerine bir fırtına geldi. Yağmur şiddetli bir şekilde yağıyordu ve evlerini tehdit ediyordu. Ela ve Ayşe, hemen harekete geçti. Komşularına yardım etmek için aileleriyle birlikte evlerine yardım ettiler. Suları tahliye ettiler, çatıları onardılar ve herkesi güvenli bir yere götürdüler. Köy halkı, Ela ve Ayşe'nin yardımseverliğine ve cesaretine hayranlıkla bakıyordu. İki kız kardeş, birlikte çalışarak köylerini kurtardılar ve herkesin güvende olmasını sağladılar. Köy halkı onlara minnettarlıklarını ifade etti ve onları köylerinin kahramanları ilan etti. Ela ve Ayşe, büyük bir mutluluk duydu. Onlar için en değerli şey, birlikte hareket etmek ve insanlara yardım etmekti. Küçük kızlar, köylerinde birlik ve dayanışmanın gücünü gördüler. İkisi de büyüdüklerinde aynı değerleri korumaya söz verdiler. İki Küçük Kız Kardeş, cesaret, sevgi ve dayanışmanın önemini keşfetti. Birlikte çalışarak, insanlara yardım etmek ve dünyayı biraz daha iyi bir yer haline getirmek için ellerinden geleni yapacaklardı. Ve her zaman, birbirlerine sıkı sıkıya tutunacaklardı. Zamanın su gibi geçmesine rağmen kardeşler verdikleri sözleri asla unutmadılar. Dayanışmanın gücünü kesinlikle her ortamda uygulamaya devam ettiler. Hayatlarının çoğu yerinde elde ettikleri bu güzel kazanımın faydasını görmeye devam ettiler. Birçok kişiye örnek olmayı ve çok kişinin hayatına olumlu anlamda tesir etmeyi başardılar. Böylece kendi hayatlarını ve çevrelerindeki insanların hayatlarını güzelleştirdiler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-kucuk-sincabin-2-gun-suren-eglenceli-oyunu/", "text": "Bir zamanlar yeşil bir ormanda, iki küçük sincap kardeş yaşarmış. İsimleri Momo ve Lulu idi. Momo, büyük kardeşti ve her zaman Lulu'ya koruyucu gözüyle bakardı. Bir gün, ormanda gezinirken bir ağacın altında parlak bir nesne buldular. Bu, sihirli bir yuvarlaktı. Momo ve Lulu merakla sihirli yuvarlağı aldılar ve bir anda etraflarında büyülü bir ışık belirdi. Işıkla birlikte, iki sincap yeni bir dünyaya taşındı. Bu dünya, oyunlar ve maceralarla dolu bir yerdi. İlk günlerinde, Momo ve Lulu, büyük bir macera parkında buldular kendilerini. Kaydıraklar, salıncaklar, tırmanma alanları ve daha birçok eğlenceli aktivite vardı. İki sincap, heyecanla her oyuna katıldı, kahkahalarla dolu bir gün geçirdi. Ertesi gün, sihirli yuvarlak Momo ve Lulu'yu başka bir maceraya götürdü. Bu sefer, bir sirkte buldular kendilerini. Renkli palyaçolar, ip cambazları, hokkabazlar ve daha birçok gösteri vardı. Momo ve Lulu, şapşal palyaçoların esprilerine güldü, ip cambazlarının gösterilerini hayranlıkla izledi ve hokkabazların şaşırtıcı numaralarına şaşırdı. İki gün boyunca, Momo ve Lulu birbirinden farklı oyunlarda ve maceralarda kayboldular. Her gün yeni bir dünya keşfettiler, yeni arkadaşlar edindiler ve birlikte eğlenceli zaman geçirdiler. Sihirli yuvarlağın onlara getirdiği bu deneyimlerle, Momo ve Lulu arasındaki bağ daha da güçlendi. Sonunda, iki sincap sihirli yuvarlağın yardımıyla gerçek dünyaya geri döndü. Ormanda tekrar ağacın altına geldiklerinde, Momo ve Lulu birbirlerine sarıldılar ve birlikte geçirdikleri harika zamanları anmaya başladılar. Sihirli yuvarlağı bir kenara koydular, ancak kalplerinde yaşattıkları anılar her zaman onları birleştirecekti. Artık her günlerinde, Momo ve Lulu oyunlar oynamak, maceralar yaşamak ve birlikte eğlenmek için ormanda dolaşıyorlardı. İki küçük sincap, kardeşlik bağlarının değerini ve birlikte geçirdikleri zamanın önemini her zaman hatırlayacaklardı. Ve bu şekilde, İki Küçük Sincapın 2 Gün Süren Eğlenceli Oyunu masalı sona erdi. Momo ve Lulu'nun maceraları, her zaman hatırlanan ve sevgiyle anılan bir hikaye olarak kaldı. Sadece bu hikayelerden küçükler değil büyüklerde gerçekten önemli dersler çıkardılar. Basit ama eğlenceli oyunların hayatımızda gerçekten ne kadar büyük önem taşıdığını buradan anlamış oluyoruz. Bazen eğlenmek çok önemli araçlar veya oyuncaklarla da olmayabilir. Eğlenceyi yanınızdaki arkadaşınızla veya bazen de tek başınıza yakalayabilirsiniz. Hayatınızı sıkıcılıktan kurtarmak ve daha eğlenceli bir hale sokmak tabi ki bizim elimizde olan bir şeydir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-kus-prensesin-barisma-soleni-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş...Çok güzel bir ülkenin kralının, birbirinden güzel iki kızı varmış. Güzelliklerine diyecek yokmuş da birbirleriyle anlaşmaları oldukça zormuş bu genç kızların. Birbirlerinin çiçekli fistanlarını, aynalarını, yazmalarını kıskanıp sudan bahanelerle kavga ederlermiş. Sarayın içinde didişme, inatlaşma, bağrışma eksik olmazmış. Kral bu duruma üzülmekle birlikte, artık genç kız olan iki kardeşin bir yerde durulacağına kanaat getiriyormuş. Evlilik çağları gelen genç kızlar artık beyaz atlı prenslerini bulma zamanları geldiğinde, iki kardeş biraz yakınlaşmaya başlamışlar. İki çevre ülkenin prensleri, yakında bu prensesleri istemeye gelecekmiş. Bu nedenle artık kavga etmenin manasını göremiyorlarmış. Belki de uzak ülkelere gidip, birbirlerini bir daha hiç göremeyecek olmanın zorluğunu, kafalarında kurup durmuşlar günlerce. Babaları kızların hayatlarındaki bu değişikliği görüp, içten içe gülümsüyormuş sadece. Çünkü kardeşlik bağlarının bu sayede düzeleceğini düşünmeye başlamış. Birbirlerinin entarilerini kesmekten, altınlarını, zümrütlerini saklamaktan zevk alan bu iki durmaz durulmaz kız, artık evde sessiz sakin geziniyorlarmış. Düğün günü gelip çattığında, iki kız kardeş birbirinden ayrılmak istememiş. Yemekler yenilmiş, içkiler içilmiş. Şölen devam ederken, kızlar bir yandan mutlu bir yandan hüzünlüymüşler. Bunu fark eden baba, topluluğun önüne çıkıp konuşmayı doğru bulmuş. Kral herkesin ortasına çıkınca, prensesler babalarının bu düğünün şanına yakışan bir konuşma yapacağını anlamışlar. Kral iki sevgili kızının gözlerine bakarak, yanlarına davet etmiş kendilerini. Kızlar gelinliklerini sürüye sürüye babalarının yanına gelmişler. Babaları geçmişteki incir çekirdeğinin doldurmayacak kavgaların üzerinden tatlı tatlı geçmiş bilerek. İkisinin birbiriyle anlaşamadıkları günlerin bile, bir aradayken ne kadar kıymetli olduğundan bahsetmiş. Yaşlı babaları öldüğünde birbirlerinin daha fazla yanında olmaları gerektiğini ve sevgi bağlarının eksilmemesi gerektiğini, uzunca anlatmış herkesin içinde. Şölende duygusal dakikalar yaşanırken, kız kardeşler birbirlerine, babalarına ve topluluğa, bir daha hiç küsmeyeceklerinin sözünü vermişler. Kavga ettikleri, uzun zaman küs kaldıkları konuların ne kadar saçma olduğunun farkına varıp, birbirlerine uzun uzun sarılmışlar. Herkes onları tebrik ederken, eşleri de gelip onları tebrik etmişler. Böylece hayatlarını tatlı ve keyifli yaşamanın önemini, ilerde çocuklarına, hatta torunlarına anlatmaya, hayatları boyunca devam etmişler. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iki-minik-kelebegin-guzel-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, bir çiçek bahçesinde iki minik kelebek yaşarmış. Birinin adı Pamuk, diğerinin adı Pırıltıymış. Pamuk beyaz renkteyken Pırıltı gök mavisiydi. İkisi de bahçedeki güzellikleri keşfetmeyi ve özgürce uçmayı çok severlerdi. Bir gün, Pamuk ve Pırıltı, bahçedeki en güzel çiçeğe konduklarında birbirlerini fark ettiler. Gözlerindeki ışıltıyı fark eden Pamuk, Pırıltı'ya yaklaştı ve dostluklarının başladığı an oldu. İki kelebek birlikte uçmanın ve dünyayı keşfetmenin ne kadar eğlenceli olduğunu keşfettiler. Birlikte her gün bahçeyi dolaşıp çiçeklerin arasında dans ediyorlardı. Pamuk, Pırıltı'ya güzel çiçeklerin nasıl açtığını ve her birinin farklı renklere sahip olduğunu anlatıyordu. Pırıltı ise Pamuk'a gökyüzündeki yıldızları ve onların nasıl parladığını anlatıyordu. Her bir an, iki kelebek için unutulmaz bir maceraydı. Bir gün, Pamuk ve Pırıltı, uçarken bir çiçek bahçesinin dışına çıktılar. Ormanda yeni yerler keşfetmek istediler. Ancak yolda bir rüzgar çıkarak onları ayırdı. Pamuk, üzgün bir şekilde Pırıltı'yı aramaya başladı. O sırada Pamuk, başka bir kelebekle karşılaştı. Bu kelebek çok büyük ve rengarenkti. Adı, Cemre'ydi. Cemre, Pamuk'a yardım etmeye karar verdi ve Pırıltı'nın nerede olduğunu sordu. Pamuk, Pırıltı'yı özlediğini ve onu bulmak için endişelendiğini söyledi. Cemre, Pamuk'a cesaret verdi ve birlikte Pırıltı'yı bulmaya karar verdiler. Uzun bir yolculuktan sonra, Pamuk ve Cemre, Pırıltı'yı bir çiçeğin üzerinde buldular. Pamuk ve Pırıltı birbirlerine sarıldılar ve çok mutlu oldular. Cemre, Pamuk ve Pırıltı'nın gerçek bir dost olduğunu gördü ve onları birlikte uçarken izlemekten mutluluk duydu. Artık üç kelebek birlikte yeni yerler keşfetmek için yola çıktılar. Pamuk, Pırıltı ve Cemre, dünyadaki güzellikleri paylaşmanın ne kadar önemli olduğunu öğrendiler. Birbirlerine destek olup birlikte uçtuklarında, hayatta her şeyin daha güzel olduğunu fark ettiler. Ve böylece, Pamuk, Pırıltı ve Cemre'nin dostluğu sonsuza dek sürdü. Onlar, bahçenin ve dünyanın en güzel yerlerinde uçmaya devam ettiler, yeni maceralar yaşadılar ve birbirlerine her zaman destek oldular. Bu masal, Pamuk, Pırıltı ve Cemre'nin dostluğunun gücünü ve birlikte uçmanın ne kadar özel bir deneyim olduğunu anlatır. Her zaman yanınızda olan gerçek dostlarınızı değerli tutun ve hayatta keşfedeceğiniz güzelliklerin tadını birlikte çıkarın. Böylece gerçek dostlarla daha iyi bir hayat ve daha yüksek başarılar her zaman için bizi beklemektedir. Masaldan küçük ve büyük birçok kişi önemli dersler çıkarabilir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ikiz-kiz-kardesler-masali/", "text": "Bir zamanlar kıtlığın kol gezdiği vakitlerde köyde yaşayan yaşlı bir adam ve ikiz kızları varmış. Anneleri onları doğururken vefat etmişti. Yaşlı adam tek başına oduncunun yanında odun kırarak geçimini sağlıyordu. Kızlarını tek başına büyüten baba zamanla zorlanıyordu. İkiz kızlardan Nurefşan çok çalışkan ve pek hamaratmış. Babasını dinleyen, sözünden çıkmayan, elinden geldiğince ev işlerinin dışında köyün kızlarıyla birlikte tarlalara çapaya giden ve bu şekilde babasına destek olmaya çalışan bir çocukmuş. Kardeşi Zerefşan ise çok tembelmiş hem ev işlerini yapmaz hem de babasına destek olmazmış. Üstelik çok da inatçıymış huyuyla babasını ve ikiz kardeşini bezdirirmiş. Bir yaşlı adam artık çok yorulduğunu kıtlıktan dolayı zorlandıklarını kızlarına onların çalışmaları gerektiğini belirtmiş. Zerefşan oflayıp puflarken Nurefşan hemen atılmış: -Babacım ben teyzemlerin köyüne gidebilirim, belki orda çalışır sonbahar sonuna kadar kışı çıkaracak kadar bize yetecek para kazanırım demiş. -Ah benim pamuk kızım bu nasıl olacak ki diye üzülerek söylenmiş. -Hiç bir şey olmaz babacığım. Siz Zerefşan ile kalırsınız. Ben altı ay sonra gelirim inşallah diyerek babasına sarılmış. Nurefşan sabah hazırlığını yapıp babasıyla kardeşine iyi dileklerde bulunup teyzesinin köyüne gitmek için yola koyulmuş. Yavaş yavaş karanlığa kalmadan varmak istemiş çok acıkmış yolun kenarında bulunan ağacın gölgesine oturup azığını açıp yemeğini yemiş. Yemekten sonra çok tatlı bir uyku gözüne girdiğinden dolayı ağacın altına kıvranmış uyumuş. Uykuyla uyanıklık arasında bir ses duymuş inleyen bir ses başta rüya sanmış ama uyanmış. Dibinde uyandığı ağaç hasta bir insan gibi inliyormuş. Çok susuzum dalların susuzluktan kırılacak gibi diye söylemiyormuş. Nurefşan hemen toparlanıp kalkmış ve yolda su içtiği kırbada kalan suyun hepsini ağacın dibine döküp ağacı sulamış. Ağaç mutlu bir ses çıkararak: -Güzel kız çok teşekkür ederim, demiş. Ve devam etmiş. -Çok uzun zaman önce senin gibi çok güzel ve iyi kalpli bir kız daha benim yamacıma gelmişti. Padişah kızı olan güzel kız fidye için kaçırılmıştı, bunu haber babası on kese dolusu altınla haramilerin peşine düşmüştü. Haramilerle yamacımda dinlenen kızın gözyaşları toprağıma damladığında çok üzüldüm. Haramilerden biri bu geceyi burada geçirmek zorundayız yoksa padişah biri bu fırtınada bulamaz. Ben çok üzülüyordum sabaha doğru rüzgar çıkınca aklıma bir fikir geldi. Fırtına çıkınca ben dallarını çatırdatıp kırdım haramilerin üstüne düşürdüm. Güzel kız birden bağırdı koşmaya başladı o zaman padişah ta atıyla göründü. Kız koşup babasının atına atladı ve gittiler. Haramilere gelince bir tanesi koca dallarımdan kurtulup diğerlerini gömüp yol alıp gitti gittikten sonra başkalarından çaldıkları bir torbayı unutmuştu kırık dallarında yavaşça ayırdım. İçinde bir kese altın gördüm hemen toprağıma gömdüm. Onu al beni sulamana karşılık olarak sana hediye etmek istiyorum. demiş. -Nurefsan : Olmaz kabul edemem. Hak etmedim. Emek vermedim demiş. -Ağaç : Hak ettin çünkü kendi hakkın olan suyla beni suladın. Hem bu senin iyi kalpliliğinin karşılığı demiş. Nurefşan almış kese dolu altını eve mutlu dönmüş. Babası sorunca her şeyi baştan anlatmış. Babası onu tebrik etmiş. Aferin yavrum bu dünyada iyi kalpli olursan daima kazanırsın demiş. Baba ve ikiz kızları bir ömür mutlu ve mesut yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ikiz-kiz-kardesler/", "text": "Bir zamanlar kıtlığın kol gezdiği vakitlerde köyde yaşayan yaşlı bir adam ve ikiz kızları varmış. Anneleri onları doğururken vefat etmişti. Yaşlı adam tek başına oduncunun yanında odun kırarak geçimini sağlıyordu. Kızlarını tek başına büyüten baba zamanla zorlanıyordu. İkiz kızlardan Nurefşan çok çalışkan ve pek hamaratmış. Babasını dinleyen, sözünden çıkmayan, elinden geldiğince ev işlerinin dışında köyün kızlarıyla birlikte tarlalara çapaya giden ve bu şekilde babasına destek olmaya çalışan bir çocukmuş. Kardeşi Zerefşan ise çok tembelmiş hem ev işlerini yapmaz hem de babasına destek olmazmış. Üstelik çok da inatçıymış huyuyla babasını ve ikiz kardeşini bezdirirmiş. Bir yaşlı adam artık çok yorulduğunu kıtlıktan dolayı zorlandıklarını kızlarına onların çalışmaları gerektiğini belirtmiş. Zerefşan oflayıp puflarken Nurefşan hemen atılmış: -Babacım ben teyzemlerin köyüne gidebilirim, belki orda çalışır sonbahar sonuna kadar kışı çıkaracak kadar bize yetecek para kazanırım demiş. -Ah benim pamuk kızım bu nasıl olacak ki diye üzülerek söylenmiş. -Hiç bir şey olmaz babacığım. Siz Zerefşan ile kalırsınız. Ben altı ay sonra gelirim inşallah diyerek babasına sarılmış. Nurefşan sabah hazırlığını yapıp babasıyla kardeşine iyi dileklerde bulunup teyzesinin köyüne gitmek için yola koyulmuş. Yavaş yavaş karanlığa kalmadan varmak istemiş çok acıkmış yolun kenarında bulunan ağacın gölgesine oturup azığını açıp yemeğini yemiş. Yemekten sonra çok tatlı bir uyku gözüne girdiğinden dolayı ağacın altına kıvranmış uyumuş. Uykuyla uyanıklık arasında bir ses duymuş inleyen bir ses başta rüya sanmış ama uyanmış. Dibinde uyandığı ağaç hasta bir insan gibi inliyormuş. Çok susuzum dalların susuzluktan kırılacak gibi diye söylemiyormuş. Nurefşan hemen toparlanıp kalkmış ve yolda su içtiği kırbada kalan suyun hepsini ağacın dibine döküp ağacı sulamış. Ağaç mutlu bir ses çıkararak: -Güzel kız çok teşekkür ederim, demiş. Ve devam etmiş. -Çok uzun zaman önce senin gibi çok güzel ve iyi kalpli bir kız daha benim yamacıma gelmişti. Padişah kızı olan güzel kız fidye için kaçırılmıştı, bunu haber babası on kese dolusu altınla haramilerin peşine düşmüştü. Haramilerle yamacımda dinlenen kızın gözyaşları toprağıma damladığında çok üzüldüm. Haramilerden biri bu geceyi burada geçirmek zorundayız yoksa padişah biri bu fırtınada bulamaz. Ben çok üzülüyordum sabaha doğru rüzgar çıkınca aklıma bir fikir geldi. Fırtına çıkınca ben dallarını çatırdatıp kırdım haramilerin üstüne düşürdüm. Güzel kız birden bağırdı koşmaya başladı o zaman padişah ta atıyla göründü. Kız koşup babasının atına atladı ve gittiler. Haramilere gelince bir tanesi koca dallarımdan kurtulup diğerlerini gömüp yol alıp gitti gittikten sonra başkalarından çaldıkları bir torbayı unutmuştu kırık dallarında yavaşça ayırdım. İçinde bir kese altın gördüm hemen toprağıma gömdüm. Onu al beni sulamana karşılık olarak sana hediye etmek istiyorum. demiş. -Nurefsan : Olmaz kabul edemem. Hak etmedim. Emek vermedim demiş. -Ağaç : Hak ettin çünkü kendi hakkın olan suyla beni suladın. Hem bu senin iyi kalpliliğinin karşılığı demiş. Nurefşan almış kese dolu altını eve mutlu dönmüş. Babası sorunca her şeyi baştan anlatmış. Babası onu tebrik etmiş. Aferin yavrum bu dünyada iyi kalpli olursan daima kazanırsın demiş. Baba ve ikiz kızları bir ömür mutlu ve mesut yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ilim-ogrenmek-isteyen-gencin-hikayesi/", "text": "Eski dönemlerde yaşayan ve ilim öğrenme aşkıyla yanıp tutuşan bir genç vardı. Bu genç uzak bir köyde yaşadığından dolayı ilim öğrenebilmesi biraz zormuş ve bu durum genci çok üzüyormuş. Küçük yaşlardan itibaren yetim kalan ve yetim olarak büyüyen bu genç delikanlı sadece annesiyle birlikte yaşardı. Annesini bırakıp gitmek içine elvermese de ilim öğrenmenin faziletini bildiğinden dolayı da bu sevdadan vazgeçmeye de niyeti yoktu. Günlerden bir gün bu arzusunu paylaştığı bir arkadaşıyla oturup dertleşirken arkadaşı dedi ki eğer istersen ben de seninle gelirim. Birlikte ilim tahsis etmek için gitmeye ne dersin dedi. Genç bunu duyunca çok duygulandı. Gözyaşlarını silerek başını salladı. Bu kararını annesiyle paylaştılar. Annesi her ne kadar canı sıkılıp üzülse de oğluna belli etmedi. Çünkü nihayetinde ilim sahibi bir insan olacaktı ve buna mani olmak istemiyordu. Yüreğine taş basarak oğluna yolculuk için azık hazırladı ve bohçasını oğluna vererek onu Allah'a emanet etti ve gözyaşları içinde uğurladı. Arkadaşı ile bilmedikleri dağları yolları aşarak uzun bir yolculuk eden delikanlı sonunda şehre vardı. Burada bir tekkeye vardılar ve durumlarını anlattılar. Orada bulunan dervişlerden birisi delikanlıyla arkadaşını şeyhin huzuruna götürdüler. Şeyh iki genci de dinleyip anladıktan sonra delikanlıya çıkmasını söyledi. Arkadaşı içerde kalan delikanlıya odasını gösterdiler fakat gözüne uyku girmiyordu. Acaba şeyh onu neden istememişti? Bu şekilde yatağında döne döne sabahı zor etti. Sabah erkenden delikanlıyı uyandırıp birtakım görevler verdiler ve bu günlerce böyle sürdü. Arkadaşı ise şeyhin hususi işlerine bakıyordu. Delikanlı bozulsa da vardır bir hikmeti deyip geçiyordu. İlim öğreneceği günü sabırsızlıkla bekliyordu. Gel zaman git zaman delikanlı iyice olgunlaşıp artık ilim konusunda da bir hayli ilerlemişti. Etrafta, sadece dergahta ve tekkede değil çarşı pazarda bile bu delikanlının kerametleri konuşuluyordu. Ama genç daha kendi kerametlerinin bile farkında değildi. Gönlünde yanan Allah aşkı ve ilim sevdası onun gönlünde öylesine kor gibi yanıyordu yükselen bu rütbesinin farkında bile değildi. Kendine verilen hiçbir işi geri çevirmemiş, tüm dergahın işini omzuna yüklenmiş o da yetmezmiş gibi geceleri ilim öğrenmek için kitaplar okuyormuş. Şeyhi onu çok seviyordu ama bunu açıktan kendisine belli etmiyordu. Ama artık bunu bilmesinin zamanı geldiğini düşünerek delikanlıyı yanına çağırdı. Ona ne kadar çok ilerlediğini ve artık kendisini bile geçtiğini söyleyerek seni uzak diyarlara Allah'ı ve O'nun ilmini öğretmen için gönderiyorum dedi. Çok fazla heyecanlanmıştı genç. Yollara düştü yepyeni diyarlara gitmek üzere. Kuş uçmaz kervan geçmez memleketlere giderek onlara ilim öğretmek için uğraştı. Kitaplar yazdı herkesin okuyup öğrenmesi için. Sonunda arzuladığı işi yapıyordu. Allah'a binlerce şükretti. Halk her gittiği yerde Onu çok sevdi ve vefatından sonra da pek çok kişi onun kabrini ziyaret edip ona dualar etti. Allah tüm gençlere bu delikanlı gibi Allah aşkı ve ilim sevdası nasip etsin inşallah. Hikayelerinizde İslami bir koku var. Allah, daim etsin inşallah."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ilim-yolu/", "text": "Eski zamanlarda insanlar ilim edinmek için çok çalışırlardır ve her türlü zorluğa göğüs germişlerdir. Çocukken bazı köylerde ve ailelerin bazı fertleri ilim tahsil etmek için uzaklara giderlermiş ve yıllarca zor durumlarda onlardan uzak yaşamışlar. Ebubekir adında küçük bir çocuk küçük yaşlardan itibaren öğrenme isteği yüreğine saplandı ve çare aramaya başladı. Sonunda daha fazla kabul edemedi ve soluğu annesinin yanında almıştır. Ebubekir: Anne, ilim edinmek için Şam'a gidebilir miyim sen ne düşünüyorsun, anne? dedi. Annesi Ebubekir'in yol hazırlıklarına başladı. Sonunda oğlunun ihtiyacı olabilir diye, 50 altını kaybetmemek için yeleğin koltuk altındaki keseye dikti. Sonra oğlunun gözlerinin içine baktı ve dedi ki: Ebubekir, ağlayarak ve annesinin elini öperek söz verdi. Şam'a giden bir kervana katılarak başladı. Şehir yakınlarındaki bir yola girdiklerinde kavga, gürültü yaşandı. Haydutlar kervana saldırdı. Tüm sandıkları talan ettiler ve insanların eşyalarını yağmaladılar. Haydutlar, kervanın sahip olduğu her şeyi masum insanlardan aldılar. Hırsızlardan biri Ebubekir'in yanına geldi. Şaka olarak, kötü durumu göz önüne alınarak ve dalga geçerek; Ebubekir: Sadece 50 altınım var diye yanıtladı. Haydutlar önce şaşırdı, kahkaha atmaya başladılar. İnanmak istemediler ardından aynı soruyu Ebubekir'e yine yönelttiler. Haydutlar büyülendi. Ebubekir'i alıp liderlerin yanına götürdü. Bu durumu liderlerine aktardılar. Haydutlar daha sonra hırkasında kolunun altına gizlenmiş 50 altın buldular ve liderlerine verdiler. Herkes şaşırmıştı. Şaşırtıcı bir şekilde lider sordu; Ebubekir: Annemle vedalaşaınca yalan konuşmayacağım dedim. Önümüze korumalarınızdan biri, Bir şey var mı? diye sorduğunda Altın var dedim. Ebubekir'in sözlerinden sonra haydut lideri ağzı açık kaldı ve düşündü. Sonra korumalarına bakarak şöyle dedi; Liderin korumaları hep birlikte şöyle dediler; Liderimiz, senden ayrı değiliz. Sen ne yoldan giderse git ve hangi yolu seçersen seçersen seç bizlerde, bu yolda yürüyeceğimize and içeriz. Kervanda bulunan kişilerden aldıkları eşyaları geri verdiler ve bir daha hırsızlık yapmayacaklarına söz verdiler. Ebubekir yola devam ederek Şam'a vardı. Böylece eğitimine devam etti. Kısa sürede çok tanınan bir alim oldu. Böylece Ebubekir, binlerce insanın kötülükten uzaklaşmasına vesile olmuştur."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ilk-anda-canim-sikilmisti/", "text": "Bakla tarlasında yalnız başıma bekçilik yaptığım günlerden birinde öğle vakti kulübenin önündeki çardak altında uyuya kalmışım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum, annemin sesine uyandım. Annem: Dayısı şuna bak, Mustafa uyuya kalmış. Makbule dün pınardan soğuk su içince hastalandı ya, Mustafa bütün gece başında bekledi. Ondan uykusunu alamadı. Neyseki Makbuleye ballı ıhlamur içirdim de iyileşti dedi. Dayım: Bırak canım uyusun. Benim en sevdiğim şeydir burada uyumak. Bu öğle sıcağında karga falan uğramaz. Bir yatsam iki saatten önce top atsan uyanmam dedi. Bu konuşmaları duyunca ayağa fırladım. Uykuda yakalandım diye ilk anda canım sıkılmıştı ama Makbulenin iyileştiğini duyunca rahatladım. Dayımın bakla tarlasına Makbule ile giderdik. Bir gün Naciye de bizimle gelmek istedi. İlk defa benden birşey istediği için olmaz diyemedim. Annemde izin çıkınca o gün üç kardeş tarlaya gittik. Naciye eline bir sopa aldı ve kargaların ardından koşturdu durdu. Bir ara Makbule ile uzun süren bir konuşmamız oldu. Tarlanın ortasındaki kulübenin önüne oturduk ve yemeğe başlayacaktık ki, Naciyenin yanımızda olmadığını fark ettik. Sağa baktık, sola baktık, Naciye nerdesin diye bağırdık, Naciye yok. Neden sonra Naciye çıkageldi. Meğer karga peşinde koşarken çok yorulan Naciye kulübeye girmiş ve döşeğe yatıp uyumuş. Naciyenin ortaya çıkmasıyla birlikte rahatladık ve yemeklerimizi yedik. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ilyada-destani/", "text": "Kral Agamemnon, Truva Savaşı'nda Akhalar'ın komutanıydı. Bu sırada kralın en cesur ve başına buyruk olan savaşçısı Aşil vardır. Bu kişi kimseye boyun eğmez ve kendi bildiği gibi hareket ederdi. Aşil'in savaşta kaçırmış olduğu Briseis adında Truvalı kız vardı. Bu kız yüzünden Aşil ile Agamemnon arası bozuldu. Tutmuş olduğu bir kızı babasına geri vermeye ikna olmayan Agamemnon, bunun yerine Aşil'in sevdiği olan Briseis'i istemekteydi. Agamemnon'a boyun eğen Aşil ise kızı ona vermiştir. Bunun üzerine hırsını alamayıp savaştan çekilme kararı almıştır. Agamemnon'u cezalandırma amacıyla deniz tanrıçası annesi Thetis'i çağırmıştır. Thetis ise bunun üzerine tanrıların kralı olan Zeus'tan yardım istemiştir. Bunun üzerine çok olmadan sadece Aşil ve Agamemnon değil, tanrı ve tanrıçalar da kavga etmeye başladılar. Tanrıların işe karışması Yunan askerleri üzerinde korku yarattı. Agamemnon ise görmüş olduğu rüyaya aldanmış ve ordusuna Yunanistan'a döneceğini bildirmiştir. Bunun üzerine askerlerinin gitmek istemeyeceğini düşünürken onların çok istekli olduğunu görmesiyle birlikte hayal kırıklığına uğramıştır. Yunanlı komutanları da orduyu yine savaş düzenine koymakta güçlük çekmişlerdir. Bütün bu durumlar Yunan ordusunun savaş gücünü azaltmış ve birliğinin zayıflamasına neden olmuştur. İki ordu arasında savaş yine başlamış ve bu savaş olurken, Paris'in kardeşi olan Hektor, ortaya çıkmış olan anlaşmazlığın Paris ile Menelaos arasında dövüş ile birlikte çözülmesini önermiştir. Bu çözümün yapılma kararı alınmıştır. Bu dövüş sırasında tam Paris yenilgiye uğrayacakken, annesi olan Afrodit onu son anda kaçırmış ve kurtarmıştır. Bunun üzerine ordular arasında yeniden bir kez daha savaş başlamıştır. Truva alanında her iki taraftaki savaşçılar göğüs göğse ve yiğit bir şekilde savaştılar. Ama bu sırada asıl kahramanlar ortalıkta yoktu. Aşil savaşa girmeme kararında diretmekteydi. Truvalı Paris ise yenilmenin acısını dindirmeye çalışmaktaydı. Bu sırada Truvalıların en yiğit olan savaşçısı Hektor, kardeşi olan Paris'ten hesap sormak ve eşini görebilmek için geri çekildi. Hektor ve Paris geri döndükleri vakit, Truvalılar Akhalar'dan biraz daha güçlüydü. Cesareti kırılmış olan Agamemnon, Aşil'in savaşa dönmesini sağlamaya karar verdi. Ama Aşil onun isteğini reddetti. Aşil olmasa bile Yunanlıların savaşı yapması gerekliydi. Olaylar iyiye gitmiyordu. Agamemnon ve birden fazla savaşçı yaralandı. Truvalılar'ın kıyıda bulunan Yunan gemilerine ulaşmak üzereydi. Tam bu anda tanrılar işe karışarak onlara izin vermedi. Ama Truvalılar sonunda Yunan gemisini ateşe verdiler. Aşil'in çok sevmiş olduğu Patroklos olağanüstü bir yiğitlikle Truvalılar'ın, gemilerinin hepsini yakmasını engellemiştir. Bunun ile birlikte Aşil kendi zırhını Potroklos'a vermiş ve onun bu zırhla savaşa katılmasını istedi. Patroklos savaş heyecanı ile onların peşinden gitti ve Hektor, insanların hayatını belirleyen tanrıların yardımı ile birlikte, onu öldürmüştür. Truvalılar bunun üzerine zafer ile birlikte Patroklos'un zırhını şehirde dolaştırmışlardır. Yunanlılar, Patroklos'un cesedini onların elinden almıştır. Patroklos'un ölümüne çok üzülen Aşil, bunun hesabını Truvalılara sormaya kararlı idi. Bunun üzerine annesi Thetis, Aşil'e yeni bir zırh hediye etti. Bunun yanında öcünü almasına yardım etti. Aşil zaman geçmeden savaşa katılmıştır. Bu savaşa tüm tanrılar karıştı. Aşil sonunda, Truva surlarının orada Hektor'la karşılaştı. Bu son olayda ise Hektor yenildi ve öldü. Aşil, Hektor'un ölüsünü arkasında sürükledi ve arabasıyla Truva'nın çevresinde dolaşmaya başladı. Homeros'un öyküsü ise, Yunan tarafında olan Patroklos'un cenazesi ile birlikte son bulur. Bunun yanında Truvalı yaşlı Kral Priamos'un oğlu olan Hektor'un ölüsünü para karşılığı geri almasıyla sona erer."} {"url": "https://www.masallaroku.com/inatci-circir-boceginin-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde yaşayan inatçı bir cırcır böceği varmış. Çok ama çok eski zamanlarda cırcır böceği uçabilen bir böcekmiş. Arılardan ve hatta kuşlardan bile hızlı uçarmış. Cırcır böceğinin gitmediği yer kalmamış. Tek gitmediği yer, karlarla kaplı Kuzey'miş. Bir gün Kuzey'e gitmeye karar vermiş. Arkadaşı karınca Kuzey'in çok soğuk olduğunu oraya gitmemesi gerektiğini söylemiş ancak cırcır böceği çok inatçı olduğundan karıncayı dinlememiş. Ertesi sabah cırcır böceği yola çıkmış. Öyle hızlı uçuyormuş ki oraya sürmesi fazla uzun sürmemiş. Oraya vardığında bir ağacın dibine konmuş. Etrafta kardan başka hiçbir şey görünmüyormuş. Etrafta dolaşan bir kar porsuğu cırcır böceğini fark etmiş. - Merhaba cırcır böceği kardeş. Sanırım burada yabancısın ama biraz sonra akşam olacak. Bence kendine sıcak bir yuva bulmalısın. Burası sandığından da soğuk olur demiş. Cırcır böceği hiç oralı olmamış. Kendi bildiğini okumaktan vazgeçmemiş. Gece uyumak için bir çam ağacının tepesine uçmuş. Bir baykuş cırcır böceğiyle aynı dala konmuş. - Cırcır böceği kardeş burası gece uyumak için çok soğuk olur. Kendine başka bir sığınak bulmalısın. demiş. İnatçı cırcır böceği baykuşu da dinlememiş. Günlerce uçmaktan yorulan cırcır böceği dalların üstünde uykuya dalmış. Ertesi sabah uyanıp evine dönmeye karar veren cırcır böceği uçmak istemiş. Ancak her uçmak istediğinde karın içine düşmüş. Tekrar tekrar uçmak istedikçe başarısız olmuş. Kanatları bir türlü çalışmıyormuş. Gece boyu dalın üstünde uyuduğundan kanatları donmuş. Onları birbirine sürterek ısıtmaya çalışmış ama başarılı olamamış. Çaresiz cırcır böceği evine zıplayarak dönmek zorunda kalmış. Evine dönmesi haftalarını almış. Evine döndüğünde kanatlarının donması geçmiş ama hala uçamıyormuş. Kanatlarını birbirine sürtünce ormanda daha önce kimsenin duymadığı bir cıvıltı sesi çıkarmış. Eskiden her yere özgürce uçabilen cırcır böceği inadının bedelini artık uçamayarak ödemiş. Arkadaşı karınca gibi yerde kalmış. Gitmek istediği yerlere zıplayarak gitmek zorunda kalmış. Eğer bir yerlerde cıvıldayan bir cırcır böceği duyarsanız ısınmak için kanatlarını birbirine sürttüğünü anlayabilirsiniz. Hava sıcakken daha hızlı, hava soğukken daha yavaş cıvıltı sesi çıkaran cırcır böceği kendi yaptığı hatayı başkalarının yapmamasını dilemiş. Bu masal da burada bitmiş. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/inatci-keci-masali/", "text": "Bir gün bir çoban sürüsünü önüne katıp tırmanmaya başlamış dağları, taşları. Arşınlamaya başlamış sarp kayaları. Sürüsü önde, o ise arkada epeyce yol yürümüşler. Kendilerinin uğrak yeri olan sulak bir araziye gelmişler. Koyunlar kuzular ve keçiler başlamışlar otlamaya. Çoban çekilmiş bir kenara. Bulmuş bir ağaç altı gölgeliği, sırtını vermiş ağaca. İzlemeye koyulmuş sürüyü, başlamış yanık mı yanık bir ağıt yakmaya. Kuzuların melemesi ile onun yanık sesi toplamış her canlıyı etraflarına. Çoban söylemiş, kuzular melemiş. Aradan epey bir zaman geçmiş. Hava hafiften kararmaya başlamış. Sürü iyice doyurmuş karınlarını. Çoban olduğu yerden kalkıp: Artık gitme vaktidir. demiş. Geri dönmeye başlamışlar geldikleri yoldan. Ağıla bırakıp sürüyü geçmiş odasına çoban. Derin bir uyku çekmek için uzanmış yatağına. Gözlerini kapatır kapatmaz dalmış derin rüyalara. Sabahın erken saatlerinde köy horozu ötmeye başlamış. Uykusundan uyanan çoban, soluğu ağılda almış. Yine önüne katmış sürüyü ve başlamışlar yürümeye. Çıkıp köy meydanından ulaşmışlar dağın eteğine. Bugün her zaman gittikleri yerden başka bir yere gitmeye karar vermiş çaban. Yol ayrımına geldiklerinde sürüyü başka bir yöne sevk etmiş. Fakat bir keçi süreden ayrılıp eski yolun rotasına girmiş. Bunu fark eden çoban hemen onu yakalamış. Keçiyi kucaklayıp hemen sürünün içine bırakmış. Yürümeye devam etmişler alabildiğince. Tırmanmışlar sarp kayaları. Bir süre sonra varmışlar gitmek istedikleri yere. Çoban, salmış sürüyü meraya. Yine bulmuş bir ağaç altı. Tam olarak oturup sırtını ağaca dayayacakken fark etmiş bir eksiği. Hemen dalmış sürünün içine. Bakmış ki yok aynı keçi. Bakınıp etrafına bulamamış keçiyi. Çoban, sürüyü önüne katıp geri dönmüş hemen. İlerlemeye devam ederken hep bakınmış etrafına. Keçiden herhangi bir iz bulamayan çoban, sürüsü ile varmış keçi ile yol ayrımlarına. Tutmuş eski otlak yolunu. Gitmiş sürü ile oraya. Vardıklarında meraya, görmüşler ki keçi orada. Çoban salıvermiş sürüyü. Sürü halinden memnun, keçi ise oldukça mutlu. Durumu anlayan çoban, anlamış ki bu inatçı bir keçi. Keçi ile konuşan çoban, Yapacak bir şey yok! deyip her zaman gitmiş o meraya. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/inatci-sinek-ve-marti-masali/", "text": "Eski zamanlarda uzak diyarda 4 kişilik bir sinek ailesi yaşarmış. Sinek ailesinin en ufak üyesi çok inatçıymış. Her şeye cevap verir, annesinin sözünü hiç dinlemezmiş. Bu nedenle de sürekli olarak başına işler gelirmiş. Diğer aile üyeleri ise pek bir uysalmış. Hep birlikte hareket ederler, ne yaparlarsa aynı anda yaparlarmış. Büyük bir dayanışma mevcutmuş. Ama nasıl olduysa inatçı sinek onlarda çok farklıymış. Bu nedenle sürekli olarak sorun çıkartırmış. Fakat çıkardığı en son sorun az daha canına mal oluyormuş. Günlerden bir gün, havanın soğuduğu dönemlerde sinek ailesi sıcak yerlere girme kararı almış. İnatçı sinek ise buna karşı gelerek '' Ben artık tek başıma burada yaşamak istiyorum. Hem ben çok büyüdüm size ihtiyacım yok. Hasta falan da olmam'' demiş. Annesi çok üzülmüş ama zorlamamış. Sonuç olarak dediği gibi inatçı sinek artık büyümüştü. İnatçı sinek tek başına yaşayacağı için çok heyecanlıydı. Artık kimseye hesap vermek zorunda olmadığını düşündü. İstediği gibi gezecek, her ne isterse onu yapacaktı. Tüm orman , tüm evren sanki ona ait gibiydi. Havaların daha soğuması ile birlikte inatçı sineğin ailesi göç etmeye başladı. İnatçı sinek ise tek başına koca ormanda yalnız kaldı. Yaptıkları yuvada sığınacak ve bulduğu yiyecekler ile karnını doyuracaktı. En azından düşüncesi o şekildeydi. Fakat olaylar beklediği, istediği gibi gelişmedi. İlk başta gittiklerinde çok mutlu oldu. Biraz hüzünlendi tabii. Ailesinden ilk kez uzak kalacaktı. Fakat havalar ısınınca geri gelirler zaten diye düşündü. Hem gelmeseler de kendi dediği gibi artık o kocaman bir sinekti. Aslında hiç kimseye ihtiyacı yoktu. Havaların soğuması ile birlikte inatçı sinek uçamayacak hale geldi. Kanatları çok yorgundu. Yiyecek yemek bulamıyordu. Sürekli tir tir titriyordu. Ailesi ile birlikte göç etmediği için pişman oldu. Ne yapacağını bilemez halde çaresiz bir şekilde beklemeye başladı. İnatçı sinek beklemeye başladı. Bekledi, bekledi... Kimi beklediğini bilmeden bekledi. Biden martıların göç ettiğini gördü. Onlardan bir tanesine seslendi. '' Beni de sıcak yerlere götürür müsün?'' diye sordu. Martı da sineğe baktı ve acıdı. ''Atla kanadıma hadi gidelim'' dedi. Birlikte uzak diyarlara gitmeye başladılar. İnatçı sinek yol boyunca konuşmadı. Bunun nedeni hasta olmasaydı. Hasta olduğu zaman daha da inatçı olurdu. Martıyı tanımadığı için onunla inatlaşmak istemedi. Hem ona yardım ediyordu. Zaten annesini de çok özlemişti. Sadece annesini değil aynı zamanda kardeşlerini de çok özlemişti. Bu özlem bitecek diye çok mutlu oldu. Fakat başına öyle bir olay geldi ki, çok fazla korktu ve ne yapacağını bilemedi. Yolculukları biraz zorluydu. Sürekli olarak yağmur yağıyordu. İnatçı sinek o kadar hastalanmıştı ki bir an önce annesine kavuşmak istiyordu. Savrula savrula gidiyordu. Bir anda martının kanadından kaydı ve aşağı düşmeye başladı. Çok yüksekten aşağı düşüyordu. Kanatlarını çırpamaya çalıştı fakat başarılı olamadı. Bir anda martı onun altında belirdi. Çok hızlı hareket etmiş ve sineğin hayatını kurtarmıştı. Birlikte daha dikkatli bir şekilde sıcak yerlere gitmeye devam ettiler. Yol kat ettikçe ortam daha sıcak oluyordu. Bu nedenle inatçı sinek yavaş yavaş iyileşmeye başlıyordu. Sonunda onlar erdi muradına. İnatçı sinek annesine kavuştu. Sıcak yerlerde birlikte güzel bir hayat yaşamaya devam ettiler. İnatçı sinek de bu huyundan vazgeçti. Artık daha uysal biri oldu. Ailesi ile birlikte zaman geçirmekten daha keyif alan bir hale geldi. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/inkarci-doktor/", "text": "İstanbul'un Bizanslıların elinde olduğu zamanda burada bir doktor yaşarmış. Hiçbir dine inanmazmış. İnanmadığı gibi de Allahu Teala'yı inkar edermiş. Sürekli her şeyin kendi kendine var olduğunu savunuyordu. Bir yaratıcının olmadığını ve tesadüfen her şeyin odluğunu düşünüyormuş. Bunlara karşılık ise mesleğinde uzman ve oldukça bilgili bir kişiydi. Bir Hristiyan ise doktoru bu yoldan çevirmek için ikna etme çabalarına girişmişti. Ancak aldığı cevaplar karşısında artık cevap verecek hali kalmamıştı. Doktorun ise bu savunduklarına karşılık her şeyi ispat edecek birisi çıkacağını düşünmüyordu ve ispat edecek birisi karşıma çıkmazsa inanmam diyordu. Kendisiyle konuşmak isteyen herkesin aklını karıştırıp onlara da dinsizliği aşılıyordu. Bu olay kralın da kulağına gitmişti. Kral ise ona cevap verebilecek kişinin bir Müslüman olabileceği düşüncesine vardı. Ve Abbasi halifesi, Me'mun'a bir elçi ile mektup yolladı. Mektupta dinsiz bir doktorun olduğunu ve bir yaratıcıya inanmadığını belirtti. Eğer onun çevresinde doktor ile konuşabilecek sorularına cevap olabilecek birisi bulunuyorsa doktoru mağlup etmenin iyi olacağını yazdı. Mektubu okuyan halife ise hemen müşavirlerini topladı. Müşavirleri ise bir karara vardılar ve halifenin huzuruna geldiler. -Önce bu doktoru uzman olduğu tıp alanında sınav edelim. Göreceğimiz sonuca göre ne yapacağımıza tekrar karar veririz. Dediler. Ertesi gün bir kalabalık halinde toplandılar. Doktor da oraya getirildi. Herkes bir şişeye idrarını koydu. Ve kişiler değiştirildi. Şişelerin kime ait olduğu ile ilgili özel işaretler de belirlediler. Ardından doktorun önüne bu şişeleri koydular. Doktor inceledikten sonra herkesin şişesini doğru buldu. Hatta iki kişinin karıştırıldığı şişeyi bile bildi. Ve bu kişilerdeki hastalıkları da tespit edip şifası olan ilaçları da sıraladı. Hepsini doğru bilmesine herkes çok şaşırmıştı. Herkes burada onunla konuşabilecek kimsenin olmadığını düşündü. İçlerinden birisi ise Büyük alim Nişaburlu Ahmed bin Harb hazretlerinin hacca gitmek üzere olduğunu doktoru yalnızca onun doğru yola iletebileceğini söyledi. Hemen Ahmed bin Harb'ın yanına birisi gönderildi ve olan biten her şey anlatıldı. Ahmed bin Harb şöyle buyurdu: -Siz münazara meclisinin saatini ayarlayın. Ben biraz geç geleceğim o vakte kadar doktoru oyalayın. Ben geldiğim zaman da neden geç geldiğimi sorun. Dedi. Her şey dediği gibi yapıldı. Ahmed bin Harb geç gelince de neden geç geldiğini halife ona sordu. Cevap şöyleydi: -Abdest almak istedim ve Dicle nehrinin kenarına gittim. Orada çok garip şeylere şahit oldum. Gördüklerimi şaşkınlıkla izledim ve bir türlü gelemedim. Dedi. Halife ise ne gördüğünü sordu. Ahmed bin Harb başladı anlatamaya: -Önce topraktan bir ağaç çıktı sonra büyüdü ve kimseler onu kesmeden yıkıldı. Bir anda kendi kendine de tahta şekline geldi. Bu tahtalar ise birleşerek marangoz olmadan çivi olmadan bir sandala dönüştü. Bir kayıkçı olmadan da kendi kendine suyun üzerinde süzüldü. Gördüklerim karşısında dalıp kalmışım. Dedi. Bu saçmalıklar karşısında doktor sinirlendi ve şöyle dedi: -Bu saçmalıkları anlatan yaşlı adam mı benimle münazara edecek? Bu adam bir delidir. Münazara etmeye bile gerek yok. Ahmed bin Harb ise cevabını geciktirmedi. -Neden saçma konuşuyormuşum ve deliymişim? Doktor ise sinirlenmiş bir şekilde cevap verdi: -Olmayacak şeyler anlatıyorsun. Bir ağaç birdenbire büyüyüp kendi kendine kesilebilir mi? Hem de tahta olacak sonrada marangoz olmadan kayığa mı dönüşecek? Anlattıkların saçma sapan şeylerdir. Dedi. Ahmed bin Harb ise asıl sözünü şimdi söyledi: -Ey kendini bilmez, doğruluğa uzak insan. Bir sandal için bunlara inanmazsın imkansız dersin de bu kainatın ayı yıldızı güneşi nasıl yaratıcı olmadan işler? Ağaçlara, bin bir renkte açan çiçeklere bir bak bu eşsiz güzellikler nasıl kendiliğinden olabilir? Benim söylediklerimi değil şu koskoca kainatın kendiliğinden oluştuğunu ve işlediğini söyleyen delidir. Dedi. İnkarcı doktor ise bu söylenilenlere şaşırdı kaldı. Bir süre kendine gelemedi. Söylediklerinin ne kadar anlamsız olduğunu anladı. Ve şu sözleri herkese duyurdu: -İnsan kendine çok güvenmemeli. Kendini herkesten üstün görmemeli. İnkarcı olmamalı. Şimdi inanıyorum ki en üstün olan Yüce Allah'tır. Ben de Müslüman olmak istiyorum. dedi. Ahmed bin Harb ise onun bu isteğine karşılık hemen kelime-i şehadet getirtti. Ve doktora bu söylediği kelimelerin anlamını öğretti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/insan-ve-hayvan-masali/", "text": "Bir zamanlar, sihirli bir ormanda insanlar, cinler ve hayvanlar bir arada huzur içinde yaşıyormuş. Bu orman, güzellikleriyle ünlüydü ve içinde yaşayan her canlı birbirine yardım eder, birlikte yaşamanın ne kadar değerli olduğunu anlamışlardı. Ancak, bir gün ormanda bir çatışma başlamış. İnsanlar, cinlerin sihirli güçlerinden korkuyor ve onları dışlamaya başlamışlardı. Aynı şekilde, cinler de insanların kendi dünyalarına müdahale ettiğini düşünerek onlardan uzak durmaya karar vermişler. Bu çatışma yüzünden ormanda bir ayrılık ve huzursuzluk hakim olmuş. Bir gün, ormanın en bilge ve yaşlı hayvanı olan Baykuş, bu duruma bir çözüm bulmak için toplantı düzenlemiş. Toplantıya insanlar, cinler ve hayvanlar katılmış. Herkes birbirine karşı önyargılarından dolayı çekingen ve endişeliydi. Ancak Baykuş, insanların, cinlerin ve hayvanların bir arada yaşamak için birbirlerine ihtiyaçları olduğunu anlattı. Bu sözler, herkesin düşüncelerini değiştirmeye başlamış. İnsanlar, cinlerin sihirli güçlerinin tehlikeli olmadığını, aksine onlarla birlikte daha güçlü olabileceklerini anlamış. Cinler de insanların hayatlarına dokunmanın, onların hayatlarını daha da güzelleştireceğini fark etmiş. Hayvanlar ise birlikte çalışarak ormanın daha güvenli ve zengin bir yer olacağını anlamışlar. Böylece, insanlar, cinler ve hayvanlar arasında anlayış ve sevgi dolu bir birliktelik başlamış. Birbirlerine karşı olan önyargılarını unutmuşlar ve birlikte çalışmaya başlamışlar. İnsanlar, cinlerin sihirli güçlerini ormanın güvenliğini sağlamak için kullanmışlar. Cinler, insanların dileklerini gerçekleştirerek onları mutlu etmişler. Hayvanlar ise ormanın her köşesini keşfe çıkmış ve içinde yaşadıkları dünyayı daha iyi anlamışlar. Bu iş birliği ve dayanışma sayesinde ormanda bir barış ve huzur hakim olmuş. İnsanlar, cinler ve hayvanlar birbirleriyle dost olmuş, birlikte eğlenip birbirlerine destek olmuşlar. Artık kimse birbirine yabancı değildi ve her biri ormanın bir parçası olarak özgürce yaşayabiliyordu. Masalın sonunda herkes, bir arada yaşamanın güzelliğini ve birlikte çalışmanın önemini kavramıştı. İnsanlar, cinler ve hayvanlar, sihirli ormanda birlikte yaşamaya devam etmişler ve dünyaları daha da güzelleşmişti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ipekbocegi-lilinin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, küçük bir evin bahçesinde, Lili adında sevimli bir ipekböceği yaşarmış. Lili mutlu ve huzurlu bu bahçede karnını lezzetli ve diri yapraklarla doyurur, neşeli kuşların cıvıltısını dinler ve sıcak Güneş ışığında dinlenirmiş. Bahçedeki tüm çiçekler, rengarenk ve göz alıcıymış. Lili, bu güzellikler arasında kendini özgün ve özel hissediyormuş. Fakat içinde bir özlem varmış; kelebek olmayı hayal ediyormuş. Oldukça güzel ve göz alıcı bir kabuğunun olmasına rağmen Lila, kanatları olan, uçabilen bir kelebek olmak istermiş. Bu hayalinin gerçek olup olamayacağını dahi bilemeyen Lila, günlerini sakin bir şekilde geçirmeye devam etmiş. Bir sabah, Lili içindeki değişimi fark etmiş ve karar vermiş: Kelebek olmak için elinden geleni yapacakmış. Yavaşça kabuğundan sıyrılmış ve bahçede bulduğu b bir kozanın içine girmiş. Kozada zaman geçirirken, içindeki değişimi beklemiş ve kelebek olacağına inanmış. Bahçedeki huzurlu hayatını bırakıp bir kozaya girmek ve burada yaşamak oldukça farklı bir deneyimmiş. Değişim sırasında yaşadığı zorluklara rağmen sabırla beklemiş. Lili, kozanın içindeyken, değişimi fark etmeye başlamış. Bu değişimin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için uyuyarak dinlenmesi gerektiğini düşünen Lili, uzun bir uykuya dalmış. Günler su gibi akmış ve Lili'nin uyanma zamanı yaklaşmış. Bir gün, Lili kozadan çıkmış ve artık rengarenk kanatları olan bir kelebek olduğunu fark etmiş. Ne yapacağını bilemeyen Lili çok mutluymuş. Hemen bahçedeki diğer kelebeklerle tanışmış, kanatlarının güzelliklerini keşfetmiş. Lili, artık kendi benliğini kabul ettiğinde ne kadar mutlu olabileceğini fark etmiş. Onun güzellikleri, içindeki gücün ve kendine olan sevgisinin bir yansımasıymış. Lili'nin kabuğundaki değişim ve kelebek oluşu, bahçedeki tüm canlıları büyülüyormuş. Lili, diğer böcek arkadaşlarına kendi hikayesini anlatmış ve onlara Herkes farklı ve özeldir. Kendin ol, özgünlüğünle gurur duy demiş. Artık Lili, bahçede rengarenk çiçeklerin arasında özgürce uçuyor ve yaşamın güzelliklerini keşfetmeye devam ediyormuş. Lili'nin öyküsü, tüm bahçeye kendini kabul etmenin ve mutlu olmanın önemini hatırlatmış. Ve Lili, kendi özelliklerini ve güzelliğini kabul ederek mutlu bir kelebek olmanın ne kadar kıymetli olduğunu öğrenmiş. Daha fazla uygu masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/isaac-newton-kisaca-kimdir/", "text": "Isaac Newton, 1643 yılında İngiltere'de doğdu. Matematik, fizik, astronomi, filozofi ve alchemy gibi birçok alanda uzmanlaşmış bir bilim adamıdır. Newton, Matematiksel Fizik Kitabı adlı eserinde evrensel çekim kuramını ve hareket yasalarını tanımladı. Aynı zamanda Newton, optik ve renk teoris konularında da önemli çalışmalar yaptı. 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılın başlarında yaşayan Newton, Avrupa'daki bilimsel devrimin öncülerinden biridir ve bilim tarihinde en büyük fizikçilerden biridir. O, Principia Mathematica adlı eseri ile tanınır ve bu eser, fizik alanındaki çalışmaları için en büyük eser olarak kabul edilir. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Masal Oku, Çocuk Masalları, Kısa Masallar, Bebek Masalları, Uyku Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/issiz-bir-adada-yalniz-kalan-adam-masali/", "text": "Bir gün yakışıklı bir adam, yolculuk yapmak üzere uçağa binmiş. Uçak, vakti geldiğinde havalanmaya başlamış. Yolculuk saatler alacak kadar uzun bir yolculukmuş. Bir kıtadan diğer bir kıtaya geçişin olduğu ve okyanusların aşıldığı zorlu bir süreçmiş bu. Yolculuk sorunsuz bir şekilde devam ediyorken gözleri uykuya yenik düşmüş adamın. Kendini uykuya teslim etmiş. Bir süre uyuduktan sonra tekrar uyanmış. Hostesten bir kahve rica edip uykusunun açılmasını sağlamış. Derken uçak sarsılmaya başlamış. Herkeste bir panik havası oluşmuş. İşler gittikçe kötüye gidiyormuş. Problem her ne ise bir türlü çözülememiş ve uçak düşmeye başlamış. Adam gözlerini açtığında uçağın ortadan ikiye ayrıldığın fark etmiş. Kendisi dışında geriye canlı kimse kalmamış. Uçağı terk edip dışarı çıkmış. Issız mı ıssız bir adada imiş. Günlerce gezmiş dolaşmış fakat kimselere rastlamamış. Bir sabah uyandığında elleri ve ayakları bağlı bir şekilde bulmuş kendisini. Ağzı ise bantlanmıştı. Etrafta sadece kadınlar varmış. İçlerindeki tek erkek kendisi imiş. Sadece kadınların bulunduğu bu adada erkeklerden nefret ediliyormuş ve onların yaşamasına izin verilmiyormuş. Bu kabilenin lideri gelmiş ve adama: Seni öldürmemiz için bir nedenin var mı? diye sormuş. Adam düşünmeye başlamış ve kurtulmak için bir çare aramış ve kadınlara dönüp tek bir cümle kurmuş: İçinizdeki en çirkin kadın beni derhal öldürsün. demiş ve hiçbir kadın buna yanaşmamış. Çünkü adam hiçbir kadının çirkin olduğunu kabul etmeyeceğini biliyormuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iyi-niyetli-kucuk-omer-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken, ben annemin beşiğinde tıngır mıngır sallanırken, bahçeli küçük bir evde Ömer, annesi, babası, büyük babasıyla ve köpeği Momo ile birlikte yaşıyormuş. Ömer 9 yaşında tatlı ama çok yaramaz bir çocukmuş. Ne kadar yaramaz olursa olsun Ömer aynı zamanda çok akıllı ve yardımsever bir çocukmuş. İlkokula giden Ömer'in arkadaşıyla da iletişimi çok iyiymiş. Onlarla çok güzel oyunlar oynar çok iyi geçinirmiş. Ömer'in sınıfında Ali adında fakir bir çocuk varmış. Herkesin tüm okul malzemeleri var iken onun ki yokmuş. Bunu gören Ömer ve arkadaşları Ali'nin bu durumuna çok üzülmüşler. Ona yardım etmek için ne yapmaları gerektiğini düşünmüşler. Sonunda bu durumu öğretmenlerine söylemeye karar vermişler. Ali'nin durumundan zaten haberdar olan öğretmenleri, onlara Ali'nin eksik malzemelerini el birliğiyle tamamlama fikrini sunmuş. Bunu duyan Ömer ve arkadaşları çok sevinmişler. Hepsi eve gittiğinde Ali'nin eksik olan malzemelerini kendi malzemelerinden oluşan bir kutu içinde hazırlamış. Ömer kutuya boya kalemleri, defter, kalem, silgi ve okuma kitabı gibi pek çok farklı malzeme koymuş. Fakat Ömer'in yaramaz köpeği Momo bu kutuyu oynamak için alıp bahçeye götürmüş. Ertesi gün Ömer evinde her yerinde kutuyu aramış fakat ne kadar arasa da bir türlü bulamamış. Okula gittiğinde bütün arkadaşlarının Ali için hazırlamış oldukları kutuları görmüş. Bir tek kendisi kutu getirememiş. Bu duruma çok üzülen Ömer utanmış ve derse girmemiş. Okul bahçesinde saatlerce ağlamış. Sınıfta Ömer'in yokluğunu fark eden öğretmeni, diğer öğrencilerine Ömer'in nerede olduğunu sormuş ve onlardan Ömer'in bahçede olduğunu öğrenmiş. Okulun arka bahçesinde Ömer'in ağladığını gören öğretmeni sebebini sormuş. Kutuyu hazırladığını fakat kaybettiğini söyleyen Ömer hıçkırıklarını durduramıyormuş. Fakat öğretmeni onu sakinleştirmek Ömerciğim, sen arkadaşın için iyi niyetle çabaladın fakat kutuyu kaybettin. Önemli olan kutuyu getirememen değil, önemli olan bunu düşünüp onun için çabalamandı. Bütün arkadaşlarında bunun farkında. Zaten diğer arkadaşların o kadar çok malzeme getirmiş ki Ali'nin şimdi pek çok malzemesi var. Önemli olan da onun bu malzemelere sahip olmasıydı. Şimdi birlikte sınıfa gidelim ve Ali'ye bu malzemeleri hediye edelim. Demiş. Böylece Ömer sakinleşerek sınıfına dönmüş. Hep birlikte Ali'ye getirmiş oldukları malzemeleri hediye etmişler. Ali bu hediyelere çok sevinmiş. Böylece Ömer de çok mutlu olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/iyilik-otu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok uzak diyarlarda bir padişah yaşarmış. Bu padişah çok kötü kalpli ve zalim birisiymiş. Halkına asla yardım etmeyen, hediye vermeyen ve çok korkunç olan bu kral bir gün saraydan dışarı çıkmaya karar vermiş. Sokaklarda dolaşan kralın karşısına yaşlı bir dede çıkmış. Bu dedenin adı Şifa Dede'ymiş. Bu dede herkese yardım eder, ilaç hazırlar ve hastaları iyileştirmiş. Şifa Dede herkes tarafından çok sevilirmiş ama hiç parası yokmuş. Pazarda dolaşan kralı gören Şifa Dede hemen kralın yanına gitmiş. 'Sayın kralım benim adım Şifa Dede, herkese şifa veririm, hastaları iyileştiririm ama karnım çok aç lütfen bana yardım edin' demiş. Kral bu durum karşısında çok sinirlenmiş ve hemen muhafızlarını çağırmış. 'Bu adamı zindana atın, beni rahatsız etti.' demiş. Zindana atılan Şifa Dede çok üzülmüş ama bir gün bu zindandan çıkacağını umut ederek beklemeye başlamış. Şifa Dede'nin yokluğunda ise halk çok hastalanmaya başlamış, çünkü Şifa Dede zindanda olduğu için kimseye ilaç yapamıyormuş. Zalim kral ise bu hastalıklardan haberi olmadan sarayında yaşamaya devam etmiş, her gün eğlenceler düzenleyen ve çok mutlu olan krala bir gün yardımcısı haber getirmiş. 'Kralım, halk çok hasta sizden yardım istiyorlar, Şifa Dede'yi zindandan çıkarmalısınız.' demiş. Kral yine sinirlenmiş ve 'Ben kralım ve istediğimi yaparım, hastalıklar beni ilgilendirmez.' deyip yardımcısını saraydan kovmuş. Gel zaman git zaman kral çok yaşlanmış ve hastalanmış. Çok uzak ülkelerden bir sürü doktor kralı tedavi etmek istemiş ama sonuç nafile, kral hiç iyileşmemiş. Bir gece kralın rüyasına, arşın arşın uzak diyarlardan giren bir peri 'Senin hastalığını ancak iyilik otu iyileştirir, bu otun yerini de yalnızca Şifa Dede bilir.' demiş. Hemen uykudan uyanan kral, Şifa Dede'yi zindandan çıkartıp yanına çağırmış.' Şifa Dede ben çok hastalandım, bir peri rüyama girdi ve iyilik otunun beni iyileştireceğini bu otun yerini de sadece senin bildiğini söyledi, lütfen bana yardım et.' demiş. Bu sözler karşısında çok sevinen Şifa Dede mutluluktan ağlamış. Şifa Dede'nin ağladığını gören kral ise 'Ben sana kötülük ettim, yardım etmedim ama senden özür diliyorum lütfen beni iyileştir.' deyince, Şifa Dede hemen iyilik otunun olduğu yere gitmiş ve otları kaynatarak krala içirmiş. Kral hemen iyileşmiş ve Şifa Dede'ye bir sürü altın vermiş. Şifa Dede sayesinde iyileşen kral tüm halkına, çok iyi ve yardımsever bir insan olacağına dair söz vermiş. Kral ve halkı uzun yıllar çok mutlu bir şekilde hasta olmadan yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kacak-ayi/", "text": "Okulların kapanmasına iki hafta kalmıştı. Haziran ayının getirdiği yakıcı güneş ve sıcaklık tüm çocukların hoşuna gidiyordu. Berkay 12 yaşında ve altıncı sınıf öğrencisiydi. Sınıf öğretmeni tüm sınıfa karne hediyesi vermek istiyordu. Bunun için de karne hediyesi olarak tüm sınıfı geziye götürmeye karar vermişti. Berkay, hayatında ilk defa hayvanat bahçesine gidecekti. Hem hayvanat bahçesine gideceği için hem de tüm sınıf arkadaşlarıyla geziye çıkıp, piknik yapacağı için de çok mutluydu. Meyak etme anne! Çok eğleneceğiz. Diyerek piknik sepetini eline aldı ve okula koşar adımlarla gitmeye başladı. Berkay ve tüm sınıf arkadaşları sınıf öğretmeninin isteği üzerine iki kişilik sıra oluşturmuşlardı. Ve gezi servisinin gelmesini heyecanla bekliyorlardı. Sabırsızlıkla beklenilen gezi servisi sonunda gelmişti; Berkay en yakın arkadaşı Ali'yle birlikte servise geçti ve hemen şoför koltuğunun tam arkasına oturmuşlardı. Sınıf öğretmeni; çocuklar hayvanat bahçesinde ve gezi sırasında hiçbir şekilde gruptan ayrılmayacaksınız. Ayrıca hayvanları rahatsız edecek davranışlarda da bulunmayacaksınız demişti. Görevlilerin izni olursa hayvanlara onların yiyebileceği yiyecekleri verebilirsiniz. Şeklinde konuşma yaptıktan sonra servis aracı hayvanat bahçesinin önünde durmuştu. Berkay ve tüm sınıf arkadaşları iki kişilik sıra halinde hayvanat bahçesini gezmeye başlamışlardı. Berkay bu sefer arkadaşı Ali'yle birlikte en arka sırada geziye katılmışlardı. Ali; AA Berkay bakar mısın, Zürafa değil mi ne kadar da uzun boylu? diyerek Zürafa'yı göstermişti. Bir şeyley veyelim de yesin dedi Berkay ve Ali ben size yetişiyim siz gidin dedi. Ali de Berkay'ın tüm sınıfa yetişeceğinden emin olduğu için öğretmenini takip etmeye devam etti. Berkay çantasındaki çerezleri Zürafaya uzattı ve hayvanla kendi kendine konuşup çok eğlenmişti. Hava birden kararmaya başlamış Berkay Zürafaya bakmaktan hem saati hem de tüm sınıf arkadaşlarını unutmuştu. Hayatında ilk defa geldiği hayvanat bahçesinde öğretmenini ve arkadaşlarını nasıl bulacağını merak ediyordu. Koşar adımlarla arkadaşlarının gittiği yöne gitti ama ne arkadaşlarını ne de öğretmenini göremedi. Bir taraftan aslan kükremesi, bir taraftan karga sesleri Berkay'ın korkmasına neden olmuştu. Aman Allah'ım şimdi ne yapacağım, inanamıyoyum kayboldum! Kimse yok! diyerek ağlamaya başladı. Bu sırada AA o da ne ayı, ayı! Anne ayı geliyoo! diyerek yüksek sesle koşmaya başladı. Berkay'ı gören birkaç insan da; aaa ayı kaçmış kaçın kaçın! diyerek Berkay gibi koşmaya başladılar. Hayvanat bahçesinde Berkay'ı gören görevli ayı kaçmış diye anons yaptı ve tüm insanların acilen hayvanat bahçesini boşaltmasını istediler. Bu sırada Berkay kendisine doğru koşan adımlarla yaklaşan sınıf öğretmenini gördü ve öğyetmenim özüy dileyim, ben kayboldum sonra da ayı kovaladı beni dedi. Öğretmen Berkay'ı kovalayan Arı'yı gördü ve yetkili kişilere kaçan ayı olmadığını, Berkay'ın r harfini söyleyemediğini ve kimsenin korkmamasını söyledi. Berkay'a sarıldı ve bir daha gruptan ayrılmaması için uyardı. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kafesteki-minik-kus-masali/", "text": "Şehrin merkezinde, büyükçe bir evde, büyük bir aile yaşarmış. Bu ailenin evinde bir kafes içinde minik bir kuş varmış. Minik kuş uzunca bir süre tek başına kalmış. Yalnız kalmaktan büyük bir rahatsızlık duymaya başlamış. Bu yüzden hep özgürlüğe kanat çırpmayı hayal etmiş ve kendi kendine, O gün, mutlaka bir gün gelecek. demiş. Minik kuşun bulunduğu evde bir kedi ve bir de köpek varmış. Kediyi nedense hiç sevmeyen minik kuş, köpeği ise tam tersi çok severmiş. Kediler, nankördür. Köpekler ise bir o kadar vefalıdır. Kediler pek kıymet bilmezken, köpekler çok kıymet bilirler. diye kendi kendine mırıldanmış minik kuş. Minik kuşun bu düşüncelere dalmasına sebep olan asıl şey, kedinin minik kuşu gafil avlamak için beklemeye geçmiş. Gözü hep minik kuşun üzerindeymiş. Minik kuşu büyük bir korku sarmış. Böyle devam ederse özgürlüğe kavuşmadan yok olacağım. diye düşünmüş minik kedi. Minik kedi bu düşüncesinden kurtulmak için köpeğe yakınlaşmaya başlamıştı. Kedi, genel anlamda köpeklerden korkardı. Elbette bu kedi de bu köpekten korkmuştu. Köpek, kediye minik kuşu rahat bırakmasını söylemişti. Kedi ise biraz üzgün ve mahzun şekilde istemeyerek bu isteğe olumlu yanıt vermişti. Bu duruma şahit olan minik kuş, artık rahat bir şekilde nefes almaya başlamıştı. İşte şimdi vakit kediyi de kazanma vaktiydi. Minik kuşun kedi ve köpek ile anlaşabilmesi, özgürlüğe açılan kapı vazifesi görmüştü. Kedi ve köpek büyük bir şaşkınlık için minik kuşa yönelmişti. Minik kuş söze girip düşmanlığı bitirmek istemişti. İlk etapta köpek buna yanaşmasa da kedi baya baya bu konuda hevesliydi. Bu isteğinde ısrar eden minik kuş köpeğin inadını kırmaya yönelmişti. Minik kuşun ısrarına daha fazla dayanamayan köpek, ateşkes ilan etmişti. Artık kedi ve köpek birer arkadaş olmuş ve minik kuşa ise kafesten gökyüzüne firar etmişti. Daha fazla uyku masalları için 7 yaş masalları kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kahraman-kopek-karbeyaz-masali/", "text": "Karbeyaz masalı, zamanında gerçek hayatta yaşamış olan bir köpek olan Karbeyaz'ın hikayesini anlatan bir masaldır. Karbeyaz, bir köpek çiftliğinde doğmuş ve yaşamıştır. Sahibi, onu avcılık yapmak için eğitmiştir ve Karbeyaz bu konuda oldukça başarılıdır. Ancak bir gün, sahibiyle birlikte avlanırken ormanda kaybolurlar ve sahibi hayatını kaybeder. Adından da anlaşılabileceği gibi köpeğin rengi beyazdır. Ayrıca, bir av köpeği olarak antrenman görmüş olduğu için, hızlı ve atletik bir köpektir. Karbeyaz'ın cesaretli, sadık ve zeki bir köpek olduğu söylenir. Karbeyaz orta büyüklükte bir köpekmiş. Güçlü bacakları ve kasları varmış. Beyaz tüyleri çok gür ve sık, siyah burunlu ve koyu renk gözleri varmış. Ayrıca, köpeğin sivri kulakları ve dik bir duruşu varmış. Karbeyaz, sahibinin ölümünden sonra ormanda yalnız başına kalmıştır. Bir süre sonra, ormanda gezerken bir çocukla karşılaşır. Çocuk, Karbeyaz'ı evine götürür ve ona bakar. Karbeyaz, çocuğun ailesi tarafından kabul edilir ve onlarla yaşamaya başlar. Karbeyaz, ailenin evinde çok mutlu olur ve ailenin diğer hayvanlarıyla da iyi geçinir. Ancak bir gün, ailenin çocuğu kaçırılır. Karbeyaz, çocuğun izini sürerek onu kurtarır ve eve geri getirir. Karbeyaz, bu olaydan sonra ailenin kahramanı olur. Aile, Karbeyaz'ı çok sevdiği için onu hiçbir zaman bırakmaz ve onunla birlikte yaşamaya devam eder. Karbeyaz, ailenin yanında çok mutlu bir hayat sürer ve kahramanlığı hep anlatılır. Bir gün, ailenin çocuğu tekrar kaçırılır. Bu sefer, Karbeyaz'ın çocuğu kaçıranların izini sürmesi daha uzun sürer. Karbeyaz, bu kez yalnız başına uzun bir yolculuğa çıkar ve birçok zorluğa rağmen sonunda çocuğu kurtarır. Karbeyaz'ın kahramanlığı bir kez daha tüm köye yayılır. Köy halkı, Karbeyaz'ın başarısını kutlamak için ona bir ödül vermek ister. Ancak Karbeyaz, ödül yerine ailesinin yanında kalmayı tercih eder. Ailenin çocuğu, Karbeyaz'ın onu kurtardığı için ona minnettar olduğunu söyler ve Karbeyaz'a sarılır. Ailenin diğer hayvanları da, Karbeyaz'ın kahramanlığına saygı duyar ve ona daha çok yakınlaşırlar. Bundan sonra, Karbeyaz köyde bir efsane haline gelir ve birçok çocuk onun hikayesini dinlemek için ailelerinin yanına gelirler. Karbeyaz, ailesinin yanında mutlu bir hayat sürmeye devam eder ve çocukları mutlu eden bir kahraman olarak anılır. Karbeyaz masalı, sadakat, fedakarlık, cesaret ve kahramanlık gibi değerleri vurgulayan bir hikayedir. Karbeyaz, zorluklarla karşılaştığında korkmadan mücadele ederek, sevdiklerini korumak için çaba gösteren bir kahramandır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kahraman-selo/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, develer tellal iken pireler berber iken uzak diyarlarda yatağında mışıl mışıl uyuyan bir çocuk varmış. Selo'nun hasta bir annesi varmış. Kadına köyde yardım edecek hiçbir hekim yokmuş. Günlerden bir gün Selo, rüyasında konuşan bir taş görmüş. Taş ona, ''Ne kadar çok kişiye yardım edersen ben de senin annene o kadar çok yardım ederim. Yarın öğlen 3'te gizli ormana gel.'' demiş. Selo ertesi gün uyandığı gibi gizli ormana gidip rüyasındaki taşa benzer bir taş aramış. ''Pişt! Pişt!'' diye bir ses duyunca hızla arkasını dönmüş. Rüyasındaki taş tam karşısındaymış! ''Evet, o benim! Şimdi seninle bir anlaşma yapacağız. Sessiz ol, kimse duymasın!'' Selo, taşın yanına yaklaşıp kısık sesle konuşmaya başlamış. ''Sana her gün yardıma muhtaç birilerinin adresini vereceğim ve sen onlara yardıma gideceksin. Ettiğin her yardım için ben de anneni iyileştireceğim.'' Selo, bu teklifi kabul edip ilk yardımına koşmuş. Bir gün ağaçta takılı kalan kediyi, dayak yiyen köpeği, karşıdan karşıya geçemeyen teyzeyi, aç kalan çocuklara yardıma gitmiş. Annesi Selo iyilik yaptıkça iyileşmiş en son sapasağlam bir şekilde ayağa kalkmış. Selo, bir akşam yine taşın yanına ona teşekkür etmeye gitmiş. Etrafı didik didik arasa da bir türlü o taşı bulamayınca endişelenmiş. ''Neredesin yahu!'' diye söylenirken ormanda gezen bir adam onu korkutmuş. ''Evladım, burada ne işin var? Hem de bu saatte?'' Bu ses Selo'ya tanıdık gelse de başta bu duruma anlam verememiş. ''Evet ağabey, o bana yardım etti. Ona teşekkür etmem lazım.'' Genç adam Selo'ya samimi bir şekilde yaklaşıp sırtını sıvazlamış ve kulağına fısıldamış. ''Evlat, sen taşa değil, o sana teşekkür etmeli. Sen onu bir lanetten kurtardın. Sayende bir insan oldum. Benim yaptığım, senin yanında bir hiç. Teşekkür ederim.'' deyip Selo'ya göz kırpmış. Selo şaşkınlıkla karşısındaki adama bakmış. Bu ses, bu gülüşü zaten tanıyormuş! Meğerse taş zamanında büyük bir lanete uğramış. Günün birinde ancak ona bir çocuk yardım edebilirmiş. Bu kişi de Selo olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kalbi-tas-tutan-bir-kadin-ve-cocuklari-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Çok ama çok uzun bir zaman önce, buz gibi soğuk ve ürkütücü bir ormanda, kalbi taş tutmuş bir kadın yaşarmış. Bu kadının adı Zehra'ydı. Zehra'nın kalbi, geçmişte yaşadığı acılarla doluydu ve bu acılar onu duygusuz ve soğuk biri yapmıştı. O, etrafındaki herkesi korkutuyor ve uzaklaştırıyordu. Zehra'nın hayatı, bir gün ormanda yalnızca bir çocukla karşılaşmasıyla değişti. Bu çocuk, küçük ve çaresiz görünüyordu. Zehra, başlangıçta ona karşı da soğuk ve mesafeliydi, ama çocuğun çaresizliği ve masumluğu onun içini yumuşatmaya başladı. Çocuk, Zehra'nın kalbini yumuşatarak ona yaklaşmaya çalıştı. Onunla konuştu, ona gülümsedi ve iyi davrandı. Zehra, çocuğun içtenliği sayesinde içinde bir değişim hissetmeye başladı. Ancak, kalbi taş tutmuşluğu yüzünden hala duygularını tam anlamıyla açığa çıkaramıyordu. Zamanla, çocuk Zehra'nın kalbini eritmeye devam etti. Onunla geçirdiği her an, Zehra'nın içindeki sevgi ve merhametin uyanmasına yardımcı oldu. Çocuğun masumiyeti ve sevgi dolu bakışları, Zehra'nın kalbindeki taşı kırmaya başlamıştı. Bir gün, ormanda bir tehlike belirdi ve çocuk bir şekilde tehlikeye düştü. Zehra, içinde büyüyen sevgi ve sorumluluk duygusuyla hemen harekete geçti. Kalbi taş tutan kadın, tehlikeye atlayarak çocuğu kurtardı ve ona sarılarak ona olan sevgisini gösterdi. Bu olay, Zehra'nın kalbindeki taşı tamamen kırmıştı. Artık o, sıcak ve sevgi dolu bir kadındı. Çocuklarla etrafında bir aile oluşturmuştu. Onlara sevgiyle bakıyor, onları koruyup kolluyordu. Etraftakiler, Zehra'nın değişimine şaşırmış ve onunla olan ilişkisini anlamışlardı. Zehra, artık çocukları ve etrafındaki herkesi sevgiyle kucaklıyor ve onların hayatına güzellik katıyordu. Onun kalbi, çocukların sevgisiyle dolmuştu ve onlar da Zehra'ya minnettar ve sevgi dolu bir şekilde bağlanmışlardı. Böylece, kalbi taş tutan kadın Zehra, çocukların sevgisi ve masumiyeti sayesinde değişmiş ve duygularını keşfetmişti. Onun hikayesi, sevgi ve şefkatin gücünü anlatıyor ve kalplerin bile nasıl yumuşayabileceğini gösteriyordu. Artık Zehra, bir zamanlar soğuk ve korkutucu olduğu düşünülen bir kadın değil, sevgi dolu bir anne ve arkadaştı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kambur-dede-masali/", "text": "Bir zamanlar uzak bir köyde, yaşlı ve kambur bir dede yaşarmış. Köy halkı ona Kambur Dede diye hitap ederdi. Kambur Dede, yılların yorgunluğunu omuzlarında taşıyan, yaşlı ve alçakgönüllü bir adamdı. Köy halkı ona saygı gösterir, ancak biraz da üzülerek onu seyrederdi. Kambur Dede, her gün güneşin ilk ışıklarıyla uyanır ve günlük işlerini yapmaya başlardı. Toprakla, bitkilerle ve hayvanlarla iç içe geçen bir yaşamı vardı. Yılların verdiği deneyim ve bilgelikle çevresine ilham verirdi. Köy halkı, onun hikayelerini dinlemekten büyük keyif alırdı. Bir gün, köyde bir yarışma düzenlendi. Halk arasında en güzel bahçeye sahip olan kişiye ödül verilecekti. Köylüler, yarışmaya katılmak için bahçelerini süslemeye başladılar. Ancak Kambur Dede'nin bahçesi pek dikkat çekici değildi. Onun bahçesi, diğerlerine göre daha küçük ve sadeydi. Yarışma günü geldiğinde, köy meydanı renk renk çiçeklerle süslenmişti. Herkes bahçesini en güzel şekilde sunmak için çaba gösteriyordu. Kambur Dede ise yarışmaya katılmamış, sessizce köşesinde oturuyordu. Köy halkı, Kambur Dede'nin bahçesini görmeyi merak ediyorlardı. Onun bahçesini görmek için gittiklerinde şaşırdılar. Kambur Dede'nin bahçesi, küçük ve sade olmasına rağmen doğal bir güzellikle doluydu. Birçok rengarenk çiçek, sebzeler ve meyveler bir arada yetişiyordu. Her şey özenle düzenlenmişti ve bahçe adeta bir cenneti andırıyordu. Köy halkı, Kambur Dede'nin bahçesinin diğerlerine göre daha güzel ve anlamlı olduğunu fark etti. Onun bahçesi, sevgiyle ve sabırla yetiştirilen bitkilerle doluydu. Kambur Dede'nin kalbi, doğaya ve hayata olan sevgisiyle doluydu ve bunu bahçesine yansıtmıştı. Kambur Dede'nin bahçesi, artık köyde ün kazanmıştı. Herkes onunla gurur duyuyor ve onun bahçesinde bir araya gelmekten mutluluk duyuyordu. O, sadece bir yarışmayı kazanmamıştı, aynı zamanda sevgi ve emeğin en güzel bahçeyi nasıl yarattığını da göstermişti. Kambur Dede'nin yaşamı, kalbinin güzelliğini ve içindeki sevgiyi çevresine nasıl yansıttığını öğreten unutulmaz bir örnek oldu. O, sadece bir dedeydi, ama köy halkının kalplerinde taht kurmuş bir kahramandı. Etrafındakilere ilham veren Kambur Dede'nin hikayesi, köyde nesilden nesile aktarıldı ve unutulmaz bir efsaneye dönüştü."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kambur-prenses-masali/", "text": "Bir zamanlar bir krallık varmış. Kral ve kraliçenin kısa bir süre önce dünyalar güzeli bir kızları olmuş. Ancak kız serpilip gençleştikçe güzelliğinde bir pürüz oluşmuş. Bu prüz kızın gittikçe kamburlaşmasıymış. Kızın dillere destan güzelliği halk arasında alay konusu olmasına engel olamamış ve tüm halk arasında dedikodusu yapılmaya başlanmış. Kız her ne kadar karşısına geçip dalga geçilmese de hakkında edilen dedikodulardan haberdarmış. Günden güne bu söylentiler kızın gittikçe içine kapanmasına odasından dışarı çıkmamasına neden olmuş. Kral ve kraliçe kızlarının gittikçe kederlenişini görmekten kahrolmuşlar. Ve kafa kafaya verip ne yapabileceklerini düşünmüşler. Sonunda ise güzel bir balo yapmaya karar vermişler. Belki bu balo sayesinde kızları arkadaşlarıyla eğlenerek kederinden uzaklaşır diye düşünmüşler. Ancak durum sandıkları gibi olmamış. Kızları balonun yapılacağını öğrendiğinde ailesinin daha fazla üzülmesine sebep olmamak için kabul etmiş olsa da içini büyük bir telaş kaplamış. Her geçen gün prenses daha fazla strese ve endişeye kapılmış. Halkın ve arkadaşlarının yanına çıkmak için kendini yetersiz hissetmekteymiş. Gittikçe yaklaşmakta olan balo günü neredeyse gelmiş çatmış. Kız hala ne yapacağını ve bu durumla nasıl başa çıkacağını düşünüyormuş. Ve tam balo öncesi günü bir söylenti kulağına çalınmış. Eğer dilek sarnıcına gidip saçından bir tutamı sarnıca bağışlarsa dileğinin gerçekleşeceğini öğrenmiş. Aceleci bir şekilde ve gizlice sarnıca gitmiş. Saçından bir tutam kesip utanç kaynağı olan kamburundan kurtulmayı dilemiş. Ve sakince saraya dönmüş. Heyecanla bir şeylerin olup bitmesini beklerken saatler geçmesine rağmen bir şey olmuyor kamburu öylece yerinde duruyormuş. Prenses en sonunda umudunu kesmiş ve çaresiz bir şekilde yatağa girmiş ve ağlayarak uyuyakalmış. Sabah mutsuz ve çaresiz bir şekilde gözlerini açmış. Kahvaltı için sessizce hazırlanmış. Aynaya bile bakmadan aşağı inmiş. Aşağı indiğinde kral ve kraliçe şaşkın gözlerle ona bakıyormuş. Kız bakışlarını görünce gözlerinin şiş olduğunu ve kötü göründüğünden öyle baktıklarını düşünüyormuş. Ancak bir anda kral ve kraliçenin gözyaşları içinde kendisine sarılmaları karşısında bu sefer şaşkınlıkla bakan taraf kız olmuş. Anlamsız gözlerle anne ve babasına bakan kız annesinin onu aynanın karşısına götürmesiyle şaşkınlıklar içerisinde kalmış. Sonunda balo saati gelip çatmış. Herkes kendi halinde eğlenirken prenses kapıdan görünmüş. Herkes şaşkınlıkla bakmaya başlamış çünkü dünyalar güzeli prensesin tek kusuru da ortadan kalkmış. Dileği gerçekleşmiş ve kamburu yok olmuş. O gece balodaki herkes hayranlıkla prensesi izlemiş. Ve prensesin dillere destan güzelliği kısa sürede tüm ülkeye yayılmış. Prenses de artık mutlu ve huzurlu bir şekilde hayatını devam ettirmiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kanadi-kirik-sivrisinek-masali/", "text": "Bir ülkede zalim mi zalim bir hükümdar varmış. Bu hükümdar tüm halkı köle gibi çalıştırıp onlara her türlü zulmü yapmaktan geri kalmıyormuş. Bu durumdan bıkan halk hükümdarın karşısına çıkmış ve bir şeylerin daha iyi olması talebinde bulunmuş. Bu duruma daha çok sinirlenen hükümdar halka daha çok zulmetmeye başlamış. Hükümdara güç yetiremeyen halk, Allah'a dua etmeye başlamış ve kendilerini bu zalim hükümdardan kurtaracak bir çözüm yolu istemiş. Hükümdar, zalimliğinden dolayı kendisini en kudretli ve yenilmez sanıyormuş. Bir gün bu zalim hükümdara kanadı kırık bir sivrisinek musallat olmuş. Hükümdar ne yapsa ne etse bu sivrisinekten kurtulmanın bir yolunu bulamamış. Buna rağmen hükümdar, halka zulmetmeye devam ediyormuş. Zulmün şiddetini artıran hükümdarın kafasının içine kanadı kırık sivrisinek girmiş. Bu yüzden dayanılmaz acılar çeken hükümdar, halkı unutmuş ve kendi derdi ile meşgul olmaya başlamış. Kafasının içindeki sinek vızıltılarını dindiremeyen hükümdar, acılarını dindirmek için tokmakla kafasına vurmaya başlamış. Belli bir süre bu şekilde devam eden hükümdar artık kafasına tokmakla vurması için birilerini görevlendirmiş. Kafasının içindeki ağrılar şiddetlenince tokmağın şiddetini artırmış ve hükümdar bu şekilde can vermiş. Kendisini herkesten ve her şeyden üstün gören zalim hükümdar, kanadı kırık bir sivrisineğe mağlup olmuş. Halk ise zalim hükümdardan kurtularak oldukça rahat bir nefes almaya başlamış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kanatli-aslan-cleo-masali/", "text": "Çok ama çok uzun bir zaman önce, çok ama çok uzak bir ülkede, gökyüzünde güzel mi güzel kanatları olup uçan bir aslan yaşardı. Bu aslanın adı ise Cleo'ydu ve kendisi diğer aslanlardan farklıydı çünkü kanatları vardı. Cleo, küçük bir yavruyken bir peri tarafından büyütülmüştü ve bu peri ona uçmayı öğretmişti. Cleo, kendini gökyüzünde uçarken oldukça özgür hissediyordu ve uçarak dünyayı keşfetmekten çok büyük bir keyif alıyordu. Günlerden bir gün, Cleo, bir köyün üzerinde uçarken bir çocuk onu fark etti. Çocuk, Cleo'nun uçan bir aslan olduğunu görünce şaşkına döndü ve hemen köydeki diğer insanlara haber verdi. Çocuğun verdiği haber hızla yayıldı ve kısa süre içerisinde tüm köy halkı, uçan aslan Cleo'yu görmek için köy meydanında toplandı. Cleo, insanların meraklı bakışlarını fark etti ve onları daha yakından incelemek için alçaldı. İnsanlar, Cleo'nun kanatlarının güçlü ve güzel olduğunu büyük bir hayranlık içerisinde izlediler. Ancak, birkaç kötü niyetli kişi, bir plan yapıp Cleo'nun kanatlarını kesmek istedi. Cleo, tehlikeyi fark etti ve hemen kaçmak için yükseklere süzülerek uçmaya başladı. Bu talihsiz durumu yaşayan Cleo, kendini daha önce hiç olmadığı kadar yalnız hissetti. İnsanların kötü niyetlerinden kaçarken, yere inmeden önce bulduğu bir mağaraya sığındı. Orada, küçük bir kuşla tanıştı. Kuş, Cleo'nun hüzünlü hikayesini dinledi ve ona yardım etmeye karar verdi. Cleo, kuşun yardımıyla insanların arasına karışmadan keşfetmeye devam edebileceğini anladı. Birkaç gün geçtikten sonra, Cleo ve kuş bir şehre vardı. Şehirde, bir sirkte performans sergileyen diğer hayvanlarla tanıştılar. Cleo, oldukça sıcak kanlı bir hayvandı ve bu yüzden diğer hayvanlarla arkadaş oldu ve sirkte yaşamaya karar verdi. Ancak, sirk sahibi Cleo'yu kullanmaya başladı ve onu sık sık gösterilerde kullanarak para kazandı. Cleo, kendini tekrar tutsak hissetti ve kaçmak için bir fırsat aramaya başladı. Bir gece, Cleo plan yaparak kaçmaya karar verdi. Cleo ve kuş kaçtılar ve başka bir ülkeye doğru yola çıktılar. Vardıkları bu yeni ülkede, Cleo özgürce uçmaya ve dünya üzerinde gezinmeye devam etti. Kuş, Cleo'ya her zaman yol gösterdi ve onun yanında kalmaya devam ederek sıkı fıkı bir arkadaş oldu. Sonunda, Cleo eve dönmeye karar verdi. Artık, insanların onun kanatlarına zarar verme niyetleri yoktu ve Cleo kendini yeniden sevdikleri ailesinin yanında buldu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kanatsiz-melek-masali/", "text": "Kasabanın birinde bir zamanlar Meva isminde güzel bir kız yaşarmış. Beyaz teni, Güneş sarısı saçları ve gökyüzü gibi masmavi gözleri varmış. Sahip olduğu enfes güzelliği ile görenleri kendine hayran bırakırmış. Kasabada ismini duymayan hiç kimse kalmamış. Yüreği merhamet dolu, iyiliksever bir kişiliğe sahipmiş. Meva, isminde taşıdığı cenneti bakışlarına yansıtmış. Bir gün kırlarda geziniyormuş. Sapsarı papatyaların mis kokuları arasından geçip giderken yerde baygın halde yatan bir gence rastlamış. Etrafına bakınıp durmuş, gözleri yardım edebilecek birilerini aramış. Fakat etrafta kimsecikler yokmuş hiç tereddüt etmeden yardıma koşmuş. Gencin yanına yaklaştığı anda bir yılanın hızlıca uzaklaştığını fark etmiş. Belli ki, genci yılan sokmuştu. Hemen yılanın soktuğu yerden pis kanı temizlemeye koyulmuş. Elini çabuk tutarak gencin kendine gelmesini sağlamış. Genç adam yavaş yavaş kendisine geliyormuş. Genç adam gözlerini açmış ve karşısında su gibi güzelliği ile duran Meva'yı görmüş. Kalbi dayanılamayacak derecede hızlı hızlı atmaya başlamış. Dili lal olmuş adeta. Kelimeler boğazında düğümlenip çıkacak dermanı kendisinde bulamamış. Meva, duyduğu bu söz karşısında şaşırmış. Kimden bahsettiğini anlamaya çalışmış. Genç adam tekrar kendisine gelir gibi olmuş. Yine, Sensin o! demiş ve bayılmış. Meva dayanamayıp genç adamı uyandırmaya çalışmış ve adam kendine gelmiş. Senden bahsediyorum tabi ki. Senden, beni kurtaran kanatsız melekten. demiş ve Meva'nın kalbine duygularını fısıldamış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kanli-koca-oglu-kanturali/", "text": "Oğuzlar arasında Kanlı Koca isimli birisi yaşarmış. Bu adamın Kanturalı isimli bir oğlu varmış. Kanlı Koca oğlunun evlenmesini istermiş. Oğluna nasıl bir kızla evlenmek istediğini sorunca oğlu savaşmayı bilen ve güçlü bir kız istediğini söylemiş. Bunun üzerine Kanlı koca oğlunun bir yiğit aradığını düşünmüş. Oğlu Kanturalı'nın yollara düşerek evleneceği kızı bulmasını istemiş. Bunun üzerine Kanturalı her yerde istediği özelliklere sahip bir kız aramaya başlamış. Arayışları sonunda Trabzon beyinin aradığı özelliklere uygun bir kızı olduğunu öğrenmiş. Kızın adı Selcen Hatun'muş. Kanturalı kızı almak istemiş ancak Trabzon beyinin kızını vermesi için bir şartı varmış. Bu şart ise Kanturalı'nın Trabzon beyinin beslediği 3 canavarı öldürmeyi başarmasıymış. Oğlan bunu başaracağına inanmış ve beyin karşısına çıkmış. Beyin adamları Kanturalı'yı alıp ilk canavar olan boğanın yanına sokmuşlar. Kanturalı boğayı öldürmeyi başarmış. Bu arada beyin kızı da Kanturalı'yı görmüş ve ona aşık olmuş. İlk canavarı oğlanın öldürmesi üzerine ikinci canavar olan aslanı öldürmesini istemişler. Kanturalı aslanı da öldürmeyi başarmış. Son olarak da karşısına çıkan deveyi öldürmeyi başarmış. Canavarları yok etmeyi başardığı içinde beyin kızı Selcen Hatun'u alarak oradan ayrılmış. Yolda giderken düşmanlarla karşılaşmışlar ve ikisi birlik olup düşmanları yenmişler. Daha sonra da Kanturalı'nın yaşadığı memlekete giderek büyük bir düğün yapıp evlenmişler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kaplumbaga-hizir-masali/", "text": "Bir zamanlar, genç bir kaplumbağa yaşardı. Adı da Hızır'dı. Hızır, diğer kaplumbağalardan farklı olarak oldukça hızlıydı ve koşmaya bayılırdı. Bir gün, bir yarış düzenlendi ve Hızır da yarışmaya katıldı. Yarış başladığında Hızır biraz aceleci davrandı ve koşarken düştü. Hızır ayağını incitti ve en az bir hafta boyunca yatakta yatması gerekti. Tavşan, Hızır'ın sözlerini dinledi ve onun öğütlerini hayatına uygulamaya başladı. İyileşene kadar yavaş hareket etti ve hayatın güzelliklerini daha iyi fark etmeye başladı. Kısa süre sonra, kaplumbağa Hızır da iyileşti ve yarışmaya katıldı. Ancak, bu kez daha dikkatli ve planlı koştu. Yarışı kazanmasa bile, kendisi için önemli olan şey, öğrendikleriydi. Hızır, tavşanla birlikte hayatın güzelliklerini keşfetmeye devam ettiler. Ve bundan sonra, Hızır her zaman hayatın tadını çıkarmayı, acele etmeden planlı hareket etmeyi öğütledi. İşte böyle, bir kaza sonrası öğrenilen hayat dersleri, bir kaplumbağa ve tavşan arasında güzel bir dostluğun başlangıcını sağladı. Hızır ve tavşan, birçok macera yaşadılar. Beraber ormanda dolaşarak keşifler yaptılar, çiçeklerin kokusunu aldılar, güzel manzaraları seyrettiler. Sabırla ve dikkatle hareket ederek hayatın güzelliklerini keşfetmek, onların hayatlarına yeni bir anlam ve mutluluk kattı. Hızır ve tavşanın bu güzel dostluğu, çevrelerindeki hayvanların da ilgisini çekmişti. Özellikle diğer kaplumbağalar, Hızır'ın nasıl bu kadar hızlı olduğunu merak ediyorlardı. Hızır, onlara sabırlı ve dikkatli olmanın önemini anlattı. Herkesin kendi hızında ve kendi yolunda ilerlemesi gerektiğini söyledi. Böylece, Hızır'ın öğütleri diğer hayvanlara da ilham kaynağı oldu. Herkes, hayatın güzelliklerini keşfetmek için öğütlerini hayatlarına uyguladı. Hızır ve tavşan ise, hayatın güzelliklerini keşfetmek için muhteşem bir ikili olarak yollarına devam ettiler. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kaplumbaga-ile-kartal-masali/", "text": "Bir Varmış Bir Yokmuş eski zamanlarda kayalıkların çok olduğu bir yerde bir kaplumbağa yaşarmış. Kaplumbağa artık yaşamakta olduğu bu yerden öyle bıkmış ki Keşke bu yerden gidebilsem ama çok yavaş hareket ediyorum nasıl gidebilirim demiş. Yine günlerden bir gün ümitsiz bir şekilde gökyüzüne bakıp düşünürken uzun kanatlarını özgürce açıp göklerde süzülen kartalı görmüş. Çaresizlik içinde göklerin hakimi kartalı yanına çağırmış. Kendisini istediği başka bir yere götürmesini rica etmiş bu hizmetin karşılığında onu çok memnun edecek zengin bir hediye ile ödüllendireceğini de söylemiş. Kartal zengin bir hediyeyi çok merak etmiş biraz düşünüp teklife razı olmuş. Kaplumbağayı pençeleri ile kabuğunun kenarından yakaladığı gibi gökyüzüne, yükseklere havalanmış. Rahat bir şekilde uçarlarken kendilerine doğru gelmekte olan bir şahine rastlamışlar. Şahin kartalın kaplumbağayı yakaladığını düşünmüş. Kartal Kardeş görüyorum ki bugün şans senden yanaymış. Çok güzel bir av yakalamışsın. Şu kaplumbağanın eti kim bilir nasıl lezzetlidir. Kartal söylenene pek kulak asmadan cevap vermiş. Belki eti lezzetlidir ama kabuğu çok sert demiş. Düşündüğün şeye bak kartal kardeş bunun bir önemi yok ki! Havadan bıraktın mı kayalar onun sertliğini mi bırakır? Kabuğunu parçalar güzel etleri meydana çıkartır demiş. Kartal şahinin doğru söylediğini fark eder etmez kendisine yapılan teklifi kabul etmiş ve kaplumbağayı pençelerin arasından bir anda boşluğa bırakmış. Kaplumbağa korku içinde bağırmış. Neyse ki çimenlerin üstüne düşmüş. Çimenlerin yanındaki kayalıklarda bir deliğin içine saklanmış. Kartal ve şahin ne kadar uğraşsa da kayalıklardaki deliğin içine ulaşamamışlar. Daha fazla uğraşmak istemeyip oradan uzaklaşıp gitmişler. Kartal ve şahin oradan epeyce uzaklaşınca kaplumbağa kayalıkların içinden çıkmış. Kendi kendine demiş ki: Ah benim akılsız kafam! Hiç kartaldan yardım istenir mi? Az daha kuşlara yem oluyordum. Şansım yaver gitti de çok ucuz atlattım demiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kaplumbaga-ve-akbaba/", "text": "Zamanın birinde ormanın en ücra köşesinde ufacık bir göl bulunuyormuş. Bu gölde küçük bir kaplumbağa yaşıyormuş. Kaplumbağa daha doğru düzgün yürüyememesine rağmen uçabilme hayalleri kuruyormuş. Sabah akşam bu hayalini gerçekleştirmek için hayaller kuruyormuş. Orman o kadar güzelmiş ki gökyüzünde binbir türlü güzel kuşlar varmış. Kuşlar her zaman uçarken sadece susadıkları zaman su içmek için göle konuyorlarmış. Kaplumbağa adeta kuşları kıskanarak onlara hayranlıkla bakıyormuş. Kuşlar gibi uçmak istiyor, uyurken dahi rüyasında uçtuğunu görüyormuş. Kendi kendine hayal kurarken, Gökyüzünde cıvıl cıvıl uçan şu kuşların güzelliğine bakarmısınız? Ne güzel uçuyorlar. diye düşünüyormuş. Kuşların her zaman mutlu olduğunu ve hiç üzülmediklerini düşünürmüş. Bulutlara yakın olabildikleri için onları her zaman kıskanırmış. Bu hayaller onu o kadar etkilemiş ki bir gün aklına bir fikir gelmiş ve hemen ormanın sakinlerinden biri olan Akbaba'nın yanına gidivermiş. Akbaba'ya uçma hayalini anlattıkça Akbaba onu şaşkın gözlerle izliyormuş. - Akbaba, akbaba! - Efendim kaplumbağa? Neyin var söyle bakalım, demiş. - Bu ormanın en güçlü hayvanlarından biri sensin. Uçabiliyorsun ve herkesten yüksektesin. - Evet tam olarak anlattığın gibi ama merak ettiğim bir konu var, durup dururken neden bana bu şekilde iltifatlar etmeye başladın? Ne o sende mi uçmak istiyorsun, demiş. - Evet, sana durup dururken iltifatlar ediyorum çünkü senden bir isteğim var ve bana sadece sen yardımcı olabilirsin, demiş. - Seni dinliyorum kaplumbağa, ne isteyeceksin benden? Sana yardımcı olmak için elimden gelen her şeyi yapmaya çalışırım, demiş. - Adeta senin gibi uçmak istiyorum, gökyüzünde senin gibi süzülmek istiyorum. Bunu yaparken yaşadığım yeri yukardan görmek istiyorum, demiş. - Elimde bu konuda hiçbir şey gelmez kaplumbağa senin kanatların yok, bu konuda sana nasıl yardımcı olabilirim, demiş. - Senden neden yardım istiyorum sanıyorsun? Kanatlarımın olmadığının zaten farkındayım. Beni pençelerinle taşıyarak gökyüzüne çıkaracaksın ve bende hayalime kavuşacağım, demiş. - Bu şekilde sana yardımcı olurum ama senin için kötü sonuçlar oluşabilir, demiş. - Beni düşünme, bana yardımcı olacak mısın diyerek akbaba'dan cevap beklemiş. - Akbaba sonrasında hiç düşünmeden kamplumbağanın kabuğundan tuttuğu gibi onu göğe çıkarmış. Kaplumbağa hayranlıkla etrafını izlerken bir yandan Akbaba ile konuşmaya devam etmiş. - Baksana senin sayende Dünya'da bulunan güzellikleri gökyüzünden görme imkanına kavuştum. Sana adeta minnettarım Akbaba demiş. - Akbaba, kamplumbağaya teşekkürlerini iletmiş. - Kaplumbağa, Akbabadan bir zaman sonra kendisini gökyüzünden aşağı bırakmasını istemiş. - Akbaba onu tekrardan uyararak, uçamayacağını yüksekten düştüğünde ölebileceğini söylemiş. - Korkma, sana söylediğimi yap! Beni gökyüzünden aşağıya bırak demiş. Bana asla bir şey olmaz demeyide unutmamış. Akbaba yaptıklarının yanlış olduğunu anlatmaya çalışmış fakat kaplumbağa onu hiçbir türlü dinlememiş. Sonunda Akbaba ikna olmuş ve gökyüzünde daha fazla yükselerek pençelerinden kaplumbağayı serbest bırakmış. Kamplumbağanın mutluluğu gözlerinden okunuyormuş fakat bir süre sonra yere düşeceğinin farkına varmış. Sevinç çığlıkları atarken bir anda yere çakılıvermiş. - Her tarafım acıyor. Nasıl sert düştüm öyle yere! demiş. Akbabanın kamplumbağayı o kadar uyarmasına rağmen onu dinlemedi ve hatasının bedelini en ağır şekilde ödedi. Kamplumbağa o kadar şanslıydı ki kabuğunun üzerine düştüğü için bu olayı küçük sıyrıklar ile atlattı. Sonrasında pişmanlıklar içerisinde Akbaba'ya ondan özür dilediğini yaptığının çok büyük bir hata olduğunu söyledi. Gördüğünüz gibi insan hayatında imkansız olsa bile kurduğu hayalleri gerçekleştirirken bazı kötü sonuçlar ile karşılaşabiliyor. Hayal kurarken hiçbir zaman olmayacak şeyleri düşünmemelisiniz. Kurduğunuz hayallerin gerçekleşmesine olanak sağlamak için gerçekleştirebileceğiniz şeyleri seçin. Her insanın özellikleri farklıdır. Başkaları yapabiliyor diye sizde yapmak zorunda değilsiniz. Sizi özel kılan şey de zaten bu, her insan kendi özellikleri ile özeldir. Elimizde olanlarla yetinmek zorunda olduğumuzun farkına varıp öyle yaşamaya devam etmeliyiz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kaplumbaga-ve-iki-kardesin-hikayesi/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken, bir ev de iki küçük kardeş varmış. Birinin ismi Büşra diğerinin adı da Enes'miş. Bu kardeşler hiçbir zaman anne ve babalarını üzmez, her söylediklerini yaparlarmış. Enes, Büşra'dan büyük olduğu için okulda gidermiş. Her zaman bahçelerinde oyun oynarlarmış beraber. Bazen kör ebe bazen ip atlama bazen topla oynarlarmış. Akşam olunca evlerine giderler yemeklerini yerler sohbet ederler ve uykuları gelince uyurlarmış. Bu iki kardeşin günleri böyle gelip geçerken bir gün her zamanki gibi bahçede top oynuyorlarmış. Topları bahçe öbür ucuna kadar gidivermiş ve Enes topu almaya giderken bir şey görmüş. Bu gördüğü şey bir kaplumbağaymış. Okadar çok okadar çok sevinmiş ki alıp kaplumbağayı bahçesine getirmiş. İki kardeş heyecanlı bir şekilde kaplumbağa bakıyormuş. Annelerine göstermişler bundan sonra kaplumbağanın onlarla kalmasına karar vermişler. Enes ile Büşra'nın artık yeni bir oyun arkadaşı varmış. Kaplumbağa ile her gün ilgileniyorlar onunla sohbet ediyorlar, yemeğini düzenli veriyorlarmış. Bu iki kardeş havalar soğumaya başlayınca kaplumbağaya küçük bir kulübe yapmaya karar vermişler. Her gün orda uyusun diye. Babalarının yardımı ile küçük bir kulübe inşa etmişler üzerinde tospiğin kulübesi yazmışlar. Tospikte bu kulübeyi çok sevmiş. Enes bir gün okuluna gitmiş ve Tospikle Büşra oyun oynamışlar. Onun yemeğini vermiş beraber vakit geçirmişler. Öğlen olunca Büşra'yı annesi öğlen yemeği yemeği için çağırmış. Öğlen yemeklerini yemişler ve Büşra abisi gelene kadar resim çizmeye karar vermiş. Güzelce resim çizmeye başlayan Büşra'nın abisi de eve gelmiş. Hemen kaplumbağanın kulübesine gidip bakmış ona merhaba demek istemiş. Sonra Enes kaplumbağada bir gariplik olduğunu sezmiş. Kaplumbağa ona tepki göstermiyor ve hareket dahi etmiyormuş. Kaplumbağanın öldüğünü düşünen Enes başlamış ağlamaya. Büşra'da abisinin yanına gelip neden ağladığını sormuş ve kaplumbağamız öldüğünü söylemiş. Okadar çok ağlamışlar okadar çok ağlamışlar ki yüzleri bir türlü gülmemiş. Akşam olmuş babaları da gelince çocukların mutsuzlukları hiç değişmediği için çocuklarına sormuş. Çocuklar ne oldu neden bu kadar mutsuzsunuz. Çocuklarda anne babasına bakarak demişler ki. Kaplumbağamız ölmüş. Onun için çok mutsuzum. Ailecek çok üzülmüşler ve babaları demiş ki. Yarın bir veterinere götürelim. Ertesi gün babaları kaplumbağayı veterinere götürmüş. Akşam olunca babası kaplumbağa ile beraber gelmiş. Hatta babaları kaplumbağayı tekrar kulübesine bile koymuş. Çocuklar şaşırmış. Baba ne oldu niye koydun tekrar yerine diye. Babaları gülerek demiş ki. Çocuklar kaplumbağamız ölmemiş. Bazı hayvanlar kış mevsimi gelince kış uykusuna yatarlarmış ve yaz mevsimi gelmeden de uyanmazlarmış. Mesela ayılarda kış uykusuna yatarmış. Üzülmenize gerek yok. Yaz mevsimi gelince tekrar bizim ile olacak demiş babaları. Çocuklar bu habere çok sevinmişler. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kar-canavari-buzi-masali/", "text": "Yine günlerden bir gün dağın tepesine oturup insanları izlerken bir şeylere güldüklerini fark etmiş. İnsanların bu kadar niye güldüklerini merak eden Buzi dağın yamacına inip onları duyabileceğini ümit etmiş. Dağdan aşağıya doğru inerken Buzi'nin bir anda ayağı kaymış. Neye uğradığını şaşıran Buzi kaya kaya kendini bir anda şehirdeki insanların tam ortasında bulmuş. İnsanlar hayretler içerisinde bakarken, bir sohbetin içerisinde olan bir grup çocuk Buzi'yi fark etmiş. Hemen yanına gelip içlerinden küçük olanı Buzi'ye sormuş. - Sen iyi misin? Yaralanmadın inşallah. Ayağa kalkmana yardım edebiliriz istersen? diye sormuş. Buzi kendisinden hiç korkmayan bu Çocukları görünce kafasını sallayıp ayağa kalkmış. - Çok teşekkür ederim. Ben şu yukarıdaki dağda yaşayan bir kar canavarıyım. Yalnız yaşıyorum. Merak etmeyin size hiçbir zararım dokunmaz. Uzaktan sizi görünce neye güldüğünüzü merak etmiştim. Biraz duymak için dağın yamacına inerken ayağım kaydı ve şehrinize kadar indim. Lütfen bana kızmayın. Hemen geldiğim yere geri dönüyorum demiş. Arkasını dönüp mağarasına doğru giderken çocuklar hiçbir şey söylememişler. Buzi'nin giderken ki hali çocukların dikkatini çekmiş. Üzgün ve yalnız olduğunu, hiçbir arkadaşı olmadığını fark etmişler. Onunla arkadaş olmak için akıllarına güzel bir fikir gelmiş. Buzi'yi çağırmak için dağın yamacına çıkmak onlar için çok zormuş. Buzi'nin her gece şehri izlediği akıllarına gelmiş. Bu yüzden büyük bir tabela hazırlamışlar. Tabelaya çok güzel bir not yazmışlar. - Buzi bizimle birlikte gülüp eğlenmek istiyorsan, lütfen aşağıya gel! Arkadaş olalım. Buzi bu notu görünce hızla dağdan şehre doğru kaymış. Arkadaşları Buzi'yi neşe için de karşılamış. O günden sonra Buzi bir daha asla yalnız kalmamış. Arkadaşlarıyla birlikte gülüp eğlenmiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kar-yagiyor-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde oldukça büyük bir şehirde üç gündür kar yağıyormuş. Kar o kadar çok yağmış o kadar şiddetli yağmış ki tüm şehir beyaz renge boyanmış. Kar lapa lapa yağmaya devam ederken şehirde bir koşuşturmaca hüküm sürüyormuş. Çocuklar dışarıda kartopu oynuyor, kardan adam yapıyormuş. Yetişkinler ise kapanan yollara aldanmadan işlerine ulaşmaya çalışıyormuş. Bu şehirdeki kimi evlerde sıcacık yemekler pişiyor ve sobalar yanıyorken kimi evlerde bir öğün yemek varken bir öğün boş geçiyormuş. Çocuk bunu duyduğuna o kadar sevinmiş ki hemen yiyecek bir şeyler alıp evin yolunu tutmuşlar. Kapıyı çalmışlar ve kapı açılmış. İçeri girdikleri andan itibaren zengin tüccar şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşamış. Bu tüccar doğduğundan beri yokluk, açlık nedir hiç bilmezmiş hep bolluk bereket içinde yaşarmış. İlk böylesine yoksul bir aile ile karşı karşıya gelmiş. Ne yapacağını ne diyeceğini bilemeden getirdikleri yiyecekleri yemelerini izlemiş. Sonradan öğrenmiş ki bu çocukların babası yıllar önce ölmüş, anneleri de hastaymış. Yolda karşılaştığı çocuk en büyükleriymiş ve dilencilik yaparak kardeşlerine ve annesine bakmaya çalışıyormuş. Tüccar hemen bu aileye bol miktarda yiyecek ve yakacak yardımında bulunmuş. Ancak bu geçici yardımın bir işe yaramayacağını bildiği için bir de en büyük çocuğa yanında iş vermiş. Çocuk bu işten tüm ailesini geçindirecek kadar para kazanacakmış. Tüccar çok büyük bir iyilik yapmış olmanın huzurunu yaşıyormuş. Kar ise durmadan yağmaya ve şehri beyaza boyamaya devam ediyormuş. Birkaç gün sonra tüccar yine karda yürüyüş yaparken bir yerde durmuş ve yağan karı izlemeye başlamış. Her bir kar tanesini dikkatle inceleyerek bakmış. Ben bir iyilik yaptım ve bu aileye yardım ettim ancak kim bilir böyle kaç aile vardır diye düşünmüş. Şu kar taneleri kadar çok insan yaşıyor bu dünyada. Keşke insanlar da bu kar taneleri gibi uyum içinde yaşayabilseler diye iç çekmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kara-bugday-masali/", "text": "Bir fırtına sonrası kara buğday tarlasından geçenler bilir. Kara buğday tarlası kavrulmuş gibi görünür. Yaşlı bir söğüdün önünde bir kara buğday tarlası varmış. Çok kibirli ve herkese yüksekten bakan kara buğday başını hiç indirmezmiş. Bir gün kara buğday söğüt ağacına; Ben buğday başakları kadar güzelim, hatta onlardan daha güzelim. Benim çiçeklerim elmanın çiçeklerine benziyor herkes bayılıyor. Benden daha güzeli var mı? söylesene söğüt ağacı. der. Yaşlı söğüt ağacı ağır ağır başını sallayarak; - var... var... dermiş. Aradan zaman geçmiş, havalar bozulmuş, fırtınalar, yağmurlar başlamış. Fırtınayı gören bütün çiçekler, ağaçlar ve bitkiler boynunu eğerken, kibirli kara buğday boynunu asla eğmezmiş. Diğer bitkilerin uyarılarını dikkate almayan kara buğday boynunu eğmemeye devam etmiş ve onları duymamazlıktan geliyormuş. Fırtınalar ve rüzgarlar geçince doğa da bir sessizlik hakim olmuş. Her taraf sakinleşip, güzelleşmeye başlamış. Fakat fırtınada boynunu bükmeyen kara buğday yangından çıkmış gibi kavrulmuş, kararmış, simsiyah işe yaramaz bir cansız ot olmuş. Onun bu halini gören duyan bitki ve çiçekler çok üzülmüş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kara-tren-turkusunun-hikayesi/", "text": "Kara Tren türküsü unlu sanatçı Yavuz Bingöl ün seslendirmesiyle birçok kesimin gönlünü fethetmiştir. Özellikle Kara Tren türküsünün sözlerinin yazıldığı ve çok sayıda insanın duygularını dile getirdiği düşünülürse daha da anlam kazanmaktadır dinleyenleri için. Şarkıyı dinlediğiniz de bir hasretli bekleyiş bir ümit bir ümitsizlik anlamları sarar insani. Çünkü bu türkü umutla bekleyenlerin, umutsuzluğa kapılmak için yeterince sebebi olanların uzun süren bekleyişlerin türküsüdür. Gidenlerin değil kalanların saplandığı şarkıdır Kara tren. Ne diyordu türkünün sözlerinde bir hatırlatalım; Kara trenin geciktiği belki hiç gelmeyeceği, bekleyenin halinden habersiz olduğu söyleniyordu. Öyleyse türkülere konu olacak kadar önemli ve hasret dolu bir bekleyiş siz konu değil mi. Önce şiirlere dökülen sonra türkülere ezgilere dökülen Kara tren asker yolu bekleyenlerin tren garlarında günlerce gecelerce sabahlayanların hislerine tercüman olmaktadır. Yıl 1915, ülkemizin en karışık olduğu akıbetinin ve istikbalinin tamamen kendi gayretine bağlı olduğu zamanlardır. Bahsettiğimiz yıllar Birinci Dünya savaşının olduğu zamana denk gelmektedir. Hem de savaşın en kızışmış olduğu en yoğun olduğu yıllar. O zaman Türk ordusu tek bir millete tek bir yönde ve tek bir cephede savaşmamaktadır. Birçok cephede amansız bir mücadele veren Türk milletinin eli silah tutan genci yaşlısı herkes cephededir. Türk milletinin çok sayıda cephede savaştığı akla gelen tüm ihtiyaç malzemelerinin kıt olduğu zorlu bir dönemden geçerken kalplerden dökülenlerin dışa vurumdur kara tren. Kimi eşini kimi babasını kimi çocuğunu uğurlamıştır. Cepheye giden trenlerin camlarını el sallayarak. Cepheye asker uğurlayan tren garında, gelen trenden acaba bir yakını iner mi yaralı olan sakatlanmış gazı olan var mı diye bekleyenler tren garında. Cephede malzeme erzak mektup göndermek isteyen haber bekleyen, oğlundan eşinden babasından kardeşinden haber bekleyen herkes tren garındadır. Herkesin ortak bir hissi var ki o da hüzün. Çalan trenin düdükleri ya bir sevdiğini götürüyordur garda bekleyenlerin, ya iyi ve ya kötü bir haber getiriyordu ya da bekleyenleri derin bir hiçlik ile bırakıyordur. Herkes içindeki acı çığlık ile birleştirmiştir o metal yığını trenlerin gardan çıkarken çıkardığı sesleri. Tren garları çok seslidir. Civarında ki her şey ve herkes trenin gara girmesiyle çıkmasını mutlaka duyar hisseder, dağların tepelerinden nasıl demir yollarından dolaşarak geldiğini görür. O yüzden bekleyenlerin hasret beslediği özlediği kimseler bir defa yitirilmiş ise o her trenin gara dayandığı zaman aldığı haberin acısını hep daha taze hisseder kalbinde. Karadır tren o yüzden. Getirdiği haber kadar kara. Kara tren. Gelişiyle de gidişiyle de yürekteki özlemi hasreti acıyı körükleyen ocaklara ateş yüreklere kor salan Kara tren. Dağlarda salınan ama saldığı dersi bilmeyen Kara tren. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kara-vezir-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir ülkede bir krallık vardı. Bu krallığın halkı mutlu ve huzurlu yaşarken, kara bir gölgenin üstlerine çöktüğü söylenen Kara Vezir isimli bir adam da hüküm sürmekteydi. Kara Vezir, gücü ve kötülüğüyle ünlüydü. Kraliyet sarayını ele geçirerek kralın yerine geçmişti, ancak halkın gönlünde hala kralın iyilik dolu anıları yaşıyordu. Kara Vezir, krallığın en güzel ve masum prensesi Leyla'ya göz koymuştu. Güzelliği ve iyi kalbiyle ünlü olan Leyla, halkın umudu ve sevgilisiydi. Ancak Kara Vezir'in kalbinde sadece karanlık ve kötülük vardı. Prenses Leyla'nın ona aşık olması için planlar yapmaya başladı. Bir gün, Kara Vezir Leyla'yı sarayın bahçesinde yalnız başına görünce ona yaklaştı. Kocaman siyah pelerini ve soğuk bakışlarıyla prensesi etkilemeye çalıştı. Ancak Leyla, Kara Vezir'in kalbinin karanlık olduğunu ve ondan uzak durması gerektiğini biliyordu. Karanlık prense karşı koymak için cesaretini topladı ve ona meydan okudu. Leyla'nın gücü ve iyilik dolu kalbi, Kara Vezir'in kötülüğünü alt etmeye yetmedi. Kara Vezir, Leyla'yı sarayın en ücra köşesine hapsetti ve kilitleri kırılamayacak kadar güçlü bir büyü yaptı. Prensesin çaresizliğini ve üzüntüsünü izlemek onu memnun etti. Ancak, her masalda olduğu gibi her zaman umut vardır. Leyla'nın kalbi temiz olduğu için, sarayın duvarlarına güçlü bir şekilde yankılanan fısıltıları duyabildi. Bu fısıltılar, krallığın dört bir yanındaki halkın ona duyduğu sevgi ve destek mesajlarıydı. Halk, Kara Vezir'e karşı gelmek için birleşmiş ve prenseslerini kurtarmak için ellerinden geleni yapmaya hazırdı. Bir gece, güçlü ve yürekli bir savaşçı olan Ali, Leyla'yı kurtarmak için yola çıktı. Dostlarının ve halkın desteğiyle sarayın zorlu engellerini aşarak prensese ulaştı. Büyüyü kırmak için el ele verdiler ve birlikte Kara Vezir'in karanlığını alt etmeyi başardılar. Kara Vezir'in kötülüğü yerini tekrar iyiliğe bıraktı. Halk, Ali ve Leyla'nın cesaretine ve dayanışmasına hayran kaldı. Kara Vezir ise kötülüklerinin son bulmasıyla kendini yalnız ve çaresiz hissetti. Bir zamanlar hükmettiği krallığı artık masumiyet ve iyilik dolu bir kral ve prenses yönetiyordu. Kara Vezir, kötülüklerinden pişmanlık duyarak kendini uzaklara sürükledi ve bir daha geri dönmedi. Krallık, tekrar eski neşeli günlerine kavuştu ve halkı huzur içinde yaşadı. Prenses Leyla ve cesur savaşçı Ali, krallığı adil bir şekilde yönettiler ve herkes mutlu bir şekilde yaşamaya devam etti. Ve böylece, Kara Vezir'in kötülüğü iyilikle yenilmiş, krallık yeniden eski ihtişamına kavuşmuştu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/karagoz-ve-hacivat-hikayesi/", "text": "Orhan Gazi'nin babası Osman Bey için Bursa'da büyük bir cami yaptırmak istemiştir. Bunun üzerine emrindeki birden fazla mimarı huzuruna çağırmıştır. Bu mimarlara Osman Gazi'nin anısına çok görkemli bir cami yaptırmak istediğini söylemiştir. Bu yüzden bunlardan yapabilecekleri en güzel projeleri yapmalarını istemiştir. Kısa bir süre geçtikten sonra bütün mimarlar Orhangazi'nin huzuruna gelmişlerdir huzurunda yapmış oldukları en güzel projeleri sunmuşlardır. Bütün bu projeleri inceleyen Orhangazi içlerinden en beğendiğini seçmiş ve mimarlığını huzurunu çağırmıştır. Daha sonra ise en iyi ustaların bulunmasını ve en kaliteli malzemelerin kullanılmasını istemiştir. Mimarbaşı ise bu Emir üzerine birkaç gün içinde ülke içindeki ustaları toplamış en kaliteli malzemeleri bulmuş ve Sultan'ın huzuruna çıkmıştır. Daha sonra mimarbaşı Orhan Gazi'nin huzuruna çıkıp en iyi mimarları en iyi ustaları ve en iyi malzemeleri topladığını belirtmiştir. Bu durumdan çok memnun görünen Orhan Bey caminin inşaatına başlanmasını istemiştir. Bunun üzerine Orhan Bey bu caminin kendisi için çok önemli olduğunu ve bu caminin yapılışında aratan kişilerin kellesini alacağını belirtmiştir. Bunun üzerine inşaat işlemleri hemen başlamıştır. Bu sırada Karagöz demirci ustası ve Hacivat duvar ustası olarak görevlendirilmiştir. Görevlendirilen iki usta işlerini aksatmamaları için sıkı sıkıya tembihlenmiştir. Karagöz okul okumamış ama inşaat işlerinde ustaların yanında çalışan bu sayede iyice ustalaşmış bir kişiymiş. Hazır cevaplılığı ve tez canlılığı nedeniyle sürekli başı belaya giren Karagöz zeki olması sebebiyle bu belaları sürekli atlatılmış. Belaları atlatamadı zaman ise dostu olan Hacivat bu arkadaşına yardım edermiş. Hacivat ise bu dostunun aksine okullarda eğitim görmüş her konuda genel olarak bilgisi olan efendi biriymiş. Karagöz ile neredeyse her konuda tartışmalar bile ikisi en iyi dostlardan biriymiş. Bu sırada Sultan'ın babası için yaptırmış olduğu caminin çalışmaları hızlı bir şekilde ilerliyormuş. Bütün insanlar var gücüyle çalışmaya devam etmişler. Bu sırada mimarbaşı ve diğer çalışanlar Hacivat ve Karagöz'ü birbirinden ayrı durmaları içinde uğraşıyorlarmış. Ama bu durum Hacivat ve Karagöz'ün hiç hoşuna gitmiyormuş. Bir gün Karagöz mimar başının oradan ayrılmasını fırsat bilerek Hacivat'ın yanına gitmiş Hacivat ise Karagöz'ü görünce çok sevinmiş. Hacivat ve Karagöz birbirleri ile atışırken diğer işçiler de bunların başında toplanmış ve de düşmelerini izlenip eğleniyorlarmış. İnşaatta çalışan bütün işçi ve ustaların eğlencesi haline gelmeye başlamışlar. Bunun üzerine artık mimarbaşı ne zaman inşaattan ayrılacak olsa Hacivat ve Karagöz birbirleriyle çatışmaya başlar duruma gelmişler. Diğer bütün çalışanlar da bunları izliyorlarmış. Onlar atışmaya devam ettikçe izleyiciler kendilerinden geçip yoğunluklarına unutuyorlarmış. Bir gün ise padişah babası için yaptırmış olduğu caminin inşaatını kontrol etmek istemiş. Fakat inşaatı istediği hızdan gitmediğini görmüş. Bunun üzerine hemen mimar başına çağırmış. Mimarbaşı padişahın bu konuda ne kadar hassas olduğunu bildiği için bu durumdan korkmuş. Padişahın karşısına geçip ben ne zaman buradan ayrılsam işler yavaşlıyor ama bunun için gerekli tedbirleri alacağını belirtmiş. Orhangazi bu durum üzerine sinirlenmiş ama yine de sorunun nedenini öğrenip çözmesi için mimar başına süre vermiş. Mimarbaşı yine bir gün malzeme almaya gidiyorum deyip inşaattan ayrılmış. Ama mimarbaşı hemen yakınında olan bir tümseğin arkasına gizlenmiş ve işçileri izlemiş. Burada görmüş olduğu şey Hacivat ve Karagöz'ün atışmaya başlaması olmuş. Bu atışmanın üzerine bütün çalışanların onları izlediğini fark etmiş. Mimarbaşı bu durumu görünce hemen Orhangazi'nin yanına gitmiş. Padişaha bütün olup bir anlatmış. Bunu duyan Orhangazi ise çok fazla sinirlenmiş ve bu iki işçinin asılmasını emretmiş. Bu iki kişi asıldığı zaman diğerlerine de ders olacağını düşünmüş. Hacivat ile Karagöz çalıştıkları inşaattan alınarak asılmışlar. Bunun üzerine bütün kent içerisinde büyük bir üzüntü yerini almış. İnsanlar şefkatli olan padişahlarının böyle bir şey yapmasına üzülmüşler ve bu üzüntüyü padişahlarına hissettirme işler. Orhangazi ise bunun üzerine vicdan azabı duymaya başlamış. Padişahın bu üzüntüsünü gören şey kuşları ise bu üzüntüyü hafifletmek için kendince Hacivat ve Karagöz kuklasını canlandırmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/karanlikta-tek-basina/", "text": "Sevda ve arkadaşı Cemre, bugün doğum günü olan Aslı'ya sürpriz bir doğum günü planı yapıyorlardı. Hafta sonu olduğu için bugün okula gitmemişlerdi. Aslı, bugün 12 yaşına girecekti. Sevda, Cemreyle birlikte annelerinden izin alıp Aslının evine doğru ellerinde tuttukları pasta ve hediyelerle birlikte yola çıkmışlardı. Henüz saat öğle vakitlerini göstermesine rağmen, hava aniden karardı. Cemre karanlıktan korktuğunu söyleyip Sevdanın koluna girmeye çalıştı. Sevdaysa elinde pastayı tutuyor, hediyeleri de Cemre tutuyordu ama Sevdanın elleri kocaman pastayı taşımakta zorlandığı için, bir de Cemrenin koluna girmeye çalışmasıyla yükünün iyice arttığını fark etti. Havanın neden karardığını Sevda biliyordu, bugün Güneş tutulması vardı ve havanın kararması onu korkutmuyordu. Cemreye de Güneş tutulması olduğu için hava karardı. Korkma, birazdan geçecek. Dedi. Cemre onu duymamış gibi adımlarını sıklaştırmaya başlamıştı bile. Kafasını yere eğip hızlı hızlı yürürken bir yandan da Sevdayı çekiştirdiğini fark etmiyordu. Birden Cemre öyle bir korkuya kapıldı ki elindeki hediyeleri Sevdaya verip hiçbir şey söylemeden bulundukları sokaktan aşağı doğru bilinçsiz bir şekilde koşmaya başladı. Şimdi Cemre karanlık sokakta yapayalnız kalmıştı. Nereye, hangi yöne koştuğunu bile bilmeden sadece koşuyordu. Sanki koştuğu yönde aydınlık havayı bulacağını sanıyor gibiydi. Neredeyse nefesi kesilecekti, koştu, koştu, koştu... Koşarken hiçbir şey düşünemiyordu. Arkasında Sevdayı çoktan geride bırakmış, ne yaptığını bilmeden karanlık sokaklara atmıştı kendini. Cemreye sanki yıllardır koşuyormuş gibi geliyordu. Bacakları onu dinlemiyor gibi sadece koşmaya devam ediyordu. Daha sonra aniden aydınlanmaya başlayan gökyüzü dikkatini çekti. Nefese nefese kaldığı sırada, iki elini dizlerinin üstüne koyup olduğu yerde durakladı. Arkasına hiç bakmadan koşmuş ve hiçbir şey düşünmemişti. Şimdi hava aydınlanmıştı ama o neden ve nasıl bu kadar koştuğunu unutmuş gibi sadece nefesini düzene sokmaya çalışıyordu. Aniden arkasından birinin kendine dokunduğunu hissetti. O kadar korkmuştu ki dönüp kim olduğuna bile bakmaya cesaret edemeden çığlık atıp koşmaya devam etti. Bu defa hiç durmayacak, gidebildiği yere kadar koşacaktı. Artık karanlık geçtiği için, daha sakin olmaya çalışıyordu ama bir türlü başaramıyordu. Ne yapacağını bilemez halde koşmayı sürdürürken bir sesin kendi adını söylediğini duydu. Bu ses, onun adını da nereden biliyordu? Artık daha fazla koşamayacağını hissedip olduğu yerde durmaya karar verdi. Ses gittikçe daha da yakından gelmeye başlamıştı. Arkasına dönmek istiyordu ama sanki bacakları gibi vücudu da onu dinlemiyordu ve geriye dönüp bakmasına izin vermiyordu. En sonunda o ses tam da arkasından gelmeye başladı. Cemreyi dinlemeyen vücudu, şimdi o sesi dinliyormuş gibi kendisini çeken bir kolun yardımıyla aniden geriye döndü. O an şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Yüzüne kuşkuyla bakan bu yüzü tanıyordu. Bu yüz, arkadaşı Sevda'dan başka biri değildi. Cemrenin söyleyecek hiçbir şeyi yoktu, bu yüzden hiçbir açıklama da yapamadı. Sevda onun arkasından koştuğu için, kutudaki pasta çoktan ezilmişti. Öylece Aslının evine doğru sessizce yürüdüler. Yol boyunca Sevda, Cemre'ye Güneş tutulmasının nasıl olduğunu anlattı ve Cemre de bildiği şeylerden korkmaması gerektiğini öğrenmiş oldu. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kardan-adam-ve-kardelen-hikayesi/", "text": "Bir varmış Bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer Berber iken ülkenin sen güzel şehrinde çok güzel sapsarı saçları olan ve aynı zamanda masmavi gözleri olan bir küçük kız yaşarmış. Bu kızın adı kardelenmiş. İsminin anlamı karda açan çiçekmiş. Bu çiçek sadece kar olduğunda olan kar gittiğinde giden bir çiçekmiş. Kardelen kız, kardeşlerini anne ve babasını çok sever onları hiç üzmezmiş. En sevdiği ailesi ile birlikte her zaman eğlenir mutlu mesut yaşarlarmış. Her akşam annesi kızına masallar okuyarak uyuturmuş. Bir gün okuduğu hikayede . Hikayede güneş çıktığında eriyen kar yağdığında tekrar gelen kardan adamdan bahsedermiş. Kardelen bir gün annesine demiş ki anne ne zaman kar yağacak. Ben kardan adam yapmak istiyorum. Kardan adama atkı ve bere vereceğim. Ama kar bir türlü yağmıyor. . Kardelen in annesi de demiski az kaldı kızım yakında yağacak. Senle birlikte kardan adama atkı ve bere takarız demiş. Bunu duyan kardelen çok sevinmiş ve her gün pencereden dışarı bakarak beklemiş. Günler geçmiş mevsimler değişmiş ve sonunda kış mevsimi gelmiş. Kardelen bir gün sabah uyandığında her yerin bem beyaz kar olduğunu görmüş. Hemen koşarak annesine demiş ki anneciğim bak kar yağdı bak kar yağdı haydi dışarı çıkalım kardan adam yapalım. Annesi tamam demiş ve kahvaltılarını yapıp paltolarını giyip dışarı çıkmışlar. Beraberce kardan adamı yapmışlar ve bir güzelde süslemişler. Üşümesin diye atkı ve bereyi de başına yerleştirmişler. Sonunda kardan adamları bitmiş. Kar yağması bittiğinde güneş çıktığında havalar ısınmış. Kardelen bir gün dışarı çıkmış bir de ne görsün! Kardan adam yerinde yok. Bunu gören kardelen başlamış ağlamaya. O kadar çok ağlamış ki gitmiş annesinin yanına anne kardan adamım gitmiş. Bizi sevmiyor. Şimdi ben kardan adamsız ne yapacağım. O kadar uğraşmıştık. Hem atkımızı ve beremizi de yere atmış. Annesi kardelene gülerek demiş ki hayır kardan adam bir yere gitmedi. Sadece güneş çıktı ve havalar ısındığını in karlar eridi. Sen de kardan adam gitti zannediyorsun demiş. Duyduklarına şaşıran kardelen ne diyeceğini bilememiş. O zaman geri mi gelecek yani anneciğim diye sormuş. Annesi evet kızım. Tekrar kar yağmasını beklemen gerek o zaman, tekrar bizimle olacak kardan adamlar güneşi sevmez. Güneş gelince sıcak olduğu için erirler. Buna sevinen kardelen o halde ben kardan adamın bere ve atkısını kaldırmayın o gelene kadar demiş. Annesi gülümseyerek, çok iyi fikir kızım haydi kaldır onları demiş. Sabırla gelecek karları bekleyen kardelen şimdilik güneşin tadını çıkarmaya devam etmiş. Ve her sene kar geldiğinde bir kardan adam yaparak eğlenmiş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kardan-adam-ve-sapkasi-masali/", "text": "Bir zamanlar karlarla kaplı bir ülkede sevimli bir kardan adam varmış. Kışın gelmesi ile birlikte en sevdiği şey çocukların onu süslemesi ve oyunlar oynamasıymış. Onu yapan çocuklar kolları için sopa, gözleri ve ağzı için kömürden parçalar takmış. Burnuna da küçük bir havuç kullanmışlar. Boynu için minik bir atkı ile bile düşünmüşler. Onu yapan çocuklar her şeyleri düşündükleri halde bir şeyi unutmuşlar. Kardan adamın şapkasını takmayı unutmuşlar. Kardan adamın kafası akşam soğuk soğuk rüzgar esince üşümeye başlamış. Ertesi sabah kardan adamın üşüttüğünü düşünen çocuklar onun için uygun bir şapka getirmeye çalışmışlar. Çocuklardan birisi bir kaptan şapkası getirmiş. Kardan adamın kafası öyle büyükmüş ki kaptan şapkası hiç yakışmamış. - Bu şapka kardan adama hiç yakışmadı. Bence başka bir şapka bulalım demiş. Çocuklar birlikte başka bir şapka bulmuşlar. Bu şapka bir kovboy şapkasıymış. Bu şapkayı da kardan adama takan çocuklar bunu da beğenmemişler. Çocuklar tekrar şapka arayışına girmişler. Çocuklardan birisi aklına gelen bir şeyi diğer arkadaşına söylemiş. - Ne dersin kardan adamımıza şapkasını kendimiz yapalım mı? demiş. - Evet bu harika bir fikir! Peki hangi malzemelere ihtiyacımız olacak bir düşünelim demiş. İyice düşünen çocuklar hiçbir çözüm yolu bulamamışlar. Bu yüzden gidip annelerine sormaya karar vermişler. - Çocuklar kardan adamın soğuktan üşümemesi için ona yünden bir şapka yapmalısınız. demişler. Çocuklar bu fikre bayılmış. İyi ama yün bir şapka nasıl yapılırmış hiçbir fikirleri yokmuş. - Bir yumak ip ve bir çift şiş işinizi görür çocuklar. Öğrenmenize biz yardım ederiz demişler. İlk başlarda çok zorlanan çocuklar zamanla annelerinden aldıkları yardımlar sayesinde örmeyi öğrenmişler. Mavi ve kırmızı renklerinde üstünde küçük bir ponponu olan güzel bir şapka yapmışlar. Sevinçle kardan adamın kafasına takmışlar. - İşte kardan adamımıza en uygun şapka bu oldu demiş. Sevimli kardan adam söyleyemese de o da şapkasını çok beğenmiş. Artık kar da yağsa, rüzgar da esse kafasını üşütmeyecekmiş. Yaz gelene kadar bahçede bekçilik yapmaya devam etmiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kardelen-cicegi-hikayesi/", "text": "Şarkı ve şiirlere konu olan kardelen çiçeği romantikliğin ve umudun en güzel sembolüdür. Kardelen çiçeğinin pek çok sembolik adının olmasının yanı sıra bir de hikayesi vardır. Kardelen çiçeği karların arasında görünmekte olan en nadide çiçek türleri arasında yer almaktadır. Karlar arasında büyüleyici görünüme sahip olan kardelen çiçeği çok derin anlamlar taşımaktadır. Bu çiçeğin bilimsel adı Galantus nivalis olarak bilinmektedir. Süt ve kar gibi anlamını ifade eden eşsiz görünüme sahip kardelen çiçeği karların bittiğini ve yeni bir baharın başlangıcı olduğunu ifade etmektedir. Bu sebeple ise yeni umutların işareti olarak da bilinmektedir. Kardelen çiçeği farklı sembolik tanımlarla anlatılmaktadır. Bu tanımlardan ilki ise yeniden doğuştur. Zira bu çiçek kırılgan ve küçük bir yapıya sahip olsa da hayattaki tüm engellerin üstesinden gelebilmenin sembolüdür aslında. Bu sebeple ise yeniden doğuşu işaret eder. Umut ile bağdaştırılır bu nadide çiçek. Kişiye yeni umutların her zaman var olduğunu hatırlatır. Masumiyetin ve saflığın da bir göstergesidir aslında. İnsanın kendi gibi olması gerektiğini öğretir. Bu anlam ise beyaz renginden ötürü gelmektedir. Empati ve şefkati hatırlatır insanlara. Kardelen çiçeği tüm bunların yanı sıra temelde nergis zambağı ailesinden bir parça olarak bilinmektedir. Çok yıllık bitkiler arasında yer almaktadır. Yaklaşık boyları ise 10 cm'dir fakat zehirli bir yapıya sahiptir. Kardelen Çiçeği pek çok şiir ve şarkılarda geçmenin yanı sıra efsanevi pek çok hikaye de konu olmuştur. Bu efsanevi söylemlerden her biri ise birbirinden ilginçtir. Özellikle cennet bahçesi ile ilgili olan efsanesi insanların ilgisini çekmektedir. Kardelen çiçeği Tanrı'nın onu cennet bahçesinden kovması üzerine göz yaz yaşları dökmesi sebebi ile Havva ile bağdaştırılmaktadır. Havva umutsuzluğa kapılmış ve mutsuzdur. Onun bu umutsuzluğundan etkilenmiş bir melek ise kar tanelerini alarak Havva'nın neşelenmesi ve umutsuzluğunun yok olması adına Dünya'ya fırlatır. Bunun üzerine dünyaya atılan kar taneleri parçalanır ve umudun sembolü olarak görülür. Bu da yeni başlangıçları ifade eder. Kardelen çiçeğinin yeni başlangıçları ve umudu ifade etmesinin en büyük sebebi de bu hikayeden çıkagelir. Fakat kardelen çiçeği hakkında tek hikaye bu değildir. Kardelen çiçeğinin her baharda menekşe ile buluşuyor olması etrafındaki tüm çiçeklerin onu kıskanmasına sebep olurmuş. Zira kışın soğuğunda hiç bir çiçek açmaya cesaret edemezmiş. Oysa o aşkı için onunla birlikte olabilmek ve sevgisini gösterebilmek için yeşermiş. Ne yazık ki onun sevgisine karşılık verebilecek başka bir çiçeğin açmasını beklemiş ve yolunu gözlemiş olsa da hiç gelen olmamış. Bunun üzerine ise kardelen çiçeğinin soğuktan değil tam tersine yaşamış olduğu hayal kırıklığı sebebi ile üzüntüden karlar üzerinde boynunu bükmüş ve gözlerini kapamıştır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kardesiyle-oyunlar-oynayan-salih-masali/", "text": "Minik Salih yeni doğmuş kardeşiyle oyun oynamak istemiş. Fakat bebek olan kardeşi henüz nasıl oyun oynayacağını bilememiş. Annesi ona durumu anlatmış. İlerleyen zamanlarda daha rahat bir şekilde oyun oynayabileceklerini söylemiş. Salih kendi kendine oyunlar oynayarak vakit geçiriyormuş. Fakat ne görsün oyuncaklarından bir tanesi kırılmış. Bu oyuncağı kimin kırdığını merak eden Salih bu duruma çok sinirlenmiş. Kısa süre içerisinde kardeşinin oyuncağı kırdığını öğrenmiş. Salih kardeşine içten içe çok kızmış ama hiçbir şey yapamamış. Günler geçmiş ve Salih'in kardeşi büyümüş. Artık birlikte oyunlar oynayabiliyorlarmış. Ama Salih oyuncaklarını kardeşiyle paylaşmıyormuş. Bu durumu gören annesi Salih'e nasihat etmiş. Salih annesinin anlattığı hiçbir şeyi dinlememiş. Çünkü kardeşinden bütün oyuncaklarını saklıyormuş. Oyuncakları çok önemliymiş. Salih yine bir gün oyuncaklarıyla oynarken kardeşi odaya girmiş. Yeni konuşmayı öğrenen minik abisiyle birlikte keyifli vakit geçirmek istemiş. Fakat Salih onu iteklemiş. Kafasını kapıya vuran minik çocuk feryat figan ağlamaya başlamış. Salih bu duruma üzülmüş. Aslında sadece onu uzaklaştırmak istiyormuş. Yaptığı bu davranışın yanlış olduğunu anlamış. Öncelikli olarak kardeşinden özür dilemiş ve sonrasında annesine giderek durumu anlatmış. Salih bundan sonra kardeşine daha iyi davranmaya karar vermiş. Çünkü o daha çok küçükmüş. Aslında daha önce annesi bunların hepsini anlatmış. Yaşadıkları kötü olay sonrasında Salih artık asla kardeşine kötü davranmamış. Çünkü kardeşi ağladığı için çok üzülmüş. Bir daha onu asla ağlatmayacak ve bütün oyuncaklarını paylaşacaktı. Artık Salih ve kardeşi bütün oyuncakları beraber oynayabiliyorlardı. Salih'in kardeşine olan tavrına gören annesi onu ödüllendirmek istedi. Ödül olarak her ikisine de en sevdikleri oyuncakları aldı. Bu sayede Salih yaptığının ne kadar doğru olduğunu anladı. Eğer annesi ve babasının sözünü dinlersen en sevdiği oyuncaklara kavuşabilecekti. Ayrıca Salih küçük bir çocuğa nasıl davranması gerektiğini de öğrendi. Çünkü küçük çocuklar söylenen sözleri büyükler gibi anlayamazdı. Bu yüzden onlara karşı daha ılımlı yaklaşmak gerekirdi. Kardeşiyle çok iyi anlaşan Salih bütün gün en sevdiği oyuncakları kardeşiyle paylaşarak ona abilik yapmayı öğrenmişti. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/karga-ve-kurbaga-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zamanın birinde, yalnız yaşayan bir karga ve kurbağa varmış. Karga yolda yürürken şarkı söylüyormuş, karşı yoldan da kurbağa zıplaya, zıplaya şarkı söyleyerek geliyormuş. İkisi de bir anda birbirleriyle çarpışmışlar. Sonra başlamışlar kavgaya neden önüne bakmıyorsun diye. Sonra ikisi de ayrı ayrı yollarına devam etmiş. Haftalar sonra karga yine yolda şarkı söyleyerek giderken bir varaklama sesi duymuş. Sesin olduğu yere yönelmiş hemen ve bir bakmış ki önceden şarkı söyleyerek giderken çarpıştığı kurbağaymış. Kurbağa bir çukura düşmüş ve çukur da bayağı derinmiş, zıplayarak çıkması mümkün değilmiş. Kurbağa yardım eden yok mu? diye bağırıyormuş. Kurbağa kafasını kaldırınca o gün çarpıştığı kargayı görmüş. Karga da dalga geçmiş demek buraya düştün, benle kavga edersen sonun böyle olur. Şimdi düştün mü elime demiş. Kurbağa ise kargaya kızgın olduğu için ondan yardım istememiş sen git buradan, kendim halledebilirim, sana ihtiyacım yok demiş. Karga saklanmış bir yere, kurbağanın ne yapacağını merak etmiş. Kurbağa zıplamış, zıplamış ama çıkamıyormuş bir türlü sonra ağlamaya başlamış karanlık oluyor, ben ne yapacağım şimdi eve gitmem gerekiyor demiş. Sonra karga yeniden çıkmış ortaya. Kurbağa sen daha gitmedin mi? Ben sana git demiştim, kendim halledeceğim demiştim demiş. Sonra karga kavgamız unutalım ben seni buradan kurtarayım, sonra herkes yoluna devam etsin diyerek ikna etmiş, kurbağa da en sonunda bu çözümü kabul etmiş. Karga derin çukura inmeye başlamış ve kurbağanın yanına ulaşmış, kurbağayı gagasıyla tutmuş, tam kanatlarını açıp havalanacakmış ama çaaattt! Diye geri geri düşmüşler. Meğerse çukur gittikçe daha dar bir yer olmaya başlamış. Bu yüzden karga kanatlarını açmakta zorlanıyormuş ve ikisi de orada mahsur kalmışlar. Bu sefer yine kavgaya tutuşmuşlar. Senin yüzünden burada kaldık diye... Daha sonra birileri gelene kadar orada kalmaya devam etmişler. Kavga ede ede sonunda yavaş yavaş arkadaş olmaya başlamışlar. Sonra birbirlerine doğumdan büyümelerine kadar tüm hayatlarını anlatmışlar. Kurbağanın anne ve babası bir karga tarafından yenilmiş. O zamandan beri kurbağada kargalardan nefret ederim, o karganın yüzünü görebilseydim zehrimle o kargayı zehirleyecektim demiş. Kargada şöyle bir düşünmüş ve kendi kendine sanırım yediğim kurbağalar, bu kurbağanın anne ve babasıydı demiş. Ve çok üzülmüş. Karga ağlarken kurbağa neden ağlıyorsun? Ne oldu şimdi? demiş. Karga da sanırım o annen ve babanı ben yedim, seni annesiz ve babasız bıraktığım için çok özür dilerim diyerek başlamış hüngür hüngür ağlamaya, kargayla beraber kurbağada ağlamış. demek o hain sendin! Annemle babamı yiyen kargayı zehirleyecektim söz verdim demiş. Karga da kurbağanın haklı olduğunu düşünerek, evet sen haklısın ve şimdi beni zehirleyip öldürebilirsin demiş. Kurbağa tam kargayı zehirleyecekken, ama sen beni buradan kurtarmak için geldin benim yüzümden benimle burada mahsur kaldın, sana bunu yapamam ve biz iyi bir dost olduk demiş. Ve o sırada oradan bir çocuk geçiyormuş. Karga ve kurbağayı oradan bir şekilde çıkarmış. Karga ve kurbağa da ömür boyu birlikte mutlu mesut dostça yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/karlar-kralicesi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde birbirini çok seven Kay ve Gerda adında iki arkadaş varmış. Komşu evlerde oturan iki arkadaş sürekli birlikte vakit geçiriyormuş. Günün birinde iki arkadaş evlerinin önüne birbirlerine olan sevgilerini gösteren bir gül dikmeye karar vermiş. Böylece güller iki arkadaşla beraber büyüyecekmiş. Derken sonbahar bitmiş ve kış mevsimi gelmiş. Yoğun kar yağışı ve soğuk hava Kay ve Geda'yı evde kalmaya mahkum etmiş. Kış geceleri soğuk ve uzun geçerken Kay ve Gerda kendilerine yeni bir eğlence buluvermiş. Gerda'nın büyükannesinin anlattığı heyecanlı peri masalları, ikilinin kış boyınca en büyük eğlencesi olmuş. Bir gün yine Kay ve Gerda büyükannenin yanında buluşur. Büyükanne soğuk ve kar nereden geliyor? Diye sorar. Büyükanne Gerda'nın sorusuna şu şekilde cevap verir; Soğuk ve kar çok uzaklardan gelir kızım. Buzlarla ve karlarla kaplı bir ülkede, karlar kraliçesinin kendi sihriyle yaptığı bir şatosu varmış. Karlar kraliçesi buzdan şatosunda bir başına yaşarmış. Karlar kraliçesi çok ama çok güzelmiş. Buz gibi parlak, ışıl ışıl bir güzelliğe sahipmiş. Fakat kraliçe güzel olduğu kadar da kötü kalpli birisiymiş. Soğuk, görkemli ve buzdan yapılmış şatosunda birçok mucize de saklıymış. Şatodaki buz aynada bu mucizelerden biriymiş. Kötü kalpli karlar kraliçesi, buz aynasına bakarak tüm dünyada olan biteni kötü gözleriyle izlermiş. Büyükanne masalı anlatmaya devam ederken Gerda birden onları izleyen kötü kalpli karlar kraliçesini pencerede görmüş. Heyecanla Büyükanne, Kay bakın karlar kraliçesi bize bakıyor. demiş. Büyükanne, Yok canım kedidir o. demiş. Bunun üzerine Gerda, Büyükanne kötü kalpli karlar kraliçesi buralara gelebilir mi? diye sormuş. Kay, Hele bir gelsin. Onu tutup şömineye atarım. Eriyip biter. Sonra sulu kraliçeye dönüşür. demiş. Bunu duyan karlar kraliçesi; Demek beni şömineye atarak sular kraliçesine dönüştüreceksin öyle mi? Buz kıvılcımları size emrediyorum. Uçun ve benimle alay eden bu küçük çocuğu bulun. Kalbi ve gözleri benim olsun. Böylece etrafındaki şeyleri kötü görsün. Kalbindeki sevgi buz olsun. Karlar kraliçesinin emirlerinin ardından evin önünde bir anda kar fırtınası başlamış. Gerda'nın penceresine hızla ilerleyen buz kıvılcımları, kraliçenin emirlerini yerine getirmeye başlamış. Kay olan biteni anlamak için pencereye yönelmiş ve camı açmış. Kay durr... demiş Gerda ama geç kalmış. Gerda, Ahh gözüm, çok acıyor, gözüme bir şey battı. Neler oluyor ah kalbim! Diye yaşadığı şoku anlamaya çalışmış. Ama olan olmuş. Buz kıvılcımları Kay'ın kalbine ve gözüne çarpmış. Karlar kraliçesinin sihri gerçekleşmiş ve Kay, başka birine dönüşmüş. Ona neler olduğunu soran arkadaşı Gerda'yı da terslemiş. Gerda Kay'ın kendisine neden kötü davrandığını hiç anlayamamış. Sabah olduğunda Kay'ın akşamki kaba davranışları devam ediyormuş. Kızağının ipini çekip bahçeden çıkıyormuş. Onu gören Gerda, nereye gittiğini sormuş fakat Kay onu yine tersleyerek oradan uzaklaşmış. Kızağın arkasından koşan Gerda, arkadaşına yetişememiş. Tam bu sırada karlar kraliçesi kızağıyla ortaya çıkmış. Kraliçenin kızağının peşine takılan Kay, kraliçe ile birlikte buzdan şatoya gitmiş. Bunu gören Gerda, öylece bakakalmış. Aradan günler, haftalar, aylar geçmiş ama Kay geri dönmemiş. Evinin penceresinde aylarca Kay'ı bekleyen Gay, artık daha fazla bekleyememiş. Büyükannesinin hediye ettiği aynayı da yanına alıp, düşmüş yollara. Canı pahasına arkadaşını kurtarmak isteyen Gerda, yol boyunca karşılaştığı tüm canlılara Kay'ı sormuş. Gerda az gitmiş uz gitmiş bir nehrin kıyısına varmış. Burada Kay'ı sorabileceği kimse yokmuş. Gerda akan nehre sorusunu sormuş. Fakat nehir cevap vermemiş. Bir süre sonra yanına bir martı konmuş. Martı, Nehir sorunun cevabını mutlaka biliyordur fakat önce ona hediye vermelisin. demiş. Gerda boynundaki kolyesini çıkarmış ve nehre bırakmış. Kolyeyi alan nehirde tam anlamıyla bir mucize gerçekleşmiş. Gerda'nın bulunduğu yere küçük bir sandal yanaşmış. Nehrin kendisine cevap vereceğini düşünen Gerda sandala binmiş. Ve sandal kendi kendine hareket etmeye başlamış. Gerda, sandalla yaptığı yolculuğun sonunda sihirli bir bahçenin kıyısına ulaşmış. Rengarenk çiçekler bulunan bu bahçe adeta Gerda'yı büyülemiş. Fakat bir sorun varmış. Bu birbirinden güzel çiçeklerin hiçbiri kokmuyormuş. Çiçeklerle büyülenen Gerda, yanına bir kadının geldiğini görmüş. Bu kadın bu güzel bahçenin sahibiymiş. Güzel kız hoş geldin diyerek karşılamış Gerda'yı. Bir anda bahçedeki çiçeklerden mis gibi kokular yayılmaya başlamış. Özür dilerim, bahçenize izinsiz girdim, demiş Gerda. Gerda aylardır kayıp olan Kay'ı aradığını söylemiş. Fakar çiçekçi kadın burada yıllardır Gerda'dan başka birini görmediğini söylemiş. Gerda, Öyle mi? izninizle ben yoluma devam edeyim, biran önce arkadaşım Kay'ı bulmalıyım. Ama çiçekçi kadın Gerda'nın gitmesini hiç istemiyormuş. Hemen bir yalan söyleyivermiş. Kay mı dedin? Buralarda gördüm onu sanki. Ne olmuştu Kay'a? Diye sormuş. Gerda olan biteni anlatmış kadına. Karlar kraliçesini duyan Çiçekçi kadın birden telaşlanmış; Kötü kalpli karlar kraliçesi mi? O soğuk şey buradan uzak dursun. Onun yüzünden benim çiçeklerim yıllardır kokmuyor. Çiçekçi kadın sonra Gerda'ya saçlarını taramak istediğini söylemiş. Gerda bu isteğe bir anlam verememiş, kadın ısrar edince kabul etmek zorunda kalmış. Elindeki tarakla Gerda'nın saçlarını taramaya başlayan kadın aslında Gerda'ya sihir yapıyormuş. Sihirli tarağı Gerda'ya tüm bildiklerini unutturmuş. Kötü biri olmayan ve sadece eğlenmek isteyen çiçekçi kadın, Gerda'da sadece neşe bırakmış. Geri kalan her şeyi unutturmuş. Uykudan uyanan Gerda gerçekten de hiçbir şey hatırlamıyormuş. Derken kadının şapkasında bulunan güller Gerda'nın bir şeyler hatırlamasını sağlamış. Çünkü hiçbir sihir gerçek sevgi ile baş edemezmiş. Tüm anılarını hatırlayan Gerda, hemen sandala dönmüş, sandalın tepesinde uçan kargayı takip etmeye başlayan Gerda, buzlarla kaplı bir denize ulaşmış. Burada bekleyen korsan gemisini gören Gerda, gemiye tırmanmış. Bu sırada korsanlar geminin güvertesinde belirmiş. Korsan bir kız çocuğu yavaşça Gerda'ya yaklaşmış. Sende bizim gittiğimiz yere gideceksin, hahaha, yani hiçbir yere. Demiş. Gerda, arkadaşını aradığını ve başlarından geçenleri korsan kıza anlatmış. Gerda'yı seven korsan kız onun kendi yanlarında kalmasını çok istemiş. Ayrıca Karlar kraliçesinin adını duyar duymaz arkadaşı Kay'ı aramaktan vazgeçmesini söylemiş. Fakat Gerda kararlıymış. Ne pahasına olursa olsun arkadaşını bulacakmış. Korsan kız, Gerda'nın cesareti karşısında çok etkilenmiş ve ona yardım etmeye karar vermiş. Bunca geçen zamanda karlar kraliçesi de şatosunda Kay'a geçmişini unutturmaya çalışıyormuş. Hemen hemen her şeyi unutan Kay sadece Gerda'yı hiç unutamamış. Çok yakında bütün kalbini buza dönüştürüleceğini söyleyen karlar kraliçesi, Kay'ın arkadaşı Gerda'yı unutması için elinden geleni yapıyormuş. Geceyi korsan kızla birlikte gemide geçiren Gerda, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte uyanmış. Korsan kız çoktan uyanmış ve bir ren geyiği bulmuş. Çünkü karlar ülkesine ren geyiğiyle daha hızlı gidilirmiş. Ayrıca bu geyik Gerda'ya da yol gösterecekmiş. Gerda'yı ren geyiğiyle karlar ülkesine gönderen korsan kız; Bana söz ver Gerda, o cadıyı yeneceksin. Böylece gemimizde kurtulacak. Demiş. Gerda, Söz veriyorum, bana yaptığın iyiliğin karşılıksız kalmayacağına emin ol. Diye cevap vermiş. Ren geyiğine binen Gerda, yola çıkmış. Gerda, uzun süren bir yolculuğun ardından kuzey kutbuna ulaşmış. Onları yaşlı bir bilge karşılamış. Gerda, yaşlı bilge adamdan kötü kalpli kraliçenin kim olduğunu öğrenmiş. Karlar kraliçesi aslında sevgi dolu bir insanmış. Gülümseyen gözleriyle güneş gibi parlarmış. Dokunduğu her yer rengarenk çiçeklerle dolup taşarmış. Adı da Lila'ymış. Herkes iyi kalpli Lila'yı küçük bir cadı olarak görürmüş. Kimse onunla oynamazmış. Yalnız kalan Lila, tüm mutluluğunu kaybetmiş. Her şeyden ve herkesten nefret etmeye başlamış. Bir gün Lila bir dilek dilemiş. Kendisine kötü davranan herkesin buza dönüşmesini istemiş. Buzdan bir şato yapmış kendisine. Herkesten uzak, yalnız, mutsuz ve sevgisiz bir şekilde yaşamaya başlamış. Eğer Gerda ona bu gerçekleri gösterebilirse, onu yenmiş olacakmış. Karlar kraliçesinin buzdan şatosuna gelen Gerda, içeri girmiş. İçeride Kay'ı görmüş. Bir köşede buz heykel yapan Kay'a seslenmiş. Buradasın Kay, buldum seni. Benim arkadaşın Gerda, hatırlamıyor musun? Gerda'ya bakan Kay, onu gerçekten hatırlamıyormuş. Şatodaki her şey gibi Kay'ın kalbi de buza dönüşmüş. Gerda'yı artık hatırlayamazmış. Gerda kendisini hatırlamayan Kay'a koşup sarılmış fakat Kay onu hala tanımamış. Bırak hemen onu, Kay artık bana ait. Şimdi senide buza dönüştüreceğim. Hayır, bunu başaramayacaksın. Seni seviyorum Kay... diye arkadaşına seslenmiş. Kay yavaş yavaş Gerda'yı hatırlamaya başlamış. Bu duruna çok öfkelenen kötü kalpli karlar kraliçesi elindeki asayı sallamış ve büyü yapmış. Tam bu sırada Gerda aynasını çıkartarak asadan çıkan büyüye doğru tutmuş. Aynadan yansıyan büyü yok olmuş. Gerda'nın elindeki aynaya bakan karlar kraliçesi, aynadaki yüzün kendisine ait olmadığını görmüş. Çünkü aynada yüzü görülen kişi küçük Lila'ymış. Bunun üzerine olanlar olmuş. Karlar kraliçesi yeniden küçük, masum ve neşeli haline dönmüş. Bu durum karşısında Gerda ve Kay'a gülümsemiş. Gerda'ya teşekkür eden Liya, artık kim olduğunu biliyormuş. Gerda ve Kay birbirlerine bakıp gülüşmüşler. Ve tıpkı evlerinin önüne diktikleri güller gibi hiç ayrılmadan beraber büyüyebileceklermiş. Bensiz uyuyamayan Tubişim(22) benden uzakta olduğu için telefonla masal okuyorum ve her defasında uyuyor. Çoğu zaman bir kaç masal okuyup uyutuyorum bir tane ile geçiştirmiyorum çünkü yalnız yaşadığı için biricik sevgilim gündüz olana kadar uyanmasını istemiyorum. Derin uykulara dalarken sen ben seni çok seviyorum. İyi ki varsın ve iyi ki benimsin. sevgili prensesim doğa ona okuya okuya masal kalmadı bu masal çok iyiydi suan mışıl mışıl uyuyo onu uyurken dinlemeyi çok seviyorum güzel kızım benim 9 aylık bir ilişkimiz var onu çok seviyorum birbirimizden uzağız ama inşallah yakında buluşacağız ona dolu dolu sarılmak onun o güzel kokusunu ciğerlerime çekmek istiyorum masalları çok sever artık bu masalları ona okumak yerine yaşatmak istiyorum herkes inşallah bir gün sevdiğine kavuşsun ve bir gece daha böyle biter onun aldığı nefes beni mutlı etmeye yeter tatlı kızım rüyanda beni gör iyi uykular. Sevgilim güneş doğduktan sonra uyuyamadığı için ve sürekli benim için uyanık durduğu içinde her gece masal okuyarak uyutmak zorundayım 😂 buna tamamiyle değiyor birini seviyosanız verebiliceğiniz en güzel hediyelerden biri bu masalları kendi sesinizle dinletmek arkadaşlar. 2 prenses annesi olan ben bu masallar sayesinde onlara mutlu ve huzurlu bir uyku deneyimi yaşatma imkanı yakalayabılıyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/karlar-kralicesi/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Eski zamanlarda uzak diyarlarda çok büyük bir kentte iki küçük çocuk yaşarmış. Bu iki çocuk çok iyi arkadaşlarmış ve birbirlerini kardeş gibi severlermiş. Erkek olanın adı Kay, kız olanın adı ise Gerda imiş. Bu çocuklar sürekli beraber oynar, birbirlerinden hiç ayrılmazlarmış. Gerda'nın büyükannesi bir sürü masal bilir, çocuklar istedikçe de onlara sırasıyla anlatırmış. Günlerden bir gün Kay ve Gerda oyun oynarken büyükanne yanına çocukları çağırarak: Çocuklar bugün size hiç anlatmadığım yeni bir masal anlatacağım, isterseniz gelin hemen anlatayım, demiş. Çocuklar büyükannenin masal teklifi üzerine koşarak yanına gitmişler ve can kulağıyla masalı dinlemeye başlamışlar. Büyükanne çocuklara çok ünlü olan Karlar Kraliçesi'nin masalını anlatmış. Çocuklar büyükannenin anlattığı Karlar Kraliçesi'nin masalını dinleyerek, uyumuşlar. Çocuklar sabah olup uyandıklarında ertesi gün her yer karlarla bembeyaz kaplı bir hal almış. Çocuklar sokaklarda kar oynamaya, kızaklarla kaymaya başlamışlar. O sırada önlerinden kocaman bir kızağın geçtiğini görmüşler. Kızağı pek çok beyaz geyik çekiyormuş. Çocuklar kendi kızakları ile beraber hemen bu büyük kızağın peşine takılmışlar. Bir süre kaydıktan sonra çocuklar kendi kızaklarını bırakarak geri dönmüşler. Sadece Kay, kendi kızağı bırakmamış. Bu sırada yaşadıkları yerden de oldukça uzağa gitmişler. Fakat kızakla kaydıkları için farkında değilmiş. En sonunda takip ettikleri kızak kendiliğinden bir anda durmuş. Kızaktan bembeyaz pelerin içerisinde olan Karlar Kraliçesi inmiş. Kay, bir anda büyükannenin anlattığı Karlar Kraliçesi masalını hatırlamış. Karlar Kraliçesi Kay'a gelerek: Çok üşümüşsün belli ki sen. Hadi gel yanıma otur, demiş. Kay, Karlar Kraliçesi'nin teklifi üzerine yanına oturup onun verdiği sıcacık pelerine sarılmış. Kay'ın bir anda üşümesi geçmiş. Karlar Kraliçesi yanında uykuya dalan Kay'ı aldığı gibi kendi şatosuna götürmüş. Karlar Kraliçesi yakaladığı tüm çocukları şatosuna götürüp, onları bir buz içerisine hapsederek, şatosunda saklarmış. Kay'ı da şatoda buzdan bir heykelcik haline getirmiş. Kay'dan uzun süre haber alamayan Gerda, artık kendi başına yakın arkadaşını aramaya başlamış. Karlarla kaplı olan ormana doğru ilerlemiş. Ormanda Kay'ı ararken küçük bir kulübe bulmuş. Kulübede kapıyı çok yaşlı bir kadın açmış. Bu kadın çevrede yaptığı iyiliklerle bilinen ünlü bir büyücüymüş. Buraya ne için geldiğini biliyorum tatlım. Yakın arkadaşın Kay'ı arıyorsun. Bakalım bahçemdeki yardımcım olan karga senin arkadaşının yerini biliyor mu? diyerek Gerda'yı arka bahçeye doğru götürmüş. Bahçede gerçekten de bir karga bekliyormuş. Kargaya Kay'ın kayıp olduğunu ve nerede olduğunu bilip bilmediğini sormuşlar. Kay'ın yerini sadece ormanda yaşayan küçük bir kız bilebilir, demiş. Bunun üzerine Gerda, yoluna devam etmiş. Ormana doğru ilerlerken Gerda, çok güzel ve küçük bir kulübe görmüş. Kulübenin içeriden karganın bahsettiği küçük kız duruyormuş. Hoş geldin, Gerda. Ben de seni bekliyordum, sanırım birini kaybettin ve onu bulmaya çalışıyorsun demiş. Gerda'yı sıcak ateşin başına oturtarak ona yiyecek bir şeyler ikram etmiş. Sabah olduğunda, küçük kız Gerda'yı kulübenin yanında bulunan samanlığa götürmüş. Samanlıkta pek çok güvercin ve geyik varmış. Küçük kız güvercinler ile konuşmaya başlamış. Gerda'ya dönerek; Güvercinler, Kay'ı Karlar Kraliçesi'nin kaçırdığını söylüyor. Onu ancak Karlar Kraliçesi'nin şatosunda bulabiliriz. Oraya bizi geyikler götürecek, demiş. Geyikleri kızağa bağlayarak yola koyulmuşlar. Gerda küçük kıza, teşekkür ederek, kulübeden ayrılmış. Gerda geyiklerin çektiği kızakla günlerce yol almış. Dünyanın en kuzeyine, her tarafın bembeyaz kar olduğu diyarlara varmış. Burada sürekli kar yağıyormuş. Geyikler karlar üzerinde ilerledikten sonra bembeyaz bir şatonun önünde durmuşlar. Gerda, geyiklerin durmasıyla birlikte Karlar Kraliçesi'nin şatosuna geldiklerini anlamış. Gerda şatoya girerek yürümeye başlamış. Bir yandan da Kay'a sesini duyurmak için sesleniyormuş. Şatoda sadece Gerda'nın sesi yankı yapıyormuş. Gerda, bir odanın ortasında Kay'ı donmuş bir heykel şekilde bulmuş. Gerda, Kay'ın görünce ağlamaya başlamış. Gerda'nın ağlamasıyla beraber akan yaşlar, Kay'ın heykelini eritmeye başlamış. Daha sonra Kay kendine gelip Gerda ile konuşmaya başlamış. Kay, Karlar Kraliçesi'nin şatodan gittiğini fakat hemen çıkmazlarsa geri gelebileceğini söylemiş. Koşarak şatodan çıkarak, kızağa binmişler. Kay ve Gerda kendi evlerine geri dönmüşler. Evlerine doğru gittikçe de bembeyaz olan karlar erimeye, hava ısınmaya başlamış. İki yakın arkadaş o kadar korkmuşlar ki evlerine varabilmek için koşarak uzaklaşmışlar. Artık birbirlerine söz vermişler ve evlerinden fazla uzaklaşmama kararı almışlar. Birbirlerinden de ayrılmama kararı alan bu iki yakın arkadaş, büyükannelerinin anlattığı masallarla serüvene atlama kararı almışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kati-yurekli-zengin-hikayesi/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde için uzak diyarlarda güzel bir memleket varmış. Bu memlekette güzel insanlar yaşarmış ve bu güzel insanlar birbirleriyle mutlu mesut bir şekilde yaşarmış. İnsanlar birbirlerine, doğaya ve hayvanlara değer verirlermiş. Kendileri zenginlerse tüm kazançlarını fakirlere vererek onların rahat yaşamasını sağlarlarmış. Mutlu ve iyi insanların yaşadığı bu güzel memlekette çok zengin ancak huysuz mu huysuz bir adamda yaşarmış. Bu adam evine gelen herkese kötü davranır ve onları evinden kovarmış. Ayrıca fakir olan ve kendinden yardım isteyen insanlara yardım etmezmiş. Çünkü bu adam insanlardan hoşlanmazmış. O katı yürekli adam insanlara kötü davrandığı için insanlarda ondan korkarmış ve ona katı yürekli zengin derlermiş. Güzel memlekette yaşayan hiç kimse bu adamı mutlu ve iyiyken görmemiş. Adam hep mutsuzmuş ancak insanlar ondan korktuğu için neden mutsuz olduğunu bilmezlermiş. Günün birinde katı yürekli ve huysuz olan zengin adamın kapısına giysileri yırtık fakir bir adam gelmiş. Kapıyı adamın hizmetçisi açmış. Dilenci olan fakir adam hizmetçiden ekmek istemiş. Harap haldeki adamı gören hizmetçi adama kapıdan gitmesini ev sahibinin katı bir yüreğe sahip olduğunu ve ona hiç bir şey vermeyeceğini söylemiş. Hizmetçi kapıya gelen dilenciyi göndermeye çalışırken katı yürekli olan ev sahibi sesleri duyarak kapıya gelmiş. Çünkü kapısını çalarak onu rahatsız eden kişinin kim olduğunu merak etmiş. Bunun üzerine dilenci çok aç olduğunu söyleyerek adamdan kendisine yiyecek ekmek vermesini istemiş. Dilencinin sözlerini duyan katı yürekli adam ona kızarak ondan hiç bir dilekçiye ekmek çıkmayacağını ve başkalarından ekmek istemesini söylemiş. Ona ekmeği başka yerde aramasını söyleyerek dilenciyi evinin kapısından kovmuş. Adamın bu tavrı dilenciyi çok üzmüş. Diğer yandan dilenci karşılaştığı adamın neden bu kadar katı yürekli olduğunu merak etmiş. Aynı zamanda onun durumuna üzülerek şu an içinde bulunduğu zenginliği bu katı kalbe ve insanlardan kaçmaya rağmen bereketli olmayacağını düşünmüş. Ardından da dilenci orayı terk etmiş. Dilencinin katı yürekli adamın evinden gitmesinin üzerinden yıllar yıllar geçmiş. Geçen bu zaman içinde katı yürekli zengin adam tüm servetini kaybetmiş. Hiçbir şeyi kalmayınca da sokaklara düşmüş. Kapı kapı gezerek bir lokma ekmek için dilenmeye başlamış. Zamanında hor gördüğü dilencilerin durumuna kendisi düşmüş. Yine ekmek dilenmek için sokaklarda olduğu bir gün karşısına çok güzel bir ev çıkmış. Bu evin dışından evin sahiplerinin ne kadar zengin olduğu anlaşılıyormuş. Bir parça ekmek bulmak ümidiyle adam gördüğü bu güzel evin kapısını çalmış. Kapıyı adamın zamanında onunla çalışan hizmetçisi açmış. Hizmetçi eski patronunun halini görünce çok şaşırmış ve bunu yüksek sesle dile getirmiş. Onun nasıl bu hale geldiğini merak ettiğini sormuş. O sırada görkemli evin sahibi duyduğu ses üzerine kapıya gelmiş ve hizmetçisine ne olduğunu sormuş. O sırada da kapısına gelen dilenciyi tanımış. Çünkü şimdiki görkemli evin sahibi yıllar önce katı yürekli zenginin kapısına gelen dilenciymiş. Eskiden zengin olan adamın haline şaşıran eskinin dilencisi şimdinin zengini olan adam katı yürekli adam hakkında düşündüklerinin gerçekleştiğini anlamış. Ayrıca geçmişte onu hor gören adamın kaybettiklerini kendisinin kazandığını düşünmüş. Geçmişte adamın onu hor görmüş olmasına rağmen hizmetçisine kapıya gelen adamı içeri almasını ve karnını doyurarak ona iyi davranmasını söylemiş. Hizmetçi patronunun emrine uyarak katı yürekli adamı içeri almış ve önüne lezzetli yemekler getirmiş. Adam eskiden dilenci olan adamın evinde krallar gibi karşılanmış ve karnını tıka basa doyurmuş. Eskiden hor gördüğü adamın ona yardım etmesi adamı çok etkilemiş ve yaptıklarından dolayı çok pişman olmuş. Hatasını anlayarak adamın karşısına geçmiş ve ondan özür dileyerek ona olan hakkını helal etmesini söylemiş. Ayrıca kendisinin ona olan hakkını ödemeyeceğini de belirtmiş. Zengin adam onu affetmiş ve iki adam görkemli evde birlikte yaşamaya başlamışlar. Eskinin katı yürekli zengini eski dilenciyle yaşayarak gülmeyi ve mutlu olmayı öğrenmiş. Ayrıca insanlara yardım etmenin ve onları hor görmemenin iyi bir meziyet olduğunu öğrenmiş. Bu hikayede burada bitmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kavga-eden-cocugun-hikayesi/", "text": "Çok eski zamanlarda, hırçın ve yaşıtlarına göre daha iri bir çocuk yaşarmış. Bu çocuk arkadaşları ile sürekli olarak kavga eder ve onlara zarar vermiş. O kadar çok yaramaz biriymiş ki, arkadaşlarının aileleri sürekli olarak çocuğu şikayet edermiş. Derslerine çalışmaz, sürekli olarak yaramazlık yapar ve insanlarla dalga geçmeye çalışırmış. Çocuğun adı Serdarmış. Serdar ismindeki bu çok ailesiyle de iyi geçinmez. Babası aksi bir adammış. Annesi de çocuğuna çok zaman ayırmazmış. Hiç arkadaşı olmadığı için zamanın büyük kısmını odasında te başına geçirirmiş. Okula gittiği zamanda arkadaşlarının oyunlarına karışır. Onlarla kavga eder ve zarar verirmiş. Öğretmenleri de sürekli olarak ondan şikayet edermiş. Bu şikayetler nedeniyle Serdar'ın babası ve annesi çocuklarını sürekli olarak azarlarmış. Serdar'da tabii ki bunlara içten içe daha çok kurulurmuş. O da bunları duydukça daha çok kavga edermiş. Günlerden bir gün, Serdar'ın okuduğu sınıfa yeni bir öğrenci gelmiş. Bu öğrenci insanların ilgisini çekiyormuş çünkü dev gibiymiş. İlk görüşte arkadaşları biraz ondan korkmuş. Fakat tanıdıkça aslında çok iyi bir çocuk olduğu ortaya çıkmış. Derslerinde başarılı, arkadaşlarına karşı kibar ve örnek bir öğrenci olarak bilinmiş. Serdar bu durumdan rahatsız olmuş. Her zaman göz önünde olan kendisiymiş. Çok büyük olduğu için insanlar daha çok Serdar'ı ön plana çıkarırmış. Yeni gelen çocuğun ismi de Yaman'mış. Serdar plan yapmış ve Yamanla kavga edecekmiş. Bunun için gerekli olan her şeyi hazırlamış. İlk olarak Yaman'ın kavga çıkarması gerekiyormuş. Aksi durumda suçlu durumuna düşen Serdar olurdu. Serdar, Yaman'ın suçlu durumuna düşmesi için onun saçına sakız yapıştırmış ve sonrasında kavga etmeyi beklemiş. Fakat Yaman bu durumu büyük bir olgunluk ile karşılamış. Serdarın yanına giderek; ''Yanlışlıkla yapıştırdın herhalde. Ama sorun değil. Bunun için senle kavga edecek değilim. Sen de benim arkadaşımsın. Hadi gel top oynayalım'' demiş. Serdar bunları duyunca iyice şaşırmış. Ne yapması gerektiğine tam karar verememiş. Kendisi bu durumda olsa kesin kavga çıkartacağını düşünmüş. Birkaç gün daha sakin biri olmaya karar vermiş. Eğer kendisine bu şekilde yaklaşan biri varsa bunun nedeni olması gerekir diye düşünmüş. O günden sonra Serdar ve Yaman arkadaş olmuşlar. Arkadaşlıklarında kavga ve şiddet hiçbir zaman olmamış. Serdar, daha önce yaptığı hataların farkına teker teker varmaya başlamış. Onlarla yüzleşmiş. Arkadaşları ile teker teker konuşmuş ve sorunlarını çözmüş. Serdar şu zamana kadar her zaman sorunların çözümü için kavga etmeyi tercih eden biri olmuştu. Fakat düşündüğü zaman kavga etmenin kendisine herhangi bir şekilde fayda sağlamadığını görebiliyor. Kavga etmek, şiddet kullanmak hiçbir zaman sorunların çözümünde işe yaramaz. Her zaman olayların daha büyümesine neden olur. Fakat bazı insanlar bunun farkına geç varır. Bazen hayatımızda ufak detaylar bizim için önemli oranda belirleyici olabiliyor. Hiç beklemediğimiz anda yaşadığımız bir olay, hayatımızın değişmesine neden olabilir. Bu nedenle, başka insanlara da her zaman için bir şans vermeliyiz. Bir insan ne kadar hata yaparsa yapsın, bu hatasını telafi edebilir. Önemli olan hatasını telafi ettikten sonra neler yaptığıdır. Serdar'ın hikayesini okuduğumuz zaman anne ve babaya düşen görevleri de daha iyi anlamak mümkün oluyor. Anne ve baba çocuk gelişiminde ana faktörlerdir. Eğer bir çocuğu yetiştirme süreçlerinde doğru karar verilirse çocuk da ileride o denli başarılı ve hayatı seven bir kişi olur. EN başta insanın kendisini sevmesi gerekir. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kavuklu-genc-ve-annesinin-hayati-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken develer tellal iken, uzak ülkelerin birinde bir oğlan yaşarmış, bu oğlanın adı Kavukluymuş. Çünkü bu genç oğlanın saçları yokmuş. Bu yüzden sürekli kavuk taktığı için köy halkı ona Kavuklu dermiş. Pek de yakışırmış bu isim ona. Bu Kavuklu genç, köy halkı tarafından çok sevilen ve çok takdir gören biriymiş. Hiç yalan söylemez, her zaman güler yüzü cevaplar verir, herkese yardımcı olur kimseyi de üzmezmiş. Bu kavuklu genç annesi ile tek başına yaşıyor kimseye muhtaç olmuyorlarmış. Bir gün bu Kavuklunun annesi hastalanmış ve tedavisi için para gerekiyormuş. Kavuklu, Sen iyileş, ben parayı bulurum anneciğim. diyerek evden ayrılmış. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Kendini çok görkemli sarayın başında bulmuş. Saray o kadar güzel ve parlakmış ki; Ben burada çok güzel bir iş bulurum, para kazanır ve annemin tedavisini öderim demiş. Daha sonra sarayın kapısını çalmış. Muhafızlar bu kavuklu genci içeri almış, ona ne için geldiğini sormuşlar. Onlar da hemen onu işe almış. Pek de sevmişler bu genci. Bizim Kavuklu, sarayda yemek işlerinden sorumlu olmuş. Bütün saraya yetecek kadar ve kralın ağzına layık yemekler yapmaktan sorumluymuş. Bir ay boyunca bu sarayda çalışan Kavuklu genç, o kadar güzel yemekler yapıyormuş ki herkes onu merak etmiş. Ve onunla tanışmış arkadaş olmuşlar. Kavuklu da onlarla dost olunca tıpkı köydeki gibi kavuklu burada herkes tarafından sevilen ve takdir gören biri haline gelmiş. Bizim kavuklu genç, kazandığı paraları bir bir annesine gönderiyormuş. Son zamanlarda sarayda kralın kızının hasta olduğu haberleri yayılmış, kralın kızı hasta olunca sarayda akan sular dururmuş. Bu habere herkes üzüldüğü için kimsenin yüzü gülmezmiş. Birçok hekim tedavi için saraya davet edilmiş fakat hiçbiri tedavisinde başarılı olamamış. Gözüne uyku girmeyen kral, derhal haber salmış ülkenin dört bir yanına, Kim benim kızımı iyi ederse ona kızımı vereceğim ve tahtımı vereceğim. demiş. Bu haber karşısında ülkede bir hareketlilik başlamış fakat bir değişiklik olmamış. Bir gün bizim Kavuklu düşünmüş taşınmış ve kralın karşısına çıkmış, Kralım ben sizin hizmetkarınızım. Kızınızı iyi edebilirim. demiş. Kral da Et bakalım! diye karşılık vermiş. Bir hafta boyunca kralın kızına şarkılar söylemiş, saçlarını tarayıp şifalı çorbalar yapıp içirmiş. Bir haftanın sonunda kralın kızı uyanı vermiş. Kral da sözünde durmuş ve hem kızını kavuklu gence vermeye karar vermiş hem de tahtına oturtmaya karar vermiş. Kavuklu genç annesinin yanına gitmiş, bütün olan biteni anlatmış. Annesi de hem artık hasta olmadığı için ve oğlunun kral olduğunu duyduğu için çok mutlu olmuş. Ve oğluna sarılmış. O günden sonra ülkede 40 gün 40 gece düğün yapılmış. Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kaybolan-prenses-hikayesi/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok uzak diyarlarda bir Prenses yaşarmış. İsmi Yağmur olan bu prenses büyük bir sarayda anne ve babası ile yaşıyormuş. Kraliyet ailesinin gözdesi olan bu prenses evlilik çağına gelmiş. Her gün binlerce kişi onunla evlenmenin hayalini kuruyor ve saray kapısında onu istemek için adeta nöbet tutuyorlarmış. Fakat prenses bu durumdan bir hayli rahatsızmış. Gün geçtikçe kapıdaki kişilerin sayısı artıyor ve prenses adeta odasından çıkmaya korkuyormuş. Bir gün bu durumdan bunalan prenses saraydan çıkma yollarını ararken aklına bir fikir gelmiş. Prenses çalışanlarından birini çağırarak onların eski kıyafetlerinden istemiş. Çalışan ise bu duruma bir hayli şaşırmış. Prenses biraz dolaşıp geleceğini ve bu durumdan kimsenin haberdar olmaması gerektiğini söylemiş. Bunun üzerine çalışan eski kıyafetlerinden getirerek prensese giydirmiş ve onun saraydan çıkmasına yardımcı olmuş. Koşarak saraydan uzaklaşan prenses bir ormana girmiş. Evden hiç çıkmadığı için etrafta neler olduğunu bilmiyor ve öylece yürüyormuş. Bir ara çok yorgun düşerek bir ağacın altında uyuyakalmış. Güneş ağaçların arasında öyle güzel süzülüyormuş ki prensesi adeta sıcacık yapmaya yetiyormuş. Hayatında ilk kez bu kadar mutlu olmuş prenses. Etraftan geçen kimse onu tanımıyor, önünde eğilmiyormuş. Prensesin sarayda hiç arkadaşı yokmuş. Her gelen önünde eğiliyor ve onunla konuşmaktan korkuyormuş. Oysa burası öyle mi? Herkes kendi halinde, onu tanımadan yanından geçip gidiyormuş. Ailesi durumu fark edince dört bir yana adam göndermiş. Prensesin kaybolduğunu ve onu bulana bir torba altın vereceğini tüm halka duyurmuş. Herkes onu arıyor, fakat kimse bulamıyormuş. Bu sırada prenses saraydan çok uzakta bir kasabaya ulaşmış. Burada kimse prensesi tanımıyor ve onunla ilgili tek bir kelime dahi bilmiyormuş. Karşısına çıkan bir marangoz dükkanına girivermiş prenses. Dükkana girince kimseyi göremeyen prenses tam kapıdan çıkacakken arkasından biri seslenmiş. Prenses bir an irkilmiş. Fakat kendini toparlayıp hemen adama dönerek; Çok uzaklardan geldim. Kalacak bir evim ve hiç param yok. İş arıyorum demiş. Marangozluk yapmayı bilir misin? Ben de yanımda çalışacak birini arıyordum ama burada benden başka kimse bu işi yapmayı bilmiyor. demiş. Prenses sarayda bir dönem marangozluk eğitimi almış ve hep hayali bir marangoz olmakmış. Fakat ailesi buna izin vermemiş. Prenses; Evet, biliyorum. En büyük hayalimdi marangoz olmak. demiş. Bunun üzerine genç adam prensesi işe almış. Zamanla beraber iş yaparken birbirlerine aşık oluvermişler. Genç adam ve prenses evlenmek isteyince kasaba halkı davullu zurnalı düğün gerçekleştirmiş. Bunun üzerine kasabadan geçen bir kişi bunu görerek prensesin ailesine haber vermiş. Prensesin ailesi ise onları saraya getirerek 40 gün 40 gece düğün yapmışlar. Damada altın torbasını uzatarak; Bu senin hakkın. Kızımı bir başkası getirmiş olabilir ama sen onun neşesini getirdin. demiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayikci-keloglan-masali/", "text": "Eski zamanlarda ülkenin birinde bir padişah yaşarmış. Bu padişahın bir oğlu bir de kızı varmış ve iki çocuğunu da birbirinden ayırmaz onları çok severmiş. Padişah bir gün düşünürken kendisi öldükten sonra ülkenin başına oğlunun geçeceği gelmiş. Ancak oğlunun bu konuda bir bilgisi ve tecrübesi yokmuş. Oğlunun kendi gibi ülkeye yönetemeyeceğini düşünen padişah oğlunun ülke yönetmek için hocalardan ders almasına karar vermiş. Bunun üzerine de vezirlerine söyleyerek ülkeye padişah oğlu için eğitim verecek hoca aradıkları haberinin salınmasını istemiş. Böylece oğlu ülke yönetimini öğrenecekmiş. Diğer yandan padişahın oğlu bundan hiç memnun kalmamış çünkü hocalardan eğitim almanın boşa eziyet olduğunu düşünüyormuş. Çünkü padişah babası da okuma yazma bilmezken ülkeye gayet iyi yönetiyormuş. Bunu göre hocalardan eğitim almaya gerek yokmuş. Ayrıca şehzade hocalardan eğitim almak değil saray bahçesinde atlarda oynamayı seviyormuş. Ancak bu konuda düşündüklerini padişah babasına söyleyemiyormuş. Bunun içinde hocalardan ders almaya başlamış ancak bundan çok sıkılıyormuş. Böyle bir günde sarayın bahçesinde sıkıntısını atmak istemiş. Bahçede dolaşırken de üstü başı dağınık ve kel olan bir oğlanın ağacın altında rahat rahat uyuduğunu görmüş. Onun rahatlığı ve hiç derdi olmayan görüntüsüne sinir olan şehzade keloğlanı sarsarak uyandırmış. Daha sonra da keloğlana derdi olmadığı için mi ağaç altında rahat rahat uyuduğunu sormuş. Ayrıca onun kim olduğunu da öğrenmek istemiş. Uyandırıldığına ve karşısında şehzadeyi gördüğüne şaşıran keloğlan herkesin derdi olduğunu ve dertlerin elbet bir gün biteceğini ancak bunun için derdi olan kişinin derdini biriyle paylaşması gerektiğini belirtmiş. Ayrıca kendisinin de sarayın kayıkçılarından olduğunu söylemiş. Şehzade ise keloğlanın sözleri üzerine ona derdini anlatmış. Bunun üzerinde keloğlan bunun bir dert olmadığını ilim öğrenmenin önemli olduğunu söylemiş. Keloğlanın sözleri üzerine şehzadenin aklına bir fikir gelmiş ve bunu keloğlana anlatmış. Bu fikre göre şehzade ile keloğlan ders saatlerinde yer değiştirerek keloğlan bilgi alırken şehzade ne isterse yapacakmış. Durumu kimse anlamasın diye de şehzade odasına ders saatlerinde kimsenin girmemesini sağlayacakmış. Keloğlan şehzadenin sözleri üzerine itiraz ederek padişahın bunu öğrenmesi durumunda kellesinin uçurulacağını söylemiş. Buna kızan şehzade söylediklerini yapmazsa da aynı sonu yaşayacağını Keloğlan'a söylemiş. Keloğlan sonunda bilgi öğrenmek için yer değişmeyi kabul etmiş. Bu teklifi kabul etmesinin başka bir sebebi de varmış çünkü Keloğlan bir gün bahçede gördüğü padişah kızına aşıkmış. Şehzade ile yer değiştirmesi sayesinde padişahın kızını da göreceğini umarak teklifi kabul etmiş. Böylece Keloğlan şehzade yerine ders görmeye başlamış. Ders bitiminde de şehzadeyle yer değişirmiş. Aynı zamanda her seferinde şehzadeye hata yaptıklarını söylermiş ancak şehzade bu oyundan vazgeçmeye niyetli değilmiş. Günün birinde Keloğlan dersten çıkınca padişahın kızıyla karşılaşmış. Kız çok güzelmiş ve sapsarı saçlara sahipmiş. Keloğlan ona kendi kendine Sarı Kız dermiş. Kız onu görüne çok güzel bir adam olduğunu düşünmüş ve abisinin arkadaşı olduğunu düşünmüş. Bunun üzerine Keloğlan'a abisini görmeye geldiğini söylemiş. Keloğlan'da ona abisinin dersten çıkıp bahçeye gittiğini söylemiş. Günler böylece geçiyormuş. Keloğlan derslerin olmadığı gün kayığıyla yolcu taşır ve yorgun argın evine dönermiş. Yaşadığı karşılıksız aşkı ve sıkıntıları da kayığının küreklerine, göle ve kuşlara anlatırmış. Padişah kızını sevdiğine dair de şarkı söylermiş. Diğer yandan derslerine de devam ediyormuş. Hocalar ders verdikleri şehzadenin çok akıllı olduğunu her seferinde padişaha anlatıyorlarmış. Bu durum da padişahı çok mutlu ediyormuş. Günler sonra hocalar şehzadenin öğrenmesi gereken bir konu kalmadığını söyleyerek dersleri bitirmek istediklerini söyleyerek padişahtan izin istemişler. Oğlunun çok başarılı olduğunu ve yabancı hocalarca sınav yapılsa da başarılı olacağını belirtmişler. Bu haberi şehzade ve kayıkçı keloğlan duymuşlar. Başlarına geleceklerden korkan ikili sonunda bir karar almışlar. Buna göre şehzade babasına gerçekleri anlatacakmış. Ayrıca Keloğlan'da sağ kalabilmek için saklanacak ve padişah onu aradığında da ortaya çıkmayacakmış. Şehzade babasına yaptıklarını anlatmış. Bu durum padişahı çok kızdırmış. Oğluna bir şey yapmasına Sarı Kız engel olmuş. Padişah Keloğlan'ı bulmaya karar vermiş. Gölde giderken Keloğlan'ın söylediği şarkıyı duyan padişah sesin geldiği tarafa gitmeye karar vermiş. O yol sonunda onu şehzadenin yerine geçerek kandıran Keloğlan'ı bulacağına inanmış. Yol sonunda da Keloğlan'ı bulmuşlar ve padişahın karşısına çıkarmışlar. Padişah ona bir padişahı oyun yaparak kandırmanın karşılığının ölüm olduğunu belirtmiş. Ancak son anda şehzadenin bilgisinin test edilmesi için yapılacak imtihandan geçmesi mümkün olan başka birisi olmadığı akıllarına gelmiş. Bunun üzerine Keloğlan'ın öldürülmesinin imtihan sonrasına kalmasına karar vermişler. İmtihan törenine şehzadeyi tanıyanlar çağırmamış. Diğer yandan Sarı Kız gizli bir köşeden imtihanı izlemeye başlamış ve karşısında abisinin arkadaşı sandığı adamı görünce çok şaşırmış. Ancak onun için üzülüyormuş çünkü onu gördüğünde Keloğlan'a aşık olmuş. Keloğlan ise imtihanı başarılı bir şekilde geçmiş. Bu durum padişahı memnun ederken Keloğlan'ın çok akıllı biri olduğunu düşünmüş ve onu öldürmediği için mutlu olmuş. İmtihan bitince herkes dağılmış ve Sarı Kız içeri girmiş. Padişah babasına Keloğlan'ı öldürmemesi için yalvarmış. Kızının ve vezirinin ısrarlarına dayanamayan padişah Keloğlan'ı affetmiş ve ona kendisinden ne istediğini sormuş. Bunun üzerine Keloğlan ölümden kurtulduğunu çok sevinmiş. Ancak isteğinin ne olduğunu bir türlü söyleyememiş ama padişah kızı ve Keloğlan'ı izleyerek onların birbirlerini sevdiğini anlamış. Böylece kızını da Keloğlan'a vermiş. Keloğlan ve Sarı Kız bir ömür boyu mutlu mesut yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-ayakkabi-macerasi-masali/", "text": "Bir zamanlar, tatlı bir bebek olan Elif, ayakkabılara olan merakıyla bilinen sevimli bir çocuktu. Elif'in odası, ayakkabılarla doluydu ve her biri farklı renklerde, desenlerde ve boyutlardaydı. Ancak bir gün, Elif'in en sevdiği ayakkabılar kayboldu ve bu olay, heyecanlı bir maceranın başlangıcını işaret etti. Elif, her sabah odasında ayakkabılarının arasında dolaşırdı. Hangi ayakkabıyı giyse de, her biri farklı bir macera vaat ediyordu. Mavi ayakkabıları, gökyüzünün ve denizin derinliklerine gitmeyi hayal ettirirken, kırmızı spor ayakkabıları, hızlı bir koşuşturmayı çağrıştırıyordu. Sarı terlikleri, güneşin altında şenlik yapmayı ve sarı çiçeklerle dans etmeyi düşündürüyordu. Bir gün, Elif'in en sevdiği ayakkabılarının bir çifti kayboldu. Kırmızı spor ayakkabıları, nerede olduğunu anlamadan ortadan kayboldu. Elif, odasının altını üstüne getirdi, tüm oyuncaklarına sordu, hatta annesine sordu, ama ayakkabılarını bir türlü bulamadı. Elif, kayıp ayakkabılarını düşünmekten ve onları bulmak için planlar yapmaktan kendini alıkoyamadı. Her gece yatağa yattığında, kayıp ayakkabılarını bulma hayaliyle uykuya daldı. Bir gün, bu düşler gerçeğe dönmeye başladı. Bir sabah, Elif'in odasına girdiğinde, ayakkabılarının yerini değişmiş buldu. Beyaz tenis ayakkabıları, yeşil terliklerinin yanına gelmişti. Bu olay, Elif'in dikkatini çekti ve kayıp ayakkabılarının izini sürmeye karar verdi. Elif, ayakkabılarının izini sürerken odasının kapısını açtı ve bir büyülü manzara ile karşılaştı. Kapı, onu büyülü bir bahçeye açıyordu. Bahçe, rengarenk çiçeklerle doluydu ve gökyüzünde uçan kuşlar melodilerini söylüyordu. Elif, ayakkabılarını takip etmeye başladı ve bahçenin derinliklerine doğru ilerledi. Ayakkabılarının izini sürdükçe, rengarenk tüneller ve sıcak hava balonları gibi harika yerler keşfetti. Ayakkabılarının onu nereye götüreceğini merak ediyor, her an yeni bir sürprizle karşılaşıyordu. Sonunda, ayakkabıları bir masal ormanının içine götürdü. Ormanda, peri masallarından fırlamış gibi görünen canlılar yaşıyordu. Elif, bu büyülü dünyada yeni arkadaşlar edindi ve onlarla maceralar yaşadı. Ama en önemlisi, kayıp ayakkabılarını buldu. Onlar, ayakkabılarının aslında ormanın koruyucuları olduğunu ve kendilerini ziyaret etmeye geldiklerini açıkladılar. Ayakkabılar, Elif'e onları bulmasına ve bu büyülü dünyayı keşfetmesine yardım etmek istediklerini söylediler. Elif, ayakkabıları ile birlikte peri masalları dünyasında harika bir macera yaşadı. Ormanda yıldızlı gecelerde ateş çevresinde dans etti, deniz kıyısında kumdan kaleler inşa etti ve renkli balonlarla gökyüzünde süzüldü. Sonunda, Elif ve ayakkabıları, peri masalları dünyasından geri döndüler. Elif, kayıp ayakkabılarının sırrını ve büyüsünü öğrendi. Artık ayakkabılarını giydiğinde, her biri farklı bir macera vaat ediyordu ve Elif, onların sihirli dünyasına her zaman kapılarını açık tuttu. Elif'in Kayıp Ayakkabı Macerası sona erdi, ama bu macera ona ayakkabıların sadece giyilen nesneler olmadığını, aynı zamanda hayallerin ve maceraların taşıyıcıları olduğunu öğretti. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-balik-mico-masali/", "text": "Bir zamanlar, bir deniz altı dünyasında, rengarenk mercanlar ve sihirli yaratıklarla dolu bir okyanus vardı. Bu okyanusta, herkesin sevgilisi olan tatlı bir balık vardı ve adı Miço'ydu. Miço, cana yakın tavırları ve neşeli kişiliğiyle tüm deniz canlılarının kalbini çalıyordu. Miço'nun özel bir yeteneği vardı; yüzgeçlerini çırparak birbirinden güzel şarkılar söylerdi. Onun şarkıları, denizin derinliklerine yayılır ve tüm deniz canlılarını büyülerdi. Miço'nun şarkıları sayesinde okyanusun huzuru ve uyumu daha da güçlenirdi. Bir gün, deniz altı dünyası gizemli bir fırtınaya kapıldı. Büyük dalgalar, okyanusu karıştırıyor ve deniz canlıları korku içindeydi. Miço da sevdiklerini ve evini kaybetmekten korkuyordu. Fırtına sona erdiğinde, Miço'nun ailesi ve arkadaşları ortadan kaybolmuştu. Deniz altı dünyasının birçok köşesinde aramasına rağmen onları bulamadı. Miço, yüreğindeki umudu ve sevgiyi kaybetmedi ve sevdiklerini bulmak için cesaretle yola koyuldu. Miço, okyanusun derinliklerinde bir maceraya atıldı. Yolculuğunda, farklı yaratıklarla tanıştı ve onlardan yardım aldı. Ancak sevdiklerini bulamadıkça umudu azalıyordu. Yıllarca süren bu yolculuk boyunca Miço, pes etmedi ve her gün yüzgeçlerini çırparak şarkı söylemeye devam etti. Bir gün, Miço umutsuz bir şekilde okyanusun en ücra köşelerinden birine gelmişti. Orada, masalsı bir mağara görmüştü. Merakla içeri girdi ve mağaranın içinde sihirli bir ışık parlıyordu. Miço, ışığın peşinden giderek kendini büyülü bir dünyada buldu. Bu büyülü dünyada, sevdiklerini bulmuştu. Ailesi ve arkadaşları, onu bekliyordu ve onun yolculuğundaki cesareti ve sevgisiyle gururlanıyorlardı. Miço, fırtınada ayrı düşmüş olsalar da, onları asla unutmadığını ve onlara olan sevgisini yüreğinde hep taşıdığını söyledi. Miço ve sevdikleri, masalsı deniz altı dünyasında bir araya geldiğinde, deniz yeniden huzur ve uyum içinde parlamaya başladı. Miço'nun şarkıları, okyanusun kalbine dokunuyor ve tüm deniz canlılarını bir araya getiriyordu. Kayıp Balık Miço'nun hikayesi, sevgi, cesaret ve umudun gücünü anlatan eşsiz bir masaldı. Miço'nun deniz altı dünyasındaki macerası, sevgi dolu bir kalbin ne kadar güçlü olduğunu vurguluyordu. Masal ülkesinde Miço'nun hikayesi, herkesin kalbinde özlemle anılacak eşsiz bir destan olarak sonsuza kadar yaşayacaktı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-bebek-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda, bir adada çok iyi korunan bir kale varmış. Günlerden bir gün kaleyi gezen oyuncakçı, kale için oyuncak yapmaya karar vermiş. İlk olarak kaleyi uzaktan gören bir dükkan bulmuş. Sonrasında da yeni oyuncaklar yapmaya başlamış. Çok güzel bir prenses bir bebek yapmış. Ona güzel elbiseler dikmiş. Bebeğin ismini de Pınar koymuş. Evine gitmiş ve çok yorgunmuş. Oyuncakçı dükkandan çıktıktan sonra oyuncaklar bir anda hareketlenmiş ve birbirleri ile konuşmaya başlamışlar. Pınar ise uzaktan kaleyi izlemeye başlamış. Kendisinin prenses olduğunu düşünmeye başlamış. Etrafındaki arkadaşlarına katılmak istememiş. Ertesi gün olmuş. Bir çocuk gelmiş ve Pınar'ı satın almış. O'nu kaleye yakın bir eve götürmüş. Kaleye yakın olmasına rağmen içinde olmamak Pınar'ı gerçekten üzüyormuş. Çünkü o kendisini tam olarak oraya ait hissediyormuş. Bunun için ne yapması gerektiğini düşünürken etrafta bulunan başka oyuncaklar Pınarla konuşmaya başlamış. ''Sen de mi kaleye gitmek istiyorsun'' diye sormuşlar. Pınar ''Başka kim istiyor diye sormuş'' Cevap olarak ise senden önceki tüm prensesler yanıtını almış. Hepsi gitmiş ama hiçbiri geri dönmemiş. Oyuncaklar, bebeklerin başına kötü şeyler geldiğini düşünüyormuş. Pınar ise bu şekilde düşünmüyormuş. Başka bir gün, Pınar'ı alan çocuk eve gelmiş ve kaleye bir gezi olduğunu annesine söylemiş. Pınar bunu duymuş ve plan yapmış. Çocuğun çantasına girmiş. Bu sayede kaleye girmeyi başarmış. Doğru zamanı kollamış ve bir anda çantadan atlamış. Etraf çok kalabalıkmış. Pınar'ın hayal ettiği ile alakası olmayan bir ortam varmış. Çok kalabalık olduğu için çocuğu kaybetmiş. Bu esnada kedi koşarak gelmiş ve Pınar ile oynamaya başlamış. Ama Pınar'ın canı yanmaya başlamış. Bunu gören kedi korkamaya başlamış. Çok yavaş bir şekilde Pınar'a yaklaşmış ve özür dilemiş. Onu başka bir şey sandığını söylemiş. Pınar'ın üstü başı çok kirlenmiş ve çamur içinde kalmış. Kendine bakınca gerçekten bebeklikten çıktığını kötü göründüğünü görmüş. Bu nedenle ağlamaya başlamış. Kedi bu durumu görünce çok üzülmüş ve ona yardım etmek istemiş. Tüm gün çocuğu aramışlar bulamamışlar. En son akıllarına bir fikir gelmiş. Oyuncak satan adama geri gönmüş. Dükkan sahibi adam Pınar'ı temizlemiş ve onu yeni gibi yapmış. Pınar o geceyi dükkanda geçirmiş. Pınar'ı gören diğer oyuncaklar Pınar'ın başına neler geldiğini çok merak etmiş. Pınar da tüm bunları ona anlatmış. Oyuncaklar Pınar'a dönerek '' sen neden bizimle oynamıyorsun, kaleye gitmek yerine bizimle oynayabilirsin demiş. Pınar biraz düşününce hak vermiş. Hem onlarla oynamadığı, hem de onu satın alan çocuğa zaman ayırmadığını düşünmüş. Çocuk aslında Pınar'a çok iyi bakmış. Ama Pınar'ın gözü yükseklerdeymiş. Pınar hatasını anladıktan sonra dükkandaki oyuncaklar ile oynamaya başlamış. Ertesi gün de çocuk ile çok güzel zaman geçirmişler. O günden sonra Pınar güzel bir hayat geçirmiş. Güzel güzel oyunlar oynamış ve insanların kendisini sevmesine izin vermiş. Onun gibi konuşabilen diğer oyuncaklar ile sık sık bir araya gelmiş. Aynı zamanda çocuğun ailesi de onunla çok sık zaman geçirmeye başlamış. Kendini çok çok mutlu hissediyormuş. Sitemizde yer alan masalları okuyarak hayal gücünüzü genişletmeniz mümkündür. Masallar insanın ruhunu okşayan son derece önemli yazıtlardır. Bu noktada sizlere dünyanın en güzel masallarını sunmaktayız. Farklı kategoriler altında yer alan yüzlerce masal, sizler için çok önemli örnekler teşkil edebilir. En keyifli ve heyecanlı masallar için yapmanız gereken sitemizi takip etmektir. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-dinozorun-izinde/", "text": "Bir zamanlar, sakin bir kasabanın yakınında, gizemli bir orman vardı. Bu ormanın derinliklerinde, tarih öncesi zamanlardan kalmış gibi görünen büyülü bir vadi bulunuyordu. Bu vadi, kayıp bir dinozorun izini sürmeye kararlı üç genç kahramanın hikayesine sahne olacaktı: Emma, Liam ve Mia. Emma, Liam ve Mia, tarih öncesi dönemde yaşamış olduğu söylenen bir dinozorun varlığını kanıtlamak istiyorlardı. Eski haritaları incelediler ve gizemli vadiden gelen esrarengiz izlere rastladılar. Cesaretleriyle dolu olan bu üç arkadaş, macera dolu bir yolculuğa çıkmaya karar verdiler. Vadinin girişinde, onları karşılayan devasa, yeşil bir yapraklı kapı vardı. Kapıyı açtıklarında, kendilerini tarih öncesi dünyada buldular. Büyük diplodocuslar ağaçların tepelerine uzanırken, pterodaktiler gökyüzünde süzülüyordu. Üç arkadaş, bu görkemli manzarayı büyülenmiş bir şekilde izlediler. Yolculukları sırasında, bir triceratops sürüsüyle karşılaştılar. Bu dost canlısı yaratıklarla iletişim kurmayı başardılar ve onların yardımıyla dinozorun izini sürmeye devam ettiler. Triceratops sürüsü, onları vadideki gizli mağaralara götürdü, çünkü mağaralarda dinozorun izlerini bulmuşlardı. Mağaralarda dinozorun yaşam izlerini inceleyen üç arkadaş, kayıp dinozorun tarihini keşfettiler. Bu dinozor, Barışçıl Bironyx olarak biliniyordu ve diğer dinozorlarla barış içinde yaşayan nadir bir türdü. Onun hikayesi, Emma, Liam ve Mia için büyük bir sürpriz oldu çünkü bu dinozorun neslinin hala devam ettiği ortaya çıktı. Arkadaşlar, tarih öncesi dünyadan aldıkları büyük bilgi ve dostlukla geri döndüler. Kasabalarına döndüklerinde, bu macera dolu hikayeyi anlattılar ve insanlar, dinozorların barışçıl bir şekilde yaşadığını öğrenince çok mutlu oldular. Emma, Liam ve Mia, tarih öncesi dünyanın sırlarını çözmüşlerdi, ama en önemlisi, dostlukları bu büyük macera boyunca daha da güçlenmişti. Kayıp Dinozorun İzinde geçirdikleri bu unutulmaz zamanlar, üç arkadaşın kalplerinde her zaman yaşayacaktı. Ve belki de bir gün, yeni bir macera onları tekrar tarih öncesi dünyaya götürecekti. Dinozorların dostluğu ve barışçıl yaşamı, kasabaya da yayıldı. Emma, Liam ve Mia, kayıp dinozorun mirasını korumak için insanlarla işbirliği yapmaya karar verdiler. Birlikte, tarih öncesi dünyanın değerini ve doğal güzelliklerini korudular. Bu macera, dostluğun ve çevre korumanın önemini öğreten unutulmaz bir hikayeydi. - Pterodaktiler - Diplodocuslar - Triceratops - Bironyx Daha fazla uyku masalları makalesi için 7 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-gul-bahcesi-masali/", "text": "Bir zamanlar, eski bir kasabanın yakınında, kayıp bir gül bahçesi efsanesi halk arasında dilden dile dolaşıyordu. Bu gül bahçesi, büyülü güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Kimi insanlar güzellikleri ve iyileştirici özellikleri ile dolu bu bahçeyi aramaya çalıştı, ama hiç kimse geri dönmedi. Ancak kasabanın iki genç sakinleri, Lena ve Viktor, bu efsaneyi sadece duyanlardan değil, aynı zamanda onu gerçeğe dönüştürmeye kararlı olanlardı. İkisi birlikte büyümüş, hayatlarını paylaşmış ve birbirlerine aşık olmuşlardı. Kayıp Gül Bahçesi'ni aramaya karar verdiler. Birlikte uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıktılar. Ormanın derinliklerine, yüksek dağların zirvelerine ve karanlık mağaralara gittiler. Ancak yolları boyunca karşılaştıkları zorluklara rağmen, birbirlerine olan sevgileri onları ayakta tuttu. Gül bahçesinden döndüklerinde, kasabanın insanlarına bahçenin mucizesini ve güzelliğini anlattılar. Bahçenin iyileştirici gücü, kasabanın insanlarına sağlık ve huzur getirdi. Lena ve Viktor, aşkları ve kararlılıkları ile kasabanın kahramanları haline geldi. Ve böylece, Kayıp Gül Bahçesi, Lena ve Viktor'un sevgisi ile dolu bir masalın başlangıcıydı. İkisi, büyülü bahçenin gücünü kasabanın ve birbirlerinin hayatına getirdi ve bu masal, sevginin ve azmin ne kadar güçlü olduğunu anlatır. Lena ve Viktor'un Kayıp Gül Bahçesi'nden döndükten sonra kasabaları büyülendi. Gül bahçesinin güzellikleri ve iyileştirici gücü, kasabalıların yaşamlarını daha iyi hale getirdi. Hastalar iyileşti, kurak topraklar yeşerdi ve insanlar arasındaki ilişkiler daha sıcak hale geldi. Lena ve Viktor, kasabanın kahramanları olarak saygı gördüler ve bu büyülü bahçenin nimetlerini paylaşmaya devam ettiler. Ancak en büyük ödülleri, kendi aralarındaki aşkın daha da güçlenmesiydi. Her gün, bahçeden aldıkları bir gül ile birbirlerine olan sevgilerini hatırladılar. Kayıp Gül Bahçesi, Lena ve Viktor'un aşkının sembolü olarak kaldı ve kasaba halkı her zaman bu büyülü masalı anlattı. Sevgi ve kararlılıkla dolu bu masal, insanlara aşkın ve birlikte çalışmanın büyülü gücünü hatırlattı. Ve böylece, Kayıp Gül Bahçesi'nin masalı, Lena ve Viktor'un sevgisiyle birleşerek bir kasabanın ve insanların hayatlarını nasıl değiştirebileceğini anlatır. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-oyuncaklarin-macera-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, Oyuncak Köyü adında büyülü bir yer vardı. Bu köy, sevimli oyuncakların yaşadığı ve her gün neşe ve eğlence dolu maceralar yaşadığı bir dünyaydı. Oyuncaklar arasında en iyi arkadaş olan Pembe Tavşan ve Mavi Ayıcık vardı. Bir gün, Oyuncak Köyü'nde büyük bir heyecan yaşandı. En sevilen oyuncağı, Altın Yıldızlı Tren kaybolmuştu. Pembe Tavşan ve Mavi Ayıcık, hemen harekete geçtiler. Kayıp oyuncağı bulmak için köylerini terk ettiler ve büyük bir maceraya atıldılar. İlk olarak, Eski Ağaç Ormanı'na gittiler. Ormanın derinliklerinde, Rüzgar Kurdu'na rastladılar. Rüzgar Kurdu, onlara Altın Yıldızlı Tren'in ormanın içindeki eski bir kulübede olduğunu söyledi. Ancak kulübeye ulaşmak kolay olmayacaktı. Pembe Tavşan ve Mavi Ayıcık, Rüzgar Kurdu'nun verdiği talimatları takip ederek kulübeye ulaştılar. Ancak içeride Altın Yıldızlı Tren'i bulamadılar. Onun yerine, eski bir defter buldular. Defterde, bir harita ve ipuçları vardı. Harita, çocukları Oyuncak Denizi'ne götürdü. Oyuncak Denizi, rengarenk şişme botlar ve yüzen oyuncaklarla dolu büyülü bir yerdi. Pembe Tavşan ve Mavi Ayıcık, denizde yüzen Dev Timsah'a rastladılar. Dev Timsah, Altın Yıldızlı Tren'in denizin altındaki deniz yosunu kıyısında olduğunu söyledi. Çocuklar, şişme botlarıyla denize atladılar ve yosun kıyısına doğru yüzdüler. Yosun kıyısına vardıklarında, Altın Yıldızlı Tren'i buldular! Ancak onu kurtarmak için bir sonraki adımda zorlu bir göreve ihtiyaçları vardı. Denizin derinliklerinde yaşayan deniz yaratıkları, Altın Yıldızlı Tren'i geri vermek için yardım etmeye kararlıydılar. Çocuklar, deniz yaratıklarıyla dostça iletişim kurarak, oyuncağı geri aldılar. Altın Yıldızlı Tren, Pembe Tavşan ve Mavi Ayıcık tarafından güvenli bir şekilde Oyuncak Köyü'ne geri getirildi. Oyuncak Köyü sakinleri, kayıp oyuncağın geri dönüşünü büyük bir sevinçle karşıladılar. Pembe Tavşan ve Mavi Ayıcık, dostluklarının ve cesaretlerinin bir örneği olarak kutlandılar. Oyuncak Köyü artık daha mutlu bir yerdi ve Altın Yıldızlı Tren, diğer oyuncaklara maceraları hakkında harika hikayeler anlatıyordu. Pembe Tavşan ve Mavi Ayıcık ise en iyi arkadaşlıklarının ve maceralarının tadını çıkarıyorlardı. Ve her zaman hatırlatıyorlardı ki, dostluk ve cesaret her türlü zorluğun üstesinden gelmelerine yardım etmişti. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-prensesin-arayisi-masali/", "text": "Uzak bir krallıkta, güzel bir prenses yaşardı. Prenses Eleanor, krallığın en değerli hazinesiydi ve onun gülümsemesi tüm insanları aydınlatırdı. Ancak bir kara gün, Eleanor kayboldu ve krallık sarsıldı. Kral, kraliçe ve tüm krallık halkı, sevgili prenseslerini bulmak için her şeyi yapmaya kararlıydı. Krallığın dört cesur çocuğu olan Sophie, Lucas, Maya ve Leo, prensesi bulma görevine gönüllü olarak katıldılar. Her biri farklı yeteneklere ve karakterlere sahipti, ancak bir ortak özellikleri vardı: dostlukları ve kararlılıkları. İlk adımda, ormanın derinliklerine doğru yola çıktılar. Orman, gizemli ve tehlikeliydi, ancak prensesi bulmak için her türlü zorluğu göze aldılar. Ormanda karşılarına çıkan hayvanlar ve tuzaklarla başa çıkmak için birlikte çalıştılar. Sophie'nin gözlem yetenekleri, ormanda izleri takip etmelerine yardımcı oldu. Yolculukları sırasında, eski bir cadının yaşadığı bir kulübeye rastladılar. Cadı, prensesin kaybolmasının arkasındaki gizemi çözmelerine yardım etmeye kararlıydı. Cadının büyülerini çözmek ve değerli bilgileri elde etmek için birlikte çalıştılar. Cadının ipuçları, onları prensesi bulma görevinde bir adım daha ileri götürdü. Bir mağarada, kayıp prensesin mücevherlerini buldular ve bu onlara prensesin izini sürme konusunda büyük bir umut verdi. Ancak mağara, tehlikeli yaratıklarla doluydu ve birlikte savaşarak prensesi bulma umutlarını canlı tuttular. Sonunda, prenses Eleanor'ı bulduklarında, onun bir büyünün etkisi altında olduğunu fark ettiler. Cadı, ona esir olmuştu ve kraliyet ailesini ayrı düşürmek istemişti. Ancak dostlar, birlikte çalışarak cadının büyüsünü kırdılar ve prenses Eleanor'ı kurtardılar. Krallık halkı, prenseslerinin geri dönüşünü büyük bir sevinçle karşıladı. Sophie, Lucas, Maya ve Leo, krallık kahramanları olarak övgü aldılar. Ancak onlar için en önemli şey, bu macerada kurdukları dostluktu. Prenses Eleanor, dostlarına minnettarlıkla teşekkür etti ve onları krallıkta özel konuklar olarak ağırladı. Sophie, Lucas, Maya ve Leo, prenseslerinin yanında büyülü bir dünyanın kahramanları olarak hatırlanacaklardı. Ve bu macera, dostluğun ve kararlılığın her zorluğun üstesinden gelebileceğini öğreten bir hikaye haline geldi. Nihayetinde de krallıkta barış ve mutluluk geri döndü, dostlar prensesle birlikte krallığı daha da güzelleştirmeye devam ettiler. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 5 Yaş Çocuk Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kayip-yildizin-sirri/", "text": "Bir zamanlar, masal diyarında mutlu bir köyde yaşayan Küçük Ela, hayalperest bir kızdı. Geceleri gökyüzüne bakarak yıldızlara hayranlıkla bakardı. Ancak bir gece, köylerine gizemli bir olay yaşandı. Gökyüzündeki en büyük ve en parlak yıldız kaybolmuştu. Herkes endişeliydi ve yıldızın neden kaybolduğunu merak ediyordu. Küçük Ela, bu gizemi çözmek için yola çıkmaya karar verdi. İlk adım olarak, büyülü ormana gitti. Ormanda yaşayan Bilge Baykuş, yıldızın sırrını çözebileceğini söyledi. Yıldızın kayboluşunun arkasında, kötü kalpli bir büyücü olduğunu düşünüyorum dedi Baykuş. Ela, cesur bir şekilde büyücünün kulübesine doğru ilerledi. Kulübeye girdiğinde, karşısına kocaman bir ayna çıktı. Aynaya baktığında, içinde kilitli bir kutu olduğunu fark etti. Kutunun üzerinde Yıldızın Sırrı yazıyordu. Ela, kutuyu açmaya çalıştı ancak başaramadı. O sırada, kutunun içinden bir ses duydu. Küçük Ela, yıldızın sırrını çözebilmek için cesaret ve sevgiye ihtiyacın var dedi ses. Ela, büyücünün kendisine bir görev verdiğini anladı. Görevi yerine getirmek için, köye geri döndü ve halkı bir araya topladı. Yıldızın kayboluşunun sebebi, aramızdaki sevginin azalmasıdır dedi Ela. Herkes düşündü ve birbirlerine sevgi dolu sözler söyledi. Köy tekrar neşe ve sevgiyle doldu. Bu sırada, Küçük Ela, büyücünün kulübesinde bir yıldız şekli olan anahtar buldu. Anahtarın kutuya uyduğunu fark etti ve kutuyu açtı. İçinden büyülü bir yıldız çıktı ve gökyüzünde yerini aldı. Kaybolan yıldız geri gelmişti. Ela, halka dönerek, sevgi ve birlikte hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu anlattı. Artık köyleri, yıldızlarıyla parlayan bir yer haline gelmişti. Herkes, Küçük Ela'ya minnettarlıkla teşekkür etti. Ve o günden sonra, Küçük Ela, Yıldızın Sırrı'nı çözen cesur kız olarak anıldı. Köyde sevgi ve dayanışma eksik olmadı. Yıldızlar her gece parıldarken, herkes mutluluk içinde uyurdu. Küçük Ela'nın cesareti ve sevgi dolu kalbi daima hatırlanır ve masal diyarında yaşayan herkese ilham verir. Böylece aslında sevginin ne kadar kıymetli bir şey olduğu anlaşılır. Sevgisizliğin bizim hayatımızda ne kadar büyük olumsuzlukların sebebi olduğunu da böylece bu hikaye insanlara anlatmış olur. Cesur kızın yıldızın sırrını çözmesinin yanı sıra aslında hayattaki en önemli konulardan birisini de bizlere öğrettiğini kabul edebiliriz. Sevgi ve aynı zamanda saygı ile hayatımızda ki birçok çözmeyi istediğimiz sırrı aslında çözebiliriz. Böylece daha güzel bir yaşam ve karşılıklı olarak insanlarla mutlu olmayı daha kolay şekilde yakalayabiliriz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kazilik-koca-oglu-yegenek/", "text": "Oğuzların hanı Bayındır Han'ın Kazılık Koca isminde bir veziri varmış. Kazılık Koca bir gün akın için hanından izin isteyerek Karadeniz'deki Düzmürd kalesine gitmiş. Kazılık Koca kalenin sahibi olan tekfur ve adamlarıyla büyük bir savaşa girmiş. Amacı kaleyi ele geçirmekmiş. Ancak adamları ve kendi tekfurla adamlarını yenmeyi başaramamış. Ayrıca adamlarıyla birlikte kalede esir alınmış. Kazılık Koca'nın bir oğlu varmış. Oğlanın adı Yegenek'miş. Oğlana akına çıktıktan sonra haber alınamayan Kazılık Koca'nın öldüğü söylenmiş. Aradan 16 yıl geçmiş. Yegenek arkadaşlarıyla tartıştığı bir gün aslında babasının ölmediğini bir kalede tekfur tarafından esir tutulduğunu öğrenmiş. Bunun üzerine Bayındır Han'dan yardım isteyerek babasını kurtarmak için Düzmürd Kalesi'ne gitmiş. Bayındır Han'ın askerleriyle birlikte büyük bir savaş vererek tekfuru yenmişler. Böylece kale Oğuzlara geçmiş. Yegenek'te babasını kurtarmış ve onunla memleketlerine geri dönmüşler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kediler-ulkesi-masali/", "text": "Bir zamanlar uzak ülkelerin birinde çok yoksul bir kadın yaşarmış. Bu kadın o kadar fakirmiş ki bazen yiyecek bir dilim ekmek dahi bulamazmış. Bu fakirliğine rağmen dışarıdaki acıkmış olan yavru kedilerle ekmeğini paylaşırmış. Yine aç ve soğuk bir gecede uykuya dalmış. Rüyasında iyi kalpli birisi onun yoksulluktan kurtulacağını bunun için kedilerin en büyüğüne gitmesi gerektiğini söylüyormuş. Ertesi gün rüyadan etkilenen yoksul kadın her yerde kedilerin büyüğünü aramış ancak ne gören varmış ne de tanıyan. Hatta bazı kişiler yoksul kadına bir kediyi aradığı için delirdiğini söylemişler. Yoksul kadın bir gün ormanda yiyecek aramaya çıkmış. Ormandaki çürümüş meyveleri bile alan kadın ağlayarak Keşke bu durumda olmasam. Keşke bu dünyadan başka bir dünyaya gidebilseydim demiş. Tam bu sırada ormanda büyük bir kapı belirmiş. Kadın bu kapıdan içeriye girdiğinde bir sürü kedilerin olduğunu fark etmiş. Kadın kedilerin büyüğünü burada araması gerektiğini anlamış. Oradaki kedilere, kedilerin büyüğünü nerede bulacağını sormuş. Ormanın içinde yüksek merdivenler belirmiş. Bütün kediler yukarıyı işaret etmişler. Yoksul kadın bu merdivenlerden bir kat çıkmış. Orada yemek pişiren kediler varmış. Kedilerin büyüğünü nerede bulacağını sormuş. Bu kedilerde yukarıyı işaret etmişler. Yoksul kadın tekrar bir kat daha çıkmış. Burada çamaşır yıkayan kediler varmış. Onlara da kedilerin büyüğünü nerede bulacağını sormuş. Kedilerin hepsi yukarıda olduğunu söylemişler. Yoksul kadın bir kat daha çıktıktan sonra karşısına elmaslarla süslü altın bir kapı çıkmış. Bu kapıdan içeriye giren yoksul kadın karşısında altından bir tahta oturan, altın rengi tüyleri olan başında elmas ve mercandan yapılmış parlak bir tacı olan bir kedi görmüş. Yoksul kadın kendi halini ona anlatmaya kalmadan kedilerin kralı kadının eline bir kese vermiş. Kadın daha ne olduğunu anlamadan bir anda kendisini evinde buluvermiş. Elindeki keseyi açan kadın içinde ağzına kadar altın olduğunu fark etmiş. İçinde de küçük bir not varmış. Notun içinde Azıcık ekmeğini bile yavru kedilerle paylaştığın için mükafat olarak bu altınları kazandın. Umarım bundan sonra hiç yoksulluk çekmezsin yazıyormuş. O günden sonra yoksul kadın bir daha asla yoksulluk çekmemiş. Kendisi gibi yardıma muhtaç olanlara da hep yardım etmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 10 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kedili-bahce-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarlarda küçük bir kasaba varmış. Bu kasabada yaşlı bir teyze tek başına küçük bahçeli bir evde taşıyormuş. Mary teyzenin çocukları evlenip çok uzaklara gitmiş. eşini de bir süre önce kaybetmiş. Yalnız yaşayan Mary teyzeyi ziyaret eden halini hatırını soran tek bir kişi dahi yokmuş. Mary teyze yalnızlıktan o kadar sıkılmış ki sokaktaki kediler ile konuşmaya başlamış. Onu görenler deli sanarak daha da uzaklaşmışlar. Mahallede oturan Pars sürekli Mary teyzeyi izliyor ve onun bu haline üzülüyordu. Pars derslerinde oldukça başarılı ve hatta okul birincisi bir çocuktu. Çok çalışkan olması sebebi ile okulda öğretmenleri tarafından çok seviliyordu. Fakat herkes ona büyük bir adammış gibi davranıyordu. Oyun oynamanın değil ders çalışmanın doğru olduğunu söylüyordu. Oysa Pars her ikisini de yapabiliyordu. Pars daha 8 yaşında derslerini ve öğretmenlerini seven, her öğrendiği bilgi ile mutlu olan bir çocuktu. Pars bir anda şaşırdı Mary teyzeye karşılık veren onunla sohbet eden sesler duydu. Bir başkası var sandı. Mary teyzeye doğru baktı fakat yanında sadece kedi vardı. 'Yoksa Kedi de mi konuşuyor?' diye geçirdi aklından. Evet, o bir kediydi ve konuşabiliyordu. Mary teyze yalnız kaldığı için kimsenin onu sevmediğini düşünüyor ve çok üzülüyordu. Bu üzüntü onun kediler ile arkadaşlık kurmasını sağlamıştı. Kediler ile gel zaman git zaman ayrılmaz bir bütün olan Mary teyze onların hepsini kendi bahçesine götürerek beslemeye başladı. Mary teyzenin evinin bahçesinde salıncaklar, kaykaylar, tahterevalliler vardı. Ama onları kimse kullanmıyordu. Kediler geldikten sonra her biri doldu, taştı. Birbirinden güzel kedilerin bulunduğu bahçe yoldan geçen her bir kişinin ilgisini çekse de herkes uzaktan bakmakla yetiniyor, kimse bahçede yaşayan kişiyi umursamıyor hatta deli diyerek kaçıyorlardı. Oysa Pars orada gizlice Mary teyze ve kedileri izliyor nasıl bir arkadaşlık kurduklarını anlamaya çalışıyordu. Mary teyze ile arkadaşlık kuran kedilerin her biri sokakta dışlanmış kimsenin görmediği ve onları beslemediği kedilerden oluşuyordu. Pars akıllı bir çocuktu. Onları izleyerek geç olmadan bunların farkına vardı. Kedilerin de birer canlı olduğunu herkes unutmuştu. Herkes kedilerin konuşamayacağını sanıyor ve Mary teyzeyle dalga geçiyordu. Oysa kediler gerçekten konuşuyordu. Onları sokakta bir başına bırakan amcalar teyzeler duymuyordu konuşmalarını. Mary teyze gibi Pars'ta duyuyordu onları. O günden sonra Pars kendi beslenme çantasında bulunan yiyeceklerden sokak köşelerine koymaya başladı. Öğretmenlerine de bu konudan bahsetti. O saatten sonra sokakta tek bir hayvan dahi aç kalmadı. O günden sonra Pars ve arkadaşları Mary teyzeyi asla yalnız bırakmadı. Kedili bahçe ise tüm insanların merak ettiği bir yer oldu. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kelebek-bella-ve-pamugun-aski/", "text": "Bir zamanlar çiçek açan yemyeşil yeşilliklerle dolu güzel bir ormanda Bella adında bir kelebek ve Pamuk adında büyüleyici bir kuş yaşardı. Bella bir dizi büyüleyici renkle süslenmiş canlı kanatlara sahipken Pamuk güneş ışığında parıldayan tüyleriyle her daim gurur duyuyordu. Her ikisi de onları gören herkesi büyüleyen eşsiz zarafetleri ve ışıltılarıyla biliniyordu. Bella her gün zarif bir çiçekten diğerine çırpınıyor narin hortumuyla narin bir şekilde nektar yudumluyordu. Bu arada Pamuk ormanı neşeyle dolduran melodik şarkılarıyla ağaçların tepelerinde zarifçe süzülürdü. Ayrı hayatlar sürmelerine rağmen hem Bella hem de Pamuk'un içinde daha heyecan verici ve dönüştürücü bir şey için derin bir özlem vardı. Güzel bir sabah Bella çiçek açan bir papatyaya tünemişken rüzgar onu Pamuk'un sesine doğru nazikçe taşıdı. Gözleri buluştu ve anında aralarında görünmez bir bağ oluştu. Bella ve Pamuk başka hiçbir şeye benzemeyen bir aşka mahkum olduklarını fark ettiklerinde aralarındaki bağın büyüsü havada yankılandı. Aşk hikayeleri farklı doğaları tarafından belirlenen sınırlara meydan okuyarak çiçek açtı. Bella yanardöner kanatlarını açarak Pamuk'un yanında zarif bir şekilde dans ederdi ve Pamuk hızla gökyüzünde dönüp dururdu. Ormanı keşfettiler canlı dünyalarını birbirleriyle paylaştılar birlikte keşfettikleri yeni harikalardan asla bıkmadılar. Ay ışığının aydınlattığı gecelerin sakin yalnızlığında Bella ve Pamuk birbirlerinin kucaklamasında teselli bulacaklardı aşkları farklı biçimlerinin kendilerine getirdiği sınırlamaları aşacaktı. Gerçek bağlantının yüzeysel farklılıkları aştığını bilerek aşklarının büyüsünden zevk aldılar. Mevsimler değiştikçe Bella'nın canlı kanatları da değişti. Canlı renkleri solmaya başladı parlaklıklarını kaybettiler. Pamuk'un sevgisini kaybetmekten korkan Bella solan güzelliğinin aşklarının solmasına neden olacağına inanarak gölgelerin içine çekildi. Bella'nın ani yokluğundan perişan olan Pamuk sevgilisiyle yeniden bir araya gelme özlemiyle her yeri aradı. Bir zamanlar neşeyle dolu şarkıları şimdi bir özlem duygusuyla yankılanıyordu. Günler haftalara dönüştü ve yorulmak bilmeyen arayışı onu Bella'yı unutulmuş bir hazine gibi saklanmış bulduğu tenha bir bahçeye götürdü. Zaman geçtikçe Bella'nın kanatları bir kez daha aşklarının direncini simgeleyen canlı tonlarla süslendi. Her hassas çarpıntıda orman sakinlerine sevginin sınır tanımadığını görünüşleri aştığını ve gerçek bir bağlantının özünü kucakladığını hatırlattılar. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kelebek-mina/", "text": "Bir zamanlar renkli çiçekler ve uzun otlarla dolu büyülü bir çayırda Mina adında küçük bir kelebek varmış. Mina üç yaşına yeni girmişti ve etrafındaki dünyayı keşfetmeye hevesliydi. Güzel pembe ve mavi kanatlarıyla Mina canlı renklerine ve tatlı kokularına hayran kalarak bir çiçekten diğerine uçtu. Kanatlarındaki hafif esintiyi ve sırtındaki güneşin ılık ışınlarını seviyordu. Güneşli bir sabah Mina pırıl pırıl bir derenin yanında çalarken havada süzülen yumuşak ve narin bir melodi duydu. Sesi takip ederken minik gözlerinde merak parladı. Kısa süre sonra kaynağını keşfetti. Bir ağaç dalına tünemiş uyum içinde birlikte şarkı söyleyen bir grup renkli kuş. Heyecanla Mina yaklaştı ve kuşlar onu neşeli cıvıltılarla karşıladı. Onu şarkılarında kendilerine katılmaya davet ettiler. Mina kuşlar gibi şarkı söyleyemese de kanatlarını ritimle çırptı ve havada dans ederek melodilerine kendi özel dokunuşunu ekledi. Mina gökyüzünde dans edip dönerken zarif hareketleri diğer orman yaratıklarının dikkatini çekti. Bir tavşan ailesi atladı kabarık kuyrukları her sıçrayışta zıplıyordu. Sincaplar Mina'nın büyüleyici dansına bir göz atmayı umarak ağaç tepelerinden aşağı koştu. Mina'nın büyülü performansının haberi hızla çayıra yayıldı ve tüm hayvanlar onun neşeli kutlamasının bir parçası olmak istedi. Uzaklardan gelen hayvanlar Mina'nın dansını izlemek için toplandıklarında çayır heyecanla doluydu. Küçük kelebek pek çok kişiye neşe getirdiğini bildiği için kalbinde bir mutluluk dalgası hissetti. Güneş batmaya başladığında ve yıldızlar gece gökyüzünü aydınlattığında Mina güzel arkadaşlara ve merakla dolu bir dünyaya sahip olduğu için ne kadar şanslı olduğunu fark etti. Minnettar bir kalple yeni maceralar hayal etmeye hazır rahat çiçek yatağına geri döndü. Sonrası ki günlerde Mina'nın dansı çayırda efsane oldu. Hayvanlar ne zaman üzülse ya da üzülse onlara neşe ve dostluğun gücünü öğreten küçük kelebek Mina'yı hatırlarlardı. Küçük kelebek Mina'nın hikayesi benzersizliklerini kucaklamak ve içlerindeki büyüyü kutlamak için nesillerce kelebek ve hayvana ilham vererek çok geniş bir alana yayıldı. Ve çayırda Mina'nın ruhu sonsuza dek yaşadı herkese en küçük yaratıkların bile dünyada büyük bir fark yaratabileceğini hatırlattı. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 3 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kelebek-ve-bellanin-orman-maceralari/", "text": "Bir zamanlar rengarenk çiçeklerle dolu bir çayırda Bella adında küçük bir kelebek yaşardı. Bella sadece üç yaşındaydı ve her zaman merak ve heyecanla doluydu. Bir çiçekten diğerine çırpınmayı yol boyunca arılar ve uğur böcekleriyle arkadaş olmayı severdi. Güneşli bir sabah Bella rahat kozasından uyandığında farklı bir şey fark etti. Kanatları canlı mavi ve mor tonlarına dönüşmüştü! Bella heyecanlandı ve yeni kanatlarını arkadaşlarına göstermek için sabırsızlanıyordu. Uçuşunda bir atlamayla rahat evinden çayıra doğru yola çıktı. Bella tırtılların metamorfoz adı verilen büyülü bir dönüşümden geçtiğini açıkladı. Önce etraflarına küçük rahat bir koza örerler ve uzun bir şekerleme yaparlar. Bu süre zarfında dünyayı keşfetmeye hazır güzel kelebekler olarak ortaya çıkana kadar inanılmaz değişikliklere uğrarlar. Beklentiden heyecan duyan tırtıl kozasını yapmak için mükemmel yeri aramaya başladı. Bu arada Bella tırtılı eğlendirmek ve umutlu tutmak için çayır hikayelerini paylaşarak her gün ziyaret edeceğine söz verdi. Günler geçtikçe Bella tırtılın ipeksi bir kozayı kendi etrafında döndürdüğünü fark etti. Tırtıl günden güne gizlenerek dönüştürücü yolculuğuna devam etti. Bir gün Bella çayırı keşfederken kozadan gelen yumuşak bir hışırtı sesi duydu. Koza çatlamaya başladığında beklenti havayı doldurdu. Bella dönüşümünü tamamlamak için narin kanatlarını uzatan güzel bir kelebeğin ortaya çıkışını dikkatle izledi. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/keloglan-ile-kokulu-cicek-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken eski hamam içinde... Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçtu uçtu bir kuş uçtu; kuş uçmadı, Gümüş uçtu. Gümüş uçmadı, Memiş uçtu. Uçar mı, uçmaz mı demeye kalmadı eski diyarlarda Keloğlan adında bir çocuğun yaşadığı ortaya çıktı. Keloğlan gariban annesi ve babası ile birlikte yaşar ve sürekli sıkıntı içinde geçen günlerinde kuru ekmek yer yanında suyu eksik etmezdi. Kuru ekmek yerlerdi yemesine ama dışarıda kimle karşılaşsalar eşine zor rastlanır bir ziyafet çektiklerini söyler, kimseye de zor durumda olduklarından bahsetmezlerdi. Keloğlan akıllı olmasıyla bilinir, hazır cevap olmasıyla övünürmüş. Akıllı olmasına akıllıymış ama birde kötü özelliği varmış bu keleş oğlanın. Keloğlan çalışmayı hiç sevmez sürekli yan gelip yatar ve tembellik edermiş. Zavallı anası da bu durumdan hiç hoşnut olmaz oğlunun çalışması için sürekli işler verirmiş. Ama bizim kurnaz allem edip kallem eder bir şekilde kendisine verilen işten kaçar ve bir köşede yatar kalırmış. Günlerden bir gün Keloğlanın annesi hastalanıp yatak döşek yatmış ve öylece kalmış. E hal böyle olunca da tüm işler Keloğlan'ın başına kalmış. Tembel Keloğlan oradan oraya koşturur her işi yapar, hasta annesi de yattığı erden oğluna işler verip onu daha da koştururmuş. Tüm bu koşuşturmacaya artık dayanamayan keloğlan bir köşede yere serilmiş kalmış ve bu sırada yanına bir fare gelmiş. Fareyi kovalayan Keloğlan tekrar geldiğinde ona bir şeyler söylemek istediğini anlamış. Keloğlan tembel oğlan sana zor geldi değil mi böyle çalışmak? Ama ben senin için bir yol biliyorum. Kralın kızı aylardır gülmüyor. Kral da bu işe çok üzülüyor. Her kim kızını güldürürse onunla evlendirecek ve sarayda yaşamasına izin verecek. demiş. Bunu duyan Keloğlan hemen ne yaparım da bu kızı güldürürüm diye düşünmeye başlamış. Düşünceler arasında gidip gelirken birden aklına anasını muhteşem tarifi gelmiş. Anası karşı dağın eteklerindeki çiçeklerini bir araya getirirse güldüremeyeceği kimsenin olmadığını söyler dururmuş. Bizim Keleşoğlan hoplaya zıplaya dağın eteklerine gelmiş ve topladığı bin bir çeşit çiçeği bir araya getirerek sarayın yolunu tutmuş. Çiçek toplamaktan yorulan Keloğlan sıranın kendisine gelmesini beklerken tam uyuya kalacakmış ki sıra ona gelmiş. Mendiline sakladığı çiçekleri prensese uzatan Keloğlan geri çekilmiş ve başlamış beklemeye. Çiçekleri alan prenses birden gülmeye başlamış. Öyle gülmüş ki yanında kim var kim yok herkes katıla katıla prensesle gülmüş. Kral da kızının Keloğlanla evlenmesine izin vermiş ve Keloğlan'ı yanına almış. Hemen hasta anasına koşan Keloğlan anasını da yanına almış ve saraya getirmiş. Artık sıkıntıdan kurtulan anası Keloğlanın kelinden öpmüş ve aferin oğul sonunda bir işe yaradın demiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/keloglan-ve-kiskanc-pazarci-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken zamanların birinde bir tane kral ile bir tane Keloğlan varmış. Bir gün Keloğlan her zaman olduğu gibi pazarda tarlalarından topladığı ürünleri satıyormuş. Kralın zabıtaları da pazarda denetleme yapıyormuş. Keloğlan'ın tezgahının yanında Keloğlan'ı çok kıskanan bir pazarcı varmış. Keloğlan ondan daha çok kazandığı için Keloğlan'ı kıskanırmış. Bu kıskançlığı onu bir plan yapmaya itmiş. Kıskanç pazarcı, Keloğlan'ın terazisini bozmaya karar vermiş. Bunun için Keloğlan'ı oyalaması gerekiyormuş. Keloğlan'a dönerek: Keloğlan benim terazim bozuldu sanırım bir bakar mısın? demiş. Keloğlan da hemen yardımcı olmak istemiş ve kıskanç pazarcının tezgahına gitmiş. Tam da bu sırada kıskanç pazarcı, Keloğlan'a tezgahına bakabileceğini ve rahatlıkla terazisini tamir edebileceğini söylemiş. Kıskanç pazarcının planının ilk kısmı başarıyla işlemiş. Keloğlan'ın terazisini bu sırada bozan kıskanç pazarcı mutluluktan uçacakmış. Keloğlan da kıskanç pazarcıya: Komşu, terazin bozuk değil sadece vidası gevşemiş kullanabilirsin demiş. Kıskanç pazarcı hiç bozuntuya vermeden şaşırıp teşekkür etmiş ve kendi tezgahına geçmiş. Bu sırada pazarda teftiş yapan kralın zabıtaları terazileri kontrol ediyormuş ve mal çalan satıcılara ceza kesiyormuş. Zabıta önce kıskanç pazarcının tezgahına gitmiş. Terazisini, tezgahını, temizliğini kontrol etmiş ve tam not vermiş. Buradaki teftiş bittikten sonra sıra Keloğlan'a gelmiş. Keloğlan da kendinden eminmiş. Çünkü bugüne kadar pazardaki en iyi tezgah ona aitmiş. Hatta bu konuda ödüller de almış. Kralın zabıtaları, Keloğlan'ın tezgahını beğenmiş ve tam not vermiş. Fakat sıra terazinin kontrolüne geldiğinde bir bozukluk fark etmişler. Terazi olması gerekenden 75 gram eksik tartıyormuş. Zabıtalar bunu görünce hemen ceza kesmişler. Keloğlan, ne olduğunu anlamamış. Kesilen ceza o kadar fazlaymış ki bu ceza Keloğlan'ın neredeyse bir yıllık kazancına eşitmiş. Kral böyle şeyleri de hiç affetmiyormuş. Cezayı ödemezse de hapse girecek olan Keloğlan kara kara düşünmeye başlamış. Düşüncelere dalmış yürürken ayağına bir tane bileklik takılmış. Ne olduğuna anlam verememiş, bilekliği takıp bilekliğin ne işe yaradığını anlamaya çalışırken bilekliği takmasıyla bir peri çıkmış karşısına. Keloğlan'ın bulduğu bileklik sihirliymiş. Bileklikten çıkan peri Keloğlan'a: Çözemediğin bir derdi çözme hakkı veriyorum sana ne istersin? demiş. Keloğlan da durumu anlatmış. Peri bütün olayları ona göstermiş. Keloğlan, pazardaki komşusunun bunu yaptığına çok şaşırmış. Hemen gitmiş durumu önce kralın zabıtalarına anlatmış. Onlar da krala anlatmış. Kraliyet yasaları gereği Keloğlan affedilmiş ve ona bunu yapan kıskanç pazarcı da zindana atılmış. Keloğlan da bilekliği ile beraber bir ömür mutlu bir şekilde yaşamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/keloglan-ve-kuyudaki-dev-masali/", "text": "Ben dönerken dört köşeyi kasabanın kenar bir mahallesinde fakir mi fakir bir keloğlan ve ihtiyar annesi yaşarmış. Keloğlan çok akıllı ve becerikliymiş ama gel gör ki bir o kadar da tembel imiş. Tüm gün yan gelip yatar hiçbir iş yapmazmış. Zavallı annesi ise başkalarının çamaşırlarını yıkayarak kazandığı üç beş kuruş ile hem kendine hem de bu tembel oğluna bakarmış. Günlerden bir gün annesi hiç alışık olmadığı bir durumla karşılaşmış. Tüm gün tembel tembel yatan Keloğlanın canı her nedense çarşıya inmek istemiş. Çarşıya inen Keloğlan uzaktan bir kalabalığın toparlandığını görmüş. İyice yaklaştığında ise ortada bir tellal kalabalığa bir şeyler söylemekteymiş. Kalabalıktan kimsenin sesi çıkmamış ama herkes merak etmiş acaba bu iş nedir diye. Kalabalığın sessiz kaldığını göre Keloğlan hemen ortaya atlamış ve tellala: Ben bu işi yaparım demiş. Tellal şöyle bir baştan aşağı keloğlanı süzmüş ve pek gözü tutmamış olacak ki Ey oğul, bu iş sana göre değildir, sen bu işi yapamazsın. Bu işi yapacak kişinin hem çok cesur, hem de çok akıllı olması lazım. Bunu duyan keloğlan hemen hazır cevap bir şekilde öyle deme bey baba, ummadığın ta baş yarar... deyince kalabalık hep bir ağızdan gülmüş. Keloğlanın haline de bir yandan acıyan tellal tamam evlat bu görevi sana veriyorum ama söyle bakalım at binebilir misin? Çok uzak bir diyardan mal getirilecek ve gidecek olan kişi at sırtında gidecek, sen buna katlanabilecek misin? demiş. Bunu duyan Keloğlan kendinden emin bir şekilde Ben yapamayacağım işin altına girmem meraklanma bey baba, sen paramı ver yeter demiş. Paranı şimdi mi istersen işin bitince mi vereyim? diyen tellala, biraz düşündükten sonra, Şimdi ver bey baba, yarısını yolda kendime harçlık ederim, kalan yarısını da garip anama bırakırım evin ihtiyaçlarını karşılar. cevabını vermiş ve ardından parayı da alıp sevinçle eve doğru yola koyulmuş. Olan biteni büyük bir mutlulukla annesine anlatan Keloğlan parasının da bir kısmını annesine bıraktıktan sonra onunla da vedalaşmış ve yola çıkacak olan kafilenin toplanacağı yere gitmiş. Tüm kalabalık toplanılacak yerde bekliyormuş. Keloğlan da gelince herkes onun hazır olup olmadığını merak etmiş ve hazırım cevabını alınca da tüm kafileyi yolcu etmişler. Yol boyunca iki gün iki gece hiç durmadan ve attan inmeden yol almışlar. Keloğlanın canı bu duruma çok sıkılmış ve her yanı ağrımaya başlamış. Tam pes edecekken aklına verdiği söz ve aldığı paralar gelmiş ve yolculuğa devam etmiş. Üçüncü gün olduğunda kafilenin başkanı burada mola vereceğiz diye durdurmuş herkesi. Keloğlan tam attan inip dinleneceğim diye sevinecekken kafile başı yanına gelmiş. Keloğlan herhangi bir şeyden korksa bile bunu asla söylemez ve gözü kapalı her işe burnunu sokarmış. Yok korkmam tabi, neden korkayım inerim ben. diye cevap vermiş keloğlan. Hemen Keloğlanın etrafına toplanmışlar ve beline kalınca bir ip sararak onu yavaş yavaş kuyuya indirmişler. Türkü söyleyerek etrafına baka baka kuyudan aşağı inen Keloğlan tam kuyunun ortasına geldiğinde birden sağ tarafındaki duvarda bir kapı belirmiş ve kapı aniden açılmış ve bir el aniden Keloğlan'ı içeri çekmiş. Bir süre baygın kalan Keloğlan gözlerini açtığında yemyeşil bir bahçenin ortasında otururken bulmuş kendini. Sağına soluna bakmış ve ne kadar muhteşem bir yerde olduğunu görmüş. Karşısında devasa büyüklükte ve inanılmaz gösterişli bir saray, bahçede tavus kuşları, ördekler bin bir renkli çiçekler... Keloğlan şaşkın bir şekilde etrafına barken birden korkunç bir ses duymuş ve kendine gelmiş. Sesin olduğu yere başını çevirmiş ki birde ne görsün. Devasa bir dev. Devin kendisi ve bu sorusu karşısında korkudan tir tir titreyen Keloğlan ilk başta bir şey diyemez ve öylece kalakalır. Bir süre sonra şaşkınlığını atlatan Keloğlan Gönül neyi severse güzel olan odur sultanım... der. Duyduğu cevap devi oldukça memnun eder ve bir soru daha sorar. Keloğlan bu sefer daha bir rahatlamıştır ve hemen aynı cevabı tekrar vererek, Gönül neyi severse güzel olan odur sultanım... der. Bu cevap yine devin çok hoşuna gider ve. Aferin evlat sen zeki ve akıllı birinde benziyorsun, verdiğin cevap hoşuma gitti. Al bakalım şu üç narı annenle birlikte yersiniz diyerek ulu bir ağaçtan üç tane nar vermiş Keloğlana. Keloğlanın kolaylıkla cevapladığı bu soruyu dev her gelen sorar ama aldığı cevaplardan hiç hoşnut olmazmış. Kimi kızı güzel bulur, kimi sarayı, kimi tavus kuşunu kimi ise yeşillikleri güzel bulurmuş. Aldığı cevaplardan memnun olmayan dev ise onların kafasını koparır ve sarayın duvarlarına süs yaparmış. Biz buradan geçerken bu kuyuya her kim girdiyse bir daha çıkamadı, nasıl oldu da sen sağ salim çıktın bu kuyudan? diye sormuşlar. Kafile yola koyulmuş ve uzak diyardaki ülkeye gidip malları atlara yükleyerek ülkelerine sağ salim geri dönmüşler. Keloğlan verdiği sözü tutmanın mutluluğuyla ve işe yaramış olmanın verdiği gururla elinde devin ona verdiği üç tane narla birlikte eve doğru koşmaya başlamış. Keloğlan'ın ihtiyar annesi yine başkalarının çamaşırlarını yıkarken karşıdan oğlunun koştuğunu görünce işini gücünü bırakmış ve sevinçle o da oğluna koşmuş. Keloğlan olanları bir bir anlatmış annesine ve devin ona hediye ettiği üç tane narı göstermiş. Narlardan birini yemek için kestiklerinde ise gördüklerine şaşıp kalmışlar. Meğer devin Keloğlan'a verdiği narlar birer mücevhermiş. Açtıkça çoğalan nar gibi tane tane mücevher parçalarını her gün birer ikişer satan Keloğlan ve annesi kısa süre sonra çok zengin olmuşlar ve istedikleri her şeyi almışlar. Ondan sonra Keloğlan'ın n çirkinliği kalmış geriye nede kelliği. Annesi ile birlikte mutlu mesut, ülkenin en zenginleri olarak yaşamaya devam etmişler. Bugün sevgilimle birazcık tartıştık ama sonradan barıştık ve uyumadan önce yine ona masal okumamı istedi. Seni seviyorum fikraden iyi ki varsın güzel yürekli sevgilim merhametli balım iyi ki sana aidim . Sanki bebeğimi uyutuyormuş gibi hissediyorum. Sevgilim, ama uzaktan lakin farketmiyor onu masal okurken uyutmaya bayılıyorum her köşem huzurla doluyor. O benim masalimla uykuya dalıyor ben onun nefesini dinleyerek uykuya dalıyorum. Çok seviyorum onu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/keloglan-ve-sihirli-tokmak/", "text": "Bir zamanlar ülkelerin birinde bir Keloğlan isimli birisi yaşarmış. Küçük bir kulübede yaşlı anacığıyla ile birlikte yoksulluk içinde yaşarlarmış. Yoksulluktan bazen yiyecek ekmek dahi bulamazlarmış. Keloğlan'ın artık canına tak etmiş. Artık ben de çalışıp eve ekmek getirmeliyim diye düşünmüş. Annesine kasabaya gidip çalışmak istediğini söylemiş. Annesi de: Aman benim kel oğlum sen şimdi kasabaya gideceksin de ne iş yapacaksın? söyle bakalım demiş. Ne iş olsa yaparım anacığım yeter ki eve ekmek getirebileyim demiş. Anası da bu duruma çok üzülüyormuş çaresiz kabul etmiş. Peki oğlum kendine çok dikkat et ama olur mu sağlıcakla git ve gel demiş. Keloğlan Ertesi sabah annesinin hazırladığı azığı da yanına alarak yola koyulmuş. Az gitmiş Uz gitmiş dere tepe düz gitmiş o kadar çok yol gitmiş ki sonunda bir söğüt ağacının altına dinlenmek için oturmuş annesinin hazırlamış olduğu azıktan birazcık yiyip yorgunluktan uykuya dalmış. Keloğlan tatlı tatlı uyurken büyük bir gürültüyle uyanmış kafasına kocaman bir tokmak düşmüş. Amanın ne oluyor kafama düşen şeyde ne demiş. Bir de bakmış ki altından bir tokmakmış kafasına düşen. Keloğlan sevinç içinde bağırmaya başlamış -Amanın zengin oldum. Altından bir tokmak bunu satarsam kim bilir kaç lira verirler. O esnada inanılmaz bir şey olmuş tokmak dile gelip konuşmuş. Hey Dur bakalım keleş oğlan beni bir dinle Eğer beni satarsan bu işten zararlı çıkacak olan sensin yalnız beni satmazsan şu Söğüt ağacından bir davul yapıp benimle onu çalarsan çok zengin olacaksın demiş. Keloğlan sevinçten deliye dönmüş hemen yanına aldığı çuvalın içine dökülen altınları doldurmuş Böylelikle bir çuval altını olmuş koşarak anasının yanına gitmiş anasını olup bitenleri anlatarak aynısını ona da göstermiş. Keloğlan ve anası olanlara şaşırmışlar. Artık geçim sıkıntısı çekmeyeceklermiş çok mutlu olmuşlar Keloğlan Bu altınlarla çok güzel bir saray yaptırmış. Yardıma ihtiyacı olan insanlara her zaman yardım etmiş. Hiç kimsenin geçim sıkıntısı çekmesini istememiş. Bu masalda böyle mutlu bir şekilde bitmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için bebek masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/keloglanin-ali-cengiz-oyunlari-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş Allah'ın kulu çokmuş. Çok uzaklarda bir yerde yeşillikler içerisinde bir ülke varmış. Bu ülkede, saçları olmayan, bu yüzden de Keloğlan adı konulan bir genç ile onun ihtiyar anası da yaşarmış. Keloğlan ve anası, fakirliklerine rağmen hayatlarından memnun, buldukları ile yetinerek mesut bir hayat sürüyorlarmış. Lakin Keloğlan artık evlilik çağına gelmiş. Çevresindeki akranları bir bir evleniyor mutlu birer yuva kuruyorlarmış. Keloğlan kendisinin de artık evlenmeyi, anasını ev işlerinden kurtarmayı düşünüyormuş. Keloğlan bir gün anasının karşısına geçip; Anacığım, garip anacığım! Artık evlenme vaktim geldi de geçiyor. Arkadaşlarımın hepsi ev bark sahibi oldular. Ben de evleneyim. Hem de öyle biriyle evleneyim ki dillere destan bir gelinin olsun. Hem güzel hem zengin olsun. Ben isterim ki bu padişahın kızı olsun, haydi padişah olmadı Bey kızını isterim. demiş. Anası oğluna bakmış. Uzun süredir bir yandan oğluna kimseyi layık görmezmiş ama diğer yandan bu fakir haliyle oğluna nasıl bir kız bulacağını düşünüp dururmuş zaten. Kel oğlum keleş oğlum, sana kimseleri layık görmem ben oğlum. Amma; padişah bizim gibi fukaraya kızını verir mi şaşkın yavrum?, demiş. Keloğlan, hiç görmeden kara sevdasına tutulduğu padişahın kızını düşünmekten günden güne eritmeye başlamış. Keloğlan eriyip giderken anası, böyle sadece bekleyerek padişahın kızını gelin alamayacağını, ne yapıp ne edip şansını denemeli, isteğimi padişaha, oğlumun sevdasını padişahın güzel kızına anlatmalı padişahın güzel kızını kendime gelin yapmalıyım diye düşünmüş. Sabah erkenden azığını hazırlayıp Keloğlan'ı uyandırmadan sarayın yoluna koyulmuş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş ve nihayet saraya ulaşmış. Kapıdaki nöbetçiler güler yüzle karşılamışlar yaşlı kadını. Keloğlan'ın anası bundan cesaret alsa da padişahın karşısında utanmış, konuşamamış başlangıçta. Padişah, halden anlayan, iyi kalpli bir insanmış. Keloğlanın annesine: Haydi anlat, çekinme. Derdini söylemezsen sana hiçbir faydam dokunmaz. Yorgun görünüyorsun. Uzun yoldan geldin herhalde. Söyle derdini de geldiğine değsin, demiş. Keloğlan'ın annesi korka sıkıla anlatmış derdini. Padişah Keloğlan'ın anasını hiç kızmadan, tebessüm ederek dinlemiş. Sonrada: Ömrün uzun olsun be kadın, bundan mı korkarsın demiş. Hepimiz Allah'ın kulu değil miyiz? Doğduğumuzda çıplak değil miydik? Bir kıza bin kişi talip olur bir kişi alır. Kızımı kim mesut edebilecekse ona vereceğim. Bunun için akıllı bir damat isterim. Oğluna söyle Ali Cengiz oyunlarını öğrenebilirse sarayıma damat olur, demiş. Ali Cengiz, oyunlarını kimseye öğretmek istemezmiş. Hele padişahın bilmesini hiç istemezmiş. Keloğlan'ın anası yalvarır yakarırım, bir yolunu bulurum diye düşünerek Ali Cengiz'in yanına gitmiş. Ali Cengiz, oyunlarının yayılmaması için birisine öğretirse sonunda onu öldürürmüş. Ama Keloğlan'ın anasına acımış ve oğlunu göndermesini söylemiş. Keloğlan sevinçle konağa gelmiş. Canla başla derslere başlamış. Bu arada, Ali Cengiz'in karısı ve kızıyla da tanışmış ve Keloğlan'ı çok sevmişler. Bir gün Keloğlan'ı yalnız bir köşede çalışırken bulmuşlar. Keloğlan'a; Aman Keloğlan, biz seni sevdik, dürüstsün, çalışkansın. Bunları öğreniyorsun ama Ali Cengiz dayanamaz. Bu oyunları öğrenenlerin yaşamasına izin vermez. Öğrendiğini sakın belli etme, padişaha da bu oyunları anlatma! demişler. Keloğlan bu tavsiyeye uymuş. Ali Cengiz'in yanında bilmiyormuş gibi davranıyormuş. Ali Cengiz'e de : Usta emeğine sağlık. Ama aklım hep padişahın kızında. Başta anlattıklarını sonda unutuyorum diyormuş. Ali Cengiz'de oyunlarının gizli kaldığına inanıp hem tüm oyunları anlatıyor hem de nasıl olsa öğrenemiyor diye seviniyormuş. Böylece kırk günde tüm oyunları anlatmış. Keloğlan, oyunları öğrendiğine kanaat getirip sarayın yolunu tutmuş. Padişahın karşısına geçip oyunları öğrendiğini söylemiş. Ama padişaha oyunları anlatamayacağını da söylemeyi ihmal etmemiş. Padişah da: O halde Ali Cengiz'İ buraya çağırırım. Onu, onun oyunlarında yenersen kızım senin, demiş. Keloğlan kabul etmiş. Ali Cengiz gelirken Keloğlan kuzu olmuş. Padişah Ali Cengiz'den kuzuyu kesmesini istemiş. Eline bıçağı alır almaz kuzu kuşa dönüşmüş ve uçmaya başlamış. Ali Cengiz durur mu? Hemen kartal oluvermiş. Ama Keloğlan mücadeleyi kazanmış. Padişahın kızını vereceğini söylemiş. Ama Keloğlan anlamış ki asıl aradığı Ali Cengiz'in kızı Cankız. Dönmüş konağa gitmiş. Cankız'a talip olmuş. Ali Cengiz kızını memnuniyetle vermiş. Kırk gün kırk gece düğün yapmışlar. Her masalda olduğu gibi onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kemalin-basari-hikayesi/", "text": "Çok eski zamanlarda Kemal isminde bir çocuk yaşarmış. Bu çocuk derslerinde çok başarılı, hayalleri olan pırıl pırıl biriymiş. Ailesi ile çok güzel bir hayat yaşıyormuş. Bir gün babasının işlerinin kötü gitmesi ile birlikte Kemal'in da hayatında değişiler olmuş. Kemal annesi ve babası ile birlikte yaşıyormuş. 12 yaşına kadar çok güzel bir hayat geçirmiş. Babasının maddi durumu iyi hali vakti yerinde bir adammış. Bu nedenle her ne isterse hepsi olmuş. En güzel oyuncaklar alınmış, en güzel hediyeler alınmış. Fakat Kemal asla şımarık bir çocuk olmamış. Çünkü ailesi ona bunu aşılamış. 12 yaşına geldiğinde ise Kemal'in ailesinden bazı sorunlar ortaya çıkmış. Ama Kemal'in doğru bir şekilde yetiştirilmesi bu sorunlar ile daha kolay mücadele etmesine neden olacakmış. Sizler için bu yazımızda Kemal'in başarı hikayesini yazacağız. Kemal başarılı bir hayat yaşamak için çok fazla emek vererek günümüzdeki konumuna geldi. Haydi hikayeyi birlikte okuyalım. 12 yaşında olan Kemal, babasının işlerinin bozulması sonrasında, anneannesi ve dedesi ile birlikte yaşamak zorunda kalmış. Babası ise yurt dışında iş bulmuş. Orada kazandığı parayı oğluna okuması için gönderiyormuş. Kemal'in dedesi ve anneannesi hasta olduğu için annesi de tüm gün onlara bakıyormuş. Kemal de tek başında yemeğini yapıyor, okuluna gidiyor ve derslerine çalışıyormuş. Kemal bir gün ders çalışırken çok başarılı olması gerektiğini, ailesine bakması gerektiğini düşünmüş. Çünkü Kemal'in tek şansı okumakmış. Okuyup doktor olmak istiyormuş. En büyük hayalinin insanları iyileştirmek olması, Kemal'in bu hayalinin ana nedeniymiş. İnsanlar hayatlarında her zaman istedikleri gibi süreçler yaşayamayabilir. Bazen bizi zorlayan pek çok süreç ile karşı karşıya kalırız. Önemli olan bu sorunların üstesinden gelmektir. Kemal de tam olarak bu düşünce yapısı ile hareket etmektedir. Kemal, sahip olduğu enerji sayesinde insanlar ile daha rahat iletişim kurabilen bir kişiliktir. Kemal, eğitim hayatını okullarda 1.lik ile tamamladıktan sonra, doktor olmak üzere Yabancı ülkelerde eğitim aldı. Aldığı eğitim sayesinde günümüzde en çok bilinen doktorlardan biri haline geldi. Başarılı olmak için çalışmanın öneminin her zaman farkında olan Kemal aynı zaman bir çok konuda çocuklara örnek olmaktadır. Kemal'in hayatını okuduğunuz zaman sizlere de ilham kaynağı olabilir. Onca zorluğa rağmen insanlar hayatta başarı olmak adına bir yol bulabilir. Eğer siz de zorluklar ile mücadele halindeyseniz, tek başınıza olmadığınızın farkında olmalısınız. İnsanlar hiçbir zaman tek başına değildir. Kemal, belki de bir çocuğa oranla daha rahat hayat yaşadı. Bazı kişilerin Kemal'den de daha zor hayatlar yaşadığını biliyoruz. Sitemizde bu konu hakkında da sizlere pek çok önemli hikaye aktaracağız. Bu Hikayeleri okumanız halinde sizde ilham kaynağını daha kolay bir şekilde bulma şansı elde edebilirsiniz. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kendini-begenmeyen-cocuk-ve-dostu-sevimli-ayi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş... Bir ormanın içinde annesi ve kardeşiyle birlikte yaşayan küçük bir erkek çocuğu varmış. Bu çocuk aynaya baktığında kendini çok çirkin görürmüş. Orman yolundan her sabah yürüyerek okuluna gider ve arkadaşlarından utanarak gününü geçirirmiş. Ne kadar çirkin olduğunu yüzüne vurmasınlar diye kimseyle konuşmazmış. Bütün gün yüzü asık şekilde otururmuş sırasında. Bir gün okuldan eve dönerken karşısına kocaman cüssesiyle bir ayı çıkmış. Bu ayı o kadar ürkütücüymüş ki çocuk boncuk bocuk ter dökmeye, kalbi ağzından çıkacak gibi çarpmaya başlamış. Tir tir titrerken ayı dile gelmiş. Çocuğa ondan korkmamasını söylemiş. Çok yalnız olduğunu ve yalnızca arkadaş olmak istediğini dile getirmiş. Çocuk öyle şaşkın şaşkın ayının yüzüne bakarken, kendisinin de ne kadar yalnız olduğu bir an aklına gelmiş. Aklına gelmiş ama o hep kendini çok çirkin görürmüş. Hiç kendini sevmez, hep yalnız ve mutsuz olarak kendini eve kapatırmış. Ayının ona zarar vermeyeceğini anladığında, arkadaş olmuşlar. Ayı her gün okul dönüşü onu orman yolunda beklemiş. Birlikte oyunlar oynamışlar, gezmişler, vakit geçirmişler. Çocuk buna rağmen hala kendini hiç güzel bulmuyormuş. Bir gün yine yüzü asık çocuğa, neyi olduğunu sormuş sevimli ayı. Çocuk da kendini ne kadar çirkin hissettiğinden bahsetmiş biraz. Ayı bu duruma çok üzülmüş çünkü o arkadaşını hiç çirkin olarak görmemiş. Aksine çok güzel bir yüze sahip olduğunu düşünüyormuş. Bir tatil günü ormandaki evlerinin biraz ilerisinde oturan çocuk, ayının iri vücudunu görmüş. Yanına çağırmış ve dertleşmek istemiş. Kendisinin ne kadar şanssız bir çocuk olduğundan bahsetmiş. Ayı önce ne diyeceğini bilememiş ama sonra aklına harika bir fikir gelmiş. Ormanın sonundaki şelaleye birlikte gidip gidemeyeceklerini sormuş çocuğa. Çocuk annesinden izin almış ve böylece şelaleye varmışlar. Şelalenin başına geldiklerinde, suya kafasını uzatmasını söylemiş ayı çocuğa. Çocuk şaşırmış ama dediğini yapmış çünkü ayıya çok güveniyormuş. Çocuk kendisine bakmış bakmasına ama yine yüzünün ne kadar çirkin olduğunu mırıldanıp durmuş. Ayı bu sefer çocuğun yanına gelmiş ve yüzünü şelaleye uzatmış. Sonra kendisiyle ayı haliyle barışık olduğunu söylemiş. Çocuk, ama sen bir hayvansın ben bir insan, ben niye böyle çirkinim? demiş. Ayı, çocuğa dönmüş ve herkesin kendine göre bir güzel yanının olduğunu söylemiş. Sonra çocuğun kendinde fark etmediği mavi gözlerinden, sarı saçlarından ve iyi kalbinden bahsetmiş. Çocuk ayının söylediklerini böyle böyle her gün dinlemiş ve sonunda artık kendini sevmeyi öğrenmiş. Ayıyla dostlukları hiçbir zaman bitmemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kent-faresi-ile-koy-faresi-masali/", "text": "Bir Varmış Bir Yokmuş bir zamanlar bir kent faresi köy faresine misafirlik için gitmek istemiş. Köy faresi aniden gelmek isteyen dostunu duyunca çok sevinmiş bu yüzden Kent faresini gayet candan karşılanmış. Ona ikramlarda bulunmuş fakat sofrasında bir parça beyaz peynir, bir parça ekmek biraz da patatesten başka ikram edecek hiçbir şey yokmuş. Bunu gören kent faresi uzun burnunu biraz daha havaya kaldırıp köylü fareye şöyle bir yüksekten bakarak: Kardeş bu kadar zayıf gıdalarla nasıl besleniyorsun hiç aklım almıyor. Ama sen de haklısın köy gibi bir yerde bundan daha iyisini bulacak değilsin ya keşke benimle kente gelsen de nasıl yaşanılır sana göstersem demiş. Kentte bir hafta kalman yeterli köy hayatına nasıl olmuş da şimdiye kadar tahammül etmişim diye kendi kendine Hayret edeceksin demiş. İki fare sabah erkenden yola koymuşlar. Kent faresinin malikanesine vardıklarında artık gece olmuş. çok uzun bir yolculuk yaptık herhalde çok acıkmış olmalısın. Hadi gel sana muhteşem bir yemek ziyafeti çektireyim demiş. Birlikte yemek salonuna gitmişler henüz sona ermiş nefis bir ziyafetin kalıntılarından olan pastalar, börekler, tatlılar ve daha bunlar gibi nice güzel şeylerden yemeğe koyulmuşlar. Derken birdenbire havlama sesleri duyulmuş. Köy faresi Kent faresine hemen sormuş. Bu korkunç sesler de ne böyle demiş. Korkulacak bir şey yok dostum sadece bu evin köpekleri demiş. Sadece mi? dedin böyle bir sesten yemek zamanlarında hiç hoşlanmam demiş. Konuşmasını ara verdiği sırada birkaç lokma daha yemek isterken salon kapısından içeri hışımla iki köpek daha dalmış. Bunu gören fareler hızla kaçmışlar. Her şey için teşekkürler dostum ama ben artık gidiyorum hoş çakal demiş. İyi de daha yeni gelmiştik. Ne çabuk gidiyorsun? Demiş. -Evet demiş. Pastaları börekleri korku için de yemektense azıcık ekmeğimle azıcık peynirimi huzur içinde yemek çok daha güzeldir demiş. Köy faresi ardına bile bakmadan köyünün yolunu tutmuş. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kerem-ile-asli-hikayesi/", "text": "Asıl isimi Ahmet Mirza olarak bilinen Kerem, Isfahan Şahı'nın oğludur. Aslı ise Isfahan Şahı'nın hazinedarlığını yapan Ermeni bir rahibin kızıdır. Kerem ile Aslı birbirlerini severler. Isfahan Şahı, oğlu Kerem için Aslı'yı Rahipten ister. Rahip, bir Müslümana kızını vermek istemez. Fakat Şahı'n isteğini de hemen reddedemez. Hükümdardan biraz zaman ister. Hükümdar, rahibe karar vermesi için mühlet verir. Fakat rahip bu mühleti düşünmek için değil memleketten kaçmak için kullanır. Rahip ve kızı Aslı gizlice kaçarlar. Kerem, aşkı Aslı'nın peşinden yollara düşer. Sevdiğini aramaya koyulan Kerem, Anadolu'yu bir baştan diğer başa gezmeye başlar. Kerem sadık arkadaşı sazı ile virane bir aşık olmuştur. Her gittiği vilayette, her rastladığı kişiye hem yanık türkülerini söyler hem de Aslı'yı sorar. Kimi Kerem'e cevap verir kimi sorusunu cevapsız bırakır. Kerem artık dağlara, nehirlere, kayalara, gördüğü hayvanlara derdini dökmeye başlar. Karşısına çıkan Karlı, zorlu, boranlı bellerden yol isteyerek Aslı'yı aramaya devam eder. Önüne çıkan engeller, aşk ateşiyle yanan Kerem'in inkisarına uğrarlar ve bir daha iflah olmazlar. Kerem'in Aslı'ya olan aşkı ateş olur düşer içine. Aşkının ateşinde pişe pişe kemale erer Kerem. O artık keramet sahibidir. Allah Kerem'in her dileğini yerine getirmektedir. Kimi vilayetlerde anlatılan hikayeye göre Kerem, Aslı'ya bir süre kavuşur. Aslı rahip babasından habersiz bir süre Kerem ile görüşür. Birbirlerine sevgilerini, duygularını anlatırlar, dertlerini dökerler. Bazı anlatıcılara göre Kerem Aslı'yı araya araya Halep'e varır. Burada Halep Paşasına kendini çok sevdirir. Paşa'da rahibi tehdit edip kızını Kerem'e vermesi için razı eder. Aslı ile Kerem'in nikahları kıyılır. Fakat kötü kalpli rahip yine yapacağını yapar ve kızı Aslı'ya büyülü bir gerdek kıyafeti giydirir. Büyülü kıyafetin düğmeleri sonuna kadar açılırsa tekrar kendiliğinden kapanırmış. Bu kıyafet yüzünden Kerem, Aslı'nın düğmelerini çözemezmiş. Kerem'in yüreği yanar kül olurmuş. Aslı'ın saçları, Kerem'in küllerine karışmış. Kıvılcım alan saçlar birden bire tutuşur ve Aslı'da kül olur. Sevdalıların külleri birbirine karışır ve iki aşık birbirine kavuşur."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kibirli-igne-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok uzaklarda bir şatoda yaşayan bir iğne varmış. Bu iğne öyle kibirliymiş ki hiç kimseleri beğenmez hep kendisinin üstün olduğunu söylermiş. Kim benim gibi ince, narin ve parlak, hiç benim gibi parlak bir iğne gördünüz mü? diye kendini över dururmuş. Hatta onu diken parmaklara bile yukarıdan bakarmış. Bu parmaklar bana hizmet etmek için var dermiş. Bir gün şatonun hizmetçilerinin terliği yırtılmış onlar da hemen iğneye iplik takmışlar dikmeye başlamışlar bizim iğne ise hemen söylenmeye başlamış. benim gibi parlak güzel narin bir iğne hizmetçilerin terliğini diksin olacak iş değil demiş. Bugünleri göreceğime kırılıp gitseydim daha iyiydi demiş. Dediği gibi de terliği dikerken ortadan ikiye çıt diye kırılmış. Büyük bir feryat figan içinde bağırmaya başlamış ama nafile onu kimse duymazmış. Hizmetçiler de hay aksi kırılacağı tuttu iğnede çok dayanıksızmış demişler. İğne sinirli bir şekilde söylenmeye devam ediyormuş. Hem beni kırıyorlar hem de suçu bana atıyorlar böyle aşağılanma görmemiştim daha önce demiş. Beceriksizliklerini benden biliyorlar. Benim gibi bir iğnenin değerini bilemediler demiş. İğne ortadan ikiye kırıldığı halde hala kendisini çok değerli zannediyormuş. Başına geleceklerden habersizmiş. Az sonra hizmetçilerden biri gelip iğneyi alıp eski demir eşyalarının yanına götürüp atmış. Hey durun sizi değersiz insanlar siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz? Benim gibi değerli bir iğneye narin bir iğneye bu yapılır mı? Bana bakın beni duymuyor musunuz? diye bağırmış. İğne ne kadar bağırsa da onu hiç kimse duymuyormuş. Eski eşyaların arasındaki bir çaydanlık onunla konuşmuş. Hey niye bağırıp duruyorsun başımız şişti burada demiş. Buraya gelen artık çıkar mı zannediyorsun? Seni buraya getirdiklerinden sonra çürüyüp gidersin. Hiç kimse de seni duymaz demiş. İğne tepki göstermiş: Sen ne söylüyorsun Ben senin gibi değersiz eski bir çaydanlık değilim. Görmüyor musun ben nasıl parlak ve narinim? Beni buradan muhakkak alıp götürecekler merak etme demiş. İğne günlerce hatta aylarca birisinin onu almasını beklemiş ama ne gelen varmış ne de giden. Üstelik parlak bedeni artık küflenmeye başlamış. İğne artık o günden sonra anlamaya başlamış meğerse kendisi değerli bir varlık değilmiş. Kendini meğerse ne kadar çok gözünde büyütmüş. Yaptığından çok utanmış kimseyi beğenmemenin sonu buymuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kibirli-karga-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar monoton hayatından sıkılan bir karga varmış. Bir gün artık canına tak etmiş karganın her şeyi geride bırakıp evinden kaçma kararı almış. Çok uzun yollar gitmiş ve sonunda bir çiftliğe varmış. Çiftliğe meraklı meraklı bakarken tavus kuşlarını görmüş. Kendisinin aksine bunların tüyleri renkli renkliymiş. Karga, o kadar çok beğenmiş ki bunları uzaktan bakmaya dayanamayıp yanlarına gitmiş. Onlara kim olduklarını sormuş içlerinden biri bizler tavus kuşuyuz çirkin şey diye cevap verip kendi aralarında gülerek uzaklaşmışlar. Buna çok sinirlenen karga, ne yapıp ne edip onlar gibi tüylere sahip olmalıydı. Ama şimdilik eve gitmekten başka çaresi yoktu çünkü acıkmıştı. Zaman geçtikçe bu konuyu iyice takıntı haline getiren karga, tavus kuşlarını gizli gizli izlemeye başlamış. Tavus kuşlarının kopan tüylerini görünce mutluluktan havalara uçmuş çünkü artık o tüyleri kuyruğuna yapıştırıp onlar gibi olacaktı. Karga, uzun uğraşlar sonucu kuyruğuna yapıştırabilmiş renkli tüyleri. Karga, bunu herkes görmeliydi diye düşündü kendini beğenmiş bir şekilde diğer kargaların yanına uçtu. Onlara bakın bakın kara çirkin kargalar, benim tüylerim hepinizden daha güzel, hepinizden tiksiniyorum demiş. Diğer kargalar, gak gak diye gülmeye başlamışlar. Bunun üzerine karga, komik olan ne aptal sürüsü demiş. Diğer kargalar, eşeğe altın semer vursalar da eşek yine eşektir demişler. Bunun üzerine sinirlenen karga, artık sizinle uğraşmayacağım. deyip ayrılmış oradan. Karga, tavus kuşu gibi olacaksa eğer onlarla takılması gerektiğini düşündü. Bir yolunu bulup tavus kuşlarının arasına girdi. Başta hiçbir tavus kuşu fark etmedi onu. Karga yeni hayatına ayak uydurmaya çalışıyordu. Onlar gibi yürüyor onlar gibi hareket ediyordu. Karga, biraz daha ileri giderek onlar gibi ses çıkarmaya çalışıyordu. Ama eski alışkanlıklardan olacaktı ki gak! gak! diye bağırmıştı. Bunun üzerine grubun yeni üyesine zaten ısınmamış olan tavus kuşları, karganın etrafına toplandı. Kargaya daha yakından bakma fırsatı bulan tavus kuşları aldatıldıklarını fark edip tek tek tüylerini geri alıp kargayı kovmuşlar. Yalnız kalan karga, ne yapayım bari bende evime döneyim diye düşünüp evine gitmiş. Diğer kargalar, giderken sövüp sayan karganın geri geldiğini görünce aralarına almamışlar. Karga, ağlayarak ormana kaçmış ve üzüntüden ölmüş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kibritci-kiz/", "text": "Soğuk ve karlı bir yılbaşı gecesiymiş yoldan geçen insanlar paltolarını giymiş, eldiven atkı ve şapkalarını takmış. Hızlı hızlı yürüyerek bir yerlere yetişmeye çalışıyorlarmış. Bazıları evlerine geç kalmış acele ediyorlarmış. Bazıları ise yeni yılı kutlamak üzere eğlence yerlerine gidiyorlarmış. Sokakta çocuklar koşuşuyorlar birbirlerine kar topu atıyorlarmış. Karın keyfini en çok onlar çıkarıyormuş tabii. Kahkahalar ile gülüyor neşeyle şakalaşıyorlarmış. Sokakta diğer çocuklarından farklı bir kız çocuğu daha varmış. Küçük bir kız yolun ortasında durmuş. Oynayan çocukları seyrediyormuş. Diğerleri gibi başında onu soğuktan koruyan bir şapkası yokmuş. Üstü başı yırtık ve inceymiş. Ayağındaki terlikler ayağına büyük geliyormuş. Elinde bir kutu tutuyormuş. Soğuktan tir tir titreyen kız çocuğu o anda üstüne gelen arabayı son anda fark etmiş. Küçük Kız hemen kendini karşı kaldırıma atmış. Ama koşarken terlikleri ayağından fırlamış. Karşı kaldırıma geçtikten sonra dönüp bakmış. O anda terliklerinin bir çocuğun kapıp kaçtığını görmüş! -Terliklerim! Terliklerim! Hey dur! Arkasından seslenmiş, ama çocuk koşarak hızla uzaklaşmış. Çaresiz çıplak ayakları ile yürümüş ve bir duvarın dibine yanaşmış. Elindeki kutusunu yere koymuş. Geniş kutunun içine dizilmiş kibrit kutularına bakarken gözleri soğuktan yaşarıyormuş. Bu bir Kibritçi Kız mış o gün tek bir kutu kibrit satamamış. Satabilse ve biraz para kazansa evine gidebilecek annesi ile birlikte hiç olmazsa bir sıcak kase çorba içebilecekmiş. Soğuktan ve üzüntüden titreyen incecik sesi ile bağırmış. Sokaktan geçenlerin hiçbiri başını çevirip bakmamış. Kibritçi Kız çaresiz duvar dibine oturmuş. Parmakları donmuş ve sızlanmaya başlamış. Kızcağız bu acıya daha fazla dayanamamış. Bir şekilde ısınması gerekiyormuş. Kutulardan birini açıp bir kibrit çıkarmış. Parmakları uyuştuğu için kibrit çubuğunu elinde güçlükle tutuyormuş. Eli titreye titreye kibrit çubuğunu duvara sürtmüş. Kibrit birden alev almış. Küçük turuncu bir ışık etrafı aydınlatmış. Kibriti bir elinden diğer eline geçirerek parmaklarını ısıtıyormuş. Elleri üşümüyormuş artık. Kendini gürül gürül yanan bir sobanın yanında bulmuş. Gözlerini sobadan çıkan aleve dikmiş. Üstünde kalın yünlü bir hırka ayaklarında kürklü botları ve başında beresi varmış.O kadar sıcakmış ki o da terlemeye bile başlamış Kibritçi kız derken kibrit sönü vermiş. Kibritin sönmesiyle o tatlı düşler sona ermiş. Kızcağızın parmakları yeniden donmaya sızmaya başlamış. Bir kibrit daha yakmış bu sırada küçük kız kibrit sönmesin diye duvara dönmüş diğer eli ile kibrite siper etmiş. Aleve bakarken karşısındaki duvar yok olmuş ve birden açılmış içeride geniş bir oda varmış. Bembeyaz masanın üzerinde tabak tabak yemekler dizilmiş. Kızcağız masanın üzerinde duran tabağa gözlerini dikmiş. Tabakta nar gibi kızarmış kocaman bir parçası duruyormuş. Hemen etten bir parça kopartıp ağzına atmış. O anda bütün açlığı gitmiş. Kibritçi kız bir parça et daha koparmak istemiş. Elini uzatmış ama elinde tuttuğu kibrit yana yana sonuna gelmiş. Kızcağızın eli yanmış. Sönmüş kibrit çöpünü hızla yere atmış. Atmasıyla birlikte yılbaşı sofrası silini vermiş. Oda yok olmuş. Ve önündeki taş duvar yeniden belirlenmiş. Küçük kız bir kibrit daha yakmış artık daha büyük bir düşün içindeymiş. Bir yaz gecesi Kibritçi kız kırda bir ağacın yanında oturmuş yıldızlara bakıyormuş. Gece olduğu halde hava sıcakmış. Küçük kız gözlerini yıldızlardan ayıramıyormuş. Gök yüzünün ve yıldızların hiç bu kadar berrak ve parlak görmemiş daha önce. Derken bir yıldız kaymış gökyüzünde. İşte yer yüzünden biri daha sonsuzluğa uçtu diye geçirmiş içinden bunu ona ninesi söylemiş aslında. Ninesini tekrar karşısında görmüş o an her yıldız kaydığında biri onun yerine geçer güzel kızım. Ninesi bir an görünüp kaybolurken Kibritçi kız heyecanla seslenmiş ninecim dur gitme ne olursun gitme seni çok özledim. Ninesini bir daha görebilmek için bir kibrit daha yakmış. Soğuktan kaskatı kesilmiş halde sokakta olduğunu unutmuş. Düşler dünyasına dalmış kibritçi kız. Her kibrit yaktığında yine nenesini görüyor onun sesini duyar gibi oluyormuş. Bir kibrit daha yakmış küçük kız. Ortalık gündüz gibi aydınlanmış. Ninesi hiç böyle güzel görünmemiş gözüne onun sevgi dolu yüzü bütün soğuğu, yaşadığı bütün acı günleri unutturmuş. Bu anın hiç bitmesini istememiş. Kibritçi kız elinde kalan son kibriti de yakmış telaşla. Ninesi tekrar belirmiş karşısında kollarını uzatarak, Kibritçi kızın ellerini tutmuş gökyüzüne doğru birlikte yükselmeye başlamışlar. Küçük kız birden rahatladığını hissetmiş. Artık ne soğuk varmış nede açlık onun için. O anda gök yüzünde bir yıldız kaymış. Sabah olduğunda sokaktan geçen insanlar kibritçi kızın duvarın dibinde gözleri kapalı ama yüzünde tatlı bir gülümseme ile yatarken bulmuşlar. Etrafında bir sürü sönmüş kibrit çöpü varmış. Bu kibritlerin alevinde onun ne düşler gördüğünü hiç kimse bilemezmiş artık. Teşekkür ederim kızımın uykusu geldi ama hala uyumadı. Bu artık 2. Masal ve en değişiği kızım 16 yaşında. Kibritçi kızı küçük bir çocukken okuduğumda da ağlamıştım, şimdi kızlarıma okuduğumda da ağladım. Bu güzel masal ile sevgilimi uyuttum iyi geceler sevgilim.."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kilitli-kapilar/", "text": "Vakti zamanında bir padişah, kendisine yardımcı bir vezir bulmaya karar vermiş ve veziri seçmeden evvel çok büyük bir kapı yaptırmış. Yaptırmış olduğu kapının merkezine de onlarca sayıda kilit koydurmuş. Bir kilit, bir halka kilit derken kapının her yeri baştan aşağıya çeşit çeşit kilit dolmuş. Bunun ardından padişah, vezir adaylarını birer birer huzuruna buyur etmiş. Padişah, huzuruna gelen birinci adama: Sen, benim vezirim olmak istiyorsun değil mi? Diye sormuş. Birinci adam: Evet, diye cevap vermiş. Padişah: Eğer benim vezirim olmak istiyorsan; şu kapıyı anahtar, levye ve benzeri hiçbir alet edevata dokunmadan açmanı istiyorum demiş. Birinci adam kapıya doğru dönmüş, şöyle bir bakmış ve demiş ki: Efendim, bu mümkün değil! Kaldı ki anahtarla bile olsa bu kapıyı açmak saatler sürer. Bunun üzerine padişah: Peki, sen çık öteki gelsin demiş. İkinci adam içeri girmiş, padişah ona da aynısını söylemiş. Öteki gel, öteki gel derken, hepsi gelmiş. Son vezir adayı padişahın huzuruna gelmiş. Padişah: Sen de vezir olmak istiyor musun? Diye sormuş. Padişah: Peki, eğer vezir olmak istiyorsan şu kapıyı anahtar, levye, hiçbir alet edevata dokunmadan açmanı istiyorum. Demiş. Üçüncü adam kapıya şöyle bir göz atmış. Sonra padişaha dönmüş ve demiş ki: Devletli sultanım, aslında aklım der ki, bu kapı böyle açmaya açılmaz. Lakin bize itmek düşer demiş. Elini şöyle bir kapıya uzatıp hafifçe dokununca kapının açılıverdiğine, aslında bu kilitlerin hiçbirinin kapalı olmadığına şahit olmuş. Bütün kilitler açıkmış ve adam padişahın veziri olmuş. Sevgili kardeşlerim, yüce Rabbin rızası nerede gizli hiçbirimiz bilmiyoruz; belki bir vakit namazda, belki bir yetimin başını şefkatle okşamakta, belki bir kediye merhametle bir kap su vermekte, belki de yanından geçen ve hiç tanımadığın birine Allah'ın selamını vermekte... Bunun için Allah'ın rızası nerde, hangi kapının ardında gizli bilemiyoruz. Biz kullara yalnızca kapıyı itmek yani inancımızın gereğini yapmak düşer."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kimi-gonlunce-kimi-omrunce-sever/", "text": "Denizin dalgası vapura çarpıyordu. Kaptan son yolcuları bekliyor olsa gerek. Hülya okula geç kalacaktı. Dağınık kömür karası saçları yüzüne çarpıyordu. Ve o sırada elindeki kitapları sımsıkı tutmaya çalışıyordu. Rüzgar sanki fısıldıyor gibi geliyordu. Hülya halinden çok memnundu. Tam o esnada uzun boylu, zayıf biraz saçları yandan yatıran deniz mavisi gözleri olan Tarık, bindi vapura ve vapur harekete başladı. Tarık da kendi haline gülerek, elini uzattı ve sohbet ede ede yolculuk devam ettiler. Okulları aynı kampüsteydi. Biri mimar, diğeri doktor olacaktı. Her sabah aynı vapurda karşılaşınca bu karşılaşma sıcak bir ilişkiye dönüştü ve severek evlendiler. Evlilikleri çok güzel sürüyordu. Paralarını, dertlerini, kaygılarını hep paylaşıyorlardı. İkisinin tek sıkıntısı çocuklarının olmayışıydı. Her tedaviyi deniyorlardı ama nafile. Ama bu duruma çok üzülmüyorlardı, olsun her güzelliğin her mutluluğun bir eksiği olur. Bizim de bu olsun. Ama sevgilerini hiç azaltmadılar. Kadın eve geldiğinde hep küçük küçük aşk, sevgi, iltifat notları bulurdu. Kadın da Tarık'ı üzmemek, mutlu etmek için elinden gelenin fazlasını yapardı. Yaşları kırka gelince daha az çalışıp birbirleriyle daha çok vakit geçirmeye karar verdiler. Hülya küçük bir mimarlık bürosu açtı. Tarık ise özel muayenesini açtı. Bir gün sahilde dolaşırken üzerinde satılık yazan küçük ama balkonu büyük bir ev gördüler ve bu evi almaya karar verdiler. Tarık; Benim yurtdışındaki kongrem bitince taşınırız. dedi. Tarık'ın kongresi uzun sürmüştü bir hafta değil, iki hafta sürmüştü. Eve döndüğünde ise Tarık bambaşka biri olmuştu. Hülya ile aralarında her geçen gün duvar örmeye devam ediyordu. Kadın bu duruma çok üzülüyordu ve bir gün olan biteni en yakın arkadaşına anlattı ve arkadaşı dayanamayıp: Hülya buna inanmadı gidip kendi gözüyle görmek istedi ve her şey doğruydu eşi eve gelince bu doğru mu diye sordu. Tarık evet dedi. Ama başını kaldıramadı. Ve tek celsede boşandılar. Yakın arkadaşları Tarık'ın o kadınla evlenip yurtdışına gittiği söylediler. Hülya bir türlü nefret edemiyordu Tarık'tan. Tam bir yıl sonra Tarık'ın evlendiği kadın kapıya geldi. Lütfen beni dinle. Senden gerçekten özür dilerim. Hiçbir şey senin bildiğin gibi değildi. Tarık bir yıl önce konferans için yurtdışına gidince, kanser olduğunu öğrendi ve hastalık ilerlemişti. Sana kıyamadı eğer sana hastalığını söylerse sen de onla beraber ölürsün diyerek sana kıyamadı. Ve elinde bir kutu vardı Tarık bunu sana bıraktı. Hülya ağlamaktan kutuyu zor açtı. Evet, Tarık ölmüştü ve onsuz geçen her günün notunu almıştı ve kağıtlara yazmıştı. Ben ölmekten korkmam ama senin ölmene dayanamam demişti ilk notunda. Bir de anahtar vardı. O sahildeki evi almıştı arada gidip martıları beslersin sevgilim diye küçük bir not da düşmüştü. Bu masallar sayesinde sevgilim mutlu uyuyor ve böylelikle aklım onda kalmıyor bende mutlu oluyorum. Ayrıldınız mı sevgilim de bana hep bu masalı okurdu şimdi ayrıldık ben kendim okuyorum.."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kiraz-agaci-masali/", "text": "Bir zamanlar bir ormanın derinliklerinde bir köy varmış. Bu köyün içinde büyülü bir göl bulunurmuş. Göle giren insanlar hiç hasta olmazlarmış. Gölün suyundan içtiklerinde oluşan bütün hastalıklar yok olurmuş. Bir gün Ceylan ve Derya ormanda gezintiye çıkmışlar. İki arkadaş ormanda oyun oynamayı çok severlermiş. Çiçeklerden taçlar yapıp , ormandaki lezzetli meyvelerden yerlermiş. Çiçek toplarken mavi renkte bir ağaç farketmişler. Fakat bu ağaç daha önce yokmuş. Ağacın altındaki çiçeklerde altın rengindeymiş. Ceylan çiçeklerin yanına gelmiş. Kokularını çok merak etmiş. Fakat koklayıp koklamamak arasında kalmış. Çünkü daha önce hiç mavi renkte ağaç ve altın renginde çiçek görmemişlerdi. Ceylan merakına yenik düşmüş ve çiçeklerden birini koparıp koklamış. Koklamasıyla bayılması bir olmuş. Derya şok olmuş ve hemen köydekilere haber vermek için koşmaya başlamış. Köye geldiğinde Derya yardım isteyip Ceylan'ın ailesine haber vermiş. Köylüler hemen köyün biraz ilerisinde yaşayan Bilge Dede'nin yanına gitmişler. Ailesi hemen Ceylan'ı Bilge Dede'nin evine getirmiş. Ceylan'ın bütün vücudu masmavi olmuş . Bilge Dede hemen Derya' ya olanları sormuş Derya mavi ağacı ve altın çiçekleri anlatmış. Orada yer alan herkes şok olmuş çünkü daha önce hiç böyle bir olay olmamış. Bilge Dede hemen ağacın yanına gitmiş. Daha önce o da böyle bir ağaç ve çiçekleri görmemişti. Bilge Dede olanlara bir anlam verememiş. Ceylan'ı büyülü göle götürmeye karar vermişler. Yavaşça göle doğru bırakmışlar. Ceylan bir anda uyanmış ve kendine gelmiş. Fakat herkes Ceylan'a çok değişik bakıyormuş. Ceylan kendisine ne olduğunu sormuş. Kimse cevap vermiyormuş. Annesi Ceylan'ın yanına gelip yüzünü ellerinin içine almış. Bilge Dede'nin konuşmasını bekliyorlarmış ama o da bir cevap bulamamış. Çünkü ceylan uyanmış olsa da vücudu hala maviymiş. Olayın üstünden tam bir hafta geçmiş . Fakat Ceylan hala aynıymış. Bilge Dede eski kitapları araştırıyormuş. Her gün ağacın ve çiçeklerin yanına gidiyormuş. Fakat bugün gittiğinde ağacın tekrar yok olduğunu görmüş. Bilge Dede eski kitaplarından birinde kaybolan bitkilerle ilgili bir yazı okuduğunu hatırlamış. Kitabı açıp dikkatle okumaya başlamış. Kitapta eski bir büyüden söz ediliyormuş. Her 100 yılda bir bu ağacın ortaya çıktığını ve onu koklayanları lanetlediği yazıyormuş. Ağaçtaki çiçeği koklayanların vücudunun mavi olduğu da yazıyormuş. Bundan kurtulmanın tek çaresi ormanda bulunan kiraz ağacının meyvelerini büyülü gölün içindeyken yemekmiş. Bilge Dede hemen Derya'ya kiraz ağacından kiraz toplamasını söylemiş. Derya hemen bir avuç kiraz toplayarak büyülü gölün yanına gelmiş ve Ceylan'a kirazları vermiş. Ceylan büyülü gölün içine girerek kirazları yemeğe başlamış. Kirazı yemesiyle Ceylan tekrar eski haline geri dönmüş. Lanet ortadan kalkmış ve Deryayla Ceylan eski günlerdeki gibi ormandaki oyunlarına geri dönmüşler. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirlarin-nesesi-masali/", "text": "Selma dedesine seslendi daha yukarıya! dedesi bu kadar yeterli olduğunu söyleyerek daha fazla sallamadı salıncağı. O yaz Selma ve dedesi çok iyi vakit geçiriyorlardı. Ailecek yazı köylerinde, yeşilliklerin arasında geçirmeye karar vermişlerdi. Selma başlarda çok tereddüt etmişti. Ne yapacaklardı bütün bir yaz orada, o da arkadaşları gibi yüzmeye gitmek ve gezmek istiyordu. Annesi köyde çok eğleneceklerinin sözünü Selma'ya yazın başında vermişti. Selma gün geçtikte annesinin neden bu kadar kendinden emince söz verdiğini anladı. Dedesi ve anneannesinin sıcacık yuvaları Selma'yı da içine almıştı. Gündüzleri dedesiyle kırlarda geziyor. Akşam olunca doğru eve gidip acıkan karınlarını doyuruyorlardı. Anneannesi de hep onlarla olmak istiyordu ama dizlerindeki rahatsızlık buna engel oluyordu. Arada sırada onlara eşlik ediyordu. Annesi de o yaz ziyaret etmek istediği tüm akrabalarını ziyaret edip gönüllerini aldı. Hepsini ne kadar da özlediğini fark etti. Çocukluğunu birlikte geçirdiği teyzeleri amcaları hepsi çok yaşlanmıştı. Kadıncağız o yazı çok duygulu ve mutlu geçirdi. Günlerden bir gün Selma ve dedesi yine ormanda dolaşırken kocaman bir salıncak gördüler. Salıncak çok büyüktü ve çok yukarda olduğu için salıncağa binmek Selma için çok eğlenceli göründü. Salıncağa bindi ve dedesinden onu sallamasını rica etti. Dedesi salladıkça Selma bağırıyordu daha yukarıya! , daha yukarıya dedecim!. Dedesi bu kadar yüksekliğin Selam için yeterli olduğunu düşünerek daha fazla sallamadı. Havanın kararmaya başladığını fark eden Selam ve dedesi ormandan ayrılıp evlerinin yolunu tutmaya karar verdiler. Selma ev yolunda sürekli salıncağın ne kadar eğlenceli olduğunu dedesine anlatıp durdu. Bir anda dedesinin bakışlarını fark etti. Dedesi çok duygulanmış sanki aynı eğlenceyi Selma ile birlikte kendisi yaşamamış gibiydi. Dedesinin başka bir şeye üzüldüğünü düşünerek konuşmasını daha fazla sürdürmedi. Eve vardıklarında durumu hemen annesine anlattı. Dedesi için çok endişelenen Selma bunun için annesinden yardım istedi. Annesi bunu dedesine açıkça kendisinin sorması gerektiğini söyledi. Akşam yemeğinden sonra bir bardak çay ile dedesinin yanına oturdu. Dedecim bugün seni üzecek bir şey mi yaptım? Dedesi de Yok kızım olur mu öyle şey hiç? diyerek karşılık verdi. Selma durumu dedesine anlatınca dedesi olanları bir bir Selma'ya anlatmaya karar verdi. Zamanında bizim bugün gördüğümüz salıncağın orda bir ev varmış, o evde de yaşayan ormancı bir aile. Aile geçimlerini ormancılık yaparak sürdürüp hem de orada yaşarlarmış. O salıncağı da ormancı baba oğluna yapmış. Sonra bir gün ormancı ailenin çocukları ciddi bir rahatsızlığa yakalanıp melek olmuş. Aile de o günden sonra anılarla dolu o ormanı terk etmiş. İşte kızım bugün üzülmemin nedeni buydu. Ailenin önemi ve bütün yaz ne kadar mutlu olduğumuzu düşündüm. Ailemiz kimi zaman eğlenceden, kimi zaman bir yaz tatilinden çok daha değerli demiş. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. Bu sayfada okudugum en guzel hikayelerden biriydi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirmizi-arabanin-edindigi-onemli-ders/", "text": "Bir zamanlar, bir oyuncağın yaşadığı bir dünya vardı. Bu dünyada, canlılık kazanmış oyuncaklar bir arada yaşarlardı. Kırmızı Araba da bu oyuncaklardan biriydi. Kırmızı Araba, cesur ve macera dolu bir ruha sahipti. Bir gün, Kırmızı Araba, evinin dışına çıkmaya karar verdi. Yol boyunca yeni yerler keşfetmek ve heyecan verici maceralar yaşamak istiyordu. Yola çıktığında, yeşil bir Çim Adam ile karşılaştı. Çim Adam, Kırmızı Araba'nın yolda karşılaşacağı zorluklar hakkında uyarılarda bulundu ve ona bilgelik dolu bir tavsiye verdi. Kırmızı Araba, Çim Adam'ın sözlerini dikkate aldı ve yoluna devam etti. Yolda karşılaştığı ilk zorluk, dik bir yokuştu. Kırmızı Araba, motor gücünü kullanarak yokuşu tırmandı. Zorlanmasına rağmen asla pes etmedi. Bu deneyim ona dayanıklılığın ve azmin önemini öğretti. Daha sonra, Kırmızı Araba bir nehri geçmek zorunda kaldı. Nehirdeki su çok hızlı akıyordu ve onu geçmek oldukça zordu. Ancak Kırmızı Araba, cesaretini topladı ve suyun üzerine atladı. Azimle sürdü ve nehrin diğer tarafına güvenli bir şekilde ulaştı. Bu deneyim, cesaretin ve risk almanın önemini öğretti. Yolculuğuna devam eden Kırmızı Araba, bir ormanda kayboldu. Karşısına çıkan bir Bilişim Robotu, ona yol göstermek için yardıma koştu. Robot, haritaları ve navigasyon sistemini kullanarak Kırmızı Araba'ya doğru yolu gösterdi. Bu deneyim, başkalarından yardım istemenin ve bilgiye ulaşmanın önemini öğretti. Sonunda, Kırmızı Araba evine geri döndü. Yolculuğunun sonunda edindiği önemli dersleri içselleştirdi. Artık, zorluklarla karşılaştığında sabırlı ve cesur olacak, yardım istemekten çekinmeyecek ve risk almaktan korkmayacaktı. Kırmızı Araba'nın maceralarından sonra, diğer oyuncaklar ona saygı duydu ve onun cesaretine hayran kaldı. Kırmızı Araba, dostlarına edindiği önemli dersleri anlattı ve onları da cesaretlendirdi. Ve böylece, Kırmızı Araba'nın yaşadığı bu macera dolu hikaye, cesaretin, azmin ve dayanıklılığın ne kadar önemli olduğunu anlatır. Her zorluk, bir öğrenme fırsatıdır ve hayatta ilerlerken kararlılıkla hareket etmek gereklidir. Genel olarak hayatta başarılı olmuş kişilerin azminin ve mücadelesinin onları başarıya götürdüğü bilinir. Yaşanan hayat tecrübelerinin yanı sıra burada anlatılan hikayede de bunu net bir şekilde anlamak mümkün olmuştur. Bundan sonra hayatımızda kendimize çizeceğimiz çizgi artık anlaşılmıştır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirmizi-baslikli-kiz-masali-2/", "text": "Şehirlerden birinde sevimli mi sevimli bir küçük kız çocuğu yaşarmış. Tatlı dili, güler yüzü ile herkesi kendine hayran bırakırmış. Annesi, babası ve tek başına yaşayan biricik anneannesi onu çok severlermiş. Anneannesi bu küçük kıza sürekli hediyeler verirmiş. Bir gün torununa öyle güzel bir başlıklı pelerin vermiş ki gören tüm çocuklar hayran kalırmış. Bu kıpkırmızı, pırıl pırıl parlayan harika bir kumaşa sahip başlık imiş. O kadar çok dikkat çekiyormuş ki küçük kıza herkes kırmızı başlıklı kız diye seslenmeye başlamış bile. Anneannesini çok seven kırmızı başlıklı kız ona sürekli annesinin yaptığı yemeklerden götürürmüş. Anneannesi bir ormanın derinliklerinde yaşarmış. Bu sayede gezmeyi çok seven kırmızı başlıklı kıza da fırsat doğarmış. Yolda bulduğu çiçekleri toplayarak, şarkılar söyleyerek anneannesinin yanına gitmeyi pek severmiş. Yine günlerden bir gün annesi kırmızı başlıklı kıza seslenmiş. Gel bakalım güzel kızım, anneannene yeni hazırladığım çorbadan götür. Kadıncağız çok hasta, ona iyi gelecektir. Ancak çiçeklere dalıp ta yolunu kaybetme sakın. Sadece ana yoldan git anlaştık mı benim güzel kızım. Diye konuşmuş annesinin tüm sözlerini onaylayarak başını sallayan kırmızı başlıklı kız, hemen başlığını takmış kafasına sepetini de eline alarak koyulmuş yola. Yolda bir o yana bir bu yana rengarenk çiçekler toplayarak gidiyormuş. Dayanamamış kaptırmış kendini çiçeklere. Şarkıların sesini duyan kurt hemencecik sevimli kızın yanına gelmiş. Kırmızı başlıklı kız oyalanmış oyalanmasına ama başına geleceklerden habersizmiş. Kötü kalpli kurt usulca kırmızı başlıklı kızın yanına sokulmuş. Demiş. Bir anda yalnız olmadığını fark edip ürken kırmızı başlıklı kız: Diyerek gülümsemiş. Bu gülümseme karşısında biraz olsun şaşıran kurt yine de kötü düşüncelerini içinden atamamış. Ve ona: Demiş. Kırımızı başlıklı kız ise tüm samimiyetiyle: Büyük anneme gidiyorum, ona yemek götürmem lazım, çok hasta. Ben de düşündüm ki biraz çiçek toplayıp ona götürürsem belki biraz mutlu olur. Biraz ileride fındık ağaçları var ya tam onun dibinde. Demiş, içinde hiç kötülük barındırmadan. Ancak kötü kalpli kurt bu kıza hiç de iyi niyet beslemiyormuş. İçinden 'Demek bir de büyük annesi var. Önce büyük annesini arkasından da bu küçük kızı yerim. Benim için güzel bir ziyafet olacak' diye geçirmiş. Peki, o zaman sana güzel bir sır vereyim. Şu ileride çok güzel çiçekler var. Oradan bir demet toplarsan büyük annen çok daha sevinecektir. Kurda inanan kırmızı başlıklı kız ise hemen o yana yöneldi. Ve ormanın derinliklerine daldı. Bu fırsattan istifade kurt hemen büyük annenin evine gitti. Büyük annenin evine gelen kurt kapıyı çaldı. Ancak büyük anne kalkamadığı için hasta yatağından seslendi: Büyük anne, benim kırmızı başlıklı kız. Sana çorba getirdim. Zavallı büyük annenin olacaklardan habersiz yüzü güldü. Hoş geldin, güzel torunum. Ben de seni çok özlemiştim. Mandala bastır ve kapıyı aç. Kurt hızlı bir hamleyle kapıyı açtı ve yatağında hasta yatan zavallı büyük anneyi yuttu. Sıra ikinci yemeğindeydi. Hemen yatağa yatıp büyük annenin elbisesini giydi ve eşarbını kafasına geçirdi. Yatağın perdesini de çekti. Kırmızı başlıklı kız bir sürü çiçek topladı. Sepetinde ve elinde yer kalmayınca saatin farkına vardı. Hemen büyük annesinin yanına gitmeliydi. Büyük annenin evinin kapısına gelince kapıyı açık buldu. Ancak büyük annesi yalnızdı bu kapı neden açıktı, yanına kim gelmişti. Küçük kız bir an ürperdi. Yine de gülümsemesini bozmadan yatağın yanına geldi ve perdeyi açtı. Ancak büyük annesi biraz tuhaftı eşarbıyla yüzünün çoğunu kapatmıştı. Aaa, büyük anne kulakların ne kadar büyük. Aaa, büyük anne gözlerin ne kadar büyük. Aaa, büyük anne ellerin ne kadar büyük. Aaa, büyük anne ağzın ne kadar büyük. Dedikten sonra kurt, kırmızı başlıklı kızı bir hamlede yutuvermiş. Karnını iyice doyuran kurt uzun bir uykuya dalmış. Ancak öyle bir horlamış ki yoldan geçen avcı sesleri duymuş. Ve yaşlı kadının bir şeye ihtiyacı var mı diye bir bakayım demiş. İçeri giren avcı büyük annenin yatağında kurdu görmüş ve çok şaşırmış. Anlamış tabi büyük anneyi yediğini bir hamlede kurdun karnını açıvermiş. İçinden büyük anne ve kırmızı başlıklı kızı çekip çıkarmış. Karnı kesilen kurt oracıkta ölmüş. Avcı da hemen postunu alarak evinin yolunu tutmuş. Bu olay kırmızı başlıklı kızın aklını başına getirmiş. Demek ki anne sözü dinlemek çok önemliymiş. Annelerin sözünden çıkarsak başımıza kötü şeyler gelebilirmiş. Bunları düşünerek evinin yolunu tutan kırmızı başlıklı kız hızlıca annesinin yanına varmış. Ve ona kocaman sarılmış. Bir daha annesinin sözünden çıkmayacağına dair annesine söz vermiş. Aradan biraz zaman geçtikten sonra tekrar kırmızı başlıklı kız büyük annesinin evine doğru yola koyulmuş. Ve yine bir kurt görmüş. bu sefer sözünde duran küçük kız hiç yolundan sapmadan hızlıca büyük annesinin evine gitmiş. Büyük annesiyle kırmızı başlıklı kız konuşurken birden kapı çalmış. Diye kurt sesleniyormuş. Ne yapmalı diye düşünen kırmızı başlıklı kız ve büyük annesi hiç ses çıkarmamışlar. Ancak kurt gitmeye niyetli değilmiş kırmızı başlıklı kızın evden çıkmasını beklemiş. Büyük anne kırmızı başlıklı kızın getirdiği et yemeğini camdan dışarı koymuş. Etin kokusunu duyan kurt çatıdan öyle bir kafasını sarkıtmış ki kafası üstüne yere çakılmış. Bu sefer kötü kalpli kurda hiç üzülmeyen kırmızı başlıklı kız hızlıca evine gitmiş. O gün annesine öyle çok sarılmış ki bir daha annemin sözünden hiç çıkmayacağım diye içinden geçirmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirmizi-baslikli-kiz-masali-3/", "text": "Bir var imiş belki de yok imiş, minicik, tatlıcık, şeker mi şeker bir kız varmış. Kırmızı rengi onun gözleriyle o kadar uyumluymuş ki annesi ona kırmızı bir bere örmüş. Bu kız beresini nereye giderse gitsin kafasından çıkarmıyormuş. Bir süre sonra da herkes ona kırmızı başlıklı kız demeye başlamış. Bu kızın bir de büyükannesi varmış. Büyükannesi ise çok hastaymış ve çok yaşlıymış. Bu yüzden kendisine yemek yapamıyormuş ve aç kalıyormuş. Kırmızı başlıklı kızın annesi bu duruma dayanamamış ve bir gün, büyükannesine götürmesi için kırmızı başlıklı kıza yemek vermiş. Kırmızı başlıklı kız büyükannesine giderken yolda kötü kalpli bir kurt ile karşılaşmış. Kurtla konuşup ona büyükannesine doğru yol aldığını söylemiş. Kurt çok açmış ve kırmızı başlıklı kızın büyükannesini yiyip karnını doyurmayı düşünmüş. Kırmızı başlıklı kız yavaş yürüdüğü için ve geze geze gittiği için, kötü kalpli kurt büyükannenin evine daha kırmızı başlıklı kızdan daha önce varmış. Büyükanneyi kandırıp eve girmiş ve onu yemiş. Daha sonra büyükannenin fistanlarını giymiş ve büyükannenin kılığına bürünmüş. Bu durumdan habersiz olan kırmızı başlıklı kız büyükannesinin evine gelmiş ve zili çalmış. Kurt, sesini değiştirerek kırmızı başlıklı kıza yürüyemediğini ve eve girmesini söylemiş. Daha sonra kırmızı başlıklı kız kapının mandal çubuğunu kaldırıp eve girmiş. Evde her zamankinden farklı bir koku varmış. Fakat kırmızı başlıklı kız bu kokuyu hiç aldırış etmeden uzun süredir görmediği büyükannesini görmek için can atıyormuş. Eve girer girmez doğrudan büyükannesinin yatak odasına doğru yönelmiş. Büyükannesinin yatağında yattığını görmüş. Yanına giderek ona yemek getirdiğini söylemek istemiş. Tam bu sırada büyükannesinin ellerinin, burnunun, kulaklarının, ayaklarının, ellerinin ve gözlerinin her zamankinden çok büyük olduğunu fark etmiş. Büyükannesine gözlerinin neden bu kadar büyük olduğunu sormuş ve seni daha iyi görebilmek için cevabını almış. Daha sonra ayaklarının neden bu kadar büyük olduğunu sormuş ve senin yanına daha iyi yürüyebilmek için cevabını almış. Daha sonra burnunun neden bu kadar büyük olduğunu sormuş ve senin o güzel kokunu daha iyi koklayabilmek için cevabını almış. Daha sonra ellerinin neden bu kadar büyük olduğunu sormuş ve bu sefer seni daha iyi yakalayabilmek için cevabını almış. Tam bu sırada kırmızı başlıklı kız, yatakta yatan kişinin büyükannesi değil kurt olduğunu fark etmiş. Bir anda dışarı çıkmış ve o anda bir asker ile karşılaşmış. Askerden yardım istemiş ve kurdu öldürmesi gerektiğini ve eğer kurdu öldürmezse kendisini yiyeceğini söylemiş. Asker çok iyi kalpli birisiymiş ve kırmızı başlıklı kıza yardım edeceğini söylemiş. Asker ve kırmızı başlıklı kız birlikte büyükannesinin evine gitmişler. Kurt kapının arkasında bekliyormuş ve onların sesini duymuş. Fakat yine de asker silahını çekerek kurdu öldürmüş. Elini kurdun ağzına sokarak kırmızı başlıklı kızın büyükannesini çıkarmış. Böylelikle hem kırmızı başlıklı kız hem de büyükannesi kurtulmuş ve sonsuza dek mutlu mesut bir şekilde yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirmizi-baslikli-kiz-masali/", "text": "Zamanın birinde küçük ve tatlı bir kız çocuğu varmış. Bu kız çocuğu her zaman kırmızı şapkası olan bir pelerin giyermiş. Bu nedenle ona hep kırmızı başlıklı kız denilirmiş. Kırmızı başlıklı kızın büyük annesi varmış. Büyük annesi ormanda yaşıyormuş. Annesi kırmızı başlıklı kıza, büyük annesine hazırladığı yiyecekleri götürmesini söylemiş, Kırmızı başlıklı kız da heyecanla yola koyulmuş. Kırmızı başlıklı kız ormanda yürümeye başlamış. Ormandaki çiçeklerin güzelliğine hayran kalan kırmızı başlıklı kız çiçek toplamaya başlamış. O sırada bir ses gelmiş. Kızın karşısında bir kurt varmış. Küçük kız nereye gidiyorsun demiş. Kırmızı başlıklı kız kurda büyük annesinin ormanda yaşadığını ve ona yiyecek götürdüğünü söylemiş. Kurt bunu duyunca çok sevinmiş. Kırmızı başlıklı kız oraya varmadan ben gidip büyük anneyi yemeliyim demiş kurt. Kırmızı başlıklı kız olacaklardan habersiz yoluna devam etmiş. Kurt hemen büyük annenin bulunduğu kulübeye varmış ve kapıyı çalmış, Kapıyı açar mısın büyükanne? Ben kırmızı başlıklı kızım demiş. Büyük anne kilidi kaldırıp kapıyı açabilirsin, gel kızım demiş. Kurt kapıyı açmış ve oracıkta hemen büyük anneyi yemiş. Yatağa uzanmış ve kırmızı başlıklı kızı beklemeye başlamış. Kapı çalmış ve küçük kız gelmiş. Büyük anne kapıyı açar mısın? Ben torununum. demiş kırmızı başlıklı kız. Kurt Yavrum kilidi kaldırıp içeri gir demiş. Kırmızı başlıklı kız Büyük annecim sana annemin yaptığı kurabiyelerden getirdim. demiş ve yatağın kenarına oturmuş. Kırmızı başlıklı kız sorular sormaya başlamış. Kurt bu sözünden sonra bir çırpıda Kırmızı başlıklı kızı yemiş. Ardından yatağa uzanmış. Kurt hem büyük anneyi hem de Kırmızı başlıklı kızı yediğinden iyice ağırlaşmış ve yatakta uyumuş kalmış. Kurt öyle bir horulduyormuş ki ormandan geçen avcı sesi duymuş. Büyük anneye bakmak için kapıya doğru gelmiş. Bu sırada yatakta yatan kurdu görmüş ve çok şaşırmış. Büyük anneyi göremeyince durumu hemen anlamış. Aklına bir fikir gelmiş. Hemen bir bıçak getirip kurdun karnını yarmış. Kurdun karnından büyük anneyi ve Kırmızı başlıklı kızı çıkarmış. İkisi de avcıyı görünce çok sevinmiş. Avcı kurdun karnına kocaman taşlar doldurmuş ve karnını dikmiş. Bir süre sonra kurt uyanmış ve çok susadığını fark etmiş. Karnı çok ağır olduğundan yürümekte güçlük çekmiş. Kuyuya gitmiş ve eğilmiş. Eğilmesiyle kuyuya düşmesi bir olmuş. Kırmızı başlıklı kız olanları hayretle izlemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirmizi-bereli-cocuk-masali/", "text": "Bir zamanlar, güzel bir köyde Kırmızı Bereli Çocuk adında bir çocuk yaşarmış. Kırmızı bir bere her zaman başında olan bu çocuk, köyün en sevilen ve haylaz çocuğu olarak bilinirdi. Herkes onun neşesini ve enerjisini seviyordu. Bir gün, Kırmızı Bereli Çocuk ormanda dolaşırken bir ses duydu. Sesin kaynağına doğru yöneldiğinde, ağlayan bir tavşan yavrusu buldu. Kırmızı Bereli Çocuk hemen yanına gidip tavşan yavrusuna ne olduğunu sordu. Tavşan yavrusu, annesini kaybettiğini ve nasıl eve döneceğini bilmediğini söyledi. Kırmızı Bereli Çocuk, tavşan yavrusuna yardım etmek için hemen harekete geçti. Ona evini bulmasında yardımcı olacağını söyledi. Beresini çıkarıp tavşan yavrusuna verdi ve Bu kırmızı bere senin rehberin olacak. Onu takip et ve evine ulaşacaksın dedi. Tavşan yavrusu, Kırmızı Bereli Çocuğun verdiği bereyi sevinçle kabul etti ve berenin rehberliğinde ilerlemeye başladı. Kırmızı Bereli Çocuk, tavşan yavrusunu dikkatlice takip ediyor ve ona yol gösteriyordu. Yolda birkaç engel çıksa da, Kırmızı Bereli Çocuk cesaretiyle tavşan yavrusunu destekledi ve onu güvenli bir şekilde eve götürdü. Tavşan yavrusu, Kırmızı Bereli Çocuğa minnettarlığını ifade etti ve onu sıcak bir şekilde kucakladı. Köy halkı, Kırmızı Bereli Çocuğun kahramanlığını duydu ve ona hayranlıkla bakmaya başladı. Artık Kırmızı Bereli Çocuk, köydeki herkesin sevgisini ve saygısını kazanmıştı. Kırmızı Bereli Çocuk, tavşan yavrusunu eve götürdükten sonra, beresini geri alıp tekrar başına taktı. Artık o, köydeki diğer çocuklara örnek olacak bir kahramandı. Herkes, onun cesaretini ve yardımseverliğini örnek alıyor ve birlikte daha iyi bir dünya inşa etmek için bir araya geliyorlardı. Ve o günden sonra, Kırmızı Bereli Çocuk hep birlikte yardımlaşmanın, sevgiyle büyümenin ve dostlukla güçlenmenin önemini anlatan bir hikaye olarak anıldı. Birçok çocuk onun bu güzel hikayesinden kendine önemli bir ders çıkardı. Yardımlaşarak aslında hepimizin hayatı çok daha güzel oluyordu. Bunu fark eden küçükler ve büyükler daha mutlu ve huzurlu şekilde yaşamlarına devam etmeye başladılar. Anne ve babalar çocuklarına sürekli olarak kırmızı bereli çocuğun yaşamış olduğu bu güzel hikayeyi anlatarak onlarında çevrelerindeki insanlara ve hayvanlara bu şekilde yardım sever bir tarzda davranmaları gerektiğini sürekli olarak hatırlattılar. Büyükler bile çocuğun davranışından kendilerine önemli dersler çıkardılar. Uzun zamandır göz ardı ettikleri bazı konular olduğunu kabul ettiler. Böylece masal yıllarca dilden dile dolanmaya başladı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirmizi-elmayla-cilegin-tanismasi-ve-muhtesem-hatirasi/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş, rengarenk bir meyve bahçesi varmış. Bu bahçede çeşit çeşit meyveler bir arada yaşarmış. Her bir meyve, kendi rengiyle bahçeye ayrı bir güzellik katarmış. Bahçede bir kırmızı elma ve bir çilek ise birbirini hiç görmemişlerdir. Günlerden bir gün, kırmızı elma bahçede dolaşırken birden çileği görmüş. Çok heyecanlanmış ve hemen yanına gitmiş. Merhaba! Ben kırmızı elma, sen de kim? demiş. Çilekse şaşkınlıkla kırmızı elmaya bakmış ve Merhaba! Ben de çileğim. Ama senin gibi kırmızı değilim, ben pembe renkteyim diye yanıtlamış. Kırmızı elma, çileğin güzel pembe rengine hayran kalmış. İkisi de birbirlerine çok benzemese de bu farklılık onları daha çok merak ettirmiş. Birlikte bahçede gezip oyunlar oynamaya başlamışlar. Her geçen gün birbirlerini daha iyi tanıyor, güçlü bir arkadaşlık kuruyorlarmış. Bir gün bahçede büyük bir fırtına çıkmış. Rüzgar çok güçlü esiyormuş ve ağaçlar sallanıyormuş. Kırmızı elma ve çilek, birlikte sıkıca tutunarak fırtınanın geçmesini beklemişler. Bu zorlu anlarda birbirlerine destek olmuşlar ve korkularını birlikte yendiklerinde ne kadar güçlü olduklarını fark etmişler. Fırtına sona erdikten sonra, kırmızı elma ve çilek birbirine sarılarak teşekkür etmişler. Seninle bu zorlu anı atlattığımız için çok mutluyum. Gördüm ki renklerimiz farklı olsa da, birlikte çok güçlüyüz demiş kırmızı elma. Çilekse ona gülümseyerek Evet, gerçek dostluk ve dayanışma rengimize değil, kalbimize bağlıdır demiş. O günden sonra, kırmızı elma ve çilek en iyi dost olmuşlar. Her zaman birlikte vakit geçiriyor, birbirlerini destekliyorlarmış. Bahçenin en güzel ikilisi olmuşlar ve birlikte unutulmaz anılar biriktirmişler. Ve böylece, Kırmızı Elmayla Çileğin Tanışması ve Muhteşem Hatırası tüm meyveler arasında bir efsane haline gelmiş. Bu masal, farklılıkların dostluğu zenginleştirdiği ve dayanışmanın her zaman önemli olduğunu anlatır. Dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu aslında her yaş gurubunda ki canlı bilmelidir. Her zaman için tek başımıza başa çıkamayacağımız bazı sorunlarımız olabilir. Böyle bir durumda bize yardım edecek bir dostumuzun olması paha biçilemez bir kıymettir. Dostu bulunmayan insanlar mutlaka hayatın belirli bir zamanında yaşadıkları sıkıntıyı aşamayacaktır. Kısa zaman içerisinde hayattan başarısızlıklar alan kişilerin en büyük sorunu belki de dostlarının bulunmaması dayanışmayı yaşayamamalarıdır. Güzel anılar ve aynı zamanda güzel arkadaşlar biriktirmek hayatımızda ki en önemli konulardan birisidir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kirmizi-kopek-kiraz-masali/", "text": "Bir zamanlar, bir ormanda Kırmızı Köpek Kiraz adında sevimli bir köpek yaşarmış. Kiraz, parlak kırmızı tüyleri ve burnundaki minik kiraz şeklindeki lekesiyle ormanın en dikkat çekici köpeğiymiş. Ancak onun güzellikleri sadece dış görünüşle sınırlı değilmiş, çünkü içindeki kalp de aynı derecede güzel ve sevgi doluymuş. Kırmızı Köpek Kiraz, ormanda diğer hayvanlarla hep dostça geçinirmiş. Güler yüzü ve neşeli tavrı, tüm orman halkının gönlünü kazanmış. Ormanda her gün yeni arkadaşlar edinir ve herkesi güler yüzüyle selamlarmış. Kiraz'ın bu iyilik dolu tavırları, onu masalsı ormanın en sevilen köpeği yapmış. Bir gün ormanda tuhaf bir olay olmuştu. Masalsı ormanda uzun zamandır süren bir kuraklık başlamış ve tüm su kaynakları kurumuştu. Hayvanlar susuzluktan perişan olmuş, bitkiler solmuştu. Ormanın dengesi alt üst olmuştu. Kırmızı Köpek Kiraz, kuraklığın yarattığı bu zor durumu görünce hemen harekete geçmişti. Arkadaşlarına, ormanda saklı olan büyülü bir gölün efsanesini anlatmıştı. Efsaneye göre, gölün suyu sonsuz bir bereket ve yaşam kaynağıymış. Ancak göl, ormanda sadece saf ve iyilik dolu bir kalbe sahip olanlara görünürmüş. Kiraz, dostlarıyla birlikte bu büyülü gölü bulmaya karar vermişti. Yola çıktıklarında, birbirlerine destek olmuş ve türlü zorluklarla karşılaşmışlardı. Kiraz'ın kalbi, arkadaşlarını motive edip onlara güç veriyordu. Sonunda, büyülü göle ulaşmışlar. Kiraz, saf ve sevgi dolu kalbiyle gölün suyunu içmeye hak kazanmıştı. Suyu içtiklerinde, gölün büyülü gücü etrafı sarıp her yeri yeşillendirmiş ve ormana yaşamın bereketi geri dönmüştü. Kuraklık sona ermiş, hayvanlar ve bitkiler yeniden canlanmıştı. Ormanda tekrar neşe ve mutluluk hakim olmuştu. Kırmızı Köpek Kiraz ve arkadaşları, büyülü gölün iyilik ve dayanışma gücü sayesinde masalsı ormanı kurtarmışlardı. Bu olaydan sonra, Kırmızı Köpek Kiraz ve dostları ormanın kahramanları olarak anılmaya başlamıştı. Kiraz'ın iyilik dolu kalbi, ormanın dengesini sağlayan bir güç olarak hatırlanıyordu. Ormanda artık herkes, Kırmızı Köpek Kiraz'ın neşe dolu hikayesini anlatarak, iyilik ve sevgi dolu bir dünya yaratmanın önemini öğreniyorlardı. Ve ormanda bir daha hiçbir zaman kuraklık yaşanmadı, çünkü dostluk ve dayanışmanın gücü her zaman ormanı koruyordu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kis-uykusuna-yatan-ayicik-bambu-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinlikte yaşayan Bambu adında bir ayıcık varmış. Ayıcık Bambu'nun son günlerde çok telaşı varmış. Çünkü kısa süre sonra bütün ayılar gibi o da kış uykusuna yatacakmış. Bu uyku öylesine uzun ve derinmiş ki ayıların hepsi uyurken acıkmamak için çok kilo almaları gerekmiş. Bambu da çok kilo almak için bulduğu her yiyeceği yiyormuş. Bambu'nun en sevdiği yiyecek ormanın içinden geçen dereden tuttuğu somon balıklarıymış. Somon balıkları hem çok lezzetli hem de kilo almasına yarıyormuş. Ayrıca balıkları tutarken derede yıkanmaya da bayılırmış. Yine günlerden bir gün ayıcık Bambu lezzetli yiyecekler ararken leziz görünen ahududular bulmuş. Meyvenin kırmızı rengi, patilerine ve suratının her yerine bulaşmış. Bambu hemen derenin kenarında patilerini ve yüzünü yıkamış. Tam o sırada ormandaki arkadaşlarından birisi olan porsuğu görmüş. Porsuk Bambu'ya, - Merhaba dostum nasılsın sanırım kış uykun yaklaştı demiş. Ayıcık Bambu da küçük arkadaşına cevap vermiş. - Evet arkadaşım en kısa sürede kış uykusuna yatacağım için sabırsızlanıyorum. Gelecek bahara görüşürüz demiş. Bambu arkadaşı porsuğa veda etmiş. Porsuk da Bambu'ya güzel uykular dilemiş. Bambu evine doğru yol alırken bu sefer de komşusu sincabı görmüş. Sincabın da kendine göre telaşı varmış. O da Bambu gibi kış uykusuna yatmasa da kış için yuvasına yiyecek depolamakla meşgulmüş. - Gelecek bahara seni görmek için sabırsızlanıyorum. İyi uykular demiş. Bambu arkadaşı sincaba da teşekkür edip evine girmiş. Akşam olunca bir anda hava soğumaya başlamış. Gökyüzünde birkaç tane yıldız belirmiş. Bambu artık uyku vaktinin geldiğini anlamış sıcak yatağına yatmış. Bambu tekrar uyanmak için baharın gelmesini bekleyecekmiş. O zaman tekrar arkadaşlarına kavuşacak, o çok sevdiği somon balıklarından yakalayıp, ormanın lezzetli meyvelerinden yiyecekmiş. Bambu bunları düşünürken derin bir uykuya dalmış. Rüyasında ormanı keşfetmekle ilgili tatlı rüyalar görmeyi umuyormuş. Her ne kadar baharın gelmesini ormanda güzel vakitler geçirmeyi özlese de, uyumak da bir o kadar eğlenceliymiş. Çünkü rüyalarda eğlenceli ve macera doluymuş. Bu masal da burada bitmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kiskanc-kedi-sita-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok uzak diyarın birinde küçük bir evde bir aile yaşarmış. Bu ailenin henüz 2 yaşında bir kızı ve bir de Şita adında bir kedisi varmış. Şita bembeyaz kar gibi bir kediymiş. Küçük kız Burcu Şita'yı çok sever ve hatta bazı geceler beraber uyurlarmış. Yemek yerken dahi ufak bir sandalyede onlara eşlik eden Şita evin çocuğu gibi olmuş. Şita yemeklere yardım eder ve akşam olunca Burcu'ya masallar anlatırmış. Burcu bu masallar eşliğinde uyuyakalır ve çok güzel rüyalar görürmüş. Gün geçtikçe aralarındaki bağ çok daha kuvvetlenmeye başlamış. Burcu her sabah uyandığında Şita'yı öper ve güne mutlu bir şekilde başlarmış. Burcu'nun anne ve babası çalışmaya başlamış. Burcu evde tek kalmasın diye de onu bir okula yazdırmışlar. Burcu okula gideceğine seviniyor olsa da Şita'dan ayrı kalacağını düşündüğünde çok üzülüyormuş. Okula başlayan Burcu çok güzel etkinliklere katılıyor, resim yapmayı öğreniyor, halk oyunlarına katılıyormuş. Öğrendiklerini evde Şita ile paylaşan Burcu, onun resimlerini yapmaya çalışıyor bazen de Şita ile halay çekiyormuş. Satranç da öğrenen Burcu çok başarılı olması sebebiyle olimpiyatlara hazırlanmaya başlamış. Bu yolda Şita'nın onun için çok büyük destekleri olmuş. Şita ile sürekli satranç oynamaya başlayan Burcu daha da başarılı olmayı başarmış ve olimpiyatlarda birinci olmuş. Burcu kazandığı madalyayı ise boynunda büyük bir sevinçle taşıyarak koşuyor, oynuyor ve sürekli Şita'ya sarılıyormuş. Bir süre sonra Burcu'nun ailesine yeni bir üye daha katılmış. Ailenin yeni çocuğu olan minik Ege tüm dikkatleri üzerine topluyor ve Burcu ile kedi Şita bu durumu çok kıskanıyormuş. Aile Burcu ve Şita'yı ihmal etmese dahi bu durum onları çok rahatsız ediyor ve minik Ege'yi aralarında istemiyorlarmış. Burcu bir gün annesine ; Ege benim kardeşim değil. Siz sadece onunla ilgileniyorsunuz. Demiş. Anne bu durumun üzerine çok şaşırmış. Oysa o Burcu, Ege ve Şita'yı çok seviyormuş. Şita ise Ege'nin yatağına gidiyor onu yatırmak istemiyor ve hatta onun yatağına çişini yapıyormuş. Oysa Şita hiç bir zaman evde ortalığa çişini yapmazmış. Hatta Burcu'ya tuvalet eğitimini dahi Şita vermiş. Şimdi ne oldu da böyle yapar oldu diye düşünmeye başlamış aile. Gün geçtikçe Burcu'nun okuldaki başarısı düşüyor, öğretmenleri ailesini sürekli okula çağırıyormuş. Bu durum karşısında üzülen aile bir gün Burcu ve Şita ile konuşma kararı almış. Şita onlara karşı çok hırçın davranıyor ve artık yemek masasına dahi oturmuyormuş. Akşam yemeği vaktinde aile Şita ve Burcu'nun masaya oturması gerektiğini ve bir şeyler konuşmak istediğini söylemiş. Zorla masaya gelen ikili; Bizimle ne konuşabilirsin ki? Git Ege ile ilgilen. Sen bizi artık sevmiyorsun. Demiş. Ben sizleri çok seviyorum. Ama Ege daha çok küçük. Sizleri anlamıyor. Oysa o da sizi çok seviyor. deyince Şita ve Burcu çok şaşırmış. Ege'yi sevmeye ve hatta onunla çok daha yakından ilgilenmeye başlamışlar. Aradan yıllar geçmiş Ege, ablası Burcu ve Şita herkese örnek olacak kardeşlikleri ile mutlu bir yaşam sürmüşler. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kiskancligin-bedeli-agirdir-maymun-ve-tavuk-masali/", "text": "Bir zamanlar Afrika'nın kızgın çöllerinde yaşamını devam ettiren maymun ile sarı tavuk, çok sıkı dostlarmış. Aralarında su bile sızmaz, her günü birlikte geçirirlermiş. Maymun, aslan krala kuş sütü bulmak için her gün, uzak diyarlara gider, kızgın çöllerden geçer ve çeşitli tehlikeler atlatırmış. Bu zorlu görevin sonunda aslan kral, ona çeşitli yiyecekler verirmiş. Sarı tavuk, arkadaşı maymunun her gün çektiği sıkıntıyı görmezden gelip yediği çeşit çeşit yiyecekleri kıskanırmış. Ben her gün aynı yiyeceği yerken, maymun her gün çeşit çeşit yiyecekler yiyor diye düşünürmüş. Kıskançlıktan gözü dönen sarı tavuk, maymuncuğun yanına giderek, kadim dostum sen her gün uzak diyarlara yol alıp o kadar yol yürüyorsun yazık değil mi sana? Krala söyle ve bu görevi bırak.'' Demiş. Maymuncuk: Bunu nasıl yaparım sarı tavuk, böyle bir şey söylersem aslan kral bana bir daha yiyecek vermeyi bırak beni oracıkta öldürür.'' Demiş. Sarı tavuk o zaman git krala, artık hastalandığını, dizlerinin ağrıdığını ve uzaklara gidemeyeceğini söyle. Böylece, seni bir daha uzak diyarlara göndermez ve böylece bu zorlu görevden kurtulmuş olursun.'' Demiş. Bu duruma maymuncuğu inandırmış. Ertesi gün güneş doğar doğmaz maymuncuk soluğu kralın yanında almış. Aslan kral maymuna bugünkü görev için hazır olup olmadığını sormuş. Maymuncuk; ''Kralım, ben çok hastayım. Dizlerimden dolayı yürüyemiyorum. Lütfen beni affedin. Ben artık bu göreve devam edemeyeceğim.'' Demiş. Aslan kral üzgün bir şekilde maymuncuğa bakarak: '' O halde hemen doktoru çağıralım ve seni tedavi etsin. Böylece sen görevine devam etmiş ve sağlığına kavuşmuş olursun.'' Demiş. Az sonra kralın emri ile oraya gelen doktor, maymuna iyi gelecek merhemler hazırlayıp vermiş. Doktor krala dönerek, maymuncuğun bol bol proteine ihtiyacı var bu yüzden de her gün tavuk eti yemesi lazım.'' Demiş. Maymunu çok seven aslan, o halde hemen bir tavuk kesin ve maymuna yemesi için getirin diye emir vermiş. Aslan kralın emri ile hemen bir tavuk kesilip maymuna getirilmiş. Tavuğu afiyetle yiyen maymun, arkadaşı sarı tavuğun yanına gidip olanları anlatmak için yola koyulmuş. Her yerde sarı tavuğu aramış ama onu hiçbir yerde bulamamış. Sonra birden aklına yediği tavuğun arkadaşı sarı tavuk olduğu ihtimali gelmiş ve kahrolmuş. Hemen aslan krala koşarak ona ikram edilen tavuğun sarı tavuk olup olmadığını sormuş. Aslan kraldan yediği tavuğun en yakın dostu olduğunu duyan maymun bağıra bağıra ağlamaya başlamış. Aslan kral ise: ''Sabah sen gelmeden önce sarı tavuk buraya gelip göreve aday olduğunu söyledi. Seni kıskandığı için görevi bırakmanı istedi. Bu şekilde kıskançlığının bedelini ödemiş oldu. Kıskançlık dostlar arasında asla olmaması gereken bir duygudur. Kıskançlığın bedeli her zaman ağır olur.'' Dedi. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kiskanclik-hikayesi/", "text": "Anne ve babası kardeşi olmasının onun için daha iyi olacağını düşünerek kardeşi olmasına karar vermişler. Aradan aylar geçmiş ve annesi bu mutlu haberi ailesiyle paylaşmış. Efe çok sevinmiş ve sevinçten, sabırsızlıktan aylarca zor dayanmış ve annesi bir kız çocuğu dünyaya getirmiş. Efe evde beklerken anne babası kucağında bir bebekle evlerine girmişler. Efe de koşarak gidip bebeği sevmek kucağına almak istemiş. Daha minicik bir bebek olduğu gibi annesi izin vermemiş. Efe üzülmüş ama ben abi oldum artık kardeşimi kucağıma alıp sevmek istiyorum. demiş. Yine de anne babası izin vermemiş. Efe yavaş havas kardeşini kıskanmaya başlamış artık. Ailesi kızları bebek diye onun üzerine çok düşüyormuş. Efe iyice yalnız kalmaya başlamış. Anne babasının dikkatini çekmek için bir sürü şey yapıyormuş ama yok anne babası küçük kızlarından başka bir şeyle ilgilenmiyormuş. Efe Ah, kardeşimi istemeseydim, çok pişmanım neden doğdu ki? Ah ölse! demiş. Belli bir zaman sonra minik bebek hastalanmış, doktor zatürre olmuş biraz hastane de yatması lazım deyip bebeği hastaneye yaptırmışlar annesi bebeğin yanında hastane de kalırken babasıyla evde kalan Efe, çok üzgünmüş babasını karşısına alıp, babacığım, sana bir şey demek istiyorum ama korkuyorum demiş. Babası da neden korkuyorsun? Ne yaptın ki? diye sormuş. Babası da bunun üzerine tam tokadı basacakken hemen elini indirip Efe'ye sarılmış. Oğlum affet bizi, o küçücük bir bebekti, ona zarar geleceğini düşündük bu yüzden sana vermemiştik. Ama biz seni çok seviyoruz, iyi ki bizim oğlumuzsun. demiş. Efe Babacığım o halde kardeşim için dua edelim de bir an önce hastaneden gelsin. Demiş. Efe mahalledeki camiye gitmiş ve oturmuş camide Allah'ım ben kardeşim için böyle bir şey dedim ve çok pişman oldum, onu çok özlüyorum, o şu an hastanede yatıyor benden dua bekliyor, lütfen onu iyileştir evimize gelsin artık. demiş. Ve arkasından bir bebek gülümsemesi duymuş koşa koşa dışarıya çıkmış ve bir bakmış annesi ve kucağındaki küçük kız kardeşi, çok mutlu olmuş gitmiş hemen kardeşine sarılmış ve ellerini açıp Allah'ım sana binlerce kez teşekkür ederim duamı eder etmez, kardeşimi bana kavuşturduğun için. demiş ve küçük kız kardeş oyun oynayacak kadar büyümüş ve abisiyle her gün çok güzel oyunlar oynamışlar. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kitaplari-hic-sevmeyen-sincabin-degisimi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, gün geceyi kovalarken, bilginle cahil birbirine karışmış. Köyün birinde, kitap okumayı çok seven bir domuzcuk varmış. Bu domuzcuk günlerce, gecelerce kitap okumaktan usanmazmış. Öğrendiklerini hayvan dostlarıyla paylaşmaktan da pek hoşlanırmış. Okuduklarını dostlarıyla paylaştığında, hem kendi hem de dostları çok memnun olurmuş bu durumdan. Hatta okudukları kitap elde ele dolaşır ve herkesi mutlu edermiş. Herkes sıradaki kitabı okuduğunda, kitap üzerinde herkes fikrini söyler ve böylece güzel bir cümbüş olurmuş. Herkes o kadar memnunmuş ki bu kitap okuma deneyiminden, domuzcuğa minnettar olduklarını her seferinde söylerlermiş. Yalnız bir tek sincap hiç sevememiş kitap okumayı. Kitap sırası ona geldiğinde okumaktan kaçınır ve asla okumaya yanaşmazmış. Domuzcuk kitap okumanın öneminden ne kadar bahsetse de kesinlikle sincabı buna ikna edememiş. Bu okuma buluşmalarına bir tek katılmayan, elbette sincap olmuş. Her çağrıldığında ya hasta olduğunu ya da bir işinin çıktığını söylermiş. Böylece hep bir bahaneyle kitap okumadığı gibi, tartışmalara da katılmayı reddetmiş. Bu iş öylece gittikçe, artık dostları tarafından aranmamaya başlamış. Sincap bir gün, kitap okumayı sevmeyen, onu kitap okumak için zorlamayan bir arkadaş grubuna katılmayı düşünmüş. Ormanda gezinmiş gezinmiş ve en sonunda kendi gibi bir sincap grubuyla tanışmış. Ormandaki diğer arkadaşlarını da artık hayatından çıkarmaya karar vermiş. Böyle olunca yeni sincap arkadaşlarıyla daha fazla vakit geçirmeye başlamış. Başlamış ama gördükleri yine onu zorluyormuş. Gruptaki sincaplar her hafta başka bir kitaptan bahsediyor ve bu kitaplar üzerine konuşuyorlarmış. Böylece daha güzel konuşuyorlar ve daha mutlu bir hayat yaşıyorlarmış. Her hafta öğrendikleri yeni kelimeleri birbirilerine söylüyorlar ve çok kelimeyi böyle öğreniyorlarmış. Kitaplarla araları hiç iyi olmayan sincap, buraya da kendini ait hissedememiş. Artık nasıl yaşayacağını bilmeyen, yalnız ve çaresiz biri olarak görüyormuş kendini. Böyle gördükçe pişmanlığı daha fazla artıyormuş. Kendini bir arkadaş topluluğuna ait hissetme isteği, günden güne daha fazla ağır gelmiş. Böyle olunca artık aklını başına toplamanın zamanı geldiğini de fark etmiş. Hem kitap okumak o kadar sıkıcı bir şey değilmiş ki...Aksine dostları hep çok eğleniyorlarmış okurken. Domuzcuğa gidip, kendisine uygun kitap olup olmadığını sormuş çekine çekine. Domuzcuk bu tekliften çok memnun olmuş. Hemen onun sevebileceği bir kitabını getirmiş. Sincap kitabı almış. O günden sonra elinden bırakamamış. Nasıl güzel yerlere gitmiş kitapla, nasıl güzel dostlarla karşılaşmış oturduğu yerden. Bu kitap okuma olayını çok sevmeye başlamış. O günden sonra adı kitap kurdu sincaba çıkmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kiymetli-tuz-masali/", "text": "Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde.. Tıngır elek demişler, tıngır felek demişler. Gelin bakalım, bu masalı nasıl anlatmışlar.. Çok eski zamanların birinde bir padişah yaşarmış. Bu padişahım üç kızı varmış. Bir gün padişah, üç kızını da başına çağırmış. Hepsine bir soru yöneltmiş: Beni ne kadar seviyorsunuz, güzel kızlarım?, demiş. Büyük kız bu soruya; Dünyalar kadar severim babacığım, demiş. Ortanca kız; Kucak kadar seviyorum babacığım, demiş. Küçük kız ise; Tuz kadar severim babacığım, demiş. Küçük kızın verdiği bu cevaba çok sinirlenmiş. Ona göre bir insan tuz kadar sevilmezmiş, sevilse bile böyle şey olmazmış. Kızdığı küçük kızını, askerlerine teslim eden Padişah, kızının zindana atılmasını emretmiş. Askerler, küçük kızı zindan atmışlar. Küçük kızın zindandaki bu kötü haline kayıtsız kalamayan bir muhafız, bir gün kızı gizlice zindandan çıkarmış ve sarayın etrafından uzaklaştırmış. Kız askerin yaptığı bu iyiliği koynunda taşıyarak, yollara düşmüş. Az gitmiş, uz gitmiş. Dere tepe düz gitmiş. En sonunda da bir köye ulaşmış. Burada köyün zenginlerinden biri kızı görmüş ve onu himayesi altına köle olarak almış. O küçük kız büyüdükçe çok güzel bir hanımefendi olmuş. Güzelliği her yere yayılmış. Nasip ya, kız başka bir padişahın oğlu ile evlenmiş. Gel zaman git zaman, kız kocasına küçükken başına gelenleri, padişah babasının ona yaptıklarını bir bir anlatmış. Kocasından da bir gün onları yemeğe çağırmalarını istemiş. Kocası da karısının bu isteğini kabul etmiş ve hazırlıklara başlanılmış. Kızın padişah babası ziyafete çağrılmış. Yemek yeneceği gün padişah, yanında aveneleri ile saraya gelmiş. Kız, yardımcılarına bütün yemeklerin tuzsuz yapılmasını emretmiş. Hiçbir yemeğe tuz konmamış. Padişah ve beraberinde gelenler hangi yemeğe ellerini uzattılar ise geri çekmişler. Yemeklerin hepsi tuzsuz olduğu için yemek yiyemeyip aç kalmışlar. Kız bu hale daha fazla dayanamamış ve ayağa kalkıp padişaha doğru: - Padişahım, küçük kızınızın sizi tuz kadar sevdiği için zindana attırmışsınız. O küçük kız benim. Bugün bütün yemekleri tuzsuz yaptırdım ki ne kadar kıymetli olduğunu anlayasınız diye, demiş. Padişah bu sözler karşısında utanmış ve kızının boynuna sarılıp, tuzun ne kadar değerli olduğunu anlamış. O günden sonra ise artık yeni bir hayat başlamış. Padişah mutlu, kızı mutlu, herkes mutlu olmuş.. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kiz-kulesi-efsanesi-nedir/", "text": "Kızkulesi Adası, o dönemde Kubadabad Saltanat Kentinin haremliği olarak bilinirdi. Ada da etrafı büyük sularla çevrili bir tane kale ve tam orta yerinde yüksekçe bir tane kule bulunmaktaymış. Bu kalede Selçuklu Sultanının kız çocuğu yaşamaktaymış. Rivayetlere göre Sultan, uykusunda kızının öleceğini ve buna da bir yılanın neden olacağını görmüş. Bu olaydan sonra bu yaptırdığı yüksek kalenin içindeki kuleye biricik kızını kapatmış. Bu kule içine yılan girmemesi için beton borular yardımı ile Adaya doğru sular ve sütler akıtılırmış. Yıllar, aylar, günler geçmiş bir gün biricik güzel Sultan aniden ateşlenip yatağa düşmüş. Ülkedeki en becerikli, en tanınmış hekimler getirilmiş. Bu hekimler sultanın derdinin devasını çok zor bulmuşlar. Güzel sultan hekimlerin tedavileri ile bu hasatlıktan kurtulup ayağa kalkmış. Sağlığına huzuruna yeniden kavuşmuş. O günden sonra bu olayı, iyileşerek yeniden sağlığına kavuşmasını kutlamak için, dört bir yandan hediyeler gönderilmiş sultana. Kule hediye ile dolup taşmış. Hediye gönderenlerden biride yaşlı bir köy kadını imiş. Bu kadın, güzel sultana bir sepet dolusu üzüm getirmiş, rivayete göre bu üzüm sepeti içinde meğer küçük bir yılan varmış. O gece yılan uykuda olan güzel sultanı sokup öldürmüş. Bir rivayette de şöyle geçer: Ovidius'un yitirdiği bir sevda hikayesi olarak ta bilinir. Hero ve Leandros isimli iki gencin sevda hikayesidir. Hikaye Hero'nun kuleden gitmesiyle başlıyor. Hero, Afrodit'in rahibelerinden biriydi. Rahibe olmasından dolayı aşık olması imkansızdı, yasaktı. Seneler sonra bir gün Hero, bir törene katılmak için Afrodit'in tapınağından ayrılır. O gün katılmış olduğu törende Leandros ile göze göze gelir. O an birbirlerine aşık olurlar. Leondros Hero' yu görmek için her gece yüzerek kuleye gelir. O andan sonra aşklarının kutsallaştığı söylenmektedir. Bundan sonra Kız Kulesi her gece bu iki gencin sevdasına tanıklık eder. Rivayete göre; Leondros'un yüzerek geldiği bir gün Hero, Leandros'un yolunu rahat bulmasına yardım etmek için sevda ateşini yakar. Bu ateş ise rüzgarın etkisiyle söner. Gece karanlığında Leandros yolunu kayıp eder. Boğazın sularında boğularak ölür. Sevgilisinin ölmesinden sonra Hero da kendini boğazın serin sularına teslim eder. Osmanlı İmparatorluğu zamanında geçen efsaneye göre Battal Gazi, ordusuyla birlikte istanbulu feth etmeye gider.Üsküdar tekfuru bunu duyuncakızıyla birlikte kız kulesine sığınır hazinelerinide kız kulesine götürmüştür. Kız kulesine baskın yapan Battal Gazi tekfurun kızını ve hazineleri kaçırır. İstanbul'u fethe giden Battal Gazi kuşatmadan istediğini alamayınca Kız Kulesi karşısına ordusunu konuşlandırır ve tam 7 yıl orada kalır. Battal Gazinin Üsküdar kıyılarına konuşlanmasının ve uzun bir süre orada kalmasının sebebi Üsküdar tekfurunun kızına aşık olmasıdır. Hatta günümüzde de sıkça kullanılan 'Atı alan Üsküdar'ı geçti' deyiminin kaynağı bu hikaye olduğu söylenmektedir. Kız Kulesi Boğazda boğzda zarif bir şekilde süzülen inci tanesi iken, Galata Kulesi ise, İstanbul'u maskülen ve güçlü bir sembolüydü. Kız Kulesi boğazda yalnız ve zarif bir şekilde süzülürken karşısına Galata kulesi çıkıverir, o an galata kulesinin heybetli duruşundan etkilenen kız kulesi gözünü galata kulesinden alamaz. İİki kule İstanbulluların huzurunda birbirlerine aşık olurlar, ama kavuşamaz. Çünkü istanbul boğazı sanki bu aşka engel olmak için ikisinin arasını bir şerit gibi kesiyordur. İmkansız olan bu aşk karşısında Kız Kulesi gün geçtikçe erimeye başlamıştır, her gün galata kulesine olan aşkını kağıda kaleme döküyor şiirler ve mektuplar yazıyordu. Günlerden bir gün Ahmet Çelebi Galata kulesinin tepesine çıkar. Amacı Galatadan Üsküdara uçmaktır. Galata kulesi Çelebiyi görür ve ısrarla Kız Kulesine Yazdığı mektupları götürmesi için tabiri caizse yalvarır durur. Çelebi bu ısrara dayanamaz ve Galata Kulesinin yüzyıllardır biriktirdiği mektupları alıp uçmaya karar verir. Çelebi uçmaya başlar ama o sırada müthiş bir rüzgar Çelebinin Kız kulkesine uçmasını engellemektedir, Salacak sahili civarında tüm mektuplar denize dökülür, bu sefer dalgalar yetişir Galata Kulesinin feryadına mektupları Kız Kulesine ulaştırır. Kız Kulesi artık Galata Kulesinin kendisine ne kadar aşık olduğunu anlamıştır. Aşklarının karşılıklı olduğunu anladıktan sonra iki kulede dahada güzelleşir ve güzelleşir. KKavuşmaları imkansızdır ama karşılıklı bakışmaları dahi yeter onlara... Nesilden nedile anlatılır bu muhteşem aşk, İstanbul boğazının güzelliğine efsunlu bir hava katmıştır, şimdi ise aşklarını haykırabiliyorlar ve kendilerine takılan feneler birbirlerine mors alfabesi ile seni seviyorum mesajı yollayabiliyorlar. Kız Kulesinin tarihi günümüzden 2500 yıl önceye dayanmaktadır. Tarihi belgelerde ilk kez M.Ö 410 yılında bahsedilmiştir. Atinalı komutan Alkibiades tarafından yaptırılır amacı boğazdan geçen gemileri vergiye bağlamak ve bir askeri üs gibi kullanmaktır. İstanbulun Roma imparatorluğu tarafından feth edilmesi ile İmparator Manuel Comnenos kuleyi güçlendirerek tasarımını değiştirir ve ve kule artık tamamen bir savunma merkezi haline gelmiş olur. Osmanlı Devletinin fethinden sonra kulede mehter takımları halka melodiler çalmaya başlar. Günümüze kadar birçok badireler atlatan kız kulesi, 2000 yılında turizme kazandırıldı. Kız Kulesini yaptıran Atinalı komutan Alkibiades'dir tam anlamıyla bir boğaz hakimiyeti kurmak ve boğazdan geçen gemilerden vergi almak için inşaa ettirmiştir. Kız kulesi kaç yıllık bir yapı sorusunu soruyor iseniz ilk olarak M.Ö 410 Yıllarında tarihi kayıtlara geçmiştir. Yani Kız Kulesi en az 2500 yıllık bir yapıdır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/koca-ayi-ile-seker-kusunun-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın birinde bir ayı yaşarmış. Ormanda yaşayan bu ayının adı da Koca Ayı'ymış. Ormandaki tüm hayvanlardan çok büyük olması ve her hayvan arkadaşına yardım etmesinden dolayı ormanda yaşayan diğer hayvan arkadaşları ona bu adı vermiş. Koca Ayı o kadar büyükmüş ki bazen diğer ayı arkadaşları bile yanında küçücük kalıyormuş. Koca Ayı'nın bu büyüklüğü ise kimseyi korkutmuyormuş. Çünkü Koca Ayı herkese yardım ediyor ve hayvan arkadaşların hayatlarına neşe katıyormuş. Koca Ayı'nın tüm bu güzel huylarının yanı sıra bir gün Koca Ayı'dan korkan bir kuş belirmiş. Bu kuş daha önce hiç bu ormanda görülmediği ve Koca Ayı'yı da tanımadığı için ondan hemen korkmuş. Küçük kuş daha önce başka bir ormanda yaşıyormuş ve yaşadığı ormana birdenbire avcılar gelmiş. Küçük kuş da avcılardan kaçmak için sürekli uçmuş ve Koca Ayı ile arkadaşlarının olduğu ormanda kendini bulmuş. Sürekli uçmanın yorgunluğu ve avcılara yakalanmanın korkusundan dolayı da Koca Ayı'yı karşısında görünce istemeden de olsa korkmuş. Küçük kuş Koca Ayı'dan korksa da Koca Ayı ve ormandaki diğer hayvanlar onu sakinleştirmeye çalışmışlar. Bu ormanda avcıların olmadığını ve Koca Ayı'nın da zararsız olduğunu ona anlatarak onu mutlu etmeye çalışmışlar. Koca Ayı, küçük kuşun korkusunu görünce onu daha fazla korkutmamak için her şeyi uzaktan izlemiş ve küçük kuş sakinleştiğinde de onun yanına gelerek nasıl olduğunu sormuş. Küçük kuş da Koca Ayı ve arkadaşlarına şimdilik iyi olduğunu ancak artık bir yuvasının olmadığını ve evsiz kaldığını ormandaki tüm hayvanlara söylemiş. Koca Ayı ve ormandaki hayvanlar küçük kuşa bunun için endişelenmemesi gerektiğini söyleyerek ona kalacakları bir yer ayarlamışlar. Küçük kuş kalacağı yeri gördükten sonra çok mutlu olmuş ve artık hiç korkmaması gerektiğini anlamış. Küçük kuş yeni evine yerleştikten sonra zamanla Koca Ayı ve ormandaki tüm hayvanlarla yakın arkadaş olmaya başlamış. Bu yakın arkadaşlık sonucunda da herkes küçük kuşa yeni bir ad bulmak istemiş. Çünkü ormanda her hayvanın bir adı varken ormana yeni gelen küçük kuşun bir adı yokmuş. Bu yüzden ormandaki tüm hayvanlar küçük kuşa hangi adı vereceklerini düşünmüşler ve en sonunda da Koca Ayı küçük kuşun çok tatlı olmasından dolayı adının Şeker Kuş olması gerektiğini söylemiş. Bunu duyan tüm hayvanlar ile birlikte küçük kuş da çok mutlu olmuş ve küçük kuşun adının artık Şeker Kuş olduğuna hep birlikte karar vermişler. Şeker Kuş adını aldıktan sonra ormana daha çok alışmış ve ormandaki tüm arkadaşları ile birlikte her zaman mutlu bir şekilde yaşamaya devam etmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/konusan-agac-masali/", "text": "Günlerden bir gün, bir ormanda kocaman bir ağaç varmış. Bu ağaç, çocuklar ile konuşur onlar ile güzel vakit geçirirmiş. Onların adeta oyun arkadaşı olurmuş. Çocuklar, evde oturmaktan çok sıkıldıkları zaman, ağacın yanına gidermiş. Çünkü ağaç, onlara istedikleri her türlü masalı anlatırmış. Çocuklar kendilerine anlatılan masal karşısında, ağacın gölgesinde gün boyu uyuyakalırmış. Bir gün, ormana iki tane adam gelmiş. Bu adamlar, hiç iyi bir karaktere benzemiyormuş. Çocuklar, adamları görünce bir anda irkilmiş ve korkmuşlar. Çünkü adamların elinde, ağaçları kesmeye yarayan bir balta varmış. Konuşan ağaç ve çocuklar merak içinde elinde balta olan adamı izliyorlarmış. Baltayı kapan adam, birden konuşan ağacın yanındaki ağacı kesmeye başlamış. Bu durumu gören konuşan ağaç ve çocuklar hüngür hüngür ağlamaya başlamışlar. Konuşan ağaç, baltayı tutan adama ağacı kesmemesi gerektiğini söylemiş. Bunu duyan adam, hiç umursamadan ağacı kesmeye devam ediyormuş. Kesilen ağaç da, diğer ağaçlar gibi ağlamış ve sonunda yaşamını yitirmiş. Konuşan ağaç çığlık atmış ve yeter artık demiş. Sen benim arkadaşlarıma ve çocuklara zarar veremezsin. Burada bulunan bütün ağaçlar bizler için çok faydalı. Onların her biri sabahtan akşama kadar bize oksijen veriyor. Ağaçlar sayesinde çocuklar gün boyu gölgenin altında oturuyor demiş. Bunu duyan adam, konuşan ağaca kızmış. Benim yakacak oduna ihtiyacım var. Sen bana karışamazsın demiş ve ağacın bir kısmını arabasına atıp ormandan uzaklaşmış. Çocuklar ve kesilen ağacın yarım kalan kısmı ağlamaya devam etmişler. Çocuklar kendi aralarında bir plan yapmışlar. Adamlar geldiği zaman, onlara ağaç olmadığı zaman dünyanın nasıl yaşanılmaz olduğunu konuşalım demişler. Ağaçlar kendilerini kamufle edip kapatmışlar. Etrafta bir sürü arının dolaşması için, çocuklar arılar ile anlaşma yapmışlar. Aradan zaman geçmiş ve adamlar tekrar ağaç kesmek için ormana gelmişler. Geldiklerinde orman artık yaşanılmaz bir hal almıştı. Ormanda bir sürü arı, her yer aşırı sıcak ve kötü kokuyordu. Üstelik toprak, yağmur yağdığı için kendiliğinden kaymaya başlamıştı. Baltayı tutan adam, neler olduğuna anlam veremedi. Kaymamak için kendisini zor tutuyordu. Feryat figan içinde, ormanda neler olduğunu öğrenmek istiyordu. Etrafa baktığında konuşan ağacın sesini duydu. Konuşan ağaç, ağaçları keserken sana neler olacağını anlatmıştık. Sen bizi hiç dinlemedin. Bak, ormanda tek bir ağaç bile kalmadı. Hepsi senin yaptığın işkence nedeni ile yaşamını yitirdi. Bundan sonra ağaç kesmeyi düşünme demiş. Bunu duyan adam, üst üste özür dilemeye başlamış. Çok pişmanım, ben böyle olacağını bilmiyordum. Ağaçlar bizim için çok önemliymiş ben şimdi anladım. Ağaçlar olmadan her yer kurumaya başlamış. Üstelik yağmur yağdığı için toprak ayağımın altından kayıyor demiş. Pişman olan adam hüzünlü bir şekilde yere bakmış. Ardından ağaçlar kendilerini kamufle eden şeyleri başlarından kaldırmışlar. Bunu gören adam çok mutlu olmuş. Bundan sonra hiç ağaç kesmeyeceğini söylemiş ve ormandan uzaklaşmış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/konusan-filler-masali/", "text": "Konuşan filler kendi aralarında bu düzenin artık değişmesi gerektiğini konuşuyorlarmış. Aslanların kaba kuvvet ile yıllarca yürüttüğü bu görevi, farklı bir yöntemle devralmanın zamanı çoktan gelip geçmiş. Bunun için kendi taraflarında olacak destekçilere ihtiyaçları varmış. Hiç vakit kaybetmeden yola koyulmuşlardı. Konuşan filler kapı kapı dolaşmaya başlamışlardı. Her hayvanın kapısını çalıp durumu izah etmeye çalışıyorlardı. Bu anlamda kendilerine destek çıkacak birilerini toplamaya başlamışlardı. Sıra tilki ile konuşmaya gelmişti. Tilki konuşan filleri dinlemiş fakat yine aklından doğası gereği tilkiliğini geçirmişti. Konuşan filler çıkıp gittikten sonra tilki soluğu aslanın yanında almıştı. Olan biten her şey konusunda aslan bilgi vermişti. Aslan ise hiç vakit kaybetmeden konuşan fillerin yanına varmıştı. Aslan her zamanki hali ile ortaya çıkmış, konuşan fillerin kapısına dayanmıştı. Adeta konuşan filleri, kozlarını paylaşmak üzere düelloya davet etmişti. Konuşan fillerin lideri dışarı çıkıp aslana beklediği karşılığı hiç ummadığı bir şekilde vermişti. Aslan bu durum karşısında afallayıp kalmıştı. Aslan susmuş, fil konuşuyordu: Aslan, adeta dili lal olmuş bir şekildeydi. Ne diyeceğini bilememişti. Karşısında konuşan her kelimesi ile onu büyülemişti adeta. Kapışmak için geldiği fillerin bu tavrı tüm sinirlerini yumuşatmıştı. Tatlı dilleri yılanı deliğinden çıkaracak cinstendi. Aslan daha fazla dayanamadı ve bu teklifi geri çevirmeyip davete icabet etti. Konuşan filler ve aslan birlikte aynı sofraya oturmuşlardı. Her şeyi etraflıca ce açık seçik konuşup masaya yatırdılar. Yönetimin değişmesi gerektiğini ve artık kaba kuvvetle işin yürütülemeyeceğini anlattılar. Böyle bir değişikliğin aslan dahil herkes için daha iyi olacağını söylediler. Aslan konuşan fillerin bu anlamda destek bulamayıp yalnız kalacaklarını düşünüyordu ve bu tezini onlara karşı ortaya atmıştı. Konuşan filler tam tersi arkalarında büyük bir destek olduğunu savunmuşlardı. Bunun ispatı nedir? diye sordu aslan. Aslan denileni yaptı ve pencereden dışarı baktı. Dışarısı devasa bir kalabalıkla dolup taşmıştı. Bütün orman konuşan fillerini hanelerinin önünde toplanmıştı. Durumu kabullenen aslan çaresiz bunu kabul etmişti ve yönetim sorunsuz bir şekilde değişip konuşan fillere geçmişti. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/konusan-kedi-masali/", "text": "Kalabalıklar içerisinde hayat mücadelesi ile yaşamını sürdüren bir ailenin tek çocuğu olan Ahmet başa çıkamadığı yalnızlık duygusunu biraz olsun yenmek için ailesinden bir kedi almalarını istemiş. Günler boyu yalvarmasına rağmen bir türlü ikna olmayan anne babası sonunda pes ederek Ahmet için uygun bir kediyi sahiplenerek evlerine getirmiş. O çok istediği kediyi evlerinde görünce Ahmet'in sevinçten deliye döndüğünü gören anne babası ilk defa çocuklarını bu kadar mutlu görüyormuş. Günler günleri, aylar ayları kovalamış. Ahmet ile kedisi o kadar iyi bir dost olmuşlar ki Ahmet kedisini gittiği her yere götürür olmuş. Tüm gece birlikte uyuyor, sabah olduğunda da günü yine birlikte geçiriyorlarmış. Zaman böyle akıp giderken, bir gün Ahmet ve kedisi cam kenarında vakit geçirirken Ahmet kedisine üzüntülerinden bahsetmiş. Bu sırada kedi tıpkı insanlar gibi konuşmaya başlayarak Ahmet'e büyük bir şok yaşatmış. Ahmet olan biteni anlamaya çalışırken, kedisi ondan korkmaması gerektiğini aslında tüm kedilerin kendilerini çok seven sahipleri ile konuşabildiğini ancak bunun gerçekleşmesi için belirli bir güvenin kazanılması gerektiğini söylemiş. İlk şaşkınlığını üzerinden atan ve kedisi ile sohbete başlayan Ahmet olan biteni anne ve babasına anlatmayacağına dair kedisine söz vermiş. O günden sonra Ahmet için kedisi çok daha önemli bir hal almış. Artık ne zaman birisi ile konuşmak istese, ne zaman canını sıkan bir olay olsa, ne zaman mutlu bir olay ile karşılaşsa ilk anlattığı kişi kedisi oluyormuş. Günler günlerin ardından hızla geçerken Ahmet kocaman bir delikanlı olmuş ve bu sırada kedisi de hayli yaşlanmış. Kedisi ile hayatın tadını çıkaran ve tüm çocukluluğunu doyasıya yaşayan Ahmet'in içini inceden bir sızı kaplamış. O da biliyormuş ki artık o çok sevdiği kedisi ile ayrılma vakti yaklaşmaktaymış. Her zaman olduğu gibi o gün de Ahmet okul dönüşü okulda yaşadıklarını kedisi ile paylaşmanın acelesi ile eve koşmuş. Eve geldiğinde anne ve babası çoktan eve gelmiş oluyormuş. Eve girince anne ve babasını üzgün bir şekilde görmüş. Ahmet'i yanlarına çağırarak kedisinin artık onlarla olamayacağını anlatan anne ve baba çocuklarının dostu için hazırladıkları vedaya onu hazırlamışlar. Kedisini bahçelerinin en güzel yerine bırakan ve asla ona veda etmeyen Ahmet yıllar sonra okulunu bitirerek ünlü bir veteriner olmuş. Evlerini her ziyaret ettiğinde kedisinin mezarı başına geçer ve tıpkı onunla gerçek hayatta sohbet ettiği gibi tüm olan biteni ona anlatırmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kopek-ve-kulube-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, uzak bir diyarda bir aile yaşarmış. Dışarıdaki soğuğa hiç aldırmadan tüm gün çalışırlarmış. Sabahtan akşama kadar odun kırarlar sonra da kırdıkları odunları satarlarmış. Akşamları da sıcacık şöminelerinde ateş yakar, şöminenin başında hep beraber ısınırlar, sohbet ederlermiş. Günlerden bir gün yine şöminenin başında otururlarken dışarıdan gelen bir ses duymuşlar. Kapıyı açtıklarında ise soğuktan titreyen ve kimsesiz bir köpek ile karşılaşmışlar. Yavru köpek, kapının önünde oturuyor, kapıyı açan bu ailenin gözlerinin içine bakıyormuş. Ailenin küçük çocuğu dayanamayıp titreyen köpeği hemen kucağına almış. Çocuk, yavru köpeği ısınması için şöminenin başına götürmüş. Titreyen köpek birkaç dakika sonra ısınmış ve sıcaktan mayışarak uykuya dalmış. Fakat köpeği evde bırakamazlarmış. Tüm aile üyeleri tüm gün çalışıyormuş, köpek evde tek kalamazmış. Fakat bu yavruyu da dışarı bırakamazlarmış, daha çok küçükmüş. Daha sonra, işe giderlerken köpeği de yanlarında götürmeye karar vermişler. Hem böylece köpeği eğitebilirlermiş. Ertesi gün evden çıkarken yavru köpeği de yanlarına almışlar. Bir yandan odun keserlerken bir yandan köpeğe göz kulak oluyorlarmış. Bazen küçük bir odun parçasını fırlatıyor, köpekle oyun oynuyorlarmış. Yine küçük bir odun parçasını fırlattıktan sonra köpek odun parçasından peşinden gitmiş fakat uzun bir süre geri gelmemiş. Küçük çocuk köpeğin peşinden gittiyse de bir türlü bulamamış onu. Hep birlikte köpeğe seslenmeye başlamışlar. Birkaç dakika sonra yavru köpek, ağaçların arasında belirmiş. Hiçbir şey yokmuş gibi geri gelerek ailenin yanında uzanmış. İş bitince de köpekle birlikte hep beraber eve dönmüşler. Ertesi gün odun kesmeye çıktıklarında yavru köpek de yine onlarla beraber gitmiş. Oyun oynarlarken köpek yine birden ortadan kaybolmuş ve bir süre sonra tekrar gelmiş. Ertesi gün de aynı şey olmuş ve sonraki gün de. Bu böyle günlerce sürüp gitmiş. Yavru köpeğin nereye gittiğini ve ne yaptığını hiç öğrenememişler. Bir süre sonra tekrar geleceğini bildikleri için içleri rahatmış. Bir gün, akşam iş bittikten sonra eve dönerlerken uzaktan bir duman görmüşler. Bu yanan evlerinin dumanıymış. Sabah evde çıkarlarken söndürdüklerini sandıkları şömine meğerse yanmaya devam etmiş. Bir süre sonra da tüm evi alev almış. Aile bu gördükleri manzara karşısında dehşete düşmüş, yangını söndürmeye çalıştılarsa da artık tüm ev küle dönmüş. Harabeye dönmüş evlerinin önünde kara kara düşünürlerken köpek havlamaya başlamış. İleri geri gidiyor kuyruğunu sallayıp havlamaya devam ediyormuş. Ailenin küçük çocuğu, köpeği takip etmeye başlamış. Köpek onu bir kulübenin önüne götürmüş. Çocuk bu kulübeyi hayatında ilk defa görüyormuş. Meğerse köpek, her ortadan kaybolduğunda bir odun üst üste koyarak bu kulübeyi yapan bir iyilik perisiymiş. O gün yavru bir köpeği soğukta bırakmayan aile, yeni kulübeleri sayesinde soğukta kalmaktan kurtulmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/korku-evi/", "text": "Esma, Gizem ve Metin hep birlikte Meral'e doğum günü hediyesi verebilmek için Meral'i Korku Evi'ne götürmeye karar vermişlerdi. Meral on üç yaşının ilk günlerini yaşıyordu. Artık genç kız oldum ve arkadaşlarımla birlikte korku evine gitmemde bir sakınca olamaz diye düşünerek arkadaşlarının hediyesini mutlulukla kabul etmişti. Meral'in arkadaşları akşam gitmenin daha heyecanlı olacağını söylediler ve dört arkadaş Korku Evi'nin yolunu tutmaya başladılar. Meral; Geç kalmadan döner miyiz? dedi. Metin; yok canım alt tarafı karanlık bir evin içini gezip geleceğiz en fazla ne kadar süremizi alabilir ki... şeklinde Meral'in sorusunu cevapladı. Dört arkadaş birbirlerine belli ememeye çalışsalar da aslında daha şimdiden korkmaya başlamışlardı. Evde nelerle karşılaşacaklarını bilmiyorlardı. Alt tarafı bir ev, diyerek yüksek sesle konuşup birbirlerine korkmadıklarını belli etseler bile içten içe oldukça ürkmüşlerdi. Hava kararıyordu, caddedeki insanlar hızlıca evlerine gitmeye çalışıyorlardı. Ve her dakika insan sayısı azalmaya başlıyor, gittikleri yollar ilerledikçe adeta ıssızlaşıyordu. Çıkmaz sokağa gelmişlerdi ki Esma; İnternette baktığımız ev burası olmalı. dedi. Üç katlı müstakil bir eve doğru bakmaya başladılar. Dört arkadaş, evin dışı bile bu kadar ürkütücüyse kim bilir içerisi nasıldır diye biran düşünmeye başladılar. Ama hiçbirisi ben şimdiden korkmaya başladım haydi geri dönelim diyemedi. Metin ilk adımı attı ve haydi kızlar takip edin beni eminim çok heyecanlı olacak, baksanıza evin dışı bile gerilim dolu diyerek korkmuyormuşçasına yüksek sesle güldü ve yürümeye başladı. Metin, Esma, Gizem ve en son da Meral cesaretini toplayıp evin içine girebilmeyi başarmışlardı. Kapı girişinde personel dört arkadaşı karşıladı ve onlara evin içinde hayaletlerin dahi olabileceğini, evin kapısını üstlerine kilitleyeceğini ve evin karanlık olduğunu, ışıkların ne olursa olsun yanmayacağını söyledi. Ayrıca evin içinde aydınlık olsun diye el fenerlerinin olduğunu ancak gençlerin saklanan el fenerlerini kendilerinin bulmasının bir görev olduğunu da belirtti. Gençler evde gördüğünüz her şey gerçek diyerek birden ışıklar söndü ve personel hızlıca kapıyı kilitlemeye başladı. Dört arkadaş olduğu yerde donakaldı ve ne yapacağını bilemedi. Gizem; Tüm bu saçmalıklara inanmadınız değil mi, hayalet diye bir şey yoktur. dedi ve tam bu sırada Metin çığlık atmaya başladı. Kızlar, neden bağırdın ne oldu diye sorunca, Metin kim bana dokundu diye sordu ve o an dört arkadaş gerçekten korkmaya başlamıştı çünkü Meral, kimse dokunmadı hayalet, dedi. Dört arkadaş bir an önce evden çıkabilmek için el fenerini aramaya başladılar. Zaman geçmek bilmiyor, adeta nefes bile alamıyorlardı. El ele tutuşup tüm evde el fenerini ve anahtarı aramaya başladılar. Meral sonunda el fenerini buldu ve anahtarın kapının üstünde olduğunu fark edince, dört arkadaş arkasına dahi bakmadan Korku Evin'den çıkmaya başladılar. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/korkusuz-denizci-masali/", "text": "Bir zamanlar, balıklar yuvalarında neşeyle yaşarken, yunuslar sevgi içerisinde oyunlar oynarken, masmavi suların üstünde yelken açan Neşeli Denizci adında bir çocuk arkadaşları ile birlikte birbirinden farklı maceralara atılırmış. Neşeli Denizci, macera dolu bir hayat yaşamayı çok severmiş ve denizlerin sırlarını öğrenmeye hevesliymiş. Ona göre deniz, büyülü varlıklarla dolu olan, heyecan verici, farklı ve yeni bir alemmiş. Bir gün, bir gemiyi kullanabilecek kadar büyüdüğünde, gemi kullanmayı öğrendiğinde, büyük bir gemiye binerek uzun bir yolculuğa çıkmaya karar vermiş. Fakat ebeveynleri, bu duruma izin vermemiş. Korkusuz denizci de farklı bir rotadan ilerlemek üzere yola çıkacak olan bir başka gemiye atlamaya karar vermiş. Yolculuğuna başladığında, gemide dört yeni arkadaş edinmiş: Ayşe, Cem, Ela ve Can. Her biri de denize büyük ilgi duyar, denizdeki bütün canlıları tanımak için can atarmış. Ayşe, yanında bir sürü farklı, ilgi uyandıran teleskop, dürbün ve aynalar taşırmış. Cem, haritalar ve büyüteçlerle gezer, üzerinde süzüldüğü bütün denizleri kendi büyük haritasına eklermiş. Ela ve Can, gittikleri denizlerin, okyanusların sularını araştırır, buralardaki balıkların yaşamı hakkında bilgi edinir ve öğrendiklerini not defterlerinde saklarmış. Bir gece, gemi birdenbire fırtınaya yakalanmış. Rüzgarlar sert esmeye başlamış ve dalgalar gemiyi kuvvetle sallamış. Herkes korkmuş, ama Korkusuz Denizci cesaretini toplayarak arkadaşlarıyla bir araya gelmiş ve plan yapmaya başlamış. Ayşe, gökyüzündeki yıldızlara bakarak yön vermiş. Cem, haritasına bakarak rotayı düzeltmek, gemiyi kurtarmak için çalışmalara başlamış. Ela, geminin içerisinde telaş içerisinde olan yolcuları yöneterek sakinliği ve düzeni korumuş. Can da Ela'ya yardım etmiş. Birlikte çalışarak, fırtınayı atlattılar ve güvenli limana ulaşmışlar. Herkes birbirini kutlamış ve bu deneyimden büyük dersler çıkarmış. Fırtına, onlara dayanışmanın ve birbirlerine yardım etmenin ne kadar önemli olduğunu göstermiş. Gemide geçen bu korku dolu maceradan sonra, bu arkadaş grubu, bir araya gelerek, bundan sonraki yolculuklarına beraber çıkmaya karar vermiş. Her biri yeterince büyüdüğünde büyükçe bir gemi hazırlayıp, içerisine ihtiyaç duydukları bütün yiyecekleri, araç ve gereçleri doldurmuşlar. Bu gemi ile yola çıkan arkadaş grubu, bir daha uzun süreler boyunca karaya ayak basmamak üzere, henüz keşfedilmemiş denizlere yelken açmış. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/koroglu-destani/", "text": "Köroğlu destanın ana kahramanı Ruşen Ali'dir. Ruşen Ali 16. YY'da yaşayan bir halk ozanı olan Köroğlu'dur. Ruşen Ali ve babası Koca Yusuf ile birlikte Bolu Beyi arasında geçen mücadeleler bu destana konu olmuştur. Bolu beyi, güvendiği seyislerden biri olan Koca Yusuf'a bir emir verir. Bu emir ise hünerli ve değerli olan bir at bulunmasıdır. Seyis Yusuf, uzun bir süre Bolu beyinin bu isteğine uygun bir at arar. Seyis Yusuf ise sonunda iki küçük tay satın alır. Bolu beyi de bu zayıf olan tayları görünce de çok kızar ve Koca Yusuf'un gözlerine de mil çekilmesini emreder. Gözleri kör olan ve işinden kovulmuş olan Yusuf, zayıf taylarla beraber evine döner ve Oğlu Ruşen Ali'ye de talimat vererek tayları büyütür. Babası kör olması sebebiyle Köroğlu takma adı verilen Ruşen Ali, babasının talimatlarıyla bu atları yetiştirir. İlerleyen zamanlarda Taylardan biri ise mükemmel bir at olur ve bu ata Kırat ismi verilir. Kırat isimli at da destan kahramanı Köroğlu gibi ünlenir. Koca Yusuf ise Bolu beyinden alacağı intikam ile gözlerini açacak ve sonrasında onu güçlü yapacak olan üç sihirli köpüğü de içmek üzere oğluyla beraber pınara gider. Fakat Köroğlu babasına getireceği köpükleri kendisi içer. Daha sonra ise şairlik, yiğitlik ve sonsuz bir güç kazanır. Babası ise oğlundan, ne olursa olsun kendi intikamını almasını söyler ve kısa bir süre içinde de ölür. Babasının ölümünden hemen sonra Ruşen Ali dağda kaçakçılığa başlar. Kısa sürede de Ruşen Ali'nin bu namı çevreye yayılır. Bu yolla büyük bir servet yapar. Daha sonrasında ise kendine Bolu'nun karşısında kale yaptırır. Bu kaleden de çeşitli yerlere seferler yapmıştır. Bu esnada da Bolu Beyi'nin kardeşi olan Döne Hatun'u da kaçırıp evlenir. Kısa zaman sonra da Bolu'yu yakıp yıkarak Bolu Beyi'nin evini de yağmalayıp babasının isteğini yerine getirmiştir. Ruşen Ali bu olaydan sonra da tüm hayatını çaresizlere ve fakirlere yardım elini uzatarak geçirmeye başlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/korsan-prensesin-maceralari-masali/", "text": "Bir zamanlar, okyanusların derinliklerinde, cesur ve özgür ruhlu bir prenses yaşarmış. Onun adı, Prenses Selin'di. Selin, korsan babası Kaptan Barbaros'un cesaretini ve denizlerdeki özgürlüğü miras almıştı. Korsan Prenses Selin, hiçbir kurala boyun eğmeyen, cesur ve gözüpek bir kadındı. Bir gün, Korsan Prenses Selin ve mürettebatı, gizemli bir harita bulmuşlardı. Haritada, kayıp hazinelerin ve efsanevi bir adanın yerini gösteriyordu. Selin, hemen maceraya atılmaya karar verdi ve tüm mürettebatı da ona destek oldu. Uzun ve zorlu bir yolculuktan sonra, Korsan Prenses Selin ve ekibi efsanevi adaya ulaştılar. Ancak ada, tehlikeli tuzaklar ve bilinmeyen tehlikelerle doluydu. Selin ve mürettebatı, cesaretleri ve zekaları sayesinde birçok engeli aşarak hazineye doğru ilerlediler. Ancak onları bekleyen en büyük tehlike, adanın koruyucusu olan Kaptan Kara Barbaros'tu. Kaptan Kara Barbaros, karanlık ve kötü bir korsandı. Kendisi de bir zamanlar bu hazinenin peşindeyken, kötü yollar seçmiş ve lanetlenmişti. Artık ada ve hazineyi koruyordu ve kimse ona yaklaşamıyordu. Korsan Prenses Selin, ada koruyucusuyla yüzleşmek zorunda kaldığında, asaleti ve sevecenliğiyle onun kalbini yumuşatmaya çalıştı. Kaptan Kara Barbaros, Selin'in cesaretine ve iyilik dolu yüreğine hayran kaldı. İkisi arasında beklenmedik bir bağ oluştu. Selin, Kaptan Kara Barbaros'un içindeki iyiliği uyandırmaya kararlıydı. Uzun ve zorlu bir mücadeleden sonra, Selin, Kaptan Kara Barbaros'un lanetini kırmayı başardı. Artık o, eski haline dönmüş ve tekrar iyi bir kaptan olmuştu. Korsan Prenses Selin ve Kaptan Kara Barbaros, ada halkının gözünde kahramanlar olmuşlardı. Ada halkı, Selin ve mürettebatına minnettarlıkla doluydu ve onlara sonsuz teşekkür ettiler. Selin, hazinenin bir kısmını adaya bıraktı ve geri kalanıyla kendi gemisini ve mürettebatını güçlendirdi. Korsan Prenses Selin ve ekibi, daha birçok macera ve hazine arayışıyla dolu denizlere yelken açtılar. Korsan Prenses Selin, cesaretinin, asaletinin ve iyiliğinin yanında, denizlerdeki özgürlüğü ve bağımsızlığıyla da bilinen bir efsaneydi. Onun maceraları, dilden dile anlatıldı ve masallarında nesiller boyunca yaşatıldı. Cesaret ve sevgi dolu yüreği, tüm denizlerdeki korsanların rol modeli olmuştu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kotu-cadinin-laneti-masali/", "text": "Uzak bir köyde, güzellikleriyle ünlü olan genç bir kız yaşardı. Adı Elara'ydı ve kalbi iyilikle doluydu. Ancak köyleri, karanlık ve kötü bir cadın olan Morgana'nın laneti altındaydı. Morgana, köyü büyük bir karanlığa hapsetmiş ve sakinleri umutsuzluğa sürüklemişti. Elara, köyün kurtuluşunu sağlayacak bir kahraman olma arzusuyla yanıp tutuşuyordu. Bir gün, ormanın derinliklerinde dolaşırken, esrarengiz bir parıltı gördü. Bu parıltı, onu büyülü bir kristalin yanına götürdü. Kristalin içindeki yansıma, Elara'ya köyün lanetini kırmak için nasıl bir yol izlemesi gerektiğini gösterdi. Bu yolda karşısına çıkacak tüm zorluklar vardı. Elara, bu zorlu görevi kabul etti ve kristali yanına aldı. Ancak Morgana'nın lanetiyle başa çıkmak için yalnızca kendisinin yeteceğini anladı. Yola çıkmadan önce, ormanın içinde yaşayan büyülü yaratıklardan yardım istedi. Bir peri, bir elf ve bir trol, onun yanında olmayı kabul ettiler. Birlikte, Morgana'nın köyüne saldırdığı kaleye doğru yola çıktılar. Yolda, çeşitli tehlikelerle karşılaştılar ve bu sıralarda Elara'nın dostları, ona büyüleri ve bilgileriyle yardım ettiler. Peri, ışık büyüleriyle karanlığı dağıttı, elf, ormanın sırlarını açığa çıkardı ve trol, güçlü bir kalkan oluşturarak takım arkadaşlarını korudu . Sonunda, Morgana'nın kalesine ulaştılar. Elara, cesareti ve dostlarının yardımıyla içeri girdi ve Morgana ile karşı karşıya geldi. Kötü cadın, Elara'nın geldiğini görünce öfkeyle karşıladı. İkisi arasında büyülü bir savaş başladı. Elara, dostlarının öğrettiklerini ve kristalın gücünü kullanarak Morgana'nın lanetini kırmayı başardı. Morgana, karanlıkla kayboldu ve köy tekrar eski parlaklığına kavuştu. Köylüler, Elara'ya minnettarlıkla teşekkür ettiler ve onu bir kahraman olarak selamladılar. Elara, artık bir kahraman olarak köyünde yaşadı ve dostları olan peri, elf ve trolle birlikte büyülü maceralara devam etti. Morgana'nın laneti artık sadece bir hikaye haline gelmişti, ancak Elara ve arkadaşları, dostlukları ve cesaretleriyle her zaman büyülü bir dünyanın kahramanları olarak anıldılar. Bu büyülü dünyada yaptıkları onları birer kahraman haline getirmişti ve artık musmutlu yaşıyorlardı. Hayatları boyunca yaptıklarından memnuniyet duyacak, bu anılar ile yaşamaya devam edeceklerdi. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kotu-prens-ve-selincik-masali/", "text": "Kral ve kraliçenin kızı olan Selincik, herkesin dikkatini çeken güzeller güzeli bir kızmış. Ancak kraliçe, tek kızına olan saplantılı ilgisi nedeniyle tek kızını diğer tüm erkeklerden uzak tutar. Selincik'in en büyük talibi hiç şüphesiz uzak diyarlardaki kötü bir prensti ve Orta Çağ'da ölülerin karanlığında ve gölgesinde yaşayan zor bir insan olan kötü prens, Selincik'in gençliği ve güzelliğiyle yumuşamıştı. Kraliçeye kızıyla evlenmek istediğini söyleyince kraliçe sinirlendi ve bunun imkansız olduğunu söyleyince kalbi kırılan Kötü Prens, Selincik'ten yine de vazgeçmedi. Bir gün genç bir kız bir vadide çiçek toplarken gördüğü en eşsiz çiçek olan siyah bir gül çiçeğine rastlar. Selincik gülü koparırken deprem olur ve yer yarılır. Yerin altından simsiyah atıyla kötü prens çıka gelir. Kötü prens, genç kızı çığlık atmadan önce yakalar ve dünya tekrar kapanırken onu yeraltı krallığına kaçırır. Çok hızlı olduğu için kimse görmemiş. Kederli kraliçe kızını tüm dünyada aramaya karar verir ve yakın arkadaşı ona her şeyi gören bir bekçinin ona yardım edebileceğini söyler. Kraliçe bağırıp bekçiden yardım isteyince, üzgün bekçi gördüklerini kraliçeye anlatmış. Kraliçe sinirlenir ve kötü prensten intikam almak ister ama bekçi ona bunun bir sorun olmadığını, Selincik'in kötü prensin karısı olduğunu ve yeraltında olduğunu söyler ama kraliçe pes etmez, sinirlenir. Kötü prensi kızına layık görmez. Sonuç olarak, toprak kurumaya başlar, ekinler ve bitkiler verimlerini kaybetmeye başlar, hayvanlar aç kalır ve tüm dünyada kıtlık başlar. Dünyanın acı çeken insanlarının feryatları krala ulaşır ve kral bunu anlar, bu yüzden kraliçe ile kötü prens arasında bir anlaşmaya aracılık etmeye çalışır. Kraliçeye, Selincik'in kocasının kötü biri olduğu ortaya çıkarsa, kötü prens tarafından iradesi dışında hapsedildiğini, kızını geri vereceğini aksi takdirde Selincik'in kocasına ait olacağını söyler. Bunu öğrendikten sonra kötü prens, bütün gün ağlayan ve ayrılmak isteyen inatçı karısına sihirli nar taneleri yedirir. Bu yeraltı meyvesinin tohumları, tohumlarını yiyen herkesin yeraltı dünyasına özlem duymasını sağlayacaktır. Herkes kralın huzurunda toplanıp Selincik'in nerede olmak istediğini sorduğunda Selincik, Kocamla birlikte olmak istiyorum yanıtını verdi. Bunu duyan kraliçe çıldırdı ve kötü prensi kızına ihanet etmekle suçladı. Büyük bir savaş patlak verdi ve kraliçe bir daha asla dünyaya verim, mutluluk ve para vermemekle tehdit etti. Kral, anlaşmazlığı çözmek için Selincik'in yılın yarısını kocasıyla yeraltında, yarısını da annesiyle sarayda geçirmesine karar verdi. Böyle bir çözüm her iki tarafı da tatmin etmedi, ancak yapacakları başka hiç bir şey yoktu, bu yüzden Selincik kötü prensin karısı ve yeraltı dünyasının prensesi oldu. Altı ay boyunca kraliçe, üzüntüsünden dolayı dünyaya verimlilik getirmeyi bıraktı ve kalan altı ay boyunca annesiyle saraya geldiğinde, kraliçe mutlulukla parlayarak tüm dünyaya verimlilik getirdi. Gel zaman git zaman Selincik yer altından çok sıkılmaya başladı ve yer altından kaçmaya karar verdi. Bir gece kötü prens uyurken, Selincik yeraltından bir uçan ata eşyalarını hazırladıktan sonra bindi ve yeryüzüne kaçtı. Saraya Kraliçe olan annesinin yanına kaçtı. Bunu duyan kötü prens çıldırdı ve yeryüzünü yok etmeye karar verdi. Fakat Selincik yer altından kaçarken kötü prensin atını çalmıştı. Bu yüzden kötü prens bir daha hiç yeryüzüne çıkamadı, sonsuza kadar yer altında tutsak kaldı. Kraliçe kızının dönmesine o kadar çok sevindi ki, dünyaya tekrar güneş doğdu ve yaşanılan her şey zamanla unutuldu. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. aramızda mesafeler olsa bile beni mutlu etmeyi başarıyorsun seni böyle gördükçe midemde kelebekler uçuşuyor birlikte olduğumuz sürece çözemeyeceğimiz hiçbir sorun yok,"} {"url": "https://www.masallaroku.com/kotulukler-krali-masali/", "text": "Çok uzun olmayan bir zaman önce, uzaklarda bir yerlerde, bir krallıkta, güçlü ve acımasız bir kral vardı. Krallığın halkı, kralın adaleti ve gücüne hayran olsa da onun zalimliği nedeniyle dehşete düşmüştü. Bir gün, krallığın en ünlü şairi, kralın sarayına çağrıldı. Kral, şaire bir görev verdi: Bana bir şiir yaz ve ölüm meleğini de içersin, dedi. Şair, görevi kabul etti ve birkaç gün sonra geri döndü. Kral şiiri okudu ve memnun kalmadı. Şair, bir ölüm meleği hikayesi yazmıştı, ama kral onun daha fazla ölüme odaklanmasını istedi. Şair, kralın isteğini kabul etti ve bir kez daha yazmaya başladı. Ancak, bu kez şiirin sonunda ölüm meleği yerine, bir tanrı vardı. Kral, şaşkınlık içindeyken şiiri okudu. Şiirde, tanrı, krala ölüme karşı yaptığı yanlışların hesabını sordu ve onun yaşamını sonlandırmadan önce kendisini affetmesi için son bir şans verdi. Kral, şiirin etkisinde kaldı ve kendisine yapılan yanlışların farkına vardı. O günden sonra, krallıkta daha adaletli ve merhametli bir yönetim sergiledi. Kralın krallığı, artık daha adil ve merhametli bir yönetim altındaydı. Halkı mutlu ve güvende hissediyordu. Ancak kralın içinde hala bir korku vardı. Ölüm meleği, onu her gece kabuslarında ziyaret ediyordu. Kral, o gece ölmek istemediğini düşünüyordu. Bir gün, krallığa ölüm meleği gerçekten de geldi. Kralın kapısını çaldı ve onu almaya hazır olduğunu söyledi. Kral, ölüm meleğine karşı koyamadı. Ancak ölüm meleği, onu almaya gelmemişti. Onu sadece bir uyarı yapmak için ziyaret etmişti. Ölüm meleği, krala Yaşamınızın sonuna yaklaşıyorsunuz, ancak henüz zamanınız gelmedi. Hayatınızda yapacak daha birçok şeyiniz var. Adaleti sağlamaya ve insanlara yardım etmeye devam etmelisiniz dedi. Kral, ölüm meleğinin uyarısını dikkate aldı ve gerçekten de daha fazla hizmet etmeye karar verdi. Halkına daha çok yardım etmek için çalıştı ve güçlülerin zayıfların haklarını çiğnemelerine izin vermedi. Yıllar geçti ve kral ölüm meleği tarafından ziyaret edildiğinden beri daha merhametli, mutlu ve huzurlu bir yaşam sürdürdü. Artık ölümden korkmuyordu, çünkü ölümle bizzat tanışmıştı ve kaderinin kontrolünü elinde tutuyordu. Ve böylece, kralın hayatındaki son ziyaret, ona hayatının anlamını hatırlattı ve o da hayatının geri kalanını insanlığa hizmet ederek geçirdi. Krallığında barış ve adaletin hüküm sürdüğü bir dünya yarattı ve ölümünün ardından yaptığı iyiliklerle nesilden nesile hatırlanmaya devam etti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kotulukleri-yok-eden-fener-masali/", "text": "Zamanın birinde bir ülkede yaşamakta olan çok kötü kalpli bir cadı varmış. Bu cadı uzun zamandır yaşamaktaymış. Kötü ruhlu olması nedeniyle herkes tarafından büyük bir nefret ile anılan bu cadının ölümsüzlük sırrını bulduğu düşünülmekteymiş. Cadı çeşitli büyüler yaparak ülke genelindeki herkesin mutsuz ve huzursuz olmasını sağlamaktaymış. Ülkede ne kadar kaos varsa hepsinin sorumlusu bu cadı olurmuş. Günlerden bir gün ülkede yaşamakta olan bir mucit uzun zamandır üzerinde çalıştığı bir fener için ülkenin ileri gelenleri ile görüşmek istemiş. Ülkenin ileri gelenleri mucit adamı kabul ederek onun neler yaptığını görmek istemişler. Mucit uzun süre üzerinde çalıştığı ve artık cadının kötülüklerini ortadan kaldıracağını iddia ettiği büyülü fenerini de yanına alarak ülkenin büyüklerinin önüne çıkmış. Ülkenin yönetiminden sorumlu kişiler mucit tarafından icat edilen bu fenerin maharetlerini görmek için sabırsızlanıyorlarmış. Mucit icadını gösterdikten sonra denemesi için cadının hasta ettiği bir kadını ziyaret etmek için yola koyulmuş. Tabi ülkenin ileri gelenleri de büyük bir merak içerisinde onun yanında yola çıkmışlar. Az gitmişler, uz gitmişler. Dere tepe düz gitmişler ve sonunda hasta kadının evine ulaşmışlar. Hasta kadının evinin bahçesinde birbirinden farklı ve güzel meyve ağaçları bulunmaktaymış. Bu ağaçlarda yetişen meyveler ülke genelindeki fakir kişilerin evlerine dağıtılmaktaymış. Gel gelelim hasta kadının iyileştirilmesine. Mucit büyülü fenerini yanına alarak hasta kadının yatağının ucuna ilişmiş. Pek çok doktora gösterilmesine rağmen bir türlü sağlığına kavuşamayan kadının bu büyülü fenerden de pek umudu yokmuş aslında. Ama son çare belki bir işe yarar umuduyla fenerin üzerinde denenmesine müsaade etmiş. Hasta kadının yanında bulunanlar son derece meraklı bakışlar ile icadın işe yarayıp yaramayacağını bekliyormuş. Mucit fenerini çalıştırmış ve hasta kadının ayaklarından başlayarak fenerin yaymış olduğu ışığı tüm vücudunda gezdirmiş. Fenerin ışığı nereye gelse kadının o yeri gençleşmiş ve iyileşmiş. Kadının tüm vücudunda fenerin ışığını gezdirme işlemi bittikten sonra kadıncağız eski sağlıklı günlerine dönmüş. Orada bulunan herkesin yüreğini bir umut kaplamış. Herkes çok mutlu olmuş. O günden sonra cadının kime bir zararı dokunsa büyülü fenerden yardım alınmış. Mutsuzluğa düşen kişiler fenerin yardımı ile eski mutluluklarını geri kazanmış. Kötülükler fenerin büyülü ışığı ile ortadan kaldırılmış. Hastalar fenerin ışığında tedavi edilmiş. Cadının yaptığı kötülükler neticesinde birbiri ile küs olanlar fenerin ışığında bir daha hiç ayrılmamak üzeri barışmışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kral-keci-sakal/", "text": "Vaktiyle, bir kral bu kralında dünyalar güzeli bir kızı varmış. Prenses güzel olmasına güzelmiş ama bir o kadar da şımarık, kibirli ve kendini beğenmiş bir kişiliğe sahipmiş. Kral bu duruma çok üzülüyormuş. Çareyi kızını evlendirmek de bulmuş. Eğer evlenirse ve kocasına aşık olursa bu huyunun geçeceğini düşünüyormuş. Civar ülkelerden prensler, soylular, dükler, krallar güzel prensesle tanışmak için sıraya girmişler. Prenses kim ile tanışırsa tanışsın hiç birini beğenmiyor, hepsine bir kulp takıyor üstelik bir de alay edip hakaretler ediyormuş. Bu çok uzun, bu cüce, bu çok şişman, öbürü şaşı gibi hakaretlerde bulunuyor koca koca soylu beylere, krallara, prenslere ve hepsini ret ediyormuş. Baba kral bu durumu gördükçe utancından yerin dibine giriyor ve kızının bu kötü huyuna üzüntüsünden kahroluyor ancak yine de içine atıyormuş. Ama günlerden bir gün kral patlamış. Kızı kendisi ile tanışmaya gelen sakallı ve çok iyi bir krala her zamanki hakaret etmiş. Sakalına bak keçiye benziyorsun senin adın bundan sonra keçi sakal olsun diyerek alaycı bir kahkaha atınca, kral bu ne cüret? Haddini bil. Nasıl bu kadar soylu birine hakaret edersin demiş. Üstelik azarlamakla da yetinmeyip, bu kapıdan ilk giren kim olursa olsun, zengin fakir, güzel çirkin hiç fark etmez evleneceksin emrediyorum demiş. Kral bu emri verdikten bir gün sonra saraya ilk giren dilencilik yapan bir kavalcı olmuş. Kral derhal fakir kavalcıyı yanına çağırmış ve kızı ile evleneceğini söylemiş. Bu duruma çok şaşıran kavalcı çok sevinmiş. Ancak prenses kendisini yerlere atmış, ağlamış, bağırmış, yalvarmış yine de babasını ikna edememiş. Babasının emri ile dilenci kavalcı ile istemeye istemeye evlenmiş. Düğün bittikten sora kral kızına, kocanla beraber sende gezeceksin artık çabuk hazırlığını yap burada kalamazsın artık demiş. Kavalcı ve prenses çaresiz düşmüşler yollara dere tepe düz gitmişler aradan bir kaç gün geçmiş, gelmişler bir ormana. . . Orman çok güzelmiş. Prenses çok beğenmiş ve hemen kavalcıya sormuş. Bu orman kime ait acaba demiş. Kavalcı, bu orman büyük kral keçi sakala ait demiş. Bunu duyan prenses, üzüntü ile hayıflanıp ah ben ne yaptım ne aptalım demiş. Yola devam etmişler. Bu sefer de çok güzel bir çimenlik alana gelmişler. Prenses burayı da çok beğenmiş ve kocasına sormuş, Burası kime ait acaba demiş. Kocası da Burası büyük kral keçi sakala ait demiş. Prenses üzüntüden yine söylenmiş ve ah ben ne aptalım demiş. Burayı da geçmişler, yola devam etmişler. Bu sefer de çok şık bir kente gelmişler. Prenses buraya da bayılmış he hemen kimin olduğunu sormuş. Kocası, kime ait olacak tabi ki burası da büyük kral keçi sakala ait demiş. Aldığı cevap karşısında prenses ah çok aptalım, o kralı ret etmemeliydim demiş. Bunu duyan kocası prensese gönül koymuş ve ben sana iyi bir eş olamıyor muyum diye sormuş. Prenses sessiz kalmış ve cevap vermemiş. Yürümeye devam etmişler sonunda minnacık, şehrin dışında bir kulübeye gelmişler. Prenses çok şaşırmış. Hem çok küçük, hem ücra, hem de bakımsızmış. Üstelik hiç uşak ve hizmetkar yokmuş. Kocası prensesin bu duruma şaşırdığını görünce durumu açıklamış ve demiş ki, bundan sonra burada yaşayacağız. Uşaklarımız, hizmetkarlarımız olmayacak. Bundan böyle her işi kendimiz yapacağız demiş. Kulübe de az bir yemek varmış. Yemişler bitmiş. Prensesten yemek yapmasını istemiş fakir kavalcı. Ancak prenses yemek yapmayı bilmediği için becerememiş. Bunun üzerince kocası dal toplamış karısına ve sepet örmesini istemiş. Ancak prenses bu işi de bilmediği için, bunu da becerememiş, parmaklarını kesmiş. Kocası sıkılmış bu durumdan. Hiç bir şeyi beceremiyorsun başıma dert oldun demiş ve bu sefer de topraktan kap kaçak yaparak karısına pazarda tezgah açmış satış yapsın diye. Önceleri prensesin güzelliğine gelen bir kaç kişiye satış yapmış ancak bir gün sarhoş bir askerin azgın atı gelip bütün tezgahını yerle bir etmiş. Prenses çok üzülmüş ağlamış ve kocasına ne diyeceğini kara kara düşünmeye başlamış. Bir şekilde surumu izah etmiş. Kocası yine çok kızmış ve ne kadar aptalsın ki, tezgahını bu kadar orta yere kurmuşsun demiş. Son çare olarak prensesi kendi sarayında mutfak kısmına hizmetçi olarak sokmuş. Bir de burada çalış bakalım başarabilecek misin demiş. Zavallı prenses günler boyunca bütün pis işleri yapmış eve azıcık et götürebilmek için. Aradan bir zaman geçmiş, sarayda kralın büyük oğlunun düğün hazırlıkları başlamış. Zavallı prenses çok üzülüyormuş içinde bulunduğu duruma ve bir gün sesli şekilde düşünürken demiş ki, keşke kral keçi sakal ile evlenseydim. . . Biri arkasından seslenmiş. Beni mi çağırdınız diye. Bir bakmış ki kral keçi sakal arkasında duruyor. Prenses çok şaşırmış ve çok üzgün olduğunu, çok pişman olduğunu söylemiş, hatta özür dilemiş. Kral keçi sakal prensesi elinden tutarak düğün hazırlıklarının yapıldığı alana götürmüş. Bir bakmış ki prenses, zamanında hakaret ettiği, alay ettiği her kes orada. Hepsinden tek tek özür dilemiş ve dersimi aldım ben demiş. Bunun üzerine kral keçi sakal, prensese sevgiyle sarılmış ve demiş ki: Sevgili prensesim üzülme. Günlerdir dilenci kavalcı diye seninle yaşayan bendim. Bunu sana ders vermek için yaptım. Kendini beğenmişliğin ve şımarıklığın ne kadar kötü özellikler olduğunu görmen için bu yola başvurdum ve sende bu sayede dersini aldın. Bunu duyan prenses kulaklarına inanamamış. Meğer aylardır evli olduğu dilenci kavalcı, kral keçi sakalın ta kendisiymiş. O günden sonra sonsuza kadar mutlu yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kral-ve-kralicenin-azmi-masali/", "text": "Bir zamanlar uzak bir ülkede, güzel bir kraliyet sarayı varmış. Kral ve Kraliçe, ülkenin hükümdarlığını yapmakta başarılı ve adaletli imişler. Ancak, bir gün Kraliçe amansız bir hastalığa yakalanmış ve hiçbir doktor onu iyileştirememiş. Kral, dünyanın her yerinden doktorlarını davet etmiş fakat hiçbiri kraliçeyi iyileştirmenin yanından bile geçememiş.Bir gün, bir genç prens gelmiş. Prens, kraliçeyi iyileştirebileceğini ve sağlıklı bir hayata ulaşabileceğini söylemiş. Ancak, bir ilacı bulmak bulmak için bir görev verilmiş ve prens bu görevi kabul etmiş. Kral, prensin başarılı olması için tüm servetini vermeye hazırmış ve prens yola çıkmış .Yol boyunca pek çok tehlikeyle karşılaşmış ama prens hep kahramanca mücadele etmiş. Sonunda, ilacı bulan ve Kraliçeyi iyileştirebilecek olan beklenti ile karşılaşmış. Tanrıça, prensin güzelliği ve cesareti karşısında etkilendi ve ona ilaç vermiş. Prens, Kraliçeyi iyileştirmiş ve saraya dönmüş. Kral ve Kraliçe, prensin kahramanlığından dolayı ona minnettar kalmışlar ve kızları Prenses prensle evlendi . Prens ve Prenses, mutlu bir hayat sürdüler ve ülkenin hükümdarlığını anne babası gibi birlikte yaptılar.Yıllar geçmiş ve prens, kral olmuş ve Prenses de Kraliçe olmuş. Onların halklarına adaletli ve iyi bir hükümdarlık yapmışlar ve hep mutlu kalmışlar. Prens ve Prenses, mutlu ve huzurlu bir evlilik sürdürmüşler ve ülkede barış ve huzur sağlamışlar. Ancak, bir gün kötü bir krallığın saldırısı ile karşı karşıya gelmişler. Düşman kötü kral, ülkenin zenginliğine ve güzelliğine sahip olmak ve ülkeyi ele geçirmek için işgal etmeye çalışmış. Kral ve Kraliçe, halklarını korumak için bir plan hazırlamış. Savaş zorlu ve çetin sürmüş ama Kral ve Kraliçe kahramanlıkları ve cesaretleri ile sürekli mücadele ediyorlarmış. Sonunda, kötü kralı yenmişler ve ülke tekrar barış ve huzura kavuştu. Prens ve Kraliçe, halklarına birçok hayır işi yapanlar ve yörenin zenginliği ve güzelliği her geçen gün artmaya devam etmiş Halk, onları seviyor sayıyor ve guru duyuyorlar onların da halklarına karşı olan sevgileri hep aynı kalıyormuş. Bir gün, Kral ve Kraliçe'nin bir oğulları olmuş ve ona en güzel ismi vermişler. Oğulları büyüdükçe, onların güzelliği ve cesareti de artmaya devam etmiş. Kral ve Kraliçe, onun da kendisi gibi bir kahraman ve iyi bir hükümdar olacağından emindiler. Bu masal, aile, kahramanlık, cesaret, aşk ve adaletin değerini gösterir ve vatanlarını korumak iyi bir insan olmak için mücadele etmek gerektiğini hatırlatır. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kral-ve-sadik-hizmetkari-hikayesi/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Bir varmış bir yokmuş, pireler berber iken develer tellal iken. Denizlerin ardındaki ülkelerin birinde bir kral varmış. Bu kral halkı tarafından çok sevilirmiş. Herkes kralından oldukça memnunmuş. Bu kralın halkının onu sevdiği kadar hizmetkarları da onu severmiş. Halkı hiçbir zaman isyan etmez, bütün getirdiği yenilikleri benimser ve kurallara itaat edermiş. Halkına karşıda oldukça bonkör olan kralın sevenleri varmış ama onun artık tahttan inmesini isteyen kötü niyetli birkaç insanda varmış. Kralı sevmeyen bu insanlar bir plan yaparak onu tahttan indirip kendilerinin seçtiği birini tahta yerleştirmeye karar vermişler. Ama yapacaklarını bilmiyorlarmış. Çünkü onlara kimse yardım etmezmiş. Bir gün bu kötü kalpli kişilerin aklına bir fikir gelmiş. Hemen bir plan yapmışlar. Bu kötü kalplilerin olanı şu şekildeymiş, krala çok iyi davranarak içlerinden birini saraya Aşçı olarak koymak istemişler daha sonra bu saraya yerleştirilen kişinin haince bir olan ile kralın yediği tabağa zehir katarak onu öldürmeyi amaçlamışlar. Kralda ölünce kendi seçtikleri birini tahta koyacaklarmış. Zaman geçmiş bu kar krala çok iyi davranmış, tatlı dille güzel sözler söylemişler ve kralı kandırmayı başarmışlar. Aralarından birini krala yemek yapması ile görevlendirerek saraya yerleştirmişler. Saraya yerleştirilen kişi bir süre Krala yanaşarak ona hem güzel güzel konuşmalar yapmış hem de tam ağzına layık yemekler yapmış. Kralın bu kişiye tam güvenlik ve artık sadece onun yaptığı yemekleri yemeye başlamış. Bu aşçının zehir kaymasının zamanı gelmiş. Çünkü hemen zehiri koysaydı herkes onun yaptığını anlatacaktı. Şimdi anlamaları imkansız olmuştu. Fakat aşçı için işler tersine gitmeye başlamış. Bu aşçımızda kralı çok sevmiş. Çok iyi yürekli ve şefkatliymiş. Artık krala kötülük yapmak istemiyormuş. Fakat arkadaşlarının ısrarı başladığı için ne yapacağını bilememiş. Ne yapsam ne yapsam diye oturup düşünmüş. Ve kralı zehirlemekten vazgeçmiş. Her zaman kralın yanında sokmak iyilerden olmak istiyormuş. Ve bir plan yapmayan karar vermiş. Kralın huzuruna çıkmış ve kralına seninle bir şey konuşmak istiyorum kralım, demiş. Kral da buyur şöyle demiş. Aşçı da krala ta en başından beri tüm olan biteni anlatmış. Duydukları karşısında şok olan kral dona kalmış. Kralım bizde onlardan kurtulalım diye devam etmiş aşçı. Kral da evet onlara güzel bir ders verelim diyerek cevap verdi. Akşam yemeğine çağırmaya karar vermişler bu kötü niyetli insanları. Onlar da mecburen bu davete icabet edeceklermiş. Aşçı ama neden kralım diye karar vermiş. Kralda onlara güzel güzel yemekler hazırla bizde onlara yemek yedikten sonra yemeklerin içinde ilaç olduğunu birazdan öleceklerini söyleyeceğiz ve korkacaklar demiş. Aynen dediklerini yapmışlar. Mükellef bir sofra kurulmuş ve onlarda güzel güzel afiyetle yemeklerini yemişler. Kral bir süre sonra aşçıyı davet ederek. Amacımız sizlere özel yemeklerinize zehir ekledi. Beğendiniz mi diyerek kahkaha attım bu misafirler aman tanrım nasıl olur diyerek şaşırmışlar. Defalarca yalvarmışlar doktor için. Ama kral artık gerçeği itiraf etmiş. Size güzel bir ders verdik. Umarım artık aklınız başınıza gelmiştir demiş. Ve onları ülkeden kovdurmuş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kral-ve-sevimli-tavsanlari-masali/", "text": "Bir zamanlar ülkelerin birinde bir kral yaşarmış. Bu kralın iki tane beyaz tüylü, pembe kulakları olan tavşanları varmış. Kral sarayının neşesi olan bu tavşanlarını çok severmiş. Onları ne zaman görse hep yüzünde gülümseme olurmuş. Bir sabah kral uyandığında evcil tavşanlarını hiçbir yerde bulamamış. Kral sarayın her bir köşesine baktırmış ama hiç kimse tavşanların nereye gittiğini bilmiyormuş. Kral ülkenin dört bir yanına haber salmış. Kim tavşanlarını bulursa başındaki tacını dahi verecekmiş. Ülkenin her yerinde halktan insanlar tavşanları aramak için yola koyulmuşlar. Hatta sadece halk değil prensler ve prensesler, soylu kişiler bile tavşanları aramak için bir sürü şey yapmışlar. Ancak akıllarına şehirdeyken tavşan şeklinde kurabiye almak gelmiş. Bu tatlı kurabiyeleri krala götürmüşler. Bu tavşana benzeyen kurabiyeleri gören kral kendi tavşanlarını hatırlattığı için daha da üzülmüş. Tavşanlarla bir türlü bulamayan kral üzüntüden hasta olmuş. Tek üzülen kral değilmiş. Kralın en küçük prensesi tavşanları çok seviyormuş. Prenses tavşanları her gün besler, onları kraldan daha iyi tanırmış. İsimlerini, en çok neyi yemeyi sevdiklerini ondan daha iyi kimse bilemezmiş. Her sabah kahvaltıdan sonra minik tavşanlar için marul ve lahana getirirmiş. O günleri hatırlayınca çok üzülmüş. Şimdi tavşanların yuvası bomboşmuş. Prenses bunları düşünürken yuvanın kenarında küçük bir delik fark etmiş. Tavşanlar bu delikten içeriye girip uzun bir köstebek yuvasını andırarak toprağı kabartıp yol yapmışlar. Prenses bu izleri takip etmiş. Bu izler sarayın yakınlarındaki ormana kadar devam etmiş. Ormanda küçük bir kulübede bahçesinde lahanalar olan bir yere varmış. Gördüğü manzara karşısında çok şaşırmış. Çünkü kralın minik tavşanları lahana bahçesinde lahanaları kemiriyorlarmış. Prenses hemen saraya gidip olanları babasına anlatmış. Minik tavşanları ormandaki bir kulübede bulduğunu söylemiş. Kral minik tavşanları bulduğu için çok mutlu olmuş. Tavşanlarını bulana başındaki tacı bile vereceğini söylediği için küçük kızına, - Dile benden ne dilersen. İstersen tacım bile senin olsun demiş. Prenses babasının tacını veya altınlarını istememiş. Babasından kendisi için iki küçük tavşan istemiş. Babası küçük prensesi için iki küçük tavşan alıp vermiş. O günden sonra prenses bu tavşanlara gözü gibi bakmış. Onlarla çok iyi vakit geçirmiş. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kralice-ari-masali/", "text": "Bir gün, bir adam bir dağın zirvesine doğru tırmanmaya başlamış. Zorlu patika yolları, kayalıkları ve bunun gibi sıkıntılı durumları aşarak zirveye ulaşmaya çalışmış. Uzunca bir süre yol almış. Bu yolculuk düşündüğünden daha da zor olmuş. Belki de adam bu yolculuğun bu kadar zor olacağını beklemiyormuş. Geri dönmeyi aklından geçirmiş bir ara ve dönüp de arkasına bakmış. Gelmiş olduğu mesafe, gideceği mesafenin kat kat fazlası imiş. Bu yüzden geri dönme fikrini aklından çıkarıp bir kenara atmış. İlerlemiş adam gece gündüz demeden. Bedenen çok yorgun ve bitkin bir hale bürünmüş. Derken ulaşmak istediği dağın zirvesine varmış. Yıllar yıllar önce babasının kendisine bahsettiği arı kovanının olduğu yeri aramaya başlamış. Mümkün olabilecek her deliğe bakmış ve sonunda aradığı arı kovanlarını bulmuş. Babası her dönem buraya çıkıp gelirmiş. Bu görev babasından kendisine miras olarak kalmış ve bayrağı, artık kendisi devralmış. Babası kendisine kraliçe arıdan bahsetmiş ve kraliçe arının çok önemli olduğunu belirtmiş. Kraliçe arı, genellikle bal arısı kolonilerinde görülen, yetişkin ve çiftleşmiş dişi bir arı imiş. Adam için oldukça enteresan gelen bu bilgi o kadar önemli olarak görülmemiş. Bunu fark eden babası, genellikle bir kolonide tek bir kraliçe arı olduğundan bahsetmiş. Kraliçe arının tek üreyebilen yumurta bırakabilen arı olma özelliğine değinmiş. Adam, kraliçe arı hakkında daha fazla bilgi edindikçe kraliçe arının aslında ne kadar önemli olduğunu anlamış ve babasına dönerek: Tamam baba, senin bana neyi anlatmaya çalıştığını çok iyi anladım. Sen hiç merak etme. Gözüm gibi bakacağım onlara. demiş. Bunu duyan babası rahat bir nefes almış ve gözünün arkada kalmayacağını anlamış. Adam biraz dinlendikten sonra arı kovanlarının olduğu yere doğru yürümüş. Kovanları ve arıları güzelce bir kontrol etmiş. Her şey yolunda imiş. Sıkıntılı bir duruma rastlamamış. Kraliçe arının da keyfine diyecek yokmuş. Kolonilerdeki arıların çoğunun annesi olan kraliçe arı, vazifesini yerine getiriyormuş. Bir günde 1.500 2.000 arası yumurta bırakabilme özelliğine sahip olan kraliçe arı, kovanın içinde mutluluğu ve devamlılığı sağlıyormuş. Tüm bu bilgilere erişen ve bunu bizzat yerinde teşhis eden adam, tıpkı kraliçe arı gibi kendi içinde mutluluk hormonu salgılamış. Çok mutlu olduğunu hissetmiş. Bal arıları kovanı neredeyse tamamlamak üzereymiş. Bütün bal arıları kraliçe arının etrafında toplanmış. Süreci tamamlamak üzere olduklarının bilgisini aktarmışlar hep bir ağızdan. Kraliçe arı bu durumdan memnun kalmış ve yüzünde büyük bir tebessüm ile selamlamış bal arılarını. Fakat işlerinin daha bitmediğini ve her şeyin aslında daha yeni başladığını anlatmış bal arılarına. Herkes emre amade bir şekilde hazır olduğunun sinyalini göndermiş ve süreç bu şekilde devam etmiş. Adam, arıların arasında geçen konuşmayı duymuş gibi büyük bir rahatlığa kavuşmuş ve kovandaki şifa dolu balları da alarak evin yolunu tutmuş. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kralice-aslan-ve-geyik-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde Develer tellal pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken ormanın derinliklerinde hayvanların kraliçesi olan bir dişi aslan varmış. Günün birinde kraliçe Aslan ölmüş hayvanların kralı olan erkek aslan ikinci bir emre kadar yas tutulacağını bütün ormana ilan etmiş. Bu emre itaat etmeyenlerin büyük bir şekilde cezalandırılacağını bildirmiş. Kraliçe aslanı ormanın en güzel köşesine çiçeklerle bezenmiş bir yere muhteşem bir törenle gömmüşler kralın emri gereğince herkes yas tutmaya başlamış fakat bir hayvan bu emre itaat etmemiş bu hayvan bütün geyik nesline düşman olan dişi aslanın öldüğüne sevinen erkek geyikmiş artık intikamının alındığını düşünerek tatlı tatlı gülümsüyormuş. Geyiğin düşmanları onu gülerken ölmüşler. Hemen gidip ormanlar kralı aslana bildirmişler. Ormanlar kralı aslan büyük bir öfkeye kapılmış kraliçenin ölümüne sevinen bir hayvanın varlığını asla tahammül edemezmiş. Askerlerini göndererek geyiği hemen yakalamalarını emretmiş. Askerler geyiği yakalayıp getirince korkunç bir sesle kükremeye başlamış. Demek kraliçenin ölümüne sevinen emrime rağmen yas tutmayan geyik sensin öyle mi demiş. Böyle bir suçun cezasını biliyor musun söyle bakalım demiş. Geyik çok akıllı bir hayvanmış aslanın karşısında soğukkanlılıkla cevap vermiş. Kralım boşuna öfkelenmişsiniz. Gülmüş olduğumu saklamıyorum. Evet doğru fakat bunun sebebini öğrenince sizin de memnun olacağınızı düşünüyorum demiş. Neymiş bunun sebebi bakalım umarım haklı bir gerekçe gösterirsin demiş. Geyik tebessüm ederek sözlerine devam etmiş. Evimin nerede olduğunu herkes gibi siz de biliyorsunuz. Kraliçemizin mezarına çok yakın bir yerde yaşıyorum. Törenden birkaç saat sonra mezarın yanından geçerken kraliçemizi gördüm. Eski günlerdeki gibi genç ve kuvvetli bir haldeydi. Çiçeklerin önünde uzanıyordu. Yüzünde mutluluk ve sevinç vardı önünde saygı ile eğilip bu mutluluğun sebebini sordum bana ruhunun renk renk çiçeklerin olduğu altından ırmakların aktığı envaı çeşit yiyeceklerin olduğu cennette gezdiğini söyledi kralın da ileride buraya geleceğini söyledi mutluluğunun sebebinin bu olduğunu söyledi demiş. Kraliçemizin bu sözleri beni çok mutlu etti sevincimden Yüzümde bir tebessüm oluştu. İşte tam bu haberi vermek için buraya gelirken askerleriniz beni yakaladı. Bu yüzden gülüyordum kralım demiş. Aslan bu sözlere çok memnun kalmış onu cezalandırmayı bırak hatta onu hediyelere boğmuş. Bütün hayvanlara Emir vererek geyiği kimsenin üzmemesini söylemiş. Daha Fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kralin-guzel-kusu-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken görenlerin bir daha unutamadığı oldukça görkemli bir sarayda bir kral yaşarmış. Bu kral o kadar iyi niyetli o kadar yardımsevermiş ki halkı onu çok severmiş. Kralın canı bir meyve çekse en tatlı en güzel meyveler dünyanın bir ucundan gelirmiş. Kral bu kadar iyi olunca halkı da onun bir dediğini ikiletmezmiş. Kralın bir de dünyalar güzeli bir karısı varmış. Fakat gel gör ki haşmetli kral ve güzeller güzeli kraliçenin çocuğu olmuyormuş. Günlerden bir gün kralın kulağına bir söylenti gelmiş. Uzak diyarların birinde bir falcı yaşıyormuş. Bu falcı her şeyi şıp diye bilir söyleyiverirmiş. Kral her ne kadar inanmasa da kraliçenin yalvarıp yakarmasına dayanamayıp falcıyı saraya getirtmiş. Falcı demiş kral eğer söylediklerini çıkarsa sana dilediğin her şeyi veririm, sarayımda bizimle birlikte dilediğin gibi yaşar, ömrünün sonuna kadar her istediğin olur. Lakin olur da yalan yanlış şeyler söyler beni kandırırsan ömrünün sonuna kadar zindan da kalırsın. Bunun üzerine falcı kendinden emin bir şekilde Kralım, şimdiye kadar dediğim her şey çıktı. Olur da sizin için söylediklerim çıkmazsa ben bana vereceğiniz cezayı bile bilirim. Kral Söyle bakalım bu güzel sarayın bir prens ya da prensesi neden yok? Bu zenginliğin bu bolluğun neden bir varisi yok? Falcı önce şöyle bir göz gezdirmiş. Sonra gözü kafesin içindeki güzeller güzeli kuşa takılmış. O kadar güzel bir kuşmuş ki bakan bir daha bakarmış. Falcı krala dönüp Kralım bu güzel kuşun sahibi siz misiniz? Evet demiş kral. Falcı Bu kuşun özgürlüğü sizin elinizde ama bu kuş sizin değil. Siz bu kuşu özgür bırakın ki kendi kuşunuz konsun sarayınıza, başka da bir şey bilmem de diyemem de demiş. Bu konuşmadan sonra falcı kralın huzurundan çekilmiş. Kral uzun uzun düşünmüş. Sonunda kuşu özgür bırakmaya karar vermiş. Bu kadar güzel bir kuşu özgür bırakmak ona ne kadar zor gelse de falcının söylediklerine kulak vermek istemiş. Kuş özgür kaldıktan kısa bir süre sonra kraliçenin hamile olduğu haberi gelmiş. Aylar sonra dünyada eşi benzeri olmayacak güzellikte bir prenses doğmuş. O prenses ki güzelliği özgür bıraktığı kuş kadarmış. O günden sonra kral falcının her istediğini yerine getirmiş. Onu ülkenin en zengini yapmış. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. yine sevgilimle bu masaldayız... birbirimizi üzdük, kırıldık ama barıştık. o yine benim sesimden masallarını dinlemeyi seçti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-askerin-tatli-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, Umut adında sevimli bir çocuk vardı. Umut, askerlik sevdasıyla dolu bir çocuktu. Küçük yaşından itibaren askerler hakkında kitaplar okur, askeri kıyafetler giyer ve oyuncak askerlerle oynardı. Umut'un hayali, bir gün büyüyüp gerçek bir asker olmaktı. Umut, askerlik sevdasıyla dolu olduğu için her fırsatta askerleri izler, onların disiplinli ve cesur davranışlarına hayranlıkla bakardı. Bir gün, köylerine bir askeri üs kurulduğunu duydu. Heyecanla üse gitti ve askerlerle tanışmak için sabırsızlandı. Askerler, Umut'un ne kadar hevesli olduğunu fark etti ve ona özel ilgi gösterdiler. Umut, askerlerin yanında olmanın heyecanını yaşarken, askeri disiplini öğrenmeye başladı. Her gün erken kalkar, beden eğitimi yapar ve askerlerle birlikte egzersizlere katılırdı. Umut, bu süreçte sadece askeri becerilerini değil, aynı zamanda dayanıklılık, cesaret ve takım çalışması gibi önemli değerleri de öğrenmeye başladı. Bir gün, Umut ve askerler bir görev için çağrıldı. Yakınlardaki bir köye yardım etmek için harekete geçtiler. Köydeki insanlar, büyük bir afetle karşı karşıya kalmışlardı ve yardıma ihtiyaçları vardı. Umut, heyecanla görevine odaklandı ve diğer askerlerle birlikte hızla harekete geçti. Köye vardıklarında, Umut ve askerler, enkaz altında mahsur kalmış insanları kurtarmak için birlikte çalıştılar. Umut, küçük bedeniyle bile büyük bir azim ve güç gösterdi. Bir bir insanları kurtardı, yaralılara yardım etti ve herkesi güvende tutmak için elinden geleni yaptı. Sonunda, köy halkı kurtarıldı ve Umut ile askerler büyük bir kahramanlık örneği sergiledi. Umut'un cesareti ve fedakarlığı, herkesin kalbinde derin bir iz bıraktı. Umut, küçük bir asker olarak hayalini gerçekleştirme fırsatı buldu ve gerçek bir kahramana dönüştü. Masalımız burada sona eriyor. Küçük Askerin Tatlı Hikayesi, cesaretin yaş, cinsiyet veya boyutla ilgisi olmadığını gösteriyor. Umut'un azmi, ona büyük bir askerlik deneyimi ve insanları kurtarma fırsatı getirdi. Onun hikayesi, herkesin içindeki kahraman potansiyelini keşfetmeye teşvik ediyor ve hayalleri için cesurca mücadele etmenin önemini hatırlatıyor. Sadece askerdeki günler için değil mücadele etmek hayatımızın her anında bize en fazla lazım olacak konuların başında yer almaktadır. Mücadele ederek elde edilen başarılar gerçekten de insanlara büyük mutluluk verir. Basit şekilde elde edilmiş olan başarıların çok fazla insanlara hav vermediği de ayrıca hayattaki önemli gerçeklerden birisidir. Buradan elde edeceğimiz önemli derslerin başında tabi ki bunlar gelmektedir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-ayicik-masali/", "text": "Bir zamanlar, derin bir ormanda sevimli bir ayıcık yaşarmış. Bu ayıcık, diğer ayılar gibi büyük ve güçlü değildi, ama içinde büyük bir yürek taşıyordu. Ona Küçük Ayıcık deniliyordu. Küçük Ayıcık, ormanda dostlarıyla mutlu bir şekilde yaşarken bir gün büyük bir macera yaşamaya karar verdi. Bir sabah, Küçük Ayıcık ormanda gezerken, uzaklardan gelen bir çığlık duydu. Sesin geldiği yöne doğru hızla koştu ve bir ağacın altında ağlayan bir tavşan buldu. Tavşan, bir bacağını incitmişti ve yardıma ihtiyacı vardı. Küçük Ayıcık, hemen tavşana yardım etmek için harekete geçti. Tavşanı sakinleştirdi ve yaralı bacağını sararak ona destek oldu. Sonra, tavşanın ailesini bulmak için birlikte ormanda yol aldılar. Uzun bir arama sürecinden sonra, tavşanın ailesini buldular ve sevinçle kucaklaştılar. Bu olaydan sonra, Küçük Ayıcık ormanda yardım etmeye devam etti. Karşısına çıkan her canlıya destek oldu, kimsenin yardım elini geri çevirmedi. Kendi küçük bedeniyle büyük işler başardı. Bazen kuşları yuvalarına taşırken, bazen de su kıtlığı çeken hayvanlara su taşırdı. Küçük Ayıcık, tüm orman sakinlerinin sevgisini ve saygısını kazandı. Bir gün, ormanda korkunç bir yangın çıktı. Alevler hızla yayılırken hayvanlar panik içinde kaçışmaya başladı. Küçük Ayıcık, hemen alevlerin arasına atıldı ve yanan hayvanları kurtarmak için büyük bir cesaretle mücadele etti. Hiç düşünmeden, onları güvenli bir yere taşıdı ve yangının yayılmasını önlemek için büyük bir mücadele verdi. Sonunda yangın söndürüldü ve orman sessizliğe büründü. Tüm hayvanlar, Küçük Ayıcık'ın cesaretine ve fedakarlığına minnettarlıkla yaklaştılar. Küçük Ayıcık, sadece kendi gücüyle değil, içindeki sevgi ve cesaretle herkesin hayatını değiştirmişti. O günden sonra, Küçük Ayıcık ormanın kahramanı olarak anıldı. Herkes onun özverisini ve yardımseverliğini örnek aldı. Küçük Ayıcık ise mutlu bir şekilde ormanda yaşamaya devam etti ve her zaman yardıma ihtiyacı olanlara elini uzattı. Ve işte, Küçük Ayıcık'ın hikayesi böyle son bulur. Küçük Ayıcık, büyüklük sadece bedende değil, yürekte olduğunu gösterdi. Sevgi, yardımseverlik ve cesaretle dolu olanlar, her zaman büyük işler başarabilirler. Böylece orman içerisinde yaşayan tüm canlılar samimiyetin ve iyi yürekli bir canlı olmanın aslında çok daha değerli bir konu olduğunu yakından anlamış oldular. Bundan sonraki yaşamlarını da doğal olarak burada yaşamış oldukları tecrübe göre düzenleyerek mutluluğun daha kolay şekilde mümkün olduğunu anlamış oldular. Ormanda bulunan tüm canlılar artık bir birlerine daha hızlı şekilde yardımcı olmaya başladılar ve çok mutlu oldukları bu sırrı keşfettikleri için şükür ettiler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-baligin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar uzak diyarlarda bahçeli çok güzel bir ev varmış. Dışardan gören herkesin hoşuna gidermiş. Bu ev iki katlı ve kutu gibiymiş. Bu ev de küçük bir kız çocuğu ve yaşarmış. İsmi de Mercan'mış. En sevdiği hayvan balıkmış ve evinde kocaman bir akvaryum varmış. Akvaryumun içinde çeşit çeşit balık bulunuyormuş. Küçük kız balıkları çok seviyor. Günün büyük bir bölümünü balıklar ile geçiriyormuş. Balıkların birbirinden farklı ve renkleri varmış. Bazıları büyük iken bazıları daha yavruymuş. Küçük mercan her gün onları izlermiş. Her gün okula gider, gelirken de balıklarına hemen yem götürür, daha sonra diğer işlerine bakarmış. Gel zaman git zaman okula gidip gelirken, bir tane kedi dikkatini çekmiş. Neredeyse her gün karşısına çıkıyormuş bu kedi. Hatta Mercan' ın yanında yürüyor onu okula kadar bırakıyormuş. Aynı durum okul çıkışı eve gidene kadar da sürüyormuş. Mercan bu kediyi de çok sevmiş. Bu kedi adeta bir gezginmiş. Küçük kız ile gel git yaparken, bir gün gözüne akvaryum ve içindeki güzel balıklar takılmış. Bir türlü eve girmenin yollarını arıyor ama bu türlü bulamıyormuş. Ev her taraftan kapalı olduğu için, girmesi zormuş. Mercan balıklarına çok önem veriyor, onlara yem verip vakit geçirdikten sonra, mutlaka oldukları kapıyı kilitliyormuş. Küçük kız okula gittiği bir gün yine kedinin kendisini beklediğini görmüş. Küçük kız çıkar çıkmaz kedi hemen üzerine atlamış, kediyi sevmiş ve okula doğru yıl almış. Döndüğünde kedi onu yine bekliyormuş. Aralarında çok güzel bir bağ olduğu için, Mercan kediyi eve götürüp, beslenmeye karar vermiş. Ailesi bu durumu öncelikle biraz şaşkın karşılamış. Kedinin ev de ne işi olduğunu sormuşlar. Mercan ' da her gün kedinin kendini beklediğini ve onu çok sevdiğini de söylemiş. Ailesi onu ancak üst katta besleyeceğini söylemiş. Alt katta da balıkları yaşamaya devam ediyormuş. Aslında küçük Mercan kedi ve balıkların aynı ev de olamayacağını öğretmenlerinden öğrenmiş. Bu durum onu biraz da olsa korkutuyormuş. Kedi balıklarını yer diye çok endişeliymiş. Okuldan çıkıp, hemen eve doğru gitmiş. Kediyi aramaya başlamış. Kediyi bulduğunda akvaryumdaki balıkları izlediğini görmüş. İçlerinden bir balık o kadar dikkatini çekmiş ki adeta kalbi çok hızlı atmaya başlamış kediciğin. Kedicik o küçük balığa aşık olmuş. Ona sarılmak istiyor, akvaryumdan çıkarmanın yollarını arıyormuş. Bir sandalyenin üzerine çıkıp balığı oradan çıkarmış. Balık yer de çırpınırken, onu sevdiğini sanmış ve balık ölmek üzereymiş. Tam da o sırada Mercan durumu fark etmiş ve kedinin miyavlama bu onu korkutmuş. Küçük kız balığı hemen suya koyunca, tekrar canlanıp, gezmeye başlamış. Kedi bu duruma çok sevinmiş. Hayvanların yaşam alanlarında mutlu olduğunu anlamış. O günden sonra balığı hep uzaktan sevmiş ve çok mutlu bir hayat sürmüşler. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-burak-pazara-gidiyor-masali/", "text": "Günlerden bir gün Burak ve ailesi sebze-meyve alışverişi için pazara gitmeye karar vermiş. Burak daha önce hiç pazara gitmemiş. Aslında gitmek istemiyor ve evde oyun oynamak istiyormuş. Ama Burak'ın babası pazarı tanıması için onunda gelmesini istemiş. Çünkü pazarda yapılan alışverişin detaylarını anlatacak ve nasıl para harcayacağını gösterecekti. Ayrıca pazar alışverişi sırasında doğru meyve sebze seçmeyi anlatacaktı. Bir gün Burak tek başına pazara gidebilsin diye babası Burak'ı yanına alarak pazara doğru yola çıktı. Pazarın girişinde birbirinden farklı tezgahlar gören Burak hayretler içerisinde etrafa bakıyordu. Birisi domates diye bağırıyor ötekisi patates diye bağırıyordu. Her tezgahta fiyatlar birbirlerinden farklıydı. Aynı şekilde ürünlerde birbirlerinden ayrılıyordu. Bazı tezgahlarda domatesin fiyatı ile diğerinde aynı değildi. Burak bu duruma çok şaşırmıştı. Babasına neden bu şekilde fiyat farklılıklarının olduğunu sordu. Babası ise kalite farkının olduğundan bahsetti. Burak şimdi de meyve ve sebzelerin arasındaki kaliteyi nasıl anlayacağını merak etti. Bu konuda babası zamanla tecrübe edebileceğini söyledi. Fakat birkaç püf nokta verdi. Burak ve babası pazarın sonuna kadar gezdiler. Tüm meyve ve sebzelere baktılar. Damak zevklerine uygun birbirinden farklı meyve ve sebze aldılar. Oldukça sağlıklı besinlerle birbirinden çeşitli yemekler yapacaklardı. Burak babasıyla çıktığı bu alışverişi çok sevdi. Her hafta babası ve Burak pazara gidiyordu. Artık bırak hangi tezgahtan ne kadarlık ürün alacağını biliyordu. Hem aile ekonomisini öğrenmiş hem de kaliteli meyve sebze nasıl alınır bunu görmüş oldu. Üç kişilik ailesi için alınabilecek miktarları öğrenen Burak aşağı yukarı bütün fiyatları hakimdir. Bu durumu öğretmeniyle paylaşan Burak arkadaşları tarafından takdir edildi. Arkadaşları da Burak'a özenerek aileleriyle pazara çıktı. Çünkü pazar alışverişi yapmak oldukça eğlenceliydi. Babası aldığı her ürün için Burak'a parayı uzatıyor ve ödemeleri Burak yapıyordu. Para konusunda da birçok şey öğrenen Burak artık son derece bilgiliydi. Para alışverişini doğru şekilde yapan Burak matematik problemlerinde de kendini geliştirdi. Pazara çıkıp alışveriş yapmak küçük çocuğa çok şey kazandırdı. Evin her alışverişini artık Burak ve babası yapıyordu. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-ceylanin-hikayesi/", "text": "Ormanda yaşayan canlılar birbirleri ile iyi geçinir ve karşılıklı olarak birbirlerine daima dürüst davranırmış. Orman canlıların bu tutumu ormanın huzuru için oldukça önemliymiş. Bir gün küçük ceylan ormanda gezerken iki arkadaşının kavgasına şahit olmuş. Arkadaşlarının birbirlerine olan tavırlarını hiç beğenmemiş. Hatta kavga ettiklerini ormanda herkes duyar olmuş. Bu durum küçük ceylanı çok üzmüş. Ormanın kurallarını anlatmak için arkadaşlarının yanına gitmiş ve arkadaşları onu duymamış bile. Kavga o kadar şiddetli olmaya başlamış ki artık birbirlerine girmelerine ramak kalmış. Sonunda küçük ceylan dayanamamış ve büyük bir sesle durmalarını söylemiş. Herkes bu sese kesilmiş. Bir an olsun kavgaları duran ceylanlar küçük arkadaşlarına kulak kesilmiş. Küçük ceylan arkadaşlarının kavgasını bir anlığına olsun durdurabilmiş. Çevredeki tüm hayvanlar küçük ceylanı dinliyormuş. Orman kurallarından bahseden küçük ceylan arkadaşlarına ders verir nitelikte bir konuşma yapmış. Kavganın hiçbir şekilde sonuç getirmeyeceğini anlatmış. Ayrıca anlaşamadıkları konularda bir başkasına danışarak ilerlemelerini söylemiş. Bu tavrı tüm orman halkı tarafından beğenilmiş. Ormanlar kralı aslanın kulağına giden bu durum kısa süre içerisinde tüm ormana yayılmış. Küçük ceylanın ormandaki huzuru korumak için gösterdiği çaba karşısında ormanlar kralı aslan bir ödül töreni düzenlemeye karar verir. Ödül törenine çağrılan küçük ceylan ormanın huzur elçisi olarak seçilir. Bu durum küçük ceylanı çok mutlu etmiştir. Çünkü daha önce onu kimse fark etmiyormuş. Fark edilmek ve herkes tarafından sevilmek hayalleri arasındaymış. Ne mutlu küçük ceylanın hayalleri gerçek olmuş. Hem arkadaşlarının kavga etmelerini önlemiş ve huzuru korumuş hem de tüm orman halkı tarafından ne kadar duyarlı olduğunu anlaşılmış. Yaşadığı yerde huzuru getiren ve bu huzuru koruyan küçük ceylanı artık herkes tanıyormuş. Küçük ceylanın bu tutumu orman canlıları tarafından benimsenerek dilden dile yayılmış. Ormanda yaşayan her canlı artık daha duyarlı ve dikkatli olmuş. Ormanda yaşamak için kurallara uymaları gerektiğini anlamışlar. Hatta her sene düzenlenecek olan orman iyilik elçileri festivalinde her canlıya ödüller verilecekmiş. Küçük ceylan hem orman canlılarını bir araya getirerek sosyalleşmelerini sağlayacak bir organizasyona vesile olmuş hem de her sene düzenlenen festivalde ilk ödülü alan orman canlısı olmuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-coban-masali/", "text": "Bir zamanlar uzak diyarlardan birinde, yemyeşil doğanın içinde yaşayan, hayvan sever ve çok zeki bir çoban yaşarmış. Bu küçük çoban o kadar zekiymiş ki, her soruya verdiği doğru cevaplarla insanları çok şaşırtırmış. Günlerden bir gün akıllı çobanın mükemmel zekası kralın kulağına kadar gitmiş. Kral da bu akıllı çobanı görmek ve tanımak istemiş. Akıllı çoban bunu duyunca çok heyecanlanmış ve hemen kralın huzuruna çıkmış. Kral çobana demiş ki, gel bakalım akıllı çoban, şimdi sana üç tane soru soracağım. Eğer bu soruların hepsine cevap verirsen seni ülkenin önemli işlerinde görevlendireceğim. Saraylarda yaşayacaksın. Demiş. Çoban da tamam demiş ve kral sorularını yöneltmeye başlamış. Küçük çoban bu soruya şöyle cevap vermiş. Kralım, bunu öğrenmek için, denizleri beslemekte olan doğal su kaynaklarını ve bulutları takip etmek gereklidir demiş. Bulutlardan denizlere yağmur damlaları damlıyor ve derelerden akan sular da denizlere dökülüyor. Eğer biz bu doğal su kaynaklarını kontrol edemezsek, denizlerdeki su damlalarının da kaç tane olduğunu öğrenemeyiz. Küçük çoban krala böyle cevap vermiş ve kral diğer soruya geçmiş. Küçük çoban hemen cevaplamaya başlamış. Kafdağı'nın yükseklik mesafesinin 1 saat, derinliğinin 1 saat ve genişliğinin de 1 saat olduğunu söylemiş. Bu sebeple de Anka kuşu Kafdağı'na her yüz yılda bir gelir. Anka kuşu Kafdağı'na ulaşınca dağı gagalar. Anka kuşu Kafdağı'nı gagalamayı bitirdiğinde ise, tamı tamına 1 saniye geçmiş olur. Böylelikle, evrendeki sonsuzluğun 1 saniyesi geçmiş olur. Küçük çobanın ikinci soruya da cevabı buymuş. Kral, büyük bir şaşkınlık içerisinde son sorusuna geçmiş. Küçük ve zeki çoban bu soruyu cevaplamadan önce kraldan büyükçe bir kağıt ve kalem rica etmiş. Kral, küçük çobanın isteğini hemen yerine getirmiş. Küçük çoban kağıdın üzerine bir sürü nokta koymuş. Çoban, kağıdın üzerine çok fazla sayıda noktalar koymuş. Kim noktaları saymaya çalışsa da, hepsi aynı olduğu için bir süre sonra karışmış. Kimse kaç nokta olduğunu sayamamış. Daha sonra küçük çoban krala, buraya çizdiğim noktalar kaç adet ise, gökyüzünde de o kadar miktarda yıldız bulunmaktadır, saymak size kalmış, demiş. Daha sonra kral cevabı açıklayacağını söylemiş. Kral çobana, aferin küçük çoban. Çok zekisin, 3 soruya da doğru cevap verdin. Sen artık bu ülke için çok önemli bir şahsiyet olacaksın demiş. Kral küçük ve zeki çobanı, ülkenin divan üyesi yapmaya ve önemli kararlar alınırken çobanın da yüksek kurulda bulunmasına karar vermiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-cocugun-onemli-fedakarligi/", "text": "Bir zamanlar, sakin bir köyde yaşayan küçük bir çocuk vardı. Bu çocuk, sevgi dolu bir kalbe ve yardımsever bir ruha sahipti. Köy halkı onun fedakarlığını ve cömertliğini bilirdi. Bir gün, köylerine bir yabancı gelerek yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi. Yabancı, hasta bir akrabasını ziyaret etmek üzere yola çıkmıştı, ancak yanında getirdiği yiyecekler bitmişti. Kıtlık zamanında olduğumuz için köylülerin de yiyecekleri paylaşmaya pek fazla bir şeyi kalmamıştı. Küçük çocuk, yabancının zor durumunu görünce hemen harekete geçti. Çocuk, evlerinden kalan son ekmek parçasını alarak yabancıya verdi. Yabancı, çocuğun büyük bir fedakarlık yaptığını anladı ve ona minnettarlıkla baktı. Çocuk, yiyeceklerin bitmesine rağmen yabancıya destek olmak için hiç düşünmeden kendi karnını doyurmayı reddetmişti. Gerçek fedakarlık aslında tam olarak buydu. İhtiyacından fazlasını değil direk kendisine lazım olan ekmeğini başka birine vermek çok önemli bir şeydi. Çocuk bu önemli fedakarlığı tercih etti. Bu fedakarlık hikayesi köyde hızla yayıldı ve insanlar küçük çocuğun büyük yüreğini öğrenmeye başladı. Diğer köylüler de kalan yiyeceklerini paylaşmaya karar verdiler ve yabancıyı desteklediler. Bu olay, köy halkının dayanışma ve yardımlaşma ruhunu harekete geçirdi. Yabancı, kendi akrabasına ulaştığında ona bu güzel hikayeyi anlattı. Akraba, duyduklarına çok şaşırdı ve küçük çocuğun büyük bir fedakarlıkla hareket ettiğini takdir etti. Akraba, çocuğa minnettarlıkla teşekkür etti ve ona bir hediye verdi. Aldığı hediye küçük çocuğun belki de hayatı boyunca unutamayacağı bir hediyeydi. Köye dönen küçük çocuk, tüm köy halkının sevgisi ve takdiriyle karşılandı. Herkes onun fedakarlığını örnek aldı ve yardımlaşma kültürünü daha da güçlendirdi. Küçük çocuk, sadece bir ekmek parçasıyla başlayan fedakarlığı sayesinde köyde büyük bir değişim yaratmıştı. Bu masal, küçük bir çocuğun insanlık değerlerine olan bağlılığını ve başkalarına yardım etme konusundaki fedakarlığını anlatır. Fedakarlık, insanların bir araya gelip güçlü bir toplum oluşturmasına yardımcı olur. Herkesin bir şeyler yapabileceği ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceği unutulmamalıdır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-deniz-kizi/", "text": "Çok ama çok eski zamanların birinde uzak mı uzak bir okyanusta yunus balıkları, balinalar ve çeşitli deniz canlıları yaşarmış. Bu okyanusun derinliklerinde onlarca tür canlı birlikte mutlu bir şekilde yaşıyormuş. Ayrıca okyanusun derinliklerinde hayvanlardan başka deniz kızları ve deniz adamları da yaşamlarını sürdürüyorlarmış. Okyanusun derinliklerinde yaşayan onlarca deniz kızından biri olan küçük deniz kızı, okyanuslar kralı olan haşmetli babası, yaşı babaannesi ve kendi gibi güzel 6 ablası ile yaşıyormuş. Babaannesi ve ablaları ona okyanus dışında yaşayan insanlar ve dışarıdaki dünyanın nasıl olduğuyla ilgili hikayeler anlatıyorlarmış. Ancak küçük deniz kızı hiç bir şekilde bu anlatıları yeterli görmüyormuş. Çünkü tüm bunları kendisi yaşayarak görmek istiyormuş. Ama okyanuslar kralı olan babası kızının güvenliğinden endişe ettiği için ablalarının yaşına gelip prenses oluncaya kadar küçük deniz kızının yanından ayrılamayacağını söylüyormuş. Kral olan babası buna neden olarak, insanların okyanusları ve doğayı kirlettiğini ve bu sebeple canlı türlerinin yok olmasına neden olduklarını söylüyormuş. Krala göre doğaya zarar veren insanlar, biricik kızına da zarar verebilirmiş. Ancak küçük deniz kızı ne olursa olsun okyanusun üstünde ne olduğunu merak ettiği için bir gün arkadaşı balinaya gitmiş ve isteğini anlatmış. Kralın çok kızacağını bilen balina ilk başta bu isteği reddetse de küçük deniz kızının üzülmesine dayanamamış ve onu gizlice okyanusun üzerine götürmüş. Su üstüne çıktığında içinden güzel bir ses gelen bir gemi görmüş. Bu gemide padişah oğlunu evlendireceği kızı seçmek için güzel bir eğlence düzenliyormuş. Yunus balığı küçük deniz kızını gitmemesi için ikna edememiş ve deniz kızı geminin yakınına kadar gelip çalan müziğe harika sesiyle eşlik etmeye başlamış. Prens sesi duyup denize baktığında kimseyi görememiş ama deniz kızının sesine hayran kalmış. Tüm bu yaşananları okyanusta yaşayan deniz cadısı da büyük bir merakla izliyormuş. Deniz cadısı kötülük amacıyla büyüler yapıp fırtınalar çıkarmış. Prensin ve flütün suya düştüğünü gören küçük deniz kızı, prensi kurtarmış ve bir sahile götürmüş. Tam bu sırada prens gözlerini açmış ama köpeklerin sesi yüzünden kaçan deniz kızını görememiş. Deniz kızı eve dönerken flütü de yanında götürmüş. Okyanuslar kralı babası flütü görünce kızının insanlarla temas kurduğunu anlamış ve ona dışarı çıkmayı yasaklamış. Prensi görmeyi çok isteyen deniz kızı çaresiz bir şekilde okyanus cadısından yardım istemeye gitmiş. Cadı deniz kızının istediğini yapmak için deniz kızından sesini ona vermesini istemiş. Eğer sesini bana verirsen seni insan yaparım diyen cadının isteğini deniz kızı mecburen kabul etmiş. Cadı hemen bir büyü yapmış ve demiş ki seni 3 günlüğüne insan yapıyorum. Üç gün içinde prens sana aşık olmazsa bir daha prensi göremeyeceksin ve tekrar deniz kızı olacaksın demiş. Küçük deniz kızı iksiri içmiş ve yunusla birlikte yukarı çıkmış. Yukarı çıkarken deniz kızının kuyruğu da ayak olmaya başlamış. Tam o sırada sarayındaki balkondan denize bakan prens küçük deniz kızını görmüş. Prens hemen ona yardıma gitmiş. Ve deniz kızına beni kurtaran sen miydin diye sormuş. Sesi çıkmayan deniz kızı başına sallamakla yetinmiş. Deniz kızının sesi çıkmayınca prens, beni kurtaran kişinin hem sesinin güzel olduğunu hem de deniz kızı olduğunu düşündüğünü söylemiş. Ancak kızı orda yalnız başına bırakmamış ve yardım etmek için saraya götürmüş. Küçük deniz kızı sesi çıkmadığı için prensi onu kurtaranın kendisi olduğu konusunda bir türlü ikna edememiş. Bu nedenle sesini okyanus cadısına verdiği için büyü bir pişmanlık duymuş. İkna olmayan prens de yavaş yavaş hayal kırıklığına uğramaya başlamış ve kendisini kurtaran deniz kızını asla bulamayacağını düşünmeye başlayıp ümitsizliğe kapılmış. Sarayda 3. gününe giren küçük deniz kızı cadının kendisine, üç içinde prensi kendine aşık etmezse tekrar deniz kızına dönüşeceğini ve bir daha asla prensi göremeyeceğini söylediğini hatırlamış. Bunları hatırlayan küçük deniz kızı hayal kırıklığına uğramış bir şekilde kaderini kabul etmiş ve deniz kızına dönüşmeyi beklemeye başlamış. Üzüntülü bir şekilde otururken okyanustan gelen gürültülü bir ses duymuş. Okyanusa baktığında 6 ablası, okyanuslar kralı olan babası ve yaşlı babaannesinin kendisine doğru geldiğini görmüş ve çok sevinmiş. Babaannesi ona üzülmemesini söyleyip, sana yardım etmeye geldik demiş. Küçük deniz kızı nasıl bir yardımları olacağını anlamamış. Okyanuslar kralı babası sevginin ne kadar güçlü bir şey olduğunu anladığı için kızının bu şekilde mutsuz olmasına gönlü el vermemiş. Bu nedenle babaannenin elinde duran deniz kabuğuna asası ile büyü yapmış ve küçük deniz kızının sesi yerine gelmiş. Ardından küçük deniz kızı yunusla birlikte prensin evleneceği gemiye doğru harekete geçmiş. Prens tam evlenecekken önceden duyduğu sesi tekrar duymuş. Çünkü küçük deniz kızı denizde şarkı söylüyormuş. Prens hemen denize atlamış ve deniz kızına, en başından beri senin olduğunu biliyordum demiş. Ardından muhteşem bir düğün tertip edilmiş ve prensle küçük deniz kızı evlenmişler. Deniz kızı artık bir insan olarak hayatını sürdürmüş. Onlar mutlu bir hayat sürerken okyanus cadısı da tüm bu yaşananları görmüş ve derin bir üzüntüye kapılmış. Prens ve küçük deniz kızı da ömürlerinin sonuna kadar mutlu mesut yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-hazar-hikayesi/", "text": "Günlerden bir gün şirin bir köyde bir çocuk dünyaya gözlerini açmış, o kadar küçükmüş ki bir ip yumağına benziyormuş ismini Hazar koymuşlar, küçük Hazar kuşları çok severmiş hep hayali olan bir sürü kuşa hayallerinin peşinden giderek sahip olmuş. Onları asla hiçbir şeye değişmezmiş küçük Hazarın bir de kuzuları varmış, kuşlarından artan zamanı kuzularını otlatmak gezdirmek onlarla oynamakla harcarmış, küçük Hazar'ın hiç arkadaşı olmadığından bütün zamanını hep kuşlarına, kuzularına ayırırmış. Bir gün annesi onu okula göndereceğini söylemiş, küçük Hazar hem çok sevinmiş hem de çok çekinmiş daha önce hiç arkadaşı olmayan küçük Hazar'ın artık birçok arkadaşı da olacakmış ve o gün gelmiş. Küçük Hazar, okul sırasında önlüğü ütülü, çantası sırtında okulun ilk günkü heyecanıyla ve korkusuyla sırada içeri giren çocukları izliyor, bir yandan da gözü annesini arıyor, Pınar öğretmen Hazarı ve diğer arkadaşlarını sınıfa alıyor. Okulun ilk günü herkes öğretmenle tanışmaya başlıyor, Hazar'ın korku ve çekingenliği gittikçe azalıyor. Okula gitmeye korkan hazar artık okuldan arkadaşlarından okuldaki oyuncaklardan kopmak istemiyor, çok sevdiği kuşları ve kuzularını unutur oluyor. Annesi onu okuldan almaya gelir, eve dönerken okuldaki ilk gününü tüm heyecanıyla gözlerinde ve yüzünde gülümsemeyle annesine anlatıyor. Eve nasıl vardıklarını fark etmiyor bile, eve gelir gelmez hemen kuşlarının yanına gidip bir heyecanla tüm gün yaptıklarını kuşlarına da anlatıyor kuzularını o mutlulukla otlatmaya çıkarıp sevinçten onlarla koşup oynuyormuş. Kuzuları eve dönme vakti geldiğini anlayıp küçük Hazarla birlikte evin yolunu tutarlar, akşam yemeğinde küçük Hazar'ın en sevdiği tarhana çorbasının kokusu tüm evi sarmış, hemencecik sofraya oturmuşlar, gün içinde yaptıklarını sofrada babasına da anlatmış. Babası da onunla gurur duyup oğlum yavaş yavaş büyümeye başlıyor demiş, o gece küçük Hazar yarın okula gitmenin sevinci heyecanıyla uyuyamamış, sabaha kadar yatağında dönüp durmuş. Uyku tam bastırınca küçük Hazar'ın göz kapakları gözlerinin üzerini örtmüş. Küçük Hazar sabaha horozu çillinin ötmesiyle uyanmış, hemen önlüğünü giyip koşarak okulunun yolunu tutmuş. Okulun ikinci günü çocuklar oyuncaklarla oynarken Pınar öğretmen, herkese birer resim kağıdı verip herkesin kafasındaki düşünceyi o resim kağıdına çizmesini istemiş. Küçük Hazar'ın aklındaki ise evde kalan kuzu ve kuşlarıymış, Hazar, pamuk gibi olan kuzularını bir bir çizmeye başlamış ve gökkuşağı gibi rengarenk olan kuşlarını çizmeye başlamış. Resim bittikten sonra Pınar öğretmen küçük Hazar'ın ve arkadaşı olan Muhammed'in, Ali'nin, Furkan'ın kağıtlarını da alıp hepsine birer hediye ile ödüllendirmiş. Günler birbirini kovalarken o yıl okul tatil olacakmış. Küçük Hazar öğrenmiş ki tatilde kuzenleri onların evine misafirliğe gelecekmiş, küçük Hazar'ın hem okul heyecanı hem de tatil olunca kuzenlerinin onlara gelmesinin heyecanıyla mutluluktan yerinde duramaz olmuş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kaplan-ve-hayal-gucu-perisinin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, akıllı kaplanlar adlı küçük bir kasabada, Pamuk adında meraklı ve şakacı bir yaşında bir çocuk yaşardı. Kaplan'ın her zaman kendi aklı varmış gibi görünen kıvırcık saçlı bir paspası vardı ve parlayan mavi gözleri hayret ve haylazlık doluydu. Kaplan her gün yüzünde bir gülümsemeyle uyanır, etrafındaki dünyayı keşfetmeye hazırdı. Anne ve babaları küçük oğullarının heyecanını görmeye bayıldılar ve onu yeni şeyler keşfetmeye teşvik ettiler. Güneşli bir sabah, Kaplan oturma odasının zemininde sürünürken, bir rafa gizlenmiş tozlu eski bir kitaba rastladı. Renkli illüstrasyonlarla kaplıydı ve kapağında Macera kelimesi yazıyordu. Kaplan'ın gözleri zevkle büyüdü ve kitabı almak için hevesle uzandı. Dokunur dokunmaz büyülü bir şey oldu. Sayfalar parlamaya başladı ve Bulut adında küçük bir peri ortaya çıktı. Kaplan, etrafındaki odanın canlı ve büyüleyici bir dünyaya dönüşmesini izlerken heyecanla kıkırdadı. Kendini yemyeşil bir ormanın ortasında, hiç görmediği kadar uzun boylu ağaçlar ve etrafta uçuşan renkli kelebeklerle buldu. Bulut, Kaplan'ı ormana götürdü ve orada yeni arkadaşları olan konuşan hayvanlarla karşılaştılar. Oliver adında bilge bir yaşlı baykuş, Elif adında yaramaz bir sincap ve Merve adında dost canlısı bir geyik vardı. Birlikte, dağlara tırmanmaktan berrak göllerde yüzmeye kadar heyecan verici maceralara atıldılar. Kaplan bu büyülü dünyayı keşfederken, özel bir yeteneği olduğunu keşfetti. Hayvanlarla iletişim kurma yeteneği. Hayvan arkadaşlarıyla oynayarak ve konuşarak, onların hayatlarını öğrenerek ve kendi hikayelerini paylaşarak saatler geçirirdi. Bir gün Kaplan arkadaşlarıyla pırıl pırıl bir şelalenin kenarında otururken Bulut'un yüzünde hüzünlü bir ifade fark etti. Büyüsünün zayıfladığını ve Kaplan'ın eve dönme zamanının geldiğini açıkladı. Yeni edindiği arkadaşlarından ayrıldığı için üzülse de Kaplan vedalaşma zamanının geldiğini anlamıştı. Bulut'a sarıldı ve harika maceralar ve hayvan iletişiminin özel armağanı için ona teşekkür etti. O günden itibaren Kaplan, kendi maceralarını yaratmak için hayal gücünü ve merakını kullanarak etrafındaki dünyayı keşfetmeye devam etti. Ve ne zaman bir kitap açsa, Bulut ve yol boyunca edindiği inanılmaz arkadaşlarıyla geçirdiği zamanı hatırlardı. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kar-faresi-ve-kostebek-masali/", "text": "Bir zamanlar kuzeyde yaşayan tatlı bir kar faresi varmış. Toprağın altındaki güzel yuvasında yaşarmış. Bir sabah titreyerek uyanmış. Üstünde yorganı varmış ama yine de hava çok soğukmuş. Soğuktan başına bir şapka geçirmiş. Her sabah güneşin ışıkları odasını sızarmış. Ama bugün o güneş ışıklarını görememiş. Yatağından kalkıp hızlıca paltosunu ve eldivenlerini giymiş. Penceresinden dışarı baktığında her tarafın bembeyaz karlarla kaplandığını görmüş. Evinin biraz daha sıcak olması için ateş yakmanın daha iyi olacağına karar vermiş. Eski bir gazete ve birkaç odun parçasını yakmaya çalışmış. Ancak bacadan düşen su tanecikleri ateşi söndürüyormuş. Kar faresinin bacası yağan kardan kapandığı için eline bir kürek alıp dışarıya çıkıp karları temizlemeye başlamış. Küçük kar faresi karları o kadar çok temizlemeye uğraşmış ki minik parmaklarını soğuktan hissedemez hale gelmiş. O sırada oradan geçmekte olan arkadaşı köstebek, küçük kar faresini görmüş. Arkadaşı köstebek soğuktan mosmor olan küçük kar faresini görünce çok telaşlanmış. - Aman Allah'ım küçük kar faresi hiç iyi görünmüyorsun. Bu ne hal! demiş. Küçük kar faresi dişlerini titreterek cevap vermiş. - Mecbur kaldım arkadaşım kar bacanın etrafını sarmış. İçeride ateş yakamıyorum. Ben de temizlemeye karar verdim ancak burada daha fazla kalırsam soğuktan donmak zorunda kalacağım sanırım demiş. - Burada daha fazla kalamazsın hemen benim evime gidelim demiş. Köstebek küçük kar faresini evine götürmüş. Hemen güzel bir ateş yakmış. Küçük kar faresini ateşin yakınlarına oturtmuş. Arkadaşı için sıcak bir battaniye vermiş. Mutfakta onun için güzel bir sebze çorbası hazırlamış. Çorbasını içen küçük kar faresi artık kendisini çok daha iyi ve sıcak hissediyormuş. Arkadaşının bu nazik hareketleri gözlerini yaşartmış. Küçük kar faresi yaptıkları için köstebeğe çok teşekkür etmiş. - Yaptıkların için teşekkür ediyorum. Eğer sen olmasaydın soğuktan donuyor olacaktım demiş. - Benim yerimde kim olsa aynı şeyi yapardı senin artık iyi olmana çok sevindim demiş. Köstebek küçük kar faresine karlar eriyene kadar evinde kalmasını teklif etmiş. Kar faresi bu teklifi seve seve kabul etmiş. Soğuk kış günlerini ateşin yanında geçiren köstebek ve küçük kar faresi bazen öyle sıcaklamışlar ki dışarı çıkıp kardan adam bile yapmışlar. İki arkadaş çok eğlenmiş. Bu masal da burada bitmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kedinin-zor-aninda-yetisen-arkadasi/", "text": "Bir zamanlar, sevimli bir köyde Minnoş adında küçük bir kedi yaşarmış. Minnoş, oyun oynamayı ve keşfetmeyi çok severdi. Bir gün, merakla gezerken kendini ormanda buldu. Ormanda dolaşırken, bir kapanın kurulu olduğu bir ağacın altında dikkatini çeken bir fare gördü. Fare, kapana yakalanmış ve çaresizce kurtulmaya çalışıyordu. Minnoş, hemen fareye yaklaşarak ona yardım etmek istedi. Ancak kapan çok tehlikeli görünüyordu ve Minnoş ona nasıl yardım edebileceğini düşünmeye başladı. Tam o sırada ormanda gezinen sevimli bir tavşanın Minnoş'a doğru koştuğunu fark etti. Tavşancık ormanda herkesin bildiği ve yardımlaşmayı gerçekten çok seven birisiydi. Arkadaşı kedinin uzun süre ortalıkta olmadığını duyunca bir anda telaşlandı. Yapması gerekenin ne olduğunu düşündü. Orman içerisinde arkadaşı kedinin nerede olabileceğini düşündü. Daha sonradan aklına gelen tüm yerlere baktı ve sonunda onun nerede olduğunu buldu. Hemen yardım etmek için kolları sıvadı. Tavşanın adı Hopşik'ti. Hopşik, Minnoş'un ormanda kaybolduğunu duymuş ve hemen ona yardım etmek için gelmişti. Minnoş, durumu anlattı ve fareyi kurtarmak için bir fikir aradığını söyledi. Hopşik, cesur bir tavşan olduğu için hemen çözüm bulmak için harekete geçti. Hopşik, Minnoş'a kapanın üzerine sıçramasını ve orayı tıkamasını söyledi. Minnoş, korkusuna rağmen Hopşik'in planına güvendi ve hemen onun dediğini yaptı. Tavşanın yardımıyla Minnoş kapanın üzerine atladı ve onu tıkadı. Böylece fare kurtulmuş oldu. Fare minnettarlıkla Minnoş'a ve Hopşik'e teşekkür etti. Üçü ormanda dostça bir şekilde vakit geçirdi ve birbirlerine yardım etmenin önemini anladılar. Minnoş, Hopşik'e yardım ettiği için minnettarlıkla ona sarıldı ve onunla birlikte geri köylerine döndüler. Köye döndüklerinde, Minnoş ve Hopşik'in fedakarlığı hızla yayıldı. Köy halkı, onların örnek davranışını takdir etti ve onlara minnettarlıkla baktı. Minnoş ve Hopşik, dostluklarının gücüyle köylerinde bir dayanışma atmosferi yaratmış oldular. Bu masal, dostluk, fedakarlık ve yardımlaşmanın önemini vurgulamaktadır. Minnoş ve Hopşik'in özverili davranışı, birbirlerine destek olmanın ve zor zamanlarda yanlarında olan arkadaşlıkların ne kadar değerli olduğunu gösterir. İşte böylece Minnoş ve Hopşik, kahramanlarımız olarak insanların kalplerine yer etti ve herkes onların örneğini takip etmeye başladı. Sonuç olarak, küçük kedinin zor anında yetişen arkadaşı sayesinde hem bir dostluk örneği sergilenmiş hem de köyde dayanışma ruhu canlanmıştı. Masalımız, çocuklara dostluğun, fedakarlığın ve yardımlaşmanın gücünü anlatırken aynı zamanda değerli bir ders de veriyor."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kediyle-kucuk-kopegin-dostlugu/", "text": "Bir zamanlar, sevimli bir köpek yavrusu olan Karabaş ile birlikte yaşayan minik bir kedi yavrusu olan Prenses vardı. Karabaş, büyük ve cesur bir köpek olmak için büyümeye çalışırken, Prenses ise neşeli ve meraklı bir kedi olarak hayatını keşfetmeye çalışıyordu. İkisi de aynı bahçede yaşayan komşularıydı. Karabaş ve Prenses birbirlerini gözlemleyerek büyüdüler. Bir gün, Prenses bahçede oynarken Karabaş'a yaklaştı. Karabaş, Prenses'in neşeli hareketlerine gülümseyerek onunla tanışmayı istedi. Prenses, korkusuzca yanına gitti ve ikisi birlikte oynamaya başladı. Günler geçtikçe, Karabaş ve Prenses arasında sıcak bir dostluk doğdu. Onlar birlikte koşar, oyunlar oynar ve birbirlerine destek olurlardı. Her biri diğerinin güvenini kazandı ve en iyi arkadaş oldular. Bir gün, bahçede küçük bir fare yakalandığında, Karabaş ve Prenses birlikte ona yardım etmek için harekete geçti. Karabaş, korkusuzca fareyi kovalarken, Prenses onu desteklemek için çeviklik ve hızını kullanarak yardımcı oldu. Birlikte çalışarak fareyi kurtardılar ve onu özgürlüğüne kavuşturdular. Karabaş ve Prenses, birlikte büyüdükçe, birbirlerinin farklılıklarını kabul etmeyi öğrendiler. Karabaş'ın cesareti ve koruyucu doğası, Prenses'i güvende hissettirirken, Prenses'in neşesi ve çevikliği Karabaş'a enerji veriyordu. Birlikte, hayatta karşılaştıkları zorlukların üstesinden gelmek için güçlerini birleştirdiler. Masalımızın sonunda, Karabaş ve Prenses gerçek birer kahraman haline geldi. Bahçedeki tüm hayvanlar, onların dostluklarını örnek alıyor ve hayranlıkla izliyordu. Karabaş ve Prenses, her zaman birbirlerinin yanında olacak ve büyük bir sevgiyle bağlı kalacaklardı. Dostluğu hızla yayıldı. herkes, onların birlikte çalışmasını, birbirlerine destek olmalarını ve farklılıklarını kabul etmelerini örnek aldılar. İkisi, herkese dostluk ve dayanışma duygusunu aşıladı. Bu deneyim, onların dostluğunu daha da güçlendirdi. Zorluklarla karşılaştıklarında birbirlerine yardım etmeyi öğrendiler. Artık onlar sadece bir kedi ve köpek değillerdi, aynı zamanda en iyi dostlardı. Küçük Kediyle Küçük Köpeğin Dostluğu hikayesi, farklı türlerden gelen Karabaş ve Prenses'in dostluklarının gücünü ve birbirlerini kabul etmenin önemini vurguluyor. Herkesin içindeki sevgiyi ve hoşgörüyü hatırlatıyor. Masalımız farklı türlerden gelen iki sevimli yaratığın dostluğunun gücünü anlatıyor. İki karakterin birbirlerine destek olması ve birlikte zorlukları aşması, özgünlüklerinin ve farklılıklarının birleştiği bir hikaye. Dostluk ve dayanışma, her zaman en güçlü bağlantılardan biridir. Ne kadar farklı bireyler olursak olalım her zaman birbirimize faydalı olacağımız yardımcı olacağımız konular kesinlikle vardır. Bu sebeple kimseyi kesinlikle küçük görmememiz gerekir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kirlangicin-masali/", "text": "Bir zamanlar göçmen kuşlardan olan kalabalık bir kırlangıç sürüsü varmış. Kırlangıçlar dışarısı soğumaya başladığı zaman ısınmak için sıcak ülkelere uçarlarmış. Havalar tekrar ısındığında kırlangıçlar tekrar dönerlermiş. Bu kırlangıçların içinde hava soğumadan ailesiyle birlikte sıcak ülkelere göç etmek isteyen küçük bir kırlangıç varmış. Bir sabah güneş gökyüzünde yükselirken hava yavaş yavaş soğurken küçük kırlangıç ve ailesi ormandaki yuvalarından havalanmışlar. Küçük Kırlangıç Henüz daha yükseklere ulaşmadan alçaktan derken küçük beyaz bir tavşanın büyük bir kartaldan kaçtığını görmüş. Kartal büyük pençeleri ile tavşanı neredeyse yakalıyormuş. Küçük kırlangıç tereddüt etmeden yardıma muhtaç tavşana yardım etmeye karar verip sürüden ayrılmış. Tavşanın yerine kendini koyup böyle bir durumda olsa kendisine de yardım edilmesini çok istermiş. Annesi de yardıma muhtaçlara muhakkak yardım edilmesini öğütlermiş. Bunu hatırlayıp tavşanın yanına uçmuş. - Hemen saklanacak bir yer bulmalısın. Arkanda çok büyük bir kartal var diye uyarmış. Tavşan hemen dağın içindeki küçük bir kayanın arasına saklanmış. Avının kaçmasına sebep olan kırlangıcı gören kartal, bu seferde kırlangıcı kovalamaya başlamış. Küçük kırlangıç çok cesur davranmış. Onu tavşandan daha fazla uzaklaştırmak için oyalamış. Ağaçların arasında bir o yana, bir bu yana uçup kafasını karıştırmış. Küçük kırlangıç dalların arasındaki yaprakların içine saklanmış. Küçük kırlangıç kartalın kendisini yaprakların içinde görmeyeceğini sanmış. Ancak kartal bir anda karşısına pençelerini göstererek çıkmış. Tam saldıracakken kartalın karşısına kocaman bir kırlangıç sürüsü çıkmış. Kartalı oradan kovalayıp küçük kırlangıcı kurtarmışlar. Büyük ailesini karşısında gören küçük kırlangıç çok mutlu olmuş. Kendisini kurtarmaya geldikleri için çok memnunmuş. Annesi küçük kırlangıcına sarılıp bu cesur davranışından dolayı onu tebrik etmiş. Kendisini cesurca kurtaran kırlangıcı gören tavşan gelip kırlangıca teşekkür etmiş. O günden sonra tavşan ve kırlangıç çok iyi arkadaş olmuşlar. Ancak küçük kırlangıç ve ailesi sıcak ülkelere gitmek için yaptıkları yolculuğa çıkmak zorundaymış. Küçük tavşana veda edip havalanmış. Birbirleri ile dostluklarını asla unutmayan küçük kırlangıç ve minik tavşan yaz geldiğinde tekrar ormanda birlikte oynamışlar. Daha fazla uyku masalları için 7 yaş masalları kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kirmizi-arabanin-buyuk-zaferi-ve-arkasindaki-arkadas-destegi/", "text": "Bir zamanlar, renkli ve neşeli bir dünyada, Küçük Kırmızı Araba yaşarmış. Küçük Kırmızı Araba, diğer arabalar arasında küçük olmasına rağmen büyük bir yüreği vardı. Her gün, yollarda hızla koşup, etrafı keşfederken mutlu bir şekilde ilerlerdi. Bir gün, Büyük Yarış adında büyük bir yarış düzenleneceği duyuldu. Tüm arabalar heyecan içindeydi. Küçük Kırmızı Araba da bu yarışa katılmak istiyordu. Ancak, etrafındaki arabalar onun küçük olduğunu düşünerek ona şans vermemeye başladılar. Küçük Kırmızı Araba üzgündü, ancak pes etmek istemiyordu. O, arkadaşlarının desteğini aramaya karar verdi. İlk olarak, Sarı Kamyonla tanıştı. Sarı Kamyon, Küçük Kırmızı Araba'ya cesaret verdi ve Senin boyundan daha önemli olan şey, kalbindir. Eğer kalbinde büyük bir istek ve azim varsa, her şeyi başarabilirsin. dedi. Sonra, Mavi Otobüs Küçük Kırmızı Araba'ya katıldı. Mavi Otobüs, ona Herkesin bir başlangıcı olduğunu unutma. Belki küçüksün ama büyük bir potansiyele sahipsin. İnan ve kendine güven! diye destek verdi. Son olarak, Yeşil Jeep Küçük Kırmızı Araba'ya katıldı. Yeşil Jeep, ona Senin boyundan daha önemli olan şey, takım çalışmasıdır. Eğer birlikte çalışırsak, hiçbir engel bizi durduramaz! dedi. Küçük Kırmızı Araba, arkadaşlarının desteğiyle motive oldu ve Büyük Yarışa katılmaya karar verdi. Yarış günü geldiğinde, diğer arabalar ona hala küçümseyici bakışlar atıyordu. Ancak Küçük Kırmızı Araba, arkadaşlarıyla birlikte yarışa başladı. Yarış boyunca, Küçük Kırmızı Araba engellerle karşılaştı. Yüksek tepelerden tırmanması gerekti, derin vadileri geçmesi gerekti ve hızlı dönüşler yapması gerekti. Ancak, her seferinde arkadaşları ona yardım etti. Sarı Kamyon itti, Mavi Otobüs rehberlik etti ve Yeşil Jeep destek oldu. Sonunda, Küçük Kırmızı Araba, Büyük Yarışı kazandı! Zaferini, arkadaşlarının desteği sayesinde elde etti. Diğer arabalar onun başarısını görünce şaşırdı ve ona saygı gösterdi. Küçük Kırmızı Araba ise, zaferini paylaştığı arkadaşlarına minnettarlığını ifade etti. Böylece, Küçük Kırmızı Araba'nın büyük zaferi ve arkasındaki arkadaş desteği ile masal sona erdi. Küçük Kırmızı Araba, boyutundan daha büyük bir güce sahip olduğunu ve gerçek dostluğun ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Artık hep birlikte yeni maceralara yelken açabilirlerdi. Bu aşamaların her hangi birisinde arkadaşları olmasaydı kesinlikle küçük kırmızı araba bu zafere ulaşamayacaktı. Buradan anlaşılması gereken büyük ve küçük herkesin arkadaşlarının kıymetini bilmesi ve başarılarının arkasında ki bu büyük insanları unutmamasıdır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kizin-sihirli-kitapla-konusmasi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş... Çok uzakta şirin bir köy varmış. Hayatını bu köydeki kır evinin bahçesine camdan bakarak geçiren küçük kızın canı daha fazla sıkılmaya başlamış. Bu küçük kızın tek bir arkadaşı yokmuş. Çünkü annesi komşuların bahçelerine, hayvanlarına bakarak evlerini geçindiriyormuş. Evin babası öldükten sonra her iş annesine kaldığından hayat onlar için daha yalnız ve zor hale gelmiş. Annesi işe gidince; bez bebeğini besler, uyutur, sallar, öpüp okşarmış, lakin ne fayda...Bez bebek konuşmazmış ki...Onun canı arkadaşlarıyla sohbet çekermiş. Annesine bu konuyu çıtlattığında, köylerinin ne kadar ıssız olduğunu, kendisinin işe giderken bile yürümekten ayaklarının patladığını, ayağındaki nasırların nasıl ağrıdığını işitmiş. İşitmiş işitmesine de içi hep kaynamış durmuş can sıkıntısından. Günlerden bir gün annesi ona ufak bir sürpriz yaparak, elinde bir kitapla gelmiş. Okula gidip okumayı öğrendiğinde, kitaplarla dost olabileceğini uzun uzu anlatmış küçüğüne. Günler geçmiş, kasabadaki uzak okula başladığından beri hayatı çok değişmiş. Yepyeni arkadaşlar edinmiş, yaz bitip sonbahar geldiğinde. O yaz annesinin ona aldığı hediyeyi de saklamış. Artık okumayı öğrenip kelimelerle arası çok iyi hale geldiğinde, annesinin kitabını koyduğu çekmeceyi açmış. Kitabın ilk sayfasını açar açmaz bir de ne görsün!...Kitap adeta dile gelmiş. Bu kitabın bir özelliği varmış ki, kız ne sorarsa hatta sormadan ne düşünürse, aklındaki her şeyi söyleyiverirmiş kıza. Kitabın konuşmasından çok heyecanlanan annesinin gözbebeği, bu sırrını annesiyle ve okuldaki arkadaşlarıyla paylaşmayı düşünmüş ama kendisine inanmazlar diye bir süre daha kitapla kendi konuşmaya devam etmiş. Kimsenin haberi olmadan, geceleri annesi iyi uykular dileyip onu yatağına yatırdığında, sihirli kitabını alıp, aklından düşünceler geçirirmiş. Sonra kitabın ona cevap vermesini beklermiş. Annesi yüzünde gülücükle dinlemiş kızını. Kitapların konuşmadığını ve hatta sihirli olmadığını söylemiş. Kitapların gücünün, elimize aldığımız kitabın aklımızdaki, kalbimizdeki sorulara yanıt vermesinden geldiğini de eklemeyi unutmamış. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-korsanlarin-define-avciligi-hikayesi/", "text": "Güneş, Gökküre Adası'nın üzerinde yavaşça yükselirken, küçük korsanlar deniz kenarındaki kamp yerlerinde uykularından uyanıyorlardı. Kaptan Levent, Cesur Elif, Akıllı Ayaz ve Minnoş Cem yıllardır hayalini kurdukları büyük bir maceraya hazırlanıyorlardı. Bugün, efsanevi Kızıl Elmas'ı aramak için yola çıkacaklardı. Kaptan Levent, tıpkı babası ve dedesi gibi bir deniz kurduydu. Gökküre Adası'nı çevreleyen suları içten içe tanırdı. Cesur Elif, her zaman herkesi güldüren ve cesaret veren biriydi. Akıllı Ayaz ise haritaları ve pusulaları okumakta uzmandı. Minnoş Cem ise geminin maskarası olarak bilinirdi, ama her zaman beklenmedik bir hamle yapardı. Ekip, gemilerini Hazır Ada'ya doğru yönlendirdi. Ancak Hazır Ada'ya vardıklarında, başka bir sürprizle karşılaştılar. Ada, yıllardır kimse tarafından kullanılmayan eski bir korsan üssüydü ve altınla dolu sandıklarla doluydu. Korsanlar, hazineyi almak istediler, ama üssün hayalet korsanlarına dikkat etmeleri gerekiyordu. Hayalet korsanlar, gizemli bir şekilde ortaya çıktılar. Ancak Cesur Elif, onların arkadaş canlısı hayaletler olduğunu fark etti. Onlarla konuşmaya başladılar ve hayalet korsanlar, Kızıl Elmas'ın peşinde olduklarını ve ekibe yardım etmeye hazır olduklarını söylediler. Birlikte çalışmaya başladılar ve birlikte Kızıl Elmas'ı aramaya başladılar. Harita ve pusulaları kullanarak, ekip bir dizi adaya yolculuk etti. Her adada yeni sürprizler ve zorluklarla karşılaştılar. Denizin derinliklerindeki yaratıklarla savaştılar, eski korsan şarkılarını söylediler ve gizli geçitleri buldular. Sonunda, ekip son hedefleri olan Gizli Ada'ya vardı. Ada, eğlenceli tuzaklarla doluydu ve Kızıl Elmas'ı koruyan son sınavı temsil ediyordu. Cesur Elif, tuzakları atlatmakta ustalaştı ve ekip, Kızıl Elmas'ın bulunduğu odaya ulaştı. Kızıl Elmas, bir tahtın üzerinde parlıyordu ve tüm etrafında altınlarla dolu sandıklar vardı. Ekip, Kızıl Elmas'ı aldı ve adaya veda etti. Hayalet korsanlar, onları uğurladı ve Kızıl Elmas'ın gerçek gücünü anlattılar. Kızıl Elmas'ın gerçek gücü, onu doğru ve adil bir amaç için kullanmaktı. Kaptan Levent ve ekibi, Kızıl Elmas'ı adil bir amaç için kullanmaya karar verdiler. Altınları, Gökküre Adası'nın geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için kullandılar. Ada, artık sadece korsanların değil, tüm insanların barış ve mutlulukla yaşadığı bir yer haline gelmişti. Küçük korsanlar, Kızıl Elmas'ı aramak için başladıkları macerada dostluklarını güçlendirdiler ve ada halkına yardım etmenin önemini öğrendiler. Artık Gökküre Adası'nın kahramanları olarak biliniyorlardı ve her zaman yeni maceralar için hazırlandılar, çünkü bir korsanın macerası hiçbir zaman sona ermezdi. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-korsanlarin-hazinesi-masali/", "text": "Bir zamanlar, denizlerin sonsuz maviliği üzerinde küçük bir adacık bulunurdu. Bu adada yaşayan minik korsanlar, en cesur ve macera arayan çocuklardı. Kaptan Lily, denizlerin en korkusuz lideriydi ve onun yanında bir grup minik korsan çocuk yaşardı. İsimleri Peter, Emma, ve Jack'ti. Peter, Emma ve Jack, heyecanla hazırlıklara başladılar. Küçük gemilerini süslediler, korsan kıyafetleri giydiler ve yola çıkmaya hazırlandılar. Güneş yavaşça gökyüzüne yükselirken, macera dolu denizlere doğru yelken açtılar. Deniz yolculukları boyunca, dostlukları daha da güçleniyordu. Peter, haritayı inceledi ve pusulayı kullanarak doğru yolu buldu. Emma, yıldızları gözlemleyerek geceyi aydınlatıyordu. Jack ise denizin altında yüzerek okyanusun sırlarını keşfetmeye başladı. Birçok zorlu engelle karşılaştılar. Fırtınalar, dev dalgalar ve hatta denizin derinliklerinde yaşayan canavarlarla mücadele etmek zorunda kaldılar. Ancak hiçbir şey onların kararlılığını ve dostluklarını sarsamadı. Sonunda, harita sadece bir ada değil, aynı zamanda ada üzerindeki gizli bir mağarayı da işaret ediyordu. Küçük korsanlar bu mağarayı keşfettiğinde, gözlerine inanamadılar. Mağaranın içinde altınlarla dolu sandıklar ve değerli mücevherler vardı. Hazineyi bulmuşlardı! Ancak Kaptan Lily hazineyi paylaşmanın önemini anlattı. Hazineyi sadece kendi mutlulukları için değil, adalarını daha güzel hale getirmek ve ihtiyacı olanlara yardım etmek için kullanacaklardı. Bu karar, küçük korsanların dostluklarını ve karakterlerini daha da güçlendirdi. Küçük korsanlar hazineyi adalarına taşıdılar ve adalarını cömertçe paylaştılar. Adalar artık daha yeşil, daha mutlu ve daha dostane bir yer haline gelmişti. Küçük korsanlar, maceralarını paylaşarak daha da büyüdüler ve birlikte geçirdikleri bu unutulmaz deniz yolculuğu, onların dostluğunun temelini oluşturdu. Sonunda, Kaptan Lily ve minik korsanlar, denizlerdeki en korkusuz ve en cömert ekip olarak ün kazandılar. Ama onlar için en önemli şey, birlikte geçirdikleri zaman ve paylaştıkları maceralardı. Küçük korsanlar, dostluklarıyla her zaman büyük bir hazineye sahip olduklarını biliyorlardı. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-kurbaganin-can-sikintisi-masali/", "text": "Küçük kurbağa o gün çok dertliydi. Arkadaşlarını aramış ama hiçbirini bulamamıştı. Dere kenarında bir yaprağın üstünde kendi kendine oturmuş öylece somurup duruyordu. Bunu fark eden anne kurbağa zıplayarak oğlunun yanına gitti. Neden bu kadar üzgün duruyorsun yavrum? diye sordu. Küçük kurbağa annesine bakarak vırakladı: Arkadaşlarımın hiçbiri benimle oynamaya gelmiyor. Biri hastaymış, dışarı çıkamıyor. Diğeri ailesi ile misafirliğe gitmiş. Ben de böyle yapayalnız kaldım. Canım çok sıkılıyor, ne yapacağımı bilemiyorum. Arkadaşlarım olmadan gün nasıl geçer ki? Bunu söyleyerek ağlayan küçük kurbağa ayaklarını suya vurmaya başlamış. O kadar hızlı vuruyormuş ki suyun içindeki balıklar korkarak bir o yana bir bu yana kaçışmaya başlamışlar. Onlarla nasıl arkadaş olabilirim ki? Onlar balık! Bense kurbağayım! Kocaman bir kurbağa! diye bağırmış küçük kurbağa şaşkınlıkla. Küçük kurbağa çevresine bakınmış ama hışırdayan otlardan, bulutlardan ve güneşten başka bir şey görememiş. Bunu annesine söyleyince annesi bir sıçrayışta otların arasına dalmış. Yemyeşil otlar rüzgarda öyle güzel sallanıyormuş ki güneş ışığı bir o yana bir bu yana gidiyormuş aralarında. Anne kurbağa oğluna bağırmış: Haydi güneş ışığını yakalayalım! Bunu söyleyerek güneş ışığının olduğu tarafa zıplamış. Ama rüzgar esince otlar hareketlenmiş ve ışık diğer tarafa kayıvermiş. Anne kurbağa da ışığın olduğu tarafa zıplamış. Küçük kurbağa birden annesinin ne demek istediğini anlamış. Yalnız olsa bile kendi kendine yapabileceği birçok eğlenceli şey bulabilir ve zamanını somurtarak oturmaktan daha güzel bir şekilde geçirebilirmiş. O da annesinin arkasından kahkahalarla zıplayarak otların arasında oynamaya başlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-merve-ve-elif/", "text": "Bir varmış bir yokmuş rengarenk çiçekler ve pırıl pırıl akarsularla dolu bir diyarda Merve adında küçük bir peri varmış. Merve'nin attığı her adımda parıldayan kanatları vardı ve büyülü ormanı keşfetmeyi severdi. Güneşli bir sabah Merve ormanda çırpınırken ağaçların arasında küçük bir kulübeye rastladı. Kapıya yaklaşırken gözlerinde merak parladı. Şaşırtıcı bir şekilde kapı yavaşça gıcırdayarak açıldı ve içinde büyü ve merakla dolu bir dünya ortaya çıktı. Merve temkinli bir şekilde kapıdan içeri girdi ve kendini her şekil ve boyutta yumuşak yastıklar ve oyuncaklarla süslenmiş rahat bir odada buldu. Sonrasında odanın ortasında sanki biri özel bir ziyaretçi bekliyormuş gibi küçük bir beşik vardı. Tam o sırada hafif bir hışırtı sesi havayı doldurdu ve Oliver adında yaramaz bir orman kuklası Merve'nin önünde belirdi. Oliver muzip bir gülümsemeyle beşiği işaret ederek Merve'ye daha yakından bakmasını işaret etti. Beşiğin içinde yumuşak bir battaniyeye sarılmış Elif adında küçük bir erkek bebek yatıyordu. Merve'nin üzerinde çırpındığını görünce yuvarlak gözleri kocaman açıldı. İlk görüşte aşktı. O günden sonra Merve ve Elif en iyi arkadaşlar oldular. Elif zevkle kıkırdarken Merve tatlı ninniler söylerdi. Birlikte ormanın derinliklerini keşfedecek kelebekleri kovalayacak ve orman hayvanlarıyla dans edeceklerdi. Yıllar geçtikçe Elif yaşlandı ancak Merve ile olan bağı güçlü kaldı. Merve'nin büyülü güçlerini kullanarak ormanda gizli köşeler ve gizli geçitler yaratmak için saklambaç oynayarak sonsuz saatler geçirirlerdi. Bir gün Elif beş yaşına girerken yüzünde ciddi bir ifadeyle Merve'ye döndü. Merve her zaman en iyi arkadaşım olacak mısın? diye sordu biraz üzüntüyle. Böylece Merve ve Elif sonsuza dek mutlu yaşadılar kalpleri sonsuza dek iç içe geçti genç yaşta bile arkadaşlığın ve hayal gücünün ömür boyu sürecek bir peri masalı yaratabileceğini kanıtladı. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-mike-masali/", "text": "Bir kere önce bir köpek varmış. Adı Küçük Mike idi ve hep mutlu ve neşeliydi. Ama bir gün, Küçük Mike'ın evi yanmış ve o da evsiz kalmış. Küçük Mike, kendine yeni bir ev bulmak için yola çıkmış. Yol boyunca tanıştığı hayvanlarla arkadaş olmuş ve onlardan yardım istemiş. Ama hiçbiri ona ev bulamamış. Sonunda Küçük Mike, güzel bir ormana ulaşmış. Orada yaşayan bir ayı, ona ev olarak kendisi gibi ormanda yaşayan diğer hayvanlarla birlikte yaşayabileceği bir yuva sunmuş. Küçük Mike, ormanda yaşarken çok mutlu oldu. Her gün yeni hayvanlarla tanışıyor, onlarla oyunlar oynuyor ve onlardan çok şey öğreniyordu. Ama bir gün, ormanın diğer ucunda yaşayan bir kurt, ormanın tüm hayvanlarını tehdit etmeye başladı. Küçük Mike ve arkadaşları, kurtu durdurmak için bir plan yapmak zorundaydı. Birlikte çalışarak, kurtu yenerler ve orman tekrar huzurlu hale gelir. Küçük Mike, arkadaşlarının yardımı sayesinde bir problemi çözmüş ve ormanda güvenli bir hayat sürebilmek için daha da güçlü olmuştu. Artık o, ormanın en iyi arkadaşlarından biriydi ve her gün daha da mutluydular. Birkaç yıl geçti ve Küçük Mike, ormanda daha da büyüdü. Artık o, en iyi avcı ve problem çözücüydü. Ama bir gün, ormana bir tehlike geldi ve tüm hayvanlar tehlikede kaldı. Ormanın çevresinde yangın çıkmış ve orman yavaş yavaş yok oluyordu. Küçük Mike, ormanı kurtarmak için harekete geçmek zorunda kaldı. Küçük Mike, arkadaşlarıyla birlikte çalıştı ve yangını söndürmek için gereken her şeyi yaptı. Küçük Mike, orada bulunan diğer köpekleri kurtardı ve onlara evsiz kalmayacakları güvenli bir yuvayı buldu. Diğer köpekler, Küçük Mike'ın yardımından dolayı çok mutlu oldular ve onu arkadaşlarından biri olarak gördüler. Küçük Mike, ormanda yaşayan hayvanlar gibi diğer köpeklerin de ihtiyaçlarına cevap vermek için çalışmaya devam edecekti. Tüm hayvanlar, Küçük Mike'ın cesaretini ve liderliğini överler ve onu kahramanlarından biri olarak görürler. Birkaç yıl geçti ve Küçük Mike, artık tüm hayvanların ve köpeklerin lideriydi. O, her zaman yardıma ihtiyacı olan herkese yardım etmeyi sürdürüyordu. Ama bir gün, ormanın dışında bir kasaba vardı ve orada insanlar için de bir tehlike ortaya çıkmıştı. Küçük Mike, insanları kurtarmak için oraya gitmek zorunda kaldı. Küçük Mike, insanların yaşadığı yerde bir sel olduğunu ve tüm evlerin su altında kaldığını keşfetti. O, insanları kurtarmak için çalıştı ve onlara yardım etmek için elinden geleni yaptı. Masal sona ermiş ve Küçük Mike, her zaman yardıma ihtiyacı olan herkese yardım etmeyi sürdürecekti. O, sevginin ve yardımlaşmanın güçlü bir simgesi olacak ve her zaman hatırlanacaktı. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-muz-agaci-masali/", "text": "Bir zamanlar sıcak ülkelerin birinde yağmur ormanlarının içinde küçük bir muz ağacı vardı. Muz ağacı öyle küçüktü ki henüz küçük bir çalının boyunda bir fidandı. Ama muz ağacı hayat doluydu. Bir an önce büyümek için sabırsızlanıyordu. Onun böyle çabuk büyüme arzusunu gören diğer ağaçlar ona güldüler. Muz ağacı çevresindeki olumsuzlukları asla görmedi. Çünkü büyümek onun göreviydi. Her gün düzenli olarak suyunu içti, güneşin çıkmasını sabırsızlıkla bekledi. Günler günleri aylar ayları kovaladı. Muz ağacı da büyümeye başladı. Önce gövdesi uzadı. Sonra yaprakları gövdesinden çıkıp parlak güneşe doğru uzandı. Muz ağacı bu yağmur ormanlarında yaşamaktan çok mutluydu. Büyürken çevresinde birçok şeye tanık oldu. Ağaçların arasında uçan rengarenk kuşları, daldan dala atlayan maymunları, ormanın içinde gürül gürül akan derelerin sesi hepsinin yeri ayrıydı. Bunlarla büyümek ona neşe veriyordu. Bir gün muz ağacı küçük küçük yeşil meyveler çıkarmaya başladı. Bu yeşil meyveleri diğer ağaçların meyveleri gibi yer çekimine yenik düşmüyor aksine gökyüzüne ulaşmak istercesine yukarıya doğru uzuyordu. Küçük muz ağacı bu durumuyla gurur duyuyordu. Bu meyveler olgunlaşıp sararana kadar güneşe doğru uzandılar. Meyveler olgunlaşınca ormandaki tüm hayvanlar bu leziz meyveyi yemeye bayılıyordu. Özellikle maymunlar muzların olgunlaşmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Muz ağacı onların yuvası gibiydi. Muz ağacı bu ormandaki hayvanlara besin verebildiği için çok mutlu oluyordu. Ancak muz ağacının enerjisi bitmek bilmiyordu. Daha da büyüyüp güçlenmek için daha fazla muz üretip büyümeye devam etti. Muz ağacı yıllar geçtikçe daha da büyüyüp dallarından yüzlerce muzun sarktığı güçlü bir ağaca dönüştü. Lezzetli meyvelerinin tadını çıkaran orman hayvanları tarafından çok sevildi. Muz ağacı bu ormandaki hayvanlara faydalı olduğu için kendisiyle gurur duydu. Bu onun için çok önemli bir görevdi. Etrafındaki diğer ağaçlar muz ağacının bu çabasına önceleri gülseler de sonra onu çok takdir ettiler. Muz ağacı yılmadan görevinde başarılı oldu. Onu gören küçük fidanlar muz ağacını örnek aldı. Ve böylece muz ağacı sonsuza kadar yağmur ormanlarında mutlu bir şekilde yaşadı. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-nulty-masali/", "text": "Neden böyle olmak zorundaydı? Sürekli aynı soruyu soruyordu Nulty. Birlikte aynı çevrede yaşadığı diğer arkadaşlarından, onun ne eksiği vardı? Kendisine sorduğu bu sorular yine kendine olan güvenini zedeliyor, hayatını daha da zorlaştırıyordu. Nulty birçok hayvanın bir arada tutulduğu kapalı bir kutuda küçük bir böcekti sadece. Buradaki canlılar içerisinde bulundukları, özgürlüklerini sonuna kadar kısıtlayan bu durumdan rahatsız olmuyormuşçasına hayatlarını idame ettiriyordu. Dışarısını hiç görmemiş bir canlı için bu durum belli ki çok can sıkıcı olmayabiliyordu. Tüm her şey bir yana Nulty için adına üzülmesi gerektiği asıl şey, kendini asla beğenmiyor oluşuydu. İçinde yaşadıkları kutu aslında bir daire apartmanıydı. Dairenin tavanında büyük bir avize, duvarlarda boydan boya anlamlı anlamsız boya izleri ve odanın bir duvarında yerden epey yüksekte bir pencere bulunmaktaydı. Bu cam içeriye giren ışığın ana kaynağı durumundaydı çünkü avize hiçbir zaman tam işlevi ile çalışmıyordu. Bu durumda, akşamları içerideki canlılar birbirini göremiyordu. Yine bir gece karanlığıydı... Sessiz ve sakin bu zaman dilimi, birazdan yaşanacak olanlardan habersiz bir şekilde sürmeye devam ediyordu. Odanın içinde sesler çıkararak turlamaya başlayan Lucy tüm bu sessizliği bozmuştu. Herkes başını kaldırmış, bir şey söyleyecekmiş gibi duran Lucy'ye bakıyordu. Kanatlarını çırpmayı bıraktı ve avizeye kondu. Dışarıda yaşam var! Gördüm dışarıda bakıcımız gibi ve bize benzeyen canlılar var!. Tüm oda bu cümlelerle yankılanıyordu. Odada karanlıkta dışarıyı görebilecek tek hayvan, yarasa Lucy'den başkası da olamazdı. Dolayısıyla herkes durumu şaşkınlıkla dinledikten sonra bu hikayeye kendini inandırmıştı. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-orkide-peri-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın derinliklerinde gizli bir peri ülkesi varmış. Bu Peri ülkesinde diğer perilerle birlikte tatlı mı tatlı küçük mü küçük bir peri daha yaşarmış. Bu perinin adı orkide periymiş. Bu Periler ülkesinde her bir perinin bir görevi varmış. O yüzden Orkide perinin de çok önemli bir görevi varmış. Orkide Perinin görevi her sabah kalkıp çiçeklerin açmasını ve daha parlak ve canlı görünmelerini sağlıyormuş. Orkide beri sabah erkenden kalkmış. Her zamanki gibi Peri ormanında çeklerin üzerine sihir tozlarından ekmiş çiçeklerin canlı parlak ve mis gibi kokmasını sağlamış. Çiçeklerin bu güzel halleri ona mutluluk veriyormuş. Şarkı söyleyip dans etmiş. Orkide beri Bugünlerde daha çok mutluymuş. Çünkü yarın onun doğum günüymüş. Acaba benim doğum günümü hatırlayacaklar mı? Bana ne hediyeler aldılar? Büyük bir sürpriz parti mi yapacaklar diye düşünüp duruyor heyecandan yerinde duramıyormuş. Yüzünde gülümseme ile diğer perilerin yanına gitmiş. Ama diğer periler hiç kendisini fark etmiyorlarmış. Kesin unuttular diye düşünmüş. Belki de bana sürpriz yapacaklardır yarına daha çok var demiş. Ertesi sabah Orkide Peri yine çiçekleri sihir tozundan ekmiş onlara bakım yapmış. Ormanda bütün gün gezinmiş. Heyecanla kutlamaların yapılacağı yere doğru gitmiş. Çünkü bütün perilerin doğum günü burada yapılırmış. İçinden Kesin bütün periler beni bekliyordur hemen gitmeliyim diye düşünmüş. Kutlama yerine geldiğinde ne periler varmış. Ne bir süsleme varmış. Orkide Peri gözyaşlarına hakim olamamış. Ağlamaya başlamış. Daha önce hiçbir perinin doğum gününü unutmamışlardı. Benimkini neden unuttular. Demek ki beni sevmiyorlar demiş. Tam o sırada birden ışıklar kapanmış, her yer kapkaranlık olmuş. Periler hep bir ağızdan Orkide perinin doğum gününü kutlamışlar. Sonra ışıkları yakmışlar her yer ışıl ışıl olmuş. Gökyüzünde havai fişekler rengarenk görünüyormuş. Diğer Peri arkadaşları üstünde mumları olan koskocaman bir pasta ile Orkide perinin yanına gelmişler. Orkide periye bir dilek dileyip mumları üflemesini söylemişler. Bu çok önemliymiş. Çünkü bir perinin dileği mutlaka kabul olurmuş. Orkide Peri gözlerindeki yaşı silmiş şaşkınlık içinde arkadaşlarına bakmış. Arkadaşlarının doğum gününü unuttuklarından o kadar eminmiş ki kendisine sürpriz yapacakları hiç aklına gelmemiş. Kendinden utanmış. Nasıl böyle bir şey düşündüm demiş. Orkide Peri mumu üflemeden büyük bir dilek dilemiş. Hiçbir zaman arkadaşlarından ayrılmamayı, onlarla hep mutluluk içinde sonsuza kadar peri ormanında yaşamayı dilemiş. Bütün Periler sabaha kadar gönüllerince eğlenmişler. Bu masalda burada bitmiş. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-penguen-masali/", "text": "Bir zamanlar güney kutbunda Küçük Penguen ve ailesi yaşarmış. Küçük penguenin ailesinin en iyi özelliği, çok hızlı yüzmeleriymiş. Fakat küçük penguenin bir sorunu varmış, yüzmeyi bir türlü öğrenememiş. Bir gün küçük penguene babası yine yüzme öğretmeye çalışıyormuş ama Küçük penguen babasını dinlemeyip yüzme derslerinden kaçmaya karar vermiş. Yüzme dersinden kaçan küçük pengueni annesi diğer penguen arkadaşlarıyla oynarken görmüş. Bu duruma çok üzülen anne penguen hemen Küçük penguenin yanına gidip Neden dersten kaçtığını sormuş. ''Ne kadar çok çalışsam da yüzmede asla başarılı olamayacağım benim kanatlarım yüzmek için değil uçmak için'' demiş küçük penguen. Bunun üzerine anne penguen ''Bizim kanatlarımızın yapısı uçmak için değil yüzmek için varlar yeterince denersen sen de bizim gibi yüzmeyi başaracaksın'' demiş. Annesinin ısrarı üzerine küçük penguen yüzme dersine istemeyerek de olsa katılmaya karar vermiş ve babasının yanına yüzmeye gitmiş. Küçük penguenin isteksiz tavırlarına dayanamayan baba penguen dersi erkenden bitirmeye karar vermiş. Dersin erken bitmesini fırsat bilen küçük penguen kendine uygun bir yer bulup uçmak için çalışmalara başlamış. Aylar sonra küçük penguen, ailesini ve arkadaşlarını yüksek bir tepenin etrafına çağırmış. Tepenin etrafına toplanan penguenler hala yüzmeyi öğrenememiş küçük penguenin ne söyleyeceğini duymak için heyecanlı bir bekleyişe kapılmışlar. Birkaç dakika sonra tepenin üstünde beliren küçük penguen ''Bugün sizlere bizlerin de uçabileceğini göstereceğim'' diyerek kendini tepeden aşağı bırakmış. Sadece üç saniye havada süzülen küçük penguen üç saniyenin sonunda sert bir şekilde yere çakılmış. Anne penguen ve baba penguen korku ve endişeyle küçük penguenin yanına gitmişler. Küçük penguen çok şanslıymış sadece ayağını incitmiş. Baba penguen bu durum karşısında daha fazla sessiz kalamamış küçük penguene o günden sonra uçmayı yasaklamış ve daha fazla yüzme dersi vermeye başlamış. Uçamayacağını anlayan küçük penguen babasının sözünü dinleyip yüzmeyi öğrenmeye odaklanmış. Küçük penguen uçma denemesinin başarısızlığından sonra yüzmeyi de başaramayacağını düşünüyormuş. Bu durumun farkında olan baba penguen küçük penguenle her gün yüzmeyi başaracağına çok iyi bir yüzücü penguen olacağına dair konuşmalar yapıyormuş. Çok geçmeden küçük penguen yüzmeyi başarmış. Yüzmeyi öğrenen küçük penguenin umutları yeniden yeşermiş ve Küçük Penguenler Yüzme yarışına katılmaya karar vermiş. Birkaç sene sonra Küçük penguenler arası yapılan yüzme yarışlarında küçük penguen birinci olarak altın madalyayı kazanmış. Anne ve baba pengueni gururlandırmış. O günden sonra küçük penguen pes etmezse ve yeterince çalışırsa istediği her şeyi başarabileceğini anlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz. güzel bebeğimi hemen uyuttu daha önceden duydum dedi ama ilk paragrafta uyudu güzel kızım A."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-prensesin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar uzak bir krallıkta Ayşe adında küçük bir prenses varmış. Sadece iki yaşındaydı ama merakla dolu bir kalbi ve macera özlemi çeken bir ruhu vardı. Prenses Ayşe her ihtiyacına cevap veren güzel bahçeler ve hizmetçilerle çevrili büyük bir kalede yaşıyordu. Ama dünyadaki her şeyden çok sevdiği bir şey vardı. Bulut adlı oyuncak tek boynuzlu atı onun en değerlisiydi. Prenses Ayşe her gün saatlerce Bulut ile oynardı. Krallık boyunca hayali yolculuklara çıkar büyülü ormanları keşfeder ve büyülü yaratıklarla tanışırlardı. Bulut onun sadık arkadaşıydı her zaman hikayelerini dinlemek ve sevincini paylaşmak için oradaydı. Güneşli bir sabah Prenses Ayşe uyandığında Bulut'un yatağından kaybolduğunu görür. Tüm kaleyi ararken panik başladı ama Bulut hiçbir yerde bulunamadı. Sevgili arkadaşının sonsuza dek kaybolduğunu hayal ederken gözleri yaşlarla doldu. Bulut'u bulmaya kararlı olan Prenses Ayşe bir karar verdi. Minik mor ayakkabılarını giydi altın saçlarını at kuyruğuna bağladı ve bir göreve çıktı. Cesur bir küçük prenses olduğunu bildiği için korkmuyordu. Prenses Ayşe kaleyi çevreleyen mistik ormana girdi. Üzerinde yükselen uzun ağaçlar yoluna gölgeler düşürüyordu. Şarkı söyleyen kuşların ve hışırdayan yaprakların sesi havayı doldurdu ama Parıltı'dan hiçbir iz yoktu. Tam umudunu kaybetmeye başlarken Prenses Ayşe rengarenk çiçeklerle dolu bir açıklığa rastladı. Açıklığın ortasında bilge gözleri ve nazik bir gülümsemesi olan nazik yaşlı bir kadın duruyordu. Seni benim mütevazi evime getiren nedir küçük prenses? Diye sordu kadın. Prenses Ayşe burnunu çekerek Bulut'un nasıl kaybolduğunu ve onu bulmaya nasıl kararlı olduğunu anlattı. Prenses Ayşe bu sözleri düşünürken gözyaşları gülümsemeye dönüştü. Bulut'un ona ihtiyacı olduğu kadar ona da ihtiyacı olabileceğini fark etti. Yaşlı kadına rehberliği için teşekkür eden Prenses Ayşe kaleye geri döndü. Şaşırtıcı bir şekilde büyük koridora girerken tam ortasında oturan gözlerinde muzip bir parıltıyla Bulut vardı. Prenses Ayşe Bulut'a doğru koştu ona sıkıca sarıldı ve bir daha asla dolaşmasına izin vermeyeceğine söz verdi. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 2 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-profesorun-sevimli-4-icadi/", "text": "Bir zamanlar, Sevimli Köy'de yaşayan bir çocuk vardı. Adı Küçük Profesör'dü. Küçük Profesör, icatlar yapmaktan ve yeni şeyler keşfetmekten büyük bir zevk alırdı. Bir gün, Köy Fuarı için üç yeni icat yapmaya karar verdi. İcatlarından ilki Harika Kalemdi. Bu kalem, yazılan her şeyi gerçeğe dönüştürebiliyordu. Küçük Profesör, hayal gücünü kullanarak farklı dünyalar yaratabilir ve istediği her şeyi kağıda aktarabilirdi. İnsanlar, Harika Kalem'in büyülü gücünü görünce hayran kaldılar. İkinci icat ise Sihirli Gözlüklerdi. Bu gözlükler, giyen kişiye farklı perspektifler sunuyordu. Küçük Profesör, insanların dünyayı farklı şekillerde görebileceğini düşünüyordu. Sihirli Gözlükler, insanlara empati yapmayı ve başkalarının bakış açısını anlamayı öğretiyordu. İnsanlar, gözlükleri takınca dünyanın nasıl değiştiğini fark ettiler. Küçük Profesör'ün icadı, Konuşan Ayıcık adında bir oyuncaktı. Ayıcık, konuşabiliyor ve çocukların en iyi arkadaşı oluyordu. Küçük Profesör, Ayıcık'ın neşeli bir karaktere sahip olmasını istedi ve ona özel bir kişilik verdi. Bir gün, Küçük Profesör, Ayıcık'ı sınıfa götürdü. Sınıftaki diğer çocuklar çok heyecanlıydı. Ayıcık, herkesin sevgisini kazandı ve çocuklarla oynamaya başladı. Ayıcık, şakalar yapar, şarkılar söyler ve hikayeler anlatırdı. Herkes ona bayıldı. Son icat ise Uçan Ayakkabıydı. Küçük Profesör, insanların gökyüzünde özgürce uçabilmelerini istiyordu. Uçan Ayakkabı, insanların yerden havalanmasını ve bulutların üzerinde seyahat etmesini sağlıyordu. İnsanlar, Uçan Ayakkabı ile gökyüzünde keyifli bir yolculuk yapmanın tadını çıkarıyorlardı. Köy Fuarı günü geldiğinde, Küçük Profesör icatlarını sergilemek için heyecanla fuar alanına gitti. İnsanlar, Harika Kalem'in yaratıcılığa ne kadar katkı sağladığını, Sihirli Gözlüklerin empati yeteneğini nasıl geliştirdiğini ve Uçan Ayakkabı'nın özgürlük hissini nasıl yaşattığını gördüler. Herkes, Küçük Profesör'ün dehasını takdir etti ve icatlarına hayran kaldı. Küçük Profesör, insanların hayatlarına renk kattığını ve yeni deneyimler sunarak dünyayı daha iyi bir yer haline getirebileceğini gördü. O günden sonra, Sevimli Köy'de herkes Küçük Profesör'ün icatlarını kullanarak daha yaratıcı ve anlayışlı bir hayat yaşadı. Küçük Profesör, yeni icatlar yapmaya devam etti ve insanların hayatlarına farklılık katan bir kahraman oldu. Sevimli icatları çocukların hayatına neşe, dostluk ve anlayış getirdi. Onların yanında her zaman var oldu ve hep sevgi dolu bir şekilde hatırlandı. İyi kalpli ve meraklı Küçük Profesör, hayatı boyunca daha birçok icat yapmaya devam etti, ancak Ayıcık her zaman onun en özel icadı olarak kaldı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-sporcu-masali/", "text": "Bir zamanlar, Papatya adında minik bir kız çocuğu vardı. Papatya, enerjik ve hareketli bir çocuktu. Her zaman spor yapmaktan büyük keyif alır, etrafında koşup zıplardı. Papatya'nın en büyük hayali, büyük bir sporcu olmaktı. Papatya'nın yaşadığı köyde, her yıl geleneksel bir spor etkinliği düzenlenirdi. Tüm köy halkı bir araya gelir, çeşitli spor dallarında yarışır ve eğlenirdi. Papatya, bu etkinliği sabırsızlıkla bekliyordu. Ancak, Papatya'nın bir sorunu vardı: O çok küçüktü ve diğer sporculara göre daha zayıf görünüyordu. Buna rağmen, Papatya asla vazgeçmedi. Her gün antrenman yapıyor, koşuyor ve kendini geliştiriyordu. Köydeki diğer çocuklar onunla dalga geçse de Papatya inancını kaybetmedi. Büyük bir sporcu olma hayali onu motive ediyordu. Bir gün, etkinlik günü gelip çattı. Köy meydanı renkli bayraklarla süslenmişti ve herkes heyecanla bekliyordu. Papatya, spor kıyafetlerini giydi ve kendini tamamen hazır hissetti. İlk yarışı, diğer çocukların güldüğü bir koşu yarışıydı. Papatya, son sıradan başlayarak güçlü adımlarla ilerledi. Sonunda, inanılmaz bir şekilde öne geçti ve birinci geldi. Diğer yarışlarda da aynı başarıyı elde etti. Atlama yarışında uzun bir sıçrama yaparak birinci oldu. Basketbol yarışmasında hızlı hareketleriyle takımına büyük katkıda bulundu. Futbol yarışmasında ise inanılmaz bir gol attı. Her bir yarışta, Papatya küçük olmasına rağmen büyük bir performans sergiledi. Sonunda, etkinlik sona erdiğinde Papatya'ya büyük bir ödül verildi. Köy halkı, onun cesaretini ve azmini takdir etti. Artık herkes, Papatya'nın küçük bir sporcu olmasına rağmen ne kadar büyük başarılara imza attığını görmüştü. Papatya, küçük yaşta bile sporun önemini ve başarının sadece fiziksel güçten değil, içten gelen tutkudan geldiğini öğrenmişti. Artık onun için hiçbir engel yoktu. Büyük bir sporcu olmak için her zaman çabalayacak ve hayallerini gerçekleştirecekti. Ve Papatya'nın hikayesi, tüm köyde anlatılan bir masal haline geldi. Küçük bir sporcu olarak başlayan Papatya, inancı ve azmi sayesinde büyük bir kahramana dönüşmüştü. Herkes, Papatya'nın hikayesinden ilham aldı ve kendi hayallerini gerçekleştirmek için çaba göstermeye başladı. Küçük Sporcu Papatya'nın hikayesi, hayallerine inanan ve mücadele eden herkes için bir ilham kaynağı oldu. Çünkü gerçek güç, boyutundan değil, içimizdeki tutkudan gelir. Böylece aslında gerçek başarının nasıl elde edilmiş olduğunu da görmüş oluruz. Hayatımızdaki tüm alanlarda burada bahsi geçen hususları uygulayabiliriz. Sonucunda kesinlikle bunların net şekilde faydasını hepimiz göreceğiz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-tavsan-ailesi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, çok şirin bir kasaba da mutluluk içinde yaşayan küçük tavşan ailesi varmış. Bu sevimli aile de anne tavşan, baba tavşan ve üç de küçük yavru tavşan kardeş yaşarmış. Tavşan kardeşler birlikte o kadar çok eğleniyorlarmış, gün boyu bahçelerinde oradan oraya koşuşturup çilek arama yarışı yapıyorlarmış. Bu yüzden aralarına başka arkadaş gelsin istemezlermiş. En sevdikleri meyve çilekmiş. Anneleri harika havuç yemekleri yapsa da hepsinin aklı fikri çilekteymiş. Ve ormanın derinliklerinde bir sürü çileğin olduğunu düşünüp hayal kuruyorlarmış. Anneleri onlara bahçeden dışarı sakın çıkmayın! sizin için çok tehlikeli olur, dermiş. Küçük yavru tavşanlardan biri yaramazlık ve haylazlık peşinde koşmayı çok severmiş. Diğerleri ise annesinin sözünden biran olsun çıkmak istemezlermiş. Bir gün yaramaz tavşan kardeşlerine birlikte ormana gidelim ormanda çok çilek var demiş. Ben yolu biliyorum korkulacak bir şey yok lütfen! lütfen! diye yalvarmış. Küçük yavru kardeşler çok korksalar da bir an için yaramaz tavşana tamam, demişler. Anneleri evi toparlarken bahçeden ormana doğru süzülmüşler. Yaramaz tavşan önde, kardeşleri arkada ormanda çilek aramaya başlamışlar. Az gitmiş uz gitmişler, ormanda birbirinden güzel ağaçlar, böcekler, kuşlar görmüşler. Yaramaz tavşan en güzel çilekler bu taraf da hadi oraya gidelim!!! Diye bağırmış ve hep birlikte yaramaz tavşanın dediği yere doğru ilerlemişler ve gözlerine inanamamışlar. Birbirinden güzel kocaman kıpkırmızı leziz mi leziz çilekleri görünce sevinç çığlıkları atmışlar. O kadar lezzetlilermiş ki hepsi içinden burada yaşasak ne güzel olur diye düşünmüşler. Hepsi birden o kocaman kıpkırmızı çilekleri yerken havanın karardığını fark etmemişler. Yaramaz tavşan hadi evimize gidelim düşün yola annem, babam bizi merak eder demiş. Fakat çokbilmiş yaramaz tavşan yolu kaybetmiş. Küçük tavşan yavruları korkudan ağlamaya başlamışlar. O sırada da karşılarına Sincap kardeş ve küçük kanguru çıkmış. Olanları anlatıp çilek yerken biranda karanlık çöktü, evin yolunu bulamıyoruz, annemiz bizi merak edecek bize yardımcı olur musunuz, demişler. Sincap ve küçük kanguru biz sizi evinize götürebiliriz, demişler. Ardından keyiflerine yerine gelen küçük tavşan kardeşler, sincap ve küçük kanguru sohbet ede ede evlerinin yolu tutmuşlar. Çok iyi arkadaş olan bu sevimli dostlar birbirlerini çok sevmişler. Küçük yaramaz tavşan o günden sonra çok uslanmış ve bir daha büyüklerinin sözünden çıkmamaya karar vermiş. Çünkü karşılarına arkadaşları çıkmasaymış ormanda kurtlara yem olabilirlermiş. Küçük yavru tavşan kardeşler, o günden sonra kendilerine yeni oyun arkadaşı olarak Sincap kardeşi ve küçük kanguruyu yanlarına almışlar. Hatta ormana birlikte çilek tarlasına giderek doyasıya çilek yemişler. Çilek sevgileri onlara çok güzel iki yeni arkadaş kazandırmış. Anneleri onlara lezzetli havuç kurabiyeleri yapıyor, birlikte ormana pikniğe gidiyorlarmış. Ormanda oyunlar oynayarak paylaşmanın, eğlencenin yeni arkadaşlar tanımanın ne kadar da güzel olduğunu anlamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-tavsan-kayranin-maceralari/", "text": "Bir zamanlar, yemyeşil bir çayırda Kayra adında meraklı bir küçük tavşan yaşardı. Kayra, maceracı ruhu ve rahat yuvasının ötesindeki dünyayı keşfetme konusundaki doyumsuz arzusuyla tanınıyordu. Güneşli bir sabah, kuşlar melodik şarkılar söylerken Kayra yuvasından atladı ve yumuşak kürkünü gıdıklayan alışılmadık bir esinti hissetti. İlgisini çeken, eski bir meşe ağacının dibinde yer alan gizemli bir kapıya rastlayana kadar çayırda zıplayarak bu hissi takip etti. Kayra kalbi heyecanla çarparken kapıyı iterek açtı ve kendini büyülü bir tavşan krallığının girişinde buldu. Krallık, Kayra'nın şimdiye kadar gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu. Her renkten canlı çiçekler manzarayı süslüyordu ve taze çimlerin kokulu aromaları havayı dolduruyordu. Kayra dikkatli bir şekilde araştırırken, bir grup tavşanın pırıl pırıl bir derenin yakınında canlı bir sohbete girdiğini fark etti. İlgisini çekti, onlara katılmak için atladı. Tavşanlar onu sıcak bir şekilde karşıladı ve Ahmet adında bilge yaşlı bir tavşan olan liderleri büyülü topraklarının hikayelerini paylaştı. Ahmet, Kayra ormandaki her tavşanın benzersiz bir büyülü yeteneğe sahip olduğunu bildirdi. Bazıları çiçeklerin rengini değiştirebilirken, diğerleri rüzgarın biraz daha güçlü esmesini sağlayabilir. Kayra bu yeteneklerden büyülenmişti ve kendi yeteneklerini keşfetmeye can atıyordu. Büyülü yeteneğini bulmaya kararlı olan Kayra, ormanda bir yolculuğa çıktı. Yol boyunca parıldayan gökkuşakları yaratabilenlerden bitkilerle konuşabilenlere kadar olağanüstü yeteneklere sahip tavşanlarla tanıştı. Günler haftalara dönüşürken Kayra cesareti kırılmış hissetmeye başladı. Eşsiz yeteneğini bulamamış gibi görünüyordu ve şüphe zihnine sızmaya başladı. Ancak Ahmet, Kayra'ya amacının özel bir yetenekle değil, başkalarına getirdiği nezaket ve neşe ile tanımlandığını hatırlattı. Ahmet'in sözlerinden cesaret alan Kayra, yolculuğuna yeni bir anlayışla devam etti. Yol boyunca kayıp bir kelebeğin eve dönüş yolunu bulmasına yardım etti, yalnız bir tavşanı rahatlattı ve hatta atladığı her yere umut tohumları ekti. Kayra yeni keşfettiği anlayışla tavşan krallığına geri döndü ve keşfini arkadaşlarıyla paylaştı. Onun eşsiz yeteneğini kutladılar, çünkü gerçek büyünün sadece olağanüstü güçlerde değil, aynı zamanda nezaket ve merhamet eylemlerinde de yattığını biliyorlardı. O günden sonra Kayra, etrafındakilerin hayatlarına neşe getirmeye devam etti ve özel büyüsünü her yere yaydı. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-ve-mutlu-civciv-tina/", "text": "Bir zamanlar şirin küçük bir çiftlikte Tina adında meraklı küçük bir civciv yaşardı. Tina'nın kabarık sarı tüyleri ve heyecanla parlayan büyük parlak gözleri vardı. Küçük civcivi çiftlikte herkes çok severdir. Herkes onun ne kadar sevimli ve güzel bir civciv olduğunu söylerdir. Küçük civcivin sürekli neşeli olması özellikle ormandaki herkes tarafından sevilmesini sağlıyor. Ormanın en güzel civcivi olarak tanınıyordu. Aynı zamanda ormandaki en eğlenceli civciv olarak arkadaşları tarafından çok seviliyordu. Herkesi seviyor ve herkese sevecen davranıyor. Böylelikle çiftliğin ve ormanın en çok sevilen hayvanıydı olarak ön plana çıkıyordu. Etrafındaki dünyayı keşfetmeyi ve yeni arkadaşlar edinmeyi severdi. Tina her sabah yükselen güneşle uyanır annesini ve babasını sevinçle karşılardı. Daha sonra rahat yuvasından çıkar ve günlük maceralarına atılırdı. Güneşli bir sabah Tina tarlaya atladı ve havada zarifçe çırpınan parlak bir kelebek gördü. Renkli kanatlarıyla büyülendi onu takip etmeye karar verdi. Zıpladı ve tekrar zıpladı ama kelebek her zaman ulaşamayacağı bir yerde kaldı. Aniden Tina toprakta kıvranan zeki küçük bir solucan gördü. Hızla iyi arkadaş oldular ve birlikte bir yolculuğa çıktılar. Solucan Tina'ya yeryüzünde nasıl hareket edeceğini öğretti ve karşılığında Tina solucana nasıl zıplayacağını öğretti. Keşfederken Tina ve solucan arkadaşı gevezelik eden bir dereye rastladılar. Tina daha önce hiç bu kadar su görmemişti! Biraz korkmuştu ama yeni arkadaşının desteğiyle derenin üzerinden atladı etrafa su sıçrattı. Birlikte kıkırdayarak yolculuklarına devam ettiler. Güneş batmaya başladığında Tina ve solucan arkadaşı evlerine dönme zamanının geldiğini fark ettiler. Vedalaştılar ve olağanüstü maceralarına devam ederek ertesi gün tekrar buluşacaklarına söz verdiler. Tina öğrendiği her şeyden ve edindiği yeni arkadaşından gurur duyarak rahat yuvasına geri döndü. Ertesi günün maceralarını hayal ederek gözlerini kapattı ve küçük gagasında hoşnut bir gülümsemeyle uykuya daldı. Böylece küçük kız Tina maceralarına devam etti sevinçle zıpladı ve gittiği her yerde arkadaş edindi. Merak arkadaşlık ve biraz cesaretle dünyanın keşfedilmeyi bekleyen inanılmaz hazinelerle dolu olduğunu öğrendi. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuk-yesil-ordek-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir ormanda, sevimli bir ördek yavrusu yaşarmış. Farklı renklerde tüyleri olan diğer ördek yavrularının aksine, o yeşil tüylere sahipti. Bu yüzden diğer ördek yavruları onunla alay eder ve dışlarlardı. Küçük yeşil ördek, içindeki farklılığı kabul etmekte zorlanıyordu. Bir gün, küçük yeşil ördek ormanda yalnız başına dolaşırken, güzel bir gölet buldu. Gölette yüzen renkli ördekler görünce sevinçle dolup taştı. Onlara katılmak istedi ve yaklaşarak selam verdi. Ancak, diğer ördekler onu dışladı ve kabul etmedi. Küçük yeşil ördek, kalbi kırık bir şekilde oradan ayrıldı. Bir süre sonra, küçük yeşil ördek yavrusu, gölette yaşayan bir tilkiyle tanıştı. Tilki, onun üzgün olduğunu fark etti ve ona yardımcı olmak istedi. Tilki, küçük yeşil ördeğe güvenilir bir dost olabileceğini söyledi ve onu birlikte maceralara çıkmaya davet etti. İkisi birlikte ormanda keşiflere çıktı. Küçük yeşil ördek, tilkinin öğrettiklerini dikkatle dinledi ve onunla birlikte avlanmayı öğrendi. Birlikte ormanda geçirdikleri her gün, küçük yeşil ördeğin içindeki özgüveni ve cesareti büyüyordu. Artık farklılığını bir güç olarak görüyor ve kendine olan inancını keşfediyordu. Bir gün, ormanda bir tehlike belirdi. Bir avcı, diğer ördek yavrularını yakalamak için pusuya yatmıştı. Küçük yeşil ördek, tilkiyle birlikte hızla harekete geçti. Kendi farklılığını kullanarak avcının dikkatini dağıttı ve diğer ördek yavrularının güvenliğini sağladı. Herkesin hayranlıkla izlediği bu cesur hareket, küçük yeşil ördeği gerçek bir kahraman yaptı. O günün ardından, diğer ördek yavruları küçük yeşil ördeği farklılıkla kabul ettiler. Onun cesaretini ve fedakarlığını takdir ettiler. Artık küçük yeşil ördek, göletin en sevilen ve saygı duyulan üyesiydi. Herkes onun hikayesini anlatır ve onun farklılığının bir güç olduğunu öğrenirlerdi. Küçük Yeşil Ördek hikayesi, herkesin farklı olduğu ve farklılıkların değerli olduğu mesajını taşıyor. Küçük yeşil ördek, içindeki gücü ve cesareti keşfetti ve dışlanmanın üstesinden gelerek kendini kanıtladı. Herkesin içindeki özgüveni ve farklılıkları kabul etme gücünü hatırlatıyor. Arkadaş çevremiz içerisinde birçok konudan dolayı farklılık içeren kişiler olabilir. Bu arkadaşlarımızın farklılıklarının aslında önemli bir zenginlik olduğunu kesinlikle unutmamalıyız. Farklıkları değerli bulmalı ve kimsenin kusurlarını yüzüne vurmamalıyız. Böylece hepimiz daha mutlu bir hayat yaşayabiliriz. Hepimizi daha mutlu ve huzurlu bir hayatın beklemesi için yapılması gereken başlıca budur. Artık emin olun k hepimiz daha mutlu olacağız."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kucuklukten-gelen-arkadaslik-masali/", "text": "Defne! Uyansana kızım. diyen annemin sesiyle uyandım bu sabah yine. Zar zor açtığım gözlerimle anneme uyandığımı söyledim. Yataktan kalkıp yüzümü yıkamak için lavaboya gittim. Lavaboda ki işim bitince kahvaltı için annem ve babamın yanına mutfağa gittim. Sofra çoktan hazırdı. Onlara günaydın dedikten sonra sofraya oturdum. Sohbet ederek kahvaltımızı yaptık. Annem Havin gelecek mi? Diye sordu. Hafta sonu olduğu için Havin bize gelecekti kahve içmeye. Tamamen aklımdan çıkmıştı. Anneme Aramayı unuttum. Gelecekti ama bilmiyorum şu an arayıp sorayım. Eline sağlık annecim. diyerek masadan kalktım. Babama da afiyet olsun dedikten sonra odama geçtim. Telefonu bulup Havini aradım hemen. Onun da geleceğini kesinleştirdikten sonra odamı toplamaya koyuldum. Tam odayı toplamam bittiğinde kapı çaldı. Annem Defne kapıya baksana Havin gelmiştir. dedi. Koşa koşa kapıyı açtım. Havin bütün hafta anneannesinin yanında, köyde, kaldığı için çok özlemiştim. Kapıyı açar açmaz sarıldık. Ya çok özlemişim. dedi Havin. Bende öyle diyerek ayrıldık ve içeri davet ettim onu. Tam da tahmin ettiğim şeyi söylemişti. Emir Havin'in kuzeni ve benimde çok yakın bir arkadaşım. Küçüklükten beri hep aynı apartmanda oturuyorduk fakat Emirler taşınmak zorunda kalmıştı, farklı bir şehire. Buna rağmen sık sık gelip Havinler de kalıyorlardı. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan 2 saat sohbet etmiştik. Aynı zamanda kahve içip bir şeyler de atıştırmıştık. Havin'in annesi aradığında saatin geç olduğunu fark ettik ve Havin evine gitmek zorunda kaldı. Sabah erkenden uyanmıştım çünkü Emiri birlikte karşılamak istiyorduk. Hazırlanıp Havinlere gittim. Gittiğimde Havin ve annesi Tülay Teyze yiyecek bir şeyler hazırlamıştı. Emir'i arayıp ne zaman geleceklerini öğrendik. Bir saate orada oluruz dediği için sabırsızlanmaya başlamıştık. Oturmuş sohbet ederken kapı çaldı. Heyecanla kapıya gittik ve açtığımızda Emir kapıda ayakkabılarını çıkarıyordu. İçeri girdiklerinde üçümüz sıkı sıkı sarıldık. Emir'i gerçekten çok özlemiştik. Tülay teyze de kardeşiyle sarıldıktan sonra salona geçtiler. Biz ise Havin'in odasına geçtik. 1 saate yakın sohbet ettikten sonra Emir Benim karnı acıktı ya. Teyzem yapıştır yine güzel yemeklerinden hadi gidelim. dedi. Hep birlikte salona geçtik. Tülay teyzeye acıktığımızı söyleyince bize birer tabak hazırladı. Yemekten sonra sıkıldığımız için küçükken asla çıkmadığımız, annelerimizin zorla eve çağırdığı parkta gitmeye karar verdik. Tülay teyzeye haber verip evden çıktık. Parka giden yolda da uzun uzun sohbet etmiştik. Emir okulunu, orada olan bitenleri anlattı. Sıra bize geçtiğinde tanıdığı herkes hakkında bir şeyler anlattık. Sonunda parka vardığımızda oradaki banka oturup diğer arkadaşlarımızı çağırdık. On beş dakika sonra herkes yanımızdaydı. Herkes Emir'i en az bizim kadar özlemişti. Akşama kadar orada sohbet edip, gülüp eğlenerek vakit geçirdik. Eskiden olduğu gibi akşam ezanıyla birlikte hepimizin ailesi teker teker arayınca evlere dağıldık. Emir bir hafta daha burada duracağını söyleyince her güne bir aktivite ayırmaya karar verdik. Bol bol hasret giderebileceğimize emin olunca evlere ayrıldık. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kul-hakki/", "text": "Rümeysa henüz 14 yaşında bir genç kızdı. Ailesi zor şartlar altında çalışıyor, onun okuması için elinden geleni yapıyordu. Çok varlıklı bir ailede büyümemişti. Etrafındaki genç kızları görüp onlara imreniyor ve onlardan ne eksiği olduğunu düşünüp duruyordu. Çocukluğu çok başarılı geçen ve ailesine saygıda asla kusur etmeyen genç kız gün geçtikçe değişiyor ve hırçın bir hal almaya başlıyordu. Oysa Rümeysa derslerindeki başarı sayesinde burslu olarak özel bir lisede okumaya hak kazanmıştı. Ne olduysa bu liseye başladıktan kısa bir süre sonra oldu. Etrafındaki gençlerin her gün makyajlı bir şekilde okula gelmeleri, farklı kıyafetler giyinmesini, lüks arabalarla okula gelmeleri onu daha çok çileden çıkarıyordu. Rümeysa'nın bu durumundan şikayetçi olan öğretmenleri, ailesiyle görüşmek istese de Rümeysa bu durumu ailesine hiç söylemiyordu. Zira annesi zengin bir ailenin evinde temizlik işlerine gidiyor, babası ise şoförlük yapıyordu. Rümeysa ise bu durumdan utanıyor ve ailesinin okula gelmesini hiçbir şekilde istemiyordu. Bir gün okuldan çıktığında annesinin yanına gitmek zorunda kalmıştı. İlk kez annesinin çalıştığı yere giden Rümeysa, evin adeta büyüsüne kapılmıştı. Gördüğü her şeye gözü düşen ve onları eline alıp inceleyen Rümeysa annesinin uyarılarına hiçbir şekilde kulak vermiyor ve tüm evi geziyordu. Ev sahibinin aynı yaşlarda bir kızı vardı. Onun odasına rastladı bir anda. Odaya girip girmeme konusunda kararsız kalan Rümeysa en sonunda bu meraka yenik düşerek odaya girdi. Burada bir genç kızın aradığı her şey bulunuyordu. Dolabı karıştıran Rümeysa burada bulduğu birkaç makyaj malzemesini cebine atıverdi. Kendine uygun birkaç kıyafeti de gözüne kestiren Rümeysa çantasını odaya getirerek onları da çantasına koydu ve hiçbir şey yokmuş gibi annesinin yanına gitti. Eve gideceğini söyleyerek buradan uzaklaştı. Eve giden Rümeysa, makyaj malzemelerini kullanarak süslenip çalmış olduğu kıyafetleri giyerek dans etmeye başlar. Çok mutlu olan ve bu durumdan herhangi bir rahatsızlık duymayan genç kız yorgun düşerek olduğu gibi uyuya kalır. Rümeysa rüyasında çok güzel bir yere geldiğini görür. O kadar mutludur ki istediği her şeye sahiptir. Fakat karşısına bir genç çıkar ve elindeki her şeyi alacağını söyler. Üstelik ailesi ise ona sırtını döner ve çeker gider. Mutluluğunu hiçbir şeyin bozamayacağını düşünen genç kız her istediği yanında olduğu halde mutsuzluk içinde kıvranır. Korku içinde uyanan genç kız ne yapacağını şaşıracak üzerindekileri çıkarır ve makyajını temizleyerek hazırlanır. Bir başkasının eşyasının onun hiçbir işine yapamayacağını ve kul hakkının mutluluk değil hüzün getireceğinin farkına varır. Hızla annesinin çalıştığı yere gitmek için yol alır. Annesi çoktan oradan ayrılmıştır. Ne yapacağını bilemeyen genç kız ev sahibine üzülerek olanları anlatır ve aldıklarını iade eder. Helallik isteyerek oradan ayrılır. Pişmanlıktan kıvranan genç kız bir ömür bu olayı hatırlar ve bir daha hiçbir insanın eşyasına el uzatmaz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kuledeki-prens-ve-ejderha-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, uzak mı uzak bir ülkede savaşlar ve ejderhaların hüküm sürdüğü karanlık bir dönem yaşanıyordu. Bu ülkenin kulesinde, tutsak bir prens yaşamaktaydı. Prensin adı, Prens Emir'di. Kötü kalpli bir ejderha, prensi tutsak alarak kulesine hapseder ve ülkeyi korku içinde yönetmeye başlamıştı. Fakat kimse ejderhanın prensi tam olarak neden prensi hapsettiğini anlayamıyormuş. Kuledeki Prens Emir, herkes tarafından tanınan oldukça cesur ve adil bir prensesti. Ancak ejderhanın büyülü gücü, onu kulede hapsederek ülkesine hükmetmesini engelliyordu. Prens Emir, hapishaneden kaçmak için birçok girişimde bulunmuşsa da ejderhanın güçlü sihirleri onu her seferinde geri döndürüyordu. Bir gün, ülkenin cesur bir kahramanı olan Elif, prensin kaderini değiştirmeye karar verdi. Elif, bilge bir büyücüden aldığı güçlü bir kılıç ve ejderhayı alt etmeye yardımcı olacak sihirli bir zırhla kuleye doğru yola çıktı. Kuledeki Prens Emir, Elif'in geldiğini görünce şaşırdı. Kimsenin onu kurtarmaya cesaret etmediğini düşünürken, Elif'in cesareti ve kararlılığı umut ışığı olmuştu. Elif, prensi ejderhanın pençelerinden kurtarmak için kuleye tırmandı. Elif ve Prens Emir, kuledeki ejderhaya karşı zorlu bir savaşa giriştiler. Ejderhanın güçlü sihirleri ve nefesinden çıkan ateşle mücadele ediyorlardı. Ancak Elif, aldığı sihirli kılıç ve zırh sayesinde ejderhayı yenecek güce sahipti. Sonunda, ejderha yenilgiyi kabul ederek kuleden ayrıldı. Prens Emir, Elif'e minnettarlıkla sarıldı. Onun cesareti ve fedakarlığı sayesinde özgürlüğüne kavuşmuştu. Elif, prensi ülkesine dönmek için cesaretlendirdi ve ona yardımcı oldu. Elif ve Prens Emir, ülkeye geri döndüğünde, ejderhanın zulmünden kurtulmuş bir halk onları coşkuyla karşıladı. Prens Emir, ülkesini adaletle yönetmeye ve ejderha gibi kötülüklere karşı savaşmaya söz verdi. Elif ise ülkenin cesur kahramanı olarak halkın gönlünde taht kurmuştu. Böylece, Kuledeki Prens Emir ve kahraman Elif, birlikte ejderhayı yendi ve ülkelerine huzur getirdiler. Prens Emir, Elif'i kalbinde bir prenses gibi saklayarak ödüllendirdi. İkilinin cesareti ve dostluğu, ülkeyi kötülüklerden koruyarak masallara konu oldu ve herkesin dilinden düşmedi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kulkedisi-masali/", "text": "Evvel zamanlardan birinde, güzel bir kız varmış. Annesini kaybedince babası tekrar evlenmiş. Üvey annesi de ilk evliliğinden olma iki kızıyla beraber bu ve yerleşmiş. Bu iki kız, yeni kız kardeşlerini hiç sevmemiş. Odasında ne varsa tavan arasına atmışlar. Bir kardeş gibi muamele göstermek yerine, tüm ev işlerini onun sırtına yüklemişler. Ev işlerini yaptığında bile kıza rahat vermiyorlarmış. Akşam vakitleri, mutfakta, sönmeye başlayan ocağın önünde bir başına oturup ellerini küllere doğru uzatarak ısınmaya çalışıyormuş. Bu nedenle iki üvey kız kardeş ona 'Külkedisi' lakabını takmışlar. Bir gün iki üvey kız kardeşe sarayda verilecek olan bir balo için davetiye getirilmiş. İkisi de heyecandan çılgına dönmüş. Saraydaki prensin evlenmek istediğini herkes biliyormuş. İki kardeş, 'Bakarsın ikimizden birini seçer' diye düşünmüşler. Ve kendilerini güzelleştirmek adına hazırlıklara başlamışlar. Fakat bu biraz zormuş, çünkü Külkedisinin tersine ikisi de çirkinmiş. Balo gecesi, üvey kardeşleri gittikten sonra Külkedisi oturmuş ve içini çekerek ağlamaya başlamış. Bir kadın sesi, 'Neden ağlıyorsun Külkedisi' diye sormuş. Külkedisi hıçkırıklar arasında, 'Ben de baloya katılmak istiyorum' demiş. Ses, 'Gideceksin o halde' demiş. Külkedisi sesin geldiği yere doğru dönmüş ve şaşkınlıktan öylece kalakalmış. Yanında güzelce bir kadın durmaktaymış. 'Ben senin peri annenim, şimdi kaybedecek zaman yok! Derhal bana bir bal kabağı getir' demiş kadın. Külkedisi bal kabağını bulup getirmiş. Peri anne, sihirli değneğini dokundurunca, bal kabağı oracıkta altından bir faytona dönüşüvermiş. 'Şimdi de altı fare getir' demiş kadın. Külkedisi altı tane fareyi getirmiş, peri annesi onları bir ata dönüştürüvermiş. Peri annesi bu kez 'Bir sıçan' demiş. Sıçanı da arabacı yapmış. Ve 'Altı kertenkele' dedikten sonra onları da faytonun ardından koşacak altı uşağa dönüştürmüş. Sonunda sıra Külkedisi'ne gelmiş. Peri anne, değneğiyle bir kez dokununca Külkedisinin eski ve harap durumdaki giysileri, son derece nefes kesecek muhteşem bir elbiseye dönüşmüş. Ayaklarında da bir çift camdan ayakkabı göz alıcı bir şekilde parlıyormuş. 'Yalnız bir şey var', demiş peri annesi. 'En geç gece yarısına kadar eve dönmüş olmalısın, çünkü elbisen saat on ikide tekrar eski haline, faytonun bal kabağına ve atların da fareye dönüşecek. Prens'in bu olaya şahit olmasını istemezsin değil mi? Git ve gönlünce eğlen' demiş. Külkedisi o gece balonun göz bebeği olmuş. Baloya katılan kadınlar, özellikle de iki üvey kız kardeşi onun elbisesinden gözlerini alamamış ve terzinin adını öğrenebilmek için adeta yalvarmışlar. Beylerin hepsi onunla bir kez olsun dans edebilmek için yarışa girmişler. Prens de ona gördüğü an aşık olmuş. Ve o andan sonra hiç kimsenin bu kızla dans etmesine müsaade edilmemiş. Dakikalar, saatler birbirini kovalamış derken Külkedisi saat on ikiyi vuracağı anda evde olması gerektiğini anımsamış. Prens onun ardından 'Gitme!' diye seslenmiş. Fakat Külkedisi hiç durmadan koşmuş ve saraydan uzaklaşmayı başarmış. Sokağa adımını attığında elbisesi eski haline dönmüş. Geride yalnızca camdan ayakkabılarından biri kalmış. Nerede kaybettiğini hiç hatırlamıyormuş. Külkedisi o gece boyunca durmaksızın ağlamış. Yaşamının bir daha kesinlikle bu geceki kadar muhteşem olamayacağını düşünüyormuş. Fakat bu doğru değilmiş. Ayakkabının diğer teki sarayın merdivenlerinde bulunmuş. Ertesi sabah prens, her evi dolaşıp ayakkabıyı evlerde gördüğü her kıza giydirmiş. 'Bu ayakkabının dün gece baloda rastladığım güzel sahibini bulamazsam yaşayamam', demiş. Derken sıra Külkedisinin evine gelmiş. Üvey kız kardeşler ayakkabıyı sırayla denemişler. Ama ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar ayakkabı ayaklarına bir türlü olmamış. Prens, ayakkabının sahibini girdiği bu evde de bulamayınca çok üzülmüş. Çünkü bakılacak yalnızca birkaç ev kalmış. Tam evden çıkacağı sırada evin hizmetçisi dikkatini çekmiş. 'Hanımefendi, bir de siz deneseniz?' demiş Külkedisi'ne. Üvey kardeşler 'Ne münasebet, o niye deneyecek?' diye bağırmışlar. Fakat prens yine de ısrarcı olmuş. Külkedisinin güzelliği gözünden kaçmamış. Denediği ayakkabı Külkedisinin ayağına kalıp gibi oturmuş. Prens önünde diz çöküp Külkedisi'ne evlenme teklifinde bulunmuş. Bu sırada iki üvey kız kardeşe de öfke, nefret ve kıskançlık dolu duygularla onları seyretmek düşmüş. Külkedisi, prensin teklifini pek tabii kabul etmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kum-saatinde-akan-zaman-masali/", "text": "Çağlardan bir çağ... İnsanlık, her nimete erişme imkanı yakalamış. Her istediğine kavuşur bir hale gelmiş. Fakat büyük bir çoğunluk, küçük bir azınlığa hizmet eder olmuş. Zaman ise su misali akıp gidiyormuş. Her şey, bir tüketim eğilimini kıskacında eriyip yok olmaya yüz tutuyormuş. İnsan ömrü, gelişen bilim, teknoloji ve tıp karşısında gittikçe kısalıyormuş ve hayatlar, artık eskisi kadar hiç kimseye tat vermez olmuş. Modern çağ denilmişti insanlığın gelmiş olduğu son noktaya. Teknoloji adeta zirve yapmıştı. 15 20 yıl önceki insan yaşantısı ile bugünkü insan yaşantısı arasında büyük bir fark vardı. Her şey, iyi gibi düşünülürken aslında birçok şey yitirilmeye başlanmıştı. Gel zaman git zaman, aradan uzun mu uzun bir zaman geçmişti. Çocuklar büyümüş, iş güç sahibi olmuştu. Mustafa'nın saçlarına sakallarına aklar düşmüştü. Anne babasını bu koca şehirde yitirmişti. Elinde avucunda ne varsa sanki bir bir çekip gitmişti. Önce anne babası, sonrasında ise çocukları... Bu koca şehir, ona bir kez olsun sormadan her şeyini elinden bir çırpıda alıp gitmişti sanki. Oturduğu pencerenin önünde derin düşüncelere dalmıştı Mustafa. Yağan yağmur damlalarının pencerenin camına düşüp dağılmasını ve kısa bir müddet sonra kaybolmaya yüz tutmasını izlemeye başlamıştı. Kendisi de pencerenin camına düşen bu yağmur damlaları gibiydi. Şimdilerde bir kızının penceresinin camına düşüp dağılarak yok olmaya başlıyordu; bir de oğlunun penceresinin camına düşüp dağılarak yok olmaya başlıyordu. Onlarda bir zamanlar mevcut olan anlamını yitirmeye başlamıştı. Zaman en büyük ihaneti ona karşı yapmıştı. Alıp gitmişti her şeyi ellerinden. Geride sadece bir kendisi, bir de karısı kalmıştı. Bir gün, ya o da çekip giderse benden? diye düşünmeye başlamıştı. Kalbimi adeta yerinden fırlayacak gibi olmuştu. İşte bu kadarına dayanamazdı. Düşünmek dahi istememişti bu durumu. Silip attı hafızasını kirleten her şeyi. Sessizlik ve sakinliğe bırakmıştı kendisini. Gözlerini açtığında kum saatinde akıp giden zaman takılmıştı bakışları. Bakışlarını takip eden doktor kendisinin rahatlamasını sağlamıştı. Bak Mustafa, zaman hem senin için hem de sevdiklerin için akıp gidiyor. Yitirdiğin bir şey yok. İhtiyacın olan her şeye sahipsin. Şimdi git sahip olduklarınla tüket bu zamanı. demişti. Mustafa da denileni yapmıştı kum saatine sıkıştırılmış bir zaman kadar kısa dahi olsa hayat, bunu sevdiklerine adamıştı. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kunduz-zundi-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde yaşayan bir kunduz ailesi varmış. Bu kunduz ailesinin küçük çocuklarının adı Kunduz Zundi'ymiş. Bu Kunduz Ailesi bir gölün kenarında güçlü dişleriyle kemirdikleri ağaçlardan yaptıkları barajlarda yaşarlarmış. Kunduz Zundi, gölün içinde yüzmeyi seven çok iyi bir yüzücüymüş. Zamanının büyük bir bölümünü gölde yüzerek geçiriyormuş en büyük hayali yüzme yarışmasında birinci olmakmış. Diğer bütün hayvanlar bu hayalinden vaz geçmelerini onun çok küçücük bir Kunduz olduğunu söyleyip duruyorlarmış. ama o bir kere kafasına koymuş muhakkak bir gün yüzme yarışmasında birinci olacakmış. Bir gün aniden bulutlar kararmaya rüzgar sert esmeye başlamış. Yağmur hızlı bir şekilde yağmaya başlamış. Bütün hayvanlar panik içinde sığınacak bir yer aramışlar. Yağmur öyle şiddetli yağmış ki dağlardan akan sular sele sebep oluyormuş. Bütün hayvanlar korku içinde paniklemişler Eyvah Şimdi ne yapacağız demişler. Kunduz Zundi'nin aklına çok güzel bir fikir gelmiş. Eğer dağdan gelen suyun önüne kocaman bir baraj yaparlarsa ormanı sel almazmış. Ama oraya yüzmek çok zormuş çünkü su çok şiddetli akıyormuş. Kunduz Zundi bu zor görevi kabul etmiş kendisinin bunu yapacağını söylemiş. Anne ve babası böyle bir şeye asla izin veremeyiz. Senin oraya gitmen çok tehlikeli demişler. Kunduz Zundi anne ve babasına başka şanslarının olmadığını, eğer bu görevi yapmazlarsa ormandaki bütün hayvanların öleceğini söylemiş. Çaresiz anne ve babası kabul etmişler onlar da yardıma geleceklerini söylemişler. Kunduz Zundi şiddetli akıntıya rağmen çok iyi yüzmüş. Anne ve babasının da yardımıyla kemirdikleri ağaç dallarından suyun önüne set yapmışlar. Böylelikle su artık şiddetini azaltmış ve yukarıda dağın yamacında birikmiş. Yağmur da artık azalmaya başlamış. Kunduz Zundi ve ailesi gelip diğer hayvanları güvenli bir yere götürmüşler. Bütün hayvanlar Kunduz zundi'nin bu cesur davranışı için çok teşekkür etmişler. Bu olanlar ormanlar kralının kulağına kadar gitmiş. Kunduz Zundi'yi en iyi ve en cesur yüzücü ödülüne layık görmüş. Zundi hayallerindeki en iyi yüzücü ödülünü aldığı için çok mutlu olmuş. Bundan sonra da hayallerinden asla vazgeçmemiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 9 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kunt-ve-kargasi-masali/", "text": "Evvel zaman içerisinde krallıkta yaşayan, herkese sevgi dolu yaklaşımı ile bilinen bir Kunt vardı. Kunt'un hayvan sevgisi neredeyse insan sevgisini geçmişti ve çevresinde bulunan tüm hayvanları olabildiğince korumaya çalışırdı. Ahlaklı ve erdemli davranışı çoğu insanı kıskandırsa da Kunt her zaman için kendi bildiği yoldan ilerlemeyi severdi. Yıllardır kendisine yoldaşlık eden kargası her ne kadar küçücük olsa da yaşı bir karga yaşına göre oldukça yaşlıydı. Onu sonsuza kadar kaybetmekten çok korkuyordu. Kunt' un kargasına olan sevgisini herkes gibi düşmanları da en iyi şekilde bilirdi. Kunt' u gözden düşürmek için her planı göze alabilen bu kötü insanları durduracak hiçbir insanoğlu yoktu. Kunt'un çok sevdiği, biricik kargasını öldürme planları üzerinde düşünen hain grup pusuya çoktan yatmıştı. Kunt'u bekleyen masum karga her zamanki olduğu gibi yine bacanın tepesine konmuştu. Uzun süre kargayı gözleyen hainler kargayı birden bir çuvalın içine atıp ağzını bağladılar. Atılgan ve kıvrak bir yapıya sahip olan bu hain insanları kimse kötülükte geçemezdi. Kargasını olduğu yerde bulamayan Kunt endişeli ve meraklı gözlerle etrafına hızlı bakışlar attı. Kargasının öldüğünü düşünmeye başladı. Aklında binlerce kötü senaryo canlanan Kunt kendini tutamayıp ağlamaya başladı. Etrafına toplanan meraklı insan topluluğunun arasında kargayı rehin alanlarda vardı. Kunt'un bu hüznünden aşırı keyif aldıkları için hemen yanına yaklaşıp kargasının bu sabah ölü gördüklerini söylediler. Bu haber üzerine kendini yerden yere atan Kunt perişan hale düşmüştür. Nerede öldüğünü sormaya çalışsa da hiçbir cevap alamadı. Yalvardı yakardı dizlerinin önünde ama yine de söylemediler. Söyleyemezlerdi zaten çünkü bu bir başlı başına yalandı. Ne istemişlerdi küçücük bir kargadan anlam veremiyordu. Bu söyledikleri yalanı gerçeğe bindirmek isteyen hain insanlar kargayı gerçekten öldürmeye karar vermişlerdi yoksa Kunt bu konunun arkasını asla bırakmayacaktı. Alt tarafı bir kargaydı neden bu kadar uzatıp duruyordu bu konuyu anlam verememişlerdi. Biraz üzülsün diye yapmışlardı bu planı fakat düşündükleri gibi olmamıştı. Kunt her yerde kargasını arıyor ve belli saatler aralığında kargasının her zamanki durduğu yerde nöbet tutuyordu. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurbaga-masali/", "text": "Günlerden bir gün küçük bir çocuk vardı. Annesi her gün batımına doğru ona bir tas süt ve bir dilim ekmek verirdi. Çocukta sütü ve ekmeği yemek için bahçede oturuldu. Ekmeğini sütüne bandırıp yerken, duvardaki çatlaktan bir kurbağa başını uzatıp çocukla beraber yerdi. Bu çocuğun çok hoşuna giderdi. Kurbağa ile yemeğini paylaşmayı severdi. Ver akşam üzeri kurbağa ile paylaşırdı süt ve ekmeğini. Çocuk yine bir gün süt ve ekmeğini alıp bahçede oturunca, kurbağanın gelmediğini gördü. Bekledi ama kurbağa gelmedi. Daha fazla dayandı ve kurbağa seslendi; Aniden kurbağa duvardan belirdi ve sütü keyifle yedi. Yemeğini paylaşan çocuğa hediye olarak altından oyuncaklar, pahalı taşlar ve inciler verdi. Ama kurbağa kasedeki sütü içip, ekmeğe dokunmadı. Çocuk elindeki kaşıkla kurbağaya dokunup ekmekte ye dedi. Çocuğun kendi kendine konuştuğunu duyan annesi, eline aldığı odun parçası ile kurbağaya vurarak oracıkta öldürdü. Annesi kurbağayı öldürdükten sonra, o sağlıklı çocuk zayıflamaya, al al yanakları solmaya başladı. Kurbağa ile yemeğini paylaşan sağlıklı çocuk her gün giderek eriyordu. Uğursuzluk getiren Puhu kuşu o akşam ötmeye başladı. Kızılgerdan kuşu ağaçlardan topladığı yapraklardan çelenk yaptı; Ardından da çocuk hayatını kaybetti. Annesiz ve babasız kız çocuğu kalenin duvarında oturmuş ip örmekteydi. Kalenin duvarından bir kurbağa çıkı verdi. Annesiz babasız kız kurbağayı görünce boynuna doladığı mavi ipek fuları çıkarıp duvarın üstüne serdi. Bu kurbağanın çok hoşuna gitti ve fuların üstünde sevinçten hoplayıp zıpladı. Biraz zaman geçince kurbağa geri geldi. Kendisiyle getirdiği tacı fuların üstüne bırakıp gitti. Küçük kız o tacı alıp saçlarının üzerine koydu. Tac pas parlak ve altından işlenmişti. Biraz zaman geçince kurbağa ortaya çıkıverdi; ama baktı küçük kızın fularının üstünde taç yok ve buna çok üzüldü. Üzüntüden başını kalenin duvarına vurmaya başladı. Durmadan vurdu. Vurmaya devam etti. Sonra giderek halsizleşti ve en sonunda dayanamadı ve kalenin duvarının dibinde öldü. Eğer küçük kız taca dokunmasa, tac fularının üstünde kalsaydı, kurbağa ona daha birçok değerli eşya ve hediye getirecekti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurbaga-prens-masali/", "text": "Bir zamanlar tüm dileklerin gerçek olduğu bir devirde bir kral ve güzeller güzeli bir kızı varmış. Kız o kadar güzelmiş, o kadar sevgi doluymuş ki kral kızın her istediğini yerine getirirmiş. Baba artık eski oyuncaklarım ile oynamak istemiyorum çok sıkıcılar yeni bir oyuncak istiyorum. Benim için çok kıymetlisin bu yüzden dedemin bana küçükken verdiği bir oyuncağı ben şimdi sana vermek istiyorum. Kral bunu söyledikten sonra yanındaki kasadan altın bir top çıkarır. Artık bu top senin olabilir. Bu top güneşin altında bile güneşten fazla parlar. Bu topu asla kaybetmemelisin. Teşekkür ederim, sen dünyanın en harika babasısın. Prenses hemen topla oynamak için bahçeye çıktı. Önce topu attı sonra peşinden kendisi gitti. Oyuna devam ederken karşısına çok çirkin bir kurbağa çıktı. Hemen git buradan pis çirkin kurbağa. Çalıların orada dikkatimi çektin, güzelliğin ile beni büyüledin. Seninle arkadaş olmak istiyorum birlikte oyunlar oynarız. Senin gibi pis bir kurbağa ile oynayacağıma tek başıma kalırım daha iyi. Prenses midesi bulanarak şatosuna döndü. Sonraki gün kendisine hem kurbağanın onu bulamayacağı hem de sakin ve huzurlu bir yer olan kuyunun yanındaki ıhlamur ağacının altına geçti. Topu havaya attı tam tutmak üzereyken top güneş ışığı ile parladı ve prensesin gözlerini kamaştırdı. Prenses topu tutamadı ve top kuyunun içine kaçtı. Olamaz babamın hediyesi altıntopum kuyuya kaçtı. Ama bu kuyu çok derin, nerede olduğunu bile göremiyorum. Birden ağlamaya başladı. Kimse ona yardım edemezdi. Ağlamaya devam ederken birden bir ses duydu. Neden böyle ağlıyorsun? Kalbim taştan olsa bile dayanamam. Prenses etrafına bakındı sesin nereden geldiğini bulmaya çalıştı. Sen miydin çirkin kurbağa? Ağlamamın sebebi pırıl pırıl parlayan altın topumun kuyuya düşmüş olması. Eğer topumu çıkarabilirsen ne istersen onu veririm. Elbiselerimi, takılarımı, altınlarımı, hatta başımda duran tacı bile verebilirim. Elbiselerini, takılarının, altınlarını ya da tacını istemiyorum. İstediğim şeyler benimle arkadaş olman, birlikte oyun oynamak, aynı sofrada oturup yemek yemek, aynı içecekten içmek eğer kabul edersen ben topunu hemen çıkarırım. Prenses kurbağadan sıkıldığı için ne derse kabul etmeye karar verir. Tamam ne istersen hepsini kabul ediyorum. Sen sadece topumu kurtar hepsini yaparız söz. Kurbağa bunu duyar duymaz hemen kuyuya atlar ve kısa bir süre sonra kuyudan çıkarak altıntopu çimlerin üzerine bırakır. Prenses topu aldığı gibi oradan kaçarak uzaklaşır. Dur lütfen söz vermiştin beni de yanında götür ben senin kadar hızlı koşamıyorum. Ama nafile prenses gitmişti çoktan. Bir sonraki gün kral ve prenses yemek yemek için masaya oturdu. Prenses tam yemek yemeye başlayacaktı ki birden kapıdan bir ses geldi. Seni çirkin şey ne işin var senin burada, nasıl gelirsin sen benim kapıma? Hemen buradan git. Kapıyı sertçe kapattı ve tekrar kralın yanına döndü. Kral kızının halini görünce dayanamadı, Hayır baba kapıda çirkin bir kurbağa var. Dün kuyunun yanında altıntopum ile oynarken top bir anda kuyuya düştü. Kurbağa yanıma geldi ve topumu oradan çıkarabileceğini ama bir şartı olduğunu söyledi. Benimle arkadaş olmak istediğini söyledi. Bende o anda kabul ettim ama peşimden buraya kadar geleceğini bilmiyordum. Şimdi kapımın önüne gelmiş onu içeri almamı bekliyor. Prenses kapıyı aç bana söz vermiştin. Kızım söz verdiysen sözünü tutmalısın, aç hadi kapıyı al kurbağayı içeri. Prenses babasının isteği üzerine kalktı ve kapıyı açtı. Prenses kapıyı açınca kurbağa zıplaya zıplaya yanına geldi. Teşekkürler prenses. Beni sandalyede yanına oturt. Prenses sinirli sinirli kurbağaya baktı ancak babasının ona nasıl baktığını fark edince kurbağayı sandalyeye oturttu. Prensesin iştahı kaçmıştı. Zorla da olsa biraz yemeğini yedi. Kurbağa ise iştahlı iştahlı daldı yemeklere. Biraz daha çorba alabilir miyim? Çok uzun zamandır böyle lezzetli bir şey girmiyordu mideme. Prensesin tüm yedikleri boğazına diziliyordu. Sonunda kurbağa yemek yemeyi bitirdi. Hadi odana gidelim ben çok yorgunum, bana o ipek yatağını hazırla birlikte uyuyup dinlenelim. Yeter artık çirkin kurbağa hemen bu saraydan gideceksin. Bir prensese bu sözler hiç yakışmıyor kızım. Bir soylu söz verdiyse eğer o sözü tutmak zorundasın. Sen de sözünü tutacaksın. Prenses istemeden de olsa kurbağayı parmaklarının ucu ile tutarak odanın herhangi bir köşesine koydu. Eğer buradan bir yere kıpırdarsan seni en karanlık ormana atarım. Ama bende yorgunum, güzel bir uyku uyumak istiyorum. Eğer beni de yanına yatırmazsan seni krala şikayet ederim. Prenses kurbağayı tutar ve hızlıca duvara fırlatır. Kurbağa o anda ölür ve yere düşer. Prenses kurbağayı dürter ve numara yapma kalk hemen der. İnanamıyorum öldü mü gerçekten? Ben nasıl böyle bir şey yaparım. Kurbağayı eline alır ve ağlamaya başlar. Sonra kurbağayı öper. Tam o anda kurbağa canlanır ve yere zıplar. Daha sonra da çok yakışıklı bir prense dönüşür. Korkma, ben o minik kurbağayım, sonunda bir prense dönüştüm sana başıma neler geldiğini anlatacağım. Ben insanken çok bencil ve şımarık birisiydim. Bir gün sıkılmış ve ormana ava çıkmıştım. Hayvanları öldürüyordum. Birden karşıma bir orman perisi çıktı. O hayvanlarında canı var, onlar senin oyuncağın değil. Tanrı doğayı bunun için yaratmadı. Sen benimle ne cüretle böyle konuşursun? Ben kimim biliyor musun? Ben kralın oğluyum, buraların prensiyim ben. Bu ormanda doğa da benim, tek sahibi benim. Sen bilmiyorsun, doğanın tek bir sahibi vardır, o da tanrıdır. Bu evreni tanrı yarattı, o hayvanları öldürmeye senin hakkın yok. Tanrı bu harika doğayı senin gibi şımarık bir prens yok etsin diye yaratmadı. Yeter artık çok saçmaladın çekil şuradan. Tam o anda peri uzun bir kadına dönüştü. Seni bencil prens. Seni bir kurbağaya çevireceğim. Bu sayede doğayı anlayacaksın. Aç kalan yılanlar senin peşinden koşacak, tıpkı senin onları avladığın gibi seni avlayacaklar. Peri bunu dedikten hemen sonra prens kurbağa oldu. Lütfen yapma peri, affet beni bir daha asla doğaya zarar vermeyeceğim. Yaptığın yanlışın farkına vardın ama seni affetmeyeceğim yine de sana büyünün nasıl bozulacağını söylemeliyim. Lütfen söyleyin nasıl kurtulacağım? Kurtulmak ve tekrar insan olmak için her şeyi yapabilirim. Kurtulmanın tek yolu doğaya saygısı olmayan bir prenses bulup onun sana iyi davranmasını sağlayacaksın. Eğer başarırsa insan olacaksın. Prenses hatasını anladı ve kendinden utandı. Üzülme prenses artık bitti bundan sonra canlılara iyi davran hepsine nazik ol. Sana söz veriyorum prens bundan sonra tüm canlılara karşı nazik olacağım. Tamam söz verdiğine göre senden bir şey isteyeceğim prenses. Güzeller güzeli prenses bu teklifi hiç düşünmeden kabul etti. Tüm olanları krala anlattılar ve evlenmek istediklerin söylediler. Kral evlenmelerine izin verdi ve evlendiler. Her gün birlikte bahçeye ve ormana gidip hayvanları beslediler. Yakışıklı prensi bir kurbağaya dönüştüren orman perisi onları gördü ve çok mutlu oldu. Sizi tebrik ederim çocuklar. Siz de artık yüce insanlar oldunuz. Aslında her insanın içinde yüce bir kişilik yatar. Ancak çoğu kişi bunu dışarı çıkaramaz. Siz doğaya iyi davranarak yüce birer insan olduğunuz kanıtladınız. Çünkü doğayı seven ve doğaya iyi davranan insanlar yüce insanlardır. Tanrı sizin mutlu olmanız için elinden gelen her şeyi yapmalı. Prens ve prenses orman perisinin kendileri için söylediklerinden sonra uzun ve mutlu birer hayat sürmüşler. Sevgilime okudum 2 dakikada uyuyakaldı. HARİKA! karım bu masalı her gün zorla okutturuyor. bir gün ona son kez bu masalı okudum ve bunun farkında değildim. artık kimseye masal okumak yok. sevgilime her gece okuyorum, alışkanlık oldu artık. burada anlatılan masallardan daha güzel bir masal o, fakat farkında değil. onu deliler gibi seviyorum ve 30 yaşımıza gelsek bile buradan okumaya devam edeceğim. Okadar çok pişmanım ki, şuan onun nefesini duyabiliyorken içim rahat etmiyor, bukadar berbat birine dönüşüp onu üzüp kırdıktan sonra şuan hala onun nefesini duyabiliyorum.. Benim acı çekmeme dayanamıyor bana kıyamayacak kadar çok seviyordu, o benim annem🤍 ben onun evladıydım🐝 çünkü o beni hep evladı gibi sevdi, bir anne gibi sevdi, o beni bir bebek gibi sevdi🥺. İnanın sonsuza kadar buraya yazabilirim, ama en önemlisi ne biliyormusun şuan telefon açık ve o uyuyor, evet şuan benimle henüz affetmedi henüz bana aşkını dile getirecek kadar geçmedi kırgınlığı, geçmesini değil benimle kalmasını istiyorum, ben onsuz yapamıyorum hem bir çocuk annesi olmadan nasıl yaşayabilir, nasıl mutlu olabilir, nasıl gülebilir ki, şuan saat 05:48 tam 28 dakikadır yazıyorum, yazarken beni mutlu eden tek bir şey var,"} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurnaz-avci-ile-saskin-at-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş.Evvel zaman içinde kalbur saman içinde yaşayan bir at ile geyik arasında bir kavga çıkmış. At öyle çok sinirlenmiş ki bu kavgadan sonra bir avcıya başvurmuş. Geyikten kendisinin intikamını almasını rica etmiş. Avcı bu teklifi iyice düşünmüş sonra da büyük bir memnuniyetle kabul ettiğini ancak bazı şartları olduğunu söylemiş. Şimdi beni iyi dinle At kardeş Eğer geyiği yenmek istiyorsan bu demiri ağzına yerleştirmeme müsaade etmelisin. Seni bu yularla istediğim tarafa yöneltebilirim demiş. -Galiba bunda kötü bir şey yok peki isteğini kabul ediyorum demiş. Sonra sırtına da şu semeri oturtmalıyım ki beraberce düşmanın peşinden koştuğumuz zaman beni sırtında dengeli tutsun demiş. At yine düşünüp herhalde Bunda da bir sakınca yok geyiği yakalamak İstiyorsam bunları kabul etmeliyim diye düşünüp avcının teklifini kabul etmiş. Avcı atı semerleyip yularladıktan sonra üzerine sıçrayıp yola koyulmuşlar. Bir zaman sonra atın ve Avcı'nın gayretiyle geyiği yakalayıp tutmuşlar. Demek ki avcı ile bir olup bana tuzak kurdunuz öyle mi yalnız at kardeş dikkat et kiminle ortak olduğuna demiş. Zafer sarhoşluğu ile hiçbir şeyin farkında olmayan şaşkın atsa sevinçten havalara uçuyormuş. Geyikten intikamımı aldım diye düşünüyormuş. At epey bir sevinç naraları attıktan sonra avcıya dönmüş. Eh hadi artık bunları çıkart sırtımdan ve ağzımdan avcı kardeş çıkart da kurtulayım demiş. O kadar aceleye ne lüzum var dostum artık seni kendi yönetimim altına almış oldum. Bundan böyle de hep öyle kalmanı isterim. Niçin senin ağzındaki ve sırtındakileri sökeyim ki? demiş. Şaşkın at beyninden vurulmuşa dönmüş. Şimdi avcının kendisini tuzağa düşürdüğünü anlamış. Aklın sıra geyiğe iyi bir ders vermek istemiş ama kendisi şimdi çok daha kötü bir duruma düşmüş. Hayatı boyunca da avcının boyunduruğu altında kalmış. Artık sadece eski günlerdeki özgürce koşup zıpladığı zamanları aklına getirip özlem duymaktan başka bir şey yapamıyormuş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurnaz-fare/", "text": "Bir zamanlar küçük bir mağarada kurnaz bir fare yaşarmış. Bir gün fare yemek aramaya çıkmak üzereyken bir kedi görmüş. Bu kedi dikkatle mağaranın girişine bakıyor gibiydi. Şimdi gidersem, kesinlikle kedi tarafından canlı canlı yenirim, diye düşündü fare. Sonra aniden farenin aklına bir fikir geldi. Hızla sıçan kolonisinden arkadaşının inine doğru koştu. Şimdi, kurnaz farenin arkadaşı onun aksine kurnaz değildi. Kurnaz olmayan fare arkadaşını görünce şaşırdı. Uzun zamandır görüşemedik, diyerek arkadaşını selamlıyor. Ardından kurnaz fare basit fareye sorar Hemen dışarıda bir mısır tarlası olduğunu biliyor muydun?. Daha yeni keşfettim ve yalnız yemenin iyi olmayacağını düşündüm. Bu yüzden seni davet etmek için koşarak geldim. Der. Bu harika bir haber! diye bağırdı kurnaz olmayan fare. Yol göster dostum. Sonunda harika bir yemek yiyeceğiz! Kedinin varlığının farkında olarak, diğer fareyi aldatmak için başka bir plan daha düşündü. Kurnaz olmayan fare Nasıl yapabilirim? diye sordu. Kurnaz fare cevap verir. Küçüklüğümüzden beri sana hayranım. Seni yönlendirmek gibi bir şey yapamam! Lütfen, önden sen git, sen yol göster. Ben seni takip edeceğim. Der. Diğer fare, kurnaz olmadığı için olduğu için hiçbir şeyden şüphelenmedi ve yolu gösterdi. Kısa süre sonra küçük inlerinin kapısına geldiler. Diğer fare, dışarıda bekleyen kedi hakkında hiçbir şey bilmiyordu, bu yüzden savunmasız bir şekilde dışarı çıktı. Kedi fareyi görür görmez üzerine atladı ve onu yedi. Kurnaz fare ise mısır tarlasına doğru koştu. Aptal fare, benim numarama kandı! kurnaz fare hiç pişmanlık duymadan düşündü. Kurnaz fare tam mısır tarlasına varmak üzereyken, bir kartal aniden aşağı indi ve onu alıp götürdü. Kurnaz fare ne yaparsa yapsın kurtulamadı. Aman Tanrım, aynı arkadaşım gibi öldürülüp yeneceğim! dedi ve ağladı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurnaz-kurt-ve-inatci-horoz-masali/", "text": "Ormanın derinliklerinde yaşayan kurnaz mı kurnaz bir kurt varmış. Kurt iri gözlü, uzun kulaklı ve koyu renkli bir tene sahipmiş. Gecenin geç saatlerinde, herkes uykuya daldığı bir anda köye iner ve kuzuları yermiş. Sabah uyanan köylüler kuzularının eksik olduğunu fark edip bu işi kurdun yaptığını bilirlermiş. Uzunca süre böyle devam eden bu durum köylülerin canından bezdirmiş. Bu duruma dayanamayan köylüler bu meseleyi İnatçı Horoz'a bildirmişler. İnatçı Horoz onlara evlerine dönmelerini ve hiçbir şeye karışmamalarını tembih etmiş. Köylü evlerine dağılmış ve İnatçı Horoz hiç vakit kaybetmeden işe koyulmuş. Köyün etrafında tuzaklar kurmuş. Tilkiyi yakalamak için her şeyi hazırlayıp gece karanlığının çökmesi için beklemiş. Gecenin bir vakti İnatçı Horoz beklemeye başlamış. Uzaklardan bir çatırtı sesi işitmiş. Kurnaz Tilki, yola koyulmuş ve kurulan tuzakların farkına varmış. Bir çıkış yolu bulamayınca o gece eli boş olarak geri dönmüş. Kurnaz Tilki, günlerce aç kalmış ve oturup düşünmeye başlamış. Yanına bir tavuk alarak gece yine yola koyulmuş. Sessizce horozun olduğu yere gelip tavuğu bırakmış. Tavuğu gören horoz bir an boş bulunmuş ve tilki aradan sıyrılıp kuzuların olduğu yere doğru ilerlemiş. Bu durumun bir aldatmaca olduğunu fark eden horoz hemen kuzuların olduğu yere doğru hızlıca ilerlemiş ve tilkiyi suçüstü yakalamış. Horoz, tilkiye doğru dönerek: Tilki kardeş sen ne kadar kurnazsan, ben de o kadar inatçıyım. demiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurnaz-tilki-masali/", "text": "Günlerden bir gün, çok çok uzak ülkelerden birinde çok büyük bir orman varmış. Bu kocaman ormanın içinde sayısız çeşit hayvan yaşarmış. Bu hayvanların biri tilkiymiş. Bu tilki çok kurnaz ve açıkgöz bir hayvanmış. Herkesle dalga geçer ve diğer hayvanlara karşı çok saygısızmış. Bir gün bu kurnaz tilkinin canı çok sıkılmış ve ormanda gezintiye çıkmış. Ormanda gezerken kendi kendine konuşuyormuş Canım çok sıkılıyor. Keşke şimdi bir olsa da dalga geçip kendimi eğlendirsem. diye etrafına bakınarak ormanda yürüyormuş. Kocaman ormanda öylece etrafına bakarak gezinirken, birden ağaçların arasından uçan beyaz leyleği görmüş. O anda leylek ile dalga geçip eğlenmeye karar vermiş. Tilki: 'Hey leylek arkadaşım! Şu kocaman ormanda bir başıma kaldım. Canım çok sıkılıyor. Yanıma gel de biraz konuşalım. demiş. Leylek, evden yiyecek bulmak için çıkmış. Ormanda yiyecek arıyormuş. Ama tilkinin böyle yalnız kaldığını görünce üzülmüş onun o haline. Yanına gidip bir bakayım neden yalnız kalmış diyerek tilkinin yanına doğru uçmuş. Leylek: 'Tilki arkadaşım, seninle zaman geçirirdim ama yiyeceğim hiç kalmadı. Ben de evime yiyecek bulmak için uçuyorum. Eğer izin verirsen şimdi yiyecek aramaya devam edeceğim. demiş. Ama bir yandan da merak ediyormuş, tilki onu neden çağırdı diye. Tilki: Ben de bu akşam tek başıma yemek yiyecektim. Madem senin de yemeğin yok, gel beraber benim evde yemek yiyelim, demiş kurnaz tilki. Leylek çok şaşırmış. Çünkü tilki durup dururken neden onu yemeğe çağırsın ki. Kesin tilki bir işler çeviriyor diye düşünmüş. Ama tilkinin davetini de geri çevirmek ayıp olabilir diye geçirmiş içinden. Ve tilkiye bakıp: Leylek: Tilki arkadaş, mademki o kadar çok istiyorsun, kabul ediyorum. Yalnız kalma. Akşama seninle yemek yemeye geleceğim demiş. Ve uçarak ormanın ağaçları arasından kaybolup gitmiş. Tilki, leyleği kandırabildiği için gülerek evine doğru gitmiş. Tilki evine gittiğinde hazırlıklara başlamış. Çok güzel bir çorba pişirmiş. Çorbanın güzel kokusu ormana kadar yayılmış. Kurnaz tilki çorbayı yemek tabaklarına doldurup sofraya koymuş. Oturup leyleğin gelmesini beklemiş. Leylek, evdeki işlerini halledip tilkinin evine doğru uçmaya başlamış. Tilkinin evine ulaşıp kapıdan girdiğinde çorbanın o güzel kokusu içini doldurmuş. Çok sevinmiş karnını doyuracağı için. Leylek: 'Kolay gelsin Tilki arkadaşım. Çorba da çok güzel kokuyor demiş. Tilki: Teşekkürler leylek arkadaşım. Bol bol çorba yaptım. Karnımız doyana kadar içeriz demiş. Yemek masasına oturduklarında tilki hemen çorba tabağını önüne alıp iştahla yemeye başlamış. Tilkinin çorbayı öyle içtiğini gören leylek daha fazla dayanamamış ve çorbayı içmek için tabağa eğilmiş. Ama leylek ne yaparsa yapsın çorbayı içemiyormuş. Çok uzun gagası içmesine izin vermiyormuş. Gagası tabağın yüzeyine değip duruyormuş. Tilki ise leyleğin bu durumuna bakıp içinden gülüp eğleniyormuş. Çorbasını iştahla yemeye devam eden tilki bir an durmuş ve leyleğe bakarak: Tilki: Leylek arkadaşım, çorba da çok güzel olmuş değil mi demiş. Leylek, Tilkinin onu dalga geçip, eğlenmek için yemeğe çağırdığını anlamış. Ama hiç belli etmeden cevap vermiş. Leylek: Evet tilki arkadaş. Çok güzel çorba pişirmişsin. Ellerine sağlık. Çok içtim karnım tıka basa doydu demiş. Leylek, tilkinin onunla dalga geçmesine çok içerlemiş. Bu yaptığına karşılık vermek istemiş. Tilkiye dönerek: Leylek: Tilki arkadaş. Sen bugün benim için güzel bir yemek hazırladın. Yarın da ben seni yemeğe davet ediyorum. Eğer beni kırmaz ve yarın bana yemeğe gelirsen çok mutlu olurum demiş. Tilki her şeyden habersiz, leyleğin bu teklifini hemen kabul etmiş. Diğer gün tilki ormanın içinde leyleğin evine doğru yol almış. Leyleğin evinden girince mis gibi yemek kokuları kurnaz tilkinin iştahını daha da açmış. Yemek yiyeceği için çok mutlu olmuş. Ama tilki masaya bakmış ve çok şaşırmış! Çünkü bütün yemekler daracık ağızlı tabaklardaymış. Leylek uzun gagası ile daracık tabaklardan rahat rahat yemekleri yerken tilki bakakalmış. Yemeği yemeye çalışmış ama ne yaparsa yapsın yemeğe ulaşamıyormuş. Leyleğin ona oyun oynadığını anlamış. Leylekten özür dileyerek, dün yaptığı hatadan dolayı çok utanmış. O akşamdan sonra tilki kimse ile dalga geçmemiş. Ormanda ki bütün hayvanlara karşı saygılı bir tilki olmaya karar vermiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kursun-asker-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tela pireler berber iken çok uzaklarda bir ülkede oyuncak satan bir ustanın şirin evinde altıtane kurşun asker bir rafta altı tane kurşun asker uzun zamandır alıcısını beklermiş. Nihayet bir oyuncakçı bunları görerek almış ve mağazasının vitrininde sergilemeye başlamış. Bu altı asker ellerinde tüfekleriyle hazır olda beklermiş. Birbirine çok benzeyen bu altı askerin birisi diğerlerinden farklıymış. Farklı olan askerin bir ayağı yokmuş. Günlerden biir gün işinden evine dönen bir baba doğum günü yaklaşan oğlunu sevindirmek istemiş. Oğlunun resmigeçit yapan askerleri hayran hayran izlediğini bilen baba, doğum günü için vitrinde duran askerleri almaya karar vermiş. Satıcıdan bu oyuncak askerleri hediye paketi yapmasını rica etmiş. Bu sırada da ayağı olmayan askeri fark ederek onu almak istememiş. Bunun üzerine satıcı, ustadan dinlediği bu askerin hikayesini anlatmaya başlamış: Baba, askerleri ayırmak istememiş ve topal ayağına rağmen altıncı askeri de almış. Çocuğunun doğum gününe gelen çocuklar bu askerleri çok sevmişler. Ama artık evlerine gitme vakitleri gelince oyunu bırakıp kurşun askerleri kutularına yerleştirip rafa kaldırmışlar. Bir müddet kimse onları oradan alıp oyun oynamayınca askerlerin canı sıkılmaya başlamış. Ama kurşun topal asker şanslıymış. Kutunun aralık kalan kapağından dışarıyı görebiliyormuş. Bu durumu değerlendiren kurşun asker, bunu bir eğlenceye dönüştürüyormuş. Önce gözüne masa ve masanın üzerinde duran oyuncak kale ve kaledeki şato çarpmış. Şatoda bir prensesin yaşadığını dans eder gibi duran prenses heykelinden anlamış. Prenses aslında hareket etmiyormuş. Ama kolları iki yana açık bir ayağı havada olarak yapılmış heykelinden bunu anlamamak mümkün değilmiş. Bizim asker prensesin bu heykeline bakıp bakıp iç geçirmeye başlamış. Çünkü ona aşık olmuş. Aşkı yüzünden ağzını bıçak açmamaya başlamış. Prensese kavuşması ancak başka birinin yardımıyla olabileceğinden ümitsizce dua ediyormuş. Ertesi gün bu isteğini gerçekleştirecek olaylar peş peşe gelmeye başlamış. Evdeki çocuk gelerek önce kale ile biraz ilgilenmiş. Ardından kalede askerlerin bulunması gerektiğini düşünmüş olacak ki kurşun askerlerin kutusunu açarak bizim askeri alıp masanın üzerinde oynamaya başlamış. Bu kurşun asker için büyük bir fırsatmış. Prensesi artık çok yakından görebiliyormuş. Bu yakınlık onu prensese daha da bağlamış. Çocuk onlarla oynarken prensesin başına bir hal gelecek diye kurşun asker çok endişeleniyormuş. Bu sırada birden şiddetli bir rüzgar çıkmış. Kara bulutlar alçalarak ortalığı karartmış. O kuvvetli rüzgar prensese bir şey yapmamış ama bizim askeri uçurup dışarı atmış. Bir kaldırımın kenarına düşen kurşun asker, rüzgarın ardından gelen şiddetli yağmurdan kaçmak için telaş içinde evlerine koşan insanların kendisini ezmesinden çok korkuyormuş. Neyse ki kimse üzerine basmadan sokaklar boşalmış. Ama yağmur bir türlü dinmiyormuş. Önce çukur dolmuş, sonra yağmur damlaları sel olup akmaya başlamış. Sonra yağmur dinmiş, bulutlar dağılmış. Oynamaya çıkan çocuklardan birisi, su birikintilerinde oynamak için kağıttan güzel bir kayık yapmış. Arkadaşı kurşun askeri görüp onu da kayığa bindirmiş. Çocuklar başka oyunlara dalınca kayık yavaş yavaş süzülerek oradan uzaklaşmış. Sular kayığı içinde dimdik duran kurşun askerle ırmağa doğru sürüklemiş. Sel sularıyla coşan ırmakta akıntı kayığı sürüklerken yağmur da tekrar başlamış. Yağmura dayanamayan kağıt kayık eriyip gitmiş. Kayığı olmayan kurşun asker hem sürükleniyor hem de ırmağın derinliklerine doğru batıyormuş. Nihayet ırmağın dibindeki çamura ulaşmış. İyiden iyiye korksa da yorgunluğun da etkisiyle suyun altında uyuyakalmış. Bu arada güneş yeniden yüzünü göstermiş, sular azalmış. Kurşun asker bir müddet sonra sıcak ve aydınlık bir mutfakta ocağın yanında gözlerini açmış, şaşkınlık içerisinde etrafına bakmış ve oyuncağın sahibi olan çocuğu görmüş. Meğerse oyuncağı pencereden uçtuğunda onu aramaya çıkan çocuk, bularak tekrar evine getirmiş. Çocuk mutfakta biraz oynadıktan sonra askeri kutusuna koyup odasındaki rafa yerleştirmiş. Sıcacık odada kendisini güvende hissetmek bizim askeri çok mutlu etmiş. Ama prensesi merak ederek hemen masaya bakmış. Prenses orada duruyormuş. Bütün geceyi prensesle birbirlerine sevgiyle bakarak geçirmişler. Günler ikisi içinde mutluluk içinde geçerken oyuncaktan sıkılan çocuk bir gün onu yanan şöminenin içine atmış. Önce canı çok yanıyormuş, sonra erimeye başlamış. Ama o eridiğine değil prensesten ayrıldığına üzülüyormuş. O sırada kapı açılmış ve odada oluşan kuvvetli esintiyle prenses de şömineye, kurşun askerin yanına düşmüş. Kollarını açıp prensesi kucaklayan kurşun askerin yüreği yeniden mutlulukla dolmuş. Bu olay, prensesle birlikte yeni bir hayatın başlangıcı olmuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurtla-kirmizi-baslikli-kizin-dostlugu/", "text": "Kocaman bir ormanın bir ucunda yaşayan Kırmızı Başlıklı Kız her hafta ormanın diğer ucunda yaşayan büyükannesine taze yiyecekler götürüyordu. O ormanın derinliklerinden geçerken başına gelecek tehlikelerden koruyan iyi kalpli bir kurt vardı. Kırmızı Başlıklı Kızın bu iyi kalpli kurttan hiç haberi yokmuş. Çünkü kurt onu korkutmamak için hiç yoluna çıkmazmış. Onu uzaktan izler onun neşesiyle neşelenir, güzel sesiyle söylediği şarkıları dinlermiş. Bir gün kurt ormanın diğer tarafındayken Kırmızı Başlıklı Kız yine büyükannesine yiyecek götürmek için ormana girmiş. Onu gözleyen kurt olmadan yürürken karşısına kocaman bir ayı çıkmış. Ayı kükrüyor ve Kırmızı Başlıklı kızı yemek için ona doğru yaklaşıyormuş. Kırmızı Başlıklı Kızın yardım isteyen çığlıklarını kurt ormanın içinden duyduğunda koşarak hemen yardıma gitmiş. Kırmızı Başlıklı Kız ile ayının arasına girmiş. Ayıya çekil git buradan bu tatlı kıza zarar veremezsin o benim arkadaşım demiş. Ayı kurdun çok kararlı olduğunu ve sivri dişlerini görünce Bu sıska kız için kavga etmeye değmez diyerek arkasını dönüp gitmiş. Kırmızı Başlıklı Kız bu kez korku ile kurda bakmaya başlamış. Kurt yumuşak bir sesle Korkma küçük kız ben sana zarar vermeyeceğim. Ben senin koruyucunum demiş. Kırmızı Başlıklı Kız buna çok şaşırmış Nasıl yani anlamadım demiş. Anlatmaya başlamış kurt Ben daha küçükken baban beni aslanlardan kurtarmıştı. O gün ona söz verdim eğer bir gün bana ihtiyacı olursa bende ona yardım edecektim. Sen büyüyüp ormana gelmeye başlayınca baban beni buldu. Seni korumamı istedi bende sözümü tuttum seni uzaktan korumaya başladım. Beni görünce korkacağını bildiğimden yanına yaklaşmıyordum demiş. Kırmızı Başlıklı Kız bu gizli koruyucusu olan kocaman kurdu çok sevmiş. Yoo ben senden korkmuyorum sen iyi bir kurtsun hem benim hayatımı kurtardın. Benimle arkadaş olur musun? demiş. Bu sözler onu çok seven ve onunla oyunlar oynamak isteyen kurdu çok mutlu etmiş. Birlikte çiçekler topluyor, şarkılar söylüyor ve oyunlar oynuyorlarmış. Bir yandan oynayıp bir yandan da büyükannenin kulübesine doğru yürüyorlarmış. Kulübenin önüne geldiklerinde büyükannede hava almak için dışarıdaymış. Kurdu torununun yanında görünce çok endişelenmiş. Hemen tüfeğini almış ve kurdu vurmak için nişan almış. Kurdu koruma sırası artık Kırmızı Başlıklı Kızdaymış. Hemen atılmış Dur büyükanne ne yapıyorsun, o benim arkadaşım, az önce hayatımı kurtardı demiş. Büyükanne torununa inanmak istememiş ama Kırmızı Başlıklı Kız kurdun yanına gitmiş, onun boynuna sarılmış. Kurtta başını küçük kızın omuzlarına yaslamış. Onların bu sevgi dolu hallerini gören büyükanne kurdun kötü olmadığına ikna olmuş. Hadi gelin çörek yapmıştım birlikte yiyelim demiş. Kırmızı Başlıklı Kız ve kurt büyükanne ile birlikte kulübeden içeri girmişler. O günden sonra kurt ve Kırmızı başlıklı Kız yakın arkadaş olmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kurtla-kuzu-hikayesi/", "text": "Diyar diyar içerisinde her kim daha kuvvetli ve gücü yerindeyse o her zaman haklıdır. İnanmayan herkes dinlesin bu masalı. Kuzucuğun biri bir gün su içiyormuş, tertemiz çok güzel su akan pırıl pırıl bir nehirde. Aç olan kurt yaklaşmış bir yanına, belli ki karnı çok acıkmış. Vay kuzucuk demiş, sinirli şekilde. Sen kimsin ki bana ait olan suyu bulandırıyorsun, şimdi göstereceksin sen. Ah vah diyerek aman efendim diyerek söze başlamış kuzu: Kızmayın lütfen bana özür dilerim. Hem iyice bakın hele ben nehre çok uzağım. Bulunduğum konum suyunuzu iyi değil ki suyunuzu bulandırmak için. Hem ayrıca siz yukarıdasın, ben aşağıda ancak suyu siz bulandırıyorsunuz, demiş. Kurt yine de aldırış etmeden üzerine doğru gelmiş kuzucuğun. Evet, bilmiyorum demiş asi kurt: Bulandırıyorsun işte ayrıca dahası bile var. Sen geçen sene küfür etmiştin bana, sakın unutmam ben onu. Kurt kardeş ben geçen sene yoktum. Bu sene doğdum ben emin olabilirsin. Kurt bozularak o zaman kardeşindir ukala kuzu demiş. Kardeşim yok bu yüzden küfretme ihtimalide yok demiş kuzu. O zaman senin cinsinden biridir kesinlikle. Benden bilemezsin. Tüm işiniz benimle uğraşmak olduğunu biliyorum. Çobanlar ve köpekleri bana söylediler, demiş. Kuzuyu kaparak ormana kaçmış ve bir daha gören olmamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kuslarin-sarkisi-masali/", "text": "Masal Ülkesi'nin büyülü ormanlarında, kuşların şarkısı ile dolu bir konser düzenleniyormuş. Her gün güneşin doğuşuyla başlayan bu muhteşem gökyüzü konserinde, renkli kuşlar kendi melodilerini söylüyor ve doğanın dansı başlıyormuş. Bu olağanüstü etkinlik, insanları büyülemeye ve onları sevgi dolu bir atmosferle sarmaya yetiyormuş. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, İlkbahar Perisi sahne alırmış. Hafif esintilerle tüyleri rüzgarda dans eden çiçeksi renkli kuşlar, tüm ormanı bir neşe havasına sokarmış. İlkbaharın gelişi, doğanın uyanışını simgelerken, kuşların şarkısı da masal ülkesinin canlanışını kutlarmış. Yazın sıcak günlerinde sahne alan Yaz Perisi, parıldayan güneşle birlikte şarkı söylermiş. Renk renk tüyleri ve coşkulu sesleriyle yaz aylarının enerjisini taşıyan kuşlar, insanların yüzlerine tebessüm getirirmiş. Ormanın tüm canlıları, bu eşsiz konserin tadını çıkarmak için bir araya gelir ve doğanın müziğine katılırlarmış. Sonbahar Perisi, kızıla dönen yaprakların ve hafif serin esintilerin işaret ettiği sonbahar mevsiminde sahneye çıkarmış. Yavaşça savrulan yaprakların dans ettiği bu gökyüzü konserinde, melankolik ve hüzünlü şarkılar söylenirmiş. Sonbaharın gelmesiyle birlikte, doğanın döngüsü tamamlanırmış. Kış Perisi, beyaz bir örtüyle kaplanan kış mevsiminde konseri sonlandırırmış. Minik kar tanelerinin masumiyetle süslediği kuşlar, dingin ve sakin bir atmosfer yaratırmış. Her bir tını, insana iç huzuru ve dinginlik hissi verirmiş. Kışın büyülü dokunuşu, Masal Ülkesi'nin tüm halkını sarıp sarmalarken, kuşların şarkısı da kalpleri ısıtırmış. Bu olağanüstü gökyüzü konseri, Mevsim Perileri'nin eşsiz dansı ve müziğiyle bir araya gelirmiş. İnsanlar, bu muhteşem gösteriyi büyülenerek izler, doğanın güzellikleriyle bir bütün olurlarmış. Kuşların şarkısı, Masal Ülkesi'nin kalbinde sonsuz bir neşe ve sevgi kaynağı olurmuş. Bu masalsı konser, her gün tekrarlanarak insanların hayatlarına umut ve güzellik getirirmiş. Gökyüzü konseri, Masal Ülkesi halkının en sevdiği etkinliklerden biri haline gelmiş. Her gün insanlar, kuşların şarkısı eşliğinde bir araya gelerek doğanın büyülü dansına katılırmış. Çocuklar, renkli kuşların melodilerine hayranlıkla eşlik eder, dans eder ve coşkuyla şarkılarına eşlik ederlermiş. Yaşlılar ise, bu gökyüzü konserini izleyerek gençlik anılarına dalarmış. Konser sonunda, Mevsim Perileri sahneye çıkarak insanlara teşekkür eder ve doğanın dengesi için dualar edermiş. Kuşların şarkısı, Masal Ülkesi'nin her köşesinde duyulan büyülü bir masal olurmuş. Bu eşsiz etkinlik, insanların ruhlarına huzur ve sevinç verir, Mevsim Perileri'nin sihirli dokunuşlarıyla her gün yeniden canlanırmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kuslarin-yarisi-masali/", "text": "Çok güzel bir ormanda, renkli ve cıvıl cıvıl kuşlar yaşardı. Bu kuşlar arasında en hızlı ve en uçabilir olanı, mavi tüyleriyle ünlü Mavi Kuş'tu. Mavi Kuş, tüm ormanın gıpta ettiği bir hıza sahipti ve uçarken gökyüzünde zarif bir dans sergilerdi. Bir gün ormanda heyecanlı bir haber yayıldı; tüm kuşlar arasında bir yarış düzenlenecekti. Yarışın galibi, Ormanın En Hızlı Kuşu unvanını alacak ve ormanın kralı olacaktı. Her kuş, bu unvanı kazanmak için antrenmanlara başladı ve yarışa hazırlıklı bir şekilde girmek istiyordu. Mavi Kuş, yarışa olan hırsı ve yeteneğiyle dikkat çekiyordu. Ormanda herkes, onun yarışı kazanacağına inanıyordu. Ancak, yarışa katılmak isteyen diğer kuşlar da gözlerini kırpmadan çalışıyor ve kendilerini geliştiriyorlardı. Yarış günü gelip çattığında ormanda büyük bir heyecan vardı. Tüm kuşlar bir araya gelmişti ve yarışın başlamasını heyecanla bekliyorlardı. Yarışın hakemi, Ormanın Bilge Baykuşu, kuralları anlatıp yarışın başlayacağı işareti verdi. Yarış başladığında, kuşlar hızla havalandı ve gökyüzünde kanat çırpmaya başladılar. Mavi Kuş, hızıyla diğerlerini geride bırakıyordu, ancak diğer kuşlar da pes etmiyordu. Her biri kendi en iyi performansını sergiliyor ve yarışın kazananı olmak için mücadele ediyordu. Yarış ilerledikçe, Mavi Kuş diğer kuşlardan uzaklaşıyordu, ama son viraja gelindiğinde Mor Kanatlı Kuş hızla ona yaklaşmıştı. Mor Kanatlı Kuş'un çabukluğu herkesi şaşırtmıştı. Son anlarda, Mavi Kuş ve Mor Kanatlı Kuş birlikte yarışın son düzlüğüne girdiler. Son düzlükte nefes kesen bir yarış başlamıştı. Mavi Kuş ve Mor Kanatlı Kuş, gökyüzünde birbirleriyle yarışıyordu. Her iki kuş da son güçlerini kullanıyor ve hızlarını artırıyorlardı. Gökyüzü, renkli tüyleri ve kanatlarıyla doldu taştı. Ve nihayet, son saniyede Mavi Kuş, Mor Kanatlı Kuş'u geride bırakarak yarışı kazandı. Ormanın En Hızlı Kuşu unvanını almış ve ormanın kralı olmuştu. Diğer kuşlar, onun hızına ve yeteneğine olan hayranlıklarını dile getirdiler ve Mavi Kuş, bu özel anı büyük bir gururla kutluyordu. Yarış sonrasında, ormanda bir bayram havası vardı. Mavi Kuş'un zaferi, tüm orman halkını bir araya getirmiş ve birlik ve beraberlik duygusunu güçlendirmişti. Kuşların Yarışı, masalsı ormanda her zaman anlatılan, hız, cesaret ve dostluğun önemini vurgulayan bir efsane olarak yaşamaya devam etti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kutup-ayisi-ve-bebek-penguen-masali/", "text": "Bir zamanlar Kuzey Antartika'da karlar diyarında yalnız yaşayan bir kutup ayısı varmış. Kutup ayısı yalnız yaşamayı çok seviyormuş. Hiçbir arkadaşı yokmuş. Kimseye ihtiyaç duymuyormuş. İstediği zaman istediğini yapıyor, kimseyle uğraşmak zorunda kalmıyormuş. Bir sabah kutup ayısı güneş ışıklarıyla uyanmaya çalışırken patisinin kenarında bir şey hissetmiş. Uykulu gözlerini araladığında patisinin kenarında bir yumurta olduğunu anlamış. Ne olduğunu anlam veremeyen Kutup ayısı sana soluna bakmış tam o sırada yumurta hareket etmeye başlamış. Yumurta çatlayıp içinden minik bir penguen çıkmış. Penguen karşısında Kutup ayısını görünce Anne diye bağırmış. - Hayır minik penguen ben senin annen değilim. Üstelik ben bir kız bile değilim demiş. Minik penguen bu sefer de Baba diye seslenmiş. - Hayır hayır ben senin baban da değilim. Ben bir kutup ayısıyım. Sen ise bir penguensin. Nasıl senin baban olabilirim? demiş. Kutup ayısı geçen gece çıkan şiddetli fırtınada yumurtanın yuvasına kadar sürüklendiğini düşünmüş. Bebek pengueni de yanına alıp, Hadi bakalım küçük dostum gidip anne ve babayı bulalım. dedikten sonra bebek pengueni sırtını çıkarmış ve yola koyulmuşlar. Kutup ayısı buzların üstündeki her yere, her bölgeye bakmış ancak etrafta hiç penguen yokmuş. Çaresiz bebeğe bakmak durumunda kalmış. Bu uzun süren arayışlar ikisini de çok acıktırmış. Kutup ayısı ikisi için güzel bir yemek hazırlamış. Yemeklerini yedikten sonra uyumak için hazırlanan kutup ayısı bir köşeye yatmış. Bebek penguen ise uyumak için gelip kutup ayısının yumuşak tüylerinin içine kıvrılmış. Daha önce Yalnızlığa alışan kutup ayısı minik penguenin kendisine bu kadar yakın olduğunu görünce kalbinde sıcaklık hissetmiş Bu saatten sonra penguene bir aile olmaya karar vermiş. Günler günleri, aylar ayları kovalamış. Kutup ayısı minik penguen ile çok mutluymuş. Bebek penguen evin neşesi olmuş. Bir gün kutup ayısı bir buzun üstünde telaşlı bir şekilde bir şeyler arayan iki penguen görmüş. - Kar fırtınasında yumurtamızı kaybettik. İçinde yavrumuz vardı. Buralarda minik bir penguen gördün mü diye sormuşlar. Tam o esnada anne ve babasının sesini duyan minik penguen dışarıya çıkmış. Yavrularını buldukları için çok mutlu olan anne ve babası yavrularını doyasıya sarılmışlar. Kutup ayısına da yavrularıyla ilgilendiği için çok teşekkür etmişler. Bebek penguen anne ve babasına kutup ayısıyla yaşadığı eğlenceyi anlatmış. Kutup ayısı ile arasındaki güçlü dostluğu gören anne penguen ve baba penguen çok uzaklara gitmemiş. Kutup ayısının evinin yakınlarına yuva kurmuşlar. Kutup ayısı o günden sonra bir daha asla yalnız kalmamış. Yeni arkadaşlarıyla sonsuza kadar mutlu yaşamış. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kutuphane-macerasi-masali/", "text": "Bir zamanlar, tatlı bir bebek olan Ali, büyük bir merakla dünya etrafında keşfe çıkmayı hayal ediyordu. Onun en sevdiği yerlerden biri, mahallelerinin köşesindeki eski ve gizemli bir kütüphaneydi. Ancak bu sadece bir kütüphane değildi, aynı zamanda büyülü ve fantastik maceraların kapısını açan bir yerdi. Ali, kütüphaneyi ziyaret etmeyi çok seviyordu. Her hafta annesiyle kütüphaneye gidip kitaplarla dolu rafları keşfederlerdi. Ancak bir gün, Ali'nin kütüphane ziyareti sıradışı bir şekilde başladı. Ali ve annesi, kütüphaneye girdiklerinde, bir kitabın önünde durmuştu. Bu kitap, diğerlerinden farklıydı. Kapağı altın yaldızla süslenmişti ve ışıl ışıl parlıyordu. Ali kitabı alıp eline aldığında, aniden kitabın sayfaları canlanmış gibi göründü ve Ali'nin içine doğru çekildi. Ali, şimdi büyük bir maceranın içinde buluyordu kendini. Kitabın sayfaları arasında yürürken, kendini büyülü bir ormanda buldu. Ormanın ağaçları yüksek ve gizemliydi, kuşlar melodilerini ötüyordu ve renkli çiçekler açmıştı. Ali, bu yeni dünyanın tadını çıkardı ve etrafı keşfetmeye başladı. Ali, ormanda dolaşırken, ileride devasa bir kale gördü. Kale, yüksek surlarla çevriliydi ve tıpkı peri masallarındaki kaleler gibiydi. Ali, kaleye doğru ilerledi ve kapısını çaldı. Kapı aniden açıldı ve içeri girdi. Kale, büyülü ve gizemliydi. Odalardan biri tamamen şekerlemelerle doluydu, diğeri devasa bir kütüphaneyle süslenmişti. Ali, kitapları incelemeye başladı ve her biri bir başka fantastik maceranın kapısını açıyordu. İşte bu kütüphane, gerçek bir dünya kütüphanesiydi, her kitap kendi hikayesini yaşıyordu. Ali, farklı kitaplara dalıp farklı maceralara katıldı. Bir kitapta ejderhalarla savaştı, diğerinde uzaya yolculuk yaptı, başka bir kitapta tarihi bir maceraya atıldı. Her macera onu farklı bir dünyanın içine çekti ve her biri büyülü ve unutulmazdı. Bir gün, Ali bir kitapta sıkıştı kaldı. Kitabın sayfaları kapanıp onu içine hapsetmişti. Ancak bu sefer kitapla sadece okuyucusu değil, kahramanı da birlikteydi. Ali, bu yeni dünyada hayatta kalmanın yollarını öğrenmeye başladı. Ali, maceralarla dolu bu dünyada dostlar edindi ve zorlu görevler üstlendi. Ejderhaları yenmeye yardımcı oldu, uzay gemilerini onardı, tarihi sırları çözdü. Her macera, Ali'nin cesaretini ve bilgisini artırırken, kendini keşfetmesine yardımcı oldu. Ancak en önemlisi, Ali, bu fantastik dünyalarda öğrendiği şeyleri gerçek dünyasına taşıdı. Cesaret, bilgi ve arkadaşlık, onun gerçek hayatında da değerli oldu. Artık her kitap, sadece bir hikaye anlatmıyor, aynı zamanda yaşam dersleri veriyordu. Bir gün, Ali bir kitaptan çıktı ve gerçek dünyasına geri döndü. Kütüphanenin sessizliğinde, annesi onu bekliyordu. Ali, yaşadığı maceraları ve öğrendiklerini paylaştı ve annesi onun bu büyülü yolculuğunu gülümseyerek dinledi. Ali'nin Kütüphane Macerası sona erdi, ama bu macera ona okumanın ve hayal gücünün gücünü öğretti. Her kitap, kendi dünyasını sunuyor ve her okuma, bir maceraya dönüşebiliyordu. Ali artık her kitabı bir kapı olarak görüyor ve her sayfanın büyülü bir dünyaya açıldığını biliyordu. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kuyruk-acisi-hikayesi-oku/", "text": "Geçmiş zamanların birinde oduncunun biri ormanda kış için odun hazırlarken, yakınlarda bulunan çalıdan gelen sesle irkilmiş. Baltasını sıkı sıkıya tutarak çalılara yaklaşmış ve orada kıvrılmış bir yılan görmüş. Oduncu elindeki baltayı kaldırarak nefret ettiği yılanın başına indirmeyi düşünürken yılanın ona baktığını görmüş. Yılanın oduncunun gözlerine bakışı o kadar içten ve mahzunmuş ki oduncu çok etkilenmiş. Elindeki baltayı, tedbiri de elden bırakmamak için usulca hemen yanına bırakmış. Yılanın da bir canının, onun da yavrularının olduğu düşüncesiyle yılanı öldürmekte tereddüde düşmüş. Oduncu, bir yandan acıma hissiyle baktığı yılandan çekinmiyor da değilmiş. Ama onun da yuvasında yavruları olabileceğini, yuvada yiyecek beklerken anasız kalmalarının onları nasıl da perişan edeceğini düşünerek korku ve nefretini bir yana bırakarak yılanın canını bağışlamaya karar vermiş. Meğerse oduncunun karşısındaki aslında yılanların kralıymış. Yılanın konuşmasına şaşıran oduncu bir yandan yılana küçümser gözlerle bakarken bir yandan da yılana Büyük de olsan sen bir aciz hayvansın, beni ödüllendirebilmen nasıl mümkün olur? diye sormaktan da kendini alamamış. Yılan; Beni burada biraz beklersen görürsün diyerek oduncunun daha önce görmediği deliğine dalarak ortadan kaybolmuş. Oduncu merak ve şaşkınlıkla kalakalmış. Çok geçmeden yılan deliğinden çıkmış. Ağzında çil çil bir altın tutuyormuş. Altını oduncunun önüne bırakarak altının oduncunun olduğunu söylemiş. Yılan daha sonra: Ne zaman ihtiyacın olursa benim yuvam olan bu kuyunun başına gel ve bana seslen, ben geldim, dostun oduncuyum ben, ortaya çık da altınımı ver bana diye bana buradan seslen demiş. Oduncu şaşkın şaşkın bir elindeki altına bir yılana bakarken yılan tekrar yuvasına dönmüş. Oduncu da; Vardır bu işte de bir hikmet diyerek sevinçle şehrin yolunu tutmuş. Altını kuyumcuya verip karşılığında yüklüce bir para almış. Fakir oduncu, evine eli yiyeceklerle dolu olarak dönmüş. Ama parayı nereden bulduğunu, ormanda yaşadıklarını karısı dahil hiç kimseye anlatmamış. O günden sonra ne zaman para ihtiyacı olsa yılanın yuvasının önüne gidip altınını alıyormuş. Oduncunun evi bolluk ve bereketle doluyormuş. Böylece hayat sürüp giderken oduncu bir gün hastalanmış. Hastalanınca da ne odun kesmek için ne de kuyunun başına gidip yılandan altın almak için dermanı kalmamış. Bu nedenle oduncunun evini eskisinden daha beter bir yoksulluk almış. Neredeyse yiyecek bir kuru lokmalık ekmekleri yokmuş. Çaresiz kalan oduncu oğlunu yanına çağırarak sırrını açmak zorunda kalmış. Sonra da oğluna ormandaki yılanın yuvasının yerini tarif ederek; Kuyunun başına git ve yılana ben oduncunun oğluyum, babam hasta, altını ben almaya geldim de. Sana vereceği altını şehre gidip bozdur. Evin ihtiyaçlarını pazardan al gel. demiş. Oduncunun oğlu duyduklarına çok şaşırmış. Babasının hastalığın etkisiyle konuştuğunu düşünse de hem onu kırmamak için hem de doğru olma ihtimalini düşünerek ormana gitmiş ve yılanın yuvası olan kör kuyuyu bulmuş. Babasının söylediği gibi yılana seslenerek beklemeye başlamış. Biraz sonra yılan ağzında bir altınla gelivermiş. Oduncunun oğlu bir yandan şaşırmış öte yandan kuyudaki altınların hepsine sahip olma düşüncesiyle yılanı öldürmeye karar vermiş. Elindeki baltayı yılanın kafasına doğru savurmuş. Yılan, durumu fark ederek can havliyle hareket ederek canını son anda kurtarmışsa da balta kuyruğundan bir kısmını koparmış Bunun üzerine yılan çocuğun bacağından ısırıvermiş. Çocuk, zehirlenerek oracıkta can vermiş. Evde geciken oğlunu bekleyen oduncunun yüreğine bir sızı düşmüş. Oğlu uzun süre gelmeyince komşularından oğlunu aramalarını istemiş. Olup bitenlerden bahsetmeden kuyuyu onlara da tarif etmiş. Komşuları, delikanlıyı kuyunun başında ölmüş olarak bulmuşlar. Oğlunu defneden oduncunun hastalığına bir de evlat acısı eklenmiş. Bir müddet sonra iyileşen oduncunun acısı da küllenmiş. Oğlunun ölüm sebebini bilmeyen oduncu parası da kalmadığından iyileşince hemen kuyunun yolunu tutmuş. Kuyunun başına gidip yılanın söylediği gibi seslenmiş. Yılan oduncuyu her zamankinden daha çok bekletmişse de sonunda dışarı çıkmış. Ama bu sefer ağzında altın yokmuş. Yılanın kuyruğun hemen oduncunun dikkatini çekmiş ve yılana ne olduğunu sormuş. Yılan tüm olanları anlatmış. Oduncu oğlunun hatasını anlamış. Oğlunun çok büyük bir hata yaptığını ve bunun bedelini ödediğini, bunun için yılanı suçlayamayacağını eski dost olduklarını ve kendisinin bu dostluğu devam ettirmek istediğini söylemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kuyruksuz-lili-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, zamanın birinde yüksek dağların ardında tavşanlar ülkesi varmış. Bu ülkede renkli renkli çiçekler, kocaman ağaçlar ve bir sürü havuç varmış. Tavşanlar ülkesinde yaşayan Lili isimli tavşanın kuyruğu yokmuş ve o buna çok üzülürmüş. Lili'nin kuyruğu olmadığı için diğer tavşanlar Lili'yle oynamaz ve hep onunla dalga geçerlermiş. Bir gün Lili bu duruma çok üzülmüş ve annesine gidip Anne neden diğer tavşan arkadaşlarım benimle dalga geçiyor, ben çok mu çirkin bir tavşanım? diye sormuş. Lili'nin annesi de 'Hayır Lili sen kuyruğun olmadan da çok güzel bir tavşansın ama bazen dış görünüş bizi yanıltabilir, arkadaşların da bunu zamanla anlayacaktır.' demiş. Gel zaman git zaman tavşanlar havuç yeme yarışması yapmak istemişler. Ama yarışmanın bir şartı varmış. Bu havuçlar sihirli büyük dağın arkasından toplanacakmış ve bu dağın yolunda da kötü kalpli tavşanlar yaşarmış. Bu yarışmayı duyan Lili havuç toplamak için sabahın erken saatlerinde sihirli dağın arkasına gitmek için diğer tavşanlardan gizli yola çıkmış. Yolda bir de ne görsün? Sihirli dağın arkasında duran kötü kalpli tavşanlar tüm havuçları zehirlemiş, bunu gören Lili de hemen geri dönüp arkadaşlarına durumu anlatmış. Ama diğer tavşanlar Lili'ye inanmışlar 'Senin kuyruğun yok, hem sen bizim gibi güzel bir tavşan değilsin, yarışma yapmayalım diye bizi kandırıyorsun.' demişler ve sihirli dağın arkasına havuç toplamak için gitmişler. Aradan çok zaman geçmiş ve gündüzler gece olmuş ama sihirli dağın arkasına giden tavşanlar hala dönmemişler. Diğer tavşanlar da sihirli dağa gidip kaybolan arkadaşlarını bulmak üzere yola çıkmışlar. Bir de yolda ne görsünler? Havuç toplamak için dağın arkasına giden tavşanlar yolda uyuyakalmış. Sonra büyük tavşanlar, uyuyan arkadaşlarını kendi köylerine taşımışlar. Köyde yaşayan bilge tavşan dede, uyuyan tavşanlar için iksir hazırlamış ve herkese içirince tavşanlar iyileşmeye başlamış. Yavaş yavaş kendine gelen tavşanlar sihirli dağa havuç toplamak için gittiklerini, yolda gördükleri güzel havuçları yemek için durduklarını ama sonra hastalandıklarını anlatınca bütün tavşanlar bu duruma çok üzülmüş, ağlamışlar. Sonra yarışmayı düzenleyen tavşan Fiti, Lili'nin yanına gitmiş Lili'ye sarılıp olanları anlatan Fiti 'Senden çok özür dilerim kuyruğun yok diye sana hep kötü davrandım, oyunlara almadım ve seninle hep dalga geçtim ama sen yine de bizi uyardın ve doğruyu söyledin senden özür dilerim.' demiş. Hatasını anlayan diğer tavşanlar da Lili'den özür dilemişler ve tüm tavşanlar mutlu mesut yaşayıp hep birlikte oyunlar oynamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz. güzelliğin umrumda değil ben içindeki sen'e aşık oldum A."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kuyruksuz-tilki-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın derinliklerinde yaşayan bir tilki varmış. Günlerden bir gün tilki etrafına bakına bakına geziyormuş. Etrafta tehlikeler olacağını düşünerek çevresine dikkatli dikkatli bakıyormuş. Bütün dikkatine rağmen sonunda bir kapana yakalanan tilki, bir sürü zorlamadan sonra nihayet kuyruğunu kapanda bırakarak kapandan kurtulabilmiş. Vücudunda sadece kuyruğunun kökü kalmış. Tilki kuyruğunu gördükçe çok üzülüyormuş ancak oradan da sağ selamet kurtulduğu için şükür ediyormuş. Derken tüm cesaretini toplayarak tilkilerin yanına gitmiş. Bir toplantı düzenleyerek onlara kuyruk kadar gereksiz hiçbir şeyin olmadığını özellikle de düşmanlarından mesela peşlerinde koşan köpekler varken kuyruklarının serbest hareket etmelerine ne kadar büyük bir engel olduğunu söylemiş. Hatta oturdukları zaman rahatça yerlerine yerleşememelerinin en büyük sebebin de yine o münasebetsiz kuyrukları olduğunu uzun uzun anlatmış. Bütün tilkiler hayret ederek dinlemişler. Hatta tilkilerden bazıları keşke bizim de kuyruğumuz olmasaydı diye düşünmüşler. Tilki kendini beğendirmek için sözlerini devam ederken, toplantıdaki tilkilerden en yaşlısı şöyle konuşmuş. Bütün söylediklerin yanlış diyemem. Bazı şeyleri çok güzel söyledin ama eğer sen kuyruğunu elinde olmadan kaybetmeseydin, acaba bizim için çok önemli olan ve tek süsümüz olan kuyruğumuz için yine böyle bir tavsiye de bulunur muydun? çok merak ediyorum demiş. Kuyruksuz Tilki ne diyeceğini şaşırmış. Yaşlı tilki çok doğru söylüyormuş. Eğer ki biricik kuyruğunu kaybetmeseymiş, asla bunları söylemezmiş. Evet çok haklısın yaşlı Tilki gerçekten de hayatımdaki en güzel süsüm olan kuyruğumu kaybetmeseydim ben de bu lafları söylemezdim ama diğer hayvanların beni dışlayacağını düşündüm demiş. Dalga geçip beni aranıza almazsınız diye çok korktum demiş. Yaşlı tilki kuyruksuz tilkiye dönerek: Sen kuyruğunu isteyerek kaybetmedin ya bunların hepsi bizim de başımıza gelebilirdi. O yüzden birbirimize her zaman destek olmalıyız demiş. Asıl birbirimizi dışlarsak, birbirimizden ayrılırsak, böyle olaylar başımıza çok gelir demiş. Herkes bu durumdan ders çıkarsın kimse benim başıma gelmez diye büyük konuşmasın demiş. Bu masalda burada bitmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/kuyu-canavari-masali/", "text": "Bir zamanlar küçük bir köyün yakınlarında derin ve karanlık bir kuyu bulunurmuş. Köylüler bu kuyunun dibinde kocaman bir canavarın yaşadığına dair efsaneler anlatırlarmış. Kuyu Canavarı olarak adlandırılan bu yaratığın köye zarar vermek için her an yüzeye çıkabileceği söylenirmiş. Köyde yaşayan çocuklar, annelerinin akşamları dışarı çıkmamaları konusunda uyardığı bu kuyudan korkarlarmış. Ancak köyün en cesur ve meraklı çocuğu olan Ali, Kuyu Canavarı hikayesine inanmazmış. Bir gün arkadaşlarına meydan okuyarak, onlara Kuyu Canavarını yakalamak için gizlice plan yapmış. Ertesi gün, Ali ve arkadaşları gizlice kuyuya yaklaşmışlar. Kuyunun başına geldiklerinde, derinliklerinden tuhaf sesler geldiğini işitmişler. Arkadaşları korkudan geri çekilirken, Ali daha da meraklanmış ve cesaretiyle kuyunun içine doğru ilerlemiş. Kuyunun dibine ulaştığında, gerçekten de kocaman bir yaratıkla karşılaşmış. Ancak yaratık, korkunç bir canavar değilmiş, sadece aç ve susuz kalmış bir köpekmiş. Kuyuya düşmüş ve oradan çıkamamış. Yıllardır kimsenin gelip ona yardım etmediğini söyleyen köpek, Ali'ye minnettarlıkla bakmış. Ali, hemen köye dönüp arkadaşlarını alıp köpeği kurtarmış. Köylüler önce köpeği görünce korkmuş olsalar da Ali, onlara köpeğin aslında zararsız olduğunu ve Kuyu Canavarı olmadığını anlatmış. Köylülerin de kalpleri yumuşamış ve köpeği köye almışlar. O günden sonra, köylüler köpeğe Kuyu Canavarı değil, Kuyu Dostu adını takmışlar. Kuyu Dostu, köyde sevgi ve şefkatle büyümüş, çocukların en iyi arkadaşı olmuş. Artık köyde Kuyu Dostunun hikayesi anlatılırmış ve insanlara bir canavarın dış görünüşüne aldanmamaları gerektiği öğretilirmiş. Dost canlısı ve insanlara karşı oldukça meraklı olan Kuyu Dostu, köylülerin ona olan ilgisini ve sevgisini hemen fark etmişti. Onun sevimli tavrı, köylülerin kalbini çalmış ve köyün en özel köpeği haline gelmişti. Çocuklarla oynamaktan ve koşuşturmaktan hoşlanırdı. Onların yanında olduğunda, gözleri parlar ve mutlulukla kuyruğunu sallardı. Ali ve arkadaşları, korkularını yenebildikleri için gurur duyarmış. Bir zamanlar korkutucu bir efsane olan Kuyu Canavarı hikayesi, dostluğun gücü sayesinde mutlu sonla bitmiş ve Kuyu Dostu köyün en özel varlıklarından biri haline gelmiş. Herkes, Kuyu Dostunun hikayesini gelecek nesillere anlatarak, insanların birbirine sevgiyle yaklaşmasını sağlamışlar. Böylece, köyde hep birlikte mutlu ve huzurlu bir yaşam sürmüşler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/leyla-ile-mecnun-hikayesi/", "text": "Leyla ile Mecnun hikayesi çok meşhur olan bir hikayedir. Mecnun, bir kabile reisi olan adaklar ve dualar ile dünyaya gözlerini açan olan Kays isimli oğludur. Bu Kays okul içinde iken bir başka kabile reisi kızı olan Leyla ile tanışmıştır. Bu iki kişi birbirine aşık olmuşlardır. Okulda başlayan ve git gide çoğalan bu aşkı ve macerayı Leyla'nın annesi öğrenmiştir. Bunun üzerine annesi bu konu ile ilgili Leyla kızına çok kızmıştır. Bunun üzerine ona çıkışmıştır ve okuldan almaya karar vermiştir. Kays okul içinde Leyla'nın gelmediğini görünce üzüntüsü çok fazla artmıştır. Bunun üzerine başını alıp çöllere doğru yol alır. Bunun ile birlikte Mecnun diye adlandırılmaya başlar. Mecnun'un babası, bu durumdan rahatsız olmaktadır. Bunun üzerine ise Leyla'yı ailesinden istemiştir. Ama Leyla'nın annesi ve babası Mecnun olduğu için kızlarını vermezler. Bunu duyan Leyla ise evden kaçmış ve Mecnun'u çölde bulmuştur. Halbuki Mecnun, çölde ahular ile, ceylanlar ve kuşlar ile arkadaşlık etmiştir ve mecazi olan aşktan doğru ilahi aşka yükselme göstermiştir. Bu neden ile Leyla'yı tanımamıştır. Bunun üzerine üzülen babası Mecnun'u iyileşebilmesi için Kabe'ye götürmüştür. Allah'a olan duaların kabul gördüğü bu yerde Mecnun da kendisinde bulanan aşkını daha fazla arttırması için Allah çok fazla dua etmektedir. Allah'a olan duası ve daha doğrusu aşkı daha fazla artmıştır ve bunun üzerine tüm zamanını çöl içerisinde geçirmeye başlamıştır. Diğer tarafta ise Leyla da aşk ıstırabına kendini kaptırmıştır. Bir vakit sonra ailesi, Leyla'yı İbn-i Selam isimli zengin ve adı duyulmuş biri ile evlendirmiştir. Ancak, Leyla bu durum karşısında kendisinin bir peri tarafından sevildiğini söyler. Ayrıca eğer kendisine dokunur ise ikisinin de kötü olacağını söyleyerek İbn-i Selam'dan uzak tutmaya çalışır. Mecnun, çölde Leyla'nın evlendiğini duyunca çok üzülür. Leyla'ya bunun üzerine sitem ile mektup göndermiştir. Leyla da Mecnun'a durumunu anlatır. Kendisini anlamadığı için o da sitemde bulunur. Bir zaman sonra Mecnun'un ahı tutar ve İbn-i Selam ölür. Leyla evine döner. Daha sonra Mecnun'u çölde aramaya başlamaktadır. Fakat Mecnun, ilahi aşk yüzünden Leyla'nın varlığını unutmuştur. Leyla, çölde Mecnun'u bulduğu halde, Mecnun onu tanımamıştır. Leyla onun erdiğini anlamış olsa da yine onsuz yaşayamamaktadır. Hastalanır ve yataklara düşer ve ölür. Mecnun, Leyla'nın mezarını kucaklar ve ağlayıp söylenir. O anda o da ölür. İkisi cennette buluşmuşlardır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/leylek-leylek-havada-masali/", "text": "Evvel zaman için köyün birinde bir yuva varmış. Bu yuva bir leylek yuvasıymış ve yuvada anne leylekle beraber 4 yavrusu birlikte yaşarmış. Leyleğin yavruları henüz çok küçükmüş. Bu sebeple de gagalarının rengi kırmızı değil siyahmış. Yuvanın olduğu köyde çok sayıda çocuk varmış ve bu çocuklar bir gün yuvanın aşağısında oynamaya başlamışlar. Oyun oynayan çocuklar çok yaramazmış ve leylekleri gördüklerinde şarkı söylemişler. Bu şarkı ise leylek leylek havada. Yumurtası tavada şeklindeymiş. Onların söyledikleri şarkılar yavru leylekleri korkutmuş ve çocukların onlar hakkında kötü konuştuğunu annelerine söylemişler. Anne leylek bunun üzerine yavrularına korkmamalarını ve çocukları dinlememelerini söylemiş. Ancak çocuklar leylekleri üzen şarkılarını söylemeye devam etmişler. Yalnızca içlerinde adı Peter olan çocuk leyleklerle ilgili yaptıkları şarkıyı söylemiyormuş ve arkadaşlarını hayvanlarla dalga geçmemeleri için uyarıyormuş. Ancak arkadaşlarının hiçbiri onu dinlemiyormuş. Ertesi gün olmuş. Çocuklar yine gelip aynı şarkıyı söylemeye başlamış. Bunun üzerine yavru leylekler annelerine çocukların onların yumurtalarını tavada pişirmek mi istediklerini sormuşlar. Anneleri hayır demiş onlara ve bir an önce büyüyüp uçmayı öğrenmelerini istediğini belirtmiş. Çünkü onlar uçmayı öğrenince sıcak ülkelere gideceklermiş ve başka yerlerde yaşayacaklarmış. Ayrıca yavrularını şu an yaşadıkları köyün kışın soğuk olduğunu gitmezlerse donacaklarını söylemiş. Bunun üzerine yavruları çocukların da kışın doğup donmayacaklarını merak etmişler. Bunun üzerine anne leylek yavrularına çocukların kışın donmayacaklarını ancak soğuk olduğu için evlerinden dışarı çıkamayacaklarını söylemiş. Kendi yavrularının ise sıcak ülkelerde diledikleri gibi yaşayabileceklerini anlatmış. Zaman böylece geçmeye başlamış. Anne leylek yavruları için her gün yiyecek bulmaya gidiyormuş ve buldukları yiyecekleri gagasında biriktirip yavrularına getirerek onların beslenmelerini sağlıyormuş. Onun getirdiği yiyecekler sayesinde de yavru leylekler büyümeye başlıyormuş. Günler geçerken yine yavru leylekler büyümeye ve uçmaya başlamışlar. O zaman sonbaharda geldiği için anne leylek yavrularıyla beraber sıcak ülkelere gitmeye karar vermiş. Bunun içinde hazırlanmaya başlamışlar. Ancak yavru leylekler zamanında onlarla eğlenen çocuklardan intikam almadan oradan ayrılmayı kabul etmemişler. Bunu annelerine de söylemişler. Bu istekleri sonrasında anneleri onlara aklına bir fikir geldiğini söylemiş ve anlatmaya başlamış. Yavrularına insanların yavrularının bir göl etrafında toplandığını ve kendisi gibi leyleklerin insan yavrularını alarak annelerine götürdüğünü anlatmış. Bunun için de insan yavrularının sıraları gelip leylekler onları alana kadar gölde durduklarını söylemiş. Aynı zamanda bebeklerin gölde uyuduğunu ve ailelerinde güzel bebekleri leyleklerin onlara getirmesini beklediklerini anlatmış. Aynı bekleyişin kardeşleri olmasını isteyen çocuklar tarafından da gerçekleştiğini anlatmış. Daha sonra da yavrularına bahsettiği gölün yerine bildiğini ve birlikte o göle gideceklerini söylemiş. Aklına gelen fikre göre de göle gidecekler ve kendilerine iyi davranan çocuklara ve insanlara güzel bebek getireceklermiş. Ancak onlara kötü davranan ve leylek leylek havada diyerek dalga geçen çocuklara kardeş götürmeyeceklermiş. Böylece de onlardan intikam alıp sıcak ülkelere uçacaklarmış. Annelerinin bu fikrini yavru leylekler çok beğenmişler ve kötü çocukların onları üzdüğü gibi onlarda kötü çocukları üzmek istemişler. O sırada akıllarına onlarla ilgili ilk kötü şarkı söyleyen çocuğa ne yapacakları sorusu gelmiş. Annelerine bunun sorunca da anne leylek onlara gölde bir de ölü bebek olduğunu ve o çocuğa da ölü bebeği götürmelerinin doğru olacağını söyler. Anne leylek aynı zamanda kötü çocukları alay etmemeleri konusunda uyaran iyi kalpli adı Peter olan çocuğa da iki kardeş götüreceklerini söylemiş. Sonra da yavrularına iyi kalpli olan çocuğun adını yavrularının da kullanmasını istediğini belirtmiş. Tüm bu dediklerini yaparak kötü çocuklara ya ölü bebek getirmişler ya da kardeş getirmemişler. İyi olanlara da kardeş getirmişler. O günden sonra da leylek yavruları Peter ismini kullanmaya başlamışlar. Sonbaharda da sıcak ülkelere uçarak arada yaşamlarına devam etmişler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/limon-agaci-hikayesi/", "text": "Bir işadamının evinin bahçesinde, her türlü meyve ağacı bulunuyordu. Yalnız iki limon ağacı vardı ki Mayıs ayı gelince bahçede ferah bir esintinin kaynağı olur, bu ağaçlardan yayılan koku çevredeki apartmanların dört duvarı arasına sıkışmış insanları bile yaşama sevinciyle doldururdu. Ancak bu ağaçlardan biri sanki topraktaki tüm gücü diğer ağaca vermişçesine bir çalı gibi düzensiz, bir vişne ağacı gibi cılız dallarla sahipti. Büyük ağaç cılız ağacı hor görür, fırsat buldukça cılızlığını yüzüne vuru ve hep düzenli şekli güçlü dallarıyla böbürlenirdi. Zayıf ağacı sadece büyük olan ağaç küçümseniyordu. Bahçedeki bahçıvan da ondan neredeyse ümidi kesmiş, ev sahibine sık sık bu ağacın gereksizliğinden dem vuruyordu. Bu nedenle suyun çoğu her zaman büyük ağaca gidiyor, hatta çoğu zaman küçük ağacı sulama zahmetine bile girmiyordu. Şiddetli bir poyraz, bahçede yeni bir canlılığı da beraberinde getirdi. Poyrazın dağlardan taşıdığı çiçek tohumları bahçeye dağıldı. Bahçenin her tarafı bir sürü sebze, çiçek ve ağaçlarla dolu olduğundan kendilerine hayat alanı bulmaya çalışan dağ çiçeklerinin tohumları çareyi altı boş olan limon ağaçlarından izin istemekte buldular. Büyük ağaç, bahçedeki yerini kaptırmak niyetinde değildi. Çiçek tohumlarına; Sizler çok su istersiniz. Benim için verilen suyu da emip beni susuz bırakırsınız, kurumama sebep olursunuz. dese de susuz bırakılmayacağını biliyor, asıl korkusunu dile getirmekten utanıyordu. Büyük limon ağacı, kendisinden daha güzel çiçekleri olan bu dağ bitkilerinin bahçedeki tahtını sallamalarından korkuyordu. Öyle ya kendisinin küçük beyaz çiçekleri, dağ çiçeklerinin yanında fark bile edilmeyecekti. Halbuki limon ağacı tüm çabasını bahçenin en gözde ürünü olmaya harcıyordu. Küçük ağaç ise bu duruma çok farklı bakıyordu. Susuzluk çekme korkusu hiç taşımıyor, bu hayatı ona bahşeden gücün onun yaşaması için ihtiyaç duyacağı suyu da vereceğinden hiçbir zaman şüphe duymamıştı. Cüssesi ve güzelliğiyle böbürlenme telaşı da hiç olmamıştı. Büyük ağacın başkalarına tahammül edemeyen kıskanç yapısın aksine küçük limon ağacı her güzelliğin güzelliğini artıracağına inanıyordu. Böylece dağ çiçeği tohumları küçük limon ağacının etrafında yerlerini aldılar. Tohumları bir müddet sonra filizlenip ardından çiçek açınca bahçenin en iyi köşesini oluşturdular. Küçük limon, bu güzelliğin daha da serpilmesi için güneşe engel olan yapraklarını bile dökme fedakarlığı gösteriyordu. Çiçekler, gelişip serpildikçe bahçede hiç olmamış kokular rüzgarla etrafa yayıldı. Bu kokunun kaynağını arayan bahçıvan, dağ çiçekleriyle karşılaşınca çok mutlu oldu. Ev sahibinden de bu mis kokular sebebiyle övgüler alan bahçıvan, sabahın erken saatlerinde kalkıp mis kokular saçan çiçeklerin yanına geliyor, onlara özel bir ihtimam gösteriyor, önce onları gübreyle besliyor, suluyor ardından diğer çiçek ve ağaçlarla ilgileniyordu. Çiçekler; kendileri için toprağa konulan her gübre parçasını, akıtılan her damla suyu küçük limon ağacıyla paylaşıyorlardı. Bu bolluk içinde açlığı unutan, dallarının ucuna kadar suya kavuşan limon ağacı da her gün biraz daha güçlendi. Cılız dallar güçlü dallara dönüşürken, tüm şekilsizliği de ortadan kalkmıştı. Küçük limon ağacının çiçeklere karşı gösterdiği sevgi, ona öyle güçlü bir dönüş yaptı ki ilkbahar geldiğinde bahçedeki en büyük ağaç haline gelmişti. Arılar ondan bal almak için sürekli onu etrafında uçuşuyor, dallarına konan kelebekler güzelliğine güzellik katıyordu. Büyük limon ağacı ise artık bahçedeki en cılız ağaç haline gelmişti. Yalnızlık bir yandan bir türlü içinden atamadığı kıskançlık duygusu bir yandan onu her geçen gün kurutuyordu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/magusa-limani-hikayesi/", "text": "Mağusa, Kıbrıs'ın ana liman şehirlerinden biridir. Bu üzücü olay Kıbrıs'ın henüz kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmadığı bir dönemde 1943 senesinde yaşanmıştır. 1943 senesinden itibaren günümüze kadar gelen bu türkünün hikayesinde oldukça duygu yüklü olarak karşınıza çıkıyor. Hamal olarak çalışan Ali'nin hüzün dolu öyküsü türkülere yansımıştır. Güçlü ve kuvvetli olan Ali'nin hikayesi sizi şaşırtacak. Arap Ali, Mağusa limanında hamal olarak çalışmaktadır. Bu esmer teninden dolayı Arap lakabıyla anılan Arap Ali'nin hikayesidir. Arap Ali, genç yaşta evlenen ve bir çocuğu olan çetin bir gençtir. Neredeyse her akşam işini bitirdikten sonra çalıştığı Mağusa limanı yakınlarında bir meyhaneye gider, günün yorgunluğunu atmak için bir şeyler içer ve evine giderdi. Günleri böyle geçiyordu. Yine bir gece, Ali işten sonra bir meyhaneye gider. Bu kez meyhaneye girdiğinde İngiliz kolonisine ait 7 Hintli askerin kahkahalar eşliğinde ve saygısız bir tavır sergilediğini görür. Ali'nin gözlerini askerlere dikmiş olmasından endişe duyan Hintli askerler, Ali'ye yaklaşırlar ancak beklenmedik bir şekilde Ali tarafından dayak yiyerek ve meyhaneden ayrılırlar. Ve bu olay o gece tüm Kıbrıs'a yayılır. Bu olaydan sonra arkadaşları Ali'ye bir an önce gitmesini ve rahat bırakılmayacağını söylerler. Ama Ali kaçmayı aklından bile geçirmez. Ali asıl gitmesi gereken onlar der. Ali'nin korkusuz olması etrafta yayılmaya başlar. Ali'nin yaptıklarından dolayı İngilizler tarafından aranmaya da başlar. Ertesi gün Ali iş çıkışı aynı meyhaneye gider ve bu sefer meyhanede farklı bir atmosferle karşılaşır. Tüfeklerinde süngü olan 7 Hintli asker onu beklemektedir. İçlerinden biri Ali'ye doğru bir adım atar. Ali ilk askeri yumruğuyla yere serer ama diğer 6 askerin süngü darbelerine dayanamaz. Sonunda, yedinci Asker, Ali'yi bir süngü ile bıçaklar. Hızla kan kaybetmeye başlayan Ali'yi ibret olması için Hint askerleri sürükleyerek Mağusa limanına getirirler. Ve onu orada bırakırlar, olayı öğrenen Ali'nin karısı hızla limana koşar ve kanlar içinde olan Ali'nin yanına gider. Ali'nin ağzından son sözler dökülür. İskeleden çıktım yan basa basa Mağusa'ya vardım kan kusa kusa. Mağusa limanı, limandır liman, beni öldürenlerde yoktur din iman sözlerinin ardından Ali ölür. Ali'nin karısı, uyan Alim uyan uyanmaz oldun yedi bıçak yarasına dayanmaz oldun diye ağıt yakar. Bu sözleri duyan mahalle sakinleri, bu sözlerden türkü yaparlar. Yediği bıçak darbeleri ile hayata gözlerini kapayan ali bu türkü sözleri ile hala yaşamımızda yer alıyor. Sözler dinlendiğinde dikkat çekici olması ile ön plana çıkıyor. Geçmişten günümüze gelen bu türkü birçok sanatçı tarafından seslendirilmiştir. Sözleri anonim olarak ortaya çıkmıştır. Mağusa, Kıbrıs'ın ana liman şehirlerinden biridir. Bu üzücü olay Kıbrıs'ın henüz kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmadığı bir dönemde 1943 senesinde yaşanmıştır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mamos-turkusunun-hikayesi/", "text": "Adına türküler yazılan efsaneler den biri de zengin Elazığlı bir ailenin mensubu olan Mehmet ve Koca Mustafa Paşa Mahallesinde yaşayan Bekir Hocanın genç ve güzel karısının arasında geçen aşkın hüzünlü hikayesidir. Bu hikayenin kahramanları, kendi başlarına ne kadar masum ve toy olsalar da, ortaya çıkan hikaye bir o kadar hazin ve göz yaşartıcı. Elazığ'da yaşayan Bekir hoca orta yaşlarında, insanlara yardım etmeyi seven dürüst bir insanmış. Harput bölgesinde dürüstlüğü ve iyi kalbi insanların hocaya karşı çok saygılı olmasına ve ona güvenmesine neden olmuş. Hoca bir gün kendinden yaşça genç bir gelinle evlenmiş. Kızın ailesi böylesine onurlu ve dürüst bir hocaya kız verdikleri için çok memnunlarmış. Kız daha gençliğine doyamadan kendinden yaşça büyük bir hocayla evlendirildiği için önceleri çok üzülmüş. Ancak zamanla hocaya alışmış ve iyi geçinmeye başlamışlar. Bölgenin meddahlarının anlattığına göre, Elazığlı zengin bir ailenin tek oğlu olam Mamoş şehir dışında gördüğü eğitimi tamamladıktan sonra memleketine geri dönmüş. Halk arasında çok sevilen Mehmet'i ailesi kısa sürede evlendirmek istiyormuş. Daha eğitimini yeni bitirmiş ve atik Mehmet, evlilik konusunda ayak sürtmüş ailesine. Mamoş eğitimi sırasında yine kendi gibi iyi eğitim almış ailelerin mensuplarından etkilenen Mehmet, memleketindeki kızları beğenmez olmuş. Yine Mehmet'in pazar yürüdüğü günlerden bir günde Bekir Hocanın zevcesi de pazar da tezgahların arasında dolaşıyormuş. Gencecik ve toy olan kadının gözleri onu gözetleyen Mehmet'in gözlerini yakalamış. Mamoş genç kızın gözleriyle karşılaşınca önce utançla gözlerini kaçırmış. Genç kız aynı anda Mehmet'ten uzaklaşmak için hızlı adımlarla yürümeye başlamış. Ancak Mehmet elinde olmadan genç kızı takip etmiş. Genç kızı bir süre takip ettikten sonra kız ortada kaybolmuş. Mehmet günlerce bu genç kızı aklından çıkaramamış. Kızı soruşturmaya başlayan Mamoş, kızın Bekir Hoca'nın zevcesi olduğunu öğrenince yıkılmış. Ancak genç kız aynı şekilde Mehmet'e ilk görüşte aşık olmuş. Zamanla aşıklar buluşmaya başlamışlar. Önceleri çok masum buluşmalarla başlayan bu sevgi gitgide büyümüş ve yasak bir aşka dönüşmüş. Dedikodular Bekir Hocanın kulağına bile ilişmiş. Ancak sevdalılar aşklarından sarhoş bu durumun farkına bile varmamış. Günlerden bir gün hoca karısına Harput'ta gideceğini söyler. Arkasından da gece onu beklememesini ve sabah erken saatte geleceği bilgisini verir. Genç kız heyecanını saklayarak hocayı uğurlar. Hoca gider gitmez sevgilisini eve çağıran genç kız, birkaç saat sonra olanlardan habersiz sevgilisine sarılmaktadır. Hoca saatler sonra evin kapısına gelir, sessizce kapıyı açar. İçeride gördüğü manzara karşısında şok olur. Elindeki silahı iki el ateşler. Biri Mehmet'in kalbine öbürü de zevcesinin yüzüne gelen kurşunlar kurbanlarının canını alır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/manas-destani/", "text": "Manas destanı eski Türk destanları arasında yer alır. Bozkır kültüründen ve Türk mitolojisinden izler taşıyan destan ise diğer destanlara göre daha fazla önem taşır. Ergenekon, göç, türeyiş ve yaradılış destanlarına göre bağımsız olan manas destanı mısra sayısı bakımından da fazladır. Manas destanı herkes tarafından zamanla değiştirilmiş ve farklı yazarlar tarafından da kaleme alınmıştır. Manas destanı toplam da üç büyük koldan meydana gelmektedir. Her bir kolunda farklı destanları okuyabilirsiniz. Ancak destanın geneline bakıldığı zaman Manas karakterinin hayatını ve intikam alma olaylarını görmek de mümkün. Destanın ilk bölümünün adı ise manas olarak bilinir. Bu bölüm de tamamen manas kahramanı ele alınmış ve Kırgız kahramanı olan Manasın doğumundan başlayarak, güç sahibi olmasına, zamanla şöhret kazanmasına, çeşitli savaşlar da elde ettiği başarılar da bu bölüm de meydana gelmektedir. Bu bölüm için verilen bilgilere göre Yakup Han ve Haydar Han'ın kızı evlidir ve çocukları olmaz. Ancak Yakup Han artık çocuğunun olması için Tanrıya yalvarmaya başlar. Belli bir süre sonra ise bir oğlu olur. Çocuğuna ise Manas adını verir. Manasın anlamı ise zeki ve akıllıdır. Daha yeni doğmuş olan Manas konuşmaya başlar ve onu Hızır korur. Manas normal çocuklara göre daha hızlı bir şekilde büyümeye başlar. Kaşgar bölgesin de yaşayan Çinli vatandaşların hepsini haraca bağlar doğuya sürülmesini emreder. Manas yıllar sonra Kökçököz tarafından zehirlenir ve ölür. Manas destanının ilk bölümün de sıklıkla Kökçö ile savaştığı sıra da almış olduğu yaralardan bahsedilir. Manas öldükten sonra içeri de başlayan çekişmeler ve savaşlar da destanın diğer bölümlerin de anlatılmıştır. Manas destanın da milli mücadeleden daha fazla şahsi kavgalar ve beyler arasında meydana gelen iç savaşlar da anlatılır. Seytek ve Semetey kolların da ise özellikle kardeş kavgaları çok sık görülür. Semetey'in adının geçtiği yer ise yedinci bölüm de yer alır. Manasın karısı ve annesi Semeteyi de yanına alarak Buhara'ya gitmeye karar verir ve kayın pederi Temir Han'a sığınmak isterler. Buhara da dayısının yanın da büyüyen Semetey de ise ancak on dört yaşına geldiği zaman kim olduğunu da öğrenmiş olur. Ancak babasının vasiyeti üzerine Talasa dönmek zorunda kalır. Uzun yıllar sonra iktidarı dedesi ve amcasından almak durumun da kalır. Bunun için de oldukça fazla mücadele vermek zorunda kalır. Bu sıra da beylikler arasında da mücadeleler sürmeye devam eder. Bu mücadele sonrasında Semeteyi öldürürler ve karısını da Ay Çörük kendisine alır. Bundan sonraki bölüm de ise Semeteyin karısı ve annesinin alacağı intikam ve bununla birlikte çeşitli olaylar da anlatılır. Seytek kolu olan Manas destanının üçüncü bölümün de ise tamamen Seytek'in hayat hikayesi anlatılır. Seytek de babası Semetey gibi büyüdüğü zaman babasının katillerinden intikam almak ister. İktidarı kendi eline alarak annesi, dedesi ve büyük annesini de esaretten kurtarmış olur. Manas destanı yapılan incelemelere göre Uygur Türkleri ve Çinlilerin yapmış oldukları savaşlar sonrasından ortaya çıkmış bir destandır. Zamanla bu savaşlar da artarak destan daha fazla zenginleşmiştir. 1917 yılın da Sovyet devriminden önce Rus çarına ve daha sonra da komünist yönetime de çeşitli övgüler yaparak teşekkür etmiştir. Günümüzde yapılan çalışmalarda ise destana daha sonradan giren çeşitli methiyeler de ayıklanmış ve destan aslına uygun bir şekilde de yeniden düzenlenmiştir. Manas destanın da ise genellikle Kırgızların hayatları anlatılmıştır. O dönemler de henüz dünyaya hükmetmeye başlamamış ve daha küçük beylikler olarak yaşamaktaydılar. Ancak destan Kırgızların iç ve dış dünyasın da Çinliler, Uygurlar ve Orta Asya da yaşayan tüm Türk boylarının mücadelelerini de anlatan ve söyleyişleriyle dikkat çekmektedir. Manas destanı diğer destanlara göre çok daha renkli ve kendine has orijinal bir destandır. Kırgız Türklerinin ise günümüzde de yaşatmış olduğu gelenekler, inanç ve töreler o dönemden kalmaktadır. Destanda birçok isim yer almaktadır. Bu isimler ise, Açık, Aybeke Ağış, Abılay, Acıbay, Akılay gibi bazı kahramanların hayatı ve özellikleri de Oğuz Kağan, Dede Korkut gibi çeşitli Türk destanlarıyla birlikte benzerlik de göstermektedir. Manas destanında ise kopuz çalınarak türküler söylenip, çeşitli kahramanların konuşmalarına yer verilen ve ozan aşık gibi çeşitli kişileri de bünyesinde barındırır. Manas destanını çok iyi bilen kişilere Nagız Manasçı ismi verilir. Nagız Manasçı olarak bilinen kişiler destanı anlatırken adap ve erken ile anlatırlar. Bilinen en eski manasçı ise Keldibektir. Günümüzde ise Kazakistan ve Kırgızistan taraflarında da eski manasçılar yaşamaktadır. Manasın ve etrafın da bulunan kişilerin mücadele ettikleri ise Moğol asıllı olan Çinlilerdir. Ancak destan da bunların dışın da Kırgızlar arasın da bulunan kardeş kavgaları da çok iyi bir şekilde anlatılmaktadır. Kırgız Türkleri arasında gelişen Manas Destanı günümüzde de tüm canlılığıyla devam ediyor. Bu destanın yapılan incelemeler sonrasında XI ve XII yüzyılları arasında meydana geldiği söyleniyor. Destanın asıl kahramanı olan Manas da Oğuz Kağan gibi İslamiyet'i yayma düşüncesinde olan bir kahraman olarak bilinir. Manas destanı öncesin de Türk kültür, gelenek görenek ve inançları da burada görmek mümkün. Manas destanı kültür belgesel niteliğini taşıyan önemli bir belgeseldir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/marie-curie-kisaca-kimdir/", "text": "Marie Curie, 1867 yılında Polonya'nın Varşova şehrinde doğdu. Kimyager ve fizikçi olan Curie, radyasyon ve elementlerin radioaktivite özellikleri konularındaki çalışmalarıyla ünlüdür. Paris'te bulunan Ecole Normale Superieure'e girdikten sonra, Pierre Curie ile tanışması ve evlenmesi sonrası birlikte kimyasal araştırmalara başladılar. Birlikte polonyum ve radyum elementlerinin keşfedilmesi sonucu, bu iki elementin radioaktivite özelliği hakkında önemli bilgiler elde ettiler. 1903 yılında Pierre Curie ile birlikte Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı ve daha sonra 1911 yılında Nobel Kimya Ödülü'nü tek başına kazandı. Bu, hala dünya çapında bir ilk olarak kabul edilen ilk kadın Nobel Ödülü kazanan kişidir. Curie ayrıca radyasyonun tehlikelerine karşı insanları uyarmak amacıyla, X-Işınları ve radioaktivite hakkındaki çalışmalarını sürdürdü. Bu çalışmalar, kanser tedavilerinde ve nükleer enerjide kullanılan ilaçların gelişmesinde önemli bir rol oynadı. 1934 yılında, Curie öldü ve post mortem olarak radyasyon zehirlenmesine yakalandı. Ancak, çalışmaları hala kimya ve fizik dünyasında etkisini sürdürmektedir ve insanlığa çok büyük katkıları bulunmaktadır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/masal-dinlemeyi-seven-fil-yavrusu-masali/", "text": "Bir zamanlar ülkelerin birinde büyük bir hayvanat bahçesi varmış Bu hayvanat bahçesindeki hayvanların bahar geldiğinde minik yavruları dünyaya gelirmiş. Bu baharda fil ailesinin minik bir yavruları olmuş. Bu çok mutlu bir olaymış. Hayvanat bahçesindeki bütün hayvanlar çok mutlu olmuşlar. Tabii hayvanat bahçesinin görevlilerinde çok mutlu olmuş. Minik fil yavrusu gün geçtikçe etrafındaki dünyayla ve hayvanat bahçesinin yeni üyeleriyle tanışıyormuş. Minik fil çok akıllıymış. Her şeyi çok çabuk öğreniyormuş. Bakıcısı her gün onun için gelip taze meyve ve sebze veriyor, gözlemliyormuş. Bakıcısı yine günlerden bir gün filin yanına gelmiş ancak minik filin durumunu hiç beğenmemiş. Minik fil çok yorgun ve halsiz görünüyormuş. Sürekli esneyip duruyormuş. Bakıcısı neler olur bittiğini öğrenmek için gün boyunca minik fili gözlemlemiş. Ortada hiçbir gariplik yokmuş. Minik filde diğer filler gibi yemeğini düzenli yiyor, diğerleri gibi etrafta dolaşıyormuş. Bu yüzden bakıcısı akşam da minik fili gözlemlemeye karar vermiş. Akşam olunca bütün filler uyumak için bir yer bulmuşlar ancak minik filin gözüne bir türlü uyku girmiyormuş. Bazen gözlerini kapatır gibi oluyormuş ancak yeniden açıp ortalıkta dolaşıyormuş. Bakıcısı birkaç gün daha minik fili gözlemlemiş. Her gece aynısı olmuş. Bakıcısı minik filin uyuyamadığı için böyle yorgun görüldüğünü anlamış. Hemen bir çare düşünmüş. İnsan yavrularının uyuyamadığında annelerinin masal okuduğunu aklına getirmiş. Minik fil de denemeye karar vermiş. Bakıcı güzel bir masal kitabı seçip okumaya başlamış. İlk başta minik fil şaşkın şaşkın bakıcısına bakmış. Ama daha sonra yavaş yavaş gözleri kapanmaya başlamış. Bakıcısının sakin sesi uykusunu getirmiş. Minik fil iyice rahatlayıp uykuya dalmış. Bakıcısı gülümseyerek evine dönmüş. Ertesi gün minik fil bakıcısının tekrar masal okumasını kapının önünde sabırsızlıkla beklemiş. Bakıcısı minik filin kendisini sabırsızlıkla beklediğini fark edince, tekrar masalını okumuş. Minik fil yine uykuya dalmış. Minik fil büyüyüp yetişkin olana kadar bu her gece böyle devam etmiş. Minik fil ve bakıcısıyla arasında kopmaz bir bağ oluşmuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/masal-ormanindaki-kucuk-yildiz/", "text": "Bir zamanlar, Masal Ormanı'nda küçük bir yıldız yaşarmış. Adı Yıldızcık'mış. Yıldızcık, gece gökyüzünde parlar ve herkesin hayranlıkla baktığı bir ışık kaynağı olurmuş. Ancak, Yıldızcık kendini yalnız hissedermiş. Diğer yıldızlar gibi bir arkadaşı olmadığı için içi sıkılırmış. Bir gece, Yıldızcık bir dilek tutmaya karar vermiş. O kadar çok arkadaş arzuluyormuş ki dileği, yıldızlar arasında seyahat edebilmek ve başka yerlerdeki yıldızlarla tanışmakmış. Gökyüzüne yükselip dileğini yıldızlara fısıldamış. Bir sabah uyandığında, gözlerine inanamamış. Onun dileği gerçek olmuş! Bir sihirli güç tarafından Masal Ormanı'ndan alınarak başka bir yıldız sistemindeki Yıldız Topluluğu'na götürülmüş. Orada birçok farklı yıldızla tanışmış. Yıldızcık, yeni arkadaşlarıyla harika vakit geçirirken, hepsi birbirinden farklıydı. Bazıları parlak ve büyük, bazılarıysa küçük ve sevimliydi. Hepsi bir araya geldiklerinde gökyüzü muhteşem bir şölene dönüşürmüş. Yıldızcık, bir yıldızın sadece büyüklüğüne veya parlaklığına bakmadan önemli olduğunu öğrenmiş. Yıldızcık, yeni arkadaşlarıyla birlikte maceralara atılmış. Bir yıldız topluluğu olarak farklı gök cisimlerini keşfetmişler. Birlikte yeni yıldızlar doğurmuşlar, kuyruklu yıldızların izini sürmüşler ve uzayda dans etmişler. Yıldızcık, bu maceralar sayesinde hem kendini hem de arkadaşlarını daha iyi tanıma fırsatı bulmuş. Bir gün, Yıldızcık Masal Ormanı'na geri dönmeye karar vermiş. Yeni arkadaşlarına veda etmek zor olsa da, onları her zaman kalbinde taşıyacağını biliyormuş. Düşlerin gerçekleştiği bir yerde yaşadığı için minnettarlık duyuyormuş. Yıldızcık, Masal Ormanı'na geri döndüğünde mutlu olmuş. Kendi yıldız arkadaşlarının yanında olduğunda hissettiği sıcaklık ve sevgi, onun en değerli hazinesiymiş. Artık yalnız hissetmiyormuş, çünkü gerçek dostluğun değerini anlamıştı. Bu masal bize, her birimizin farklı olduğunu ve her birimizin kendi parlaklığımızı ortaya koyduğunu hatırlatıyor. Arkadaşlığın, boyutları veya şekilleri ne olursa olsun, kalplerimizin birleştiği bir bağ olduğunu anlatıyor. Ve Yıldızcık, Masal Ormanı'nda yaşamaya devam ettiğinde, gökyüzünde parlamaya devam etti. Onun ışığı, insanların yüreklerini aydınlatırken, arkadaşlığın gücünü herkese hatırlatıyordu. Ve Masal Ormanı'ndaki Küçük Yıldız'ın hikayesi, her zaman var oldu ve hep sevgi dolu bir şekilde hatırlanmıştı. Bu masalı okuyanlar ve dinleyenler hayatındaki ve çevresindeki insanlarla ilgili olarak önemli dersleri mutlaka çıkarmış olmaları gerekir. Böylece farklılıkların birer eksiklik değil aslında önemli bir değer olduğunu bilmek ve hayatımıza bunu yansıtmak gerekir. Böylece daha kaliteli ve daha seviyeli arkadaşlıklar kurulabilir. Herkesin kendi etrafına saçacağı olumlu bir ışığın olduğu unutulmamalıdır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/masallar-ulkesinin-prensesi/", "text": "Masal Ülkesi'nin en güzel sarayında sevimli bir prenses yaşarmış. Onun adı Elif'miş. Elif, pırıl pırıl gözleri ve gülümsemesiyle herkesi büyülermiş. Bir gün sarayın bahçesinde oynarken, ormanda bir periyle karşılaşmış. Peri, Elif'e sihirli bir hediye vermiş. Elif, bu sihirli bilezikle dilediğin gibi masallar yaratabilirsin. Demiş. Elif, bu sihirli bileziği takarken büyülü bir parıltı hissetmiş. Artık, yatağına yattığında bilezikle masallar anlatıyormuş. En sevdiği masal, ormanda kaybolan bir tavşanın hikayesiymiş. Tavşanı bulmak için arkadaşlarına yardım etmiş ve onunla dost olmuş. Prenses Elif, sarayın bahçesinde sevdikleriyle oynamaktan çok mutlu olurmuş. Bir gün ormanda yeni bir arkadaş edinmişti: Şirin adında bir tavşan. Şirin, masum ve sevimli bakışlarıyla Elif'in kalbini fethetmişti. Birlikte o kadar güzel zaman geçiriyorlarmış ki, birbirlerini hiç yalnız bırakmaz olmuşlar. Bir gün, ormanda dolaşırken, Şirin kaybolmuştu. Elif, onu hemen bulmak için arkadaşlarına haber yollamıştı. Onun kaybolduğunu duyan tüm saray halkı, prenses için bir araya gelmiş ve tavşanı bulmak için yardıma koşmuştu. Elif, sihirli bileziğiyle masallar yaratmış ve herkesi umutlandırmıştı. Sonunda, prenses ve arkadaşları Şirin'i derin bir mağarada bulmuşlardı. Tavşan, korkmuş ve ürkmüş şekildeydi. Elif, yavaşça yanına yaklaşıp ona sevgi dolu bir şekilde dokunmuştu. Tavşan, prensesin güven veren ellerine sıkı sıkıya sarılmış ve hüznünü atmıştı. Artık, onun için yeni bir yuva vardı: Sarayın bahçesi ve prensesin kalbi. Şirin artık prensesin en yakın dostuydu. Onlar, beraber o kadar güzel vakit geçiriyorlardı ki, masal ülkesinde herkes bu dostluğa hayranlıkla bakıyordu. Elif, her gece sihirli bileziğiyle masal anlatmayı sürdürüyordu. Bu masallar, prensesin arkadaşlarına olan sevgisini ve dostluğun değerini anlatıyordu. Prenses Elif'in güzellik ve iyilik dolu kalbi, tüm masal ülkesine yayılmıştı. Artık herkes, onun neşeli gülüşüyle seviliyordu. Onun öğrettiği en önemli şey ise dostluğun ve yardımlaşmanın ne kadar kıymetli olduğuydu. Masal ülkesinin halkı, Elif'in masallarına hayranlıkla kulak verirken, Elif de her gün yeni bir masal yaratmanın heyecanını yaşıyordu. Sihirli bileziği sayesinde, masallar hiç bitmeyecek ve masal ülkesi hep neşeyle dolup taşacaktı. Bu şekilde, Prenses Elif'in masalı, herkesin kalbinde sonsuza kadar yaşamaya devam etti. Elif, dostlarına ve masal ülkesine sevgiyle hükmederken, masallarının sihirli dünyası tüm çocukları büyülü bir rüyaya götürüp, onların hayatlarını neşeyle aydınlattı. Masal ülkesinde her zaman güzellik ve iyilik vardı çünkü Prenses Elif, kalbinin ışığıyla herkesi kucaklamaya devam ediyormuş. bizimkide uyudu. masalları okurken kahramanın isimlerini değiştiriyorum kızımın ismini söylüyorum daha güzel oluyor. 26 yaşındaki koca bebeğime her akşam anlatıyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/masallara-inanmayan-mavi-balik-masali/", "text": "Bir zamanlar masmavi okyanusların derinliklerinde mavi bir balık yaşarmış. Bu mavi balık büyüklerinden masallar dinlemeyi çok severmiş. Büyükler masallar anlattıkça o hayallere dalarmış. Küçükken bütün masallar ona çok gerçekçi gelirmiş. Ama gün geçip de büyümeye başladığı zaman artık masalların gerçek olmadığını anlamış. Büyüklerinin bugüne kadar anlattığı her şeyin yalan olduğunu düşünüp herkese küsmüş. Bugüne kadar kendisini uyuttuklarını düşünmüş. Kimseye güveni kalmayan mavi balık doğup büyüdüğü bu yerlerden gitmeye karar vermiş. Buradan gidecek ve tüm gerçeği kendisi öğrenecekmiş. Mavi balık günlerce yüzmüş yüzmüş. Yorulduğu yerlerde deniz mercanlarının arasında uyumuş. Acıktığı yerde bulduğu yosunlardan yemiş. Mavi balık günlerce yüzmüş yüzmesine ama nereye gideceğini ve gerçeği nasıl öğreneceğini bilmiyormuş. Kendisinde büyük bir yalnızlık duygusu hissetmiş. Yine de herkese kırgın olan mavi balık kendisini anlayacak bir balığın olduğuna inanıyormuş. Yine günlerden bir gün mavi balık nereye yüzdüğünü bilmeden giderken uzaklardan çok hoş bir ses duymuş. Sesin geldiği yöne doğru gidip baktığında büyük bir balık sürüsünün şarkı söylediğini görmüş. Şarkının sözleri ile adeta büyülenen Mavi Balık sürünün yanına gitmiş. Şarkının bitmesini bekleyen mavi balık, küçük bir balığın yanına gidip bu şarkıyı nereden öğrendiklerini sormuş. Küçük balık Öğrenmek istiyorsan bizimle gelmelisin demiş. ortaya elmas gibi parlak solungaçları olan renkleriyle adeta büyüleyen birbirinden güzel deniz kızları çıkmış. Deniz kızları hep bir ağızdan sürünün de daha önce söylediği büyülü şarkıyı söylemeye başlamışlar. Mavi balık gördükleri karşısında çok şaşırmış. Demek büyüklerinden dinlediği masallarda geçen deniz kızları hep yalan değilmiş. Küçük balık sayesinde bunu anlamış. Küçük balık mavi balığa, Bazı masallar gerçektir gitmezsen ve inanmazsan asla göremezsin demiş. Mavi balık masallarında gerçek olabileceğini anlamış. O günden sonra yuvasına dönüp yine en sevdiği masalları dinlemeye başlamış. Daha fazla uyku masalları makalesi için bebek masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/masalsi-orman/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Uzak diyarlardan küçük bir köye, minik bir çocuk gelmiş. Bu çocuğun adı Elif'miş. Elif, 3 yaşında, neşeli ve merak dolu bir kız çocuğuydu. Güneşli bir sabah, Elif, annesi ve babasıyla birlikte ormanda piknik yapmaya gitmiş. Ormanda yürürken, Elif'in gözüne bir tavşan çarpmış. Tavşan, hızlıca koşarak ormanın derinliklerine doğru gitmiş. Elif, merakla tavşanı takip etmeye başlamış. O kadar hızlı koşuyormuş ki, annesi ve babası onu yakalamakta güçlük çekmiş. Elif, tavşanı takip ederken, birden kendini masalsı bir ormanda bulmuş. Ağaçlar altın yapraklara bürünmüş, kuşlar en güzel şarkılarını söylüyormuş. Ormanda yürümeye devam eden Elif, önünde devasa bir çiçek tarlası görmüş. Papatyalar, güller ve laleler bir arada rengarenk bir halı oluşturmuşlarmış. Elif, hemen çiçeklerin arasına girip sevinçle dans etmeye başlamış. Tam o sırada, ormanda tatlı bir ses duymuş. Bu ses, küçük bir periye aitmiş. Peri, Elif'e yaklaşmış ve gülümseyerek Merhaba Elif, ben Küçük Peri Maviyim. Sen masalsı ormanıma hoş geldin demiş. Elif şaşkınlıkla periyi dinlemiş ve Masalsı orman mı? Burası gerçek mi? diye sormuş. Peri Mavi, gülümseyerek Evet, Elif. Bu orman gerçek ve senin gibi masal sever, neşeli çocuklar için özel bir yer. Burada hayal gücünün sınırlarını zorlayabilir, dilediğin gibi eğlenebilirsin demiş. Elif, büyülü ormanda neşe içinde dolaşmış, kelebeklerin peşinden koşmuş ve masal kitaplarındaki gibi büyülü yaratıklarla tanışmış. Peri Mavi, Elif'e masal dünyasının güzelliklerini göstermiş ve yeni arkadaşları tanıtmış. Ancak, günün ilerleyen saatlerinde Elif'in annesi ve babası onu özlemiş. Onu aramaya başlamışlar. Neyse ki, Küçük Peri Mavi, Elif'i onlara geri götürmeyi teklif etmiş. Elif, masalsı ormandan ayrılmadan önce, Peri Mavi'ye teşekkür etmiş ve ona veda etmiş. Elif, ailesiyle ormandan ayrıldığında, masalsı anların hayal gücünde ve kalbinde sonsuza dek yaşayacağını anlamış. Artık Elif'in en sevdiği oyun Mış Mış Ormanı olmuştu. Her gün yatağına yatarken, masalsı ormanda geçirdiği güzel anları düşünerek huzurla uyuyormuş. Böylece, Elif'in masal dolu macerası, onun yaşamının en güzel anılarından biri olmuş ve o masalsı ormanın büyülü güzellikleri, onun kalbinde sonsuza dek yaşamış. Ve o günden sonra, Elif, hayal gücünün sınırlarının olmadığını bilir ve her gün masallarıyla büyümeye devam edermiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/matematigi-cok-iyi-olan-cocuk-masali/", "text": "Uzak diyarlarda sayıları çok seven bir çocuk varmış. Bu çocuk 4 işlem yapmayı, problemleri çözmeyi çok severmiş. Ailesi de bu nedenle çocuklarının çok zeki olduğunu, ileride de çok büyük adam olacağını düşünürmüş. Mert isimli bir çok sadece matematik dersinde iyiymiş, diğer derslerde ise çok başarısızmış. Sadece matematik ile çok başarılı olacağına dair bir inancı varmış. Okulda herkes tarafından parmakla gösterilen çocuk olmuş. Matematik sorularını öğretmenlerinden daha önce çözüyormuş. Fakat diğer derslerde sürekli başarısız oluyormuş. Ama ne o, ne ailesi de ne de okul bunu önemsemiyormuş. Çünkü okul kendi okullarından bir dahi çıkmasını istiyormuş. Bu okulun sahibi için güzel bir reklam, doğal olarak zengin olmak demekmiş. Mert bu şekilde eğitim hayatına devam etmiş. Her gün eve gider, kimsenin çözemediği matematik sorularını çözermiş. Bir çok yarışmaya katılmış ve hepsinde de birinci olmuş. Tüm eğitimini matematik üzerine almış. Mezun olunca da artık iş bulması gerekmiş. Mert okul bittiği zaman büyük bir boşluğa düşmüş. Çünkü hiçbir hobisi, ilgi alanı yokmuş. Varı yoğu matematik olan Mert, iş aramaya başlamış. Çok iyi matematiği olduğu için en iyi işi bulacağını düşünmüş. Fakat aramış aramış bulamamış. Çünkü tüm işverenler matematik haricinde farklı yetenekler de arıyormuş. Bunun hiçbiri Mert'te yokmuş. Mert çok pişman olmaya başlamış. Keşke diğer derslere de çalışsaydım, farklı zevklerim olsaydı diye düşünmeye başlamış. Ailesi de sürekli hesap sorar hale gelmiş. İş bulamadığı için yakınmaya başlamışlar. Mert'in aklına bir fikir gelmiş. Matematik eğer yetmiyorsa, başka ilgi alanları bulacakmış. Yaşının yüksek olduğunu söyleyen ailesini dinlememiş. Çünkü ne isterse onu yapabileceğinin inancına sahipmiş. Mert'in küçüklükten beri bir hayali varmış. Fakat hep matematik ile ilgilendiği için hiç bu hayalinin peşinden gitmemiş. Piyano çalmak istiyormuş. Daha önce bir kere bile piyano başına oturmadığı için neler yapabileceğinin farkında bile değilmiş. Hemen gitmiş yarışmalardan birincilikleri nedeniyle kazandığı para ile piyano almış. Ailesi hep ona bu yaşta ne piyanosu demiş. Fakat o aldırış etmemiş. Başına oturmuş ve çalmaya başlamış. O kadar güzel çalıyormuş tüm komşuları kapısında toplanmaya başlamış. Mert dürtüsel bir şekilde içten çalıyormuş. Ne nota biliyormuş ne başka bir şey. Fakat tuşlara bastığı zaman adeta kendini farklı bir dünyada hissediyormuş. Kendini bu dünyaya soktuğu zaman ise içindeki kelebekler uçuyormuş. Hayatının odak noktasında matematiği koyan Mert, aslında dahi olduğu alanın piyano çalmak olduğunu anlamış. Kısa süre içinde bu yeteneğini keşfeden kişiler vasıtası ile konserler vermeye başlamış. Dünya çapında bilinen, dinlenen bir kişi olmuş. Yaptığı besteler uzun uzun sene dinlenecekmiş. Matematik ise artık geri planda kalmış. İnsan hayatında verdiği kararlardan sorumludur. Bazen gizli bir yeteneğimiz olabilir. Kendimize her zaman şans vermemiz gerekir. Farklı alanlarda kendimizi yetiştirmemiz, kendimizi mutlu etmemiz gerekir. Mert bunun en güzel örneğidir. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mavi-kanatli-kusun-maceralari-masali/", "text": "Bir zamanlar, masalsı bir ormanda Mavi Kanatlı Kuş adında sevimli bir kuş yaşarmış. Mavi Kanatlı Kuş, tüyleri gök mavisiyle kaplı, pırıl pırıl parlayan kanatlarıyla herkesin dikkatini çekerdi. Kuşlar arasında çok sevilen ve saygı duyulan biriydi. Bir gün, Mavi Kanatlı Kuş, ormanda yeni bir maceraya atılmaya karar verdi. Yıllardır duyduğu bir efsaneyi keşfetmek için yola çıktı. Efsaneye göre, ormanda sihirli bir ağaç vardı ve bu ağaç, dilekleri gerçeğe dönüştürebiliyordu. Mavi Kanatlı Kuş, bu sihirli ağacın izini sürmek istiyordu. Uzun ve meşakkatli bir yolculuktan sonra, Mavi Kanatlı Kuş sihirli ağacı buldu. Ağacın altında oturup düşüncelere daldı. Kalbiyle konuştu ve içinden geçen dileği dile getirdi. İçinden geçen tek dilek, ormanda yaşayan tüm canlıların mutlu ve huzurlu olmasıydı. Birdenbire, sihirli ağaç parıldamaya başladı. Ağaçtan güçlü bir enerji yayıldı ve ormanın her yanını aydınlattı. Mavi Kanatlı Kuş, kuşlar, hayvanlar ve bitkilerin neşeyle dans ettiğini gördü. Ormanda birbirinden güzel çiçekler açmış, ağaçlar yapraklarını sallayarak sevinçle hikayeler anlatmıştı. Mavi Kanatlı Kuş, ormanın dönüşümünü seyretti ve büyük bir mutluluk duydu. Artık dileğinin gerçekleştiğini görmek, onu sonsuz bir neşeyle doldurdu. O günden sonra, Mavi Kanatlı Kuş, ormanda iyilik ve sevgi tohumları ekmeye karar verdi. Diğer kuşlar ve hayvanlarla birlikte çalışarak ormanı daha da güzelleştirdi. Bir süre sonra, ormana dışarıdan bir tehlike yaklaştığını duydu. İnsanlar, ormanı kesip doğal yaşam alanlarına zarar vermeye başlamışlardı. Mavi Kanatlı Kuş, arkadaşlarıyla bir araya gelerek ormanlarını korumak için savaşmaya karar verdi. Birlikte insanlara doğanın değerini anlatmak için çabaladılar. la birlikte çalışarak ormanı eski sağlıklı haline getirdi. Artık ormanda kuşlar özgürce uçabiliyor, hayvanlar huzurla dolaşabiliyor ve bitkiler gürül gürül büyüyordu. Mavi Kanatlı Kuş, insanlara öğrettiği önemli bir dersin farkına vardı: Doğanın bir parçası olduğumuz ve onu korumanın görevimiz olduğu. İnsanlar ve doğa arasındaki dengeyi sağlamak için herkesin elinden geleni yapması gerektiğini anlattı. Böylece, Mavi Kanatlı Kuş ve dostları, ormanda barış ve uyum içinde yaşadılar. Mavi Kanatlı Kuş, kendisiyle gurur duydu ve her gün ormanda mutluluğu paylaşmanın tadını çıkardı. Artık ormanda neşe ve sevgi hüküm sürüyordu ve Mavi Kanatlı Kuş, bu güzellikleri korumak için her zaman görevinin başındaydı. Mavi Kanatlı Kuş'un maceraları ve öğrettikleri sonsuzdu. İnsanlar ve doğa arasındaki uyumu hatırlatması, herkesi doğaya saygı duymaya ve onu korumaya teşvik etmesi büyük bir hazineydi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mavi-tilki-masali/", "text": "Bir zamanlar bir tilki yiyecek aramak için ormanda dolaşıyormuş. Onun için şansız bir günmüş. Bir lokma yiyecek bile bulamamış yorgun ve aç kalmış bir kasabaya ulaşana kadar yürümüş yürümüş. Kasabaya gitmesinin onun için güvenli olmadığını biliyordu. Ama zavallı tilki çok çaresiz de bir şeyler yemesi gerekiyordu yoksa açlıktan ölecekti. Kasabanın içinde dolaşırken, yolun kenarına saçılmış bazı yiyecekler gördü. Tilki hızla koştu ve yemeye başladı aniden bazı köpekler onu gördü ve havlamaya başladılar. Tilki oradan hızla kaçtı ama köpekler onu çamaşırcının evine kadar kovaladılar. Çamaşırcı bir takım elbiseyi maviye boyamak da meşguldü yani bir küvet dolusu mavi boya hazırdı. Tilki küvet görmedi ve içine yuvarlandı. Tilki küvetten çıktığında her tarafının masmavi olduğunu gördü ne yapacağını bilemedi. Köpeklerin uzaklaşmasını beklerken giysi Yunanın altına saklandı gece olunca tilki elbiseyi yanından çıktı ve kasabadan ormana doğru yola koyuldu. Ormanda bütün hayvanlar onu görünce kaçtılar hiç kimse daha önce böyle garip bir mavi yaratık görmemişti hepsi çok korkmuştu. Ancak tilki çok zekiydi bu durumdan yararlanmaya karar verdi. Tilki hayvanlara tanrı tarafından tüm hayvanları korumak için gönderildiğini söyledi bütün hayvanlar ondan etkilenmiş ve ona itaat etmeye karar vermişlerdi. Onu mutlu etmeye çalışıyorlardı ona yemek ve su getirdiler. Tilkininhiçbir şey için endişelenmesine gerek yoktu. Her akşam tilki etrafındaki tüm hayvanlarla birlikte kayanın tepesine oturuyor onlara hikayeler ve masallar anlatıyordu. Bütün hayvanlar tilkinin liderliğini sevmişti bir akşam tilki onlara hikayeler anlatırken bir çift tilkinin olduğunu duydum. Tilki çok uzun zamandır diğer tilkileri ne görmüş ne de duymuş onların okumalarını duyunca çok sevindi ve oda ulumaya başladı. İşte o zaman bütün hayvanlar seçtikleri liderin sıradan bir tilki olduğunu anladılar hepsi onu kovalamaya başladı. Ama tilki elinden geldiğince hızlı koşarak onlardan çoktan uzaklaşmıştı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mavis-kiz-ve-babaannesi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde zamanın birinde, bir köy varmış. Bu minik ve sevimli köyde yaşayan maviş kız ve babaannesinin hikayesi şu şekildeymiş. Maviş kız bir gün babaannesinin dizine uzanmış ve beraber sohbet etmişler. Maviş kızın babaannesi ile her akşam olan klasik sohbetlerinden biriydi. Bu sohbetlerinde babaannesi mavişi çok sevdiğini ve onun ne kadar tatlı bir kız olduğunu söylemiş. Maviş bu sözlere çok sevinmiş. Babaannesine başka neleri sevdiğini sormuş. Mavişin babaannesi ise demiş ki, ben her şeyi çok severim, seni sevdiğim gibi. Maviş ise peki en çok sevdiğim şeyler nelerdir diye sormuş ısrarla. Babaannesine demişi ki ben çiçekleri çok severim. Hem de orkidelere bayılırım. En sevdiğim çiçeklerdendir. Keşke şimdi elimde tohumları olsaydı da bahçeme ekseydim demiş. Mavişte belki bulursun babaanne, beraber büyütürüz demiş. Bu konuşmadan sonra sohbetlerine devam etmişler. Fakat mavişin aklı hala orkidelerdeymiş. Babaannesi onları çok sevdiği için, Orkideleri ona bulmanın fikri aklına gelmiş. Babaannesi maviş için çok hediyeler almış, kıyafetler örermiş. Mavişte babaannesine sürpriz yapıp ona orkide vermek istemiş. Gel zaman git zaman bu tatlı küçük maviş kız, keyifsiz bir şekilde arkadaşları ile bankta oturuyormuş. Herkes ona sormuş maviş, neyin var ne oldu diye. Maviş babanne4sini ne kadar çok sevdiğini ve şimdiye kadar ona hiç sürpriz yapmadığını söylemiş. Bir gün bana orkide çiçeklerini çok sevdiğini söyledi. Eğer bulursam ekerim dedi. Bende onun için orkide bulmak istiyorum diyerek neye üzüldüğünü anlatmış. O sırada arkadaşlarından biri maviş ben biliyorum nerede orkide var. Maviş heyecanla bir anda yerinden kalkarak demiş ki; öylemi, Nerde nerede, haydi söyle nerde. Arkadaşı da şu karşıki ormanda varlar ben gördüm. Seni oraya götürebilirim. Maviş'te haydi hemen gidelim demiş. Bütün arkadaşları beraber o ormana doğru yola çıkmışlar. Ormanın derinliklerine doğru ilerlediler biraz hava soğumaya başlamış ve ne orkide görebilmişler nede ormandan çıkış yolunu bulabilmişler. Bu çocukların hepsi biranda korkmaya başlamışlar ne yapacaklarını bilememişler. Hem iyice acıkmaya da başlamışlar. Hepsi beraber ağlamış. Bu sırada bu çocukların anne ve babaları, çocuklarını eve gelmeyince hepsi köy meydanında karşılaşmış ve herkes çocuklarını aramaya başlamış. Ama hiçbir yerde yoklarmış. Derken birbirinin aklına ormana bakmak gelmiş. Ve hepsi beraber ormana gitmişler. Onlara çok kızmışlar yalnız başınıza ormana geldiniz diye. Maviş te ağlayarak neden geldiklerini anlatmış. Arkadaşlarınındı yardım için geldiğini söylemiş. Babaannesi de yaptığınız çok yanlış, her ne olursa olsun büyüklerimizden habersiz tehlikeli yerlere gelmeyin demiş. Mavişte yaptığının farkındaymış. Maviş ve arkadaşları herkesten özür dilemişler ve evlerine doğru yola koyulmuşlar. Yolda giderken birden Maviş bir anda koşmaya başlamış ve orkide orkide orkide diyerek bir çiçeğin yanına gitmiş. Maviş, sonunda orkideyi alıp babaannesine vermiş. Babaannesi mavişi öpmüş teşekkür etmiş. Böylece herkes çok mutlu olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. güzel kızım tüm acıların birgün elbet geçicek ve iyi olucaksın ve ben seni daha çok geceleri bu masallarla uyutacağım hep bi umudun olsun sni seviorum A."} {"url": "https://www.masallaroku.com/max-ve-arkadaslarinin-maceralari-masali/", "text": "Bir gün bir çiftlikte çok mutlu bir aile yaşıyormuş ve çiftlikte de birçok hayvanları varmış. Çiftlikteki en sevilen hayvan ise küçük kedi Mistymiş. Misty, çiftlikteki diğer hayvanlarla çok yakın arkadaş olmuş ve hep birlikte eğlenip, oyunlar oynayıp ve maceradan maceraya koşarlarmış. Bir gün çiftlikteki köpek Max, çiftliğin içinde koşturmaya başlamış ve en yakın arkadaşı kaybolan kedi Misty'nin peşine düşmüş. Çiftliğin sevimli tavşanı Tom, yardım etmek ve arkadaşlarını çabucak bulabilmek için Max ile birlikte maceralarla dolu bir yola koyulmuşlar. Çiftliğin diğer hayvanlarını da toplanıp birlikte Max ve Tom'un peşine düşmüşler. Yol boyunca birçok zorlukla karşılaşmışlar ama Tom ve arkadaşları, şimdiye kadar birbirlerine yardım ederek her şeyi aşmışlar. Sonunda Misty ,bir ağacın tepesinden korktuğu için inemediğinden ortadan kaybolduğu anlaşılmış. Kafadar arkadaşlar hemen bir Misty'i kurtarma planı yapmışlar. Ağacın dibinden Misty'nin olduğu dala üst üste çıkıp Misty'i alacaklarmış . Maalesef her şey düşündükleri gibi olmamış. Defalarca yere düşmüşler ,bazen yavru kedi Misty korkmuş tüm bunlar tabi ki planı olumsuz etkilemişti. Daha sonra ne yapabiliriz diye düşünürken Tom'un aklına bir fikir gelmiş. Ağacın dalına bir ip sallayıp yukarı tırmanma fikriymiş bu fikir. Biraz korkutucu olsa da minik arkadaşlarının da yukarıda daha fazla korktuğunu düşünmüşler ve hemen işe koyulmuşlar. Max çiftlikten sağlam bir ip bulmuş daha sonra eşek arkadaşının sırtına çıkıp birkaç deneme sonrası ipi dala atmayı başarabilmiş. Şimdi planın en zor kısmına gelmiş yukarıya kimin çıkacağına karar verememişler. Uzun bir sessizliğin ardından yine cesur ve fedakar köpek Max görevi kabul etmiş ve ipten yukarı arkadaşını kurtarmaya çıkmış. Çıkmış çıkmasına ama Misty çok korktuğundan dolayı hala ürkekmiş. Max onu konuşarak rahatlatmaya çalışırken ağacın üzerinde yaşayan kuşlar da Max ve Misty'nin yanına gelivermişler . Misty'nin minik ellerinden tutup Misty'i aşağıya uçarak indirmişler. Evet sonunda görev tamamlanmış ve Misty arkadaşlarına kavuşmuş .Tam çiftliğe dönmek için gideceklermiş ki bu sefer ağaçta Max'in kaldığını hatırlamışlar. Max biraz korkarak ve utanarak aşağıya inemediğini arkadaşlarına anlatmış. Arkadaşları biraz alay ederek geç de olsa olayın gerçek olduğunu anlamışlar. Max ise çaresizce yardım bekliyormuş. Diğerlerinin aklına Misty de olduğu gibi üst üste çıkma fikri gelmiş ve hemen işe koyulmuşlar . Evet bu sefer olmuştu .Üst üste çıkarak Max'e ulaşmayı başarmışlar ve onu da ağaçtan kurtarmayı başarmışlar. Max ve arkadaşları derin bir nefes çekmiş ve mutlulukla evlerine dönmüşler. Max ve arkadaşları, maceralarından ders çıkardılar, arkadaşlığın ve fedakarlığın ne kadar güçlü bir şey olduğunu öğrendiler ve hayatlarına daha da iyi arkadaş olarak devam ettiler. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/maya-ve-minik-fil/", "text": "Çok eski zamanlarda, yemyeşil bir dağın yamacında minik bir evde yaşayan bir aile varmış. Bu ailede Maya isminde küçük bir kız annesi ve babası ile yaşarmış. Maya hem akrabaları hem de komşuları tarafından çok sevilirmiş. Bunun nedeni ise herkese çok iyi davranması ve sarılmak istemeseymiş. Günlerden bir gün küçük bir kız Maya ormanda tek başına dolaşıyormuş. Ailesinden uzak kalan ve uzaklaştıkça biraz daha korkan bu kızın karşısına sevimli mi sevimli bir fil yavrusu çıkmış. Kız ilk başlarda korksa da zamanla filin sevimli halinden etkilenmiş ve ona dokunmak için bir adım atmış. Fil de ona hortumu ile cevap hareketler yaparak cevap vermiş. Maya da bunun karşılığında file sarılmış. Fil, Maya'ya dönmüş ve şunları söylemiş; -Nereye gidiyorsun, buralar senin için tehlikeli olabilir, en iyi gel ben seni evine götüreyim. Senin yanında olursam sana bir şey yapamazlar. Maya bu teklifle çok mutlu olmuş. Minik filin onu korumak istemesi çok hoşuna gitmiş. Fakat onun yanından ayrılmak hiç istemiyormuş. Bunun için ne yapması gerektiğini düşünmeye başlamış. Birlikte yürümeye başlamışlar. Küçük çocuk o gün hayatının en güzel gününü geçirmiş. Son olarak da evine dönmüş. Ertesi gün uyandığı zaman aklına hemen fil gelmiş. Birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini düşünmüş ve fili özlemeye başlamış. Bu özlem o kadar büyümüş ki Maya tekrar ormana çıkmaya ve fili aramaya karar vermiş. Hem de bu sefer yanında en sevdiği giysilerini ve biraz yiyecek de almış. Çünkü temelli onun yanında yaşamak niyetindeymiş. Yükünü sırtına almış ve ormanda yürümeye başlamış. Bu sefer gerçekten çok zorlu bir yolculuk olmuş. Aramış aramış yorulmuş. Yemeklerini de bitirmiş. Ama en sonunda fili bulmuş. Fil ailesi de birlikte oyun oynuyormuş. O da onlara katılmış birlikte oyunlar oynamaya başlamışlar. Maya gerçekten çok mutlu olmuş. 1 gece onların yanında kalmış. Ertesi gün minik filin ailesi Maya'nın yanına gelmiş. ''Biz seni çok sevdik, ama annen ve baban seni arıyormuş. Çok üzülmüşler sen olmadığın için'' demişler Maya'ya. Maya bir an onları unuttuğunu, aslında gerçek bir ailesi olduğunu anlamış. Pişmanlık hissetmiş. Ama fil ailesi birlikte yaşamaktan da gerçekten çok mutluymuş. Ne yapması gerektiğine karar vermesi gerekiyormuş ama. Maya ailesi ile yaşadığı zaman her zaman onlara sarılırmış. Aynı zamanda komşuları da onu çok severmiş. O da komşularını çok severmiş. Aklına bu güzel anlar gelmiş. Aslında olması gereken yerin kendi ailesi olduğunu anlamış. Fil onun sadece arkadaşıymış. Tabii ki istediği zaman filin yanına gelebilir, onunla zaman geçirebilirmiş. Fakat gerçek ailesi onu seven, onu yetiştiren kişilermiş. Maya bunları düşündükten sonra fil ile birlikte kendi evinin yolunu tutmuş. Eve vardıkları zaman gizli gizli ailesinin konuşmalarını dinlemiş. Ailesi Maya'yı ne kadar özlediklerini, başına bir şey geldiği için telaşlandıklarını konuşuyormuş ve hep ağlıyormuş. Bunu duyan Maya gerçekten pişman olmuş ve kapıyı çalmış. Anne ve babası Maya'yı görünce çok sevinmişler. Sonsuza kadar mutlu mesut yaşamışlar. Fil ailesi ile dostluk kurarak ailecek görüşmeye başlamışlar. Maya hem güzel bir arkadaş kazanmış, hem de ailesinin değerini anlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/maysa-masali/", "text": "Mevsimler gelip geçerken sadece kendi odasında vakit geçirmekte olan Maysa odasının her köşesini ayrı ayrı incelerdi. Pencereden ışık ya da güneşin girmesini tamamen engellerdi. Yaşama amaçlı annesinin zorla yedirmeye çalıştığı yemeklerden yemekteydi. Odasını tekrar keşfetmeye başlayan Maysa dolabının arkasından küçük tıkırtılar geldiğini fark eder. Büyük bir eğlence içerisinde kaybolmak isteyen Maysa dolabını itmeye çalışır, itmeye çalıştıkça tıkırtılar daha da artmaya başlar. Maysa' nın içindeki bitmek bilmeyen merak dolabın üstündeki kutunun düşmesi ile sonlandı. Kutuya sımsıkı sarılan Maysa, hem sert hem de sımsıkı kapanmış ayakkabı kutusunu inatla açamaya çalıştı. Evdeki tüm kesici aletler ile kutuyu kesip açmaya çalışmasına rağmen bir türlü açamadı. Sinirden göz yaşlarına hakim olamayan Maysa ağlamaya başlar. Hıçkıra hıçkıra ağlamakta olan Maysa kenara koyduğu kutudan renk renk ışıklar süzüldüğünü fark eder. Ayakkabı kutusu ve kapağının arasındaki boşluktan sızan bu ışıltılar kör edecek derecede parlaktı. Gözyaşlarını kazağının tersi ile silerken bir yandan da kamaşan gözlerini kısmaya çalışıyordu. Kısılan gözlerinin arasında ne olduğunu anlamak için çabalayan Maysa' nın gözyaşları sonunda dindi. Yorucu bir günün ardından eve gelen Maysa sınavından beklediğinden düşük almıştı. Her ne kadar çalışsa da bir türlü başaramayan Maysa başını yastığına gömerek hıçkırarak ağlamaya başladı. Ağlarken günler önce bir kenara koymuş olduğu kutudan ışıklar saçıldığını gördü. Hiçbir şeye anlam veremeyen Maysa ağlamaya devam ediyor ve ettikçe yayılan ışık daha da fazla yayılıyordu. O an ağladıkça bu kutunun sihrinin ortaya çıktığını anlayan Maysa daha fazla ağlamak için elinden geleni yapıyordu. Kutuya elini uzatır uzatmaz kendini bambaşka bir masalın içerisinde bulan Maysa neye uğradığını şaşırmış vaziyetteydi. Ağlayan insanların çare bulduğu bir ütopya olan bu evren Maysa'ya her anlamda iyi gelmişti. Kendi gibi birçok hüzünlü çocuk oraya ağladığında ışınlanıyordu ve birbirleri ile eğlenerek mutlu oluyorlardı. Mutluluğa ulaşan her çocuk güzel bir günün sonunda odalarına geri dönmekteydi. Her kendini yalnız ve ağlamakta hisseden çocukların yurdu olan bu masalsı diyarı keşfeden Maysa kendini her anlamda oldukça şanslı ve eşsiz hissetmekteydi. Güzel bir yolculuk yapıp tekrar odasına döner ve yaşamına daha sıkı bağlanan Maysa artık daha mutluydu. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mehmet-yusufla-babasi-polis-halilin-guzel-ve-anlamli-oyunu/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Şehrin kalabalık ve neşeli bir mahallesinde Mehmet Yusuf adında bir çocuk yaşarmış. Mehmet Yusuf'un babası Halil ise mahallenin sevilen polis memurlarından biriydi. Herkes onun dürüstlüğüne ve yardımseverliğine hayrandı. Mehmet Yusuf da babasını çok seviyor ve onun gibi bir kahraman olmayı dört gözle bekliyordu. Babası gülümseyerek kabul etti ve oyun için hazırlandılar. İlk olarak Mehmet Yusuf, babasına Doğruluk mu cesaret mi? diye sordu. Babası düşünmeden Doğruluk dedi. Mehmet Yusuf, babasının doğruluk sorularını cevapladı ve her bir soruda ne kadar dürüst olduğunu gösterdi. Ardından Mehmet Yusuf, babasına cesaret görevleri verdi. İlk olarak babası, mahalledeki çiçekçiye gidip en güzel çiçeği satın alarak komşularına hediye etti. Sonra, sokakta gördüğü yaşlı bir amcayı yanına çağırarak ona yardım etti ve onunla sohbet etti. Oyunun devamında Mehmet Yusuf, babasının cesaretini gördükçe gurur duydu. Babası, polis memuru olarak her gün cesurca görevlerini yerine getirirken, aynı zamanda insanlara yardım etmekten de geri durmazdı. Mehmet Yusuf, onun cesareti ve fedakarlığını örnek alarak büyümek istedi. Oyunun sonunda Mehmet Yusuf, babasına sarılarak ona teşekkür etti. Baba, seninle oyun oynamak çok güzeldi. Hem eğlendik hem de birlikte ne kadar anlamlı şeyler yapabileceğimizi gördüm dedi. Babası da ona gülümseyerek Oğlum, seninle vakit geçirmek ve seninle birlikte öğrenmek benim için en değerli hazinedir. Her zaman doğrulukla ve cesaretle hareket et ve insanlara yardım etmekten hiç vazgeçme diye yanıtladı. Mehmet Yusuf, babası Polis Halil'in güzel ve anlamlı oyunu sayesinde cesaretin ve doğruluğun önemini öğrendi. Birlikte geçirdikleri bu özel gün, onun hayatında unutulmaz bir anı olarak kalacaktı. Ve Mehmet Yusuf, büyüdüğünde babası gibi bir kahraman olmayı hedefledi. Yıllar geçse bile bu muhteşem oyunu hiçbir zaman unutmayacaktı. Böylece aslında birçok kişinin de hayatına ışık tutacak onlarında yapması gerekenleri hayatı boyunca gösterecekti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mehmetin-hayal-dunyasi-masali/", "text": "Eski zamanlarda Mehmet isminde bir çocuk varmış. Mehmet hayal kurmayı çok seven uysal bir çocukmuş. Her gece uymadan önce hayal kurar. Sonraki günde hayallerine kaldığı yerden devam edermiş. Bu nedenle gerçek hayattan daha çok uyku öncesi kurduğu hayaller onu mutlu edermiş. Çünkü hayalleri her zaman çok renkliymiş. Günlerden bir gün Mehmet uymadan önce tekrar bir hayal kurmuş. Kurduğu bu hayalde çok ünlü bir futbolcu olmuş. Herkes onu konuşuyor, herkes ondan bahsediyormuş. Her maçta gol atıyor ve taraftara koşarak sevinç gösterileri yapıyormuş. Ertesi gün Mehmet kurduğu hayalin olmaması nedeniyle çok üzgün bir şekilde uyanmış. Futbolcu olmak istiyormuş ama ailesi buna izin vermiyormuş. Ailesi ondan derslerinden başarı olmasını, okulda çalışkan bir öğrenci olmasını istiyormuş. Fakat Mehmet'in hayalinde bunlar yokmuş. Mehmet sabah hazırlanmış kahvaltısını ettikten sonra servise binmiş. Servis ile okul arasında 30 dakika varmış. Bu nedenle hayallerine kaldığı yerden devam etmek istemiş. 30 dakika boyunca çok fazla kurabileceği hayal varmış. İlk olarak dün nerede kaldığını düşünmüş. Sonrasında da kendisini o ün dolu, şaşalı hayata bırakmış. Goller atıyor, herkes onu konuşuyor, insanlara imza veriyormuş. En zorlu maçların yıldızı oluyormuş. Servisten indikten sonra Mehmet sınıfa girmiş ve en arka sıraya oturarak öğretmenin gelmesini beklemiş. İlk ders Beden dersiymiş. Bir hayal daha kurmuş. Beden dersinde sınıfın takım kaptanı olacak takımları o kuracakmış. Ama gerçek maalesef bu şekilde değilmiş. Onu sınıf takımına almıyorlarmış. Bu da Mehmet'in çok üzülmesine neden oluyormuş. Fakat Mehmet bunun böyle olmayacağını düşünmüş. Futbolu çok seviyorsa o da o sahada olmalıymış. Bu nedenle Beden öğretmenine '' Öğretmenin bugünkü maçta bende oynamak istiyorum'' demiş. Öğretmeni de bunu kabul etmiş. Maç başlamış ve Mehmet hayallerindeki gibi goller atamamış. Koşmaya çalışmış ama nefesi yetmemiş. Gol atmak için şut atmış ama gol olmamış. Maçı da kaybetmişler. Sonra Mehmet üzgün bir şekilde derslere girmiş. Dersler bitince de tekrar servisine binerek evine gelmiş. Tekrar hayal kurmak, gerçeklikten uzaklaşmak istiyormuş. Bu nedenle evine gider gitmez yatağına yatmış ve hayal kurmaya başlamış. Aradan çokça zaman geçmiş. Mehmet büyümüş ve avukat olmuş. Hala içinde futbolcu olma isteği varmış. Yaşadığı hayat onu bazı yönlerden tatmin etse de içindeki o ukte hayatı boyunca devam etmiş. Fakat belli bir yaşa geldiği zaman bu günleri gülerek anımsamaya başlamış. Avukat olarak başarılı bir kariyere sahip olan Mehmet, sevdiği bir kadın ile evlenmiş ve 1 tane çocuğu olmuş. Çocuğuna çok yakınlık göstermiş ve onun hayallerini hep merak ederek istediği yolda gitmesi adına teşvik etmiş. Her insan hayatında bazı hayaller kurar. Bazı hayallere kavuşuruz, bazılarına ise kavuşamayız. Önemli olan hayallerimiz için ne yaptığımızdır. Mehmet futbolcu olmak istedi ama bunu sadece hayallerinde istedi. Gerçekte isteseydi bunun için çok çaba harcayabilirdi. Hikayemizden almamız gereken ders gerçeklik ile hayal arasındaki ince çizgidir. İki dünya arasında hem benzerlik hem de uzaklık vardır. İnsanların hayal kurması çok güzel olsa da, eğer gerçekten istiyorsak mutlaka emek harcamamız gerekir. Emek harcadığımız zaman olaylar zaten kendiliğinden gelişir. Bunun yanında ailelerin görevi çocuklarına destek olmaktır. Çocukların kısıtlanması her zaman için en doğru davranış şeklide maalesef olmayabilir. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mekselina-ve-uyku-melegi-masali/", "text": "Mekselina, arkadaşlarına ve ailesine karşı duyduğu tavizsiz sevgi ve neşeyle coşan, oldukça sevimli bir kızmış. Evvel zaman içinde kalbur zaman yaşayan bu kız çevresi için aileler tarafından parmakla gösterilirdi. Her zaman örnek bir çocuktu ve yine her zaman yemeklerini zamanında yerdi ve asla anne babasını of bile demezdi. Kızın tek sorunu uyku sorunuydu. Uykuyla ilişkisi epey bir çalkantılıydı. Uykuyla bir türlü geçinemeyen Mekselina birçok gecenin huzursuz geçmesine ve sabahların geç geçmesine neden olmuştu. Akşamları yorgunluktan yatağına çekildiğinde bile, kitaplarını masasının üzerine saçılmış halde bırakarak, uykusuzluktan sızana kadar okurdu. Çünkü kolay kolay uykuya dalamazdı. Işığı kapatıp yatağına yattığı her gece uyku ellerinin arasından uçup giderdi. Mekselina hala rüyadaydı ve rüyasında yanına tünemiş olan uyku meleği ona bir oyun teklif etti. Bu bir uyku oyunu, bayılacaksın. Aslında bundan sonra her akşam hemen uyuyacaksın dedi. Meraktan kulaklarını iyice meleğe veren Mekselina heyecandan ve mutluluktan adeta uçuyordu. Uyku meleği Mekselina'ya uyku oyunun kurallarını basit bir dille detaylandırdı. Kurallar oldukça basitti. Mekselina her gece tam olarak saat 21:00'de yatağına girecekti ve hayal kuracaktı. Uyku meleği de Mekselina uykuya daldığında ortaya çıkacak ve onu keşfedilmemiş, kimsenin bilmediği uçsuz bucaksız diyarlara götürecekti. Bu diyarda Mekselina maceradan maceraya katılabilecek ve hayallerini gerçekleştirmek için merak ve sonsuz fırsatlarla dolup taşacaktı. Ancak bu uyku oyunun bir zorunlu kuralı vardı. Mekselina gerçekten uyumuş olmalıydı. Mekselina hayal dünyası oldukça geniş olan büyük bir hayalperest kızdı ve çeşitli fantezilerine dalmaktan büyük ölçüde zevk alırdı. Ona büyük neşe getiren ve hayatını değiştiren aktivite işte bu uyku oyunuydu. O unutulmaz ve hayat değiştiren olaydan beri Mekselina, Meleğin sözünü tutacağını bildiği için uyku saatini dört gözle bekler. Melek, her gece Mekselina'yı bolca macera yaşadığı yeni yerlere götürür. Mekselina bu şekilde büyür ve bu oyunu uyku sorunu yaşayan diğer tüm çocuklara öğretir. Dünyayı değiştirir Mekselina. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/merakli-minnos-tavsan-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Gökkuşağı Köyünde sevimli, neşeli bir Uzun Kulak Ailesi varmış. Bir de yaramaz, sevimli, kendine çok güvenen ufak bir Minnoş varmış. Dışarı çıkıp, biraz çiçek toplayayım. Annem gelince onlara sürpriz olsun diyerek annesinin sözünü dinlemeden çıkmış çiçek toplamaya. Derken rengarenk ormanın içine girmiş ve etrafa bakmaktan ne için dışarı çıktığını unutmuş ve epeyce evden uzaklaşmış olduğunu görünce birden panikleyivermiş. Ama eve eli boş gitmek istemiyormuş ve biraz daha gidersem en güzel çiçekleri bulabilirim diye düşünmüş. Yine koşmuş şarkılar söylemiş ve kendini dağın zirvesinde bulmuş. Minnoşu gören kuşlar paniğe kapılmış ve çılgınlar gibi ötmeye başlamışlar çünkü minnoşun tehlike de olduğunu biliyorlarmış. Ama minnoş başına geleceklerden habersiz tırmanmaya devam ediyormuş. Ne uçurum ne de tehlike Minnoş için önemli değilmiş. Sadece annesi için toplayacağı en güzel çiçeklerin hayalini kuruyordu. Ve uçurum kenarında çok güzel parlayan bir çiçek gördü. Sepetini kenara bırakıp çiçek için eğilmeye başladı bu hareketi çok tehlikeliydi. Ha gayret biraz daha biraz daha elim yetişecek derken birden kaymış çalılıkların arasından ve eteği ağaca takıldığı için çok şanslıydı ve imdat diye bağırmaya başladı işte şimdi Minnoş çok korkuyordu. Çiçek umurunda değildi artık, sadece kurtulmak istiyordu. Akşam evine balık götürmek için göle giden Ayı Bob şarkı söyleye söyleye ve elinde oltasıyla dağ eteğinden ormandaki evine gitmeye devam ediyordu. Birden imdat çığlıklarını duyan Bob birden panik oldu ve korkuya kapıldı. Acaba bu ses nerden geliyor. Neler oluyor diye etrafına bakınmaya başladı. Ve gördükleri karşısında ne yapacağını bilemedi ve dağın zirvesinde ki minnoşu gördü ve hemen oltasıyla beraber minnoşa doğru koşmaya başladı. Minnoş korkma! Geliyorum, kurtaracağım seni diyordu. Ayı Bobi; herkese yardım eden, yardımsever bir ayıydı. Kimseyi kırmaz ve üzmezdi özellikle çocuklara karşı daha duyarlıydı ve köy halkı tarafında sevilen bir amcaydı. Lütfen Bob Amca, beni kurtar korkuyorum diyordu minnoş. Ve zirveye yaklaşmıştı. Ama nasıl kurtaracağım diye kara kara düşünürken aklına oltası geldi. Ve hızlı bir şekilde oltayı savurarak Minnoşu kavramasını sağlamıştı oltayı sımsıkı sarmıştı ve Bob da tuttu. Sıkı dur minnoş, seni çekeceğim çok hareket etme. Ve güçlü ve hızlı bir şekilde minnoş u yanına çekiverdi. Minnoş çok korkmuştu çiçekler falan umurunda değildi, çok pişmandı. Annesinin babasının evde kalmalısın dışarı çıkmamalısın sözünü dinlemeyip çok uzaklara gittiği için pişmandı. Bob amca ya çok teşekkür etti. Ve Bob Amca onu eve bıraktı olan biteni anne ve babasına anlattı onlarda merak içindeydiler. Minnoş onlardan da özür diledi. Bir daha uzaklara ya da herhangi bir yere sizden habersiz gitmeyeceğim özür dilerim. demiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Seni çok seviyorum inşallah kavuşabiliriz . -Balın 💙"} {"url": "https://www.masallaroku.com/mercanin-guzelligi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde küçük bir köyde bir çocuk yaşarmış. Bu çocuğun güzelliği tüm köyün dilindeymiş. Nar kırmızısı dudakları, al al yanakları ve zeytin gibi kara gözleriyle bir görenin bir daha göresi gelirmiş. Evin tek çocuğu olan bu güzel bebeğin adı Mercanmış. Annesi onu görür görmez güzelliğinden bu ismi vermiş. Öyle ki hem güzelliği hem de isminden dolayı çoğu kişi onu kız sanıyormuş. Mercan büyüdükçe güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Büyüdükçe daha da güzelleşmiş. Ayrıca çok da iyi huylu ve tatlı dilli bir gençmiş. İnsanlara sürekli yardım edermiş. Gittiği her yerde güzelliği yüzünden dikkat çekiyormuş ve herkese ona çok ilgi gösteriyormuş. Mercan bu ilgiden çok memnunmuş. Çünkü her istediği oluyormuş. Güzel bir ilkbahar gününde Mercan köyün ormanında yürüyüşe çıkmış. O kadar uzun yürümüş ki artık çok yorulmuş ve susamış. İlerde çalılıkların arkasında bir dere görmüş. Hem su içmek hem de biraz dinlenmek için derenin oraya gitmiş. Suya tam eğildiğinde kendi yansımasını görmüş. O anda gözlerine inanamamış. Kendi güzelliğini ilk defa o zaman bu kadar net bir şekilde fark etmiş ve kendi güzelliğinden çok etkilenmiş. Fakat bu güzellik onu çok korkutmuş. Çünkü güzelliğini kaybetmek istemiyor. Başına bir şey gelmesini istemiyormuş. Kendi güzelliğini fark ettikten sonra Mercan'ın davranışlarında huyunda suyunda bir değişiklik olmaya başlamış. Güzelliğini korumak isterken bambaşka bir insana dönüşmüş. İstediği kadar kötülük yapıyor fakat kimse onun yaptığını düşünmüyormuş. Çünkü köydekilere göre bu kadar güzel bir çocuk kötülük yapmazmış. Kötülük her zaman çirkinlere ait bir özellik gibi düşünülürmüş. Mercan da bu durumu kullanarak istediği gibi davranıyormuş. Hırsızlık yapıyor, kötü davranıyor ve insanları aşağılıyormuş. Mercan, her gün o dereye gidiyor kendi güzelliğini saatlerce izliyormuş. Fakat her geçen gün Mercan güzelliğini kaybetmeye başlamış. Aslında Mercan aynı güzellikteymiş. Ama o kendini her zamankinden daha çirkin görmeye başlamış. Çirkin gördükçe de daha da hırslanmış ve daha çok kötülük yapmaya başlamış. Güzelliğini de bu kötülüklerin kılıfı olarak kullanıyormuş. Fakat sonunda yapılan kötülüklerin sahibinin Mercan olduğu ortaya çıkmış. Artık Mercan köylülere çok sıradan hatta çok çirkin gelmeye başlamış. Eskisi kadar ilgi duyulmamaya başlamış. Mercan da bu yüzden hep güzelliğini suçlamış. O günden sonra Mercan kendini kontrol edemeyen kötü biri olmuş. Artık dereye gitmiyor kendini izlemiyormuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/merdo-turkusunun-hikayesi/", "text": "Eski zamanlarda çoğu gerçekten yaşanan birçok olay günümüze kadar masallar, hikayeler ve türkülerle gelmiştir. Bu yaşanan olaylar büyük ders çıkarılabilecek yaşantılardandır. Özelikle türkülerle hala severek dinlediğimiz dinledikçe huzur bulduğumuz araçlardan biridir. Türküler arasında bulunan Merdo türküsünün de oldukça hüzünlü bir hikayesi bulunmaktadır. Köyün birinde yaşayan Merdo, kimsesi olmayan fakir bir gençti. Çeşme başında gördüğü bir kıza aşık oldu kızda onu çok sevdi. Gizli gizli görüşüp aşklarını yaşarlardı. Bir gün başka bir köyde yaşayan zengin yaşlı bir adamın karısı vefat etti ve evinin içinde ona yardımcı olacak temizlik ve çamaşır, bulaşık yıkanması için birine ihtiyacı vardı bunun için de evlenmeye karar verdi. Yaşlı adam genç kızın babasına gelerek kızıyla evlenmek istediğini söyledi kızın babası ise adam zengin olduğu için kızı o yaşlı adama verdi ve evlendirdi. Bunu duyan Merdo çok üzüldü perişan oldu ve her gün kızın evlendiği köye giderek bir kerede olsa kızı görmeye gidiyor ama bir türlü kızı göremiyordu. Merdo her kızı görmek için gittiği köprüye yine gitmişti bu defa onu bir meczup gördü o meczup haline acıdı ve kızın evlendiği yaşlı adama giderek olanları anlattı. Yaşlı adam kıza dönerek sevdiğin biri olduğunu bilseydim seninle evlenmezdim dedi ve hallerine acıyarak git sevdiğinle görüş konuş üzülmeyin ben ölünce de evlenirsiniz ama dikkat et köylüye kimseye görünmemeye çalış bana laf getirme herkesin diline düşürme, diye tembihledi. Ve Bir aşk tekrar alevlenmeye başlamıştı. Gizli gizli görüşmeler yapılıyordu. Adamın yaptığı bu ince hareket her iki tarafı da mutlu etmeye yetmişti. Ancak beklenmedik olaylar olacaktır. Genç kız ve Merdo gizli gizli buluşmaya ve konuşmaya başladı bir süre böyle devam etti. Ama bazı kötü niyetli köylüler kızın bir adamla sürekli buluştuğunu herkese yaydı. Duyan herkes yaşlı adama gelip gidip senin karın, kötü kadın oldu elin adamları ile görüşüyor diyerek birçok cümleler kurarak yaşlı adamı iyice öfkelendirerek Merdo'ya pusu kurması gerektiğini onu öldürmesi için iyice adamı ikna ettiler. Olan biten her şeyi gören meczup köprüye gider. Merdo genç kız ile buluşacağı köprüye doğru gittiğini görür ve Merdo'yu durdurmaya çalıştı ama Merdo o meczubu dinlemeyerek yoluna devam etti meczup onu durdurmak için çok uğraşsa da durmadı ve köprünün üzerine çıkar çıkmaz yaşlı adam ve adamları Merdo'yu vurdular. Anlatılanlara göre onu ikna etmeye çalışan meczup bu hikayeyi anlatarak türkü olmasına vesile olmuştur. Sözler oldukça dikkat çekici olması ile ön plana çıkıyor. Birçok sanatçı tarafından seslendirilen bu türkü yaşanmışlığı da en iyi şekilde hissettiriyor. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz. Söylemek bir zor dinlemekde bir o kadar zor."} {"url": "https://www.masallaroku.com/merhamet-yuceliktir/", "text": "Çok diyarlarda bir güzel padişah kızı yaşarmış. Bu kıza her gece uyumadan önce bir ayna ona masal anlatırmış. O gecede gelen ayna kıza masal anlatmaya başlamış. Ayna sözlerine şöyle başlamış; . Vezirleri sayesinde ülkeye Hızır'ın getirilmesi için duyuruların yapılmasıyla padişahın uykusuz günleri başlamış. Çünkü padişah Hızır gelir ümidiyle uyku uyumaz olmuş. Gece gündüz demeden pencerede bekler olmuş. Padişahın durumu vezirlerini korkutmaya başlamış. Yapılan duyurular sonrasında birisinin ona Hızır'ı getirmesi gerektiğini düşünmeye başlamışlar. Çünkü Hızır gelmezse padişahlarının delireceğini düşünmeye başlamışlar. Günler geçerken bir sarayın kapısına bir adam gelmiş. Adamın hali dikkat çekiciymiş ve gelen adam saray kapıcısına padişahla görüşmek istediğini belirtmiş. Padişaha verilecek güzel haberlerinin olduğunu da ayrıca eklemiş. Sarayın kapıcısı adamı padişahla görüştürmek istememiş. Ona padişaha söyleyeceği şey neyse kendisine söylemesini, söylediklerini kendisinin padişaha ileteceğini belirtmiş. Bunun üzerine adam kapıcıya padişaha Hızır'dan haber getirdiğini söylemiş. Hızır'dan haber geldiğini duyan kapıcı telaşlanmış. Kapıdan ayrılan kapıcı adamın sözlerini padişahın vezirlerine hemen anlatmış. Gelen haber vezirleri sevindirmiş. Çünkü Hızır'dan gerçekten haber gelmesi durumunun padişahlarını mutlu edeceğini düşünüyorlarmış. Kapıcı gittikten sonra vezirler padişahın bulunduğu odaya gitmişler ve padişaha bir adamanı ona Hızır'dan haber getirdiğini söylediğini söylemişler. Bunun üzerine yıllardır Hızır'ı görmek ve onun hakkında bilgi almak isteyen padişah çok heyecanlanmış. Daha sonra da vezirlerine kapıdaki adamın hemen huzuruna getirilmesini istemiş. Birkaç dakika sonra adam padişahın huzuruna gelmiş. Kendinden emin duruşa sahip olan bu adam padişaha Hızır'ı ona getirebileceğini ancak kendisine 4 yıl süre vermesini söylemiş. Verecekleri süre içerisinde de onlardan ne isterse yapmaları gerektiğini belirtmiş. Padişah adamın şartını düşünmüş ve kabul etmiş. Ona her isteğini yerine getireceklerini söylerken verdikleri 4 yıl sonunda Hızır ona gelmezse adamın öldürüleceğini de vurgulamış. Hızır'ı getireceğini söyleyen adam bu şartı kabul etmiş. Yapılan anlaşma sonrasında adamın isteğiyle padişah tarafından ona bir köşk verilmiş. Daha sonra da 4 yıl boyunca adamın her isteği yerine getirilmiş. Padişahla anlaşma yapan adam bu 4 yıl içinde dilediği gibi yaşamış. Ancak günler çabucak geçmiş ve 4 yılın sonuna gelinmiş. İstediği 4 yılın bittiğini sonradan fark eden adam telaşlanmaya başlamış. Çünkü padişah ona Hızır'ı sorduğunda ne cevap vereceğini bilmiyormuş. Adam çünkü zamanında rahat yaşam sürmek için padişaha yalan söylemiş ve Hızır'ın nerede olduğuna dair bir fikri yokmuş. Padişahın onu kandırdığını anlayıp kendisini öldürmesinden korkan adam sonunda padişahtan kaçmaya karar vermiş. Bir şekilde kaldığı yerden kaçmayı başaran adam şehirden oldukça uzak bir yere sığınarak orada saklanmaya başlamış. Diğer yanda padişah 4 yılın bitmesi üzerine Hızır'ı getireceğine söz veren adamın huzuruna getirilmesine söylemiş. Padişahın adamları adamın kaldığı köşke gitmişler ve onun kaçtığını anlayarak haberi padişaha iletmişler. Bunun üzerine padişah adamın her yerde aranmasını ve öldürülmesini emretmiş. Bunun üzerine aramalar başlamış. Padişahtan kaçan adam ise saklandığı yerde ölüm korkusundan her gece dua etmeye başlamış. Duasında da kurtulmayı dilemiş. Yine bir gece dua ederken yanına bir dede gelmiş. Adamın halinden bir derdi olduğunu anlamış ve ona neyi olduğunu sormuş. Adam padişaha karşı oynadığı oyunu ve yaşananları dedeye anlatmış. Bunun üzerine dede adama onu padişaha götürmesini söylemiş. Bu istek üzerine adamla dede yola düşmüşler. Saray yolunda ise padişahın adamlarına yakalanmışlar. Adamlar onları padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padişah ona Hızır'ı getireceğini söyleyen adama 4 yılın dolduğunu ve kendisi tarafından adamın her isteğinin yerine getirildiğini artık Hızır'ı ona getirmesini söylemiş. Bunun üzerine adam padişaha Hızır'ın nerede olduğunu bilmediğini zamanında kendisine rahat yaşamak için yalan söylediğini anlatmış. Bunun üzerine padişah ölüm kararı olan adamın öldürülmesine karar vermiş. Daha sonra da orada bulunan vezirlerinden birisine adam için nasıl bir ölümün uygun olacağını düşündüğünü sormuş. Bunun üzerine vezir adamın parçalara ayrılarak meydana asılmasını ve böylece insanların padişaha yalan söylediklerine başına neler geleceğini görmesini söylemiş. Bu cevap üzerine adamın yanında gelen dede herkesin aslına çekeceğini söylemiş. Padişah aynı soruya diğer vezirine de sormuş. Diğer vezir ise yalan söyleyen adamın kazanda kaynatılarak öldürülmesinin doğruluğunu savunmuş. Orada olan dede yine herkesin aslına çekeceğini söylemiş. Aynı sorunun sorulduğu üçüncü vezir ise adamın fırında pişirilmesini söylemiş. Dede bu öneri üzerine de aynı sözü tekrarlamış. Üç vezirin ardından sıra sonuncu vezire gelmiş. Aynı sorunun sorulduğu vezir, padişahın merhametli birisi olduğunu düşündüğünü söylemiş. Ayrıca Hızır'ı görmeyi çok istediğini ve aynı zamanda da merak ettiğinin farkında olduğunu belirtmiş. Ancak yalan söyleyen adamın Hızır aşkına affedilmesinin daha doğru olacağını düşündüğünü de eklemiş. Bağışlamanın büyük bir erdem olduğunu ve adamın padişah tarafından bağışlanmasının illa ki bir ödülü olacağını düşündüğünü de belirtmiş. Dördüncü vezirin sözü bitince de dede yine herkesin aslına çekeceğini söylemiş. Padişah vezirlerin sözlerine hep aynı sözü tekrarlayan dedenin başından beri farkındaymış. Sonuncu veziri de fikrini belirttikten sonra padişah sonunda dedeye dönmüş. Dedeye fikirlerini belirten her veziri için herkesin aslına çekeceğini söylediğini bunun ne anlama geldiğini merak ettiğini söylemiş. Padişahın sözleri üzerine dede neden öyle söylediğini anlatmaya başlamış. Padişaha birinci vezirinin bir kasabın oğlu olduğunu ve aslı gereği yalan söyleyen adamın parçalanıp asılmasına karar verdiğini söylemiş. İkinci vezirinin ise bir aşçının oğlu olduğunu onun da aslı gereği yalan söyleyen adamın kazanda kaynatılıp pişirilmesini uygun gördüğünü söylemiş. Üçüncü vezire sıra gelince de o vezirin babasının da kebapçı olduğunu ve bu sebeple vezirin adamın fırında kebap gibi pişirilmesini istediğini belirtmiş. Böylece sıra son vezire gelmiş. Dede dördüncü vezirin ise bir alimin oğlu olduğunu ve adamın affedilmesini istediğini belirtmiş. Çünkü babası alim olan vezirin merhamet etmeyi öğrendiğini anlatmış. Böylece tüm vezirlerin nasıl gördülerse öyle ceza verdiklerini söylemiş. Açıklamasını yapan dede en sonunda kendinin Hızır olduğunu belirtmiş ve ortadan kaybolmuş. Düşüncelere dalan padişah onun yanına Hızır'ın geldiğini anlamış ancak o olduğunu anlayamadığı için arkasından bakakalmış. Adamın peşinden camdan baksa da onu görememiş. Bunun üzerine vezirlerine hep Hızır'ı görmeyi istediğini ve ona yalan söyleyen adam sayesinde de Hızır'ı gördüğünü söylemiş. Hızır'ın da ona merhametli olmayı öğrettiğini belirtmiş ve ona yalan söyleyen adama merhamet ederek onu affetmiş. Adam bu sefer sarayda padişahla yaşamaya başlamış ve her şey onun önüne sürülmüş. Ancak adam artık padişahtan bir şey istemiyormuş. Böylece uzun yıllar padişahla sarayda yaşamaya devam etmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/merve-ve-osmanin-herkese-ornek-olan-etkileyici-ve-sinir-tanimayan-aski/", "text": "Bir zamanlar yuvarlanan tepelerin ortasında yer alan küçük bir köyde Merve adında genç bir kadın yaşardı. Merve köydeki birçok talibin dikkatini ve kalbini çeken büyüleyici güzelliği ve nazik doğasıyla tanınıyordu. Fakat en sevdiği aşk romanlarında okuduğu hikayeler kadar derin ve büyüleyici bir aşka özlem duyuyordu. Bir gün köye gizemli bir gezgin geldi. Adı Osman'dı ve gözleri bir macera parıltısı ve hüzün dokunuşu taşıyordu. Merve'nin kalbi onu ilk gördüğünde atmaya başladı. Kader onları bir araya getirmişti ve yolları bir aşk masalında iç içe geçmişti. Günler geçtikçe Merve ve Osman'ın yolları daha sık kesişmeye başladı. Birbirlerinin sözlerinden büyülenerek sohbetlere girerler ve genellikle kendilerini çiçek dolu çayırlarda uzun yürüyüşlerde bulurlardı. Birlikte geçirdikleri her gün bağlantılarını derinleştirdi ve aşkları bir gülün canlı yaprakları gibi çiçek açtı. Aynı zamanda aşkları zorluklardan yoksun değildi. Toplum aşklarının onları ayıran farklılıkların gerçekten üstesinden gelip gelemeyeceğini sorgulayarak şüpheler ve yargılar fısıldadı. Kalpleri şüphecileri dinlemeyi reddetti çünkü aşk sınır tanımaz ve en büyük engelleri bile aşabilir. Mehtaplı gökyüzünün altındaki çalıntı öpücükler ve ormanın fısıltıları arasında gizli buluşmalar sayesinde Merve ve Osman birlikte bir gelecek hayal etmeye cesaret ettiler. Aşklarının gücüne inandılar ve sıkıca tuttular önlerine çıkan her fırtınayı atlatacaklarına söz verdiler. Aşkları titreyen ancak asla sarsılmayan nazik bir alevdi. Merve ve Osman'ın bağı derinleştikçe köy aşklarındaki güzelliği görmeye başladı. Kalplerinin senkronize bir şekilde nasıl dans ettiğine tanık oldular ve sevgilerinin saflığı kendi romantik hikayelerini arayanlar için bir umut ışığı haline geldi. Genç çiftin aşk hikayesi aşkın olağanüstü gücünün bir kanıtı haline geldi ve gerçek aşkın sınır tanımadığını kanıtladı. Böylece Merve ve Osman'ın aşk hikayesi çözülmeye devam etti köyü neşe ve ilham renkleriyle boyadı. Merve'nin her zaman hayalini kurduğu büyüleyici romantizm hikayelerinin somutlaşması haline geldiler sadece köy halkının değil daha sonra hikayeleriyle geniş gözlerle karşılaşacak okuyucuların da kalbini ele geçirdiler. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mevsim-perileri-masali/", "text": "Mevsim Perileri, Masal Ülkesi'nin büyülü ormanlarında gizlice yaşayan sevimli mi sevimli varlıklarmış. Bu peri topluluğu, her biri farklı mevsimi temsil eden dört ana periden oluşurmuş. Bunlar: İlkbahar Perisi, Yaz Perisi, Sonbahar Perisi ve Kış Perisi. İlkbahar Perisi, uykulu kışın sona erdiği ve doğanın canlanmaya başladığı zamanı temsil edermiş. Uyandırdığı her tomurcuk, açan her çiçek, Masal Ülkesi'nin güzelliklerini ortaya çıkarırmış. İlkbahar Perisi'nin etkisinde, baharın gelişi kutlamalarla karşılanır, sevinç ve umut dolu günler başlarmış. Yaz Perisi, sıcak güneşin doğanın üstüne tebessüm ettiği, masmavi gökyüzüyle dolu zamanı yönetirmiş. Serin sulardan yapılmış kristal göllerde yüzen Masal Ülkesi halkı, yazın keyfini çıkartırmış. Yaz Perisi'nin enerjisi, herkesin kalplerine coşku ve neşe getirirmiş. Sonbahar Perisi, ağaçların yapraklarının kırmızı, sarı ve turuncu renklere büründüğü ve doğanın hazan mevsimini yaşadığı zamandaymış. Sonbahar, bereketin zamanıymış ve Sonbahar Perisi'nin eliyle hasat kutlamaları düzenlenir, sebzeler ve meyveler toplanır, Masal Ülkesi'nin sofraları lezzetli yiyeceklerle dolarmış. Kış Perisi ise, beyaz örtüsüyle ülkeyi kaplayan soğuk mevsimi yönetirmiş. Kar taneleriyle süslenen ormanlar, kışın sihirli güzelliğini yansıtırmış. Kış Perisi'nin sihirli değneği, donmuş nehirleri ve gölleri süsleyen buz çiçekleri yaratırmış. Kış mevsimi boyunca, Masal Ülkesi halkı sıcak şöminelerin etrafında toplanır, masalsı hikayeler anlatır ve birbirlerine sevgi dolu sözcükler söylermiş. Mevsim Perileri, insanlarla etkileşimde bulunmaktan gizli bir zevk alırlarmış. Onların iyilikleri ve sihirli dokunuşları, Masal Ülkesi'nin doğal dengesini korurmuş. İnsanlar, mevsim perilerinin varlığını bilmeseler de, doğadaki değişimlerin perilerin elinden geldiğini hissederlermiş. Masal Ülkesi halkı, Mevsim Perileri'ne minnettarlık duyar ve onlara özel günlerde teşekkürlerini sunarmış. Periler ise, Masal Ülkesi'nin her köşesine iyilik ve güzellikleri yaymak için var güçleriyle çalışmaya devam edermiş. Mevsimlerin dansı, Masal Ülkesi'nde daima sürecekmiş ve perilerin sihirli elleriyle var olacaktı. Mevsim Perileri, gizli bir görevi yerine getirmek için insanların hayatına da dokunurmuş. İnsanlar, aniden oluşan güzelliklerin arkasında perileri hisseder, minnettarlıkla gizemli varlıkları kutlarmış. Periler, sevgiyle beklenen ve özlenen mevsimlerin armağanı olarak kalplerde sonsuza dek yaşarmış. Daha Fazla Kısa Masal İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mezarin-otesindeki-cocuklar/", "text": "İngiltere'nin batı tarafında bulunan Devon bölgesinde, tam üç yüz yıl kadar eski bir çiftlik evi bulunuyordu. Bu çiftlik evinin sahibi ise Egna Ruggles adlı yaşlı bir kadıncağızdı. Egna evinin üst karında orayı sanki kendi oyun alanlarıymış gibi kullanan iki küçük kız çocuğunun yaşadığını biliyordu. Üstelik bu iki çocuğun yıllar önce ölmüş olduklarını da biliyordu. Yani iki hayalet çocukla birlikte yaşıyor, onların seslerini duyuyor ve bazen de yatak odasının önünde oynadıklarını görüyordu. Ama Egna onlardan korkmuyordu. Ara sıra çok ses yaptıklarında sessiz olmalarını söylüyor ve çocukları susturabiliyordu. Bir gün Egna Ruggles'ın ziyaretine bir kadın geldi. Eski bir arkadaş olan bu ziyaretçiye ev sahibi evinde garip bir şeyler hissedip hissetmediğini sordu. Ziyaretçisi bu evde yaklaşık olarak dört yaşlarında iki çocuğun hayaletinin olduğunu söyledi. Çocukların ikisi de kızdı ve birinin ismi E birininki de A ile başlıyordu. Egna Ruggles çocukların kim olduğunu merak edip kiliseye gitti ve bu evde eskiden yaşayan iki kız çocuğun daha dört yaşındayken öldüğünü öğrendi. Çocukların ölümlerinin arasında 56 yıl vardır. İkisi de bu evde güzel zamanlar geçirdikleri için hala ayrılmak istemiyorlardı. Egna Ruggles ve çocuklar arasında 58 yaş vardı. Ama Egna çocukları anlayabiliyordu Kilise görevlisinin çocukların burada çok mutlu oldukları için gitmek istemedikleri fikrini de anlıyordu. Bu yüzden ara sıra onları susturarak onlarla birlikte yaşamaya devam etti. Neyse ki çocuklar geçmiş zaman terbiyesiyle büyüdükleri için onun sözünü dinliyorlardı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mezarliktaki-sesler/", "text": "Ezgi ve kardeşi Ömer, her hafta sonu yaptıkları gibi İngilizce kursuna doğru evden ayrılmışlardı. Ezgi 13 yaşında, kardeşi de 10 yaşındaydı. Anneleri yanlarına akşamdan hazırladığı peynirli poğaçalardan koymuştu. Ders arası olduğunda bu iki kardeş kantinde buluşup meyve suyu eşliğinde annelerinin yaptığı mis gibi poğaçaları yiyeceklerdi. Ömer, ablasının sözünü hiç dinlemez, her zaman bir bahane bulup birlikte gidip birlikte dönecekleri yollarda genelde dönüş saatlerinde Ezgiyi yalnız bırakırdı. O gün de öyle oldu ve derse beraber gitmelerine rağmen, akşama doğru ders çıkışında yine bir kaçış yolu bulmuş olan Ömer, ablasına haber dahi vermeden dershaneden ayrılmıştı. Çıkışta her zamanki buluşma noktalarında bütün dershane öğrencilerinin kapıdan çıkışını öylece durup izleyen Ezgi, bugün de kardeşinin haber vermeden kendisinden önce eve ya da arkadaşlarıyla oyun oynamaya gitmiş olacağını düşündü. Böyle düşünerek başını bulunduğu noktadan, otobüs durağına kadar olan yokuşun yukarısındaki durağa doğru çevirdi. Yine tek başına bu yol kenarındaki mezarlığın yanından geçmek zorunda kalacaktı. İşte Ömer'e de aslında sadece bunun için çok kızıyordu. O yokuş yukarı olan mezarlık kenarındaki yoldan tek başına geçmekten hep ürküyordu. Ürkmesine çok ürküyordu ama şu anda eve gidebileceği daha iyi bir çıkış yolu da yoktu. Mecburen o yoldan geçecek ve otobüs durağına varacaktı. Dershanedeki öğrenciler birer birer yanından geçmiş, Ezgiyse yavaş adımlarla diğerlerinin gittiği yönün aksine doğru olan istikamette yol almaya başlamıştı. Kış mevsimindeki bu erken kararan havaları hiçbir zaman sevememişti Ezgi. Yeni yeni kararmaya başlayan havada, elleri cebinde, başını paltosunun içine gömer gibi yavaş adımlarla yokuşu tırmanmaya başladı. İçinde öyle büyük bir korku vardı ki, yolun tam karşı tarafında yer alan mezarlığa hiç bakmamaya çalışıyordu. Yol bitme bilmiyor, sanki her adımında yokuşun tepesindeki otobüs durağı daha da uzaklaşıyordu. Çaresiz bir şekilde yokuşu tırmanırken kalbi de hızla çarpmaya devam ediyordu. Karşı yoldaki mezarlığa bakmamak için çok çabalıyordu ama sebebini bilmediği bir çekimle, kaçamak bakışlar atmaktan da geri durmuyordu. Sonra kendi kendine korkacak bir şey yok, hem orada kimse de yok, diyerek etraftan gelen seslere kulak kabartmaya başladı. Sanki aynı anda hem köpek havlamaları hem de türünü bilmediği kuşlar çığlık atar gibi sesler çıkarmaya başlamıştı. Birden bu seslerin de etkisiyle olduğu yerde kalakaldı. Ne yapacağını, hangi yöne doğru kaçacağını hesaplamaya çalıştı. Beyni çok hızlı çalışmaya başladı, ne kadar korksa da seslerin kaynağını merak etmekten alıkoyamıyordu kendini. Ardından mezarlığa doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Sesler şimdi daha da yakından gelmeye başlamıştı. Dikkatini toplayıp sebebini öğrenmeye çalıştı ama sanki kalbinin sesi kulaklarında çınlıyormuş gibi geliyordu. Artık korkudan olduğu yere çakılıp kalmıştı ki Ömer ve onun üç arkadaşının mezarlığın ağaçları arasından kendisine kahkahayla güldüğünü fark etti. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mihriban-turkusunun-hikayesi/", "text": "Eskiden beri ülkemizde en çok dinlenen türkülerin başında gelen Mihriban türküsü Abdurrahim Karakoç'un kaleminden çıkmış değerli bir eserdir. Musa Eroğlu'nun sesiyle bütünleşmiştir. Musa Eroğlu ile dinlenmeye başlanan bu türkü birçok sanatçı tarafından da seslendirilmiştir. Önemli şairimiz Abdurrahim Karakoç bu sevilen türküyü kavuşamadığı aşkı için yazmıştır. Başka bir deyişle 1960 yılında yaşadığı yürek yangınını bu şiir sayesinde dile getirmiştir. Hikaye Abdurrahim Karakoç'un köyündeki bir düğünde başlamıştır. Karakoç'un köyüne düğün için misafirler gelmiştir. Ancak içlerinde öyle bir güzel vardır ki o Abdurrahim Karakoç'un Mihribanıdır. Mihriban Kahramanmaraş'tan ailesiyle birlikte düğün için gelmiştir. O zamanlar genç bir delikanlı olan Karakoç, Mihriban'ı görür görmez tanışmak ister ve tanışırlar. Mihriban kelime anlamı olarak şefkatli, merhametli ve güler yüzlü demektir. Bu kelime tam da Abdurrahim Karakoç'un sevdiği kız için söylemiş gibi onu anlatmaktadır. Genç kızın aslında adı Şehribandır ancak Karakoç ona bu güzel anlamı sebebiyle Mihriban demiştir. Misafirlik devam ettikçe Abdurrahim Karakoç ile Mihriban'ın aşkı daha da büyümüştür. Bir sabah komşusuna Mihriban'ı görmeye giden Karakoç onu göremez. Ailesiyle birlikte memleketine döndüğünü öğrenmiştir. Bu aşk Karakoç'u yemeden içmeden keser, hayat onun için anlamsızlaşır. Bu haline kayıtsız kalamayan anne ve babası Maraş'a Mihriban'ı bulmaya giderler. Bulurlar da ancak bu aşk mümkün değildir. Karakoç'un anne ve babası Mihriban'ı ister ancak ailesi kızı yaşı küçük derler. Ancak ailenin ısrarcı tavırlarından sonra kızlarının nişanlı olduğunu ve yakında evleneceğini söylerler. Bu durum üzerine Karakoç'un anne ve babası geri dönerler. Abdurrahim Karakoç'un merakla beklediği anne babasından kötü haberi alınca bu konunun kapatılacağını ve bir daha konuşulmayacağını söyler. Ancak dili her ne kadar sussa da yüreğine söz geçiremez. Aradan yıllar geçer ve Karakoç'un Mihriban aşkı önce şiir olur ve ardından ise türkü. Türkü olması ile birlikte bu aşk dilden dile duyulur. Türküyü duyan Mihriban, Abdurrahim Karakoç'a bir mektup yazar. Ve bu mektupta tek bir cümle yazılıdır. Mektupta 'Unutmak kolay değil..' yazıyordur. Yıllardır bu koca aşkla bir başına kalmış Karakoç, bu mektuptan sonra bir şiir daha kaleme alır. Üzerinden yıllar geçmiş bu aşkın olgunluğuyla yazdığı sözler oldukça manidardır. Bazen aklıma düşüyor. Ben unutursun diyorum ancak insan unutamıyor. Bir mektup aldım başlıkta ise unutmak kolay mı, yazıyor. Özetle ikinci yazdığı şiir bu şekildedir. Karakoç'un ölümsüz aşkı bugün birçok insan tarafından ezbere bilinen acılı, sancılı günlerinde dilinden düşürmediği türkü olarak dillerde kaldı. Gerçek aşk kavuşulamayan aşktır sözü bu türküde de doğrulanmış oluyor. Belki Mihriban ile Abdurrahim Karakoç kavuşmuş olsaydı bu şiir ve türkü olmayacaktı. Onlar kavuşamayınca bu eşsiz şiir günümüze kadar gelmiş oldu ve türkü olarak dilimize dolaştı. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mina-ve-guzel-sevginin-formulu/", "text": "Bir zamanlar her kesimden insanın çok zengin olduğu ve bir yaşadığı bir ülke varmış. Bu ülkede Mina isminde küçük bir kız yaşarmış. Mina henüz ilkokula yeni başlamış. Herkesin zengin hayatı yaşadığı bu ülkede Mina çok mutsuzmuş. Mina'nın ailesi de bu zenginlerden biriymiş. Bütün günleri birbirinin aynısı oluyor, evden işe işten eve geldikleri an da sohbet etmiyorlarmış. Mina yaşanan bu hallerinden çok rahatsızmış. Çevresini gözlemlemekten çok keyif alan Mina herkesin neden bu halde olduğunu merak edermiş. Mina bunun hakkında bir deney yapıp çözmeye karar vermiş. Ülkesinde hiçbir şekilde çiçek yaşamıyor, oluştukları an solup yok oluyorlarmış. İnsanların da bu çiçekler gibi olduğunu düşünmüş. Deney için araştırdığı bilgilerden ilgisiz kalan ve kötü şeyler söyleyen insanların daimi mutsuz kaldıklarını öğrenmiş. Bu öğrendiğinden sonra okuldan dönerken papatya tohumları almaya karar vermiş. Aldığı tohumları da evde yetiştirmeyi düşünmüş. Tohumları aldıktan sonra dışarıdan toprak da getiren Mina evde iki adet saksı bulmuş. Aldığı papatya tohumlarını narin ve özenerek bu saksılara ekmiş. Tohumları ektiği saksılardan bir tanesini kendi odasına, diğer birini ise anne ve babasının odasına yerleştirmiş. Okuldan her gelişinde papatyalara biraz su vermiş ve seni seviyorum temalı güzel mesajlar fısıldamış. Annesiyle babasına da yalnızca saksıda papatya tohumu olduğunu ve ona bakmalarını istediğini söylemiş. Daha sonra ise kendi odasındaki çiçeği yetişene kadar anne ve babasının odasına girmemiş. Odasında güneşin aydınlattığı bir köşeye yerleştirdiği çiçeğinin büyümediğini gören Mina hayal kırıklığı yaşasa da çiçeğini sulamaya ve sevgisini fısıldamaya devam etmiş. Bazı zamanlar çiçeği ile sohbet eden Mina yaptığı deneyin sonucunu ne kadar merak ettiğini sürekli dile getiriyormuş. Okuldan döndüğü bir gün çiçeğinin filizlendiğini görmüş. Çok heyecanlanan Mina merak etse bile anne ve babasının odasındaki çiçeğe bakmaya gitmemiş. Her gün yaptığı şeyleri aksatmadan tekrarlayan Mina çiçeğinin gün geçtikçe daha da büyüdüğünü görmüş. Ülkesinde kimse birbirine güzel sözler söylemiyor çok duygusuz bir şekilde hayatlarına devam ediyorlardı. Mutsuzluğun kaynağının bu durum olacağını düşünen Mina bir kez bile çiçeğini ihmal etmemiş. Buna karşılık yetişridiği çiçeği tomurcuklanmaya bile başlamıştı. Bir gün okuldan geldiğinde Mina karşısındaki manzarayla çok mutlu oldu. Her gün sevgisini gösterdiği ve suladığı papatyaları artık ona gülümsüyordu. Mina; ' Beni kocaman bir sevgi ve sabırla büyüttün. Yaptıklarının karşılığı olarak sana bu güzel çiçeklerimi verdim.' Dedi. Hızlıca anne ve babasının odasındaki çiçeğe bakmak için koşan Mina oraya yerleştirdiği papatyanın öldüğünü gördü. Yaşadığı o günden sonra ise her gün anne ve babasına sevgi sözleri söyledi. Daha sonra fark etti ki anne ve babası zaman geçtikçe daha mutlu ve sevecen hale gelmeye başladı. Yaptığı bu deneyle Mina insanların sevginin ve güzel sözlerin etkisiyle mutlu olduklarını buldu. Artık attığı her adımda sevgisini hissettiren Mina ülkesini huzura ve mutluluğa erdirmeyi başardı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-araba-hikayesi/", "text": "Masal Ülkesi'nde renkli ve canlı bir şehir varmış. Bu şehirde yaşayanlar, büyülü arabalarla seyahat edermiş. Arabaların adı Hızlı'ymış, Çevik'miş ve Minik'miş. Bu üç sihirli araba, masal ülkesinin dört bir yanına ışık hızında ulaşırmış. Her biri birbirinden farklı özelliklere sahipmiş. Hızlı, en hızlı arabaymış. Onun tekerlekleri, sanki kanatlar gibi çırpılır ve gökyüzüne doğru uçarmış. Hızlı'nın görevi, masal ülkesindeki acil durumlarda hızlıca yardıma yetişmekmiş. Bir gün ormanda yangın çıkmış, hemen Hızlı'ya haber verilmiş. Hızlı, sihirli gücüyle hemen ormana ulaşmış ve yangını söndürmüş. Çevik, adından da anlaşılacağı üzere en çevik arabaymış. Onun tekerlekleri, dönüp dolaşarak en zorlu yollarda bile kolayca ilerlermiş. Çevik'in görevi, masal ülkesinin her köşesini gezmek ve güzellikleri keşfetmekmiş. Bir gün Çevik, dağların tepesine tırmanmış ve oradan masal ülkesinin tüm güzelliklerini seyretmiş. Minik, en minik arabaymış. Onun tekerlekleri, incecik ve nazikmiş. Minik'in görevi, masal ülkesindeki en küçük ve sevimli canlılara yardım etmekmiş. Bir gün Minik, ormanda kaybolan bir tavşanı bulmuş ve onu güvenli bir yere götürmüş. Bir gün, masal ülkesine kötü kalpli bir kara büyücü gelmiş. O, arabaların gücünü çalmak ve masal ülkesini karanlığa gömmek istemiş. Hızlı, Çevik ve Minik, birlik olup bu kötü planı durdurmak için bir plan yapmışlar. Bir gece, büyücünün kulübesine sızarak onun sihirli gücünü geri almışlar ve masal ülkesini yeniden aydınlık yapmışlar. Büyücü, arabaların dostluğu ve cesareti karşısında yenilmiş ve masal ülkesinden kaçıp gitmiş. Masal ülkesi, arabaların kahramanlıkları sayesinde tekrar huzura kavuşmuş. Hızlı, Çevik ve Minik, herkesin gönlünde taht kurmuşlar. Masal ülkesi halkı, arabaların gücüne minnettarlıkla bakıyor ve onları her zaman sevgiyle anıyormuş. Bu şekilde, arabaların masalı, masal ülkesinin en güzel hikayelerinden biri olarak nesilden nesile aktarılmış. Arabaların sihirli dünyası, masal ülkesinin her köşesinde neşe ve sevgiyle dolup taşmış. Masal ülkesi, arabaların dostluğu ve cesareti sayesinde her zaman aydınlık ve güzellikle dolu bir yer olmuş. Bir daha hiç üzüntü uğramamış hep mutluluk var olmaya devam etmiş. Daha Fazla Çocuk Hikayeleri İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-balik-lori-masali/", "text": "Minik balık Lori dünyaya gözlerini yeni açmıştı. Annesi Lori'yi sürekli uyarıyordu. Yuvadan uzaklaşmamasını ve tanımadığı kimselerle asla konuşmamasını öğütlüyordu. Lori küçük bir deniz kestanesi gördü. Ardından Saklambaç oynayalım mı? dedi. Deniz kestanesi kabul edip saymaya başladı. Lori hızla oradan uzaklaştı. Öyle bir saklanmalıydı ki deniz kestanesi onu asla bulamasın. Lori saklanırken bir anda karnı guruldamaya başladı. Çok acıkmıştı. Çevrede de yiyecek hiçbir şey yoktu .Fakat o da ne! Az ileride kocaman bir yiyecek parçası görmüştü. Kocaman bir iğne parçasının ucunda yiyecek sallanıp duruyordu. Lori yiyeceğin ucundan korka korka bir lokmacık kopardı. Deniz kestanesi Lori'yi görüp Sobe sobe! diye bağırdı. Lori bir parça yiyecek bulduğu için mutluydu ancak sobelendiğine üzülmüştü. Deniz kestanesi Lori'yi uyardı.Bu çok tehlikeli az kalsın o oltadaki yiyeceği yutsaydın insanlar seni yakalayacaktı. Lori büyük Bir tehlike atlatmıştı. Hemen evine gidip olanları annesine anlattı. Annesi Lori'ye çevrelerinde daha bir sürü tehlike olduğunu Deniz kestanesine ne kadar teşekkür etse az olduğunu bundan sonra çok daha dikkatli olması gerektiğini yavrusuna öğütlemiş. Ertesi sabah Lori yuvanın etrafında dolaşırken kendinden büyük bir palyaço balığına rastlamış. Konuşurlarken bir anda ne olduğunu anlayamadan üzerlerine iplerle örülmüş bir şeyin geldiğini fark etmişler. Çırpınıp kurtulmaya çalışmışlar ama kaçamadan hapsolmuşlar. Ağın toplanması ile birlikte Lori ve palyaço balığı da yeryüzüne doğru çıkmış alıkçı av İçindeki bütün balıkları geminin içine boşaltmış. Geminin içine düşen balıklar susuz kaldıkları için çırpınıyorlarmış Lori bir an annesinin sakın evden uzaklaşma dediğini hatırlamış. Balıkçı Lori'yi görünce Sen pek de küçükmüşsün, hadi geri denize git demiş. Loris suya düşer düşmez hayata yeniden dönmüş hemen yuvasına gidip annesine sarılıp Başından geçenleri anlatmış. Annesi Gözyaşları içinde Lori'yi dinliyormuş. Merak etme Lori yarın yiyecek aramaya birlikte gideriz demiş. Bundan sonra neyin tehlikeli olup olmadığını sana kendim öğreteceğim demiş. Ertesi sabah Lori ve annesi yiyecek bulmak için dışarıya çıkmışlar dışarıda ahtapot ve köpekbalığı görmüşler. Annesi bu canlılara karşı Lori'yi uyarmış. Onlardan uzak durmasını söylemiş. Lori komşu yuvada yaşayan kendi gibi küçük olan Mani ile tanışmış. Lori ve Mani Artık hep birlikte oynuyorlarmış. Tehlikeli bir şey gördüklerinde hemen uzak duruyorlar ve artık evlerinden de fazla uzaklaşmıyorlarmış. Daha fazla uyku masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-busra-sayilari-ogreniyor-masali/", "text": "Bir gün küçük Büşra annesi ve babasıyla dışarıda oynamaya gider. Dışarıda oynayan küçük çocukları görünce çok sevinen Büşra aralarına katılmak ister. Annesi ve babası Büşra'yı kocaman bir parka götürmüştü. Bu parkta çeşitli oyunlar vardı. Herkesin severek oynadığı bir oyun Büşra'nın çok ilgisini çekti. Bu oyun sayılarla oynanıyordu. Minik Büşra diğer çocuklara oyuna katılmak istediğini söyledi. Kendinden yaşça büyük olan bu çocuklar önce ona rakamları bilip bilmediğini sordu. Fakat Büşra henüz rakamları bilmiyordu. Ama oyuna kısa süre içerisinde alışabileceğini söyledi. Fakat bu isteğini kabul etmediler. Çünkü rakamları bilmek gerekiyordu. Ama Büşra henüz birden üçe kadar sayabiliyordu. Büşra oyuna katılamadığı için çok mutsuzdu. Aslında uzaktan nasıl oynatıldığını görmüştü. İzin verselerdi Büşra'da onlarla birlikte oynayabilirdi. Bu konuya çok kafayı takan minik Büşra sayıların tamamını öğrenmeye karar verdi. Anne ve babasını giderek sayıları öğretmesini istedi. Onlar da rahatlıkla sayıları öğrenebilmesi için Büşra'yı bazı taktikler önerdi. Bu taktikler çok işe yaradı. Büşra kendi odasına bütün rakamları kocaman bir kağıda yazarak renkli kalemlerle içlerini boyadı. Her gün bu rakamlara bakıyor ve ezberlemeye çalışıyordu. Rakamlar duvarda asılı olduğu için gece yatarken ve sabah kalkarken sürekli bu rakamları görüyordu. Bu uygulama kolayca rakamları ezberlemesine yardımcı olmuştu. Büşra'nın azmi gerçekten rakamları ezberleye bilmesine yetti. Kendi yaşıtları henüz saymayı bilmezken Büşra bütün rakamları artık ezbere biliyordu. Büşra yine bir gün daha önce gittiği büyük parka tekrardan gitti. Aynı oyunu oynayan arkadaşlarını görerek yanlarına gitti. Artık rakamları bildiğini ve oyuna katılmak istediğini söyledi. Arkadaşları bu duruma çok şaşırdı. Kısa süre içerisinde bu kadar rakamı öğrenebilmesi imkansızdı. Büşra'yı denemek istediklerini söylediler. Daha sonra oyunun lideri Büşra'yı bir fırsat verdi. Büşra'nın toplamda iki hakkı vardı. Eğer bu iki hakkını kullanır ve hala oyunu oynayamazsa aralarına alınmayacaktı. Fakat Büşra hiçbir hakkını kullanmadı ve tek seferde oyunu oynayarak bütün arkadaşlarını şaşırttı. Büşra oynadığı bu oyunu çok sevdi. Hatta herkes grubunda Büşra'yı ister oldu. Çünkü Büşra bu oyunda oldukça iyiydi. Her geçen gün biraz daha tecrübe kazandı. Bu sayede matematiğe olan ilgisi arttı. Okulda ise arkadaşlarından her zaman bir adım önde oldu. Okula başladığında da merakının meyvesini yemiş oldu. Çünkü matematikte herkesten öndeydi. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-civciv-tasiniyor-masali/", "text": "Bir zamanlar ülkelerin birinde bir Minik Civciv ve ailesi uzak bir kasabaya taşınıyormuş. Çünkü Minik Civcivin babası orada kendi işine başlayacakmış. Gitmek için hazırlıklarını yapmışlar, eşyalarını yüklemişler. Minik Civciv gözyaşları içinde son kez evlerine bakmış. Mahalledeki arkadaşlarıyla vedalaşmış annesinin elini tutup arabaya binmiş. Minik Civciv araba köşeyi dönene kadar arkadaşlarına el sallamış. Bundan sonra arkadaşlarını göremeyecek olmanın üzüntüsünü yaşıyormuş. Birlikte geçirdikleri onca zaman artık bir hatıra olarak kalacakmış. Minik Civciv arabada giderken annesine Yeni bir yere taşınmak çok zormuş anneciğim anladım demiş annesi minik civcivin üzgün olduğunun farkına varıp teselli vermiş. Merak etme benim minik civcivim yeni yuvamızı da çok seveceksin. Yeni dostlarımız, güzel arkadaşlıklarımız olacak bunları düşünerek mutlu ol tamam mı demiş. Minik Civciv üzgün üzgün başını sallamış. Aslında bir sürü şey varmış. Acaba yeni taşındığı yer nasıl bir yer olacakmış. Acaba arkadaşlarım olabilecek mi? diye içinden geçirirken uykuya dalmış. Hadi benim minik civcivim yeni evimize geldik gözlerini aç demiş. Minik Civciv meraklı gözlerle hemen aşağı inip yeni evlerini incelemiş. Pembe renkli sarmaşıklar, kırmızı renkli güller evin etrafını sarmış. Bahçeleri renk renk çiçeklerle süslüymüş. Ağaçlarda lezzetli görünen meyveler varmış. Minik Civciv yeni evlerini çok beğenmiş. Anne ve babasıyla birlikte eşyalarını yerleştirmeye başlamışlar minik civciv arkadaşlarının giderken hediye ettiği eşyalarını da yerleştirmiş. Onları şimdiden çok özlemiş. Pencere kenarından dışarıyı seyrederken bahçelerinin önündeki salıncak dikkatini çekmiş. Dışarıda oynamak için annesinden izin almış. Kendi kendine sallanırken bir ses duymuş. Minik Civciv başını çevirip sesin geldiği yöne doğru baktı. Sevimli bir sincap ona bakıyordu. Tabii ki de sallana bilirsin. Benim adım Minik Civciv, senin adın ne? Diye sormuş. Benim adım sincap Cimi. Tanıştığımıza memnun oldum. Bisküvi ister misin? Diye sormuş. Minik Civciv teşekkür ederek sincap Cimi'nin uzattığı bisküviyi almış. Birlikte oynarlarken minik bir kuzu Cimi'ye seslenmiş. Onu parka davet etmiş ancak minik civcive hiçbir şey söylememiş. Cimi arkadaşına hadi gidelim o halde demiş. Minik civciv sessiz sessiz bir kenara oturup üzülmeye başlamış. Demek ki kimse benimle oynamak istemiyormuş yoksa çağırırlardı diye düşünüyormuş. O anda Cimi gelip Minik Civciv,e: Minik Civciv arkadaşlarıma seni anlattım. Seninle tanışmak istiyorlar. Hadi gidelim demiş. O gün çok güzel arkadaşlar edinmiş güzel bir gün geçirmiş buraya taşınmak sandığı kadar kötü bir şey değilmiş. Önemli olan minik civcivin ailesi ve arkadaşlarıyla bir arada olmasıymış. Daha fazla uyku masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-fare-ve-koca-kedinin-masali/", "text": "Bir zamanlar küçük bir kasabada kendi halinde yaşayan minik bir fare varmış. Minik fare uygun bulduğu yerlerde tek başına yaşarmış. Çoğu zaman bulunduğu yeri değiştirmek zorunda kalırmış. Peynir en çok sevdiği yiyecekmiş. Ne kadar uzakta da olsa peynirin kokusunu alırmış. Çünkü bu kokuyu her yerden tanırmış. Bu anlamda adeta bir peynir uzmanıymış. Bir gün olduğu yeri terk edip başka bir yer bulmaya karar vermiş. Sokakları yürümüş alabildiğince. Bir yerde karar vermek için bir peynir kokusuna ihtiyaç duyarmış. Peynir kokusunu aldığı yeri hemen kendisine mesken yaparmış. Aslında çok iyi bildiği böyle bir yer varmış. Fakat oraya gitmeye de biraz korkarmış. Gitmeye cesaret edemediği o evde iri yarı bir kedi yaşarmış. Bu kedi, tam bir fare avcısıymış. O eve giden fare, bir daha geri dönemezmiş. Bu sebepten dolayı çok arkadaşını kaybetmiş. Kendisi de bu kayıplardan birisi olmamak için çok çabalamış. Ama sanırım artık yolun sonuna gelmiş ve minik fare kendi kendine: Artık bize yol göründü. İstikamet koca kedinin olduğu ev. demiş. İstemeye istemeye koca kedinin olduğu eve doğru yürümüş. Sanki kendi cenazesine gidiyormuş gibi ilerlemiş. Sonra birden aklına bir fikir gelmiş: Ne yapıp edip bu kediyle arkadaş olmak gerekir. diye kendi kendine fısıldamış. Kedi kulaklarının duyduğuna inanamamış. Hemen ciğeri alıp yemeye başlamış. Adeta kendini kaybetmiş. Karnı doyduktan sonra ciğeri getiren minik fare aklına gelmiş. Aslında koca kedi çok vefalıymış. Kendisine yapılan iyiliği asla unutmaz ve karşılıksız bırakmazmış. Hemen minik fareye yemesi için minik farenin önüne peynir bırakmış. Minik en çok sevdiği peyniri güzelce yemiş ve koca kendi ile minik farenin arkadaşlığı bu şekilde başlayıp sonsuza kadar devam etmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 7 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-geyik-gizo-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde yaşayan Gizo adında minik bir geyik varmış. Sonbahar bitip kış mevsimi yaklaşmaya başlamış. Orman hayvanları telaşla yiyecek stokluyor, yuvalarını kış için daha sıcak hale getirmeye uğraşıyorlarmış. Gizo daha yeni doğduğu için daha önce hiç kışı yaşamamış. Ama sonbaharı öyle çok seviyormuş ki dökülen yaprak yığınlarının üstünde zıplamayı, ağaçtan düşen çam kozalaklarını oraya buraya fırlatmak çok hoşuna gidiyormuş. Yapraklar onun için sıcak ve yumuşak bir yatağı andırıyormuş. Günlerden bir gün yaprak yığınlarında oynayan Gizo yanlışlıkla bir köstebeğin yuvasını dağıtmış. Yuvasının dağıldığını gören köstebek ağlamaya başlamış. - Şimdi Ben ne yapacağım? Neredeyse kış kapıda, yeni bir yuva inşa etmek çok zor demiş. Köstebeğinin yuvasını yanlışlıkla dağıttığını fark eden Gizo hatasını telafi etmek istemiş. - Benim dikkatsizliğim yüzünden evin dağıldı. Çok özür dilerim ama merak etme köstebek kardeş ben her şeyi düzelteceğim demiş. Minik toynakları ve minik burnuyla küçük bir çukur kazmış. İçine bulduğu kuru yapraklardan ve dallardan konforlu bir yatak yapmış. Kısa sürede işi biten Gizo köstebeğe yeni yuvasını göstermiş. Köstebek yeni yuvasına girince çok beğenmiş. İçi hem sıcak hem de çok konforlu olmuş. Köstebek Gizo'ya yardımları için çok teşekkür etmiş. Gizo'da hatasını anlayıp, köstebek için sıcak bir yuva yapıp soğuktan kurtardığı için çok mutlu olmuş. Artık hem köstebek hem de diğer hayvanlar kış için hazırmış. Gizo akşam olunca evine gitmiş. Kışın nasıl olabileceği ile ilgili hayaller kurarken tatlı bir uykuya dalmış. Susadığı için uykusundan uyanıp mutfağa gitmiş. Pencereden baktığında gökten beyaz ve küçük bir şeyler düştüğünü görmüş. Ayrıca içini bir ürperti kaplamış. Çünkü hava her zamankinden daha soğuk hissettirmiş. Heyecanla annesine seslenmiş. - Anneciğim bu dışarıdaki beyaz şeyler de nedir? Peki hava neden bu kadar çok soğuk diye sormuş. - Dışarıda gördüğün bu beyaz şeyler kar oğlum. Sonbahar bitti. Artık kış geldi demiş. - Ama ben sonbaharı çok seviyordum. Kışın gelmesini istemiyorum demiş. - Merak etme Gizo sonbahar bitince kış, kış bitince de ilkbahar gelir.Bu doğanın kanunudur. Bir şeyin bitmesi aynı zamanda yeni başlangıçlar demektir. Hadi şimdi doğru yatağa git demiş. Annesi böyle konuşunca Gizo artık kıştan korkmamaya başlamış. O gece annesine sarılıp tatlı bir uyku çekmiş. Kışın güzelliklerini keşfetmeyi sabırsızlıkla beklemiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-kelebek-masali/", "text": "Hayvanların arkadaş gibi yaşadığı, ağaçların rengarenk olduğu koca bir ormanın içinde koca gövdeli bir Çınar ağacı varmış. Bu çınar ağacı adeta ormandakilerin dedesi gibiydi. Kuşların, böceklerin, sincapların, tavşanların ve bütün hayvanların sığındığı koca dağ gibi dururdu Çınar ağacı. Çınar ağacı her hayvanın en sevdiği arkadaşı ve yuvasıydı. Bazı hayvanlara annelik bazılarına yoldaşlık yapardı. Başı derde giren bir hayvan oldu mu hemen koca çınara sığınırlardı. Dertleri oldu mu koca Çınar bir çözüm bulurdu. Nede olsa koca çınar 150 yaşındaydı. Çınar ağacının ondan habersiz küçük bir misafiri vardı küçük bir tırtıldı. Küçük tırtıl kozasının içinde büyümeye çalışan minik bir böcekti. Kozanın içinde büyüdükçe yavaş yavaş çıkmaya başlıyordu. Büyüdüğünde vücut hatlarını tamamladıktan sonra, kozayı yavaş yavaş delmeyi becerip ve dışarı çıkmayı başaracaktı. Koca Çınar, minik tırtılın ufak ufak seslerini duyar ona yardım etmeye çalışır, onunla konuşur: 'Merhaba minik misafirim hoş geldin.'' Minik tırtıl sesin nereden geldiğini anlayamaz, kozadan başını biraz daha çıkarır: Kim benimle konuşuyor? der. Koca çınar:'' Benim, Çınar. Benden korkma, ben herkesin hem yuvasıyım hem de arkadaşıyım. Seni burada korurum. Sakın korkma.'' Der. Ama minik tırtıl koca Çınar'ı dinlemiyordu. Olabildiğince kozalağı parçalamak istiyordu. Koca Çınar bir kez daha minik tırtılı uyardı.'' Erken çıkarsan kanatların minik kalır ve uçamazsın. Bir tırtıl olarak kalırsın, kelebek olamazsın. Sabredersen, zamanında yavaş yavaş çıkarsan çok güzel kanatların kocaman rengarenk bir kelebeğe dönüşürsün ve özgürce bütün ağaçları uçabilirsin. Çiçeklere konabilirsin. Ama sabretmezsen, kozanı zorla yırtarsan küçük kanatların olur ve istediğin gibi uçamazsın.'' der. ''Koza senin gelişimine sebep oluyor. der. Minik tırtıl koca Çınar'ı dinlemedi. Zorla da olsa bir dala yaslayarak kozayı parçaladı ve minik kelebek olarak dışarı çıktı. Fakat kanatları kırış kırıştı. Küçücüktü, kanatlarını çırpmak istiyordu fakat uçamıyordu. Çok üzgündü, kozayı yırtılmıştı bir kere bir daha onarılamazdı. Koca Çınar'da ona çok üzüldü'' beni neden dinlemedin. Ben Yüzyıllardır bu ormandayım. Nice misafirlerim geldi, gitti. Senin gibi nice kelebekleri tırtıllara ev sahipliği yaptım. Ama sen beni dinlemedin, bir daha özgürce uçamayacaksın. Sabırsızlığın cezasını çekeceksin. 'diyerek küçük tırtılın dersini verdi. Ama yine de onu yapraklarıyla koruyacağına söz verdi. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-kelebek-ve-pelo-masali/", "text": "Zamanın birinde az sayıda kişinin yaşadığı küçük bir köy varmış. Bu köyde yaşamını sürdüren bir aile varmış. Pelo bu ailenin küçük kızıymış. Henüz 3 yaşında olan ve bahçede zaman geçirmekle çok keyif alan pelo, ağaçlara dokunur, onlarla konuşur ve her gün bahçedeki tüm çiçekleri tek tek koklarmış. Günün birinde Pelo ve ailesi güzel zaman geçirmek için bir pikniğe gitmeye karar vermişler. Piknik için gerekli olan tüm malzemeler hazırlandıktan sonra keyifli bir araba yolculuğu ile piknik yapacakları yere doğru yola çıkmışlar. Kısa süren bir yolculuktan sonra piknik yerine varan aile arabalarından piknik için getirdiklerini özenli masaya yerleştirmişler. Hava son derece güzel ve etraf misler gibi çiçek kokuyormuş. Piknik alanında başka aileler ve onların da çocukları varmış. Pelo yerde oturmayı tercih etmiş. Yerde keyifli keyifli otururken birden yanına bir kelebek gelmiş. Doğru bir hamle ile kelebeği ellerinin arasına alan Pelo kelebeği yakalamış olmanın verdiği mutluluk ile birlikte babasının yanına koşmuş. Babasına olanları anlattığında ise babası Pelo'ya hemen elinde bulunan kelebeği serbest bırakmasını söylemiş. Kelebeğin de bir ailesi olduğunu ve eğer evine dönmesi gerektiği zamanda evine dönmezse ailesinin onun için endişeleneceğini Pelo'ya bir bir anlatmış. Pelo yapmış olduğu şeyin nelere sebep olabileceğini düşündüğünde çok üzülmüş ve hemen kelebeği özgür bırakmış. Tüm gün keyifli bir biçimde yiyeceklerini yiyen, piknik alanında bulunan göletin etrafında yürüyüşler yapan ve mutlu zaman geçiren Pelo tüm günün yorgunluğu ile babasının kurmuş olduğu hamakta uykuya dalmış. Uykusunda renkleri ile muhteşem görünün bir kelebeğin yanına geldiğini ve onunla konuşmaya başladığını gören Pelo kelebeğin nasıl kendisi ile konuştuğuna hayret etmiş. Rüyasında gördüğü bu kelebek piknik yerinde yakaladığı kelebeğin annesiymiş. Pelo'ya yavrusunu serbest bıraktığı için teşekkür etmiş ve Pelo'nun rüyasından ayrılmış. Pelo uyandığında rüyasını anne ve babasına anlatmış ve aslında kelebeği serbest bırakarak ne güzel bir hareket yapmış olduğunu anne ve babasına dillendirmiş. O gün keyif dolu anlar yaşayan Pelo piknik dönüşü etrafı izleye izleye evine dönmüş. Ertesi gün sabah uyandığında ilk iş bir resim kağıdı alarak dün gördüğü yavru kelebeğin resmini çizmek olmuş. O kadar güzel bir resim çizmiş ki tıpkı dün ki kelebeğe benzemiş. Resmi bittiğinde resmini anne ve babasına gösteren küçük kız resmini odasının duvarına asarak kelebeğin bir ömür boyu yanında olmasını sağlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-penguenin-kesifleri/", "text": "Minik penguen Pengu, buzullarda yaşayan ve yüzmeyi çok seven bir penguenmiş. Günlerden bir gün denizin derinliklerinde yine gönlünce yüzerken kayalıkların altında bir harita bulmuş. Büyük bir heyecan sonrası haritayı daha detaylı bir biçimde incelemek için hemen suyun yüzüne çıkmış. Kimsenin olmadığı bir yerde haritayı açarak tüm detayları anlamaya çalışmış. Anladığı kadarıyla harita çok eskilerden kalmış bir hazinenin yerini göstermekteymiş. Bulundukları yerden epey uzak bir noktayı gösteren bu hazine haritası hakkında ailesine bilgi vermeli mi? Yoksa vermemeli mi? Karar verememiş. Çünkü; ailesini bu haritadan bahsetmiş olsa anne ve babası büyük maceralara gerek kalmadan bu haritadan kurtulmaları gerektiğini söyleyecek ve böylece Pengu'nun macerası başlamadan bitecekmiş. Anne ve babasına haritadan bahsetmese, bu seferde haritada gösterilen yere gitmek için nasıl bir yol bulacak işte bunu bilmiyormuş. Birkaç gün ne yapması gerektiğini en ince ayrıntıları ile düşündükten sonra yakın arkadaşlarına bulduğu bu haritadan bahsetmeye karar vermiş. Arkadaşlarını bir araya toplayarak bulduğu bu define haritasını onlarla paylaşmış. Pengu'nun arkadaşları da bu olay karşısında çok heyecanlanmışlar. Bir an önce haritada işaretli yere gidip hazineye kavuşmak istemişler. Ancak bunu yapmak için güzel bir plana ihtiyaçları olduğunu hepsi de çok iyi biliyormuş. Günler boyu düşündükten sonra yalnız başlarına bu işin içinden çıkamayacaklarına karar vermişler. Onlara inanacak ve dahası onlarla birlikte bu hazine avına gelecek bir yetişkinden yardım almaya karar vermişler. Bu yetişkinin kim olması gerektiği konusunda ortaya koydukları pek çok fikir arasından en mantıklı olanının öğretmenleri olduğu noktasında hem fikir olmuşlar. Okula gittikleri ilk gün öğretmelerini teneffüs esnasında yalnız başına yakalayarak tüm olanı biteni bir çırpıda ona da anlatmışlar. Öğretmenleri duydukları karşısında hem çok heyecanlanmış hem de bu işin içerisinden nasıl çıkacakları konusunda uzun uzun düşünmeleri gerektiğini söylemiş. Yapılan toplantılar ve planlar sonucunda öğretmenleri ile birlikte gün doğumu ile beraber defineyi aramaya gitmeye karar vermişler. Gün doğumu ile birlikte haritayı da yanlarına alarak haritada gösterilen yöne doğru yüzmeye başlamışlar. Yüzmüşler, yüzmüşler, yüzmüşler... o kadar fazla yüzmüşler ki artık hiç birinde güç kalmamış ama definenin bulunduğu yere de varmışlar. Haritada gösterilen yere vardıklarında tam da haritada gösterildiği gibi onları bekleyen koca bir sandık ve bu sandığın içerisinde de altınlar varmış. Bu kadar emek karşılığında defineye kavuştukları için hepsi çok ama çok mutlu olmuşlar. Sandıklarını alarak evlerinin yolunu tutmuşlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-sercenin-buyuk-dostlugu/", "text": "Bir varmış bir yokmuş yeni doğan minik bir serçe varmış. Bu minik serçe annesiyle birlikte bir ağaç tepesinde kendi sıcacık yuvalarında yaşarlarmış. Serçe yeni doğduğu için annesi onu daha hiç dışarı çıkarmamış. Çünkü dışarıda bir sürü tehlike varmış. Büyük hayvanlar, büyük kuşlar en önemlisi de insanlar. Ve çok gürültüymüş dışarıdaki hayat artık her yerde ağaçlar yokmuş. Her yerde binalar, apartmanlar varmış. Serçenin annesi de zaten bu ağacı bulurken çok zorlanmış. Şehrin girişinde küçük bir ormanlık alanmış bulunmuş burada çok fazla büyük kuş türleri yokmuş. Arada sabahları kargalar öter onlar da insanların beslemesine alıştığı için insanların olduğu yerlere gidip karınlarını doyururlarmış. Ancak burada çok fazla köpek varmış. Serçenin annesinin korktuğu da köpeklermiş. Köpekler geceleri hem çok havlar hem de sabahları erkenden uyanıp havlamalarına devam eder minik serçeyi uykusundan ederlermiş. Anne serçe de bu duruma sinirlenip kızarmış kendi kendine köpeklere. Köpeklerin arasında iyi huylu olanları da vardır muhakkak ama bu çevredekiler hem çok kızgın hem de çok açlarmış. Anne serçe onlara da hak verirmiş aslında. Karınları çok aç olduğu için durmadan havlarlarmış. Nasıl anlatsın ki köpekçik aç olduğunu. Kuşlar öter, köpeklerse havlarmış. Anne serçe onlara üzülürmüş içten içe ama korkarmış da yavrusu için. Çünkü yavru serçe daha uçamıyormuş bile, eğer ki tehlikeli bir durum olsa anne serçe hemen uçar oradan hızla uzaklaşabilirmiş. Ama yavrusu daha uçamadığı için çok endişeliymiş. Bizim serçe bir yavru köpekle oyun oynuyormuş hem de çok az uçarak. Anne korkuyla koşup yavrusunu alıp yuvaya götürmüş. Yavru hemen annesine durumu anlatmış, çok acıktığı için köpeklerin getirdiği ekmeklerden yemek istediğini söylemiş. Ve sonra köpeklerin küçük yavrusuyla tanıştığını, yavrunun da tıpkı onu gibi kendisinden büyük hayvanlardan korktuğunu söylemiş. O yüzden de kendisine zarar vermeyeceğini düşünerek birlikte güzel bir arkadaşlığa başlamışlar. Yavru köpek ve yavru serçe annelerini de tanıştırmış. Anne serçenin içi artık rahatmış. Tehlike olmadığını anlayınca köpeklerle arkadaş olmaya karar vermiş. Köpekler de o günden sonra onları korumuş. Bütün hayvanlar hep birlikte sonsuza kadar dost olmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-tonton-masali/", "text": "Bir zamanlar, çok uzaklarda, renkli çiçeklerle dolu büyülü bir ormanda Minik Tonton adında sevimli bir tavşan yaşarmış. Bu tavşan günlerini oyun oynamakla, arkadaşları ile koşuşturmayla geçermiş. Karnını doyurduktan hemen sonra eğlenmeye koyulan ve gün batana kadar da geri dönmeyen Minik Tonton'un hayatı yavaş yavaş değişmeye başlamış. Günler su gibi akıp giderken, ormandaki huzur ve sakinlik git gide azalmaya başlamış. Vahşi ve sık ormanlardan gelen yeni hayvanlar, ormanın huzurunu bozmaya başlamış. Diğer hayvanların yiyeceklerine ve yuvalarına zarar veren bu yeni gelen hayvanlardan herkes korkarmış. Ne yapacağını bilemeyen Minik Tonton, kendisine yeni bir orman bulmaya ve tekrar huzurlu bir hayat yaşamaya karar vermiş. Minik Tonton ümitsizlik içinde yola çıkmış. Daha önce gitmediği, görmediği yollardan geçen Minik Tonton, en yakın ormanın ne kadar uzaklıkta olduğunu merak etmiş. Derken tavşan, patikaların birinde parıldayan bir şey bulmuş. Büyüleyici bir rengi olan bu cisim tavşanın ilgisini çekmiş. Tavşan, bu cismi eline almış. Fakat Minik Tonton, bu cisimden dumanlar çıkmaya başladığını görünce korkmuş. Çok geçmeden, dumandan bir peri oluşmuş ve tavşan, perili bir lamba bulduğunu anlamış. Peri gülümseyerek, Merhaba Minik Tonton! Bir dileğin var mı? demiş. Şaşkınlık içerisindeki Minik Tonton, huzursuzluk içinde yitip giden ormanını hatırlamış ve Evet, bir dileğim var. Tüm orman hayvanlarının mutlu olmasını istiyorum demiş. Peri, Minik Tonton'un dileğini duyunca çok memnun olmuş. Hemen ormanda yaşayan tüm hayvanları mutlu edebilmek için sihir yapmaya başlamış. Minik Tonton'un dileği gerçek olmuş, yeni gelen acımasız hayvanlar kaçarak ortadan kaybolmuş ve ormanda yaşayan her hayvanın yüzü gülerek dans etmeye başlamış. Minik Tonton bu güzel deneyimiyle ormana dönmüş, her zaman yardımlaşmayı ve dostluğu kalbinde tutmuş. Ve ormanda yaşayan tüm hayvanlar birlikte mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamışlar. Daha fazla uygu masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-yildizin-macerasi-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir gökyüzünde Minik Yıldız adında sevimli bir yıldız yaşarmış. Minik Yıldız, diğer yıldızlar gibi parlak ve güzel olmak istiyordu. Bir gece, büyük bir dilek dileyerek gökyüzündeki en parlak yıldız olmak için yola çıkmaya karar verdi. Minik Yıldız, parlak bir ışıkla gökyüzünde yol aldı. Yol boyunca, diğer yıldızlarla tanıştı ve onlardan parlaklık sırlarını öğrenmeye çalıştı. Ancak hiçbir şey işe yaramadı, çünkü Minik Yıldızın kendi parlaklığı zaten içindeydi. Minik Yıldız, içindeki parlaklığı keşfetmek için kendine güvenmeye başladı. Her gece gökyüzünde parıldamaya devam etti ve diğer yıldızlara da parlaklık yaydı. Diğer yıldızlar, Minik Yıldızın pozitif enerjisinden etkilendi ve birlikte gökyüzünde muhteşem bir dans sergilediler. Gökyüzüne yayılan bu güzellik, dünyadaki çocukların da dikkatini çekti. Bir gece, Minik Yıldızın parlaklığı, bir çocuğun gözünden kaçmadı. Çocuk, Minik Yıldızın yeryüzüne inmesini diledi. O günden sonra, çocuk Minik Yıldızla her gece gökyüzüne bakar ve Minik Yıldızın rehberliğinde parlaklık içinde büyür. Çocuk, Minik Yıldızın öğrettiklerini diğer çocuklarla paylaşır ve her birinin içindeki parlaklığın farkına varmalarını sağlar. Ve böylece, Minik Yıldızın macerası, dünyadaki çocukların içindeki parlaklığı keşfetmelerine ilham verir. Minik Yıldız ve çocuk, hep birlikte daha da parlak bir dünya yaratırlar. Bundan sonraki süreç içerisinde çocuklar artık kendilerine daha fazla güvenir, içerisinde gerçekten de keşfedilmeyi bekleyen önemli bir cevher olabileceğine inanırlar. Böylece bir başkasının kabiliyetlerini kıskanmak ve kendini daha başarısız görmek yerine içerisinde gerçekten de fark edilmeyi bekleyen bir cevherin olduğuna inanırlar. Bu durumdan memnun olan sadece çocuklar değil aynı zamanda çocukların anne ve babalarıdır. Onlara da düşen çocuklarının içerisinde bulunmakta olan ve keşif edilmeyi bekleyen sırların ortaya çıkarılmasıdır. Mutlaka her insanın içerisinde bulunan onu daha mutlu edecek ve başarılı olduğunu gösterecek çok fazla sayıda ışık yani kabiliyet bulunmaktadır. Her konuda her kesin başarılı olması tabi ki beklenemez. Bu sebeple içimizde bulunan cevheri çıkarmak gerekecektir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minik-zubi-dunyayi-kesfediyor-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanlarda yaşayan sevimli mi sevimli bir yavru zebra varmış. Bu zebranın adı Zubi'ymiş. Zubi çok meraklı bir zebraymış. Bütün gün ormanda koşturup etrafta ne olup bittiğini araştırırmış. Zubi etrafta mutlu mutlu kişneyerek yeşil tarlaların arasından geçip, bitkileri incelemeyi, kelebeklerin uçuşunu gözlemlemeyi ve böceklerin yuvalarına girmelerini heyecanlı bulup çok severmiş. Zubi yine böyle ormanda dolaşırken bir ineğe rastlamış. - Merhaba inek kardeş demiş. İnek sesin geldiği yöne doğru kafasını çevirip: - Merhaba küçük zebra diye cevap vermiş. Zebra çok meraklı olduğu için iğneye bazı sorular sormuş. Sen kimsin ve adın ne? Ne işle uğraşıyorsun? Diye sormuş. Benim adım Sarı kız ben buzağılarıma insanlara süt veririm demiş. Peki söyle bakalım küçük zebra senin adın ne? diye sormuş. - Gerçekten çok güzel bir işin varmış. Seni tanıdığıma çok memnun oldum Sarı Kız deyip vedalaşıp yoluna devam etmiş. Yolda bir çiçeğin içinden sürünerek çıkan ince kanatları olup aynı kendi çizgilerine benzeyen sarı çizgili bir hayvan görmüş. - Merhaba diye seslenmiş. Sen de kimsin? diye sormuş. Benim adım Zubi.Ben bir zebrayım. Doğrusu senin kim olduğunu çok merak ediyorum. Bana anlatır mısın? diye sormuş. Benim adım Vız Vız. Ben bir bal arısıyım. Ama bana genelde böcek derler demiş. Çiçeklerden topladığım polenlerle bal yaparım. İnsanlar benim bu lezzetli balıma bayılırlar. Bir de kendimizi korumak için iğnelerimiz vardır. Tehlikede olmadıkça iğnemizi kullanmayız. Bir de bizim türümüzden olan eşek arıları vardır. Onlar bizden farklı olarak çok tehlikelidir. Çabuk sinirlenip insanları sokarlar demiş. Zubi, Vız Vız'ın dediklerini şaşkınlıkla dinlemiş. - Bunu bildiğim iyi oldu bir daha onlardan uzak dururum demiş. Vız Vız'a veda edip yoluna devam etmiş. Zubi yolda daha birçok hayvanla karşılaşmış. Bilmediği o kadar çok şey varmış ki, öğrendikçe heyecanlanıyormuş. O günden sonra Zubi ne öğrenmeyi ne de gezip dünyayı keşfetmeyi asla bırakmamış. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minikler-masali-1-bolum/", "text": "Çok eski zamanlarda, bilinmez diyarlarda kendilerine minikler adı verilen bir toplum varmış. Kırmızı renkten oluşan bu canlılar çok şirinlermiş ve insanlardan uzak bir yaşam tercih etmişler. Minik baba adında onların daima akıl danıştığı tecrübeli biri de rehberleriymiş. Çok kalabalık bir topluluk olan Miniklerin bir de düşmanları varmış. Bu düşmanın yegane amacı onları yok etmekmiş. Bu nedenle zaman zaman miniklerin yaşadığı kasabaya gelip bazı girişimlerde bulunurmuş. Fakat Minik Baba aklı ile her zaman onu alt edermiş. Bu düşmanın adı Dardanelmiş. Dardenel köpeği ile büyüler yapar. Bu büyüler ile miniklere karşı savaş verirmiş. Miniklerin ise tek derdi huzurlu bir şekilde yaşam sürmekmiş. Aynı zamanda ölümsüzlermiş. Çok eski zamanlardan bu yana yaşıyorlarmış. Bir gün yakışıklı minik uykusundan sıçrayarak uyanmış. Rüyasında çok kötü bir kabus görmüş. Bu kabusta Dardanel tüm köyü ele geçiriyor ve Miniklere kötülük yapıyormuş. Yakışıklı minik yataktan kalktığı gibi Minik Baba'nın evine gitmiş. Tüm minikler, minik evlerde farklı bir yaşam alanına sahipmiş. Yakışıklı minik Minik babanın kapısını çalmış ve '' Minik baba, minik baba çabuk aç çok kötü bir rüya gördüm, çabuk aç çabuk!' diye bağırmaya başlamış. Minik baba koşarak kapıyı açmış ve '' Ne oldu yakışıklı şirin, ne bu hiddet'' demiş. Yakışıklı minik gördüğü rüyayı anlatmış. Minik Baba'nın yüzü düşmüş. Çünkü aynı rüyayı seneler önce kendisi de görmüş. Gördüğü rüya sonrasında da Dardanel köye baskın yapmış. Minik Baba '' Çabuk olmalıyız yakışıklı şirin, tüm köyü uyandırmamız bir araya gelip plan yapmamız gerekiyor'' demiş. Minik Baba yaşadığı minik evde bulunan bir tuşa basmış ve tüm köyde yüksek bir alarm sesi yükselmiş. Bu kötü bir şeyler olduğu anlamına geliyormuş. Minik Baba evinden çıkmış ve toplanma alanına doğru koşmaya başlamış. Aynı anda tüm minikler evlerinden çıkarak toplanma alanına doğru koşuyormuş. Minik Baba kalabalığın yaptığı gürültüye karşılık '' Susun! Susun!'' diye bağırmış. '' Arkadaşlar, belli ki bir saldırı altındayız. Yakışıklı şirin bir kabus görmüş. Ben de aynı kabusu görmüştüm. Bu kabus sonrasında Dardanel baskın yapıyordu. Sanırım gene aynısı olacak. Sakın telaş yapmayın ve beni dinleyin. Minikler sanki Minik Baba telaş yapmayın dememiş gibi sağa sola koşmaya çığlık atmaya başlamış. Aralarında sadece güçlü minik durduğu yerde '' Geleceği varsa göreceği de var. Ondan korkacak değilim'' demiş. Minik Baba '' Bakın arkadaşlar, eğer doğru adımlar atarsak bu baskından kurtulabiliriz. Bu nedenle panik yapmamız lazım. Hemen durduğunuz yerde durun. Şu an beni dinlemeniz gerekiyor'' demiş. Yaklaşık 30 cm boyunda olan minikler, 2 metreden uzun olan Dardanel'den çok korkarmış. Ama madem köylerini korumaları gerekiyor, bunun için her şeyi göze alırlarmış. Güçlü Minik, Tamirci Minik ve Çılgın Minik ellerini kaldırmışlar. Minik Baba'' Tam da beklediğim gibi demiş. 3'ünüz benim yanıma gelin. Kalanlar ise köyü terk etsin ve saklanma alanına gitsin. Her ne olursa olsun sakın oradan çıkmayın'' demiş. 3 minik ve minik baba bir araya gelmişler. Diğerleri ise telaşlı bir şekilde saklanma alanına doğru gitmiş. Kimse neler olacağını bilmiyormuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minikler-masali-2-bolum/", "text": "Güçlü, Tamirci ve Çılgın minik, Minik Baba ile birlikte yürümeye başlamışlar. Minik Baba; '' Çılgın Minik sen Dardanel'in dikkatini dağıtacaksın, Tamirci sen de ayakkabılarını birbirine bağlayacaksın. Güçlü, en zor iş sana düşüyor. Sen Minik Baba'yı köprüden aşağı iteceksin. Ama bunun için köprüye yetişmemiz gerekiyor. Çok hızlı davranmalıyız. 4 Minik çok hızlı bir şekilde, köye yakın bir yerde bulunan köprüye doğru koşmaya başlamışlar. Dardanel daha görünürde değilmiş. Bu nedenle yavaşlamışlar. Köprünün ucuna geldikleri zaman durmuşlar. Minik Baba '' Burada bekleyeceğiz'' demiş. Planlı kendi aralarında tekrar etmişler ve Minik Baba bulduğu bir taşın arkasına saklanmış. Çılgın ise dikkat dağıtmak için oradaymış. Bunun için yüksek sesle bağıracak ve şarkı söyleyecekmiş. Tamirci, köprüye en yakın yerde kendine yer bulmuş ve Dardanel şaşkınlaştığı zaman onun ayakkabı bağcıklarını bağlayacakmış. Güçlü de hareket etmekte zorlandığı anda onu birden aşağı itecekmiş. Dardanel köprünün bir ucunda görünmüş. Dev gibi bir adamış. Siyah giyinen, dağınık saçları olan gözlüklü bir adam olan Dardanel yüzündeki kötü ifade ile köprünün bir ucundan yürümeye başlamış. Diğer ucuna varmaya yakınken Çılgın Minik bir anda bağırmaya başlamış. O kadar çok bağırmış ki Dardanel bir an duraksamış ve ne yapacağını şaşırmış. O anda tamirci taşın arkasından çıkmış ve Dardanel'in ayakkabılarını kızlı bir şekilde bağlamış. Ne olduğunu anlamayan Dardanel, güçlü Minik'in zıplayarak kendini itmesi ile suya düşmüş. Plan tam istedikleri gibi olmuş. Minik Baba hepsini tebrik etmiş ve birlikte şarkılar söyleyerek köye dönmüşler. Gizlenme alanına gidip diğer minikleri de aldıktan sonra rahat bir uyku çekmişler. Sabah uyandıklarında ise daha önce olmadıkları kadar mutlularmış. Minikler köyünde her zaman mutluluk ve huzur varmış. Dardanel bazı zamanlar onların huzurunu kaçırsa bile onlar gene de bir yolunu bularak mutlu şekilde oyunlar oynama devam ediyorlarmış. Tabii hepsinin köyde farklı görevleri de varmış. Ertesi gün olduğunda Minik baba tekrar bir konuşma yapmaya karar vermiş. Bu nedenle tüm minikleri bir yerde toplamış. Minik Baba onları ziyafet salonuna davet etmiş ve Aşçı Minik'in yaptığı birbirinden güzel yemekler sofrada duruyormuş. Hepsi büyük bir iştahla yemekleri yemiş. Keyifleri çok yerindeymiş. Minikler hikayesi, insanların toplum olarak birlikte yaşaması noktasında çok önemli örnekler sunar. İnsanlar birlikte yaşamak zorunda olan varlıklardır. Fakat bu konuda bazen sıkıntı yaşarız. Fakat Miniklerin gösterdiği birlikte yaşama azmi insanlara örnek olmalıdır. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/minimini-ile-pitipiti-masali/", "text": "Evveli zaman içinde kalburu, saman içinde bir varmış birde yokmuş... Minimini göllerde yaşayan ve karayı hiç sevmeyen bir kuğuymuş. Yaşadığı gölün tam karşısında başka bir tane daha yaşarmış. Ama ikisinin de oldukları gölden başka bir göle gitmek gibi bir niyetleri yokmuş. Güneşli güzel günlerden bir gün mini mini gölde, pitipiti de karada gezinirlerken, durduk yere hiçbir şey yokken ortada kavgaya tutuşmuşlar. Tam da o sırada yavru bir kuğunun yanlarından geçmesiyle ve onları tartışır vaziyette görüp izlemeye başlamış. Kavga eden kuğular ve onları izleyen küçük kuğucuk dayanamamış ikiniz de kuğusunuz ve çok güzel kuğularsınız neden sürekli tartışıp kavga ediyorsunuz? Annem babam bana tartışmanın ve kavga etmenin çok yanlış bir şey olduğunu söylemişlerdi. Acaba babamla annem yanlış mı biliyorlardı? Diye konuşmuş. Yavru ördek konuşurken minimini ve pitipiti ikisi de susmuşlar konuşacak bir şey bulamamışlar. Minimini ben sadece gölde yüzmek diğer kuğularla iyi geçinmeyi ve onlarla eğlenmeyi isterim demiş... Ben de sadece toprakta, karada yaşamak diğer kuğularla birlikte anlaşmak ve iyi geçinmek isterim demiş. Yavru kuğu şaşkınlığını gizleyememiş. Ama biz kuğular hem suda hem de karada yaşayabiliriz. Ben şimdi hanginizle konuşmalıyım diye sormuş. Minimini ve Pitipiti bu soruyu duyunca şaşırmışlar ne diyeceklerini bilememişler, yavru kuğu devam etmiş konuşmaya devam etmiş o halde kiminle konuşup kiminle evleneceğimi ben karar verebilirim. Hem kavga eden iki kuğu ile konuşmak istemem. Çünkü kavga etmenin tartışmanın hiç doğru bir şey olmadığını düşünüyorum. Kuğuların yaşadıkları yerde birbirlerine yardımcı olmaları iyi geçinmeleri gerekmez mi demiş. Minimini ve Pitipiti yavru kuğunun çok doğru konuştuğunu ve haklı olduğunu düşünmüşler. Küçük bir kuğu onlara ders niteliğinde akıl vermesi ikisinin de utanmasına sebep olmuş, akıllarını başlarına getirmiş. Mini mini ne evet çok haklısın o suda da karada da yaşayabiliriz. Etmemiz kavga etmemiz hiç de doğru bir davranış değil çok özür diliyorum. Hem yavru kuğudan özür dilemiş, hem de Pitipiti' den. Pitipiti evet söylediklerinde çok haklısın tartışmak ve anlaşmamız için hiçbir sebep yok. Kocaman gölde ve kocaman karada ikimiz de hatta bizden başka kuğular da güzel bir şekilde yaşayabilir demiş. Yavru kuğu kendisinden çok büyük ördeklerin tekrar anlaşıp konuşabilmelerine çok sevinmiş, çok mutlu olmuş. Babasının ve annesinin öğrettikleri doğrultusunda bir kez daha anlamış ki konuşarak her şeyi halledebiliriz. Minimini ile Pitipiti birbirlerinden özür dilemiş iyi anlaşmaya başlamışlardı. Ve birlik oldukları için daha güzel zaman geçirmeye başladılar. Bazen Minimini karaya çıkıyor. Bazen de Pitipiti göle iniyormuş. Kavga etmek için ya da tartışmak için hiçbir nedenlerinin olmadığını görüyorlarmış ve iyi İki arkadaş olmuşlar masal da burada bitmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/molly-ve-kayip-hazine-masali/", "text": "Okyanusun birinde Molly adında küçük bir balık varmış. Molly, annesi ve babası ile okyanusun en göz alıcı yerinde yaşıyormuş. Rengarenk mercan resiflerinin içinde küçük bir yuvaları varmış. Annesi ve Molly her sabah erken kalkıp güzel bir kahvaltı yaparlarmış. Sonra annesi ev işlerini yaparken Molly oyuncaklarıyla oynarmış. Molly'nin en sevdiği oyuncağı denizatı Lola imiş. Lola, Molly için çok özelmiş. Onu çok sevdiği büyükbabası hediye etmiş. Doğduğundan beri hep yanındaymış. Akşam olunca babası gelir hep beraber akşam yemeği yerlermiş. Yemekten sonra babası sallanan sandalyesine oturur, Molly'i kucağına alıp ona büyülü masallar anlatırmış. Molly masal dinlerken babasının kucağında uyuyakalırmış. Günler günleri geçmiş ve Molly büyümüş. Artık okula gitme zamanı gelmiş. Biraz heyecanlı ve endişeliymiş. Annesi bu durumu fark etmiş. Neyin var tatlım? Benimle paylaşmak ister misin? demiş. Molly Sadece biraz endişeliyim anne demiş. Annesi Merak etme tatlım. Yeni bir şey seni endişelendirebilir. Eğer istersen Lola'yı da çantanda götürebilirsin. demiş göz kırparak. Sabah olmuş Molly, annesi ve babası okulun yolunu tutmuşlar. Molly çok ama çok heyecanlıymış. Okulun kapısına geldiklerinde komşuları Juno'yu görmüş. Juno ve Molly aynı sınıftaymışlar. İkisi de buna çok sevinmişler. Her gün okula gidip yeni şeyler öğrenmişler. Teneffüslerde arkadaşlarıyla keyifli oyunlar oynamışlar. Molly okulda geçirdiği zamanı çok sevmiş. Okula gitmek için can atıyormuş. Bir gün derste öğretmeni kayıp hazineden bahsetmiş.Eski zamanlarda çok gaddar bir korsan varmış. Gemisi değerli eşyalarla dolup taşarken bir gün fırtınaya tutulmuş. Gemisi alabora olmuş ve bütün hazinesi okyanusun derinliklerine batmış. Zaman içinde tüm parçalar bulunmuş. Ama değerli taşlarla işlenmiş madalyon dışında. diye anlatmış öğretmeni. Bu hazinenin masalını babası her gece anlatırmış Molly'e. Ben bu masalı biliyorum . demiş yavaşça Juno'ya. Juno'nun doğum günü gelmiş. Tüm arkadaşlarını evine doğum gününe davet etmiş Juno. Molly arkadaşına çok sevdiği midyelerden özel bir kolye yapmış . Güzel bir kutuya koyup üzerine resimler çizerek kutusunu da süslemiş. Doğum gününde pasta yemişler ve bahçede oyun oynamaya çıkmışlar. Bana bir soru sor oyunu oynamışlar. Sıra Molly'e geldiğinde arkadaşlarından biri Çantanda ne var demiş. Molly'nin çantasında en sevdiği oyuncağı Lola varmış. Molly tam çantasından çıkarırken yavru bir köpekbalığının onlara doğru geldiğini görmüş. Bütün çocuklar çığlık atıp kaçmışlar. Molly kaçarken fark etmiş ki Lola yok! Lola Molly'nin en sevdiği oyuncağıydı onu bulmalıydı. Bahçeye çıktığında köpekbalığı gitmişti. Her yere baktı Lola yoktu. O sırada Juno Burada gördüm onu. Ama sıkışmış çıkaramıyorum diye bağırmış. Lola kayalıkların arasına sıkışmış. Molly onu çekip çıkarmaya çalışırken karnından yırtılıvermiş Lola. Molly oturmuş denizatına sarılıp ağlamaya başlamış. Juno Üzülme onu bulduk. Annen onu tamir eder. demiş ve arkadaşına sarılmış. Molly kaldırıp Lola'nın yırtılan yerine bakmış. Parıl parıl parlayan bir şey görmüş. Yavaşça çıkarıp bakmış ki o da ne! Gözlerine inanamamış. Üzeri değerli taşlarla süslü bir madalyon. Meğer kayıp hazine Lola'da gizliymiş. Juno ile birbirine sarılıp sevinç gözyaşları dökmüşler bu kez. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mustafa-kemal-ataturk-bir-kilic-ustasi/", "text": "Harp Akademisi'nde derslerden arta kalan zamanlarda sporla uğraşırdık. Jimnastik, koşu ve eskrim favori sporlardı. Eskrimde ilk yıl hariç, epe, flöre ve kılıç müsabakalarında birinciliği kimseye kaptırmadım. Okulda her ay eskrim müsabakaları düzenlenirdi. Bu müsabakalarda birinci olmak için, yoğun çaba sarf ederdik. Devletimiz savaşlardan fırsat bulup da uluslararası yarışmalara katılamıyordu. Almanların flörede Dünya Şampiyonu olmuş sporcusu Hans'a benim adımı söylemişler. İstanbul Harp Akademisi'nde Mustafa Kemal Bey var. Acar bir eskrimciymiş. Üç dalda şampiyonmuş. Sen onu yenemezsin, demişler. Geldi, beni buldu. Flörede karşılaştık. Alman çok hızlıydı. Karşımdayken bir anda içeri giriyor, bana kılıcıyla dokunmaya çalışıyor fakat ben ani bir refleksle hamlesini karşıladığımda benim hamle yapmama fırsat bırakmadan geri çekiliyordu. Bir an için bile olsa gözümü kırpmama izin vermiyordu. Alman'ın bileğinin hakkıyla Dünya Şampiyonu olduğuna kaniydim. Ama ben de şu son Dünya Şampiyonası'na katılabilseydim, belki bu Alman'la finalde karşılaşırdım. Kendi kendime, final maçı bu, dedim. Haydi, Mustafa Kemal, sen onu yenersin. Alman'ın rakiplerini müsabaka başlar başlamaz, ilk dakikada sürklase ettiğini biliyordum ama benim de dirençli ve yenilgi kabul etmez bir yapım vardır. Devamlı olarak Almanca bir şeyler söylüyordu. Anladığım kadarıyla, söyledikleri beni tehdit eden bir boyuta ulaşmıştı. Ben de çok iyi bildiğim Fransızca ile tehditvari konuşunca Alman'ın hareketlerinin yavaşladığını fark ettim. Belli ki yorulmaya başlamıştı. Yine Fransızca olarak, bak ben Türküm, ama önümde diz çökeceksin, dedim. Bu cümle Alman'ı bitiren son konuşma oldu. Peş peşe sayı alarak Alman'ı perişan ettim. Ben Dünya Şampiyonuyum, bu gezegende kimse karşımda duramaz, diyen Alman yenilmişti. Benimle tokalaşmadan, başı önde sahadan yenik ayrıldı. Sonradan ilk gemiyle memleketine döndüğünü öğrendim. İntihar teşebbüsünde bulunmuş ama kurtarmışlar. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mutfaktaki-kucuk-asci-masali/", "text": "Seda ve ailesi bir gün akşam yemeği sırasında en sevdikleri yemeği yapan annelerinin doğum günü olduğunu unutmuşlar. Anneleri bu duruma pek fazla aldırış etmese de Seda annesinin doğum gününü unuttuğu için çok üzülmüş. Ertesi gün bir plan yapmış. Evdeki herkesi toplamış ve annesine sürpriz bir akşam yemeği hazırlamak istemiş. Her gün kendilerine özenle sofra hazırlayan annelerine mükemmel bir sofra hazırlayarak doğum gününü kutlamak için harekete geçmiş. Ayrıca hem sofra hazırlayacak hem de pasta yapacaktı. Ama Seda mutfak hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Seda'nın annesi ne yapacağı sürpriz onun için büyük bir tecrübe olacaktı. Küçük yaşta mutfağa giren Seda babasından yardım alarak annesine mükemmel bir sofra hazırlamış. Annesinin en sevdiği yemekleri birer birer yapmışlar. Hatta Seda yaprak sarması bile yapmış. Biraz kalın olsa da ilk yapışına göre oldukça lezzetliymiş. Akşam olduğunda annesi işten gelmiş ve Seda çok heyecanlanmış. Annesi bir hışımla mutfağa girip yemek hazırlama derdine düşmüş. Fakat bir de ne görsün sofra hazır ve mumlar yakılmış. Sofrayı görünce gözleri dolan annesi Seda'ya teşekkür etmiş. Seda mutfakta birbirinden farklı yemekler yaparken becerisini ortaya koymuş. Yemek sonunda annesine pasta sürpriz yapan Seda annesinin gönlünü almayı başarmış. Annesine yaptığı her şeyi anlatmış. Annesi küçük kızının mutfakta hamarat bir şekilde yemek yapmasını çok şaşırmış. Ayrıca Seda bıçağın nasıl kullanacağını öğrendikten sonra daha dikkatli bir şekilde yemekleri yapmış. Mutfaktaki bütün aletlerin nasıl kullanılacağı hakkında babasından yemek yapmayı öğrenmiş. Bu sayede Seda doğru bir şekilde yemek yapabilmiş. Bu konuda babasının büyük emeği varmış. Seda'nın yemek yapma becerisi her geçen gün artmış. Aslında sadece annesine sürpriz yapmak amaçlı mutfağa girmiş. Ama Seda mutfakta yemek yapmayı çok sevmiş. Dikkatli ve titiz bir şekilde birbirinden lezzetli yemekler yapar hale gelmiş. Hafta sonları ailesiyle birlikte kahvaltı sofraları hazırlıyor ve akşam yemeklerinde yardım ediyormuş. Ayrıca annesine bu zorlu işi yaptığı için binlerce kez teşekkür etmiş. Çünkü yemek yapmak son derece zorlu bir işmiş. Hem çalışan hem de eve geldiğinde yemek yapan annesi bu zorlu görevi layıkıyla yerine getirerek uzun seneler ailesine lezzetli sofraları hazırlamış. Seda'nın gözünde annesi tam bir kahramanmış. Sadece yemek değil evdeki diğer işleri de yaparak herkese yatabiliyormuş. Seda bundan sonra kararlıymış. Annesine yardım edecek ve her geçen gün mutfaktaki yükünü azaltacakmış. Evde artık etrafı kirletmeyecek ve dağıtmayacaktı. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mutlu-bilge-dede-ve-deli-kum-firtinasi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş... Evvel zamanın birinde, develer geviş getirirken, torunlar dedelerinin beşiğini sallarmış. Gün öyle bir günmüş ki sapsarı çöl fırtınası, insanların yüzüne gözüne dolmuş. Çölde yaşayan herkes bu fırtınadan sonra hasta olmuş. Hasta olmuş da kimse evden çıkamaz hale gelmiş. Çöl kumu insanların bütün yüzlerini, vücutlarını keskin bıçak gibi kesmiş. Günlerce bu fırtınanın geçmesini bekleyen çöl insanlarından kimileri bu işin nasıl olduğunun peşine düşmeye karar vermiş. Bazı şeylerin doğanın kanunu olduğunu kabul etmemişler. Etmemişler de kendilerini yine bir kum fırtınasının ortasında bulmuşlar. Böyle aylar geçmiş. Kum fırtınasının neden olduğunu kimse anlamamış. Aylar sonra köye yaşlı bir bilge gelmiş. Ak saçlı, ak sakallı bu dedenin, köyün ileri gelenleri etrafına toplanmışlar. Dedenin ne kadar bilgili ve akıllı olduğu gözlerinden anlaşılırmış. Bunu anlayan çöl insanları, dedeye hemen sorular sormaya başlamışlar. Nerden gelip nereye gittiğini, döneceği yerde bekleyeninin olup olmadığını hep sormuşlar. Laf bundan sonra göz yakan, yüz dağlayan kum fırtınasına gelmiş. Dede bunu duyar duymaz basmış kahkahayı. Dede tüm bilgeliğini takınıp, bundan mutsuz olmamaları gerektiğini söylemiş. Herkes şaşırmış bu cevaba. Dede bizimle alay ediyor diye düşünmüşler ama dede asla onlarla alay etmediğini söylemiş. Biz burada hastalıkla debelendik, sen nasıl bize mutsuz olmamamızı söylersin? diye çıkışmışlar. Çöl hayatı yeterince zormuş zaten. Dede onları dinlemiş, dinlemiş ve sonunda artık konuşmaya karar vermiş. Bu kum fırtınası elbette zorlayıcıdır. demiş önce. Ama çöl şartları da bunu gerektirir demiş. İnsan hayatta zorluklara rağmen mutlu olmazsa, güllük gülistanlık yer bulamaz. diye de eklemiş. Herkes yine isyan etmiş yaşlı bilgeye. Ya biz yüzümüz parçalandı diye sevinelim mi a deli? demişler. Dede hemen, sevinin ya! diye karşılık vermiş. Bakın hala hayattasınız ve ölmediniz. demeyi unutmamış. Sevdiklerinizin yanınızda olması bile mutluluk sebebi olmalı diye düşünmelisiniz, aksi halde başka kum fırtınaları da elbette yaşayacaksınız. şeklinde açıklamış. Dedeyi ilk önce anlamayan çöl halkı, sonra yaşadıkları yerin şartlarıyla barışmaları gerektiğini anlamışlar. Huzurun bu şartları iyiye çevirmekten geçtiğini fark etmişler. Sonra ne yapıp edip, kum fırtınasına hazırlıklı bir hayat yaşamaya karar vermişler. Evlerini daha sağlam yapmaya, çocuklarını dayanıklı yetiştirmeye ve ciltlerine iyi bakmaya başlamışlar. Sonra hayatlarına kaldıkları yerden, kaygısız ve endişesiz devam etmişler. Bu dede insanı yaşadıklarından şikayet etmeye değil, şikayet ettiklerini düzeltmeye çağırmaya devam etmiş. Bunu da köyün baş danışmanı olarak yapmış hep. Kim bir derdi olsa, ferahlık almak için dedeye gitmiş. Dede öldüğünde yüzünde hep o sıcak gülümsemesi varmış çünkü nerede olursa olsun hep mutluymuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/mutluluk-ve-mutsuzluk-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken ben annemin beşiğinde tıngır mıngır sallanırken, iki büyük komşu ülke varmış. Bu ülkelerin birinde hep kış olur, her zaman kar yağarmış. Evler buzdan yapılırmış. Güneş doğarmış ama hiç ısıtmazmış. Bu kadar soğuğa bu kadar kasvetli havaya rağmen insanlar hep mutluymuş. Her zaman neşeli ve sıcakkanlı bir kişiliğe sahiplermiş. Hepsinin gözlerinin içi parlar, koskocaman gülümsemeleri varmış. Sokakta birbirlerini gördükleri zaman selamlaşır, bir iki hoş sohbet ile birbirlerinin içini ısıtırlarmış. Bu ülkede çocuklar çok güzel oyunlar oynar, hep mutlu olurlarmış. Gel gör ki diğer ülke buranın tam zıddıymış. Orada hava her zaman güneşli her zaman açıkmış. Ağaçlar hep yeşil, çiçekler rengarenkmiş. Gökyüzünde kuşlar bu güzel havanın tadını çıkarmak için bin bir türlü dans figürü sergilermiş. Denizin her zaman sakin ve suyu ılıkmış. Fakat bu güzel havaya rağmen insanlar her zaman asık suratlıymış. Birbirleriyle selamlaşmaz, karşılaştıkları zaman da ileri geri konuşurlarmış. Bu ülkede insanlar birbirleriyle geçinemez sürekli kavga ederlermiş. Birisi bir başkasını mutlu görecek olsun hemen birbirlerinin mutluluğuna gölge düşürmek için çabalarlarmış. Böylece bu iki komşu ülkenin insanları da birbirlerinden nefret ederlermiş. Soğuk ülkeyi bir kral, sıcak ülkeyi bir kraliçe yönetiyormuş. Bu kral ve kraliçenin de bir sırrı varmış. Kral ve kraliçe yıllardan beri birbirlerine aşıkmış. Fakat ülkelerinin bu hallerinden dolayı bir türlü birbirlerine bu aşkı itiraf edemiyorlarmış. Çünkü ikisi de bir diğer kendisinden nefret ediyor sanıyormuş. Eğer halkları u aşktan haberdar olursa iki ülke arasında savaş çıkar diye korkuyorlarmış. Fakat ayrı kalmanın derdinden bu aşk her geçen gün daha da yoğunlaşmaya başlamış. Hal böyleyken kral aşkından yataklara düşecek kadar kötüleşmiş. Bin bir şehirden bin bir doktor geldiyse de derdine derman bulamamışlar. Kral derdinin dermanını bilirmiş de ülkesini düşündüğünden kraliçeyi sevdiğini söyleyemezmiş. Bir gün bir şekilde bu durum kraliçenin kulağına gelmiş. Kraliçe günlerce düşünmüş. Sevdiği onun içi yataklara düşmüşken eli kolu bağlı oturamamış. Çıkmış bütün ülkenin önünde aşkını itiraf etmiş. Asık suratlı halkı bu durumdan hiç etkilenmemiş. Kraliçe o zaman anlamış ki o halkını düşündüğü kadar halkı onu düşünmemiş. İnsanların mutlu olmak için pek çok sebebi varken mutsuzluğu kendileri sağlarmış. O günden sonra kraliçe varmış gitmiş sevgilisinin yanına mutluluğu aramaya. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/nalan-ve-neriman-kardesler-masali/", "text": "Bir zamanlar Nalan ve Neriman adında iki kardeş varmış. Bu kardeşler yaşlarına göre çok akıllı ve dikkatlilermiş. Bu yüzden anne ve babaları onlara çok güvenir, her zaman ev de yalnız kalmalarında bir sakınca görmezlermiş. Bir gün anne ve babalarının yine işleri çıkmış. Şehir merkezine inmeleri gerekiyormuş. Nalan ve Neriman' a gelmek isteyip, istemediklerini sormuşlar. Onlarda evde oynamak istediklerini, gelmek istemediklerini söylemişler. Anneleri babaları onlara güvendikleri için, kabul etmişler ve dışarı içleri rahat bir şekilde gitmişler. Nalan ve Neriman yaşları küçük olmalarına rağmen, köy hayatını çok sever, her zaman bahçelerinde oynamak onlara huzur verirmiş. Evleri iki katlı, pembe ve yeşillikler içinde bir evmiş. Bahçelerinde salıncak, kediler varmış. Eğlenmeyi çok seviyorlarmış ve bütün günleri neşeli geçiyormuş. Kışın camdan kar izler, yazları ise yemyeşil bahçelerinde oynarlarmış. O gün Nalan ve Neriman' ın canları biraz sıkılmış. Ne yapsak diye düşünürken, akıllarına bir fikir gelmiş. Canları kek istemiş ve kek yapmak için, mutfağın yolunu tutmuşlar. Annelerinin keki nasıl yaptığını çok iyi izleyen kardeşler, ilk olarak yumurta ve şekeri çırpmaya başlamışlar. Her şey yolunda gidiyormuş. Diğer malzemeleri de eklemişler. Kek artık pişmek için hazırmış. Bir de kekin yanına kendilerine portakal suyu sıkmak istemişler. Bir sürahi kadar, portakal suyu hazırlamışlar. Bütün bunları yaparken, mutfak çok fazla dağılmış ve kirlenmiş. Annelerine yük olmamak için, mutfağı toplamaya başlamışlar. Bulaşıkları yıkamış, tezgahı temizlemişler. Tam temizlik bittiği zaman, fırın alarm vermiş. Keki çıkarmak için, eldiven takan Nalan, çok dikkatliymiş. Portakal suyunu bardağa koyup, kekin soğumasını beklemişler. Anneleri gibi keki de dilimleyip, oturma odasına gitmişler. Kendilerine bir çizgi film açmışlar. Bu esna da yiyip içmişler. Üzerlerine bir yorgunluk çökmüş. Çizgi film bittiğinde onların da uykusu gelmiş ve uyuya kalmışlar. Akşam olduğunda anne ve babaları şehir merkezinden dönmüş. Kızların neden erkenden uyuduğunu merak etmişler. Hasta olduklarını düşünüp, telaşa kapılmışlar. Onları odalarına götüren anne babaları, yaptıkları meyve suyu ve keki mutfakta görünce, çok şaşırmışlar. Küçük çocukların bu keki nasıl yaptığını, bir türlü anlamamışlar. Daha sonra Nalan ve Neriman uyanıp, anne be babalarının yanına gitmiş. Anne ve babaları onları tebrik edip, sarılmışlar. Anne ve babalarını mutlu eden şey, kızlarının onları bu kadar dikkatli izleyip, aynı şekilde yaptıkları şeyleri de dikkatli yapmaları olmuş. Daha sonra anne ve babaları onları karşılarına alıp bir konuşma yapmışlar. Bundan sonra canları bir şey istedikleri zaman, birlikte yapabileceklerini söylemişler. Anneleri elektrikli cihazlar ile çocukların oynamasının tehlikeli olabileceğini ve kazalar yaşanabileceğini söylemiş. Ev de kimse yokken böyle işlerle uğraşmamaları konusunda tembih etmiş. Kızlar annelerini dinlemiş ve o günden sonra çoğu şeyi birlikte yapmışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/nazdarin-bir-garip-oykusu/", "text": "Çok naif bir kızdı Nazdar. Köyün en güzeli en çok istenileni oydu. Denizleri kıskandıran masmavi gözleri, bulutları dağıtan bembeyaz teni vardı. Henüz 15'indeydi. Annesinin dördüncü kızıydı. Ve ondan küçük iki tane de erkek kardeşi vardı. Babasının papatyasıydı o. Babası o köyün sahibi Hüseyin ağaydı. Ama çokta ağalık yapmayı bilmezdi. Bu yüzden çocukları da babaları gibi alçak gönüllü mert insanlardı. Karşı köyün ağasının oğlu Sergen Nazdar a gönlünü kaptırmıştı ama çekiniyordu biraz daha beklemesi gerektiğini düşünüyordu. Atıyla beraber Karasu köyün den yani Nazdar'ın köyünden geçerken yolları toz içinde bırakırdı ki Nazdar anlasın, oradan bir sergen geçtiğini. İki ay sonra köyün yakınlarında görev yapan bir subay Nazdarı duymuştu ve annesini ikna edip gelip Nazdar ı istetmişti. Nazdar gönülsüzdü ama babası üzülmesin diye söyleyemedi ve yakın zaman da subayla nişanlandılar. Bunu duyan sergen çılgına döndü. Köyü alt üst etti ve babasına köyü yakarım gidip Nazdarı bana getireceksiniz diyerek zorla iki ağa anlaşmışlar. Subay bu durumdan hoşnut kalmamış Nazdarı elinden almak kolay olamazdı. Bu öfkesi hiç dinmeyecekti. Nazdar ile sergen dillere destan bir düğünle dünya evine girdiler. Her şey güzel gibi görünüyordu. Sergen Nazdarı alıp başka şehirlere gidiyordu hep geziyordular. Yolunda gitmeyen birtakım olaylar başlamıştı. İkisinin çocuğu olmuyordu ama kimseye söylemek istemediler, bu sorunu kendileri çözmek istediler. Ama çaresiz bekleyişti sadece. Bütün sorun Nazdardaydı. Sergen babasını tek oğluydu yıllar geçtikçe aileden çevreden baskılar artıyordu. Neden çocuk olmuyor diyerek. Nazdar Sergene daha fazla laf gelmesine gönlü razı olmadı ve onu köyün en güzel kızlarından biriyle evlendirdi. Sergen başlarda istemedi ama Nazdar yarasına bağlayıp oturdu yerine. Başka çaresi yoktu. Sergen in ikinci kadından 3 çocuğu oldu. Çocuklarla ilgilenmekten Nazdarı görmez oldu. Zamanla Nazdar geri planlarda kaldı artık sergen in yeni ailesi ikinci eşi ve çocuklarıydı. Nazdar üzüntüden ince hastalığa düştü ve bir gece, küçük bir çanta alıp, evi terk etti. Gidecek yeri de yoktu. Gece gece yolda giderken bir tanıdık yüz onu durdurdu. Evet, bu oydu. 15 yıl önce Nazdarın kendisini yarı yolda bıraktığı subaydı. Hiçbir şey demedi elini uzattı gel dedi hava çok soğuk ve dışarısı da çok tehlikeli. Nazdar ne yapacağını bilmiyordu. Ama bir an evvel oradan uzaklaşmak istedi. Nazdarı arabasına koyup başka bir şehre, ufak bir eve geçtiler. Korkma dedi subay ben den zarar gelmez bu geceyi atlatalım. Sabaha konuşuruz. Sabah subay uyandığında Nazdarın yatağında kağıt parçası vardı sadece ve şöyle yazıyordu: beni affet her şey için teşekkür ederim. Seninle kalıp bu ıstırabımı sana da bulaştıramam. Ve kimse Nazdardan haber alamadı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/nehir-cuceleri-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde, ortasında nehir geçen, cücelerin yaşadığı bir köy varmış. Bu köy çok şirin rengarenk çiçeklerin olduğu güzel bir köymüş. Cücelerin evleri nehrin kıyılarına kazılmış, küçük odalar ve tünellerden oluşuyormuş. Nehir cüceleri nehre çok yakın oturuyorlarmış. Çünkü sağlıklı kalmak için her sabah suya ihtiyaç duyarlarmış. Her sabah ayaklarını suya sokup sudan gereken nemi alıyorlarmış. Bir sabah çok kötü bir şey olmuş. Nehir bir anda yükselmiş ve bütün bir köy sular altında kalmış. Yükselen su önüne ne var ne yok alarak götürmüş. Cücelerin hiçbir eşyası sağlam kalmamış. Cüceler bu selden canlarını zor kurtarmışlar. Artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının farkındalarmış tek tesellisi hep birlikte olmalarıymış. Ancak cüceler pes etmemişler. Evlerini tekrar inşa etmeye karar vermişler. Selin sebebini öğrenmek için nehrin başına gitmişler. Nehrin başına gittiklerinde, suyun hızını kesmek için baraj yapmaya çalışan kunduzları görmüşler. Cüceler burada neler olduğunu kunduzlara sormuşlar. Kunduzlar dağdan çok su geldiğini, burada bir baraj olmadığı için büyük bir sel oluştuğunu söylemişler. Baraj yaparak bunu engellemeye çalışıyorlarmış. Bunu duyan cüceler bir an bile tereddüt etmeden çalışmalara katılmışlar. Hem cüceler hem kunduzlar akşam olana kadar çalışıp barajı tamamlamışlar. Suyu kontrol altına almışlar. Nehir artık dizi gibi vahşi akmıyormuş. İş bitmiş ve cüceler çok yorgunmuş. Ama henüz cücelerin gidecek bir evleri yokmuş. Kunduzlar kendilerine yardım eden bu cücelere çok misafirperver davranıp evlerinde kalmalarını teklif etmişler. Teklifi kabul eden cüceler huzurlu bir gece geçirmişler. Cüceler kendilerine kalacak yer verdikleri için kunduzlara teşekkür etmişler. Ertesi gün kunduzlar cücelerin evlerini inşa etmelerine yardım etmişler. Yine nehrin kenarında bol odalı tüneller kazmışlar. O günden sonra bir daha asla böyle büyük bir sel meydana gelmemiş. Çünkü cüceler ve kunduzlar barajı çok sağlam inşa etmişler. Sağlam inşa ettikleri tek şey baraj değilmiş, aynı zamanda dostlukları da çok sağlam oluşmuş. O günden sonra kunduzlar ve cüceler ormanda huzur ve mutluluk içinde yaşamışlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/neseli-ciftlige-donus-masali/", "text": "Zamanın birinde büyük bir çiftlik varmış. Çiftliğin bahçesi meyve ve sebze ağaçları ile doluymuş. Dışarıdan geçenler mis gibi hanımeli kokusundan imrenerek çiftliğe bakarlarmış. Bu çiftlikte kuzular, inekler, atlar, tavuklar, ördekler varmış. Hepsi birbiriyle çok güzel anlaşırlarmış. Beraber çok keyifli zaman geçirir çok eğlenirlermiş. Çiftlikten kahkaha sesi hiç eksik olmazmış. Bir gün çiftliğin sahibi Mehmet amcanın çok uzak bir yere seyahate çıkması gerekmiş. Kızına da Ben gelene kadar çiftliğe çok iyi bak. Hayvanları her gün besle ve etrafı temiz tut. Çiçekleri, meyveleri, sebzeleri sula. Çiftliğin bakımını sakın ihmal etme demiş. Ve gitmiş. Mehmet amca gidince kızı başta babasının tüm söylediklerini yapmış ama daha sonra çiftlikle pek ilgilenmemeye başlamış. Artık çiftlik hayvanları güzel yemekler bulamamaya başlamış. Etraf pis ve kirliymiş. Meyve ağaçları bile sanki küsmüş artık eskisi gibi meyve vermiyormuş. Bütün çiftlik Mehmet Amcayı çok özlemiş. En sonunda tavuk Gıtgıt'ın canına tak etmiş. Gıtgıt tüm arkadaşlarına gidip Bu böyle olmaz. Mehmet amca gittiğinden beri kimse bizimle ilgilenmiyor. Bu akşam hep beraber toplanıp konuşmalıyız demiş. Güneş batıp hava kararınca tüm hayvanlar bahçedeki kerestelerin yanında toplanmışlar. Tavuk Gıtgıt Çiftlikte hepimiz çok mutluyduk. Ama artık kimsenin eski neşesi kalmadı. Ben çok düşündüm. Bir plan yaptım demiş. İnek Mimi Haklısın, artık mutsuzluktan eskisi gibi süt bile veremiyorum. Mööö demiş. Kuzu Şuşu Peki planın ne Gıtgıt, ne yapacağız? Meee demiş. Gıtgıt başlamış planını anlatmaya. Ve demiş ki Kaçacağız. Bütün hayvanlar bir ağızdan Ne ama nasıl demiş. Uzun uzun konuşup tartışmışlar ve en son kaçmaya karar vermişler. Yarın sabah Mehmet amcanın kızı traktörü bakıma götürecekmiş. O zaman bizde çiftlikten kaçabiliriz. demiş Gıtgıt. Sabah tüm hayvanlar erkenden kalkmışlar. Çiftlikten sessizce kaçmışlar ve ormanın yolunu tutmuşlar. Epey yürüdükten sonra artık hepsi yorulmaya ve acıkmaya başlamışlar . İnek Mimi Möö daha fazla yürüyemeyeceğim çok yoruldum demiş. Yaşlı Meşe ağacının altında biraz dinlenmek için durmuşlar. O sırada tavşan Timi yeşilliklerin arasından çıkagelmiş. Gıtgıt tüm olup biteni tavşan Timi'ye anlatmış. Timi Bakın dostlarım orman hayatı çiftlik hayatına benzemez. Ormanın özgürlüğü çok güzel ama epey zorlu. Burada yiyeceğinizi kendiniz bulmalısınız. Tehlikelere karşı kendinizi siz korumalısınız. Barınacak yer kendiniz bulmalısınız. demiş. Tüm çiftlik hayvanları tavşan Timi'nin söylediklerini kara kara düşünmüşler. Benim bir fikrim var. Gelin çiftliğe hep beraber dönelim. Çiftliğe güzel bir bakım yapalım. Baksanıza çok kalabalığız. Hepimiz bir şeyler yaparsak eski güzel günlerine geri döndürebiliriz çiftliği. demiş Timi. Döndüklerinde Mehmet amcanın kızı henüz çiftliğe geri gelmemişti . Sessizce çiftliğe girmişler. Kulübeden malzemeleri çıkarmışlar. Kimi süpürmüş kimi bahçe çitlerini yeniden rengarenk boyamış. Etrafı toplayıp düzenlemişler, ağaçları budamışlar. Hepsi el ele verip çiftliği eski haline getirmeyi başarmışlar. Hava kararırken traktörün sesi duyuldu. Traktörde iki kişi vardı. Ama uzaktan karartıları gözüküyordu ancak. Yaklaşınca bir de baktılar ki gelen Mehmet amca ve kızı! Gözlerine inanamadılar. Akşam büyük bir parti verdiler. Timi'ye hepsi teşekkür etti. Senin sayende pes etmedik ve neşeli çiftliğimize tekrar kavuştuk. dedi Gıtgıt. Tüm çiftlik çok ama çok mutluydu. Mehmet amca ile neşeli çiftlik, bol kahkahalı mutlu günlerine geri döndüler. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/neseli-kipir-masali/", "text": "Uzun zaman önce, derin ve mavi denizlerin birinde, Kıpır adında neşeli, büyümekte olan, ailesi ile yaşayan meraklı bir balık olan Kıpır yaşarmış. Kendisi ve sevimli ailesi, bir balık ailesinin sahip olabileceği en mutlu ailelerden biriymiş. Babası Denizbaba, annesi Denizanne ve tatlı kız kardeşi Cıvıl'la birlikte, denizin maviliklerinde neşe içinde yüzüyorlarmış. Her gün, güne gülümseyerek başlar, birlikte yüzmekten büyük keyif alırlarmış. Birlikte yaptıkları oyunlar, Kıpır'ın yüzünde hep bir gülümseme oluşturuyormuş. Ancak, Kıpır'ın büyümesiyle birlikte içinde yeni heyecanlar belirmeye başlamış. Kendi neşeli yuvasının dışında neler olduğunu, diğer balıkların nasıl yaşadığını merak etmiş. Bir gün, annesiyle bu düşüncesini paylaşmış. Denizanne tebessüm ederek ona, Büyümek ve dünyayı keşfetmek önemlidir, yavrum. Ama unutma, ailen her zaman senin yanında olacak ve seni sevecek demiş. Bu sözler Kıpır'ın yüreğine güç vermiş. Kıpır, cesaretini toplayıp ailesi ile vedalaşmış ve yeni maceralara atılmaya başlamış. Farklı sularda yüzmeye başladıkça, birçok renkli ve ilginç balıkla karşılaşmış. Bu yeni, esrarengiz ve farklı dünya, hiç de Kıpır'ın hayal ettiği gibi değilmiş. Kıpır, tanışmak istediği birçok farklı balık görüp, onlarla konuşmak ve sohbet etmek istiyormuş. Ancak, yeni arkadaşlar edinmekte zorlanıyormuş. Kıpır, içindeki korkularla yüzleşmeli ve yeni insanlarla iletişim kurmanın cesaretini bulması gerektiğine karar vermiş. Kıpır, denizyıldızının öğüdünü dinleyerek içindeki neşeyi dışarı yansıtmaya başlamış. Yüzgeçleriyle coşkuyla dans edip, etrafındaki balıklara gülümsemiş. Kısa sürede, etrafında yeni arkadaşlar edinmiş ve gerçek dostlukların samimiyetten gelip, içtenlikle paylaşmak olduğunu öğrenmiş. Artık, kendini sevmeyi ve başkalarını sevmeyi öğrenmiş. Kıpır, büyürken kazandığı bu deneyimlerle dolu macerasına, kendisi ve çevresindekiler için beslediği sevgi ile yola devam etmiş. Beraber keyifle serin sularda yüzebildiği arkadaşlar edinip, farklı oyunlar oynayabileceği balık topluluklarına dahil olmuş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/neseli-sehir-masali/", "text": "Bir zamanlar, Neşeli Şehir'de Enes, Ela ve Can adında üç yakın arkadaş yaşarmış. Bu arkadaşlardan her birinin ilgi alanları, hayata bakış açıları farklıymış. Fakat buna rağmen bu üç arkadaş, birbirlerinin farklı taraflarını benimsemeyi, anlaşmayı ve birbirleri ile keyifli vakit geçirmeyi başarırmış. Enes, hep sporla ilgilenir ve arkadaşlarını da harekete geçmeye teşvik edermiş. Sık sık hareket etmenin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinden haberdarmış. Ela, kitaplara ve sanata ilgi duyarmış, sürekli hayal gücünü geliştirmeye çalışırmış. Dünyayı, çevresini, ağaçları, hayvanları ve insanları daha farklı görür, sık sık hayal gücü dünyasında yolculuklara çıkarmış. Can ise doğayı ve bitkileri çok sever, onları korumaya önem verirmiş. Hayvanlar için, içerisinde sıcak bir sevgi besler, onlarla vakit geçirmeyi severmiş. Bir gün, bu üç arkadaş, buluşmadan önce, kendi ilgi alanları hakkında yeni ve daha önce duymadıkları bir şey öğrenmeye, bunları da birbirlerine anlatmaya karar vermişler. O gün geldiğinde ve parkta buluştuklarında her biri kendi ilgi alanlarında harika bir şeyler öğrenmiş. Enes, basketbolda yeni bir hareket keşfetmiş, Ela, muhteşem bir resim yapmış, Can ise bitkilerin bakımı hakkında ilginç bilgiler edinmiş. Birbirlerine öğrendiklerini heyecanla anlatmaya başlamışlar. Böylece, her biri diğerlerinin ilgi alanlarına saygı duymayı ve onları desteklemeyi öğrenmiş. Üç arkadaşın hepsi, her bir insanın farklı özelliklere, farklı ilgi alanlarına sahip olabileceğini, önemli olanın bu farklılıklara saygı duymak olduğunu anlamış. Enes, Ela'nın resimlerine hayran kalıp onu spora davet etmiş, Ela da Enes'in basketbol maçlarına katılmış. Can ise ikisine de doğa yürüyüşlerine gelmelerini önermiş. Bu deneyim, onlara farklı ilgi ve yeteneklerin bir araya gelerek harika şeylerin oluşabileceğini göstermiş. Her biri kendi özelliklerini sevmeyi, aynı zamanda diğerlerinin özelliklerini de takdir etmeyi öğrenmiş. Neşeli Şehir, dostluk ve çeşitliliğin güzelliklerini yaşayan bu üç arkadaşla daha da renklenmiş. Bugünden sonra üç arkadaş, nerede farklı özelliklere, ilgi alanlarına sahip insanlar görseler, arkadaş olmayı iple çekmiş. Üç arkadaşın da bitmek tükenmek bilmeyen bir merakı, ilgisi varmış. Zamanla üç arkadaş, yeni arkadaşlar da edinerek, günlerini hep beraber, daha büyük bir neşe içerisinde geçirmeye başlamış. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/nikola-tesla-kisaca-kimdir/", "text": "Nikola Tesla, Avusturya-Macaristan asıllı Amerikalı bir mühendis, icatçı ve fizikçiydi. 1856 yılında Sırbistan'da doğdu ve 1943 yılında ABD'nin New York şehinde hayatını kaybetti. Tesla, elektromanyetik teori, alternatif akım elektriği, mikrodalga teknolojisi ve X-ışınları gibi birçok fiziksel konuda önemli katkıları bulunan önemli bir figürdür. Tesla, ilk olarak Westinghouse Electric Corporation'da çalışmaya başladı ve burada AC elektrik sistemi için patentler aldı. Daha sonra kendi elektrik şirketini kurdu ve birçok icat ve keşif gerçekleştirdi. Tesla, çalışmaları ve icatları ile elektriğin üretim, dağıtım ve kullanımının yanı sıra radyo ve mikrodalga teknolojisi, uzaktan kumandalı araçlar ve robotlar gibi birçok alanda da katkıları bulunan bir isimdir. Bugün hala birçok araştırmacı ve mühendis tarafından ilham kaynağı olarak görülmektedir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/noel-baba-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, yılın son günü lapa lapa kar yağmış. Uzak diyarlarda yağan karı izlemek için insanlar camlara çıkmış. Cama çıkan çocuklar arasında Selim de varmış. Selim kar yağışını çok severmiş. Aynı zamanda bu sene Noel baba ile tanışacağına eminmiş. En büyük hayali ondan hediye gelmesiymiş. Noel baba ile daha önce tanışan arkadaşları olmuş fakat kendi evlerine daha önce hiç gelmemiş. Öğlen saatlerinde yeni yılın heyecanını içinde hisseden Selim, mutlu mesut bir yaşantı süren bir çocukmuş. Sürekli güler, insanları çok severmiş. Herkesle arası iyiymiş. En büyük beklentisi ise yıl başı gecesinde Noel babanın ona oyuncak araba getirmesiymiş. Oyuncak arabaları çok severmiş ama ailesinin durumu olmadığı için oyuncak araba yokmuş. Büyüyünce araba yarışçısı olmak istiyormuş. O gün Selim tüm gün arkadaşları lapa lapa yağan kar altında oyunlar oynamış. Arkadaşları ile birlikte oyun oynamak ona çok büyük zevk veriyormuş. Mutlu, mesut bir şekilde oyunlar oynarken aynı zamanda aklında da sürekli Noel baba varmış. Onun gelmesini iple çekiyormuş. Bundan o kadar eminmiş ki tüm arkadaşlarına Noel babanın geleceğini anlatmış. Akşam vakti olmuş ve aile hep birlikte yıl başı ağacını süslemişler. En güzel yemekleri hazırlamışlar. Yeni yılı birlikte keyifli bir şekilde geçirmek istemişler. Güzel güzel zaman geçirmek, mutlu olmak onların hayaliymiş. Selim'in babası nedense o gece eve biraz geç gelecekmiş. Bu nedenle içi biraz burkulmuş ama Noel baba heyecanı onu dik tutmayı başarmış. Selim Noel babanın kendisine hediyeler getireceğinden eminmiş. Aslında çok büyük hediye hayali yokmuş. Sadece oyuncak araba istiyormuş. Aslında oyuncak arabadan daha çok Noel baba ile tanışmak en büyük isteği ve hayaliymiş. Mutlu mesut günler geçirirken bir de Noel baba ile tanışmak onu çok sevindirecekmiş. Selim'in babası Akşam saatlerinde eve gelmiş. Selim çok büyük bir heyecanla '' Baba bu gece noel baba gelecek mi?' demiş. Babası ise '' Evet oğlum gelecek. İstediğin hediyeyi de sana getirecek'' demiş. Akşam olmuş hep birlikte eğlenmişler. Selim tüm gece Noel babayı beklemiş. Bir ara odasına gitmiş ve yatağına uzanıp Noel baba geliyor mu camdan bakmış. Sonrasında yatağına yatmış ve uyuyakalmış. Tam o esnada Selim'in babası Noel baba kostümü giyerek Selim'in odasına girmiş. Selimi öperek uyandırmış ve ona çok sevdiği oyuncak hediyeyi varmış. Selim şaşkınlık içinde ne olduğunu anlamamış. Sonra biraz ayılmış ve mutluluğu kulaklarına varmış. O kadar çok mutlu olmuş ki kendisini rüyada sanmış. Sonra babası ona '' Bu sene çok iyi bir çocuk oldun ve bu hediyeyi hak ettin. Sen her zaman her şeyin en iyisini hak ediyorsun. Seni annen ve baban çok seviyor'' demiş. Bazen insanlar çocuklarını mutlu etmek için var güçleri ile mücadele ederler. Bu mücadelede her zaman çocuklar istediklerine erişmez. Ama bilmeleri gereken anne ve baba her zaman elinden gelenin daha fazlasını yapar. Hikayemizde sizlere bunu anlatmaktadır. Herkes annesini ve babasını çok severek onlara anlayış ile yaklaşmalıdır. Masallarımız ile sizlere yeni sürprizler sunmaya devam edeceğiz. Sitemiz vasıtası ile en güzel masalları okumaya devam edebilirsiniz. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/obur-sincap-ve-kis-uykusu-macerasi/", "text": "Günlerden bir gün güneş tam tepede kavurucu sıcağını yeryüzüne gönderirken Huzur ormanı sakinleri kendilerine gölge yerler ararlarmış. Güneş o kadar kavurucuymuş ki güneşlenmeyi çok seven aslan bile kendisine gölge bir yer bulmuş. Aslan bu ormanın kralıymış. Ancak söylemekte fayda var ki onun kral olmasının sebebi güçlü olmasından kaynaklanmazmış. O çok adil, çok merhametli, aynı zamanda da doğru kararlar alabilen biriymiş. Bu sebeple de ormandaki bütün hayvanlar tarafından sevilirmiş. Sevildiği için de söz sahibi olabiliyormuş. Dahası, bu özellikleri ile onu kral seçmemeleri olmazdı. Ormanda her şey bir düzen içerisinde ilerlermiş. Kış olunca ayılar ve yılanlar uykuya dalar yaz olunca uyanırmış. Yaz olunca karıncalar ve böcekler çok çalışır kış olunca da dinlenip kışı rahat geçirirlermiş. Bu düzeni hiç bozan olmamış, bozmak isteyene de kimse rastlamamış. Ki bu düzeni bozsalar ne çıkacakmış onu da bilmiyorlarmış. Bir gün Huzur ormanında bir sincap sonraki kış geldiğinde kış uykusuna yatmak istemediğini söylemiş. Sincabın bu isteği kulaktan kulağa yayılmış. Sincap kış uykusunda geçireceği süreyi başka güzel kış yiyeceklerini yiyerek geçirmek istemiş. Ormandaki her hayvan sincabın bu fikrini duymuş. Kimileri onunla aynı fikirdeymiş. Onlar da kışları uyumak yerine başka güzel lezzetlerin tadına bakmak istemişler. Ancak bazıları da bu karara karşı çıkarak bunun sakıncalı olabileceğini düşünmüşler. Bu tartışmalar böyle böyle büyüyüp en sonunda bizim aslan kralın kulağına gitmiş. İhtiyar kral hayvanların tartışmalarını duyunca hem çok kızmış hem de üzülmüş. Çünkü ormanın düzenini değiştirmek isteyen birileri varmış. Hayvanlar eğer ki bu sisteme uymazlarsa onlar için çok sakıncalı olabilirmiş. Bizim aslan kral düşünürken tartışan bir hayvan grubu gelmiş. Bizim sincap başlamış ben daha çok yemek istiyorum, kışın uyumak istemiyorum demeye. Aslan kral hem sincaba hem de orada bulunan bütün hayvanlara tehlikeli olabileceğini söylemiş. Orda bulunan bütün hayvanlar aslan kralın sözüne inanıp güvenmişler. Ancak tek bir kişi hariç, o kişide bizim inatçı sincapmış. Sincap hala aynı fikirde olduğunu söylüyormuş. Yemek yemek ona daha güzel geliyormuş. Aslan en sonunda vazgeçmiş, sincap için yapılacak pek de bir şey kalmamış. Kış gelip havalar soğuduğunda Huzur ormanı sakinleri kış uykusu için hazırlıklarına başlamış. Kış gelince de bütün hayvanlar kendi yuvalarına çekilmiş. Bizim sincap da kışın ilk günlerinde doyasıya yemek yiyip o ağaç senin bu ağaç benim tırmanıyormuş. Ancak kış gelip çattığında ağaçların o ısıtıcı yaprakları dökülmüş. Hava iyice soğumuş ve konuşacak kimse de kalmamış. Sincap önünde yığınla duran fındıklara pişmanlıkla bakıyormuş. Çünkü üşüdükçe aklına kış uykusu gelmiş, o sıcacık uyku... Bütün arkadaşları da gitmiş üstelik. Kışı böyle atlatan Sincap aldığı karardan pişman olarak bir daha inatla ve başka hırslar uğruna karar almamaya karar vermiş. Neyse ki bizim sincabın oburluğu onun sonunu getirmemiş.. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/oduncunun-talihi-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar çok azimli, yaptığı her şeye emek veren bir adam varmış. Fakat ne kadar çalışkan olsa da verdiği bu emek yiyecek yemeği bile bulmasına yeterli olmazmış, kıt kanaat geçinirmiş. Ekmek parasını kestiği kütükleri siparişe göre haneden haneye taşımak, insanlara ısıtmaya yarayan malzemeleri satmakmış. Günün birinde yine ormandayken değişik şeyler duymuş. Görmezden gelmiş ve şehre götüreceği kütükleri kesip yüklemeye devam etmiş. Yine tüm dikkatini işine vermişken garip birden hayvan iniltisine benzer bir şey duymuş. Çok fazla tırsmış ve cesaretini toplayıp sesin geldiği yere doğru adım atmaya başlamış. Gitmiş, gitmiş sonra bir bakmış ki dallanıp budaklanan çalıların arasında ışıl ışıl göz kamaştırıcı bir kız var. Anında gitmiş yanına ve onu kurtarmış, oduncu kıza sende kimsin deyip ismini öğrenmek istemiş. Kızda ilk onun ismini söylemesini istemiş. Oduncu şaşkın bir şekilde yarım yamalak adını söylemiş. Kız oduncuya tanışmanın onun tarafından olduğunu söylemiş, bu kız adamın şansıymış.'' Beni kurtardığın yerde senin olan paralar duruyor. '' demiş kız. Oduncu anlam verememiş, kız bunun onun payına düşen tüm yıl çok emek verip aldığı para olduğunu söylemiş. Oduncu bir hayalde olduğunu düşünmüş bir an için. Sonra gidip paraları almış. Şoke olmuş ve mutlu bir şekilde kulübesine geri gitmiş. Karına olan biteni anlatmış fakat ikisi de anlam veremiyormuş. Yaşamları farklı bir doğrultu göstermeye başlamış ve eski geçim dertleri olmadığından mesutlarmış. Herkeste nasıl bu kadar çabuk bir hayat değiştirdiklerini merak ediyor ve sürekli soru yağmuruna tutuyorlarmış. Adam doğruları söylüyormuş ve ormanda şansıyla denk geldiğini ifade ediyormuş. Hiçbir şey yapmayan bir adam bu olan biteni duyunca ormana gitmiş, şansına ulaşmak için. Her yerde onu aramış ve sonunda korkunç görünüşlü bir kadın ortaya çıkmış, adam şansının bu olduğuna inanmakta güçlük çekiyormuş. Kadın şansın emek vermekle doğru orantılı olduğunu söylemiş. Adam bunu duyar duymaz ışık hızıyla ormandan kaçmış çünkü çalışmak ve emek göstermek ona göre değilmiş. Küçük yaşamında hiçbir şey yapamadan göçüp gitmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/oguz-kagan-destani/", "text": "Oğuz Kağan destanı milattan önceki yıllarda yaşamış olan Hunlara ait bir destandır. Destanda Hunların büyük hükümdarı olan Mete Han'ın hayatının anlatıldığı ve destandaki Oğuz Kağan'ın Mete Han olduğu düşünülmektedir. Destanın ilk günkü hali bilinmese de günümüze kadar olan hali ve hikayesi şu şekildedir; Milattan önceki tarihlerde Ay Kağan'ın bir oğlu olur. Bu oğlan ela gözlere simsiyah saçlara sahiptir. Ayrıca doğduktan sonra annesini emmeye başlar. Annesini ilk defa emmesinin ardında da konuşmaya başlar. Hatta yiyecek şeyler ve şarap ister. Oğlan kırk gün sonra büyür. Oğlanın görüntüsü biraz farklıdır. Vücudunun tamamı tüylerle kaplı ayakları da öküz ayağına benzer. Ayrıca da çok cesurdur. Oğuz kağan ormanda yaşar ve bu sebeple avlanmayı çok sever. Ayrıca atları güder. Oğuz'un yaşadığı ormanda büyük bir gergedanda yaşar. Bu gergedan atları yer. Bunun üzerine Oğuz Kağan büyük gergedanı öldürmeye karar verir. Gergedanın nerede olduğunu anlamak için onun geleceğini düşünerek avladığı hayvanları ağaca asar. Birkaç gün bu devam eder ve gergedan ağaca astığı hayvanları alır. Bunun üzerine gergedanın ağacın bulunduğu yere geleceğini anlayan Oğuz Kağan pusuda bekler ve gergedan gelince onu kılıcıyla öldürür. Günler geçerken Oğuz Kağan Tanrı'ya yalvarır. Bu sırada gökten bir ışık iner ve o ışığın altında güzel bir kız belirir. Oğuz Kağan bu kızı görünce onu sever. Ayrıca kız güldüğü zaman Gök Tanrı'nın da onunla güldüğünü görür ve şaşırır. Daha sonra Oğuz Kağan bu güzel kızla evlenir. Bu güzel kız evlendikten sonra Oğuz Kağan'a üç oğlan çocuğu doğurur. Doğan çocuklara Ay, Yıldız ve Gün adının verirler. Günler geçerken Oğuz Kağan ormana gider. Ormanda bir göl görür. Bu gölün yanında da bir ağaç vardır. Oğuz Kağan bu ağacın kavuğunda çok güzel bir kız görür. Oğuz Kağan bakmaya doyulmayacak kadar güzel olan bu kızı sever ve onunla da evlenir. Bu güzel kızda Oğuz Kağan'a üç oğlan doğurur. Bu sefer doğan çocukları Dağ, Deniz ve Gök isimlerini verirler. Günler geçerken Oğuz Kağan büyük bir şenlik düzenler. Bu şenliğe beyleri ve halkı davet eder. Lezzetli yemekler ve içkilerle güzel bir şenlik yapar. Oğuz Kağan şenlik sırasında şenliğe katılan insanlara hitaben bir konuşma yapar. Konuşmada onların kağanı olduğunu söyler. Şenlik sonrasında ise dünyanın her yerine mektup gönderir. Elçilerle birlikte gönderdiği mektupta Hunların kağanı olduğunu ve tüm yeryüzünün de kağanın o olması gerektiğini belirtir. Ayrıca elçi gönderdiği boyların onu kağan olarak kabul etmelerini ve kabul ettiğini hediyeyle belirtenlerin hediyelerini kabul edeceğini yazar. Kendisini kağan olarak kabul etmeyen kişilerle de savaşacağını bildirir. Onu kağan olarak kabul etmeyenler yok edilecektir. Elçilerle gönderilen mektuplar sonrası Altun Kağen Oğuz Kağan'a hediyeler göndererek onu kağan olarak kabul ettiğini bildirir. Böylece ikili arasında dostluk kurulur. Altun Kağan Oğuz Kağan'ın kağanlığını kabul etse de diğer bir kağan olan Urum Kağan kabul etmez ve karşı çıkar. Bunun üzerine Oğuz Kağan mektupta yazdıklarını uygulamak için Urum Kağan üzerine savaş açmak amacıyla yolu çıkar. Kırk boyunca süren yolu aşan Oğuz Kağan Buz Dağları'nda kendisine çadır kurar. Oğuz Kağan çadırda konaklar ve Tanrı'ya dua ederken bir ışık belirir. Bu ışığın ardından ortaya bir erkek kurt çıkar. Ona Urum Kağan'ın üzerine yürürken önünde yürüyeceğini söyler. Bunun üzerine Oğuz Kağan ordusuna emir vererek kurdukları çadırların toplanmasını emreder. Daha sonra da erkek kurt önde Oğuz Kağan ve ordusu arkada yürümeye başlar. Kurdu takip eden Oğuz Kağan onun sayesinde Urum Kağan'ın bulunduğu yere ulaşır. Burası İtil ırmağı yakınlarında bir yerdir ve onların önünde yürüyen erkek kurt bir kaya üzerine oturur. Sonrasında iki grup arasında büyük bir savaş başlar. Büyük mücadelenin verildiği savaşa Oğuz Kağan ve ordusu kazanır. Böylece Urum Kağan'ın hanlığını elinden alır. Ayrıca halkı da Oğuz Kağan'a bağlı duruma geçer. Oğuz Kağan kazandığı savaş sonrasında erkek kurdu takip ederek İtil ırmağına doğru ilerler. Oğuz Kağan önüne geldikleri İtil ırmağını nasıl geçeceklerini düşünürken Oğuz Kağan'ın emrinde olan Uluğ Ordu ırmaktan geçmek için ağaçları kullanarak bir sal yapar. Uluğ Ordu Bey'in yaptığı sal sayesinde İtil Irmağı'ndan karşıya geçmeyi başarırlar. Oğuz Kağan Uluğ Ordu'nun ırmaktan geçmek için bulduğu çözümü çok beğenir ve Uluğ Ordu'ya Kıpçak ismini verir. Irmağı geçtikten sonra yine erkek kurdu takip ederek yol alırlar. Oğuz Kağan'a yol boyunca alaca atı eşlik eder. Ancak at bir sebepten dolayı Buz Dağı'na doğru kaçar. Bu Oğuz Kağan'ı çok üzünce yanında bulunan beylerden birisi atı bulmak için Buz Dağı'na gider. Aradan günler geçer ve dokuzuncu günde bey yanında atla Oğuz Kağan'ın yanına gelir. Oğuz Kağan alaca atının geri gelmesi üzerine çok sevinir ve atını bulup getiren beyine Karluk ismini verir. Ayrıca orada bulunan beylerin başı olmasını emreder. Yola devam eden Oğuz Kağan ve ordusu erkek kurdun durması üzerinde Çürçet yurdunda dururlar. Burada bulunan halk ve kağanda Oğuz Kağan'ı kabul etmeyince yine savaşırlar. Bu savaşı da Oğuz Kağan ve ordusu kazanır. Bu böyle devam ederken erkek kurt sayesinde Oğuz Kağan pek çok yeri ülkesinin topraklarına katar. Kazandığı savaşlardan pek çok ganimette elde eder. Böylece yıllar geçerken Hunlar büyük bir devlet haline gelirler. Bir gün Oğuz Kağan'ın beylerinden olan Uluğ Bey bir rüya görür. Rüya da üç tane gümüş ok ve bir tane altın yay vardır. Rüyada altın yay doğudan batıya doğru uzanırken üç adet gümüş okta kuzeye doğru uzanır. Rüyadan uyanan Uluğ Bey rüyasını Oğuz Kağan'a anlatır. Bunun üzerine Oğuz Kağan ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/okcu-ile-aslan-masali/", "text": "Günlerden bir gün kullandığı ok ile tüm insanlar tarafından tanınan ve avcılığı ile ün salmış bir adam varmış. Adamın namı o kadar yayılmış ki avlanmak için ormana gittiğinde tüm orman halkı kaçışır ormanda kimsecikler kalmazmış. Okçunun insanlar arasındaki bu namı ne kadar fazlaysa aynı derecede hayvanlar arasında da avcılığıyla oldukça ün kazanmış bir avcı varmış. O da ormanlar kralı aslanmış. Avcının ormana gelmesiyle tüm orman halkı kaçışmış ama sadece bu cesur aslan kaçmayıp ona karşı koymuş. Aslanın bu karşı koymasına sevinen avcı bu sefer kolay bir av olacak, hazır ol sana bir haberci gönderiyorum demiş ve yayına yerleştirdiği oku fırlatarak aslanı vur. Okla yaralanan aslan acı içinde hemen yakınındaki çalılığa saklanmış ve burada karşısına tilki çıkmış. Aslanın bu güçsüz durumunun farkına varan kurnaz tilkinin aklına hemen bir fikir gelmiş. Ormanda herkesin korktuğu bu cesur avcıdan kurtulmak için eline bir fırsat geçmiştir tilkinin. O da hemen bu fırsatı değerlendirmek için aslana çıkıp savaşmasını ve onun çok güçlü olduğunu söyleyerek onu cesaretlendirmeye çalışmış. Tilkinin bu kurnaz fikrinin hemen anlayan aslan hayır, senin sözlerin beni kandıramaz demiş. Bana gen bir haberci bile böylesine zarar verdiyse, o haberciyi gönderen kişi kim bilir ne kadar tehlikelidir, benim onunla başa çıkmam imkansız demiş. Kendimizden daha güçsüz ve cesaretsiz kişiler bizi kışkırtmaya çalışıyorsa ancak onun bir çıkarı olduğu içindir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/okul-yolu-hikayesi/", "text": "Küçük bir kasabada yaşayan mutlu bir aile varmış. Kasaba çok küçük olduğu için okula gitmek isteyen çocuklar her gün yürüyerek şehre okula gidiyormuş. Kasabaya yeni taşınan aile bu duruma çok şaşırmış çünkü her gün öğrenciler yürüyerek okula gidip gelmeleri çok zormuş bir gün bu aile çocuklarını okula getirirken çocuklardan birinin babasının bastonla yürüdüğünü görmüş. Bu baba her gün çocuğunu okula getirmek için çok zorlanıyormuş babanın çocuğu da her gün ilk derse geç kalıyor ve öğretmenleri tarafından ceza alıyormuş ama çocuk bu durumu asla öğretmenlerine söylememiş. Çünkü babası sakat olduğu için onunla dalga geçerler diye düşünüyormuş. Yine bir sabah herkes okulun yolunu tutup okula varmak üzereyken bu çocuk evden yeni çıkmış babasıyla yola koyulmuş ilk derse geç kalmış ikinci derse girdiğinde öğretmeni masaya çağırmış neden her gün ilk derse gelmediğini sormuş çocuk hiçbir şey söylemeden ağlamaya başlamış. Öğretmeni de ceza verip yerine oturmasını söylemiş bu her gün böyle devam etmiş çocuk akşam eve dönmek için babası almaya gelmiş eve dönmek için yola koyulmuş kasabaya yeni taşınan aile bu duruma bir çözüm bulmak için öğrencilerin yürüyerek değil de daha hızlı ve yorucu olmadan okula gitmeleri için çözüm yolları aramaya başlamış. Gel zaman git zaman bir çözüm bulamamışlar bir gün yine okula giderken bastonlu babayla çocuğu yolda görmüşler sonra sizde mi geç kaldınız? diye sormuş. Baba hayır biz her gün bu saatte gidiyoruz. demiş. Yeni taşınan aile çok şaşırmış ders saati çoktan başladı niye bu kadar geç gittiklerini sormuş. Çocuğun babası yürümekte zorlandığını ve bu yüzden çocuğunun geç kaldığını söylemiş iki aile yol boyu sohbet etmiş babalar çocukları okula bıraktıktan sonra çocuklar okula gitmiş ve babalar köyün yolunu tutmuş yolda sohbete devam ederken yeni taşınan aile bu duruma bir çözüm bulmak lazım demiş. Bastonlu baba bu yıllardır böyle hiç kimse çözüm bulamadı demiş yeni taşınan aile adama sormuş kendi imkanlarımızla bir şeyler yapsak demiş. Bastonlu baba nasıl bir şey yapabilirsiniz diye sormuş. Adam köyde at ya da eşek var mı? diye sormuş. Bastonlu baba köyün muhtarı da iki tane atın olduğunu söylemiş. Adamın aklına çok güzel bir fikir gelmiş ve hemen köyün muhtarına gitmişler ve atlarını satın almak istediğini söylemiş muhtar köyde sadece atın onda olduğunu ve vermek istemediğini söylemiş vermemiş bastonlu baba çok üzülmüş eve dönmüşler yeni taşınan aile bu duruma çok kızmış. Çünkü tek çözüm yolunun bu olduğunu düşünmüşler bir gün tekrar muhtarın kapısına dayanmış ve durumu anlatmış muhtar çok şaşırmış ve bunu baştan söyleseydiniz verirdim demiş ve hemen atları vermiş. Yeni taşınan aile çok sevinmiş ve atlarla birlikte hemen eve dönmüşler döner dönmez yarın ders saatine kadar yetiştirmek için at arabası yapmaya başlamışlar gece yarısına kadar uğraşıp arabayı bitirmişler sabah herkes okulun yolunda giderken bastonlu baba ve yeni taşınan aile at arabasıyla yola çıkmış. Herkes yolda yürürken tıkkıdı tıkkıdı diye sesler duymaya başlamış arkalarına dönüp baktıklarında bir at arabası olduğunu görmüşler ve çok şaşırmışlar baba yolda giden bütün çocukları toplayıp okulun yolunu tutmuşlar herkes hem çok mutlu ve geç kalmadan okula gidebiliyormuş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/okyanusta-kaybolan-gemi-masali/", "text": "Bir zamanlar, denizlerin derinliklerinde, okyanusta büyük bir gemi yolculuğa çıkmıştı. Gemi, kıymetli yükleri taşıyarak uzak diyarlara gitmek üzere denize açılmıştı. Gemide, denizciler ve kaptan dışında bir de genç denizci çocuk vardı. Çocuğun adı Ahmet'di ve denizlerde olmak onun için büyük bir hayaldi. Gemi, güneşli ve pırıl pırıl bir günün ardından aniden yoğun bir fırtınaya yakalandı. Dev dalgalar gemiyi savuruyor ve rüzgarlar onu sürüklüyordu. Denizciler çaresizce gemiyi kontrol etmeye çalışıyorlardı, ancak fırtına çok güçlüydü. Uzun ve zorlu bir süreçten sonra fırtına sona erdi. Gemi yavaş yavaş sakinleşmeye başlamıştı. Ancak, geminin rotası tamamen kaybolmuştu ve denizciler nerede olduklarını bile bilmiyorlardı. Denizciler, pusulalarıyla yön tayin etmeye çalıştılar, ama pusula da işe yaramıyordu. Gemi, bilinmeyen sulara sürükleniyordu ve mürettebat bir çıkış yolu bulmakta zorlanıyordu. Ahmet, kaptanın yanına giderek ona yardım etmek istediğini söyledi. Kaptan, genç denizci çocuğunun isteğini duyunca ona güvendi ve geminin durumunu değerlendirmesini istedi. Ahmet, deniz yıldızlarına ve gökyüzündeki yıldızlara bakarak geminin yaklaşık konumunu hesaplamaya başladı. Biraz zaman geçtikten sonra, geminin nerede olduğunu tahmin etmeyi başardı. Sonunda, diğer denizcilerle birlikte gemiyi doğru rotaya yönlendirdi. Gemi, uzun bir yolculuktan sonra bir ada keşfetti. Ada, büyülü bir güzellikteydi ve etrafı sonsuz mavi sularla çevriliydi. Denizciler adaya ayak bastıklarında, doğal bir cennete gelmiş gibi hissettiler. Ahmet, adada keşif yaparken, gizemli bir mağaraya rastladı. Merakla içeri girdi ve içeride büyülü bir hazine buldu. Bu hazine, uzun süredir kayıp olan değerli bir defineydi. Ahmet, büyülü defineyi gemiye taşıdı ve mürettebatın yüzündeki sevinci görünce kendisi de mutlu oldu. Gemi, adadan ayrıldıktan sonra doğru rotasına yönelip yolculuğuna devam etti. Ahmet ve diğer denizciler, deneyimlerini unutamayacakları bu yolculukta büyük bir dostluk ve dayanışma yaşamışlardı. Ve böylece, Okyanusta Kaybolan Gemi'nin hikayesi, denizlerin ve maceraların anlatıldığı bir destan olarak kalmıştı. Ahmet, cesareti ve zekasıyla geminin rotasını bulmuş ve tüm mürettebatın minnettarlığını kazanmıştı. Bu eşsiz deneyim, denizcilerin birbirlerine olan bağını güçlendirmiş ve gemi, masalsı okyanuslarda yoluna devam etmişti. Daha Fazla Masal İçin Bebek Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/olcayto-ve-anka-kusu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Uzak bir diyarda, Kaf dağının ardında Olcayto adında bir delikanlı yaşardı Olcayto'nun hayali Anka kuşunu bulup arkadaş olmaktı. Olcayto oldukça hırslı bir çocukmuş. Her zaman elinden gelenin en iyisini yapmaya istekliydi. Bir gün sırtına bohçasını almış ve yolculuğa çıkıp Anka kuşunu bulmayı kafasına koydu. 40 gün 40 gece dinlenmeden Anka kuşunu arayan Olcayto yürümekten yorgun ve halsiz düştü. Rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı ve büyük bir sağlık problemi yaşadı. Hastanede kaldığı süre boyunca Anka kuşunu bulma hayali hiç aklından çıkmadı. Tek arzusu Anka kuşu ile bir araya gelmek ve onunla sıkı fıkı bir dost olmaktı. Hasta düştüğü için çıktığı bu yolculuğa devam edememesinden korkmasına rağmen, gün geçtikçe iyileşti ve endişesi azaldı. Olcayto iyileşti ve yolculuğa devam etme zamanı gelmişti. Sırtına bohçasını alarak yola koyuldu. Hindistan'a vardığında hayatında görmediği şeyler gördü. Olcayto Kaf dağının ardında doğup büyümüş ve oradan hiç çıkmamış, dünyadan bihaber yaşamıştı. Hindistan'da yoksulluğu gördü. Aç ve susuz hatta evsiz insanlarla tanıştı. Dünyada açlığın olduğundan habersizdi. Yoluna devam etti ve Afrika'ya geldi. Orada köleliği gördü. Her gittiği ülkede dünyanın kötülüklerini bir bir görmeye başladı. Olcayto bu kadar kötülüğün olduğu bir dünyada hiç iyi bir şeyin olup olmadığını içten içe merak ediyordu. Afrika'da kaldığı süre boyunca köle kampında hasta düşen çocuklarla ilgilenmeye başladı. Her gün hastaneye gelen hasta çocuklarla ilgilenir, onlara ilaç verir, boş zamanlarında onlarla oyunlar oynar ve kendisinin hasta olduğu zamanları anlatır. Hikayesinin çocuklara ilham vermesini umuyor ve onların da hayallerinin peşinden gitmelerini umuyormuş. Olcayto tamı tamına 50 ülke geçmiş ama Anka kuşuna dair hiçbir şey bulamamış. Bir gün karşılaştığı dervişe Anka kuşunu sormuş. Derviş de demiş ki; 'Evladım, Anka kuşunu bulma yolculuğun aslında kendini bulma yolculuğundu. Anka kuşu bir efsanedir. Sen kendini keşfetmeye çıkmışsın'. Bu sözleri duyduktan sonra Olcayto'nun kafasına dank etti. Derviş haklıydı. Olcayto uzun ve sağlıklı bir hayat yaşamış ve hayatında karşılaştığı her ülkedeki tüm hasta çocuklara yardım etmiştir. Zorluklarla karşılaştığında asla pes etmemesi gerektiğini asla ama asla unutmamış, ancak çok çalışarak ve hayallerinin peşinden giderek büyük işler başarabilir, hayallerini gerçekleştirebilir. Bu onun için bir hayat dersi oldu ve bunu tüm hastalarına anlatmak için çok çalıştı ve çocukların iyileşmesine yardımcı olan başarılı bir doktor olarak hayatına devam etti. Daha fazla masal okumak isterseniz Uyku Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ordek-ve-civciv-masali/", "text": "Bir zamanlar, masalsı bir çiftlikte, sevgi dolu bir ördek yaşarmış. Ördek, bahçesinde mutlu bir şekilde dolaşır ve güneşli günlerde gölün serin sularında yüzerdi. Bir gün, çiftlikte yavrulayan küçük bir civciv olduğunu fark etmiş. Ördek, civcivi hemen sahiplenmiş ve ona annelik yapmaya başlamıştı. Civciv, ördeğin kanatlarının altında sıcak ve güvende hissediyordu. Ördek, ona dünyanın güzelliklerini gösteriyor ve onunla paylaşıyordu. Civciv, ördekle birlikte gölde yüzmeyi, bahçede dolaşmayı ve güneşin altında uyumayı öğrenmişti. Onlar, masalsı çiftlikte birlikte en güzel anıları biriktiriyorlardı. Ancak bir gün, civcivin dikkatini bir grup kaz çekmişti. Onlar, göç ederken çiftliğin üzerinden geçiyorlardı. Civciv, kanat çırparak onların peşinden gitmek istedi. Ördek, civcivi hüzünle izledi, ancak onu tutmak istemedi. Onun kanatlarının altında büyümüş olan civcivin özgürlüğünü yaşamasına izin vermek istedi. Civciv, masalsı çiftliği geride bırakarak kazların peşinden göç etti. Yeni yerler keşfetmek, farklı deneyimler yaşamak istiyordu. Ancak civciv, ördeğin öğrettikleri ve sevgisi sayesinde asla unutamayacağı değerli derslerle yola çıkmıştı. Göç yolculuğu boyunca, civciv doğanın güzelliklerini ve zorluklarını keşfetti. Kışın soğuğunda sıcacık bir yuvada uyumayı öğrendi, yazın güneşin altında kanat çırparak uçmayı deneyimledi. Her yeni deneyimde, masalsı çiftlikte öğrendiği değerleri hatırladı. Bir gün, göç yolculuğu sona erdi ve civciv ailesine geri döndü. Masalsı çiftlikteki güvenli yuvasına gelerek ördeği buldu. Ördek, onu sevgiyle karşıladı ve onun başarılarını ve deneyimlerini gururla dinledi. Civciv, masalsı çiftlikte öğrendiği sevgi ve özgürlük duygusunu hayatının her alanında taşıyarak büyüdü. Ördek, onun ne kadar güçlü ve cesur olduğunu gördüğünde gurur duydu. Masalsı çiftlik, civcivin özgürlük yolculuğunun başlangıç noktasıydı. Ördek ve civcivin masalı, sevgi ve özgürlük dolu bir yolculuğun hikayesi olarak efsanelerde anlatılmaya devam edecekti. Günün birinde, ördek gölün kenarında huzurlu bir şekilde uyurken sonsuzluğa uğurlandı. Civciv, onun ardından duygulu anlar yaşadı, ancak onun sevgi ve özgürlük dolu hatıralarını her zaman kalbinde taşıyacaktı. Masalsı çiftlik, artık bir destan olmuştu. Ördek ve civcivin sevgi dolu hikayesi, çiftlik sakinlerinin ve hatta onların torunlarının anlattığı bir efsane haline gelmişti. Daha Fazla Eğitici Masal İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/orman-cocugu-hikayesi/", "text": "Günlerden bir gün yeşil bir vadinin içinde bir sürü hayvan yaşardı. Bu hayvanlar neşe içinde cıvıl cıvıl kuşların arasında yaşarlarken uzaklardan gelen hayvanlar telaşlı bir şekilde kaçınnn! Diye seslendiler. Ormana gelen avcılar hayvanları korkutmuşlardı. Bu avcılar sene de bir kez bu ormana gelip, avlanırlardı. Avcılar hayvanların arasından bir tane geyiği vurdular. Geyiği götürüp derisini yüzüp bir güzel etini pişirip yediler. Bunları gören geyiğin eşi ben de sizden en sevdiğini alıp, etlerini lime lime edeceğim dedi. Oba da en sevdiği kişi kimler diye avcıları sessizce takibe almış. Oba da herkes uyurken geyik gece karanlığında sessizce obanın içine girdi. Obada yaşayan avcıların en sevdikleri kişi beşikte ki minicik yavruydu. Geyik de bunu görüp, fark edip beşikte kundak içinde uyuyan bebeğin kıyafetinden ısırarak yavaşça aldı, hızlıca oradan uzaklaşırken köpekler bir ses duyup havlamaya başladılar. Köpeklerin sesine uyanan avcılar hemen ayaklandı bir bakıyorlar ki bebekte beşikte yok daha çok endişelenip köpekleri salıp peşlerine düştüler ama çok geç olmuştu geyik bebeği çoktan başka bir ormana götürmüştü bile. Geyik tam intikamını alacakken bebeğin ağladığını gördü ve annelik iç güdüsüyle içi cız etti ama intikamı almaya söz vermişti. Tam ısıracakken bebeği bebek bir anda anne deyiverdi. Geyikte ne yapacağını bilemedi o an, bebek yavaş yavaş emekleyerek sağda solda bir anda geyiğin göğsüne yapışıverdi. Şakır şakır emmeye başladı. Geyik de hoşuna giderek ah be minik şey, işimi daha da zorlaştırıyorsun ben sana şimdi nasıl kıyacağım dedi. Bebek sonra geyiğin yumuşak tüylerine doğru uzandı ve uyuya kaldı. Uyurken de titrediğini gördü. Üşüdüğünü düşünerek yapraklardan üzerine yorgan yapıvermişti. Günler geçtikçe geyik minik bebeğe daha çok yakınlaşmıştı. Kendi yavrusundan bile ayırmamaya başladı. Birkaç sene oldu ve o küçücük minicik bebek 10 yaşına geldi ve ormanın eli ayağı olmuştu artık. Orman da gezinirlerken hayvanlar arkasından konuşuyordu bir gün bu çocuk başımıza bela olacak. Diyerek söyleniyorlardı. Yine bir gece avcılar ava çıkmışlardı ve çocuğa sahip çıkan geyiği tam vuracaklarken bir mızrakla onlara karşı koyan bir çocuk olduğunu fark ettiler. Dediler bu küçük çocuğun ormanda ne işi var? Geyiği bırakıp çocuğun peşine düştüler ve bir ağı çocuğun üzerine atıp yakaladılar. Çocuğu alıp obaya götürdüler. Bu çocuk kimin nesi ormanda ne işi var derken boynunda bir kolye olduğunu fark ettiler, ama çocuk yıllardır ormanda büyüdüğü için kendisine yaklaştırmıyordu. Çocuk çok açtı ve çocuğa yiyecek bir şeyler verdiler. Çocuk hapur hupur yerken bir avcı çat diye kolyeyi kaptı. Birde ne görsün kolye bebekten bebeğinin boynuna taktığı kolye. Sonra adamın içinde kelebekler uçuştu yavrum benim o diyerek obayı birbirine kattı. Ama ne yazık ki çocuk orman hayatına alışmıştı bir kere bir türlü çocuğuna sarılamıyordu. Ormana gidip o geyiği bulup geyikle konuşmuşlar. Geyik ne kadar kızgın olsa da istediklerini kabul etmiş ve gitmişler. Geyik çocukla konuşmuş o senin baban yıllar önce böyle oldu diye anlattı. Çocukta şart koydu Burada yaşarım ama annem ve kardeşim de bizimle bu oba da yaşayacak dedi. Babası oğlunu bulmuştu ve hiç düşünmeden kabul etti o oba da geyik, yavrusu ve orman çocuğu hep birlikte yaşamışlar. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/orman-krali-tika-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarların birinde bir orman varmış. Bu orman o kadar büyükmüş ki neredeyse tüm canlılar bu ormanda yaşıyormuş. Zürafalar, aslanlar, kaplanlar, ayılar, kurtlar ve daha birçok hayvan iç içe bir yaşam sürüyormuş. Ormanların kralı olarak bilinen Tika ismindeki aslan oranın koruyucu görevini üstleniyormuş. Tika orman sakinlerinin her birini tanıyor ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı onların üzerine titriyormuş. Yırtıcı hayvanlar arasında yer alan aslanlar aç kaldıklarında etrafındaki canlıları yeseler dahi Tika onlara benzemiyormuş. Onda adeta anneye benzer bir yön varmış. Kendi yaşadıkları orman içinde yer alan her bir hayvanı yavrusu gibi seviyormuş Tika. Günlerden bir gün farklı bir ormandan sürü halinde aslanlar gelmiş. Tika bir hayli sinirlenmiş. Onların diğer orman sakinlerine zarar vereceğini düşünerek bir anda kükremiş; Burada yiyecek kokusu alıyoruz ve çok açız diye cevap vermiş. Tika bulunduğu yerde iyice sinirlenmeye başlamış. Kimse onun arkadaşlarına zarar veremez ve hatta böyle bir şeyi düşünmeye cüret edemezlermiş. Bunlar nasıl olurda Tika'yı tanımadan buraya yiyecek bir şeyler bulmaya gelmiş olabilirlerdi. Tika, Buraya yemek için gelmeye nasıl cüret edersiniz? dedi. Ben ve ailem açız ve burada yiyecek kokusu alıyoruz. Çekil önümüzden dedi. Buradan size yiyecek çıkmaz. Derhal burayı terk edin der. O sırada arka taraflardan bir ceylan gelir. Ceylanı gören aslan sürüsü hücum için hazırlanırken Tika arkadaşlarının bölgeye gelmesi için ıslık çalar. Tüm ormanda yer alan canlılar o alanda toplanı verir. O sırada karşı sürüden bir aslan ceylana aşık oluverir. Hal böyle olunca kendi sürüsüne buradan dönmeleri gerektiğini ima edip durur. Fakat aslan sürüsü hiç oralı değildir. Ceylana aşık olan aslan ise bunun üzerine Tika'nın tarafına geçmek ister. Tika ilk önce buna karşı çıkmış olsa da onu da aralarına kabul eder. Hep birlikte aslan sürüsünü oradan uzaklaştırmayı başarırlar. Tika bir süre yeni gelen aslanı gözlemlemeye başlar. Fakat onda gün geçtikçe değişik bir şeylerin var olduğu düşüncesine kapılır. Çünkü gelen aslan ceylanın peşinden ayrılmıyor ve o nereye gitse ona yaklaşmaya çalışıyordur. Tika bu durumdan iyice huylanarak sinirlenmeye başlar. Aslanın gizlice ceylanı yiyeceğini düşünür. Oysa asla ceylana aşık olmuştur. Tika; Sen neden ceylanın peşinden dolanıp duruyorsun. Onu yemek istiyorsan burayı derhal terk et. Yoksa seni burada yaşatmam der. Aslan üzülür ve ne diyeceğini bilemez. Gözlerinden bir iki damla yaş süzülür. Bunu gören Tika onun ceylanı yemek istemediğini anlar. Fakat ne yapmak istiyordu bir türlü çözemez. Tika: Onu yemek istemiyorsan neden onun peşinden ayrılmıyorsun? diye sorar. Ona aşık oldum fakat bunu söyleyemiyorum. der. Tika ise bu durumu ceylana anlatarak onun fikrini alır. Ceylanda ona aşık olduğunu fakat korktuğunu söyler. Tika onun korkmaması gerektiğini belirtir ve ormanda hiç görülmemiş bir düğün yapılır. Aslan ve ceylan muhteşem bir düğün ile evlenerek sevginin korkudan daha önde geldiğini herkese gösterirler. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/orman-perilerinin-gunlukleri-masali/", "text": "Bir gün dünyanın en ıssız ve el değmemiş ormanlarından birinde perilerin ışıltısı görülür. Periler günün ilk saatlerinde dans ederek güne başlarlar. Birçok farklı renkte peri adeta bir ışık gösterisi sunar. Periler kendi aralarında farklı bir dil kullanarak anlaşırlar. Bir gün bir peri diğer arkadaşları gibi dans etmek yerine bir yaprağın üstünde uyuya kalır. Arkadaşları dans ederken ondan epeyce uzaklaşmıştır. Kısa süre sonra uykusundan uyanan peri arkadaşlarını çevresinde göremez. Küçük bir panik yaşar fakat kendi evinde olduğunu unutmadığı için onları tekrar bulabileceğini düşünür. Biraz zaman geçtikten sonra peri arkadaşlarına ulaşamadığını anladığında panik yapmaya başlar. Peri ormanda tek başına kalmıştır. Masmavi ve simli kanıtlarıyla perinin ışıltısı hava kararırken halen görülüyordu. Peri o kadar güzel ve ihtişamlıydı ki uzaktan bile fark edilebiliyordu. Fakat perinin aklında olan tek şey arkadaşlarını bulmaktı. Arkadaşlarına ulaşmak için her türlü yolu denedi. Fakat bir türlü onları bulamıyordu. Yönünü ve izini kaybetmişti. Ailesi periyi aramaya çıkmıştı bile. Perinin ailesi hava karanlık olsa bile en son görüldüğü yerden periyi aramaya başlamıştı. Peri en son görüldüğü yerden epeyce uzaklaşmıştı. Hiçbir iz bırakmadığı için onu bulmak son derece zordu. Peri korkulu şekilde gecenin karanlık saatlerinde kendine sığınacak bir yer arıyordu. Daha sonra bir yaprağın altında hareketlenme gördü. Korkarak karanlıkta bu hareketin nereden geldiğini anlamaya çalıştı. Yaprağın altında bir kanat görülüyordu. Yaprağı bir cesaret kaldırarak altında bir perinin olduğunu anladı. Kaybolan peri gözlerine inanamayarak bulduğu cılız ve çelimsiz periye bakıyordu. Perinin gözlerinden hiç ışık çıkmıyordu. Ayrıca kanatları kendisininki gibi parlak değildir. Kendisinden oldukça farklı olan bu küçük canlı onunla konuşmaya karar verdi. Kaybolan perinin bildiği bir dilde konuşmuyordu. Cılız ve çelimsiz peri bu durumu anladığında farklı bir dil kullandı. Bu şekilde kaybolan peri kendisini anlayabildi. Aslında çok zor bir yaşamı varmış. Kanatları parlak ve ihtişamlı olmadığı için ailesi onu dışlanmış. Ailesinden hiç ilgi görmemiş ve tek başına kalmış. Kaybolan peri bu hikayeyi dinlediğinde çok üzülmüş. Onun için bir şeyler yapmaya karar vermiş. Ama öncelikle ailesini ve arkadaşlarını bulması gerekiyormuş. Bunun için kendisinden yardım istemiş. Cılız peri teklifini kabul etmiş. Kaybolan periyi eve götürecekmiş. Kısa süre sonra evin yolunu tutmuşlar. Kaybolan peri ve cılız peri hava aydınlanana kadar evi aramışlar. Evi bulmalarına yardımcı olan cılız peri sonunda kaybolan periyi ailesine kavuşturmuş. Ailesi kaybolan periyi görünce çok sevinmiş. Cılız peri ise bu durumu görerek üzgün üzgün bakmış. Arkasını dönerek kendisine doğru gelmesini söyleyen kaybolan peri cılız peri ile birlikte yeni bir arkadaşlığa başlamış. Bu arkadaşlık ömür boyu sürmüş. Ailesi de artık cılız perinin doğuştan gelen görünümüne alışmış. Cılız ve çelimsiz peri kaybolan perinin ailesi tarafından dışlanmamış. Gösterdiği bu ilgi sayesinde kaybolan perinin ailesi kendisiyle gurur duymuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/orman-perisinin-maceralari/", "text": "Bir zamanlar, yüksek ağaçlar ve renkli çiçeklerle dolu mistik bir ormanda, Tomy adında büyüleyici küçük bir peri yaşardı. Tomy, ormanı evleri olarak gören tüm canlılara neşe ve mutluluk getirmeyi seven bir orman perisiydi. Tomy'nin güneş ışığında parıldayan pırıl pırıl kanatları ve mevsimlere göre renk değiştiren narin taç yapraklardan yapılmış bir elbisesi vardı. Yaramaz bir kıkırdaması ve gözlerinde herkesi gülümsetecek bir parıltı vardı. Tomy her sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanıyor ve gittiği her yere büyüsünü yayarak ormanın içinden uçuyordu. Hayvanları uykularından nazikçe uyandırır ve büyüleyici büyüleriyle çiçeklerin açmasına yardım ederdi. Güneşli bir gün, Tomy ormanda süzülürken, üzgün ve kaybolmuş görünen Daisy adında bir bebek geyik fark etti. Daisy annesinden çok uzaklara gitmişti ve korkmuştu. Tomy, Daisy'nin yanında çırpındı ve usulca fısıldadı, Endişelenme, küçüğüm. Eve dönüş yolunu bulmana yardım edeceğim. Küçük parmaklarıyla Daisy'nin burnuna hafifçe dokundu ve anında pırıl pırıl bir peri tozu izi ortaya çıktı. Daisy izi takip etti ve her adımda endişeleri ortadan kalktı. Ağaçlar cesaret verici sözler fısıldarken ve çiçekler her zamankinden daha parlak açarken orman onun etrafında dönüşmeye başladı. Ormanın kenarına ulaştıklarında Tomy, Daisy'nin annesinin endişeyle beklediğini gördü. Daisy neşeli bir sıçrayışla annesinin sevgi dolu kucağına koştu. Tomy, sihrinin onları tekrar bir araya getirdiğini bilerek gülümsedi. Tomy'nin nezaketinin ve büyüsünün haberi ormana yayıldı ve kısa süre sonra tüm hayvanlar ve yaratıklar ona teşekkür etmek için toplandı. Özverisi ve sevgisi için minnettarlıklarını göstermek istediler. Mehtaplı gökyüzünün altında kuşların tatlı melodiler söylediği, sincapların daireler çizerek dans ettiği ve ateş böceklerinin büyülü parıltılarıyla geceyi aydınlattığı büyük bir kutlama düzenlediler. Zambak, mutluluktan bunalmış, dönüyor ve neşeyle dans ediyordu. O günden sonra Tomy, Orman Perisi olarak tanındı. Gittiği her yere sevgi ve mutluluk yayarak ormanı korumaya ve beslemeye devam etti. Hayvanlar ve yaratıklar onun en yakın arkadaşları oldu ve birlikte uyum içinde yaşadılar, güzel ve büyülü bir dünya yarattılar. Böylece, Orman Perisinin hikayesi ve ormana olan sonsuz sevgisi, rüzgar tarafından fısıldandı, kuşlar tarafından taşındı. Perilerle dans etmeyi ve doğanın harikalarını korumayı hayal eden çocuk nesilleri tarafından paylaşıldı. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/orman-prensesinin-eglenceli-maceralari/", "text": "Bir zamanlar, büyülü bir ormanda Merve adında küçük bir prenses yaşarmış. Sıradan bir prenses değildi, çünkü hayvanlarla konuşma ve ormandaki tüm yaratıklarla arkadaşlık kurma gücüne sahipti. Merve meraklı ve maceracı bir prensesti. Güneşli bir sabah, günlük macerasında Merve, Seren adında küçük, kayıp bir tavşana rastladı. Küçük pembe burnu seğirdi ve gözleri yaşlarla doldu. Merve'nin kalbi şefkatle doldu ve ona yardım etmesi gerektiğini biliyordu. Merhaba, küçük tavşan! Üzülme. Eve dönüş yolunu bulmana yardım edeceğim, dedi Merve nazik bir gülümsemeyle. Merve ve Seren orman arkadaşlarını bulmak için yola koyulurlar. Yol boyunca, bir dala tünemiş Pamuk adında yaşlı bilge bir baykuşla karşılaştılar. Kim, kim var orada? diye bağırdı Pamuk. Pamuk'un öncülük etmesiyle üçlü, ormanın derinliklerine doğru ilerledi. Kış için meşe palamudu toplamakla meşgul olan Limon adında dost canlısı bir sincapla karşılaştılar. Merhaba Limon! Etrafta hiç tavşan gördün mü? diye sordu Merve. Limon durakladı ve kabarık kuyruğunu kaşıdı. Hım, bir düşüneyim. Dün uzun meşe ağacının yanında zıplayan bir tavşan ailesi gördüm. Belki de Seren'in ailesidir! Limon'un haberi karşısında heyecanlanan grup, uzun meşe ağacına doğru koştu. Ve orada, ağacın dallarının altında, Seren'in ailesini endişeyle beklerken buldular. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/orman-yarisi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken zamanların birinde bir tane orman varmış. Bu ormanda çeşitli hayvanlar yaşarmış. Bu hayvanlar aralarında yılın belli dönemi yarışma düzenlermiş ve ormanın en güçlüsünü seçerlermiş. Yine yılın yarışma düzenlenecek ayına gelinmiş. Bu aya gelirken ormanda hep bir hareketlilik olurmuş. Aslanlar, kaplanlar, zebralar, ceylanlar, filler, zürafalar vb. bütün hayvanlar hep bir ağızdan orman şarkısını söylermiş. Bu şarkı yarışmalarının sembolüymüş. O şarkı şöyleymiş: Bu şarkı ile yarışma hazırlanan orman halkı başlarda her ne kadar enerjik olsa da yarışma yaklaştıkça birbirlerine karşı hırslanırmış. Bu hırsları bazen o kadar kötü olurmuş ki uzun bir süre birbiriyle küs kalan yarışmacı hayvanlar bile olurmuş. Yarışmanın yapılacağı gün çok yaklaşmış. Yarışmaya bu sene ilk defa bir sincap da katılacakmış. Daha önce sincapların katılması yasak olduğu için sincaplar yarışmaya katılmazmış. Yasak sebebi de yarışmanın kurallarıymış. Bu kurallara göre sincap aileleri ormana geleli beş sene olmadığı için ormanda oturma izinleri yokmuş. Geçici izinleri olduğu için yarışmalara katılamıyorlarmış. Beş sene dolduğu için sincaplar ailesi de yarışmaya katılabilecekmiş. Bir yandan da birçok hayvan, sincabın çok ufak ve güçsüz olması sebebiyle yarışmalara katılmasını istemiyormuş. Orman halkı, bu yüzden bir şekilde sincapları yarışmaya sokmak istememiş. Bunun için gizli gizli planlar kuruyorlarmış. Bu planlar o kadar açık konuşulur olmuş ki sincaplara kadar gitmiş. Fakat sincapları yarışmaya sokmama çabası sonuç vermemiş. Yarışma günü gelmiş. Her senenin yarışması farklı olurmuş. Bu yarışmaları da Orman Yarışma Kurulu belirlermiş. Her hayvan çeşidinden üyesi olan bu kurul bu sene de yarışmayı düzenleyen ekipmiş. Bu senenin yarışması hayvanların en hızlı şekilde kutsal orman yüzüğünü bulma yarışmasıymış. Yarışma başlamış. Birçok hayvan kutsal orman yüzüğünü bulmaya çalışırken ya yorulmuş ya pes etmiş. Geriye sadece iki hayvan kalmış. Biri sincapmış, diğeri de aslanmış. Aslan, kendinden emin biçimde kutsal orman yüzüğünü arayıp durmuş. Hatta sincabı çok küçümsemiş. Fakat aslan yüzüğü bulamamış. Yüzüğü sincap aslandan önce bulmuş. Yüzük, aslanın önünde yer alan ağacın kavuğunda saklıymış. Aslan sincabı o kadar hor ve ufak görmüş ki yarışmayı nasıl olsa kazanacağını düşünmüş ve gözünün önündeki yüzüğü bile bulamamış. Sincap da buna aldırış etmeden mücadele etmiş ve kazanmış. Aslan yaptığı hatayı anlayıp sincaptan özür dilemiş. Bir sonraki yarışmaya kadar huzur içinde yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormanda-yangin-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir ormanda bir sürü hayvan dostluk içinde yaşıyorlarmış. Birlikte yemek yerler ve oyun oynarlarmış. Ancak bir gün bu mutlulukları korkuya dönüşmüş çünkü ormanda büyük bir yangın çıkmış. Bütün hayvanlar telaş içerisinde oradan uzaklaşmaya çalışıyormuş. Ancak yanan ağaçların arasında mahsur kalan hayvanlar da bulunmaktaymış. O an da kurtulan hayvanlar arkadaşlarını o halde görünce cesaretlerini toplayarak arkadaşlarını kurtarmaya gitmişler. Alevler gittikçe büyüyor ve hayvanları çok korkutuyormuş ancak arkadaşlarını o şekilde bırakamazlarmış. Hepsi kendi özelliklerini kullanarak hızlı bir şekilde mahsur kalan hayvanları kurtarmaya başlamışlar. Tam herkes sağlıklı bir şekilde kurtuldu derken arkada bir yavru geyiğin mahsur kaldığını görmüşler. Geyik artık dayanamayarak bayılmış. Alevler artık daha da yükselmiş. Arkadaşlarının orada mahsur kaldığını ve üstelik bayıldığını gören hayvanlar telaştan tekrar çığlık çığlığa kalmışlar. Çok sevdikleri minik yavru geyik orada neredeyse yanarak ölmek üzereymiş. Derken aslan koşarak kendini ateşin içine atmış ve gözden kaybolmuş. Alevlerden dolayı artık hiçbir şey görünmüyormuş. Hayvanlar aslan ve geyiğin alevlerin içinde kalıp öldüğünü düşünerek ağlamaya başlamışlar. Arkadaşlarını kurtaramamış olmanın hüznüyle kendilerinden geçerken alevlerin içerisinden kendilerine doğru gelen bir şey görmüşler. Bunun ne olduğunu anlamaya çalışırken ağzında yavru geyikle beraber aslanın geldiğini görmüşler. Hüzün çığlıkları yerini sevinç nidalarına bırakmış. Aslan ve yavru geyik ciddi anlamda yaralanmışlar. Bu yüzden hayvanlar hemen onları tedavi etmeye ve yaralarını sarmaya başlamışlar. Bir süre sonra insanlar gelerek yangını söndürmüşler. Hayvanlar o sırada çoktan ormanın derinliklerine sığınmış ve birbirlerinin yaralarını sarmaya başlamışlar. Bir süre sonra yavru geyik uyanmış, aslanında yaraları sarılmış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormanda-yasayan-fare-kedi-ve-maymun/", "text": "Bir zamanlar, ormanın derinliklerinde bir fare, bir kedi ve bir maymun yaşardı. Fare, küçük boyu nedeniyle ormanın tehlikelerinden kaçmak için her zaman hızlı koşardı. Kedi, zeki ve çevikliği ile ünlüydü ve her zaman yavaş fareyi yakalamak için tuzaklar kurardı. Maymun ise, ormanın en büyük ağacına tırmanarak kendini güvende hissederdi. Üçü de birbirlerine çok zıt karakterlere sahip olsalar da, dostlukları çok güçlüydü. Bir gün, ormanın güzel prensesi kayboldu ve herkes onu aramaya başladı. Fare, kedi ve maymun da kayıp prensesi bulmak için ormanın dört bir yanında aramaya başladılar. Kısa bir süre sonra, kedi prensesi buldu ve onu fare ve maymunla paylaştı. Ancak, prensesi kurtarmak onları beklediğinden daha zorlu bir maceraya sürükledi. Kötü kalpli bir tavşan, prensesi kaçırmıştı ve şimdi onları da kaçırmak istiyordu. Tavşan, prensesi ve arkadaşlarını tutsak ederek onlara zor koşullar altında yaşamak zorunda kalmalarını emretti. Fare, kedi ve maymun, tavşanın tutsaklığından kurtulmak için bir yol aramaya başladılar. Kedi, tavşanı kandırarak onunla dövüşmek istediğini söyledi ve tavşan da bu teklifi kabul etti. Ancak kedi, tavşanın gücünü yenebilecek kadar güçlü değildi. Maymun, bir fikirle ortaya çıktı ve kedinin tavşana dövüşte ona yardım ettiğini söyleyerek tavşanı kandırdı. Tavşan, bu yalanı yutmaya inandı ve kedi ve maymunun işbirliği yaparak onu tuzağa düşürdü. Böylece prenses ve arkadaşları tutsaklıktan kurtuldular ve prenses ormana geri döndü. Ormanda büyük bir parti düzenlendi ve fare, kedi ve maymun kahramanlar olarak kutlandı. Artık, üçü de birbirlerine daha çok bağlıydı ve hep birlikte yeni maceralara atılmaya karar verdiler. Fare, kedi ve maymun, yeni maceralara atılmaya karar vererek ormanın derinliklerinde keşiflere çıktılar. Yol boyunca, birçok engelle karşılaştılar, ancak her seferinde birbirlerine yardım ettiler ve birlikte çözdüler. Bu maceralarında, farklılıklarının bir avantaj olduğunu fark ettiler. Kedi, avlanma yeteneği sayesinde, fare yiyecek bulmak için küçük yerlere girebilirken, maymun, yüksek ağaçlarda tırmanarak yollarını bulmalarına yardımcı oldu. Bir gün, ormanda bir yangın çıktı. Alevler ormanı kısa sürede kapladı ve hayvanlar korku içinde kaçmaya başladı. Ancak, fare, kedi ve maymun, ormandaki diğer hayvanların yardımıyla yangına müdahale etmeye karar verdiler. Kedi, yangınla mücadelede hızı ve çevikliği ile öne çıktı. Maymun, yüksek ağaçlarda bulunan yaprakları suyla ıslatarak alevleri söndürmeye yardımcı oldu. Fare ise, küçük boyu sayesinde dar yerlere girerek alevlerin olduğu yerleri söndürdü. Sonunda, yangın kontrol altına alındı ve orman kurtarıldı. Tüm hayvanlar, fare, kedi ve maymunun kahramanlıklarını kutladılar ve onlara minnettarlıklarını ifade ettiler. Fare, kedi ve maymun, bir kez daha gösterdiler ki, farklılıklarımız bizi güçlü kılar ve birlikte çalışarak herhangi bir zorluğun üstesinden gelebiliriz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormandaki-korkunc-canavar-masali/", "text": "Bir zamanlar uzun bir ormanda, birçok hayvan bir arada yaşıyordu. Aralarında dostça ilişkiler ve dayanışma vardı. Bir gün, ormana büyük bir tehlike düştü. Ormanın bir köşesine, korkunç bir canavar yerleşmişti. Bu canavar, ormanda yaşayan tüm hayvanları rahatsız ediyor ve avlanmak için onları kovalıyordu. Hayvanlar bu durum karşısında çaresiz kalmışlardı. Korku içinde yaşamaya başladılar. Birçok hayvan, kendilerini korumak için ormandan ayrılmaya karar verdi ama bu çözüm olmadı. Canavar, ormana egemen olmuştu. Bir gün, bütün hayvanlar toplandılar ve ormanın en bilge hayvanı olan Baykuş'tan yardım istediler. Baykuş, tüm hayvanları bir araya getirdi ve hep birlikte canavara karşı çıkma planı yaptılar. Planlarına göre, canavarın güçlü olmasına karşın, taş topu gibi küçük şeylerle kolayca yaralanabilecekti. Bunu fark eden hayvanlar, farklı materyaller kullanarak bu taşları hazırlamaya başladılar. Bazıları, küçük taşlar toplayarak onları pürüzsüzleştirdi. Bazıları ise ağaç kabuklarından düz yüzeyler oluşturdu. Canavar, hayvanların saldırısına karşı koymak için hazırlık yaparken, hayvanlar tarafından atılan taşlar ve diğer şeyler canavarın asıl doğasını ortaya çıkardı. Canavar, korkak bir çıngar oldu. Güçsüz kalmıştı. Hayvanların birlikteliği, canavara karşı zafer kazandırmıştı. Bundan sonra, ormanda tekrar barış ve huzur artmıştı. Hayvanlar birbirleriyle daha iyi geçiniyorlardı ve dostlukları daha da güçlenmişti. Baykuş, hayvanlara, Dayanışma ve birlik olmak, hayatta üstesinden gelinemeyecek hiçbir engel yoktur. demişti. Hayvanların güçlerini birleştirdikleri gün, aslında sadece bir canavarı değil, ormanda yaşayan her türlü olumsuzluğu da yok etmişlerdi. Çünkü birlikte hareket etmek her zaman güçtür. Ve hayvanlar gerçekten, o gün çok güçlüydüler. Küçük kabak böceği, farelerin yuvalarını temizlemeye başladı. Kükürt solucanı, kuşların yaralarını tedavi etmeye yardım etti. Tavşanlar, yüksek dallardaki meyveleri toplamak için sincapların yardımına koştu. Bürüngüz, terk edilmiş yuvalara sahip çıktı. Böylece, her hayvan, kendine özgü becerilerini diğer hayvanlarla paylaşarak, ormanın tüm canlılarına daha fazla fayda sağladı. Artık, hayvanlar canavar korkusu olmadan ormanda özgürce dolaşabiliyorlardı. Kuşlar, gökyüzünde şarkı söylüyor, sincaplar toprakta koşuşturuyor ve tavşanlar oynuyordu. Böylece orman canavarın yok olmasıyla birlikte daha da güzelleşti. Hayvanlar arasındaki dayanışma, hayvanlar aleminde uzun bir süre hatırlanacak bir olay olarak kaldı. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormandaki-kucuk-keciler-ve-kurt-masali/", "text": "Bir zamanlar bir ormanda üç sevimli küçük keçi ve anneleri yaşıyormuş. Keçiler çok mutlu imiş ve annelerini de çok seviyorlarmış. Bir gün ormanda oynarken, uzaktan bir kurt onları görmüş, keçiler ve anneleri bunu fark edince hemen oradan kaçıp, yuvalarına saklanmaya gitmişler. Kurt gizlice arkadan onları takip etmiş ve nerede kaldıklarını da görmüş. O gece küçük üç keçi kardeş ve anneleri korkudan uyumamışlar. Kurt saldırır diye, birbirlerine sarılıp, öylece uyuya kalmışlar. Anne keçi çok endişe duyuyormuş, kurdun ilk fırsatta yavrularına saldırması ve takip etme düşüncesi, onu çok korkutuyormuş. Bu yüzden her yere yavruları ile gidiyor, onları hiç yalnız bırakmamaya çalışıyormuş. Günler böyle geçiyor hain kurt hep anneleri yanında olduğu için, küçük yavru keçilere yaklaşamıyormuş. Pusuda bekleyen kurt plan yapmış ve zaman geçmesini bekleyerek anne keçi ve yavrularının, kendisinin varlığını unutmasını istiyormuş. İstediği gibi de olmuş. Eğlenceli orman gezileri, oynamalar derken, küçük yavru keçiler, artık kurdu unutmuş. Anne keçi belli etmiyor ama kendisinin olmadığı bir an da kurdun yavrularına saldırmasından çok korkuyormuş. Bir gün yiyecekleri bitmiş ve anne keçi, ormana yiyecek aramak için gitmek zorunda kalmış. Giderken aklı yavrularda kalmış ve onları sıkı sıkı tembih etmiş. Kurdun her kılığa girdiğini, sesinin de çok kaba çıktığını, kapıyı çalan olursa açmamalarını söylemiş. Kendilerini hem kurt, hem de ormandaki diğer hayvanlardan korumalarını istemiş. Yavru Keçiler, annelerini uğurlamışlar. Anne keçi içi rahatlamış olarak ormanın yolunu tutmuş. Aradan biraz zaman geçince, yavru keçilerin kapısını birisi çalmış. Keçiler kapıyı açmamış ve kurt içeriye ben annenizim size ormandan yiyecek getirdim demiş. Yavru Keçiler, kurdun sesinin kalın olduğunu bildiği için, sen kurtsun sana kapıyı açmayız demişler. Kurt ne yapacağını şaşırmış hemen bir hinlik yapıp, sesini inceltmiş tekrar seslenmiş ama yavrular inanmamış. Kurt bir daha geldiğinde yine ben annenizim kapıyı açın demiş. Anneleri daha önce kurdun ayağı siyah diye uyardığı için, kapının altından bakıp kurdun siyah ayaklarını görüp yine kovmuşlar. Kurt ayaklarını un ile bembeyaz yapıp gelmiş. Bu defa inanıp kapıyı açmışlar. Küçük keçiler sağa sola kaçmaya başlamış. Bir tanesi saklanmayı başarmış ama diğer ikisini yutmuş. Anne keçi eve geldiğinde sadece bir yavrusu kaldığını görmüş ve çok üzülmüş. Küçük keçi ile ormanda gezerken, kurdun bir ağacın altında yattığını görmüş. Karnı kımıldıyormuş. Kurtta derin uyku da olduğu için, yavrularının canlı olduğunu düşünüp, kurdun karnını açmış ve yavrular canlı olarak duruyormuş. Daha sonra taş doldurup dikmiş. Uyandığında iyice karnı ağırlaşan kurt, dereden su içmek isteyince, dereye düşüp boğulmuş. Bunu gören anne keçi ve yavrular çok sevinmiş küçük Keçiler bir daha kimseye inanmamış ve o günden sonra, yuvalarında huzurla yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormandaki-minik-tavsan-pempis-masali/", "text": "Ormanda ailesi yaşayan minik bir tavşan varmış. Bu tavşan çok sevimliymiş. Annesi ve babası ile oyun oynamayı çok severmiş. Günlerini oyun oynayarak geçirirmiş. Annesi ona her zaman Pembiş bahçemizde oyun oynayabilirsin ama az ilerideki çalıları sakın geçme. Yoksa kaybolursun diye hep söylüyormuş. Pembiş de tabi annecim bahçeden dışarı çıkmam diye cevap veriyormuş. Sıcak bir yaz günü Pembiş bahçede oynarken arkadaşları onu çağırmış. Pembiş, gel saklambaç oynayalım demiş. Pembiş annesine haber vermeden bahçeden çıkmış. Arkadaşları ile oyuna başlamış. Çok güzel saklanıyor arkadaşları onu bulamıyormuş. Pembiş daha iyi bir şekilde saklanabilmek için ormanın içlerine doğru yürümeye başlamış. Tabi arkadaşları görmesin diye hızlı koşuyormuş. Patika yolun karşısına geçip bir ağacın arkasına saklanmış. Arkadaşları oynarken anneleri ona sevlenmiş. Hadi tavşanlar yemek zamanı. Tüm tavşancıklar oyunu bırakıp annelerine doğru koşmuşlar. Bizim pembecik oyunun devam ettiğini sanarak ormanın içlerine doğru ilerleme başlamış. Bir süre sonra dönüş yolunu kaybetmiş. Bahçeden ayrıldığını da annesine söylememiş. Saat epey ilerleme başlamış. Pembecik annesinin sözünü dinlemediği için pişman olmuş. Ormanda tek başına kalmış olmanın korkusuyla bir ağacın kovuğa girmiş. Annesi pembişe seslenmek için bahçeye doğru gitmiş. Pembiş hadi gel yemek zamanı. Ancak pembiş bahçede yokmuş. Bu durum karşısında annesi hemen telaşlanmış. Normalde pembecik annesine haber vermeden uzaklaşmaz bahçeden ayrılmazmış. Her zaman annesine haber eder izinsiz bir yere gitmezmiş. Ancak bu sefer bahçede yokmuş. Annesi hemen babasına haber etmiş. Pembiş bahçede yok onu hiçbir yerde bulamıyorum. Babası ve annesi hemen aramaya başlamışlar. Ormana doğru ilerlemişler ve pembiş diyerek bağırmaya başlamışlar. Ancak pembiş hiçbir yerde yokmuş. Babası bir de şu patika yola bakalım demiş. Pembiş bu sırada acıkmaya başlamış. Annesine haber vermeden ayrılmanın üzüntüsünü de yaşıyormuş. Annesinin sözünü dinlese başına bu gelmeyecekmiş. Bunu düşünmüş. Bir daha anneme haber vermeden yanından ayrılmayacağım diye içinden geçirmiş. Gözleri ağırlaşıyormuş. Uykusu gelmeye başlayınca ağaç oyunun içine doğru uzanmış. Annesi ve babası patika yolu takip ederek ormanın içine doğru ilerlemiş. Annesi bir de şu ağaç oyuğunun içine bakalım demiş. Bir bakmışlar ki Pembiş orda uyuyor. Annesi ve babası çok sevinmiş. Annesi hemen kucağına alıp Pembiş diye seslenmiş. Pembiş gözlerini açıp hemen annesine sarılmış. Annecim sana haber vermeden ayrıldığım için çok özür dilerim. Beni affet demiş. Annesi de ona yaptığın doğru bir hareket değildi. Bahçeden ayrılırken haber vermen gerekirdi. Bir daha yapma olur mu demiş. Pembiş babasına da sarılmış. Sonra annesi ve babasının elini tutup evlerine doğru yürümüşler. Pembiş o günden sonra annesi ve babasına haber vermeden hiçbir yere gitmemiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. bu masalı güzelliğime okudum çok beğendi. Kendisi tam bir babygirl ve çok tatlı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormanin-dostlugu-masali/", "text": "Bir zamanlar, bir ormanda yaşayan bir tilki vardı. Tilki, her gün ormanda dolaşıp avlanmaya çalışırdı. Ancak avı hep kaçar ve tilki aç kalırdı. Bir gün, ormandaki bir gölün kıyısında bir tavşan gördü. Tavşan, tilkiye gülümsedi ve ona yardım etmek için bir fikir sundu: Eğer sen benimle birlikte çalışırsan, hep birlikte avlanabilir ve hepimiz aç kalmayız. Tilki bu teklifi kabul etti ve artık tavşan ve tilki ormandaki tüm hayvanlarla birlikte avlanıyor ve hep birlikte yemeğe oturuyorlardı. Ve böylece, ormanda barış ve mutluluk yerleşti. Sonuç olarak, bu hikaye bize, işbirliğinin güçlü olduğunu ve beraber çalışmanın insanların hayatlarını kolaylaştırabileceğini gösterir. Tilki ve tavşan, ormanda yaşayan tüm hayvanlarla birlikte dostluk ve işbirliği içinde yaşamaya devam ettiler. Her gün avlanıp, hep birlikte yemeğe oturuyorlardı. Zaman geçtikçe, ormanın diğer hayvanları da tilki ve tavşanın dostluklarından etkilenmeye başladılar ve onlar da işbirliği içinde yaşamaya başladılar. Bir gün, ormana bir ayı geldi. Ayı, ormanın diğer hayvanlarından çok daha güçlü ve korkunçtu. Diğer hayvanlar ayının ormana gelmesinden korktu ve ne yapacaklarını bilemediler. Ancak tilki ve tavşan, ayıya karşı birlikte hareket etmeye karar verdiler. Tavşan, ayının yumuşak kalbine ulaşması için ona hikayeler anlatırken, tilki de ona yardım etmek için avına koştu. Ayının içindeki soğukluk, tavşanın hikayeleri ve tilkinin yardımıyla yavaş yavaş eridi. Sonunda, ayı da ormanın diğer hayvanlarıyla birlikte yaşamaya başladı. Artık ormanda herkes dostça yaşıyor ve hep birlikte avlanıyorlardı. Ormanın diğer hayvanları, tilki ve tavşanın ayıyı nasıl değiştirdiğine şaşırdılar ve onlardan nasıl yapabileceklerini öğrenmek istediler. Tilki ve tavşan, herkesin kalplerini ısıtmak için hep birlikte hikayeler anlatmaya ve yardımlaşmaya başladılar.Orman, her geçen gün daha da güzelleşti ve barış içinde yaşayan tüm hayvanlar, hep birlikte mutlu oldular. Ancak bir gün, ormanın dışından bir tehlike geldi. Bir yangın, ormanın bir kısmını yok etti ve tüm hayvanlar evlerini ve ailelerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Tilki ve tavşan, ormanın diğer hayvanlarının yardımıyla birlikte yangını söndürmek için harekete geçtiler. Hep birlikte çalıştılar ve yangını yavaş yavaş söndürdüler. Ormanın diğer hayvanları, tilki ve tavşanın yangını söndürmelerinden ve birlikte hareket etmelerinden çok etkilendiler. Onlar da birlikte hareket etmeyi ve ormanı koruyup kollamayı öğrendiler. Orman, tekrar eski güzelliğine kavuştu ve tüm hayvanlar evlerine döndüler. Bu masal, işbirliğinin, yardımlaşmanın ve dostluğun güçlü olduğunu ve insanların tehlike anında hep birlikte hareket etmeyi öğrenebileceklerini gösterir. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormanin-rehberleri-masali/", "text": "Her yer karanlık, bu şekilde yönümüzü nasıl bulacağız? demiş. İkisi birlikte düşünmeye koyulmuşlar fakat evin ne tarafta olduğu konusunda bir türlü ortak karara varamamışlar çünkü karanlıkta tüm ağaçlar birbirine benziyormuş. Tam ümitlerini kesmişler ki uzaktan bir geyik görünmüş. Fakat b geyik, normal bir geyik değilmiş. Vücudundaki çizgiler ve yüzündeki noktalar karanlıkta adeta parlıyormuş. Boynuzları kıvrım kıvrımmış ve kocamanmış. Yavaş yavaş kardeşlere doğru yaklaşmış. Peki ya vücudundaki parlak çizgiler? demiş kardeşlerden biri, Onlar da mı orman perilerisayesinde? Evet. demiş kudu, orman perileri, kutsal öpücüklerini verdikten sonra kuduları severek onlara görevlerini fısıldarlar. Parmaklarını yukardan aşağıya doğru, bir köpeği sever gibi gezdirirler. Bu yüzden, perilerin parmaklarının değdiği vücutlarında da gece ışık saçan beyaz çizgiler vardır. Bizler, büyük kulaklarımız ile ormanda yolunu kaybedenlerin sesini duyup onlara rehberlik etmek için orman perileri tarafından görevlendiriliriz. Kardeşlerin ikisi de hem böyle güzel bir yaratık gördükleri için hem de evin yolunu artık bulabilecekleri için çok mutlu olmuşlar. Hadi, beni takip edin demiş büyük kudu, aileniz sizi merak etmiştir. Kardeşler, karanlıkta ışık saçan kudunun peşinden yürümeye başlamış. Kısa bir süre sonra da ağaçların arasından görünen evlerine ve ailelerine kavuşmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormanin-sevecen-ve-kucuk-geyigi-asya/", "text": "Bir zamanlar yüksek ağaçlar ve pırıl pırıl akarsularla dolu büyülü bir ormanda Asya adında meraklı bir küçük geyik yaşardı. Asya sadece iki yaşındaydı ama gökyüzü kadar büyük bir kalbi ve vahşi ve özgür bir ruhu vardı. Asya her sabah güneşin ılık ışınlarıyla uyanır ve maceralarına atılırdı. Ormanı keşfetmeyi ve yeni şeyler keşfetmeyi severdi. Kelebekleri kovalamaktan düşmüş kütüklerin üzerinden atlamaya kadar Asya'nin günleri her zaman heyecanla doluydu. Güneşli bir günde Asya zarif çiçeklerle dolu bir çayırda yürürken kayıp bir yavru kuşa rastladı. Minik kuş hüzünle cıvıldadı eve dönüş yolunu bulamadı. Asya'nin kalbi şefkatle eridi ve yardım etmesi gerektiğini biliyordu. Nazikçe Asya küçük kuşu aldı ve sırtında taşıdı. Birlikte bilge yaşlı baykuşa ve oyunbaz sincaplara yön sorarak ormanda bir yolculuğa çıktılar. Her adımda Asya'nin kararlılığı güçlendi ve kuşun umudu daha da parlamaya başladı. Ormanın derinliklerine doğru ilerlerken pırıl pırıl bir dereye rastladılar. Asya kuşun suya ihtiyacı olduğunu biliyordu bu yüzden dikkatlice yosunlu bir kayaya indirdi. Kuş susuzluğunu giderdi ve Asya'nin nezaketine minnettarlığını ifade eden neşeli bir melodi söyledi. Tam yolculuklarına devam etmek üzereyken uzaktan bir yardım çığlığı duydular. Asya'nin kulakları dikildi ve sesi yakındaki bir çalılığa kadar takip etti. Şaşırtıcı bir şekilde bir diken karmaşasına karışmış bir yavru tilki keşfettiler. Asya tereddüt etmeden çevik toynaklarını kullanarak tilkiyi nazikçe çözdü ve serbest bıraktı. Minnettar tilki kuyruğunu salladı ve Asya ile kuşun macerasına katıldı. Üç yeni arkadaş birlikte ormanı keşfettiler büyük ve küçük yaratıklarla karşılaştılar. Asya'nin kalbi etrafındakilerin hayatında bir fark yarattığını bildiği için mutlulukla doldu. Günler haftalara haftalar aylara dönüştü. Asya kuş ve tilki ayrılmaz oldular büyülü ormanın her köşesini keşfettiler. Gizli şelaleleri keşfettiler yüksek ağaçlara tırmandılar ve mehtaplı gökyüzünün altında dans ettiler. Bir gün bir yıldız gölgesinin altında yatarken Asya kayıp kuşu bulduğu günden beri ne kadar büyüdüğünü fark etti. Gittiği her yere sevgi ve nezaket yayarak cesur ve şefkatli bir geyik olmuştu. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormanlarin-krali-aslan-ve-arkadasi-masali/", "text": "Çok uzak diyarlarda büyük bir ormanın içerisinde aslan kral ve arkadaşı yeni bir güne uyanmış. Günün başlangıcı her zamanki gibiymiş. Önce serinlemek için aslan ve arkadaşı nehirde bir tur atmış. Hava o kadar sıcakmış ki her gün nehre girerek serinlerlermiş. Sonrasında karınlarını doyurmak için bir şeyler yerler ve sonrasında öğle uykusuna yatarlarmış. Tam da öğle uykusu sırasında karşılarında bir fil görmüşler. Bu fil kocaman bir hortumu ve büyük ayakları ile aslan ve arkadaşına bakıyormuş. Aslan ve arkadaşı önce bu filin onlar için tehlikeli olduğunu düşünmüş. Sonrasında aslında onlardan yardım istemek için yanlarına yaklaşmış. Aslan ve arkadaşı filin kendilerine doğru yaklaştığını görünce yerinden kalkmış ve fili izlemeye devam etmiş. Fil acılar içerisinde kıvranıyormuş. Filin ayağında kocaman bir çivi varmış. Bu çivi canını o kadar çok yakmış ki filin gözyaşları görülebiliyormuş. Aslan ve arkadaşı file yardım etmek istemiş. Önce fili yere yatırmaları lazımmış. Fakat filin diğer arkadaşları kısa süre sonra gelmişler. Aslan ve arkadaşının file yardım ettiğini en başta anlamamışlar. Durumu uzaktan gören tüm filler bir anda toplanmışlar. Aslan ve arkadaşı önce korkmuş. Çünkü kendilerinden çokça büyük filler onları tehlike olarak görmüşler. Filin ayaklarında bulunan büyük çiviler her geçen zaman daha fazla canını yakıyordu. Aslan ve arkadaşları önce tehlike olmadıklarını anlatmaları gerekti. Sonrasında file yardım edebilecekti. Yaralı olan fil arkadaşlarına hortumu ile bir şeyler anlattıktan sonra diğer filler yavaş yavaş ortamdan uzaklaşmaya başlamış. Bunu gören aslan ve arkadaşı rahatlamış ve yaralı olan file yardım etmeye karar vermişler. Filin ayağında bulunan kocaman çiviyi çıkaran aslan ve arkadaşı fili rahat ettirmeyi başarmış. Fil ve ailesi aslan ve arkadaşına teşekkür etmek için onlara yemek vermişler. Filin ve aslanların arkadaşlığı başlamış ve çok uzun sürecek olan bu dostluk ile birbirlerine her zaman iyi gelmişler. Aslan ve arkadaşı fili koruyup onun için güvenli yollar bulurlarmış. Ormanda bu dostluğu görenler şaşkınlıkla izlermiş. Fakat bu dostluk ormandaki her canlıya örnek olmuş. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ormanlarin-kucuk-canlilari-masali/", "text": "Yazın en sıcak olduğu günlerde karınca ailesi sıcak soğuk demeden çalışmaya devam ederdi. Bu küçük canlılar son derece hamarattı. Birçok farklı yiyeceği yuvasına taşırdı. Uzaktan onları izleyen diğer canlılar hayretle yaptıkları işlere bakarlardı. Hem birbirlerine bağlı hem de kurallarını asla bozmazlardı. Minicik bedenleri ile birlikte büyük iş başarırlardı. Küçük gezgin Ali bu özel canlıları takip etmeye başlar. Bir gün ailesiyle piknik yapmaya gittiği yerde karıncaların yaşamını merak eder. Merakla onları izler ve yiyeceklerini nereye götürdüklerini görür. Sabırlı bir şekilde tüm hareketlerini izleyerek onları anlamaya çalışır. Bu canlılar aileleri için her türlü fedakarlığı yapmaktaydı. Bu durum Ali'nin gözünden kaçmadı. Kendisi de ailesi için fedakar olmalıydı. Karıncaların bu kadar azimli çalışması onu etkiledi. Artık karıncaları incelemek için daha da kapsamlı çalışması gerektiğini anladı. Bunun için öğretmeninden destek aldı. Öğretmenine karıncalarla ilgili çalışmalar yapmak istediğini söyledi. Bu sayede tüm arkadaşlarına karıncaların ne kadar çalışkan olduğunu anlatabilecekti. Gezgin Ali yine bir gün karıncaların yoğun olduğu bir bölgede çalışmalarını sürdürür. Bu çalışmaları yaparken daha farklı şeyler keşfeder. Sadece karıncalar değil diğer farklı canlılarda toprak altında bir çok işe yarar. Öncelikli olarak solucanları görür. Solucanların neden sürekli toprak altında gezdiğini sorgular. Kısa süre sonra solucanların toprağa havalandırdığını anlar. Toprak için besin üretimine katkıda bulunan solucanların yaşamı Ali tarafından merakla izlenir. Ali tüm bu bilgileri toplayarak kendisine bir kitap yazmaya karar verir. Kitapta doğa hakkındaki her detayı anlatmak ister. Öncelikli olarak gördüklerini fotoğraf makinesinde çekip kitabında açıklar. Bu kitap Ali için büyük bir başarıya imza atmaktır. Kitabın ilgi görüp görmemesi önemli değildir. Ali sadece gördüklerini kalıcı bir şekilde muhafaza etmek için bu kitabı yazmıştır. Öğretmeni ve ailesi tarafından her zaman desteklenmiştir. Doğa bilincinde olan Ali hem çevresi hem de arkadaşlarına doğadaki güzellikleri anlatmıştır. Doğanın içindeki canlıların küçük ama çok fazla işe yaradığını anlatan hikayesi ile birlikte ormanların küçük canlılar adlı kitabı son derece popüler olmuştur. Kısa süre içerisinde kitap binlerce satmıştır. Ali bu başarıyı tek başına kazanmıştır. Ailesi Ali'yle gurur duyuyordur. Ali hem farkındalık yaratmış hem de doğadaki canlıların ne kadar işlevsel olduğunu ortaya çıkarmıştır. Doğadaki canlılar birçok farklı özelliği ile doğaya katkıları sayesinde canlılığın devamını sağlamaktadır. Ali yaşına göre büyük bir iş başarmıştır. Ali'nin kitabının bir anda popüler olmasıyla beraber Ali farklı işlere koyulmaya karar vermiştir. Karadaki küçük canlıları daha detaylı inceleme fikri ile sivil toplum kuruluşlarından destek almıştır. Ali'yi destekleyen kurumlar onun ilerde bir bilim adamı olacağına inanarak desteklerini sunmuştur. Ali okuldan artan zamanlarını ormanın küçük canlıları için yazdığı hikayeye harcardı. Yaklaşık üç farklı bölümden oluşan kitabı yine bir öncekiler gibi binlerce satmıştı. Ali sürekli okunan kitabı hakkında gururla bahsederdi. Şimdilerde ise bu küçük kaşif bilim insanı olarak ülkesi için yararlı işlerde bulunur. Birçok farklı konuda doğanın bilincinde olmayı sağladığı işleriyle bilinir. Doğanın insanlara sunduğu faydalardan bahseder. Küçük yaştaki merakı insanlık için yarar sağlamıştır. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/orumcek-adam-masali/", "text": "Çok da uzak olmayan bir zamanda, New York şehrinde yaşayan genç bir öğrenci olan Peter Parker, örümceklerin özelliklerini araştırıyordu. Bir gün, laboratuvarında bir örümcek tarafından ısırıldı ve bu ısırık sonrasında kendisine örümceklerin güçleri verildi. Artık duvarlarda yürüyebiliyor, inanılmaz bir güce ve reflekslere sahipti. Ancak, bu güçler onun hayatını tamamen değiştirecekti. Bir gün, Peter'ın en yakın arkadaşı Harry Osborn'un babası Norman Osborn, bir deneydeki kimyasal maddelerin etkisiyle şeytani bir kişiliğe dönüştü. Norman, Örümcek Adam'ı yarattığı bir kostümle birlikte çatışmaya çağırdı. Bu sırada Peter, Örümcek Adam kimliği altında Norman'ın planlarını durdurmak için mücadele etmeye karar verdi. Peter, Örümcek Adam olarak, Norman Osborn'un yarattığı yeşil Goblin isimli kötü karakterle bir savaşa girdi. Goblin, Peter'ın amcası Ben'i öldürdüğü için intikam almak isteyen Peter'a büyük bir tehlike oluşturuyordu. Ancak, Peter, örümcek güçleriyle ve zekasıyla, Goblin'i alt ederek yenmeyi başardı. Sonunda, Peter, Norman'ın Goblin kişiliğini yok etmeyi başardı. Peter, hayatına devam etmek için istemeyerek de olsa Örümcek Adam kimliğinden vazgeçti ve sıradan bir öğrenci olarak yaşamaya devam etti. Peter Parker, Örümcek Adam kimliğinden vazgeçtikten sonra bir süre normal bir öğrenci olarak hayatına devam etti. Ancak, içindeki kahramanlık duygusu ve suçla savaşma isteği onu tekrar Örümcek Adam olmaya yönlendirdi. Günlerden bir gün, New York'ta bir seri katil ortaya çıktı ve şehirde korku yaratmaya başladı. Bu katil, kurbanlarının üzerine örümcek ağı benzeri bir şey bırakıyordu ve bu durum, insanların korkusunu arttırıyordu. Peter, bu durumu öğrenince istemeyerek de olsa mecburen tekrar Örümcek Adam kimliğine bürünerek, katilin peşine düştü. Uzun bir araştırmadan sonra, katilin kimliğini öğrendi ve onunla yüzleşti. Katil, aslında bir laboratuvar çalışanıydı ve örümceklerin güçlerini kullanarak intikam almak istiyordu. Peter, Örümcek Adam güçleriyle katili alt etti ve şehirde yaşayan insanların ve şehrin güvenliği tekrar sağladı. Bu olaydan sonra, Peter, hem normal hayatını hem de Örümcek Adam kimliğini sürdürmeye devam etti. İnsanların güvenliği için mücadele etmeye devam eden Peter, New York şehrinin kahramanı olarak anılmaya devam etti. Böylece, Peter Parker'ın Örümcek Adam kimliği, suçlularla ve kötü niyetli karakterlerle savaşarak şehri koruma göreviyle devam etti. O, güçlü kahramanlığı ve cesaretiyle her zaman insanların gönlünde taht kurdu ve şehrin en sevilen kahramanlarından biri oldu. Çocukların hayranı olan Örümcek Adam hep kalplerde yaşamaya devam etti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ozgur-kurt-masali-2/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber iken bir ormanın derinliklerinde yaşayan cılız bir kurt açıktan adeta ölmek üzereyken bir ev köpeğine rastlamış. Ne oldu sana Kurt kardeş demiş. Kurt başına gelenleri bir bir anlatmış. Ormanda artık eskisi gibi yemek bulamadığını, bu yüzden zayıflayıp bir bitap düştüğünü söylemiş. Bunun böyle olacağı çoktandır belliydi, düzensiz bir yaşam tarzın dostum bunun seni mahvedeceği ortadaydı. Bu ormanda ne kadar yemek bulabilirsin ki? Niçin sen de benim gibi sürekli bir işte çalışıp benim gibi sürekli verilecek yemeklerini yemiyorsun demiş. Ah ah eğer ki uygun bir yer bulabilseydim hiç buna itiraz eder miydim? Ama benim gibi bir kurda kim iş verir demiş. Merak etme kurt kardeş sen bu işi olmuş bil haydi şimdi benimle efendime gidelim. Benim işimi paylaşalım olsun bitsin demiş. Kurt bu duruma çok sevinmiş böylece kurt ile köpek birlikte yola koyulmuşlar. Fakat yolun yarısına geldiklerinde kurt bir şey fark etmiş. Köpeğin boynundaki tüylerin dökülmüş olduğunu gözüne çarpmış. Bu yüzden merakla köpeğe sebebini sormuş. Söylesene köpek kardeş boynundaki tüyler neden döküldü demiş. Ah o mu hiç mühim bir şey değil canım sadece geceleri beni zincirle bağlıyorlar. Boynumdaki o iz de takılan tasmadan oldu demiş önceleri biraz acıtıyordu ama sonra çabuk alışılıyor merak etme demiş. Kurt köpekten duyduğu sözler üzerine tedirgin olup hızla oradan uzaklaşmış. Zincirle bağlanmak hiç ona göre bir şey değilmiş. Uzaklaşırken de köpeğe şöyle seslenmiş. Köpek kardeş senin için belki hiç sorun olmayabilir ama ben asla bir parça yemek için hayatımı esir olarak yaşayamam demiş. Senin yerinde olsam asla yaşayamazdım demiş. Bu bana göre bir şey değil demiş. Belki çoğu zaman aç kalırım ama en azından özgür olurum demiş. Bizim yollarımız çok farklı, hadi sana Eyvallah demiş. Kurt oradan hızlıca uzaklaşıp yine kendi ormanının yolunu tutmuş. Bu masal da burada bitmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ozgur-kurt-masali/", "text": "Karnını doyurmak için yiyecek bir şeyler bulmaya çıkan kurt, gecenin karanlığında sessiz sessiz yürüyordu. Çok aç olduğu belliydi. Ayın bedenine vuran ışıklarından nerdeyse kemikleri sayılıyordu. Patikaya doğru ilerlerken; iyi beslendiği her halinden belli olan heybetli ve tüyleri oldukça bakımlı bir köpekle karşılaştı. Onun bu haline imrenen kurt; Ne şanslısın! Sana bakacak ve karnını doyuracak insanlar, gece güvenle uyuduğun bir yuvan var. Bu halinden ne kadar da memnun görünüyorsun. Köpek, kurda doğru merhametli bir bakış atarak kurdun bu çelimsiz haline üzüldü. Yaşadığım yerde yiyecek bulmakta zorluk çekmiyorum, düzenli bir hayatım var dedi. Eğer sen de benim gibi düzenli bir hayat istersen benimle gelebilirsin. İstediğin kadar doyarsın ve kulübemi paylaşırız. Bu teklifi büyük bir sevinçle karşılayan kurt, köpekle birlikte yola düştü. Geceleri evin korunmasında köpeğe yardım edecek böylece düzenli kalacak bir yeri ve bol miktarda yiyeceği olacaktı. Köpek, umursamaz bir tavırla cevap verdi: Önemli bir şey değil. Zincirin tasması yapmış olabilir, acımıyor, dedi. Köpek, aslında sadece gündüzleri zincire bağlanıyorum. Sahibim benim saldırgan bir köpek olduğumu ve etrafa zarar vereceğimi düşünerek beni bağlıyor. Geceleri ise tasmamı takmıyor, istediğim yere gitmekte özgür oluyorum. Hem bu durum benim için daha iyi. Çünkü akşama kadar dinleniyor uyuyor ve güçleniyorum. Ardından da karnımı bir güzel doyurup gece görevimi daha iyi bir şekilde yerine getirebiliyorum. Evdeki herkes beni çok seviyor. Evin küçük oğlu benimle oynamaya bayılıyor. Evin hizmetçileri beni besliyor. Bazen de sahibimin tabağından yiyorum. Bu sırada arkasına bile bakmadan karanlıkta kaybolan kurdun arkasından seslendi: Kurt, köpeğe dönerek senin adına sevindim benim tutsak arkadaşım. Tüm yiyecekler, mutlu yuvan ve seni sevdiğini söyleyen o sahipler senin olsun. Ben özgürlüğümü tüm bu şeylerin hiçbirisine değişmem. Ve ne için olursa olsun o zinciri boynuma takmayı kabul etmem, diyerek yoluna gitti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ozgur-olmak-isteyen-kus-ve-emir-hikayesi/", "text": "Günlerden bir gün, çok güneşli ve güzel bir havada ailesiyle birlikte pikniğe gelen Emir adında bir çocuk vardı. Bu çocuk çok yaramaz hiç yerinde duramayan biriydi. Ailesiyle pikniğe gidecekleri yere vardılar. Ailesi piknik sofrasını hazırlarken emir sağda solda koşuşturmaya başlamıştı, annesi de uyarmış kaybolma diye. Emir piknik alanından az daha uzaklaşmış ve yolunu kaybetmiş farkında olmadan. Sağda solda ailesini ararken yanlışlıkla bir kuşa basmış kuş, Ay! diye ses çıkarınca emir de bir anda irkildi. Kuşa basınca kuşun kanadı kırılmıştı. Emir kuşu eline aldı ve ağlayıp özür diledi. Yolunu kaybettiğini korktuğundan ne yapacağını bilemeyip yanlışlıkla bastığını söyledi. Kuş da ormanı ve piknik alanlarını bildiğini ve Emiri ailesine kavuşturacağını söyledi. Beraber koyulmuşlar yola ve 1-2 saatin sonunda Emir ailesini buldu, annesi babası kardeşi çok sevinip mutluluktan ağladılar. Daha sonra Emir başından geçenleri anlatırken bir tane kuşu ezdiğini kanadının kırıldığını ve o kuş sayesinde ailesine kavuşabildiğini de anlattı. Ailesi kuşun durumuna çok üzülüp alıp veterinere götürdüler kuşu, veteriner baktı ve çok kötü durumda olduğunu hemen ormana salmamalarını söyledi. Emir ve ailesi de kuşu eve götürüp kafese koyup günlerce beslediler ama kuş da artık evine dönmek istiyordu. İyileştiğini söylese de Emir ve ailesi tam anlamıyla kuş iyileşmeden göndermek istemiyorlardı. Yine aradan günler geçmiş ve kuş ağlamaya başlamıştı. Yuvasını özlediğini, ormanın yeşilliklerini özlediğini söyledi. Bunun üzerine emir ve ailesi kuşu bırakmaya karar verdiler. Kafesi açıp, artık yuvana dönebilirsin dediler ve kuş bunun üzerine pırrr diye fırladı kafesten mutluluktan havada bir tur dönmüş ve teşekkür etmişti kendisini iyileştirdikleri için, Emir de kuşa teşekkür etti ailesiyle kavuşturduğu için. Sonra kuş giderken arkasından Emir sana bir isim koyalım ve yine oraya pikniğe geldiğimizde sana öyle seslenelim dedi. Kuş da kabul etti. Bundan sonra kuşun adı sakar olsun dedi emir. Ve yine bir yaz ayında hava güzel iken emir ve ailesi toplanmış pikniğe gideceklerdi. Sepetler hazırlandı, çıkmışlar yola. Sonra kuşun olduğu bölgeye vardılar. Hamak kuruldu, piknik sofrası hazırlandı. Sakar' a sesleniyorlardı. Sonra ormandan cıvıldama sesleri geliyordu, bir sürü kuş çıkageldi. Emir ve ailesi şaşkınlıktan gözlerini alamadı, sonra aralarından sakar fırladı, Heyyy! Merhaba! dedi. Emir ve ailesi Sakar'ı görünce çok mutlu oldular ve bu kadar kuş neden geldi diye sordular. Kuş da sizden yuvama geri dönerken bir tane kuş ile tanıştım, onunla yuvamız oldu sizin sayenizde bir eşim bir sürüde yavrularım oldu dedi. Hepsi bir anda kahkaha atıp gülüştüler. Piknik sofrasının etrafı bir sürü kuş ile çevrildi hepsi aile gibi toplanıp vakit geçirdiler ve her sene yaz ayında ömür boyu Emir ve ailesi hem piknik hem de Sakar ve ailesini ziyaret için ormandaki piknik alanına gittiler. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ozlem-kokulu-kadin-hikayesi/", "text": "Güneşin tenindeki yakıcılığına aldırmadan heyecan içindeki yürüyüşüne devam ediyordu. Sanki ilk ziyaretiymiş gibi... Sabırsızlanıyordu. Anlatacak o kadar çok şey birikmişti ki yanına gittiğinde boğazına düğümlenen yumruğa aldırmadan her şeyi yine gözyaşlarıyla anlatacaktı. En sevdiği sarı papatyaları almıştı Özlemine... Özlemim, hayat arkadaşım, dokunmaya kıyamadığım diye severdi güzel kadını. İlk gördüğünde aşık olmamıştı Özlem'e, hatta hiç fark etmemişti bile! Özlem uzun boylu, uzun siyah saçlı, hafif kilolu bir kadındı. Her kadın gibi güzeldi ancak kendisini Adem'e fark ettirecek herhangi bir davranışta bulunmamıştı. Adem, sürekli spor yapan hatta yemekleri bile gram gram ölçerek yiyen bir spor hocasıydı. Kendisinin aksine sporla hiç alakası olmamış ve tüm yaşamı boyunca masa başında çalışan Özlem gibi bir arkadaş dahi edinmemişti. Özlem yoğun çalışma programına ara verip spora başlamaya ve bir salona yazılmaya karar verdiğinde hayatının değişeceğini hiç düşünmemişti. Spor salonuna ilk gittiğinde ise Adem'i fark etmesi hiç zor olmadı. Spor salonundaki tüm kadınlar; Adem hocam mekik çekmeme yardımcı olur musunuz? Hocam bu hareket tam olarak hangi bölgeyi çalıştırıyor? Hocam kardiyo hareketlerini evde de yapsam bir sorun olur mu? şeklindeki tüm tuhaf soruları sırf hocayla konuşabilmek adına soruyorlardı. Adem, her şeyin farkında ancak durumdan hiç rahatsız değildi. Etrafında bir sürü güzel kadının olması ilk başlarda oldukça hoşuna gidiyordu ancak zamanla gerçek aşka olan inancı git gide azalıyordu. Çünkü her kadın Adem'e değil, üçgen vücutlu ya da baklava dilimli Adem hocaya aşıktı. Özlem de aşık olmuştu. Nasıl olduğunu bir türlü anlamamasına rağmen bir gün, yol boyunca Adem'i düşündüğünü fark etti. Yolda, yalnız kaldığı her fırsatta, film izlerken, yemek yerken, hatta duş alırken bile hep aklında Adem vardı. Aşk işte buydu diye itiraf etmişti kendisine. Her an onunla olmak ve kokusunu dahi özlemek gibi; hatta kötü olan özelliklerini bile görmezden gelmek gibi, yaptığı her şey hoşuna gitmeye başlamıştı. Bu süreç iki yılı aşmıştı. Kocaman iki yıl geçmiş ancak Adem, Özlem'e sadece günaydın ya da iyi günler diyordu. Özel olabilecek hiçbir sohbet yaşamıyorlardı. Çünkü Adem hoca her öğrencine günaydın derdi ve selam vermeden insanların yanından geçmezdi. Soğuk bir kış günü Özlem bir gün öncesinden yediği yaprak sarmasını ve yaş pastayı yakabilmek için deli gibi koşu bandında koşmaya başlamıştı. Ve o an yanından geçen Adem hocaya günaydın diyebilmek için yan döndü ve ani bir şekilde yere düşüp bayılmıştı. Adem hoca Özlem'i zorlanarak kucağına almış ve hastaneye götürmüştü. Hastanede gözlerini açan Özlem, karşısında Adem'i görünce afallamış ve ne diyeceğini bilememiş bana ne oldu diye sormuştu. Adem her şeyi anlatıyor, Özlem sanki şiir dinliyordu. Daha önce varlığından bile haberdar olmayan adam, karşındaki kadını güldürmek için çocuklaşmaya bile başlamıştı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ozur-dilemek-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde kalbur saman içinde şehirlerden birinde özür dilemeyi bilmeyen bir çocuk yaşarmış. Bu çocuk bazen bilerek bazen de hiç istemeden insanların kalbini kırarmış ama sonrasında ne olursa olsun kalbini kırdığı kişilerin gönlünü almazmış. Bugüne kadar kimseden özür dilediği görülmemiş. Hep kendince bahaneler uydurur, yanlışlıkla oldu canım isteyerek mi yaptım sanki ya da bir daha yapmam olur biter gibi sözlerle durumu geçiştirirmiş. Kimsenin duygularına ve hislerine önem vermezmiş. Bir gün en yakın arkadaşının da kalbini kırmış, ona kötü sözler söylemiş. Arkadaşı bu duruma çok üzülmüş, -Kalbimi çok kırdın, benden özür dilemen gerekiyor, demiş. Ama özür dilemeyi bilmeyen çocuğun hiç özür dilemeye niyeti yokmuş. -Sen de çok abartıyorsun, bir daha yapmam olur biter, demiş. En yakın arkadaşı o kadar üzgün, o kadar kırgınmış ki bu kendisini geçiştiren cevap karşısında daha da kırılmış ve üzülmüş. Kendisini oldukça değersiz hissetmiş ve arkadaşına bir ders vermeye karar vermiş. Arkadaşına onu affettiğini söylemiş ve ertesi gün en sevdikleri parkta buluşmak için sözleşmişler. Özür dilemeyi bilmeyen çocuk parka gitmiş arkadaşını beklemeye başlamış. Beklemiş, beklemiş ama ne gelen olmuş ne de giden. O da epey bir süre bekledikten sonra evine dönmüş. Ertesi gün yolda arkadaşı ile karşılaşmış ve ona sitem etmiş: -Dün seni saatlerce bekledim neden gelmedin? -Canım gelmek istemedi, vazgeçtim. -Nasıl olur? Neden haber vermedin? -Çok abartıyorsun, demiş arkadaşı ve kendisini hiç umursamadan yoluna devam etmiş. Ertesi gün parkta karşılaşıvermişler. Özür dilemeyi bilmeyen çocuk arkadaşı ile top oynamak istemiş. Arkadaşı bu teklifi kabul etmiş ama küçük bir işi olduğunu söyleyerek ondan kendisini beklemesini rica ederek parktan uzaklaşmış. Özür dilemeyi bilmeyen çocuk arkadaşını beklemiş, beklemiş. Yine ne gelen olmuş ne de giden. O da mecburen bir süre sonra evine dönmüş. Kalbi kırılmış, canı bu duruma çok sıkılmış. Ertesi gün her yerde arkadaşını aramış ve onu bulur bulmaz, -Benden özür dile. İki seferdir beni bekletiyorsun, demiş. Bunun üzerine arkadaşı şunları söylemiş: -Sen bugüne kadar yaptığın yanlışlardan dolayı hiç özür diledin mi ki şimdi özür bekliyorsun? Hayatta paylaşmak, fedakarlık, saygı, sevgi gibi çok özel değerler vardır. Ama şunu unutmamak lazım ki bunların hepsi karşılıklıdır. İyi ilişkilerin olmasını istiyorsan emek harcamalısın, karşındaki kişiyi önemsemelisin. Onun duygularına değer vermeli ve her şeyden önemlisi incittiğin kalbi onarmak için çaba göstermelisin. Ben sana ayna tuttum arkadaşım. Sense o aynada kendini gördün. Sen bana kırılmadın sen kendine kırıldın çünkü senin davranışların yol açtı bu duruma. Böyle davrandığın için önce kendinden özür dilemelisin. Duydukları karşısında sarsılan çocuk, önce kendinden sonra da arkadaşından bugüne kadarki tavırları yüzünden özür dilemiş ve çok önemli bir şeyi öğrenmiş: Özür dilemeyi bilmek insanların kendilerine duydukları saygıdan gelir. Bundan sonraki hayatında da yanlış yaptığı zaman özür dilemekten hiç ama hiç çekinmemiş. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/padisahin-kiraz-agaci-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir yerlerde bir padişah yaşıyormuş. Padişaha bütün halk çok özeniyor, her zaman bir sürü eşyaları olduğunu konuşuyorlarmış. Padişah hem çok iyi biri hem de çok zengin biri imiş. Padişahın tek sıkıntısı çocukmuş. Çocuk sahibi olmadığı için de hem çocukları seviyormuş. Gel zaman git zaman padişah yaşlanmaya başlamış. Geçen yıllar da çocuk da hiç aklından çıkmamış. Padişahın her zaman çok sevdiği ve yanından ayrılmayan, bilgin bir dostu varmış. Padişahın bu derdini senelerden bu yana biliyormuş. Padişahın bu haline de biraz üzülüyormuş. Bir gün padişaha demiş ki ben sizin derdinizi biliyorum ama isterseniz, buna bir çözüm bulurum demiş. Padişah hem şaşırmış, hem de bilginin ne diyeceğini çok merak etmeye başlamış. Padişaha çok güzel bir bahçe yapmasını söylemiş. Bu bahçemin içinde her şey olacakmış. Sayfalar, hayvanlar, çiçekler ve daha bir sürü güzel şey. Padişah bilginin bu önerisine çok şaşırmış. Gel zaman git zaman padişah çok güzel bir bahçe yaptırmış. Herkes bunu konuşuyormuş. Bir gören her yer de anlatıyormuş. Bilginin bu önerisini yapan padişah hemen beklemeye başlamış. Bahçeyi yapmasına rağmen, yine çocuk hayaline kavuşmamış. Sonra bahçeyi boş yere yaptırdığını düşünerek, bilgini çağırıp, ona çok kızmış. Çok fazla kızgın olan padişah, yaptırdığı bahçeyi dağıtmaya başlamış. Sinirden çiçekleri koparıyor ve herkese bağırıyormuş. Padişahın eşi sultan bu durumu görmüş ve padişahı sakinleştirmeye çalışmış. Padişahın hanımı da bu çok güzel bahçeyi çok seviyormuş. Her zaman çiçekler ve ağaçlar ile dertleşiyormuş. Ona bahçeye zarar vermemesini söyleyince, padişah biraz sakinleşmiş. Günlerden bir gün padişahın eşi bahçede gezerken yine ağaçlar ile konuşmaya başlamış. Bir kiraz ağacına derdini yanarken, ağaç birden dile gelmiş ve konuşmuş. Sultana üzüldüğünü söyleyip, ona fikirler sunmaya başlamış. Sultan biraz şaşırmış ama kiraz ağacının da dediklerini yapmaya başlamış. Kiraz ağacının tohumlarını alıp, bir kaç yere daha dikmiş. Eğer bu tohumlardan yeni kirazlar olursa padişah ile birlikte yiyin demiş. Kirazlar olunca Sultan bir kiraz padişaha bir kiraz da kendine almış ve birlikte yemişler. Bu arada yıllar geçmiş ve biraz daha yaşlılarmış. Bu kirazları yedikten tam 9 ay sonra ve padişah ile Sultanın bir oğlu olmuş. Bunu duyan saray çalışanları ve Halk çok sevinmiş. Günlerce eğlence yapılıp davullar çalınmış. Padişah çok mutluymuş. Aradan yıllar geçmiş ve padişahın oğlu büyümüş. O da bahçeyi ve kiraz ağacını çok seviyormuş. Gününün çoğunu o bahçede geçirir, her ağaçla ayrı ayrı ilgilenirmiş. Bir gün padişahın eşi oğlunun aklı başına gelince, kiraz ağacının hikayesini anlatmış. Padişahın oğlu hem çok sevinmiş hem de bu ağacın her kirazı olduğunda herkesin dileği olsun diye, sepetlerle herkese yıllar boyunca dağıtmış. Padişah, eşi ve oğlu mutluluk içinde yaşamışlar, hayata her zaman umutla bakmışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pamuk-bulut-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde gökyüzünün en güzel yerinde güzel bir bulut varmış. O kadar çok güzelmiş ki pamuğa benzermiş. Hem kendini çok beğenir, hem de kendini çok severmiş. Kendinden başka hiç kimseyi de beğenmez ve küçük görürmüş. Başka bulutlarla konuşmaz yıldızlarla arkadaş olmayı sevmezmiş, Pamuk Bulut'a göre hepsi ondan çok değersizmiş, hep en yüksekte olmayı hep en güzel olmayı arzularmış. Çünkü en güzel varlık kendisiymiş. Günlerden bir gün yine güzel bir uyku çektikten sonra uyanma zamanı gelmiş. Güzel bir sabaha günaydın demiş. Aynasına öylesine bakmış benden güzeli yok zaten demiş. Ben hemen kendi mekanıma gideyim ve bütün çocukları mutlu etmenin yollarını bulayım demiş. Hazırlanıp çıkmış. Bir de ne görsün kapkaranlık bir hava, bulutlar kapkara geliyorlarmış olduğu yere doğru. Her yer kapkara olmuş çünkü büyük bir yağmur yağmak üzereymiş. Bulut çok sinirlenmiş bu duruma ve çok kızmış, simsiyah bulutlara. O sırada güneşi görmüş tekrar çıkmak üzereyken bak sen bizim Pamuğa kara bulutlara ne kadar da çok üzülmüş, artık yarın çıkmayı bekleyeceksin yerine geç demiş. Pamuk bulut dinlemek istememiş. İnat etmiş her zamanki gibi bencillik yapıp yerine gitmiş. Tam gittiği sırada olanlar olmuş bulut pamuğun gittiği ve durmak istediği her yer kapkara olu vermiş. Tekrar mutlu olabilmek için bakmış aynasına bakmış da ne görsün gördüğü karşısında ağlamış. Ben çok güzelim nasıl oldu da ben bu hale geldim diye bağırmış çağırmış. Fakat yanına hiçbir arkadaşı gelmemiş tek başına ağlayıp diğer beyaz bulutların ona teselli vermesi için yanına gelmesini beklemiş. Sürekli bencillik yapıp diğer beyaz bulutları kırdığı için aslında bulutlar yanına gelmek istemezlermiş. Ama dayanamamışlar ve destek olmak için yanına gitmişler. Pamuk bulut sen yine pamuksun bak ağlamaman gerek bu siyah kara bulutlar geçecek, hem sen çok tatlısın, hem de çok güzelsin deyip ona destek vermişler. Pamuk bulut çok utanmış o kadar çok utanmış ki arkadaşlarına karşı, oysaki ben size hep kötü davranmıştım. Sizden hep daha güzel, daha iyi, daha verimli, daha da yüksekte olduğumu düşünüp kendi kendimle gururlanmıştım. Beğenmemiştim sizi. Ama siz öyle misiniz değilsiniz, hep mütevazı ve iyiydiniz benim yanımda olduğunuz için çok teşekkür ederim ve sizi üzdüğüm için çok özür dilerim demiş. Arkadaşlara sımsıkı ona sarılmışlar Pamukta bu durum karşısında çok mutlu olmuş o da onlara kocaman sarılmış arkadaşlık dostluk her zaman önde gelir sevgili çocuklar arkadaşlarımızı iyi günlerinde kötü günlerinde yanında olmalıyız. Gökten üç elma düşmüş biri bulutun başına biri masalı dinleyenlerin başına diğeri de bu masalı anlatana tüm arkadaş olanlara arkadaşlarına destek olanlara arkadaşlarını sevenlere tatlı uykular. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pamuk-prenses-ve-kral-babasi-masali/", "text": "Dünyalar güzeli olan Pamuk prenses Kral babası ve kraliçe annesiyle mutlu bir hayat yaşarken bir gün annesinin ani ölümü ile çok üzülmeye başlamış. Aradan bir süre geçtikten sonra kral kendine yeni bir kraliçe bulmuş ve onunla evlenmiş. Yeni kraliçe çok güzel aynı zamanda da kötü kalpli bir kadınmış. Dünyanın en güzel kadınının kendisi olmak istiyor ve Pamuk prensesin hayranlık uyandıran güzelliğini de çok kıskanıyormuş. İyi kalpli Pamuk prenses üvey annesi ile iyi geçinmek istiyormuş. Ama kötü kalpli olan üvey annesi onu çok kötü davranıyor ve önce kraldan sonra da Pamuk prensesten kurtularak ülkenin tek hakimi olmak istiyormuş. Pamuk prenses çok iyi kalpli ama aynı zamanda çok da zeki bir kızmış. Sürekli kendine ve babasına kötü davranan üvey annesinin aslında farklı niyetleri olduğunu anlıyormuş. Bunun için sürekli dikkatli olmaya başlamış. Bir gün Pamuk prensesin dikkatini babasının sürekli zayıflıyor ve hasta hissediyor olması çekmiş. Gizlice izlediği üvey annesinin babasının yemeğine ilaç koyduğunu görmüş. Hemen babasının yanına gitmiş Babacığım üvey annem seni zehirliyor, yemeğine ilaç koyuyor lütfen onun getirdiği yemekleri yeme demiş. Babası ilk başta Pamuk prensese inanmamış Hayır kraliçe öyle şeyler yapmaz beni seviyor demiş. Babasını inandıramayan Pamuk prenses babasını ölümden nasıl kurtaracağını düşünmüş. Babasının o yemekleri yemesini önlemeye karar vermiş. Her gün kraliçe babasının yemeğini getirdiğinde orada oluyormuş. Üvey annenin getirdiği yemeği babasının yemesini önlemek için çok sevdiği kedisi bulutun yemeği dökmesini sağlıyormuş. Zehirli yemek döküldükten sonra Pamuk prenses babasına sağlıklı yemekler yediriyormuş. Bu durum ise üvey annesini çok kızdırıyormuş. Pamuk prensese babasının yanında da bağırıyormuş. Bu şekilde birkaç gün geçmiş. Baba artık ilaçlı, zehirli yemekleri yemediğinden iyileşmiş. Artık kendini çok daha iyi hissediyor ve kızının doğru söylediğini düşünmeye başlıyormuş. Pamuk prenses kızım sen nasıl anladın kraliçenin beni öldürmeye çalıştığını demiş. Pamuk prenseste Gözlerimle gördüm babacığım senin yemeğine zehir koyduğunu demiş. Kral bunun üzerine kraliçeyi sarayın zindanlarına attırmış. Kızına sevgi ile sarılmış. Tam bu günlerde komşu ülkenin oğlu da Pamuk prensesin güzelliğinin ününü duyarak onu görmeye gelmiş. Pamuk prenses prensi beğenmiş ama babasını yalnız bırakmak istemiyormuş. Kral babası Yavrum mutlu olmak senin de hakkın evlenmelisin demiş. Pamuk prenses evlenirim ama bir şartla burada senin yanında yaşarsak deyince bu babasını daha çok mutlu etmiş. Komşu ülkenin prensi de Pamuk prensese olan aşkıyla onun bu isteğini kabul etmiş. Kral hayatını kurtaran ve onu bırakıp gitmeyen kızı için kırk gün kırk gece dillere desten bir düğün yapmış Onlar bu düğünde evlenirken zindanda olan kötü kalpli üvey annesi ise kıskançlığından çatlamış. Pamuk prenses kocası prens ve kral babası çok uzun yıllar mutlu yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pamuk-prenses-ve-yedi-cuceler-masali-2/", "text": "Geçmiş zamanların birinde bir ülkenin başında iyi bir kral ve onun güzeller güzeli bir eşi vardır. Bu çiftin tek istekleri bir çocuklarının olmasıymış. Bir gün güzel kraliçe odasında nakış işliyormuş. O sırada eline nakış iğnesi batmış ve elinden akan kan işlemesine damlamış. Kraliçenin aklına o an dilekte bulunmak gelmiş ve iyi kalpli kraliçe bembeyaz tene sahip, siyah saçlı ve dünyalar güzeli olan bir kızının olmasını istemiş. Aylar sonra kraliçenin bu dileği gerçek olmuş. Kraliçe doğum yapmış ve beyaz tenli güzel bir kızı olmuş. Adına Pamuk Prenses koymuşlar. Kızlarının doğumu ile çok mutlu olan kral ve karısının bu mutlulukları çok uzun sürmemiş. Çünkü iyi kalpli kraliçe kötü bir hastalığa yakalanmış ve kısa süre sonra hayata gözlerini yummuş. Karısının ölümü kralı çok üzmüş ancak küçük bir kızı olmasından dolayı kısa süre içerisinde bir başkası ile evlenmiş. Bu yeni kraliçe çok güzelmiş ancak bunun yanı sıra büyükte bir kibri varmış. Kraliçe kendisinden başka hiç kimsenin güzel olmamasını istermiş. Güzelliğine düşkün olan kraliçe her gün odasında bulunan aynasının karşısına geçer ve Ayna ayna söyle bana var mı benden daha güzeli bu dünyada dermiş. Aynanın cevabı ise Sizden güzeli yoktur kraliçem olurmuş. Bu söz kraliçeyi çok mutlu edermiş. Böylece yıllar geçmiş Pamuk Prenses büyümüş ve çok güzel bir genç kız olmuş. Kraliçenin ise yaşı ilerlemeye başlamış ancak aynanın karşısına geçip sorusunu sormaktan hiç bıkmazmış. Bir gün yine aynanın karşısına geçmiş ve sorusunu tekrarlamış. Ancak o gün farklı bir cevap almış. Ayna kraliçenin sorusuna Sizde güzelsiniz prensesim ancak Pamuk Prenses sizden daha güzel demiş. Bunun üzerine kraliçe küplere binmiş çünkü kimsenin ondan güzel olmaya hakkı yokmuş. Bunun üzerine çok düşünmüş ve prenses yok olursa en güzelin yine kendisi olacağına karar vermiş. Bunun üzerine prensesi yok edecek bir plan yapmış. Planının gerçekleştirmek için bir avcı bulmuş ve ondan prensesi ormana götürerek öldürmesini söylemiş. Ayrıca avcıdan prensesi öldürdüğüne kanıt olarak ciğerini ve kalbini getirmesini söylemiş. Avcı pamuk prensesi ormana götürmüş ancak onun hem güzel olması hem de ağlaması avcıyı çok etkilemiş. Bunun üzerine avcı Pamuk Prenses'i öldürmekten vazgeçmiş ve ona üvey annesinin onu öldürtmek istediğini kaçıp gitmesini söylemiş. Prenses kaçarken avcı da kraliçeye prensesi öldürdüğünü kanıtlamak için ormanda bir hayvan öldürmüş ve onun kalbiyle ciğerini götürmüş. Kraliçe Pamuk Prenses'ten kurtulduğu ve tek güzel kendisi olduğu için çok mutlu olmuş. Prenses ise ormanda korkuyla ilerlemiş derken karşısına küçük ancak şirin bir ev çıkmış. Evin sahiplerinden yardım isteyebileceğini düşünerek kapıyı çalmış ancak kapıyı açan olmamış. O sırada evin kapısının açık olduğunu gören prenses içeri girmiş. Karnı çok aç olan prenses evdeki yiyeceklerden yemiş ve sonrasında çok uykusu gelmiş. Uyuyacak yer arayan prenses bir odaya girmiş ve bu adada birbirinin aynı 7 tane küçük yatak görmüş. Buna şaşıran prenses yorgunluğa dayanamamış ve yataklardan birisine yatarak uykuya dalmış. Prensesin bulduğu ev gümüş çıkarımında çalışan 7 cüceye ait bir evmiş. Gün sonunda işten gelen cüceler evlerinde bir yabancının olmasına çok şaşırmışlar ancak onun güzelliğini görünce de çok etkilenmişler. Sabah uyanan prenses cüceleri görünce çok korkmuş ancak onlarla konuşunca zarar vermeyeceklerini anlamış. Onlardan evlerinde kalmak için izin istemiş. Bunun üzerine cüceler kendi aralarında konuşmuşlar ve evi temizleme, çamaşır yıkama ve yemek yapma gibi işler karşılığında prensesin onların evinde kalmasına izin vermişler. Günler geçerken Pamuk Prenses ve 7 cüceler birbirlerine çok sevmişler. Her anları mutlulukla geçiyormuş. Ancak bu mutluluk devam etmemiş çünkü bir gün kötü kalpli kraliçe aynasına meşhur sorusunu sormuş. Aynanın cevabı Pamuk Prenses sizden daha güzel olmuş. Aynanın cevabı üzerine sinirlenen kraliçe prensesin öldüğünü söylemiş ancak ayna avcının onu öldürmediğini bildiğinden ona her şeyi anlatmış. Bunun üzerine kraliçe prensesi bularak kendisi öldürmeye karar vermiş. Kısa süre içinde de prensesin kaldığı yeri öğrenmiş. Yaşlı kadın kılığına giren kötü kalpli kraliçe cücelerin evine gelmiş. Kapıyı açmaması tembih edilen prenses ise kadını görünce yaşlı insanın ona zarar vermeyeceği düşüncesiyle kapıyı açmış. Yaşlı kadın ona kurdele sattığını ve kurdelelerinin ona yakışacağını söylemiş. Bunun üzerine Pamuk Prenses bir kurdele beğenmiş ve yaşlı kadından onu yardım istemesini istemiş. Bunun üzerine kraliçe kurdeleyi prensesin boynuna takarak iyice sıkmış. Prenses nefessiz kalarak bayılmış ve kraliçe evden mutlulukla ayrılmış. Akşam eve gelen cüceler prensesi baygın görünce boynundaki kurdeleyi keserek onu kurtarmışlar. Prensesi öldürdüğünü düşünen kraliçe ayna sayesinde yaşadığını öğrenmiş ve bunun üzerine yeni bir plan yaparak cücelerin evine gitmiş. Bu sefer tarak satıcısı kılığında prensesin karşısına dikilmiş. Elinde zehirli bir tarak varmış ve o tarağı prensese satmış. Sonrasında da ben tarayayım saçını demiş. Satıcının isteğini kabul eden prenses tarak saçına deyince bayılmış. Prensesin öldüğünü düşünen kraliçe yine sevinerek evden ayrılmış. Ancak kraliçenin bu mutluluğu da yarım kalmış çünkü prensesin saçından tarağı çıkaran cüceler onu yine kurtarmış. Güzelliğine düşkün olan prenses prensesi öldürmekten vazgeçmemiş. Bu sefer daha öldürücü bir zehir hazırlamış ve bu sayede prensesten sonsuza kadar kurtulacağına inanmış. Dilenci gibi giyinerek cücelerin evine giden kraliçe kapıyı çalmış ancak yaşadıklarından ders alan prenses sadece camdan bakmış. Bunun üzerine dilenci prensesten susadığını söyleyerek su istemiş. Prenses camdan onun isteğini yerine getirmiş. Bunun üzerine dilenci kıza teşekkür etmek istediğini söylemiş ve elindeki elmayı teklif etmiş. Prenses bunu kabul etmeyince de elmada bir şey olmadığını göstermek için kendisi de ısırmış. Dilenci kadına bir şey olmadığını gören prenses elmayı almış ve ısırmış. Ancak dilenci ona zehirli kısmı bıraktığı için prenses olduğu yere düşmüş. Prensesin öldüğünden emin olan kraliçe oradan ayrılmış. Akşam olunca işten gelen 7 cüceler çok sevdikleri prensesi yerde görünce kraliçenin yine geldiğini anlamışlar. Ancak bu sefer onu kurtarmak için yaptıkları hiçbir şey işe yaramamış. Bu da cüceleri çok üzmüş. Ancak prenses ölü gibi görünmediğinden onu mezara gömmeye kıyamamışlar. Bunun için ona camdan tabut hazırlayarak oraya yatırmışlar. Zaman geçerken cam tabut içindeki prenses hiç uyanmamış ve cüceler onun öldüğünü düşünmeye başlamışlar. Bir gün oralardan geçen yakışıklı bir prenses tabut içinde bulunan Pamuk Prenses'i görünce ona vurulmuş. Cücelerin yanına giderek ona aşık olduğunu anlatmış ve neler olduğunu sormuş. Cüceler kötü kalpli üvey annesinin onu öldürmek için uğraştığını söylemişler. Olanları duyan prens çok üzülmüş ve Pamuk Prenses'i sarayına götürerek iyi edebileceğini söylemiş. Cüceler ona inanmışlar ve prensesin gitmesine izin vermişler. Prensin adamları camdan tabutu taşırlarken hareket nedeniyle birden Pamuk Prenses'in boğazında kalan zehirli elma parçası dışarıya çıkmış. Bunun üzerine zehirden kurtulan prenses uyanmış ve yanında duran prense aşık olmuş. Yedi cüceler ve prens çok mutlu olmuşlar. Daha sonra ise prenses aşık olduğu prensle onun sarayına giderek evlenmeye karar vermiş. Diğer yanda ise kraliçe prensesi öldürdüğü için aynadan aldığı siz en güzelisiniz kraliçem cevabıyla yaşamaya başlamış. Prenses ile prensesin düğün günü yaklaşmış. Düğüne 7 cüceler ve üvey anne davet edilmiş. Yedi cüceler prenses için mutlu olurken üvey anne Pamuk Prenses'i görünce ölmediğini anlamış ve çok kızmış. Yine planlar düşünmeye başlarken üvey anneyi fark eden prensin adamları onu yakalayarak başka ülkeye sürgün etmişler. Kraliçeden tamamen kurtulan Pamuk Prenses prensle evlenerek ömür boyu mutlu yaşamış. Onun mutluluğu 7 cüceleri de mutlu etmiş. Bensiz uyuyamayan Tubişim(22) benden uzakta olduğu için telefonla masal okuyorum ve her defasında uyuyor. Çoğu zaman bir kaç masal okuyup uyutuyorum bir tane ile geçiştirmiyorum çünkü yalnız yaşadığı için biricik sevgilim gündüz olana kadar uyanmasını istemiyorum. Derin uykulara dalarken sen ben seni çok seviyorum. İyi ki varsın ve iyi ki benimsin. Masal okuyarak uyuttuğum bir sevgilim var ve ne zaman isterse okuyacağım. Canım Elçin'im prensesim benim . Merhaba arkadaslar sevgilim biricik kizim uyusun diye okudugum masal . Uyuyamadi cok sagolun neymis masalin sonu boyle degilmis opucuk ille uyanmasi gerekiyormus bu yuzden uyamadi cok sagolun suan kendisi telefonda gercek hikayeyi arastiriyor ve bu benim hic hosuma gitmedi. Kendisi uyumaktan vazgecti ve okadar okudum masali. Oğuzalp'im, masalsız uyuyamıyorsun artık biliyorum. Her gece senin için masal bulmaktan o kadar memnunum ki, uykularının artık daha güzel olduğunu biliyorum. Güzelce uyu sevgilim. Seni çok seviyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pamuk-prenses-ve-yedi-cuceler-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Ülkelerden birisinde dünyanın en büyük saraylarından birisi varmış. Bu sarayda da çok güzel bir kraliçe yaşıyormuş. Oldukça gösterişli bir hayatı olan her istediğine kolaylıkla ulaşan bu Kraliçenin tek mutsuzluğu ise bir kızının olmamasıymış. Kırmızı dudaklı, yuvarlık gözlü ve tombul yanaklı bir kızının olmasını isteyen kraliçe bir gün elbisesini dikerken eline iğne batmış. Batan iğne ile kanı damlayan Kraliçe o sırada bir dilek tutmuş. Bu dileği kabul olan kraliçenin kısa süre sonra ise bir kız çocuğu olmuş. Bu çocuk ile birlikte daha güzel şekilde hayatına devam eden kraliçe bir gün hastalanmış ve bu dünyaya veda etmiş. Kraliçenin ölümünden hemen sonra ise kral başka bir kadın ile evlenmiş. Çok güzel olan bu yeni kraliçe güzel olduğu kadar da kötü kalpliymiş. Sürekli sihirli bir ayna karşısına geçen Kraliçe; -Ayna söyle bana benden daha güzeli var mı? dermiş. Ayna da en güzelin Kraliçe olduğunu söylermiş. Bu sözler ile kendisini mutlu eden Kraliçe kısa sürede ülkedeki düzeni de bozmuş. Kötü düşünceleri kraliçe ülkede iç karışıklık çıkarmış. Bu karışlıklıları düzeltmek isteyen kral ise saraydan ayrılmış. Bu durum kötü kalpli kraliçeyi çok sevindirmiş. Tüm bunlar olurken diğer yandan da Pamuk Prenses büyümüş ve çok güzel bir kız olmuş. Günlerden bir gün yine ayna karşısına geçen kraliçe; aynaya dünyada kendisinden daha güzel olup olmadığını sormuş. Ayna da; her zamankinden farklı olarak var efendim demiş. Bu duruma çok bozulan kraliçenin hemen aklına bir fikir gelmiş. En güvendiği adamını yanına çağırtan kraliçe bu adamından Pamuk Prenses'in kalbini istemiş. Kraliçenin bu isteğinden sonra saray görevlileri Pamuk Prenses'i kraliçenin yanına getirmişler. Pamuk Prenses'in bu sıkıcı saray ortamından biraz uzaklaşmasını istediğini söyleyen kraliçe adamlarının da onu koruyacağını söylemiş. Bu duruma çok mutlu olan Pamuk Prenses ormanda mutlu gezerken bir kuşun yere düştüğünü görmüş. Yaralı olan bu kuşu hemen eline alıp iyileştirmeye çalışan Pamuk Prenses'i öldürmek için görevlendiren kişi ise bıçağını çıkarmış. Tam bıçağını batırmak için hazırlanan adam Pamuk Prenses'in kuşu iyileştirmesi ile bu niyetinden bir anda vazgeçmiş. Pamuk Prenses'i öldürecek olan görevli; Pamuk Prenses'e ne kadar iyi kalpli olduğunu söylemiş ve niyetinin ne olduğu ona açıklamış. Pamuk Prenses'e; Ben seni öldürmek için Kraliçe tarafından görevlendirildim. Ancak senin kalbinin güzelliğini görünce vazgeçtim. Aslında seni öldürüp kalbini kraliçeye götürmeliyim ama ben seni bırakıyorum buralardan uzaklaş. demiş. Ormanda ağaçların altında uzun süre ağlayan Pamuk Prenses bir süre sonra uyumuş. Sabah olduğunda etrafında kuşlar ile uyanan Pamuk Prenses kuşları takip ederek bir eve ulaşmış. Evin çok kirli olduğunu fark eden Pamuk Prenses evi temizlemeye başlamış evi temizlerken diğer yandan da evdeki eşyaların neden küçük olduğunu düşünmeye başlamış. Temizlikten sonra çok acıkan Pamuk Prenses kendisine küçük eşyalardan yemek yapıp bir güzel karnını doyurmuş. Uykusu geldiğinde ise yukarı kattaki odalardan birisinde bulunan yedi küçük yatağı birleştirerek uyumuş. Bu sırada yedi cücelerde maden ocaklarındaki işlerini bitirerek şarkılar eşliğinde evlerine dönüyorlarmış. Hep bir ağızdan yüksek sesle; Biz tam 7 cüceyiz. 14 kollu bir deviz şarkısını söyleyen yedi cüceler eve vardıklarında ise çok şaşırmışlar. Birbirlerine bakarak; Bu da ne böyle?, bu ev bizim mi? Çok temiz ve yemek kokuyor. diye söylenmişler. Her birinin farklı özellikleri olan yedi cücelerden ilk söze giren Bilgin olmuş; İyi birisi olmasaydı evimizi temizlemezdi sanırım. demiş. Uykucu ise; Önce uyuyalım, ondan sonra ne olduğuna bakarız. demiş. Bu sözlerden sonra hep beraber yatak odasına yönelen yedi cüceler bir de bakmışlar ki yatak odalarında bir kız uyuyor. Tam da bu sırada Pamuk Prenses uyanmış. Birden herif ürkek bir ses ile; Lütfen bana kızmayın. demiş. Daha sonra tüm olayları anlatan Pamuk Prenses'e yedi cücelerde kendilerini tanıştırmışlar. Sırasıyla; Uykucu, Bilgin, Sakar, Çekingen, Doktor, Mutluluk ve Meraklı. Ertesi gün 7 cüceler tekrar işe gitmek için uyanışlar. Bunları tek tek öpüp uğurlayan Pamuk Prenses'i Bilgin kapıyı kimseye açmaması konusunda uyarmış. Yine bir gün ayna karşısına geçen Kraliçe aynaya; Söyle bakalım ayna benden daha güzeli var mı bu dünyada?'' demiş. Ayna ise; Var efendim ormanın içinde yedi cüceler ile yaşayan Pamuk Prenses sizden güzel demiş. Bu duruma çok sinirlenen Kraliçe ihanete uğradığını anlamış. Ve işi kendisine halletmeye karar vermiş. Yaşlı kılığına giren Kraliçe Pamuk Prenses'in evinin kapısına dayanmış. Yaşlı bir kadın olduğunu ve yemek istediğini söyleyen Kraliçe Pamuk Prenses'i ikna ederek eve girmeyi başarmış. Pamuk Prenses'in karnını doyurduğu bu yaşlı kadın kılığındaki Kraliçe sonrasında parasının olmadığını ama ona ormanın en güzel elmasını verebileceğini söylemiş. Zehirli olan bu elmayı Pamuk Prenses ısırdığı anda ise yere düşmüş. Akşam eve dönen yedi cüceler ise Pamuk Prenses'i yerde görünce çok üzülmüşler. Onu herkesin görmesi için de bir can fanus içine katarak ormanda yüksek bir tepeye götürmüşler. Bir gün oralardan geçen bir prens ise Pamuk Prenses'i fanus içinde görür ve birden aşık olur. Fanusun kapağını açıp Pamuk Prenses'i öptüğünde ise Pamuk Prenses birden uyanır. Tüm olayları Prens'e anlatan Pamuk Prenses kötü kalpli kraliçenin saraydan gönderilmesini sağlar. Ve Prens ile Pamuk Prenses evlenerek bir ömür mutlu bir hayat sürerler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pamuk-prenses-ve-yedi-cuceler/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Ülkenin birinde bir kraliçe varmış. Bu kraliçe, gösterişli bir sarayda yaşıyormuş. Karlı ve soğuk bir kış gününde, sarayında nakış işleyen bu kraliçe bir yandan da hayal kuruyormuş. Birden bire kraliçenin eline iğne batmış. Kraliçenin elinden 3 damla kan akmış. Kraliçe damlayan kanlara bakarak, 'bir çocuğum olursa, teni bembeyaz olsun kar gibi, yanakları kıpkırmızı olsun kan gibi, saçları da simsiyah olsun pencerenin çerçevesi gibi' diye dilemiş içinden. Kısa bir süre sonra, bu kraliçenin bir kız çocuğu olmuş. Aynı içinden geçirdiği gibi, bembeyaz tenli, al yanaklı ve simsiyah saçlı çok güzel bir kızmış bu kız. Kraliçe çok sevinmiş, çok mutlu olmuş. Kızına pamuk prenses adını vermiş. Fakat talih bu ya, kraliçe doğumdan birkaç saat sonra hayatını kaybetmiş. Kısa bir süre sonra, kral tekrar evlenmiş. Saraya gelen yeni kraliçe, çok güzel ve alımlı bir kadınmış. O kadar güzel olmasına rağmen, çok kötü ve kibirli bir kadınmış. Dünyadaki en güzel kadının kendisi olduğuna inanır, ondan daha güzel birisinin varlığına tahammül bile edemezmiş. Sihirli bir aynası olan bu kraliçe, her gün aynasının karşısına geçer saatlerce kendisine bakar ve 'ayna ayna söyle bana var mı benden güzeli bu dünyada?' diye aynasına sorarmış. Ayna'da 'Tabi ki yok kraliçem, en güzel sizsiniz' diyerek karşılık verirmiş. Fakat pamuk prenses büyüyüp de, genç ve güzel bir kız olduğunda ayna şöyle demiş, Bunu duyan kraliçe, çılgına dönmüş. Öfkesinden, gecelerce uyuyamamış, tek lokma yemek bile yiyememiş. Günlerce, ne yapmalıyım diye düşünmüş. Pamuk prensesin kendisinden daha güzel olması onu çok sinirlendirmiş. Sonra bir karar vermiş, pamuk prensesi öldürtecekmiş. Sarayın avcısını yanına çağırarak, ona planını anlatmış. 'Pamuk prensesi, kimseye fark ettirmeden ormana götür. Yine kimseye duyurmadan onu orada öldür. Kalbini ve ciğerini sökerek bana getir ki öldürdüğüne kanıt olsun' demiş sarayın avcısına. Avcı, pamuk prensesi ormana götürmüş. Onu öldürmeye kararlıymış. Avcı tam bıçağını çekmiş, pamuk prensesi öldürecekken, pamuk prenses ağlamaya başlamış. Avcı, pamuk prensese bakınca ona kıyamamış ve öldürmekten vazgeçmiş. Avcı, pamuk prensese, kraliçenin kötü planından bahsederek bir daha saraya gelmemesini yoksa kendisinin de, pamuk prensesinde öldürüleceğini söylemiş ve oradan uzaklaşmış. Yolda bir yaban domuzuyla karşılaşan avcı, domuzu öldürmüş. Kraliçenin istediği kanıtı elde edebilmek için, domuzun kalbini ve ciğerini sökmüş. Pamuk prenses ise ormanda tek başına nereye gideceğini düşünüp durmuş tüm gün boyunca. Akşam olup da, karanlık basınca pamuk prenses dağların ardında küçük bir kulübe görmüş. Oraya doğru yürüyen pamuk prenses, evin kapısını çalmış. Kapıyı açan olmayınca, pamuk prenses yapacak başka bir şeyi olmadığı için eve girmiş. İçeride, lezzetli yiyeceklerle dolu 7 tabak, 7 sandalye ve uzun bir masa varmış. Masanın yan tarafında da 7 tane yatak varmış. Evdeki tüm eşyalar küçücükmüş. Pamuk prenses çok şaşırmış. Karnı çok acıkan pamuk prenses, uzunca bir süre eve birilerinin gelmesini beklemiş. Kimse gelmeyince, dayanamayıp masanın üzerinde duran yemekleri yemiş. Yemeği yedikten sonra uykusuna yenik düşen pamuk prenses, yataklardan birine yatarak derin bir uykuya dalmış. Biraz zaman geçtikten sonra, evin sahipleri olan yedi cüceler, evlerine geri dönmüş. Bir madende çalışan bu yedi cüceler, evlerinde pamuk prensesi gördüklerinde 'ne kadar güzel, saf bir kız' diye düşünmüşler ve onu rahatsız etmemişler. Sabah olunca, pamuk prenses derin uykusundan uyanmış. Karşısında yedi cüceleri gören pamuk prenses, korkudan ve şaşkınlıktan donup kalmış. Yedi cücelerle konuşan pamuk prenses, onların iyi insanlar olduklarını anlamış ve onlardan bir zarar gelmeyeceğine emin olmuş. Pamuk prensesi çok seven yedi cüceler de, pamuk prensesin evde kalarak, ev işlerine yardımcı olmasını istemişler. Pamuk prenses, bu isteği hemencecik kabul etmiş. Yedi cüceler işe giderken, pamuk prensesle vedalaşmışlar ve ona kapıyı kimseye açmamasını tembih etmişler. ' Üvey annen, yaşadığını öğrenirse seni yeniden öldürmeyi dener' diyerek pamuk prensese dikkatli olmasını söylemişler. Pamuk prenses, dikkatli olacağını söyleyerek, işe uğurlamış yedi cüceleri. Bunu duyan kraliçe, pamuk prensesin ölmediğini anlamış ve bir şeyler yapmaya karar vermiş. Yaşlı ve çirkin bir kılığa bürünen kraliçe, pamuk prensesin yaşadığı eve gitmiş. Kapıyı çalan kraliçe, ' kurdele satıyorum, harika kurdelelerim var' diye seslenmiş, pamuk prensese. Sesi duyan pamuk prenses, yaşlı kadından kötülük gelmeyeceğini düşünerek, kapıyı açmış. Pamuk prensese kurdeleleri gösteren kraliçe, bir kurdeleyi pamuk prensesin boynuna bağlamış. Kraliçe, kurdeleyi pamuk prensesin boynunda öyle bir sıkmış ki pamuk prenses yere yığılmış. Pamuk prensesin öldüğünü düşünen kraliçe, hemen sarayına geri dönmüş. Akşam olup da, yedi cüceler işten döndüğünde, pamuk prensesi yerde yatarken görmüşler. Hemen boynunda ki kurdeleyi çıkarmışlar ve pamuk prenses yeniden canlanmış. Sabah olduğunda kraliçe, yeniden aynasına sormuş. Ayna, yine en güzel pamuk prenses deyince, kraliçe tekrar dağların ardında ki o küçük kulübeye doğru yola koyulmuş. Kapıyı çalan kraliçe, 'harika taraklarım var, taraklarıma bakın' diye seslenmiş pamuk prensese. Pamuk prenses, dün yaşadıklarını unutarak açmış kapıyı tekrar kraliçeye. Kraliçe, pamuk prensesin saçını taramış ama tarak zehirli bir tarakmış. Tarak saçına değdiği an, pamuk prenses yere yığılmış. Akşam işten dönen yedi cüceler, pamuk prensesin saçından zehirli tarağı alarak onu tekrar hayata döndürmüşler. Sabah olduğunda kraliçe, aynanın karşısına yeniden geçmiş. Aynadan, pamuk prensesin hala ölmediğini öğrenince öfkeden gözleri dönmüş. Bu kez kararlıymış, en zehirli iksirinin hazırlayarak, kıpkırmızı bir elmanın yarısına sürmüş ve pamuk prensesin yaşadığı eve doğru yola koyulmuş. Pamuk prensesin yaşadığı kulübeye gelince, 'al yanaklı güzel prensese, yanakları gibi al bir elma benden hediye' diye seslenmiş kraliçe. Pamuk prenses bu kez tedirgin olmuş ve kapıyı açmak istememiş. Kraliçe, elmanın zehirsiz tarafından ısırarak, 'bak kızım, hiçbir şeyi yok, korkma' diyerek pamuk prensesi ikna etmiş. Elmanın zehirli tarafından ısıran pamuk prenses ise, olduğu yerde yere yığılmış. Kraliçe bu sefer eminmiş. Pamuk prensesten sonsuza kadar kurtulduğuna inanıyormuş. Neşeli bir şekilde sarayına geri dönmüş. Saraya döner dönmez, aynasına tekrar o malum soruyu sormuş. Ayna, 'dünyada sizden daha güzel kimse yok kraliçem' demiş ve kraliçe, pamuk prensesin öldüğünden emin olmuş. Bu sefer ki iksir öyle zehirliymiş ki, yedi cüceler pamuk prensesi tekrar hayata döndürememişler. Çok üzülen yedi cüceler, pamuk prensesi gömmek yerine onu cam bir tabuta koyarak, yüksek bir tepeye yerleştirmişler. Günler geçmiş. Bir gün yakışıklı bir prens, yedi cüceleri ziyarete gelmiş. Tepenin üstünde, cam bir tabutta yatan pamuk prensesi gören prens, ona hemencecik aşık olmuş. 'Pamuk prensesi sarayıma götürmek istiyorum. Lütfen izin verin' demiş prens, yedi cücelere. Yedi cüceler kabul etmiş, prensin bu isteğini. Prensin yardımcıları tabutu kaldırırken, pamuk prensesi bayıltan zehirli elma parçası, pamuk prensesin ağzından düşmüş. Pamuk prenses yerinden kalkmış ve etrafına bakmış. Prensi gören pamuk prens, ona aşık olmuş. Birbirlerini çok seven pamuk prenses ve prens, bir süre sonra evlenmeye karar vermişler. Düğün günü gelmiş. Pamuk prensesin üvey annesi olan kötü kalpli kraliçe de, düğüne davetliymiş. İçeri giren kraliçe, hiçbir kötülük yapmaya fırsat bulamamış. Prensin yardımcıları, kraliçeyi kıskıvrak yakalayarak oradan uzaklaştırmış. Prens, kötü kalpli kraliçeyi uzak bir ülkeye sürgün etmiş. O günden sonra, pamuk prenses ve prens mutlu mesut yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pamuk-tavsan-ve-prenses-masali/", "text": "Masal masal matitas, kalaylandı bakır tas, çukura düştü çıkamaz, pır pır eder uçamaz, masaldır bunun adı, anlatmakla çıkar tadı. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir prenses varmış. Bu prenses çok sevimli mi sevimli , dünya güzeli bir kızmış. Saçları bal gibi sarı ve upuzunmuş. Gözleri ise deniz gibi masmaviymiş. Bu güzel prenses bir gün sarayda sıkılır ve dışarıya çıkar. Yeşilliklerin arasında gezinirken bir anda pamuk gibi beyaz bir tavşan çıkar. Prenses tavşanı çok beğenir ve tavşanı takip etmeye başlar. Tavşan takip edildiğini anlayınca koşmaya başlar. Prenses de bu duruma tepkisiz kalamayıp o da koşmaya başlar fakat bir süre sonra tavşan bir deliğe girer. Prenses deliğe bakıp içerinin göz kamaştırıcı olduğunu görünce o da girer ve delikte yürümeye başlar. Deliğin içerisinde birbirinden göz kamaştırıcı mücevherler, elmaslar, yakutlar vardır ve prenses dayanamayıp kimi mücevheri boynuna takarak kimini ise bir torbanın içerisine atarak toplamaya başlar. Fakat prensesin bu delikte olduğundan hiç kimsenin haberi yoktur. Prenses bu durumu unutup mücevherleri toplamaya devam eder ve delikte gittikçe yol alır. En sonunda delik daralır ve prenses çıkacak yol aramaya başlar fakat bulamaz çünkü geldiği yol boyunca gördüğü pespembe mücevherler, yemyeşil yakutlar, bembeyaz elmaslar prensesin aklını başından aldığı için geldiği yola bakmayı hiç düşünmemiştir. Prenses dayanamayıp ağlamaya başlar ve tavşanı çağırmak için çığlık atar. Çığlığı duyan tavşan gelir ve prensese neden ağladığını sorar. Prenses ise çıkış yolunu bulamadığını, ailesinin bu durumdan haberi olmadığını ve onun için endişe edeceklerini söyler. Tavşan duruma üzülür ve prensese yardım edeceğini söyler. Prenses sevinir ve tavşanı takip etmeye başlar. Az gitmişler, uz gitmişler, dere tepe düz gitmişler fakat saatlerce yürümelerine rağmen hala çıkışa ulaşamamışlar. Prenses yaptığının doyumsuzluk olduğunu anlar, bu doyumsuzluğunun bedelini de saatlerce yürüyerek ödemek zorunda kalır. Prenses artık dayanamayıp üstünde yük olan mücevherleri ve elinde taşıdığı torbayı alıp bir kenara atar ve bu sayede daha da hızlı giderler. Biraz daha zaman geçtikten sonra çıkışa ulaşırlar. Prenses tavşana dönüp sarılıp ona bu yaptığının karşılıksız kalmayacağını, onu sarayda ağırlamak istediğini söyler. Pamuk Tavşan da prensesi kırmayıp kabul eder. Prenses doğruca sarayına gidip ailesine kavuşur, onlara sarılıp olan biteni anlatır. Ailesine kavuşmasının tavşan sayesinde olduğunu söyler ve ailesi tavşanı bir akşam yemeği ziyafetiyle ödüllendirir. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/papatya-ve-kopegin-dostlugu/", "text": "Yıllar yıllar önce kasabanın birinde adam ile köpeği birlikte yaşarmış. Bu adam çiftçilik ile uğraşırmış. Çiftliğinin önünde ki tarlalarını ekip, biçer ve topladığı mahsülleri şehirde satarak geçimini sağlarmış. Adamın köpeği dışında kimsesi yokmuş tek dostu bu küçük köpekmiş. Adam sabahları köpeğine yemek verip hemen işe koyulurmuş. Adam yine her sabah olduğu gibi köpeğine yemek verip işe koyulmuş. Tarlaya gidip akşama kadar ektiği ürünleri toplamakla uğraşmış. Akşam olduğunda ise artık eve dönme vakti gelmiş. Köpeği adamın her gün geleceği saati bilirmiş ve o saatlerde sahibini karşılamak için kapıya kadar gelirmiş. Adam akşam olup evine gelmiş fakat köpeği onu karşılamaya çıkmamış. Adam da çok yorgun olduğu için bu durumu farketmemiş ve hemen yatıp uyumuş. Minik köpek ise canı çok sıkıldığı için dağlara gezmeye gitmiş. Dağlarda gezerken dolunayın ışığı ile birlikte taşların arasında üzgün ve bitkin halde ki papatyayı görmüş. Hemen papatyanın yanına gitmiş ve papatyanın susuzluktan kurumak üzere olduğunu farketmiş. Hemen koşarak sabah olmadan eve gitmiş minik köpek ve sabırsızlıkla sabahın olmasını bekliyormuş. Fakat bir türlü sabah olmuyormuş. Minik köpek en sonunda dayanamayıp havlayarak sahibini uyandırmış. Sahibi ise havlama sesine uyanıp köpeğinin yemek ve su istediğini anlamış. Yatağından kalkarak köpeğine biraz yemek ve su vermiş. Minik köpek ise yemeğinden yemeden ve suyundan hiç içmeden onları alıp hemen gece papatyayı gördüğü dağa koşarak gitmiş. Sahibinin verdiği bu suyu yavaş yavaş papatyanın köklerine doğru dökmüş ve papatya birden güzel kokular yayarak kendine gelmeye başlamış. Papatya kendisine yardım edenin kim olduğunu görmek için köpeğe doğru dönmüş ve '' Bu iyiliğini hiçbir zaman unutmayacağım minik köpek'' demiş. Bu olay haftalarca, aylarca hatta yıllarca devam etmiş. Artık çiftçi adam köpeğinin her gün uzun süre ortadan kaybolduğunu farkederek bir gün köpeğini takip etmeye karar vermiş. Her sabah olduğu gibi köpeğine yemeğini ve suyunu vermiş. Minik köpek yemek ve suyu alıp koşmaya başlayınca çiftçi adam da hemen arkasından yola koyulmuş. Köpek tekrardan papatyanın yanına gelmiş ve artık papatya çok güzelleşmiş, büyümüş, alımlı bir çiçek olmuş. Bu durumu gören çiftçi köpeğinin yıllardır yaptığı bu fedakarlık karşısında oldukça duygulanmış. Bir şeyler yapmak istemiş ve papatyayı güzelce taşlarından arasından alarak kendi çiftliğine götürmüş. Orada güzelce toprağa yerleştirip papatyaya bakmaya başlamış. Böylece köpeği de her gün o kadar yol gidip yorulmak zorunda kalmıyormuş. Günlerden bir gün çiftliğin önünden geçmekte olan bir bilim adamı bu papatyayı görmüş. Hayretler içinde kalarak çiftçinin yanına gitmiş ve bu papatya türünün neslinin tükenmekte olduğunu dünyada ise son bir tane kaldığını söylemiş. Bunu da gidip şehirde ki ülkede ki herkese yaymış. Bu papatyayı merak edip görmek isteyen insanlar adamın çiftliğine akın edip çiftçi adamın yetiştirdiği lezzetli ürünlerden almaya başlamış. Böylece tüm şehirde ünlenen çiftçi adam bir anda zengin olmuş. O günden sonra ise adam, köpeği ve güzel papatya hep birlikte mutlu mesut yaşamaya devam etmişler. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. Tatlı rüyalar bitanem güzelce uyu, bu gece geleceğim saçlarından öpmeye.."} {"url": "https://www.masallaroku.com/parmak-cocuk-masali/", "text": "Bir zamanlar bir küçük köyde karısı ile birlikte yaşayan bir köylü bulunuyordu. Bu adam akşamları ocak başında ateş karıştırır, karısı ise iplik örerdi. Derken, günler günleri kovaladı ve kadın günün birinde küçücük bir çocuk doğurdu. Gerçekten de bu çocuk bir başparmak kadar küçüktü. Anne ve babası, Dileğimiz gerçek oldu, biz bu küçük çocuğu çok seveceğiz dediler ve bu küçük çocuğa Başparmak adını verdiler. Ancak günler geçse de bu çocuk asla büyümedi ve hep bir başparmak kadar kaldı. Ancak büyümese de bu çocuk son derece becerikli ve bir o kadar da zekiydi. Her şeyi başarırdı. Günlerden bir gün köylü, ormana giderek odun kesmeye karar verdi. Keşke ben ormandayken arabayı getirecek birisi olsaydı diye söyleniyordu. Bunu duyan Başparmak, Baba, ben sana istediğin arabayı getirebilirim dedi. Adam ise gülümseyerek Evladım sen bunu nasıl yapacaksın ki? Küçücüksün, atı süremezsin dedi. Baba merak etme, annem arabayı koşsun, ben atın kulağında oturarak ona ne yapması gerektiğini anlatacağım diyerek cevap verdi Başparmak. Ormana gitmesi gerektiğinde annesi atı arabaya koştu ve biricik oğlu Başparmağı'da atın kulağına yerleştirdi. Başparmak atın kulağına Deeh! diyerek, ona yapması gerekenleri bir bir söyledi. At ve araba doğru yoldan ormana geldi ancak tam ormanın girişinde iki yabancı gören Başparmak, Brr! diyerek ata seslendi. Şaşkınlıkla durumu izleyen adamlardan biri Bu da ne demek? Yolda tek başına ilerleyen bir araba ve kimden geldiği görünmeyen bir ses dedi. Diğeri ise Burası hiç tekin değil, bence arabayı izleyelim, bakalım nereye gidiyor dedi. Derken, araba ormanın içinde odunların yığılı olduğu yerde durdu. Babasını gören Başparmak seslendi, Baba gördün mü, işte arabayı getirdim. Beni artık aşağı indir! Gülümseyerek gelen babası bir eliyle atı tutup, diğer eliyle de saman çöpünün üzerinde oturan oğlunu aşağı indirdi. Arabayı izleyen yabancılar bu durum karşısında şaşkınlıktan ne söyleyeceklerini bilemediler. İçlerinden biri, diğerine İyi dinle, bu ufaklık bizim şansımızı döndürebilir. Bu küçüğü alıp para karşılığında büyük şehirlerde halka izletiriz. Onu satın alalım dedi. Bu konuşmaları duyan Başparmak ise babasının kulağına Beni onlara ver baba, nasıl olsa ben geriye dönerim şeklinde fısıldadı. Oğlunu dinleyen adam iyi miktara Başparmağı yabancılara sattı. Yabancılar çocuğa Nerede oturmayı istersin diyerek sordular. Başparmak ise Beni şapkanızın kenarında oturtun. Hem oradan bazen aşağı iner, çevreyi izlerim hem de düşmem dedi. Yabancılar çocuğun dediğini yaptılar, babası ile vedalaşan Başparmak yabancılarla yola koyuldu. Bunun üzerine adam şapkasını çıkardı ve yol kenarına bıraktı. Başparmak birden şapkadan sıçrayarak tarlaya girdi ve gördüğü bir fare yuvasına dalıverdi. Beyler size iyi akşamlar artık yolunuza bensiz devam edeceksiniz diye gülerek adamlara seslendi. Adamlar fare yuvasını sopalarla eşeledilerse de faydası olmadı. Başparmak çoktan yuvanın derinliklerine inmişti. Adamlar akşam olduğu için elleri boş ve öfkeli şekilde yola koyuldular. Adamların ayrıldığını anlayan Başparmak ise yuvadan çıktı ve kendi kendine Karanlıkta dolaşmak tehlikeli diye söylendi. Dikkatlice bak, sesin geldiği yerde beni bulursun diye cevapladı ufaklık. İki hırsız sonunda başparmağı buldu ve onu havaya kaldırdılar. Hey şu bacaksıza bak, sen bize nasıl yardımda bulunacaksın ki? diye sordular. Derken Başparmak ile hırsızlar papazın evine geldiler ve ufaklık odaya daldı. Sonrasında ise var gücü ile bağırarak Ne isterseniz burada var! diye haykırmaya başladı. Sesten irkilen hırsızlar Yavaş konuş be çocuk! Herkesi uyandırmak mı istiyorsun diye seslendiler. Ancak Başparmak sanki onları anlamamış gibi davranmaya devam ederek Ne istemiştiniz? Buradakilerin hepsini mi? diye yeniden bağırdı. Bunun üzerine Başparmak tüm gücü ile bağırarak, Ne istiyorsanız vereceğim, ellerinizi uzatın diye haykırdı. Başparmak samanlıkta kendine yatacak bir yer hazırladı. Şimdi uyuyacak ve sabah olduğunda anne ve babasının yanına tekrar geri dönecekti. Ancak beklenenler hiç de öyle olmadı. Gün ağarmasına yakın aşçı kadın, yatağından kalkarak hayvanlara yem vermek amacı ile samanlığa gitti ve içinde ufaklığın da uyuduğu biraz saman aldı. Başparmak öylesine derin bir uykuda idi ki olanları fark edemedi. Uyandığı esnada artık geviş getirmekte olan bir ineğin ağzındaydı. Bu esnada aşçı kadın ise ineği sağıyordu. Sesi duyunca, ortada kimse olmamasından ve sesin de dün gece duyduğu ses olduğunu anlamasından dolayı o kadar çok korktu ki, oturduğu yerden kayarak tüm sütü döktü. Korkuyla ve heyecanla efendisinin yanına koşan kadın Aman Tanrım! neler oluyor, papaz efendi inek konuşmaya başladı diyerek haykırdı. Çıldırdın mı kadın sen! diyen papaz ne olduğunu anlayabilmek için samanlığa gitti. İçeriye adımını atmıştı ki, ufaklık yeniden Taze yem atmayın artık bana! diye haykırmaya başladı. Duyduğu sesten dolayı çok korkan papaz, ineği cin tarafından çarpıldığını ve öldürülmesinin lazım olduğunu söyledi. Filanca çıkmaza girdiğinde birinciyi geç, ikinci ev. O evde butlar, sucuklar, pastalar... Ne kadar istiyorsan o kadar ye diyerek kendi evinin yolunu tarif etti. Kurt yiyecek hayali ile ne deniliyorsa onu yaptı ve gece vakti çıkmaz sokağa da girerek tarif edilen evi buldu. Evin ambarında bulduğunu yemeye başladı. Karnı iyice doyunca oradan çıkmak istedi. Ancak karnı öylesine çok şişmişti ki, olduğu yerden hareket edemedi. Başparmak'ın da hesabı buydu. Kurdun midesinde hoplayarak avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Babasının sesini duyan Başparmak, bağırarak Ben buradayım babacığım, kurdun midesinde! Oğlunun sesini duyan babası sevinç içerisinde Şükürler olsun Tanrım, ufaklığı bulduk diyerek karısına tırpanı bırakmasını işaret etti ve baltayla kurdun kafasına vurarak öldürdü. Daha sonra bıçakla midesini keserek Başparmak'ı kurtardılar. Ah evladım, o kadar çok merak ettik ki seni! dedi sevinçle babası. Anne ve babası da Biz de artık seni dünyalar kadar altına bile değişmeyeceğiz! diyerek koklayıp öptüler. İyi geceler birtanem, seni çok seviyorum. Bensiz uyuyamayan Tubişim(22) benden uzakta olduğu için telefonla masal okuyorum ve her defasında uyuyor. Çoğu zaman bir kaç masal okuyup uyutuyorum bir tane ile geçiştirmiyorum çünkü yalnız yaşadığı için biricik sevgilim gündüz olana kadar uyanmasını istemiyorum. Derin uykulara dalarken sen ben seni çok seviyorum. İyi ki varsın ve iyi ki benimsin. 19 yaşında benden 1463km uzakta olan sevgilimi her gece bu siteden masal okuyarak okutuyorum yıllar sonra belki de yanında sana masallar okumak dileğiyle sevgilim. Bibanemi bugün bu masalla uyuttum. Şu an telefondan nefes seslerini dinliyorum. Umarım bir gün yanımdayken de okurum sana çeşit çeşit masallar sevgilim, uyursun da seni izlerim. Sana çok aşığım ve seni her şeyden çok seviyorum. Hep ol! Masalları okuduktan sonra o güzel nefes sesini duymak uyuduğunu bilmek çok hoş ve huzur verici.🤍 Keşke yanında olup sarılarak uyutabilseydim ama o günlerde gelecek inşallah. Iyi uykular birtanem, seni seviyorum. Ben 29, arkadaşım 31 yaşında. Onu masal okuyarak uyuttum. Saat gece 2:23. Çok kötü bir gün geçirdi. Heidi Ra kurşun asker ve parmak çocuk okudum. Canım sevgilim, bugün 25 kasım 2023,ağrıdan kıvranırken 3000 km uzaktan sana bu masalı okuyarak iyi gelmeye çalışıyorum. elbet geçicek bugünler ve kim bilir belki 2 yıl sonra bu zamanlar hemen yanıbaşından okuyacağım sana bu masalı... aycoreğin."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pasta-canavarinin-sirri-masali/", "text": "Bir zamanlar, tatlıların ve lezzetli pastaların büyülü dünyasında yaşayan sevimli bir bebek vardı. Bu bebek, adı Elif olan tatlı bir kızdı. Elif'in en sevdiği şeylerden biri, annesinin mutfakta yaptığı nefis pastalardı. Ancak bir gün, Elif ve oyuncakları, mutfakta yaramazlık yapmaya karar verdiler ve bu yaramazlık onları unutulmaz bir pasta yapma macerasına sürükledi. Elif'in oda arkadaşları, rengarenk oyuncaklarıydı. En yakın dostları Prenses Prensesi, Şeker Tavşanı ve Marmelat Ayısı'ydı. Bir gün, Elif ve arkadaşları mutfakta gezerken büyük bir kutunun içinde rengarenk malzemeler buldular. Bu malzemeler, pastaların ve tatlıların yapımında kullanılan her şeydi: un, yumurta, süt, şeker ve lezzetli meyveler. Prenses Prensesi, Neden kendi pastamızı yapmayı denemiyoruz? diye sordu. Elif ve diğer oyuncakları hemen bu fikre bayıldılar. Ancak pastaları sadece yapmakla yetinmeyeceklerdi, onu süslemek ve en güzel pastayı yapmak istiyorlardı. Elif ve arkadaşları, pastayı yapmaya başladılar. Önce büyük bir karıştırma kabını buldular ve içine unu koydular. Sonra yumurtaları kırıp eklediler ve tüm malzemeleri karıştırmaya başladılar. Karışım pürüzsüz ve yumuşak hale gelinceye kadar çalıştılar. Şeker Tavşanı, Tatlılık için biraz daha şeker eklemeliyiz! dedi ve şekerleri kabın içine serpti. Elif ve arkadaşları, tatlılığın tadını aldıktan sonra, karışımı fırın kabına döktüler. Ardından fırını önceden ısıttılar ve pastalarını içine yerleştirdiler. Ancak iş bitmemişti. Elif ve arkadaşları pastalarını daha da özel yapmak istediler. Marmelat Ayısı, meyve dolgusu yapmaya karar verdi ve rengarenk meyveleri kesmeye başladı. Prenses Prensesi, pastayı süslemek için renkli şekerlemeler buldu ve şekil verdi. Şeker Tavşanı ise pastanın üzerine pudra şekeri serpti. Fırından çıkan pasta muhteşem kokuyordu. Elif ve arkadaşları, pasta soğurken sabırsızlanıyorlardı. Nihayet pastanın soğuduğunu gördüler ve bir dilim kestiler. İlk ısırıkta, lezzet patlaması yaşadılar. Pastalarının ne kadar lezzetli olduğunu gülerek birbirlerine anlattılar. Ancak tam o sırada mutfakta garip bir şey oldu. Pastadan sıyrılan bir dilim uçtu ve kayboldu. Elif ve arkadaşları kafalarını çevirip baktılar, pastalarının parçaları kendi kendine dans etmeye başlamıştı! Elif, Sanırım pastamız canlanmış gibi görünüyor! dedi. Prenses Prensesi, Eğer pasta canlanmışsa, onunla arkadaşlık yapmalıyız! diye ekledi. Ve böylece, Elif ve arkadaşları, canlanmış pasta dilimleriyle eğlenceli bir maceraya başladılar. Pastalar, Elif ve arkadaşlarına nasıl eğlence yapılacağını öğretti ve onları tatlı bir sürprizle ödüllendirdi. Elif ve arkadaşları, pastalarının sırrını çözdüler ve mutluluğun ve lezzetin paylaşmakla daha tatlı olduğunu öğrendiler. Bu unutulmaz maceradan sonra, her zaman birlikte pastalar yapmaya ve onları sevdikleriyle paylaşmaya karar verdiler. Ve bu şekilde, Elif ve arkadaşları için her pasta yapma macerası bir ömür boyu sürecek bir eğlence haline geldi. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pastaci-susi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Gökkuşağı ormanın da yetenekli sevimli güler yüzlü yardımsever bir Bayan Suşi varmış. Arkadaşları tarafından çok seviliyormuş. Suşinin turuncu renkte havuca benzer çok şirin ve tertemiz bir evi varmış. Suşi pasta yapmayı çok severmiş. Bazen yapar arkadaşlarıyla paylaşırmış bazen de yapar kasaba da pazarda satarmış. En güzel en mis kurabiyeler Suşideymiş. Parası olmayan akıllı bıdıklara da öylesine kurabiye verirmiş. Ama son zamanlarda yolunda gitmeyen bir şeyler olmuş. Suşi kurabiyelerini yapıp içeri dinlenmeye gidince, kurabiyeleri eksiliyormuş. Bu durum Suşinin hiç hoşuna gitmemiş. Hırsıza ders vermeye karar vermiş. Ve hazırlıklara başlamış. Şimdiye kadar yaptığı pastaların en güzelini en gösterişli olanını yapmaya başlamış. Ve kocaman rengarenk bir mum koymuş pastanın en üstüne. Pastanın bütün gizemi de bu mumdaymış. Suşi pastayı bitirdikten sonra yola koyulmuş sepeti de oldukça süsleyip göze çarpmasını sağlamış. Daha orman yolunda yürümeye başlamış sepetle beraber. Ve kendi kendine ne de olsa hırsız bu sepeti görecek ve yaptığım büyük plan ona büyük bir ders olacak diye diye yürümeye devam etmiş. Hırsız tilki, Suşi Hanımın peşine düşmüş pastanın kokusu beynine kadar gidiyormuş. Karnı açlıktan gurur gurur gurulduyormuş. Ve sinsi bir şekilde Suşi Hanıma yaklaşmaya başlamış. Hırsızlık kötü bir şey. Hiç kimsenin eşyasını izinsiz almamalıyız. Bunun kesinlikle bir mazereti yoktur ve her kötülüğün mutlaka bir cezası olur. Hırsız tilki uygun bir zamanı kollamaya başlamış. Suşi hanım tilkiyi fark etmiş ama görmemezlikten gelmiş. Tilki sepeti yakalar yakalamaz hızla koşup ormanın içine doğru sepetle beraber kaçmış. Başına gelenleri görünce bir daha hırsızlık ne demekmiş anlayacaksın demiş. Kendini kurnaz sanan hırsız tilki, bir ağacın altında oturup sepeti açmaya başlamış. Ve o gösterişli mumu görmüş ve onu da pastanın üzerine koymuş. Suşi hanım ise onu gizliden izliyormuş. Büyük bir zevkle mumu yakan tilki boooom diye bir sesle kendini ağaçların üstünde bulmuş yüzü gözü ağzının çevresi pasta kremasıyla dolmuş. Tilki çok utanmış ve yaptığından pişman olmuş. Suşi hanımdan özür dilemiş. Tilki kardeş eğer canın çektiğinde benden isteseydin ben mutlaka sana da verirdim buna inan. Eğer canının istediği bir şey olursa ya satın alırsın paran da yoksa rica edip istemelisin demiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Her gün bir masal istiyorum. Her gece sayfayı açıyorum ve aşağılarda aramadan ilk masal olarak okuyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pastel-ile-kivi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde iken küçük bir kulübede yaşayan pastel ve kivi kardeşler oyun oynamayı çok severmiş. Oyunlarında birbirinden farklı oyuncaklarla eğlenirlermiş. Babaları marangozmuş. O yüzden çok güzel oyuncalar yaparmış. Bir gün yine oyuncakları ile oynamak için bahçeye çıktıklarında küçük bir ayı görürler. Ayı kardeş şirin mi şirin tatlı mı tatlıydı. Kardeşler bu ayıya yaklaşmaya karar verir. Yanına giderek ona dostça yaklaştıklarını söylerler. Ayı kardeş çok korkar. Ama o da yeni arkadaşlar edinmek ister. Bu yüzden pastel ve kivi kardeşlerin oyun istediğini kabul eder. Pastel ve kivi kardeşler ayı kardeşle oyunlar oynarken en sevdiği oyuncaklarını gösterirler. Ayı kardeş bu oyuncakları çok sever. Oynamak için bir tanesini eline alır. Oyuncağı tutar tutmaz bir anda yere düşer ve oyuncak kırılır. Pastel ve kivi kardeşler ağlamaya başlar. Çok sevdikleri oyuncaları ayı kardeş yüzünden kırılmıştır. Ağlama seslerini duyan anneleri çocukların yanlarına gelir ve onları teselli eder. Ayı kardeş ise çok pişmandır. Oradan sessizce uzaklaşır. Kardeşlerden biri bir daha ayı kardeşi görmek istemediğini söyler. Fakat çocukların anne ve babası bu tavırlarının yanlış olduğunu belirtir. Ayı kardeş ona hep iyilik yapan ve karnını doyuran kardeşlere karşı çok mahcuptur. Bir gün ormanda gezerken onlar için çiçekler toplamaya karar verir. Ayı kardeş toplayabildiği tüm çiçekleri kardeşler için çok güzel bir buket yapmıştır. Bir gün kulübeye doğru giderken kardeşlerden özür dilemek ve onlardan af istemek için heyecanla adımlarını attı. Tam kulübeye yaklaşmışken büyük bir acıyla bağırdı. Ayı kardeşin ayağına kapan girmişti. Kardeşler ve ailesi ayının acı seslerini duydu. Sonra hemen yanına koştu. Pastel ve kivi kardeş ayının can çekiştiğini görünce hiç vakit kaybetmedi. Kardeşlerin babası gelerek ayıyı kurtardı. Hemen kulübeye götürdüler. Sonra ayıya günler boyunca baktılar. Ayı iyileşti ve çocuklar ayıdan özür diledi. Ayı kardeşte çocuklardan özür dileyerek bir daha asla oyuncakları kırmayacağını söyledi. Çocukların babası ise çocuklarını karşısına alıp onlarla konuştu. Ayı kardeşin gücü çocukların gücünden daha fazlaydı. Bu sebepten dolayı çocukların oyuncakları ayının elinde hemencik kırılıverdi. Çocuklar bu durumu anladıklarında ayı kardeş için babalarından yeni bir oyuncak istediler. Hem çocuklar için hem de ayı için oyuncaklar yapan yetenekli baba herkesin mutlu olmasını sağladı. Çocuklar ayı kardeşleriyle bir ömür boyu mutlu yaşadılar. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pelin-in-hayal-dunyasi-masali/", "text": "Bir zamanlar uzak diyarlarda Pelin isminde çok tatlı bit kız çocuğu yaşıyormuş. Hayal kurmayı i kadar çok severmiş ki hayalsiz tek bit günü olmaz ve hep bu şekilde zaman geçirirmiş. Özellikle geceleri yatmadan önce kurduğu hayaller çok mutlu ediyormuş m sabah uyandığı zaman, tekrar hayallerine devam ediyormuş. Kendine ait hayal dünyası çok geniş ve garipmiş. Rengarenk anlar yaşarmış. Bir gün yine yatağına yatmış ve hayaller kurmaya başlamış. Hayalinde çok ünlü bir şarkıcı olmuş. Herkes ondan bahsediyor ve onu tanıyormuş. Konserler veriyor, enstrümanlar çalıyormuş. Bir sürü seveni varmış. Uyandığında hayalinin gerçek olmayışı onu biraz üzse de hayaline akşam devam etmek istiyormuş. Pelin gerçek bir sanatçı olmayı çok istiyor ama ailesi bu duruma hiç sıcak bakmıyormuş. Derslerin önemli olduğunu ve sürekli ders çalışması gerektiğini söylüyorlarmış. Pelin' in hayallerinde is hep sanatçı olmak varmış. Yine bir gün Pelin hazırlanmış ve okula gitmek için, servise binmiş. Yaklaşık yarım saat sonra okulda olacakmış. Bu süreç içinde o çok sevdiği hayale devam etmek istemiş. Yarım saatte ne kadar çok hayal kuracağını düşünmüş. Hemen aklına dün nerede kaldığı aklına gelmiş ve o hareketli hayatın içine tekrar girmiş. Her türlü enstrümanı çalıyor, albümleri satıyor ve yurtdışı konserleri veriyormuş. Tam olarak bir yıldız olmuş ve herkes ondan imza istiyormuş. Servis okula gelmiş ve Pelin inmiş ve derse girmiş. İlk ders müzik dersi olduğu için çok heyecanlıymış. Öğretmen gelene kadar hemen hayallere dalmış ve öğrencilere bir şeyler öğrettiğini, keman çaldığını düşünmüş. Gerçekte her şey farklıymış. Bu alana çok fazla ilgisi olup, kimseye söylemiyormuş. Bu da onun üzülmesine sebep oluyormuş. Bir gün cesaret Edip müzik dersinde bir şarkı söylemek istemiş ama çok da başarılı olamamış. Aradan uzun yıllar geçmiş. Pelin büyümüş ve çok iyi bir doktor olmuş. İçindeki sanatçı ruhu hep yaşıyor hiç bitmiyormuş. İçindeki bu ukde ile çok uzun yıllar yaşamış. Biraz yaşlandığı zaman, ekşi günleri küçük bir tebessüm ile hatırlıyormuş. Çok başarılı bir doktor olmuş ve evlilik yapmış. Bu evlilikten bir çocuğu olmuş. Çocuğuna çok önem veriyor, hayalleri ne ise o yöne gitmesi için, teşvik ediyormuş. Her insanın mutlaka hayalleri vardır. Hepsine kavuşmak bazen mümkün olmaz. Hayaller için uğraş vermek gerekir. Pelin bir sanatçı olmayı sadece hayallerinde istediği için gerçek olmadı. Eğer bunu gerçekten istese mutlaka yapardı. Pelin o günden sonra çocuğu için birbirinden farklı müzik dersleri aldırmaya başladı. Çocuğu birçok enstrüman çalıyor, müziği çok seviyordu. Bu da Pelin' i bu hayatta en mutlu eden şeylerden biriydi. Kendi hayalini çocuğunda görmek, onu yaşamı boyunca hep mutlu etti. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/peri-bahcesindeki-surpriz-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, küçük bir çocuk olan Elif, büyük bir ormanın kenarında yaşardı. Her gün ormanda oynamaktan büyük bir keyif alırdı. Ormanın derinliklerinde keşfedilmemiş yerler olduğunu biliyordu, ama en çok merak ettiği yer peri bahçesiydi. Bu bahçe hakkında efsaneler anlatılırdı. Kimileri, bahçenin büyülü sürprizlerle dolu olduğunu söylerdi. Bir sabah, Elif gözlerini açtığında, penceresinin dışında muhteşem bir ışık parıltısı gördü. Hemen aşağı koştu ve ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye başladı. Gittikçe büyüyen ışık parıltıları, ona peri bahçesine doğru rehberlik ediyordu. Sonunda, gizemli bir açıklığa vardığında, Elif gözlerine inanamadı. Önünde uzanan manzara, en çılgın hayallerini bile aşmıştı. Büyük, rengarenk çiçekler, inci gibi parlayan nehirler ve en önemlisi, minik perilerin dans ettiği bir yerdi. Bu peri bahçesiydi, tüm güzellikleri ve sürprizleriyle. Elif, bu büyülü dünyaya adım attığında, minik periler onu büyük bir sevinçle karşıladı. Onlarla dostça tanıştı ve peri bahçesinin sırlarını öğrenmeye başladı. Periler, ona bahçenin tüm canlılarına nasıl yardım edebileceğini ve doğayla uyum içinde nasıl yaşanacağını öğrettiler. Peri bahçesinde her gün yeni bir sürpriz vardı. Çiçeklerin melodik şarkıları rüzgarla birleşerek büyülü bir müzik oluştururdu. Elif, bu müziği dinlerken gözlerini kapatır ve kendini rüya gibi bir dünyada hissederdi. Peri bahçesinin sırları, her adımda ona daha fazla gizem sunuyordu. Bir gün, peri kraliçesi, Elif'i özel bir görevle görevlendirdi. Ormanın derinliklerindeki büyük bir ağacın altında, sihirli bir anahtarın olduğunu söyledi. Bu anahtarın, peri bahçesinin en büyük sırrını açacağını söyledi. Elif, sevinçle göreve başladı ve ormanın en gizli köşelerini keşfetmeye başladı. Yavaşça, peri bahçesine doğru olan yolunu buldu. Anahtarın gizlendiği yerdeki ağaç, büyük ve eskiydi. Elif, ağacın köklerinin arasında anahtarı buldu ve peri bahçesine geri döndü. Peri kraliçesi, anahtarın büyülü kapının kilidini açacağını söyledi. Büyülü kapının ardında, daha önce hayal bile edemeyeceği kadar büyük bir sürpriz vardı. Bir çiçek denizi içinde yüzen iri bir kuğu vardı ve bu kuğu, peri bahçesinin en büyük sırrını taşıyordu. Kuğu, tüm hayvanların ve bitkilerin bir arada yaşadığı bir uyum dünyasının kapısını açtı. Elif, peri bahçesinin sırlarını ve büyüsünü herkese açıklamadı, ancak bu deneyimi onun için bir ömür boyu süren bir hazine oldu. Artık ormanın sakinleri ve periler arasında bir bağ vardı ve Elif, her gün peri bahçesini ziyaret ederek bu bağı güçlendirmeye devam etti. Elif, hayatının sonuna kadar peri bahçesinin güzelliklerini ve sırlarını korumaya yardım etti ve herkesin doğayla uyum içinde yaşayabileceğini öğretti. Bu, onun ve peri bahçesinin unutulmaz bir hikayesi olarak ormanın tüm sakinleri arasında anlatıldı. Ve bu hikaye, doğanın güzelliğini ve insanların doğayla nasıl uyum içinde yaşayabileceklerini öğreten bir öykü haline geldi. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/peri-bella-ve-peri-kralligi-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar uzun ağaçların arasında yer alan küçük bir köyde Elif adında küçük bir kız yaşardı. Elif etrafındaki dünyayı keşfetmeyi seven meraklı ve yaratıcı bir çocuktu. Bir gün arka bahçesinde oynarken çalıların altına gizlenmiş küçük bir kapı keşfetti. Heyecanla dolu Elif diz çöküp anahtar deliğinden baktı. Şaşırtıcı bir şekilde renkli çiçekler parıldayan kelebekler ve pırıl pırıl akarsularla dolu göz kamaştırıcı bir dünya gördü. Daha önce gördüğü hiçbir şeye benzemeyen büyülü bir dünyaydı. Elif tereddüt etmeden kapıyı dikkatlice açtı ve güzel diyara girdi. Büyülü ormanda dolaşırken yumuşak bir çınlama sesi duydu. Sesin ardından Bella adında küçük bir periye rastladı. Bella Peri Krallığı'nın koruyucusu olduğunu ve dilekleri gerçekleştirme gücüne sahip olduğunu açıkladı. Elif'in gözleri heyecanla parladı ve hemen Kayıp oyuncak ayımı bulmama yardım eder misin? diye sordu. Bella başını salladı ve Elif'in üzerine bir avuç parıldayan peri tozu serpti. Gözlerini kapat ve bir dilek tut diye fısıldadı. Elif gözlerini sıkıca kapattı ve elinden geldiğince sert düşündü sevgili oyuncak ayısını bir kez daha kollarında hayal etti. Gözlerini açtığında tam yanında oturuyordu! Elif sevinçle bağırdı ve Bella'ya kocaman sarıldı. O günden sonra Elif ve Bella en iyi arkadaşlar oldular. Günlerini perilerin büyülü dünyasını keşfederek orman hayvanlarıyla çay partileri yaparak ve gittikleri her yere mutluluk yayarak geçirdiler. Yıllar geçtikçe Elif yaşlandı ama Bella ile yaşadığı harika maceraları asla unutmadı. Artık perileri göremese de büyüyü kalbinde taşıyordu. Küçük kızın ve perinin hikayesi hayal gücünün gücüne ve dünyada var olan büyüye inananların anılarında yaşamaya devam etti. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/peri-koyu-macerasi-masali/", "text": "Bir zamanlar, büyük bir ormanın derinliklerinde, insan gözüyle görünmeyen bir peri köyü vardı. Bu köy, büyülü yaratıkların ve peri prensesinin yaşadığı bir dünyanın kapılarını aralıyordu. Ancak bu gizemli köye erişmek, sadece kalbi saf ve iyilik dolu bir kişinin başarabileceği bir görevi gerektiriyordu. Küçük bir köyde yaşayan bir çocuk olan Elif, doğa ve masallarla büyümüştü. Ormanın büyülü çağrısını her zaman içinde hissederdi. Bir gün, ormanın derinliklerine doğru yürürken, kristal parıltılarının izini sürdü. Parıltılar, onu peri köyünün gizli kapısına götürdü. Elif, gizemli kapıyı geçtiğinde, gözlerine inanamadı. Önünde, rengarenk çiçeklerle süslü minik evlerin ve ışıldayan peri yaratıklarının olduğu bir köy vardı. Köyün ortasında zarif bir peri prensesi, Elif'i sıcak bir gülümsemeyle karşıladı. Adı Aurora'ydı. Aurora, Elif'e peri dünyasının güzelliklerini ve sırlarını öğrenmesine izin verdi. Elif, peri köyünün sihirli çiçeklerini, şelalelerini ve tılsımlı ormanlarını keşfetti. Periler, doğayla uyum içinde yaşamanın ve onu korumanın ne kadar önemli olduğunu öğretti. Bir gün, peri köyünü tehdit eden bir karanlık güç belirdi. Aurora, Elif'e peri köyünü ve tüm peri yaratıklarını korumak için yardım etmesini istedi. Elif, cesaretiyle ve kalbinin iyiliğiyle bu görevi kabul etti. Aurora, Elif'e büyülü yeteneklerini öğretti. Birlikte, karanlık gücü yenmek için planlar yapmaya başladılar. Elif, doğanın gücünü çağırarak peri köyünü koruma büyüsü öğrendi. Aurora ise sihirli bir kalkan yarattı. Karanlık gücün geldiği gün, peri köyünü korumak için savaşa girdiler. Elif ve Aurora, birlikte çalışarak karanlık gücü geri püskürttüler. Karanlık güç, peri dünyasından çekilmek zorunda kaldı ve peri köyü tekrar güvenli hale geldi. Peri köyünün güvenliğini sağlayan Elif, peri prensesi Aurora ile birlikte büyük bir kahraman ilan edildi. Elif, peri dünyasının güzelliklerini ve sırlarını öğrenmenin yanı sıra, dostluk ve cesaretin gücünü de keşfetti. Sonunda, Elif insan dünyasına geri döndü, ama peri köyünün sırları ve peri prensesi Aurora ile yaşadığı dostluğu her zaman kalbinde taşıdı. Onun macerası, insanlar ve doğa arasındaki uyumun ve sevginin gücünü kutlayan bir masal haline geldi. Ve her gece, yıldızların altında, Elif, peri köyünün güzelliklerini ve peri prensesi Aurora'nın dostluğunu hatırladı. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/peri-tozunun-seruveni-masali/", "text": "Bir zamanlar, dünyanın en büyülü köşesinde, periler ve sihirli tozlarla dolu bir orman vardı. Bu ormanın adı Peristan idi ve sadece çocukların hayal dünyasının derinliklerinde yer alırdı. Ancak bir gün, bu büyülü dünyanın kapıları açıldı ve bir bebek olan Ela, peri tozu sayesinde hayatın büyülü tarafını keşfetti. Elanın dünyasında her şey sıradan ve normaldi, ta ki o büyülü geceye kadar. Ela, yatağında uykuya daldığında, rüyalarında sihirli bir ormanda buldu kendini. Bu ormanda, rengarenk çiçekler açıyor, şelalelerin suyu pembe ve yeşil renkte akıyordu. Ela, bu güzel dünyada dolaşırken birdenbire bir grup neşeli peri tarafından karşılandı. Perilerin her biri farklı renklere bürünmüştü ve her biri farklı bir sihirle doluydu. Sarı peri, güneş ışığını taşıyor ve etrafına parlak bir ışık saçıyordu. Mavi peri, denizin dalgalı sesini getiriyor ve etrafındaki havayı serinletiyordu. Yeşil peri, bitkilerin büyümesini hızlandırıyor ve çiçeklerin kokusunu yayıyordu. Bu periler, Ela'ya Peristan'ın sihrini anlatmaya başladılar. Anlattıkları, bu büyülü dünyanın tüm canlıları üzerinde nasıl olumlu etkiler yarattığını ve insanların hayatına neşe ve coşku kattığını açıklıyordu. Periler, dünyalarını paylaşmanın ve doğayı korumanın önemini vurguladılar. Ardından, periler Ela'ya özel bir hediye verdiler: peri tozu. Bu toz, insanların Peristan'a giriş yapmasına ve sihirli dünyanın güzelliklerini deneyimlemesine yardımcı olacaktı. Ela, tozu ellerinin arasında tuttuğunda, büyülü bir hisle dolmuştu. Ela, her gece rüyalarında Peristan'a geri dönüyordu. Peri tozunu kullanarak, peri dünyasını ziyaret etmenin keyfini çıkarıyordu. Her ziyaretinde, farklı peri dostlarıyla tanışıyor ve farklı sihirlerin gücünü deneyimliyordu. Kırmızı peri, ateşli bir gösteri düzenliyor ve alevlerin dansını sergiliyordu. Turuncu peri, gökyüzünü renklendiriyor ve muhteşem bir gün batımı yaratıyordu. Pembe peri, kuşlara şarkı söyletiyor ve melodilerin büyüsünü sunuyordu. Peristan'ın her ziyaretinde Ela, peri tozunu kullanarak peri dünyasının güzelliklerini daha da derinlemesine keşfetmeye devam ediyordu. Her deneyim, Ela'nın dünyayı ve doğayı daha fazla takdir etmesini sağlıyordu. Bir gün, Peristan'da bulunan en büyük peri ağacının yanında durdu. Bu ağaç, tüm perilerin enerjisini topladığı ve doğaya enerji verdiği bir yerdi. Ela, peri tozunu ağacın köklerine serpti ve derin bir nefes aldı. Aniden, ağaç ve ormanın tüm enerjisi Ela'ya aktı. Ela, peri tozunun gücü sayesinde insan dünyasına geri döndüğünde, büyülü bir hisle doluydu. Artık dünyayı daha fazla takdir ediyor, doğayı korumak için elinden geleni yapıyordu. Peristan'ın güzelliklerini ve peri tozunun sihrini paylaşarak, etrafındaki insanları da bu büyülü dünyanın bir parçası haline getirdi. Ela'nın Peristan'daki serüveni sona erdi, ama bu macera ona büyülü bir bakış açısı kazandırdı. Artık, doğanın güzelliğini ve sihrini her yerde görebiliyordu. Ve her zaman hatırladı ki, doğayı korumak ve güzellikleri paylaşmak, gerçek bir peri gibi davranmanın anahtarıydı. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/perilerin-savasi-masali/", "text": "Perilerin savaşı masalı çok ama çok eski zamanlara dayanırmış. Kimilerine göre bu bir masal değilmiş. Bizzat yaşanmış. Efsaneye göre bu periler hala aramızda yaşıyormuş Bir zamanlar iyilik ve güzellik dolu periler yaşıyordu. Bu periler, doğanın koruyucuları ve insanların kalplerine sevgi saçan sihirli varlıklardı. Ancak bir gün, karanlık güçlere sahip kötü periler ormana saldırdı ve perilerin savaşı başladı. Doğanın güzelliklerini ve insanların mutluluğunu korumak için mücadele eden iyi periler, karanlık güçlere sahip olan kötü perilerle karşı karşıya geldi. Ormanın huzurunu ve sihirli güzelliklerini korumak için savaştılar. Savaşta, iyi perilerin lideri olan Zümrüt Kanatlı Peri ve kötü perilerin lideri olan Kara Büyücü Peri karşı karşıya geldi. Zümrüt Kanatlı Peri, kalbi saf ve sevgi dolu bir liderdi. Kara Büyücü Peri ise kin dolu ve kötülüğün etkisinde olan biriydi. Perilerin savaşı, ışıltılı ve güçlü büyülerle dolu bir mücadeleye dönüştü. Zümrüt Kanatlı Peri, insanların kalplerindeki sevgiyi ve iyiliği güçlendiren büyüleri kullanırken, Kara Büyücü Peri ise karanlık büyüleriyle doğanın güzelliklerini yok etmeye çalıştı. Ancak Zümrüt Kanatlı Peri, arkadaşlarının ve doğanın gücünü arkasına alarak cesurca savaşmaya devam etti. Kalbindeki sevgi ve iyilik, ona güç veriyordu. Diğer periler de ona destek oluyor ve birlikte güçlerini birleştiriyorlardı. Sonunda, iyi perilerin kararlılığı ve sevgi dolu kalpleri, kötü perilerin karanlık güçlerini yendi. Kara Büyücü Peri, karanlığa geri çekildi ve ormandan uzaklaştı. İyi periler bu galibiyeti tam 3 gece 3 gün ara vermeden kutladılar. Bu galibiyet asla unutulmayacaktı çünkü anlamı çok büyüktü. Perilerin savaşı sona erdiğinde, ormanın huzuru ve güzellikleri yeniden geri döndü. Zümrüt Kanatlı Peri ve arkadaşları, doğanın koruyucuları olarak insanların ve diğer canlıların mutluluğunu ve güvenliğini sağlamak için varlıklarını sürdürdüler. Perilerin Savaşı, iyilik ve kötülük arasındaki mücadeleyi anlatan ve sevgi dolu kalplerin gücünü vurgulayan masalsı bir hikaye olarak günümüze kadar geldi. Zümrüt Kanatlı Peri ve arkadaşlarının cesareti ve dayanışması, masal ülkesinde efsanevi bir hikaye olarak sonsuza kadar yaşayacaktı. Daha Fazla Masal İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/peter-pan-masali/", "text": "Eski zamanlarda Londra'da yaşayan Darling ailesi varmış. Darling ailesinin çocukları arasında Michael, John ve Wendy varmış. Wendy ailenin en büyük kızlarıymış. Wendy kardeşlerine çok düşkün ve sevgi dolu bir kızmış. Kardeşlerine yalnız kaldıkları zaman gözü gibi bakar ve korurmuş. Çocukların bakımı için bir dadıları varmış. Bu dadı oldukça büyük olan Newfoundland'a özgü bir köpekmiş. Bu büyük fakat bir o kadar muhteşem dadı olan köpeğin adı Nana imiş. Günlerden bir gün Darling ailesinin ebeveynleri partiye gitmek için hazırlıklara başlamışlar. Çocuklara seslenerek çıkacaklarını söylemişlerdir. Yukarıdan aşağı inen John, Michael ve Wendy annelerine sarılarak yolcu etmiş. Bir zaman sonra çocukların uykusu gelmiş ve odalarında mışıl mışıl uykuya dalmışlar. Tam o sırada çatıdan muhteşem bir ışık düşüvermiş. Işıkla birlikte Peter Pan ve Tinkerbell pencerenin önüne gelmiş. Peter Pan hemen vakit kaybetmeden usulca pencereyi açmış ve eve girmiş. Tinkerbell'e dönerek ses yapmaması gerektiğini söylemiş. Tinkerbell, Peter Pan'a ait olan gögeye ulaşmak için çekmeceyi açmış ve Peter Pan gölgesini gizlendiği yerde yakalamış. Gölgesine bakarak sonunda yakaladım seni diyerek söylenmiş. O kadar fazla uğraşmasına rağmen gölgesini bir türlü bağlayamamış. Wendy ise uyanmış ve olanları hayretle izleyerek Peter Pan'a bakmış. Peter Pan yakalanmanın verdiği heyecan ve korku ile hayıflanmış. Wendy, Peter Pan'a kim olduğunu sormuş ve odalarında ne işinin olduğunu tedirginlikle sormuş. Peter Pan ise hemen kendisini tanıtmaya başlamış ve gölgesini bağlamaya çalıştığından bahsetmiş. Wendy ise ona yardım edebileceğini söylemiş. Bir iğne ve ipliğe ihtiyacı vardı ve gölgeyi dikebileceğini düşündü. Wendy iğne ve iplikle gölgeyi dikerken, Peter Pan ona hayali ülkeden bahsetti. Peter Pan anlatmaya başladı. Peter Pan, Wendy'e hayali ülkeden bahsediyor ve kayıp çocukların orada yaşadığından, kendisinin ise kayıp çocukların lideri olduğundan bahsediyordu. Her çocuğun kayıp olma hikayesi farklıydı. Bu hikayeleri şaşkınlıkla dinleyen Wendy, Peter Pan ile arkadaş oldu. Tinkerbell bu arkadaşları oldukça kıskanmış. Wendy ise Peter Pan'in bahsettiği ülkeyi çok merak etmiş ve kardeşleriyle oraya gidebilmesinin mümkün olup olmadığını sormuş. Peter Pan ise gelmek isteyip istemediğini sormuş. Peter Pan'a göre kardeşlerine orada göz kulak olarak masallar anlatabileceğinden bahsetmiş. Bu sırada Wendy gölgeyi dikmişti ve gölgesinin artık kaçamayacağını söyledi. John ve Michael hala uyuyordu ve Wendy onları uyandırmaya gitmiş. Bu sırada Peter Pan, Wendy'e bu yardımı için teşekkür etmiş ve cevizden bir kolye hediye etmiş. Wendy bu sırada uyandırdığı John ve Michale'i Peter Pan ile tanıştırmış. John ve Michael, Peter Pan'i gördüklerine çok sevinmişler. Üç kardeşte Peter Pan ile yolculuk yapmak için sabırsızlanmışlar. Peter Pan uçmaya hazırlanmış, kardeşler ise uçamayacaklarını söylemiş. Peter Pan inanırlarsa uçabileceklerini söylemiş ve Tinkerbell'den peri tozu istemiş. Tinkerbell önce peri tozu konusunda tereddüt etmiş olsa bile daha sonra peri tozunu serpmiş. Peri tozu ile hep birlikte uçarak yolculuklarına başlamışlar. Yolculuklarına Londra'da bulunan saat kulesini seyrederek başladılar. Yukarıdan bambaşka gözüküyordu ve kısa süre sonra bulutların üstüne çıkmışlardı. Güneş doğuyor ve bulutların üzerinden dünya üzerindeki en büyük binayı görüyorlardı. Yolcukları bir müddet devam ettikten sonra Peter Pan'in bahsettiği hayali ülkeye ulaşmışlar. Manzara muhteşemdi, bulutların üzerine oturup bir müddet manzarayı seyrettiler. Peter Pan, denizkızı gölünü gösterdi. Bir yerden duman yükseliyordu ve Wendy bu dumanın ne olduğunu merak etti. Peter Pan ise yerlilere ait bir kamp olduğunu söyledi. Peter Pan, Wendy'e göstererek, kaptan James kanca ve korsanların yaşadığı gemiyi görmemezlikten gelmemesi konusunda uyardı. Kaptan Kanca Jolly Roger isimli gemide yaşarmış. Peter Pan biraz Kaptan Kanca'dan bahsetmeye başlamış. Kanca'nın; korsanlar arasında yaşamış olan en kötü ve tehlikeli korsan olduğunda n fakat timsahtan korktuğundan bahsetmiş. Wendy nedenini sormuş ve Peter Pan sözlerine devam etmiş. Kaptan Kanca ile bir gün dövüştüğü esnada kılıcıyla Kanca'nın elini kestiğini, bir timsahın elini ısırdığını ve yemek için hızla yakalamaya çalıştığını anlatmış. Timsah sadece kolundaki saati yutmuş ve timsahın midesinden gelen tik tok sesleri ile Kanca timsahın kendisine yaklaştığını anlarmış. Bu sırada Korsanlar dürbün ile etrafı gözlemlerken Peter Pan ve arkadaşlarını görmüş. Hemen Kaptan Kanca'ya haber verdi. Kaptan Kanca ise hızla gelerek inanamadı ve eline dürbünü alarak kendisi baktı. Kaptan Kanca hemen güvertede bulunan korsanlarına talimat vererek Peter Pan'i nişan alarak toplarla vurmasını emretmiş. Kaptan Kanca sürekli Peter Pan'i elinden kaçırdığı için oldukça öfkeliymiş ve bu sefer elinden kaçamayacağını düşünmüş. Olaydan habersiz olan Peter Pan ve arkadaşları birden kendilerine doğru gelen bir top gördüler. Wendy ve kardeşleri bunun oyun amaçlı kullanılan top olduğunu zannetti ve Peter Pan'a oynamayı teklif ettiler. Peter Pan ise onun bir top değil top mermisi olduğunu söylemiş. Peter Pan hemen arkadaşlarına dağılması gerektiklerini söylemiş ve Tinkerbell'den çocukları güvenli bölgeye götürmesini istemiş. Tinkerbell ise hiç hoşlanmadığı Wendy'den kurtulmak için kötülük düşünmüştü. Wendy'e dönerek kalmasını ve döndüğünü kendisini alacağını söylemiş. Wendy ise Tinkerbell'e güvenerek kardeşlerini teslim etmiş. John ve Michael'in elinden tutan Tinkerbell onları hemen sahile indirdi. Wendy bu sırada top mermilerinden kaçmaya çalışıyordu. Peter Pan ise Kaptan Kanca'nın yanına gelmişti. Kanca'ya öfkeli bir şekilde bakarak diğer koluna da kanca isteyip istemediğini sordu. Peter Pan kaçarken Kaptan Kanca'ya yakalamasını söyledi ve Kanca silahını çıkararak ateş etmeye başladı. Peter Pan hızlı şekilde mermilerden kaçmayı başardı. Tinkerbell ise kayıp çocuklardan yardım istedi. Beş kayıp olan çocuk vardı. Bunların ismi Çetin Ceviz, Patron, Sıska, Kıvırcık ve İkizler'di. Tinkerbell çocuklara dönerek Peter Pan'in Wendy isimli bir kuşu öldürmesini istedi yalanını söylemiş. Çocuklar liderleri olan Peter Pan'in verdiği talimat üzerine kuşu vurmak için hedef almışlar. Hepsi birden oklarını Wendy'e doğrultarak Wendy'e doğru fırlatmış. Wendy ise o sırada kardeşlerini ve arkadaşı Peter Pan'i bulmaya çalışıyordu. Patron, Wendy'i tam göğsünden vurmuş ve Wendy çalıların arasına düşmüş. Kayıp çocuklar hızla vurdukları kuşu görmek için koştu ve Tinkerbell'de onlarla birlikte koşmaya başladı. Peter Pan bu sırada Kanca ile kılıç dövüşüne başladılar. O sırada tik tok şeklinde bir saat sesi geldi ve Kanca'nın dikkati dağıldı. Timsah oldukça açtı ve Kaptan Kanca'yı yemek istiyordu. Kaptan Kanca o kadar korkmuştu ki hemen gemiye koşmaya başlamıştı. Wendy ise yerde yatarken kayıp çocuklar onun ne kadar güzel olduğundan bahsediyordu ve Tinkerbell'e dönerek neden öldürmesi gerektiğini söylediği konusunda sorular soruyorlardı. Peter Pan, John ve Michael'in yanına gelerek Wendy'e oku kimin fırlattığını sordu. Tinkerbell hızla ağaca doğru uçtu. Kayıp çocuklar ise Wendy'i öldürmeyi, Tinkerbell'in Peter Pan'dan aldığı talimatı söylemesiyle yaptıklarını söylemişler. Peter Pan, Tinkerbell'e oldukça öfkelenerek bir daha görmek istemediğini söylemiş. Wendy'nin uyanması için gözlerini açmasını isteyen Peter Pan, Wendy'nin göğsüne saplanan oku çıkartmış ve kan olmadığını görmüş. Bu nasıl olur diye düşünürken, Wendy'e hediye ettiği ceviz kolyeye saplandığını fark etmiş. Wendy olayın şokuyla bayılmış ve yavaşça gözlerini açmış. Peter Pan'e her yerde onu aradığını söylenmeye başlamış. Peter Pan'dan bir masal anlatmasını istemiş. Peter Pan masalını anlatmaya başlamış. Günün yorgunluğunun ardından dinlenmişler ve ertesi gün denizkızı gölünü ziyarete gitmişler. Denizkızları çok güzellerdi ve Peter Pan onların arkadaşıydı. O sırada çocuklardan biri bağırmaya başladı. Korsanların olduğunu görünce hemen gizlenmelerini söyledi. Peter Pan ve Wendy korsanlar tarafından bağlanan yerlilerin prensesi Lily'i fark ettiler. Korsanlar Lily'i bir kayanın üzerine bırakmışlar ve bunu gören Peter Pan hemen korsanların yanına giderek Korsan Kanca'nın sesini taklit etmiş. Korsanlara prensesi bir kayanın üzerine bırakmalarını emretmiş ve korsanlar prensesi bırakmış. Lily hemen yerli kampına geri dönmüş. Kaptan Kanca ise olanları çok sonra öğrenmiş ve korsanlarını kandırdığı için çok öfkelenmiş. Kaptan Kanca artık Peter Pan'a bir ders vermek istiyormuş. Peter Pan, Wendy ve kardeşlerinin eve dönmek istemelerine üzülmüş. Çocuklar artık masal anlatacak bir arkadaşları olmadığı için üzgün olsa da ailelerini ve evlerini de özlemişler. Ertesi sabah eve dönmek için yola çıkan Wendy ve kardeşleri, yakında gizlenen korsanları fark etmemiş ve onların tuzağına düşmüşler. Kaptan Kanca; Wendy ve kardeşlerini bağlamış. Peter Pan gitmelerine üzüldüğü için onları yolcu bile etmemişti. Tinkerbell onları ağaçtan gördü, Peter Pan'a hemen giderek ona olanları anlattı. Çocukları timsaha yemek yapma planında olan kötü kalpli korsan, timsahın bu şekilde peşini bırakacağına inanıyordu. Peter Pan o sırada Kaptan Kanca'yı buldu ve kılıçları çektiler. Kaptan Kanca dengesini kaybetti ve denize düştü. Timsah ise onu bir lokmada yuttu. Çocuklar Peter Pan'a hayran kaldılar ve masallardaki kadar cesur olduğunu herkese anlatacaklarını söylediler. Birlikte Londra'ya gittiler, anne ve babası çocuklarına kavuşunca çok sevindiler. Kayıp çocuklarla birlikte yaşamak isteyen çocuklar birlikte yaşamaları için anne ve babasından izin aldılar. Anne ve babası bu duruma izin verdi fakat Peter Pan'a tekrar kalmak isteyip istemediğini sordular. Peter Pan ise asla büyümeyeceğini ve hayali ülkesinde yaşamaya devam edeceğini söylemiş. Peter Pan ve Tinkerbell hayali ülkeye doğru yol alırken, Wendy ve çocuklara el sallamış ve kendisini unutmamalarını söylemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pinokyo-masali-oku/", "text": "Yıllar yıllar önce küçük bir kasabanın Gepetto adında bir oyuncakçısı varmış. Gepetto ahşap oyuncaklar yaparak para kazanırmış. Çocuklar için Gepetto Ustanın oyuncaklarını çok önemliymiş, onlar bu oyuncakları çok beğenirler ve onun yaptığı oyuncaklarla oynamaya bayılırlarmış. Gepetto Usta yalnız yaşarmış ve hep bir çocuğu olsun istermiş. Bir gün Gepetto Usta çok güzel bir oyuncak yapmaya karar vermiş. Onun düşüncesi yapacağı oyuncağa kendi çocuğu gibi davranmakmış. Gepetto Usta hemen ormana doğru yol almış ve ormanda güzel bir ağaç kütüğü aramış. Tam aradığı gibi güzel bir ağaç kütüğü bulmuş ve onu yanına alarak evinin yolunu tutmuş. Gepetto Usta için bu kütük çok değerliymiş, onu çocuğunu taşır gibi özenle evine kadar taşımış. Eve gelene kadar kütüğünü sırtında taşımasına rağmen mutluluktan hiç yorulmamış. Evde hemen kütüğüne şekil vermeye başlamış. İlk olarak kafasını yapmış sonra ise kol ve bacaklarına şekil vermiş. Gepetto Usta kütüğü oydukça oyuncak gerçek bir çocuğa dönüşmeye başlamış. Artık tam isteği gibi olmuş. Artık sen benim evladımsın, ne kadar da güzel bir çocuk oldun sen. Sanki bana çocukluğumu anımsatıyorsun. Seni asla hiç kimseye vermeyeceğim. Sen benim çocuğum olacaksın ve benimle kalacaksın. Sana Pinokyo diyeceğim, evet senin adın Pinokyo olmalı evlat. Gece olmuş ve Gepetto Usta o günün tüm yorgunluğuyla Pinokyo oğlunun yanında derin bir uykuya dalmış. Gepotto Usta uyurken yanına sessizce bir iyilik perisi gelmiş. Gepetto Usta sen çok iyi bir insansın, sana bu kadar iyiliksever bir insan olman karşılığında bir armağan vermek istiyorum. Biliyorum ki bu armağan seni dünyanın en mutlu insanı yapacak. Sihirli değneğini hafifçe sallamış ve hiç beklenmedik bir şey olmuş. Gepetto'nun Pinokyosu oyuncak bir çocuktan canlı bir çocuğa dönüşüvermiş. Pinokyo hemen hareketlenmiş. Pinokyo mutlulukla sağa sola koşmaya ve sevinçten zıplamaya başlamış. Teşekkür ederim güzel peri, sen bana gerçek bir çocuk olma fırsatı verdin, babam Gepetto da ben de çok mutluyum. Baksana artık yürüyorum, konuşuyorum ve hatta dans ediyorum. Peri de mutlulukla bakmış Pinokyo'nun yüzüne. Evet, artık sen gerçek bir çocuksun Pinokyo. Senden tek bir isteğim var, o da iyi bir çocuk olman. Gepetto Usta seni çok seviyor, o senin baban. Onu sakın üzme ve her zaman saygılı ol. Eğer gerçekten iyi kalpli ve saygılı bir çocuk olmayı başarırsan sana büyük bir hediye vereceğim, bunu sakın unutma. Pinokyo periyi can kulağıyla dinlemiş. Söz veriyorum iyi peri, her zaman iyi bir çocuk olacağım ve babamın sözünden çıkmayacağım. Peri Pinokyo'ya sabaha kadar sessizce babasının uyanmasını beklemesini öğütlemiş ve evden ayrılmış. Sabah olmuş ve Gepetto Usta uyanmış, yanında oğlu Pinokyo'yu capcanlı bir çocuk olarak görünce sevinçten ağlamaya başlamış. Hey, bu olamaz. Benim güzel oğlum Pinokyo canlanmış ve gerçek bir çocuk olarak karşımda duruyor ve bana bakıyor. Güzel çocuğum gel sana bir sarılayım ve gerçek bir çocuk olduğuna inanayım. Gepetto Usta büyük bir sevinç ve mutlulukla Pinokyo'ya sarılmış. Evet, babacığım, görüyorsun canlıyım ve tam karşındayım. Pinokyo babası Gepetto Usta ile mutlu bir hayat sürerken Pinokyo'nun okul çağı gelmiş çatmış. Sevgili babacığım, ben artık kocaman bir oğlan oldum ve benim artık okula gitmem lazım. Bana kitaplar, defterler ve renkli boya kalemleri al. Artık okula gitmek istiyorum. Gepetto Usta oğlunu büyük bir heyecanla dinlemiş ve oğluna hak vermiş. Sevgili oğlum çok haklısın, artık senin diğer çocuklar gibi düzenli olarak okula gitmen lazım. Pinokyo babasından duyduğu bu sözler karşısında çok heyecanlanmış. Gepetto Usta oğlunu okula göndermeyi her ne kadar çok istese de ona kalem, defter, çanta alabilecek yeteri kadar parası da yokmuş. Oğluna okul malzemeleri alabilmek için Gepetto Usta paltosunu satmış, parasını da oğluna vermiş. Pinokyo babasının paltosunun olmadığını fark etmiş ve ona paltosunu neden giymediğini sormuş. Gepetto Usta ise paltosunun çok eskidiğini ve bu nedenle onu artık giymeyeceğini söylemiş. Gepetto Usta Pinokyo'yu okula yolcu etmiş. Pinokyo okula gitmek için evden ayrılmış. Yolda neşe içinde ilerlerken bir kalabalık dikkatini çekmiş. Kalabalığın bir sirk çadırının etrafında olduğunu fark etmiş. Pinokyo sirk çadırının yanına kadar gelmiş ve içeri girmek istemiş. Ama çadırın kapısındaki görevli ona sadece çadıra bilet alarak girebileceğini söylemiş. Pinokyo babasının ceketini satarak ona verdiği parayı bilet almak için harcamış. Büyük bir neşe ve merakla çadırdan içeriye girmiş. İçeride bir sihirbazın gösteri yaptığını görmüş. Pinokyo sirkten çok hoşlanmış. Sirkim için harika bir canlı kukla buldum. Onu sirkime dahil etmeliyim. Pinokyo'nun hemen yanına gitmiş. Hey çocuk dur, bekle. Seni sirkime alıyorum. Bir yere gidemezsin. Pinokyo ne yapacağını şaşırmış. İzin verin gideyim. Babam benim okula gideceğimi sanıyor, bunun için ceketini satarak bana para verdi. Tamam çocuk, git o zaman. İyi bir çocuk ol ve babanı üzme. Bu beş altını da al. Bunlarla kitaplarını alırsın. Pinokyo teşekkür ederek sirkten ayrılmış. Yolda kurnaz bir kedi ile tilki Pinokyo'nun önünü kesmişler. Tahta çocuk nereye gidiyorsun? Pinokyo şaşırmış ve kitapçıya gittiğini söylemiş. Bu parayla daha çok seveceğin şeyler alabilirsin dondurma ve çikolata gibi. Seni bunları satın alabileceğin bir yere götüreceğiz. Pinokyo bu teklifi kabul etmiş. Yolda giderken bir çukur açmışlar ve Pinokyo'ya elindeki paraları ve altınları çukura gömmesini söylemişler. Bu sayede bir para ağacı oluşacağına inanan Pinokyo söyleneni yapmış. Bu şekilde babasına daha güzel bir palto alabileceğini düşünmüş. Kedi ile tilki onu başka bir çukura itip paraları, altınları alarak oradan kaçmışlar. Çukurdan çıkamayan Pinokyo ağlamaya başlamış. Pinokyo'nun ağlama sesini duyan peri ortaya çıkmış. Pinokyo olan biteni periye anlatmış. Peri ne olduğunu sormuş. Ben kitap almaya gidiyordum, iki kurnaz hayvan beni çukura attı. Pinokyo ilk yalanını söylediğinde burnu uzamaya başlamış. Pinokyo'nun yalan söylediğini anlayan peri. Bir daha yalan söyleme. İyi bir çocuk ol. Sonra peri aniden gözden kaybolmuş. Pinokyo yoluna devam etmiş. Pinokyo yolda arkadaşı Romeo'yu görmüş. Romeo ona oyuncak diyarına gitmeyi teklif etmiş. Pinokyo Romeo ile birlikte oyuncak diyarına gitmiş ve günlerce orada eğlenmiş. Ama tuhaf bir şeyler olmaya başlamış. Pinokyo orada kalıp çikolata yediğinde kulaklarının ve kuyruğunun çıktığını fark etmiş. Bana neler oluyor. Vücudum çok değişti. Pinokyo o sırada kendi gibi eşeğe dönüşen birçok çocuk görmüş. Aslında oyuncak diyarının sahibi kötü bir adammış ve çocukları eşeğe dönüştürerek onları satıyormuş. Pinokyo yine tuzağa düştüğünü anlamış. Pinokyo koşarak oradan kaçmayı başarmış ve köyünün yakınındaki bir pazara ulaşmış. Orada insanların konuşmalarında Gepetto Usta'dan bahsettiklerini duymuş. Gepetto Usta her yerde oğlunu arıyor. Zavallı adam o kadar üzülmüş ki denize açılmış. Denizde kayığı batmış. Bu konuşmaları dinleyen Pinokyo hatasını anlamış ve kendini çok suçlu hissetmiş. Tekrar normal bir çocuğa dönüşmüş. Koşarak pazardan ayrılmış ve denizde boğulmak üzere olan babasını kurtarmaya gitmiş. Denizde yüzerken kocaman bir balina Pinokyo'yu yutmuş. Pinokyo karanlık bir alanda yani balinanın midesindeymiş. Ahh babacığım seni dinlemedim ve başıma neler geldi. Hata üstüne hata yaptım. Keşke babamı tekrar görebilsem. O zaman gerçekten onun istediği gibi iyi bir çocuk olacağım. Babası Pinokyo'nun bu haykırışını duymuş. Çünkü balnanın yuttuğu şeyler arasında babası da varmış. Baba Gepetto Usta Pinokyo'nun yanına gelerek ona sarılmış. Oğlum seni affediyorum. İyi bir çocuk olacağına inanıyorum. Ama önce buradan kurtulmalıyız. Gepetto Usta ve Pinokyo balinanın yuttuğu gemiyi yakmışlar. Balinanın ağzından dumanlar çıkmaya başlamış. Balinanın midesi o kadar yanmaya başlamış ki acıdan ağzını kocaman açmış. Balina acıyla kıvranmaya ve öksürmeye başlamış. Balinanın birkaç defa kuvvetli öksürmesiyle Gepetto Usta ve Pinokyo balinanın ağzından çıkmayı başarmışlar. Yüzerek karaya ulaşmışlar. Ahh benim canım oğlum seni ne kadar da özlemişim. Bir daha sakın uzaklara gitme. Ardından üzüntüden perişan oldum. Seni aramak için yollara düştüm. İyi ki seni sağ salim buldum yavrum. Artık beni üzme ve iyi bir çocuk ol. Pinokyo babasının bu güzel sözleri karşısında çok duygulanmış ve mutluluktan ağlamaya başlamış. Baba oğul birbirlerine sarılmışlar. Tam o sırada birden yanlarına peri gelmiş. O da çok duygulanmış. Pinokyo'yu bu güzel davranışı için ödüllendirmeye karar vermiş. Pinokyo sen iyi bir çocuk olduğunu hepimize kanıtladın. Artık senin kalbi de olan gerçek bir çocuk olma vaktin çoktan geldi. Peri değneğini sallamış ve Pinokyo'yu kalbi de olan gerçek bir insana dönüştürmüş. Pinokyo ve Gepetto Usta çok mutlu olmuşlar. Sevgili peri çok teşekkür ederim, bana gerçek bir evlat verdin. Bu iyiliğini hiçbir zaman unutmayacağım. Peri Gepetto Usta ve Pinokyo'ya sonraki hayatlarında mutluluklar dileyerek yanlarından ayrılmış. Pinokyo babasına tekrar sarılmış ve sevinçten ağlamışlar. Söz veriyorum babacığım istediğin gibi iyi bir çocuk olacağım ve seni bir daha hiç üzmeyeceğim. Pinokyo ve babası Gepetto Usta evlerine gitmişler. Birlikte mutlu bir hayat sürmüşler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pinokyo-masali/", "text": "Eski zamanlarda kasabanın birinde Gepetto isminde oyuncakçılık yapan bir usta varmış, Bu usta kendi yaptığı tahtadan oyuncakların satışını yaparak geçinirmiş. Gepetto ustanın tek isteği ise bir çocuğunun olmasıymış. Ancak bu dileği gerçekleşmeyen usta kendini yaptığı tahta oyuncaklarla mutlu etmeye çalışırmış. Günün birinde kendisine arkadaşlık edecek bir kukla yapmaya karar vermiş. Kuklayı yapabilmek için gerekli kütükleri ormanda bulmuş ve atölyesine getirmiş. Kuklası olacağı için mutlu olan Gepetto ise atölyesinde ormandan getirdiği kütüğü yontmaya başlamış. Derken kütükleri yontarken ah sesleri duymaya başlamış. Duyduğu seslerin kaynağını merak eden usta etrafı dinlemiş ancak bir daha ses duymayınca sesleri yanlış duyduğunu düşünmüş ve kuklasını yapmaya devam etmiş. Bir süre sonra kuklanın yapımını tamamlayan usta kuklasını masanın üzerine koyarak diğer işlerine yoğunlaşmış. Ancak birden merhaba diye bir ses işitmiş. Etrafına baktığında yaptığı kukladan başka hiçbir şeyin bulunmadığını görmüş ve işine devam etmiş. Bunun üzerine kukla birden dans etmeye başlamış. Kuklasının dans ettiğini gören usta buna çok şaşırmış. Yaptığı kukla canlıymış ve çocuk gibi koşup oynuyormuş. Bu durum yaşlı ustayı çok mutlu etmiş ve sonunda bir çocuğunun olduğunu düşünmüş. Kuklayı yapan usta oğlu yerine koyacağı canlı kuklasına Pinokyo ismini vermiş. Günler geçerken Gepetto usta oğlunun bir eğitim alması gerektiğini düşünmüş ancak hiç parasının olmadığı aklına gelmiş. Çünkü usta zar zor sattığı oyuncaklarıyla ancak geçinebiliyormuş. Bunun üzerine giydiği paltosunu satmış. Paltonun parasını Pinokyo'ya vererek ondan okulu için kitap, defter ve kalem almasını söylemiş. Okula gideceğini duyan kukla mutlu olurken paralarla birlikte yola düşmüş. Yolda kurulan bir sirkin haberini alan Pinokyo sirk içinde neler olduğunu merak etmiş. Pinokyo sirke girmeye çalışınca sirk önünde bulunan palyaço ona para vermeden içeri giremeyeceğini söylemiş. İçeride neler olduğunu çok merak eden Pinokyo tüm parasını palyaçoya vererek içeri girmiş çünkü o an okul değil sirk önemliymiş onun için. İçeri girince kendisi gibi olan kuklaları görünce çok şaşırmış ve izlemeye başlamış. Sirkteki kuklaların kendi gibi hareket etmediklerini ve birisinin onları oynattığını görünce çok şaşırmış. O sırada kuklaları oynatan Pinokyo'yu fark etmiş. Pinokyo'yu fark eden sirk sahibi kendi hareket edebilen bir kuklanın onun işine daha fazla yarayacağını düşünmüş. Bunu üzerine onu yakalayarak sirk içinde yer alan kafeslerden birisine kapatmış. Böylece ileriki gösterilere onunla çıkarak daha fazla para kazanacakmış. Gepetto babasının sözünü dinlemeyerek sirke giren ve tüm parasını harcayan Pinokyo yaşadıklarının babasının sözünü dinlememesi yüzünden başına geldiğini düşünmüş. Bunun üzerine çok pişman olmuş ve ağlamaya başlamış. Sirkten kurtulursa babasının sözünden çıkmamaya söz vermiş. Pinokyo pişman olunca bir iyilik perisi yanına gelmiş. Ona neler olduğunu sormuş. Kukla yaşadıklarını anlatınca peri onun yaptığı hatadan ötürü çok pişman olduğunu anlamış ve onun için üzülmüş. Bunun üzerine Pinokyo'yu sirkten çıkarmaya karar vermiş ancak onu çıkarırken bir daha babasının ona söyledikleri dışında hiçbir şey yapmaması gerektiğini söylemiş. Daha sonra da hatasından çok pişman olan kuklayı sirkten kurtarmış. Ayrıca peri ona sirk için verdiği paraları da geri vererek babasının istediği gibi paralarda defter ve kalem almasını söylemiş. Yeniden yollara düşen Pinokyo bu sefer hata yapmamaya çalışacakmış ancak onun elinde paralarda dolaştığını kurnaz bir tilki ile yanında olan arkadaşı görmüş. Ona nereye gittiğini sormuşlar. Pinokyo'da okula gideceğini ve bu nedenle babasının dediği gibi paralarıyla okul için kalem ve defter alacağını söylemiş. O sırada kurnaz tilkinin aklına bir plan gelmiş. Bu plana göre kuklanın elindeki paraları alarak kendisi harcayacakmış. Arkadaşıyla birlikte planını uygulayan tilki Pinokyo'nun elinden tüm parasını alarak kaçmışlar. Bunun üzerine kukla ağlamaya başlamış. Bir süre sonra tekrar yola düşmüş ve karşısına ona iyilik yapan peri çıkmış. Her şeyden haberi olan iyilik perisi Pinokyo'ya verdiği parayla kalem ve defter alıp almadığını sormuş. Ayrıca ona cevap verirken yalan söylememesini eğer söylerse ceza alacağını söylemiş. Pinokyo ise periden korkmuş ve parayla okul için ihtiyaçlarını aldığını söylemiş. Peri her şeyi bildiği için Pinokyo'nun yalan söylemesine çok kızmış ve ona büyük bir ceza vermiş. Perinin verdiği ceza ise Pinokyo'nun yalan söyledikçe burnunun uzamasıymış. O yalan söyledikçe burnu uzamışta uzamış ancak kukla yalan söylemekten vazgeçmemiş. Uzayan burnundan dolayı hareket edemez hale gelince yaptığının hata olduğu fark etmiş ve ağlamaya başlamış. Pinokyo'nun pişmanlığını gören iyilik perisi tekrar ortaya çıkmış. Ondan yeni bir söz vermesini ve bu sözünü tutmasını istemiş. Sözü alınca da kuklanın yalan söyleyince uzayan burnunu düzeltmiş. Kurnaz tilkinin aldığı paraları geri alan peri bu paraları tekrar Pinokyo'ya vermiş. Periden kurnaz tilkiye çaldırdığı paraları geri alınca Pinokyo tekrar yola düşmüş. Bu sefer daha dikkatli davranacak ve ihtiyaçlarını alarak Gepetto babasına ulaşacakmış. Ancak yine istediği olmamış ve bu sefer Pinokyo'nun karşısına onu sirke hapseden adam çıkmış. Ondan kaçtığı için çok kızgın olan adam kuklayı almış ve yakınlarda bulunan denize fırlatıp atmış. Böylece ona zarar ettiren kukla cezasını çekecekmiş. Pinokyo dereden çok korkmuş ancak zaman içinde suyun ona bir şey yapmadığını fark etmiş ve yüzmeye başlamış. Bir süre sonra ise Pinokyo'nun dünyası kararmış. Oğlunu defter almaya gönderen Gepetto usta ise o dönmeyince çok merak etmeye başlamış. Pinokyo'nun başına bir şey gelmesinden korkarak onu bulmak için yollara düşmüş. Derken Pinokyo'nun atıldığı denize ulaşmış ve orada bulunan balıkçılara hareketli bir kukla görüp görmediklerini sormuş. Onun denize atıldığını gören balıkçılar her şeyi ustaya anlatmışlar. Bunun üzerine oğlunu denizden kurtarmak isteyen usta balıkçılardan yardım istemiş ve kayıkla denize açılmış. O gün çok fazla rüzgar varmış ve kayık rüzgardan dolayı devrilmiş. Denizde yüzmeye başlayan Gepetto usta birden karanlık bir yere düşmüş. Burası bir balığın karnıymış ve balık onu denizde görünce yutmuş. Çok korkan yaşlı usta birden balığın karnında oğlunu görmüş. Oğlunu görünce çok mutlu olan Gepetto hemen yanına giderek ona kavuşmuş. Pinokyo ise babasını görünce sevinerek ona yaşattıklarını anlatmış. Ona yalan söylediğini ve paralarını sirke harcadığını anlatarak çok pişman olduğunu söylemiş. O sırada olanları izleyen iyilik perisi kuklanın gerçekten pişman olduğunu anlamış ve yaşlı ustayla onu balığın karnında çıkarmış. Kurtulduklarına çok sevinen baba oğul hemen evlerine gitmişler. Babasıyla balığın karnından kurtulan Pinokyo o gün bir söz vermiş. Artık çok akıllı ve babasının sözünden asla çıkmayan bir kukla olacakmış. Bu sözünü tutan kukla çok akıllı bir çocuk olmuş ve okuluna gitmeye başlamış. Okuldan çıktığında ise yaşlı babasının yeni kuklalar yapmasına yardım ediyormuş. İyilik perisi Pinokyo'nun sözünü tuttuğunu görünce artık bir ödül alması gerektiğine karar vermiş. Bunun üzerine de tahtadan olan Pinokyo'yu gerçek çocuk yapmış. Perinin ödülü hem Pinokyo'yu hem de yaşlı babasını çok mutlu etmiş. Mutluluktan birbirine sarılan baba oğul yıllarca mutlu yaşamışlar. Pinokyo da babasının sözünü hiç dinlememezlik etmemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pinokyo/", "text": "Çok eski zamanlardan birinde, küçük bir kasabada Geppetto isminde yaşlı bir oyuncakçı yaşarmış. Geçimini, yapmış olduğu tahtadan oyuncakları satarak sağlıyormuş. Yaşlı oyuncakçının hüzünlendiği tek konu bir çocuk sahibi olamamasıymış. Bir çocuğunun olması için yapmayacağı şey yokmuş. Günlerden bir gün yeni bir oyuncak yapmak için ormanın yolunu tutup orada kütük aramaya başlamış. Ve nihayet aradığı gibi bir kütük bulmuş. - İşte bu tam da benim aramakta olduğum gibi bir kütük. Bununla güzel bir kukla yapacağım, diye sevinmiş ve kütüğü omzuna aldığı gibi dükkanına kadar taşımış. Tezgaha koymuş ve ardından yontmaya başlamış. Kütük yontuldukça kütükten 'Ah, ah!' diye sesler geliyormuş. Geppetto usta: 'Acaba bu ses nereden geliyor ki, herhalde ben yanıldım' diye düşünmüş. Derken kuklanın önce başı, ardından vücudu ve hemen sonra da kolları ve bacakları şekil almaya başlamış. Usta en sonunda kuklayı tamamlamış. Onu bir sandalyenin üzerine oturur vaziyette bırakmış. Tam ortalığı temizleme girişmişken, 'Merhaba' diyen bir ses duymuş. Sesin geldiği yönü anlayabilmek için kafasını çevirmiş. Fakat etrafta sandalyedeki kukladan başka kimseyi görememiş. Tekrardan yanıldığını düşünerek temizlik yapmaya devam etmiş. Biraz sonra kukla, oturtulduğu sandalyeden fırladığı gibi odada dans etmeye başlamış. Bunu gören usta hayretten ağzı açık bir şekilde olduğu yerde donakalmış. +Ama bu nasıl olur? Bu kukla yaşıyor. 'Bu tam da istediğim gibi bir çocuk' demiş. Kanlı canlı, etten kemikten değilmiş fakat aynı bir çocuk gibi gülüyor, eğleniyor ve konuşuyormuş. Usta, bu kukla çocuğu kucağına alıp; +Sen hakiki bir çocuk gibisin. O halde adın da Pinokyo olsun, demiş. Geppetto ustanın artık canı hiç sıkılmıyor, hayatını çalışarak ve Pinokyo ile ilgilenerek geçiriyormuş. Zamanı geldiğinde Pinokyo'nun okula gitmesi gerektiğini düşünmüş. Fakat Pinokyo'nun okul için kalemi de defteri de yokmuş. Usta da tüm bu ihtiyaçları karşılaması için hiç parası olmadığından dolayı paltosunu satmış ve aldığı parayı Pinokyo'ya vermiş. +Al güzel oğlum, bu parayla kendine okul için kalem ve defter al. Okuluna git, demiş. Pinokyo parayı aldığı gibi yola çıkmış. Sevinç içinde yürüyormuş. Çevresine hevesle bakınarak, yol kenarındaki dükkanları, Pazar tezgahlarını ve bağıran insanları seyrediyormuş. Bu arada yolun başındaki kalabalık ilgisini çekmiş. Kalabalığın içine dalıp ne olduğunu anlamaya çalışmış. Kalabalığın tam önünde büyük, renkli bir çadır durmaktaymış. Bu çadır, şehre yeni gelmiş olan sirkin çadırıymış. Çadırın önünde duran palyaço bağırarak oraya müşteri toplamaya çalışıyormuş. Pinokyo, çadırın içinde ne olduğunu merak edip içeri girmek istemiş. Palyaço, Pinokyo'yu durdurup ona, parası olmadan içeri giremeyeceğini söylemiş. Pinokyo içeride neler olduğunu çok merak ettiği için palyaçoya, Geppetto ustanın okul malzemeleri alması için verdiği parayı uzatmış. İçeriye girdiği an çadırın ortasında bulunan sahnede oynamakta olan kuklaları görmüş. +Hey! Bunlar da tıpkı benim tahtadan, diyerek hevesle sahneye atlamış. Kuklaları izlemekte olan kalabalık, Pinokyo'ya sinirlenmiş. +İn oradan, sahneyi görmemize engel oluyorsun, diyerek Pinokyo'yu azarlamışlar. Fakat sahnenin üstünde kuklalara bağlanan ipleri tutmakta olan sirk sahibi canlı bir kuklaya rastladığı için çok sevinmiş. 'İpler olmadan da hareket edebilen bir kukla bana çok para kazandırır' diye düşünmüş. Oyun sonlanır sonlanmaz Pinokyo'yu yakalamış ve anında kafese kapatmış. Pinokyo, bu başına gelenlerin tek suçlusu olduğunu, Geppetto ustanın lafını dinleyip okula gitse bunların hiçbirini yaşamayacağını düşünüp ağlamaya başlamış. Pinokyo'nun pişmanlığını gören iyilik perisi derhal onun yanına giderek; + Babanın sözünden çıkmaman gerekirdi. Fakat pişmanlığını görüyorum. Bu yüzden de seni kurtaracağım. Yalnız bir daha asla yaramazlık yapma! İşte, sirke verdiğin bu parayı al. Sakın yok yere harcama. Doğruca okuluna git, diyerek Pinokyo'yu sirkten dışarı çıkarmış. Pinokyo elinde paralarla okulun yolunu tutmuş. Yürürken şarkı da söylüyormuş. Pinokyo'nun şarkı söyleyerek yürüdüğünü gören kurnaz tilki ve dostu kedi 'Bu kukla ne kadar da mutlu, yanına bir gidelim' diyerek Pinokyo'nun önünü kesmişler. +Hayırdır Pinokyo? Böyle keyifli neşeli nereye gidiyorsun? Diye sormuşlar. Pinokyo: +Kendime kalem ve defter alıp okula gideceğim, demiş. +Kalem, defter alabilmeye paran var mı? Diye sormuş. Pinokyo, babasının verdiği paraları uzatmış. Paraları gören kedi ve kurnaz tilki bir oyun çevirip bu paraları almaya karar vermişler. +Kalem, defter alabildin mi Pinokyo? Diye sormuş peri. Oysa paraları kurnaz tilkiye kaptırdığını biliyormuş. Yalan söyleyeyim deme, yoksa seni cezalandırırım, diye ikaz etmiş. Pinokyo ikaza aldırış etmeden yalan söylemiş. +Kalemi, defteri aldım. Okulda bıraktım, deyince yalan söylediğinde ötürü burnu uzamaya başlamış. Peri. Pinokyo'nun doğruyu söylemesi gerektiğini söyledikçe, Pinokyo farklı yalanlar uyduruyor, burnu da uzamaya devam ediyormuş. Olay öyle bir hal almış ki artık kafasını hiçbir yöne çeviremez olmuş. Sonunda yaptığı yanlışın farkına varmış, doğruları periye anlatmış. Peri de aklı başına gelen Pinokyo'nun burnunu eski haline çevirmiş. Bir sihir yaparak kurnaz tilkiye çaldırdığı paraların, Pinokya'ya geri dönmesini sağlamış. +Paraları boş yere harcama, hemen okuluna git, diyerek yok olmuş. Pinokyo elinde paralarla yeniden şarkı söyleyerek yola düşmüş. Issız bir yerden geçerken birisinin kahkahalarla güldüğünü işitmiş. Aynı anda karşısına kendisini alıkoyan şirk sahibi çıkmış. +Buraya gel bakalım seni haylaz. Geçen sefer elimden nasıl kurtuldun bilmiyorum fakat şimdi senin cezanı vereceğim, diyerek Pinokyo'yu kollarından yakaladığı gibi denize fırlatıvermiş. Denize düşünce, suyun üstünde kalakalmış Pinokyo. Tahtadan yapılma bir kukla olduğu için dibe batmıyor, su kendisini kaldırıyormuş. Bu durum Pinokyo'nun hoşuna gitmiş. Kollarıyla bacaklarını hareket ettirerek yüzmeye başlamış Kıyıya yüzerken birden olanlar olmuş. Pinokyo kendisini kapkaranlık bir yerde bulmuş. Meğer Pinokyo'yu büyükçe bir balık yutmuş ve şimdi balığın midesinde duruyormuş. Gelelim Geppetto ustaya. Usta eve gelmeyen Pinokyo için çok endişelenmiş. Paltosunu da sattığı için hasta olmuş. Oğlu Pinokyo'yu bulmak için hasta bir şekilde yollara düşmüş. Sonunda Pinokyo'nun atıldığı denizin oraya varmış. Oradaki balıkçılara oğlunu görüp görmediklerini danışmış. Balıkçılar, sirk sahibinin onu denize attığını gördüklerini söylemişler. Usta, balıkçılardan birine kayığıyla denize açılıp oğlunu aramaya yardım etmesi için dil dökmüş. Ustayı bilen ve onun çok iyi bir insan olduğunu düşünen balıkçı, bu isteği reddetmemiş. Beraber kayığa binip denize açılmışlar. Bir süre gittikten sonra şiddetli bir rüzgarla karşılaşmışlar. Devleşen dalgalara kayık daha fazla dayanamamış ve aniden devrilivermiş. Balıkçıyla usta kendilerini dalgaların arasında buluvermişler. Usta hem yüzmeyi bilmediğinden hem de yeterince yaşlı olduğundan, dibe doğru batmaya başlamış. Pinokyo'yu yutan balık, ustayı da yutuvermiş. Usta, balığın midesinde ağlayan bir çocuk sesi duymuş. Bu, oğlu Pinokyo'dan başkası değilmiş. Oğlunu bulduğu için mutlu olarak ona: +Benim oğlum, baban Geppetto. Yaşadığına çok sevindim. Senin için o kadar endişelendim ki. Babasını duyan Pinokyo, gözyaşlarıyla onun boynuna sarılmış. +Senin sözünden çıktığım için beni affet baba! Bir daha asla olmayacak, diyerek ağlamaya devam etmiş. Pinokyo'nun gerçekten de pişman olduğunu gören peri kızı, ikisini de kurtarmaya karar vermiş. Ustayla Pinokyo'yu balığın midesinden kurtarıp karaya bırakmış. Kurtuldukları için çok sevinen Pinokyo, babasının elini tutmuş ve beraber evlerine gitmek için yola koyulmuşlar. Pinokyo o günden sonra çok akıllı bir evlat olmuş ve babasının sözünü hep dinlemiş. Her gün okuluna gidip okul çıkışlarında da babasının yanına koşarak işlere yardımcı olmuş. Peri kızı da Pinokyo'nun çok iyi bir çocuk olduğu görmüş ve onu mükafatlandırmaya karar vermiş. Onun artık tahtadan değil de tüm çocuklar gibi etten kemikten olması için büyü yapmış. Büyü tutmuş. Pinokyo gece yatağında uyumak üzereyken birdenbire normal bir çocuğa dönüştüğünü fark etmiş. Büyük bir heyecanla yatağından fırlayarak babasının yanına gitmiş. Usta, Pinokyo'yu karşısında bu şekilde görünce dünyanın en mutlu insanı olmuş. 'En sonunda ben de gerçek bir evlada sahip oldum' diyerek mutluluk gözyaşları içinde Pinokyo'ya sarılmış. Baba oğul hayatlarının sonuna kadar huzur ve neşe içinde mutlu mesut yaşamışlar.. çok güzel ben bayıldım amA bunu eskiden okudum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pirilti-ve-pamukcu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, uzak bir ülkede Peri Ormanı diye adlandırılan büyülü bir yerde, küçük bir prenses yaşarmış. Adı Pırıltıymış, çünkü saçları ve gülüşü tıpkı parlayan yıldızlar gibiymiş. Pırıltı günlerini oyun oynayarak, ormanda gezinerek ve sihir yapmayı öğrenerek geçirirmiş. Oldukça mutlu olan Pırıltı, en yakın arkadaşlarından biriyle büyülü bir maceraya atılmak üzereymiş. Henüz hiçbir şeyden haberi olmayan Pırıltı, günlerini normal bir şekilde geçirmekteymiş. Pırıltı'nın en iyi arkadaşı, sevimli bir geyik olan Pamukçuymuş. Pamukçu adını pamuk gibi olan benekli tüylerinden alırmış. Pamukçu, bu ormanı çok sevdiğini, fakat artık dışarıları da gezmek istediğini söylemiş. Pırılı bu duruma şaşırmış, daha önce böyle bir düşünce duymamış, fakat Pamukçu biraz daha ısrar edince ikna olmuş. Heyecanlanan, fakat dış dünyadan ne bekleyeceğini de bilemeyen Pırıltı, yolculuk için hazırlanmaya başlamış. Her ikisi de bu uzun ve sonunda ne olduklarını bilmedikleri yolculuk için gereken her şeyi yanlarına almış. Nihayet Pırıltı ve Pamukçu ormanın dışına doğu keşfe çıkmış. Yemyeşil ağaçlar, rengarenk çiçekler ve şirin kuş sesleriyle karşılaşmışlar. Yolun nerede bittiğini bilmeden yürümeye devam etmişler. Farklı ve sık ağaçlarla örülmüş sevimli ormanlar, hiç de tekin olmayan yerleşim yerleri görmüşler. Derken, Pırıltı ve Pamukçu, daha önce görmedikleri bir güzelliğe sahip olan bir köy bulmuşlar. Bu köyde, mutlu ve neşeli insanlar yaşarmış. Pırıltı ve Pamukçu, köylülerle tanışıp, onlarla oyunlar oynamışlar. Köydeki büyülü bir çeşmenin etrafında toplanan çocuklarla birlikte dans etmişler. Çeşmeden çıkan su, herkesin dileklerini gerçekleştirmesine yardımcı olurmuş. Pırıltı, çeşmeden su içip, Tüm dünyada sevgi ve barış olsun dileğini yaptı. Su, parlayarak etrafa yayılmış ve tüm dünyayı kucaklamış. Artık herkes birbirine yardım etmeye, sevgi ve dostlukla yaşamaya başlamış. Pırıltı ve Pamukçu, köylülerle vedalaşıp Peri Ormanı'na geri dönmüşler. Ormanda, güneşin altın ışıkları arasında dans edip ve şarkılar söylemişler. Bu günden sonra, sevginin önemini anlayan iki arkadaş Pırıltı ve Pamukçu, dostluklarını ve sevgilerini tüm ormana yaymışlar. Peri Ormanı'nda yaşayan tüm peri ve hayvanlar, Pırıltı'nın dileği sayesinde bir araya gelip, hep birlikte mutlu bir yaşam sürdürmüşler. Daha fazla uygu masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pitirin-orman-macerasi-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak ve büyük bir ormanda yaşayan sevimli bir tavşan varmış. Adı Pıtır olan bu tavşan, ormanda herkes tarafından sevilen biriymiş. Pıtır, beyaz tüyleri ve parlak gözleriyle dikkat çeken bir görünüme sahipmiş. Aşırı sevimli olan Pıtır'ın ormanda bir sürü arkadaşı varmış. Bir gün, Pıtır ormanda gezerken, yorgun düşen bir sincap gördü. Sincabın adı Fındık'tı ve ayağı burkulmuştu. Pıtır hemen yanına gidip ona yardım etmek istedi. Hızlı adımlarla Fındık'ın yanına giderek ona yürümesi için yardım etti. Birlikte Pıtır ve Fıstık, sincabın evine doğru yavaşça ilerlemeye başladılar. Tam o anda yolda, çalılıkların arasından bir ses duyuldu. İkili merakla sesin kaynağına doğru yaklaştı. Orada, minik bir cüce tavşan oturuyordu. Onun adı da Minnoş'tu. Minnoş, yolunu kaybedip ormanda kaybolmuştu. Ve son derece korkmuş ve hüzünlü görünmekteydi. Pıtır ve Fındık, ona yardım etmeye karar verdi. Öncesinde Minnoşu sakinleştirdiler ardından da yola çıkma kararı aldılar. Ve birlikte eve dönmek için yola çıktılar. Üç arkadaş birlikte ormanda yol alırken, karşılarına bir kurt çıktı. Kurt, ormanın korkulan ve zalim bir sakinidir. Kurt, tavşanların peşine düşer ve onları korkutarak ormanda hüküm sürerdi. Pıtır ve arkadaşlarını görünce kurt, kendisine eğlence çıktığını düşünerek ürkütücü adımlarını onlara doğru atmaya başladı. Ancak Pıtır, Fındık ve Minnoş birbirlerine güvenerek korkusuzca ilerlemeye devam etti. Tavşanları kovalamak için Kurt hızla hareket etti. Ancak Pıtır zeki bir tavşandı. Hemen bir plan yapmaya başladı. Pıtır, Fındık ve Minnoş, bir ağacın arkasına saklandılar ve sessizce beklemeye başladılar. Kurt, tavşanların peşinden gelirken, aniden durdu. Durmasının sebebi ise bir tuzağa yakalanmış olmasıydı. Ormanda bir tuzak olduğunu fark etmişti. Ancak bunu fark etmek için çok geçti. Çünkü tuzak oldukça güçlüydü ve ne yaparsa yapsın tuzaktan kurtulamıyordu. Kurt, tekrar tekrar tuzaktan kaçmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı. Üç arkadaş zeki olmalarının yanında merhametliydiler de. Kurdun orada çaresizce çırpınıp kalmasına göz yumamazlardı. Pıtır, Fındık ve Minnoş, kurdu kurtarmak için birlikte çalıştılar. Tavşanlar, kurdun ayağını uzun uğraşlar sonunda tuzaktan kurtardı ve ona yardım etti. Kurt, tavşanlara minnettarlıkla baktı. Onların yardımıyla kendi kötücül yollarını değiştirmeye karar verdi. Artık ormanda dostlarıyla barış içinde yaşamak istiyordu. Ve onlara artık onlar ile iyi geçineceğine ve onlara zarar vermeyeceğine dair söz verdi. Ardından gelip üç arkadaşa sarıldı. Ardından üç arkadaşa teşekkür edip ormana geri döndü. Pıtır, Fındık ve Minnoş, ormanda dostluk ve dayanışmanın önemini anlamışlardı. Birlikte geçirdikleri macera, onları daha da güçlendirmişti. Artık ormanda herkesin birbirine yardım ettiği bir atmosfer vardı. Birlikte oyunlar oynuyor, olası bir zorluk sırasında da birlikte hareket ediyorlarmış. Bu şekilde uzun yıllar birlikte mutlu bir hayat sürmüşler. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pofuduk-tavsan-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken ormanın derinliklerinde bir pofuduk tavşan yaşarmış. Pofuduk tavşan annesi ve bir kardeşiyle birlikte bir kulübede yaşarmış. Pofuduk tavşan bahçelerinde kardeşiyle birlikte oyunlar oynarmış Yalnız çok meraklı bir tavşanmış. Ormanın derinliklerini merak ediyor, oraları keşfetmek istiyormuş. Ancak annesi ormanın derinliklerinin tehlikeli olduğunu söyleyip gitmelerini yasaklamış. Bir gün pofuduk tavşan ve kardeşi bahçelerinde oynuyorlarmış. Anneleri onlara biraz meyve suyu ve kurabiye getirmiş. Anneleri onlara sakın bahçeden dışarıya çıkmayın diye ikazda bulunmuş. Pofuduk tavşan ve kardeşi oyun oynarlarken çok güzel renkleri olan bir kelebek bahçeye gelmiş. Pofuduk tavşan kelebeği görünce oyunu bırakıp kelebeğin peşinden gitmeye başlamış kardeşi Pofuduk tavşana: Bekle Pofuduk tavşan annemi duymadın mı dışarıya çıkmak yasak demişti demiş. Merak etme kardeşim bahçenin azıcık dışına çıkacağız çok uzak olmayacağız. Hadi gel demiş. Kardeşinin içi hiç rahat değilmiş annesinin söyledikleri kulaklarında çınlıyormuş yine de Pofuduk tavşanın dediklerini yapmış. Kelebeği yakalamak derdine düşen küçük tavşanlar öyle uzaklaşmışlar ki fark etmeden ormanın derinliklerine kadar inmişler. Kelebek gözden kaybolduktan sonra bir etraflarına bakmışlar. Bir de ne görsünler hiç bilmedikleri yerdeler. Pofuduk tavşan ve kardeşinin içini bir korku kaplamış. Üstelik hava kararıp yağmur yağmaya başlamış ne yapacaklarını bilmeyen pofuduk tavşan ve kardeşi boş bir ağaç kavuğu bulup içine girmişler. Üstelik vahşi hayvanların uzaktan sesleri geliyormuş Bunu duyan kardeşi ağlamaya başlamış. Biz şimdi ne yapacağız pofuduk tavşan kaybolduk. Burada ölecek miyiz yoksa ya vahşi hayvanlar bizi bulursa çok korkuyorum demiş. O sırada oradan geçmekte olan Bilge baykuş tavşanların seslerini duymuş. Çocuklar siz burada ne arıyorsunuz demiş. İyi ki sizi buldum anneniz her yerde sizi arıyor çılgına döndü demiş. Bilge baykuş Pofuduk tavşan ve kardeşini evlerine götürmüş. Annesi ağlamaktan perişan olmuş bir şekilde Pofuduk tavşan ve kardeşini görünce koşarak gelip yavrularına sarılmış. Yavrularım neredeydiniz her yerde sizi aradım başınıza kötü bir şey geldi diye çok korktum demiş. Yavruları: Anneciğim ne olur bizi affet senin sözünden çıktığımız için bunlar başımıza geldi bir daha asla seni üzmeyeceğiz senin sözlerinden asla dışarıya çıkmayacağız demişler. Pofuduk tavşan ve kardeşi o günden sonra bir daha asla annelerinin sözünden çıkmamış, bahçelerinde neşe içinde oynamışlar. Daha fazla uyku masalları makalesi için bebek masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/poti-ile-cimen-masali/", "text": "Harika bir sabahtı. Gökyüzü ışıl ışıl güneş sıcacıktı. Çimen uykusundan uyanmış kocaman esniyordu, annesi odasına geldi perdeleri çekip camları ardına kadar açtı. Mis gibi hava odaya doluverdi. Çimen'in yanağına bir öpücük kondurup yumurtaları masaya taşımaya başladı. Kahvaltı Çimen'in en sevdiği öğündü. Afiyetle börekleri yumurtaları yediler. Bugün annesiyle parka gidip her gün beslediği yavru köpeği göreceği için çok heyecanlıydı. Küçük köpeğe Pöti ismini vermişti güzel kalpli Çimen. Annesine her seferinde eve getirip beslemeyi teklif etse de annesinden genellikle 'Olmaz tatlım onun da bir annesi var yaptığımız kulübede birlikte yaşıyorlar. Yavrusunu görmezse üzülebilir.' cevabını alıyordu. Çimen hem üzülüyordu hem de annesine hak veriyordu. Sırma saçlarını taradıktan sonra annesiyle yola koyuldular. Neşe ile yürümeye başladılar. Bu esnada Pöti'ye verecekleri yiyecekleri de yanlarına aldılar. Park yolunu neşeyle yürümeye başladılar. Yol alabildiğine uzanan ağaçlarla kaplıydı. Çimen bu yolda yürürken ağaçların kokusunu içine çekip gökyüzüne bakmayı çok seviyordu. Şarkı söyleye söyleye yürürken gördüğü ağaçlarla ilgili sorular sormayı ihmal etmiyordu Çimen. Annesi Çimen'in hayvanları ve doğayı bu kadar sevmesinden mutluluk duyuyordu. Pöti Çimen'i görür görmez yanına koştu ve bacaklarına tırmanmaya çalıştı. Sevimli kuyruğunu sallaya sallaya etrafında dönmeye ve yerde yuvarlanmaya başladı. Çimen onu beslemeye bayılıyordu. Pöti ile Çimen arasında çok güzel bir bağ oluşmuştu. Tüm hayvanlara karşı duyarlı ve saygılıydı Çimen ama Pöti bir başkaydı. Kahverengi tüyleri, uzun kulakları, şirin kuyruğu ve kısacık patileri vardı. Birlikte koşturdular, top yakalamaca oynadılar. Güneşin altında neşeyle eğlendiler. Annesi Pöti ile Çimen'i keyifle izliyordu. Pöti yorulmuştu kulübesine dönüp annesinin yanına uzandı. kuyruğunu dolayıp güzel bir uyku çekmeye başladı. Çimen parkta biraz daha zaman geçirdi salıncağa bindi, kaydıraktan kaydı. Dönme zamanı gelmişti. Annesinin elinden tutup yola koyuldular. Gökyüzü kızıl kızıl olmaya başlamıştı bile, Çimen gökyüzünün rengarenk oluşuna hayret ediyordu. Annesi Çimen'e gökyüzünün hava durumuna ve günün saatlerine göre renklendiğini anlattı. Ağaçlı yolu yürürken sedir ağacının gölgesindeki oyuncakçıda kahverengi benekli bir oyuncak Çimen'in dikkatini çekti. Eğilip inceledikten sonra kucağına alıp heyecanla annesine Pöti'ye ne kadar benzediğini anlatmaya başladı. Yüzü kuyruğu ve kısa patileri tıpkı Pöti'ye benziyordu. Çimen annesinden oyuncağı satın almasını istedi. Annesi onu kırmayıp oyuncağı satın aldı. Çimen'in en sevdiği arkadaşı aynı zamanda en sevdiği oyuncağı olmuştu. Oyuncağının adını da Pöti koymuştu. Pöti'ye sarılarak evin yolunu tuttu. Eve varır varmaz üstünü değiştirdi. Ihlamur kokulu sabunuyla güzelce yıkandı. Sıcak bir çorba içip yatağına uzandı yanına en sevdiği oyuncağı Pöti'yi alıp üzerini örttü. Annesi ona en sevdiği masalı okumaya başladı. Çimen'in göz kapakları ağırlaştı ağırlaştı ağırlaştı. Rüyasında Pöti'yle maceradan maceraya koştu. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prens-ve-cok-sevdigi-kusu-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir prens varmış. Bu prensin çok güzel mi güzel, büyük bir kuşu varmış. Bu kuşuyla yatıp bu kuşuyla uyanırmış hatta öyle ki onunla yemeğe bile otururmuş. Prens onu çok severmiş, kuş da onu. Prens bir gün kuşuyla beraber sarayın dışında gezerken bir nehrin yanında uzun saçlı, süt gibi beyaz tenli, al yanaklı bir prenses görür. Prens kıza doğru yaklaşırken , kız da onu görür ve prense yaklaşır. Prenses prensin omzundaki kuşu görünce çok beğenir ve ona dokunmak ister fakat kuş kendisine dokunulmasını istemeyip ötmeye başlar. Prens rahatsız olduğunu anlar ve prensese durumu açıklayıp özür diler. Prenses bir problem olmadığını söyleyip prensle yürümeye başlar. Prens ve prenses birbirlerine kendilerini tanıtırlar, nerede yaşadıklarını söyleyip , nelerden hoşlandıklarını söylerler. Kuş bu süre içerisinde çok fazla öter ve en sonunda prens dayanamayıp prensesten izin ister ve sarayına döner. Saraya varınca kuşun neden böyle yaptığını sorar ve kuş da prense prensesi istemediğini söyler. Prens bu duruma anlam veremez ve kuşu kafese koyar. Kuş prensesi çok kıskanır ,ilgisinin azalacağını düşünüp çok üzülür ama prens için bir şey demez. Prens prensesle görüşmeye devam eder, prensese onu sevdiğini , onun da rızası olursa onunla evlenmek istediğini söyler. Prenses de prense sevdiğini , bu teklifini de kabul ettiğini söyler. Çok geçmeden evlenirler ve prenses kuşla ilgilenmeye başlar fakat kuş durumdan mutlu değildir. Prenses ve kuş hiç yakınlaşamaz. Bir gün kuş hasta olur ve prens hastalığın geçmesi için her şeye başvurur fakat nafile. Kuşun hastalığı herkese gider, deva bulmaya çalışırlar ancak bulunamaz. Prenses prense destek olur , kuşa çarenin bulunacağını söyler. Prenses bir gün nehre gider. Nehre gittiğinde bir kuşun mor bir ağacın yapraklarını yediğini görür ve şüphelenir. Kuşa bunu neden yediğini sorduğunda kuş hastalığının tek çaresi bu ağacın yaprakları olduğunu söyler. Prenses yaprakları toplayıp kuşuna götürür. Kuş yavaş yavaş yer , biraz daha iyi hisseder. Bir zaman sonra kuş kendisini tamamen toparlar ve tekrar uçmaya ötmeye başlar. Kuş prense bu çarenin nereden geldiğini sorduğunda ise bu çarenin prenses tarafından bulunduğunu, kuş için de çok üzüldüğünü söyler. Kuş da prensesi kıskandığı için pişman olur ve prensesten özür dileyip barışırlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prens-ve-prenses-aski-masali/", "text": "Uzak diyarların en acımasız kralı hep istediği kız çocuğuna kavuşmuştu. Kız çocuğu özlemi senelerce sürmüştü. Fakat acımasız kral kız çocuğu olsa da kötülüklerden vazgeçmedi. Kız çocuğu bile kendisini yumuşatmadı. Kraliçe belki bir umut kralın değişeceğini düşünse de kral kötülüklerini yapmaya devam etti. Prenses zamanla büyüdü ve serpildi. O kadar güzel ve o kadar alımlıydı ki kral kızını herkesten gizliyordu. Bir gün kızı ergenlik çağına geldiğinde onu bir adaya götürme kararı aldı. Hiç kimsenin göremeyeceği bir adaya götürerek kızını sürgün etti. Kralın kızı tek başına adada yaşamaya başladı. Ara sıra adaya yiyecek getirmek için muhafızlar gelirdi. Ondan başka kimse adaya uğramazdı. Prenses geceler boyu göklere yalvardı. Bir gün onu kurtarmaya gelecek prensini bekledi. Bu dileği bir gece gerçek oldu. Sefere çıkan prens gemi arızası yüzünden adaya doğru yaklaşıyordu. Adaya yaklaşırken bir prensesin adada olduğundan haberi yoktu. Gemiyi karaya yaklaştıran prens daha sonra adaya giderek yiyecek bulmayı düşündü. Yiyecek ararken birden kaleyi gördü. Adada neden kale olduğunu merak etti. Çok geçmeden kalenin yukarısında sapsarı saçlarıyla güzeller güzeli prensesi gördü. Prensesi görür görmez vuruldu. Prens ve prensesin tanışmasının ardından prenses kalede tutsak olduğunu haykırdı. Prens ise prensesini kurtarmak için elinden geleceğini yapacağını söyledi. Prens bir merdiven kurdu ve kalenin en yukarısına ulaştı. Kaleden prensesi çıkardı ve aşağı indirdi. Prenses ve prens birbirlerine uzun uzun baktı. Prenses kısa süre sonra muhafızların geleceğini söyledi. Eğer muhafızlar onu dışarıda görürse krala söylerdi. Daha da kötüsünün yaşanmaması için prenses prensini uzaklaşmasını söyledi. Fakat prens asla prensesten ayrılmazdı. Korkusuz prens prensesini kendi gemisine bindirdi. Gemiyle birlikte adadan uzaklaştılar. Kral kısa süre içerisinde kızının adadan kaçtığını öğrendi. Tüm kıtada kızını aramaya başladı. Fakat kızından hiçbir haber yoktu. Prens ve prenses yeni hayatlarına başlamıştı. Zaman geçtikçe prenses ailesini özlemeye başladı. Aslında kralın ne kadar gaddar biri olduğunu bilse de yine de özlüyordu. Bir gün babasının bu izdivaça onay vermesi gerektiğini düşündü. Prensten onu krallığına götürmesini istedi. Fakat prens onu yalnız bırakmadı. Her ikisi de krallığa gitmeye karar verdi. Prenses ve prens krallığa gittiğinde beklediklerinin aksine oldukça normal karşılandılar. Prenses ne olduğunu anlamak için babasının bulunduğu kata doğru yürüdü. Kapının önünde bir muhafız vardı. Muhafız son derece üzgündü. Prenses içeri girdiğinde babasının yatakta yattığını gördü. Kraliçe de kralın başındaydı. Annesi kızını görünce sarıldı ve ağlamaya başladı. Kral kızı yüzünden hastalanmıştı. Prenses hemen babasının elini tuttu ve geldiğini söyledi. Kral kızını görünce derin bir nefes aldı. Prenses bir an olsun babasının başından ayrılmadı. Kısa süre içerisinde kral iyileşti. Sonra prenses kralı prens ile tanıştırdı. Öncesinde bu duruma pek olumlu bakmasa da yaşadığı hastalık yüzünden daha ılımlı bir kişi olan kral izdivaç onayladı. Kral artık eskisi kadar kötü biri değildi. Kızı sonunda onu değiştirebilmişti. Bir ömür boyu mutlu bir yaşam sürdüler. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz. Sesimden dökülen her kelime dünyanın en yumuşak tüyüymüş gibi okşasın yüzünü elifim, rüyanda beni gör, seni çok seviyorum. mehparemin bana verdiği oksijen ile hayatımın sonuna kadar onunla olup onunla mutlu bir şekilde yaşamak için çabalayacağım inşaallah. benim tatliş sevgilim 🦋. Herkes çocuğuna okumuş. Ben kardeşime okuyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prens-ve-prenses-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir ülkede bir prens vardı. Adı Prens Julian idi ve o, sarayındaki yaşamından sıkılmış, dünyayı keşfetmek istiyordu. Bir gün, Prens Julian köylerine ve şehirlere gidip insanlarla tanışmaya karar verdi. Yolda, bir kızıl başlı prenses ile karşılaştı. Prenses, kendisini karanlık bir büyü tarafından esir alındığından şikayet etti. Prens Julian, ona yardım etmek için güçlerini birleştirdiler ve büyücüyü yendi. Prenses teşekkür etti ve Prens Julian'a, kendisini esir alan büyücünün, kendisini tehlikeye atan bir varlığı yok etme görevini verdiğini söyledi. Prens Julian, görevini yerine getirmek için yola çıktı ve güçlü bir varlığı yendi. Dönüşte, Prens Julian ve Prenses arkadaş oldular ve birbirlerine aşık oldular. Sarayına döndüklerinde, Prens Julian'ın babası kral, onların evlenmelerine izin vermedi. Ancak, Prens Julian ve Prenses, birbirlerine olan aşklarını tanımlayabildiler ve kral sonunda onların evlenmelerine izin verdi. Ama yine de, Prens Julian'ın kalbi hala keşfetmek ve dünyayı keşfetmek isteği ile doluydu. Bir gün, Prens Julian ve Prenses, bir gemi ile dünyayı keşfetmeye karar verdiler. Gemide, güzel denizleri, eşsiz tarihi yerleri ve yeni kültürler keşfettiler. Gemide, çok sayıda insanla tanıştılar ve onlarla arkadaş oldular. Bir süre sonra, gemi Prens Julian ve Prenses'in ülkesine geri döndü ve onlar, halk tarafından sevinçle karşılandılar. Onlar, dünyayı keşfetme maceralarını halka anlattı ve insanların hayatının nasıl zenginleştiğini gösterdiler. Prens Julian ve Prenses, ülkesine ve halkına hizmet etmek için birçok fikir getirdiler ve bu fikirler sayesinde ülke daha da gelişti. Prens Julian ve Prenses, hayatları boyunca sevgilerini, adaletlerini ve merhametlerini hep paylaştılar. Onlar, kendilerine örnek olacak bir prens ve prenses olarak hatırlandılar ve hikayeleri nesiller boyunca anlatıldı. Prens Julian ve Prenses, her zaman mutlu ve birbirine olan aşklarının hep yaşadığı bir hayatı hatırlatan bir konuşma yaptılar ve Birlikte keşfetmeye devam edeceğiz dediler. Zaman geçti ve Prens Julian ve Prenses, yaşlandıkça da sevgileri ve merhametleri hep canlı kaldı. Onlar, ülkesine hizmet etmek için her zaman elinden geleni yapmaya devam ettiler ve halkın sevgisini hep kazandılar. Prens Julian ve Prenses'in ikiz çocukları da büyüdü ve onlar da aynı adalet ve merhamet duygularını taşıdılar. Prens Julian ve Prenses, ülkesine ve halkına olan sevgileri, adaleti ve merhameti sayesinde hatırlandı ve onların hikayesi hep anlatıldı. Onlar, insanlar için bir örnek oldular ve her zaman anıldılar. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Seni çok seviyorum iyi ki varsın hayatımın anlamı biricik sevgilim benim.. Güneşim bu masalı çok sevdi en sevdiği masal bu site yazarları teşekkür ederiz. Güneşim sizlerin sayesinde daha rahat uyuyor. Güneşim seni seviyorum."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prenses-aysenin-korku-dolu-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken zamanın birinde bir prenses Ayşe varmış. Bu prenses kızın dillere destan bir güzelliği varmış. O kadar güzel bir prensesmiş ki güzelliğinin ünü tüm dünyaya yayılmış. Prenses Ayşe bir gün çok yorulmuş ve babasına demiş ki; babacığım ben çok yoruldum bugün. İznin olursa erken uyuyacağım uykum var demiş. Babası elbette canım kızım gidip uyuyabilirsin, demiş. Odasına giden Ayşe hemen uyuyuvermiş. O kadar derin ve güzel uyumuş ki top patlasa duymayacak derecede. Ayşe sabah olduğunda onu muhafızlar uyandırdı. Ayşe ne olduğunu anlayamadı. Neler oluyor burada biri anlatabilir mi? Ve hizmetkarları semaya demiş ki. Ayşe hanım, isyan oldu babanızı düşmanlar kaçırdı. Onu öldürecek sadece Ayşe buraya gelirse babasını salarız demişler. Nasıl yani beni ne yapacaklar ki demiş. Muhafız da sizi bir zindana kapatacaklar, ancak o zaman babanızı serbest bırakırız demişler. Ayşe de ama nasıl olur? Başka çare yok mu demiş. Muhafız da bilmiyorum. Gidip konuşmanız gerek demiş. Ayşe de durumu kabullenip saraydan çıkıp düşmanlara doğru yola çıkmış. Atına binip giden Ayşe dağlık bir yere doğru gitmiş. Dağın en yukarısına zindandan bir kale varmış. Babası da ordaymış. Babacığım seni kurtarmaya geliyorum, diye kendi kendine söylenivermiş prenses Ayşe. Dağa doğru tırmanmış ve yanlarına varmış. Aynen dedikleri gibi onu bir zindana kapatmışlar. Ama babasını da salmamışlar. Hem babasını hem Ayşe'yi ayrı ayrı zindanlarda hapsetmişler. Ayşe'yi o zindanda yılanlar kaplanlar ve aslanlar yemek için bekliyormuş. Ayşe'yi oraya kilitlemişler ve bu aslanlar Ayşe'ye doğru gelmiş. Ayşe de hangisinden kaçacağını şaşırmış. Zindanın böyle bir yer olduğunu bilmiyormuş. Aslan Ayşe'nin prenses kıyafetinin eteğinden yakaladı ve kopardı. Ayşe'nin korku dolu gözleri etrafta bir çıkar yol aramaya başladı. Ayşe ben ne yapacağım şimdi kim bilir babama neler yapıyorlar diye hayıflanmış ayşe kaçarken peşinde bir de yılanın olduğunu görmüş. Yılanlar da ona sinsi sinsi yaklaşıyormuş. Yalvarmış Ayşe gelmeyin üstüme yemeyin beni zehirlemeyin beni deyip durmuş. O nereye kaçsa aslanlar da onu oradan yakalamaya geliyormuş peşinden. Sonunda Ayşe babasına seslenmiş ve babası onu bir aslanın ısırdığını söylemiş. Kızım buradan çıkar yol yok. Bittik biz! Korkmaya çalış diye nasihat etmiş. Ayşe ağlamış bağıra bağıra. Sonra biranda Ayşe yataktan kalkmış. Meğer prenses Ayşe, bunların hepsini rüyasında görüyormuş. Elleriyle gözlerine dokunmuş ve ıslakmış. Ayşe hala korkunun etkisindeyken babasına koşmuş. Ve babacığım, diyerek ona sarılmış. Babası ne olduğunu anlayamamış başta ama bir rüya gördüğünün farkındaymış. Kızı ona her şeyi anlatmış. Babası da ah benim vefakar kızım diyerek ona tekrar sarılmış. Rüya gördüğü için o kadar sevinmiş ki prenses Ayşe, sevincinden ne yapacağını bilememiş. Bütün bir gün boyunca sürekli babasının dizinin dibinde oturmuş akşama kadar. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prenses-karinca-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak diyarların birinde yaşayan bir prenses varmış. Prenses Sophia birçok insanın hayalini kurduğu güzelliğe sahipmiş. Üstelik koskoca bir sarayda yaşıyor ve dilediği her şey önüne geliyormuş. Halkın genç kızları ona imrenerek bakıyor ve onun sahip olduğu hayatı yaşamak istiyorlarmış. Fakat Sophia çok mutsuzmuş. Çünkü o bu sarayda doğmuş ve büyümüş dışarıdaki zorluklardan bir haber yaşamına devam ediyormuş. Bölgede küçük ahşap evde yaşlı bir amca yaşarmış. Bu amca ona gelenlerin bir dileğini yerine getirebilirmiş. Pek çok insan onu ziyarete gider ve oradan mutlu bir şekilde ayrılırlarmış. Sophia bir gün oraya gitmek için evden ayrılmış. Zira bulunduğu yaşamdan çok sıkılmış ve bunalmış mutluluğun çarelerini aramak için yola koyulmuş. Bu küçük ahşap eve vardığında ise orada kimseyi bulamayarak sarayına geri dönmüş. Yaşlı adam o sıralarda ufak bir gezintiye çıkmış. Bu sebeple ise gidenler onu evde bulamamış. Prensesin geldiğini söyleyen kişiler üzerine prensese haber göndererek onu ağırlamak istediğini söylemiş. Sophia bunun üzerine sevinç içerisinde yaşlı adamın yanına gitmiş. Yaşlı adam onu kapıda karşılamış. Sophia bir anda konuya girivermiş. Sen insanların bir dileklerini gerçekleştiriyormuşsun. Buradan çıkan birçok insan mutlu olarak uzaklaşıyor. Şanın her yerde duyuluyor. Benim de senden bir isteğim olacak demiş. Herkes benim yerime o sarayda yaşamak istiyor. Fakat ben çok mutsuzum. Bazen hizmetlilere dahi özendiğim zamanlar oluyor. Onların kahkaha seslerini duydukça keşke bende böyle olabilsem diyorum. der. Tam olarak bende istediğin şey nedir? diye sorar. Oracıkta prenses bir karıncaya dönüşüverir. Dünya gözünde o kadar büyümüştür ki hiçbir şekilde attığı adımlar sonucu ilerleyemediğini düşünür. Saraya gitmek istese de bunu o zorlu yolda nasıl gerçekleştireceğini bilemez. Gene de yavaş yavaş sarayın yolunu alır. Annem ve babam beni merak etmiştir. Çok geç oldu saat ne yapacağım diye söylenerek ilerleyen prenses günler geceler geçse de saraya ulaşamaz. En sonunda saraya ulaştığında ise anne ve babasının çok yaşlandığını görerek şaşırır. Onlara sarılmak istese dahi evdekiler onun varlığını bile fark edemezler. Prenses bağırsa da sesini asla duyuramaz. O küçücük bedeni yorgun düşer ve oracıkta uyuyakalır. Ne olursa olsun insan ne kadar kendini mutsuz hissederse hissetsin ailesinin yanı ona en huzur veren yerdir aslında. Bunun farkına varan prenses tekrar eski haline dönmek istemiş olsa da bu mümkün değildir. Sadece bir dilek hakkı olan prenses bunu kullanmıştır. O da ne? Prenses uykusundan uyanır ve aslında bunların birer rüyadan ibaret olduğunu görerek çok sevinir. Prenses karınca olmamış ve hatta ailesi de hiç yaşlanmamıştır. O günden sonra mutlu olmak için farklı biri olmaya gerek olmadığını bulunduğu yerin huzurun tam kendisi olduğunu bilerek yaşamına büyük bir sevinç ile devam eder. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prenses-sofia-masali/", "text": "Bir ülkede, güzel ve cesur bir prenses vardı. Adı Sofia idi ve halk tarafından sevilen ve sayılan bir prensesiydi. Ülkesine hizmet etmek için her zaman elinden geleni yapardı ve insanların yaşamlarını kolaylaştırmak için projeler hayata geçirirdi. Ama Sofia, sıradan bir hayat sürmek istemezdi. O, keşfetmek ve dünyayı keşfetmek isteği ile yanardı. Bir gün, Sofia, bir macera arayışına çıktı ve ülkesinin dışına çıktı. Yolda, güzel manzaralar, eşsiz tarihi yerler ve yeni kültürler keşfetti. Aynı zamanda, birçok insanla tanıştı ve onlarla arkadaş oldu. Sofia, macerası boyunca çok şey öğrendi ve kendini keşfetme fırsatı buldu. O, kendisini daha iyi tanıdı ve hayatının amacını keşfetti. Sonunda, macerası sona erdi ve Sofia, ülkesine döndü. Sofia, halk tarafından sevinçle karşılandı ve maceralarını anlattı. Halkı, dünyayı keşfetme fikrini benimsemeye başladı ve insanlar hayatlarını zenginleştirmeye başladı. Sofia, insanların hayatlarını değiştirmek için fikirler getirdi ve ülke daha da gelişti. Sofia, hayatı boyunca adaleti, merhameti ve keşfetme arzusunu hep paylaştı. O, insanlar için bir örnek oldu ve halk tarafından her zaman anıldı. Sofia, mutlu bir hayat yaşadı ve hep keşfetmeye devam etti. Sofia'nın keşfetme arzusu, onun hayatı boyunca hep var oldu. O, birçok keşfe çıktı ve dünya genelinde tanınan bir maceracı haline geldi. Her keşifte, insanlarla tanıştı ve onların hayatını değiştirdi.Zaman geçti ve Sofia, yaşlandı. O, hayatının sonuna gelmişti ve ülkesindeki insanlar, onun hayatının sonunda ne yapacağını merak ediyorlardı. Ama Sofia, hayatı boyunca yaptığı gibi, sonunda da keşfetmeye devam etti. O, bir son keşfe çıktı ve hayatının sonunda, dünya genelinde tanınan en büyük keşfini yaptı. Sofia'nın anısı, ülkesindeki nesiller boyunca hep yaşadı. Her yıl, onun doğum gününde büyük bir tören düzenlenirdi ve halk, Sofia'nın keşfetme arzusunu kutlardı. Bu tören, halkın birbirlerine olan sevgilerini ve Sofia'nın hayatındaki etkisini gösterir ve insanların hayatını hep kolaylaştırmak için projeler hayata geçirilirdi.Sofia'nın hayatı, hep keşfetmeye devam etmenin önemini gösterir ve insanların hayatını hep kolaylaştırmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu hatırlatır. O, insanlar için bir örnek oldu ve halk tarafından her zaman anıldı. Sofia, keşfetme arzusu ile dolu bir hayatı hatırlatan bir prenses olarak hatırlandı.Sofia'nın hayatı sona erdi ve halk tarafından saygı ile anıldı. Ülkesinde, Sofia'nın anısı hep yaşadı ve halkın hayatını hep kolaylaştırmak için projeler hayata geçirildi. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prenses-ve-cadi-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir krallıkta mutlu bir prenses yaşarmış. Prensesin adı Eleni'ymiş. Eleni, güzelliği, neşesi ve kalbiyle herkesin sevgisini kazanmış. Ancak, krallığın dışında, karanlık bir ormanda kötü bir de cadı yaşarmış. Cadının adı Karani'ymiş. Karani, kötülük dolu kalbiyle ün salmış. Herkes Karani'nin adını duyunca bile titrermiş. Yaptığı büyüler pek çok insanın hayatını karartmış. Bir gün, Eleni, ormanda dolaşırken Karani'nın tuzaklarına düşmüş. Karani, Eleni'yi hapsederek onun yerine geçmek istemiş. Cadı, büyüsüyle prensesin yerine geçmiş ve halkın neşesini çalmış. Krallıkta bir karanlık hüküm sürmeye başlamış. Karani, yaptığı büyünün etkisini gördükçe mutlu oluyor insanların her geçen gün karamsarlığa bürüyor oluşunu keyifle izliyormuş. Gerçek prenses Eleni, Karani'nin tuzaklarından kurtulmak için kalbinin saflığını ve temizliğini kullanmış ve sonunda cadının tuzağından kurtulmayı başarmış. Ancak, geri döndüğünde büyük bir şok yaşamış. Krallıkta her şey değişmiş ve insanlar mutsuz olmuş. Eleni, gerçek prenses olduğunu kanıtlamak ve krallığı kurtarmak için bir plan yapmış. Eleni, cesur bir şekilde Karani'nin sarayına gitmiş. Cadı, Eleni'yi tanımadığı için ona meydan okumak istemiş. İki güçlü kadın arasında büyülü bir mücadele başlamış. Eleni, içindeki gücü serbest bırakmış ve Karani'ye karşı savaşmış. Sevgisi ve saflığı Eleni'nin en büyük silahı olmuş. Mücadele boyunca, Eleni'nin kalbi sevgiyle dolmuş. O, sadece kendini değil, aynı zamanda Karani'yi da anlamak istemiş. Eleni, ona yardım etmeyi teklif etmiş. Karani şaşırmış ve kalbinin derinliklerinde bir değişim hissetmiş. Karani, Eleni'nin sevgi dolu sözleri ve yardım teklifiyle içindeki kötülüğü yenmeye karar vermiş. Cadı, Eleni'nin yardımıyla kendini affettirmeye ve kötülüklerinden arınmaya çalışmış. Eleni, ona rehberlik etmiş ve birlikte krallığı eski neşeli günlerine geri getirmişler. Karani de artık huzurlu ve mutlu hissediyormuş. Krallık, gerçek prensesin dönüşüyle yeniden canlanmış. Halk, Eleni'ye minnettarlıkla dolmuş ve onu gerçek bir kahraman ilan etmiş. Eleni, sevgi ve hoşgörüyle krallığını yönetmeye başlamış. Karani ise, geçmişteki kötülüklerini telafi etmek için çalışmış. Onun yardımıyla krallık daha adil ve barış dolu hale gelmiş. Karani, Eleni ile birlikte krallığın koruyucusu olmuş ve geçmişteki hatalarından ders alarak iyilik için çalışmış. Karani, Eleni'yi çok seviyor ve onun için pek çok şeyi yapıyormuş. Cadının iyi birine dönüşmesi için aslında ihtiyacı olan gerçek bir sevgiymiş. Eleni'nin sevgisi onun buz tutmuş kalbini sıcacık yapmış ve cadı artık bir iyilik meleği gibi herkese yardımcı oluyormuş. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prenses-ve-kole-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bulutların üstündeki ülkelerin birinde çok güzel bir prenses yaşarmış. Sırma saçlı, güzel gözlü bu prenses çok mutsuzmuş çünkü sevmediği adamla evlendirilecekmiş. Sırf prenses diye onu bir prensle evlendirmek isteyen anne ve babasına çok kızgınmış. Oysaki güzel prenses başka bir ülkenin yakışıklı mı yakışıklı, saygılı mı saygılı bir kölesine aşık olmuş. Yaşadıkları bu yasak aşktan kimsenin haberi yokmuş. Prenses evleneceğini duyduktan sonra yataklar düşmüş. Prenses onu köle gibi görmezmiş ki! Hatta ona Kara Oğlan ismini takmış. Kara Oğlan, prensesin evleneceğini duyunca bir hışımla kendini prensesin yanında bulmuş. Yatakta hasta düşen prenses, karşısında Kara Oğlan'ı görünce şok olmuş. ''Biliyorum prensesim, sen alışkın değilsin köle hayatına ama seni en güzel şartlarda yaşatırım, söz veriyorum. Yeter ki benimle gelin!'' Prenses zar zor ayağa kalkıp Kara Oğlan'ın gözlerinin içine bakmış. ''Üzgünüm, seninle gelemem.'' demiş göz yaşları arasından. Kara Oğlan tam pes edip giderken prenses onu durdurmuş. ''Çünkü seni prens yapacağım.'' Kara Oğlan şaşkınlıkla ona bakmış. ''Ama bu nasıl olur?'' Prenses, Kara Oğlan'ın ellerinden tutup güzel gözlerine bakmış. ''Herkese köle ve prensesin bir aşk yaşayabileceğini söyleyeceğim. Dış görünüşün ya da ne olduğunun bir önemi olmadığını onlara anlatacağım, ya da bu diyardan gideceğim!'' Prenses kararlı bir hareketle Kara Oğlan'ı da yanına alıp annesi ve babasının yanına çıkmış. Kral ve Kraliçe karşısında bir köleyi görünce şaşırmışlar. ''Bu köle de kim! Sizin ikinizin ne işi var kızım!'' diye öfkeyle sormuş babası. ''Yeter! Herkesi buraya toplayın!'' Şaşkınlıkla tüm gözler onlara çevrilmiş. ''Şimdi beni iyi dinleyin,'' diyerek lafa girmiş prenses. ''...Bu hayatta ne olduğunun ya da nereden geldiğinin hiçbir önemi yok. Kimi sevdiğinin, sevdiğin kişinin rütbesinin de hiçbir önemi yok! Ben bu gördüğünüz Kara Oğlan'a aşığım ve onunla evleneceğim!'' Halk şaşkınlıkla onlara bakmış. Fısıltılar, uğultular dinmek bilmemiş. ''Şimdi beni ya onunla evlendirin ya da kaçar giderim!'' Kral ve Kraliçe öfkeden deliye dönmüş. Prensesin bu hareketini şok içinde karşılamışlar. Sırf kızlarını kaybetmemek için bunu kabul etmişler. Seneler sonra, prenses kraliçenin yerini almış, Kara Oğlan ise kralın yerini. Günün birinde sevimli bir kızları olmuş. Kızı büyümüş, evlenecek yaşa geldiğinde anne ve babasının karşısına bir köle ile çıkmış ve evlenmek istediğini söylemiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prenses-ve-tuz-masali/", "text": "Çok uzun bir zaman önce bir kral ve üç kız yaşarmış. Bir gün kral kızlarından hangisinin onu en çok sevdiğini öğrenmek istemiş. Bunun üzerine kızlarına seslenmiş ve her biriniz beni ne kadar seviyorsunuz canlarım diye sormuş. En büyük kızı seni altını sevdiğim kadar seviyorum babacığım diye yanıtlamış. Kral mutlu olmuş ikinci kızı seni Elmasları sevdiğim kadar seviyorum baba diye yanıtlamış. Bunu duyan kral daha da mutlu olmuş. Ama en küçük kızı seni tuzu sevdiğim kadar seviyorum babacığım demiş. Bunu duyan kral çıldırmış nasıl böyle bir şey söylersin ve en küçük kızına bağırmış senin gözünde değerim sadece tuz kadar öyle mi o kadar öfkeli ve aşağılanmış ki en küçük kızını ormana sürgün etmiş. Üzgün ve saraydan kovulan prenses birden bire kendisine doğru dörtnala koşan atın toynaklarının sesini duymuş ve oradan uzaklaşarak ormanda dolaşmaya başlamış. Korkmuş prenses bir ağacın çukuruna saklanmış at ağacın yanında durmuş ve yakışıklı bir genç adam inmiş attan prensesin ağacın arkasına saklandığını görmüştü. Ben zengin bir tüccarm demiş genç adam ve komşu krallıkta yaşıyorum bu ormanda tek başına ne yapıyorsun demiş prensese. Prenses hikayesini anlatmış babamı çok seviyorum ama anlamıyor demiş kırarak ağlamış bir gün anlar diye teselli etmiş tüccar onu ve çabucak birbirlerine aşık oldular zengin tüccar genç prensesi Köşkü'nde onunla birlikte yaşaması için ikna etti ve gelin olarak aldı. Günlerden bir gün kral avlanırken yolunu kaybetmiş iki gün boyunca ormanda dolaşmış sonra kaderin cilvesi ile tüccarın konağa ulaşmış. Aç yorgun bir biçimde tüccara yaklaşmış ve kendisini göstermiş tüccardan yardım istemeye karar vermiş. Tüccar karısının babası olduğunu bilmesine rağmen bu konuda sessiz kaldı ve size yemek ayarlayacak mı majesteleri dedi. Tuncer daha sonra karısı prensese gitti ve ona babasının gelişini anlattı. Prenses yemeği kendisi yapmaya karar verdi ve aşçıları çabucak mutfaktan çıkması için ikna etti. Çok geçmeden krala büyük bir şölen sunuldu açlıktan hızla yemeye başladı kral ama sonra yemeğin kesinlikle tadı olmadığını fark ettim. Bu nedir birinin bu yemeye böyle yiyebileceğini hayal edemiyorum dedi kral aşçı ile konuşmayı talep ederken. Kızı karşısında durdu hayretler içinde kızına baka kaldı. Konuşmaya başladı merhaba baba yemeğiniz korkunç çünkü içinde tuz yok değil mi dedi. Ardından şimdi seni ne kadar çok sevdiğimi anlıyor musun dedi. Kral kızım sağlarını aldı ve ona olan sevgisinden bir daha asla şüphe etmeyeceğine söz vererek kızından özür diledi. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Her sey çok mantıklı ve guzel. Bu masal beni köyümün bahcelerine götürdü özellikle son sahnede duygulanmamak icten bile değil. Kim yazdiysa tek kelime ile muazzam. Not: Mahmut Tuncer ne alaka anlayamadim."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prensesin-buyulu-diyara-yolculugu-masali/", "text": "Çok uzun zaman önce krallığın birinde merakla bir prenses hayal kurmaya başlar. Kurduğu hayaller herkes tarafından küçümsenir. Hiçbir zaman gerçekleşmeyecek hayalleri vardır. Prenses büyülü diyarlara yolculuk yapmak ister. Efsanelere göre bu diyarlar çok uzaklardadır. Krallıkta bulunan bir gezgin efsaneleri prensese anlatırdı. Prenses her gün bu gezginden yeni bir hikaye dinlerdi. Hikayeleri dinledikçe gezip görmek istediği büyülü diyarlar onun için vazgeçilmez olurdu. Bu özel yerlere gitmek ve keşfetmek isterdi. Kral ve kraliçe kızının hayalperest bir dünyada yaşamasına üzülüyordu. Diğer kardeşleri gibi ülkesine yararlı işler yapması gerektiğinden bahsediyorlardı. Fakat o hiçbir zaman hayallerinden vazgeçmedi. Prenses bir gün kralın büyücüsü ile tanışmaya karar verir. Büyücüden kendisini büyülü diyarlara göndermesini ister. Fakat bu isteği kabul edilmez. Kafasına gitmeyi koyan prenses bu büyünün nasıl yapıldığını öğrenmeye kalkar. Yaşanacak tehlikelerin farkında bile değildir. Prenses büyüdü diyarlar için birçok farklı tarif öğrenir. Büyücünün tecrübelerine sahip olmadığı için özel yetenekleri bulunmadığından yaptığı büyü ters işler. Büyü yüzünden prenses yüzüne bakılmayacak çirkinliğe bürünür. Kendisini aynada gördüğünde ağlamaya başlar. Bunu geri döndürmek için daha farklı büyüler yapar. Fakat hiçbiri işe yaramaz. Odasından günlerce çıkmaz. Kral ve kraliçe kızını merak etmeye başlar. Fakat durumdan haberleri yoktur. Kral ve kraliçe bir gün kızının odasına girmek ister fakat kızı bunu kabul etmez. Bir sorun olduğunu anlayan kraliçe zorla odaya girmeye çalışır. Odaya girdiklerinde gözlerine inanamazlar. Kızlarının tanınmaz halde olduğunu gören kral ve kraliçe büyük bir acı yaşarlar. Hayalperest kızları güzelliğini mahvetmiştir. Hemen krallığın büyücüsü çağrılır. Büyücü kısa süre içerisinde yeni bir büyü yaparak prensesinin yanlış yaptıklarını düzeltmeye çalışır. Fakat işe yaramaz. Krallığın her bir yanından büyücüler toplanır ve krallığa çağrılır. Kızı görenler hayret içerisinde bakakalır. Hiçbirinin yaptığı büyü işe yaramamıştır. Kral ve kraliçe prensesin bundan sonraki yaşamını çirkin bir şekilde geçireceğini düşünür. Çok uzak diyarlardan gelen bir büyücünün önerdiklerini yaparak kızlarının kurtulabileceğini söyleyenler vardır. Bu büyücüyü hemen krallığa davet ederler. Büyücü belli bir zaman geçtikten sonra krallığa gider. Büyücünün önerdikleri büyülü diyarlarda saklıdır. Efsanelere göre büyülü diyarlar ormanın derinliklerindedir. Büyülü diyarın en özel meyvesinden yapılan karışım prensesin eski haline dönmesini sağlayacaktı. Kral ve kraliçe bir umut bu diyarı aramaya koyuldu. Günler ve haftalar geçti fakat hiçbiri büyülü diyarı bulamadı. Büyülü diyarı bulmak için prenses işe koyuldu. Anne ve babasından izin alarak ormanın derinliklerine bir yolculuk gerçekleştirdi. Aslında büyülü diyarın nerede olduğunu sadece kendisi bilebilirdi. Çok uzun senelerdir bu diyar hakkındaki hikayeleri dinlemişti. Çok geçmeden büyülü diyarı buldu. Fakat hikayelerde anlatıldığı gibi değildi. Büyük bir hüsrana uğradı. Ama büyücünün dediği meyve ormanın tam ortasında ışık gibi parlıyordu. Meyveyi dikkatlice yerinden aldı ve büyücüye götürdü. Büyücü yaptığı büyü ile birlikte bu özel meyveyi kullandı ve prenses eski haline döndürdü. Prenses kral ve kraliçe ile konuşarak özürlerini bildirdi. Çok fazla hayal etmenin ve gerçek dışı düşüncelere dalmanın ne kadar zarar verebileceğini düşündü. Başına gelen bu talihsizlik onun için bir ders olmuştu. Aldığı ders sonrasında artık gereksiz hayaller kurmayacaktı. Daha akıllıca davranması gerektiğini anlamıştı. Ailesi özürlerini kabul etti. Prenses sonraki yaşamında hem ülkesi hem de insanlar için faydalı işlerde bulundu. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prensesin-ruyasi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel Zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken, çok uzak şehirlerin birinde bir eski bir köşk varmış. Bu köşkte bir adam ve 4 kızı varmış. Bu adam Mısır'a gidecekmiş. Bu ülke onların ülkelerinden çok uzaktaymış. Bu yüzden kızlarına demiş ki kızlarım ben bugün yolculuğa çıkıyorum. Sizler bu evde yalnız kalacaksınız. Tanımadığınız hiç kimseye kapıyı açmayın demiş. Kızlarda kabul etmiş babaları kızlarına hediye getirmek istiyormuş. Ne istersiniz diye sormuş. Kızlardan biri gösterişli bit taç, diğeri çok güzel parlayan bir yüzük diğeri prenses elbisesi diğerinde çiçek istemiş. Babaları da kabul etmiş ve o gün yola çıkmış Mısır'a doğru gitmiş. Bir ay kadar kaldıktan sonra işlerini halletmiş. Uzun zaman sonra artık evine dönmesi gerekiyormuş. Evine doğru hazırlıklarını yapan babanın aklına kızlarının istediği hediyeler gelmiş. En küçük kızı çiçek istediği aklına gelmiş ama bir türlü bulamamış. Yolunun üzerinde bir bahçe olduğu hatırlamış ve babası o bahçeye doğru yoluna devam etmiş. Bahçenin çok güzel çiçeklerinden kızına bir demet hazırlamış ve tam bahçeden çıkacakken oranın sahibi bir kurbağa varmış kurbağa demiş ki hiç kimse benim bahçeme izinsiz göremez. Eğer girerse bunun bedelini öder. Çok korkan baba ne yapacağını bilememiş. Kurbağanın onu affetmesi için ne istediğini sormuş. Kurbağada ben o çiçekleri vereceğin kişiyi buraya getirmeni istiyorum. Demiş. Babası da ama nasıl olur o benim küçük kızım. Gelmesi için onu ikna edemem. Kurbağada o zaman al bu tacı bu elbiseleri ve bu yüzüğü kızına ver. Ona deki bunlar onun olsun istediği kişiye versin. Yeter ki buraya gelsin. Babada bunun üzerine şaşkın bir şekilde yola çıkmış. Gidip kızlarına olanı biteni anlatmış. Küçük kızı gitmeyi hemen kabul etmiş. Herkes çok şaşırmış. Nasıl hemen kabul ettim diye. Küçük kızda demiş ki. Baba sen gideceğin günün akşamında ben rüya gördüm. Bir kurbağa bana sesleniyordu. Diyordu ki ben bir prensim yaşlı cadı beni kurbağaya çevirdi. Onu ancak ben kurtarabilirmişim. Bana bir çiçek ister misin diye sordu. Sonrada uyandım. Sen de öyle ne istersiniz diye sorunca bende hemen çiçek dedim. Zaten kurbağada sana kardeşlerimin istediği hediyelerde vermiş. Bu duyduklarını karşısında şaşkınlıkla kalakalan ailesi ne yapacağını bilememiş. Ertesi gün bu evin küçük kızı kurbağanın yanına gitmiş. Kurbağa beni bir kere öper misin prensesim diye sormuş. Bu kızda kurbağayı öpmüş. Biranda değişen kurbağanın karşısında gözlerine inanamamış. Bu kurbağa gerçekten prens olmuş. Onu bu hale getiren kötü cadıdan kaçmak için hemen oradan uzaklaşmışlar. Kendilerine yeni bir hayat kurmuşlar. Kocaman kalede prens ve prenses olarak yaşamışlar. Prensesin ailesi de onunla beraber kalede yaşamış. Diledikleri her şey olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/prenseslerin-ihaneti-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken koskocaman bir ülkenin haşmetli bir padişahı varmış. Padişahın da üç tane güzeller güzeli kızı bir tane çirkin oğlu varmış. Padişah oğlunu çok seviyormuş ama çirkin olduğu için de içten içe sinirleniyormuş. Çünkü prens çirkin olduğu için kimse ona saygı göstermiyormuş. Bir gün tüm çocuklarını yanına çağırmış ve herkesin önünde artık emekli olacağını ülkenin yönetimini oğluna bırakacağını söylemiş. Bunu yapmasındaki amaç da oğluna saygı duyulmasını sağlamakmış. Fakat prensesler bu durumu kabul etmemiş. Her biri ülke yönetiminin prense yakışmayacağını söylemiş. Kızlardan en büyük olanı Ben en büyük prensesim ben varken prensin yönetmesi yakışık almaz demiş. Ortanca prenses hemen lafa karışmış Ben içlerinde en güzel olanıyım, bütün halk etrafımda pervane. Ülke yönetmek en çok bana yakışır. Demiş. Küçük prenses Ben en küçük prensesim şimdiye kadar herhangi bir görevim olmadı. Bu yüzden ülke yönetme görevi bana düşer. Demiş. Bu sırada prensin hiç sesi çıkmamış. Çünkü o babasına karşı hep daha saygılıymış. Onu sözünün üstüne söz söylemezmiş. Fakat padişah kızlarının itirazına sinirlenmiş ve son kararını vermiş. Artık ülke yönetimi prensinmiş. Bu karara sinirlenen prensesler hemen bir plan yapmışlar. Amaçları prensten kurtulmakmış. Yeni görevinden dolayı diğer ülkelere gemiyle seyahate çıkacak olan prensi denize atmaya karar vermişler. Böylece prensi denize atması için büyük prenses yardımcısını görevlendirmiş. Prensesler kendi gözleriyle prensin denize düştüğünü görmek için de prense eşlik etmeyi teklif etmişler. Prens yapılan plandan habersiz kardeşleriyle beraber bir yolculuğa çıkacağı için çok mutluymuş. Fakat padişah kötü bir şey sezinlediğinden dolayı oğlunu koruması için birini görevlendirmiş. Bu kişi ülkenin cengaverlerinden biriymiş. Böylece yolculuk başlamış. Yolculuk sırasında prensesin yardımcısı prensi denize atmayı başarmış. Fakat cengaver böyle bir plandan haberdar olduğu için prensi denizin altında bekliyormuş. Prensi kurtarır kurtarmaz da hemen başka bir gemiyle ülkeye geri dönmüşler. Padişaha olan biteni anlatmışlar. Padişah bu duruma hem çok sinirlenmiş hem de bu ihaneti yapanların kızları olduğunu düşününce çok üzülmüş. Seyahatten geri dönen prensesler prensi karşılarında canlı kanlı görünce şaşkına dönmüşler. Böylece babalarının cezalarından kurtulamamışlar. Kardeşlerine böyle bir ihanet etmenin cezası ömür boyu zindanda yaşamak olmuş. Prensesler çok pişman olmuşlar. Padişaha yalvarmış yakarmışlar ama padişah kararından dönmemiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/pugi-nin-davetsiz-misafirleri-masali/", "text": "Kanguru Pugi, bir sabah erkenden kalkar ve hemen ardından yuvasını temizler. Sonra da mutfağa girer, bir tencereye Mısır koyar ve tencerenin kapağını kapatır. Mısırlar kısa sürede patır patır patlamaya başlarlar. Patlayan mısırlar tencerenin pat kapağına, pat dibine çarpıp duruyorlardı. Bu arada mısırlardan biri:'' İçerisi çok sıcak oldu, tencerenin içinden ne zaman çıkacağız acaba? der. Bir başkası zıplarken arkadaşına; Duymadın mı? Bugün Pugi bir arkadaşını davet edecek. Az sonra kendini tabakta bulabilirsin.'' der. Gerçekten de kısa süre sonra tencere içindeki mısırlar çiçek gibi açılır. Kanguru Pugi mısırları tabaklara koyup, masaya yerleştirir. Tüm mısırlar rahat rahat nefes alır. Kanguru Pugi telefon eder ve arkadaşı tavşan Şodi'yi o gün saat üçte mısır yemeye davet eder. Tavşan Şodi, Kanguru Pugi'nin davetine çok sevinir. Saat 03.00 olduğunda Pugi arkadaşını beklemeye başlar 10 dakika geçer 20 dakika geçer yarım saat geçer Şodi ortalıkta görünmez. Pugi merak etmeye başlar. Meğer o sırada tavşan Şodi arkadaşı zürafa Zoziye gider. ''Kanguru Pugi beni mısır yemeye davet etti. Sen de gelsene'' der. Zürafa Zozi sevinçle ''Harika bir davet, tabii ki gelirim.'' diye cevap verir. Daha sonra birlikte diğer arkadaşlarına da giderler. Köstebek, Zebra, Panda, leylek, kelebek ,leopar, eşek, at, Kaplan, aslan ... hepsi birlikte tam 15 kişi olurlar. Hep birlikte şarkılar söyleyerek, Pugi nin yuvasına doğru giderken, Şodi içinden ''Yaşasın! davet çok güzel olacak. Çok eğleneceğiz.'' der. Son olarak yolda gördükleri pembe Rakun'u da davet etmişler. Pembe Rakun:'' Aaa ev sahibinin haberi olmadan böyle bir daveti Asla kabul edemem.'' diye onu reddeder. Tavşan Şodi Ne olacak canım hepimiz arkadaşız'' der. Pembe Rakun'un davetiye neden kabul etmediğini anlayamamış. Şodi ve arkadaşları yollarına devam ederler. Pugi kapıyı açtığında karşısında 15 kişiyi görünce çok şaşırır. Bir an ne diyeceğini bilemez sonra hemen toparlanır.'' Hoş geldiniz ''diyerek misafirlerini içeri buyur eder. Kanguru Pugi: Üzülme Şodi, Umarım misafirler memnun kalmıştır.'' diyerek arkadaşını teselli eder. O gün tavşan Şodi önemli bir görgü kuralını öğrendiğine çok sevinir. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. masalları niz siteniz harika . emeklerinize sağlık ."} {"url": "https://www.masallaroku.com/raphael-masali/", "text": "Bir zamanlar kimsenin varlığından bile haberi olmadığı bir ütopyada güzelliği ile herkesi mest eden bir melek yaşarmış. Herkesin kendi alanında yaşadığı bu ütopyanın her köşesi gizli sırlar ile doluymuş bu sırlardan biri ise bu güzeller güzeli meleğin yanlış ve tehlikeli aşkıymış. Güzelliği ile meşhur bu meleğin adı Raphael'di. Raphael kendi bildiğini yapar kimsenin hiçbir sözüne kulak asmazdı. Birbirine deli gibi aşık çiftleri ise bir araya getirmek için elinden gelen her şeyi yapardı. Raphael için bu hayattaki en önemli his aşktı. Raphael' i hayata bağlayan tek duygu ise farklı ütopyada yaşayan, hem kendi için hem de bu ütopyada yaşayan her varlık için günah olan şeytandı. Ona olan bu imkansız her geçen gün artıyordu ve bir gün dayanamayıp imkansız aşkı için yola çıkmıştı. Onu göreceği için o kadar heyecanlıydı ki o kendisini görmese bile olurdu. Bu yaptığını tüm ütopya kendisini kınardı ama umurunda değildi. Şu an umurunda olan tek şey varsa o da aşkını bir kez dahi olsa görebilmekti. Mektupta Raphael meleğinin kural dışı hareketinden dolayı bir kuyuda hapis yattığı yazıyordu. Şaşkınlıklar içerisinde mektubu okumaya devam eden halk Raphael'in bunu hak ettiğini ve onun için uğraşmayacakları düşüncesini savundular. Aşkından ve çaresizliğinden gözleri neredeyse tamamen kör hale gelecek Raphael halkının bir gün gelip kendisinin kurtaracağına inandı. Günler aylar ve hatta yıllar geçmesine rağmen Raphael kurtarılamadı. Çaresiz bir günün bekleyişi ile kuyunun bir diğer ucu kırmızı bir ışıkla boyandı. Halis gördüğünü düşünen Raphael kafasını yere eğdi. Garip bir ses ve parlak ışık daha da artmaya başladı, başının üstünde ona uzanan bir elin farkına vardı. Kafasını kaldırdığında inanamayan Raphael'in gerçek aşkı karşısındaydı. Raphael olduğu yere bayılmıştı ve onu hızlı bir şekilde sarıp sarmaladı hayatının aşkı... Sevgilerini daha güzel büyütebilecekleri bir evrene uzun bir yolculuğa çıkmışlardı. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz. Bumu cocuk masali seytana asik olmus !!! Haftada 1 veya 2 defa güzel kızıma masal okuyorum kilometrelerce uzakta olsa bile onun nefes sesini duymak beni huzura boğuyor."} {"url": "https://www.masallaroku.com/rapunzel-masali-2/", "text": "Bir varmış bir yokmuş çok eski zamanlarda uzak mı uzak diyarlarda bir karı koca yaşarmış. Bu karı koca birebirlerini çok sever ve mutlu bir şekilde yaşamlarını devam ettirirmiş. Fakat mutluluklarının önünde bir engel varmış. Bu mutlu çifttin çocukları olmuyormuş. Bir çocuklarının olmasını o kadar çok isterlermiş ki bu istek onları gün geçtikçe yiyip bitirirmiş. Günün birinde bir mucize olmuş. Kadın hamile olduğunu öğrenmiş ve bunu eşine söylemiş. O an dünyanın en mutlu insanları onlar oluvermiş. Bu habere çok sevinmişler, bir çocukları olacağı için adeta mutluluktan havalara uçmuşlar. Fakat kadının aklına takılan, geceleri uykularını kaçıran bir problem daha varmış. Karşı komşularının bahçesinde mükemmel sebzeler, meyveler varmış. Kadın bu sebzeler arasında yer alan parlak ve kusursuz bir görünüme sahip olan marullardan aşeriyormuş. Bu öyle bir aşermeymiş ki kadın her gün marulları düşünüyormuş. Zamanla geçer diye düşünmüş fakat bu arzusu geçmemiş. Günden güne zayıflamış, başka hiç bir şey düşünemez hale gelmiş. Kocası bir problem olduğunu anlamış. Karısının derdine derman olmak için karşı komşularından marullardan biraz istemeye karar vermiş. Karşı komşularının kapısını çalmış. Fakat ne görsün! Karşısına çirkin mi çirkin kötü kalpli bir cadı cıkmış. Cadı o kadar kötü kalpliymiş ki bir tane bile marul vermemiş. Kocası kadına olanları anlatmış. Kadın bu duruma çok üzülmüş. Ama kocası kararlıymış o marullardan mutlaka getirecekmiş. Bir gün gece yarısı cadının bahçesine girerek marullardan almayı ve eşini mutlu etmeyi planlıyormuş. Planlıyormuş ama cadıdan da oldukça fazla korkuyormuş. Gece yarısı olmuş. Her yer karanlık olunca ve cadı uykuya dalınca gizlice bahçeye süzülmüş. Orda ışıl ışıl parlayan marulları görmüş ve onlardan birazcık kopartarak hemen oradan uzaklaşmış. Heyecanla eşinin yanına gitmiş. Koparttığı marulları karısına götürmüş. Karısı marulları büyük bir iştahla yemiş. Rüyalarını süsleyen o mükemmel marullar artık onunmuş. Ama marullar kadına az gelmiş. Yemesine rağmen hale onları düşler hale gelmiş. Eşi daha fazla marul için yarın gece yarısı tekrar cadının bahçesine girmeye karar vermiş. Gece yarısı her yer karanlıkken yine cadının bahçesine girmiş. Fakat cadı bu sefer uyumuyormuş. Marullarını çalan hırsızı yakalamış. Adam önce çok korkmuş. Lütfen bana bir şey yapmayın karım hamile o yüzden almak zorunda kaldım demiş. Fakat cadı o kadar kötü kalpliymiş ki adamı umursamamış bile. Cadının ilgisini çeken tek şey kadının hamile oluşuymuş. Adama dönerek demiş ki seni affederim ama doğacak bebeğinizi bana vereceksiniz. Adam bu teklif karşısında şaşkınlığını ve üzgünlüğünü gizleyememiş. Ama cadıdan o kadar çok korkuyormuş ki hayır da diyememiş. Üzgün bir ifadeyle evinin yolunu tutmuş. Evde karısı onu ve marulları heyecanla bekliyormuş. Eve gelince bütün olanı biteni eşine anlatmış. Eşi bu duruma çok üzülmüş ama onunda elinden bir şey gelmemiş. Doğum günü gelmiş çatmış. Çiftin güzel mi güzel bir kızı olmuş. Kız o kadar güzelmiş ki baktıkça doyamıyormuş insan. Çiftin mutlulukları kısa sürmüş. Korkunç cadı bebeği alıp gitmiş. Ona Rapunzel adını vermiş. Rapunzel yıllar geçtikçe daha da güzelleşiyormuş. 12 yaşına basan Rapunzel sapsarı altın gibi parlayan ışıl ışıl saçlara sahipmiş. Bu durumu kıskanan cadı Rapunzel'i kimselerin görmemesi için bir plan yapmış. Onu çok uzaklarda kapısı bile olmayan bir kuleye hapsetmiş. Bu kulenin hiç bir girişi ve çıkışı yokmuş. Kuleye girmek için cadı da Rapunzel'in uzun saçlarını kullanırmış. Uzun zamanlar geçmiş. Kimsenin yolunun düşmediği o kuleye bir prensin yolu düşmüş. O sırada Rapunzel o mükemmel sesiyle çok güzel bir şarkı söylemekteymiş. Bunu duyan prens adeta büyülenmiş. Kuleye çıkmak için birçok yol denemiş fakat hiçbiri başarı ile sonuçlanmamış. Prens her gün gelmeye yeni yollar denemeye devam etmiş. Tam umudunu kestiği bir anda bir patırtı duymuş. Hemen saklanmış. O sırada kulede bir cadının belirdiğini görmüş. Cadı Rapunzel Rapunzel uzat saçlarını da yanına geleyim diye bağırmış. Sonra ışıl ışıl parlayan upuzun saçlar kulenin duvarlarından süzülmüş. Cadı saçlara merdiven gibi tırmanarak yavaşça kızın yanına ulaşmış. Prens artık çıkış yolunu bulmuş. Ertesi gün cadı gibi seslenerek Rapunzel'in saçlarından kuleye tırmanmış. Karşısında prensi gören Rapunzel çok şaşırmış. Aynı zamanda prensi çok beğenmiş. Prense başından geçen bütün kötü olayları anlatmış. Prens cadının yaptığı bu duruma çok sinirlenmiş birlikte bir plan kurmuşlar. Prensin getirdiği iplerle Rapunzel uzun bir merdiven yapmış. Cadı her zaman olduğu gibi kuleye tırmanmış. Fakat bu sefer her şey cadının istediği gibi olmamış. Rapunzel ve prens cadıyı oracıkta kandırarak ördükleri merdivenden kaçmayı başarmışlar. Cadı ise kulede öylece kalakalmış. Tek başına kulede yalnız kalan ve çıkamayan cadı oracıkta ölmüş. Rapunzel ve prensin aşkları gün geçtikçe daha da artmış. Evlenmeye karar vermişler. Fakat Rapunzel gerçek ailesini çok merak ediyormuş. Prens Rapunzel'in bu durumunu fark etmiş. Araştırmalar yaptırarak Rapunzel'in ailesini bulmuş. Hem Rapunzel hem ailesi çok mutlu olmuşlar. Kızlarını tekrar karşılarında gören çift şaşkınlıklar içinde gözyaşlarına boğulmuşlar. Kızlarına sımsıkı sarılmışlar. Rapunzel ve prens sarayda bütün tanıdıkları eşliğinde kırk gün kırk gece muhteşem bir düğün yapmışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/rapunzel-masali-oku/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken, develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken uzak ama çok uzak diyarlarda birbirlerini çok seven bir karı ve koca güzel ve kutu gibi sımsıcak bir evde yaşarlarmış. Günleri çalışarak geçermiş. Birbirlerini de hiç ihmal etmezlermiş. Beraber gülmeyi ve eğlenmeyi çok ama çok severlermiş. Ancak her evde olduğu gibi bu çifti de derin kederlere sokan bir hüzünleri varmış. Özellikle kadın bu kederle nereye kadar yaşayacağını düşünüp dururmuş. Günlerinin bir bölümü de bu kederi atlatabilmek ile geçermiş. Bu çiftin hüzünlenmesine neden olan durum ise çocuklarının olmamasıymış. Bir çocuk sahibi olmayı çok istiyorlarmış fakat bir türlü olmuyormuş. Aradan çok fazla zaman geçmemiş ki bir gün kadın bir çocuğunun olacağının farkına varmış. Hemen kocasına haber vermiş ve bu habere birlikte çok sevinmişler. Sarılmışlar ve mutluluk gözyaşları dökmüşler. Günlerden bir gün kadın pencerenin önüne geçmiş ve karşı da komşusuna ait olan güzel mi güzel çiçekleri ve sebzeleri izlemeye koyulmuş. Güzel güzel bakarken birden gözüne bahçede bulunan ve ışıl ışıl parlayan marullar takılmış. Kadın marulların güzelliği karşısında kendisinden geçmiş. Marulların güzelliği kadının aklından bir türlü çıkmıyormuş. Günler peş peşe geçerken kadının aklı halen daha marullardaymış. Kadın yine bir gün marulları düşünürken kendi kendine Ben bu marullardan yemezsem eğer kesin ölürüm demiş. Marullara olan isteği o kadar kuvvetli bir hale gelmiş ki kadın yemeden içmeden kesilmiş ve oldukça fazla kilo vermiş. Kadının bu durumuna hayret eden kocası ise kadının problemini sormuş ve kadın anlatmış. Kocası ise bu durumu halledebileceğini eşine söylemiş. Kadın ise endişeye kapılmış ve Yan taraftaki eve girmek çok tehlikelidir. Biliyorsun bu ev çok kudretli bir cadıya aittir. Ayrıca duvarları da çok yüksek tırmanmak neredeyse imkansız demiş. Ancak adam kendinden emin bir şekilde bu marulları getireceğini karısına tekrar etmiş. Bir gece adam tüm cesaretini tekrardan toplamış ve yandaki bahçeye girebilmek için duvarı tırmanmaya başlamış. Biraz zorlanmış olsa da duvarı tırmanmış ve marulların yanına kadar gitmiş. Güzel marullardan birkaç yaprak toplamış ve duvarı geçerek hızlıca evine gelmiş. Ardından marulları kadının eline vermiş. Kadın marulları görünce çok mutlu olmuş ve hemen hızlıca marulları afiyetle yemiş. Ertesi gün kadın uykusundan uyanır uyanmaz tekrardan marulları düşünmüş ve durumu kocasına anlatmış. Kocası kadının tekrardan marul istediğini anlamış ve harekete geçmiş. Adam duvarı tırmanmaya başlamış. Bahçeye girdiğinde ise adamı pek de hoş olmayan bir durum bekliyormuş. Önceki gece marullarının eksildiğini gören cadı hırsıza bir tuzak hazırlamış. Adam bahçeye girer girmez de tuzak sayesinde yakalanmış. Cadı: Sen benim bahçeme nasıl girebilirsin diye adama bağırmaya başlamış. Ardından özel bahçesine izinsiz giren adamı ortalığı ayağa kaldıracak şekilde azarlamış ve bunun hesabını vereceksin diyerek de tehdit etmiş. Adam ise Cadı'nın bağırması ve tehditleri karşısında hem utanmış hem de çok fazla korkmuş. En iyisinin durumu olduğu gibi anlatmak olduğuna karar vermiş ve karısının hamile olduğunu ve yakın zamanda bahçedeki marulları fark ettiğini, yemeden içmeden kesildiğini her bir detayı ile Cadı'ya anlatmış. Cadi ise durumu ciddiyet ile dinlemiş ve en sonunda demek çocuğunuz olacak demiş. Sizi bir şart ile affederim diyerek de eklemiş. Eğer şartımı kabul ederseniz bahçemde ki marullardan dilediğiniz kadar alabilirsiniz demiş. Cadı'nın şartı ise bebeğiniz doğduktan sonra onu bana vereceksiniz şeklindeymiş. Adam ise Cadı'dan o kadar çok korkmuş ki şartı hemen kabul etmiş. Sonra Cadı adamın gitmesine izin vermiş. Aradan günler, haftalar ve aylar çabucak geçivermiş. Kadın bebeği doğurmuş. Bebeğin doğduğunu duyan Cadı ise hemen eve gelerek bebeği almış ve bebeğe bahçesindeki özel marulların ismi olan Rapunzel ismini vermiş. Cadı bebeği çok sevmiş ve mutlu bir şekilde bebeği büyütmeye başlamış. Aradan çok zamanlar geçmiş ve Cadı'nın emekleri ile Rapunzel büyümüş ve oldukça güzel, güçlü ve alımlı bir prenses olmuş. Rapunzel 12 yaşına gelince o kadar güzel bir kız olmuş ki güzelliği bir ay gibi etrafı aydınlatır hale gelmiş. Rapunzel'in bu kadar güzel olması Cadı'yı korkutmuş ve Cadı Rapunzel'i uzak diyarlara götürüp gizlemeye karar vermiş. Bir kule yapmış ve bu kulenin kapısı ve merdiveni yokmuş. Rapunzel'i oraya yerleştirmiş. Rapunzel bu kulede günlerini saçlarını örerek geçiriyormuş. Cadı kuleye çıkmak istediğinde Rapunzel'in uzun saçlarını aşağıya sarkıtmasını istermiş ve bu şekilde tırmanıp kuleye çıkarmış. Günlerden bir gün bir prens ormanda geziye çıkmış. Gezinirken çok güzel bir ses duymuş. Sesin sahibini merak ederek sesi takip etmiş. En sonunda kulenin önüme gelmiş ve Rapunzel'i görmüş. Kuleye girmek istemiş ancak bunun mümkün olmadığını görmüş. Prens hemen her gün kulenin önüne gelip bu kuleye girebilmenin bir yolunu aramış. Yine bir gün kulenin etrafında dolaşırken Cadı'nın geldiğini farketmiş ve kuleye nasıl girdiğini görmüş. Cadı gittikten sonra Prens kulenin dibine gelmiş ve Rapunzel, Rapunzel uzat bakalım altın sarısı saçlarını nazik bir şekilde söylemiş. Rapunzel uzatmış saçlarını ve prens kuleye girmiş. Rapunzel Prens'i karşısında görünce korkmuş. Çünkü kimse ile konuşması yasakmış. Prens hemen durumu anlatmış. Sesine aşık olduğunu söylemiş ve hemen oracıkta Rapunzel'e evlenme teklifinden bulunmuş. Rapunzel kabul etmiş. Ancak şimdi büyük bir sorunları varmış. Kuleden nasıl ineceklerini düşünmeye başlamışlar. Rapunzel Prens'e kuleye her gelişinde bir ipek çilesi getirmesini söylemiş. Böylece Rapunzel bir merdiven örmeyi planlamış. Günler geçerken merdiven de neredeyse bitecekmiş. Ancak bir gün Rapunzel Prensin Cadı'dan daha hızlı tırmandığını ağzından kaçırmış. Cadı durumu hemen anlamış ve Rapunzel'in saçlarını keserek onu uzak bir çöle göndermiş. Ardından Cadı kulede Prensi beklemiş prens gelince onu yukarıya almış ve daha prens ne olduğunu anlayamadan prensi aşağıya atmış. Prens ölmemiş ama çalılıklar gözlerini kör etmiş. Prens yıllarca kör bir şekilde Rapunzel'i aramaya başlamış ve bir gün çölde güzel bir ses duymuş. Sesi takip eden prens en sonunda Rapunzel! Rapunzel diye seslenmiş. Prensi gören Rapunzel sevinçten ağlamaya başlamış. Rapunzel'in gözyaşları prensin göz kapaklarına değince mucizevi bir şekilde prensin gözleri açılıvermiş ve görmeye başlamış. Ardından Prens ve Rapunzel beraber ülkelerine dönmüşler ve mesut bir hayata doğru yelken açmışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/rapunzel-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda ülkenin birinde çocuğu olmayan bir karı koca yaşıyormuş. Çocukları olmasını o kadar istiyorlarmış ki her akşam uyumadan bebek hayalleri kuruyorlarmış. Gel zaman git zaman kadın hayallerinin gerçek olduğunu fark etmiş. Çok sevinmiş ve hemen kocasına bebekleri olacağını söylemiş. İkisi de sevinçten havalara uçmuşlar. Günler sonra kadın pencereden dışarıya bakarken yan evin bahçesindeki çiçekleri ve sebzelere bakarken gözleri altın renginde ışık saçan bir marula takılmış. Marul diğerlerinden çok farklıymış, insanı büyüleyecek derecede güzelmiş. Kadın uyuyor uyanıyor sürekli o altın rengindeki marulu düşünüyormuş. Yemek yerken bile aklı o maruldaymış. Yediği yemeklerden tat alamıyor ışıldayan o marulu yemek istiyormuş. Adam eşinin durumunu gördükçe üzüntüye düşmüş. Neden yemek yemiyorsun? diye sormuş karısına. Kadın da komşunun bahçesinde altın renginde ışık saçan bir marul var, o marulu yemek istiyorum demiş. Adam karısının derdine çare olmak için bir gece vakti herkesin uykuda olduğu sırada yan bahçeye koşmuş. Marulu bulmuş ve yapraklarından biraz koparmış. Büyük bir hevesle karısına getirmiş kopardığı yaprakları. Kadın maruldan kopartılan yaprakları görünce ayakları yerden kesilmiş. Büyük bir iştahla hepsini yemiş. Gece marulu yemenin mutluluğuyla uyuyan kadın sabah olup uyandığında yine o ışık saçan marulu düşünmeye başlamış. Kocasına yine yapraklardan kopartıp gelmesini söylemiş. Ama gel gör ki bu sefer onları kötü bir sürpriz bekliyormuş. Marulundan yaprak koparıldığını fark eden cadı adamın karşısına çıkmış. Bahçesine izinsiz girip marullarını çaldığı için adama çok kızmış. Onlar benim marullarım hem de çok özeller sen nasıl onlardan kopartırsın. Sana gününü göstereceğim diyerek adama bağırmış. Korkudan adamın dizleri titremiş. Ne yapsam da kendimi affettirsem diye düşünürken cadının eşinin hamile olduğunu duyunca insafa geleceğini düşünerek, Karımla biz bebek bekliyoruz, sizin marulunuzu gördükten sonra başka bir şey yemek istemedi. Yemekten içmekten kesildi. Ben sadece karım için kopardım. demiş. Cadı bunu duyunca yüzünde bir gülümseme belirmiş. Tamam, marullarımdan istediğin kadar götür karına. Sizi affediyorum demiş. Adam da çok sevinmiş, hem affedildiğini düşünmüş hem de karısının marulları istediği kadar yiyebileceğini düşündüğü için içini bir rahatlık kaplamış. Tam o sırada Ama tek bir şartla; bebeğiniz olunca çocuğu doğar doğmaz bana vereceksiniz. demiş cadı. Adamın sevinci kursağında kalmış ama ne yapsın kabul etmiş. Günler günleri kovalamış ve doğum vakti gelmiş çatmış. Kadın kız bebek doğurmuş. Cadı bunu duyar duymaz gelmiş, bebeği anne ve babasından alarak kendi evine götürmüş. Kızın adını, ışık saçan marulun ismi olan Rapunzel koymuş. Cadı Rapunzel'e çok güzel bakıyormuş. O'nu en iyi sebzelerle besliyormuş. Tamı tamına on iki yıl geçmiş ve Rapunzel çok alımlı bir prenses olmuş. Adeta ışıldıyor, etrafına güzelliğini yansıtıyormuş. Rapunzel'in bu güzelliğini ve ışıltısını gören cadı O'nu saklamaya karar vermiş. Kimsenin bilmediği bir yerde merdiveni, kapısı olmayan upuzun bir kule yaptırmış. Rapunzel'i oraya götürmüş ve kapatmış. Burada yapacak hiçbir şeyi olmayan Rapunzel bütün gün saçlarını bir örer bir açarmış. Cadı kuleye gitmek istediğinde kulenin altından seslenir ve Rapunzel'in saçlarını sarkıtmasını istermiş. Rapunzel altın gibi parlayan sapsarı, örgülü saçlarını sarkıtır; cadının tırmanmasını sağlarmış. Aradan yıllar geçmiş, bir gün ülkenin prensi ormanlık alanda gezerken ninni gibi bir ses duymuş. Uzaklardan yumuşacık çok güzel bir ses geliyormuş. Prens o kadar etkilenmiş ki sesin sahibini bulmak için yürümeye başlamış. Yürümüş yürümüş ve kapısı, merdiveni olmayan kulenin önünde bulmuş kendini. Çok şaşırmış prens, buraya nasıl girer insan diye düşünüp durmuş. Prens sarayına dönmüş ama aklı o kapısı olmayan kuledeki sesteymiş. Ertesi gün tekrar gitmiş, bakmış bakmış bir çıkış yolu olmadığını anlayıp geri dönmüş. Sonra tekrar gelmiş, ertesi gün tekrar ve prens her gün kuleye gelir olmuş. Yine kuleye geldiği bir vakitte birisinin ayak seslerini duymuş. Ne olduğunu anlamak için bir ağacın arkasına gizlenmiş. Birde ne görsün cadı kulenin altından sesleniyormuş Rapunzel, o altın ışığı rengindeki saçlarını uzat bana diye. Rapunzel saçlarını uzatınca da örgülerine tırmanarak kuleye çıktığını görmüş. Sonraki gün prens akşam vakti yine gelmiş kuleye. Aynı cadının seslendiği gibi seslenmiş, Rapunzel, o altın ışığı rengindeki saçlarını uzat bana. Rapunzel upuzun örülü saçlarını sarkıtmış aşağıya. Prens de aynı cadı gibi örgülere tırmanarak Rapunzel'in yanına çıkmış. Rapunzel cadıyı beklerken prensi görünce çok şaşırmış bir o kadarda korkmuş. Cadının, başka biriyle konuştuğunu duyarsa ne kadar kızacağını biliyormuş çünkü. Rapunzel'in korkusunu farkeden prens Evlen benimle demiş. Rapunzel ne diyeceğini bilememiş ama içini bir mutluluk kaplamış. Prensin onu koruyacağını düşünmüş ve Evlenelim demiş prense. Cadı gelmeden kaçalım demiş prens ve o anda aklına ikisinin birden inemeyeceği gelmiş. Rapunzel hemen aklındakini anlatmış prense. Her gün yanıma gel, gelirkende yanında örgü için bir yumak getir ben de onları örüp merdiven yapayım demiş. Prens her gün geliyormuş, her geldiğinde de bir yumak getiriyormuş Rapunzel'e. Aylar geçmiş, örülen merdivenin boyu kulenin boyuna yaklaşmış, kaçmaları için çok az zaman kalmış. Ama bir gün cadı kuleye geldiğinde, Rapunzel ağzından kaçırıvermiş prensi. Sen ne kadarda ağır ağır tırmanıyorsun, halbuki prens bir solukta çıkıyor örgülerimden demiş. Cadı çok sinirlenmiş, gözlerinden alevler çıkıyormuş. Makası aldığı gibi Rapunzel'in saçlarını kesivermiş. Seni buradan gönderiyorum, kimsenin bilmediği ıssız bir diyarda yaşayacaksın bundan sonra diyerek bağırmış. Hiçbir şeyden haberi olmayan prens hava kararınca kulenin altına gelip Rapunzel'e seslenmiş. Cadı prensin sesini duyunca Rapunzel'in kestiği saçlarını aşağıya uzatmış. Prens yine bir solukta çıkmış kuleye. Rapunzel yerine karşısında cadıyı görünce şaşkınlığından donup kalmış. Prensin şaşkınlığından faydalanan cadı onu kuleden aşağıya itmiş. Prens yerdeki yabani dikenlerin üstüne düşmüş ve gözlerine batan dikenler prensi kör etmiş. İki gözü de görmeyen prens yürümeye başlamış. Rapunzel'i aramak için yola düşmüş. Günlerce, aylarca, yıllarca yürümüş. Rapunzel'in sesini duymayı beklemiş hep. Bir gün uzaktan o yıllar önceki ninniyi duymuş. Hayal olduğunu sanmış en başta, sese doğru hızlıca yürümeye başlamış. Rapunzel diye bağırmış. Rapunzel prensi görmüş ve ona doğru koşmuş. Birbirlerine sarılmışlar, Rapunzel mutluluktan ağlıyormuş. Ayrıca Rapunzel'in gözyaşı damlaları prensin gözüne akmış. O anda bir mucize gerçekleşmiş, prens görmeye başlamış. Prens Rapunzel'i alıp sarayına götürmüş ve sonsuza dek beraber mutlu yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/rapunzeli-cok-seven-uvey-annesi/", "text": "Uzak ülkelerden birinde yaşayan çiftin bir türlü çocukları olmuyormuş. Bir çocukları olması için çok dua etmişler. Onların duaları kabul edilmiş ve kadın hamile kalmış. Sürekli aşeriyor ve canı marul istiyormuş. Kocası da yakınlarında ki bir bahçede ekili olan marullardan alıyor ona götürüyormuş. Bir gün marulların sahibi olan kadın adamı görmüş ve çok kızmış Neden benden izinsiz marullarımı alıyorsun demiş. Adam karısının hamile olduğunu ve marullara aşerdiğini söylediğinde çok sevinmiş. Peki demiş. Marullardan alabilirsin ama bebek doğduğunda benim olacak Adam kendini çok çaresiz hissetmiş ve bunu kabul etmiş. Bebek doğduğunda ona Rapunzel adını vermişler ve bebeği de getirip o kadına teslim etmiş adam. Yaşlı kadın etrafında bir cadı olarak biliniyormuş. Ama aslında kadın hiç çocuğu olmadığından üzüntüsünden o kadar sinirli ve kötü görünüyormuş. Rapunzeli kucağına aldığında bu bembeyaz tenli, elma yanaklı, kiraz dudaklı kız çocuğunu görünce çok sevmiş. Bebeğini kimseler ondan çalamasın diye çok yüksek bir kula yaptırmış. Kulede Rapunzel ile birlikte yaşamaya başlamışlar. Rapunzele sürekli güzel yiyecekler getiriyor, güzel elbiseler alıyormuş. Rapunzelin her görenin hayran olduğu altın sarısı saçları varmış. Yaşlı kadın Rapunzel kızım sakın saçlarını kesme sana çok yakışıyor diyormuş Rapunzelde öz annesi bildiği çok sevdiği üvey annesini kırmıyor saçlarını hiç kesmiyormuş. Herkesin cadı dediği kadın Rapunzel ile birlikteyken adeta bir melek olup onunla oyunlar oynuyor ve güzel sarı saçlarını tarıyormuş. Bir gün annesi evde yokken onun şarkı söylediğini duyan kötü kalpli bir hırsız evlerinin önüne gelmiş. Bu güzel sesin sahibi olan kız yüzünü göster bana demiş. Annesinin bütün kötülüklerden korumak için evden çıkartmadığı Rapunzel pencereye çıkmış. Hırsız Rapunzelin saçlarını gördüğünde içinden Bu saçları satsam çok para kazanırım diye düşünmüş. Sonra Güzel kız ben çok susadım. Bana bir bardak su verebilir misin demiş. Rapunzel ona su getirmek için mutfağa gittiğinde ise kuleye turmanmış. Mutfaktan geri gelen Rapunzel hırsızı içerde gördüğünde çok korkmuş. Nasıl girdin içeri hemen dışarı çık annem seni görürse çok kızar demiş. Hırsız Rapunzeli korkutmadan saçlarını nasıl çalacağını düşünüyormuş o sırada. Rapunzel hırsızın sürekli sarı saçlarına bakıyor olmasından çok rahatsız olmuş. Bu sırada hırsız cebinden bir makas çıkartmış ve Rapunzelin üzerine saldırmış. Korkma sana zarar vermeyeceğim benim istediğim sadece saçların demiş. Saçlarını çok seven Rapunzel karşı koymaya çalışıyormuş bir yandan da İmdat kurtarın beni diye bağırıyormuş. O sırada üvey annesinin içine bir sıkıntı girmiş Rapunzele kızıma bir şey oldu diyerek koşarak eve gelmiş. Bir de ne görsün bir hırsız kızının saçlarını kesmeye ve çalmaya çalışıyor. Hemen onu iteklemiş, elindeki sopayla ona vurarak evden dışarı atmış. Rapunzelin altın sarısı upuzun olan saçlarını onu çok seven üvey annesi kurtarmış. Rapunzel de bir daha tanımadığı insanlarla konuşmamaya söz vermiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/robin-hood-masali/", "text": "Çok uzun yıllar önce Nottingham adlı bir kasabada çok büyük bir orman varmış. Bu ormanın ismi Sherwood. İşte bu hikayenin kahramanı olan Robin Hood da bu ormanda yaşayan bir adammış. Robin Hood ormanda tek başına yaşıyormuş. O daha çok küçükken çok parası olan zengin bir adam onu kandırmış. Robin Hood bu işe çok kızmış. Haksız yere para kazanan ve çok parası olan herkese düşman olmaya karar vermiş. Bir gün büyüyünce onların parasını çalıp zenginlere dağıtacağına dair kendi kendisine söz vermiş. Ok ve yay kullanmada çok usta olan Robin Hood bulunduğu ormanda herkese ün salmış. Ok ve yayıyla oradan geçen zenginlerin parasını alıp yoksullara dağıtmaya başlamış ve çok ünlü olmuş. Tabi bu durum hem zenginler hem de Nottingham kasabası şerifi için büyük bir sorun haline gelmiş. Onu yakalayıp cezalandırmak istiyorlarmış. Adına ödül koymuşlar. Nottingham şerifi onu yakalayıp getirene büyük bir ödül verileceğini duyurmuş. Ama Robin Hood yalnız değilmiş. Etrafında onu çok seven arkadaşları da varmış. Ne zaman birisi yakalamaya çalışsa hemen haber veriyorlarmış. Bu sayede Robin Hood'u kimse yakalayamamış. Bu durum giderek yayılmaya ve daha büyük bir sorun olmaya başlamış. Öyle ki bir gün kralın kulağına kadar gitmiş. Kral da Robin Hood'un derhal yakalanması için yardım etmeye ve bir kaç adamını Nottingham kasabasına göndermeye karar vermiş. Bir süre sonra, kralın adamları da kasabaya gelir ve şerifin adamları ile birlikte bir plan yapmaya karar verirler. Planları şöyle olacaktır. Kasabada herkesin katılacağı büyük bir ok atma yarışı düzenlenecek ve karşılığında büyük bir ödül alınacağı söylenecektir. Kral ve şerif Robin Hood'un dayanamayıp bu yarışmaya katılmak isteyeceğini düşünür. Gerçekten de düşündükleri gibi Robin Hood yarışmayı duyar duymaz kesinlikle katılmaya karar verir. Arkadaşları kral ve şerifin birlikte yaptığı planı duymuşlardır. Robin Hood'u uyarıp vazgeçirmeye çalışırlar ama Robin Hood yarışmaya katılmayı çok ister. Derken aradan belirli bir zaman geçer ve yarılma günü gelir. Yarışmaya on yarışmacı katılır ve tam on tur ok atıldıktan sonra galip gelen okçu birinci seçilecektir. Bu sırada kral ve şerif gözünü dört açar ve Robin Hood'u aramaya başlar. Etrafındakilere onu sorarlar. Ama yarışmayı izlemeye gelenler Robin Hood'un kızıl saçlı olduğunu ve yarışmacılar arasında kızıl saçlı kimsenin olmadığını söyler. Yarışmanın ilk turu ve dokuzuncu tura kadar bütün turlarını yeşil kıyafet giymiş ama kızıl saçlı olmayan ve de kimsenin tanımadığı bir adam kazanır. Bu yarışmada aynı zamanda kralın en iyi okçularından birisi olan Willim'da katılmıştır. Son turda William okunu hedef tahtasının tam ortasına isabet ettirir. İzleyiciler heyecanla yeşil kıyafetli okçuyu bekler. Yeşil kıyafetli okçu yayını gerer ve oku fırlatır. Oku William'ın okunu da ortadan ikiye bölerek tam ortadan hedefi vurur. Herkes nefesini tutmuş yarışmayı izlemektedir. Bu olayı görünce seyircilerden büyük bir alkış kopar. Yarışmacının kim olduğunu bilmedikleri için, heyecanla beklerler. Bu sırada okçu şerefin olduğu yere döner. İki tane ok fırlatır. Birisi şerifin sağ yanına öbürü de sol yanına isabet eder. İki okun arasında kalan ve şaşıran şerif ne yapacağını bilemez. Bu sırada yeşil kıyafetli okçu ona bakarak peruğunu çıkarıp fırlatır. Altından da kızıl saçları görünür. Herkes nefesini tutmuştur. Onu tanıyanlar ismini söyleyerek haykırır. Şerif ayağa fırlar ve adamlarına onu yakalamalarını söyler. Ama Robin Hood peruğu fırlattıktan sonra öyle hızlı hareket ederek kaçar ki herkes bir anda donakalır. Böylece bir kez daha Robin Hood yakalanamaz. Şerif de yarışmanın sonunda umduğunu bulamaz. Çok sinirlenir. Ama Robin Hood efsanesi devam eder. 12 Nisan 2022 Salı saat 04:08. An itibari ile biricik minnoş çok tatliş sevgilime uyuyamadığı için bu masalı okudum. Eskiden hep o bana okurdu çok severdim hafif uyukluyorken bana okumasını. Şimdi ben onu alıştırmaya çalışıyorum. Benim birtanecik sevgilim."} {"url": "https://www.masallaroku.com/romeo-ve-juliet-hikayesi/", "text": "Ölümsüz aşk hikayeleri arasında yer alan Romeo ve Juliet Hikayeleri pek çok tiyatro sahnesine konu olmayı başarmıştır. Ayrıca insanların severek okuduğu bir hikayedir aslında. Aşk insanı olduğu dünyadan başka diyarlara götüren içinde bin bir çiçeğin açmasını sağlayan ve kelebeklerin uçuşması ile ifade edilen bir olgudur. Gerçek aşk insan iradesinden tamamen bağımsızdır. İrade dışı ortaya çıkan bir duygudur ve kolay bir şekilde kontrol edilemez. Yapılan bazı kazılarda bir çiftin kemiklerine rastlanmıştır. Bu kemiklerin ise yaklaşık beş bin yıllık olabileceği belirtilmektedir. Bu sebeple ise aslında Romeo ve Juliet'e ait olduğu da düşünülmektedir. Romeo ve Juliet hikayesi uzun yıllardan beridir sürekli olarak adından söz ettiren bir aşkı anlatmaktadır. Romeo ve Juliet Hikayesi düşman olan iki ailenin kızı ve oğlunun aşkını anlatmaktadır. Verona'da yaşayan ve uzun süredir düşman olan iki zengin aile varmış. Bu ailelerden biri Montegü diğeri ise Kapulet olarak adlandırılmaktaymış. Kapuletler'in balosunda tesadüfen Juliet ve Montegu'nun oğlu Romeo karşılaşmışlar. Bu karşılaşma sonucunda birbirlerine büyük bir sevgi ve aşk ile bağlanmışlar. Bunu duyan Juliet'in akrabaları aşık olduğu kişinin düşmanlarının oğlu olduğu sebebi ile onları ayırmak için bir takım çabalar içine girmişlerdir. Fakat Romeo ve Juliet Bu durumu dinlemeyerek gizlice evlenme hayalleri kurmaya başlamışlardır. Zira onlar bu evliliğin ili ailenin barışmasına vesile olacağını düşünür. Gizli evlilik planları yapan çift bu umut ile Peter Lorenzo tarafından gerçekleştirilmiş olan bir tören sonucunda evlenirler. Yaşanan bir sokak kavgası sırasında Romeo'nun arkadaşlarından biri olan Merkutio öldürülür. Bu durumun üzerine ise Romeo arkadaşının öcünü almak isteyerek sevgilisinin kardeşi olan Tybalt'ı bıçaklar. Dük ise onu sürgüne gönderir. Tüm bunların üzerine Juliet'in ailesi onun genç bir kont ile evlenmesini ister. Bunun ise bir an önce gerçekleştirilmesi taraftarıdırlar. Fakat Juliet bunu asla istemez. O Romeo'yu çok seviyor ve ona sadık bir şekilde kalmak istemektedir. Genç kızın bunu gerçekleştirebilmesi için yapması gereken tek bir şey vardır. O da yalnızca ölmektir. Juliet Romeo'yu çok seviyor ve başkasını asla istemiyordur. Bu sebeple ise yaşamının son bulmasına karar verir. Zira başka türlü Romeo'suna sadık kalması mümkün değildir. Bunun üzerine intihar eder ve hayatına son verir. Romeo ise Juliet olmadan yaşamanın çok zor ve katlanılmaz bir hal aldığını görür. Zira onun tek aşkı artık hayatta değildir. Buna dayanamayan Romeo da hayatına son verme kararı alır. Bunun üzerine ise bir bıçak yardımı ile intihar ederek yaşamına son verir. Romeo ve Juliet hikayesi büyük bir aşkın dilden dile anlaşılmasını sağlamıştır. Bu sayede bu efsanevi aşk hikayesi tiyatrolara konu olmuş ve yüzyıllarca unutulmayacak bir eser haline gelmiştir. -Böcükün"} {"url": "https://www.masallaroku.com/ruh-ikizi-masali/", "text": "Günlerden bir gün işe gitmek için yola koyulan Dilara başına geleceklerden habersizmiş. Dilara güzel ve çekici bir kızmış. Kendine bakmayı çok seviyormuş. Ama çok sosyal bir insan değilmiş. Çok arkadaşı yokmuş. İşten çıktığında eve gider ve hafta sonları da yine evde vakit geçirirmiş. Ailesini bile belli zaman aralıklarında görülmüş. Tek amacı işinde iyi bir kariyermiş. Gel zaman git zaman Dilara bu şekilde yaşamış. Bir gün iş yerine yeni bir çalışan gelmiş. Oldukça yakışıklı ve ilgi çekiciymiş. İşyerindeki bütün kızlar genç delikanlı ya aşık olmuş. Fakat delikanlı aynı Dilara gibi pek fazla dışa dönük değilmiş. İki genç bir gün kafeteryada denk gelmiş. Genç delikanlı Dilara'nın tavırlarını kendine benzetiyormuş. Aynı onun gibi pek fazla toplum içine girmez ve sadece işini düşünürmüş. Bu yüzden Dilara genç delikanlının dikkatini çekmiş. Aynı şekilde genç kızda bu yakışıklı oğlanı kendine benzetmiş. Ama her ikisi de birbirlerine karşı soğuk davranıyorlarmış. Öğle yemeği sırasında genç kız sırada beklerken bir anda arkasında genç delikanlı belirir. Delikanlı bir kız birbirlerinin farkında olmaz. Yemek sırası geldiğinde Dilara yemeğini alır ve yerine oturur. Delikanlı ise Dilara'nın oturduğu yerin hemen yakınında oturur. Tek başına yemek yiyen genç kızın yanına gitmeye karar verir. Masaya oturur ve merhaba der. İki genç bu şekilde tanışmış olur. Tanışmalarının ardından birbirlerine özelliklerini anlatan güzel kız ve yakışıklı oğlan ne kadar uyumlu olduklarını görürler. Kısa süre içerisinde beraberlikleri başlar. Daha sonra herkese örnek olacak bir aşk hikayesi ile evlenirler. Son derece uyumlu bir çift olarak sevgi dolu bir aşk geçirirler. Birbirlerini dinler ve saygı duyarlar. Yaşadıkları bu aşk herkese örnek olur. Genç kız ve delikanlı evlilikleri boyunca birbirlerini asla üzmezler. Çünkü birbirlerinin ruh ikizi olmuşlardır. Kısa süre içerisinde sevgi dolu ilişkileri küçük bir kız çocuğu ile taçlandı. Bu küçük kız anne ve babasının sevgisi ile büyüdü. Oda aynı anne ve babası gibi sevgi dolu bir yaşam sürdü. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ruh-ikizim-hikayesi/", "text": "Toprak, yirmili yaşların henüz başındaydı. Ne ilk aşkını yaşayabilmişti ne kavuşmayı ne de ayrılığı... Aşka inanıyordu, belki de inanmak istiyordu. Arkadaşları, dostları hemen hemen her gün aşklarından bahsederken Toprak hiç oralı olmazdı. Ocak ayının son haftası soğuk ve karlı bir günde Toprak yine ikinci evim diye hitap ettiği kütüphanenin yolunu tutmuştu. Dondurucu rüzgarın ve karın etkisiyle nerdeyse kardan kadına dönüşmüş halde kütüphaneye girmeyi başarabilmişti. Bugün ders çalışmak yerine raftan herhangi bir kitabı seçip okumam keyif verecek diye düşünerek el yordamıyla bir roman seçmiş ve romanın rüzgarıyla hayal alemine uçmaya başlamıştı. Roman; aşkı, sevgiyi öyle güzel anlatıyordu ki Toprak kah gülerek kah ağlayarak okumayı sürdürüyordu. Roman daha önce bir öğrenci tarafından okunmuş ve kütüphaneye bağışlanmıştı. Daha önce okunan romanda, Toprağın en çok etkilendiği satırların altları çizilmişti. Hem satırların kırmızı kalemle altlarının çizilmesinden hem de kitabın arkasındaki not Toprağı çok etkilemişti. Roman dördüncü sınıftaki edebiyat öğrencisi Rüzgar tarafından kütüphaneye bağışlanmıştı. Rüzgarı hiç tanımıyordu ama içinde ilk defa tarif edilmez bir heyecanla hemen tanıma arzusu başlamıştı. Aşka inanmak isteyen ve aşkı arayan bir kadın olmanın verdiği cesaretle, daha önce yapmadığı bir şeyi yaptı ve okulun sosyal medya hesabından Rüzgarı aramaya başladı. Elinde sadece Rüzgarın ismi, soy ismi, okuduğu bölüm ve sınıfı vardı. Eğer sosyal medya kullanıyorsa oradan bulabilmesi ve eklemesi için hiçbir engel yoktu. Hemen kitabın kütüphaneye bağış yapıldığı tarihe baktı ve evet, kitap bu yıl eylül ayında bağışlanmıştı. Her şey rüzgar hızıyla gelişmiş ve Toprak okulun sosyal medya hesabından Rüzgarı kolayca bulmuştu. Ancak bir türlü arkadaşı ekle kutusuna tıklayamıyordu. En iyisinin, kitabın arkasındaki notun resmini çekmek olduğunu düşündü ve Rüzgarın romanı okuyanlara; Hala aşka inanıyor musun? şeklinde yazdığı nota karşılık Toprak; İnanmak istiyorum! yazıp fotoğrafla birlikte gönderdi. Bağış yaptığını ve okuduğunu dahi unuttuğu romanının resmini atmıştı. Şimdi ne yazsam, diye düşünüyordu. Heyecanlanmıştı ve ilk mesaja rağmen istemsizce gülmeye başlamıştı. Toprak ne güzel isim ne güzel kadınmış diye düşündü ve mesaj isteğini kabul edip arkadaşlık isteği gönderdi ve mesaja cevap verdi. Saatlerce mesajlaşmaya başlamışlardı, hava iyiden iyiye kararmıştı. Rüzgar, mesajlarında; kütüphanede olduğunu yazmış ve Toprak da hala kütüphanede olduğunu dile getirmişti. Kütüphane çıkışında buluşmayı kararlaştırmışlardı. Rüzgar çıkış kapısında elinde eski okuduğu romanla kendisine doğru gelen Toprak'ı görünce sanki yıllardır tanıyormuşçasına bir hisse kapıldı. İlk çekincelerinin ardından; uzun uzun konuşmalar, kahkahalar eşliğinde kaldıkları yurda doğru gibi görünen; aslında birlikteliklerinin, aşklarının ilk adımlarını atmaya başlamışlardı. Abi benimki de yatmıyor üstüne bide gülüyor olan uykuyu da biz kaçırdık. Sevgilimi uyutmak için okudum. Ama uyumaya hiç niyeti yok üçkağıtcının. Okumaya başladığımda sevgilim daha ilk dakikalarda uyudu belki ama hepsini okudum. Dünyadaki herşeyi geçtim onun nefes alış verişi ölüm sebebim olsa yine de son kez duymak isterdim. Okumaya başladığımda sevgilim daha ilk dakikalarda uyudu belki ama hepsini okudum. Dünyadaki herşeyi geçtim onun nefes alış verişi ölüm sebebim olsa yine de son kez duymak isterdim. İlk aşık olduğum kadın o benim masallarım ile uyur ben ise onun nefes alışlarıyla aramız biraz bozulmuş olsa da seni ilk gün ki gibi çok seviyorum 💜 şu sıralar aramız bozuk ama hala ona masal okuyorum 🤭 Hayatımda tanıdığım en güzel kadın iyi ki varsın Şevval'im. İlk görüşte aşk mıydı... evet evet bunu yaşadık biz arkadaşlar ve ben bu küçük kızı çok seviyorum ,seninle geçireceğim bir ömür olsun ve ilk günkü gibi olsun bundan ister 50 ister 60 yıl ilk günün ki gibi kalacağıma söz veriyorum küçük kız ve bu masalları sana her gece okuyacağıma söz veriyorum. Hayatımın anlamı Okyanus Gözlüm ayrıldık benden son bir kez masal anlatmamı istedi anlattım ve o şuanda uyuyor bende onun son nefes alış verişini dinliyorum seviyorsanız bırakmayın. -ely Uzak mesafe ilişkisinde şimdilik sadece telefondan okuyorum. Bugünün tarihi 13.12.2022 tarihinden yazıyorum allah kısmet ederse evlenincede bol bol bol bol bol bol bol bol yine bol çok çok çok bolca okuyacağım. Dipnot olarak masal okurken benim güzeller güzeli sevgilim asla uyumaz. Buna eminim ama ben bir masal kitabını alıp gelinceye kadar uyuyabilir buna çokça eminim. Masalı okurken yarıda uyuya kaldı bense şimdi onun nefes alıp verişiyle uyuyacağım. iyi uykular kızıl seni çok seviyorum. Meleğimi uyutmak için okuyabileceğim masal kalmadı. Öncelikle onu çok seviyorum 🙂 ve nefesini duymak, sesini duymak için her şeyi göze alırım çünkü o benim dünyada ki en büyük şansım ve ona masal okuyup uyutmak dünyanın en güzel aktivitesi iyi uykular tatlı rüyalar sevgilim <3 u.b.. Başta şarkı mırıldanıp uyuttum uykusu bölündü bu masalı okuyup uyutucaktım fakat kurban olduğum 10 saniyede uyuduğu için başka zamana artık."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ruya-mi-gercek-mi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ahırda küçük bir kız yaşarmış. Bu küçük kızın adı Derya'ydı. Derya 5 yaşındaydı. Bir gün ailesi televizyonda haberleri izlerken başka ülkelerde kar yağdığını gördü ve çok şaşırdı. Çünkü Derya daha önce hiç kar yağışı görmemişti. Çocukların karla oynayıp kardan adam yaptıkları haberini görünce heyecanlandı ve Keşke burada da yağmur yağsa diye düşündü. O gece Derya hep bir eş hayal etmiş ve uyuyakaldı. Derya bu sesin nereden geldiğini araştırmaya başladı. Sonunda başını göğe kaldırdığında, küçük tatlı bir bulutun konuştuğunu gördü. Bulutların konuşamayacağını anlayan kız, bunun bir rüya olduğunu düşündü ve gözlerini ovuşturdu. Ama bu bir rüya değildi. Gerçekten de bir bulut konuşuyordu, dedi. Bulut Merhaba! Sana söylüyorum küçük kız. Gerçekten kar yağmasını istiyor musun? Sorusunu tekrarladı. Derya, Evet çok istiyorum dedi. Bulut, O zaman beni biraz bekle, Kuzey Rüzgarları ile konuştuktan sonra geleceğim dedi. Olay yerinden kayboldu. Bunun nasıl olabileceğini düşünen Derya'nın kafası hala çok karışıktı. Birkaç dakika sonra Bulut geldi ve Kızım, isteğini arkadaşıma ilettim ve kabul etti, çok şanslısın dedi. Derya havaya sıçradı. Bulut, Çok yakında dileğin gerçekleşecek, şimdi gitmem gerekiyor. dedi. Derya, Peki ne zaman? O sırada açık pencereden çok soğuk hava girdi. Küçük kız esen rüzgarla üşümeye başladı. Hızla kalktı ve pencereyi kapattı, Ama soğuk, öyle. Çünkü bulutun arkadaşı Kuzey Rüzgarı geldi. Derya soğuktan uyuyakaldı. Sabah kalktı ve hemen penceresinden dışarı baktı. Dışarıda beyaz kar vardı. Herkes dışarıdaydı. Rüzgar artık gitmesi gerektiğini, onu Kuzey Kutbu'nda beklediklerini söyledi ve gitti. Derya mutlu bir şekilde yatağına gitti ve uyudu. Ertesi sabah gitti. Doğruca pencereden dışarı çıktı ama dünkü karın izi yoktu. Rüya mı gerçek mi anlayamadı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ruya-perisi-ve-hayal-gucu/", "text": "Bir zamanlar, bir çocuk vardı adı Eren. Eren, gece yattığında renkli rüyalar görmeyi çok severdi. Her gece yıldızların altında yatağına yattığında, hayal gücüne yolculuk yapardı. Zamanla, Eren ve Rüya Perisi sadece arkadaş değil, aynı zamanda birbirlerine olan sıcak bir bağ geliştirdiler. Rüya Perisi, Eren'in rüyalarında onunla birlikte dans etti, şarkılar söyledi ve eğlenceli oyunlar oynadı. Her gece yeni bir serüven, yeni bir sürprizle doluydu. Eren, Rüya Perisi sayesinde hayal gücünün sınırlarını keşfetti ve hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi öğrendi. Rüya Perisi, Eren'in her gece mutlu rüyalar görmesine yardımcı oldu ve birlikte geçirdikleri her anı özel kıldı. Eren ve Rüya Perisi'nin maceraları sadece onların düşledikleriyle sınırlı değildi. Birlikte dünyaları keşfederken, Eren, gerçek dünyada da hayal gücünü kullanmaya başladı. Okulda daha yaratıcı hale geldi, resimler çizdi ve hikayeler yazdı. Rüya Perisi ise Eren'in her adımında onun yanındaydı, ilham kaynağı oldu. Bir gün, Eren okulunun yetenek gösterisine katılmaya karar verdi. Rüya Perisi, ona destek olmak için yanındaydı. Sahneye çıktığında, gözleri parlıyordu ve hayal gücü, herkesi büyüledi. Eren'in performansı, izleyicileri hayran bıraktı. Eren ve Rüya Perisi, sahneden ayrıldıklarında gülümsediler. Eren, Rüya Perisi'nin yardımıyla hayallerini gerçeğe dönüştürmeyi öğrendi. Artık her gece rüyalarında yeni dünyalara gitmekle kalmıyor, aynı zamanda gerçek dünyada da hayal gücünü kullanıyordu. Rüya Perisi, Eren'in en iyi arkadaşıydı ve ona sonsuz ilham veriyordu. Her gece birlikte yeni rüyaların kapılarını aralıyorlar ve her gün gerçek dünyada hayal gücünün gücünü kutluyorlardı. Bu masal, hayal gücünün ve dostluğun insanların yaşamlarını nasıl zenginleştirebileceğini anlatır ve herkesin içindeki Rüya Perisi'ni bulmasını teşvik eder. Daha fazla masal okumak isterseniz 6 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ruzgarin-dansi-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir köyde, rüzgarın hafif esintileriyle tanışan iki genç vardı: Elif ve Kerem. Elif, çiçeklerin arasında büyümüş bir kızdı, Kerem ise köyün rüzgar türbini bakıcısıydı. Her ikisi de güzellikleri ve sakinlikleriyle tanınıyordu, ama tanışmadan önce dünyaları farklıydı. Bir güzel bahar günü, Elif, çiçeklerle dolu bir kırda yürüyüş yaparken, rüzgarın hafif esintileri onun etrafında oynamaya başladı. Rüzgar, yaprakları havalanmış ve rengarenk bir dans başlatmıştı. İşte tam o sırada, Kerem türbinlerin yanından geçiyordu ve bu doğal dansı izlemeye başladı. Elif, dansı izlerken rüzgarın dans ettiğini fark etti. Ona doğru yürüdü ve gözlerini kapatıp rüzgarın melodisini hissetmeye başladı. Rüzgarın nefesi, onu yumuşakça okşadı ve Elif, bu anın büyüsüne kapıldı. Kerem ve Elif, birlikte doğanın güzelliklerini ve rüzgarın melodisini keşfetmeye başladılar. Her gün, çiçeklerin arasında ve türbinlerin yanında birlikte vakit geçiriyorlardı. Rüzgar, onları bir arada tutan bir güç haline geldi. Zamanla, Kerem ve Elif arasındaki bağ, sadece doğa ile değil, aynı zamanda birbirleriyle de büyüdü. Rüzgarın dansı, onların aşkını kutluyordu. Birlikte geçirdikleri her an, daha da özel hale geliyordu. Bir gün, Kerem ve Elif, rüzgarın melodisiyle birlikte dans etmeye karar verdiler. Elif'in beyaz elbisesi ve Kerem'in gümüş saçları rüzgarla birlikte uçuştu. İkisi de gökyüzüne bakarak birbirlerine olan sevgilerini ifade ettiler. Elif ve Kerem, rüzgarın dansını izlemekle kalmadılar, aynı zamanda rüzgarın melodisini de yakalamayı öğrendiler. Birlikte, rüzgarın nağmelerine eşlik etmeye başladılar. Elif, güzel sesiyle şarkılar söylüyor, Kerem ise türbinlerin uğultusuyla ritim tutuyordu. Rüzgar, bu ikilinin uyumunu ödüllendirdi ve dansını daha da coşkulu hale getirdi. Birlikte geçirdikleri zaman, sadece doğanın güzelliklerini keşfetmekle kalmadı, aynı zamanda birbirlerinin kalplerini keşfettiler. Her gün rüzgarın dansı, onların aşkını daha da derinleştirdi. Bir yaz günü, Elif ve Kerem, tepenin üstündeki dev bir meşe ağacının altında piknik yapmaya karar verdiler. Rüzgar, saçlarını okşadı, gözlerini birbirlerine çevirdiler ve ilk öpücüklerini paylaştılar. Aşkları, rüzgarın esintileriyle birleşti ve sonsuza kadar süren bir bağ kurdu. Daha fazla uyku masalları makalesi için 7 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sabretmeyi-ogrenmenin-zorlugu-masali/", "text": "Günlerden bir gün minik Ahmet ailesiyle tatile gitmiş. Tatilde birbirinden farklı eğlenceli yerler görmüş. Burada vakit geçirirken çok mutluymuş. Daha sonra tatil bitmiş ve eve dönüş yolculuğu başlamış. Yolculuk bittikten sonra eve dönen minik Ahmet okula başlamış. Okula gitmeyi sevmiyor ve okuldan nefret ediyormuş. Sürekli tatil yapmak istiyor ve gezmek istiyormuş. Ama bu pek de mümkün olmuyormuş. Her sene sadece bir kez tatile gidiyorlar ve onun dışında hiçbir gezi yapmıyorlarmış. Artık bu durumdan çok sıkılan Ahmet anne ve babasına sitem etmiş. Bütün arkadaşlarının sürekli gezdiğini söylemiş ve hafta sonları birbirinden farklı yerler görmek istiyormuş. Ailesi önce maddi zorluklar yüzünden sürekli gezip eğlenemeyeceklerini Ahmet anlatmış. Ama Ahmet yine de bu durumu pek önemsememiş. Belli bir süre sonra tekrar sitem etmiş. Ailesi gerçekten çok üzülüyormuş ama Ahmet bir türlü bunu göremiyormuş. Ahmet'in ailesi onu mutlu etmek için hafta sonu zorda olsa küçük bir gezinti ayarlamak istemiş. Ahmet bir gece uykusundan uyanmış ve su içmek için mutfağa gitmiş. Mutfağa giderken salondan bazı sesler gelmiş. Annesi ve babası aralarında konuşuyormuş. Konuşmalarına kulak misafiri olan Ahmet çok üzüleceği bazı şeyler duymuş. Çocuklarının mutlu olması için küçük bir tatil ayarlayan ailenin masrafları karşılamak için kredi çekmek zorunda olduğunu duymuş. Anne ve babası yeter ki çocukları mutlu olsun diye kredi çekecekmiş. Bu tatil için maddi olarak çok zorlanacaklarmış. Ahmet anne ve babasının maddi anlamda zora düşmesini istememiş. Aslında ona daha önce anlatılmaya çalışılmış. Ama Ahmet bir türlü anlamak istememiş ve ısrarla anne ve babasından tatile gitmek istediğini söylemiş. Bunu yaptığı için çok pişmanmış. Artık anne ve babasına ısrarcı olmayacak ve sabretmeyi öğrenecekti. Anne ve babasının karşısına geçerek onlardan hiçbir şey istemediğini söyleyen Ahmet geçmenin ne kadar zor olduğunu gördü. Ayrıca sene da bir kez de olsa tatile gitmenin aslında ne kadar büyük bir hediye olduğunu gördü. Şükretmeyi öğrenen Ahmet artık ailesiyle her sene tatile giderek keyifle vakit geçirebiliyor. Ayrıca anne ve babasından gereksiz hiçbir şey istemeyecek. Çünkü geçim sıkıntısı yüzünden mutsuz olmak istemiyordu. Ailesi kendisi yüzünden zora düşmesin diye Ahmet artık ailesine karşı daha makul isteklerde bulundu. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sadik-kopek-caca-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken. Bir kasabada kumandan ile köpeği çaça beraber yaşarmış. Bu kumandan ülkesinin en çok hain yakalayan kumandanıymış. O yüzden ülkedeki herkes onu ve köpeğini tanır onlara çok saygı duyar aynı zamanda da severmiş. Kumandan en son çok büyük bir savaşta büyük bir zafer kazanmış ve ülkesine gururla dönmüş. Kumandanın köpeği çaça da ona çok yardım eder onun her zaman yanında olur ve düşmanlarına göz dağı verecek kadarda heybetliymiş. Ülkenin kralı tarafından büyük bir ödüle layık görülmüş. Ve ona küçük saraylarından birini kullanması için vermiş. Bu kumandan ile köpeği çaça artık orada yaşamaya başlamış. Bütün ülkenin bu hediyeden haberi olmuş. Ama bu iyi bir şey olmamış kumandan ve köpeği çaça için. Çünkü artık herkes onların yerini buluyor hatta düşmanları bile. Ve korkulan olmuş. Kumandanın yaşadığı yerden haberi olan eski düşmanlarından biri ona haince bir plan hazırlamış. Kumandanı yakalayıp öldüreceklermiş. Yaptıkları olanda kumandan ısınmak için ormana doğru geldiğinde onu yakalayıp bir sandalyeye bağlayıp öldürmekmiş. Aynen dedikleri gibi olmuş. Soğuk bir akşamda kumandan köpeği çaça ve kendinizin biraz odun toplamak istemiş. Hava daha da soğuyacağı için biraz geç dönecekmiş. Köpeği çaçayı yanında götürmemiş. Kumandan sarayından uzaklaşmış ormana doğru yürüyormuş ormanın içinde biraz ilerledikten sonra düşmanları onu kıskıvrak yakalamış. Zorla bir kulübeye getirmiş. Orada onu öldürmek istemişler. Bu sırada eve geri gelmek için geç kaldığını düşünen köpek çaça meraklanmış ve sahip kumandanın peşinden gitmeye karar vermiş. Ormanın içerisinde ilerleyen köpek bir terslik olduğunu anlamış. Çünkü sahibi kumandanın kokusu gitgide uzaklaşmış ve ortalarda da görünmüyormuş. Köpekler o kadar güzel koku alırlarmış ki, kilometrelerce uzaktan aradığını bulabilirlermiş. Bu tuhaf durum köpek canim hoşuna gitmemiş ve nereye gittiğini bulmaya çalışmış, izlerin peşine düşmüş. Ve sonunda nerede olduklarını anlamış. Birde ne görsün. Kumandanı haince yakalamışlar. Kumandanda nehir tüfek ne bir mızrak nehir tabanca varmış ama hainlerde her türlü alet bulunuyormuş. Köpek çaça ne yapsam da kumandanı kurtarsam diye düşünmüş. Aklına bir fikir gelmiş. İnce düşmanları oradan uzaklaştırmak sonra düşleri ile sahibinin ellerindeki bağı çözmekmiş. Ama bu iş o kadar da kolay değilmiş. Köpek çaça gidip bahçedeki tenekeleri devirerek ses çıkarmıştır ve kapıları tıkırdatmış. Ne olduğunu anlamayan bu kötü adamlar merak içinde kapıya doğru yönelmiş. Köpekte kenarda onlara görünmeden bekliyormuş. Onlar sesin nerden geldiğini anlamak için yavaş yavaş bahçeye doğru gitmişler. Tam gözden kaybolduklarında köpek sessizce sahibinin yanına gitmiş. Kumandanın ellerindeki bağı çözmüş kumandan eller çözülünce hemen köpeği çaça ile birlikte oradan uzaklaşmış kar. Bu kötü adamlar içeri geldiklerinde gözlerine inanamamış kar kumandan yokmuş. Aradan birkaç saat geçmiş ve kumandan bu sefer onların yanına askerleri ile birlikte gelmiş. Onların kıskıvrak yakalayarak zindanda artırmış. Böylece o kötü adamlardan kurtuluşlar. Bu olay ülkeye nam salmış ve bir daha bu ülkeye hiçbir kötü adam girememiş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sahmeran-efsanesi-nedir/", "text": "Şahmeran; Vücut olarak üst taraf çok güzel bir kadını, alt tarafı ise bir yılanı andıran, özellikle doğu kültürlerinin masallarında anlatılan mitolojik bir yaratık olarak bilinir. Bu hikaye Akdeniz'in Tarsus ili dolaylarında geçtiği bilinmektedir. Buradaki yılanlara Meran ismi verilirdi. Bu yılanlar gayet akıllı ve sulh içerisinde yaşamaktaydı. Kraliçelerine ise; Şahmeran adı verilmekteydi. Şahmeranı ilk defa gören kişi, oduncu olan bir ailenin oğlu olan Cemsaptı. Cemşab, arkadaşları ile bir gün mağaraya gitmeye karar verir. Bu mağaraya bal çıkarmaya gidiyorlar. Fakat arkadaşları çok fazla bal alabilmek için onu mağarada bırakıp çıkarlar. Mağarada kalan Cemşab, aniden küçük bir ışık görür. Bu ışığı bıçağını kullanarak ışığın sızdığı deliği iyice genişletir. Genişletmesiyle birlikte orada bir bahçe görür. Bu bahçe çok güzelmiş. Bahçede birbirinden güzel, birbirinden farklı çiçekler varmış. Ayrıca bir tane havuz ve bu havuzun içerisinde de birçok yılan bulunmaktaymış. Yıllarca bu mağarada kalır Cemşab ve bu kaldığı zaman içerisinde Şahmeran'ın ona güven duymasını sağlar. Fakat ailesini o kadar çok özler ki gitmek ister. Cemşap'ın üzülmesinde dayanamayan şahmeran ona gitmesi için izin verir. Fakat tek şartı vardı; yerini hiç kimseye söylememesini şart koşmuştur. Ancak böyle izin vermişti Cem Şap'ın gitmesine. Cemşab mağaradan ayrılır Şahmeran'ın yerini hiç kimseye söylemez. Ta ki padişah hasta oluncaya kadar, şahmerandan kimseye söz etmez. Bir gün Vezir gelir ve padişahın hasta olduğunu söyler. Hasta olan padişahın sadece Şahmeran eti yiyerek iyileşebileceğini söyler. Bunun üzerine Cemşab Şahmeran'ın yerini onlara gösterir. Cemşab buna çok üzülür. Rivayete göre Şahmeran, ona şunu söyler; suyunu kaynatıp vezire içirmesini, eti de padişaha vermesini söyler. Suyu içen Vezir ölür, padişah ise eti yiyerek iyileşir. Padişah iyileştikten sonra Cemşab'ı vezirliğe yükseltir. Rivayete göre, Şahmeran'ın ölümünden diğer yılanların haberi olmamış, bu durumu öğrendiklerinde ise Tarsus ilini istila edecekleri söylenmektedir. Bazı söylentilere göre ise Cemşap bir lokman hekimdir ve Şahmeran'dan tıp bilimiyle ilgili çok fazla bilgi edinmiştir. Lokman Hekim efsanesine göre; bir adam tesadüfü olarak bir mağaraya girer. Bu adamı yılanlar Şahmeran'a götürür. Şahmeran ise mağaraya giren adama yerini bildiği için onu dışarı salamayacağını der. Bu adam zaman geçtikçe Şahmeran'ın güvenini kazanır. Bir gün ailesiyle tekrar görüşür fakat Şahmeran'ı görmesinden dolayı vücudu pul pul olur. Bu yüzden Şahmeran bu adama vücudunu asla hiç kimseye göstermemesini söyler. Şahmeran Mersin ilinin tarsus ilçesi yakınlarında bir mağaranın arkasında saklı kalan bir bahçede yaşamıştır rivayete göre. Şahmeran binbir türlü güzelliğin içerisinde yaşayan yılanların meran diye bahsedilen yılanların şahıdır. Üst tarafı olabildiğince alımlı güzel bir kadın alt tarafı ise bir yılandır. Rivayete göre meran yılanlarının kraliçesine Şahmeran denmektedir. Anonim olarak halk efsanesidir belirli bir kişinin eseri değildir. Şahmeranı öldüren kişi zamanında hastalanan padişahın veziridir. Saklı kalması gereken yerini söyleyen kişi ise Cemşab'dır. Tarsusun ilçe merkezinde bulunan şahmeran heykeli: Şahmeran hikayesi bir efsanedir gerçekliği kanıtlanmamış olsada birçok kişi tarafından inanılmaktadır. Şahmeranın neden evlere asıldığı net bir şekilde bilinmesede öngörüler halkın şahmeran sevgisinden kaynaklı olduğudur. Şahmeranın Cemşed'e yaptığı iyilikten ötürü sevgi duyulduğu düşünülmektedir. Rivayete göre şahmeranı Cemşed ve dönemin hastalanan padişahının Veziri görmüştür."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sakaci-timsah-masali/", "text": "Hayvanlar aleminde işler yolunda gidiyordu. Herkes kendi halinde yaşamına devam etmiş bir haldeydi. Hayvanlar kendi içinde mutlu mesut bir şekilde yaşamaya başlamıştı. Nehirde herkesi eğlendiren şakacı mı şakacı bir timsah yaşardı. Her hayvan canı sıkıldığında onun yanına uğrar, onunla muhabbet eder ve keyfi yerine gelince de kendi yerlerine geçerlermiş. Bir gün, yolunu kaybetmiş bir kuzu nehre doğru ilerlemeye başlamış. Nehrin suyunun serinliği çok uzaklardan dahi belli oluyormuş. Bu serinliğe aldanan kuzu nehre doğru yaklaşmış. Timsah ise suda kamufle olacak şekilde bir köşeye doğru saklanmış. Kuzu, timsahı fark edememiş. Ayağını suya daldırmış. Timsah bir anda koca ağzını açarak kuzuyu ona zarar vermeyecek şekilde içine hapsetmiş. Kuzu, kendisini dar ve karanlık bir yerde bulmuş bir anda. İçinde biraz korku ile büyük bir telaşa kapılmış. Sürüden ayrılmaması gerektiğini anlamış o anda ve anlamış ki, sürüden ayrılanı kurt kaparmış. Kuzunu annesi, kuzusunu aramaya çıkmış. Sürüyü de arkasına takmış. Hep birlikte bakmışlar sağa sola. Bakmışlar her taşın altına. Haber salmışlar bilen bilmeyen, duyan duymayan herkese. Didik didik etmişler her bir yanı. Ama ne bir iz ne de bir işaret bulamamışlar. Son çare nehre doğru çevirmişler rotalarını. Yürümüşler alabildiğince. Ormanda ayak basılmadık tek bir yer dahi bırakmamışlar. Varmışlar şakacı timsahın yanına. Şakacı timsah çıkıvermiş hemen ortaya. Önünde büyük bir alanı dolduran sürüyü görünce büyük bir şaşkınlık yaşamış. Bir kuzu için böyle bir sürünün seferber olacağını pek sanmamış. Merhaba timsah kardeş. demiş kuzunun annesi. Merhaba! diye karşılık vermiş şakacı timsah. Şey, ben bilmiyorum. Görmedim. Fakat ağzı kanlarla dolu bir tilki geçip gitmişti buralardan. İnşallah sizin kuzunuz değildir. diye karşılık verdi. Kuzunun adresi bunu duyar duymaz bastı çığlığı ve göklere kadar ulaştı onun bu feryat ve figanı. Belli ki anne kalbi dayanamamıştı. Bunu gören şakacı timsah açıverdi koca ağzını. Koşa koşa çıkıvermişti kuzu annesine doğru koşarak. Sarılıp birbirlerine koklaşmaya başladı kuzu ve annesi. Bu durumu görünce şakacı timsah, yüzünde büyük bir tebessümle bakmaya devam etmişti onlara. Kızamamıştı kuzunun annesi ona, çünkü onun fıtratında bu şekilde şakalaşmak vardı ve bu şaka, aslında kuzu ve annesine iyi de bir ders olmuştu. Kuzu, sürüden ayrılmaması gerektiğini anlamı ve anne ise, ne pahasına olursa olsun kuzusuna sahip çıkması gerektiğini kavramıştı. Böylece bir gün daha geçmişti ormanlar gülüşerek ve eğlenerek ve günler bu şekilde geçmeye devam ediyordu. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sakanin-esegi/", "text": "Günlerden bir gün, yoksul bir saka ve onun bir eşeği varmış. Eşek, zayıf, çelimsiz ve yara bere içindeymiş. Yiyecek hiç bir şey bulamıyormuş. Padişahın seyisi, sakayı tanıyan eski bir dostuymuş. Gezerken yolda sakayı görmüş. Hal hatır sorduktan sonra, sakaya dönüp demiş ki; Bu gariban eşek neden böyle, açlıktan neredeyse yığılıp ölecek, demiş. Değerli dostum, biliyorsun ben çok gariban biriyim. Benim gibi gariban bu hayvana da yiyecek değil arpa, ot bile veremiyorum. Ondan dolayı böyle zayıf bir hale geldi, demiş. Durumun anlıyorum sevgili dostum. Sen şu gariban hayvanı ver de onu padişahın ahırına götüreyim, orada güzel yemlerden yesin de kendine gelsin biraz, demiş. Saka çok sevinmiş. Hemen kabul etmiş bu teklifi. Seyis gariban eşeği alıp padişahın ahırına götürmüş. Eşek, tertemiz ahırı ve sağlıklı atları görünce; Atlar burada keyif içinde yaşarken, benim durumuma bak diye sitem etmiş. Bir müddet geçtikten sonra ülkede savaş çıkmış. O sağlıklı atların hepsi hazırlanıp savaşa götürülmüş. Günler geçmiş ve atlar ahıra geri dönmüş. Ama hepsi yaralar içindeymiş. Vücutlarında oklar saplanmış haldeymiş. Diğer gün doktor gelip, atları bağlamış ve yaralarını sarıp okları çıkarmış. Bunu gören eşek, daha önce söylediklerinden bin pişman olmuş. Durumuna şükretmiş ve demiş ki; İyi ki ben o atlardan biri değilim."} {"url": "https://www.masallaroku.com/saklambac-oynayan-kardesler-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, ülkenin en tatlı kasabalarının birinde ışıl ve pırıl adında iki tane kardeş varmış. Bu kardeşlerden biri 3 yaşında biride 5 yaşındaymış. Beraber oyun oynamayı çok seven bu kardeşler her zaman kocaman evlerinin bahçesinde oyun oynarlarmış. Bu kardeşlerin babaları bir gün onlara sapsarı bir civciv kostümü ile bembeyaz bir tavşan kostümü almış. Bu kostümleri okadar çok sevmişler ki giyinip beraberce oyun oynamaya başlamışlar ve akşam olmuş. Ailecek yemek yiyip yatmışlar. Işıl ve pırıl bazen bahçede kovalamaca oynar bazen evde resim çizer bazen de mutfakta annelerine yardım ederlermiş. Bu kardeşlerin en sevdiği oyunlardan biride saklambaç oynamakmış. Saklambaç oynarken ne zaman akşam olduğunun farkına bile varmazlarmış. İki kardeş her zaman oyun oynarken anneleri onlara yemek hazırlarmış. Beraberce yemek yedikten sonra oyunlarına kaldıkları yerden devam ederek akşamı eden bu kardeşler yine bir gün saklambaç oynamaya karar vermişler. Bütün gün oyun oynamaya başlamışlar. Işıl ve pırıl kendi aralarında konuşarak ışılın ebe olmasına ve Pırıl'ında saklanmasına karar vermişler. Daha sonra oynamaya başlamışlar. Birkaç saat oyun oynamaya devam eden bu iki kardeşin anneleri yemek hazırlamış ve yemeğe çağırmış. Yemekte en sevdikleri yemek olan köfte, patates kızartması ve çorba varmış ve kokusu bütün evi sarıyormuş. Anneleri sofrayı kurduktan sonra Pırıl ve ışılı yemek yemeye çağırmış ama yemeğe sadece pırıl gelmiş. Işıl saklandığı yerden çıkmamış. Pırıl ve annesi bütün evde ışıl'ı aramaya başlamışlar. Ama bir türlü ışıl'ı bulamamışlar. Evi uzun süre arayan anne ve kızı ışılı bulamayınca korkmaya başlamışlar. Ne yapacaklarını bilemeyen Pırıl ve annesi üzülmekten başka ellerinden bir şey gelmemiş. Bir süre sonra, ışıl ve annesi bir anda bahçeye bakmayı düşünmüşler. Bahçeye gidip bakmışlar ve ısıl bahçede de yokmuş. İyice korkmaya başlamışlar. Eve doğru tekrar gelen ışıl ve Pırıl kocaman evlerinin üst katına tekrar bakmaya gitmişler birde ne görsünler, kocaman bir tavşan üzerlerine doğru koşuyor. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilememişler. Bir anda üzerlerine atlayan bu tavşan bir anda gülmeye başlamış. Sonradan aaaa diye şaşırarak tepki vermişler ve o tavşancık ışıl'mış diye gülüşmüşler. Annesi sonradan demiş ki doğru ya neden aklımıza gelmedi tavşancığa bakmak. Bu tavşancığı dün babanız size almıştı. diyerek kahkaha atıp gülmeye başlamışlar. Işıla sımsıkı sarılan pırıl ve annesinin bu sevincine anlam veremeyen ışıla durumu anlatmışlar. Hepsi beraber gülüp eğlenmişler. Tam o sırada babaları da eve gelmiş ve burada neler oluyor demiş. Babalarına da durumu anlatmışlar. Daha sonra babaları oyun oynarken daha dikkatli olmaları gerektiğini, habersiz evden çıkılmaması gerektiğini anlatmış. Eğer gerçekten evden habersizce çıkmış olsaydın sizi çok merak edersin ve bulması da zor olurdu. Bunun üzerine bu iki kardeş tamam baba daha iyi anladık demiş. Işıl ve Pırıl babalarına ve annelerine sarılarak sizden habersiz evden çıkmamaya söz veriyoruz diyerek onları öpmüşler. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sakli-dinozorlar-ulkesi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal, pireler berber iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, çok eski zamanlarda yaşayan renkli gövdeli, uzun kuyruklu, iri cüsseli dinozorlar varmış. Bu dinozorlar sanıldığı gibi öyle korkunç canlılar değilmiş. Herkes tarafından çok sevilirlermiş. Kimseye kötülükleri dokunmaz, dost canlısı varlıklarmış. Ama dinozorların bir özelliği varmış. Dinozorlar diğer canlılardan çok daha büyük oldukları için dünyadaki her şey onlar için çok küçükmüş. Diğer hayvanlar, bitkiler, insanlar, dağlar, tepeler bile onların yanında küçücük kalırmış. Üstelik tek sorun da bu değilmiş. Dinozorlar yürüdüğü yerde yeri sarsıyorlarmış. Diğer canlılar bu durumdan rahatsız olsalar da dinozor dostları kırılmasın diye bir şey söyleyemiyorlarmış. Bu iri cüsseli hayvanlar acıktıkları zaman ağaçlarda, tarlalarda ne varsa tek seferde yiyip bitiriyorlarmış. Karınlarını doyurmak hiç kolay değilmiş. Gitgide dünyadaki bütün yiyecekler tükenmeye başlamış. Bütün canlılar çok zor durumda kalmışlar. Ne ağaçlarda meyve kalmış ne de tarlalarda sebze kalmış. Dinozorlar bu durumu bilseler de ellerinden hiçbir şey gelmiyormuş. Üstelik sorunlar bu kadar değilmiş. En büyük sorun dinozorlar büyük oldukları için hiçbir yere sığmıyorlarmış. Diğer hayvanların kimisi ağaçta, kimisi suyun altında, kimisi mağaralarda, kimisi toprağın altında yaşarmış. Ama bu dev canlıların bir yuvaları dahi yokmuş. Dağlardan, mağaralardan bile büyük oldukları için onların içine bile yuva yapamıyorlarmış. Artık bu durum canlarına tak etmiş. Dinozorlar büyük bir toplantı düzenlemişler. İçlerindeki en yaşlı olan bilge dinozor konuşmaya başlamış. Sevgili dinozor dostlarım. Bugün buraya çok önemli sorunlarımızı tartışmak için geldik. Biliyorsunuz dünyayı çok seviyoruz, diğer dostlarımızı da çok seviyoruz ancak görüyorsunuz bu dünya bizim için uygun değil. Biz bu dünyada ne kendimize göre bir yuva ne de yiyecek bulabiliriz. Karnımızı doyururken yiyecekleri hızlı tüketiyoruz. Böyle sürerse hem biz hem de diğer dostlarımız açlıktan ölecek. Benim tavsiyem kendimize uygun bir yuva bulmalıyız demiş. Diğer bütün dinozorlar bilge dinozora hak vermişler. Hepsi aynı fikirdeymiş. Ertesi gün bütün dostlarına veda etmişler ve yola koyulmuşlar. Bütün dostları gidecekleri için çok üzülmüş olsalar da dinozorların bu kararını haklı bulmuşlar ve kabul etmişler. Zaten başka çareleri de yokmuş. Dinozorlar yeni bir yuva bulma ümidiyle gece gündüz demeden gitmişler. Aylarca süren bu yolculuklarının sonunda karşılarına tam da kendilerinin sığacağı şekilde parıltılar içinde bir kapı çıkmış. En önden giden yeşil benekli dinozor kapıyı aralamış. Dinozorlar bu kapıdan içeriye girip gözlerine inanamamışlar. Bu ülke sihirli bir ülkeymiş tam da istedikleri gibi her şey büs büyükmüş. Envaı çeşit dev ağaçlar, envaı çeşit dev sebze ve meyveler, kendilerine uygun yuvalar varmış. Devasa büyüklükteki dağların arasından gürül gürül akan büyük bir dere varmış. Dinozorlar tam da kendi istedikleri gibi bir yuva buldukları için çok mutlu olmuşlar. Artık aramızda göremediğimiz dinozor dostlarımız bu gizli dünyalarında sonsuza kadar mutlu ve huzurlu yaşamışlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/saksagan-ile-tavus-kuslari-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ülkelerin birinde bir çiftlikte yaşayan tavus kuşları varmış. Tavus kuşlarının rengarenk, desen desen öyle güzel tüyleri varmış ki üstelik kuyruklarını kabartınca herkes onlara hayran hayran bakarmış. Bir gün bir saksağan kuşu etrafta yiyecek ararken tavus kuşlarının olduğu avluya girmiş. Saksağan kuşu tavus kuşlarının kuyruklarını görünce pek bir özenmiş. İçinden keşke benim de böyle güzel rengarenk kuyruğum olsa diye geçirmiş. Oralarda dolaşırken tavus kuşlarından dökülmüş tüyler bulmuş. Onları güzelce kendi kuyruğuna bağladıktan sonra gayet kibirli bir eda ile tavus kuşlarına doğru yürümeye başlamış. Fakat onlara iyice yaklaşınca tavus kuşları, saksağan kuşunun hilesini derhal anlamışlar ve onun üzerine atılarak uydurma olan kuyruğunu yolup çıkarmışlar. Saksağan kuşun niye uğradığını anlayamamış. Kendi canını zor kurtarmış. Saksağan kuşunun arkadaşları da uzaktan onu seyrediyorlarmış. Saksağan kuşu arkadaşlarının kendisini seyrettiğini görünce çok utanmış. Tavus kuşları uzaktan seslenmişler. Bir daha sakın bizim çiftliğimize uğrama kendini ne sanıyorsun kuyruğu takınca kendini tavus kuşu mu sandın demişler. Bu olaydan sonra saksağan kuşunun diğer saksağanların yanına dönmekten başka çaresi kalmamış. Fakat kendi cinsleri olan saksağanlar, kendisini seyretmiş olan arkadaşları onu yanlarına kabul etmemişler ve ona demişler ki: Güzel kuşları güzel yapan sadece tüyleri değildir. Senin kendinden utanman hiç hoş bir şey değil, asıl utanman gereken bu demişler. Allah'ın bize vermiş olduğu her şeye minnettarız. Bizdeki desenler bir başkasında, bir başkasındaki desenler de biz de olmayabilir ama biz böyle çok mutluyuz. Yalnız sen bunu göremedin. Biz de senin gibi bir arkadaşı istemiyoruz şimdi nereye gitmek istiyorsan git demişler. Saksağan kuşu yaptığı hatayı anlamış ama her şey için çok geçmiş. Alıp başını çok uzak, kimsenin onu tanımadığı bir ülkeye gitmeye karar vermiş. Artık kendinden utanmıyor ona verilen bütün her şey için Allah'a minnet duyuyormuş. Bir daha asla eski hatalarına düşmeyecekmiş. Çünkü bunun bedelini hem arkadaşlarını kaybederek hem de yurdundan uzaklaşarak ödemiş. Bu masalda burada bitmiş. Daha Fazla masal okumak isterseniz 2 yaş masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/salur-kazanin-cadiri/", "text": "Salur Kazan bir gün büyük bir şölene katılmış. Bu şölende çok eğlenmiş ve çok içki içmiş. Bu sebeple de sarhoş olmuş. Sarhoşluğuna bakmayan Salur Kazan ava çıkmaya karar vermiş. Ancak dayısı sarhoş olduğu için Salur Kazan'ın ava gitmesine razı olmamış. Buna rağmen Salur Kazan dayısını dinlememiş ve Uruz isimli oğlunu yaşadıkları çadırın başına dikerek ava çıkmış. Salur Kazan'ın düşmanları varmış ve fırsat kollarlarmış. Onun ava gittiğini duyunca yaşadığı çadırı yağmalamaya karar vermişler. Salur Kazan çadırda karısı, çocukları, annesi ve yardımcıları yaşarmış. Düşmanların çadırı basması üzerine yardımcıları ve ailesi çadırı korumaya çalışmışlar. Ancak başarılı olamamışlar ve Salur Kazan'ın oğlu Uruz, karısı ve annesi esir alınmış. Av merakına yenik düşerek ava çıkan Salur Kazan'ın içine bir sıkıntı düşmüş. Bunun üzerine evine yani çadırına dönmeye karar vermiş. Çadıra döndüğünde de çadırın yağmalandığını görmüş. Çadırda ailesini göremeyince de onları aramaya başlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sarayi-olan-aslanin-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş, günlerden bir gün ormanın kralı olan aslan kral ormanda yaşayan hayvan dostlarını saraya davet etmiş. Hem onlarla tanışmak, hem de ormandaki sorunları konuşmak istemiş. Saraya gelen davetlilerden ilki ayı imiş. Ayı girer girmez saraydaki kokuyu beğenmeyerek burnunu kapatıp, yüzünü buruşturmuş ve öfff burası çok pis kokuyor demiş. Bu söze çok kızan aslan, ayıyı tek pençesiyle öldürmüş. İkinci olarak saraya giren maymun ayıya olanları gördüğü için Kralım sarayınız çok güzel kokuyor demiş. Aslan maymuna da kızmış. Kendisine yaranmak için maymunun abarttığını düşünen aslan maymunu da tek hamlesiyle yere sermiş. Bütün bunları görüp şahit olan tilki korktuğu için içeri girdiğinde tek kelime etmemiş. Tilkinin bir şey demediğini gören aslan bu sefer kendisi sormuş. Söyle bakalım sarayım güzel mi? kokusu nasıl? demiş. Önce ne diyeceğini bilemeyen tilki kurnazlığını kullanarak cevap vermiş. Sayın aslan kralım son günlerde hasta olduğum için burnum koku almıyor. demiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sari-gelin-turkusunun-hikayesi/", "text": "Bugün Sarı Gelin Türküsünü ilk kez dinleyen kişi bile bu Türkünün tutkununa çevriliyor. Çok eski bir Türkü olsa da, sanki dün dillere düşmüş gibi bir havası var. Türkü Oğuz Türkleri tarafından bayatı tarzında, yedi heceli edebi tarzda yazılmıştır. Çok sade bir şekilde yazılmış bu kelimeler akıcılığı, sadeliği, açık ifadesi ve özel dili ile türün tüm olumlu nitelikleri tarafından sevilmektedir. Bayatı sadece Türk edebiyatına ait bir tarzdır. Bu stil Irak Türkmenleri ve Azeri folklorunun en popüler örneğidir ve hiçbir ulusun sözlü edebiyatına bir örnek değildir. Türkünün popülerlik ve sevgi kazanmasının ikinci nedeni sözsüz ki, içeriğidir. Türkü bir aşk hikayesini anlatıyor. Sarı gelin Türküsünü insanlara sevdiren üçüncü şey halk sanatının başka bir örneği olan melodisidir. Sarı Gelin Türküsünün tarihi hakkında çok ilginç gerçekler var. Osmanlı yazarı Ahmet Refik Altunay Kafkas yollarında adlı hatıra kitabında bu Türkünün hikayesini anlatırken okuyuculara çok önemli bilgiler veriyor. Hikayeye göre bir Türk genç köyünde yaşayan Hristiyan bir kıza aşık oluyor. Her sabah tarlaya giden kızı izliyor. Hatta onu görebilmek için bir pazar günü eline haç alarak kiliseye giriyor ve dini ayetler okuyan kızı izliyor. Daha sonra hüzünle şarkı söylemeğe başlıyor. Bu Türkü aslında tüm içeriği ile bir Türk folkloruna ait olduğunun göstergesidir. Türkü herkesin ezbere bildiği saçın ucun hörmezler sözleri ile başlıyor. Tarihi çok derinlere giden eski Türk adetlerine göre küçük yaşta anne ve babaları kızlarının saç ucunu irelide evlendirileceği erkeğin saçına hörgü yaparak sözlü yapıyorlardı. Saçın ucun hörmezler, seni bana vermezler sözleri de Türk gencin sevgisinin mutlu sonla bitmeyeceğine, başka dinden olan kızı ona eş olarak vermeyeceklerine işaret eder. Türkü hakta anlatılan diğer hikayeye göre ise Sarı gelin eşini kaybetmiş dul kadınlara denirmiş. Sarı gelinler eşlerinin ölümünden sonra kimseyle evlenemezmiş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sari-oglan-ve-yanlis-dusunceleri-hikayesi/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel Zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken çok eski zamanların birinde bir sarı oğlan ve annesi yaşarmış. Onların yaşadığı tepede hiçbir komşuda yokmuş. Tek başlarına yaşayan bu anne ve oğul çok sakin ve sağlıklı bir hayat sürerlermiş. Derken Bir gün bu sarı oğlanın annesi hastalanmış. O kadar çok hastalanmış o kadar çok hastalanmış ki artık doğal bitkilerle annesini tedavi edemiyormuş. Artık sarı oğlanın elini taşın altına koyma vakti gelmiş ve annesinin yanına gidip demiş ki anneciğim benim artık gitmem gerek senin için bir çare bulmam gerek. Sen kendine iyi bak. İnşallah güzel bir haberle geri döneceğim demiş ve yola çıkmış. Sarı oğlan günler boyu yürümüş. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş, artık çok uykusu gelmiş ve bir ağacın dibinde uyuyakalmış. Sarı oğlan derin bir uykudayken rüya görmüş. Rüyasında sarı oğlan dua ediyormuş ve diyormuş ki, Allah'ım lütfen bize çok para ver de evime yiyecek alabileyim ve annem artık iyi olsun. Rüyada, yaşlı bir kadın yanına gelmiş ve demiş ki sen doğru yoldasın. Bu yolda devam et. Sana bir yardım gelecek. Ve çok paran olacak. Bu sarı oğlan heyecan içinde uyanmış ve yoluna devam etmiş. Ve bir bahçede kara kara düşünen bir adam görmüş. Yanına gitmiş; Ne oldu amca neden böyle karar kara düşünüyorsun demiş. Amca da demiş ki ben bu tarladaki sebzeleri hasat etmeliyim ama tek başıma yapamıyorum. Eğer birkaç güne kadar hasat edemezsen hepsi burada çürüyecek demiş. Bu duruma üzülen sarı oğlan amcaya yardım etmeye karar vermiş. Hasat ettikten sonra bu amca sarı oğlana demiş ki; Sen bana yardım ettim beni kurtardın sen çok iyi birisin. Al sana bu tarlayı veriyorum. Gel benimle yaşa her şey senin olsun demiş. Sarı oğlan hayır demiş. Bana Allah'tan yardım gelecek. Ve yoluna devam etmiş. Birkaç gün daha yollarda yürürken, derede mahsur kalan bir tüccar görmüş. Hemen hızla tüccara yardım etmeye çalış. Çok uğraşmış ve sonunda onu kurtarmayı başarmış. Tüccar ise sarı oğlana teşekkür etmiş ve demiş ki, sen benim hayatımı kurtardın. Gel benimle yasa bütün malım dükkanlarım her şeyim senin olsun. Sarı oğlan bu teklife Allah bana daha güzel bir yardım gönderecek diye yoluna devam etmiş. Bir ay boyunca yollarda olan sarı oğlan saraya denk gelmiş ve bir parça ekmek istemiş ama sarayda kimse ona cevap verememiş. Çünkü kralları çok hastaymış. O yüzden hiç ekmekleri yokmuş. Sarı oğlan koşarak söylemiş ki benim annemin öğrettiği bir ilaç var. Onu deneyelim demiş ve sonunda bunu denemişler ve birkaç saat sonra kral iyileşmiş. Sarı oğlanın onu iyileştirdiğini duyan kral bütün sarayını sarı oğlana vermeyi teklif etmiş. Gel benimle yasa demiş. Sarı oğlan demiş ki hepsi bu kadar mı? hani bana büyük bir hediyen olacaktı? Yaşlı teyze de karşına üç tane fırsat çıktı ama sen hiçbirini değerlendirmedin. Artık fırsat falan yok. Haydi evine dönme vaktin geldi demiş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sarikiz-efsanesi/", "text": "Anadolu'nun dört bir yanı efsanelerle, ders verici halk hikayeleriyle dolu. Güzel topraklarımız pek çok efsaneye ev sahipliği yapmış ve günümüzde bunlar yazıya dökülerek daha geniş çevrelere ulaşıyor. Bu güzel efsanelerden birisi de sarıkız efsanesi. Kavurmacılar Köyü'nde mezarları bulunan bir baba kızın öyküsüdür bu. Birbirlerinden ayrılmak zorunda kalan ve birbirlerinden uzakta ölen bir baba ve kızının efsaneye dönüşen acıklı hikayesini sizler için derledik. Sarıkız, Çanakkale'nin Ayvacık ilçesine bağlı bir köyünde babasıyla yaşayan sarı saçlı bir kız çocuğudur. Adamın karısı, Sarıkız henüz küçük bir çocukken ölmüştür ve kızın babası eşinin acısına, hatıralarını her gün görmeye dayanamayıp başka bir köye taşınmaya karar verir. Küçük kızıyla beraber Kaz Dağları'nın eteklerinde bir köye yerleşip kaz çobanlığı yapmaya başlarlar. Zamanla kız büyür, sarı saçlarıyla delikanlıların gönüllerini çeler ama kendisinin gönlü onlardan hiçbirine düşmez, bütün günü çok sevdiği kazlarla ilgilenerek geçer. Çobanlıktan kazandıkları parayı yıllar boyu biriktirirler, baba kız iyi kötü idare ediyorlardır. Bir zaman sonra Sarıkız'ın babası hac vazifesini yerine getirmek için gittiğinde komşudan kızına göz kulak olmasını ister. Aylar sonra geri döndüğünde köylülerin kendilerine selam bile vermediğini fark eder. Onun yokluğunda kızının kötü bir iş yaptığı kulağına gelir, inanmak istemez ama bundan ötürü kızını öldürmesi istenir. Ama adamcağız biricik kızına kıyamaz ve onu baktığı kazlarla birlikte götürüp dağın zirvesine bırakır. İçi yansa da köye geri dönüp acılar içinde yaşamaya devam eder. Aradan yıllar geçer, baba gönlünde taşıdığı yükle ağır aksak yaşamaktadır. Dağda yolunu kaybedip köye ulaşan yolcular kendilerine yardım eden bir kızdan bahsedince baba kızının yaşadığından emin olur. Ölmeden son kez kızını görmek için dağın yolunu tutar. Sarıkız babasına darılmamıştır, kazlarıyla birlikte adamı karşılar. Babasının abdest alması için denizden su taşır, içmesi için ise tatlı su getirmek ister. Köye doğru döndüğünde ise babası onun siyah bir duman arasında kaybolduğunu görüp kızının çektiği acılar sayesinde ermişlere karıştığını fark eder. Kızının aslında söylenen suçu işlemediğini anlayan baba köye beddua eder. Bir inanışa göre bugün o köyde kimsenin yaşamaması da bu yüzdendir. Kızının acısına dayanamayan baba, bugün Baba Tepe olarak anılan yerde hayatını kaybeder. Yörede yaşayanlar onların anısına yassı taşlardan birer mezar yaparlar. Günümüzde hala Sarıkız'ın kazları için yaptığı taş avlunun olduğu yerde durduğu söylenir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sarki-soyleyen-esek-masali/", "text": "Bir zamanlar bir köyde bir çamaşırcı yaşarmış. Yüklerini evden eve taşımasına yardım eden bir eşeği vardı. Çamaşırcı adam hayvanına karşı hiç nazik değildi ve çoğu zaman onu iyi beslemiyordu. Zavallı eşek çok üzgün ve güçsüzdü. Bir gün çamaşırcı, efendisinin kıyafetlerini yıkamak için nehir kıyısından uzaklaşmıştı. Eşek kenarda durmuş onu bekliyordu. Tam o sırada önünden bir çakal geçti. Çakal, üzgün hayvanı görmüş ve Sevgili eşeğim, neden üzgünsün? demiş. Eşek, Efendim benden nefret ediyor ve bana kötü davranıyor! Bana her zaman taşımam için çok yük bindiriyor. demiş. Çakal, eşeğe yeterince yiyeceğin olduğu diyarlara götürmek için teklifte bulundu. Çakal bunu söylerken eşeğin iplerini ustaca çözüyordu bile ve ipler çözülünce ikisi birlikte koşmuş. Bir süre sonra eşek ve çakal başka bir köye varmışlar. Orada, çitle çevrili bir lahana ve havuç bahçesi gördüler. Eşek çok mutlu olduğu için gürültü yapmaya başladı ve Kalbim bir şarkıya çarpıyor! dedi. Çakal, eşeğe ses çıkarmamaları gerektiğini, aksi takdirde tarla sahibinin onları yakalayacağını söylüyordu. Ancak eşeğin yıllardır aç kalmış olmasından dolayı ona acımış ve oradan ayrıldıktan sonra şarkı söylemesini söylemiş. Çakal yakındaki çalının arkasına saklandı. Eşek artık çakalı göremeyince etrafında dönmeye ve yüksek sesle bağırmaya başlamış. Birden bahçenin sahibi koşarak gelmiş ve eşeği dövmeye başlamış. Eşek bayılınca bahçe sahibinin eşi, Onu öldürme! Hasatlarımızı her gün pazara taşımak için onu kullanabiliriz. Demiş. Kocası, Bu iyi bir fikir! der. Daha sonra baygın olan eşeğin boynuna bir ip bağlamışlar ve yeniden köle olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/saskin-filin-hikayesi/", "text": "Bu koca ormanın tamamı onun arkadaşıydı. Fakat bizim fil biraz yaramazdı. Kimseyle eşyalarını paylaşmaz, onlara oyuncaklarını vermez, kimseyle yiyeceğini bile paylaşmazdı. Filin ailesi bir gün çocuklarının hem paylaşmayan hem israf eden hem de yaramazlık yaptığını fark etmişler. Ailesi ceza olarak filin istediklerini artık almamaya başladılar. Çocuklarını yanlarına çağırarak arkadaşlarıyla paylaşması gerektiğini öğrenene kadar hiçbir hediye almayacaklarını söylediler. Filin anne ve babasının en çok kızdığı konu ise filin savurganlığı ve israfıydı çünkü evdeki suları boşa akıtır, kağıtları gereksiz yere kopartıp atar, tabağındaki yemeği bitirmeden kalkar, yiyecekleri yarım bırakırmış. Ayrıca odasını da hiçbir zaman toplamazmış, yatağı her zaman dağınık, oyuncakları yatağın etrafına saçılmış, kitapları yırtık, oyuncakları kırıkmış. Bu yüzden anne ve babası file artık kızgın olduğunu ve hiçbir şey almayarak cezalandırmaya karar vermişler. Fil artık o kadar mutsuz o kadar mutsuzdu ki hiçbir şey yapası gelmiyor, yaptıklarının yanlış olduğunu anlamıştı. Arkadaşlarının yüzüne bakamıyordu. Gidip arkadaşlarından özür dilemeye karar verdi. Arkadaşlarını nerde görse hepsinden tek tek özür diliyor ve artık her şeyi onlarla paylaşmaya karar verdiğini söylüyordu. Ama filin gönlü bir türlü rahata etmiyordu. Çünkü anne ve babası ona hala kızgındı ve cezası da bitmemişti. Fil bu kez akşam olunca anne babasının yanına giderek onlardan özür diledi. Yaptıklarının yanlış olduğunu aradığını söyleyerek pişman olduğunu bildirdi. Hatta arkadaşlarından bile. özür dilediğini söyleyince anne babası onu affetmeye karar verdi. Bu yüzden çok mutlu olan fil mutluluktan etrafında dönmeye başladı. Anne babasına sarılarak teşekkür etti. Annesi file dedi ki canım oğlum. İsraf etmek çok kötü bir huydur. Asla suları boşa harcama, çeşmeleri işin bitince kapat, gereksiz yanan ışıkları söndür, yemeklerini bitirmesi gerektiğini de söyledi. Fil çocuk bunlara artık daha çok dikkat edeceğine söz verdi. Filin ailesi yarın arkadaşlarına bir parti yapalım ve sen onlara yemeklerinizde ikram edersin ne diye sordum fil bunu büyük bir sevinç ile kabul etti. Hemen arkadaşlarına haber verdi ve ertesi gün birlikte büyük bir parti hazırladılar. Bütün orman halkı bu partideydi. O kadar görkemli ve büyük bir parti haline geldi ki o parti yıllarca konuşuldu. Bu partideki herkes birbirlerini çok sevdiği için parti 40 gün 40 gece devam etti. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Masal çok tatlı bir hikayeymis. Bu masaldan israf edilmemesini anladık. Sevgilime okudum çok tatlı bir masal.. İyi uykular Açelyam , seni asla bırakmayacağım. İyi uykular Açelyam, seni asla bırakmayacağım."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sebze-sevmeyen-prens-alinin-masali/", "text": "Uzak ülkelerin birinde bir prens Ali varmış. Bu prens ne yemek istese hemen ona verilirmiş. Meyveler, tatlılar, şekerler, çikolatalar, daha neler neler. Her kahvaltıda peynir, süt, yoğur, reçel, tahin-pekmez, bal, kaymak, ekmek, hepsini yermiş. Fakat bu prens sebzeleri hiç mi hiç sevmezmiş. Bu ülkenin en büyük bahçesinde onlar sebzeler meyveler yetiştiriyorlarmış ama yine de hiç yemezmiş. Birçok yol denemişler yedirebilmek için fakat prens Ali her seferinde yemeyi reddedermiş. Annesi prens Ali için pırasa, karnabahar, patlıcan dolması, soğan dolması, brokoli çorbası, ıspanak böreği gibi hiçbir sebzeyle yapılmış yemeği yememiş. Aradan zaman geçmiş ve prens Ali git gide zayıflamış ve hasta olmaya başlamış. Prens Ali'nin hastalığının ne olduğunu anlayan henüz çıkmamış. Ülkenin bütün doktorları gelmiş gitmiş fakat hiçbir tedavi sonuç vermemiş. Prens Ali aylarca yataktan kalkamamış, oyun oynayamamış, okuluna gidememiş, topla bile oynayamamış. İştahı kesilmiş sevdiği şeyleri bile yiyemez hale gelmiş. Bir gün prens alinin annesi uyurken bir peri rüyasına gelmiş. Rüyasında prens Ali'nin annesine demiş ki prensimizin neden hasta olduğunu söyleyeceğim. Prens ali hiç sebze yemiyor. Bu yüzden hastalandı. Ona sebze yemeklerini pişir ve ilaç olduğunu söyleyerek yedir. Prens Ali'nin annesi uykusundan sevinçle uyanmış ve hızlıca mutfağa gitmiş. Bir sürü sebze yemekleri yapmış ve prens Ali'nin oğluna getirmiş. Oğluna demiş ki bu seferki ilaçlar yemeğin içinde. Bunu yersen hemen iyi olacaksın demiş. Prens Ali o kadar bitkinmiş ki ne yediğine bakmadan biraz biraz yemeye başlamış. Annesi bir bakmış ki Ali bütün yemekleri bitirivermiş. Yemeklerini yiyen Ali dinlenip uyumak için yatağına gitmiş. Aradan zaman geçmiş ve annesi Ali'ye her öğünde sebze yemekleri pişirmeye devam etmiş. Ali günden güne iyiye gitmeye başlamış. Zaman geçtikçe Ali sebze yemeği yediğini anlamış. Fakat bu yemeklerin bu kadar güzel olduğunu bilmiyormuş. Ali'nin en sevdiği yemek brokoli olmuş. Prens Ali tamamen iyileştikten sonra annesine yediği diğer yemekleri sormuş. Annesi de Ali'ye tek tek yemekleri söylemiş. Ali şaşkınlıkla ben mi okadar sebzeyi yedim diye sormuş. Annesi evet oğlum hepsini sen yedin. Ve çokta beğendin. Ali bundan sonra her yemeği yiyeceğini söylemiş ve hiç bir sebze yemeğinin bu kadar lezzetli olabileceğini tahmin etmediğini söylemiş. Prens Ali'ye doktorlar her yemeği eşit miktarda yemelisin, her zaman sebze yemekte olmaz her zaman meyve yemekte olmaz demiş. Ve Ali doktorların tavsiyesini dinlemiş. Bundan sonra annesinin yaptığı her şeyi yemiş. Yemek ayırt etmenin ne kadar yanlış olduğunu anlamış. Bir daha hiç hasta olmamış. Prens Ali iyi olduktan sonra bu ülkede 40 gün 40 gece şölen yapılmış. Bu şölende bir sürü çeşit çeşit yemekler, etler, meyveler, tatlılar çeşit çeşit yiyeceğin olduğu sofralar kurulmuş. Bütün ülke prens Ali'nin iyi olmasını kutlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sehir-faresi-ile-tarla-faresi-masali/", "text": "Masallar, özellikle çocuklar olmak üzere tüm insanların hayal gücüne ve edebi zevk anlayışına hitap eden yazın türlerinden bir tanesidir. Bu konu ile alakalı olarak, şehir faresi ile tarla faresi masalı da oldukça merak edilir. Küçük bir tarlada, yardımlaşmayı ve arkadaşlığı çok seven bir tarla faresi yaşarmış. Tarla faresinin ise en yakın arkadaşı şehirde yaşarmış. Bir gün tarla faresi her şeyden çok sıkılmış. Her sabah kalktığında selam verdiği arkadaşları aynı, yediği yemekler aynı, gördüğü her şey aynıymış ve bu durumdan çok sıkılmış. Aklına aniden, şehir faresi arkadaşını ziyaret etmek gelmiş ve koyulmuş yola. Zorlukları aşarak kalabalık şehirde yaşayan arkadaşının yanına gelmiş. Beklediği şey, farklı arkadaşlar, eğlenceli ve tehlike bulunmayan yerlermiş. Oysa görünen asla hayale uymamış. Daha arkadaşı ile karşılaştığı ilk anlarda kalabalıkta ezilme tehlikesi yaşamış arabalardan kaçmışlar. Yiyecek yemekleri bulamamışlar, buldukları yiyecekler ise oldukça kirli şeylermiş. Bu duruma çok üzülen tarla faresi, en yakın arkadaşı şehir faresini kendi yaşadığı yere davet etmiş ve birlikte yola koyulmuşlar. Tarlaya vardıklarında artık tarla faresi etrafa daha farklı bakmaya başlamış. Yediği yiyecekler, bulunduğu ortamlar, değer verdiği arkadaşları artık çok daha anlam kazanmıştır gözünde. Birlikte yemek yerler, arkadaşlarıyla zaman geçirirler ve oldukça güzel zaman geçirirler. Daha sonra şehir faresi, kendi yaşam alanının ve düzeninin ayrı olduğunu, canlıların ait oldukları yerlerde bulunmaları gerektiğini, alışılan düzenin canlılara konforlu ve rahat geldiğini belirtmiş. Aynı görüşlere sahip olan tarla faresi, şehir faresi arkadaşını uğurlamış, artık uzaktan da olsa mektupla iletişime geçeceklermiş. Bu olaylardan sonra her ikisi de huzurla hayatlarına devam etmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/seker-kiz-selina-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içindeymiş. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken, Selina, masalsı bir diyarın en tatlı ve sevimli kızıydı. Şeker Kız Selina olarak ünlüydü çünkü etrafına her zaman neşe ve tatlılık saçardı. Saçları altın sarısı, gözleri berrak maviydi ve gülümsemesiyle kalpleri çalardı. Onunla tanışan herkes, masumiyetini ve içtenliğini hemen fark ederdi. Selina'nın evi, pek çok farklı çeşit renkli şekerlemelerle dolu çok da hoş bir şeker eviydi. Şekerlemelerin büyülü dünyasında, kendisini sonsuz bir neşe ve mutluluk içinde hissederdi. Her sabah uyandığında, şeker kokuları arasında güne güler yüzle başlardı. Selina, kalbi iyilik dolu bir kızdı ve etrafındaki herkese yardım etmekten büyük bir mutluluk duyardı. Köyde yaşayan çocuklar onunla oynamak için sıraya girerdi, çünkü Selina herkesin can dostu ve arkadaşıydı. Onun enerjisi ve pozitifliği, herkesi etkiler ve mutlu ederdi. Günlerden bir gün, köylerine kötü kalpli bir cadı gelmişti. Cadı, köy halkını mutsuz etmek ve şekerlemeleri ele geçirmek istiyordu. Ancak Şeker Kız Selina, cadının kötülüklerine karşı durmaya kararlıydı. Arkadaşlarıyla birlikte cadıya meydan okumak için bir plan yapmışlardı. Cadının tuzakları ve büyüleri, Selina ve arkadaşlarını zorlasa da onların dostluğu ve dayanışması her türlü zorluğun üstesinden gelmeye yetiyordu. Şeker Kız Selina, arkadaşlarının yardımıyla cadının kötülüklerini alt ederek köyünü ve şekerlemelerini kurtarmıştı. Köy halkı, Şeker Kız Selina ve arkadaşlarının cesaretini ve iyiliğini örnek alarak daha güçlü bir birlik oluşturmuştu. Selina'nın güzel kalbi, köyde herkesin birbirine daha çok değer verdiği bir ortam yaratmıştı. Artık köyde herkes daha mutlu ve huzurlu yaşıyordu. Şeker Kız Selina'nın hikayesi tüm masallar arasında en sevilenlerden biri oldu. Çocuklar, onun iyilik dolu hikayesini dinlemekten ve onun gibi bir arkadaşa sahip olmayı hayal etmekten büyük keyif alırdı. Şeker Kız Selina'nın masalsı dünyası, güzellik ve sevgi dolu bir yer olarak kalplerde yaşamaya devam etti. Her zaman, şeker kokuları arasında neşeyle gülen bir kız olarak hatırlanırdı. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/seker-ormaninin-gizemi-masali/", "text": "Bir zamanlar, renkli çiçeklerin, tatlı meyve ağaçlarının ve en lezzetli şekerlemelerin bulunduğu büyülü bir orman vardı. Bu orman Şeker Ormanı olarak adlandırılıyordu. Şeker Ormanı, tüm yaratıklar için bir tatlı cenneti olarak biliniyordu ve ormanın ortasında bulunan büyük çikolata ağacı, ormanın kalbi olarak kabul ediliyordu. Bu hikayemizin ana karakteri, minik bir bebekti. Adı Ela'ydı ve Şeker Ormanı'nı duyduğunda büyük bir heyecanla dolmuştu. Her gece yatağında Şeker Ormanı'na gitmeyi hayal ediyor, ormanın büyülü sırlarını çözmeyi diliyordu. Bir gün, Ela'nın rüyalarına büyülü bir orman görüntüsü geldi. Tatlı şekerlemelerin ve meyvelerin ağaçlardan düştüğünü, çiçeklerin kendi başlarına dans ettiğini ve kuşların şekerli şarkılar söylediğini hayal etti. Rüyasından uyanırken, Şeker Ormanı'nın gizemini çözme kararı aldı. Ela'nın yanında, ona bu macerada eşlik edecek sevimli oyuncakları vardı: Şila, Şakir ve Şeker. Şila, zeki ve cesur bir tavşandı. Şakir, uçan renkli bir kuştu ve Şeker, en tatlı koca bir ayıcıydı. Birlikte bu büyülü maceraya atılmaya karar verdiler. Heyecanla ilerlemeye başladılar ve Şeker Ormanı'nın büyülü atmosferine girdiler. İlk olarak, şekerlenmiş yoldan yürümeye başladılar ve yol boyunca çiçeklerin neşeli danslarına tanık oldular. Ardından, tatlı meyveler ağaçlardan düşüp geldi ve onları tatmalarını bekledi. Ormanın derinliklerine ilerledikçe, bir şelale keşfettiler. Ancak bu şelalenin suları, meyve suyu ve sıcacık çikolata akıyordu! Ela ve arkadaşları, şelalenin yanında oynarken, yavaşça etraflarında bir şeylerin değiştiğini fark ettiler. Şeker Ormanı'nın büyülü güçlerine uyandılar. Ela'nın rüyasındaki gibi, çiçekler gerçekten dans etmeye başladı, kuşlar şekerli şarkılar söylemeye devam etti ve ağaçlar daha fazla meyve ve şekerleme sundu. Şeker Ormanı'nın gizemi onların etrafında canlandı. Ancak en büyük sürpriz, Şeker Ormanı'nın kalbi olan çikolata ağacının altında bulundu. Ağaç, büyük bir çikolata kapakla örtülüydü ve altında büyülü bir şekerleme hazinesi vardı. Ela ve arkadaşları bu hazineleri paylaştılar ve Şeker Ormanı'nın sırrını bulmuş oldular. Ela ve arkadaşları, Şeker Ormanı'nın büyülü güzelliklerini ve gizemini keşfetmeyi başardılar. Bu macera, onların hayal güçlerini ve meraklarını besledi. Şeker Ormanı'nın büyülü dünyası, Ela ve arkadaşlarının kalplerinde özel bir yer edindi. Ve böylece, Ela ve arkadaşlarının Şeker Ormanı'ndaki macerası sona erdi. Ancak bu sadece başlangıçtı, çünkü Şeker Ormanı daha birçok büyülü sırrı ve keşfedilmeyi bekleyen güzellikleri barındırıyordu. Ela ve arkadaşları, Şeker Ormanı'nın büyülü dünyasını her zaman ziyaret etmeye devam ettiler, yeni maceraların ve sırların peşinden koştular ve her gün biraz daha büyüdüler. Ve unutmadılar ki gerçek tatlılık, paylaşıldığında daha da tatlıdır. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/selanik-sampiyonuataturkun-cocukluk-anisi/", "text": "Mustafa, Şemsi Efendi Okulu 4. sınıfa giderken, beden eğitimi dersinde öğretmeni sınıfa koşu yarışması yaptırdı. Okul etrafında iki tur atılacak ve birinci olan okul çapında yapılacak koşuda sınıfını temsil edecekti. İlk turu önde geçen Mustafa ikinci turun ortalarında bitiş çizgisine doğru güçlü adımlarla koşarken, biraz ilerde uçamayan bir yavru kuşun peşinden koşan siyah, kocaman bir kediyi fark etti. Mustafa yön değiştirip hızla koşarak yavru kuşu kedinin pençesinden kurtardı. Yavru kuşu severek ve yürüyerek yarışı en sonda tamamlamasına karşın, olayı öğrenen öğretmeninden yavru kuşu kurtardığı için aferin alan Mustafa, yarışı birinci bitiren arkadaşının: Hayır, ben birinci değilim. Yarışın birincisi Mustafadır. O benden daha hızlı, sınıfımızı benden daha iyi temsil eder demesi üzerine öğretmeni tarafından birinci gelmiş sayıldı. On beş gün sonra yapılan koşuda okul şampiyonu olan Mustafa, derslerindeki başarıyı koşuda da gösterecek ve Selanik Şampiyonu olarak bir kupa alacaktı. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/selencik-masali/", "text": "Uzak şehirlerden biri haline gelen Ursuz şehrinin güçlü bir kralı varmış. Güçlü kral Sezer' in yıllar sonra doğan güzeller güzeli Selencik'i yere yurda koyamazmış. Kızını her şeyden o kadar çok severmiş ki olabilecek tüm kötülüklerden en iyi şekilde korumak için elinden geleni yaparmış. Selencik hiçbir şeyden habersiz on yedi yaşına gelmiş ve ailesi dışında hiç kimseyle iletişimi olmamış. Açılmak ve aktif bir yaşam yaşamak isteyen Selencik bu isteklerinin her birini büyük bir acı ve hüzün ile günlüğüne geçirirmiş. Bu dertlerini anlatabilecek bir arkadaşı dahi olmayışı onu Selencik' i derinden etkilemekteymiş. Gel zaman git zaman kızını büyük bir incelikle yetiştiren kral Sezer Selencik'in bu durumunu anlayıp bir gezi planı kurmaya karar verir. Planını tez vakitte saraydakilere açıklayan kral Sezer şaşkın gözler ile karşılaşır. Yıllar sonra Selencik dışarı çıkacaktır. Kendini bu vesileyle mutlu hisseden Selencik hiç olmadığı kadar mutlu ve heyecanlıydı. Gezi planına daha günler vardı fakat Selencik heyecan ve garip endişeleri yüzünden uyuyamıyordu. Bir anlık duygu karmaşası ile öfke tufanına giren Selencik birden babasının koluna girdi ve kendisini daha farklı yerlere götürmesini istedi. Kendini tutamayan Selencik sürekli etrafa zıplıyor kuşlarla konuşuyordu. Kral Sezar içinde pişmanlık hissi ile kızını izlerken aslında onu bu duygulardan eksik bırakmıştı. Biranda ağlamaya başlayan kral Sezer yere yığıldı. Selencik babasını ilk defa böyle çaresiz ve çocuk gibi göründüğüne şahitlik ediyordu. Binlerce kez kızından özür dileyen Sezer diz çöktü. Bu pişmanlığını fark eden Selencik babasını ayağa kaldırarak sarıldı ve sadece hiç önemli değil babacığım diyebildi. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz. Güzel kızımı masallarla uyuttuğum bir gece bundan sonra buraya hep not alıcağım umarım bir gün burayı keşfedersin güzel kızım A."} {"url": "https://www.masallaroku.com/semanin-ormandaki-korku-dolu-anlari/", "text": "Bir varmış bir yokmuş çok tatlı bir kasabada şirin mi şirin şeker mi şeker bir kız çocuğu varmış. Bu çocuğun ismi sema imiş. Sema herkes tarafından sevilen bir çocukmuş. Evinin bahçesinde oynar oyuncaklarıyla oynar resimler yapar herkes onu çok severmiş. Sema bir gün ailesi ile pikniğe gitmiş. Çünkü ailecek her hafta sonu piknik yaparlarmış. Sema orda ormanda dolaşmaya karar vermiş. Ama ailesine haber vermeyi unutmuş. Sema ormanları ve hayvanları çok sevdiği için koşarak ormanın derinliklerine ulaşmış. Her yerde hayvanlar varmış. Kuşlar, uğur böcekleri, kelebekler, kediler daha neler neler. Sema onlarla oynamaya başlamış. Sonra bir bakmış ki hava kararıyor. Güneş batmış. Ve soğuk olmaya başlamış. Semanın o çok sevdiği ortam bir anda gözüne korkunç gözükmeye başlamış. Sanki ağaçların dalları birer canavar kolu gibi geliyormuş ona. Sema korkudan ne yapacağını bilememiş ve korkudan ağlamaya başlamış. Hıçkıra hıçkıra ağlarken orda bir aslan görmüş. Aslan kükremiş sema daha çok korkmuş bağırarak koşmaya başlamış. Nereye doğru koştuğunu bile bilmeyen semanın boğazı kurumuş, su içmek istemiş. Yakında gelen dere sesine doğru gitmiş. Su içmiş ve bir anda derenin kenarında ona doğru koşan yüzen bir timsah görmüş. Avazı çıktığı kadar bağıran sema tekrar koşmaya başlamış. Bir ağaca sarılmış ağlamaktan gözleri şişmiş. Hem de üşüdüğü için elleri de buz gibi olmuş. Ağacın yanındayken yerden sesler duymuş. Bir de ne görsün kocaman bir fare. İmdat diye bağırmaya başlamış sema. Tekrar koşmaya başlamış. İyice kaybolduğunu düşünen sema Allah ben burada ne yapacağım tek başıma? Ben neden kimseye haber vermeden buralara kadar geldim? Artık kimse beni bulamayacak. Beni burada hayvanlar yiyecek, ailem de beni çok merak edecek. Bu sefer karar vermiş sürekli koşmaya. Çünkü durursa ya bir canavar onu o görmeden yakalayıp yerse diye endişelenmeye başlamış. Hiç durmadan koşuyormuş. Gerçekten de etrafta sürekli korkunç şeyler görmeye devam ediyormuş. Ayılar, köpekler, domuzlar, böcekler, yarasalar daha bir sürü hayvan hatta adını bile bilmediği ilk defa karşılaştığı hayvanları bile. En sonunda çok yorulmuş durup dinlenmeye karar vermiş. Tam nefesi normale dönerken. Ayaklarına doğru gelen simsiyah bir yılan görmüş. Tekrar koşmaya devam etmiş. Artık çaresiz kalan kız kendini yola atmış. Yolda bir süre koşmaya devam etmiş. Sonunda bir araba görmüş ve ailesinin yakınlarda olduğunu anlamış. Koşmuş ailesinin yanına. Onlara sarılmış. Ailesi semaya çok kızmış. Sonra her şeylerini toplamışlar evlerinin yolunu tutmuşlar. Yol boyu ailesi yaptığının ne kadar yanlış bir şey olduğunu söyleyip durmuşlar. Sema üzüntüden ne yapacağını bilemiyormuş. Ailesinden defalarca özür dilemiş. Bir daha asla böyle bir şey olmayacak demiş. Gerçekten de ailesi olmadan hiçbir şey yere izinsiz gitmemiş. Yaptığı hatanın farkında olan sema annesine sarılıp yolda uyuyuvermiş. Annesi de semanın üşümüş olduğunu anlayınca üzerine battaniye örtmüş ve evlerine girmişler. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Korku Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/seralin-van-gezisi-masali/", "text": "Bir zamanlar Seral adında çok tatlı bir kız yaşarmış. Seral ve ailesi Van'a gezmeye gideceklermiş. Annesi Van'la ilgili bir sürü bilgiler söylemiş. Türkiye'nin en büyük gölü olan bu masmavi gölün, birçok özelliğinden bahsetmiş. Annesi Seral'e çok güzel beyaz tüyleri olan iki renkli gözleri olan Van kedilerinin olduğundan bahsetmiş. Seral en çok Van kedilerini merak ediyormuş. Ertesi sabah Seral ve ailesi yola çıkmışlar uzun bir yolculuğun arkasından Van'a gelmişler. Bir gün kaldıkları otelde dinlendikten sonra ertesi gün gezmeye çıkmışlar ilk işleri Van Gölünü ziyaret etmek olmuş Daha sonra da Van kedilerinin bulunduğu kedi evine gitmişler. Seray buradaki bembeyaz tüyleri olan boncuk gibi bakan gözleri olan kedileri görünce çok mutlu olmuş. Kedilerin gözlerinin birisi masmavi birisi de sarının tonlarından olan kehribar rengiymiş. Seral böyle iki renkli bir kedi gördüğü için çok şaşırmış. Biraz sonra kedilerden sorumlu onlardan gayet iyi anlayan bir görevli gelmiş. Meral Van kedileri ile ilgili daha çok bilgi öğrenmek istiyormuş. O yüzden görevliye sormuş. Van kedilerinin ne gibi özellikleri olduğunu çok merak ettiğini söylemiş. Görevli anlatmaya başlamış. Van kedilerinin sadece Türkiye'de Van'da bulunduğunu, O yüzden adlarının Van kedisi olduğunu, iki gözü mavi olan veya iki gözü kehribar rengi olan Van kedilerinin de bulunduğunu ve çok iyi bir yüzücü olduklarını ve muhakkak tüylerinin beyaz renkli olduklarını, beyaz renkli olmayan Van kedisinin bulunmadığını söylemiş. Seral Van kedileri ile ilgili öğrendiği bilgileri duyunca çok şaşırmış ve aynı zamanda çok mutlu oluyormuş. Meğerse onlarla ilgili bilmediği ne kadar çok şey varmış. Anne ve babasına kendisini Van'a geziye getirdikleri için teşekkür etmiş. Anne ve babası Seral'e bir Van kedisi sahiplenmek isteyip istemediğini sormuşlar. Seral anne ve babasının bu teklifini mutlulukla karşılamış. Sevinçten havalara uçmuş. Bir Van kedisi sahiplenip evlerine getirmişler. Seral küçük Van kedisinin adını Kehribar koymuş. Ona en uygun isim bu olacağını düşünmüş. Kehribar artık evin neşesi olmuş. Seral artık kehribarın arkadaşıymış. Birlikte oyunlar oynuyorlar yorulunca birlikte uyuyorlarmış. Seral Kehribar geldikten sonra daha sorumluluklarını bilen bir çocuk olmuş. Bu masalda burda bitmiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 9 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/serce-ile-dort-yavrusu-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Bir anne serçe ve onun birbirinden güzel dört yavrusu varmış. Serçe, yazın sıcak günlerinde yavrularını büyütüyormuş. Gündüzler dışarda yem topluyor topladığı yemleri yuvasına giderek sık sık yavrularını doyuruyormuş. Günler geçtikçe yavrularının büyüdüğünü ve güçlendiğini görüp mutlu oluyormuş. Sonbahar mevsimi gelirken yavrular artık iyice büyümüşler. Yuvada hoplayıp zıplamaya, kanatlarını kullanmaya çalışmaya başlamışlar. Bir gün yine kanatlarıyla uçmayı denerken rüzgar çıkmış ve yavruları yuvadan uçurmuş. Anne serçe akşam yuvasına döndüğünde yuvadan yavrularının gittiğini görünce üzülmüş. Fakat yine de uçabileceklerini biliyormuş, hayata dair nasihatler veremeden, onlarla doya doya vedalaşamadan gittikleri için çok üzülmüş. Kış mevsimi geldiğinde anne serçe yem aramak için tarlalarda dolaşırken yanına doğru uçan dört küçük serçe görmüş. Yavrularını hemen tanıyan serçe onlarla bol bol hasret gidermiş ve onlara nasıl yaşadıklarını sormuş. Anlatmaya önce en büyük yavrusu başlamış; -Önceleri bahçelerde yaşayıp solucanla karnımı doyurdum. Daha sonra kirazlar olurken kiraz yedim. Ardından armutlarla beslendim. Karnım hiç aç kalmadı. demiş. Anne serçe; Ay yavrum. Bu hayat çok tehlikeli ve zordur. Başkasına ait olan şeylerle yaşamaya çalışanın başına kötü şeyler gelebilir. demiş. Daha sonra ikinci yavrusu anlatmaya başlamış; -Bende bir konağın yakınlarında yaşadım. Zenginlerin atıklarını, ahırdaki hayvanların yemlerinin kalıntılarını topladım. Karnım her zaman doydu hem de çok güzel yemeklerle. demiş. Anne serçe; 'Ay yavrum zenginlerin yanında yaşamak iyidir ama zenginlikle birlikte küçülme de aynı yerde olur. Bu hayat çok tehlikelidir. demiş. -Ben yol boylarında yaşadım. Orada hep yiyecek bir şeyler bulunuyor. Onları topladım. demiş. Anne serçe; Ay yavrum. Yol boyu tehlikeli olur, sen yem toparken yaramaz çocuklar sana taş atabilirler. demiş. Sonra sıra en küçük yavruya gelmiş. -Anne, ben ormanda kaldım. Ağaçların dalları arasında yuva yaptım. Kimseye zararım dokunmadan ve kimseye muhtaç olmadan dilediğim gibi yaşadım. Özgürce yaşamak çok güzel. Hayatımdan çok memnunum. demiş. -Yavrum, demiş anne serçe, kardeşlerinden küçük olmana rağmen, en doğru yaşayış seninki. Kendi kendine yetmek, kimselere muhtaç olmamak yaşanılabilecek en güzel hayattır. Senin hayatın diğer kardeşlerine de örnek olmalı. demiş. Bu masal da burada bitmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/serce-ile-guvercin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde küçük bir bahçede kocaman bir meşe ağacı varmış. Bu ağaçta onlarca kuş olurmuş. Serçe ile güvercin de bu ağaçta tanışıp arkadaş olmuşlar. Serçe diğer serçeler ile iyi anlaşamadığı için genellikle yalnız vakit geçirmeyi tercih ediyormuş. Fakat bir süre sonra bu çok sıkıcı bir hale gelmeye başlamış. Bu yüzden arkadaş edinmek istemiş. Haziran ayının güneşli bir gününde güvercin çıkagelmiş. O kadar uzun yoldan gelmiş ki çok yorulmuş. O yüzden biraz meşe ağacında dinlenmek istemiş. Güvercinin geldiğini gören serçe önce biraz onu izlemiş. Sonra dayanamayıp yanına gitmiş ve tanışmak istemiş. Uzun uzun sohbet etmişler. Birbirlerini çok sevmişler. Serçe, güvercini orada kalması için ikna etmiş. Güvercin başta kabul etmek istememiş ama serçeyi de kırmak istemiyormuş. Sonra ikisi de farklı dallara yuva yapmaya başlamışlar. Her geçen gün yuvaları büyümeye başlamış. Fakat güvercinin yuvası çok güzel görünüyormuş. Serçe bu durumu kıskanmaya başlamış. Güvercinin yuvası hem daha yüksekte hem de daha güzel ve büyükmüş. Serçe bir gün kıskançlığına yenik düşmüş. Güvercinin ortalarda görünmediği bir anda yuvasına zarar vermiş ve yere düşürmüş. Güvercin geldiğinde çok büyük hayal kırıklığı yaşamış. O kadar emek verdiği yuvası artık yokmuş. Her şeyi en baştan yapmak zorunda kalacakmış. Fakat yuvasını bu hale getirenin serçe olduğunu da anlamış. Güvercin hemen serçenin yanına giderek neden böyle bir şey yaptığını sormuş. Serçenin herhangi bir açıklaması yokmuş. Bu yüzden saçma bir bahane uydurarak güvercin ile kavga etmiş. Meşe ağacının serçelere ait olduğunu ve buradan gitmesi gerektiğini söyleyerek güvercini oradan kovmuş. Bu duruma çok üzülen güvercin hiçbir şey söylemeden uçup gitmiş. Ertesi gün serçe yiyecek aramak için çıktığında büyük bir kedi ağaca tırmanmış ve serçenin yuvasını bozmuş. Serçe geri döndüğünde yuvasını kedinin bozduğunu görünce hem çok korkmuş hem de çok üzülmüş. O gece çok yağmur yağmış ve serçenin sığınabilecek hiçbir yeri yokmuş. Hem diğer serçelerle arası bozuk olduğu için hem de başka hiçbir arkadaşı olmadığı için kendisini çok yalnız hissetmiş. O gece yaptığı hatayı anlamış. Eğer güvercini oradan kovmasaymış onun yuvasına sığınabilirmiş. Hem güvercinin yuvasına hem de onun arkadaşlığına çok ihtiyaç duymuş. Fakat kendi kazdığı kuyuya kendisi düşmüş. Yağmurda çok ıslanan serçe hasta olmuş ve uzun bir süre iyileşememiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/serife-bacinin-hikayesi/", "text": "Şerife 16 yaşında evlendirilen genç bir Anadolu kadınıdır. Düğününden 2 ay sonra Kurtuluş Savaşı çıkar. Şerife Gelin eşini cepheye gönderir. 6 ay sonra ise eşinin Çanakkale'de şehit düştüğü haberini alır. 21 yaşına gelen Şerife Gelin'in bekar olmasını köylü uygun bulmaz. Şerife'nin evlendirilmesine karar verilir. Şerife Gelin ile Topal Yusuf'un evlendirmek isterler. Topal Yusuf, Kurtuluş Savaşı'nda gözünü ve sol bacağını kaybetmiş bir gazidir. Kendi ihtiyaçlarını göremeyen Topal Yusuf'a destek olmak ve dedikoduları önlemek isteyen Şerife evlenmeye razı olur. Ve Şerife, Topal Yusuf ile evlendirilir. Topal Yusuf ile Şerife Gelinin bir kız çocukları olur. 3 yıl sonra bir çocuğu olan Şerife Bacı'nın kızına Elif adı verir. Şerife Gelin kızı Elif'i emzirdikçe sütü daha da çoğalır. Bereketlenen sütü ile köyün yetim kalmış bebeklerini de emzirir. Kurtuluş savaşı devam ederken kağnılarla İnebolu'dan Kastamonu'ya cephane taşınacağı haberi gelir. Seferberlik devam ederken her evden bir adam, adam yoksa genç, genç de yoksa kadınların cephane taşıması gerekmektedir. Bu emri vatani bir görev olarak üstlenen yiğitler gibi Şerife Bacı da harekete geçer. 1921 yılının sonlarında bebeği Elif'i de alıp cephane taşımaya hazırlanır. İnebolu'da kağnıya yüklenen cephaneleri Kastamonu'ya götürmek için yola düşer. Mevsim kıştır, hava şartları son derece çetindir. Şerife Bacı, taşıdığı cephaneliklerin kar ve soğuktan etkilenmemesi için üzerindeki kazağı çıkarıp mermilerin üzerine örter. Yavrusu da ölmesin diye üzerine kapanır ve vücut ısısıyla Elif'i ölümden korur. Fakat kendi donarak şehit olur. Sabah saatlerinde karşı kışladaki nöbetçiler, karlar altında belli belirsiz bir kağnı olduğunu görür. Osman Bey'e haber verilir. Devrekanili Cemil ile Beşiktaşlı Rıfat Çavuş kağnının yanına gönderilir. Çavuşlar kağnının arkasında kaskatı kesilmiş genç bir kadın olduğunu görürler. Bir yandan da ağlayan bir bebek sesi fark ederler. Kundaktaki Elif'tir. Kadının kimliği belirlenir ve Seydiler'e gönderilir. Bebek Elif ise kışlaya yakın olan bir eve gönderilir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sessiz-arkadaslik-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde pireler berber iken develer tellal iken ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Bir zamanlar uçsuz bucaksız bir diyar varmış. Buraya Periler Diyarı denirmiş. Bu diyarda bir düzen varmış ve kimse bunu bozmazmış. Herkes işine saygı duyarmış bu yüzden sorumluluklar herkes tarafından yerine getirilirmiş. Bu diyarda yaşayan güzeller güzeli bir peri kızı yaşarmış. Bu kızın ismin kimse bilmezmiş. Siyah kısa saçları olan bu güzel kız kimseyle konuşmaz ama işlerini de hiç aksatmazmış. Bu yüzden ona Sır derlermiş. Bir gün Sır yine işinin başındayken, Kelvin diye bir erkek peri yanına gelmiş. Kelvin oldukça yakışıklı bir periymiş ve uzun zamandır Sır niye tek başına duruyor acaba? Yanına gitsem benle konuşur mu? diye düşünmeden edemiyormuş. En son tanışmak için Sırla konuşmaya gitmiş. Iıı merhaba Sır. Ben Kelvin, tanışmak ve arkadaş olmak için geldim yanına fakat herkes senin konuşmayacağını söyledi. demiş utanarak. Sır arkasını bile dönmeden işine devam etmiş. Kelvin pes etmeye niyeti olmadığı için bir kez daha söze girmiş. Konuşmayı sevmiyorsun sanırım. Doğru söylemişler ama istersen konuşmadan da anlaşabiliriz. Sessiz arkadaşlar oluruz. Ne dersin demiş. Bu sefer Sır'ın dikkatini çekmeyi başarmıştı. Sır yavaşça arkasını dönüp merakla Kelvin'e bakmış. Kelvin açıklamak ister gibi tekrar konuşmaya başlamış. Eğer sende istersen konuşmadan benle arkadaşlık yapabilirsin. Ben konuşurum sen ise nasıl isterse öyle cevaplar verirsin.. Sır bu fikir hoşuna gitmiş gibi gülümsemiş ve kafa sallamış. Bu durumdan mutlu olan Kelvin Peki o zaman. Akşamüstü Yoncalı Patika 'da dolaşmaya ne dersin? diye sormuş. Sır bu teklifi çok beğenmiş ve kafa sallamış. Kelvin görüşürüz diyerek Sır'ın yanından ayrılmış. Konu niye Sır ile konuşmak istediğine geldiğinde; Seni sürekli tek başına görüyordum. Neden bizimle vakit geçirmediğini hep merak etmiştim. Ayrıca konuşmama sebebini de merak ediyordum. Herkes benle konuşmayacağını söylediği için yanına gelememiştim. Sabah merakıma daha fazla engel olamayıp geldim. Yeni bir arkadaşım oldu iyi ki gelmişim. Hem de sessiz arkadaşım. demiş. Sır onla arkadaş olmak hoşuna gittiği için gülümseyerek karşılık vermiş. Sır birden konuşmaya başlamış. İyi ki geldin Kelvin. Bende sizle arkadaş olmayı istiyordum ama konuşmaya cesaret edemiyordum. demiş. Kelvin onun konuşmasının üstüne şok olmuş ama cevap vermeyi de ihmal etmemiş. Ne zaman istersen konuşabilirsin. Konuşmak kendini ifade etmen için en önemli şey Sır. Bundan sonra konuşmaya ve bizim aramıza katılmaya ne dersin? diye sormuş. Sır gülümseyerek Tamamdır. Bundan sonra bende sizinle vakit geçireceğim. Benimle konuşmaya geldiğin için teşekkür ederim Kelvin. demiş. Biraz daha vakit geçirdikten sonra evlerine dönmüşler. O günden sonra da Sır hiç sessiz kalmamış hatta çok cana yakın, herkesle konuşan, sevecen biri olmuş. Aynı zamanda Kelvin'in arkadaşlarıyla da yakın arkadaş olmuş ve sürekli onlarla birlikte vakit geçirmeye başlamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevdiklerini-ihmal-eden-adam-ibretlik-hikaye-oku/", "text": "Adam çok sinirli ve endişeli bir halde eşine bağırıyor ve kızıyordu. Kavgaları ve babalarının annelerine bağırışını duyan iki çocuk uykularından uyanıp yanlarına gelmişlerdi. Ortada olan olayı ve babalarının hışmını gören kardeşler odada bir sedire sinip kalmışlardı. Adam eşine bugün çok nemli bir toplantısı olduğunu ve açık mavi gömleğinin neden ütülenmediğini haykırıp bağırıp duruyordu. Başka bir renk giyse sanki işten atılacak gibi bir havası vardı. Eşi bunu dile getirdiğinde adam, '' Millete bu adam düzensiz, özensiz mi desinler niye böyle kötü giyiniyor mu desinler ve bana gülüp işi elimden alsınlar mı, bunu mu istiyorsun? '' diyordu. Hemen istediği mavi gömleği ütüleyen kadın bittiğini dile getirdi ama adam bu sefer de işe geç kalmaktan, dakik olamamaktan ve bir anlamı olmadığından yakınıyor ve eşine kızıyordu. Siniri hala devam ediyordu. İkilinin çocukları çok korkmuş, dehşetle olan bitene bakıyorlardı. Kadın bunu fark etti ve ortalığı yumuşatmaya çalıştı. '' Daha önceki günler çok daha zaman kaybettiğin oldu, mutlaka zamanında orada olursun. '' dedi. Adam eşine hiçbir şeyden anlamadığını ve bugünkü sunumda gidenin ilk kendi olması ve dinleyenleri karşılamak gerektiğini söyledi. '' Onlara Hoş Geldin demek iş için önemli.'' Dedi. Anne ve çocukları kahvaltı yaparken müzik çalan radyo yeni gelişen bir haberle kesildi. Kadının içine doğmuş olacak ki sesi biraz daha açtı, kulak kesildi. Spiker ayrıntıları bilinmeyen zincirleme bir kazayı genel hatlarıyla anlatıyordu. Kazanın yerini söylediği anda kadın aklından geçenin gerçekleştiğini anladı ve oturduğu yerde öylece, bomboş bakarak kalakalmıştı. Tarif edilen yer adamın her gün işe giderken kullandığı yoldu ve bu yolda çok fazla, yoğun trafik vardı. Kadın aklına bunlar geldikçe deliriyordu. Zaten aklında böyle bir şey olabileceği düşüncesi hep vardı, canı çok yanıyordu. Çocuklarına ocağa dikkat etmelerini ve akıllıca salonda oynamalarını ve kapıyı kilitli tutmayı tembihleyip işi olduğunu söyleyerek evden ayrıldı. İlk defa yalnız bırakıyordu, çocuklar akıllıda olsa korkuyordu ve onları sürekli uyardı. Üzerine birkaç parça bir şeyler ve ulaşım için bir miktar para aldı. Çok kötü hissediyordu, kocası ya bu kazada can verdiyse diye içi içini kemirirken dayanmayıp ağlamaya başladı. İçinde bir sürü soru vardı kocasının ölmüş olma ihtimali, evden onun kalbini bu denli nedensiz kırarak ayrılması onu çok üzüyordu. Hep sinirli olmayan adam çocukları tarafından böyle mi hatırlanacaktı? Bunlar kadının kafasında dönüp duruyordu. Tam kapıyı açıp çıkmak üzereyken önünde eşini gördü. Kocası kazayı mı duyduğunu sordu, kadın onayladı. Adam eşini sıkıca kavradı ve gözlerini sildi. O kazanın hemen yanı başında olduğunu ve ölse ne olurdu onu düşündüğünü söyledi ve o an yanlarına gelen çocuklarına sıkı sıkıya sarıldı. Hatasını anlamıştı, hiçbir şey ailesine olan sevgiden önemli değildi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevgi-deneyi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde herkesin çok zengin olduğu bir ülkede Mina adında küçük bir kız çocuğu yaşarmış. Mina ilkokula henüz yeni başlamış. Ülke de herkes zengin olmasına rağmen çok mutsuzmuş. Mina'nın ailesi de bunlardan biriymiş. Tüm günleri aynı geçiyor, evden işe işten eve geliyor ve hiç sohbet etmiyorlarmış. Mina ise bu durumdan çok rahatsızmış. Gözlem yapmayı çok seven Mina neden herkesin böyle olduğunu merak etmeye başlamış. Her gün okula gidip dönüyor ve aynı manzara ile karşı karşıya kalıyormuş. Mina bu konu hakkında bir deney yapmaya karar vermiş. Ülke de hiç bir çiçek yaşayamıyor. Anında dolup gidiyormuş. İnsanların da böyle olduğunu düşünmüş. Yaptığı araştırmalarda kötü söz söyleyen ve ilgisiz kalan insanların mutsuz olduğunu görmüş. Bir gün okuldan dönerken papatya tohumları almaya gitmiş. Bulmakta çok zorlansa da asla pes etmemiş. Papatya tohumlarını evde bir toprağa dikmeyi düşünmüş. Dışarıdan toprak toplayan Mina evde iki tane boş saksı bulmuş ve papatya tohumlarını özenle bu saksılara ekmiş. Saksılardan birini kendi odasına koyan Mina, diğerini ise anne ve babasının odasına koymuş. Her gün okuldan geldikten sonra bir miktar papatyaları sulayan Mina her gün onlara 'Seni seviyorum' demiş. Anne ve babasına ise sadece saksıda tohum olduğunu ve ona bakmaları gerektiğini söylemiş. Mina o günden sonra kendi çiçeği büyüyene kadar onların odasına girmemiş. Güneş gören yere koyduğu saksıda hiç bir hareket olmadığını gören Mina çok üzülse de her gün sulamaya ve 'seni seviyorum' demeye devam etmiş. Ara sıra onunla konuşan ve güzel şeyler söyleyen Mina neler olacağını büyük bir sabırsızlık ile bekliyormuş. Bir gün okuldan geldiği sırada küçücük filizlerin yeşerdiğini görmüş. Buna çok sevinen Mina ailesinin odasındaki çiçeği çok merak etmeye başlasa da oraya girmemiş. Her gün aynı söyleri söyleyen ve bir gün dahi aksatmayan Mina küçük filizin daha da büyüdüğünü gözlemlemiş. Mina buna benzer bir deneyi derslerinde görerek ilham almış bunu çiçekler üzerinde uygulamaya başlamıştı. Ülke de kimse birbirini sevdiğini söylemiyor adeta duygusuz bir şekilde yaşam sürüyorlardı. Mutsuzluğun kaynağı bu mu acaba diye merak eden Mina bir gün olsun çiçeğini ihmal etmedi. Papatyalar tomurcuklanmaya başlamıştı bile. Okuldan geldiğinde Mina çok güzel bir manzara ile karşılaştı. İşte o beslediği ve her gün seni seviyorum dediği papatya çiçek açmıştı. Papatya ona gülümsüyordu. Mina; ' Sen beni büyük bir sabırla ve sevgi ile besledin. Ben ise sana bunun karşılığında çiçek verdim.' Dedi. Koşarak anne ve babasının odasına giden Mina oradaki papatyanın büyümeden öldüğünü fark etti. O günden sonra Mina her gün anne ve babasına Seni seviyorum demeye başladı ve gördü ki onlar da zaman içinde çok daha mutlu hale geldi. Mina sevginin insanları iyileştirdiğini ve kötü sözün insanları mutsuz ettiğini fark etti. Her adımında sevgiyi hissettiren Mina ülkeyi bu sayede mutluluk ve huzura kavuşturmayı başardı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevgi-saygi-merhamet-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zamanın birinde bir çift varmış ve bu çiftin üçüzleri olmuş. Biri kız ikisi erkekmiş çocukların babası evlatlarına Sevgi, Saygı ve merhamet isimlerini koymuş. Babaları dua etmeye gitmiş. Allah'ım bana evlatlarımı verdin, üçünün de ismini koydum, senden dileğim isimlerinin hakkını versinler, senden başka hiçbir şey istemiyorum. demiş. Çocukların büyüdükçe karakterleri değişmeye başlamış. Babasının koyduğu isimlerle hiç alakası olmayan bireyler olmaya başlamışlar. Sevgi; kimseye karşı sevgisi olmayan, saygı; kimseye karşı saygısı olmayan, merhamet ise kimseye merhameti kalmayan birileri haline dönüşmüşler. Babaları bu duruma çok üzülüyormuş. Ama çocuklar bu hale gelmiş çoktan, bu yüzden babalarının elinden bir şey gelmiyormuş artık. Her biri evlenip, barklanıp gitmişler. Onları o yaşa getiren anne ve babalarını sadece sene de bir kez görmeye giderlermiş. Yıllar yılı kovalamış anne ve babaları yaşlı, artık ikisi de elini bir işe süremez olmuşlar. Kardeşler anlaşıp ailemizi ziyaret edelim demişler. Baba ocağına gittiklerinde anne ve babalarının hallerine üzülmüşler ama yine de onlara bakmak istemiyorlarmış. O diyor sen bak, o diyor sen bak bu şekil tartışırlarken babası lafa atılıp biz kimsenin bakmasını istemiyoruz, siz evlenip gittiniz bir de biz yük olmak istemeyiz. demiş. Sonra babası tekrar artık miras bölmenin vakti geldi, biz de yaşlandık, sizlere tek tek hakkınız olanı vereceğim. demiş. Bunu duyan kardeşler heyecanla, ne verecek acaba diye merak etmişler. Babaları Hepinizi gelecek yıl bekliyorum. Buraya gelin ki paylarınızı vereyim. demiş. Bunun üzerine bu üç kardeş evlerine döndüklerinde sırf miras için gece gündüz anne babalarını arayıp sorarlar, evlerine bir dolu eşya ihtiyaçlarını gönderirlermiş. Öyle böyle bir sene geçmiş ve yine toplanmışlar. Kardeşler miras beklerken babaları siz isminizin anlamını taşıyacak hiçbir şey yapmadınız, sadece miras için bizim gözümüzü boyamaya çalıştınız, miras istiyorsanız bir sene daha bekleyeceksiniz ve isminizin anlamını taşıyacak olan bireyler olursanız anca o zaman mirastan hak alabilirsiniz. demiş. Kardeşler yeniden evlerine döndüklerinde uzun uzun düşünmüşler. Babam haklı galiba, büyüdük her şeyi unutur olduk ne sevgi ne merhamet ne de saygımız kaldı. demişler. Üç kardeş bir sene sonra gittiklerinde miras konusu açılmış yine. Babaları Artık vakti geldi sizlere haklarınızı vereceğim. demiş. Bunun üzerine kardeşler; Babacığım, sen bizleri bu yaşa, kimseye muhtaç etmeden getirdin, bizlere doğru yolu her zaman gösterdin ama biz bu yoldan çıktık ve şimdi çok pişmanız bize pay verme hiçbirimiz hakkımızı istemiyoruz hepsini kimsesiz çocuklara bağışla. demişler. Babaları çok duygulanmış ve işte benim evlatlarım, biliyordum bir yerlerde sevginizin, saygınızın ve merhametinizin gitmediğini demiş. Ben de bu cevabı vereceğinizi bildiğim için, varımı yoğumu kimsesizlere bağışladım. Size verebileceğim tek miras sevgi-saygı-merhamet sadece demiş. Kardeşler de duygulanıp anne babalarına sarılmışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevginin-gucu-kotulugun-huznu-masali/", "text": "Çok uzak diyarlarda büyük krallığın tek prensesi olan Maria sevgi dolu bakışları ve yardımseverliği ile bilinirmiş. Bu küçük kız o kadar sevgi dolu ve cana yakınmış ki çevresindeki herkes ondan iyilik ister ve dua etmesini talep edermiş. Prenses, annesini çok erken yaşlarda kaybetmiş ve bu durum sonrasında kendisini iyiliğe adamış. Annesi gibi iyilik saçan ve her zaman iyilikler yapan bir kimse olmuş. Gel zaman git zaman prensesin çevresinde onu çok kıskanan biri varmış. Bu kişi prensesin soyundan gelen biriymiş. Prenses herkesin derdini dinlemeyi ve dertlerine derman olmayı çok severmiş. Bir gün yine biri gelip ondan yardım istemiş. Prenses yardımı geri çevirmemiş ve bu kişiye yardım etmek için onu dinlemeye başlamış. Olacaklardan habersiz prenses sadece iyilik yapma derdindeyken karşısındaki kişi aslında onu herkesin önünde rezil edip yalancı biri olarak tanıtma fikrindeymiş. Çünkü prensesi çok kıskanıyor ve onu herkes sevdiği için tüm krallığa rezil olmasını istiyormuş. Kötülük peşinde olan kişi kraliyetten biri olduğu için yüzünü gizlemesi gerekiyormuş. Yüzüne bir mendil örterek kafasına bir şapka geçirip prensesten yardım istemiş. Prenses tamamen saf ve temiz duygular içerisinde ona derdini sormuş. O da derdinin çok büyük olduğunu söylemiş. Gece yarısı geldiğinde krallıktaki meydana gitmesini ve o meydanda etrafa su sıçratmasını istemiş. Prenses bu istediğinin amacını anlamamış ama eğer sorunlarından kurtulacaksan yaparım demiş. O kadar saf ve temiz ruhlu biriymiş ki neden yaptığını sorgulamadan dediklerinin hepsini yapmak için gece yarısını beklemiş. Gece yarısı kötülük peşinde olan kişi krallıktan birtakım kimselere prensesin büyü yaptığını ve herkesin kendisini sevmesi için gece yarısı kimse yokken büyüyü etrafa saçtığını anlatmış. Bazı kişiler buna inanmasa da gözleri ile görmek için meydana gitmiş. Bir bakmışlar prenses gerçekten büyü yapıyor. Hemen krala haber vermişler. Kral prensesi yanına çağırmış ve sormuş. Prenses kendisini anlatmaya çalışsa da kötülük peşinde olan kişi köşeden bir yerden gülerek prensesi izliyormuş. Prenses ve kötülük peşinde olan bir kişi konuşurken hizmetkarlardan biri duymuş. Bu durumu gidip hemen krala anlatmışlar. Kral da kızının suçsuz olduğunu öğrenmiş. Prenses ise bu durumu kendisine yaşatan kişiye gidip hayatının dersini vermiş. Krallıktan atılan bu kişi bir daha kimseye kötülük yapamamış. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevginin-gucu-masali/", "text": "Günlerden bir gün Fatma adında güzel bir kız okula gitmek için evden çıkar. Okul yolunda birçok mağaza bulunur. Fatma bu mağazalara bakarak vakit geçirir hem de okula doğru yürür. Elinde kitap ve defterleri bulunan Fatma bir mağazaya dalıp bakar. Tam bu sırada genç bir delikanlı omuzuna çarpar ve Fatma elindeki defterleri düşürür. Genç delikanlının elinde de büyük çantalar vardır. Bu çantaları yere düşüren delikanlı hemen Fatma'nın yanına giderek bir şeyinin olup olmadığını sorar. Fatma sadece defterini yere düşürmüştür ve şaşkınlıkla genç delikanlıya bakar. O anda aşık olan iki genç birbirlerine vurulur. Daha önce hiç denk gelmelerine rağmen aslında aynı sokakta oturuyorlarmış. Her ikisi de birbirinden habersizce yaşamlarını devam ettirmiş. Fatma'nın aşık olduğu genç olan uzun boylu ve esmer bir çocukmuş. Fatma da renkli gözlü ve sarışın al yanaklarıyla oldukça güzelmiş. Yakışıklı oğlan ve güzel kız aşkı tam da çarpıştıkları yerde başlamış. Bir gün yine Fatma genç delikanlıyla denk gelmiş ve bu sefer genç delikanlı Fatma'yı bırakmamış. Bir yerde oturup sohbet etmek istemiş. Fatma önce utansa da daha sonra bu teklifini kabul etmiş. Çünkü onunda gönlü varmış. İki aşık kısa süre içerisinde büyük bir birliktelik yaşamış. Hatta ailelerine bu durumu anlatmış ve aralarında bir nişan yapmışlar. Daha sonra genç delikanlı talihsiz bir kaza geçirmiş. Kaza sonucunda belli bir süre yürüyemeyecekmiş. Fatma bu duruma çok üzülmüş. Genç delikanlı ise Fatma'nın üzüldüğünü görerek ondan ayrılmak istemiş. Ama Fatma ondan ayrılmaya niyetli değilmiş. Genç delikanlıyı dış görüntüsü için sevmemiş. Ona gerçekten aşıkmış. Bu yüzden ayrılmak yerine daha çok birbirine bağlanmışlar. Genç delikanlı Fatma'nın bu tutumunu görünce ona daha çok aşık olmuş. İki aşığım birbirlerine olan sevgisi ve saygısı aslında sevginin gücünü göstermiş. Fatma evlenmek için çok beklemiş ama beklediğine değmiş. Çünkü genç delikanlının geçirdiği talihsiz kaza sonucunda belli bir süre yürüyememesi işlerin aksamasına sebebiyet vermiş. Fakat işleri yoluna koyan genç delikanlı kısa süre içerisinde Fatma'ya evlilik teklif etmiş. Evlenmişler ve çok mutlu olmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevim-ilkokulunda-eglenceli-zamanlar-masali/", "text": "Bir zamanlar, Sevim İlkokulu'nda beş yakın arkadaş mutlu bir şekilde derslerine girer çıkarmış: Ali, Ayşe, Cem, Deniz ve Ela. Bu beş arkadaş, okulun en eğlenceli ve renkli öğrencileri olarak dikkat çekermiş. Okulda sıkılmadan, hep birlikte ders çalışıp, oyunlar oynarlarmış. Okuldaki diğer öğrenciler, bu beş arkadaş gibi yakın olabilecekleri, beraber keyifli vakit geçirebilecekleri arkadaşları nereden bulabileceklerini hep merak edermiş. Bir gün, okulda büyük bir yarışma düzenleneceği haberi gelmiş. Arkadaşlar hemen bir araya gelip takımlar oluşturmaya karar vermiş. Ali ve Cem, birlikte koşu yarışına katılacaklar. Ayşe, zeka yarışında yarışacakmış. Deniz ise, çeviklik yarışında boy göstermeye karar vermiş. Ela ise, resim yarışmasına katılacağını söylemiş. Yarışma günü geldiğinde, arkadaşlar birbirlerini destekleyip ve motive etmişler. Koşuda Ali ve Cem, ellerinden gelenin en iyisini yapmak için yarışmış. Zeka yarışmasında Ayşe, zekasını konuşturarak başarıyı yakalamış. Çeviklik yarışında Deniz, hızlı ve çevik hareketleriyle dikkatleri üzerine çekmiş. Ela ise, resim yarışmasında hayal gücünü ve yeteneklerini sergilemiş. Sonuçlar açıklandığında, Ali ve Cem koşu yarışında birinciliği kazanmış, Ayşe zeka yarışmasında başarılı olmuş, Deniz çeviklik yarışmasında ikinci olmuş ve Ela resim yarışmasında üçüncülüğe layık görülmüş. Arkadaşlar, birbirlerini kutlarken en önemlisinin yarışmak ve eğlenmek olduğunu anlamışlar. Yarışma sonrasında, birlikte yaşadıkları bu deneyimin değerini daha da iyi anlamışlar. Her biri kendi alanlarında birinci olamasa da, eğlenmek, yarışmak ve birbirlerine destek olmak, hayatlarının her alanında bir arada olmanın ne kadar önemli olduğunu göstermiş. Sevim İlkokulu'nda artık herkes, bu beş arkadaşın ne kadar eğlenceli ve yardımsever olduğunu görmüş. Bu arkadaş grubu, bugünden sonra, okuldaki öğrencilerin kaynaşmasına, yeni arkadaşlar edinmesine ve tanışmasına yardımcı olacak etkinlikler düzenlemeye başlamış. Farklı farklı aktivitelerden oluşan bu etkinlikler sayesinde birçok kişi, anlaşabildiği ve beraber güzel vakit geçirebildikleri arkadaşlar edinmiş. Beş arkadaşın birbirlerine karşı duydukları sevgi, Sevim İlkokulu'nu iyileştirmeye, geliştirmeye ve huzurlu bir eğitim yuvası haline getirmeye imkan sağlamış. Sevim İlkokulu duvarları arasında öğretmenler öğrencilerine yeni bilgiler aktarırken, öğrenciler de kendi aralarında eğlenerek vakit geçirmiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevimli-arkadas-grubu-masali/", "text": "Senelerden 2023, mevsimlerden sonbahar. İçi çeşitli hayvanlarla dolu olan güzel mi güzel bahçeli bir evde çekirdek bir aile yaşar. Bu aile Fethiye'deki tatillerinden henüz dönmüş ve 8 yaşındaki çocukları Bulut'un yaptıklarından habersizdir. Bulut, son sahil gezilerinde kumsalda yavru bir caretta caretta bulur ve onu anne babasından gizlice yanında taşır. Yazlıktan döndüklerinde, eve vardıklarında ise evin bahçesine bırakır. Caretta caretta çok yorgundur ve kendisinin denize ait olduğunu düşünür. Hiç bilmediği bir şehrin bahçesine öylece bırakılmak hiç hoşuna gitmez. Bulut'a çok kızgındır. Çünkü çok sorumsuz ve bencilce davranmıştır. Küçük şirin deniz kaplumbağası, Bahçe Perisi'nden yardım ister. Yardım sesini duyan Bahçe Perisi; uzun dalgalı saçları, parlak elbisesiyle yeşil kanatlarını ahenkle çırparak caretta carettanın yanına gelir. Duruma çok üzülür ve çareyi bahçedeki sevimli arkadaş grubunda bulacağını söyler ve minik renkli kristaller eşliğinde sihirli bir şekilde uçar, gider. Artık akşam olmuştur. Bilge Baykuş her şeyin farkındadır. Caretta carettalar nesli tükenmekte olan hayvanlardır ve koruma altında tutulan canlılardandır. Böyle bir durumda Bulut yüzünden onun hayatının bambaşka bir yere sürüklenmesine izin veremeyeceğini düşünür ve bir toplantı düzenler. Tavşan ve sincaplar çalılık toplayıp çınar ağacının önünde ateş yakılmasına yardım eder. Kedi ve köpek, tatlı didişmelerine ara verip ateşin etrafına tabureleri dizer. Dakikalar sonra herkes ateşin etrafında oturup ve toplantının başlamasını bekler. Bilge Baykuş yanına caretta carettayı alır ve civar bahçelerdeki diğer hayvan dostlara onu tanıtır, yaşadığı durumu anlatır. Komşu bahçedeki hayvanlar da Bulut'tan çok şikayetçi olur. Dahası, kendi bahçelerindeki dost serçeler de ev sahiplerinin bahçedeki bir ağacı keseceğini duydukları için ağlamaya başlarlar. Serçeler de yakın zamanda caretta caretta gibi evsiz kalacaklardır. Durum iyice kötüleşir. Bulut'a ders vermenin yanında serçeler için de bir çözüm bulmaları gerekir. Herkes uzun uzun düşünür. Saatler geçer, gecenin bir vakti herkes ateşin etrafında hararetli bir şekilde tartışırken köpekler bir şey hissederler. Birden kulaklarını dikleştirip burunlarını oynatarak koku almaya çalışırlar. Çok geçmeden yabancı ve kötü niyetli bir insan kokusu alırlar. Bu koku, eve giren hırsızın kokusudur. Ev sahiplerinin çocuğu onlara ne kadar kötü davranmış olsa da onları hırsızdan korumak gerektiğini düşünürler ve hemen toplantıyı yarıda kesip eve doğru koşarlar. Hırsız, tam Bulut'un odasına girmiş ve onu kimyasal bir kokuyla bayıltacakken köpekler havlayıp hırsıza saldırır. Bu seslere Bulut'un anne ve babası da uyanır ve hemen hırsızı yakalayıp polis çağırırlar. Bulut için de anne ve babası için de günün kahramanları sevimli arkadaş grubudur... O gece herkes için zor bir gece olmuştur ve sabah olduğunda Bulut bahçeye inerek sevimli arkadaş grubunun yanına gider. Onların arasında caretta carettayı da görür. Bulut birden Bilge Baykuş'un sözünü keser ve ''Anladım, Bilge Baykuş. Çok iyi anladım. Çok haklısınız. Hemen istediğiniz her şeyi yapacağım. Sevgili caretta caretta, lütfen beni affet. Seni istediğin denize götüreceğim. Seni sahilden alırken neslinizin tükenmekte olduğunu nasıl aklıma getiremedim bilmiyorum. Yaptığım çok kötü bir şey. Şimdi anlıyorum ve sevgili serçeler, evinizden olmayacaksınız. Ailemle konuşacağım. Daha küçük bir havuz istediğimi söyleyeceğim. Böylece o ağacın kesilmesi gerekmeyecek. Komşu bahçenin hayvanlarına gelince... Onlara en güzel mamalardan alıp kendimi affettireceğim ve nazik, hayvansever bir çocuk olarak hayatımı yaşayacağım bundan sonra. Bu kocaman bahçede, sevimli arkadaş grubu, Bilge Baykuş ve Bahçe Perisi önünde söz veriyorum... Siz bana bir günde farkında olmadan çok şey öğrettiniz.'' der ve koşarak eve gider. Bütün hayvanlar çok sevinir. Hepsi neşe içinde hoplayıp zıplar ve bunu kutlamak için bir parti düzenlerler. Partinin ortasında Bulut gelir ve caretta carettanın artık ayrılma vakti geldiğini anlar herkes. Duygusal serçeler, sincap ve tavşan gözyaşlarını tutamaz. Kısa sürede ona çok alışmışlardır ama doğasının gerektirdiği yaşam koşullarına saygı göstermek zorundadırlar. Bu yüzden kaplumbağa arkadaşlarına sarılıp vedalaşırlar. Caretta caretta, Bulut'un kucağında eve doğru giderken arkadaş grubuna seslenir ''Sizi çok sevdim. Hepiniz kendinize dikkat edin. Beni merak etmeyin. Yaşadığımız bu macerayı denizin derinliklerinde tanışacağım arkadaşlarıma anlatacağım. Siz de beni unutmayın. Hep sevgiyle kalın.'' der ve gözden kaybolur. Sevimli arkadaş grubu hüzünlü bir şekilde mutludur. Komşu bahçedeki hayvan dostları partiye davet edip onlara güzel haberleri verirler ve hepsi neşeli bir şekilde akşam olana kadar dans eder. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevimli-ayicik-masali/", "text": "Bir zamanlar, sevgi dolu bir ayı yaşarmış ormanda. Herkes onu seviyormuş çünkü o nazik, cesur ve şefkatli biriydi. Bir gün ormanda yürürken, küçük bir ayıcık görmüş. Ayıcık yalnızdı ve yardıma ihtiyacı vardı. Büyük ayı hemen çocuğa doğru koştu ve ona yardım etmeye başladı. Ayıcık, annesiyle ormanda gezintiye çıkmış ama bir anda annesinden ayrılmış ve kaybolmuştu. Büyük ayı, ayıcıkla birlikte ebeveynlerini aramaya başladılar. Uzun bir arama sonrasında, ebeveyn ayıları buldular ve ayıcık onları sevinçle karşıladı. Büyük ayı, ayıcıkla tanıştığından beri ona bakıyor ve ona yardım ediyor. Ayıcık, büyük ayının sevgisi ve desteğiyle büyüdü ve mükemmel bir ayıya dönüştü. Büyük ayı, onu avutmak için her zaman yanındaydı ve birlikte ormanın güzelliklerini keşfettiler. Birgün ormanda yürürken karşılaştıkları bir kurt, ayıcığa saldırmak istedi. Ama büyük ayı hemen korumaya geçti ve kurdu ormanın dışına kovdu. Ayıcık, büyük ayının cesaret dolu müdahalesini görünce çok mutlu oldu ve başka hiçbir şeyin onların arkadaşlıklarını bozamayacağına karar verdi. Ve böylece büyük ayı ve ayıcık, her zaman birlikte dolaşıp maceralara atıldılar. Büyük ayı her zaman ayıcıkla ilgilendi ve ona yardım etti. Büyük ayı her zaman ayıcığı korudu ve her zaman yanında olacaklarına söz verdi. Böylece ormanın en mutlu ikilisi oldular. Ayıcık, büyük ayının sadakati ve sevgisi karşısında çok mutlu oldu. Büyük ayı, ona yalnız olmadığını ve her zaman yanında olduğunu hissettirdi. Ayıcık, yaşadığı güzel anıları ve büyük ayı ile anılmaktan dolayı bir yaşam boyu minnettar kaldı. Bir gün, ormanda bir yangın çıktı ve büyük ayı çok korktu. Ayıcık, onu sakince ve güvenle yönlendirdi ve yangını söndürmek için birlikte çalıştılar. Çaba ve fedakarlıkları sonucu, yangını birlikte kontrol altına almayı başardılar. O günden sonra büyük ayı, ayıcık için daha da değerli hale geldi. Her zaman yanındaydı ve ona her türlü desteği verdi. Ayıcık da ona karşı minnettarlığını ve sevgisini her fırsatta dile getiriyordu. Bir gün büyük ayı, ayıcıkla vedalaşmak zorunda kaldı. Yaşlılık nedeniyle sağlığı kötüye gitmişti ve artık ilerleyemiyor ve yaşamını tamamlayacak kadar yaşlanmıştı. Ayıcık, büyük ayıyla vedalaştığında kalbi sıkıntı içindeydi. Ama büyük ayı ona, hep yanında olduğunu ve onu izlediğini söyleyerek teselli etti. Büyük ayı, son nefesini vermeden önce ayıcığa bir mektup bıraktı. Mektupta, ona olan sevgisini, yardımlarını ve dostluğunu ifade ediyordu. Büyük ayının vefatı, ayıcığı fena halde yıkılmış olsa da, kendine verdiği sözü koruyup onunla ilgili unutamayacağı anılarını yüreğinde her zaman yaşattı. Ayıcık, her zaman büyük ayının sevgi dolu partneriydi ve duygusal anıları her zaman onunla birlikte yaşıyordu. Büyük ayı, onun hayatını değiştiren en önemli figürlerden biri oldu ve dostluğu kalbinde canlı kalmaya devam etti. Bir ömür boyu sürecek olan onların dostluğu, ormanın derinliklerindeki en güzel masallardan biriydi. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevimli-hayalet-gofi-masali/", "text": "Eski zamanlarda, fantastik diyarda Gofi isminde çok tatlı bir hayalet yaşarmış. Bu hayalet istediği kişiye gözükür, istediği kişilere de gözükmezmiş. İnsanlar ile çok iyi geçinirmiş ama diğer hayaletler ile geçinemezmiş. Çünkü diğer hayaletler güçlerini kullanarak insanlara kötülük yapmak istermiş. Gofi bir gün tek başına ıssız sokaklarda gezerken küçük bir bebek görmüş. Bebek tek başına ormanda duruyormuş. Sürekli ağlıyormuş ve Gofi bu duruma karşı tepkisiz kalamamış. Bebeği kucağına almış ve evine götürmüş. Aslında Gofi'nin evi yokmuş. İstediği yerde yaşaması mümkünmüş. Hayalet olduğu için duvarların içinden geçebiliyor ve istediği kişilere görünmez olabiliyormuş. Ama bu özelliklerini asla kötülük için kullanmazmış. Bebeği uyutan Gofi kendi de uyumuş. Ertesi gün uyandığı zaman Bebeğin yattığı yerde kocaman bir adamın yattığını görmüş. Buna çok şaşırmış ve adamı uyandırmış. Adam gülümseyerek uyanmış ama Gofi hala çok şaşkınmış. Adam; '' Merhaba ben Gaspi'' demiş ve elini uzatmış. Gofi; '' Sen de kimsin, burada yatan bebek nerede?'' demiş. Adam gülerek; '' Sana inanmayacağın bir hikaye anlatayım mı? O bebek aslında benim. Ben gece bebeğe dönüşüyorum, sabahları ise bu şekilde uyanıyorum'' demiş. Gofi bu duruma çok şaşırmış. Ama adamı üzmemek için bunu belli etmemek istemiş. İkisi birkaç gün boyunca birlikte zaman geçirmişler. Birbirlerini çok sevmişler. Geceleri Gofi bebeğe bakıyor, gündüzleri de adamla bol bol geziyormuş. Günler bu şekilde geçerken, bir gün adam çok önemli bir şey söyleyeceğim demiş. '' Gofi, seninle çok güzel zaman geçirdim. Ama artık buradan gitmem gerekiyor.'' Demiş. Gofi kara büyü kelimesini duyduğu aman irkilmiş. '' Kara büyü diyorsun. Yoksa bahsettiğin kara büyücüler mi? Onlar bana da zarar vermek istiyor. Bence birlikte hareket ederek bu büyüyü bozabiliriz'' demiş. Gaspi bunun üzerine Gofi ile hareket etmeye karar vermiş. Birlikte kara büyücülerin bulunduğu şatoya gitmişler. Şato çok karanlık ve ihtişamlıymış. Görenlerin içini karartan bir yapısı varmış. Korku salan bu şatoya girerken Gofi '' Ben görünmez olabiliyorum. Bu nedenle tek başıma gireceğim ve sana yapılan büyüleri bozacağım'' demiş. Bir süre sonra Gofi geri gelmiş ve gülerek başardığını söylemiş. Bu başarı sayesinde artık ikisi de ayrılmadan sonsuza dek yaşayabilecekmiş. Adam artık geceleri bebek olmuyormuş. Fakat Gofi bebeği özlüyormuş. Gaspi '' O bebek benim kaybettiğim küçük oğlum, benden daha fazla gördün onu, çok şanslısın'' demiş. İkisi de ağlamaya başlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevimli-hayvanlarin-sarki-hikayesi/", "text": "Uzun zaman önce, Orman Harikaları adını verdikleri bir ormanda, sevimli hayvanlar bir arada yaşardı. Orman, rengarenk çiçeklerle, yemyeşil ağaçlarla ve tertemiz nehirlerle doluydu. Ormandaki hayvanlar arasında en yakın dost olanlar ise Karakedi Kiki, Pembe Tavşan Lulu, Orman Baykuşu Cemal ve Tüylü Tavuk Tuğba'ydı. Bir gün, ormanın derinliklerinde gizli bir yerde, eski ve büyük bir çınar ağacının altında buluşmaya karar verdiler. Çınar ağacı, onların yeni bir şeyler öğrenmeye ve paylaşmaya hevesli olduklarını hissetti. Bu buluşmada, hayvanlar müzik yapmayı öğrenmeye karar verdiler. İlk başta, her biri farklı bir müzik aleti çalmayı denedi. Kiki, darbuka çalmayı seviyordu ve vurmalı çalgılardaki ritmiyle ormanın kalbini hissettiriyordu. Lulu, flüt çalmayı seviyordu ve tatlı melodileriyle herkesi büyülüyordu. Cemal, tüyleriyle davul çalarken, ormanın derinliklerinde yankılanan ritimleri yaratıyordu. Tuğba ise en güzel şarkıları söyleyerek, melodileri tamamlıyordu. Hayvanlar, her birinin farklı müzik yetenekleri olduğunu fark ettiler, ama birlikte daha güçlü olduklarını ve birbirlerini tamamladıklarını gördüler. Birlikte müzik yapmak, onların dostluklarını daha da güçlendirdi. Her gün, buluşup müzik yapmayı sürdürdüler. Ormanın her köşesinde güzel sesler yankılanmaya başladı. Diğer orman sakinleri, bu sevimli hayvanların melodilerini dinlerken neşeleniyor ve mutlu oluyorlardı. Bir gün, ormanın diğer tarafında yaşayan Trollerin, ormanın güzelliklerine zarar verdiğini öğrendiler. Ağaçları kesiyor, nehirleri kirletiyor ve ormanın dengesini bozuyorlardı. Sevimli hayvanlar, ormanlarını korumaya ve Trollerin ormana zarar vermesini engellemeye karar verdiler. Müzikleriyle bir araya geldiler ve ormanın tüm sakinlerini bir araya getirdiler. Tüm hayvanlar, güçlü bir dostlukla birlikte çalıştılar ve Trolleri ormandan uzaklaştırmak için ellerinden gelenin en iyisini yaptılar. Sonunda, Troller ormandan kaçtılar ve orman tekrar huzura kavuştu. Bu zaferin ardından, sevimli hayvanlar bir konser düzenlediler. Ormandaki tüm hayvanlar geldi ve müziği, dostluğu ve dayanışmayı kutladılar. Ormanın derinliklerinde yankılanan şarkılar, herkesin yüreğini ısıttı. Sevimli hayvanlar, ormanın koruyucuları olarak görevlerine devam ettiler. Artık ormanlarının güzelliklerini sadece korumakla kalmıyorlar, aynı zamanda dostlukları ve müzikleriyle ormanın her köşesini neşelendiriyorlardı. Ve her zaman hatırlatıyorlardı ki, dostluk ve müzik, tüm zorlukların üstesinden gelebilirdi. Orman Harikaları'nın melodileri, sonsuza kadar devam etti ve ormanın ruhunu canlı tuttu. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sevimli-kirpi-kardesle-bir-gun-masali/", "text": "Ormanın derinliklerinde yaşayan minik kirpi gezmeyi ve keşfetmeyi çok severmiş. Kardeşleri onunla oynamak istese de o çevreyi gezmeyi istermiş. Yeni yerler keşfetmek ve yeni bitkiler tanımak onun için vazgeçilmezmiş. Bir gün yine ormanda gezerken gördükleri karşısında şaşkına uğramış. Küçük çocuklar görmüş. Bu çocukların ellerinde rengarenk yuvarlak uçan şeyler varmış. Daha önce hiç balon görmeyen minik kirpi şaşkınlıkla bu balonlara bakmış. Rengarenk olan balonlara bir kez olsun dokunmak ve neye benzediklerini yakından görmek istemiş. Fakat etrafın tehlikeli olduğunu unutmuş. Küçük kirpi bahçede gezerken balonların olduğu tarafa doğru hızlıca ilerleyeme başlamış. Uzaktan göründüğü kadar güzel ve capcanlı renklere sahip olan balonlar minik kirpiyi büyülemiş. Gözü balonlardan başka bir şey görmeyen minik kirpi balonların etrafında tur atmaya başlamış. Balon rüzgardan uçup gittikçe o da peşinden koşmaya başlamış. Kendi kendine çok güzel oyun oynuyormuş. O kadar mutluymuş ki çevredekilerin onu takip ettiğinin farkında bile değilmiş. Sevimli kirpi etrafta oynarken minik çocuklar içerde yemeklerini yemiş ve bahçeye çıkıp oyun oynamaya devam edeceklermiş. Tam bu sırada kirpinin bahçede olduğunu gören çocuklar kirpiden korkarak kaçmaya başlamış. Fakat aralarından biri kirpinin ne kadar güzel olduğunu görmüş ve ona yakından bakmak istemiş. Kirpi kendisine yaklaşan küçük çocuğu görünce bir an olsun korkmuş ama sonrasında korkacak bir şey olmadığını anlamış. Çocuk kirpiye balonlarla oynayabileceğini söylemiş ve balonların ona zarar vermeyeceğini anlatmış. Kirpi ve çocuk arasında çok güzel bir bağ kurulmuş. Kirpi çocuktan birçok şey öğrenmiş. Aslında balonlar kirpiye göre değilmiş. Çünkü balonlara yaklaştığında onları patlatabilirmiş. Kirpinin dış görünümü iğneli olduğu için balonlara yaklaşamamış. Ama çocuk ona uzaktan balonlarla nasıl oynayabileceğini göstermiş. Bir balonu koluna takmış ve kirpi nereye giderse balonda onla birlikte gitmiş. Bu durum kirpiyi çok mutlu etmiş. Sürekli balonla gezmek ona keyif vermiş. Ayrıca çocuk ve minik kirpi çok uzun sürecek bir dostluğa yelken açmış. Bundan sonra küçük çocuk daima kirpinin yanında olacakmış ve ona çok şey öğretecekmiş. Daha Fazla Kısa Masal İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/seyit-onbasi-hikayesi/", "text": "Seyit Onbaşı, Çanakkale Zaferi'nin kazanılmasında büyük bir etkisi olan kahramanlar arasında yer alır. Gerçek adı Seyit Ali Çabuk'dur. 1889 tarihinde Balıkesir'in Havran ilçesinde dünyaya gelmiştir. 1909 tarihinde, askere alınmıştır.1914'de Birinci Dünya Savaşı patlayınca, Seyit Onbaşı terhis edilmedi ve Çanakkale'ye gönderildi. Rumeli yakasında olan Kilitbahir'in 28'lik Bataryasında topçu eri oldu. 18 Mart 1915'te, İngilizlerin Ocean adlı zırhlısı Çanakkale Boğazı'na dayanmıştı. Saat 5.30 civarında Müttefik filosundan kimi gemiler kendilerini taciz etmiş olan Rumeli Mecidiyesi'ni susturabilmek adına, çok şiddetli bir şekilde ateş altına almışlardı. Seyit Onbaşı, denize doğru bakınca düşman gemileri karaya sokulmuş olan taretlerinden duman ve alev yükseltiyordu. Ateş çemberi de genişleye genişleye Seyit Onbaşı'nın bataryasına kadar ulaşmıştı. Bataryanın sağına ve soluna mermiler art arda düşmeye başlamıştı. Bu durumu gören batarya komutanı da sığınağa emrini vermişti. Ancak batarya erleri bu sığınağa doğru ulaşmadan bir gürültü kopmuş ve yer yerinden oynamıştı. Seyit Onbaşı da o gürültüden daha sonrasını hatırlamıyordu ve düşman gemilerinden bir mermi de cephaneliğe doğru isabet etmiş, cephanelik de havaya uçmuştu. Bataryada bulunan erlerden toplam on dört kişi hayatını kaybetmiş ve yirmi dört kişi de yaralanmıştı. Geriye Seyit ve Ali isimli arkadaşlar bu olaydan yara almadan kurtulmuşlardı. Sağlık erlerinin yapmış oldukları müdahaleler ile birlikte kendine gelen Seyit Onbaşı gözlerini açınca Bataryada iki arkadaştan başka kimse kalmadığını öğrenmişti. Bataryanın toplarından ikisi de toprağa gömülmüştü ve sadece bir tanesi iyi durumdaydı. Ancak bunun da vinci kırılmıştı. Seyit Onbaşı, daha sonra gemilere, topa ve yerde duran yaklaşık olarak 275 kilo olan mermiye baktı. Daha sonra Seyit Onbaşı mermiyi sırtına aldı ve topa doğru yürüdü. Ardından merdiven basamaklarına doğru ayağını attı, güç bir şekilde mermiyi namluya sürdükten sonra da kamasına kapaladı. Namluyu da geriye çevirerek mesafeyi ayarlayan Seyit Onbaşı, besmele çektikten hemen sonra da topu ateşledi. Atmış olduğu ilk mermi uzun bir şekilde düştü. Daha sonra bir tane daha mermi getirerek onu da namluya doğru sürdü. Bu attığı mermi de kısaydı. Ancak üçüncü mermi ise en önde bulunan geminin su kesiminde ve kıç tarafında patladı. Daha sonra da düşman gemisinden yoğun bir şekilde kara duman yükseldi. Seyit Onbaşı'nın tek başına taşımış olduğu topuna yerleştirdiği mermi Ocean savaş gemisini vurmuştu. Bu İngiliz gemisi ise Boğaz'ın serin sularına daha doğrusu da tarihin derinliklerine gömüldü. Cevat Paşa, Seyit Onbaşı'nın 275 kiloluk mermiyi sırtında taşırken fotoğrafının çekilmesini istedi ve sonrasında fotoğrafçı geldi. Hazırlıklar yapıldı. Seyit Onbaşı'nın mermiyi o gün olduğu gibi sırtında taşıması lazımdı. Fakat Seyit Onbaşı zorlansa da, bir türlü bu top mermisini sırtlayamadı. Demek ki bu işin sırrı başka bir şeydi. Mermiyi sırtladığı günkü şartlar şu an mevcut değildi ve bu gösteri şeklinde yapılabilecek olan bir şey değildi. Bu durumun arkasında yatan başka bir güç vardı. Bu durumun üzerine tarihte yerini alan o büyük başarının belge olması için tahtadan o mermi büyüklüğünde bir mermi yapıldı. Seyit Onbaşı da o mermiyi sırtında taşıyarak fotoğrafçının karşısına geçti. Daha sonra birçok isimsiz kahraman gibi Seyit Onbaşı da vazifesini hakkıyla yerine getirmiş olmanın huzuruyla köyüne döndü. Bir süre geçimini sürdürmek amacıyla odun kesip sattı. Ardından Havran'da bulunan zeytin fabrikasında da hamallığa başladı. Bu fabrikada çalıştığı sırada da üşüttü ve sonuçta vereme yakalandı. İsmi tarihe altın harflerle yazılan bu kahraman, verem sebebiyle hayatını kaybetti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirbaz-selena-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda rivayet odur ya, büyü yapılan gizemli bir dünya varmış. Bu dünyada insanlar daha iyi bir hayat sürmek için büyü yaparmış. Ama kötü niyetli kişiler de olduğu için insanlar büyüleri kötülükler için de kullanırmış. Selena isminde bir geç kız bu konuda çok yetenekliymiş. En gizemli büyüleri o yapar, insanları mutlu edermiş. Hiçbir zaman yeteneklerini kötüye kullanmamış. Bu nedenle herkes tarafından da sevilirmiş. Ama kötü niyetli kişiler de ondan çok rahatsız olurmuş. Selena da kötü niyetli kişileri hiç sevmezmiş. Her zaman barış içinde, mutluluk içinde yaşamak istermiş. Kim dara düşse hemen yardımına koşarmış. İnsanlara yardım eder onların sorunların çözermiş. Günlerden bir gün kötü niyetli büyücü Harup, ona itaat eden diğer büyücüler ile bir toplantı yapmaya karar vermiş. Amacı bu dünyayı ele geçirmek ve kötülüklere boğmakmış. Kötülüklere boğarken de baş düşmanı olarak Selena'yı görüyormuş. Çünkü Selena ona engel olacak tek kişiymiş. İtaat eden büyücüler ayağa kalkmış ve alkışlamaya başlamış. O ne derse herkes ayağa kalkıp alkışlıyormuş. Toplantı bitmiş ve kararlar alınmış. Kötü büyücüler dünyayı ele geçirmek için hazırmış. Aradan bir süre geçmiş. Herşeyin güllük gülistan olduğu bir dönemmiş. Kötü büyücülerden hiç ses çıkmamış. Bu durum Selena'yı biraz telaşlandırmış. Fırtına öncesi sessizlik olarak düşünmüş. Bu nedenle her an hazırda bekliyormuş. Gel zaman git zaman, çok büyük bir eğlence olduğu bir gün, insanların çok mutlu olduğu anda Kara büyücü ve ona itaat eden kişiler ortaya çıkmış. Kara büyücüler artık dünyayı ele geçirmek için vakit geldiğini düşünüyormuş. Birden Selena çıkagelmiş ve önlerinde durmuş. Kara büyücüler tek başına kızı görünce gülmeye başlamış. Bize karşı koyacak kişi bu mu diye düşünmüş. Fakat Selena hazırlıklıymış. Arkasında kocaman yığınla insan türemiş. Bu insanlar Selena'nın zamanında yardım ettikleri, gönlünü hoş tuttuğu kişilermiş. Kısacası sevgi galip gelecekmiş. Sevmek, değer vermek her zaman işe yarıyormuş. Harup karşısında çok büyük kalabalık görünce ne yapacağını şaşırmış. Yaklaşık 3 katları kadar bir kalabalık varmış. Bunu görünce geri çekilme kararı almış. Dünya tekrar sevgi ve güzellikler içine var olmaya devam etmiş. Kısacası dünyayı kurtaracak şey sevgidir arkadaşlar. Her ne kadar plan yaparsanız yapın, eğer sevgi ile rekabet ediyorsanız kazanamazsanız. Kazanan olmak istiyorsanız iyilik yapmayı, insanlara güzel davranmayı ve onların gönlünü hoş tutmayı öğrenmeniz gerekir. Ama bunu asla kendi çıkarınız için yapmamalısınız. Selana gibi içinizden geldiği için yapmalısınız. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirbaz-ve-ciragi-masali/", "text": "Bir zamanlar, dünyada yaşayan büyülü bir sihirbaz vardı. Sihirbazın adı Melchior'du ve onunla birlikte çalışan genç ve meraklı bir çırağı vardı. Çırağın adı ise Elric'di. Melchior, büyü yapmayı ve sihirli eşyaları kullanmayı çok iyi bilen deneyimli bir sihirbazdı. Elric ise sihirli dünyaya olan ilgisini keşfetmiş ve Melchior'un çırağı olmak için can atıyordu. Her gün, Melchior ve Elric birlikte büyülü gösteriler yapar ve insanları şaşırtırlardı. Melchior, çırağına her zaman büyücülük hakkında bilgi ve deneyimlerini aktarırdı. Elric, Melchior'un sihirlerini hayranlıkla izler ve onun büyülü dünyasına her geçen gün daha da bağlanırdı. Bir gün, Melchior ve Elric, gezinirken eski bir büyülü kitap buldular. Kitabın kapağında gizemli semboller ve yıldızlar vardı. İkisi de kitabın içindeki sırları çözmeye çalıştılar ve sonunda kitabın içinde güçlü bir büyü olduğunu keşfettiler. Ancak kitabı açtıkları an, güçlü bir büyü dalgası onları sarıp sarmaladı. Melchior ve Elric, birdenbire bir ışık huzmesiyle ortadan kayboldular ve farklı bir boyuta ışınlandılar. Yeni boyutta, Melchior ve Elric farklı bedenlere bürünmüşlerdi. Melchior artık küçük bir çocuk olmuş, Elric ise yaşlı bir adamdı. İkisi de şaşkındı ve nasıl geri döneceklerini bilemiyorlardı. Ancak Elric, hemen pes etmedi ve yeni yaşlı bedeninde bile büyülü güçlere sahip olduğunu fark etti. Melchior da çocuk bedeninde hala büyücülük yeteneklerine sahipti. İkisi de birbirlerine yardım ederek yeni bedenlerindeki güçlerini keşfetmeye başladılar. Melchior, genç bedeninde daha enerjik ve hızlıydı. Elric ise yaşlı bedeninde daha bilge ve sağduyulu davranabiliyordu. Birlikte çalışarak güçlerini birleştirdiler ve yeni boyutta hayatta kalmayı başardılar. Melchior ve Elric, yeni boyutta maceradan maceraya atıldılar ve birbirlerinin gücünü keşfetmeye devam ettiler. Birlikte zorlu sınavlardan geçip, masalsı dünyayı korumak için birçok büyülü yaratıkla mücadele ettiler. Sonunda, Melchior ve Elric, evlerine geri dönmeyi başardılar. Bu macera, ikisinin arasındaki bağı daha da güçlendirmiş ve Melchior, Elric'i artık sadece bir çırağı olarak değil, bir dostu olarak görmeye başlamıştı. Melchior ve Elric, dünyanın en iyi sihirbazları olarak ün kazanmıştı. Herkes onların büyülü maceralarını ve dostluklarını hayranlıkla dinler ve Melchior ile Elric'in büyülü dünyasını birlikte yaşamak isterlerdi. Ve böylece, Melchior ve Elric'in hikayesi masalsı dünyanın en güzel masallarından biri olarak anlatılmaya devam etti. Daha Fazla Masal İçin Bebek Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-anahtar-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer top oynarken, eski hamam içinde. Horozlar tellal iken, pireler hamal iken, gizemli bir ormanda yaşayan bir kız çocuğu olan Elif'in hayatı, esrarengiz bir olayla değişti. Elif, ormanda gezerken topraktan parlayan bir anahtar buldu. Anahtar, altından yapılmış gibiydi ve üzerinde gizemli semboller vardı. Elif, anahtarın nereden geldiğini ve ne işe yaradığını merak etti. Günlerce anahtarı inceledi durdu. Anahtarın sihirli olduğunu düşünen Elif, bir gün dışarıda yürüyüş yaptıktan sonra eve döndüğünde babasına gösterdi. Babası da anahtarın esrarengiz görünümüne hayran kaldı. Birlikte anahtarın sırrını çözmeye karar verdiler. Anahtarı farklı kapılara denediler, ama hiçbiri açılmadı. Ta ki ormanda eski ve unutulmuş bir kapıya rastlayana kadar. Elif ve babası anahtarı kapıya denedikleri zaman kapı anında ışıldamaya başladı ve açıldı. Arkalarında ormanın hışırtıları kaldı ve şimdi yeni bir dünyadaydılar. Sihirli Anahtar, başka bir boyuta geçiş yapmalarını sağlamıştı. Yeni dünya, renkli ve büyülüydü. Burada konuşan hayvanlar, sihirli bitkiler, uçan atlar ve eşsiz güzellikteki doğal oluşumlar vardı. Elif ve babası bu sihirli dünyada keşifler yaparken, buranın saklı bir cennet olduğunu fark ettiler. Yeni arkadaşlar edindiler ve unutulmaz maceralara atıldılar. Ancak, dönüş zamanı geldiğinde, Elif ve babası tekrar kapıya geldiler. Kapı tam da kapanmak üzereyken, Elif son bir kez geriye dönüp gülen yüzlerle el salladı. Yeni dünyadan ayrılırken, kalbinde unutulmaz anılar ve özel bir bağ vardı. Elif ve babası geri döndüklerinde, kapı tekrar toprağa gömülüp gizemli bir şekilde kayboldu. Anahtarı kimse bulamadı, ancak Elif'in yaşadığı macera ve sihirli deneyim, onun ve babasının yaşamında sürekli bir gizem ve heyecan kaynağı oldu. Sihirli anahtarı buldukları o günden itibaren Elif ve babası, daha da birbirlerine bağlı oldular. Her zaman gizemli anılarını paylaşıyor, başka sihirli dünyalara yelken açmanın hayalini kuruyorlardı. Sihirli anahtar, Elif ve babasının kalplerindeki özel bir yere sahipti ve onların hayatlarına sonsuz bir merak ve keşif ruhu getirmişti. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-balonlarin-pesinde-masali/", "text": "Bir zamanlar, tatlı bir bebek olan Lara, renkli balonlara olan sevgisiyle bilinirdi. Onun odası, balonlarla doluydu büyük, küçük, parlak renklerdeki balonlarla süslenmişti. Ancak bir gün, Lara odasına girdiğinde, sıradışı bir şey fark etti. Odasının ortasında büyülü görünümlü, parlak renkte balonlarla dolu bir sepet duruyordu. Lara'nın gözleri büyülenmişti. Sepetteki balonlar gökkuşağı renklerindeydi ve üzerlerinde sihirli semboller vardı. Lara, sepete yaklaştığında, bir balonun yanına dokundu. O an, balon hareketlenmeye başladı ve uçmaya başladı. Lara, balonun peşinden koştu ve onu pencereden dışarı takip etti. Lara, balonun peşinden sokağa çıktı ve gördüğü manzara onu büyüledi. Diğer çocuklar da sihirli balonlarla uçuyor, gökyüzünde renkli bir dans sergiliyorlardı. Balonların içinde gülümseyen yüzler beliriyordu ve bu yüzler onlara neşe ve mutluluk saçıyordu. Lara, sihirli balonlarla dolu bu yeni dünyayı keşfetmeye karar verdi. Diğer çocuklarla birlikte gökyüzünde yüksekten uçtular, bulutların üzerinde yatıp rüya gibi anlar yaşadılar. Her renkteki balon, farklı bir macera vaat ediyordu. Sarı balonlar, güneşin sıcaklığını hissettiriyor ve çocukları plajlara, kumsallara götürüyordu. Mavi balonlar, okyanusun derinliklerine dalış yapmayı ve denizaltı dünyasını keşfetmeyi mümkün kılıyordu. Kırmızı balonlar, dünyanın en büyük sirklerine götürüyor ve sirk gösterilerine katılmalarını sağlıyordu. Lara, sihirli balonlarla geçirdiği her anın tadını çıkarıyordu. Ancak en çok sevdiği anlar, yıldızlı gecelerde gökyüzünde yıldızlar arasında uçmaktı. Sihirli balonlar, ona yıldızların ışığında dans etme şansı veriyordu. Bir gün, sihirli balonların onları farklı bir maceraya götürdüğünü fark ettiler. Rüzgarın savurduğu balonlar, büyük bir ormana indi ve çocuklar ormanın içine doğru yürümeye başladı. Orman, büyülü yaratıklar ve gizemli yerlerle doluydu. Çocuklar, ormanda yaşayan peri yaratıklarıyla tanıştılar ve onların dünyasını keşfettiler. Periler, sihirli balonların gücünü kullanarak bitkileri büyütüyor ve çiçeklerin dans etmesini sağlıyordu. Çocuklar, peri dünyasında unutulmaz anlar yaşadılar. Ancak en önemlisi, çocuklar ormanda yeni arkadaşlar edindiler ve doğayı korumanın önemini öğrendiler. Periler, onlara doğanın güzelliklerini ve çevreyi korumanın ne kadar önemli olduğunu anlattılar. Çocuklar, bu dersi kalplerine aldılar ve doğaya daha fazla saygı göstermeye karar verdiler. Bir gün, çocuklar sihirli balonlarla geri döndüler ve her biri kendi eve uçtu. Lara, kendi odasına geldiğinde, sihirli balonların sepette olduğunu fark etti. Ancak artık onlara daha fazla ihtiyaçları yoktu, çünkü onların kalpleri artık doğanın güzelliğine ve doğaya olan sevgiye ait bir sırrı çözmüştü. Sihirli balonların macerası sona ermiş olabilir, ancak çocuklar yaşadıkları bu büyülü deneyimi unutamayacaklardı. Her zaman gökyüzüne baktıklarında, o renkli balonların dansını ve peri dostlarını hatırlayacaklardı. Sihirli balonların gücü, çocukların dünyasını daha da renklendirmişti. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-elbiseler-ile-gerceklesen-hayaller/", "text": "Uzak diyarların birinde küçük bir kasaba varmış. Bu kasaba halkı aksi ve mutsuz insanlardan oluşmaktaymış. Bu kasabada kimse kimseye gülmez, kimse kimsenin yardımına yetişmez, kimse kimsenin halinden anlamazmış. Gün boyu herkes asık suratları ile işlerini yapar sonrada gece olunca herkes kendi evinde mutsuz bir biçimde uykuya dalarmış. Bu kasabanın bir terzisi varmış. Bu terzi kasaba halkının bu durumundan hiç hoşnut değilmiş. Her gün ne yapabilirim düşüncesi beynini kemirirken bir gün kasaba halkı için özel elbiseler dikmeyi ve bu elbiseler sayesinde herkesin mutlu bir insan olmasını sağlayabileceği fikrine kapılmış. Bizim terzi başlamış var gücüyle kasaba halkına elbiseler dikmeye. Günler geceler boyu uğraşmış. En son elbiseyi diktiği günün sabahında tüm kasaba halkına ücretsiz olarak elbiseler dağıtacağını duyurmuş. Ertesi sabah somurtuk ve mutsuz yüzleri ile terziye gelen kasabalılar elbiselerini alarak terzinin dükkanından ayrılmışlar. Terzinin tek bir isteği varmış. Tüm kasaba halkının belirlenen günde eksiksiz olarak dikmiş olduğu elbiseleri giymesini istemiş. Terzi gün boyu şaşkınlık içerisinde dolandıktan sonra dükkanına geri dönmüş. Bu işin sırrını kendisi bile bilmediği için meraklar içerisinde kıvranıyormuş. Günlerdir elbise diktiği için oturduğu koltuğunda uyuyakalmış. Uykusunda onun yanına gelen bir melek, ona gayretinden ötürü teşekkür ettikten sonra tüm olan biteni terziye anlatmış. Ertesi sabaha kadar deliksiz bir biçimde uykusuna devam eden terzi uyandığında gördüklerinin rüya olmasından çok korkmuş. Bir hışımla kendisini kasaba meydanına atarak halkın durumunu kontrol etmiş. Halk tıpkı dün gördüğü gibi davranmaktaymış. Herkesin birbirine yardım ettiği, kimsenin kimseyi kırmadığı, güler yüzün ve tatlı dilin hakim olduğu bir kasaba ortaya çıkmış. Terzi yapılan hiçbir emeğin boşa gitmeyeceğini ve eğer güzel şeyler istenilirse meleklerin mutlaka yardıma geleceğini artık çok daha iyi biliyormuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-flutun-melodisi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde, horozlar tellal iken, pireler hamal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, eski ve büyülü bir ormanda, sihirli bir flüt yaşarmış. Bu flüt, melodisiyle doğanın dengesini sağlayan ve kalpleri sevgiyle dolduran eşsiz bir güce sahipti. Sihirli flütün adı, Melodi idi. Ormanda yaşayan genç ve meraklı bir kız çocuğu olan Ela, Melodi adlı sihirli flütü bulmuştu. Flütü çaldığında, kuşlar ötmeye, çiçekler açmaya ve rüzgar tatlı bir melodiyle esmeye başlıyordu. Ela, flütün bu büyülü gücünün farkındaydı ve onu koruyarak kötü ellerden uzak tutmaya karar verdi. Ancak, ormanda yaşayan bir kötü cadı da Melodi flütünün gücünü duymuştu. Cadı, sihirli flütü elde etmek için Ela'yı takip etmeye başladı. Ela, Melodi flütü her çaldığında, cadının kara kuşları uçuyor ve onu takip ediyordu. Bir gün, cadı Ela'nın önüne çıktı ve sihirli flütü ondan istedi. Ela, cadıya Melodi flütünün gücünü anlatarak onu ikna etmeye çalıştı, ancak cadı kalbi karanlıkla dolu olduğu için Ela'nın sözlerini dinlemedi. Cadı, Melodi flütünü Ela'dan zorla almak istedi, ancak flütün gücüyle Ela'nın yüreği cesaret ve kararlılıkla dolmuştu. Ela, sihirli flütü korkusuzca çalmaya başladı ve etraftaki doğa güçlerini harekete geçirdi. Kuşlar, çiçekler ve rüzgar, cadıyı etkisiz hale getirmek için birleşti. Melodi flütünün gücü sayesinde cadı yenildi ve ormandan kaçtı. Ela, Melodi flütünün büyülü gücünü koruyarak, doğanın dengesini ve insanların kalplerini sevgiyle doldurmaya devam etti. Artık ormanda Melodi flütünün melodisi her zaman duyuluyor ve insanlar, bu eşsiz gücü sayesinde birbirlerine sevgi ve yardım eli uzatıyordu. Ela, sihirli flütün koruyucusu olarak ormanda sevgi ve dostlukla yaşamaya devam etti ve her zaman sevgi dağıttı. Melodi flütü, kötülüğe karşı zaferin ve sevginin gücünü simgeliyordu. Ela'nın kalbi, Melodi'nin sihirli melodisiyle dolup taşarken, ormanda yaşayan herkes de sevgi ve barış içinde bir arada yaşamaya devam etti. Bu eşsiz masal, Melodi flütünün gücünü ve sevginin insanları nasıl birleştirdiğini anlatıyordu. Daha Fazla Eğitici Masal İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-kopek-spot-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Zamanın birinde yemyeşil otlakların olduğu, derelerin şırıl şırıl aktığı bir köy varmış. Bu köyde sürüler halinde yılkı atları yaşarmış. Yılkı atları yelelerini rüzgarda dalga dalga savururken bu atları uzaktan uzağa izleyen Toprak adında üzgün bir çocuk varmış. Toprak yakın zamanda en sevdiği dostu olan Spot adındaki köpeğini kaybetmiş. Yine bir gün toprak kendisi için yaptığı minik kulübesinde yılkı atlarının geçişini izlerken köyden arkadaşları ellerinde bir yavru köpekle Toprak'ın yanına koşarak gelmişler. Toprak yavru köpeği görünce heyecanlanmış. Ve merakla arkadaşlarına sormuş. -Hey! Bu güzel köpüşü de nerden buldunuz? -Tepenin ardındaki göle balık tutmak için giderken bir meşenin altında onu uyurken bulduk. Etrafında annesi yoktu. Biz de bu yavrunun seni mutlu edeceğini düşündük ve sana getirdik. -Yaaaa! Çok teşekkür ederim. Beni o kadar çok mutlu ettiniz ki! Hadi ona bir isim bulalım! Ve aralında isim aramaya başlamışlar. Birisi Bulut olsun demiş. Diğeri Rüzgar olsun, bir başkası Başak olsun derken Toprak arkadaşlarına bir fikir sunmuş. -Arkadaşlar ben bu yavrunun adının Spot olmasını istiyorum. Çünkü benim daha önce çok sevdiğim dostum olan köpeğin adı Spot'tu. Onun adını bu yavru köpekte yaşatmak istiyorum demiş. Ve arkadaşları tarafından bu fikir kabul edilmiş. O günden sonra Toprak ile Spot her yere beraber gitmişler. Spot sanki Toprak'ın gölgesi haline gelmiş. Tarlaya, ormana, göle, parka hatta okula bile Spot'la gidiyormuş. Köyde herkes Toprak ile Spot'u konuşuyormuş. Birbirlerine çok bağlı güzel bir dostluk oluşturmuşlar. Yine bir gün Toprak kulübesine gitmek için bisikletine binmiş yola koyulmuş. Tabii arkasından da Spot koşarak onu takip ediyormuş. Kulübesine geldiklerinde, Toprak Spot'un ayağının kanadığını fark etmiş. Spot'un ayağını kaldırıp baktığında bir dikenin battığını ve ayağını acıttığını görmüş. Hemen dikeni çıkarıp kulübesinden ilk yardım çantasını almaya gitmiş. Geri döndüğünde Spot'un ayağında sadece kan lekesinin olduğunu görmüş. Yara yerinde ise hiç bir şey yokmuş. Toprak bu duruma anlam verememiş. Yanıldığını sanıp diğer ayağına bakmış. O ayak ise sapasağlammış. Hatta onda kan lekesi bile yokmuş. Bu durum Toprak'ı epeyce şaşırtmış. Arkadaşlarına anlattığında ise arkadaşları kendisiyle alay etmişler ve bu duruma inanmamışlar. Toprak bu olaydan sonra Spot'u daha dikkatle incelemeye başlamış. Bazen başka köpeklerle oynarken bazen ormanda gezerken hafif bir yarası olduğunda hemen iyileştiğini görmüş. Meğer Spot sihirli bir köpekmiş. Çünkü neresi yaralanırsa hemen iyileşiyormuş. Zaten Toprak oturup düşününce bu zamana kadar Spot'un hiç hasta olmadığını, büyük yaralarının hiç olmadığını ve çabucak büyüdüğünü fark etmiş. Bu durumu kimseye söylememiş. Spot'u kaybetmekten çok korkan Toprak o günden sonra hiç endişe etmeden sonsuza kadar Spot'la mutlu yaşamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-orman-macerasi-masali/", "text": "Bir zamanlar, küçük bir kasabanın yakınında gizemli bir orman vardı. Bu ormanın adı Sihirli Orman olarak biliniyordu. Ormanın derinliklerinde keşfedilmemiş topraklar, gizli hazineler ve sihirli yaratıklar barınıyordu. Ormanın girişine yakın, üç yakın arkadaş yaşardı: Mia, Ali ve Can. Bir gün, bu üç arkadaş, ormanın sınırlarına doğru yürürken, gizemli bir ışık parıldamaya başladı. Işık, onları içine çekti ve derinliklere doğru yol almaya başladılar. Birkaç adım attıktan sonra, etraflarını saran ağaçlar büyümeye ve onları sarıp sarmalamaya başladı. Mia, Ali ve Can, bu yeni dünyada buldukları sihirle büyülenmişlerdi. Yollarını kaybetmişlerdi, ama asla korkmamışlardı. Ormanda gezerken, konuşan hayvanlar ve ışık saçan çiçeklerle tanıştılar. Bir tavşan, onlara yol gösterdi ve ormanın büyülü yaşamını keşfetmelerine yardım etti. Bir su perisi, onlara gölün dibinde parlayan bir hazine bulabilecekleri ipuçlarını verdi. Mia, Ali ve Can, sihirli ormanın sırlarını çözmek için birlikte çalıştılar. Yaratıkların yardımıyla, gizli hazinenin yerini buldular. Hazinenin içinde değerli taşlar ve eski bir harita vardı. Harita, ormanın her köşesine yayılmış başka hazinelerin izini sürmelerine yardım etti. Yıllar boyunca, bu üç arkadaş Sihirli Orman'da sayısız macera yaşadılar. Ormanın sihirli dünyasını korudular ve dostlukları hiç eksilmedi. Sihirli Orman, onların kalplerinde sonsuza kadar yaşayacaktı. Bu macera, Mia, Ali ve Can'ın Sihirli Orman'ın sırlarını keşfetmesini ve dostluklarını güçlendirmesini anlatan bir hikayeydi. Sihir ve macera dolu bu dünya, her zaman onları bekliyordu, çünkü Sihirli Orman asla unutulmayacak bir yerdi. Bir gün, Sihirli Orman'da bir tehlike belirdi. Ormanın koruyucu ruhu olan Büyücü Baykuş, ormanı tehdit eden karanlık güçlerin yaklaştığını hissetti. Mia, Ali ve Can, bu kez ormanı koruma görevine atanmıştı. Üç arkadaş, ormanın gizli güçlerini ve yeni dostlarını yanlarına alarak tehlikeye karşı durmaya karar verdiler. Yaratıkların yardımıyla karanlık güçleri yenmek için büyük bir savaş başlattılar. Mia'nın cesareti, Ali'nin zekası ve Can'ın dostluğu, onları zaferin kapısına taşıdı. Sonunda, karanlık güçler geri çekildi ve Sihirli Orman bir kez daha güvende oldu. Büyücü Baykuş, üç kahramanı övgüyle karşıladı ve onlara ormanın koruyucuları olarak özel bir görev verdi. Mia, Ali ve Can, Sihirli Orman'ın güzelliklerini ve sırlarını sonsuza kadar korumak için yemin ettiler. Bu yeni sorumluluklarıyla, üç arkadaş birlikte daha birçok macera yaşadılar ve Sihirli Orman'ın eşsiz güzelliklerini yeni nesillere aktardılar. Onların dostluğu ve cesareti, Sihirli Orman'ı her zaman güvende tutmaya devam edecekti. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-orman-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir krallıkta Sihirli Orman adında büyülü bir yer vardı. Bu ormanda yaşayan her şey, sihirli güçlere sahipti. Ama bu güçler, sadece kalpleri saf ve iyilik dolu olanlara verilirdi. Kalbi saf ve temiz olmayanlar içinse orman ceza vermekteydi. Bu ormanı keşfetmek istemek içinse tek bir şart vardı. Temiz kalpli ve sevgi dolu olmaktı. Bir gün, cesur ve meraklı bir genç olan Leon , Sihirli Orman'ı keşfetmeye karar verdi. Yanına sadık dostu Belly'i de alarak yola çıktılar. Ormana girdikleri andan itibaren tuhaf ve güzel şeyler olmaya başladı. Leon ve Belly etraflarına hayranlıkla bakmaya başladılar. Ormanda yürürken, etraflarında renkli çiçekler açtı ve kuşlar melodik şarkılar söyledi. Her yer güzel ışıklarla doluydu. Burası oldukça esrarengiz bir yere benziyordu. Birdenbire, ormanda yaşayan peri Lily belirdi. Lily pırıltılı tatlı ve güzel bir periydi. Özellikle kanatları göz alıcı görünmekteydi. Lily , Leon ve Bell'ye ormanın sihirli güçlerini keşfetmelerine yardımcı olabileceğini söyledi. Ancak bu güçleri elde etmek için, bir dizi zorlu görevi tamamlamaları gerekiyordu. İlk görev, Ejderha Mağarası'na gitmekti. Ejderha mağarasında, öfkeli bir ejderha yaşamaktaydı. Leon ve Belly, ejderhanın öfkesini yatıştırmak için içtenlikle konuşmaya karar verdi. Bu konuşmanın samimiyetinin sorunu ortadan kaldıracağına inanıyorlardı. Ve tam da umdukları gibi oldu. Ejderha, onların samimiyetini hissederek gücünü kontrol etmeyi öğretti. İkinci görev, Peri Göleti'ne ulaşmaktı. Gölette yaşayan bir peri, gölün büyülü suyunun içerdiği iyileştirici gücü açıkladı. Leon ve Belly, periye yardım ederek gölün temizliğini sağladılar. Bunu yaparken hem eğlendiler hem şifayı bedenlerinde hissettiler ve bu sayede gölün sihirli gücünü elde ettiler. Son görev, Uyuyan Orman'ın derinliklerine gitmekti. Uyuyan Orman'da, sihirli bir elma ağacı vardı. Bu ağaç, kalbi temiz olanları uykudan uyandırabilirdi. Leon ve Belly, elma ağacına sevgi ve şefkatle dokundu ve ormandaki tüm uykucuları uyandırdı. Sonunda, Leon ve Belly Sihirli Orman'ın en derin ve gizli köşesine ulaştılar. Orada, tüm sihirli güçler toplanmıştı. Leon, kendisine ve Belly'ye bu güçleri kullanma yeteneği veren sihirli bir taş buldu. Bu taş oldukça parlak ve güzeldi. Bu taş ancak ve ancak iyilik için kullanılan bir taştı. Olur da kötüye kullanılmak istenirse tam o anda sıradan bir taşa dönüşmekteydi. Leon ve Belly, Sihirli Orman'dan ayrıldıktan sonra, krallıklarına döndüler ve sihirli güçlerini iyilik için kullanmaya başladılar. Saflığı ve temizliği tüm dünyaya yaymayı amaç edindiler. İnsanlara yardım ettiler, doğayı korudular ve krallıklarında barış ve sevgi yaydılar. Yardıma ihtiyacı olan herkese içtenlikle ve sevgi ile yardım ettiler. Ve böylece, Leon ve Belly'nin macerası Sihirli Orman'da başlayıp krallıklarında devam ederek sonsuza kadar süren bir masal oldu. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-ormanin-gizemli-macerasi/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir köyde Sihirli Orman adında bir yer vardı. Bu orman, gizemli ve büyülü güçlere sahip olduğuna inanılıyordu. Herkes ormanın içine girmekten korkardı, çünkü efsanelere göre ormanda birçok tehlikeli yaratık yaşardı. Ancak, bu hikayede yer alan üç cesur arkadaş, ormanın sırlarını keşfetmek için bir araya geldi. İsimleri Ela, Leo ve Mia olan bu üç arkadaş, maceraya olan tutkularıyla tanınıyordu. Bir gün, cesaretlerini topladılar ve Sihirli Orman'a girmeye karar verdiler. Yolculuklarına bir harita ve yanlarında yiyecekler alarak başladılar. Ormanın girişinde durdular ve birbirlerine cesaret verdiler. İlk adımı attıklarında, etraflarındaki atmosfer aniden değişti. Ağaçlar daha yoğun ve yeşil, kuşların şarkıları daha coşkulu hale geldi. İlerledikçe, bir dereden geçtikleri bir vadiye ulaştılar. Vadinin ortasında büyük bir çiçek bahçesi vardı. Çiçeklerin renkleri o kadar canlıydı ki gözlerini kamaştırıyordu. Derin bir nefes aldıktan sonra, arkadaşlar yolculuklarına devam ettiler. Ancak, bir süre sonra bir yaratığın fısıltıları duyuldu. Leo, yaratığın kaynağını bulmak için hızlıca ormana doğru ilerledi. Diğerleri onu takip etti ve bir ağacın ardında saklanan küçük bir periyle karşılaştılar. Peri, ormanın koruyucusu olduğunu söyledi. İsimleri Titania olan bu peri, arkadaşlara ormanın sırlarını açıkladı. Sihirli Orman, insanların içlerindeki cesaret ve sevgiyle dolu olduğunda gerçek gücünü gösteren bir yerdi. Yaratıklar aslında dost canlılarıydı ve ormanda yaşayan her şey birbirine bağlıydı. Titania, Ela, Leo ve Mia'ya ormanda büyülü bir kehanet olduğunu söyledi. Bu kehanete göre, ormanda gizlenen bir hazinenin izini sürmeleri gerekiyordu. Hazinenin sadece kalpleri cesur olanlara açılacağına inanılıyordu. Arkadaşlar, kehanete inandılar ve hazineyi bulmak için birlikte çalıştılar. Engellerle karşılaştılar, ama birlikte cesurca üstesinden geldiler. Birçok gizli yol, sırlı mağaralar ve büyülü varlıklarla karşılaştılar, ancak hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadılar. Sonunda, en yüksek tepeye tırmanıp ormanın manzarasını seyrettiklerinde, hazineyi buldular. Ancak hazine, değerli taşlar ve altınlarla dolu bir sandıktan daha fazlasıydı. Hazine, birlikte geçirdikleri maceralarla oluşturdukları dostluğun değerini simgeliyordu. Arkadaşlar, hazineyi açtıklarında kalplerinin içindeki gerçek hazineyi bulmuşlardı. Bu hazine, birlikte yaşadıkları anılar, cesaretleri ve sevgi dolu bağlarıydı. Sihirli Orman, onlara gerçek değeri keşfetmeyi öğretmişti. Ela, Leo ve Mia, Sihirli Orman'dan ayrıldıklarında, kalpleri birbirlerine olan sevgiyle doluydu. Her zaman hatırlayacakları bu macera, hayatlarının en önemli anılarından biri olmuştu. Arkadaşlar, ormanda geçirdikleri zamanı daima sevgi ve cesaretle hatırlayacaklardı. Bu macera, onların hayatlarını değiştirmiş ve onlara gerçek dostluğun gücünü göstermişti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sihirli-seker-ormani-masali/", "text": "Bir zamanlar ülkelerin birinde Damla adında minik bir kız yaşarmış. Damla şeker yemeyi çok sever, ne zaman dışarıya gitse annesinden istermiş. Annesi fazla şeker yemenin çok zararlı olduğunu söylermiş. Damla bunları dinlemek istemezmiş. Günlerden bir gün damla annesi ile birlikte parka gitmiş. Parkta oyun oynarken pamuk şekeri arabası çocukların yanına gelmiş. Damla rengarenk pamuk şekerleri görünce dayanamamış. Annesinden almasını istemiş. Annesi bu kadar fazla şeker yemenin başını iş açacağını söyleyip bir tane pamuk şeker almış. Damla afiyetle pamuk şekeri yemiş. Akşam eve gelince Damla yemek yemek istememiş. Nedense iştahı yokmuş. Annesi yediği pamuk şekerden dolayı iştahının gittiğini söylemiş. Damla annesinin bu söylediklerini anlam verememiş. Akşam olup yatağına yatıp derin uykuya dalmış. rüyasında şekerlerle kaplı rengarenk büyük bir ormana girmiş. Bu ormanda her şey şekerdenmiş. Pamuk şekerden ağaçlar, çikolatalı rengarenk çiçekler, meyveli şekerden mantarlar hatta evler bile pasta kremalı şekerlerden oluşuyormuş. Damla gözlerine inanamamış. Hayalinde ne kadar şeker varsa buradaymış. Damla daha fazla dayanamam bir o yandan, bir bu yandan alabildiği şekerlerden ne varsa hepsinden yemiş. Öyle çok yemiş ki biraz daha yerse artık kusabilirmiş. Karnını şekerle dolduran Damla yorgunluktan, şekerden bir ağacın kenarında uyuyakalmış. Uyandığında gözlerine inanamamış. Çünkü Damla ihtiyar, ağzında dişleri olmayan, kambur ve çirkin birine dönüşmüş. Ne olduğunu anlayamıyorum Damla ağlamaya başlamış nasıl bu hale geldim nasıl demiş. Oradan geçen şapka takmış bir tavşan Damla'nın sesini duymuş. - Demek sen de şeker yemeyi çok seviyorsun öyle mi? diye sormuş. Damla Evet ne olmuş yediysem demiş. Tavşan Bütün şeker yemeyi seven çocuklar buraya gelir maalesef hepsi senin gibi yaşlı ve çirkin olur demiş. Damla 'Peki bu durumdan nasıl kurtulurum diye sormuş. - Şu an bir rüyanın içindesin ama tekrar uyanınca şeker yemeyi bırakıp sağlıklı yiyecekler yemelisin. Böylelikle hem yaşlanmaz hem dişlerin dökülmez hem de gayet sağlıklı olursun demiş. Bu söylediklerimi yapmazsan gerçekten de yaşlı ve çirkin birisine dönüşürsün demiş. Damla sabah olur olmaz rüyasından uyanıp korkudan hemen annesinin yanına gitmiş. Annesine bundan sonra asla şeker yemeyeceğini, sağlıklı yiyecekler yiyeceğini söylemiş. Damla O günden sonra hep sağlıklı beslenmiş şekerli gıdaları arada bir yese de çok tüketmemiş. Bu yüzden çok sağlıklı ve çok mutlu bir çocuk olmuş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/silahla-oynarken-tabanca-patladi/", "text": "Makbule Hanım Ağabeyi Atatürk'ün bir insan olarak çeşitli yönlerini de içtenlikle anlatır. Ağabeyinin çocukluk yıllarına dair pek çok anekdotu dile getirir. Makbule Hanım ağabeyinin çocukluk yıllarında her çeşit oyuncağa, özellikle de silaha düşkün olduğunu belirterek, daha o yıllarda askerliğe sempati duyduğunu dile getirir. Ne varki Atatürk'ün silahla oynaması az kalsın bir felakete yolaçacaktır. Atatürk, elindeki eski bir silahı temizlemesine yardım etmesi için kızkardeşini yanına çağırır. İşte o anı Makbule Hanım şöyle anlatır: Karşısına geçtm. O elindeki lüveri temzilemeye başladı. Ne yaptı nasıl etti, bilmiyorum. Birden korkınç bir ses duydum. Annem korku ve heyecan içinde: 'Eyvah ! Kardeşini öldürdün Mustafa' dedi. Ben ise 'Ağabeyim öldü' diye ağlıyordum. Tabancanın dumanı kalkınca baktık ki ikimiz de sağız."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sincabin-bilgeligi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal iken pireler berber iken ben nenemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken uzak diyarlarda yemyeşil ormanın içinde meşe ağacının kovuğunda yaşayan sincap ailesi varmış. Anne ve baba sincap dışında bir de yaramaz ve çok akıllı olan yavru sincap varmış zamanlar ormanın sınırları içinde kaldığı ülkenin padişahı özel bir iksir hazırlayıp ormanın içinde tütsü yakarak tüm hayvanların konuşmalarını sağlamış. Tüm hayvanlar konuşup düşündükleri her şeyi ifade etmeleri onların daha güzel ve yaşanılır bir ortamda yaşamlarını sağlamıştır. Padişah her hafta tüm hayvan gruplarından bir sözcüyü divanına kabul edip sorunlarını dinliyormuş. Böylece ülkedeki huzuru ve mutluluğu sağlayan adil ve iyi kalpli padişah tüm canlıların huzurunu da sağladığı için tüm canlılar tarafından çok seviliyormuş. Gel git zaman hayvanlar o kadar şikayet de bulunmuşlar ki padişah ve veziri ne yapacaklarını şaşırmışlar. Padişah vezirle baş başa verip düşünmeye başlamış. Bir çözüm bulamayan padişah kendisi tebdili kıyafet giyerek ormanı teftişe gitmeye karar vermiş. Kendisini ormanın içinde yeşilliklerle kamufle edip hayvan gruplarını tek tek dinlemeye başlamış. Ormanın girişinde papağan ve farklı kuşları dinlemekle başlamış ormanın en derin yerindeki solucanlara kadar devam etmiş. Aslında hayvanlar çok mutluymuş tek sorunları anlaşma seslerinin değişmesiymiş. Yani birbirlerinin seslerine alışamamışlar. Padişah bunu anlayıp düşünmeye başlamış. Tam da o sırada küçük bir sincap elinde küçük fındıklarla dolu sepetiyle güle eğlence geçmiş. Padişah sincabı o kadar sevimli bulmuş ki takip etmek istemiş. Kamufle bir şekilde sincabı takip eden padişah sincabın yuvasına giden ağacın altına çalıların arkasına girip saklanmış. Ve küçük sincabın ailesiyle diyaloğunu dinlemeye başlamış. Küçük sincap babasına of baba çok yoruldum fındıkları toplarken daha doğrusu goril amcanın ağacı sallarken ki bağırışı çok rahatsız etti beni demiş. Eskiden ne güzeldi küçük mırıltılarla rica ederdim o da homurdanarak fındık ağacını silkelerdi ve ben rahatlıkla fındıkları toplardım. diyerek fındık sepetini annesine uzatmış. Babası Bunlar hep padişahın yüzünden eskiden tüm hayvanlar kendi doğalarına uygun seslenerek hareket ederek anlaşıldı. Şimdiyse herkes konuşmayı öğrendiği için sabırsız bir şekilde birbirini dinlemeden düşünmeden konuşuyor ve karmaşaya sebep oluyor. diye sitem etmiş. Sofrada fındıklarını kırıp yemişler. Padişah duyduğu şeye çok şaşırmış ağaçlarda tırmanan daldan dala atlayan sincaplar bile bu durumdan hoşnut değilmiş. Padişah kamufle dal ve yeşillikten sıyrılıp elini meşe ağacının kovuğunda koyup küçük sincabı eline alarak dile benden ne dilersen demiş. Sevimli sincap padişahım herkesi kendi doğasına geri çevir. Hayvanlar kendine özgü seslerle anlasın bu şekilde karmaşa oluyor ve huzurumuz kaçıyor demiş. Padişah aferin sana akıllı küçük sincap isteğin olacak diyerek onu ağaç kovuğunda tekrar bırakmış. Padişah o an karar vermiş. Ülkeye dönüp büyücü başını çağırtmış. Tekrardan iksiri hazırlayıp hayvanların eski haline dönmesini istemiş. Ormanda büyülü tütsüyü soluyan tüm hayvan bir anda eski hallerine dönmüşler. Konuşmadan kendilerine özgü sesler çıkaran hayvanlar huzurlu bir şekilde mutlu ve mesut yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sincap-ailesi-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda, çok büyük bir ormanda 3 sincap kardeş yaşarmış. Bu sincap kardeşlerin hepsinin çok farklı özellikleri varmış. Aralarında sürekli olarak bir gerginlik olsa da birbirlerini çok severlermiş. Bu 3 kardeşin isimleri pof pof, şip şip ve hop hopmuş. Pof pof çok sıkılgan bir sincapmış. Sürekli olarak sıkılır ve şikayet edermiş. Çok fazla şikayet ettiği için kardeşleri bazen ona kızarmış. Özellikle Hop Hop, çok aksi olduğu için sürekli olarak pof pof ile kavga etmek istermiş. Ama pof pof ona cevap vermez, gene bildiğini yaparmış. Şip şip ise en akıllı ve uslu olanıymış. 3 kardeş bir gün ormana yemek aramaya çıkmışlar. En sevdikleri yemek fındıkmış. Bu nedenle fındık aramışlar. Buldukları fındıkları bir yerde saklar. Sonrasında da aralarında paylarmış. Pof pof tabii bunu isteyerek yapmazmış. Çünkü o herşeyden sıkılırmış. Şip şip onlara görevler verir, en doğru şekilde nasıl yemek bulacaklarını anlatırmış. Hop hop ise çok aksi olduğu için başta kabul etmez ama sonrasında da en doğru yolun o olduğunu anlarmış. Çok aç oldukları için başlamışlar tartışmaya. Tartışma büyümüş büyümüş. En sonunda hepsi birbirine küsmüş ve farklı yollardan yürümeye başlamışlar. Ama bu karar onları için iyi bir karar değilmiş. Çünkü o gece hepsi farklı yerlerde yatmışlar ve birbirilerini çok özlemişler. Ertesi gün olduğunda tekrar bir araya gelmişler. Yaptıkları hataların farkına varmışlar. Ama farklı yerlerde kaldıkları zaman daha kolay yemek bulacaklarını da anlamışlar. Şip şip topladığı tüm fındıkları ortaya çıkartmış. Diğer 2 kardeş çıkartmamış çünkü hepsini yemişler. Kardeşlerinin yaptığı bu güzel davranış sonrasında utanmışlar. Çünkü kardeşleri onlar için güzel bir şey yapmışken onlar yapmamış. Ertesi gün hop hop ve pof pof birbirlerinden habersiz bir şekilde ormana giderek yiyecek aramaya başlamış. Fakat yiyecek ararken ormanda her ikisi de kaybolmuş. Aradan günler günler geçmiş hala birbirlerini bulamamışlar, ormandan sayısız havyan ile mücadele etmek, kaçmak zorunda kalmışlar. En sonlarında ikisini de şip şip bulmuş. Ailesini tekrar bir araya getirmiş. Mutlu mesut yaşamaya başlamışlar. Kardeş olduklarını, aslında dünyada birbirlerinden başka kimse olmadığının farkında varmışlar. Hayaller kurmuşlar ve her zaman bu hayalleri gerçekleştirmek için mücadele etmişler. Sincap ailesi birlikte mutluluktan mutluluğa koşarken aynı zamanda diğer hayvanlarla da çok iyi geçinmişler. Kardeşler arasında kimi zaman tartışmalar meydana gelmesi olası bir durumdur. Burada önemli olan nokta tekrar barış sağlamak ve birbirini kırmamaktır. Çünkü bazen kırılan kalplerin tekrar onarılması kolay olmaz. Eğer sizde birini kırdıysanız onun kalbini tekrar kazanmak için mücadele etmeniz gerekir. Bu mücadele sonunda kazanan siz olursunuz. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sincap-zelisin-pismanligi-masali/", "text": "Bir zamanlar yağmur ormanlarında yaşayan sincap kardeşler Aliş ve Zeliş, tüm günlerini birbiriyle geçirir birbiri olmadan hiçbir şey yapmazlardı. Yine yağmurlu günlerden birinde Zeliş Aliş'e çok acıktığını söyledi ve yiyecek aramak için ormanın derinliklerine daldılar. Yağmur o kadar artmıştı ki sırılsıklam olmuşlar ve çok yorulmuşlardı. Açlıktan artık karınlarında zil çalmaya başlmaıştı. Bitkin ve yorgun halde giderken Zeliş bir anda dev ağacın tepesinde asılı kalmış bir meşe palamudu olduğunu gördü. Ama yalnızca bir tanecik meşe palamudu vardı. Düşünmeye başlayan Zeliş, eğer abime ağacın tepesinde meşe palamudu olduğunu söylersem bu meşe palamudunu onunla paylaşmak zorunda kalırım. Oysa Aliş'e söylemezse bu koca palamudu tek başıma yiyip karnımı doyurabilirim diye düşünmeye başlayan Zeliş'in aklına bir fikir geldi. Eğer Aliş'i bir bahane ile oradan uzaklaştırırsa meşe palamudunu tek başına yemeyi başarabilirim diye düşündü. Ardından Aliş'e dönerek; ''Abiciğim ben yoruldum ve çok susadım. Artık yürüyecek dermanım kalmadı. Bana şu ilerideki dereden su getirebilir misin?'' dedi. Aliş, abilik iç güdüsü ile:'' Tamam kardeşim. Sen burada bekle, ben hemen sana su alıp geleceğim.'' Diyerek dereye doğru yürümeye başladı. Durumu fırsat bile Zeliş, meşe palamudunu almak için hızla dev ağacın tepesine tırmanmaya başladı. Tam palamuda ulaştı ki, bir de ne görsün tam arkasında bir tilki kurnaz kurnaz sırıtıyordu. Zeliş panikle, '' Yalvarırım bana dokunma.'' Dedi. Bir anda kahkaha sesiyle ormanı titreten tilki, seni zavallı sincap sen bu meşe palamudunu tek başına midene indirmek için abini kandırdın. Şimdi burada yalnız kaldın. Söyle seni benim elimden kim kurtaracak?'' dedi. Zavallı Zeliş can havli ile, ''Abiciğim koş yetiş, beni kurtar. Burada zalim bir tilki var.'' Diye haykırmaya başladı. Kardeşinin sesini duyan sincap Aliş, ne yapacağını bilemez bir şekilde kardeşi Zeliş'e doğru koşmaya başladı. Koşarken, ''geliyorum Zeliş, sakın korkma seni kurtaracağım diye kardeşini teselli etti. Kardeşinin sesinin geldiği yere ulaşan Aliş, bir de ne görsün? Kurnaz tilki Zeliş'i sıkıştırmış yemek üzereydi. Aliş, hiç düşünmeden kardeşini kurtarmak için tilkinin üzerine atladı. Her tarafı yara bere içinde kalan Aliş, sonunda kurnaz tilkiyi alt etmeyi başardı. Abisinin kendini korumak için canı pahasına tilkinin üzerine atladığını gören zeliş hüngür hüngür ağlamaya başladı. Ne olduğuna anlam veremeyen Aliş, ''Korkma Zeliş artık güvendesin, abin yanında.'' diye Zeliş'i teselli etti. Zeliş, hayır abi ben onun için ağlamıyorum. Ben aç gözlülük edip ağaçta gördüğüm meşe palamudu tek başıma yemek için seni bilerek dereye gönderdim. Sen ise beni kurtarmak için canın pahasına tilki ile boğuştun. Aç gözlülük yaptığım ve sana yalan söylediğim için çok pişmanım. Beni affet abiciğim diyerek abisine sarıldı. Zeliş'in çok pişman olduğunu göre Aliş onu affetti. Zeliş o günden sonra hiç aç gözlülük yapmadı ve abisine hiç yalan söylemedi. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sindirella-kulkedisi-masali-hikayesi/", "text": "Çok eski zamanlarda yaşayan güzel mi güzel bir kız varmış. Bu güzel kızın annesi ölünce babası da yeniden evlenmiş. Üvey annesi de iki kızı ile birlikte gelmiş ve evlerine yerleşmiş. Ancak bu iki kız yeni kardeşlerini hiç benimsememişler. Onu hiç sevmeyen kızlar ona kötü davranmaya başlamış ve eşyalarını tavan arasına atmışlar. Tüm ev işlerini güzel kız yapmasına rağmen bu iki kardeş onun hiçbir iş yapmadığını söylüyor ve yemek yedikten sonra bile iş yapmasını istiyorlarmış. Bir gün bu iki kız kardeşe saraydaki balo için davet gelmiş. İkisi de çılgına dönmüş ve hemencecik hazırlanmaya başlamışlar. Saraydaki prensin evlenmek istediğini de bilen bu iki kız çok güzel olmak için erkenden hazırlanmışlar. Çünkü prens onlardan biriyle de evlenebilirmiş. İki kız kardeş kendilerini güzelleştirmek için kolları sıvamışlar. Ancak ikisi de Külkedisi'ne göre çirkin olduğu için güzelleşmeleri maalesef oldukça zormuş. Balonun olacağı akşam, üvey kardeşleri gittikten sonra Külkedisi çok hüzünlenmiş. Mutfakta oturmuş ve hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Külkedisi ağlarken tam o anda bir kadın sesi ona Ne oldu, neden ağlıyorsun? diye sormuş. Külkedisi de ağlamaya devam ettiği için başını kaldırmadan Ben de baloya gitmek istiyordum. demiş. Bunun üzerine kadın Gideceksin öyleyse. demiş. Külkedisi merakla başını sese doğru çevirmiş ve karşısında güzeller güzeli bir kadın görmüş. Kadın kendisine şaşkınlıkla bakan Külkedisi'ne Ben senin peri annenim kızım. Fakat şimdi kaybedecek zamanımız yok! Bana çabucak bir bal kabağı getir! demiş. Külkedisi şaşkın şaşkın baksa da kadının dediğini yapmak için ayağa kalkmış. Bal kabağını getirmiş, kadın bu kabağa dokununca kabak altından bir faytona dönüşüvermiş. Kadın sonra altı tane fare istemiş ve bunları ata çevirmiş. Sonra altı tane sıçan istemiş ve bunları da arabacıya çevirmiş. Altı tane de kertenkele isteyen kadın bu kertenkelelere de dokunmuş ve onları arabanın yanındaki uşaklara çevirmiş. Sıra gelmiş Külkedisi'ne. Kadın Külkedisi'ni ayağa kaldırmış ve ona dokunmuş. Kadın dokununca Külkedisi'nin üstündeki yırtık, kirli elbiseler çok güzel elbiselere dönüşmüş. Külkedisi bu elbiseler içinde çok güzel görünüyormuş. Hele ayakkabıları parıl parıl parlıyormuş! Külkedisi tam yola çıkacakken peri annesi ona Dikkat etmen gereken bir şey var. Saat 12 olmadan eve dönmelisin çünkü saat 12'de her şey eski haline dönecek. Prensin seni o elbiselerin içinde görmesini istemezsin herhalde. demiş. Külkedisi baloya gitmiş ve balonun yıldızı olmuş. Baloya katılan kadınlar, Külkedisi'nin elbisesini çok beğenmişler ve terzisinin adını öğrenmek için yalvarmışlar. Beyefendilerin hepsi Külkedisi ile dans etmek için birbirleriyle yarışmışlar. Prens görür görmez ona aşık olmuş! Akrep yelkovanı kovalayadursun bizim Külkedisi çok eğlenmiş ve saate hiç dikkat etmemiş. Sonra birden aklına saat gelmiş ve saate bakmış. 12'ye çok az varmış ve hemen gitmesi gerekiyormuş. Koşa koşa uzaklaşmaya başlayan Külkedisi'ne prens Gitme! diye bağırmış. Sarayın tam girişinde Külkedisi eski haline dönmüş ve ayakkabısının birini sarayın önünde düşürmüş. Eve gelince bir daha asla o kadar güzel bir gün geçiremeyeceğini düşünse de yanılıyormuş. Çünkü ayakkabısını bulan prens onu bulmak için her şeyi yapacak kadar aşıkmış. Külkedisi içten içe çok üzülüyor, hep o gecenin hayalini kuruyormuş. Zaten kötü davranan kardeşleri yüzünden çok üzülen Külkedisi o günden sonra iyice içine kapanmış. Olurda bir gün peri annesinin geleceğini düşlese de bu hiç olmamış. Peri annesi gelmek bir yana dursun var olduğuna dair bir işaret bile vermemiş. Bu sırada prens de Külkedisi'ni bulabilmek için seferber olmuş. Ayakkabıyı her hanedeki kızlara denetmek için günlerini hatta aylarını harcamış. Ev ev kasaba kasaba dolaşan prens bir gün Külkedisi'nin evine gelmiş. İki kardeşine ayakkabıyı denettirse de ikisine de bu ayakkabı olmamış. Çünkü onların ayakları çok büyükmüş. Prens hüzünlü bir şekilde evden çıkacakken temizlik yapan kızı görmüş. Onun çok güzel olduğunu fark eden prens ayakkabıyı ona denettirmek istemiş. Bunu duyan iki kıskanç kardeş gülmeye başlamışlar fakat prens kararlıymış. Ayakkabıyı giymiş ve ayağına tam olmuş. Prens iki kıskanç kardeşin önünde Külkedisi'ne evlenme teklifi etmiş. Külkedisi kabul etmiş ve mutlu mesut yaşamışlar. Bensiz uyuyamayan Tubişim(22) benden uzakta olduğu için telefonla masal okuyorum ve her defasında uyuyor. Çoğu zaman bir kaç masal okuyup uyutuyorum bir tane ile geçiştirmiyorum çünkü yalnız yaşadığı için biricik sevgilim gündüz olana kadar uyanmasını istemiyorum. Derin uykulara dalarken sen ben seni çok seviyorum. İyi ki varsın ve iyi ki benimsin."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sindirella-kulkedisi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde çok güzel bir kız varmış. Çok sevdiği annesi hastalıktan vefat edince babası yeni bir kadınla evlenmek istemiş ve evlenmiş. Yeni gelen kadın yani kızın üvey annesi ilk eşinden olan çocuklarıyla beraber kız ve babasının yanlarına taşınmış. Kızın üvey kardeşleri ondan hiç haz etmemişler ve odasındaki bütün eşyalarını yağma etmişler. Kızı kendileriyle aynı görmek, ailenin bir üyesi gibi görmektense ona hizmetçi muamelesi yapmışlar. Kız bütün evi çekip çevirdikten sonra bile üvey annesi ve kardeşleriyle beraber oturamıyormuş. Üçü birlikte kıza işkence edercesine sıcak bir ortama bile girmesine izin vermiyorlarmış. Geceleri ise mutfakta yanmış olan şöminenin başında küllerle titremesini ve soğuğu geçirmeye ve uyumaya çalışıyormuş. Sabah kalktığında yüzü küllerden simsiyah oluyormuş, üvey kızlar da onunla kavga etmek için ona ''külkedisi'' ismini takmışlar. Ülkenin kraliyeti bir balo düzenliyormuş ve birkaç gün sonra üvey kızlara katılım davetiyesi gelmiş, ikisi de bu durumdan havalara uçar olmuşlar. Bu balonun aslında prense eş seçmek amaçlı olduğunu biliyorlarmış. Üvey kızlar da prensle evlenmeyi hep hayal etmişler, böylece çok zengin prensesler olabileceklermiş. Baloya kadar ellerinden geldiğince güzelleşmek isteyen, hayallere kapılan üvey kardeşler takıp takıştırmışlar, boyanmışlar. Bu yine de güzel olmaları için yeterli olmamış çünkü üvey kardeşleri külkedisinin aksine çok çirkinlermiş ikisi de ve ne yapsalar da onun doğal hali kadar bile güzel olamıyorlarmış. Balonun yapıldığı gece gelmiş, çatmış. Üvey kızlar anneleriyle beraber evden çıkmışlar. Görünmez bir kadından külkedisine; Niye bu kadar üzgünsün, gözyaşlarının sebebi ne? diye bir soru gelmiş. -Ben hiç baloya gitmedim, bu baloya gitmek istiyordum, demiş külkedisi. Gözyaşı dökme yavrum, gideceksin, demiş peri anne. Külkedisi bu sesin kime ait olduğunu merak edip arkasını dönmüş ve bakakalmış, karşısında mükemmel güzellikte ve kudrette bir kadın duruyormuş. Kadın külkedisinin peri annesiymiş. Külkedisi çok şaşırmış ve ne diyeceğini bilememiş. -Zaman kaybetmememiz lazım, buralarda balkabağı var mı getirebilir misin demiş. Külkedisi hemen bulmuş ve peri anne balkabağını birden altından atlı arabaya çevirmiş. Kız fareleri bulmuş ve peri anne onları atlı arabayı çeken atlar haline getirmiş. Peri anne bir sıçan istemiş ve külkedisi ikiletmeden getirmiş. Onu da atlara hakim olan faytoncu yapmış. Altı kertenkele istemiş peri anne ve külkedisi getirmiş, bunları da kızımızın atlı arabasının peşinden koşacak kahyalar haline getirmiş. Peri anne her şey tamam diye düşünmüş sonra aklına en önemli şey gelmiş. Külkedisinin yırtık pırtık kıyafetlerini mükemmel hayretlere düşürücü bir balo kıyafetine dönüşmüş, ayakkabılara camdan kristal ayakkabı olmuş. Görenleri kendine aşık edermiş. Külkedisi artık tam anlamıyla hazırmış, gitmeye hazırlanırken peri anne uyarmış: -''Bir detay var yapılan bu büyüler kalıcı değildir, gece 12'ye kadar bu büyü devam saat on ikiyi geçince her şey eski haline dönecek fayton balkabağına, atlar fareye, arabacı sıçana, elbisen eski haline dönmüş olacak. Evine geri dönmelisin, prens seni böyle görmemeli. Şimdi gecenin tadını çıkar. Bunun üzerine hemen yola koyulmuş. Sindirella baloya yetişmeyi başarmış ve herkesin dikkatlerini üzerine çekmiş, büyülü gözlerle bakmışlar. Başta üvey kardeşleri olmak üzere herkes bu denli mükemmel bir elbisenin nereden geldiğini merak etmişler ve sormuşlar. Baloya katılan soylu erkeklerin hepsi ona aşık olmuşlar ve dansa davet etmişler. Prens baloya ayak bastığı anda külkedisine aşık olmuş. Sonra hiçbir erkek Sindirella'ya yaklaşamamış. Prens ve Sindirella dansa kalkmışlar birçok kez dans ettikten sonra beraber vakit geçirmeye başlamışlar, çok güzel bir zamanmış bu. Saatler ışık hızında geçmiş, neredeyse saat on ikiye gelmiş, Sindirella durumu hatırlayıp koşmaya başlamış, prens yakalamaya çalışsa da külkedisi hızla uzaklaşmış, sarayın dışına çıktığında ise her şey eski haline dönmüş. Ayakkabıları hariç fakat diğer teki nerede bilmiyormuş, arkasında düşürdüğünden habersizmiş. Yatana kadar ağlamış. Bunun bir daha gerçek olamayacak kadar güzel olacağını düşünmüş fakat prensin bundan vazgeçmeyeceğini tahmin edememiş. Ayakkabının teki prenste kalmış ve ertesi gün ayakkabının sahibini aramak Çin tüm ülkeyi gezmeye başlamış, bulana kadar tüm geç kızlara ayakkabı giydirecekmiş. Ama o kadar evdeki hiçbir genç kıza uymuyormuş, sadece birkaç ev kalmış. Artık ümidini kaybetmeye başlamış, son evlerden birine girmiş, bu külkedisi ve üvey kardeşlerin eviymiş. Üvey kızlar bu ayakkabının kendilerine olmayacağını bilse de çok istiyorlarmış Onlar ne kadar oldurmaya çalışsalar da ayaklarına olmamış, külkedisi hizmetçilik ediyormuş ve ayakkabıyı deneyemediği için üzgünmüş. Tam evden çıkarken prensin dikkatini çekmiş ve külkedisine denettirmek istemiş. Fakat üvey kızlar ve üvey anne bu duruma: Bir hizmetçi ayakkabı deneyemez, diye karşı çıkmışlar. Ülkedeki her geç kız deneyecek, demiş. Sonrasında ayakkabıyı Sindirella'nın ayağına kendi giydirmiş . Ayakkabı uyuyormuş, işte o an birbirlerinin gözlerinin içine bakakalmışlar. Prens dizlerini çökmüş ve evlenme teklifi etmiş. Üvey kardeşler o kadar sinirlenmişler ki ama ellerinden bir şey gelmemiş. Aşkın eninde sonunda her engeli aşacağının farkına varmışlar. Sindirella evet demiş, evlenmişler ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sinsi-necmi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde uzak diyarlarda küçük bir oğlan çocuğu yaşarmış. Bu çocuk yaşıtlarına göre çok daha cin gibiymiş. İnsanları kandırır, paralarını alır sonra da bir daha yüzlerine bakmazmış. Köyde adı bu yüzden Sinsi Necmi'ye çıkmış. Sinsi Necmi'nin annesi Türkan Hanım bir başına yapayalnız bir kadınmış. Köylerde inek sağar, sütüyle de para kazanırmış. Türkan Hanım her gün ağlarmış oğlu akıllansın diye ama fayda etmezmiş. Günlerden bir gün Sinsi Necmi yine sokakta parasını alacağı birini bulmuş. Tam ona gidip kandıracakken karşıda kurulan pazarı görmüş. ''İşte bu! Ne zamandır köye pazar kurulmuyordu, şimdi bu adamlardan ne para alırım ben!'' diye düşünerek hızla pazara doğru koşmuş. Meyve satan bir adamın yanına geldiğinde alayla gülmüş. İçinden, ''Ben bu keriz adamdan ne para alırım be!'' diye geçirmiş. Zavallı yaşlı adam, ilk defa köye geldiğinden Sinsi Necmi'yi tanımıyormuş. ''Ne istersin evladım?'' diye sormuş yaşlı adam. ''Ağabey, senin ismin Muharrem mi?'' diye soran Sinsi Necmi'nin aklında yine sinsi planlar yatıyormuş. ''Allah Allah! Ee, ben ne yapacağım şimdi? Tezgahı da bırakıp gidemem ki!'' Yaşlı amca telaşla etrafına bakmış. ''Ağabey, sen köyümüze yeni gelmişsin, buyur git. Ben bakarım tezgahına.'' diyen Çakal Necmi, yaşlı amcayı kandırmış bile. Adamın arkasından giderken kahkaha atmış. Tezgahın başına geçip tüm paraları yaşlı adam görmeden cebine atmış. Çaldığı yetmezmiş gibi bir de elma yiyeyim dediği an tezgahın üzerinde elmalardan biri gözünü dikmiş Necmi'ye bakıyormuş. ''Utanmıyor musun sen çocuk! Yaşlı adamı kandırdın! O paraları zorla kazandı! Bir de beni yiyecek misin!'' Sinsi, korkuyla geriye kaçmış. Gözlerine inanamamış. ''Ne diyorsun be sen!'' diye elmaya çıkışmış Necmi. ''Yetti artık bu köye yaptıkların. Gününü göreceksin!'' deyip elma gözlerden kaybolmuş. Şaşkınlıkla etrafına bakan Necmi bir anda arkasında hissettiği kuyrukla çığlık atmış. Elma resmen Necmi'ye ceza vermiş! Günlerce elmayı arayan Sinsi Necmi, köyde rezil olmuş. Gitmediği doktor kalmamış. Ertesi gün köyde kimden para arakladıysa tek tek gitmiş teslim etmiş. En son kuyunun dibinde başlamış ağlamaya. ''Allah'ım! Ne yaptım ben? Çok büyük hata ettim, bana yardım et! Bir daha kimsenin malına el sürmeyeceğim!'' Bir anda kuyunun dibinde gördüğü elma ona gülümseyerek bakmış. ''Aferin, şimdi seni düzeltiyorum.'' deyip ortadan kaybolmuş. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışan Necmi, kuyruğunun gittiğini görünce sevinçten havalara uçmuş. O günden sonra bir daha kimsenin malına el sürmemiş, okula düzenli gidip gelmiş, büyümüş doktor olmuş! Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sirin-kedi-ve-prenses-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde uzak bir ülkede, şirin bir kedi varmış. Bu kedi, sarayın bahçesinde yaşayan prensesin en yakın arkadaşıydı. Prenses, kedinin zarifliğine ve zekasına hayrandı. Kedi, prensese her zaman neşeli anlar yaşatır ve onunla paylaşımlarıyla prensesi mutlu ederdi. Adeta beraber büyümüşlerdi ve birbirlerinin en yakın dostulardı. Bir gün, prenses yalnız kalmıştı. Sarayda herkesin işi vardı ve prenses, kendini hüzünlü hissediyordu. Kedi bunu fark etti ve prensese yaklaştı. Neden üzgünsün, prensesim? diye sordu. Prenses, kedinin yanına oturdu ve ona, Babam bana istemediğim bir prensle evlenmemi söyledi. Kendimi hiç mutlu hissetmiyorum dedi. Kedi bunu duyunca önce bir afalladı fakat daha sonra kedi, prensesi dinledi ve ona yardım etmek istedi. Sana bir fikir verebilirim prensesim. Baban seni zorla evlendiremez. Bir prens seni kalbinden sevmeden seni sevmeni bekleyemez dedi. Prenses, kedinin söyledikleriyle rahatladı ve ona teşekkür etti. Biraz da olsa üzüntüsü kedi dostu sayesinde azalmıştı. Aradan birkaç gün geçti ve prenses, sarayda bir balo düzenleyeceğini duyurdu. Balo için birçok prens davet edildi ve prenses, kediye dans edecek bir prens aramasını söyledi. Kedi, prensesin isteğini yerine getirmek için, birçok prensle görüştü, konuştu ve tanıştı. Fakat ne yazık ki prenses, hiç kimseyle dans etmek istemedi. Günler geçti ve prenses artık umudunu kaybetmişti. Derken saraya, yakışıklı mı yakışıklı bir prens gelmişti. Prens, prensesin kalbini kazanmıştı. İkilinin birbirlerine sırılsıklam aşık olduğu ortaya çıktı. Prens, prensese gerçek bir aşkla bağlandı ve ona asla zarar gelmesine izin vermedi. Bir gün, prenses kediye dönüp, Sen beni hep mutlu ettin. Senin sayende gerçek aşkımı buldum. Sen de benim en yakın arkadaşımsın. Seninle hep yanımda olmak istiyorum dedi. Kedi, prensesin bu sözleriyle çok mutlu oldu ve prensesle birlikte yaşamak istediğini söyledi. Prens ve prenses, kediyi yanlarına aldılar ve sarayda mutlu bir hayat yaşamaya devam ettiler. Böylece, prensesin kalbine giren gerçek aşk sayesinde mutlu bir sona ulaşan, kediyi de yanına alan prens ve prenses bir ömür boyu sevgi, sadakat, huzur ve güven içerisinde yaşadı. Hem sevdiği adam hem de en yakın arkadaşı olan kedi prensesin yanında olduğu için prensesin sırtı hiçbir zaman yere gelmedi. Prenses 60 yaşına geldiğinde hala 20 yaşında gösteriyordu. Çünkü en büyük ilacın sevgi ve dostluk olduğunu prens ve kediden öğrenerek tecrübe etmiş bulundu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sisman-tospik-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde yaşayan iki şirin kaplumbağa varmış. Bu kaplumbağalardan birinin adı Tospik diğerinin adı Tombak'mış. Bu iki kaplumbağa çok iyi arkadaşmış. Günlerinin çoğunu birlikte geçirirlermiş. Tombak yerinde duramayan hareketli herkese yardım etmeyi seven ve güler yüzlü bir kaplumbağaymış. Tospik ise sabahtan akşama kadar yatmayı, ağzına ne bulursa atmayı, çok severmiş. Hiç hareket etmez kimseyle de görüşmek istemezmiş. Tek arkadaşı Tombakmış. Tombak her sabah erkenden kalkıp sağlıklı bir şekilde kahvaltısını yapar sonra spor yapmaya gidermiş. Sonra diğer işlerini halleden Tombak bütün gününü çok verimli geçirirmiş. Tospik' in ise akşama kadar yaptığı tek şey yiyip içip yatmakmış. Tombak arkadaşını yürüyüşe çıkarmak için çok uğraşıyormuş. Birlikte vakit geçiririz. Sen de hareket etmiş olursun diyormuş. Evde sürekli yemek yiyip yattığın için çok şişmanladın biraz gez de zayıfla diyormuş. Bazen Tombak ile gezmeye çıkan Tospik hemen yoruluyormuş. Gezerken ormanda gördüğü meyve, sebze, mantar ne bulursa yiyormuş. Tospik bulduğun her şeyi yememelisin bu çok zararlı belki zehirli olabilirler demiş. Tospik arkadaşının dediğine aldırış etmeden gördüğü mantarları ağzına atmış. Bir ağacın altında dinlenmek için uzanmış. Aradan biraz zaman geçtikten sonra Tospik sancı çekerek uyanmış. Bir yandan kusan Tospik bir yandan ağlıyormuş. Tombak ne olduğunu anlayamamış arkadaşına yardım etmek istemiş ama elinden hiçbir şey gelmiyormuş. O yüzden ormanda herkesin yardımına koşan Bilge baykuşun yanına gitmişler. Olup biteni Bilge baykuşa anlatmışlar. Bilge baykuş Tospik için güzel bir ilaç hazırlamış. Bunu içen Tospik kendine gelmiş. Bilge baykuş tospiğin yediği bir şeyden zehirlendiğini söylemiş. Çabuk geldikleri için çok şanslı olduklarını da söylemiş. Yaptığı yanlışı anlayan Tospik bir daha asla bilmediği yiyecekleri yememiş. Bundan sonra artık o da Tombak gibi sağlıklı yiyecekler yemeye karar vermiş. Her sabah Tombak ile birlikte ormanda spor yapmışlar. Gün geçtikçe zayıflayan Tospik şişmanlıktan kurtulmuş. Böylece iki arkadaş uzun yıllar birlikte yaşamışlar. Daha fazla uyku masalları makalesi için 9 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/siyah-bulut-masali/", "text": "Bir zamanlar gökyüzünde yaşayan siyah bir bulut varmış. Bu bulutun görüntüsünden dolayı hiç arkadaşı olmuyormuş diğer bulutlar bu bulutu gördüklerinde Hemen oradan uzaklaşıyorlarmış. Siyah bulut bu duruma çok üzülüyormuş. Bu yüzden de çok ağlıyormuş Günlerden bir gün yine diğer bulutların arasına gidip arkadaş olmak istemiş ama diğer bulutlar onu asla aralarına almamışlar. Sanki canavar görmüş gibi davranıp oradan kaçmışlar. Siyah bulutsa üzüntüyle oradan uzaklaşıp bir yere gitmiş. O kadar çok Ağlamış o kadar çok Ağlamış ki yeryüzü sel olmuş. Bunu gören Güneş hemen siyah bulutla konuşmuş: Hey siyah bulut sen ne yapıyorsun görmüyor musun? Demiş. Siyah Bulut ağlamaya devam ederek karşılık vermiş: -Başını indir de bir yeryüzüne bak insanları zor durumda bıraktığının farkında değil misin sen demiş. Sen ağladıkça yağmur yağdığını fark etmiyor musun demiş o kadar çok ağladın ki yeryüzü sel oldu artık ağlamayı kesmelisin siyah bulut demiş. Siyah bulut her şeyi şimdi daha iyi anlıyormuş ama üzüntüsüne de engel olamıyormuş. Güneşe: -Görüntüm yüzünden ağlıyorum, kimse benimle arkadaş olmuyor demiş. Güneşte: Ne varmış senin görüntünde siyah diye mi üzülüyorsun demiş. Evet görmüyor musun diğer bulutlar bembeyaz Bense onlardan farklı olarak simsiyahım Onun için kimse beni sevmiyor demiş. şu üzüldüğün şeye bak sen tabii ki siyah olacaksın. Çünkü bir yağmur bulutusun. Senin diğerlerinden farklı olman çok normal çünkü senin onlarınkinden çok daha özel bir görevin var. Sen yeryüzündeki insanlar için çok önemlisin. Eğer sen Yağmur yağdırmazsan insanlar asla yaşayamazlar kendinle iftihar edeceğin yerde bir de üzülüp ağlıyorsun demiş. Güneşin konuşmaları siyah Buluta öyle iyi gelmiş ki kendinin ne kadar önemli bir görevi olduğunu hatırlamış. Artık üzülüp ağlamamaya karar vermiş. Çok geçmeden kendisi gibi diğer siyah bulutlarla tanışmış onlarla arkadaşlık kurmuş çok mutlu olmuş siyah bulut artık mutlu çok önemli bir görevi olduğunu bilen bir bulutmuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/siyah-ve-beyaz-atin-duygulu-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, büyülü bir ormanda Siyah ve Beyaz adında iki at yaşarmış. Siyah at, gururlu ve cesur bir atken, Beyaz at, nazik ve duygusal bir at olarak bilinirdi. Her ikisi de ormanda özgürce koşup oynayarak mutlu bir yaşam sürerlerdi. Bir gün, ormanda bir dizi zorlu engel bulunan bir yarış düzenlendi. Bu yarışa katılan tüm hayvanlar, kendi yeteneklerini sergileyebilmek ve kahramanlık göstermek için büyük bir heyecanla hazırlanıyorlardı. Siyah ve Beyaz at da yarışa katılmak istediler. Yarış günü geldiğinde, tüm hayvanlar bir araya geldi. Yarış başlamadan önce, herkesin gözü Siyah ve Beyaz atların üzerindeydi. Siyah at, hızı ve gücüyle dikkat çekerken, Beyaz at ise zarafeti ve duygusal yaklaşımıyla dikkat çekiyordu. Yarış başladığında, Siyah at hızla öne geçti ve liderliği ele geçirdi. Ancak, bir engelde takıldı ve düştü. Siyah at, kalkmak için mücadele etti, ancak üzgün ve hayal kırıklığı içindeydi. Bu sırada, Beyaz at ona yaklaştı ve ona moral verdi. Pes etme, sadece düşmek değil, ayağa kalkmayı da öğrenmeliyiz dedi. Beyaz at, Siyah atı cesaretlendirerek onunla birlikte yarışa devam etti. Birlikte engelleri aştılar, zorlukları yenmeye çalıştılar. Her düşüşte birbirlerine destek oldular. Onlar için yarış sadece birincilik değil, birlikte çalışmak, birbirlerine yardım etmek ve dostluk demekti. Sonunda, yarışı kazanmasalar da, Siyah ve Beyaz atın özverili çabaları herkesin takdirini kazandı. İkisi, yarışın gerçek amacının birlikte çalışmak ve birbirimize destek olmak olduğunu anladılar. Yarış sonrası, Siyah ve Beyaz at birbirine minnettarlıkla sarıldılar. Birlikte başardıkları ve dayanışmanın gücünü deneyimledikleri için çok mutluydular. Artık, birlikte daha fazla macera yaşamak ve birbirlerine destek olmak için yan yana duracaklardı. Ve böylece, Siyah ve Beyaz atın duygulu hikayesi ormanda anlatılmaya devam etti. Onların öğrendiği değerli ders, birbirimize destek olduğumuzda ne kadar güçlü olabileceğimizdi. Bu hikaye, dostluğun, dayanışmanın ve birbirimize güvenmenin önemini vurguluyordu. Ancak Siyah ve Beyaz atın maceraları sonsuzdu. Onlar, her zaman birlikte olacak ve birlikte her zorluğun üstesinden geleceklerdi. Çünkü gerçek dostluk, zor zamanlarda yanımızda olanlardır. İyi günde sürekli yanımızda birilerini bulmamız normaldir. Arkadaş ve dost tercih ederken bizi her zaman için yalnız bırakmayacak kişileri tercih emeliyiz. Siyah ve Beyaz arasında geçen bu hikayenin bize vermek istediği dersi iyi anlamalı ve ona göre tercihlerimizi yapmalıyız."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sonsuza-kadar-suren-bir-ask-hikayesi/", "text": "Günlerden bir gün yaz tatili için ailesiyle geziye çıkan Ayşe hayatının aşkıyla tanışır. Ayşe okulu bitirmiş ve ailesiyle birlikte yaşıyordu. Birbirinden farklı yetenekleri bulunan Ayşe çok güzel bir kızdı. Ev işlerinde son derece ustaydı. Ayrıca yemek yapmayı bilirdi. Tam bir ev hanımı olan Ayşe genç bir delikanlıya aşık oldu. Bu delikanlının adı Ahmet'ti. Ayşe ve Ahmet aşka önce bir süre gizli devam etti. Tanışmaları çok garip bir hikaye ile oldu. Ayşe küçük bir tatil kasabasında market alışverişine gittiğinde Ahmet'le tanıştı. Markete giderken köşe başında bulunan Ahmet'in giyim mağazasına uğrayan Ayşe burada hayatının aşkıyla tanıştı. Ahmet küçük bir butik sahibiydi. Bölgede en çok tercih edilen birbirinden farklı kıyafetler bulunan bu güzel mağaza Ahmet'in ailesinindi. Ahmet yaz tatillerinde ailesine yardımcı olmak için bu mağazada çalışıyordu. Kendine elbise bakarken Ahmet gören Ayşe önce utangaç tavırlar sergiledi. Ahmet'te Ayşe'yi görünce vuruldu. Ayşe'nin en sevdiği renk pembeydi. Mağazada elbiselere bakarken çok güzel pembe bir kıyafet gördü. Tam elbiseye doğru giderken Ahmet pembe elbiseyi doğru yönelerek ve eline alıp ''bu size çok yakışır'' dedi. Ayşe cevap veremedi ve genç delikanlı ya bakakaldı. Genç oğlan kızın utangaç tavırlarından çok etkilendi. Daha sonra beğendiği kıyafeti satın alan Ayşe dükkandan çıktı. Ahmet dükkanda tek başınaydı ve bu güzel kızla tanışmak için bir fırsat kovaladı. Hiç düşünmeden dükkana kilidi vurdu ve Ayşe'yi takip etmeye başladı. Ayşe durumdan habersizdi. Ahmet Ayşe'yi evine kadar takip etmiştir. Bu güzel kızın nerede yaşadığını merak ediyordu. Ayrıca Ahmet hiç beklemediği bir şekilde şaşkına uğradı. Çünkü Ayşe onlara çok yakın bir evde oturuyordu. Aralarında iki sokak vardı. Ahmet bu duruma çok sevindi. Ayşe'yi görebilmek için her sabah evin önünde bekleyen Ahmet onunla tanışmak için can atıyordu. Yine bir gün Ayşe ekmek almaya markete giderken Ahmet'le karşılaştı. Aslında Ahmet sokağın başında onu bekliyordu. Fakat şans eseri denk gelmişler gibi davrandı. Ayşe'yi görünce selam verdi. Dükkanından elbise aldığını söyledi ve Ayşe Ahmet'i hemen tanıdı. Ama Ayşe hemen tanıdığını belli etmedi. Önce biraz sohbet ettiler. Sonra Ahmet Ayşe'yi çaya davet etti. Ahmet ve Ayşe kısa süre içerisinde büyük bir aşk yaşadı. Aslında her ikisi de yaz tatillerinde aynı yerde vakit geçirirmiş. Ama daha önce hiç denk gelmemişler. Birbirlerine geçmişten şeyler anlatarak sohbet ederek hoş vakit geçiren iki aşık tüm yazı beraber geçirdi. Bütün yaz boyunca birbirlerini iyice tanıdılar. Yaz tatili bittikten sonra herkes kendi yaşadığı şehre geri döndü. Fakat aradaki mesafe Ahmet ve Ayşe'nin aşkına mani olamadı. Bu sonsuz aşk kısa süre içerisinde evlilikle devam etti. İki aşık herkesin imrendiği sonsuz aşkı bulmuş oldu. Herkes onların aşkına imrendi. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/soz-dinlemeyen-kucuk-kizin-selaleye-dususu-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş...Şirin bir kasabanın birinde, yaramaz mı yaramaz bir kız çocuğu yaşarmış. Bu kız çocuğu annesine ve babasına karşı bir hayli asiymiş. Ne yazık ki, sözlerini hiçbir zaman dinlemezmiş. Onlar güzel güzel anlatsa da o her zaman küçük yaşında keyfine göre yaşamak istiyormuş. Bir de evden çıkarken annesine çok yalan söylüyormuş. Yalanını yakalayan annesi, bu duruma bir hayli üzülüyormuş. Günlerden bir gün, annesinin yaptığı çörekleri sepete koyup, uzaktaki yaşlı nineye götüreceğini annesine söyleyerek, evden çıkmış. Ama elbette dürüst davranmamış. Neden böyle yaptığını anlamayan annesi, onun aklının başına gelmesini çok istemiş. Bu istek aslında dik başlı kızının başına kötü şeyler gelmemesi içinmiş. Anne ve babası kızın her dediğini yapsalar da özgür ruhu dur durak bilmiyormuş. Küçük kız çörekleri içine koyduğu sepeti koluna asmış ve yola koyulmuş. Aslında önce niyeti yaşlı nineye gitmek olsa bile, içinden bir ses çılgınlık yapması gerektiğini kulağına fısıldamış. Şelalenin yanından geçerken, nineye gitmekten vazgeçip, şelalenin kenarında piknik yapmaya karar vermiş. Şelalenin yanına gelip, piknik sepetindeki örtüyü açmış usul usul, buraya yerleşivermiş. Annesinin yaptığı çörekleri, büyük bir afiyetle yemiş. Yaz günü çok sıcak olduğundan, ayakkabılarını çıkarıp, şelaleye ayaklarını sokmayı çok istemiş. Öyle çok istemiş ki, heyecanla ayakkabılarını çıkararak, koşar adım şelaleye ilerlemiş. Bu sırada ayağı öyle bir kaymış ki, şelalenin içine yuvarlanıvermiş. Bir onu kurtarsın diye, sesi kısılana kadar çığlık atmış. Etrafta kimse görülmüyor ve yavaş yavaş kıyıdan uzaklaşmaya başlıyormuş. Bu esnada uzaktan bir köylü amca, kızın çığlıklarını duymuş. Şelalede birinin bağırdığını görünce de hızla sese doğru koşmuş. Gördüğü manzara karşısında çok şaşırmış. Çünkü buraya girilmesi aslında yasakmış ama yasaklar bu kıza çok cazip geliyormuş. Hemen suya dalmış ve kızı kurtarmış. Kız sudan aldığı gibi çimenlerin üzerine oturtmuş ve başlamış nefesini düzeltmesini beklemeye. Sonra burada ne aradığını, neden girilmesi yasak suya girdiğini, hepsini tek tek sormuş. Kız hepsini tekrar tekrar anlatmış. Anlattıkça da köylü amcanın uyarılarını dinlemek zorunda kalmış. Bir daha annesinin sözünden çıkmaması konusunda, bu olay kulağına çok büyük bir küpe olmuş. Daha Fazla Masal İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/soz-dinlemeyen-tren-bobi-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde uzak ülkelerin birinde yaşayan ve insanları sevdiklerine kavuşturmak üzere ülkeden ülkeye yolculuklar yapan trenler varmış. Bu trenler içerisinde yaramazlıkları ile dikkat çeken Bobi herkes tarafından çok sevilen sevimli bir trenmiş. Bobi özellikle uzak mesafelere gitmeyi çok severmiş. Uzak mesafe yolculuklarında farklı yerler görmek ve farklı insanlar ile tanışmak onun için büyük bir keyifmiş. Yol boyu eşsiz manzaralardan geçerken manzaranın tadını yolcuları da doyasıya çıkarabilsin diye bu yollarda özellikle yavaşlarmış. Her gittiği yerde mutlaka daha önce tanışmadığı yeni bir arkadaş bulur ve onunla uzun uzun sohbet edermiş. Bir gün yine uzun mesafe bir yolculuk işi çıkmış. Her zaman olduğu gibi Bobi bu işi seve seve kabul etmiş. Tüm yolcuları gardan alarak yolculuğa başlamak için sabırsızlanıyormuş. Tüm bakımlarını ve ihtiyaçlarını yaptıktan sonra garda konuklarını beklemeye başlamış. Kalkış vakti geldiğine tüm konuklarını alarak yola koyulmuş. Yolun keyfini çıkara çıkara giderken, yola çıkmadan önce daha önce bu yolu kullanarak gideceği yere giden tren abisinin ona yapmış olduğu uyarıyı hatırlamış. Tecrübeli tren Bobi'ye yol boyu bir süre yüksek dağların olduğunu ve bu dağların tehlikelere söz konusu olabileceğini söylemişti. Bu dağları geçerken diğer tarafın manzarasının güzelliğine kapılmaması gerektiğini ve bu dağlık bölgeden mümkün olduğunda hızlı geçmesi gerektiğini vurgulamıştı. Bobi yol boyu keyifli keyifli giderken tam da abisinin bahsettiği yere gelmiş. Muhteşem bir manzara eşliğinde yolun keyfini çıkarırken abisinin sözünü ettiği hızlanma konusunu unutan Bobi kendini ve yolcularına büyük bir tehlikenin içine atmış. Yolu mümkün olduğunda hızlı geçmesi gerekirken, olabildiğince yavaş bir şekilde geçiyormuş. Büyük bir gürültü ile manzaranın büyüsünden çıkan Bobi neler olduğunu anlamak için motorlarını durdurmuş. Bir ne görsün ki, dağdan kopan ve tren rayları üzerine düşen koca bir kaya parçası tüm yolu kapamış. Bobi şimdi tehlikenin boyutunu çok daha iyi anlıyormuş. Bu tehlikeli yolda ne kadar az kalınırsa o kadar iyiymiş. Bu seferlik söz dinlemeyi unutan Bobi'nin yaşadıkları ona büyük bir ders olmuş. Bundan sonra ne kendini ne de yolcularını asla riske atmayacakmış. Uzun uğraşlar neticesinde açılan yoldan geçerek yolculuğunu tamamlayan Bobi başından geçenleri tren garındaki tüm tren dostları ile paylaşmış. Herkesin bundan iyi bir ders alması gerektiğini de özellikle vurgulamış. Söz dinlemeyen Bobi yaşayarak tecrübe ettiği olaylardan ders çıkarmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/su-ve-jojonun-maceralari/", "text": "Her yangından sonra evlerine yetişebilmek için hızlı hızlı koşan tavşanların arasında büyümüş olan Su bu mevsimde artık tamamen taşınacaktı. Büyük bir şehirde yaşayacağı söylense de kendinden ve bu söylentiyi söyleyenlerden emin değildi. Güzel bir şehir ve yatak hayali kuran Su arkadaşlarını bırakacağı için oldukça üzgün ve çaresizdi ama bir yandan hayalindeki o yaşantıya sahip olacaktı. Bu hayaller onu her şeyden çok mutlu ediyordu ve kötü düşüncelerden arınmasına sebep oluyordu. Temiz ve refah bir yerde yaşamak herkesin gibi onun da hayaliydi. Kendini büyük bir arabanın içinde tüm eşyaları ile göç ederken bulmuştu bir anda. Cebinde ona rahatsızlık veren sürekli kaşındıran bir şey var gibiydi. Elini ne zaman oraya atsa ve iyice kontrol etse hiçbir şey olmadığını anlayıp çekiyordu. Daha fazla dayanamayıp elini bir daha attığında tüy yumağı içerisinde bir tavşan olduğunu anlar. Bu tavşan onun sır arkadaşı ve hatta daha çok kardeşi gibi olan Tavşan Jojo' ydu şoförün görmemesi için büyük bir çaba gösteren Su eli ile sus işareti yaparak ona onun ne için burada olduğunu sormaya çalışsa da Jojo esnek arka bacaklarını iterek hızla arabanın arka kısmına kaçtı. Sesiz sedasız bu olayı halletmek isteyen Su ne yapacağını şaşırmış bir durumdaydı. Su'yun garip hareketlerini fark eden şoför elini arka koltuğa atarak bir sorunun olup olmadığı sordu. Olanları gizlemek isteyen Su kekeleyerek bir problem olmadığını aksi takdirde hemen söyleyeceğini ifade etti. Karışık hisler içerisinde bekleyen Su ceketinin cebinden kafasını çıkarmış olan küçük Jojo' yu fark etti. Küçük bir tebessüm ile kafasını okşayıp avucunun içine aldı. Gözlerinin içine bakınca kıyamadı ve onu da bu büyük ıssız şehre götürme kararı aldı. Fark edemediği bu şirinlik artık onun için daha kıymetli hale gelmişti. Onun da belirtemediği bu mutluluk ikisinin de gözlerinden okunuyordu. Daha fazla çaktırmadan onu tavşan Jojo' yu çantasının içerisinde koydu. Olanlardan biraz şüphelenmeye başlayan şoför ise mırıldanmaya başlamıştı. Arabayı bir benzin istasyonuna çeken şoför olacakları planlamak ile meşguldü. Kendisi hakkında hiçbir şeyden habersiz olan Jojo en masum şekilde Su'yun lavabodan gelmesini beklemekteydi. Birden çantanın içerisinde sarsılan Jojo ne olduğunu anlayamadan sıkı ve kalın bir elin arasında olduğunu gördü. Nefessiz kalığını fark etse de aklından geçen tek şey Su oldu. Hızlı bir şekilde yeşilliklerin arasına koşan şoför birden Jojo' yu acımasızca savurdu. Çaresizlik ve acının hepsini bir anda hisseden bu iki küçük çocuk büyük bir oyuna yenilgi olmuştu. İkisi de birbirinden bağımsız bir şekilde hayatlarını sürdürmek zorunda kaldılar. Her ne kadar kalpleri başka evrende çarpsa da birbirlerini her zaman her yerde andılar. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sudenin-orman-gezisi-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanda gezmeye bayılan Sude adında küçük bir kız yaşarmış. Ormanda dolaşıp kitap okumayı ve dinlenmeyi, oradaki hayvanlara yem bırakmayı, onların üzerinde uzanıp mantarların kokusunu almaya bayılırmış. Bazen ormanda yetişen orman meyvelerinin tadına bakmayı çok severmiş. Yine bir gün çok güzel bir sonbahar gününde ormanda geziye çıkmış. Yine değişik renkte mantarlara bakarken parmaklarının ucunda hafif bir yürüyüş sesi duymuş. Hemen arkasına, sağına, soluna bakmış ama kimseyi görememiş. Bir süre sonra birtakım sözler duymuş. - Nereye koydum ben bunu az evvel buradaydı. Ah şimdi ne yapacağım Sude hemen bir ağacın arkasına saklanıp sesin nereden geldiğini tespit etmeye çalışmış. Bir süre sonra gördükleri karşısında hayretler içerisinde kalmış. Üzerinde şirin, pembe bir elbisesi olan, minik bir peri görmüş. Peri bir çiçekten diğer çiçeğe atlıyormuş. Sude gözlerine inanamamış. Gözlerini ovuşturup tekrar bakmış. Ancak Peri onun yanına geldiğinde olanların gerçek olduğunu anlamış. Sude tüm cesaretini toplayarak periyle konuşmuş. - Merhaba minik peri. Burada ne arıyorsun? Karşısında kocaman bir çocuk gören peri korkup çiçeğin üzerinden yere düşmüş. - Merak etme sana zarar vermeyeceğim Sanırım bir şey arıyorsun sana nasıl yardım edebilirim? demiş. Peri ilk başta çok korksa da Sude'nin nazik sesine karşılık vermiş. - Ben bir orman perisiyim. Buradaki hayvanların zarar görmemesi için çalışıyorum. Ama şimdi elimdeki asamı kaybettim. Hayvanlar için kışın erken gelmesini engelliyordum. Ancak bazı yerler çok soğuk olmaya başladı. Bazı böcekler henüz kış için hazır değil. Bu onlar için çok erken ve benim bunu durduracak asam yok demiş. Ormanda defalarca kez gezen Sude buranın her köşesini çok iyi biliyormuş. Bu yüzden periye, - Merak etme minik peri senden çok daha büyüğüm ve uzakları görebiliyorum. O yüzden asanı bulmana yardım edeceğim demiş. Ormanın her köşesini peri ile birlikte didik didik aramışlar. Ancak asa yer yarılmış da içine girmiş. Hiçbir yerde yokmuş. Sude'nin aklına bir fikir gelmiş. Saksağanların parlak şeyleri sevdiğini hatırlamış. Hemen bir saksağan yuvasına tırmanıp bakmış. Asa orada duruyormuş. Asayı alıp aşağıda bekleyen periye vermiş. Peri Asayı bulduğu için Sude'ye teşekkür edip tekrar görevinin başına dönmüş. Sude de ormana ve burada yaşayan hayvanlara yardım ettiği için çok mutlu olmuş ve evinin yolunu tutmuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Hikaye Oku Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sukursuzlugun-akibeti/", "text": "Vaktiyle bir hükümdarın oğlu, atıyla seyir halindeyken attan düşmüş. Bu düşme sonucu boyun kemikleri birbirine girmiştir. Boynu, fil boynu gibi gövdesine batmıştı. Bir yere bakmak için tüm vücuduyla dönüyordu. Hükümdarın yurdunda bulunan tüm doktorlar, çareleri tüketmişti. Komşu ülkelerden birisinde yaşayan bir doktor, hükümdarın oğlunun boynunu düzeltmişti. Kemiklerini ve damarlarını düzelterek, başını eski haline getirmişti. O doktor olmasaydı, hükümdarın oğlu ömür boyu sakat kalacaktı veya ölecekti. Şehzade, tohumları yaktıktan sonra hapşırmaya başladı. Hapşıran şehzadenin başı eskisi gibi olmaya başladı. Hükümdarın emri ile doktor çok arandı ama doktor bulunamadı. Hükümdar, doktordan özür dileyecekti. Ancak doktordan haber alınamadı. Hükümdar teşekkür ve özür için geç kalmıştı. Ne yazık ki iş işten çoktan geçmişti."} {"url": "https://www.masallaroku.com/sunam-turkusunun-hikayesi/", "text": "Fahri bey ile Suna Hanım'ın hazin sonunu anlatan bu türkü dilden dile günümüze ulaşmıştır. Sunam türküsü Fahri Bey'in intihar eden eşinin ardından yaktığı bir türküdür. Suna, Fahri Kayhan adlı bir adamın eşidir. Fahri Bey, eşi Suna'yı çok sever. Bunu her fırsatta dile getiren bir adamdır. Suna da Fahri Bey'i çok sevmektedir. Dillere destan bir sevdaları vardır. Hamamda yıkanmak o zamanın kadınları için en büyük eğlencedir. Kadınlar belirlenen günlerde toplanır ve birlikte hamama giderlerdi. Yine bir gün hep birlikte hamama giderler. Kadınların içinde bulunan Neriman Hanım Suna Hanım'ın sırtındaki, kimsenin bilmediği beni görür. Aynı zamanda Neriman Hanım, Suna Hanım'ın yakın arkadaşıdır. Ama Suna Hanım'ın sırtındaki beni kıyafetlerinden dolayı daha önce görmemiştir ve çok dikkatini çekmiştir. Neriman Hanım eve döndüğünde Suna Hanım'ın sırtındaki beni kocası Mustafa Bey'e anlatır. Aradan günler geçer gider. Bir gün Fahri Bey, evinin yakınındaki bir kahvehanede Mustafa Bey ile karşılaşırlar. Aralarında geçen konuşmalardan sonra karşılıklı tartışmalar, küfürleşmeler başlar. Fahri Bey'in tehdidine karşı Mustafa Bey; Sen benimle kavga edeceğine, karına sahip çık. Ben senin karının sırtındaki beni bile bilirim diye çıkışmıştır. Fahri Bey duyduklarına inanamaz. Tek aşkı Suna Hanım'ın ona ihanet ettiğini düşünür bir an. Bir yabancı adam karısının sırtındaki beni nasıl bilebilirdi. Eve döndüğünde Fahri Bey'e her şeyi anlatır Suna Hanım. Fahri Bey, Suna Hanım'ın gözlerinin kendisinden başka kimseyi görmediğinden emin olmuştur. Fahri Bey ikna olur ve Suna Hanım'ın kendisini aldatmadığından emindir ama kafasındaki şüpheler asla geçmez. Bu sorundan sonra Fahri Bey Suna'ya kötü davranmaya başlamıştır. Bir akşam yemekte, bir nedenle bir tartışma başladıktan sonra, Fahri Bey ceketini alıp dışarı çıkar. Sabah eve gelir. Eve girdiğinde gördükleri karşısında şaşkına döner. Tek aşkı Suna Hanım kendini asmıştır. Suna Hanım bir mektup bırakarak intihar etmiştir. Kendini asması ve kocasının o halde onu bulması ve ağzından o an dökülen sözler günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Sözleri de oldukça duygu yüklüdür. Fahri Bey, sevgilisinin cansız bedenini ipten ayırarak yere serer. Bu artık Fahri Bey için dayanılmaz bir acıdır. Sözlerin bittiği yerde, Suna Hanım'ın başucunda bu yürekleri yakan Sunam türküsünü yakmıştır. Sunam türküsü yaşanmış bir olay olması nedeni ile oldukça dikkat çekicidir. İçerisinde aşkı da barındıran bu türkü günümüze kadar gelmişolup birçok sanatçı tarafından da sevilerek seslendirilmiştir. Şarkının gözleri de oldukça duygu yüklü olmakla beraber bir yaşanmışlığı da beraberinde sunmaktadır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/suskun-papagan-masali/", "text": "Okulun birinde sarı ve mavi renkte tüyleri olan güzel mi güzel bir papağan varmış. Okulun girişinde herkesin görebileceği bir köşede genişçe bir kafesin içinde yaşarmış. Okulun öğrencileri papağanı çok sever ve onunla vakit geçirmeye bayılırlarmış. Fakat papağan oldukça sevimli olmasına rağmen derin bir sessizliğe bürünmüş. Bu yüzden hep ismi Suskun Papağan olarak kalmış. Okulun öğrencileri papağanı konuşturmak için çok büyük uğraşlar vermiş. Ama ne yaptılarsa nafile. Papağan konuşmamış. Papağan konuşamasa da sevimli hareketleri ile oldukça sempatikmiş. Teneffüslerde dolup taşan koridoru papağan seyre dalmış. Derin bir iç çekerek içinden bir şeyler mırıldanır gibi olmuş. Bu durumu fark eden bazı öğrencilerin aklına bir fikir gelmiş. Hiç vakit kaybetmeden hemen işe koyulmuşlar. Bir kuş pazarına gidip Suskun Papağan için arkadaş olabilecek başka bir papağan alınmış. Koştura koştura okula gelen öğrenciler nefes nefese kalmış. Suskun Papağan için büyük bir sürpriz için hazırlıklar başlamış. Uykuda olduğu bir vakit kafesin kapısı açılmış ve arkadaş papağan sessizce kafesin içine bırakılmış. Suskun Papağan yavaş yavaş uyanmaya başlamış. Gözlerini açtığı vakit şaşkınlıktan öylece kalakalmış. Bakışlarına derin bir tebessüm konup içinde kelebekler uçmaya başlamış. Suskun Papağan arkadaş papağanı görünce hemen konuşmaya başlamış. Bunu gören öğrenciler, mutluluktan havalara uçmuş. Meğerse uzun süre sessiz kalan Suskun Papağan hep yalnızlıktan sessiz kalmış. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/suzan-suzi-turkusunun-hikayesi/", "text": "Anadolu'nun zengin topraklarında büyümüş birçok türkünün kimi zaman acıklı kimi zaman neşeli hikayeleri mevcuttur. Helenistik kültürün doğduğu ve binlerce kültürün birleştiği Anadolu topraklarında Suzan Suzi türküsünün hikayesi de umut dolu ancak acı bir sonu olan bir hikayeye sahip. Hikaye Anadolu'nun Diyarbakır şehrinin güneyinde batısında bulunan Dicle nehrini herkes bilir. Bu nehrin yakınlarında bulunan ve adın Kırklar Dağı denen bir coğrafya bulunmakta. Türkünün coğrafyası birçok anlatıcı tarafından detaylı işlenmemiş ancak dönemin halk anlatıcıları, meddahlar, halk buluşmalarında bu hikayeyi derinine betimleyerek ve abartarak anlatırlardı. Hikaye Süryani bir ailenin şehre gelmesi ve yerleşmesiyle başlıyor. Hikayede bahsedilen Süryani ailenin uzun zamandır çocuğu olmuyormuş. Bölge efsanelerine göre şifa kırklar dağının arkasında kırklar ziyareti adını verdikleri bir bölge varmış. Halk arasında çocuğu olmayanlar bu bölgeye gider ve dilekler dileyerek şifa bulmayı umarlarmış. Süryani aile de son çare olarak bu bölgeye gidip içten dileklerini sunmuşlar. Ailenin bu içten ve saf dileklerini duyan güçler, Süryani aileye bir çocuk bağışlamış. Çocuğun adına Suzan Suzi koymuşlar. Suzan adı bölge yerlilerinin anlayabileceği Osmanlıca isim, Suzi de Süryani ailenin mensup olduğu dine hitaben konmuş bir isim. Kızın annesi tarafından çok seviliyor ve korunuyormuş. Çekirdek ailenin tek çocuğu olarak el üstünde tutulan Suzan Suzi varlıklı bir ailenin mensubu olarak iyi bir eğitim alıyormuş. Annesi her yıl çocuğunun doğum gününde onu kırklar ziyaretine götürerek kurbanlar kesiyormuş. Süryani anne ona çocuk doğurması için tılsımlayan güçlere minnetini sunmak için her yıl bu geleneği tekrarlamaya devam etmiş. Yıllar geçtikçe Suzan Suzi büyümeye ve güzelleşmeye başlamış. Kızın güzelliği o kadar eşsizmiş ki bölgede efsane olmuş. Aile çocuklarını kendi gözlerinden dahi sakınarak koruyup kolluyormuş. Yıllar geçmiş ve kızın evlenme yaşı gelmiş. Annesi her yıl yaptığı gibi yine kızını alarak kurban kesmeye kırklar ziyaretine gitmiş. Yanlarında sayılmayacak derecede hizmetçi varmış. Her biri kızın ve annenin yolculukta konforunu sağlamak ve korunduklarından emin olmak için görevlendirilmiş. Anne kızıyla bölgeye vardığında hizmetliler kurban kesme töreni için hazırlık yapmaya başlamışlar. Kızı daha önce şehirde gören Adil isimli genç çocuk da onları takip etmiş. Kurban kesme telaşına kapılan anne ve hizmetçilerin, gözünden uzak Adil ve güzeller güzeli kız göz göze gelmişler ve o anda aşık olmuşlar. Adille beraber Kırklar dağına kaçan kız o gece sevgilerini paylaşmışlar. Günlerce bu durum devam etmiş. Ancak bu durumun şehirde yayılmasıyla kız utancından dayanamayarak on gözlü köprüden atlayarak canına kıymış. Adil sevdiceğinin ölmesine dayanamayarak aynı köprüden atlamış sevdiğine kavuşmak umuduyla. Bu hazin hikaye bölgedeki ozanların ölümsüzleştirmesiyle bugün dillerden düşmeyen türkünün doğmasına neden olmuş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tahir-ile-zuhre-hikayesi/", "text": "Geçmiş zamanın birinde zengin ve tanınmış bir padişah yaşarmış. Padişahın askeri, malı, mülkü, kısaca her şeyi varmış. Fakat padişahın çok büyük bir derdi vardır. Çocuğu olmayan padişahın gitmediği doktor kalmamış. Bir türlü derdine çare bulamayan padişah kendini eğlenceye vermiş. Bir bahçe yaptırmış ve zamanının çoğunu burada geçiriyormuş. Günün birinde vezirini yanına alan padişah çarşıda dolaşmaya çıkmış. Çarşıda dilenci ile karşılaşan padişah dilencinin duasına kayıtsız kalamamış. Dilenci Kim bana altın verirse Allah onun muradını gerçekleştirsin diyormuş. Padişah dilenciye para vermiş ve bahçesine geri dönmüş. Bahçede bir ağacın altında oturup dinlenen padişah az ötede yaşlı bir derviş görür. Derviş marifetleri olduğunu söylermiş. Bunu duyan padişah veziri ile dervişin yanına gider. Dervişten, gönüllerinden geçeni bilmesini ister. Derviş, padişahın da vezirin de evlat istediklerini bilir. Bunu duyan padişah dervişten yardım ister. Derviş cebinden bir tane elma çıkarır. Bu elmayı ikiye böler. Bir parçasını padişaha bir parçasını da vezire uzatır. Eğer bu elmaları yerlerse ikisinin de çocuğu olacaktır. Derviş padişaha kızı olacağını vezire de oğlu olacağını söyler. Sonra da çocukları ayırmamalarını ve büyüdüklerinde de evlendirmelerini söylemiş. Padişah ile vezir buna çok sevinirler. Elmayı yerler ve dokuz ay sonra dervişin dediği gibi padişahın kızı, vezirin de oğlu olur. Padişah kızına Zühre adını, vezir de oğluna Tahir adını koyar. Tahir ile Zühre beraber büyürler. En iyi hocalardan ders alırlar. İkisi de çok zekidir ve öğretilen her şeyi hemen öğrenirler. Henüz on yaşındayken Zühre Tahir'e sevdalanır. Zühre, Tahir'i uyuduğu sırada öper. Tahir uyanır ve buna çok kızar. Kardeş olduklarını düşünen Tahir, tepki gösterse de ertesi gün uyuduğu sırada Zühre tarafından yine öpülür. Tahir çok sinirlenir ve bu sefer Zühre'yi döver. Bu duruma çok üzülen Zühre Allah'tan sevgisinin yarısını Tahir'e vermesini ister. Zühre'nin duası kabul olur ve Tahir de Zühre'ye aşık olur. Bu sefer de Zühre naz yapmaya başlar. Fakat kardeş gibi büyüseler de kardeş olmadıklarının farkına varan Tahir ile Zühre birbirine iyice bağlanır. Aşklarını birbirlerine türküler söyleyerek dile getirirler. Bunları Arap bir köle görür ve padişahın karısına haber eder. Padişah artık kızının Tahir'le evlendirmeleri gerektiğini söyler fakat karısı Zühre'nin bir padişahın oğluyla evlenmesini istemektedir. Padişah da Tahir ile Zühre'nin aşkını kendi gözleriyle görüp emin olmak ve ondan sonra karar vermek ister. Tahir bu arada rüyasında kendisine iki kara köpeğin saldırdığını görür. Tahir rüyasına anlam veremez. Bu sırada padişahın karısı kötü planlar peşindedir. Bir sihirbazdan kocası için sihir yapmasını isteyen kadın, padişahın Tahir'den soğumasını sağlar. Tahir'i artık görmek istemeyen padişah onu saraydan kovar. Tahir, Zühre'nin aşkı ile yanıp tutuşur. Zühre'nin yaşadığı köşkün önüne gelip sitem dolu türkülerle duygularını dile getirir. Zühre olan biteni dadısından öğrenir ve sihir yapıldığını Tahir'e açıklar. Arap köle yine bunları görür ve padişaha haber verir. Padişah bu sefer Tahir'i Mardin'de bir zindana attırır. Tahir Mardin'de yedi yıl kalır. Bir gün zindandan kurtulmak için Allah'a dua eden Tahir'in duası kabul olur. Zindanın kapısı açılır ve Hızır siyah atıyla gelir. Tahir'i alıp Zühre'nin köşkünün önüne bırakır. Zühre ile Tahir geceleri gizli gizli buluşarak birlikte vakit geçirir doya doya eğlenirmiş. Tahir yine bir gün rüyasında kara köpekler görür. Zühre ile görüştükleri sırada arap köle olanları görür ve padişaha haber eder. Padişah bu sefer üstü açık bir sandığa koyduğu Tahir'i Şat suyuna bıraktırır. Şat suyu kenarında Göl padişahının yaşadığı saray vardır. Zühre de bunu bilmektedir. Göl padişahının kızına bir mektup yazar. Göl padişahının üç kızı vardır ve kızları da Tahir'i sevmektedir. Tahir'i bulup kurtarırlar. Kızların kendisi için kavga ettiğini gören Tahir hemen oradan kaçar. Bir çeşmenin başına varan Tahir burada dua eder ve uykuya dalar. At sesine uyanan Tahir, yanında bir derviş görür. Derviş onu atına alır ve gözlerini kapatmasını söyler. Biraz gittikten sonra Tahir'e gözlerini açmasını söyleyerek onu Zühre'nin köşkünün önünde indirir. Davul zurna sesleri duyan Tahir, Zühre'nin dadısını bulur ve ondan Zühre'nin düğünü olduğunu öğrenir. Kadın kıyafetleri giyerek düğüne gelen Tahir, Zühre'yi bulur ve hamama giderken kaçmaya karar verirler. Arap köle yine Tahir'i fark eder ve padişaha haber verir. Padişah Tahir'i yakalattırır ve mecliste kızını anmadan üç hane türkü söylerse onu affedeceğini açıklar. Tahir iki hane türküyü söyler fakat üçüncüde Zühre'nin içeri girdiğini görür ve onun ismini kullanır. Padişah Tahir'in boynunu vurdurmak için emir verir. Tahir boynunu vurulmadan önce namaz kılmak ister ve ruhunu alması için Allah'a dua eder. Tahir'in duası kabul olur ve oracıkta ölüverir. Tahir'in öldüğünü duyan Zühre aklını kaçırır. Saray hekimleri Zühre'ye bir çare bulamaz. En sonunda Tahir'in etini yedirmeyi isterler fakat Zühre bunu öğrenir ve çok kızar. Tahir'in mezarına giden Zühre ruhunu alması için Allah'a dua eder ve o da ölür. Mezarda Zühre'yi ölü göre Arap köle, ona olan aşkından kendini hançerle öldürür. Kızını Tahir'e vermeyen Padişah da pişman olmuştur ama artık her şey için çok geçtir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tamir-etmeyi-ogreniyorum-masali/", "text": "Küçük Tayfun ve babası bir gün markete gitmeye karar vermiş. Tayfun markete gitmeyi çok seviyormuş. Birbirinden farklı yiyecek ve içecekleri raflarda kendi seçerek canının istediğini almış. Eve geldiklerinde tüm bu yiyecekleri güzelce dolaba yerleştirmişler. Birkaç saat sonra sevdiği içeceği almak için dolaba doğru giden Tayfun dolabın çalışmadığını fark etmiş. Hemen babasına gidip dolabın bozulduğunu söylemiş. Babası önce kendi bakmak istemiş. Daha sonra bazı ayarlamalar yaparak dolabı eski haline getirmiş. Bunu gören Tayfun babasına çok imrenmiş. Tamir konusunda ustalaşmak istemiş. Tayfun ve babası yine bir gün alışverişe gittiklerinde oyuncak bölümüne uğramışlar. Markette tamir setleri varmış. Tayfun bu setleri görür görmez hemen babasından istemiş. Babası da ona tamir etmeyi öğrenmesi için bu setlerden birkaç tane almış. Heyecanla eve gelen Tayfun tamir setlerini teker teker açmış. Setlerin içinden çıkan parçalar plastik ve Tayfun'a zarar vermeyecek şekilde tasarlanmış. Bu sayede anne ve babası güvenle Tayfun'un çeşitli tamir görevlerini yerine getirmesine izin vermiş. Tayfun önce oyuncak bir radyo tamir etmiş. Daha sonra mutfak gereçleri gibi bazı ekipmanların tamirini de yapmış. Birbirinden farklı eşyaları tamir etmek Tayfun'a çok iyi gelmiş. Tayfun artık eline tableti almıyor ve tamir işiyle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini unutuyordu. Babası ve annesi bunu gördükten sonra Tayfun'u doğru bir şekilde yönlendirmeye karar verdiler. Tayfun'un bu becerisini okuldaki beceri derslerine taşıdılar. Öğretmenine anlattığı var ve Tayfun okuldaki beceri derslerinde başarılı oldu. Tayfun'un becerisini gören ailesi ona doğru yönlendirdiği için Tayfun büyüyünce büyük bir makine mühendisi olacaktı. Ailesinden destek olan Tayfun kendi becerisini özgürce kullanabildi. Ayrıca bu becerisi için elinden geleni yaptı. Tamir edip bir şeyleri yenilemek ve makinelerin çalışma sistemini anlamak Tayfun için büyük bir işti. Tayfun artık ne istediğini daha iyi biliyordu. Çünkü makineler konusunda usta olmak istiyordu. Tayfun babasıyla araç tamir yapıyor, evdeki küçük ev aletlerini yeniliyor ve elektronik her eşyanın durumunu kontrol edebiliyordu. Keyifle yaptığı bu işi ilerleyen zamanlarda meslek haline getirebilecekti. Çünkü Tayfun makineleri çok seviyordu. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tarla-kusu-ile-minik-yavrulari-masali/", "text": "Bir Varmış bir yokmuş ilkbahar gelmiş çiçekler rengarenk etrafı süslemiş ağaçlar tomurcuk açmış. Yağmur taneleri yapraklarının üzerinden süzülürken Bütün kuşlar yumurtalarının üzerine oturup yavru çıkartırlarmış. Biraz tembellik etmeyi vaktinin çoğunu zevk ve eğlence için de geçirmeyi seven bir tarla kuşu bu en önemli görevini hatırlamak bile istememiş. Fakat yazın ortalarına doğru aklı başına gelmiş. Telaş içinde yumurtlamış ve kış gelmeden önce yavruların çıkmaları için Allah'a dua etmeye başlamış. Endişe ile geçen günlerinden sonra yavrular birer birer yumurtalardan çıkmışlar. Artık sararmaya başlayan buğday saplarının arasına neşeli neşeli cik cik etmeye başlamışlar. Yavrular Biraz büyüyünce anne tarla kuşu onları yalnız bırakmaya başlamış tarlalara veya bahçelere gidip yavruları için yiyecek arıyormuş. Yaz mevsimi artık sona ermek üzereymiş. Yine günlerden bir gün anne tarla kuşu yuvadan ayrılırken yavrularına tarlaya gelip gidenlerin konuşmalarına dikkat etmelerini döndüğü zaman ona anlatmalarını söylemiş. O gün tarlanın sahibi ve oğlu gelmişler ihtiyar adam buğdayları dikkatlice gözden geçirip oğluna buğdayların olgunlaştığını köydeki insanlara en kısa sürede ekinleri biçmek için yardıma gelmeleri gerektiğini söylememiz gerekiyor demiş. Akşam olunca yuvasına dönen anne tarla kuşuna yavruları o gün bütün duyduklarını kelime kelimesine anlatmışlar. Anne tarla kuşu yavrularına Merak edecek bir şey yok. Daha birkaç gün burada yaşayabiliriz yalnız siz tarlaya gidip gelenlerin konuşmalarını yine bana söylemeyi ihmal etmeyin tamam mı ?diye söylemiş. Ertesi sabah anne tarla kuşu yuvasından ayrılmış Akşam olunca yuvasına döndüğü zaman yavrularını heyecan içinde bulmuş. İçlerinden birisi Bugün de yine o iki adamın geldiğini buğdaylara baktıklarına içinden ihtiyar olanının genç olana biçme zamanının geçtiğini söylediğini, köydeki insanların yardıma gelmediklerini yarın sabah tırpanları alıp kendilerinin yapması gerektiğini anlatmış. Akşam olup hava kararmaya başlamış olmasına rağmen hep beraber uzaklara göç etmişler. Anne tarla kuşu başına geleceklerini anlayıp yavrularını böylelikle tehlikeden uzak tutmuş. Daha fazla uyku masalları için 7 yaş masalları kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tatli-soz-baldan-daha-tatlidir-masali/", "text": "Bir zamanlar kendini çok seven, sürekli kendi güzelliğini anlatan bir küçük arı varmış. Bu arı ilkbahar ve yaz aylarında çok çalışır, çiçek çiçek dolaşır ve durmadan bal yaparmış. Aaa bir de bizler için küçük ama o arıcık için büyük bir durum varmış ki o arı diğer arılardan daha lezzetli ve daha çok miktarda bal yaptığını düşünürmüş. Kendi küçük bedeniyle en çalışkan ve en güzel arı kendisinin olduğunu düşünürmüş. Günlerden bir gün o çiçek senin bu çiçek benim dolaşırken kraliçe arı onu görmüş. Bizim arı o kadar kibirliymiş ki diğer arılar kraliçe arının etrafında pervane olurken o görmemiş bile kraliçeyi. Kraliçe arı kendisini fark etmeyen bu arının kim olduğunu hemen etrafındaki muhafız arılara sormuş. Arılar bizim arının güzelliğini dilden dile dolaştırarak kraliçe arıya iletmişler. Kraliçe arı bu merak uyandıran arıyı görmek istemiş. Hemen en yakınında bulunan arıyla haber göndermiş. Ancak kraliçenin gönderdiği arı şaşakalmış. Çünkü bizim arıyı hiçbir yerde bulamamış. Bizim arı yine bal yapmakla meşgulmüş. En sonunda bulabilmiş bizim arıyı ve kendisini kraliçe arının görmek istediğini söylemiş. Bizim arı gelemeyeceğini bildirmiş diğer arıya. Bir de kendi kendine daha çok işim var diye söylenerek kanatlanmaya devam etmiş. Diğer arı çaresiz kraliçenin yanına giderek bu durumu bildirmiş. Kraliçe arı çok üzülmüş bu duruma. Çünkü bu dilden dile güzelliği dolaşan arıyı bir kez olsun yakından görmek istemiş. Ama bizim arı kraliçenin bu davetini kabul etmeyecek kadar da kaba bir arıymış. Kraliçe kendi kendine bu arıya ders vermek istemiş. Bir gün kraliçe arı kendi halinde dolaşırken bizim arıya rastlamış. Bu kez kraliçe arı bizim arıyı görmezden gelmiş. Bizim arı şaşırmış kalmış bu duruma. Nasıl olur da beni ve güzelliğimi görmez diyerek sitem etmiş. Ve söylenmeye devam etmiş kendi kendine. Onlar benim güzelliğimi görmüyorsa bu onların hatası demiş yine kibirle. Ve o gün hiç bal yapmamış, bir çiçeğin üzerine uzanmış. Önceki günlerde çok çalışarak yaptığı balların şeffaf görüntüsünde kendini seyre dalmış. Ne kadar güzel çizgilerim var, kanatlarım ne kadar güçlü diye düşünürken birden balın içine düşüvermiş. O güçlü diye düşündüğü kanatlarını çırpıyormuş ama ne fayda. Kendi yaptığı bala kendi düşmüş. O günden sonra bir daha da kanat çırpamamış. Güzelliği de günden güne solmuş. Kraliçe arıya bu haberi vermişler hemen. Kraliçe çok üzülmüş bu duruma ve kendi kendine mırıldanmaya başlamış Kendi düşen ağlamaz, oysa biz ne kadar da farkındaydık onun güzelliğinin, çalışkanlığının ama o kibre yenik düştü aslında kendi yaptığa bala değil Diğer arılar da bizim arının hikayesinden ders alarak hiçbir zaman güçlerine ve güzelliklerine güvenmeyip daima kibar ve hoşgörülü olmaya çalışmışlar. Birbirleriyle daima tatlı sözle konuşmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tavsan-annenin-ejderha-yavrusu/", "text": "Bundan çok eski zamanlarda anne ejderha yumurtalarını yuvasında bırakmış ve yiyecek aramaya çıkmış bu sırada esmeye başlayan sert rüzgar yumurtaları sarsmaya başlamış. Yumurtalardan biri sert esen rüzgara dayanamamış ve yuvadan aşağı düşmüş. Düştüğü yerde yumurta çatlamış ve içinden minicik çok sevimli bir ejderha yavrusu çıkmış. Oradan geçmekte olan bir tavşan yavruyu titriyor ve aç görünce dayanamamış yanına almış. Ejderha yavrusuna güçlü adını veren tavşan onu yuvasına götürmüş ve sanki kendi yavrusu gibi bakmaya başlamış. Ona süt içirmiş, topladığı havuçları, bitki köklerini yedirmiş. Tavşanın çok iyi baktığı Güçlü kısa zamanda serpilmeye başlamış. Tavşanı annesi bilen ejderha Güçlü tıpkı onun gibi zıplıyor ve hiç yanından ayrılmıyormuş. Güçlü bir gün tavşan annesi yokken yuvadan ayrılmış ve ormanda dolaşmaya başlamış. Bu sırada oralarda dolaşmakta olan asıl annesi olan ejderha yavrusunu görmüş. Hemen yavru ejderhanın yanına gitmiş ve kucaklamak istemiş Oğlum seni çok aradım nerelerdeydin demiş. Güçlü bu yabancı dev kuşa bakmış ve Sen kimsin bana neden yavrum diyorsun demiş. Ejderha da Oğlum ben senin gerçek annenim, sen daha yumurtadayken yuvadan düştün kayboldun, seni çok aradım ama bulamadım şükürler olsun sonunda buldum işte demiş. Tavşanı annesi bilen Güçlü ejderhanın sözlerine inanmak istememiş. Bu sırada ona annelik yapan tavşan yanlarına yaklaşmış. Ejderha ağzından alevler fışkırtarak tavşana Sen benim yavrumu çaldın. Hırsız! diye kükremiş. Tavşan korkmuş ama yine de geri adım atmamış. Hayır ben kimsenin yavrusunu çalmadım. Onu yerde buldum çok küçük ve çaresiz görünüyordu. Baktım besledim demiş. Güçlü bu sırada gerçek annesinin ejderha olduğunu anlamış. Güçlü buna rağmen tavşanın yanından ayrılmak istememiş. Ben tavşan annemle kalacağım onu seviyorum ben demiş. Buna çok sinirlenen ejderha tavşanı yemek için bir adım atmış. Güçlü hemen tavşan annesinin önüne geçmiş Önce beni ye o zaman demiş. Tavşan anne Güçlüye dönmüş ve Yavrum bende seni çok seviyorum ama sen büyüdüğünde sana bakamam. Annenle git istersen demiş. Güçlü Hayır gitmiyorum ben bir ejderhaysam bende böyle büyük olacağım. O zamanda ben seni korurum demiş. Bu sözler tavşan annenin gözlerinin dolmasına neden olmuş. Ejderhaya dönerek Güçlü benimle kalacak önemli olan dünyaya getirmek değil bakıp büyütmek. Ben evladımı seviyorum ondan ayrılmayacağım istersen beni yiyebilirsin ama kararım değişmeyecek demiş. Bunun üzerine ejderha anne ne yapması gerektiğini düşünmüş. Kararını vermiş ve tavşan anne ile kendiyle gelmek istemeyen oğluna şu şekilde cevap vermiş. Güçlü yavrum ben senin bu davranışını çok takdir ettim. Seni bakıp büyüten tavşan annene vefasızlık yapmadın. Onun yanında kal ama beni de unutma, ben her gün seni görmeye geleceğim. Ayrıca ikinizi de kötülüklerden koruyacağım. O günden sonra ejderha ve tavşan arkadaş olmuşlar. Ormandaki diğer hayvanlar onların arasında ki bu dostluğu şaşkınlıkla izliyormuş. Güçlü ise tavşan annesi ve ejderha annesi ile birlikte olmaktan çok mutluymuş. Onlar mutlu yaşamaya devam ederke n bizim masalımızda burada bitmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tavsan-hoppy-masali/", "text": "Bir zamanlar güzel bir ormanda, yeşil yapraklı ağaçların arasında bir tavşan yaşıyordu. Bu tavşanın adı Hoppy idi ve ormanın en hızlı ve en zeki tavşanıydı. Hoppy, her zaman çevresindeki diğer tavşanlar tarafından sevilen ve sayılan bir tavşandı. Bir yaz günü, sıcak hava Hoppy'nin enerjisini azaltmıştı ve o da bir maceraya çıkmaya karar verdi. Ormanda keşfe çıktı ve uzun bir yolculuğa çıktı. Yol boyunca Hoppy, diğer hayvanlarla tanıştı ve onların hikayelerini dinledi. Bir gün, Hoppy, bir su birikintisinin yanında durdu. Su, pırıl pırıl parlıyordu ve Hoppy, serinlemek için suya atlamadan önce bir an durdu. Ancak, su birikintisinin dibindeki bir taşa çarptı ve suda boğulmak üzereydi. Suda çırpınan Hoppy'yi gören diğer hayvanlar, hemen yardıma koştular. Çok geçmeden, Hoppy sudan çıkarıldı ve tekrar kendine geldi. Diğer hayvanlar, Hoppy'ye ne olduğunu sordular ve o da onlara başından geçenleri anlattı. Bu olaydan sonra, Hoppy, hayatındaki en önemli dersi almıştı. Ne yaparsan yap, asla kendini korumak için diğerlerinden yardım istemekten korkma. Kendini güçsüz hissetmen seni sıkıntıya sokabilir. Hoppy'nin bu macerasından sonra, diğer tavşanlar ona daha da saygı gösterdiler. Hoppy, artık ormanın en hızlı ve en zeki tavşanı olmanın yanı sıra, aynı zamanda en iyi liderlerden biri olarak görülüyordu. Ve Hoppy, artık hayatındaki her şeyin üstesinden gelebileceğinden emindi. Böylece Hoppy'nin yaz macerası, hayatındaki en önemli dersi öğrendiği ve diğer hayvanların saygısını kazandığı bir deneyim haline geldi. Ve o günlerden sonra, Hoppy, ormanın en sevilen tavşanlarından biri olarak yaşamaya devam etti. Hoppy'nin liderlik özellikleri, diğer tavşanlar arasında da olumlu bir etki yaptı. Artık onlar da kendilerine olan güvenlerini arttırmış ve birbirlerine daha çok yardım ederek birlik içinde hareket etmeye başlamışlardı. Yazın sıcak günleri geçtikçe, orman da yavaş yavaş değişmeye başladı. Ağaçların yaprakları sararmaya başladı ve hava biraz daha serinlemeye başladı. Hoppy'nin liderlik becerileri sezonlara bakmaksızın her zaman açık ve netti. Ve sonunda sonbahar geldi. Yapraklar sararmıştı ve rüzgar onları dallardan düşürüyordu. Hoppy, bu değişimi izlerken hayatın doğal akışını fark etti. Her şeyin olduğu gibi bu mevsimin de geleceğini ve geçeceğini anlamıştı. Bu da ona her şeyin bir zamanı olduğunu hatırlattı. Ve böylece zaman ilerledikçe, Hoppy yaşlandı, ancak liderlik özellikleri hep taze kaldı. O, diğer tavşanlara hala örnek oluyor ve onları yönlendiren bir lider olarak ormanın huzurlu hayatını sürdürdü. Hoppy'nin yaz macerası ona hayatın anlamını ve değerini öğretti. Başından geçen olayları bir fırsat olarak gören Hoppy, liderlik becerilerini geliştirdi ve diğer tavşanların hayatında güçlü bir etki yarattı. Bu masal, her şeyin bir zamanı olduğunu, her olayın hayata bir şeyler kattığını hatırlatır. Ve en önemlisi, başkalarına yardım etmekten korkmamamız gerektiğini vurgulayarak insan ilişkilerine dair önemli bir mesaj da verir. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tavsan-ile-kelebek-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; pireler berber, develer tellal iken bir tavşan ile bir kelebek varmış. Kelebek günlerden bir gün uçup uçup duruyormuş. Ormanları, evleri, kasabaları özgürce geziyormuş. Tam ormanda uçarken çalılıkların arasında bir tavşanı görmüş. Tavşan, miskin miskin ağlamaklı bir modda oturuyormuş. Kelebek, tavşana yanaşarak: Ne oldu tavşan kardeş neden üzgünsün? demiş. -Ne olsun kelebek kardeş uçamadığım için üzgünüm, bak sen ne güzel uçuyorsun dilediğin gibi geziyorsun. Ben ise sadece koşabiliyorum ve yürüyebiliyorum. Gökyüzünden bütün ormanı senin gibi seyretmek isterdim demiş. Kelebek tavşanı dikkatli dinlerken birden kayboluvermiş. Tavşan ne olduğunu anlamadan üzgün bir şekilde oturmaya devam etmiş. Bir yandan üzüntüsünü yaşarken bir yandan da kelebeğe ne olduğunu merak ediyormuş. Gün bitmiş, ertesi gün geçmiş kelebek hala ortada yok. Tavşan, kelebeği merak edip Kelebekler Müdürlüğüne gitmiş. Durumu anlatmış ve kelebeği aradığını ve kelebeğin hayatından endişe ettiğini söylemiş. Kelebekler Müdürlüğü, son bir haftada kaybolan kelebeklerin listesini tavşana göstermiş. Tavşan bir bakmış ki onunla konuşan kelebek en son kaybolan kelebeklerden biriymiş. Tavşan hemen bu kelebeğin nasıl kaybolabileceğini sormuş. Kelebekler Müdürlüğü, bölgede birçok uçan canlı avcısı olduğunu ve uçan canlıların bu avcılar tarafından avlandığını söylemiş. Tavşana olay anını sormuşlar. Tavşan ise hiçbir şey görmediğini kelebeğin onunla konuşurken gözünü kaçırdığı bir anda kaybolduğunu söylemiş. Tavşan, Kelebekler Müdürlüğünden ayrıldıktan sonra evine gitmiş. Bir yandan kelebeği nasıl bulacağını düşünüyormuş bir yandan da acaba kelebeğe bir şey oldu mu diye sorguluyormuş. Biraz da bu durumdan kendini sorumlu hissediyormuş. Çünkü, kelebekten büyük olan cüssesi ile onu koruyabileceğini düşünüyormuş. Koruyamadığı için de kendine kızıp durmuş sabaha kadar. Sonra tam güneş doğmaya yakın tavşanın kapısı çalmış. Kapıyı çalan bir kelebek polisiymiş. Kelebek polisi, kelebek arkadaşının bulunduğunu haber vermeye geldiğini söylemiş. Tavşan büyük bir sevinçle zıplamış. Hemen üstünü giyip Kelebekler Müdürlüğünün yolunu tutmuş. Tavşan, Kelebekler Müdürlüğüne geldiğinde isimsiz arkadaşını görmüş. Arkadaşı gayet iyi gözüküyormuş fakat biraz yorgunmuş. Tavşan hemen kelebek arkadaşına ne olduğunu sormuş. Kelebek, başlamış anlatmaya. Ormana yakın zamanda sadece uçan canlıları avlamak isteyen avcılar olduğunu söylemiş. Bu avcıların onu kaçırdığını fakat fırsatını bulunca zor da olsa sadece yürüyerek kaçabildiğini söylemiş. Eğer uçsa fark edilebileceğini bu yüzden yürüdüğünü söylemiş. Tavşan kelebeğe dönüp demiş ki: Vay be kelebek kardeş ben sana uçamıyorum diye yakınıyordum fakat senin uçman az kalsa hayatına sebep oluyormuş. Benim değersiz gördüklerim de senin hayatını kurtarmış. Sahip olduğumuz şeylerin kıymetini bilmemiz lazımmış. demiş ve beraber ormanın yolunu tutmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tavsan-rubynin-okul-heyecani/", "text": "Tavşan Ruby o gün çok heyecanlıydı. Okula başlayacak ve yepyeni arkadaşlar edinecekti. Anne babasının okul ihtiyaçları için yaptığı alışverişten de çok ama çok mutlu olmuştu. Pazar günü çok çabucak geçmişti. Onun için. Alışveriş yapıldı ve banyosunu yaptı. Anne babasına iyi geceler öpücüğünü verdikten sonra doğruca yatağına girdi erkenden. Ne de olsa tarın sabah erkenden kalkarak okula gitmeliydi. Onun bu panik halleri ve okul için yaşadığı tatlı heyecanı anne babasını çok eğlendirmiş ve güldürmüştü. Ama bir yandan da Ruby'nin okul heyecanı onları gururlandırıyordu. Okulu bu kadar çok sevmesi içten içe Onun başarılı da olacağı hissini oluşturdu anne babasında. Onlar neşeyle konuşurlarken içerden Ruby alarmı kurmayı unutma anneee! diye bağırıyordu. Tamam Ruby! Unutmam merak etme diye cevap verdi annesi. Bayan Pufy oğlunun heyecanını anlayabiliyordu. Özenle oğlunun kıyafetlerini hazırladı, saatin alarmını kurdu ve ışığı kapatarak erkenden yatıp uyumaya karar verdi. Yarın önemli bir gün olacaktı. Sabah daha alarm bile çalmamıştı. Bayan Pufy oğlunun sesiyle uyandı, gözlerini ovaladı. Efendim oğlum diyerek yatağından doğruldu. Aynı şekilde Bay Boby de kalktı. Hava henüz aydınlanmamıştı bile. Neşeyle hep birlikte kahvaltı hazırladılar. Ruby'nin küçük kardeşi Tavşan Rufy ise içerde her şeyden habersiz mışıl mışıl uyuyordu. Annesi onun uyanmaması için yavaşça hareket ediyor ve biraz sessizce konuşuyordu. O sırada, Ruby öylesine hızlı kahvaltısını ediyordu ki Bay Boby uyarmak zorunda kaldı. Annesinin elinden tutmuş, çantası sırtında heyecanla okulun yolunu tutmuştu bizim tatlı Rubycik. Okulun bahçesi tıpkı kendisi gibi okula yeni başlayan heyecanlı öğrencilerle doluydu. Aradan zaman geçti. Bayan Pufy evde gülümseyerek oğlu Ruby'i düşünüyordu. Derken telefon çaldı. Koşarak telefona bakan Bayan Pufy okuldan arandığını duyunca bir an şaşırdı. Ürktü ve korktu da. Okula davet edilince hiç durur mu? Koşarak çıktı evden ve elbette minik bebeği Tavşan Rufy'yi de yanına alarak. Ayakları dolanıyor ve heyecandan nefes almakta zorlanıyordu. Bir şey olmasa çağırmazlardı. İçeri nasıl girdiğini hatırlamıyordu. Müdire hanımın odasında birkaç öğrenciyle birlikte oğlu Ruby'yi de gördü. Bir şeyi yoktu. Annesi derin bir nefes alan Ruby koşarak annesine sarıldı. Hıçkırarak ağlıyordu. Müdire hanım olanı biteni anlattı. Sadece Ruby değil diğer öğrenciler de annesinin yanındaydı. Meğer teneffüs saatinde top oynarken topa vurarak camı kıran bir öğrenci o anda onlarla birlikte top oynamakta olan Ruby'e atmıştı suçu. Okulun daha ilk gününden bu olayı yaşayan zavallı Ruby haksız yere öğretmenden azar işitince arkadaşıyla birbirine girmiş, kavgadan onları zor ayırmışlardı. Bayan Pufy bu durumun yaşandığına inanamıyordu. Oysa ki Ruby ne kadar da heyecanlıydı okul için. Böyle olması hiç iyi olmamıştı. Gözleri şişmişti ağlamaktan Ruby'nin. Çok üzgün olduğu her halinden belliydi. Neyse sonunda olay tatlıya bağlanmıştı. Tilki Uzunkuyruk hatasını anlamış ve af dilemişti arkadaşından. Okulun ilk günü kötü başlasa da güzel bir şekilde bitmişti sonunda. Ruby böyle hayal etmemiş olsa da. Eve dönerken Ruby annesine heyecanla olayı anlatıyordu. Yanında gülerek dinleyen ise Tilki Uzunkuyruk. İnanır mısınız buna? Tilkicik hatasını anlamıştı ve bir daha asla iftira atmayacaktı arkadaşlarına. Böylece mutlu bir şekilde ayrıldılar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tavsan-ve-kaplumbaga-dostlugu/", "text": "Bir zamanlar yemyeşil bir çayırda bir Tavşan ve bir Kaplumbağa yan yana yaşardı. Birbirlerinden çok farklıydılar ama bu onların en iyi arkadaş olmalarını engellemedi. Hızlı ve enerjik olmasıyla bilinen tavşan çayırda dolaşmayı yeni yerler keşfetmeyi çok severdi. Küçük kaplumbağa ile tavşanın dostluğu bütün orman tarafından biliniyordu. Kaplumbağa ise yavaş ve metodikti her zaman hayatın basit zevklerinin tadını çıkarmak için zaman ayırırdı. Güzel bir gün Tavşan çayırın diğer tarafında yeni bir havuç parçasına rastladı. Çok sevinen Tavşan Kaplumbağaya keşfini anlatmak için geri döndü. Kaplumbağa bugün bulduğum harika havuçlara inanamayacaksın! Bir tane yedim ve yediğim en lezzetli şeydi! diye haykırdı Tavşan. Sabırsız olan Tavşan Kaplumbağanın neden acele etmediğini anlayamadı. Daha fazla zaman kaybetmek istemeyerek havuçlara sarıldı. Günler geçtikçe Tavşan her gün havuç parçasına geri dönerken Kaplumbağa onun istikrarlı temposunu takip etti. Tavşan tek başına havuçların tadını çıkarmaktan mutluydu ama arkadaşının arkadaşını özledi. Bir gün Tavşan havuç yerken Kaplumbağanın yavaşça kendisine doğru geldiğini gördü. Tavşan'ın kalbi sevinçle doldu ve arkadaşlıklarını ne kadar özlediğini fark etti. O günden sonra Tavşan ve Kaplumbağa günlerini birlikte geçirdiler çayırı keşfettiler yeni yerler buldular ve büyük maceralar yaşadılar. Tavşan sabrın değerini Kaplumbağadan öğrenirken Kaplumbağa kendiliğindenliğin sevincini Tavşan'dan öğrendi. Dostlukları her geçen gün daha da güçlendi ve çayır kahkahalarının sesi ve bağlarının sıcaklığıyla doldu. Ve böylece Tavşan ve Kaplumbağa etraflarındaki herkese arkadaşlığın güzelliğini ve farklılıkları takdir etmenin gücünü öğreten ayrılmaz bir ikili haline geldi. Son. Daha Fazla Uyku Masalları İçin 1 Yaş Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tavsanko-ve-kus-masali/", "text": "Bir zamanlar, yeşilliklerle dolu büyülü bir ormanda birbirinden farklı sevimli hayvanlar huzur içinde yaşarmış. Ormanın derinliklerinde, kalbinde, Tavşanko adında küçük, sevimli, yavru bir tavşan yaşarmış. Tavşanko, doğadaki tüm canlıları çok sever ve onlarla arkadaş olmayı çok istermiş. En büyük hayallerinden biri, ormandaki bütün hayvanları, bitkileri tanıyarak arkadaş olmakmış. Bir gün, Tavşanko ormanda dolaşırken, çalılıkların arasından farklı bir ses duymuş, çalılıklara doğru ilerlemiş ve ağlayan minik bir yavru kuşa rastlamış. Yavrucak, yuvasından düşmüş ve yardıma ihtiyacı varmış. Tavşanko, annesi de ortalarda görünmeyen, yardıma ihtiyaç duyan kuşun hemen yanına koşmuş ve ona yardım etmiş. Tavşanko etrafından çalılar, çubuklar ve samanlar toplamaya başlamış. Ona sıcak bir yuva yapmış ve yemek bulmuş. Küçük kuş, Tavşanko'ya minnettar kalmış ve her ikisi sıkı birer arkadaş olmuş. Bu tesadüfi ve sıcak arkadaşlık kısa sürede kalplerini ısıtmış. Bir gün, ormanda büyük bir fırtına çıkmış. Rüzgarlar uçan nesneleri savuruyormuş, yağmur damlaları her yeri ıslatıyormuş. Tavşanko ve kuş çok korkmuş. Kuşun yuvası zarar görmüş ve ona yeni bir yuva yapmaları gerekiyormuş. Tavşanko, dostu için hemen yeni bir yuva yapmaya başlamış. Kuş da Tavşanko'ya yardım etmiş ve birlikte yaşayabilecekleri, güzel ve sağlam bir yuva inşa etmişler. Fırtına geçtiğinde, gökkuşağı belirdi ve ormana büyülü bir renk getirmiş. Kuş ve tavşan, mutlu bir şekilde yeni yuvalarına yerleşmiş ve her ikisi de birbirlerine minnettar olmuş. Artık Tavşanko ve kuş, birbirlerine çok bağlı ve en iyi arkadaşlar olmuşlar. Bu olay, onlara dayanışma, yardımlaşma ve arkadaşlık duygularının ne kadar değerli olduğunu öğretmiş. Ve ormanda yaşayan diğer hayvanlara da birlikte yaşamanın güzelliklerini görmelerini sağlamış. Bugünden sonra tavşan ve kuş, ormanda yardıma ihtiyacı olduğunu gördükleri her canlıya ellerinden geldiğince yardım etmiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tavsanlar-ulkesinin-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, sadece tavşanların yaşadığı bir ülke varmış. Bu ülkede yaşamını sürdüren tavşanlar ülkenin her yerinde bulunan havuç tarlaları sayesinde karınlarını istedikleri gibi doyururlarmış. Bir yerden başka bir yere zıplamak konusunda uzmanlaşmış olan tavşanlar bütün gün oyunlar oynar ve keyif dolu anlar yaşarmış. Bembeyaz renkleri ile bütün gün oyunlar oynayan bu tavşanlar birlikte olmaktan ve bu huzur dolu ülkede yaşamaktan çok büyük keyif alırlarmış. Bir gün aralarında en uzağa zıplama yarışı yapmaya karar vermişler. Yarışa kendine güvenen tüm tavşanlar katılabilecekmiş. Yarış tüm ülkede duyurulmuş ve yarışa katılacak olan tavşanlar belirlenmiş. Yarış günü geldiğinde tüm tavşanlar kendinden emin bir biçimde yarış noktasında toplanmışlar. Yarışın adil bir biçimde sürdürülebilmesi için yarış güzergahında bulunan tüm kestirme yollara birer gözcü konulmuş. Böylece kimse yarışa hile karıştıramayacak ve kazanan hakkıyla yarışı kazanmış olacakmış. Start verilmesi ile birlikte tüm yarışçılar koşmaya başlamış. Başlarda tüm tavşanlar büyük bir hızla ilerlerken yarış kulvarının ilerisine doğru yorulan ve yavaşlayan tavşanlar olmuş. Hatta yarışa dayanamayarak pes eden tavşanlar bile çıkmış aralarında. Oldukça çekişmeli geçen yarış sonunda iki sıkı rakip çok küçük farkla neredeyse hemen hemen aynı anda varış noktasına ulaşmışlar. Birinci olan tavşan ülkenin en hızlısı olmanın vermiş olduğu gurur ile çok büyük mutluluk yaşamış. İkinci olan tavşan çok küçük bir farkla birinciliği elinden kaçırdığı için çok üzülmüş. Bir müddet üzüntüsünden olduğu yerden kalkamamış. Bunu gören ve yarışı birincilik ile bitiren tavşan ödülünü aldıktan sonra ikinci olan tavşana ödülünü armağan etmiş. Bu duruma çok şaşıran ikinci olan tavşan neden böyle bir şey yaptığını sormuş. Şampiyon tavşan '' yarışın başından beri beni çok yakından takip ettin ve çok az bir fark ile birinciliği kaybettin. Aslında birincilik senin hakkındı'' diye cevap vermiş. Arkadaşlığın kazanmaktan çok daha önemli olduğunu ve arkadaşının üzülmemesi için elinden gelen her şeyi yapabileceğini söyleyen şampiyon tavşan bu davranışı ile arkadaşının gönlünü bir kez daha fethetmiş. Yarış sonrası normal yaşantılarına dönen tavşanlar ülkesinde yarıştan önce olmayan bir şey varmış. Yarış sırasında dostluklarını iyice pekiştiren iki tavşan artık gün boyu birlikte vakit geçiriyor ve tüm gün birlikte oynuyorlarmış. Hayat boyu sürecek olan yarışlardan nice güzel arkadaşlıklar ve dostluklar çıkarılabileceği asla unutulmamalıdır. Kişinin iyi bir arkadaşının olması kazanacağı ve hatta kazandığı tüm madalyalardan ve kupalardan çok daha kıymetlidir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/teke-masali/", "text": "Bir zamanlar, karlarla kaplı, soğuk ve yüksek bir dağın eteklerinde sevimli bir kurt yavrusu yaşarmış. Adı Teke'ymiş. Bu dağ, adı Beyazdoruk olan ve tepesinde sonsuz beyazlığı barındıran yüksek bir zirveye sahipmiş. Teke, diğer kurt yavrularından farklı olduğunu çok geçmeden fark etmiş. Diğerleri avlanmayı severken, Teke ise ormanda gezinmeyi, kuşlarla oynamayı ve yıldızları izlemeyi tercih edermiş. Teke'nin içindeki sevgi ve merak sayesinde, bu soğuk ve beyaz dünyada bile sıcaklık bulunurmuş. Kurt sürüsü, Beyazdoruk Dağı'nda yaşamayı seçmiş. Dağın çetin iklimi, kurtların dayanıklılığını ve dayanma güçlerini sürekli olarak sınarmış. Teke'nin ailesi ve sürüsü, diğer kurtlar gibi avlanmaya gitmeye hazırlanırmış. Ancak Teke, içindeki sevgiyi ve merakı avlayarak değil, diğer canlılarla dostluk kurarak ifade edermiş. Çünkü o, tüm canlıların birbirini anlaması ve sevgiyle yaklaşması gerektiğine inanırmış. Bir gün, kocaman bir kurt sürüsü avlanmaya giderken, Teke yanlarında yürümeye karar vermiş. Fakat avlamak yerine, ormanda kar taneleriyle oynamayı, ağaçların arasında koşmayı ve çiçeklerle vakit geçirmeyi tercih etmiş. Diğer kurtlar Teke'nin bu davranışına oldukça şaşırmış ve Teke, avlanmadan nasıl besleneceksin? diye sormuş. Teke bu durumu düşünmüş. Kurt sürüsü ile ilerlerken, karnını doyurabilmek için bir şeyler yemesi gerektiğine karar vermiş. Bugünden sonra Teke, kendi bedenini ve ihtiyaçlarını tanıyarak buna göre hareket etmeyi öğrenmiş. Gerektiğinde besin zincirine uygun bir şekilde avlanması gerektiğini, bu şekilde hayatta kalabileceğini öğrenmiş. Teke bundan sonra kendi özelliklerini sevmeye, kendisini bu şekilde kabul etmeye karar vermiş. Kurt sürüsünün geri kalanı da Teke'ye bu konuda yardımcı olmuş. Kurt sürüsü, Teke'nin içindeki sevgi dolu yüreği görmüşler. Onun cesaretli ve sevgi dolu davranışlarından etkilenerek, avlanmak yerine dağın güzelliklerini keşfetmeye karar vermişler. Böylece, Teke'nin sevgi dolu düşünceleri tüm sürüye ilham vermiş. Birlikte dağın zirvesine tırmanıp, karlarla kaplı dünyayı seyretmişler. Herkesin içindeki güzellikleri paylaşarak, sevgiyle yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu anladılar. Beyazdoruk Dağı'nda yaşayan kurtlar hem beraber avlanıp hem de dağın eşsiz doğasını keşfetmişler. Kar tanelerinin dansını izler, buz tepelerinde kayar ve birlikte şarkılar söylerlermiş. Teke'nin sevgisi, onlara beraberliğin değerli olduğunu hatırlatmış. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tekir-ile-mirmir-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde büyük bir bahçesi olan şirin bir evde tatlı bir kedi yaşıyormuş. Bu kedinin adı Mırmırmış. Bu evde Mırmır'a Elif ve Betül adında iki kardeş bakıyormuş. Mırmır'a en güzel mamaları alıyorlarmış. Ama gel gör ki Mırmır hiç mutlu değilmiş. Her gün pencereden dışarı bakar, dışardaki oynayan kedileri, köpekleri, kuşları izlermiş. Onları gördükçe çok üzülürmüş. Çünkü kendini hiç özgür hissetmiyormuş. Sürekli keşke Tekir'in yerinde ben olsam diye düşünüyormuş. Bir de sokakta yaşayan bir kedi varmış. Bu kedi Tekirmiş. Tekir istediği yere gider istediği yer de kalırmış. Fakat Tekir de hiç mutlu değilmiş. Kendini çok yalnız hissediyormuş. Uzaktan uzağa pencerede gördüğü Mırmır'ı izlermiş. Mırmır'ın yediği güzel mamaları, sıcacık yuvasını düşünüyormuş. Çünkü o her akşam yağmur, sıcak soğuk demeden hep dışarda kalıyormuş. Ayrıca Elif ile Betül'ün onunla ilgilenmesini de görüyormuş. Sürekli keşke Mırmır'ın yerinde ben olsam diye düşünüyormuş. Bir gün Elif Mırmır'ı bahçeye çıkarmış. Mırmır bir iki oyuncak ile oynamış ama canı çok sıkılmış. Çünkü o başka kedilerle tanışmak onlarla arkadaş olmak istiyormuş. O sırada bahçe duvarından Tekir atlamış. Ağacın altına oturup Mırmır'ı izlemeye başlamış. Yanına gitmek onunla konuşmak istiyormuş fakat Mırmır'ın ona kötü davranmasından korkuyormuş. Bu durumu fark eden Mırmır, Tekir'in yanına kendisi gitmiş. Böylece Tekir ile Mırmır tanışmışlar. Birlikte oyunlar oynamışlar. Bu sırada Elif ikisine de mama getirmiş. Biraz Tekir'i sevmiş. Tekir bu duruma çok sevinmiş. Çok mutlu olmuş. Dayanamayıp içinden geçenleri Mırmır'a anlatmış. Sen çok şanslı bir kedisin Mırmır. Seni seven insanlar, sıcak bir yuvan var. Çok lezzetli mamalar yiyorsun. Bir de bana bak sokakta yaşıyorum. Mırmır bunu duyduğuna çok şaşırmış. Asıl sen daha şanslısın Tekir. İstediğin her yere gidiyorsun. Beni sadece sahiplerim seviyor ama seni sokaktaki tanımadığın herkes seviyor. Diyerek sitem etmiş. Tekir hemen ama sokaklar çok tehlikeli. Hava bazen çok soğuk olabiliyor. Bazen yemek bulmakta bile güçlük çekiyorum. Demiş. Bir süre sessiz sedasız düşünmüşler. İkisi de aslında kendi içlerinde ne kadar şanslı olduklarını düşünmüşler. Kendilerini birbirlerinin yerine koymuşlar ve birbirlerinin yerinde olsalar ne kadar zorlanabileceklerini düşünmüşler. Sonra karar vermişler. Bundan sonra her gün bu bahçede buluşup oyun oynayacaklarmış. Tekir, Mırmır'a onu diğer kedilerle tanıştıracağına Mırmır da ona en güzel mamaları getireceğine söz vermiş. Böylece ikisi çok yakın arkadaş olmuşlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Çocuk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tembel-aslan-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın birinde bir varmış. Anne aslan, baba aslan ve iki küçük yavrularıyla birlikte yaşarlarmış. Bu iki yavru aynı gün doğmalarına rağmen birbirlerinden oldukça farklıymış. Aslan yavrularından biri öğrenmeye çok meraklıymış. Çoğu zaman annesinin avlanışını izler, ondan farklı teknikler öğrenirmiş. Diğer aslan yavrusu çok tembelmiş. Akşama kadar ağacın gölgesinde yatıp annesinin ona yiyecek getirmesini beklermiş. Günler günleri, aylar ayları kovalamış ve aslan yavruları büyüyüp birer yetişkin olmuşlar. İki aslan kardeşin artık bağımsız olup yuvalarını kurma zamanı gelmiş. Öğrenmeyi seven genç aslan kendisine uygun bir eş bulup yuvasını kurmuş. Her şeyi iyi idare eden genç aslanın çok geçmeden aslan yavruları bile olmuş. Ancak tembel Aslan kardeşinin yaptıklarının hiçbirini yapmak istemiyormuş. Eskiden gelen alışkanlığı gibi uyuyup gevşemekten başka bir şey yapmamış. Aç olmasına rağmen günlerce yiyecek aramadan beklemiş. Bu sebepten iyice zayıf düşmüş. Kolunu kaldıracak hali kalmamış. Uzaktan zayıflamış aslanı gören bir sırtlan hemen yanına gelmiş. Aslanın yardıma ihtiyacı olduğunu anlayıp sırtlan sürüsünü çağırmış. Sırtlanlar ve aslanlar birbirlerinden hiç hoşlanmazmış. O sebeple sürüdeki hiç kimse aslana yardım etmek istememiş. İçlerinden bazıları tereddüt etmiş. - Biz asla aslanlarla konuşmayız. Onu burada bırakalım demişler. Ama aslanı fark eden sırtlan itiraz etmiş. - Ne kadar hasta olduğunu görmüyor musunuz? Onun aslan olması kimin umunda? O da vahşi doğanın bir parçası, burada ölmesine izin veremeyiz demiş. Bütün sırtlanlar bu sözler üzerine aslana yardım etmeyi kabul etmişler. Ona güzel yapraklardan bir yatak yapmışlar. Sonra yavaş yavaş su ve yiyecekle beslemişler. Bu günlerce böyle devam etmiş. Bir süre sonra aslan güçlenip ayağa kalkmış. Kendisine yardım edenlerin sırtlanlar olduğunu görünce çok şaşırmış. Sırtlanlara sormuş. - Aslanlar ve sırtlanlar birbirlerini sevmezler. Ancak siz beni neden kurtardınız? anlamıyorum. demiş. - Sen hastaydın ve her hayvan iyileşmeyi hak eder demişler. Bu sözleri duyan aslan çok utanmış. Tembelliği yüzünden neredeyse ölüyormuş. Kendisine yardım eden sırtlanlara teşekkür edip artık kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini anlamış. Çok geçmeden ormanın en güçlü hayvanlarından birisi olmuş. Avlanmayı ve bir yuva kurmayı başarmış. Artık onun da minik yavruları varmış. Onlara her zaman iyi bir baba olmuş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tembel-esek-masali/", "text": "Bir zamanlar bir kasabanın küçük ir köyün de bir barakada yaşayan bir oduncu ve karısı varmış. Kendi halinde karısıyla beraber yaşayan fakir bir oduncuymuş. Bu oduncunun bir yıkık evi bir yaşlı bir eşeği varmış. Ama bu yaşlı eşeği çok yoruyor ve çok yük taşıtıyormuş. Oduncunun tek geliri odunculuktu. Oduncu, karısının ve kendinin karnını doyurabilmek için odunculuktan başka mesleği yoktu. Ve bu odunculuğu yaşlı eşek sayesinde daha rahat yapıyordu. Yaşlı eşek zamanın da çok çalışkanmış ama yaşlanınca eskisi kadar çalışamamış. Zavallı yaşlı eşeğe acımayan oduncu çok yük koyarmış sırtına. O kadar yük taşıtmıştı ki, zavallı eşek onca yükün altında öldü oduncu ise perişan olmuştu. Oduncu başını iki elinin arasına koyarak; Ne olsun hanım, bizim koca eşek, eşek cennetini boylayıverdi. Şimdi ben ne yapacağım odunları nasıl taşıyacağım bir eşeğimiz vardı kahrımızı çeken o da öldü gitti.'' deyip üzüntüler içinde duvara bakıyordu. Hanımı oduncunun üzüntüsüne dayanamayıp bir kenarda sakladığı üç beş kuruş parasını, eski bir sandığı vardı, o sandığın içinde mendilin içinde sakladığı üç beş kuruş kefen parası diye sakladığı parayı göstererek:'' Al bey bu birkaç kuruş parayla kasabadan bir eşek al. Kötü gün olur diye, kefen parası niyetine parayı saklamıştım. Demek ki nasibimiz koca eşeğiymiş. Yarın kalk kasabaya git, genç bir eşek al. Böylelikle işimizi de görür ve daha fazla odun taşırsın.'' diyerek kocasını teselli etmiş. Sabah olur. Oduncu horozun ötmesi ile beraber erkenden yollara düşer. Kasabaya doğru yola çıkar. Ardından eşek pazarına rastlar ve oradaki bir tüccara genç toy bir eşeğin var mı? Bana yük taşıyacak, yığılmayacak. Tüccar elindeki en genç olan eşeği verir.'' Al bunu sana veririm. Beğenmezsen geri getirirsin, paranı da geri veririm.'' der. Zavallı oduncu, eşeği arkasına koyarak, yavaş yavaş köyün yolunu tutar. Ardından sabah eşeği alır odun toplamaya gider, olabildiğince odunları zavallı eşeğin üstüne yükler. Eşek zorla çiftliğe kadar yetişir. Ertesi gün olur, oduncu onu yine götürmek ister fakat eşek oduncuyla ormana gitmek istemez. Oduncu bu durumu görünce onu zorla da olsa eşeği ormana sürükler. Düşünmeden yükünü daha da arttırır. Fakat eşek yarı yolda odunları fırlatıp kasaba yoluna doğru kaçar. Oduncu onun peşinden gider ve tüccarla karşılaşır.'' Al kardeş, ben bu eşeğini beğenmedim. Beni yarı yolda bıraktı. der. Tüccar eşeğin halini görünce sen bunu kamyon mu zannettin, eşeğin ayaklarında hal kalmamış.'' Al paranı eşeği bana geri ver.'' diyerek eşeği oduncudan geri alır. Ve oduncu da yine eşeksiz kalır. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Sevgili kızım BURCU bu hikayeyi seni uyutmak için okudum ancak uyudun bende buraya not etmek istedim 🤪 Umarım Büyüdüğün zaman bu yorumuma denk gelirsin seni Çok seven baban 15.04.2023 Cumartesi gecesi."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tembel-guzel-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir yerler de... Bir varmış, bir yokmuş... Çok uzaklarda bir köyde yaşayan bir çift varmış. Bunların bir gün kızları doğmuş. O gün o kadar mutlu olmuşlar ki o ve günden sonra kızlarını el üstünde tutmuş, hiç ama hiç incitmemişler. Kız da çok Mutki büyümüş. Annesi ona hiç bir iş göstermiyor, yemeğini bile elleri ile yediriyormuş. Kız da hiç bir iş bilmeden büyümüş. Gün gelmiş bu kız, kocaman bir genç kız olmuş. İşin kötü yanı hiç bir işten anlamıyormuş. Sabah uyanıp yemek yedikten sonra, yine yatıyor, bütün günlerini böyle geçiriyormuş. Çok güzel bir kızmış. Bundan dolayı adı tembel güzel olarak kalmış. Tembel kız bir gün evlilik çağına gelmiş. Annesi babası başta onu kimselere vermek istemeseler de daha sonra bir ormancı ile evlendirmişler. Her gün ormancı ormana gidiyormuş. Tembel güzel de uyanıyor fakat bütün gün hiç bir iş yapmıyormuş. Bu kız o kadar üşengeçmiş ki bazen yerinden bile kalkmazmış. Günler böyle gelip geçiyormuş. Bir gün yine ormancı kocası ormana odun kesmeye gitmiş. Orada bir kaz görmüş ve onu da avlayıp, eve getirmiş. Karısına akşama bu kazı güzelce pişir demiş. Kız yerinden kalkmayınca, mutfağın kapısını kapatmamış. Biraz zaman geçtikten sonra, kız mutfaktan sesler duymaya başlamış. Yine de kalkıp ne oluyor diye hiç bakmamış. Mutfağın kapısını açık gören bir tilki kimse içeri gitmeyince, kazın hepsini yemiş. İçeride kızı görmüş. Yemeğini yedikten sonra kızın olduğu odaya girmiş. Tembel güzel, Sen mutfağın kapısını açık bırakmıştın, ben de karnımı doyurdum, teşekkür ederim demiş. Hiç böyle yerinden kalkmayan insan da görmedim demiş. Seni çok sevdim, daha çok gelirim ben buralara demiş. Hatta ona bir de türkü söylemiş. Tembel kız hiç bozuntuya vermemiş, hatta hiç bir şey de dememiş. Gelmiş akşam vakti çatmış. Ormancı ormandan kazı yeme hayali ile eve gelmiş. Karısına hemen kazı sormuş. Pişirmediğini anlamış. Tembel güzel, hala sabah oturduğu yerden kalkmamış. Tembel kız bir süre sonra bir tilkinin kendisi ile konuştuğunu hatta ona türkü bile söylediğini, büyük şaşkınlıkla kocasına anlatmış. Ormancı karısına çok kızgınmış. Biraz da anlattıklarına şaşırmış. Kocası ona bu şekilde tembel bir yaşantı sürerse, daha çok şaşıracağı şeyler olacağını söylemiş. Yıllardır yerinden bile kalkmayan bu tembel güzele, bu olay bir ders olmuş. Bir daha tembellik yapmayacağına, kocasına söz vermiş. Artık günler daha hızlı geçiyor, o tembel kız her gün güzel yemekler yapıyor, bahçeyle ilgileniyor hatta yaşlı anne ve babasına bile yardım etmeye gidiyormuş. Annesi babası da bu duruma çok sevinmiş ve o günden sonra, çok mutlu bir hayatları olmuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tembel-karinca-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın derinliklerinde yaşayan bir karınca varmış. Karıncalar çalışkanlığıyla bilinen canlılar olsa da bu karınca çalışmayı pek sevmezmiş. Çalışmak yerine sürekli kitap okurmuş. Diğer bütün karıncalar akşama kadar tarladan veya bahçelerden Arpa ve buğday taneleri bulmak için uğraşırken bizim karınca akşama kadar ağaç gölgesinde bir sürü kitap okurmuş. - Bugün tarlaya gitmemiz gerekiyor. Sen evde boş boş duruyorsun gelip bize yardım et demiş. Yakında kış gelecek bir an önce yuvamızı yiyecekler ile doldurmak zorundayız demiş. - Hayır anne bugün gelemem okuyacak o kadar çok kitabım var ki ben oraya çalışmaya gidersem bunları nasıl okurum demiş. - Kitap okumak karın doyurmaz kışın aç kalırsan sana nasıl yardıma dokunsun demiş. Ne yaptıysa oğlunu ikna edemeyen anne karınca söylene söylene tarlanın yolunu tutmuş. Bizim karıncada hemen kitaplarının başına oturup maceradan maceraya atlamış. Artık yaz bitip soğuk rüzgarlar esmeye, yavaş yavaş kış kendini hissettirmeye başlamış. Bütün karınca kolonisini bir bir telaş ve korku kaplamış. Çünkü yeteri kadar yiyecek toplayamamışlar. Tarlalara, bahçelere bakmışlar ama bu sene yağmurun az yağmasından dolayı yeterince yiyecek bulamamışlar. Böyle giderse kışın ortasında aç kalacaklarmış. Sonunda karıncalar toplanıp bir çare aramaya başlamışlar. Ancak hiç kimse bir çare bulamamış. O sırada bizim karınca söz almış. Bu soruna bir çare bulduğunu söylemiş. - Okuduğum kitaplardan öğrendiğim kadarıyla tarlaların sonunda şehirler varmış. Şehirlerde birden fazla lokantalar bulunuyormuş ve burada o kadar çok yemek varmış ki hepimize yetecek kadar çokmuş demiş. Gerçekten böyle bir şey var mı? İnanması güç demişler. Karıncalar karar verip bizim karıncanın dediğini yapmaya karar vermişler Ertesi sabah yola çıkıp şehre gitmişler. Bizim karıncanın dediği lokantaları bulmuşlar. Gerçekten de burası tüm karınca kolonisine yetecek kadar yiyecek doluymuş. Oradaki yiyecekleri toplayıp yuvalarına dönmüşler. Böylece kışı çok rahat atlatmışlar. Bizim karınca ise bu katkısından dolayı ödüllendirilmiş. Aslında kitap okumak tembellik değil çok faydalı bir şeymiş. Bunu anlayan karıncalar artık kitap da okumaya başlamışlar. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tembel-kiz-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler de berber iken... Bir varmış bir yokmuş... Uzakta bir köyde bir karı koca yaşarmış. Bu karı kocanın günün birinde bir kızı olmuş. Kızı olduklarına o kadar çok sevinmişler o kadar çok mutlu olmuşlar ki kızı el bebek gül bebek büyütmüşler. Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamışlar. Kıza hiçbir iş yaptırmamışlar. Kız büyümüş serpilmiş ama hiçbir iş öğrenememiş ve bilmiyormuş. Sabahtan akşama kadar yatıyormuş ve çok tembel bir kız olmuş. Böylelikle herkes onu Tembel Kız olarak bilinmiş. Gel zaman git zaman kız evlenme çağına gelince annesi ve babası onu bir avcıyla evlendirmiş. Kız evlenmiş evlenmesine ama avcı avına gidiyor, kız ise evde oturuyor ve hiçbir şey yapmıyormuş. Yerinden kalkmaya bile üşeniyormuş. Günlerden bir gün avcı yine avlanmaya gitmiş ve bir kaz avlayıp gelmiş. Mutfağa koymuş ve karısına akşama bu kazı pişirmesini söylemiş. O gün mutfağın kapısı açık kalmış. Fakat kız yerinden kalkmaya bile üşendiği için mutfağın kapısını kapatmamış. Ve biraz zaman geçtikten sonra tembel kız mutfaktan tıkırtılar duymasına rağmen oturduğu yerden kalkmamış. Gidip mutfağa bakmamış bile. Mutfaktaki tıkırtıların nedeni bir tilki imiş. Açık kapıdan giren tilki bakmış kız yerinden bile kalkmıyor almış kazı ve yemeğe başlamış. Yemeğini afiyetle mideye indirdikten sonra gitmiş tembel kızın karşısına geçmiş. ' Güzel hanım, sen mutfağın kapısını açık bırakmışsın teşekkür ederim. Senin gibi insan hiçbir yerde yok. Böyle oturmaya devam edersen ben daha çok uğrarım senin yanına. Gitmeden de sana bir türkü söyleyeyim de dinle ' demiş ve başlamış söylemeye. Ben gidicem orman içinde. ' demiş ve ormanın yolunu tutmuş. Akşam olmuş avcı gelmiş. Karısına ' Kazı pişirdin mi? ' diye sormuş. Fakat bakmış karısı hala sabah oturduğu yerde duruyor, mutfakta ne pişmiş aş ne de kaz var. Tembel kız tilkinin hem konuştuğuna hem türkü söylediğine o kadar çok şaşırmış ki hemen bu olanları avcıya anlatmış. Avcı da hem çok şaşırmış hem de karısına çok kızmış. Bütün bu olanlardan ders çıkaran kız bir daha tembel olmamaya karar vermiş. Ve artık mutlu yaşamışlar. Gökten üç elma düşmüş, biri bu masalı anlatana, biri yazana biri de masalı dinleyene. Farkındalıkla büyütülen çocuklarımız ile bu ve benzeri cinsiyetçi masalların sonunun gelmesi, toplumsal cinsiyet eşitliğiyle kadın ve erkeğin el ele omuz omuza yürüyebildiği aydınlık günlerin gelmesi en büyük dileğim, gayem ve çabam."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tembeller-ulkesinde-caliskan-olmak/", "text": "Dere tepe düz gittikten sonra varılan bir ülkede yaşamını sürdüren halk tembellikleri ile ün salmış. Ülkede küçük büyük, yaşlı genç, kadın erkek hiç kimse çalışmayı sevmezmiş. Ülkenin sokakları tembel çöpçüler nedeniyle çöplerle doluymuş. Ülkedeki evler tembel ev hanımları nedeniyle kirden ve pislikten geçilmez hale gelmiş. Ülke halkı o kadar tembelmiş ki ülke genelinde kendi kendine büyümüş olan meyve ağaçlarındaki meyveler bile toplanmaz hep çürür gidermiş. Ülkede çalışkanlığı ile ün yapmış sadece bir tek kişi varmış. Tek olmanın vermiş olduğu hayal kırıklığı ile bütün gün yalnız başına çabalayan bu genç sabahın ilk saatler ile kalkar evini ve evinin bahçesini temizler sonrada çiftçilik yaptığı tarlanın yolunu tutarmış. Kurak geçen bir yazın sonunda ülkede kalan son yiyeceklerde tükenmeye başlamış. Ülke halkı tembelliğinden ne yapacağını bilemeden bir çözüm yolu bulmak için kafa yormaya başlamış. Tembelliklerinden düşünmenin bile zor geldiği halk ne yapacakları konusunda doğru bir sonuç bulamamış. Sonunda kış gelmiş ve kapıyı çalmış. Soğuktan ve yiyecek sıkıntısından ne yapacağını bilemeyen halk önde gelen kişileri çalışkan gencin evine göndererek ondan akıl alma kararı almış. Çalışkanlığı sayesinde kışı rahat geçirmeyi planlayan genç tüm yaz boyu biriktirdiği erzakları ve yiyecekleri onlarla paylaşabileceğini ancak bunun karşılığında kendisine ücret ödenmesini istemiş. Elinde kendisine yetecek kadar erzak bırakan ve geri kalanını tembel köylülere satan çalışkan genç kendisine çok güzel bir hayat kuracak parayı biriktirmiş. Tüm kışı evinde huzur ile geçiren genç ilk baharın gelmesi ile eşyalarını toplayarak köyden ayrılmış. Yeni bir hayat kurmak için herkesin kendisi gibi çalışkan olduğu bir şehre yerleşmiş. Çalışkanlığının zahmetini zengin bir hayat ile ödüllendiren genç yerleşmiş olduğu şehirde de çalışkanlığı ile ün salmış. Şehrin ileri gelenlerinden bir fabrikatör genci yanına çağırarak ona fabrikasında çok güzel bir iş vermiş. Zamanla patronunun gözüne daha fazla girmeyi başaran genç bir gün patronunun güzel kızı ile karşılaşmış. Tüm cesaretini toplayarak patronundan kızını isteyen gence patronun verdiği cevap çok manidarmış. - ''Kızımı senin gibi çalışkan birisi ile evlendirmek benim için büyük bir onurdur.'' Demiş. Çalışkanlığın hiçbir zaman kaybetmeyeceğini daha iyi anlayan genç o saatten sonra işine ve hayata çok daha büyük bir özveri ile tutunmuş. Tembelliğin belini kıran ve artık çalışmaya başlayan eski köyünden de zaman zaman haber alıyormuş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/temkinli-tavuk-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş huzur dolu neşeli hayvanlarla dolu minik bir köy varmış. Bir gece aç bir tilki köyün tepesine gelmiş ve karnı da oldukça açmış. Ama köyde çok fazla irice köpekler varmış köye nasıl sızayım acaba diye kara kara düşünmeye başlamış. İki nokta gözüne ilişmiş kuzularıyla otlanan koyun sürüsü birde civcivleriyle gezinen tavuklar kararsız kalmış bu yüzden çok düşünmüş ve akşam etmiş. Ardından düşünmüş en zayıf tavuklardır diyerek köye doğru süzülmüş. Hangi kümesin ışığı sönükse o kümese doğru gitmeye karar vermiş nede olsa tavuklar erken yatar düşüncesiyle sinsice kümese doğru gitmiş. Ama orada unuttuğu bir nokta varmış. Kara Horozu görmemiş Kara Horoz geceleri hiç uyumazmış, kümesi korumak için uyanık kalır, kanatlarını kocaman açar ve gözleriyle etrafı süzermiş. Tilkinin içeri yaklaştığını görünce bağırmış bütün tavuklar kaçışmış. Anaç tavuk ise kuluçkada olduğu için ve küçük yavruları olduğu için kıpırdayamamış çünkü kaçarsa yavruları onun kadar hızlı değilmiş. Bu yüzden civcivlerini kanatlarının altına saklamış ve hiç kıpırdamamış. Tavuk: Korkuyorum ama kaçamadım, çünkü küçük yavrularım var benim burada kalıp onları savunmam korumam lazımdı. Sen de anne değimlisin tilki kardeş sende olsan yavrularını korumaz mısın? demiş. Ama karnı çok aç olduğu için başka bir çözüm yolu aramış bu sefer de kuzuların koyunların olduğu ahıra gizliden girmeye çalışmış. Daha dikkatli olması gerekiyordu çünkü orda da Kahraman Köpek nöbet tutuyordu. Küçük bir planla köpeği uzaklaştırmak istemiş. Bu lafıyla köpeği cesaretlendirerek köpeğin koşarak karşıki ağaca doğru koşmasını ve oradan uzaklaşmasını sağlamış. Ellerini ovuşturarak: Git bakalım kahraman ağabeyleri kuzuları kim koruyacak bakalım derken, kocaman çok sert bir tekme yemiş kafasına oda Kahraman Abinin yanına kadar uçmuş. Kahraman Köpek olayı görünce oyuna geldiğini fark etmiş ve hemen tilkiyi kovalamaya başlamış. Tilki arkasına bakmadan köyden uzaklaşmış. Tilki yaptığından çok utanmış. Demek ki her annenin içinde süper kahraman yatıyor. Annelerin bu yüreği varken ben daha çok aç gezerim demiş. Ve bu savunmasız tavuklara saldırdığı için pişman olmuş ve o köyden uzaklaşmış. Başka yerlere doğru gitmeye karar vermiş. Uyanıklığıyla ve kurnazlığıyla meşhur olan tilki bu sefer kalbinin merhametine yenik düşmüş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/teneke-asker-masali/", "text": "Bir zamanlar küçük bir çocuk harika bir hediye almış. Bu hediyede yirmi beş adet teneke asker varmış, kırmızı ve mavi renkli askerler silahlarıyla dimdik duruyormuş. Bu askerlerin bu dünyada duydukları ilk şey, Teneke askerler! olmuş. Kocaman parlak gözleri olan küçük bir çocuk onlara dikkatle bakıyordu. Hepsi birer birer masaya dizilmiş haldeydi. En son seçilen birisi dışında hepsi aynı görünüyordu. Döküm sırasında yapımcıların demiri bitti ve bu yüzden askerlerden birinin bir bacağı eksikti. Ama göründüğü gibi, teneke asker, bacağı olmadan da diğerleri kadar dimdik ayakta duruyordu. Masanın üzerinde birçok oyuncağı vardı. Ve aralarında, penceresi olan karton kaleyi masayı süslüyordu. Kalenin önünde güzel minyatür ağaçlar ve göl vardı. Gölün içinde yüzen balmumu kuğular vardı ve ayna kuğuların görüntüsünü yansıtıyordu. Hepsi güzeldi ama en güzeli kapıda duran kağıt bebekti. Gazlı bezden yapılmış kabarık beyaz bir elbise giymişti. Kağıt bebek, bir balerin pozuna benzer bir pozda duruyordu. Ve teneke asker bebeği gördüğünde, onun da onun gibi bir bacağının eksik olduğunu düşündü! Onunla evleneceğim, dedi. Ama sonra, onun için fazla büyük olduğunu düşündü. Ne de olsa, kağıt bebek büyük bir şatoda yaşıyordu ve teneke askerin sadece bir kutusu ve onu paylaşan yirmi dört asker daha vardı. Her neyse, onunla arkadaş olacağım, diye kararlı bir şekilde düşündü. Ve gece çöktüğünde, çocuk uyumak için oyuncaklarını kaldırdı, oyuncaklar koyulduğu kutudan oynamak için dışarı çıktı. Oyuncaklar kendi aralarında hareket etmiş, oyun oynamış, savaşlar yapmışlar. Teneke askerler kapağı açamadıkları için dışarı çıkamadılar. Ancak tek bacaklı asker, diğer oyuncaklara katılmayan kağıt bebekten gözlerini ayırmadı. Gece yarısı bir oyuncak, tek bacaklı teneke askeri ziyaret etti ve ona gözlerine sahip çıkmasını söyledi. Teneke asker tek kelime duymamış gibi yaptı. Ertesi sabah, çocuk tek bacaklı teneke askeri pencerenin yanına yerleştirdi.Tek bacaklı teneke asker pencereden düştü ve iki yaramaz çocuğun ellerinde buldu kendisini. Bu çocuklar kağıttan bir tekne yaptılar ve teneke askeri içine koydular sonra tekneyi bir kanalizasyona yerleştirdiler. Zavallı teneke asker çaresizdi. Daha önce yoğun yağmur yağdığı için, kanalizasyon hızla akıyordu. Teneke asker dimdik durdu, kağıttan yapılmış kayığı dönerken birkez bile irkilmedi. Aniden, kanalizasyon bir kanala döküldü ce asker karanlığa gömüldü. Şimdi nereye gidebilirim? diye düşündü. Kısa bir süre sonra, oluklar bir nehre açıldı, bir balık askeri harika bir yemek olarak düşündü. Balık askeri yakaladı ve teneke asker balığın midesine girdi. Balık bir ağa yakalandı ve pazara götürüldü. Askerini kaybeden çocuğun anneside balık almak için pazardaydı şans eseri. Balık eve getirilip hazırlanırken anne, çocuğun kısa süre önce kaybettiği teneke askeri buldu. Ah, geri geldin, diye sevinçle bağırıyordu çocuk ve teneke askeri yerine koydu. Teneke asker, büyük şatoda yaşayan sevgili baleriniyle, balerinle birlikte olma şansına bir kez daha sahip olduğu için mutluydu. Ama bu tür bir mutluluk uzun sürmedi, çocuğun ağabeyi odaya girdi. Ağabeyi tek bacaklı askeri alıp şömineye attı. Daha da kötüsü, kuvvetli bir rüzgar kağıt bebeği de ateşe taşıdı. Göz açıp kapayıncaya kadar, kağıt bebek gitti ve teneke asker küçük bir teneke parçasına dönüştü. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ti-ve-dostu-kaplan-hikayesi/", "text": "Bir gün bir şehrin köşesinde koskocaman bir hayvanat bahçesi vardı. Bu hayvanat bahçesinde akla gelebilecek tüm hayvanlar vardı. İçlerinden en vahşi olanı da kaplanmış öyle vahşiymiş ki eğiticileri bile çok korkuyordu. Yiyecek et verecekleri zaman bile bir sopanın ucuna takar kafesin içine doğru uzatırlardı. Bu kaplanın adı Sonik ti. Sonik' in namı tüm şehirde konuşuluyormuş ve herkes Sonik' i merak ediyordu. Bu şehirde yaşayan bir de Ti adında, 9-10 yaşlarında bir çocuk vardı. Kaplan Sonik' i en merak edenlerden biride oydu. Babasına yalvardı Sonik'i görmek için. Babası en sonunda bu ısrarlara dayanamayıp kabul etti. Beraber ailecek gitmişler ve izin vermediler. Çünkü Sonik çok vahşi bir kaplanmış ve her an ne yapacağı belli olmazmış. Ti ve ailesi evlerine dönerken Ti ağlamış ve ne olursa olsun o kaplanı göreceğim diyerek kaplanı görme fikrini kafasına koydu. Eve gittiklerinde akşam olmuş uyuma saati geldi. Herkes mışıl mışıl uyurken Ti bir sağa bir sola dönüp duruyordu aklı hala kaplan Sonik'te kaldı. Herkes uykuya dalınca yavaşça yatağından kalktı ve etrafa bakınıp evden çıktı. O saatte hayvanat bahçesine gidiyordu ve görenler bu küçük çocukta nereye gidiyor böyle diyordu. Ti hayvanat bahçesine ulaştı ve kaplanın olduğu bölüme görevlilerden gizli gizli girdi. Etrafta kaplanı ararken fenerini açtı ve fener açılır açılmaz tam karşısında kaplan vardı. Gözler yemyeşil tüyler sarı kahverengi siyah büyülü çizgili bir kocaman kaplan vardı. Feneri de açınca gözler ışıl ışıl oldu. Bu kaplan karşısında dili tutulan Ti ne yapacağını bilemedi ve o anki cesaretle kaplama dokunmak istedi kaplan Sonik buna izin verdi. Ti ise kaplanın zarar vermeyeceğini düşünerek görevlilerden kafesin anahtarını almaya gitti. Görevliler de o kadar derin uykudaydı ki hiçbir şey fark etmediler. Ti de bu sefer duvarda asılı duran anahtarı alıp kaplanın kafesini açtı o açılmayla kaplan bir anda mırıldanmaya başladı ve Ti'yi ağzının arasına sıkıştırıp hayvanat bahçesinden kaçtı. Bunu duyan insanlar etrafına bakıp çocuğum yanımda mı diye kontrol ettiler ama ne yazık ki Ti'nin ailesi Ti'yi göremedi, çığlık çığlığa Ti'yi aramaya koyuldular ve babasının aklına o gün ne olursa olsun kaplanı göreceğim lafı geldi ve eşine, Ti böyle diyordu hatırlıyor musun? diye sordu. Ne yapacaklarını bilemeyen aile çaresizce bekliyordu. Aradan günler geçmeye başladı. Aile gün geçtikçe umudunu yitirmeye başladı ve aylar da geçti. Sonra o koca şehre kocaman bir kaplanın üzerinde bir çocuk gördüler ve bu çocuk Ti'ydi. Şehirdeki insanlar korkup evlerine girdiler hemen. Pencerelerinden bakıyorlardı, sonra Ti'nin ailesi uzaktan görmüş ve çocuğunu tanıdılar. Pencereden, Tiiii Tiiii diye bağırıyorlardı. Ti kaplanla birlikte evinin önüne geldi. Anne ve babasına bu zamana kadar neler yaşadıklarını şu anda ise kaplanın kendi emrinde olduğunu söyledi. Kaplan ormanında yaşarken arada bir Ti'yi ziyarete geliyordu. Hikaye de burada bitmiş. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Hikayeler ve Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz. Evet güzel hikaye ama sonu biraz eksik kalmış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tilki-fare-ve-fil-masali/", "text": "Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde. Deve tellal iken, horoz imam iken, manda berber iken ormanda tilki, fare ve fil adında üç yakın arkadaş yaşarmış. Her biri farklı türden olsa da arkadaşlıkları oldukça güçlüymüş. Bir gün ormanda uzun zamandır görüşmedikleri için bir araya gelmeye karar vermişler. Tilki, diğerlerine sürpriz yapmak istemiş ve onları lezzetli meyvelerle dolu bir piknik için davet etmiş. Fare ve fil bu güzel düşünceye sevinçle karşılık vermişler. Önceden belirlenen yere doğru yola çıkmışlar. Piknik alanına vardıklarında, tilki meyveleri bir piknik örtüsü üstüne güzelce yerleştirmiş. Fare ve fil de mutlulukla etrafı incelemişler ve doğanın güzelliklerini seyretmişler. Ancak, piknik örtüsü o kadar küçükmüş ki, üzerine sadece birkaç meyve sığmış. Fare, tilkinin sürpriz pikniği için minnettarlık duyduğunu dile getirmiş ama karnının acıktığını söylemiş. Fil de fareye katılmış ve onunla aynı fikirde olduğunu belirtmiş. Tilki ise üzgünce başını öne eğmiş ve hatasını anlamış. Ama tilki hemen pes etmemiş ve arkadaşlarını mutlu etmek için bir çözüm düşünmeye başlamış. Yakınlarda bulunan bir nehirde bol miktarda balık olduğunu hatırlamış. Fare ve fili nehrin kıyısına götürmüş ve onlara balık tutmaları için yardım etmiş. Fare ve fil, tilkinin yardımıyla bol miktarda balık yakalamışlar ve mutlulukla yemişler. Artık karnı tok olan arkadaşlar tilkiye teşekkür etmişler ve onun ne kadar düşünceli ve zeki bir arkadaş olduğunu söylemişler. Tilki, arkadaşlarının mutluluğunu gördüğünde içi sevinçle dolmuş. Onlara olan sevgisi ve dostluğuyla gurur duymuş. Artık arkadaşlar, her birinin farklı güçlü yönleri olduğunu ve birlikte çalışarak her zorluğun üstesinden gelebileceklerini anlamışlar. O günden sonra tilki, fare ve fil her fırsatta bir araya gelir ve birlikte güzel vakit geçirirlermiş. Dostlukları her geçen gün daha da kuvvetlenmiş ve ormanın en iyi üç arkadaşı olarak anılmışlar. Ve böylece, tilki, fare ve filin dostluğu her zaman örnek alınacak güzellikte yaşamış ve masallarda efsanevi bir dostluk hikayesi olarak anlatılmış. Daha Fazla Kısa Masal İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tilki-guvercin-ve-leylek-hikayesi/", "text": "Dişi bir güvercin bir hurma ağacının tepesine bir yuva kurar. Burada yavrularını yetiştirmeye başlar. Ama başında çaresiz bir dert vardır. Bir tilki ona musallat olmuştur. Ne zaman bir çift yavru yetiştirse ağacın dibine gelir ve güvercinden yavrularını ister. Vermezse yuvasını dağıtıp kendisini de yok edeceğini söyler. Zavallı güvercin çaresiz olduğunu hisseder ve tilki ne zaman gelse bir çift yavru güvercini ona verir. Bu durum onun canını çok sıkar ve yuvasında bir gün üzgün bir şekilde otururken bir leylek onun bu haline görür. Leylek güvercine neden canının sıkkın olduğunu sorar. Güvercin tilkiyle olan hikayesini ve yavrularını ona vermek zorunda kalmasını anlatır. Bu yüzden üzgün olduğunu ve derdine bir çözüm bulamadığını söyler. Ama leyleğin bu konuda bir tavsiyesi vardır. Leylek güvercine tilkiye bir daha yavrularını vermemesini ve eğer istiyorsa ağaca tırmanıp zorla alması gerektiğini söylemesini önerir. Güvercin leyleği dinler. Tilki bir dahaki sefere kapısına dayanıp ağacın altında belirdiğinde ona ağaca çıkıp kendisi almadıktan sonra asla yavrularını vermeyeceğini söyler. Tilki de bu fikri kimden aldığını sorar. Güvercin leylek diye yanıt verince tilki onu bırakıp leyleği bulmaya gider. Kurnaz tilki bu sefer leyleğin yanına gider. Ona eğer sağdan doğru bir rüzgar eserse kendisini nasıl koruyacağını sorar. Leylek de sağ kanadını yüzüne gererek koruyacağını söyler. Tilki bu sefer soldan rüzgar eserse ne yapacağını sorar. Leylek de sol kanadını gererek rüzgardan korunacağını söyler. Tilkinin son sorusu ise her iki yönden de rüzgar estiğinde leyleğin ne yapacağı sorusudur. Leylek buna her iki kanadı ile başını koruyabileceğini söyleyerek yanıt verir. Tilki gerçekten bunu yapıp yapamayacağını leyleğe sorar. Leylek de yapabileceğini söyler ve hatta göstermek için iki kanadının arasını başını alır ve kapanır. Tilki bu fırsatı değerlendirir. Hemen leyleğin üzerine atlar. Onu yakaladıktan sonra da ey zavallı leylek, güvercine verdiğin aklı niye kendin için de kullanmıyorsun? diye sorar. Niye kendi nefsini kurtarmak için de aklını kullanmıyorsun? Kendiniz böyle aciz bir duruma düşürüyorsun der. Ama leylek bu iş için çok geç kalmış ve yakalanmıştır. Tilki onun önce boğazını kırar ve sonra da afiyetle yer. Böylece leylek bir anlık gafletinin ve düşüncesizliğin kurbanı olur ve ölür. Tilkinin oyununa gelir."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tilki-ve-adam-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok çok uzak bir diyarda yaşayan fakir mi fakir bir aile varmış. Bu ailenin üç tane de çocukları varmış. Zavallı adamcağız her gün evden erkenden çıkar çocuklarına yiyecek bulmak için kasabanın yolunu tutar, belki işveren olur belki de yardımda bulunan çıkar diyerek bir ümitle sabah erkenden kasabada olurmuş. Kocası eve dönene kadar çocuklarına sıcak bir şeyler pişirmek isteyen anne de sabah daha gün ağarmadan yakındaki ormana giderek odun toplar, ocağı yakarmış. Ardından da ellerinde bulunan tek servet olan sıska ve çelimsiz keçiyi sağarak sütü ocağa koyarmış. Günler böyle birbirini kovalayıp geçip giderken çocukların okul çağları gelip çatmış. Karı koca kara kara düşünmeye başlamışlar. Acaba çocukların okul masraflarını nasıl karşılayacaklardı? Zavallı adam bu duruma çok üzülüyor, kahrından geceleri uyku tutmuyormuş. Günlerden bir gün adam her zamanki gibi erkenden kalkıp giyinmiş. Karısına okullar açılıyor, benim hiç durmamam gerekiyor belki bu sefer bir işveren bulunur diyerek yola çıkmış. Karısının hazırladığı küçük ekmek parçası ile peynir azığını da yanına almış düşmüş yollara. Havalar da hafiften soğumaya başlıyordu. Adamcağızın içi titreyerek yavaş yavaş yürümeye devam etmiş. Tam kasabaya yaklaşmak üzereyken yol kenarından bir ses duymasın mı? Hemen o tarafa baktı. Acı acı yükselen sesin olduğu tarafa yavaş adımlarla ilerledi. Çalıları hafifçe aralayınca bir de ne görsün? Avcıların yaralamış olduğu tatlı mı tatlı bir kızıl tilkicik. Öyle masum ve öyle acınası bir şekilde bakıyordu ki. Adam bu zavallıcığı bırakamam bu halde diye düşündü. Adam: -Hayırdır tatlı tilki sana ne oldu böyle? Çok acı çektiği her halinden belli olan biçare tilki: -Avcılardan kaçarken beni vurdular, diye cevap verdi. Ardından fakir ve zor durumda olduğu her halinden belli olan adama; -Eğer bana yardım edersen ben de sana yardım ederim, çok zengin olursun, dedi. Adam zaten zor durumda olduğunu anladığı bu tilkiye yardım etmeyi düşünüyordu. Acaba neden böyle dedi? Gerçekten bu tilkiye güvenmeli miydi? Yardım etmesine edecekti ama doğru söylüyor muydu? Adamcağız bu hayvanı elbette bir başına bırakamazdı. Eve götürdü. Evde kendilerine bile yiyecek bulamamışken bu tilkiyi keçilerinden sağdıkları sütle beslediler. Günler günleri kovaladı, aylar da ayları. Tilki iyileşti ve yürüyebilecek hale geldi. Bu aileye çok alışmıştı onlar da tilkiye çok alışmışlardı. Birbirlerini çok özleyeceklerdi. Bu fakir ailenin gönlü çok zengindi. Kurnaz olmasına rağmen evdeki tavukları yiyebilir diye düşünmeden hiç karşılıksız tilkiye sahip çıktılar. Tilki tüm bu yapılanların altında kalamazdı, değil mi? Bu aileye veda edip onların yanından ormandaki evine gitmek üzere ayrıldı. Aradan epey zaman geçti. Adam her zamanki gibi erkenden kasabaya gitmek için kapıyı açtığında bir de ne görsün? Kapının önünde pırıl pırıl parlayan bir altın. Çığlık atarak karısına ve çocuklarına koştu. Sevinç gözyaşlarına boğuldular. Adam koşarak kasabaya gitti ve altını bozdurup evine pek çok şey alıp geldi. O gün çok mutluydular. Ve bu, sonraki günlerde de devam etti. Aile epey zengin hale geldi. Kasabaya taşınarak çocuklarını okula daha rahat gönderdiler. O günden sonra hiç fakirlik yaşamadılar. İyi kalpli bu adamı uzaktan uzağa takip ederek onların mutluluğunu paylaşan tilki ömrü boyunca bu iyiliği hiç unutmadı ve tabi bu güzel aileyi de. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tim-ve-prenses-masali/", "text": "Bir gün kalbi tertemiz olan Tim adında bir küçük çocuk vardı. Rüyasında bir güzeller güzeli prensese aşık oldu. Bu güzel mi güzel prenses, Tim'in rüyasındaki güzelliği ve macera dolu hayatına hayran kaldı ve onunla evlenmeye karar verdi. Ama bu prenses, uzak bir ülkede yaşıyordu ve Tim, onu bulmak için macera dolu bir yolculuğa çıkmak zorunda kaldı. Tim, vahşi ormanlardan, tehlikeli dağlardan ve karanlık kuyuların içinden geçti ve sonunda prensesin ülkesine ulaştı. Prenses, Tim'in macera dolu yolculuğunu görünce ona hayran kaldı. Üstelik onun kalbinin ne kadar cesur olduğunu anladı. Onlar, birbirlerine olan aşklarını kutladılar ve evlenmeye karar verdiler. Tim ve prenses, mutlu bir evlilik hayatı yaşamaya başladılar ve ülkesindeki herkes onların güzel aile hayatını kıskanıyordu. Tim, prensesin güzelliğini ve içtenliğini her zaman anımsayacak ve onunla birlikte macera dolu hayatına devam edecekti. Yıllar geçti ve Tim ve prenses, mutlu bir evlilik hayatı yaşıyorlardı. Ama bir gün, ülkenin kralı, prensesin babası, hasta oldu ve hızlı bir şekilde iyileşmesi gerekiyordu. Tim, prensesin babasını iyileştirmek için uzak bir dağın tepesinde bulunan efsanevi bir çiçeğe ulaşması gerektiğini öğrendi. Tim, tekrar macera dolu bir yolculuğa çıktı ve çiçeği bulmak için zorlu ormanlar, tehlikeli dağlar ve karanlık kuyuları aştı. Sonunda, Tim, efsanevi çiçeği buldu ve prensesin babasına getirdi. Çiçek, kralın hastalığını iyileştirdi ve ülke, Tim'in cesaretini ve macera dolu hayatını kutladı. Tim ve prenses, kralın iyileşmesinin sevinciyle evlerine döndüler ve mutlu bir evlilik hayatına devam ettiler. Her zaman birbirlerine aşık kalacak ve macera dolu hayatına devam edeceklerdi. Tim ve prenses, ülkesinde uzun yıllar huzurlu bir hayat sürdüler. Ama bir gün, ülkenin kuzeyinde bulunan kötü bir kral, Tim ve prensesin mutlu evlilik hayatını bozmak istedi. Kral, Tim ve prensesi ele geçirmek için ordularını gönderdi ve ülkenin güvenliğini tehlikeye attı. Tim, prensesi ve ülkesini korumak için tekrar macera dolu bir yolculuğa çıktı. Tim, kötü kralın ordularını yendi ve kendisini ele geçirdi. Ülke, Tim'in cesaretini ve macera dolu hayatını tekrar kutladı ve kral, halkın sevgisi kazandı. Tim ve prenses, tekrar evlerine döndüler ve uzun yıllar mutlu bir evlilik hayatı yaşadılar. Her zaman birbirlerine aşık kalacak ve macera dolu hayatına devam edeceklerdi. Evliliklerini de 3 çocukla taçlandırdılar ve hep mutlu yaşamaya devam ettiler. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Yani her zaman masal okumanız iyi olur. Zeynep seni çok seviyorum umarım bir gün çocuklarımıza da bu masalı okurum.. Masalı ilk defa okuyan ne kadar çok baba ve anne varmış. Ülke olarak bu ayıp bize yeter."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tirtil-ile-karinca-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın derinliklerinde yaşayan bir karınca varmış. Bu karınca her zamanki yaptığı gibi yine sabah olunca yiyecek aramaya dışarıya çıkmış. Bulduğu arpa ve buğday tanelerini yuvasına götürüyormuş ki ağacın yaprağında sallanan tırtılı görmüş. Tırtılın her yeri ağlarla kaplıymış. Karınca daha önce hiç tırtıl görmemiş. Karınca onun bu durumunu görünce: - Vah zavallı tırtıl kardeş demiş. Doğrusu senin bu durumunu görünce çok acıdım kendi halimi şükrettim. Ben İstediğim yere özgürce yürüyorum. Ağaçlara tırmanıyorum. Hatta istersem en yüksek dağlara bile çıkıyorum demiş. Ama senin şu haline bak sen buradan hiçbir yere gidemezsin bile demiş. Tırtıl karıncanın bu dediklerine sadece gülümsemiş. Karınca tırtılı küçümseyerek konuşmalarına devam etmiş. - Bizim en küçüğümüz bile istediği yere gidebiliyor. Senin hayatın da çok zor be kardeş! Allah sana kolaylık versin demiş. Tırtıl yine karıncaya bir şey söylememiş ve gülümsemiş. Karınca tırtıla acıya acıya evinin yolunu tutmuş. Epey zamandan sonra karınca yine yiyecek aramak için evinden dışarıya çıkmış. Dışarıda rengarenk kanatları olan çok güzel bir kelebek görmüş. Karınca kelebeğe hayranlıkla bakıyormuş içinden Ah ne kadar da güzel! Üstelik de özgürce uçabiliyor demiş. O esnada şiddetli bir yağmur başlamış. Karınca Neye uğradığını şaşırmış elindeki buğday tanelerini yere bırakıp yuvasına girmeye çalışmış ama nafile. Yağmur bir anda sele dönüşmüş. Karınca sürüklenmeye başlamış. Suyun içinde çırpına çırpına kenarda bir ağaç dalına tutunarak zor kurtulmuş. Bir ara kelebeğin uçup yanındaki ağaca konduğunu görmüş. Sonra Keşke ben de kelebek olsaydım. Böyle suda boğulma tehlikesi yaşamadan uçup kurtulurdum demiş. Onu duyan kelebek karıncanın yanına gelmiş. - Beni tanıdın mı karınca kardeş? demiş. Ben senin bir zamanlar küçümsediğin o hiçbir yere gidemeyen tırtılım demiş. Bak şimdi büyüyüp bir kelebeğe dönüştüm. Artık uçabiliyorum demiş. İşte o zaman karınca kimseyi küçümsememesi gerektiğini anlamış. Çünkü kimin ne kadar aciz olacağını kimse bilemezmiş. Geç de olsa bunu öğrenmiş. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tontis-ve-yegenleri-masali/", "text": "Bir gün 4 yeğen aralarında anlaşmış, tontişe çok güzel bir hediye alacaklarmış. Ne alacaklarına karar verememişler ama. Düşünmüşler düşünmüşler bulamışlar. Köyün ileri gelenlerinden Nazar dedeye akıl sormaya karar vermişler. Nazar dede köyün muhtarıymış. Her konu hakkında bir bilgisi varmış bu dedenin. Çocuklar hep bir ağızdan '' Biz tontişe hediye alacağız, ne alalım?'' diye sormuşlar. Nazar dede düşünmüş düşünmüş... ''O'na öyle bir hediye alın ki, sizi ne kadar değer verdiğinizi anlasın. Hatta bir şey almayın kendiniz yaratın. Mesela ona güzel bir şiir yazın, güzel sözler söyleyin'' demiş. 4 yeğen çok iyi anlaşırmış. Her zaman birlikteymiş. Ama yanlarında tontiş olduğu zaman kendilerini güvende hissederlermiş. Yoksa üzülürlermiş. Tontiş de her fırsatta onların yanına gelirmiş. Gündüzleri çalıştığı için sadece akşam saatlerini ayırabiliyormuş. Bir akşam Tontiş eve geç gelmiş. Yeğenler beklerken uyuyakalmışlar. Canlı çok sıkılmış tabii tek başlarına oldukları için. Ne yapsak ne etsek diye düşünmüşler. Hediye vermeye karar vermişlerdi ki, güzel bir hediye hazırlamışlar. Aslında yeğenler uyumuyormuş, uyuya taklidi yapmışlar. Tontiş eve geldiği zaman bir anda ayağa fırlamışlar ve seni çok seviyoruz tontiş diye bağırarak sarılmışlar. Tontiş o kadar mutlu olmuş ki, yok böyle bir mutluluk. Sonrasında da bir güzel Tontiş'in hazırladığı yemekleri yemişler. Tontiş yeğenlerine en güzel yemekleri hazırlamış. Tatlılar yapmış. Günü çok verimli bir şekilde geçirdikten sonra birlikte uyumaya dalmışlar. Her gün aynı şeyi yapmışlar. Her akşam bir araya gelip sarılmaya başlamışlar. Her defasında da aynı mutluluğu yakalamışlar. Aslında mutluluğun ne kadar basit, ne kadar kolay olduğunu işte o zaman anlamışlar. İnsanlar mutlu olmak için çok fazla arayış içinde. Ama aslında mutluluk tamamen insanın içinde. Yaptıkları hareketlerde. Bu nedenle masalımız size örnek olsun. Eğer ki siz de mutlu olmak istiyorsanız kim varsa sevdiğiniz etrafınızda hepsine sarılın. Sarılmak en güzel terapidir. En güzel duygular sarılınca ortaya çıkar. En güzel hisler ancak sarılınca gerçek olur. Bu şekilde yaşamak, buna göre davranmak gerekir. Güzel duygular ve hayaller vardır insanlar için. Bunların hepsini masallarda bulabilirsiniz. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/topal-kiz-ve-yakisikli-prens-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak bir ülkede güzellikleriyle ün salmış iki genç vardı. Birincisi Topal Kız adında sevimli ve iyi kalpli bir kızdı. Adını bacaklarındaki doğuştan olan bir sakatlık yüzünden almıştı. Ancak, bu onun neşesini ve iyimserliğini hiç etkilemiyordu. Diğer genç ise Yakışıklı Prens adını taşıyan yakışıklı ve cesur bir prensti. Ülkesinde halkı tarafından sevilen, adaletli ve yardımsever bir yöneticiydi. Topal Kız, yakınlardaki ormanda yaşayan güzel yaban gülü bahçesi hakkında efsaneler duymuştu. Bu bahçenin her çiçeğinin bir dilek gerçekleştirdiğine inanılıyordu. Topal Kız, bacaklarındaki sakatlıktan kurtulmak için bu bahçeyi bulmaya ve bir dilek tutmaya karar verdi. Yakışıklı Prens ise krallığını geliştirmek ve halkının mutluluğunu artırmak için çabalıyordu. Bir gün, krallığın kötü kalpli bir büyücü tarafından lanetlendiğini öğrendi. Bu lanet, prensin kalbini soğuk ve acımasız yapmıştı. Yakışıklı Prens, lanetten kurtulmak ve tekrar insanların sevgisini kazanmak için yaban gülü bahçesine gitmeye karar verdi. Kaderin tuhaf bir cilvesiyle, Topal Kız ve Yakışıklı Prens aynı yola düştü. Yolları, onları yaban gülü bahçesinin gizemli kapısına götürdü. Kapının bekçisi, onların niyetlerini sorguladı. Topal Kız'ın dileği, kendi iyiliği için değil, sevdikleri ve krallığı için sağlık ve mutluluk istemekti. Yakışıklı Prens ise lanetten kurtulup halkını mutlu etmek istediğini açıkladı. Bekçi, kalplerindeki samimiyeti ve iyilik duygusunu görerek onlara izin verdi. Yaban gülü bahçesi, onların dileklerini duydu ve gülümsedi. Topal Kız, aniden bacakları düzelip sağlıklı hale geldi. Yakışıklı Prens'in kalbi ise tekrar sevgi ve merhametle dolup taştı. Bu olağanüstü deneyimden sonra Topal Kız ve Yakışıklı Prens, birbirlerine aşık oldular. Birlikte krallığına döndüler ve halkının iyiliği için birlikte çalıştılar. Topal Kız'ın özgüveni ve iyimserliği, Yakışıklı Prens'in kalbindeki son karanlığı bile aydınlattı. İkilinin hikayesi hızla yayıldı ve insanlar onların aşkını ve iyilik dolu ruhlarını örnek aldılar. Krallık, onların liderliği altında refah içinde yaşadı. Yaban gülü bahçesi ise artık dilekleri gerçekleştirmeye devam ediyordu, ancak kimse bunu kötüye kullanmıyordu, çünkü insanlar Topal Kız ve Yakışıklı Prens'in özverili davranışlarından ilham almışlardı. Ve böylece Topal Kız ve Yakışıklı Prens, iyilikleri ve sevgileriyle herkesin kalbinde sonsuza kadar yaşadılar. Onların masalı, zamanla efsane haline geldi ve gelecek nesiller boyunca anlatılmaya devam etti. Çünkü gerçek sevgi ve iyilik her zaman hatırlanır ve sonsuza kadar yaşar. Daha Fazla Masal İçin Bebek Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tosrinin-dunyasi-masali/", "text": "Tosri'nin oldukça renkli ve eğlenceli bir hayatı varmış. Kahramanımız Tosri kendisi gibi neşeli olan insanları çok severmiş. Tosri'nin en yakın arkadaşı Fatoş'muş. Fatoş da en az onun kadar eğlenceli biriymiş. Bir gün ormanda piknik yapmaya karar vermişler, başlarına geleceklerden habersizce! Ailelerinden izin alarak iki arkadaş çıkmışlar yola, yolda kuşları, taşları, ağaçları seyrederek ormanda yavaş yavaş ilerlemişler. Ailelerinin onlar için hazırladıkları piknik sepetinde en sevdikleri yiyecekler varmış. Örtülerini yavaşça yere serip, güzelce yiyeceklerini örtünün üzerine koymuşlar. Her şeyi yiyip bitiren Tosri, birazda oyun oynamak istediğini söylemiş. Sepetlerinde duran topu almışlar ve başlamışlar oynamaya. Öyle eğleniyorlarmış ki geçen zamanın farkına bile varmıyorlarmış. Her şey çok güzel giderken Tosri'nin attığı top havaya fırlamış ve bir de ne olsun... Top ağaçta kalmış. Topun ağaçta kaldığını gören arkadaşı, bu duruma çok üzülmüş. Arkadaşının halini gören Tosri Kahramanca demiş ki; '' Sen üzülme arkadaşım ben alırım şimdi ağaçtan topu '' Arkadaşını üzgün görmeye dayanamayan Tosri ne kadar korksa da, bunu ona belli etmeden başlamış ağaca tırmanmaya, dediği gibi başarmış da topu almayı, ama topu ağaçtan kurtaran Tosri ağaçtan aşağı inerken aynı cesareti gösterememiş. Fatoş'a selenmiş ağlamaklı gözlerini koluna silerek, titreyen sesiyle '' Ben buradan inemem, bunu başaramam '' diye gene ağlamaya başlamış. Fatoş bu durumdan kendini suçlu hissediyormuş. Arkadaşını nasıl oradan kurtaracağını bilmeyen Fatoş, ne yapacağını şaşırmış. Ağaca tırmanarak Tosri'yi, oradan kurtarması gerektiğine karar vermiş. Usulca tırmanmış ve bu kez ikisi de ağaçta kalmış. Hava artık kararmaya başlamış, bir şey yapmalı ve buradan yere inmelilermiş. Sonunda ağaçtan atlamaya karar vermişler. Ve sırasıyla ikisi de atlamış. Düşünce Tosri'nin ayağı kanamaya başlamış. Canı çok yanan Tosri yürümekte zorlanmış. Arkadaşının bu duruma gelmesine sebep olduğu için çok üzülen arkadaşı, avazı çıktığı kadar bağırarak yardım çağırmış. Hava'nın karardığını gören ailesi de ormanda onları arıyormuş. Fatoş'un çığlığını duymuşlar ve hemen koşmuşlar yanlarına doğru, Fakat ne görsünler Tosri'nin ayağı kanıyor ve ikisi de orada öylece ağlıyor. Ailelerini görünce sevinen iki arkadaş hatalarını anlamışlar ve bir daha yalnız başlarına ormana gitmemeye karar vermişler. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tovbe/", "text": "Büyük sahabe Ebu Said Resulullah'ın şöyle anlattığını ifade etti. Sizden daha önce yaşamış olan bir kişi vardı. Bu kişi tam 99 kişiyi öldürmüştü. Bu kişi yeryüzünde yaşayan en bilgi kişinin kim olduğunu sordu. Yaşayan kişiler o adama bir rahibin olduğunu söylediler. O adam rahibin yanına giderek 99 kişiyi öldürdüğünü ve tövbe etmek istediğini söyledi. Ve rahibe sordu. Bu kadar kişiyi öldürdüm acaba benim tövbe edip bağışlanma ihtimalim var mıdır, dedi. Rahip adama şöyle cevap verdi. Hayır sen çok kişiyi öldürdün dedi. Bunun üzerine 99 kişiyi öldüren adam rahibe öldürüp öldürdüğü adam sayısını 100'e çıkarttı. Adam orada yaşayanlara başka bir bilge adamın olup olmadığını sordular. Oradaki kişiler ise Alim olan bir kişinin olduğunu söyledi. O adam alim olan kişinin yanına gitti. Rahibe sormuş olduğu sorunun aynısını alime sordu. Evet sen tövbe edebilirsin. Allah ile senin tövben arasına kimse giremez dedi. Adam geri dönerken yere düştü ve öldü. Adamın ruhunu rahmet meleklerinin mi yoksa azap meleklerin mi alacağı konusunda melekler ihtilaf yaşadılar. Bu adam zalim ve hiçbir hayrı yoktur dediler. Melekler böyle tartışırken insan suretinde bir melek geldi ve hakem oldu. Adamın çıktığı yer ile öldüğü yer arasının ölçümü yapıldı. Gitmek istediği yer adamın iyilerin olduğu yer çıktı ve adamın ruhunu rahmet melekleri aldı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/trafik-kurallarini-ogrenen-kucuk-buse-masali/", "text": "Buse ve ailesi bir gün tatil için yola çıkmadan önce hazırlık yapmaya başlamış. Hazırlık sırasında Buse en sevdiği oyuncaklarını yanına almış. Babası ve annesi valizleri bagaja yerleştirdikten sonra yolculuk sırasında çocuklarına trafik kurallarından bahsetmiş. Uzun bir yolculuk olacağı için herkesin kemerini takması gerektiğini söylemişler. Buse bu anlatılanlara pek fazla kulak vermemiş. Başına geleceklerden haberdar değilmiş. Buse ve ailesi yaklaşık 6 saat sürecek yolculuk sırasında yanlarına yiyecek almak için bir markette durmuş. Marketten çeşitli yiyecekler olan Buse ve ailesi arabaya binmiş. Daha sonra uzun yolculuk başlamış. Yolculuk sırasında Buse oyuncaklarıyla oynarken rahat edememiş ve kemerini çıkarmış. Annesi ve babası önde oturduğu için bu durumu fark etmemiş. Fakat yaptığının ne kadar yanlış olduğunu kısa süre sonra anlayacakmış. Anne ve babası yolculuğun yarısına geldiklerinde Buse seslenmişler ve Buse'nin uyuduğunu görmüşler. Buse yolculuk sırasında uyuya kalmış. Kısa süre sonra yol çalışması bulunan bir alandan geçmişler. Yol çalışmasının olduğu yerden geçerken araç lastikleri zarar görmüş. Araç ilerlerken babası bir anda fren yapmak zorunda kalmış. Buse ise kafasına çarparak bir anda acı içerisinde bağırmış. Annesi ve babası hemen Buse bakmışlar. Herhangi bir sağlık sorunu olmayan Buse kemer takmadığına çok pişman olmuş. Anne ve babası Buse'nin arkada otururken kemer taktığını düşünüyorlarmış. Fakat Buse kemerini çıkardığı için kafasını kapıya vurmuş. Çok fazla canı acımamış ama Buse çok korkmuş. Bu durumun daha kötüsü ile karşı karşıya kalabilirmiş. Anne ve babası Buse'ye bazı kuralları tekrar anlatmak için mola vermiş. Verdikleri bu mola sırasında Buse'yi detaylı şekilde bütün trafik kurallarını anlatmışlar. Buse ise bir daha asla kemerini çıkarmayacakmış. Her ne kadar hafif bir çarpma olsa da Buse anne ve babası tedbir amaçlı çocuklarını hastaneye götürmüşler. Hastaneden herhangi bir sorun yaşamadan ayrılmışlar. Ama bu durum Buse için bir ders olmuş. Her araca bindiğinde kemerini takar ve takmayanları ise uyarmış. Buse diğer trafik kurallarına da küçük bir kitapçıktan okuyarak tüm kuralları hakim olmuş. Bu küçük kitapçık yolculuk sırasında babasının ona hediyesiymiş. Bu güzel hediye sayesinde trafik kurallarını öğrenmiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tuccar-ve-karinca-masali/", "text": "Bir zamanlar, Mısır'da yaşayan bir tüccar vardı. Tüccarın büyük bir zenginliği vardı ve her zaman daha da zengin olmak için çalışıyordu. Ancak, hiç durmadan çalışmak, tüccarın hayatını da etkilemişti. Arkadaşları ve ailesi ile fazla zaman geçiremiyordu ve sürekli olarak işlerini düşünüyordu. Bir gün, tüccar yine işlerinin peşindeyken, yorgunluktan bir ağacın altında dinlenmeye karar verdi. Bu sırada, karşısına bir karınca çıktı. Karınca, ağzında bir yaprakla tüccarın yanına geldi ve ona bir şeyler söylemek istiyormuş gibi duruyordu. Tüccar, karıncayı dinledi ve şaşırdı. Karınca, yaprağı taşıyarak bir yere gitmek istiyordu ama yolculuğu için yardıma ihtiyacı vardı. Tüccar, karıncayı yardım etmek istedi ve onunla birlikte yola koyuldu. Karınca, tüccarın yardımıyla amacına ulaştı ve teşekkür etmek için tüccara bir hediye verdi. Tüccar, karıncanın sözlerini anlamıştı ve tohumu dikkatle sakladı. O günden sonra, tüccar işlerini hala önemsiyordu ama ailesi ve arkadaşlarıyla da zaman geçirmeye başlamıştı. Ayrıca, karıncanın verdiği tohumu kullanarak, daha fazla para kazandı ama her zaman sadık olduğu değerlerini korudu. Tüccar, karıncanın verdiği tohumu kullanarak büyük bir zenginlik elde etti. Ancak, kazandığı bu zenginliğin hiçbir zaman karınca ile yaşadığı deneyimin değerini değiştiremeyeceğini anlamıştı. Tüccar, bir gün yine ağacın altında otururken, karşısına yine aynı karınca çıktı. Tüccar, karıncayı tanıdı ve ona büyük bir sevgiyle sarıldı. Karınca, tüccarın bu davranışına şaşırdı ve tüccarın neden bu kadar mutlu olduğunu sordu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/tureyis-destani/", "text": "Uygur Hakan'ı kızlarını hiçbir şekilde başka insanlarla evlendirmek istemez. Tanrı'ya her iki kızıyla evlenmesi için temenni ederek yalvarır. Tanrı kurt suretinde görünüp bu yakarışa karşılık Hakan'ın kızlarıyla evlenir. Bu evlilikten Dokuz Oğuz ayrıca On Uygur boylarını oluşturmuştur.. Hun Beyleri'de birinin çok fazla güzel iki kızı bulunmaktadır. Bu bey tıpkı Hakan gibi kızı ile sadece Tanrılar evlenebileceğini sanmıştı. Bu nedenle ülkesinin Kuzey ölçümü tarafında bir kule yaptırmıştır. Sebebi ise güzel kızını Tanrılar ile evlenmesini sağlamaktı. Kızı ile o gece buraya geldi. Bir zaman zarfı sonrası kuleye gelen bir kurdun Tanrı olduğunu sanmış ve kızını bu kurtla evlendirmiştir. Bu evlenmeden doğan Dokuz Oğuzlar'ın sesi kurt seslerine benzerdi. Ayrıca bilinen Göç Destanı ile Uygurlar'ın yurdunda Hulin adında yüksek bir dağ vardı. Bu dağda Tuğla ve Selenge adlı iki uzun nehir çıkıyordu. Bir gece orada belirlenen ağacın üzerine gökten ilahi bir yansıma tarzında ışık indi. Bu iki ırmak arasını kapsayan bölgede yaşayan halk olayı dikkatli şekilde izlediler. Ağacın gövdesi bir zaman sonra şişkinliği oluştu, ilahi yansımalı ışıkta ise tam dokuz ay ve on günlük şişkinlik her gün orada durdu. Bu süre geçtikten sonra ağacın gövdesi yarıldı ve beş tane çocuk göründü. Bu bölgede bulunan halk bu çocukları benimseyerek kabul ettiler. Büyüyene kadar onlara her türlü gereksinimlerini karşıladılar. En küçükleri Buğu Han büyüdüğünde hükümdarlık rütbesi kazandı. Ülke bolluk, zenginlik ve refah kazanarak halkı mutlu oldu. Aradan uzun zaman zarfları geçti. Yuluğ Tiğin adlı şehzade hükümdarlığa geçti. Çinlilere karşı amansız çokça savaşa girdi. Bu savaşı bitirmek için Oğlu Galı Tigin'i Çin prensesine evlendirmek için girişimlerde bulundu. Çinliler ise bir plan yapıp prensese karşılık hükümdara Tanrı Dağı'nın eteklerinde var olan Kutlu Dağ'ı taşımakla görevli olan kayayı istediler. Gali Tigin şüphe etmeden kayayı Çin'e verdi. Çinliler kayayı götürmeye çalışmak için etrafında ateşler yakıp parçalayarak taşıyacaklardı. Kaya kızmaya başlayınca üzerine sirkeler döktüler. Ufak tefek parçaya ayrılan kayayı at arabalarına koyup Çin'e taşıdılar. Memleketteki bütün uçan kuşlar, hayvanlar kendi konuşma dilinde kayanın gidişine ağladı. Bu olaya takiben Gali Tigin öldü. Kıtlıklar ve kuraklıklar meydana geldi. Yurdu bırakıp göç ettiler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uc-dilek-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın birinde oduncu ve karısı yaşarmış. Çok çalışıyorlarmış fakirler ama aynı zamanda çok mutluymuş bu çift. Bir gün oduncu kesilecek ağaç aramak için ormana gitmiş. Ormanda çok büyük ve uzun bir ağaç bulmuş. Onu kesmeye çalışırken aniden bir ses duydu. Oduncu sesin nereden geldiğini anlamaya çalışıyormuş arkasına dönmüş ve arkasındaki devrilmiş ağaçtan geliyormuş ses. aşağıya doğru bakmış ve ağacın altında bir peri görmüş. Perinin kanatları devrilen ağacın altında kalmış.Lütfen, buradan çıkmama yardım et. Kanatlarım bu ağacın altında kaldı. demiş peri. Oduncu sormuş Ah zavallı peri, ama bu büyük ağacı nasıl kaldırabilirim?. Beni nasıl çıkaracağını sana söyleyeceğim, demiş peri. Oduncu perinin dediğini yaptı. Kaldıraç için balta ve kayayı kullandı. Çok Teşekkürler! dedi peri. Şimdi gidebilirsin. Bu büyük ağacı hava kararmadan kesmeliyim, diye yanıtladı adam. Hayatımı kurtardığın için sana teşekkür etmek istiyorum. Eve dön ve üç dilek tut. O zaman üç dilek de gerçekleşecek dedi peri. Oduncu eve koştu. Ey! karıcığım, önce elindekilerden lezzetli bir yemek yap, şimdi çok acıktım. O zaman sana şaşırtıcı ve harika bir haber vereceğim! dedi oduncu karısına. Ah, sadece biraz çorbamız var. Keşke sosislerimiz de olsaydı, diye haykırdı karısı. Aniden, masada bazı sosisler belirdi. Oh hayır! Bir peri bize üç dilek diledi. Şimdi sadece iki kaldı! Bir dileği boşa harcadın! Ah, keşke bu sosisler burnuna sıkışsa! diye bağırdı oduncu. Aniden, sosisler karısının burnuna yapıştı. Burada neler oluyor? Ahh! karısı ağladı. Şimdi, iki dileği tükettik. Ama ne kadar komik görünüyorsun. Ha! Ha! Ha! oduncu güldü. Karısı daha da sinirleniyordu, Burnuma sosis sıkıştı. Neden gülüyorsun? Bana yardım et! Ah, keşke... Hayır! Lütfen dur! Ne söylediğine dikkat et! Tek bir dileğimiz kaldı. Önce sosisleri burnundan çıkarmaya çalışalım, dedi oduncu. Böylece sosisleri burnundan çıkarmaya çalıştılar. Üzerlerine yağ sürdüler ve çektiler. Çektiler ve biraz daha çektiler! Ama sosisler hala burnuna yapışmıştı. Oduncu ve karısı çok üzgündü. Şimdi ne yapmalıyız? Büyük bir ev ve yemek dilemek istedim ama geriye tek bir dileğim kaldı. Ama burnumda sosislerle yaşayamam diye haykırdı karısı. Oduncu bir süre düşündü ve Başka seçeneğimiz yok. Burnunuzdaki sosisleri çıkarmak için son dileğimizi kullanmalıyız! karısı rahatladı sosisler burnundan çıkacağı için. Ve sonunda, sosisler burnundan çıktı. Ne kadar da boş! Bu kış bizi sıcak tutacak biraz odun dileyecektim! Karısı, Tatlım, benim için son dileğimi kullandığın için gerçekten teşekkür ederim dedi. İkisi de üç dilek dilemeden önce mutlu olduklarını anladılar. Ve onlarsız daha mutlu olabilirler. Sonunda akşam yemeği için sosisleri yediler ve yemeklerinin tadını çıkardılar. İkisi de birbirlerini çok sevdiler ve sonsuza dek mutlu yaşadılar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uc-kucuk-domuzcuk/", "text": "Bir varmış bir yok muş. Anneleri ile birlikte küçük bir evde yaşayan üç küçük domuzcukvarmış. Artık evlerinden ayrılıp kendi başlarına yaşamayı. Kendi hayatlarını kurmayı öğrenmeleri gerekiyormuş. Bir gün anneleri üç küçük domuzcuğu yanına çağırmış. Yavrularım artık bu evden ayrılma zamanınız geldi. Gidip kendinize yeni bir hayat kurun. Ama sakın bunu unutmayın; Bu dünyada ne yaparsanız yapın en iyilerini yapmaya çalışın. Ertesi sabah üç küçük domuzcuk biraz üzgün biraz heyecanlı anneleri ile vedalaşmışlar. Ve düşmüşler yola ve biraz yol aldıktan sonra üç küçük domuzcuk kendilerine ev yapabileceği bir araziye gelmişler. En küçük domuzcuk yeni evini samandan yapmaya karar vermiş. Çünkü böylesi hem daha zahmetsiz hem de daha kolaymış. Böylece bir an önce evini bitirebilecek ve oyun oynamaya da daha fazla zaman kalacakmış. En küçük domuzcuk evini bir günde bitirmiş ve diğer domuzlara seslenmiş. -Bakın ben evimi bitirdim bile demiş. En büyük domuzcuk eve şöyle bir bakmış. -İyi de bu ev hiç sağlam görünmüyor. Ya kurt gelirse ondan nasıl korunacaksın, demiş. En küçük domuzcuk abisini hiç umursamamış. -Hiç bir şey olmaz merak etme, demiş. Ortanca domuzcuk da evini tahtadan yapmaya karar vermiş. Ormandan topladığı ağaç dalları ile kendine küçük bir kulübe yapmış. Onun evini bitirmesi tam üç gün sürmüş. Bu ev saman evden biraz daha sağlammış. En büyük domuzcuk onunda yanına gelmiş. Kardeşim iyi güzel yapmışsın da bu ev hiç sağlam görünmüyor. Kurt gelirse bu ev seni koruyacak mı? diye sormuş. Ortanca domuzcuk hemen cevabı yapıştırmış. -Hiç bir şey olmaz merak etme bu ev çok sağlam. Peki benden söylemesi sonra uyarmadı deme. İki küçük domuzcuk yeni yaptıkları evlerinde keyif yaparken en büyük domuzcuk sürekli çalışıyormuş. Çünkü o evini tuğladan ve taştan yapıyormuş. Diğer domuzlar bunun bu çabasını çok anlamsız buluyorlarmış. Sürekli oyunlar oynayarak vakit geçiyor ve hiç çalışmıyorlarmış. -Bir an önce evini bitirmek varken ne gerek var bu kadar zahmete canım. Abimiz de amma korkakmış ha!. En büyük domuzcuk da kardeşlerinin söylediklerine kurak asmadan tam da 1 hafta durmadan çalışmış ve sonunda tuğla ve taştan yaptığı evini bitirmiş. Bir gün sonra aç bir kurt domuzların yaşadığı yere gelmiş. Önce birinci domuzun samandan yaptığı evinin önünde durmuş. Küçük domuzcuk samandan yaptığı evinde dinleniyormuş. Kurt kapıyı çalmış. -Aç kapıyı da içeri gireyim açmazsan üflerim püflerim evini başına yıkarım, demiş. -Hiç bir şey yapamazsın benim evim yeterince sağlam, demiş küçük domuzcuk. Kurt bunun üzerine üflemiş püflemiş domuzcuğun samandan yaptığı evi yıkmış. Küçük domuzcuk kendini dışarı zor atmış ve doğruca ortanca kardeşinin ağaç dallarından yaptığı evine koşmuş. Kapıyı çalmış. Ortanca domuzcuk kapıyı açınca küçük domuzcuk can korkusuyla kendini içeri atmış. -Çabuk kapat kapıyı kardeşim kurt buraya gelebilir, demiş. Ortana kardeşi ise -Merak etme bu evde bize hiçbir şey yapamaz, demiş. Kurt kısa süre sonra ikinci domuzcuğun tahtadan yapılmış evine gelmiş. Ve kapıyı çalıp seslenmiş. -Aç kapıyı! İçeri gireyim açmazsan üflerim püflerim evini başına yıkarım, demiş. Ortanca domuzcuk -Benim evimi asla yıkamazsın, demiş. Kurt da bunun üzerine üflemiş püflemiş tahtadan yapılmış evi yıkmış. Küçük domuzlar doğru küçük en büyük domuzcuğun evine gitmişler. Kurttan canlarını zor kurtarmışlar. -Kardeşim kurt buraya geliyor şimdi ne yapacağız? diye sormuş ortanca domuzcuk. en büyük domuzcuk kendinden emin bir şekilde cevap vermiş. -Merak etmeyin kurt bu eve giremez.Biraz sonra iyice açıkmış olan kurt en büyük domuzcuğun evine varmış. Üç küçük domuzcuğa seslenmiş. -Açın kapıyı içeri gireyim! açmazsanız üflerim püflerim evinizi başınıza yıkarım, demiş. -Hiç boşuna uğraşma hain kurt, bu eve giremezsin, demiş en büyük domuzcuk. Bunun üzerine kurt çok sinirlenmiş. Üflemiş püflemiş ama boşuna domuzcuğun taştan evini yıkamamış. Tekrar tekrar denemiş ama biraz olsun evi sallayamamış bile. Sonunda yorgun düşen kurt eve girmek için başka yol denemeye karar vermiş. Evin çatısındaki bacayı görmüş ve çatıya tırmanmaya karar vermiş. Kurdun çatıya tırmandığını görüp bacadan girmeye çalışacağını anlayan büyük domuzcuk hemen bacanın altındaki şömineyi yakmış. Odunların da üstüne kocaman kazan su koymuş. Kurt zar zor bacaya tırmanmış. Ve bacadan da kendini atı vermiş. Ve doğruca kaynar suyun içine düşmüş. -İmdat! imdaaat! yardım edin. diye bağırmış. Kurttan kurtulan domuzcuklar neşeyle birbirlerine sarılmışlar. üç küçük domuzcuk ertesi gün olan biteni anlatmak için annelerinin evine gitmişler. Annesinin yanına giden en küçük domuzcuk haklıymışsın anneciğim bu dünyada ne yapıyorsak en iyisini yapmalıymışız. Gerçekten emek verilen her iş başarıya ulaşır. O günden sonra iki küçük domuzcuk hiiiç tembellik yapmamışlar. Abileri gibi çalışmışlar. Mutlu ve güvenli bir hayat yaşamışlar. Teşekkürler. Bir kaç yerde kelime hatası var. Onun haricinde çok güzel teşekkür ederim. Kızıma her gün iki masal okuyorum. Tüm masallar kısa kısa. Buraya denk geldiğime sevindim. Kolaylıklar dilerim. Her aksam kizima masall okuyorum ve cok seviyor.. Kizim bu masallara adeta asik oldu her gun 2 defa okumadan anami uyutmuyo. Tesekkur ederim.."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uc-kucuk-maymus-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde. Gökkuşağı Gezegen'inde Hayal ülkesinin, Şekerleme Şehri'nde. Rengarenk ağaçlardan oluşan uçsuz bucaksız toprakları çikolatadan oluşan bir orman varmış. Analı babalı yavrulu bebekli küçük büyük hayvan arkadaşlarımız yaşarmış bu ormanda. Bu küçük ailelerden biride bizim maymuşların olduğu Şeftali Ailesi. Baba maymun sabah erken saatlerde kalkar kıyafetini giyer kahvaltısını yapıp işe gidermiş. Ardından bizim ufak yaramaz maymuşlarımız da babalarıyla beraber kahvaltılarını yapar dışarıya koşarmış. Bu maymuşların isimleri: Edi, Büdü ve Nilü imiş. Annelerine yardım etmeden dışarı fırlar, türlü türlü afacanlık yapar, ağaçtan ağaca zıplarlarmış. Akşam babalarından biraz önce eve gelip, ellerini yüzlerini yıkayıp, kıyafetlerin değiştirip hemen yemeğe otururlarmış. Yemekten hemen sonrada televizyonun karşına geçip yorgunluklarını atarlarmış. Ama anne maymuş Medi Hanım, yemeği de topladıktan sonra odasına geçer yatarmış. Bu durum Nilü' nün dikkatini çekmiş. Babaları, çocukların bu düşüncesi onun hoşuna gitmiş. Ve onlara şöyle bir plan yapmalarını istemiş. Sabahı heyecanla bekleyen çocuklar sabah olunca her zamanki gibi kahvaltı yapıp babalarıyla beraber dışarıya çıkmışlar ve annelerini izlemişler. Medi hanım kahvaltı bulaşıklarını toplamış, mutfağı toplamış, evi süpürüp silmiş, çamaşırları yıkayıp asmış. Çocukların odasını toplamış, dağılan oyuncakları toparlamış. Ütüyü yapmış. Akşamüstü olunca yemeğin hazırlığını yapmaya başlamış. Annelerini izleyen Edi Büdü ve Nilü annelerini izlerken bile çok yorulmuşlar. Annemiz hiç dinlenmedi. Çayını bile içemedi. Hep bizim dağıttığımız eşyaları topladı, bizim kirlettiğimiz evi temizledi. Bizim katlamadığımız ortalığa saçtığımız oyuncaklarla uğraştı ve birde biz akşam aç kalmayalım diye yemek hazırlığına başladı. O an anladılar ki annelerinin ne kadar fedakar bir maymuş olduğunu sadece evlatlarını düşündüğünü. Ve gözleri yaş içinde eve girdiler ve tek tek annelerinin o yorgun kollarına atlayıp onlarca kez özür dilediler. Annecim biz sana yardımcı olamadık, sadece kendimiz düşündük, özür dileriz annem dediler. Sabah uyandıklarında ise; odalarındaki oyuncakları yerine koyup çıkardıkları kıyafetleri katlayıp temiz bir şekilde düzen kurmaya başladı bizim 3 yaramaz maymuş. Tabii ki yavrum işim yok ki, evde sizin sayenizde beraber yapınca iş de kalmaz ve beraber çok daha eğlenceli zaman geçirebiliriz demiş anne maymuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. Çocukların anlayabileceği bir dilde Egitici hoş bir masal."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uc-merakli-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzun yıllar önce, küçük bir kasabada yaşayan üç samimi arkadaş varmış: Emre, Melis ve Ece. Bu üç arkadaşın birbirinden farklı ilgi alanları varmış. Her biri sürekli kitaplar okuyarak ilgi alanlarına dair yerin bilgiler öğrenme peşindeymiş. Emre, maceralı hikayeleri çok severmiş. Okuduğu kitaplarda anlatılan gizemli ülkelere, sık ormanlara ve şiddetli denizlere gitmiş gibi hissedermiş. Kitaplardaki macera dolu hazine avlarını severek okur, gününün büyük bir bölümünü kitap okuyarak geçirirmiş. Melis, doğayı ve bitkileri öğrenmeye büyük bir merak duyarmış. Renk renk çiçeklerin dünyasını keşfetmek, onun için en büyük eğlence kaynağıymış. Farklı ekoloji kitapları okuyarak tanıyabildiği kadar bitki tanımak istermiş. Melis, bir bitkiyi tek görüşte tanıyabilmeyi, cinsini ve ailesini, özelliklerini çıkarabilmeyi hedeflermiş. Ece ise tarihe merak duyarmış. Geçmişte yaşamış insanların hikayeleri ve farklı kültürlerin derinlikleri, onu büyülü bir şekilde heyecanlandırırmış. Bu üç arkadaş, kasabada gezinirken tesadüfen karşılaşmış ve kaynaşmış. Bir gün, bu üç arkadaş bir araya gelerek bir kitap kulübü kurmaya karar verdiler. Kitap kulübünde her hafta farklı kitaplar okuyacaklar ve okuduklarını birbirleriyle paylaşacaklarmış. Bu sayede, Emre, okudukları macera kitapları ile farklı coğrafyaları keşfetmenin heyecanını yaşayacak, Melis bitkilerin dünyasına daha da derinlemesine bakacak ve Ece, tarih kitapları aracılığıyla geçmişteki insanların yaşam biçimlerini ve sıra dışı hikayelerini öğrenecekmiş. Kitap kulübü sayesinde arkadaşlar, kendi aralarında okudukları kitaplar hakkında konuşuyor, birbirlerine öğrendikleri ilginç bilgileri aktarıyorlarmış. Bu süreçte birbirlerinin meraklarına ve ilgi alanlarına büyük saygı göstermeyi öğrenmişler. Emre'nin coğrafya sevgisi, Melis'in bitkilerle ilgili merakı ve Ece'nin tarihe olan ilgisi, onların birbirini tamamlayan bir ekip olduğunu göstermiş. Her biri, farklı ilgi alanlarını ve merakları keşfetmek için birbirlerinden ilham almış. Zamanla bu kitap kulübü, arkadaşlarının yaşamlarına bilgi ve sevgiyle dokunacak, onlara unutulmaz anılar ve değerli bilgiler kazandıracak bir fırsat olmuş. Arkadaşlar, kitapların sayfalarında yaptıkları bu yolculukta, birbirlerine olan sevgileri ve dayanışmaları sayesinde daha fazla bilgi öğrenip, arkadaşlıklarının her geçen gün daha da sağlamlaştırmış. Ve bu, onların öğrenme dolu maceralarının sadece başlangıcıymış. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ucmak-isteyen-araba-dolly-masali/", "text": "Çok eski zamanlarda birbirinden güzel ve renkli arabaların yer aldığı bir ülke varmış. Kırmızı, yeşil, ışıklı ve parlak arabalar her gün birbirleri ile yarış edermiş. Burada yaşlı arabalar olduğu gibi küçük yaşta arabalar da yaşarmış. Ülkede hiç olmayacak hayaller kuran bir araba varmış. Dolly hiç diğer arabalar gibi değilmiş. Sabah erkenden kimsecikler motorunu çalıştırmadan kendi kendine bazı gizli denemeler yaparmış. Zaten çok erken saatte dışarı çıkmasının nedeni yaptığı denemeleri kimseye göstermek istememesiymiş. Bir gün Dolly'den şüphelenen arkadaşı Mol onu takip etmeye karar vermiş. Yine çok erken saatlerde evinden çıkan Dolly her zaman deneme yaptığı alana gelmiş. Mol de sessiz sedasız hızını azaltarak onun yanına gelmiş. Mol, Dolly'nin yaptıklarını hayretle izliyormuş. Dolly hızlıca yukarıdan aşağıya geliyor. Kendini yukarıya doğru havalandırmak için uğraşıyormuş. Mol ilk önce onun ne yaptığını anlamamış. Sonra yanına gidip olan biteni sormaya karar vermiş. - Dolly, sevgili arkadaşım benim ben Mol. Kusura bakma seni buraya kadar takip ettim. Peki, ne yaptığını sorabilir miyim acaba? diye sormuş. - Şeyyy... Peki, sen beni nasıl gördün ki? Neden buraya geldin ki? Ben bütün çalışmalarım bitip zafere ulaşınca sana sürpriz yapacaktım demiş. - Ne yapmaya çalıştığını çok merak ettim. Her gün sabah erkenden evden çıktığını görünce seni takip ettim. Söyler misin acaba sen burada ne yapıyorsun? diye sormuş. - Söylerim ama sakın kimseye söyleme demiş Dolly. Mol'e heyecanlı gözlerle bakarak Ben uçmaya çalışıyorum demiş. - Mol, kendini tutamayıp gülmüş. Nee! Uçmak mı? Dolly sen galiba bir araba olduğunu unutuyorsun canım arkadaşım. Bizim sanki kanatlarımız mı var? Nasıl uçabiliriz ki? Bu da nereden aklına geldi? diye sormuş. - Benim bir hayalim var. Bir gün mavi gökte bir kuş misali en yükseğe doğru uçacağım. Mol, kahkaha atarak Dolly'nin yanından ayrılmış. Dolly hayalinden hiç vazgeçmiyormuş. Her gün hiç bıkıp usanmadan uçmak için çalışıyormuş. Bir ay, iki ay, üç ay, altı ay derken Dolly bir türlü uçmayı becerememiş. Her gün sabah erkenden çıkan Dolly o gün hiç evden çıkmamış. 1 hafta geçmiş hala evden çıkmak istemiyormuş. Mol, arkadaşını çok merak etmiş. Hasta olduğunu düşünmüş. Dolly'nin evine gitmiş. Bir de bakmış ki Dolly öylece durup üzüntülü bir şekilde sessizce etrafa bakıyormuş. Arkadaşının neden böyle olduğunu anlayan Mol'un aklına çok parlak bir fikir gelmiş. Mol bir gecede sabaha kadar uğraşmış Dolly'e bir çift kocaman kanat yapmış. Mol, bagajına kanatları koymuş ve arkadaşının evine gitmiş. Dolly'e kanatları göstermiş. Kanatları gören Dolly'nin gözleri parlamış. Hemen Dolly'nin arabasının kenarlarına kanatları takmışlar. Dolly hızlıca arabayı sürüp havalanmaya çalışmış. Bir de bakmış ki havada adeta bir kuş gibi süzülüyormuş. Arkadaşının hayalinin gerçek olduğunu gören Mol çok sevinmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz. Buradaki hikayeleri her akşam bebeklerime okuyorum. Hem çok kısalar hemde çok güzeller."} {"url": "https://www.masallaroku.com/ucurtma-yarismasi/", "text": "Ahmet ve Kerem iki iyi arkadaşmış. Ahmet çok akıllı bir çocukmuş. Kerem de ders çalışmayı pek sevmiyor ve oyun oynamaya bayılıyormuş. İkisi de aynı sınıfta okuyorlarmış. Öğretmeni ailesine Kerem'i hep şikayet ediyormuş. Ahmet sınıfın en zeki öğrencilerinden biriymiş. Keremle anasınıfından beri arkadaşmış. İki arkadaşın evleri çok yakınmış. Aileleri de birbirleri ile görüşüyormuş. Bir gün okulda uçurtma yarışmasının olduğu duyurusu yapılmış. En güzel uçurtmayı yapıp uçuran güzel bir hediye kazanacakmış. Ahmet ve Kerem bu yarışma için oldukça heyecanlanmış. Uçurtma malzemelerini alıp uçurtmayı yapmaya başlamışlar. Kerem uçurtmasının kuyruğunu rengarenk ve kocaman yapmış. Uçurtmanın üzerini bir sürü süper kahraman etiketleri yapıştırmış. Babası da Kerem'e yardım etmiş. Kerem sabırsızlıkla yarışmanın yapılacağı günü bekliyormuş. Arkadaşı Ahmet de uçurtmasına çok değişik süsler ve ponponlar asmış. Uçurtması dikkat çekici ve çok güzel olmuş. Ahmet ve babası uçurtmayı uçurmak için evlerinin önündeki boş arsada deneme yapmışlar. Uçurtma o kadar yükselmiş ki aşağıdan bakınca küçücük görünüyormuş. Sonunda beklenen gün gelmiş. Sınıftaki çoğu kişi ellerinde uzun kuyruklu uçurtmaları ile okula gelmiş. Uçurtma uçurulacak alana doğru yürümüşler. Ahmet ve Kerem birbirlerinin uçurtmasına bakmış. Kerem Ahmet'in uçurtmasının üzerindeki süsleri kıskanmış. Sırayla herkes uçurtmasını uçuruyormuş. Kerem Ahmet'in uçurtmasının daha güzel olduğunu düşünüp ayağıyla üstüne basmış ve kırmış. Ahmet tam uçurtmasını uçuracağı sırada uçurtmanın kırık olduğunu fark etmiş. Oturup ağlamaya başlamış. Öğretmen Ahmet'in yanına gelerek onu teselli etmeye çalışmış. Uçurtmayı kimin kırdığını bulmak için sınıftaki herkese sormuş. - Çocuklar! Arkadaşınız Ahmet'in uçurtmasını herhalde aranızdan biri çıkmış. Kim kırdıysa saklamadan söylesin. Ona kızmayacağım demiş. Herkes topluluk halinde kendilerinin kırmadığını söylüyormuş. Kerem'in yüzü kızarmış ve öğretmene dönerek: - Öğretmenin kimin yaptığını biliyorum. Uçurtmayı Özgür kırdı. Üzerine basarken gördüm demiş . Özgür şaşkın bir şekilde öğretmene bakıp: - Öğretmenin ben gerçekten kırmadım. Ben yapmadım öğretmenim dese de kimse inanmamış. Herkes Özgür'ün yaptığına inanmış. Aradan biraz zaman geçmiş. Yaz tatili gelip çatmış. Karnelerini alan çocuklar tatile çıkmışlar. Kerem tatilde Ahmet ile hiç görüşmek istememiş. Annesi durumu fark ederek Kerem'e sormuş: - Oğlum sen her zaman Ahmet ile oyun oynardın. Artık neden hiç yanına gitmiyorsun. Neden oyun oynamıyorsun? - Anneciğim Ahmet'in uçurtmasını ben kırdım. Sınıfta da yalan söyledim. Özgür yaptı dedim. Çok üzgünüm demiş. Annesi Kerem'e yalan söylemenin çok kötü bir şey olduğunu anlatmış. Ne olursa olsun doğruları söylemesi gerektiği hakkında onu uyarmış ve bir daha yapmaması için söz vermesini istemiş. Kerem'in annesi Ahmet ve annesini eve çağırmış. Kerem bütün her şeyi baştan sona kadar anlatmış. Ahmet'ten özür dilemiş. Bir daha böyle bir şey yapmayacağını söylemiş. Yaptığı davranışla çok üzülen Kerem okul açılınca öğretmene de her şeyi anlatmış ve Özgür'den de sınıfın karşısında özür dilemiş. Hatasından ders alan Kerem hep doğruları söylemeye karar vermiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/umudunu-yitirme-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde ormanın derinliklerinde bal rengi yumuşak tüylü bir ayıcık yaşarmış. Bu ayıcık normalde çok neşeli çok sevecenmiş. Ancak son zamanlarda çok umutsuz ve karamsar olmaya başlamış. Komşuları ile görüşmez, arkadaşları ile buluşmaz olmaz. En sevdiği arı kovanına gitmeyi bile bırakmış. Her zaman gittiği arı kovanındaki arılar onu merak etmişler. Ayıcık neden gelmiyor acaba bir rahatsızlığı mı var acaba demişler. Komşuları onun için çok endişelenmeye başlamış. Ayıcık bizi hiç ziyaret etmiyor, biz kapısını çalsak onu da açmıyor. Acaba bir üzüntüsü, bir derdi mi var demişler. Arkadaşları ayıcık için çok telaşlanmış. Buluşmalarımıza artık hiç katılmıyor. Bizimle pikniğe ve arı kovanından bal toplamaya gelmiyor. Acaba bir sıkıntısı mı var demişler. Daha sonra arılar, komşular ve arkadaşlar bir araya gelerek ayıcığın evine gitmişler. Kapıyı çalmışlar ancak ayıcık açmamış. İçlerinden bir tanesi kapıyı kıralım demiş. Diğeri olmaz bu çok yanlış bir davranış olur diye itiraz etmiş. Bir başkası camdan içeri girelim demiş. Ancak bunun da hiç doğru olmayacağına karar vermişler. Daha sonra ayıcık için söylemek istediklerini bir kağıda yazıp kapısına bırakmaya karar vermişler. İçeri seslenerek bunu ayıcığa söylemişler ve hislerini yazdıkları kağıdı kapıya bırakıp evlerine dönmüşler. Ancak akılları ayıcıkta kaldığı için birkaç gün sonra yeniden toplanıp onu ziyaret etmek için sözleşmişler. Ayıcık ise evden hiç çıkmadan üzgün bir biçimde yatağında yatıyormuş. Çünkü hayata karşı umudunu kaybetmiş. Arılar, komşuları ve arkadaşları gelince kalkıp kapıyı açmak istemiş ancak bunu yapacak gücü kendisinde bulamamış. Fakat onların söylediği her şeyi duymuş. Onlar gittikten birkaç saat sonra kapıyı açmış ve onun için yazdıkları yazıları okumaya başlamış. Kendisi için o kadar güzel o kadar harika şeyler yazılmış ki okudukça içini bir sıcaklık kaplamış. Birkaç dakika sonra yüzü gülmeye başlamış daha sonra bu gülücük büyümüş ve kahkahaya dönmüş. Derken bu kahkaha o kadar kuvvetlenmiş o kadar yükselmiş ki tüm ormanı kaplamış. Sesi duyan arılar, komşular ve arkadaşlar koşarak ayıcığın evine gelmiş. Ayıcık o kadar gülüyormuş ki onu gören herkes gülmeye başlamış. Bir süre böyle içten ve neşeyle güldükten sonra ayıcık demiş ki: Hayata karşı umudumu yitirdiğim noktada sizin yazdıklarınız imdadıma yetişti. Yazdıklarınızı okudukça anladım ki umut aslında sevgide gizlidir. Sizler benim en yakınlarımsınız. Sizlerin sevgisi oldukça asla umudumu yitirmem. Sizleri çok seviyorum ve çok teşekkür ediyorum. Sevginiz bundan sonra umudumun can suyudur. Ne zaman umudum solacak gibi hissetsem onu sizin sevginiz ile sulayacağım. Daha fazla masal okumak isterseniz Kısa Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz. umudunuzu yitirdiginiz anda ne kadar sevdiğiniz gelsin aklınıza kurdugunuz hayalleriniz gelsin. kimi zaman düşleriniz ayakta tutsun sizi kimi zamansa ufacık tebessümünüz. hayat o kadar kısaki herşey göz açıp kapayana kadar aslında. sevin sevilin deger gösterin. mutlu olmanın yolu sizin elinizde hayal kurmakta degil yaa parayla. bugun bu benim 5. masalım onu bugun dahada çok sevdigimi farkettim. gün gün dahada mutlusunuz aslında çünkü gün gün hayallerinize birini daha ekleyebiliyosunuz. onu çok seviyorum.."} {"url": "https://www.masallaroku.com/unutulmayan-ask-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar küçük bir kasabada yaşayan güzel bir kız varmış. Bu güzel kız herkesin gözdesiymiş. Kalbi iyilikle doluymuş. Herkese yardım etmeyi severmiş. Bir gün kasabaya genç bir delikanlı gelmiş. Genç olan güzel kızı görünce vurulmuş. Bu güzel kıza aşık olmuş. Genç kız bir gün kasabada gezerken karşısına yakışıklı oğlan çıkmış. İyi niyetli güzel kız genç delikanlıdan utanmış. Ama genç delikanlı son derece cüretkarmış. Kendini beğenmiş bir tavrı varmış. Bu güzel kızla birlikte olmak ve onu yemeğe çıkarmak istiyormuş. Fakat daha önce bu güzel kızın hiç sevgilisi olmamış. Bu durumdan habersiz olan genç delikanlı kıza çıkma teklif etmiş. Genç kız ilk defa bir erkekten teklif almış. Yemek teklifini kabul etse de aslında çok utanıyormuş. Gün gelmiş ve genç delikanlıyla yemek yiyeceği yerde buluşmuşlar. Genç delikanlı kızı etkilemiş ve bütün gün kıza ne kadar güzel olduğunu söylemiş. Daha sonra evlere ayrılmışlar. Genç kız bu yakışıklı oğlana aşık olmuş. Ama yakışıklı olan biraz fenaymış. Çünkü genç kızla takılmak istemiş ve amacına ulaştığı için sonrasında genç kızın yüzüne bile bakmamış. Bu duruma çok üzülen güzel kız haftalarca evden çıkmamış. İçindeki bu büyük aşk unutamayacağı bir aşka dönüşmüş. Genç oğlan ise küçük kasabadan ayrılarak şehre geri gitmiş. Genç kız yaşadığı aşkı unutamıyor ve genç delikanlıdan sonra hiç kimseyi hayatında istemiyordu. Yıllar sonra genç kız genç delikanlıyı kasabada tekrar görür. Fakat yakışıklılığından eser kalmamıştır. Kötü bir kaza geçirmiş ve yürüyemez haldeymiş. Bu durumu gören genç kız gözyaşlarına hakim olamamış. Hemen yanına gidip nasıl olduğunu sormuş. Genç delikanlı önce kızı tanımamış. Fakat sonradan genç kız kendini tanıtarak kim olduğunu söylemiş. Genç delikanlı yaptığından çok utanmış. Güzel kızdan özür dilemiş. Daha sonra genç kız yakışıklı oğlanı bir daha asla bırakmamış. Genç oğlan ise sevginin dış görüntü de olmadığını anlamış. Çünkü güzeller güzeli genç kızın kendisine olan sevgisine inanamamış. Yürüyemez halde olmasına rağmen genç kız oğlanı yalnız bırakmamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Hikaye Oku kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uruzun-tutsak-olmasi/", "text": "Eski zamanlarda bir yörenin hükümdarı olan Kazan Bey varmış. Kazan beyin ise Uruz isimli bir oğlu varmış. Kazan bey oğlunun savaşmayı bilmemesi üzerine üzülürmüş. Oğlu da aynı durumdaymış ve bir gün babasından ona savaşmayı öğretmesini istemiş. Durum böyle olunca Kazan bey oğlunu ava çıkarmış. Amacı av sırasında oğluna savaşmayı ve nasıl kan döküldüğünü öğretmekmiş. Baba oğul avlanırken karşılarına düşmanları gelmiş. Kazan bey oğluna onun nasıl savaştığını izlemesini ve müdahale etmemesini istemiş. Oğlan böyle izleyerek savaşmayı öğrenecekmiş. Ancak oğlu babasını dinlememiş ve oda savaşmaya başlamış. Düşmanlarıyla savaşan Kazan Han oğlunu etrafta görememiş ve her yerde onu aramış. Sonrasında ise onu kılıcını yerde görerek oğlunun düşmanları tarafından esir edildiğini anlamış. Bunun üzerine oğlunu kurtarmak için savaşmaya gitmiş. Ancak Kazan bey başarılı olamamış ve yenilmiş. Yenilgi üzerine diğer Oğuz beyleri ve Kazan beyin karısı kızlarla savaşın yapıldığı alana gelerek düşmana karşı savaşmışlar. Savaşı Oğuzlar kazanmış. Savaşı kazandıktan sonra hep birlikte yurtlarına dönmüşler ve şölen düzenlemişler. Dede Korkut'ta onlara dua etmiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/usun-koca-oglu-segrek/", "text": "Memleketin birinde Uşun Koca isimli bir adam ve bu adamında iki oğlu varmış. Adamın büyük olan oğlunun adı Egrek'miş. Bu oğlan çok yiğit bir oğlanmış. Bu oğlan Bayındır Han'ın sohbetlerini dinlemeyi çok severmiş ve sürekli sohbet dinlemeye gidermiş. Sohbet alanına geldiğinde ise her zaman vezirin önüne otururmuş. Onun bu tavrı sohbete gelen diğer kişiler tarafından hoş karşılanmaz ve onun oturduğu yeri hak etmediğini düşünürlermiş. Bunu duyan Egrek üzülmüş ve yerini hak etmek için akına çıkmaya karar vermiş. İzin alıp akına çıkmış. Alınca Kalesi'ni kuşatmış ancak düşmanlar onu esir alarak kalenin zindanına hapsetmişler. Uşun Koca'nın küçük oğlunun adı ise Segrek'miş. Bu oğlan büyümüş ve abisi Egrek'in Alınca Kalesi'nde esir olduğunu öğrenmiş. Abisini esaretten kurtarmak istemiş. Ailesine bunu anlatınca ailesi buna karşı çıkmış ve Segrek'in gitmesini engellemek için onu bir kızla evlendirmişler. Segrek düğün gecesi karısına isteğini anlatmış ve karısı onun gitmesine razı olmuş. Bu arada Segrek karısına olur da dönemezse evlenmesini söylemiş ve abisini kurtarmak için evden ayrılmış. Segrek abisini kurtarmak için kaleye gitmiş ve tekfurun tüm adamlarını yenmiş. Tekfur durumun vahametini anlamış ve iki kardeşi birbiriyle savaştırmaya karar vermiş. Egrek'e de karşısına çıkan adamı yenerse serbest kalacağını haber vermiş. İki kardeş tekfurun belirlediği yerde karşılaşmışlar. Bellerinde bulunan kopuz sayesinde aynı soydan geldiklerini ve iki kardeş olduklarını anlamışlar. Bunun üzerine düşmanları olan tekfura karşı birlik olup savaşmışlar. Evlerine döndüklerinde de şölenle karşılanmışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uykusu-gelen-ay-masali/", "text": "Gökyüzünde her zaman karanlık geceleri aydınlatan bir ay varmış. Ay her gece çok çalışıyormuş. Ay kendini parlattığında dünyadaki bütün sokaklar aydınlanıyor, herşey güzel beyaz bir ışıltı ile kaplanıyormuş. Gökyüzünün açık olduğu zamanlar ay kendini daha çok belli edermiş. Böyle gecelerde herkes ayın görkemine hayran hayran bakarmış. Gündüzleri ise sıcacık ışınlarıyla dünyadaki insanları ısıtan güneş çok sevilirmiş. Yaz aylarında güneşin batması çok uzun sürermiş. Ay sabırsızlıkla güneşin batmasını beklermiş. Bazı zamanlarda gökyüzünde bulutlar ayın parlamasını engellermiş. Şiddetli yağmurlar ve yoğun sis oluştuğunda ay daha fazla çalışırmış. Ancak çoğu kez başarılı olamazmış. Böyle zamanlarda ay çok üzülürmüş. Hem kendine hem de etrafındaki sönük yıldızlar için endişelenirmiş. Yine de her zaman hava karanlık olduğunda ay parlamaya ve yıldızları uyandırmaya can atıp sabırsızlıkla beklermiş. Yine bir gün gökyüzündeki bulutlar o kadar çoğalmışlar ki gökyüzünde yıldızların ve ayın parlayacağı hiçbir yer kalmamış. Günler günleri, haftalar haftaları kovalamış ancak bulutların dağılmaya niyeti yokmuş. Ay bulutların açılma ihtimaline karşı yıldızları uyanık tutmak için elinden geleni yapıyormuş. Onlara şakalar yapıp hikayeler anlatıyormuş. Ay öyle yorulmuş, öyle uykusu gelmiş ki daha fazla kendisine hakim olamayıp uykuya dalmış. Ayın uyuduğunu gören yıldızlar da onunla birlikte uyumuşlar. Ay ve yıldızlar öyle derin uyumuşlar ki bulutların dağıldığını fark etmemişler. Güneş o gün geç vakte kadar gökyüzünde kalmış. Tam batacakken bir şeylerin ters gittiğini anlamış. Gökyüzü her zamankinden daha karanlıkmış. Etrafına bakıp ay ve yıldızların gökyüzünde görünmediğini fark etmiş. - Dünyadaki insanlar fark etmeden ayı ve yıldızları bulmak zorundayım demiş. Gökyüzünde her yerde ayı ve yıldızları aramış. İnsanlar günlerce karanlık gecede ayın ve yıldızların parıltısını özlemişler. Uykusunu alan ay nihayet derin uykusundan uyanmış. Etrafına bakan ay gökyüzünün zifiri karanlık olduğunu görünce telaşlanmış. Hemen yıldızları uykusundan uyandırmış. Birkaç gün karanlık gecelerden geçen insanlar bir anda gökyüzünün aydınlanıyor yıldızların birbiri ardına parlamasını görünce sevinmişler. Güneş de ay ve yıldızların tekrar eski görevlerine döndüğünü görünce rahat bir nefes almış. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uykuya-yenik-dusen-minik-pazarci/", "text": "Uzak diyarlarda kendi halinde yaşayan bir anne-oğul varmış. Büyük bir aşk ile evlendiği eşini savaş sırasında kaybeden anne yıllar boyu oğluna hem anne hem de baba olmuş. Anne-oğul yaşamını sürdürdükleri küçük köyde çiftçilik yaparak hayatlarını kazanırmış. Anne her gün gün ağarmadan erkenden kalkar ve bahçeye çıkarmış. O gün için pazarda satılacakları bahçeden büyük bir titizlik ile toplar ve sepetine doldururmuş. Bahçelerinde birbirinden lezzetli sebzeler ve meyveler yetişirmiş. Oğluna hazırladığı enfes kahvaltıyı birlikte keyif içerisinde, hoş sohbetler ederek yerlermiş. Kahvaltı sonrası oğlunu pazara o günkü ürünleri satmaya yolcu eden kadın evin rutin işlerini yapmak için koyulurmuş. Bu sırada yola koyulan oğlu, neşeli neşeli pazarın yolunu tutarmış. Her gün aynı yoldan büyük bir keyif ile geçerken yol boyu gördüğü tüm ağaçlara selam vermeyi unutmazmış. Uyku sersemi etrafta kimseyi bulamadığını anlayınca aklına pazara gitmek üzere yola çıktığı gelmiş. Annesinin büyük bir özenle hazırladığı sepetini aramış da aramış. Büyük bir pişmanlık ve üzüntü ile birlikte köye annesinin yanına dönmeye karar vermiş. Annesi her pazar dönüşü onu köyün girişinde karşılarmış. Al yanaklı, mavi gözlü, tombiş yüzlü oğlan köye yaklaştığında bu sefer annesinin onu beklemediğini fark etmiş. İçinde büyük bir endişe ile birlikte hızlı hızlı evlerine doğru koşmaya başlamış. Eve adım atar atmaz annesi onu büyük bir keyif ile karşılamış. Oğlan hayretler içerisinde tüm olan bitine anlam vermeye çalışırken, annesi bi çırpıda olan biteni ona anlatmış. '' Sen pazara giderken bir ağacın gölgesinde uyuyakalmışsın. Bu arada o yoldan geçmekte olan çok varlıklı bir adam seni ve pazara götürmek üzere yanına aldığını ürünlerimizi görmüş ve sana bu çalışkanlığından ötürü bir hediye vermek istemiş. Bundan böyle bu adamın himayesi altında yaşayacak ve artık hep ihmal ettiğin okuluna geri dönerek eğitimini tamamlayacaksın. '' demiş. Ana-oğul olanlar karşısında şaşkın bir o kadar da mutlu bir şekilde birbirlerine sarılarak mutluluk göz yaşları dökmüşler."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uyuyan-guzel-masali-2/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Çok iyi kral ve kraliçenin yönettiği, insanların da çok mutlu olduğu bir ülkede herkes huzur içinde yaşıyormuş. Ülkede her şey olmasına rağmen, kral ve kraliçe çok mutlu değilmiş, çünkü çocukları olmuyormuş. Sürekli olarak bir çocuk dileyen kral ve kraliçenin dileği sonunda kabul olmuş ve Günışığı adını verdikleri bir kız çocukları doğmuş. Kız çocuğunun doğumuna çok sevinen kral, tüm halkının katılımı ile kutlama yapmak için bir şölen tertip etmiş. Kral şölene komşu ülkenin yöneticilerini, tüm halkı hatta gizemli olarak bilinen ormanda yaşayan periler bile davet edilmiş. Bu kadar geniş bir davete rağmen, kara periyi davet etmeyi unutmuşlar. Bu unutmanın başlarına getireceği felaketten ise haberleri yokmuş. Başta komşu ülkelerin kral ve kraliçeleri olmak üzere, herkes sıra ile Günışığı'na muhteşem hediyeler getirmişler. Sıra ormandaki on iki periye gelmiş ve dokuz tanesi sıra ile yeryüzünün en güzel hediyelerini Günışığı'na sunmuşlar. Son üç periden ilki dünyanın güzelliğini, ikincisi ise sonsuz mutluluğu Günışığı'na armağan etmişler. Tam son peri hediyesini verecekken, salonu yeşil bir duman sarmış ve duman kaybolduğunda kara peri belirmiş. Başta diğer periler olmak üzere, herkes bu çok kötü kalpli olan kara periyi tanımışlar. Kara peri, herkesin davet edilmesine rağmen, neden kendisinin davet edilmediğini krala sormuş. Kral ve kraliçe de kara perinin kötü ününü ve gücünü bildiklerinden çok korkmuşlar. Kral da, çok fazla kişiyi davet ettiklerini ve bu kargaşadan dolayı kendisini unuttukları için kara periden özür dilemiş. Kara peri, kendisinin çağrılmamasına rağmen, hediyesini prensese vereceğini söylemiş. Hediyesinin ise, prensesin mutluluk içinde on altıncı yaşına kadar herkes tarafından sevileceğini ve hayran olunacağını söylemiş. Fakat on altı yaşına girdiği gün, prensesin eline güneş batmadan önce dikiş iğnesi batacağını ve prensesin öleceğini söylemiş. Kral kara perinin yakalanması için emir vermiş ama kara peri rahatsız edici kahkahaları ile birden kaybolmuş. Hediyesini vermemiş olan son peri ise, kendisinin kara peri kadar güçlü olmadığını ama kara perinin lanetini yumuşatabileceğini söylemiş. Bunun üzerine, iğne battıktan sonra ölmesi yerine uymasını ve prensesin aşkla öpülmesi sonunda uyanmasını dilemiş. Davete katılan herkes, kara perinin lanetini konuşmaya başlamışlar ve şölen üzüntüye dönüşmüş. Kral ve kraliçe yıllar sonra olan prenseslerinin, kara perinin lanetinden korunması için önlem almaya başlamışlar. Ülkedeki tüm dikiş malzemeleri, tezgahlar ve dikiş iğnelerini toplatarak yaktırıp gömmüşler. Kral kızının üç peri tarafından korunmasını istemiş ve yabancılarla irtibat kurmasını yasaklamış. Günışığı on altı yaşına kadar, perilerin dilekleri sayesinde mutluluk ve hayranlık içinde büyümüş. Çok güzel ve herkese nasip olmayacak bir hayata sahip olmuş. Prensesin on altıncı doğum gününde, lanetin gerçekleşmesinden korkan kral, kızını bir odaya kilitlemiş ve odaya yaklaşılmasını dahi yasaklamış. Prenses, odadaki yalnızlığından dolayı çok sıkılmaya başlamış. Bu esnada odanın bir duvarında büyülü bir kapı belirmiş, prenses muhteşem görünümlü kapının büyüsüne kapılarak kapıya yaklaşmış. Kapının arkasından ise, garip tıkırtı şeklinde sesler duymaya başlamış. Başına gelecek lanetten haberi olmayan Günışığı, kapıdan içeri girince, sırtı kapıya dönük bir kadının dikiş makinesi ile dikiş yaptığını görmüş. Prenses dikiş makinesine yaklaşmış ve kendisine yapılan büyüden dolayı elini iğneye uzatmış. Eline iğne batan prenses, büyüden dolayı yere düşerek uyumaya başlamış. Bu olay kara perinin söylediği gün ve saatlerde gerçekleşmiş. İçeriye girdiğinde prensesi yerde yatarken bulan babası, lanetin gerçekleştiğini anlamış. Kralın emri üzerine, Günışığı'na çok güzel kıyafetler giydirilerek, özel olarak süslenen yatağa yatırılmış. Prenses bu olayın ardından, uyuyan güzel olarak anılmaya başlanmış. Kral ve kraliçe kızlarının bu durumundan dolayı üzüntü içinde yaşamaya başlamışlar ama hiçbir çare bulamamışlar. Kral bu üzüntüye daha fazla dayanamayacağını anlayınca, kendine göre bir çözüm bulmuş. Şatoda yaşayan herkesin, kızları uyanıncaya kadar uyutulmasını emretmiş. Bunun üzerince yüz yıl boyunca tüm şatoda yaşayanlar uyumuş. Şato, bakımsızlıktan dolayı otlar ve ağaçlarla çevrilmiş, nerede ise görünmez hale gelmiş. Bir gün, komşu ülkenin genç ve yakışıklı prensi, adamları ile gezerken şatoyu fark etmiş. Şatonun neden bu hale geldiğini adamlarının araştırmasını istemiş. Prensin adamları, yöre halkı ile konuşunca, olayın tüm detayını öğrenmişler. Prensin adamları olayı prense anlatınca, prens heyecanlanmış ve şatoya girerek uyuyan prensesi görmeye karar vermiş. Şato yüzyıldan beridir bakımsız kaldığından, şatoya girmek çok zor ve zahmetli olmuş. Prens kılıcı ile dalları ve dikenleri temizleye temizleye şatoya girmeyi başarmış. Prens ilk önce kapıda yerde hareketsiz yatan ama nefes alan iki muhafızı görmüş. Daha sonra, şatoda ilerledikçe, şatoda yaşayan herkesin aynı durumda uyuduğunu görmüş ve daha da heyecanlanmış. Prens, kralın odasına çıktığında ise kral ve kraliçenin de koltuklarında aynı şekilde uyuduğunu fark etmiş. Kralın odasından çıkan prens, prensesin odasını aramaya başlamış. Kapısı aralanmış olan bir oda görmüş ve içeriye girince, çiçeklerin içinde ve muhteşem bir yatakta uyuyan Günışığı'nı görmüş. Prensese yaklaşınca, muhteşem güzelliğinden çok etkilenen prens, dayanamayarak Günışığı'nın alnından sevgi ile öpmüş. Öpücüğün etkisi ile aniden uyanan Günışığı, karşısındaki yakışıklı prensi görmüş ve o da prense aşık olmuş. Prenses uyanınca, tüm şato halkı da aynı anda uyanmış. Kral ve kraliçe ise neden uyandıklarını anlamadan, şaşkınlıkla ve telaşla kızlarının odasına gitmişler. Kızlarının da uyandığını görünce çok sevinmişler ve prensin kızlarının başında beklediğini fark edince, lanetin bozulma sebebini anlamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uyuyan-guzel-masali-3/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellal iken pireler berber iken bir tane ülkede kral ve onun eşi kraliçe yaşar ve hüküm sürerlermiş. İkilinin bir kız evladı olmuş. Daha henüz doğmuş olan prensesin şerefine kral toplumuna yemekler vermiş. Yemekler yendikten sonra kral bu şansa sahip olduğu için ne kadar minnettar olduğunu anlatmış, bu durumdan çok mesutmuş. Bunun en önemli nedeni yıllardır kraliçeyle birlikte bir bebek sahibi olmak istemeleriymiş. Kızıyla yaşadığı acemi halleri ve komik anıları anlatırken herkes gülüyormuş. Sıra gelen misafirlerin prensese getirdiği armağanlardaymış. Herkes armağanlarını tek tek verip bebeği gördükten sonra sıra 12 perideymiş. Periler sırayla hediyelerini sunmaya başlamışlar, birinci peri: - Benim armağanım hayat boyu eksikliği ölmekten beter olan mutluluk, demiş. Sonrasında ikinci periye gelmiş sıra: - Benim armağanım herkes büyülensin diye güzellik, demiş ikinci peri. - Benim armağanım hayatını devam ettirebilsin diye akıl, demiş üçüncü. Bu şekilde on iki perinin hepsi de hediyelerini vermişler. Sıra son periye geldiğinde bir şimşek çakmış ve sarayı inletmiş. Kapılar sonuna kadar açılmış ve içeriye ihtiyar bir kadın girmiş yavaş yavaş, gören herkese dehşet saçmış. '' Son peri o değil benim 13. periyim.'' Demiş ve herkes korkak gözlerle kadına bakakalmış. On üçüncü peri dehşet verici sesiyle; - Kral hazretleri beni niye davet etmediniz, demiş. Kral da istemeye istemeye; - Seni davet etmeyi unutmuşlardır, demiş. Kral; - Uşaklar, hemen bir servis ekleyin masaya, Hemen! demiş. Kral aslında bu periyi gerçekten kendi isteğiyle davet etmemiş. Çünkü sarayda on üçüne de yetecek kadar tabak yokmuş. Birini davet etmezse sorun olmayacağını düşünmüş. 13. Peri küçük bebeğin yamacına gitmiş. Bebek her şeyden habersiz o küçücük parmaklarını ona uzatmış ve bu yaşlı cadı: Benim de bu minik prensese armağanım on beş yaşına geldiğinde eline iğne batıp, hayatını yitirmesi, demiş. Kötü bir kahkaha atmış ve bu cadı göz açıp kapayıncaya kadar kaybolmuş ortadan. Sarayın kapıları bir hışımla kapanmış ardından, dehşet verici bir sessizlik kapamış etrafı. Sonrasında prensesin annesi hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Herkes kara kara düşünürken 12. Peri atılır ortaya: Ben daha armağanımı vermedim, büyüyü kesin kaydıyla bozamam ama hafifletebilirim. Benim armağanım prensesin 15. doğum gününde eğer eline iğne saplanırsa prenses 100 yıllık bir uykuya dalsın, demiş. Aradan fazlaca bir zaman dilimi geçmiş. O minik bebek büyümüş artık çok mutlu, akıllı ve güzel bir kız olmuş. Bu geçen yıllar prensesin annesi ve babası yapılan kötü büyüyü akıllarından silmişler. O gün kötü cadının o yaptığı şeytani büyüden sonra ne kadar iğne ve kesici alet varsa daha kız büyümeden minicikken yok edilmiş. Bu yüzden de anne babası dahil herkes artık genç kızın güvende olduğunu düşünüyorlarmış. 15.yaşına bastığı gün gelip çatmış, kız gizli bir kapı bulmuş, açmak istemiş, kapının arkasında döne döne yüksek merdivenlerden varmış. Bu merdivenleri çıkmış ve anahtarı altından olan başka bir kapı görmüş. Prenses merakına yenilmiş ve kapıyı açmış. Bir oda belirmiş içeride bir kadın tekerlekli bir aletle bir şeyler yapıyormuş. Kız kadına ne yaptığını sormuş, bu kadın cadıdan başkası değilmiş. Kadın: İplik eğiriyorum. Baka kaldın, gelip sen de bak ve dene demiş. İşte tam o anda olmuş, iğne genç kızın parmağını delmiş. Prenses yere bayılmış. Mutfakta çalışanlar ve bahçıvanlar, hayvanlar, kahyalar, uşaklar, odasında olan kral sessizleşmiş. Bütün saray uyumaya başlamış. Yıllar hızlıca geçmeye başlamıştı, olanlar ve saray unutulmuş. Ama dalınan uykudan yaklaşık yüzyıl kadar sonra ülkenin yakınlarından geçen büyüleyici bir prens varmış. Çalılıklarla kaplı karanlık bir sarayla karşılaşmış, dikkatini çekmiş. Yardımcıları dalga geçerek ona bu sarayın içindeki prenses ve büyü efsanesini anlatmışlar. Prensin içinde bu büyünün doğru olduğu cümlesi yankılanıyormuş ve atını bu köhne saraya doğru sürmüş. Üzerindeki çalılıklar çok engebeli ve aşılamayacak kadar enginmiş. Prens en son keskin kılıcıyla çalılıkları kesti. Sonunda bütün çalıyı kesti ve gördüklerine inanamadı, her şey hareketsiz ve yerli yerinde duruyordu, her şey donmuş gibiydi. Sarayın içinde dolaşmış. Her yere, herkese bakmış, güneş alan yerleri incelemiş ve tek bir hareketsiz şey bulamamış. Ne sorularına cevap ne hareketlerine tepki almış. En sonunda merdivenler bitmiş. Prens yukarıda kristal gibi parıldayan bir şey olduğunu fark etmiş. Yukarıya çıkmış ve merdivenlerden ve işte o sırada uyumakta olan prensesi görmüş. Prens ona Uyuyan Güzel diye seslenmiş fakat tepki bulamamış. Onu gördüğü an güzelliğine o kadar vurulmuş ki ona aşık olmuş. Bu güzel kızı alnından öpesi gelmiş ve öpmüş. Prensesimiz uyanmış. Hayvanlar sanki hiçbir şey olmamış gibi hareket etmeye, kral odasında mektup yazmaya devam etmiş. Prenses gözlerini açar açmaz prensi görmüş ve vurulmuş. Prens evlenme teklifi etmiş ve prenses kabul etmiş. Babası bu duruma çok sevinmiş ve şölenler hazırlamış. Sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Çok güzel. Bir masal. 12 yaşındayım ve kardeşim 6 yaşında. Onu masal okuyarak uyutuyorum. 19 yaşındayım ve sevgilimi bu masalla uyuttum. 23 yaşındayım her gece sevgilime masal okuyarak uyutuyorum bu gece de bu masalla uyuttum. Keşke yanında olabilseydim.."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uyuyan-guzel-masali/", "text": "Zamanın birinde, bir ülkede bir kral ve kraliçe yaşarmış. Çok istemelerine rağmen bir türkü çocukları olmamış. Ama günlerden bir gün sonunda bir evlatları olmuş ve çok sevinmişler. Kral tüm ülkeye yeni doğan bebeği şerefine ziyafet vermiş, şölenler, kutlamalar düzenlemiş. Baba olmanın verdiği mutluluğu tüm halkıyla paylaşmış. Bebeği kız çocukmuş ve altını temizlemeye çalışırken başına gelen olayları komik bir şekilde anlatıp insanları güldürmüş. Yemişler, içmişler, gülmüşler, sıra gelmiş minik prensese hediyelerini sunmaya. Hediyeler sunulurken sıra on iki periye gelmiş. İlk peri hediye olarak mutluluk veriyorum demiş. İkinci peri güzellik veriyorum, üçüncü peri de aklı veriyorum demiş. Bütün halk, kral ve kraliçe coşku içinde alkışlamış hediyeleri ve sevinçle kabul etmişler. Dördüncü peri, beşinci peri ve diğerleri birbirinden güzel ve kıymetli hediyelerini vermeye devam ederken sıra gelmiş en son on ikinci periye... Tam hediyesini vereceği sırada yer gök birbirine girmiş sarayda. Hava kapatmış, gök gürültüsü ile sarsılmış her yer, bir rüzgar bir kıyametle kapılar açılmış ve içeriye yaşlı, çirkin, korkunç tipli bir kadın gelmiş. Herkes on üçüncü peri diye bağırmış dehşetle ve korkudan gözlerini kapatmışlar. On üçüncü peri o çirkin sesiyle neden davet edilmediğini sormuş. Kral da durum idare etmiş, aslında çağıracaktık ama unutuldu sanırım demiş. Halbuki kral bilerek çağırmamış, çünkü sarayda periler için sadece 12 altın tabak takımı varmış. Bir tane eksik olduğu için de çareyi on üçüncü periyi davet etmemekte bulmuş. Ancak artık saraya kadar gelince mecburen sofrada hemen ona da yer açtırmış. Hizmetkarlar acele ile servis açmışlar bu son periye ve buyur etmişler. On üçüncü peri bebeğin yanına gelmiş ve demiş ki, benim de hediyem ölümdür. Bu prenses 15 yaşına gelince parmağına iğne batacak ve ölecek diyerek, pis bir kahkaha atmış ve tozu dumana katarak ortadan yok olmuş. Bu kötü büyüyü hediye olarak sunan on üçüncü peri böylelikle kraldan intikamını almış ve gitmiş. Bunu duyan kraliçe ağlamaya başlamış. Herkesin morali çok bozulmuş, bütün tatları kaçmış. Herkes bir sessizlik içine bürünmüş. Hemen on ikinci peri atılmış ileri ve demiş ki, ben hediyemi henüz vermedim. Belki bu büyüyü tamamen bozamam ama değiştirebilirim güzel prensesin kaderini demiş. Benim hediyem bu büyüyü değiştirmektir. Prensesimiz 15 yaşına bastığı gün parmağına iğne batar batmaz ölmesin, sadece yüz yıl sürecek bir uykuya yatsın demiş. Aradan yıllar geçmiş. Kral ve kraliçe ülkedeki bütün iğneleri toplatmış ve imha ettirmiş. Artık o ülkede tek bir iğne bile kalmamış. Üstelik o kötü günü de unutmuşlar, mutlu mesut hayatlarına devam etmişler. Prenses büyümüş, serpilmiş, dünyalar güzeli bir prenses olmuş. O güne kadar da güven içinde yaşamış. Ama on beş yaşına bastığı gün güzel prenses bir kapı keşfetmiş sarayda ve kapıyı açıp merdivenlerden yukarı çıkmış. Merdivenlerin tepesinde bir oda daha varmış. Kilitliymiş ve kapıda da altın bir anahtar varmış. Prenses kapıya yaklaşmış altın anahtarı çevirmiş ve kapıyı açarak odadan içeri girmiş. Oda da yaşlı bir teyze varmış ve ne olduğunu anlayamadığı tekerlekli bir şey çalıştırıyormuş. Ne yaptığını sormuş merakla yaşlı teyzeye. . . Teyze de iplik eğiriyorum gel yardım et demiş güzel prensese. . . . Güzel prenses merakla yaklaşmış, eline iğneyi alması ile batması ve yere yığılıp kalması bir olmuş. O an sanki dünya durmuş. Saray, prensesle birlikte sonsuz bir uykuya dalmış. Her yer sessiz, ıssız kalmış. Hareket eden, ses çıkartan, canlı hiç bir şey kalmamış. Büyü gerçek olmuş ve yüzyıllık uyku başlamış. Prenses ve tüm sarayda sanki zaman durmuş. Aradan uzun bir zaman geçmiş, yüzyıl kadar bir zaman. Günlerden bir gün yakışıklı bir prens civardan geçerken bu sessiz sarayı görmüş ve çok merak etmiş. Hemen hizmetkarlarını yanına çağırarak sormuş. Buranın hikayesi nedir demiş ve hizmetkarlar prense durumu anlatmışlar. Önce pek inanmamış yakışıklı prens ancak daha sonra merakına yenilerek sarayı keşfetmeye gitmiş. Gerçekten de bütün saray uykudaymış. Çevreyi dolaşırken kendisini birden prensesin önünde buluvermiş ve gözlerine inanamamış. Güzel prenses melekler gibi mışıl mışıl uyuyormuş. Prens uyuyan güzel diye kulağına usulca fısıldamış ve güzelliğine dayanamayarak onu alnından öpmüş. Öpücükten sonra prenses güzel gözlerini hemen açmış. gözlerini açar açmaz bütün sarayda uyanmış. Birden her şey canlanmış, sesler gürültüler eskiye dönmüş. Tavuklar gıdaklamış, çocuklar koşturmaya başlamışlar. Müzik sesleri, coşku, heyecan dolmuş her yer ve tüm saray kaldığı yeren hiç bir şey olmamış gibi devam etmeye başlamış. Bu arada gözlerini açan prenses, prensin kollarında çok mutluymuş ve birden birbirlerine aşk ile bağlanmışlar. Yakışıklı prens uyuyan güzelini artık asla bırakamayacağını söyleyerek evlenme teklifinde bulunmuş. Güzel prenses de bu teklifi mutlulukla kabul etmiş. Krala haber vermişler. Kralda onaylamış ve çok sevinmiş. Muazzam bir ziyafet hazırlatmış ve 40 gün 40 gece eğlenceler eşliğinde evlenmişler, hayatlarının sonuna kadar da mutlu mesut yaşamışlar. Böylece Kötülük asla tutmamış ve her zaman iyiliğin kazandığını bütün halk, kral ve kraliçe görmüş. Bir daha da asla kötülükle, kötü büyülerle karşılaşmamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uyuyan-prenses-ve-onu-uyandirmak-icin-prensi-getiren-kopegi-bulut/", "text": "Çok eski zamanlarda ülkenin birinde yaşayan kral ve kraliçenin dünyalar güzeli bir bebekleri olmuş. Bebek için yapılan ilk doğum günü partisinde kötü kalpli cadı ona büyü yapmış ve 18 yaşına geldiği gün bir daha uyanmamak üzere uyumasını sağlayacak büyüyü yapmış. Aradan geçen yıllarda kral ve kraliçe ne yaptıysalar büyüyü bozmanın yolunu bulamamışlar. Hiçbir şeyden haberi olmayan prenseste hayatına mutlu şekilde devam ediyormuş. İyi kalpli olan prenses çok seviliyormuş ama onu en çok seven küçük bir yavruyken kendisine hediye edilen köpeği bulutmuş. Bulut kendi kendine söz vermiş prensesi bu kötü büyüden kurtarmanın yolunu bulacakmış. Prenses 18 yaşına bastığı gün derin bir uykuya dalmış onunla birlikte bütün ülke uyumaya başlamış ama bu büyüyü bozmak isteyen Bulut birkaç gün önce saraydan ayrılmış. Ülke ülke dolaşmaya ve çare aramaya başlamış. Ülkelerden birinde iyi kalpli bir büyücü bulmuş. Ona derdini anlattığında büyücü Duydum ben o güzel kızın başına gelenleri çok üzüldüm. Şimdi ben bir büyü yapacağım. Sen bu büyüyü götürecek ve uyuyan prensesin üzerine dökeceksin demiş. Bulut merak etmiş Büyüyü dökünce ne olacak peki? diye sormuş. Büyücü bizim ülkenin prensinin burnuna mis gibi bir koku gelecek ve o koku onu uyuyan prensese götürecek yolu bulması için sen de büyüyü döktükten sonra geri dön prensin yanına gel demiş. Bulut sonunda prensesini uyandırabileceği için çok mutlu olmuş. Hemen büyüyü alarak ülkesine geri dönmüş. Güzeller güzeli prensesi ve bütün saray derin bir uykudaymış. Gözlerinden dökülen yaşları silmiş ve iyi kalpli cadının yaptığı büyülü kokuyu prensesin üzerine dökmüş. Gerçekten de mis gibi bir koku yayılmış ortalığa. Prensesin daha fazla bu şekilde büyünün etkisinde kalmaması için hiç durmadan koşmuş bulut. Prensin yanına giderken mis kokuda onunla birlikte gidiyormuş. Bulut sarayın kapısına geldiğinde koku prensin burnuna gitmiş. Kokuyu alan prens ayaklanmış ve kokunun sahibi bulmak için yola çıkacağı zaman bulut yanına yaklaşmış ve bulut önde prens arkada yola düşmüşler. Prens bulutun peşinden atını sürmüş ve birlikte uyuyan prensesin yanına gitmişler. Prens uyuyan prensesi gördüğünde ne yapacağını bilememiş. Bulut Prensim şu an senin prensesimi öpmen gerekiyor büyüyü bozacak tılsım bu demiş. Prens bulutun sözünü dinlemiş ve melekler gibi uyuyan prensesi öpmüş. O anda prenses ile birlikte bütün saray da uyanmış. Uyuyan prenses Prensim beni kurtardın yoksa ben hiç uyanamayacak sonsuza kadar uyuyacaktım demiş. Prens ise bulutun bütün çabalarını biliyormuş Prensesim benden çok köpeğin buluta teşekkür etmen gerekiyor. Seni kurtarmak için pek çok ülke dolaştı. Kötü büyüyü bozacak büyüyü buldu. Beni sana getirdi demiş. Bu sözler üzerine prenses köpeği buluta sarılmış. Canım benim seni çok seviyorum demiş. O günden sonra uyuyan prenses bulut ve prens çok mutlu bir hayat yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uzaklardan-gelen-yolcu-masali/", "text": "Bir gün çok uzak diyarların birinde yolunu kaybeden bir uzaylı dünyaya inmek zorunda kalmış. Uzaylılar o güne kadar daha hiç indikleri bölgeyi incelememiş. Dünyaya daha öncede gelmişler fakat gidecekleri yerleri daha öncesinde mutlaka araştırırlarmış. Yabancılık çekmemek ve yol kaybetmemek için bu araştırmayı yapmak zorundalarmış. Fakat yaptıkları yolculuk onları dünyada hiç bilmedikleri bir yere götürmüş. Bu yer ıssız ve büyük dağların arkasında kalan bir yermiş. Yerin ne kadar ıssız olduğunu gören uzaylılar düştükleri yerde hiç insan olmadığını fark eder. Burada ne su ne de ağaç vardı. Nerede olduklarını ancak özel cihazlarıyla ortaya çıkarabilirlerdi. GPS cihazı kullanarak yer saptaması yapmak isteseler de bu pek mümkün olmadı. Göklerden gelen misafirler zorlu yolculuğun ardından yardım istemek için kendi kolonileri ile iletişime geçmek ister. Fakat dünyada bulunan bazı sinyal bozucu cihazlar yüzünden koloniye erişemezler. Tam da bu sırada güneşin yakıcı ve kavurucu etkisi kendisini gösterir. Etrafta yardım isteyecekleri kimseleri bulamazlar. Belli bir zaman sonra uzaylılar çok uzaklarda bir at ve üzerinde bir insan görür. Bu kişi korkusuz ve emin adımlarla uzaylılara yaklaşır ve onlara nereden geldiklerini sorar. Uzaylılar adamı tanımasa da aslında o adam uzaylıların dostudur. Çok eski zamanlarda uzaylılar ile tanışan yaşlı adam uzaylıları görünce onlardan çekinmez ve onlara yardım etmek ister. Uzaylılara geçmişte ataları ile yaşadıklarını anlatır. Çok eski zamanlarda yaşlı adam uzaylıları ilk gördüğünde onlardan korkmuş ve onların kendisine zarar vereceğini düşünerek uzaylılara saldırmış. Fakat adam ıssız ve kimsesiz bir yerde kurtların yemi olmaktan uzaylılar sayesinde kurtulmuş. Uzaylılar yaşlı amcayı can güvenliği için takip etmiş ve çevresindeki yırtıcıları uzaklaştırarak adama iyilik yapmışlar. Yaşlı adam bu iyiliği asla unutmamış ve uzaylılarla arkadaş olmuş. Koloniden çok uzaklarda olan uzaylılar yeniden koloniye dönebilmek için bu yaşlı adamdan yardım istemiş. Yaşlı adam ise yardımı geri çevirmemiş. Seneler önce tanıştığı bir uzaylı ona zor durumlar için bir işaret vermiş. Adam bu işareti kullanarak uzaylılarla iletişime geçebilir ve uzaylılar ona yardım edebilirmiş. Yaşlı adam hemen bu işareti kullanarak uzaylılara bildirim göndermiş ve yolunu şaşıran uzaylılar bu sayede kurtulmuş. Daha Fazla Eğitici Masal İçin Eğitici Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uzayda-asili-kalan-astronotlar-masali/", "text": "Bilimin ve teknolojinin son sürat geliştiği bir çağda bir grup bilim insanı uzayı daha detaylı incelemek ve orada olanlar hakkında bilgi edinme için bir uzay gezisi planlamışlar. Uzaya gidecek ekip uzun uğraşlar neticesinde seçilerek netlik kazanmış. Devasa büyüklükte olan uzay mekiği görenleri hayrete düşürmekteymiş. Uzay mekiğinin içerisinde uzay yolculuğu sırasında astronotlara gerekli her şey bulunmaktaymış. Uzay yolculuğunun günü geldiğinde tüm ekip büyük bir heyecan ile astronotların mekiğe binmesini izlemişler. Tüm işlemler tamam olup uzay mekiği yola çıktığında ise, tüm ekibi ayrılık hüznü kaplamış. Astronotlar görev sürelerini tamamlayacak ve tekrar dünyaya döneceklermiş. Uzay mekiğinin havalanması ile karışık duygular yaşamaya başlayan astronotlar hem çok heyecanlı ve gururluymuş hem de ailelerinden ve çalışma arkadaşlarından ayrıldıkları için üzülüyorlarmış. Başlarına geleceklerden habersiz uzaya doğru yükselen astronotları kötü bir sürpriz beklemekteymiş. Bir müddet uzaya doğru yol aldıktan sonra uzay mekiğinde bir sorun ortaya çıkmış. Panikle ne yapmaları gerekiyorsa yapmaya çalışan astronotlar kısa süre sonra uzay mekiğinin tüm dünya ile iletişiminin kesildiğini ve artık hareket etmediklerini anlamışlar. Bir süre uzay mekiğini tekrar çalıştırmak ve dünyaya dönmek için uğraşmışlar. Dünya ile kopan iletişimlerini yeniden kazanmak ve yardım istemek için ellerinden geleni yapmışlar fakat tüm bu çabaları bir sonuç vermemiş. Uzay mekiği içerisinde yaşamlarını sürdürmeye başlayan astronotlar günden güne zorlanmaya başlamışlar. Sınırlı olan yiyecek stoklarının bitmesi onları en çok düşündüren konular arasında yer almaktaymış. Günlerden bir gün uzay içerisinde kendilerine yaklaşan bir parlak bir cisim fark etmişler. Bu cismin ne olduğunu hiçbiri anlayamamış. Parlak cisim yavaş yavaş uzay mekiğine yaklaşmış bu esnada astronotlar derin bir uykuya dalmışlar. Parlak cismin ne olduğunu ve ne yapmak istediğini bilmedikleri için uyumak istememişler ancak kimse bu derin uykuya karşı koyamamış. Ne kadar uyudular, onlar uykudayken neler oldu, parlak ışık nereye gitti bilinmez ama uykularından uyandıklarında uzay mekiğinin hareket ettiğini ve rotasının dünya olduğunu görmüşler. Sevinç içerisinde birbirlerine sarılan astronotlar dünyaya ve ailelerine kavuşacakları için çok mutlu olmuşlar. Kısa süren ancak yaşadıkları heyecan nedeniyle bir türlü bitmek bilmeyen yolculuk sonrasında astronotlar uzay mekiğini başarılı bir biçimde dünyaya indirmişler. Astronotlardan uzun süredir haber alamayan aileleri ve yetkililer hemen merkezin yolunu tutmuş. Uzun süren sarılmalar ve sevinç gözyaşları eşliğinde herkes sevdiklerine kavuşmuş. Bir türlü açıklanamayan parlak ışığın akıbetini ise kimse bulamamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uzaydan-gelen-gorunmez-misafirler/", "text": "Uzayda bulunan gezegenlerin birinde yaşayan robotlar bir gün yakın gezegende bulanan akrabalarını ziyaret etmek için yola çıkarlar. Akrabalarını çok özlemiş olan robotlar bir an önce gitmek istedikleri yere varmak için acele ederler. Anne, baba ve iki çocuk robottan oluşan aile bir müddet uzay dolmuşunu bekledikten sonra sonunda gelen dolmuşa büyük bir heyecan ile binerler. Dolmuş onları sevdiklerine ulaştıracak ve kısa da olsa sevdikleri ile birlikte güzel bir tatil geçireceklerdir. Robot ailesi tam da bunları hayal ederken beklenmedik bir olay ile karşı karşıya kaldılar. İçi yolcu dolu olan uzay dolmuşu bir anda arızalanarak uzay boşluğu içerisinde sürüklenmeye başlamış, içerisinde olanlar ne olup bittiğini anlayamadan dünya üzerinde bir bahçeye zorunlu iniş yapmak zorunda kalmış. Bir müddet uzay dolmuşundan çıkmak istemeyen robotlar biraz zaman geçmesinin ardından ürkek ve endişeli bir biçimde uzay dolmuşundan çıkarak etrafı kolaçan etmeye başlamışlar. Her biri bir başka yere dağılan robotlardan kimileri görünmezlik özelliklerini kullanarak görünmez hale bürünmüşler. Böylece dünya üzerinde yaşayan canlılardan korunabileceklerini düşünmüşler. Güzel bir tatil ve sevdikleri ile birlikte eğlenceli vakit geçireceklerini düşünerek çıkmış oldukları yolculukta kendilerine dünyada bulan aile ise, bahçesine düştükleri evin içerisine girerek orayı teftiş etmeye başlamış. Çocuklar çocuk odasına giderek dinlenmeye çekilmişler. Anne robot ve baba robot ise evin kendileri için uygun olup olmadığını kontrol etmeye devam etmişler. Evin kendilerini almaya gelecek ekibi beklemek için uygun olduğunu anlayan robotlar uzay ekipleri gelene kadar burada bekleme kararı almışlar. Akşam olup ev halkı işten ve okuldan eve döndüğünde, görünmez halde olan robotları hiç fark etmemişler. Anne robot insan anne farkında olmadan ona ev işlerinde yardımcı olmuş. Baba robot ise ailenin bozuk olan arabasını süper mekanik güçleri ile tamir etmiş. Çocuk robotlar eve gelen ve akran oldukları insan çocukları o kadar çok sevmişler ki görünür olup onlarla oyunlar oynamamak için kendilerini zor tutmuşlar. Uzay kurtarma ekibini beklerken günler günleri kovalamış. Uzay kurtarma ekibi düşen uzay dolmuşunun yerini bir türlü saptayamamış. Dünyaya düşen diğer diğer robotlar çeşitli yerlere yerleşerek artık dünyada yaşamak zorunda olduklarını kabul etmişler. Aradan çok uzun zaman geçmiş olmasına rağmen bir gün uzay kurtarma ekibi ile dünyaya gelen uzaylılar bir bağlantı kurmuşlar. Yerleri tespit edilen robotlar uzay kurtarma ekipleri tarafından bulundukları yerlerden alınarak uzaydaki evlerine geri götürülmüşler. Uzun zaman birlikte yaşamak zorunda oldukları insanlardan ayrılmak zorunda kalan robotlar onları asla unutmamış."} {"url": "https://www.masallaroku.com/uzgun-aslan-masali/", "text": "Bir zamanlar büyük bir ormanda yaşayan yavru bir aslan varmış Bu aslanın bir zebra ve bir kanguru arkadaşı varmış. Yavru aslan bir ağacın gölgesinde oturup kara kara düşünüyormuş. Az ilerde arkadaşı zebra ve kanguru kuru otların arasında yarışma yapıyorlar, birbirleriyle şakalaşıp duruyorlarmış. Nefes nefese kalan zebra ve kanguru somurtarak, üzgün üzgün oturan aslan arkadaşlarını fark edip koşarak yanına gelmişler. - Bugün neden bu kadar üzgünsün? Gelip bizimle oynasana! diye sormuşlar. Yavru aslan bugün canının oyun oynamak istemediğini söylemiş. - Belki biz sana yardım edebiliriz. Neden bu kadar üzgünsün. Eğer bize neden üzgün olduğunu söylemezsen seni gıdıklarız demişler. Yavru aslan arkadaşlarının kendisini güldürmek için şakalar yaptığını biliyormuş ancak yine de yüzü gülmüyormuş. Yavru aslan arkadaşlarına anlatmaya karar vermiş. - Dün büyükannemi ziyarete gitmiştim. Kuzenimle oyun oynarken ayağım bir ağaç köküne takıldı. Masaya çarpıp büyükannemin en sevdiği çaydanlığı yere düşürdüm. Çaydanlık paramparça oldu bu yüzden çok üzgünüm demiş. - Yoksa büyükannen sana kızdı mı? diye sormuşlar. - Hayır tam tersine bana teselli verip önemli olmadığını söyledi. Söyledi ama o çaydanlık büyük annemin en sevdiği çaydanlıktı. demiş. Zebra ve kanguru arkadaşlarının böyle üzülmesine dayanamamışlar. Akıllarına bir fikir gelmiş. - Büyükannenin çaydanlığını yapıştırıp eski haline getirmeye ne dersin? demişler. Büyükannesinin kırılan çaydanlığının parçalarını küçük bir kutuya koyan yavru aslan, parçaları getirmiş. Yavru aslan, zebra ve kangurunun yardımıyla biraz yapıştırıcı ve fırçayla çaydanlığın parçalarını yapıştırmış. Çaydanlık yeni gibi görünmüyormuş ama büyükanne bunu görürse çok sevinir diye düşünmüşler. Sabah üç arkadaş büyükannenin evine gitmişler. Bahçede üç arkadaşı gören büyükanne çok sevinmiş. - Bu ne güzel bir sürpriz. Beni ziyarete mi geldiniz? demiş. Bahçedeki masanın üzerine biraz kek ve meyve suyu getirmiş. Yavru aslan, büyükannesine kekin yanında meyve suyu değil çay içmek istediğini söylemiş. Bunun için yanında çok güzel bir çaydanlık getirdiğini söyleyip onardıkları çaydanlığı büyük annesine uzatmış. Büyük annesi kırılan çaydanlığın eski haline geldiğini görünce çok sevinmiş. - Size çok teşekkür ederim çocuklar. Bu benim için çok değerli bir çaydanlıktı. Büyük annemden kalmıştı. Tekrar tamir ettiğiniz için çok sevindim. Hadi şimdi kekimizi yiyelim. demiş. Büyük annesinin mutlu olduğunu gören yavru aslan artık gülümsemeye başlamış. Üç arkadaş büyükannesinin evinde birlikte çok güzel vakit geçirmiş. Daha Fazla Masal okumak isterseniz 5 yaş masallar Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/vefasiz-arkadas-masali/", "text": "Eski zamanlarda bir ormanda iki arkadaş geziyorlarmış. İki arkadaş ağaçlara, çiçeklere bakıp sohbet ederken büyük bir gürültü duymuşlar. Bir de bakmışlar ki ne görsünler. Büyük bir ayı karşılarında duruyormuş. Arkadaşlardan birisi ayıyı görür görmez uzun bir selvi ağacına tırmanıp, yaprakların arasına gizlenmiş. Diğer arkadaşının ne olacağını hiç düşünmemiş. Diğeri ise ne yapacağını şaşırmış. Çaresiz kaldığını anlayınca yere yatmış. Ölü gibi uzanmış. Ayı yavaş yavaş ona doğru yaklaşmış. Burnunu kulaklarına uzatarak koklamış. Sonunda homurdanarak başını sallayıp oradan uzaklaşıp gitmiş. Çünkü ayılar ölülere dokunmazmış. Büyük bir tehlike atlatan yerdeki arkadaş yerden kalkmış üstünü başını temizlemiş. Etrafına bakınıp diğer arkadaşının nerede olduğunu aramış. O sırada olup biteni izleyen ağaçtaki arkadaşı, ayının gittiğinden emin olduktan sonra ağaçta saklandığı yerden inmiş. Arkadaşının yanına gelmiş. Arkadaşına iyi olup olmadığını bile sormadan gülerek: O ayı senin yanına kadar gelip kulağına bir şeyler fısıldadı söyle bakalım ne dedi demiş. Büyük bir tehlike atlatan diğer arkadaş, arkadaşının bu davranışlarına çok sinirlenmiş. Ona iyi bir ders vermek istemiş. Arkadaşına dönüp: Ayı bana seninle ilgili çok önemli bir şey söyledi ama bunu sana söyleyemem demiş. Arkadaş dediğin hiç böyle mi yapar arkadaşlar birbirlerinden hiç sır saklarlar mı? Hadi insanı meraktan çatlama da söyle demiş. -Madem çok merak ediyorsun sana söyleyeyim demiş. Ayı bana şunu söyledi Tehlike anında seni yalnız bırakanlarla dost olma dedi demiş. Şimdi söyler misin arkadaş dediğin hiç böyle mi yapar ben tehlikedeyken kaçıp gittin demiş. Arkadaşı kızarıp bozarıp ne diyeceğini şaşırmış. Çok korktuğum için ağaca kaçtım. Seni düşünemedim kusura bakma arkadaşım demiş. Şansım yaver gitti de ayı bana bir şey yapmadı. Ya yapsaydı ağaçtan inip bana yardım edecek miydin? demiş. Arkadaşım böyle bir durumda olsa onu asla yalnız bırakmazdım iki kişi daha iyi bir çare düşünebilirdik demiş. Gerçek arkadaş tehlike anında arkadaşını yalnız bırakmaz. Ben kim dost kim değil görmüş oldum bu sayede demiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 10 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/vicdan-doktoru/", "text": "Büyük bir hastane de doktorluk yapan Rıdvan Bey; son derece dürüst etrafça sevilen çalışkan, işinin en iyisini yapan namazını hiç aksatmayan Allah'ın sevdiği kullarından biriydi. Kolay kolay sinirlenmezdi. Öfkesine yenik düşmez mutlaka düşünür sonra hareket ederdi. Daima vicdanıyla hareket eder başına ne gelirse gelsin Allah'ın taktiri olduğunu düşünürdü. Bir yanlış odlumu ya da başına gelen bir olaydan ibret almasını iyi bilirdi. Etrafındakileri de bu konuda çok uyarırdı. İnsanlarla sohbet etmeyi severdi. Bazen insanlar onun nasihatlerinden faydalanmak için muayenesinde onu ziyaret ederdiler. İyi bir akıl hocasıydı diyebiliriz. İşte böyle bir insandı Rıdvan Bey. Oğlunun da böyle yetişmesini Allah'ı severek tanıyarak sünnetlerle hayatını bağdaştırması gerektiğini öğretmeye çalışıyordu. Oğlu Hamza, 3. sınıfa gidiyordu. Ona karne hediyesi olarak bilgisayar almıştı. Bilgisayar Hamza'ya birçok bilgi katabilirdi. Merak ettiği her şeyi rahatlıkla araştırıp çözebilirdi. Akşam eve gelince oğluna bilgisayarı öğretip beraber bilgisayar da zaman geçiriyorlardı. Ama korkusu da vardı. Ya bilgisayara dalıp görev ve sorumluluklarını unutursa. Zamanla babasının endişeleri gerçekleşmeye başladı. Hamza daha fazla zaman geçirmeye başladı farklı sitelerde sörf yapıp vaktini boşa harcıyordu. Rıdvan Bey iki defa uyardı oğlunu ama şeytan bir türlü Hamza'nın yakasını bırakmıyordu farklı farklı yerlerde uğraşıp zamanını gereksiz harcamaya devam ediyordu. Saatlerce bilgisayarın başından kalkmıyordu. Öyle ki akşam babası eve geldiğinde ona kapıyı bile açmıyordu. Rıdvan Bey çok büyük suçluluk hissediyordu. Çok pişman olmuştu. Oysaki bilgisayarı alırken daha farklı olumlu düşünceleri vardı. Kültürünü genişletir. Merak ettiği konuları araştırır diyordu ama çok yanılmıştı. İşte şeytan bir kez daha Hamza'yı kandırdı. Oysaki o vakti kitap okuyarak biriken ödevlerini yaparak geçirebilirdi. Odasını toplayıp ailesiyle daha kaliteli zaman geçirebilirdi. Oysa zaman ne ki gelip geçer en değerli sevdiklerimiz her zaman yanımızda olmayabilir. Büyüdükçe işler güçler çoğalır aile özlemi kurarız. Yanı sıra küçükken öğrendiğimiz bilgiler ilerde birçok alanda işimize yarayabilir. Bu boş uğraşlar şeytanın ufak tefek oyunları. Rıdvan Bey böyle bir şeye sebep olduğu için pişmanlık içindeydi. Akşam eve geldiğinde Hamza bilgisayarın önünde sızmıştı. Rıdvan Bey hemen bilgisayarın fişi çekip kapattı bu duruma bir son vermeliydi. Ve oturup oğluyla çok güzel sohbet ettiği ilerde hayatının bazı dönemlerine etki edecek yanlışları yapmamasını boş işlerden uzak durması gibi değerli öğütler verdi. Hamza da can kulağıyla babasını dinliyordu. Hamza'nın aklından çıkmayacak en büyük nasihat şuydu. Oğlum her zaman ben senin yanında olamam artık iyi olanı yanlış olanı sen ayırt etmelisin ve yolunu sürdürmelisin. İç sesini dinlemelisin ama iki iç ses vardır biri senin vicdanın diğeri şeytanın. Şeytan seni hep savurur boşluklara atar. Ama vicdanın seni her zaman altın tahta götürür. Vicdanın beyninle beraber olsun demiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yaban-arilari-ile-bal-arilari-dostlugu/", "text": "Yaşanan kış mevsiminin ardından gelen bahar beraberinde rengarenk çiçekleri de getirmiş. Çiçeklerin açması en çok bal yapan arıları mutlu etmiş. Vakit kaybetmeden çiçekten çiçeğe konarak yapacakları bal için çiçek özü toplamaya başlamışlar. Topladıkları özlerden yaptıkları balları çeşitli şekiller vererek kovanlara yerleştirmişler. Her şey güzel giderken birden ortaya yaban arıları çıkmış. Bu arılar bal arılarının yaptığı balların kendilerine ait olduğunu iddia etmişler. Bunun üzerine arılar arasında kavga başlamış. Yabani arıların hak iddia etmeleri bal arılarını kızdırmış ve kavgayla bir çözüme ulaşamayacaklarını anlamışlar. Bunun üzerine balların sahibinin kim olduğunun anlaşılması için mahkemeye başvurmuşlar. Balları üzerinde hak iddiasında bulunan yaban arılarından şikayetçi olmuşlar. Mahkemenin hakimi ise deneyim sahibi olan eşek arısıymış. Eşek arısı balın sahibinin kim olduğunun anlaşılması için çevredeki diğer hayvanların tanık olarak dinlenmesine karar vermiş. Bunun üzerine ilk tanık olarak çekirge konuşmuş. Çekirge mahkemede konuşmasında kovanların yanında gördüğü arıların renklerinin sarı olduğunu ve uzun kanatlarının bulunduğunu anlatmış. Bunun üzerine eşek arısı her iki arı türünün de tarife uygun olduğunu düşünerek başka şahitlerin dinlenmesine karar vermiş. Böylece diğer hayvanlarda dinlenmeye başlamış ancak günler geçerken sonuç alınamamış. Günlerin geçmesi yüzünden ballarını kaybeden bal arılarından en akıllısı yargıcın karşısına geçmiş ve söz hakkı istemiş. Kendisine hak verilince de ayıların ballarını yediğini ve günlerce emek verdikleri ürünlerinin harap olduğunu anlatmış. Sonrada balların sahibinin kim olduğunun anlaşılması için bir fikrinin olduğunu söylemiş. Yargıç fikrini dinlemeyi kabul edince de her iki türdeki arıların yargıcın karşısında bal yapmasını önermiş. Yargıç akıllı arının fikrini beğenmiş ve iki arı türünden de kendisinin karşısında bal yapmalarını istemiş. Yaban arıları bu karar itiraz etmişler ancak yapacak bir şeyleri yokmuş. Bunun üzerine hem bal arıları hem yaban arıları yargıcın karşısında bal yapmaya başlamışlar. Bal arıları bal yapmaya alışkın oldukları için hızlı bir şekilde balı hazırlamışlar ancak yaban arıları ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar bal yapmayı becerememişler. Gün sonunda tüm arılar hakimin karşısına geçmişler. Üretilen balları inceleyen hakim yapılan balın bal arılarına ait olduğunu ve yaban arılarının bal yapamadıklarını söyleyerek kararını vermiş. Bu karar ise balların asıl sahiplerine teslim edilmesiymiş. Hakimin kararından sonra yaban arılarının sözcüsü konuşmak istemiş. Söz verilince kendilerine hiç bal yapmasının öğretilmediğini ve bu sebeple başkalarının ballarına sahip çıktıklarını anlatmış. Artık pişman olduklarını söyleyerek bal arılarının onları affedip bal yapımını öğretmelerini istemiş. Bal arıları bu isteği kabul etmişler ve onları affederek bal yapmayı öğretmeye başlamışlar. Zaman içerisinde yaban arıları da bal yapımını öğrenerek birlik içinde dost olarak yaşamaya başlamışlar."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yalan-soyleyen-kaplan-hikayesi/", "text": "Çok eski zamanlarda, ormanların birinde çok karizmatik bir kaplan yaşarmış. Çok karizmatik olmasına karşın bu kaplan sürekli olarak yalan söylermiş. İnsanlar onun yalan söylediğini anlasalar bile bazen inanırlarmış. Fakat o yalanı o kadar alışkanlık haline getirmiş ki herkes onu bu huyu ile tanımaya başlamış. Bir gün kaplanın başına bir şey gelmiş. O kadar kötü bir şey gelmiş ki kaplan yemeden içmeden kesilmiş. Arkadaşları ile konuşmaz olmuş. Kimse de gelip derdini sormamış. Çünkü gene bir şeyler karıştırdığını düşünüyorlarmış. Ama günler günleri kovalamış, dertler dertleri kovalamış ve sonunda ormanın kralı gelmiş ve kaplana ne derdi olduğunu sormuş. Kaplan ise buna yanıt olarak '' Kralım, derdimi söylesem ne olacak ki, kime bana artık inanmıyor. Zamanında çok yalan söyledim. Şimdi çıksam gerçekleri anlatsam, herkese bunları söylesem ne olacak kim inanacak bana. En iyisi beni boş verin demiş. Aslan Kral bunun üzerine biraz kızmış. Çünkü ormanların tek hakimi oymuş. Kendi dediklerinin dışına çıkılması hoşuna gitmezmiş. Her zaman ne isterse olsun istermiş. Bu nedenle sorusunun yanıtını alana kadar tekrar tekrar sormaya karar vermiş. '' Bak eğer derdini söylemezsen derman bulamayız. Biliyoruz ki biz bu ormanda birlikte yaşamak zorundayız. Sen çok yalan söyledin şimdiye kadar. Ama her zaman yalan söyleyeceksin diye bir şey yok ya. Sen de hatanı anlamışsın belli ki. Bu da büyük bir erdem. Sen en iyi bize derdini anlat, belki birlikte çözüm buluruz. Eğer çözüm bulamazsak da birlikte üzülürüz. Kaplan bu sözleri duyunca çok duygulanmış. Onu seven ona değer veren birileri olması çok güzelmiş. Fakat yaptığı hatalar hep gözünün önüne geliyormuş. Bu nedenle biraz düşünmüş. Ne cevap verse boş gibi geliyormuş kendine. Ama Kral'a da hak vermiş aslında. Sonuç olarak hep birlikte yaşamaları gerekiyormuş. ''Kralım tamam dökerim içimi. Ama bir şartım var. Bu şartımı kabul etmeniz gerekiyor. Şimdiye kadar söylediğim cezalar için beni cezalandırmanızı istiyorum. Eğer beni cezalandırmazsanız, benim vicdanım asla rahatlamaz. Bu yüzden de bana en ağır cezaları verin, hem bu iki taraf içinde en mantıklı hareket olur. Aslan kralı bunu düşünmüş. Aslında haklıymış. Her yapılanın bir cezası olması gerektiğini düşünmüş. Fakat ceza ne ceza vereceğini tam bulamamış. En iyisinin tüm orman heyetinin bir araya gelmesi ve ortak bir karar alınması gerektiğine karar vermiş. Ertesi gün tüm orman heyeti toplanmış. Kral en başlarındaymış. Düzen kurulmuş ve nihai karar için Aslan kral konuşma yapmış; Sonrasında orman artık eskisi gibi olmamış. Kaplan bir daha yalan söylememiş. Sır tutmanın ne denli önemli olduğunu herkes anlamış. Sırlar hayatımızda her zaman vardır. Fakat bu sırlar bize yük değildir. Sadece bilgilerimizi arttırır. Yalan söylemek dünyanın en hatalı davranışıdır. Bu nedenle yalan söylememek için içimizde bir şey tutmamız gerekir. Kaplan bu olaydan anlamış ki, sır tutmak yalan söylemekten aslında çok daha kolay.. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yalanci-coban/", "text": "Bir varmış bir yokmuş çok uzaklarda güzel şirin bir köy varmış. Bu köyde küçük tatlı bir çoban varmış. Tüm köyün koyunlarını gün boyunca otlatan çoban akşam olduğunda da evlere tek tek koyunları dağıtırmış. Yine bir gün çoban erkenden kalkarak koyunları dağlara çıkarmak üzere evleri gezmiş. Topladığı koyunları dağlara çıkartarak otlatan çobanın birden canı sıkılmış. Ne yaparsa yapsın eğlenemeyen çoban ne yapsam da eğlensem diye düşünürken birden aklına zekice bir fikir gelmiş. Çobanın bu fikrine göre köylüleri biraz korkutarak eğlenmeyi istiyormuş Hızlıca köy meydanına gelen çoban tüm gücüyle bağırmaya başlamış. Çoban : Yetişin koyunlarımı kurtlar yedi. Demiş. Bunun üzerine panikleyen köylüler ellerine geçirdikleri kazma ve kürekler ile koyunların olduğu yere koşmuşlar. Koyunların olduğu yere ulaştıklarında ise bir de bakmışlar ki ne kurt var nede koyunlardan eksik olan. Bunları gören çoban ise bir tarafta gülerek eğleniyormuş. Bu durumu gören köylüler çoban tarafından kandırıldıklarını çok geçmeden anlamışlar. Çobana kendilerini korkuttuğu ve vakitlerini çaldığı için çok kızan köylüler bir daha aynı şeyi yapmamalarını tembihlemişler. Bu durumun ilerde kendisine olan güveni azaltacağını söyleyen köylüler kısa bir süre sonrada evlerine dağılmışlar. Bu olayın üzerinden henüz bir kaç gün geçmişken çoban yine köylülere bir oyun oynamaya karar vermiş. Koşarak köy meydanına inen çoban, yine çığlıklar atarak ; Herkes koşsun koyunlarımızı kurtlar kaptı. Demiş. Bu sözler üzerine köylüler yine işlerini bırakarak koyunlarının yanına doğru koşmaya başlamışlar. Koyunlarına ulaştıklarında ise yine kurt olmadığını gören köylüler yine çobana kızmaya başlamışlar. Bu yaptığının iyi bir şey olmadığını çobana anlatan köylüler kızgın şekilde evlerine dönmüşler. Bu sözlerden etkilenmiş gibi görünmeyen çoban bu işi bir eğlence haline döndürmüş tam bir daha aynısını yapayım diye düşünürken çobanın otlattığı sürüye gerçekten kurtlar saldırmış. Bu olay üzerine hızlı şekilde koşarak köy meydanına inen çoban köylülerden imdat! diye yardım istemiş. Bir süre bu yardım çağrısını sürdüren ve bir evden diğer eve koşan çobana bu sefer hiçbir köylü inanmamış. Çobanın yine yalan söylediğini düşünen köylüler hiç kulak asmadan ellerindeki işlerine devam etmişler. Çobanın sürekli yalan söyleyip eğlenmesi üzerine kimse çobanın yardımına gitmemiş. Kurtlarda tüm koyunları yemişler. Çoban bu duruma çok üzülmüş. Köyüne dönüp herkese tek tek ben size bu sefer yalan söylememiştim diye feryat figan etmiş. Koyunlarınızı kurtlar gerçekten yedi bir tanesi bile geride kalmadı demiş. Ama haklı olarak sizler yine yalan söylediğimi düşünerek yardıma gelmediniz. Ben keşke o yalanları söylemeseydim demiş. Yalancı çoban yaptıklarından pişman olmuş. Olmuş ama iş işten geçtikten sonra duyulan bu pişmanlık yüzünden tüm köy koyunsuz kalmış. Duyduğu pişmanlığı ise çoban tüm köylülere şu sözler ile ifade etmiş ; Ben daha önce bu konuda çok yalan söyledim ve eğlendim ve bir gün gerçekten kurtlar saldırdığında da kimse bana inanmadı. Bir daha eğlenmek için bile olsa asla yalan söylemeyeceğim. demiş. Sonunda yalan söylemenin kötü olduğunu anlayan çoban tüm köylülerden onlara yaşattığı kayıplar için tek tek özür dilemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yalanci-keci-haydarin-basina-gelenler/", "text": "Çok uzak ülkelerin birinde bir çiftlikte keçiler, koyunlar, tavuklar, köpekler dostluk içinde yaşarlarmış. Çiftliğin sahibi çok iyi biriymiş. Onları gündüz olunca serbest bırakır özgürce dolaşmalarına izin verirmiş. Hayvanlarda bu durumdan çok memnunmuş. Gündüzleri yakınlardaki ormanda, çayırlarda dolaşır. Oynar, eğlenir akşam olduğunda ise hepsi çiftliğe dönerlermiş. Çiftlikteki keçilerden birinin ismi Haydarmış. Diğer hayvanlar yemeklerini paylaşıp kardeşçe yaşarken o bulduğu güzel otları tek başına yemek istiyormuş. Sabah olduğu zaman hemen önden gidiyor diğerlerini geride bırakıp en güzel otları bulup yiyormuş. Bulduğu otluk alana diğerleri gelmesin diye de her defasında yalan söylüyormuş. Neredeydin diye sorduklarında Bütün gün dolaştım ama şöyle ağız tadıyla yiyeceğimiz otların olduğu bir yer bulamadım diyormuş. Haydar böyle söylüyormuş ama gün geçtikçe semirmeye kilo almaya başlamış. Arkadaşlarından daha kiloluymuş ve keyfi de çok yerindeymiş. Bir gün başka bir keçi onu takip etmiş. Birde ne görsün kocaman otların olduğu koca bir alan Haydar tek başına otları yiyor, koşuyor oynuyor. Hemen geri dönmüş ve diğer keçilere ve koyunlara haber vermiş. Bütün keçiler ve koyunlar Haydar'ın olduğu yere gelmişler. Haydar arkadaşlarını görünce çok bozulmuş otlarını paylaşmak zorunda kalacağı için. İçlerinden en yaşlısı olan Olgun Haydar'ın yanına yaklaşmış. Haydar hani sen hiç güzel otların olduğu yeri bulamıyordun. Bize yalan söyledin sen bir yalancısın. Bundan sonra bizim sürüden değilsin çiftliğe de gelme artık. Yalancıların çiftliğimizde yeri yok demiş. Doğrusu bu sözler Haydar'ı çok üzmemiş ilk başta Aman sanki benim onlara ihtiyacım var. İşte burada bol bol ot var gündüzleri yerim akşam olduğunda da şu ağacın altında uyurum diye düşünmüş. Tamam demiş Olgun'a Siz bilirsiniz bende artık hep burada kalırım demiş. Bütün keçi ve koyunlar ondan uzaklaşmışlar otlardan biraz yedikten sonra akşam olmaya başlayınca toplanıp çiftliğe dönmüşler. Haydar peşlerinden gitmemiş otlardan yemeye yalnız kalmanın keyfini çıkartmaya devam etmiş. Bir süre sonra hava iyice kararmış. Haydar yakındaki ağacın altına gitmiş oturmuş. Orada uyuyakalan Haydar kurt sesleri ile uyanmış. Kurtların ulumaları çok yakından geliyormuş. Seslerin gittikçe yaklaştığını duyan Haydar Ben ne yaptım demiş kendi kendine Yalan söyledim, arkadaşlarımı kendimden uzaklaştırdım, yuvamdan oldum. Belki de öleceğim şimdi diye düşünmüş. Kurtların ulumaları biraz daha yaklaşmış. Çok korkan ve yalan söylediği için pişman olan Haydar çiftliğe doğru koşmaya başlamış. Nefes nefese koşarken arkasından kurtların ayak sesleri geliyormuş. Neyse ki kurtlara yakalanmadan çiftliğe varmış. Bu sırada çiftlikte güvende olan diğer keçi ve koyunlarda aslında Haydar'ı merak ediyorlarmış. Onun yaklaştığını görünce hemen kapıyı açıp onu içeri almışlar. Kurtların elinden kurtulan Haydar arkadaşlarından çok özür dilemiş. Yalan söylemenin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlamış ve kalan hayatında hiç yalan söylememiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Türk Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yalanci-ve-dogrucunun-hikayesi/", "text": "Bir gün iki kardeş okula gitmek için yola çıkmış. Okul yolunda yardıma muhtaç bir ihtiyar görmüşler. İçlerinden biri ihtiyar amcaya yardım etmek istemiş. Ama diğer kardeş okula geç kaldıklarını söyleyerek yardım etmeyi kabul etmemiş. Bu sırada yaşlı amcanın cüzdanın yere düştüğünü gören kardeşlerden biri bir an olsun şeytana uymuş ve yere düşen cüzdanı alıp cebine koymuş. Diğer kardeş bu durumu görmüş ve kardeşini uyarmış. Ama kardeşi pervasızca davranarak hızlıca okul yoluna doğru koşmaya başlamış. Diğer kardeş ihtiyara yardım etmek istemiş ve onu yolun karşısına geçirdikten sonra okula gitmiş. İhtiyara yardım eden kardeş haliyle okula geç kalmış. Öğretmeni ona neden geç kaldığını sorunca söylemeye çekinmiş. Çünkü kardeşinin yaptığı hatanın ortaya çıkacağını düşünmüş. Aslında kardeşinin kendi hatasını anlamasını beklemiş. Öğretmene bir işi olduğunu ve bundan dolayı geç kaldığını söyleyen çocuk öğretmenini ikna edememiş. Öğretmeni ise bu durumu ailesine anlatmak zorunda kalmış. Akşam olduğunda çocukların babası çocuklarını karşısına almış ve neler olup bittiğini sormuş. İhtiyar adamın cüzdanını alan kardeş babasına dönüp kardeşinin hırsızlık yaptığını söylemiş. Bu durum karşısında ne diyeceğini bilemeyen diğer kardeş babasına bir açıklama yapmak için düşünmeye başlamış. Çocukların babasın hırsızlık yapan çocuğun cezalandırılmasına karar vermiş. Bu ceza sonucunda aslında hiç suçu olmayan küçük çocuk bir hafta boyunca dışarda oyun oynamayacak ve resim yapamayacaktı. Ayrıca odasından çıkmasına da izin yoktu. İftira atan diğer kardeş kurtulduğu için seviniyordu. Fakat ilerleyen günlerde bu sevinci kursağında kalacaktı. Suçu olmayan küçük çocuk bu üzüntüye dayanamayarak hastalanmıştı. Çocuk sürekli öksürüp halsiz bir şekilde yatakta yatmaktaydı. Bu durumu gören iftiracı ve yalancı kardeş ne kadar büyük bir hata yaptığını anladı. Kardeşinden özür diledi. Sonra kardeşi ona babasına her şeyi anlatması gerektiğini söyledi. Babasına her şeyi apaçık anlatan çocuk kardeşinin iyileşmesini istedi. Kısa süre içerisinde kardeşi iyileşti ve küçük çocuk bir daha asla yalan söylemesi gerektiğini anladı. Zorlu bir şekilde anlamış olsa da yalan söylemek ve iftira atmak çok kötü bir hareketti. Daha Fazla Masal İçin Çocuk Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yalniz-minik-kus-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, çok geniş bir oramdan minik bir kuş yaşarmış. Minik kuş annesinden çok uzaktaymış. Anne kuş, seneler önce birtakım insanlar tarafından alıkonmuş ve bir evin içinde kafeste yaşıyormuş. Yalnız minik kuş ise onu aramış ama bulamamış. Minik Kuş çok hüzünlü bir yapıya sahipmiş. En yakın arkadaşı Koca Çınar ile bazen sohbet eder, ondan nasihat alırmış. Fakat içinde olan derin yalnızlığını asla bastıramamış. Annesini çok aramış, çok eve girmiş ama bulamamış. Hatta bir keresinde annesini ararken az daha kendisi kafese konuyormuş. Minik Kuş özgür ruhluymuş. Uçmayı çok seviyormuş. Uçsuz bucaksız yerlerde, bulutların içinde süzülüp duruyormuş. Fakat bir dala konduğu zaman tekrar yalnızlığını hatırlıyormuş. Günlerden bir gün Minik kuş aynı kendisi gibi minik bir fil ile tanışmış. Minik filin hortumunda dolanıp durmuş. Onu çok sevdiği için uğraşmak istemiş. Minik fil de kuşu çok sevmiş. İkisi gün boyunca oynamışlar. Sonrasında küçük bir çocuk yanlarına gelmiş. Küçük çocuk '' Minko konuşmaz ve duymaz. Sadece oyun oynar'' demiş. Minik kuş buna çok üzülmüş. Hem kendisi için hem de minko için üzülmüş. Çünkü en sevdiği arkadaşı ile insan konuşmak istermiş. Çocuk konuşmaya devam etmiş; '' Ama üzülme. O konuşmadığı ve duymadığı için mutlu. Hep oyun oynar. Bir sürü arkadaşı vardır.'' Bunun üzerine minik kuş ben konuşuyorum hem de duyuyorum ama hiç arkadaşım yok diye düşünmüş. Minko ile zaman geçirmeye devam eden Minik Kuş, hayat dolu olmanın, oyunlar oynamanın ne değerli olduğunu anlamış. Aslında kendisini bir kapana sıkıştırdığını düşünmüş. Çünkü hayat devam ediyormuş. Aslında kafeste olan annesi değil, kendisiymiş. Minik kuş bunun farkına vardıktan sonra hayatında çok fazla gelişme olmuş. Artık yeni insanlar ile tanışmak, onlarla oyun oynamak istiyormuş. Sürekli üzülen, ağlayan kuş gitmiş yerine sürekli enerjik olan bir kuş gelmiş. Çok zaman sonra, Minik Kuş tekrar Minko'nun yanına gitmiş. Minko bu sefer orada değilmiş. Çok şaşıran minik kuş tekrar aynı çocuğu aramış. Çocuk tek başında bir ağacın gövdesine sırtını yaslamış uzanıyormuş. '' Minko'yu mı arıyorsun? O gitti. Tek başına gitti kimseye bir şey söylemeden. Zaten konuşamıyor da. Neden gittiğini nereye gittiğini bilemeyiz. Zaten yeni gelmişti buraya. Sürekli bu şekilde geziyor herhalde'' demiş çocuk. Minko aslında bir kuştan bile daha özgür bir ruha sahipmiş. Minik Kuş onunla tanıştığı için kendini çok mutlu hissediyormuş. Eğer bir yerde sıkılıyorsan oradan ayrılman gerekiyormuş. Bu dersi alan Minik Kuş göç etmeye karar vermiş. Yeni kişiler ile tanışacak, onarla da oyunlar oynayacakmış. Konmak için yeni dallara ihtiyacı olduğunu Minko sayesinde anlamış. Yalnız Minik Kuş aslında yalnızlığını kendi yarattığını anlamış. Çok sevdiği annesi gittiğinden beri mutsuzmuş. Fakat Annesinin mutsuz olduğunu düşündüğü için mutsuzmuş. Belki de mutludur diye düşünmüş içinden minik kuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yaramaz-kizin-ruyasi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, çok eski zamanların birinde küçücük bir kız çocuğu varmış, ismi de denizmiş. Bu kız sokaklarda hep yaramazlık yapar insanları rahatsız eder, hayvanlar ve bitkilere zarar verirmiş. Her gün sokaklarda kedi ve köpeklere taş atar, kuşlara sapanla taş fırlatır, çiçekleri koparıp koparıp fırlatırmış. Çocukların oyuncaklarını kırar toplarını patlatırmış. Her gün komşular bu kızı annesine şikayet edermiş. Kızlarının yaptıklarını anlatırlarmış. Bu küçük kıza anne babası her seferinde ceza verirmiş ama bu kız hiçbir şekilde uslanmaz her fırsatta tekrar tekrar kötülüklere devam edermiş. Anne ve babası yine bir gün ona ceza vermişler odana gideceksin ve bir daha sokağa çıkmayacaksın diye. Deniz her gün sokaktaki çocukları camdan izler keşke bende orda olsaydım dermiş. Fakat ailesi bu sefer cezasının süresini uzun tutmayı düşünüyormuş. Çünkü deniz bir türlü uslanmıyormuş. Deniz evdeki bütün kitap ve hikayelerini yırtığı için evde oyalanmak için okuyacak hikaye bile bulamamış. Bir gün deniz uzanırken bir anda uyuyakalmış. Rüya görmeye başlamış. Rüyasına denizin bir peri gelmiş. Bu peri ona demiş ki Denizcim ben arkadaşlarımın yanına gidiyorum, benimle gelmek ister misin? Deniz bu teklif karşısında heyecanla tabi gelmek isterim diyerek birlikte arkadaşlarının yanına gitmişler. Ama deniz bir anda şaşırmış çünkü bu perinin arkadaşları, köpek kedi, çiçek ağaç, kuş ve oyuncaklar mış. Peri denize demiş ki haydi gel uzakta durma , sonrada deniz yanlarına gitmiş ve tanışmışlar. Ama Deniz hala şaşkınlığını gizleyememiş. Onlarda şaşırdığını anlayarak kendilerini iyice tanıtmışlar. Deniz demiş ki ben sizi hatırlıyorum ben sana taş atmıştım, sizi kovalamıştım. Onlarda evet. Sen yapmıştım. Küçük bisiklet demiş ki benimde tekerleğimi kırmıştın. Çiçekte demiş ki sen benim arkadaşlarımı kopardın. Deniz bu söylenenlere çok üzülmüş ve oturup ağlamış. Ben mi bunları size yaptım inanamıyorum. Ben bu kadar mı kötü bir insanım demiş. Ağlamaya devam etmiş. Peri kızı ona demiş ki üzülme deniz. Sen isteyerek yapmadın. Kuş'ta denizle konuşarak demiş ki sen canımızın acıyacağını bilmiyordum. Üzülme biz seni affettik. Deniz bir süre daha ağlamaya devam etmiş. Sonrada ağlamasını kesmiş ve üzgün bir şekilde hepsinden tek tek özür dilemiş. Affedin beni olur mu bir daha asla bunları yapmayacağım sizleri üzmeyeceğim ve kimsenin kalbini kırıp canını acıtmayacağım. Onlarda tamam sen üzülme bundan sonra yapmazsın. Bizde seni affediyoruz demişler. Daha sonra oyun oynamaya başlamışlar. Peri kızı denizin yanına gelerek demiş ki, denizcim artık gitmemiz gerek, arkadaşlarımızla vedalaş istersen demiş. Ve vedalaşarak beraber yanlarından uzaklaşmışlar. Daha sonra deniz uyanmış uykusundan. Deniz uyandığında hem sevinçli hem mutsuzmuş. Çünkü yaptıklarının farkına varmış ve pişman olmuş. Aksam anne ve babası işten gelince onlarla konuşan deniz yaptıkları için özür dileyip bir daha asla yapmayacağını söylemiş. Onlarda denizin cezasının bitmesi gerektiğini söyleyerek affetmişler. Bir hafta sonra denizin cezası bitmiş ve artık dışarı çıkmasına ve arkadaşları ile oyun oynamasına izin verilmiş. Deniz bir daha böyle kötülükler yapmamış ve çok güzel bir yaz mevsimi geçirmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yaramaz-sincaplar-ve-sevimli-dostlari/", "text": "Bir zamanlar kasabanın birinde ailesi ile birlikte yaşayan küçük sincap ve ailesi varmış. Seçimli bu aile de anne baba sincap ve üç tane de küçük yavru varmış. Sincap kardeşler çok yaramaz bir o kadar da eğlenceliymiş. Birlikte çok güzel oyunlar oynuyor her gün bahçede koşturuyorlar, kendilerine fındık arıyorlarmış. 3' ü birbirine çok bağlı oldukları için, aralarına kimsenin girmesini istemiyorlarmış. En sevdikleri yiyecek, cevizmiş. Anneleri onlara her gün mantar, kabuklu yemişler yapsa da her zaman akılları ceviz de kalıyormuş. Üç küçük sincap kardeş, daima ormanda sınırsız ceviz bulacaklarının hayalini kurarak yaşarmış. Ormana gitmek isteseler de anneleri sürekli onlara karşı çıkıp, bahçeden dışarı çıkmalarını izin vermiyormuş. Ormanın onlar için tehlikeli olacağını hep söylüyormuş. Küçük sincap kardeşler de annelerinin sözünden çıkmaz, onu üzmek istemezlermiş. Fakat hiç bir zaman yaramazlık yapmaktan da vazgeçmiyorlarmış. Bir gün sincaplardan biri diğer kardeşlerine, birlikte ormana gitmeyi teklif etmiş. Ormanda bir sürü ceviz bulabileceklerini söylemiş. Hatta yolu bildiğini, korkacakları bir şey olmadığını da eklemiş. Yavru sincaplar annelerinden çok korksalar da teklifi kabul etmişler. Anneleri ev de çalışırken, ormana kaçmışlar. En ön de yaramaz sincap arkada da yavru kardeşleri, ormanda ceviz aramaya başlamışlar. Gel git zaman derken, bayağı yol kat etmişler. Ormanda çok güzel böcekler, çiçekler ve ağaçlar görmüşler. Yaramaz sincap, kardeşlerine biraz daha ormanın derinliklerine gidelim, en güzel cevizleri orda buluruz demiş. Hep birlikte aynı yöne doğru ilerlemişler. Gerçekten de bir sürü ceviz varmış ve hayal ettiklerinden saha güzel bir manzara bulmuşlar. Hep birlikte sevinçten oynamaya başlamışlar. Hepsi çok lezzetli ve büyükmüş. Her zaman burada yaşasak, ne güzel olur diye düşünmüşler. Ceviz yemeye daldıkları için, havanın da karardığını anlamamışlar. Onları ormana getiren yaramaz sincap, eve dönüş vakti, annemiz babamız merak eder, demiş. Karanlıkta yolu kaybetmişler. Yavru sincaplar ağlamaya başlamış. O esnada ormanda gezen küçük kanguru ve tavşan onları görmüş. Küçük kanguru ve küçük tavşana her şeyi anlatmışlar. Yolu bulamadıklarını söylemişler. Yardım istemişler. Küçük dostları onlara eve girmeleri için, yardımcı olacaklarını söylemişler. Bu duruma çok sevinen yavru sincaplar, yeni dostları ile köyü bir sohbete dalmışlar. Hem çok iyi arkadaş olup, hem de birbirlerini çok sevmişler. Küçük yaramaz sincaba, bu olay ders olmuş. O korkuyu yaşadıktan sonra, bir daha annesinin sözünden çıkmamış. Eğer küçük tavşan ve kanguru olmasa onları kötü anlar bekleyebilirmiş. Küçük sincap kardeşler, aralarına başka arkadaş istemeseler de yeni dostları ile tanıştıktan sonra, çok farklı düşünmeye başlamışlar. Arkadaşlığın, dostluğun ve yardımseverliğin çok önemli şeyler olduğunu anlamışlar. O günden sonra bahçelerinde her gün yeni arkadaşları ile oynamaya başlamış ve çok mutlu günler geçirmişler. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yaratilis-destani/", "text": "Daha dünya üzerinde hiçbir şey yok iken Tanrı olan Karahan vardı. Bir de dünya üzerinde su vardı. Karahan'dan Tanrısından başka görebilen biri ya da suyun varlığından başka görülebilen bir şeyin mevcudiyeti söz konusu değildi. Karahan o kadar yalnızdı ki yalnızlıktan sıkılmış durumdaydı. Bunun üzerine ise sıkıntıdan neler yapsam diye düşünmeye başlamıştı. Bunun üzerine su dalgalanmaya başladı. Dalgalanma sonucunda sudan ak ana çıktı. Ak Ana, Karahan Tanrısına yarat dedi. Daha sonra ise tekrar suya girdi. Bunun üzerine Karahan kişi yarattı. Karahan ile yaratılan kişi, suyun güzelliği üzerinde uçuyordu. Ama kişi durumundan memnuniyet duymuyordu. Karahan'dan daha yükseklerde uçmayı istemekteydi. Onun bu isteğini sezmiş olan Tanrı Karahan, yarattığı kişiden uçma özelliğini aldı. Kişi ise sonsuz olarak suya yuvarlanmış oldu. Bunun üzerine kişi boğuluyordu. Yaptığına pişman olan kişi af dilemiştir. Bunun üzerine Tanrı Karahan, kişiye sudan yükselmesini istedi. Bunun üzerine deniz içinden yıldız yükselmiş oldu. Kişi, bunun üstüne oturdu ve kurtuldu. Kişi, artık uçmayı bilmediği için Tanrı dünyayı yarattı. Kişiyi, suyun dibine daldırdı ve toprak içinden çıkardı. Kişi, denizin dibinden toprak çıkarırken, gizli olarak bir dünya yaratmak istediği için ağzının içinde toprak alarak sakladı. Kişi, avucun olan toprağı, su yüzüne serpti ve Tanrı Karahan toprağa büyü dedi. Bu büyümüş olan toprak ise, dünya olmuş oldu. Ama aynı zamanda kişinin ağzındaki toprak da büyümeye başlamıştır. Bunun üzerine boğulacak gibi olmuştur. Tanrı Karahan, kişiye tükür dedi. Ama demeseydi boğulup gidecekti. Tanrı Karahan'ın yaratmış olduğu dünya düzdü. Kişi tükürünce, ağzından topraklar çıktı. Bu tükürdüğü ise dünyaya fırlayıp üzerinde bataklıklar oluştu. Tanrı Karahan, buna çok kızmıştı. Bu yaptığı davranıştan dolayı itaatsiz olan kişiye Erliğ ismini verdi. Erliğ dilimizde baktığımızda şeytan anlamına gelir. Tanrı Karahan, bu itaatsiz olan Erliğ'i kendi ışık aleminden kovulmuştur. Daha sonra ise yerden dokuz dallı olacak şekilde bir ağaç bitirdi. Her dalın altında ise bir tane adam yarattı. Bunlar da dokuz insan türünün ataları olmuşlardır. Erliğ adlı şeytan ise bu insanların güzel ve iyi olduklarını görmeye başlayınca Tanrıdan onları koparıp kötülüğe sürüklüyordu ve kendisine çekiyordu. Karahan adlı Tanrı, insanların bu durumuna karşı, Erliğ'e kanmalarına kızmıştı. Bunun üzerine onları kendi başlarına bırakma kararı almıştır. Bunun üzerine Erliğ'i yer altında yer alan karanlıklar dünyasının 3. katına koymuştur. Kendisi için de 17. kat göğü yarattı ve oraya çekilmiştir. Yeryüzündeki insanları korumak için ise, meleklerinden bir tanesini göndermiş oldu. Bunun üzerine Erliğ bu güzel göğü görmüştür. Kendisi de kendisine ait bir gökyüzü yaratmak için Karahan Tanrısından izin almıştır. Kendi yarattığı göğüne de tebasını yani kandırmış olduğu kötü ruh ve ruhları yerleştirmiştir. Erliğ'in tebası ise Karahan'ınkinden daha iyi yaşamaya başlamışlardır. Bunun için, Tanrı Karahan'ın canı çok fazla sıkılmıştır. Bunun üzerine meleklerinden birini göndermiş ve Erliğ'in göğünü yıktırmıştır. Bu gök yıkılıp dünyaya düşmüştür ve bunun üzerine yıkıntılar ile birlikte dağlar, ormanlar, boğazlar oluşmaya başlamıştır."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yardimsever-hayvanlar-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde küçük bir köyde hayvanlar kendi hallerinde yaşarlarmış. Köyün muhtarı bilge mi bilge saygıdeğer yaşlı kaplumbağaymış. O, herkese eşit davranır ve herkese yardım edermiş. Bu yüzden de herkes ona karşı saygılıymış. Köyün en kalabalık fakat en fakir ailesi tavukgillermiş. Evin babası olan horoz sürekli çalışır çabalarmış. Fakat çok kalabalık bir aile oldukları için onun çalışması yetmezmiş. Kara kış da kapıdaymış ve baba horoz kış için yeterli miktarda yiyecek depolayamamış. Bir gün köyün meydanında kara kara düşünürken eşek ile karşılaşmış. Tavukgillerin komşusu olan eşek kendi başına yaşayan hayvanlardan biriymiş. Eşek, baba horoza neden üzgün olduğunu sormuş. Horoz da olan biteni anlatmış. Eşek, tavukgillerin bu halini düşünüp üzülmeye başlamış. Bir gün onlar için ne yapabileceğini düşünmüş ve bu konuyu köyün en zengini olan inek ile konuşmaya karar vermiş. Fakat inek o kadar kibirliymiş ki tavukgillere yardım etmeyi kabul etmemiş. Bu durumda eşek çok üzülmüş. Fakat inek ile konuşmaları duyan kuzu, Bu durumu kaplumbağaya soralım. diye fikir vermiş. Bu fikir eşeğin çok hoşuna gitmiş ve birlikte kaplumbağa ile konuşmaya gitmişler. Kaplumbağa, eşek ve kuzu bol bol sohbet etmişler. Onlar için nasıl yardım edebileceklerini düşünmüşler. Sonunda bir karar vermişler. Köydeki herkes, o kış bir miktar yiyeceğini tavukgillere verecekmiş. Hemen çalışmalara başlamışlar. Eşek ve kuzu bütün köyü dolaşarak herkese bu konudan bahsetmiş. İnek dışında herkes yardım etmeyi kabul etmiş. Hatta köyün yaramaz, zıpır fakat tatlı üyesi tavşan yardımları daha hızlı toplamak için bu göreve katılmak istemiş. Eşek ve kuzu tüm yiyecekleri tavukgillerin kapısına bırakıp oradan uzaklaşmışlar. Baba horoz bu yiyecekleri kimin bıraktığını anlayınca komşusu eşeğe tüm komşularıma çok teşekkür ederim ama size zahmet etmek istemezdim diyerek mahcubiyetini belirtmiş. Eşek gülümseyerek Ne zahmeti, komşumuza yardım etmek bizi çok mutlu etti demiş. Köydeki herkes sayesinde tavukgiller o kışı rahat bir şekilde atlatmış. Fakat kibrinden dolayı herkes ineğe karşı tepkiliymiş. İnek, her geçen gün biraz daha yalnız hissetmeye başlamış. Bir gün bunun nedenini öğrenmek için komşusu köpekle konuşmuş. Köpekle konuştuktan sonra inek hatasını anlamış ve kaplumbağaya gidip özür dilemiş. Kaplumbağa, özür dilemesi gereken kişinin kendisi olmadığını söylemiş. Böylece inek güzel bir hediye alıp tavukgillerin kapısını çalışmış. Baba horoz önce ineğe karşı tavırlıymış. Fakat onun gerçekten pişman olduğunu anlayınca dayanamamış ve affetmiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yasam-kaynagi-masali/", "text": "Aralarından asla su sızmayan bir dede ve torun varmış. Torun, sürekli olarak dedesine sorular sorarmış. Dedesi de büyük bir sabırla torununun sorularını yanıtlarmış. Bu durumdan da büyük bir keyif alırmış. Torunun sorduğu sorular da öyle sıradan sorular değilmiş. Hayatı anlamaya yönelik olarak sorulan bu sorular, üzerinde çok düşünmeyi gerektiriyormuş. Günlerden bir gün torun yine dedesinin yanına gitmiş. Dedesiyle vakit geçirmeyi ve onunla sohbet etmeyi çok seviyormuş. Dedesi de bu durumdan oldukça memnun kalıyormuş. Torun, dedesinin kendisine aktardığı tüm bilgileri hafızasında kayıt altına almıştı. Dedesiyle birlikte bu tarz konuları konuşmaktan büyük bir keyif almıştı. Dedesi de onun öğrenmek için bu denli meraklı olmasından büyük bir memnuniyet duymuştu. Torun, dedesinin bu söylediklerinden oldukça memnun olmuş. Yüzünde büyük bir tebessüm belirmiş. Dedesine dönüp, Ama hala soruma cevap vermedin dede. demiş. İnsana hayat veren şey, ruhtur evlat. Bu dünya hayatının, yani yaşamın kaynağı ruhtur evlat. cevabını vermiş dede. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yasli-adam-ve-ogullari-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Biz zamanlar bir kasabada çok fakir bir aile yaşarmış. O kadar fakir bir aileymiş ki yiyecek ekmek, içecek su bulamazlarmış. Adam evine ekmek götürmek için pazara gider tarlasında yetişen ürünleri satarmış. Sattığı ürünlerden çok az para kazanırmış. Kazandığı para ile hayvanlarına yem ve kendilerine de biraz un alırmış. Adamın iki tane oğlu varmış bu çocukların yaşları çok küçükmüş. Baba her akşam eve gelirken bunlara şeker alır gelirmiş. Ailecek mutlu bir şekilde yaşarlarmış. Aradan yıllar geçmiş küçük iki çocuk büyümüş. Adam çok yaşlanmış ve hasta olmaya başlamış. Adam eskisi gibi pazara gidip bir şeyler satamaz olmuş. Adam ve kadın karar vermişler ve oğullarına artık onların pazara gitmeleri gerektiğini söylemişler. İki çocuk bu durumu kabul etmek istememişler. Çünkü onları gezmek ve eğlenmek daha mutlu ediyormuş. Bir gün akşam eve geldiklerinde evde yemek yokmuş. Annesi ve babası o gün pişirecek yemek bulamamışlar. Çocuklar karar vermişler artık pazara gidip para kazanacaklarmış. İki kardeş pazara gitmiş bir tanesi çok iyi satış yapıyormuş. Bir tanesi satış yapmak istemiyormuş ve sürekli gezmek istiyormuş. Günlerden bir gün bir tüccar pazara tezgah açmış. Bu tüccarı ilk defa görüyormuş herkes. Bu adam aslında dolandırıcıymış. Kasabalara gider insanları dolandırır ve kaçarmış. Bu kasabaya da insanları dolandırmaya gelmiş. Haftalar geçmiş bu tüccar iki kardeşten iş yapmak istemeyeni keşfetmiş. Tüccar kafasında planlar yapmış. Bir an önce gezmek isteyen çocuğu dolandırıp kaçmak istemiş. Tüccar bir gün bu iki kardeşin yanına gelmiş. Bu kardeşlerle tanışmış. Sürekli gezmek isteyen çocukla arasını iyi tutmuş ve iyi anlaşmışlar. Bu tüccarı diğer çok çalışan kardeşin gözü hiç tutmamış. Kardeşini kenara çekip onunla konuşma o adam çok iyi birine bezemiyor demiş. Demiş ama nafile. Sürekli gezmek isteyen çocuk dolandırıcı tüccar ile çok iyi anlaşıyormuş. Bir gün dolandırıcı tüccar kardeşlerden sürekli gezmek isteyene bir teklifte bulunmuş. Teklifine göre bütün satıcıları dolandırarak mallarını çalmakmış. Eğer çalarlarsa bir sürü paraları olacağını ve artık hiç çalışmaları gerekmeyeceğini söylemiş. Adam her gün bu çocuğun yanına gelip teklifimi düşün istediğini yemek istemez misin iyi düşün dermiş. Kardeşlerden sürekli çalışan bu durumu babasına söylemiş. Yaşlı adam çocuklarını karşısına alarak daima dürüst olmalarını ve çalışmalarını söylemiş. İki çocukta babasını dinlemiş. Fakat çalışmak istemeyen çocuğun bir kulağından girmiş diğerinden çıkmış. Ve o kötü gün gelmiş. Yine pazara giden kardeşlerden çalışmak istemeyen kötü tüccar ile bir olarak insanları dolandırmış. Tüm parayı alıp giden tüccarı bir daha asla bulamış. Dolandırılan çocuk ne yapacağını bilememiş. Durumu babasına ve kardeşine söylemiş. Babası çocuğuna destek olmuş. İnsanları dolandıran çocuk hatasının farkına varmış ve daha çok çalışarak insanların paralarını ödemiş. Babasının yanına giden çocuk emeksiz hiçbir şey olmayacağını anlamış. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yasli-adam-ve-orman-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Çok eski yıllarda bir yaşlı adam yaşarmış. Adam sürekli ağaçları keser kestiği ağaçları satarmış. Adam çok yaşlı ve kötü niyetliymiş. O kadar kötü bir adammış ki kimse ile anlaşamaz herkesle kavga edermiş. Sürekli tek başına yaşar kimse ile konuşmak istemezmiş. Bütün köydeki ağaçları kesermiş. Günlerden bir gün adam evde tek başına otururken canı çok sıkılmış. Ormana gidip ağaçları kesmeyi ve onları satarak para kazanmayı planlamış. Baltasını ve malzemelerini hazırlayan adam doğrudan ormanın yolunu tutmuş. Ormana ulaşan yaşlı adam hangi ağacı keseceğine karar verememiş. Çünkü orman o kadar büyükmüş ki içerisinde yüzlerce ağaç varmış. Ağaçlar arasında seçim yaparken bir ağacı gözüne kestirmiş. Ağaç kocaman, görkemli mi görkemli bir ağaçmış. Ağacın yanına yaklaşmış ve ağacı nasıl keseceğini planlarken kökündeki sincap yuvalarını görmüş. Ağacın her tarafında bir sürü sincap yuvaları varmış. Kafasını ağacın dallarına kaldıran adam ağacın dallarındaki kuş yuvalarını da görmüş. Çeşit çeşit kuşlar yuva yapmış ağacın dallarına. Çoğu yuvada kuş yumurtaları varmış. Adama bu yuvaları bozmayı umursamadan ağacı bir an önce kesip eve gitmek istemiş. Ağacın gövdesine baltayı vurmuş. Vurmuş ama hiçbir şey olmamış ağaca. Adam daha sert vurmalıyım diye düşünerek baltayı ağacın köküne tekrar sallamış. Ağaca yine hiçbir şey olmamış. Adam kafasında planlar yaparak ağacı kesmeye uğraşmış. Başka baltaları ile denemiş yine olmamış. Ağacın gövdesi o kadar sertmiş ki adeta demir gibi olmuş. Adam yorulup kesmek istediği ağacın gövdesine yaslanarak ağacın dibine oturmuş. Karnı çok acıkmış ve yorulmuş. Yanında hiçbir yiyeceği olmayan adam ne yiyeceğini düşünüp durmuş. Bir anda ağaçtan elmalar düşmeye başlamış. Adam mutluluktan neredeyse ağlayacakmış. Hemen elmaları yemeye başlamış. Adamın karnı doymuş. Gökyüzüne kafasını kaldıran adam bir de ne görsün. Kapkara bulutlar ormanın üstündeymiş. Yağmur bir anda bastırmış. Bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyormuş. Adam ne yapacağını bilememiş sığınacak bir yer düşünmüş. Hemen koca ağacın dallarının altına girmiş. Ağacın yaprakları yaşlı adamı yağmurdan korumuş. Adam uzun uzun düşünmüş. Acıkınca ağaçtan elma düştü ve yağmur yağınca ağaç beni yağmurdan korudu ben neden bu ağacı keseyim demiş. Adam ona yardımcı olan ağacı kesmekten tamamen vazgeçmiş ve eve gitmiş. Eve giden adam ağaçların bunca faydası varken biz insanlar ona ve onun yapraklarında dallarında yaşayan canlılara neden zarar veriyoruz demiş. Adam sabah olunca her yere ağaç dikmiş. Ve köylülerle barışmış. Aradan yıllar geçince köyün her tarafı orman olmuş. Tüm yabani hayvanlar, kuşlar bu ormana yuva yapmış. Daha fazla masal okumak isterseniz Bebek Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yasli-amcanin-agaci-masali/", "text": "Günün birinde bir tane yaşlı amca varmış. Bu yaşlı amca çocuklar ile oynamayı çok severmiş. Mahallenin bütün çocukları onun yanına gelir, birlikte oyunlar oynarmış. Yaşlı amca aynı zamanda bahçesinde bir sürü elma yetiştirirmiş. Yetirdiği elmalardan bütün mahallenin halkı yermiş. Çocuklar sabahın ilk ışıklarında elma yemek için yaşlı amcanın bahçesine gidermiş. Yaşlı amca, çocukların daha rahat vakit geçirmeleri için her bir ağaca salıncak yapmış. Salıncakta sallanan çocuklar, günleri eğlenceli geçtiği için çok mutlu olurlarmış. Yaşlı amca, çocuklara elma yemenin önemini anlatırmış. Elma yemek, çocukların bağışıklık sistemini güçlendirirmiş. Günlerden bir gün, çocuklar ellerinde poşetler ile bir sürü elma toplayıp evlerine götürmüşler. Yaşlı amca, çocuklar ile birlikte ağaca çıkmayı ve elma toplamı çok severmiş. Aynı zamanda ağacın altında çocuklar ip atlatmış. Yazın yakıcı ışınlarından, yaşlı amcanın elma ağaçları hep koruyormuş. Günlerden bir gün, yaşlı amcanın mahallesine yeni insanlar taşınmışlar. Taşınan kişilerin bir sürü çocukları varmış. Yaşlı amca, çocukların her geçen gün, elma ağacına geldiklerini görmüş. Yaşlı amca, her zamanki gibi yeni gelen çocuklara da elma vermiş. Elmayı yiyen çocuklar çok mutlu olmuşlar. Yaşlı amcaya bu elmaları nasıl yetiştirdiğini sormuşlar. Yaşlı amca, bir an hüzünlenmiş. Çünkü elma ağacının büyümesi çok zaman alıyormuş. Yıllar önce yaşlı amca, bahçesine bir tane elma ağacı dikmiş. Elma ağacı, yaşlı amcanın her gün düzenli bir şekilde bakması ile büyümüş. O kadar büyümüş ki şuan, dalları yere değer olmuş. Elmalar o kadar tatlı ve kırmızı renge sahipmiş ki, görenlerin ağızlarını sulandırıyormuş. Yaşlı amca, kendi elmalarını çok yemezmiş. Daha çok çocukların yemesini istermiş. Mahalleye yeni gelen çocuklara da elma yemenin önemini anlatmış. İçlerinden bir çocuk, yaşlı amcanın değerini anlamamış. Çünkü yaşlı amca ve çocuklar oradan uzaklaşınca kendince bir plan yapmaya başlamış. Bahçede bulunan elmaların çok büyük olduğunu görmüş. Elmaların her birini kopararak çok güzel bir oyun oynayacağını düşünmüş. Çocuk, var gücüyle bütün elmaları ağaçlardan koparmaya başlamış. Çocuk bütün hızı ile elmaları koparırken ağaçların dallarına da zarar vermiş. Akşama kadar ağaçtan elmaları koparmış ve boşluklara fırlatmış. Akşam olduğu zaman evine gitmiş. Sabah olduğunda bütün çocuklar yaşlı amcanın bahçesine gelmişler. Bahçede hiç elma kalmamış. Üstelik ağaçların dalları çok zarar görmüş. Yaşlı amca çocukların ağlama seslerine dışarı çıkmış. Baktığında gördüğü manzara karşısında yaşlı amca hüngür hüngür ağlamış. Çocuklar ve yaşlı amca, elma ağaçlarının başına gelenler karşısında ne yapacaklarını bilememişler. Aylar geçmiş yaşlı amca bir gün elma ağacının başına gitmiş ve ağlamış. Birde baktığında ne görsün? Elma ağacı, yaşlı amcanın göz yaşından bir tane elma vermeye başlamış. Bunu gören yaşlı amca ve çocuklar çok mutlu olmuşlar. O günden sonra yaşlı amcanın ağaçları tekrardan elma vermeye devam etmiş. Çocuklar mutlaka ağaçları sevmeli ve onlara değer vermelidir. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yasli-arabanin-nasihati-masali/", "text": "Evvel zaman önce sadece arabaların yaşadığı bir yer varmış. Burada arabalar kendi aralarında oyunlar oynar, yarışmalar düzenler ve hayatlarını devam ettirirlermiş. Burada bulunan her arabanın bir özel gücü varmış. İnsanlarla bağlantıları olmadıkları işin insanlar bu arabaları sıradan araba olarak görürlermiş. Arabalar insanlara yardım etmeyi ve insanları mutlu etmeyi çok severlermiş. Ama içlerinden bir tanesi varmış ki diğer arabaların aksine insanlara hep kötülük yapmak istermiş. Ne zaman içlerinden birisi bi' insanın yardımına koşsa hemen ona engel olmak için elinden geleni yaparmış. Bu kötü niyetli arabanın huyunu değiştirmek için kasabanın önde gelen bilgili arabaları çok uğraşmış. Ama nafile huylu huyundan bir türlü vazgeçmiyormuş. Bir gün küçük bir çocuk okuldan çıkıp evine gitmek istemiş fakat evinin yolunu kaybetmiş. Rastgele bu arabaların toplandığı yere varmış. Arabalar bunu farketmediniz için kendi aralarında konuşuyorlarmış. Çocukta arabaları gizlice dinlemiş, hem korkmuş hem de şaşkınlığını gizleyemediği için oradan kaçmak istemiş. Fakat olduğu yerden kaçarken kasabanın en yaşlı arabası arkasında belirivermiş. Çocuğa '' Korkma evladım bizden sana zarar gelmez ama burada gördüklerini kimseye anlatma. '' demiş. Arabalar toplanıp çocuğu aralarına almışlar. Çocuk korkmasın ağlamasın diye ona hikayeler anlatıp güldürmeye çalışıyorlarmış. Kötü araba ise çocuğu hiç sevmemiş ve bi' an önce çocuğun gitmesini istiyormuş. Herkes işinin başına geçtiği zaman kötü araba ve çocuk baş başa kalmışlar. Kötü araba çocuğun bi' an önce oradan gitmesi için sürekli kötü ve korkunç hikayeler anlatmaya başlamış. Çocuk ya işte korkmuş tabii ve hızlıca koşarak uzaklaşmış oradan. Gel zaman git zaman kasabanın yaşlı arabası çocuğu iyice merak etmeye başlamış ve onu aramak için yola koyulmuş. Ama yıllar geçtiği için çocuk çoktan büyümüş ve şehirde kendine bir tamirci dükkanı açmış. Fakat çocuk daha bu işte acemi olduğu için hiç müşterisi gelmiyormuş. Yaşlı araba buna çok üzülmüş ve çocuğa yardım etmeye karar vermiş. Yaşlı arabanın özel gücü ise bozuk bir arabanın sorununu bi bakışla anlayıp göz açıp kapayıncaya kadar tamir etmekmiş. Kendi kasabalarında da tüm arabaların tamirini bu yaşlı araba yaparmış. Yaşlı araba çocuğa yardım etmeye başlayınca çocuğun işleri düzeldikçe düzelmiş müşterisi artmış. Ama artık yıllar geçtikçe yaşlı araba özel gücünü kullanamaz hale gelmiş. Bildiği her şeyi çocuğa öğretmiş ve emekliye ayrılmış. Emekliye ayrılmadan önce ise çocuğa '' Bak evladım herkesin içinde iyilik veya kötülük olabilir. Ama sen kötülere de yardım etmelisin ki onlar da bir gün iyiliğe dönsünler. '' diye nasihat vermiş. Günlerden bir gün çocuğun dükkanının önünde parçalanmış, hareket bile etmekte zorlanan hurda bir araba gelmiş. Bu araba kasabada çocuğu korkutup kaçıran kötü arabanın tam da kendisiymiş. Çocuğun aklına hemen yaşlı arabanın verdiği nasihat gelmiş ve yaşlı arabanın öğrettiği bilgilerle kötü arabayı tamir edip eski haline getirmiş. O günden sonra ise kötü araba bundan etkilenip artık bir daha kötülük yapmamaya iyi bir araba olup insanlara yardım etmeye karar vermiş. Daha fazla masal okumak isterseniz Eğitici Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yasli-sevrole-ve-genc-cip-masali/", "text": "Çok uzak bir ülkede küçük bir çiftliğin garajında öylece oturup durmaktan sıkılan yaşlı bir şevrole varmış. Adı Rüzgar olan bu şevrole uzun yıllardır garajdan hiç çıkamıyor ve artık yaşamak dahi istemiyormuş. Gençliğinde onu çok seven sahibi birkaç yıl önce almış olduğu cipe biniyormuş sürekli. Sahibi her garaja geldiğinde yaşlı şevrolenin kalbi hızla çarpmaya başlıyormuş. İşte bu kez benimle gezecek diyormuş. Ama her defasında adam ona arkasını dönerek genç olan cipe binip gidiyormuş. Bu durum yaşlı şevroleyi çok üzüyormuş ama genç cipin ise çok hoşuna gidiyormuş. Garajda yalnız kaldıklarında acımasızca yaşlı şevroleyle alay etmeye başlıyormuş. Senin devrin bitti artık. Burada çürüyüp gideceksin sen sahibimiz artık hep benimle gezecek. Sende bizi seyredeceksin diyormuş. Yaşlı şevrole bu duruma çok üzülüyormuş ama tecrübesi ile genç cipe yine de kızmıyor kendinin de bir zamanlar vazgeçilmez olduğunu düşündüğünü hatırlıyormuş. Genç cipe de Bende bir zamanlar senin gibi gençtim ve sahibimiz sürekli benimle gezerdi. Sende bir gün benim gibi bir kenara atılırsın kendini vazgeçilmez sanma. Ayrıca başkalarının üzüntüleri ile alay etmek hiç doğru bir şey değil diye nasihat ediyormuş. Yaşlı şevrolenin bu sözlerine genç cip gülüp geçiyormuş sahibim benden asla vazgeçmeyecek ben çok havalı ve hızlıyım diye düşünüyormuş. Bu şekilde haftalar aylar geçmiş. Bir gün garajın kapısı açılmış ve sahiplerini yeni bir spor arabanın sürücü koltuğunda görmüşler. Artık garajda üç araba olmuşlar yaşlı şevrole, genç cip ve yeni spor otomobil. Genç cipin de pabucu dama atılmış ve artık sahipleri ona da hiç binmez olmuş. Sürekli spor otomobile biniyormuş. Genç cip bu duruma çok üzülüyor belli etmeden için için ağlıyormuş. Yaşlı şevrole kendi derdini unutmuş ve onu teselli etmeye başlamış Üzülme genç cip, sen daha çok gençsin spor otomobilden hecvesi geçinde yine seninle gezmeye başlar diyormuş. Genç cip ise yaşlı şevroleye bakıp Tıpkı seni bir kenara attığı gibi beni de attı artık hiç benim de yüzüme bakmayacak yalnız başıma hiç kullanılmadan burada çürüyüp gideceğim demiş. Spor otomobil onların bu çaresizce konuşmalarına gülerken yaşlı şevrolenin aklına müthiş bir fikir gelmiş. Hey genç cip diye seslenmiş. O sırada sessizce ağlayan genç cip gözlerini silmiş ve Efendim yaşlı şevrole söyle ne oldu demiş. Yaşlı şevrole Biz neden birilerinin bize binmesini ve sürmesini bekliyoruz ki demiş. Genç cip şaşkınlıkla Nasıl yani demiş. Yaşlı şevrole Bizim gezmek için birine ihtiyacımız yok ki gel seninle gidelim buralardan kafamıza göre gezeriz birlikte eğleniriz demiş. Bu Nasıl olacak diye düşünedursun genç cip. Bu sırada yaşlı şevrole Geliyor musun diye sorduktan sonra hareket etmiş ve garaj kapısının açık olmasını fırsat bilerek dışarı çıkmış. Ondan cesaret alan genç cipte peşinden gitmiş. Birlikte yollara düşmüşler ve çok uzaklara doğru gitmeye başlamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Uzun Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yasli-teyze-ve-sevimli-dostlari-masali/", "text": "Evvel zaman içinde kalbur saman içinde çok uzaklarda bir köy varmış. Bu köyde bir yaşlı amca tek başına küçük bir ev de yaşıyormuş. Evinin çok güzel bir bahçesi varmış. Teyzenin çok çocuğu varmış ama hepsi evlenip, başka yerlere taşınmış. Eşi de hastalanıp ölmüş. Günler onun için çok sıkıcı geçiyor, birilerinin onu ziyaret etmesini istiyormuş. Her günü böyle geçiyor ama kimse ziyaretine gelmiyormuş. Yaşlı teyze belli etmese dahi bu duruma çok üzülüyormuş. Yalnızlıktan bahçesine gelen hayvanlar ile konuşmaya başlamış. Çok sevdiği köpeklere derdini anlatıyor, bu onu çok mutlu ediyormuş. Çoğu kişi hayvanlarla konuştuğu için, ondan korkup kaçıyormuş. Mahallede birçok çocuk varmış. Mahalledeki çocuklardan biri olan Aslan, yaşlı teyzenin durumunu anlayıp, ona çok üzülüyormuş. Aslan çok çalışkan bir o kadar da sevgi dolu bir çocukmuş. Çok çalışkan olduğu için, hem öğretmenleri hem arkadaşları, onu çok seviyormuş. Sanki büyümüşte küçülmüş bir havası varmış. Bazen oyun oynamak istese bile hem ailesi hem de öğretmenleri ona ders çalışması gerektiğini söylüyormuş. Aslan hem çevresine hem de derslerine duyarlı birisiymiş. Çoğu zaman hep etrafında ne olup bittiğini izlermiş. Çoğu kişinin görmediği şeyleri o garip bir şekilde görürmüş. Birgün tesadüfen yaşlı teyzenin köpekler ile konuştuğunu görmüş ve dinlemiş. Bunun doğru bir hareket olmadığını da biliyormuş. Teyzenin bir hayvan ile konuştuğunu duymak onu çok şaşırtmış ve merak etmiş. Enteresan bir şekilde teyzeye cevap veren sesler olduğunu duymuş. Başka bir insan olduğunu düşünse de yanında yalnızca bir köpek olduğunu görmüş. Nasıl yani bir köpek mi konuşuyor? diye düşünmüş. Köpeğin konuştuğunu görmek, onu biraz da olsa şoka sokmuş. Yaşlı teyze yalnızdı ve onu kimsenin sevmediğine inanmış ve buna üzülüyordu. Bu şekilde hayvanlar ile iletişim kurup, konuşmaya ve başlamıştı. Köpeklerin hepsi bahçesinde ve onun en büyük dostlarıydı. Yaşlı teyzenin bahçesinde bulunan bütün köpekler ve diğer hayvanlar genellikle insanlar tarafından dışlanan sokak hayvanlarıydı. Yaşlı teyzenin çok güzel bir bahçesi vardı ve burada bütün hayvanlar çok güzel vakit geçiyordu. Aslan' da her gün olan biteni izliyor, yaşanan her şeye çok şaşırıyordu. Diğer insanlar onunla dalga geçse de yaşlı teyze kimseye aldırış etmiyor, hayvanları ile mutlu günler geçiriyor, onlarla dertleşiyordu. Aslanda hayvanların konuştuğu her şeyi duyuyordu. Daha sonra sokakta gördüğü kedileri ve köpekleri beslemeye başladı. Öğretmenlerine gördüklerini anlattı. Öğretmenleri ona inandı ve zaman zaman Aslan ile birlikte yaşlı teyzeyi uzaktan izlemeye başladı. Diğer öğrenci arkadaşlarının da çok ilgisini çekmişti. Onlarda sokakta gördükleri hayvanları seviyor, besliyorlardı. O günden sonra hep birlikte yaşlı teyzeyi ziyaret etmeye başladılar ve onu hiç yalnız bırakmadılar. Aynı zamanda sokaklarda hiç aç hayvan kalmadı. Mahallede çok güzel günler yaşandı. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yavru-ordegin-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar şirin küçük bir gölette Dani adında meraklı ve maceracı bir ördek yavrusu yaşardı. Dani uzun otlardan pırıl pırıl mavi suya kadar etrafındaki her şeyi keşfetmeyi severdi.Güneşli bir sabah Dani göletin kenarına doğru yürürken sazlıklarda saklanan küçük ve parlak bir şey fark etti. Parlak turuncu gagasıyla onu nazikçe tuttu ve güzel bir altın tüy olduğunu keşfetti. Heyecanla arkadaşlarına küçük balığa ve arkadaş canlısı kaplumbağaya gösterdi. Dani'nin gözleri büyüdü ve küçük perdeli ayakları neşeyle hoplamaya başladı. En büyük dileğinin ne olmasını istediğini tam olarak biliyordu. Kalbindeki kararlılıkla altın tüyü kanadının altına yavaşça soktu ve büyüsünü test etmeye hazırdı. Günler haftalara dönüşürken Dani sıkı bir antrenman yaptı. Küçük ayaklarıyla kürek çekiyor ve yorulmadan kanatlarını çırpıyor muhteşem bir yüzücü olmak için her gün alıştırma yapıyordu. Arkadaşları onu neşelendirdi ve asla pes etmemesi için cesaretlendirdi. Yorgun ve hüsrana uğramış olsa bile dileğinin gerçekleşmesi düşüncesi devam etmesini sağladı. Sonunda Büyük Gölet Yarışı günü geldi. Büyük ve küçük tüm hayvanlar yarışmayı izlemek için toplandı. Dani başlangıç çizgisinde durdu kalbi heyecanla çarpıyordu. Derin bir nefes aldı ve dalgaların arasından zarifçe süzülerek suya daldı. Dani her vuruşta daha da hızlandığını hissedebiliyordu. Diğer hayvanlar onun inanılmaz hızına hayret ettiler yetişemediler. Sanki altın tüyün büyüsü her hareketini körüklüyordu. Bitiş çizgisine ulaştığında Dani'nin arkadaşları neşeli şarlatanlara tezahüratlara ve alkışlara boğuldu. Yarışı kazanmıştı! Diğer hayvanlar yeni keşfettiği yüzme becerilerinden etkilenerek onu tebrik ettiler. Dani en sevdiği dileğinin büyülü altın tüy sayesinde gerçekleştiğini bilerek gururla ışıldadı. O günden sonra Dani gölette zarif bir şekilde yüzmeye devam etti. Sonrasında maceralarını arkadaşlarıyla paylaştı. Başarısının gerçek sırrını asla unutmadı. Sadece büyülü tüyü değil aynı zamanda hayallerini gerçekleştiren kararlılığı ve sıkı çalışmasıydı. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yavru-tavsan-ve-kurt/", "text": "Bir zamanlar güzel bir ormanda yavru tavşanlardan oluşan bir aile yaşarmış. Çok eğlenceliydiler ve çevrelerindeki dünyayı keşfetmeyi seviyorlardı. Kardeşler arasında özellikle maceraperest olan Rosie adında küçük bir tavşan vardı. Güneşli bir sabah Rosie ormana daha fazla girmeye ve rahat yuvalarının ötesinde ne olduğunu görmeye karar verdi. Yumuşak kürkü güneş ışığında parıldayarak zıpladı aniden arkasında bir hışırtı sesi duydu. Rosie döndü ve keskin dişleri ve gözlerinde aç bir bakışla büyük korkunç bir kurt gördü. Dehşete kapılan Rosie yutkundu. Küçük bacaklarının onu taşıyabileceği kadar hızlı kaçmaya çalıştı. Ama kurt çok daha büyük ve daha hızlıydı. Kurt tam Rosie'yi yakalamak üzereyken içi boş bir ağaç gövdesine rastladı. Rosie düşünmeden içeri atladı ve tam zamanında kendini küçük alana sıkıştırdı. Kurt hayal kırıklığı içinde homurdandı ve Rosie'nin ortadan kaybolduğunu düşünerek uzaklaşmaktan başka bir şey yapamadı. İçi boş ağaç gövdesinin içinde Rosie kendini güvende hissetti ama sıkışıp kaldığını fark etti. Ailesinin gelip onu bulmasını bekledi ama kimse gelmedi. Saatler günlere dönüştü ve Rosie üzgün ve yalnız kaldı. Ailesini özledi ve keşke bu kadar maceracı olmasaydım dedi. Bir akşam Rosie uyuyakalırken ağaç gövdesinin dışında yumuşak bir ses duydu. Alo içeride biri mi var? Oliver adında nazik yaşlı bir baykuştu. Rosie yardım bulduğu için rahatlamıştı ona geri seslendi gözyaşları küçük yüzünden aşağı akıyordu. Oliver bilge gözlerini kullanarak Rosie'nin çıkmazını fark etti ve ona bir çözüm önerdi. Ona ağaç gövdesinin altında ailesine giden gizli bir geçitten bahsetti. Rosie çok sevindi ve Oliver'a yardımları için teşekkür ederek veda etti. Yeni bir umutla Rosie Oliver'ın talimatlarını izledi ve eve dönüş yolunu buldu. Ailesi onu sağ salim görünce çok sevindi. Rosie gelecekte daha dikkatli olacağına söz vererek kardeşlerine sıkıca sarıldı. Sonra Rosie cesur ve bilge bir tavşana dönüştü. Öğrendiği önemli dersi asla unutmadı ve her zaman ailesine yakın kaldı. Rosie ne zaman bir kurt görse tıpkı içi boş ağaç gövdesinde yaptığı gibi mesafesini koruduğundan veya saklanacak güvenli bir yer bulduğundan emin oluyordu. Daha fazla uyku masalları makalesi için 3 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yemek-yemegi-sevmeyen-arda/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar küçük bir kasabanın içinde Arda isminde küçük bir çocuk yaşarmıştır. Arda yemek yemeği hiç sevmeyen zayıf bir çocukmuş. Yeni yıl ile 6 yaşında girecekmiş. Okul hayatı başlayacağı için çok heyecanlıymış. Fakat ailesi Arda'nın yemek yememesinden dolayı çok şikayetçiymiş. Arda'nın ailesi sürekli ona yemek yemesi için baskı yaparmış. Fakat bu başka karşısında Arda daha da içine kapanır ve hiçbir şey yemezmiş. Babası çok kez ''Yemek yemeden bu masadan kalkarsan oyun oynamak yasak'' demiş. Fakat Arda yemek yemek yerine odasına gidip boş tavanları izlemeyi tercih etmiş. Annesi ve babası çeşitli çözüm yolları aramasına karşın hiçbir şekilde bulmamış. Arda'nın yaşı gelmiş ve okula başlamış. Derslerde Arda yemek yemediği için biraz yorgun görünüyormuş. Öğretmeni bu durumun farkına varmış. Onu düzenli olarak izlemiş ve neden bu şekilde olduğunu anlamaya çalışmış. Bir gün Arda'nın öğretmeni'' Arda, anne ve baban ile görüşebilir miyim demiş'' Arda bunu duyunca çok korkmuş. Hatalı bir davranış yaptığını düşünmüş. Ertesi gün Arda Anne ve babasına öğretmeninin onları çağırdığını söylemiş. Babası '' Gene ne yaptın acaba demiş'' Arda bu lafa çok üzülmüş çünkü hiçbir şey yapmadığını düşünüyormuş. Ertesi gün Arda'nın annesi ve babası okula gitmiş. Öğretmeni Arda'nın yemek yemediğini söylemiş. Annesi de '' Evet öğretmen hanım, ne kadar baskı yaptıysak hiç çözüm alamadık. Bir sürü ceza verdik ama gene de olmadı demiş. Öğretmen bunun üzerine '' Bu şekilde değil de, baskı yapmadan kendi akışına bıraksak daha iyi olur. Kendi kendine acıktığı zaman zaten yemek yemeye başlar. Arda çok akıllı bir çocuk'' demiş. Anne ve baba bunu tam anlayamamış ama öğretmenin dediklerini yapmaya karar vermişler. Arda o gün okul çıkışı eve gitmiş. Annesi yemek hazırlamamış. Arda'da odasına gitmiş ve oyun oynamış. Sonrasında da derslerini yapmış. Bir süre geçtikten sonra acıktığını hissetmeye başlamış. Mutfağa giderek dolabı açmış ve yemek aramış. Annesi ve babası bunu görünce çok sevinmişler. Annesi ''Oğlum yemek hazırlayım mı'' demiş. Arda da '' Evet çok acıktım'' demiş. Sonrasında da Arda tam 2 tabak pilav yemiş. O günden sonra Arda'nın ailesi bir daha asla ona baskı yapmamış. Ne zaman yemek yemek isterse o zaman yemek yapmışlar. Ne zaman karnı acıkırsa o zaman yemek yemiş. Bu tabii bir şekilde düzene girmiş. Bu şekilde de Arda baskısız, kendi özgür hür iradesiyle çok güzel ve neşeli bir çocukluk geçirmiş. Anne ve babası da bu olaylardan çok güzel bir ders almışlar. Daha bilinçli bireyler olarak hayatlarına devam etmişler. Arda yemek yemeği o kadar çok sevmiş ki ileride aşçı olmaya karar vermiş. Pek çok farklı yöreden yemekler yemeye başlamış. En sevmediği yemekleri bir çok sever hale gelmiş. Baskı yapmak her zaman için olumsuz sonuçları da yanında getirir. Özellikle çocuk yaşta bireyler üzerinde baskı kurmak, onların gelecek yaşantılarında daha büyük sorun olarak geri döner. Bu noktada ailelere çok önemli görevler düştüğünün altını çizmek gerekiyor. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yemen-turkusunun-hikayesi/", "text": "Türkülerin hikayelerini bilmek, türküleri daha iyi anlamaya yardımcı olmaktadır. Hikayesi bilinen türküler duygulara hakim olabilmektedir. Bu zamana kadar Yemen Türküsünün hikayesi hiç duymadık belki de. Her seferinde türküyü duyduk, hüzünlendik ama hikayesini hiç merak etmedik. Yemen türküsünün hikayesinin öğrenmek kişileri türküye daha fazla yaklaştırarak türküye olan bağımlılığı ve anlamı artıracaktır. İşte Yemen türküsünün hikayesi: Yemen türküsü vaktiyle Yemen'de savaşıp şehit olan Osmanlı askerleri için yakılmış olan bir ağıttır. Osmanlı devleti Yemen'i topraklarına kattıktan sonra burada ki hükümdarlığını kalıcı hale getirebilmek için çok fazla sayıda şehit verdi. Beş farklı cephede mücadele eden Osmanlı ordusu, Anadolu'dan Yemen'e asker sevki yaptı. Çarpışmalar o kadar şiddetli oluyordu ki, Yemen'e evlatlarını gönderen aileler onlar artık dönmeyeceğine inanıyordu. Zaten ailelerin birçoğu cepheye giden evlatlarından haber alamadı. Her biri şehit olmuştu. Sağ kalan askerlerden bile evlerine dönenler olmamıştı. Sebebi ise Yemen'de kalıp yeni bir hayata başlamaktı. Bu sebepten ötürü halkın yaktığı Yemen türküsü dillerden dillere dolanarak günümüze kadar gelmiştir. Yemen türküsü ile ilgili en büyük tartışma konusu burası Muştur, Huştur, Hiştir mi? kelimeleri olmuştur. Türküye hem Muş ili hem de Elazığ ili sahip çıkmaktadır. Türküde geçmekte olan Burası Muş'tur yolu yokuştur. cümlesini kuran kişilerin Muşlu olması ve türkünün yazarı olan Düriye Keskin'in Muşta yaşaması cümlenin Muş olmasını sağlamaktadır. Bir diğer farklı söylev ise Burası Huş'tur yolu yokuştur. şeklinde olmaktadır. Birçok farklı şekilde değiştirilerek söylenmiştir Yemen türküsü. Ama son yapılan araştırmalara göre türkünün doğru şekli Burası Muş'tur, yolu yokuştur. şeklindedir. Türküler insanların acılarını paylaşan, en iyi şekilde yansıtan bir ağıt türüdür. Yemen türküsü de Anadolu insanının evlatlarına duyduğu özlemi en iyi şekilde yansıtmıştır. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yenilmez-askerler-masali/", "text": "Yeşilin tüm renklerinin tüm yeryüzünü kapladığı, eşsiz maviliklere sahip denizler ve göllerle çevrili bir ülke varmış. Bu ülke çevre ülkeler tarafından sürekli olarak işgal edilmeye yönelik saldırılara maruz kalırmış. Ülkenin güçlü, kuvvetli, adil, halkını ve ülkesini çok seven hükümdarı ise her saldırıyı sadık ordusu ile birlikte bertaraf ederek ülkesini korurmuş. Günlerden bir gün düşman ülkelerden birinin yine ülkeye saldıracağı haberi alınmış. Tüm halk ve askerler ülkelerini korumak adına neler yapacaklarını düşünürken padişahın sesi ülkenin en yüksek binasından duyulmuş. Padişah halkına ve askerlerine sakin olmalarını bu saldırının da üstesinden geleceklerini haykırmış. Bu esnada halktan bir patavatsız haddini aşarak padişaha bunu nereden bildiğini söylemiş. Padişah bunu dün gece uyurken rüyasında bir dervişten öğrendiğini bildirmiş. Padişah ile alay eden ve rüyaya inanmadığını bildiren kişi cezalandırılmış ve hapse atılmış. Bütün halk ve padişah tüm önlemleri aldıktan sonra saldırı için hazır halde beklemeye başlamışlar. Padişah askerlerini rüyasında söylenilen yere götürmüş ve hazır olmalarını emretmiş. Halk için tüm gece evlerinde beklemeleri gerektiği bildirilmiş. Derken gece olmak üzereyken saldırılar başlamış. Bu esnada padişahın yenilmez askerleri var güçleri ile ülkelerini korumak için çatışmışlar. Padişaha rüyasında bildirilen ama padişahın kimseye bahsetmediği rengarenk kuşlar birden ortaya çıkmışlar. Herkes hayretler içerisinde kalmış. Kuşlar bir taraftan düşman ile çarpışırken, diğer taraftan da yaralanan askerleri mucizevi bir biçimde tedavi ediyorlarmış. Bütün gece büyük bir çatışma yaşanmış. Evlerinde sadece çatışma seslerini duyan halk endişeli bir şekilde sabahı beklemiş. Sabah olduğunda ise yenilmez asker kuşların yardımı ile düşman ülke topraklarından tamamen atılmış. Padişah askerlerini kontrol etmek için tek tek her birini ziyaret etmiş. Birde ne görsün yaralanan hiçbir askerin yarasından eser yokmuş. Askerler ve padişah cepheden şehre geldiğinde ise; tüm halk padişahı ve askerleri büyük bir mutluluk ile karşılamışlar. Orada yaşanılanları kimseye anlatmamaları gerektiği padişaha bildirilmiş olduğundan padişah cephede yaşanılan hiçbir şeyin şehirde konuşulmaması gerektiğini o gece cephede olan herkese bizzat kendisi söylemiş. O gün bugün o güçlü ordunun nasıl yenildiği konusunda kimsenin ağzından bir tek kelime çıkmamış. Orada olanlar ne zaman gökyüzünde bir kuş görse, büyük bir minnet duygusu ile onu selamlarmış. Padişaha inanmayarak hapse atılan kişi ise, zaferin kazanılmasının ardından hapisten çıkarılmış. Ancak gel gör ki zaferin ertesi günü padişaha inanmamasının bedelini kuş saldırısında hayatını kaybederek ödemiş."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yesil-basli-ordegin-sevimli-24-saati/", "text": "Bir zamanlar uzak bir ormanda, yeşil başlı bir ördek yaşarmış. Bu ördek diğer ördeklerden farklıydı çünkü başının üzerinde bir yeşil şapka taşıyordu. Herkes ona Yeşil Başlı Ördek derdi. Yeşil Başlı Ördek, çok sevimli ve meraklı bir ördekti. Bir gün ormanda dolaşırken bir periye rastladı. Peri, ona özel bir hediye vermek istediğini söyledi. Yeşil Başlı Ördek şaşkınlıkla perinin yanına yaklaştı. Peri, ona 24 saat boyunca dileklerini gerçekleştirebileceği sihirli bir şapka verdi. Yeşil Başlı Ördek, sevinçle sihirli şapkayı takar takmaz, macera dolu bir gün başladı. İlk dileği, güzel bir çiçek bahçesinde gezinmekti. Sihirli şapkasını kullanarak kendini çiçek bahçesine taşıdı. Renkli çiçeklerin arasında koşup oynadı, kelebeklerle dans etti ve güzellikleriyle büyülendi. Sonra, Yeşil Başlı Ördek gökyüzüne uçmayı dilemişti. Sihirli şapkasını kullanarak kanatlarına büyülü bir hava verdi ve gökyüzüne yükseldi. Bulutların üzerinde süzüldü, güneşin ışıklarında parladı ve rüzgarın sesini dinledi. Öğle vakti geldiğinde, Yeşil Başlı Ördek çok aç olduğunu fark etti. Bu sefer dileği, lezzetli bir piknik yapmaktı. Sihirli şapkasını kullanarak kendini bir piknik alanına ışınladı. Etrafında şık piknik örtüsü, sebzeler, meyveler ve sandviçler vardı. Keyifle yemek yedi ve kuş sesleri eşliğinde dinlendi. Öğleden sonra, Yeşil Başlı Ördek keşfetmeye devam etmek istedi. Ormanda gizli bir göl olduğunu duymuştu ve oraya gitmeye karar verdi. Sihirli şapkasını kullanarak kendini gölün kenarına taşıdı. Gölette yüzen ördek yavrularıyla tanıştı, suyun üzerinde dans etti ve mutlu bir şekilde serinledi. Akşam geldiğinde, Yeşil Başlı Ördek teşekkür etmek ve vedalaşmak için perinin yanına geri döndü. Peri, ona maceralar dolu bir gün yaşattığı için mutlulukla gülümsedi. Yeşil Başlı Ördek, sihirli şapkasını geri verdi ve periyi öperek teşekkür etti. Ormana dönüp diğer ördeklerle buluşan Yeşil Başlı Ördek, onlara yaşadığı sevimli ve macera dolu 24 saat hakkında anlatmaya başladı. Diğer ördekler büyülenmiş bir şekilde onu dinledi ve ona Macera Ördek adını taktı. Ve böylece, Yeşil Başlı Ördek artık Macera Ördek olarak biliniyordu. Herkes onun hikayesini duymak için sıraya girer ve onun cesaret ve merak dolu hikayelerini dinlerdi. Yeşil Başlı Ördek, sihirli şapka olmadan da macera dolu bir hayat yaşayabileceğini anladı. Artık her günü bir macera ve keşif fırsatıydı. Ve Macera Ördek, hayatının geri kalanında özgürce keşifler yapmaya devam etti ve diğer hayvanlara cesaret, merak ve dostluk hikayeleri anlattı."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yetenekli-yazar-ahmetin-hikayeleri/", "text": "Bir zamanlar yuvarlanan tepelerin ve yemyeşil çayırların ortasında yer alan küçük pitoresk bir köyde Ahmet adında genç ve yetenekli bir yazar yaşardı. Büyüleyici sözleri ve canlı hayal gücüyle Ahmet dinleyicilerini uzak diyarlara taşıma ve kalplerinin derinliklerinde duyguları ateşleme gücüne sahipti. Güneşli bir öğleden sonra Ahmet parke taşlı bir yolda yürürken hafif bir esinti ağaçların arasında tatlı melodiler fısıldadı. Düşüncede kaybolmuş solmuş bir meşe ağacının altına gizlenmiş eski tozlu bir kitaba rastladı. Yıpranmış kapağı ve narin sayfaları ilgisini çeken Ahmet zarif aşk hikayelerinden oluşan bir koleksiyonu ortaya çıkararak nazikçe açtı. İlk hikayeyi incelerken merak kalbini doldurdu. Kelimeler kader tarafından parçalanmış ama ölümsüz aşklarıyla sonsuza dek bağlı iki talihsiz aşığın hikayesini canlandırdı. Tutkulu yolculukları Ahmet'in ruhunu büyüledi yürekten özlemlerinin ve boyun eğmez bağlılıklarının canlı görüntülerini çizdi. İlham alan Ahmet bu büyüleyici hikayeleri dünyayla paylaşma misyonuna başladı. Her gece kendi büyülü aşk ve özlem hikayelerini dokudu izleyicilerini büyüleyen karmaşık karakterler ve karmaşık komplolar hazırladı. Uzaklardaki insanlar dolunayın parıltısı altında Ahmet'in aşk hikayelerini dinlemek için akın ederken köy kısa sürede heyecanla doldu. Bir akşam Ahmet özellikle büyüleyici bir aşk hikayesini paylaşırken kalabalığın içinde gizemli bir yabancı belirdi. Delici mavi gözleri ve rahatlatıcı bir gülümsemeyle Ahmet'in dikkatini anında çeken bir gizem ve çekicilik havası yaydı. Gözleri buluştuğunda bir bağlantı kıvılcımlandı. Böylelikle Ahmet kendini açıklanamaz bir şekilde bu esrarengiz yeni gelen kişiye çekilmiş buldu. Haftalar geçtikçe yolları kesişmeye devam etti ve konuşmalar kibar konuşmalardan samimi itiraflara dönüştü. Ortak bir hikaye anlatma sevgisiyle bağlı olarak duyguların gücü ve sevginin incelikleri hakkındaki derin tartışmalarda kaybolan sayısız gece geçirdiler. Bağlantıları her geçen gün daha da güçlendi ve Ahmet hikayelerinin sık sık paylaştıklarını yansıtıp yansıtmayacağını merak etmekten kendini alamadı. Sonunda Ahmet'in aşk hikayeleri köylülere anlattığı hikayeler gibi sevginin de zamanı aşma tüm engelleri aşma ve dinlemeye istekli olanların kalbini ateşleme gücüne sahip olduğunu öğretti. Anlatılan her masalla aşk kendisini büyüleyici kucaklamasına açan herkesin hayatına dokunmanın bir yolunu buldu ve ardından kalıcı bir aşk mirası bıraktı. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin 6 Yaş Çocuk Masalları ve Hikayeleri Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yikanmayi-sevmeyen-cocuk-masali/", "text": "Evvel zaman içinde; yıkanmayı sevmeyen, su ile anlaşamayan küçük bir çocuk yaşarmış. Annesi her ne kadar onun yıkanması gerektiğini anlatsa da bir türlü ikna edemezmiş. Bu nedenle annesi ve babası onu çok sevmesine rağmen evde her zaman ufak bir gerginlik olurmuş. 8 yaşındaki bu çocuk yıkanmadığı için hep dağınık bir görüntüsü varmış. Arkadaşları da bu nedenle onla hem dalga geçermiş. Ama çocuk buna aldırış etmezmiş. O suyun altına girmeyi gerçekten hiç sevmiyormuş. Daha önce yıkandığı zaman hep başına kötü şeyler gelmiş. Bu da onu çok etkilediği için yıkanmama kararı almış. Günlerden bir gün çocuk güzel mi güzel bir kızla tanışmış. Kız o kadar güzelmiş ki, bir bakan tekrar bakmak istiyormuş. Sınıfa yeni gelen bu kız, yıkanmayı sevmeyen yanı boş olduğu için oraya oturmuş. İkisi gerçekten çok iyi anlaşmış. Güzel güzel sohbet eder, her gün öğlen birlikte yemek yer olmuşlar. Aradan 1 hafta geçtikten sonra güzel kız çocuğun yanına oturmamış, gitmiş başka birinin yanına oturmuş. Çocuk gurur yaptığı için gidip de sormamış neden oraya oturdun diye. Oturmuş kendi başına eski günlerdeki gibi tek başına kalmış. Zaten pek fazla da arkadaşı yokmuş. Sınıf öğretmeni bir okula geç gelmiş. Bu nedenle sınıf boşta kalmış. Çocuk bu boşlukta kitap okumuş. Kitap okumayı gerçekten çok seviyormuş. Okuduğu kitapta suyun yararları yazıyormuş. Su içmenin, yıkanmanın, denize girmenin ne kadar faydalı olduğunu hem bedensel hem de zihinsel gelişim açısından önemli bir nokta olduğunu görmüş. Başka bir gün çocuk arkadaşları arasında konuşurken duymuş. Meğer güzel kız, Çocuğun yıkanmamasından rahatsız olduğu için ondan uzaklaşmış, yoksa onun arkadaşını çok seviyor ve özlüyormuş. Çocuk bunu duyunca çok üzülmüş ve büyük bir ikilemde kalmış. Sonuç olarak güzel kızla o da arkadaş olmak istiyormuş, okula geldiği zaman derste onun yanında olmasını istiyormuş. Düşünmüş de düşünmüş... En sonunda dayanamamış ve kıza gitmiş durumu anlatmış. Kız da eğer yıkanırsan senin yanında otururum demiş çocuğa. Ama ben yıkanmaya çok önem veririm, su benim hayatımda çok önemlidir. Sen yıkanmayı sevmediğin için biraz uzaklaştım senden demiş. Çocuk buna çok kırılmış ama gece bunu düşünmeye karar vermiş. Çocuk mutlu mutlu okula gitmiş. Okula gider gitmez güzel kızı aramaya başlamış. Güzel kızı görür görmez hemen yanına gitmiş. Kız gülümseyerek yanına gelmiş. O kadar temiz olmuş ki çocuk, okulda parlıyor resmen. Herkes ona bakıyormuş. O günden sonra çocuk her gün 1 kere yıkanır olmuş. Suyun ona verdiği mutluluğu başka kimse ona veremiyormuş. O kadar güzel o kadar mutlu günler geçiriyormuş ki, hep böyle kalmak istiyormuş. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yildiz-isigi-serenadi-masali/", "text": "Bir zamanlar gece gökyüzünde, parlayan yıldızların büyülü dünyasında iki yıldız varmış. Birincisi, parlak ve gümüşi bir ışığa sahip olan Selenia idi. Diğeri ise sıcak ve altın bir ışık saçan yıldızdı ve adı Luminis'ti. Selenia, gökyüzünün en güzel yıldızlarından biriydi, ancak içinde yalnızlık hissi vardı. Geceleri diğer yıldızları izlerken, kalbi bir yıldıza olan aşkla doluydu. Bu yıldız, gökyüzünün diğer ucunda, Uzak Yıldız adıyla biliniyordu. Selenia, aşkı için her şeyi yapmaya kararlıydı. O gece gökyüzünde bir yıldız kaydı ve Selenia bu yıldızın izini sürdü. Onun macera dolu yolculuğu, göklerin derinliklerinde başladı. Selenia, yıldız kayasını takip ederken gökyüzünün harikalarıyla karşılaştı. Yıldızlar arasında dans etti, gökkuşaklarına dokundu ve yıldız tozlarının büyülü gücünü deneyimledi. Selenia ve Uzak Yıldız'ın aşkı, gökyüzünün en güzel serenadıydı. Diğer yıldızlar da onların sevgilerini kutladı ve bu büyülü aşk hikayesi, gökyüzünün en parlak yıldızları olarak Selenia ve Uzak Yıldız'ı hatırlattı. Böylelikle Yıldız Işığı Serenadı adlı masal, aşkın ve maceranın gökyüzünde nasıl parlak bir şekilde parlayabileceğini anlatır. Elara ve Lirion'un aşkı ormanın ruhuyla bütünleşmişti. Birlikte geçirdikleri her an, doğanın gücünü ve sevginin büyüsünü daha da pekiştirdi. Ormanın koruyucu ruhu, onların aşkını kutsadı ve ormanın dengesi her zamankinden daha sağlamdı. Elara ve Lirion, ormanın güzellikleri ve gizemleri içinde romantik piknikler düzenler, şelalelerin yanında el ele yürürlerdi. Ormanın kuşları, aşk şarkıları söylerken, çiçekler onları sevgiyle selamlardı. Her gece, gökyüzünün yıldızları, bu iki aşığın aşkını parıldatan parlak noktalar haline geldi. Elara ve Lirion'un aşkı sonsuza kadar ormanın kalbinde yaşadı ve insanların bu masalı dinledikçe, sevginin ve doğanın gücünün ne kadar büyüleyici olduğunu anladılar. Daha fazla uyku masalları makalesi için 7 yaş masalları ve hikayeleri kategorimizi ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yildiz-perisi-masali/", "text": "Bir zamanlar çiçeklerle dolu geniş bir ovada küçük bir köyde yaşayan Suna ve Narin adında iki arkadaş varmış. Suna yemyeşil gözlü ve sarı saçlarıyla sevimli bir kızmış. Narin kıvırcık saçlı ve pembe yanaklı tatlı bir kızmış. İki arkadaş nereye gitse hep birlikte giderler, yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. İki arkadaş bu geniş ovada geceleri çayıra uzanıp yıldızları seyretmeyi çok severmiş. İki arkadaş yine bir akşam gökyüzünü seyrederken bir yıldızın kaydığını görmüşler. - Bak Narin bir yıldız kaydı. Hemen bir dilek tut demiş. Narin gözlerini kapatıp içinden dileğini dilemiş. Suna ne dilediğini sormuş. Ancak Narin gülümseyerek hiçbir şey söylememiş. Yine gökyüzüne bakarken aniden bir yıldız daha kaymaya başlamış Ancak bu diğer yıldızdan oldukça farklı görünüyormuş. Gittikçe ışık kümesi büyüyor ve kendilerine doğru yaklaşıyormuş. İki arkadaş korku içinde ayağa kalkmışlar. Parlak yıldız tam önlerine düşmüş. Yıldızın içinden güzel bir peri çıkmış. Periyi gören iki arkadaş çok şaşırmış. Peri Suna ve Narin'e birlikte bir yolculuğa çıkmaları gerektiğini söylemiş. - Peki sen kimsin ve nereye gitmemiz gerekiyor diye sormuşlar. - Ben bir yıldız perisiyim. Gökyüzünde uçup tüm yıldızların parladığından emin olurum. Ayrıca yıldız kayarken dilek dileyen insanların dileğini gerçekleştiririm. Bugün içinizden birisi dilek diledi. İşte bu yüzden geldim demiş. İlk başta inanamayan iki arkadaş perinin bu teklifini kabul etmişler. Yıldızın üstüne çıkıp gökyüzüne uçmuşlar. Gökyüzünde yavaş yavaş hareket ederlerken Yıldız perisi karşılarına çıkan yıldızları tanıtmış. - İşte bu Kuzey Yıldızı, karşıdaki de Takım yıldızı, şu gördüğünüz uzun yol ise Samanyolu, ben onun üzerinde kaymaya bayılırım demiş. O gece Suna ve Narin gökyüzünde muhteşem bir yolculuk yapmışlar. Her ikisi de bir rüyada olduğunu düşünmüş. Peri artık dünyaya dönme zamanı geldiğini söylemiş. Dünyaya inen çocuklar periye çok teşekkür etmişler. Peri tam giderken Narin periye seslenmiş. - Dilekleri gerçekleştireceğini söylemiştin. Ancak ben gökyüzünde dolaşmayı dilememiştim demiş. - Arkadaşınla sonsuza kadar ayrılmamayı dilemiştin öyle değil mi? Merak etme bunun için sihir yapmama gerek yok. Bu kendiliğinden gerçekleşecek zaten demiş. Peri bu sözleri söyleyip geldiği yıldızla geri gitmiş. Büyülü bir akşam geçiren iki arkadaş, tıpkı perinin dediği gibi hiç ayrılmamış ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yildizlar-ulkesi-masali/", "text": "Bir zamanlar, uzak ve büyük bir krallıkta yaşayan küçük bir kız çocuğu varmış. Adı Periymiş. Peri, her gece yatağından gökyüzüne bakar ve yıldızları izlermiş. Yıldızlar ona büyülü bir dünya gibi gelirmiş ve onlarla konuşmayı hayal edermiş. Yıldızların dileklerimizi gerçekleştireceğine inanan Peri dilek dilemek için gece olmasını bekler yıldızları görünce onlarla konuşur ve dileklerini sıralarmış. Bir gece, Peri gökyüzünü izlerken bir yıldızın parladığını fark etmiş. Bu yıldız, diğerlerinden farklıymış. Peri, yıldıza Parlayan Yıldız adını vermiş ve onunla konuşmak için dilek tutmuş. Yıldıza öyle büyük bir sevgi ile bakıyormuş ki yıldız onun sevgisini çok uzaklardan hissetmiş. Ve o da Peri ile konuşmak ve onunla vakit geçirmek istemiş. Birdenbire, yıldız parlamaya başlamış ve Peri'nin odasına inmiş. Peri sevinçten ve şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez halde yıldıza bakıyor heyecanla odasında zıplıyormuş. Sonunda yıldız ile konuşmaya başlamış. Yıldız, Peri'ye Yıldızlar Ülkesi adında bir yer olduğunu söylemiş. Bu yer, tüm dünyadaki yıldızların bir araya geldiği büyülü bir krallıkmış. Eğer isterse Peri'yi oraya götürebileceğini söylemiş. Peri heyecanla onu onaylamış ve Yıldızlar Ülkesi 'ne gitmek için yıldızın peşinden gitmeye karar vermiş. Yıldız, ona sihirli bir elbise ve bir yıldız değneği vermiş. Peri, bu sihirli eşyalarla gökyüzünde uçmaya başlamış. Yaşadığı şeyin büyüsü Peri'nin mutluluktan başının dönmesine sebep oluyormuş. Yıldızlar Ülkesi 'ne vardığında, Peri'yi yıldızlarla dolu bir şehir karşılamış. Yıldızlar, farklı renklerde parlayan ve konuşabilen varlıklarmış. Peri, hepsiyle tanışıp arkadaş olmuş. Yıldızlar da Peri ile vakit geçirmekten çok keyif almışlar. Ve ona bir görev verme kararı almışlar. Ve böylece Yıldızlar Ülkesi'nde Peri'ye bir görev verilmiş. Yıldızlar, dünyada dostluk, sevgi ve iyilik için bir mesaj yaymak istemişler. Peri, bu görevi kabul etmiş ve Yıldızlar Ülkesi'nde geçirdiği her anı dünya üzerindeki insanlarla paylaşmış. Peri, Yıldızlar Ülkesi'nde birçok macera yaşamış. Bir yıldızla dans etmiş, bir diğeriyle şarkı söylemiş ve diğerleriyle birlikte ışık dolu bir şölen düzenlemiş. Her bir yıldız, Peri'ye özel bir hediye vermiş. Peri burada yaşadığı büyülü anların sona ereceği için oldukça üzgün hissediyormuş. Ancak yıldızlar istediği zaman onlara seslenmesinin yeterli olacağını ve tekrar birlikte vakit geçirebileceklerini söylemişler. Peri duyduklarına o kadar çok sevinmiş ki mutluluktan ağlamaya başlamış. Yıldızlar ona sımsıkı sarılmışlar. Peri, görevini tamamladığında Yıldızlar Ülkesi'nden ayrılmış. Ancak, kalbindeki dostluk ve sevgi her zaman onunla birlikte olmuş. Peri, geri döndüğünde Yıldızlar Ülkesi'nde yaşadığı deneyimleri anlatmış ve insanları dünya üzerindeki yıldızların büyülü gücüyle birleşmeye teşvik etmiş. Bu sayede insanlık sevgi ve huzurla dolmuş. İnsanlar arasında iyilik yayılmış. Ve herkes huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamaya başlamış. Peri da istediği zaman yıldız arkadaşlarına seslenip onların yanına gidiyor ve mutlu vakit geçirip geri dönüyormuş. Böylelikle uzun yıllar mutlulukla yaşamışlar. Daha Fazla Masal İçin Uzun Masallar Kategorimizi İnceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yine-durustluk-kazandi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Çoook eski çağlardan birinde bir genç yaşarmış. Bu genç son derece iyi huylu ve güzel meziyetleri olan biriymiş. Yalan nedir bilmeyen bu genç adeta dürüstlük sembolü diye toplumda parmakla gösterilirmiş. Herkes tarafından sayılan ve sevilen bu genç sadece iyi huylu ve güzel meziyetleri olan biri değilmiş . Son derece bilgiliymiş aynı zamanda. Yakınları son zamanlarda neşeli ve güler yüzlü bir kişiliğe sahip olan genç kahramanımızda bir durgunluk hissetmişler. Kederli gözleri dalgın dalgın uzaklara bakar olmuş. Ülkenin en bilge kişilerinden eğitim alan bu gencin kederli halleri anne ve babasını çok üzüyormuş. Anne ve babası gencin kederli hallerine daha fazla duyarsız kalamamışlar ve biricik evlatlarını karşılarına alıp konuşmaya karar vermişler. Anne ve babası oğullarına dertli hallerinden duydukları üzüntüyü anlatmışlar. Seni üzüntülere koyan neden nedir diye sormuşlar. İyi huylu genç üzüntü dolu gözlerle önce uzaklara bakmış ve ağır ağır konuşmaya başlamış. Sevgili annem ve canım babam ben kavuşması mümkün olmayan birine aşık oldum der. Bu sevda beni yavaş yavaş eritiyor. Aşkından divaneye döndüğüm kıza kavuşmak ise benim için imkansız der. Gencin annesi oğlunun durumuna ağlamaya başlar. Babası ise oğlum der, sen çok düzgün ve iyi huylu bir gençsin. Ayrıca kızların kalbini fethedecek kadar da yakışıklısın. Aşık olduğun kız da eminiz seni beğenir, bu karamsarlığın nedenini anlayamadım der. Genç derin bir iç çeker ve aşık olduğu kızın kralın biricik kızı olduğunu söyler ve kral kızını bana neden versin. Komşu ülkelerden birinin oğluna vermek varken der. Babası bu durum karşısında ne diyeceğini şaşırır. Fakat oğlunun üzülmesine de asla gönlü razı olmaz. Oğlunu teselli etmiş ve çözüm aramaya başlamış. Ertesi gün gencin babası kralla görüşmek için sarayın yolunu tutmuş. Kral gencin babasını huzuruna almış ve ne istediğini sormuş. Adamcağız olanları en ince ayrıntısına kadar hiçbir şey saklamadan dosdoğru bir şekilde anlatmış. Oğlunun çektiği acıdan bahsetmiş. Kral gencin babasının dürüstlüğünden çok etkilenmiş. Ona şöyle demiş; Oğlunun kızıma duyduğu derin aşka gerçekten saygım büyük. Fakat bundan daha çok etkilendiğim konu ise sizin bana her şeyi doğru ve dürüst bir şekilde anlatmanız. Sizin yerinizde bir başkası olsaydı olayı kim bilir ne şekilde anlatırdı. Bu nedenle sizi tebrik etmek isterim. Oğlunuzun kızıma duyduğu aşka ise elbette ben cevap veremem. Bu konuda olumlu ya da olumsuz bir cevap verme hakkı ise yalnızca kızıma aittir. Kızım da oğlunu beğenir ve evet derse ben buna kesinlikle karşı olmam, demiş. Kralın biricik kızı prenses ile genç tanıştırılmış. Prenses gencin aşkı karşısında kayıtsız kalmamış. Dürüstlüğün sonucunda ise prenses ve genç kırk gün kırk gece süren muhteşem bir düğünle evlenmişler. Onlar ermiş muradına. Biz çıkalım kerevetine. Daha fazla masal okumak isterseniz La Fontaine Masalları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yol-gosteren-ruzgar-masali/", "text": "Bir zamanlar bir ülkede insanüstü güçlere sahip olan bir hükümdar varmış. Bu hükümdar ülkesinde adaleti tesis etmek için yaşarmış. Sahip olduğu tüm güçleri, kendi halkının refahı için kullanan hükümdar, bu yolla her türlü problemi çözmeye çalışırmış. Uzun bir süre her şey yolunda giderken bir gün, ülkenin başka bir bölgesinde büyük bir sorun patlak vermiş. Bu sorunu uzaktan çözmenin imkanı yokmuş. Hükümdarın ordusu ile bizzat o bölgeye gidip müdahale etmesi gerekiyormuş. Normal yollarla o bölgeye gitmek, aylarca yolculuk etmeyi gerektiriyormuş. Bu denli uzun bir süre yolda olmak, yaşanan sorunun daha da derinlemesine sebep oluyormuş. Bu durumu tespit eden hükümdar hemen orduya haber vermiş. Ordu hazırlanmış ve hükümdar rüzgarı huzuruna çağırmış. Rüzgar hemen gelerek hükümdar ve ordusunu sorunun olduğu bölgeye kısa bir şekilde ulaştırmış. Sorunlu bölgeye inen hükümdar ve ordusu hemen olaya müdahale etmiş. Tüm sorunları çözerek halkı huzur içinde yaşamaya devam etmeye çağırmış. Tekrar rüzgara emreden hükümdar, ordusuyla birlikte kendi malikanesine dönmüş. Malikanesindeki balkona çıkıp rüzgara ait olduğu yere dönmesi için emir vermiş ve rüzgar geldiği yere geri dönmüş. Böylece hükümdar, rüzgarın da yol göstermesi ile büyük bir sorunu kolay bir şekilde çözüme kavuşturmuş. Bu sayede hükümdarın ülkesinde yaşayan halk, büyük bir huzur ve sükunet içinde yaşamaya devam etmiş. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yuzbasi-mustafa-kemal-ve-kurtlar/", "text": "Mustafa Kemal ileriden kurt uluması duydu. Buna aldırmadı ama ikinci bir kurt uluması daha duyunca irkildi. Hem bu uluma daha yakından geliyordu. Belli kurtlar yaklaşıyordu. Artık çiftliğe dönemezdi çünkü kurtlar, çiftlik yolu üstündeki ağaçlık alandaydı. Karşı dağın yamacındaki mağarayı hatırladı. Çocukken birkaç kere bu mağaraya gitmişti. Tahminine göre, kurtlar sürü halindeydi. Sekiz, on tane kurtla açık alanda kazanma şansının az olduğu bir uğraşa girmek anlamsız olurdu. Mağaraya doğru hızlı adımlarla yürümeye başladı. Kurt ulumaları çoğalınca, yürümeyi bırakıp, koşmaya başladı. Bu arada tabancasını çekmiş ve sağ eline almıştı. Bir aralık arkasına dönüp baktığında peşine takılan kurtların en az on tane olduğunu gördü. Kurtlar, beni sabah kahvaltısı olarak görüyorlar ama böyle olmadığını anlayacaklar. Hele bir mağaraya varayım. dedi içinden. Mağaranın girişine geldiğinde kurtların nefesini ensesinde hissetti. Aniden dönerek en yakınındaki kurda ateş etti. Kurt yere yuvarlandı. Gürültüden korkan kurtlar kaçtılar. Onların yine geleceğini bildiği için, tabancasını doldurdu ve sol eline aldı. Sağ eliyle kılıcını çekti. Mağaranın ortasında ayaklarını açarak, heybetli bir şekilde durdu. Kurtlara karşı yapacağı savaşa hazırdı. Gelsinler ve ne olacağını görsünler, diye düşündü. Dört bir yandan etrafımı saracak olan kurtları, bu savaşta yenilgiye uğratmazsam, bana da Mustafa Kemal demesinler. Kurtlar, dönüp gelmişlerdi ama nedense mağaranın önünde bekliyor, içeri girmiyorlardı. Onlar içeri girmezseler ben dışarı çıkarım, diyen Mustafa Kemal, aniden taarruza geçti. Bir ateş etti, bir kurt yere düştü. İki kılıç salladı, iki kurt yere düştü. Bozguna uğrayan kurtlar, geldikleri gibi gittiler. Mustafa Kemal her ihtimale karşı etrafını kollayarak çiftliğe geri döndü. Birkaç dakika daha geç gelseymiş, dayısı ve çiftlik çalışanlarıyla yolda karşılaşacakmış, çünkü onlar tabanca seslerini duymuşlar ve yardıma geliyorlarmış. Daha fazla anı okumak isterseniz Atatürkün Çocukluk Anıları kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/yuzen-atlar-masali/", "text": "Şehrin uzağında bir yerde, küçük ve sevimli bir köy varmış. Köy halkı mutlu ve mesut bir şekilde yaşarmış. Hiç kimsenin bir başkası ile en ufak bir problemi dahi olmazmış. Her şey olması gerektiği şekilde devam edermiş. Bir gün gelip çatmış. Köy dışından birileri köye musallat olmuş. Gece herkes yatağa girdiği bir anda ansızın ortaya çıkıp köy halkını korkutuyorlarmış. O saatlerde hiç kimse cesaret edip dışarı çıkamazmış. O kadar korkutucu bir ses yayılırmış ki, herkes kulaklarını tıkayıp bu sesin son bulması için dualar edermiş. Sabah olup herkes bir araya geldiğinde bu sorunun kaynağının ne olduğu konusunda konuşurlarmış. Fakat bir çözüme bir türlü ulaşamazlarmış. Aradan uzunca bir zaman geçmiş ve aynı problem aynı şekilde devam ediyormuş. Köy halkı artık bu duruma dayanamaz olmuş. Bu sıkıntıdan kurtulmak için çareler aramış ve bir yabancı köy halkına yüzen atlardan bahsetmiş. Yüzen atların onların derdine derman olacağını söylemiş. Başka çaresi olmayan köy halkı yüzen atlara ulaşmaya karar vermiş ve geceyi beklemeye koyulmuş. Ellerinde fenerler ile o dayanılmaz sesin ortaya çıkması için geri sayıma başlamışlar. Ses duyulmaya başlandığında fenerlerle köyün çıkışındaki nehre doğru ilerlemişler. Onlar nereye gitse ses onları takip ediyormuş. Nehre vardıklarında üç kez uzun uzun ıslık çalmışlar ve suyun içinden birden yüzen atlar çıkmış. Hemen ellerindeki fenerleri bırakıp yüzen atlara atlamışlar ve yüzen atlarla birlikte köyün uzağına varıp o sesi orada bırakıp köye geri dönüp sesten kurtulmuşlar. Daha Fazla Çocuk Masalları İçin Kısa Masallar Kategorimizi Ziyaret Ediniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zahidem-turkusunun-hikayesi/", "text": "Zahidem türküsü kavuşulması mümkün olmayan bir aşkın hikayesidir. Zahidem türküsü Anadolu'da sevip de kavuşamayanların türküsü olarak bilinmektedir. Bozkırın en önemli ses olan Neşet Ertaş, bir gün röportajında Biz dedelerimizden beri düğünlerde çalıp söyleriz. 13-14 yaşındayken yaşadığım Kırşehir'in Çiçekdağı kazasının bir köyündeki düğünde gittim ve elime şiir yazılı bir kağıt verdiler. Daha sonra öğrendiğim ki bu şiiri öksüz bir çocuk yazmış. Öksüz olan bu çocuğu bir aile evine almış, fakat çocuk o evin kızına aşık olmuş. Kızın adı Zahide imiş. Çocuk askere gidince kızı başkasına vermişler. Bu hikayeyi düzenleyerek plak yaptım. Röportajına söyle devam etmiştir: Benimki, boynumu bükük koyan eski bir aşk hikayesidir. Çalgıcı dediler kız vermediler diyerek kendi Zahide'sinden böyle bahsetmiştir. Zahidem türküsünü dinleyen herkes bu türkünün geçmişini merak etmektedir. Zahidem türküsünün hikayesi detayları ile birlikte aşağıda yer almaktadır. Zahidem türküsünün başkahramanı olan Arap Mustafa, 1901 yılında Orta Hacı Ahmetli Köyü'nde dünyaya gelmiştir. Arap Mustafa'nın acı dolu hikayesi küçük yaşta başlamıştır. Arap Mustafa'nın annesi ve babası küçük yaşta vefat etmiştir. Arap Mustafa çocuk yaşta kimsesiz kalmıştır ve akrabaları tarafından büyütülmüştür. Mustafa'ya arap lakabının verilmesinin nedeni ise, yörede meşhur olarak oynanan 'Koca Oyunu'nda Arap rolünü üstlenmesidir. Arap Mustafa çok küçük yaşta ailesini kaybettiği için çalışmak zorunda kalmıştır. Çalışmak zorunda olduğu için Yukarı Hacı Ahmetli Köyü'ndeki Hacı Bürozade Mehmet adlı ağanın yanında işe başlamıştır. Hacı Bürozade Mehmet ağanın yanında on iki yıl çalışmıştır. Ağanın Zahide adında bir kızı vardır. Arap Mustafa gönlünü Zahide'ye kaptırmıştır. Fakat bu sırrını kimseyle paylaşamamıştır. Bir süre sonra dayanamayarak yakın akrabalarına bu durumu anlatmıştır. Onlarda ağanın kapısına giderek Zahide'yi istemişlerdir. Fakat Arap Mustafa ağanın yanında çalıştığı için Zahide'yi vermez. Arap Mustafa'nın gönlü Zahide'nin aşkı ile yanıp tutuşmaktadır. Bu sırada Arap Mustafa'nın askere gitmesi gerekmektedir. Arap Mustafa vatani görevini yerine getirdiği sırada ağa Zahide' yi Molla Hasan adında biri ile evlendirir. Arap Mustafa'nın bir süre sonra hemşerileri aracılığı ile Zahide'nin evlendiğinden haberi olur. Bunu duyan Arap Mustafa Zahide'ye kavuşması mümkün olmayan imkansız dizelere döker. İşte o imkansız aşkı anlatan şiirin sözleri; Bir süre sonra bu sözler Kırşehir'de kulaktan kulağa yayılmıştır. Bu türkü abdallar ozanlar tarafından söylenerek dilden dile yayılır. Bu türkü Bozkırın Tezenesi lakaplı Neşet Ertaş düğüne gittiğinde okuması için eline verilir. Neşet Ertaş bu şiiri Arap Mustafa ve Zahide'nin vefatından düzenleyerek besteler. Zahidem bestesi 1970 yılında plağa alır. Bu plak sayesinde Arap Mustafa'nın Zahide'si günümüze kadar gelmiştir. Bu aşk hikayesi uzun yıllar konuşur. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zalim-hukumdar/", "text": "Çok eski zamanlarda yaşayan bir kavimlerden birinin zalim mi zalim bir hükümdarı varmış. Emrinde yalatan ve çalışan herkese zalim davranan bu hükümdar bir tek kişiye fazla zalim davranmazmış. O da genç bir delikanlı olan sarayın sihirbazı ve şifacısıymış. Bu delikanlıyı yaşlanmış olan eski şifacısının tanında eğitmiş ve herhangi bir sıkıntıya düştüğünde hemen bu genci çağırarak o dertten bu genç sayesinde kurtulurmuş. Günlerden bir gün hükümdar bu sihirbaz genci yanına çağırarak Bak delikanlı, biliyorsun seni ben yetiştirdim ve bu günlere getirdim. Sarayımda senin gibi birine her zaman ihtiyacım var bunu da biliyoruz her ikimiz de. Ama çok sevdiğim ve hürmet ettiğim yaşlı bir baba yadigarı dostum var. Uzak bir yerde yaşıyor. Uzun bir yolculuk ettikten sonra tanına varacaksın. Benim selamımı iletip hediyelerini verdikten sonra Onu tedavi edip iyileştirmeni istiyorum der. Sihirbaz ve şifacı olan ve işinde de oldukça mahir olan bu delikanlı yanına azık ve hediyeleri atına yükleyerek ertesi gün yola düşer. Uzun bir yolculuğa çıkar. Günler günleri, haftalar haftaları kovalamış. Yollarda başına pek çok olay gelmiş ve birçok kişiyle tanışmış. Yine yolda mola verdiği bir gün suyunun kalmadığını fark etmiş. Atını oraya bağlayarak su aramaya çıkmış. Etrafta kuyuya benzer hiçbir şey bulamamış. Fakat ilerde bir kulübeye benzer harabe bir ev görmüş. Sevinçle koşmuş ve eve varınca kapının önündeki otlardan yapılmış çardak altında dinlenen yaşlı ve ak sakallı bir adamın oturduğunu görmüş. Selam verip yanına oturmuş. Ak sakallı bu yaşlı, nur yüzlü adamın o civarın hürmet edilen bilge bir hocası olduğunu öğrenmiş. Onunla sohbet etmek çok hoşuna gitmiş. O gün geceyi bu yaşlı adamın evinde geçirerek iyice dinlenmiş ve karnını da bir güzel doyurmuş. Olup bitenleri de bir güzel anlatıp o gece geç vakte kadar bu ihtiyarın tatlı sohbetini dinlemiş. Ertesi gün yola çıkmış ve hükümdarın bahsettiği dostuna varmış. Onu tedavi edip iyileşmesini sağlamış. Tekrardan yoka koyulmuş. Saraya vardığında hükümdara yaşlı dostunun selamını getirmiş ve iyi olduğunu bildirmiş. Hükümdar buna çok sevinmiş. Günler böyle geçip gitmiş. Geçmesine geçmiş amma bizim sihirbaz delikanlı da eski sihirbaz değilmiş. Saraydan arada sırada kaybolan delikanlının değişimini hükümdar da fark edip peşine adam takmış. Delikanlının evinde dinlenmiş olduğu ak sakallı alim hocanın evine ziyarete gittiğini öğrenen hükümdar deliye dönmüş. Hemen delikanlıyı huzuruna çağırmış. Apar topar huzuruna gelen delikanlıya hiddetle bağırmış hükümdar. Senin Tanrın ben değil miyim? Sen yaşıyorsan benim sayemde. Ve bugünlere ben getirdim seni. Nasıl olur da benden başkasına ve başka tanrılara inanırsın diyerek bağırıp çağırdı. Atın bunu zindana! diye bağırdı. Delikanlı zindanda günlerce gözyaşları içinde tövbe etti. Allah'a yalvardı kendisini affetmesi için. Aradan günler geçti ve bekçi gelerek delikanlıyı zindandan çıkardı. Ülkede baş gösteren salgın bir hastalıktan dolayı çaresiz kakan hükümdar delikanlıyı huzuruna çağırarak bu salgın hastalık için Ondan yardım istedi. Delikanlı bir şartla bunu kabul etti. Benim inancıma karışılmayacak, dedi. Çaresiz kabul etti hükümdar. Genç okuduğu bazı dualar ve şifa verici ayetlerle hastalığın kısa sürede ortadan kalkmasını sağladı. Bu gence minnettar kakan ve aynı zamanda bu mucizeye şaşıran hükümdar gence art arda sorular sordu. Ardından Ben ne büyük yanılgı içindeymişim meğer. Allah beni de affeder mi acaba? diye sordu gözyaşlarıyla. Saraya davet ettiği hocanın huzurunda tövbe edip kelime-i şehadet getirerek Müslüman oldu."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zalim-kral-ve-cesur-savasci-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş çok eski zamanlarda ülkelerin birinde zalim bir kral yaşarmış. Bu kralın hiç kimseye acıması yokmuş hatta kendi halkına bile acımaz onlara çok kötü davranırmış. Halk acı içinde kıvranıp açlıktan öldüğünde bile umursamazmış. Kendi sarayında karnını tıka basa doyurup eğlenceden eğlenceye koşarmış. Hizmetkarları onu çok kez uyarmaya çalışmış ama ya onları hapse attırmış ya da hiçbirini duymak istememiş. Günlerden bir gün hizmetkarlarından biri ansızın içeriye girmiş. Kralım çok kötü bir haber var. demiş. Yanımızdaki ülkeler bize savaş açtı hızla buraya yaklaşıyorlar demiş. Zalim Kral ne yapacağını şaşırmış. Hizmetkarlarına bağırıp çağırmaya başlamış. Hemen altınların hepsini toplayın buradan gidiyorum demiş. Hizmetkarları krallarına Kralım kendi halkınızı terk mi edeceksiniz kalıp savaşmayacak mısınız? demiş. Kral'da Ne savaşması sen kafayı mı yedin? Eğer çok istiyorsan kalıp kendiniz savaşın demiş. Öte yandan düşman askerleri hızla ilerliyorlarmış. Önlerine ne çıkarsa yakıp yıkıyorlarmış halk acı içinde ve çaresizmiş. İşte tam bu sırada çok cesur bir savaşçı ortaya çıkıp kendini öne atmış. Kalan askerlere önderlik edip düşmanı birçok yerde yenmiş. Halk bu savaşçıyı çok sevmiş. Düşmanı büyük bir yenilgiye uğratan Cesur savaşçı ve askerleri zaferle dönmüşler. Cesur savaşçıyı yeni kralları ilan etmişler. Zafer kutlamaları kırk gün kırk gece sürmüş. İşte tam bu sırada Zalim Kral tekrar ortaya çıkmış ve bu zaferi kendisinin yaptığını iddia etmiş. Ancak halk her şeyin farkındalarmış. Zor günlerinde halkını terk eden Zalim kralı asla istemiyorlar. Büyük bir kızgınlıkla ülkeden kovmuşlar. Zalim Kral orada başka ülkelerin askerlerine esir düşmüş. Bir gün kendi halkına yaptığı zulmü artık her gün kendisi çekiyormuş. Zalim Kral artık yaptıklarının cezasını çektiğinin farkındaymış. Artık çok pişmanmış ama iş işten geçmiş. Cesur Savaşçı Kral olduktan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi değilmiş. Ülkeye Barış refah ve mutluluk getirmiş. Halkı ile birlikte sonsuza kadar mutlu yaşamışlar. Bir daha hiç kimse gözyaşı dökmemiş. Daha fazla uyku masalları makalesi için 10 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zalim-kral-ve-kizi-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Uzun zaman önce bir ülkenin çok zalim bir kralı varmış. Halkı bu kralın zulmünden o kadar çok bıkmış ki artık dua etmeye başlamışlar. Bir hafta sonra bir mucize yaşanmış. Halk duaları kabul oldu diye sevinçten adeta bayram havası yaşanmış. Yaşanmış yaşanmasına da kralın güzeller güzeli kızı babası hastalığa yakalandığı için çok ama çok üzgünmüş. Halkına zalim olan kral kızına çok düşkünmüş ve onu çok seviyormuş. Bu yüzden de kızı babasının halkına ne kadar zalim olduğunu bilmiyormuş. Babasının çok iyi bir insan olduğunu ve halkın ne kadar kötü olduğunu düşünmüş hep. Onları hep nankörlükle suçlamış. Ve kızı hemen babasının yardımcısını yanına çağırarak ülkenin dört bir yanına haber salınması emrini vermiş. Ülkenin dört bir yanına, en ücra köşesine varana kadar haberler salındı. Fakat gelin görün ki hiç kimseden ses çıkmamış. Kralın korkusuna ben iyileştiririm, tedavi ederim diyen hiç çıkmamış. Bu duruma günden güne içerleyen kralın kızı bu böyle olmayacak diyerek derhal halkın toplanmasını istemiş. Ülkenin her tarafında fermanlar okunmuş. Halk merak etmiş. Kralın ölmüş olabileceğini düşündüklerinden merakla sarayın önünde toplanmaya başlamış. Kralın güzel kızı halka karşı çok öfkeliymiş ve konuşma yapacağı için de çok heyecanlıydı. Bu güzeller güzeli prenses aynı zamanda çok akıllıydı da. Bu yüzden konuşma yapmaya çıkmadan evvel bir plan yapmış. Hemen kılık değiştirerek halktan biri gibi insanların arasına karışmış. Aralarında geçen konuşmalara kulak misafiri olmuş. Halk arasında fısıldaşırken sonradan sesler yükselmeye başlamış. Kralın kızı konuşmaya yapmaya çıkmayınca halk daha da öfkelenmeye başlamış. Bir taraftan da prensesin çıkıp konuşmasını heyecanla bekliyormuş. Prensesin bu fakir ve yokluk içindeki insanların halini görünce çok üzülmüş. Gözleri dolu dolu, bir kadıncağızın konuştuklarına şahit olmuş. Bu konuşmalardan halkın aslında ne kadar acı içinde olduğunu ve onların bir suçunun olmadığını da anlamış. Az daha bu yoksul ve sıkıntı içindeki insancıkları daha fazla kıracaktım ve üzecektim dedi kendi kendine. Apar topar sarayın gizli geçidinden içeri girerek hazırlanmış, giyinmiş ve en sevimli haliyle sarayın balkonundan halkı selamlamış. Halk bu ışıl ışıl parlayan, tertemiz yüzlü ve güzeller güzeli prensesi görünce büyük bir hayranlıkla selamlamış ve alkışlamış. Daha önce Onu görmedikleri için şaşkınlıkla ve hayranlıkla dinliyorlarmış. Prenses halkını selamladıktan sonra, güzel ve etkileyici bir konuşma yapmış. Kendini açıkça anlatmış ve babasının durumunu da halkına izah etmiş. Onlardan babasının adına af dilemiş ve kendisinin çok çalışarak hatalarını affettireceğini anlatmış bir bir. Halk bu duruma çok sevinmiş ve büyük bir alkış kopmuş. Prensesin gözlerinden sevinç gözyaşları akıyormuş. Meğer ne büyük bir hataya düşmüşüm diyerek derin bir nefes almış. Kısa zamanda babasını tedavi edecek çok maharetli bir şifacı da gelerek kralın tedavisini üstlenmiş. Kral kısa sürede iyileşmiş ve kızına söz verdiği gibi halkına bir daha asla zulmetmemiş. Her daim halkına yardımcı olarak halkının daha mutlu ve rahat yaşamaları için elinden geleni yapmış. O günden sonra daha mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşamışlar. Daha fazla masal okumak isterseniz Masallar kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zaman-tunellerinin-gizemi-masali/", "text": "Bir zamanlar, tatlı bir bebek olan Ali, dünyanın pek çok sırrını keşfetmeye başlamıştı. Ancak en büyük merakı, zamanın nasıl işlediği ve geçmiş ile geleceğin nasıl bir araya geldiğiydi. Bir gün, odasında oynarken, eski bir saat buldu. Bu saat, zamanı yönlendiren sihirli bir tüneli açma yeteneğine sahipti. Ali, saati eline aldı ve dikkatlice inceledi. Saatin kapağını açtığında, içinde tuhaf bir parıltı görüldü ve bir zaman tüneli belirdi. Ali, tünelden içeri girdi ve bir anda geçmişe doğru yolculuk yapmıştı. Ali, büyük bir kasabada buldu kendini. Evler tahta panjurlarla kaplıydı, arabalar at çekiyordu ve insanlar eski moda kıyafetler giyiyordu. Ali, geçmişe gitmişti ve bu tarihi anın tadını çıkarmaya karar verdi. Sokaklarda dolaştı, tarihi binaları keşfetti ve yerel halkla tanıştı. Ali'nin en sevdiği anlar, tarihi anılara tanık olma fırsatıydı. Bir pazar günü, meydanda düzenlenen bir at yarışını izlemeye gitti. Atlar hızla koşuyor, kalabalık heyecan içinde bağırıyordu. Ali, bu tarihi anın heyecanını hissetti. Ancak geçmişe yolculuk yapmanın yanı sıra, Ali geleceğe de gitmek istedi. Zaman tüneli, onu geleceğe götürdü ve Ali, modern bir şehirde buldu kendini. Uçan arabalar havada süzülüyor, binaların tepesinde bahçeler bulunuyor ve insanlar holografik ekranlarla etkileşimde bulunuyordu. Ali, gelecekteki teknolojiyi keşfetmeye bayıldı. Gelecekteki dünyada, hastalıklar iyileştirilebiliyor, yiyecekler anında pişirilebiliyor ve insanlar farklı gezegenlere kolayca seyahat edebiliyordu. Ali, bu muhteşem dünyanın tadını çıkardı. Ancak Ali'nin en büyük keşfi, zamanın aslında birbirine bağlı olduğu ve geçmişin geleceğin temelini oluşturduğu gerçeğiydi. Geçmişin kararları ve eylemleri, geleceğin nasıl şekilleneceğini etkiliyordu. Ali, zamanın gizemini daha derinden anlamıştı. Zaman tünelinin yardımıyla Ali, hem geçmişi hem de geleceği keşfetmeye devam etti. Geçmişteki önemli anları ve gelecekteki hayallerini gördü. Her zaman yolculuk yaparken, daha fazla bilgi edinmek ve zamanın sırlarını çözmek istedi. Ali, zamanın tünelleriyle geçmişten ve gelecekten öğrendiği dersleri gerçek dünyasına taşıdı. Geçmişte yapılan hatalardan dersler çıkardı ve gelecekteki hedeflerine odaklandı. Zamanın değerini ve kıymetini anlamıştı. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zaman-yolcusunun-seruveni-masali/", "text": "Bir zamanlar, küçük bir kasabada yaşayan Mehmet adında bir çocuk vardı. Mehmet, tarihe ve bilime olan merakıyla tanınırdı. Bir gün, hayatını sonsuza kadar değiştirecek olan olay gerçekleşti: Dedesi, eski bir garajın köşesinde unutulmuş bir zaman makinesi buldu. Mehmet ve dedesi, bu eski makinenin nasıl çalıştığını öğrenmeye çalıştılar. Uzun saatler boyunca makineyi incelediler, tarihi kitaplar ve bilimsel dergilerle araştırma yaptılar. Sonunda, makineyi çalıştırmak için gerekli bilgilere sahip oldular. Bir sabah, Mehmet ve dedesi zaman makinesini çalıştırdılar. Büyük bir gürültü ve titreşimle birlikte, makine hareket etmeye başladı. Mehmet ve dedesi, geçmişin sıcak günlerine ya da geleceğin bilinmeyen dünyalarına gitme fırsatına sahip olduklarını biliyorlardı. Mehmet, ilk yolculuğunda antik Mısır'a gitmeye karar verdi. Makine, Nil Nehri'nin yanında durduğunda, Mehmet kendini büyük piramitlerin gölgesinde buldu. Eski Mısır'ın güzelliklerine ve gizemlerine tanık oluyordu. Fakat bu yolculuğun tehlikeleri de vardı. Mehmet, piramitlerin içinde kayboldu ve çöldeki kum fırtınalarının ortasına düştü. Neyse ki, yerel halkın yardımıyla yolunu buldu ve zaman makinesine geri döndü. Bir sonraki yolculuğunda, Mehmet geleceğe gitmeye karar verdi. Makine, parlak ışıklarla dolu bir metropolün ortasında durduğunda, Mehmet geleceğin teknolojisinin hayal gücünü aştığını gördü. Uçan arabalar, yüksek binalar ve robotlarla dolu bir dünya vardı. Mehmet, geleceğin insanlarının nasıl yaşadığını ve teknolojiyi nasıl kullandığını öğrendi. Ancak bu yolculuk da tehlikelerle doluydu. Mehmet, bir robot güvenlikçi tarafından yakalandı ve geleceğin yasalarını öğrenmek zorunda kaldı. Neyse ki, robotlar da insanlar gibi dostça davranıyorlardı ve Mehmet'e yardım ettiler. Bir sonraki yolculuğunda, Mehmet tarihi bir olaya tanıklık etmek istedi: Amerika'nın bağımsızlık mücadelesi. Makine, 1776 yılında Filedelfiya'ya götürdü. Mehmet, bağımsızlık bildirisinin imzalanmasına ve tarihi konuşmalara tanık oldu. Ancak bu yolculuk da tehlikeliydi. Mehmet, İngiliz askerleri tarafından sorgulandı ve Amerikan isyancılarına yardım etmeye çalışırken yakalandı. Neyse ki, Mehmet'e yardım eden Benjamin Franklin ve Thomas Jefferson gibi büyük devrimciler vardı ve onu serbest bıraktılar. Mehmet'in zaman yolculukları, sadece tarihi olaylara tanık olmakla kalmadı, aynı zamanda insanlığın geçmişi ve geleceği hakkında da öğretici deneyimler yaşamasına neden oldu. Mehmet, her yolculuğundan yeni bir şeyler öğrendi ve bu deneyimler onun bilgi ve anlayışını derinleştirdi. Bir gün, Mehmet ve dedesi zaman makinesini kullanırken, makine beklenmedik bir şekilde arızalandı. Mehmet, geçmişte veya gelecekte sıkıştı ve makineyi tamir etmek için gerekli bilgilere ulaşmak zorundaydı. Bu, onun en büyük macerasıydı ve bu sefer Mehmet, kendi yolculuğunu oluşturmak ve kendi kaderini yazmak zorundaydı. Mehmet, geçmişte ve gelecekte yeni dostlar edindi, zorlu engelleri aştı ve en sonunda zaman makinesini tamir etti. Ancak onun en büyük ödülü, kendi yaşamının ve maceralarının anahtarlarını elinde tutmasıydı. Daha fazla uyku masalları makalesi için 8 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zamanin-efendisi-masali/", "text": "Bir zamanlar, Masal Ülkesi'nde yaşayan Zamanın Efendisi adında bir büyülü varlık varmış. O, doğanın tüm güzelliklerini kontrol eden ve zamanın akışını yönlendiren bir sihir ustasıymış. Mevsimler, güneşin doğuşu ve batışı, ayın evreleri, her şey Zamanın Efendisi'nin büyülü elindeymiş. Zamanın Efendisi, bir gün masal ülkesine yepyeni bir hediye getirmeye karar vermiş. Ormanda derin bir vadide gizli bir şelale bulunuyormuş, ancak bu şelalede sadece güzelliğini görmek ve şarkısını duymak isteyenler ona ulaşabiliyormuş. Zamanın Efendisi, tüm masal ülkesini vadideki şelaleyle buluşturmak istemiş ve böylece doğanın şarkısını herkesin duyabilmesini sağlamış. Zamanın Efendisi'nin büyülü değneğiyle vadideki şelaleye doğru bir ışık huzmesi yollamış. Vadideki kuşlar, çiçekler ve ağaçlar, Zamanın Efendisi'nin sihirli dokunuşunu hissederek coşkuyla şarkı söylemeye başlamışlar. Şelalenin suyu dans edercesine akarak, melodilerle dolu bir şarkıya dönüşmüş. Bu olağanüstü sesler, masal ülkesinin dört bir yanına yayılmış. İnsanlar, doğanın şarkısını duyduklarında büyülenmişler ve Zamanın Efendisi'nin hediyesine minnettarlıkla teşekkür etmişler. Artık masal ülkesindeki herkes, doğanın şarkısının keyfini çıkarabiliyormuş. Zamanın Efendisi, vadideki şelalenin hediyesiyle insanların ruhlarına neşe ve huzur vermiş. Doğanın büyülü şarkısı, herkesin kalplerindeki sevgiyi ve birlik duygusunu pekiştirmiş. Masal ülkesi, artık Zamanın Efendisi'nin sihirli dokunuşuyla birlikte daha da canlı ve renkli bir yer haline gelmiş. Böylece, Zamanın Efendisi'nin hikayesi, Masal Ülkesi'nin en güzel masallarından biri olarak nesilden nesile aktarılmış. Onun büyülü gücü ve doğanın şarkısının eşsiz melodisi, masal ülkesinin en güzel hatıralarından biri olarak daima yaşamaya devam etmiş. Zamanın Efendisi, masal ülkesinin her köşesine iyilik ve sevgiyle dokunmaya devam etmiş. Onun hediyesi, insanların kalplerinde sonsuz bir neşe ve huzur yaratmış. Vadideki şelalenin büyülü şarkısı, doğanın dansını canlandırmış ve mevsimlerin dansı daha da büyüleyici hale gelmiş. Kuşlar, çiçekler ve ağaçlar, Zamanın Efendisi'nin müziğiyle birlikte birbirleriyle uyum içinde dans etmişler. Bu sihirli gösteri, masal ülkesinin her gününü bir kutlama gibi süslemiş. İnsanlar, doğanın güzelliklerine hayranlıkla bakarken, Zamanın Efendisi'nin büyülü varlığından hep minnettarlıkla bahsetmişler. Masal ülkesindeki herkes, Zamanın Efendisi'nin şarkısının büyüsüne kapılarak, yaşamın değerini daha iyi anlamış. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zamanin-sihirli-saati-masali/", "text": "Bir zamanlar, sıradan bir çocuğun odasında bulunan sıradışı bir eşya vardı. Bu eşya, bir duvar saati gibi görünse de, aslında zamanın sihirli bir hapisanesiydi. Saatin içinde yaşayan büyülü bir ruh, zamanı durdurup geriye sarabilme yeteneğine sahipti. Ve bu saatin bulunduğu odada yaşayan çocuk, bu sihirli yetenekten habersizdi. Bu hikayemizin ana karakteri, sevimli bir çocuktu. Adı Ali'ydi ve sahibi olduğu bu odayı çok seviyordu. Ancak odadaki en özel şey, duvarındaki sihirli saat olduğunu bile bilmiyordu. Bir gün, Ali odasında oyun oynarken dikkatini çeken bir şey oldu. Saatin saniye ibresi, aniden dönmeyi durdurdu ve oda etrafındaki her şey de durdu. Kedisi Midilli'nin havada asılı kaldığını gördü, annesi bir kahkaha atarken donmuştu ve hatta çiçekler havada sabitlenmişti. Ali şaşkınca saate yaklaştı ve dokundu. Saniye ibresini hafifçe itti ve birden zaman yeniden başladı. Midilli havada asılı kalmaktan kurtuldu, annesi kahkahasına devam etti ve çiçekler rüzgarda dalgalanmaya başladı. Ali, saatle oynadığında neler olabileceğini merak etti ve daha fazla keşfetmek için ona dokunmaya devam etti. Her seferinde, saatin gücüyle farklı zaman dilimlerine ve yerlere yolculuk yapabiliyordu. İlkin, saati döndürdüğünde, kendini Ortaçağ'da buldu. Şövalyeler turnuvalar düzenlerken, prensesler kulesinde bekliyordu. Ali bu büyülü dünyada macera yaşadı ve şövalyelerle dostluk kurdu. Sonraki sefer, saati döndürdüğünde, kendini gelecekte buldu. Uçan arabalarla dolu bir şehirde dolaştı ve teknolojinin ilerlemesine tanık oldu. Robotlarla dans etti ve yemek yapan makinelerle tanıştı. Bir sonraki macerasında, saati döndürdüğünde, antik Mısır'da buldu kendini. Piramitleri ve firavunları gördü, hiyerogliflerle iletişim kurmayı öğrendi ve Nil Nehri kıyısında eğlenceli zamanlar geçirdi. Her zaman geri döndüğünde, saatin gücü sayesinde olağanüstü maceralar yaşamış gibi hissetti. Ancak bir gün, saati durdurup geri sararken, bir hata yaptı ve saatin içine hapsoldu. Ali, zamanın içinde kaybolmuştu. İçinde birçok farklı zaman dilimi geçti ve her seferinde farklı maceralar yaşadı. Ancak saatten başka kimse onu göremiyordu. Ali'nin zamanın içinde sıkıştığını kimse fark etmedi. Ancak saatin içinde geçen zaman, Ali'yi bir şeylerin değerini anlamaya zorladı. Eski zamanlarda, gelecekte ve antik dünyada yaşadığı her macerada, insanlar arasındaki bağların, arkadaşlığın ve ailenin ne kadar önemli olduğunu öğrendi. Sonunda, saati geriye sararak, odasına dönmeyi başardı. Ancak artık saatin gücünü kullanmak istemiyordu. Ali, gerçek dünyadaki zamanı ve ailesini daha çok değer verdi. Sihirli saatin gücünü kullanmak yerine, gerçek dünyada daha fazla macera yaşamaya ve sevdikleriyle daha fazla zaman geçirmeye karar verdi. Ve böylece, Ali'nin macerası sona erdi, ama bu macera ona çok şey öğretti. Artık zamanın gerçek sihrinin, sevdiklerimizle geçirdiğimiz anlarda ve hayatımızın tadını çıkardığımızda olduğunu biliyordu. Daha Fazla Masal okumak isterseniz Bebek Masalları Kategorilerimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zeynebim-turkusunun-hikayesi/", "text": "Zeynebim Zeynebim allı Zeynebim, beş köyün içinde şanlı Zeynebim. Hepimizin dinlerken büyük bir üzüntüye kapıldığı bu hüzünlü türkünün hüzünlü de bir hikayesi var. Bu hikayeyi hem usta oyuncu hem de ünlü oyuncu sevgili Çetin Kemal Sarıkartal'ın anlatımından yola çıkarak yazıyorum. Türküde bahsedilen Zeynep isimli güzeller güzeli olan bu kız; Hasan Ağa'nın kızıdır. Hasan Ağa, Şah İbrahim Beyin soyundan gelen bir babadır. Zeynep kızın gerçek memleketi Malatya'dır. Evlilik çağına geldiğinde yine kendi memleketinin Mezirme köyünde yaşayan akrabalarından biri ile nişanlanır. Fakat nişanlı olduğu dönemde gönlünü Mamaşlı lakabı ile tanınan Ali'ye kaptırır. E tabi hal böyle olunca da akrabası ile olan nişan bozulur. Nişanı atan Zeynep kız, Mamaşlı Ali ile evlenir. Zeynep kız ile Mamaşlı Ali evlendikten bir süre sonra Zeynep, Mamaşlı Ali'ye hamile olduğu haberini verir. Zeynep ve Mamaşlı Ali doğan çocuklarına Kamber adını verirler. Zeynep ve Mamaşlı Ali'nin oğlu Kamber doğduktan bir süre sonra Ali askere gider. Çok çok eski yıllarda askerlik uzun dönem yapılıyordu. Ama öyle on iki ay ya da on beş ay falan değil. Bildiğiniz yıllarca askerlik yapılıyordu. Bizim Maraşlı Ali, uzun dönem askerliği sırasında güzeller güzeli eşi Zeynep ve dünya güzeli oğlunun hasretinden biçare düşer. Daha fazla dayanamayıp askerden kaçmaya karar verir. Karar verdikten sonra gözünü karartan Maraşlı Ali gelin görün ki tahmin edeceğiniz üzere askerden kaçar. Köyüne dönen Maraşlı Ali; asker kaçağı olduğu için geceleri dağda yaşamaya başlar. Geceleri dağda yaşayan Ali, gündüzleri köyüne gider durur. Asker kaçağı olarak aranan Mamaşlı Ali hakkında bilgi almak isteyen kolcular, Zeynepkızın peşine düşerler. Fakat Zeynep kızımız dünyalar kadar güzel olduğu için kimselere görünmez. Bu sebeple ifade de vermek istememesi yüzünden bir ot yığını içine saklanmayı uygun görür ve ot yığınına girip orada saklanmaya başlar. Zeynep o dönemde de ikinci bebeğine hamiledir. Fakat saklandığı ot yığınının arasında neye uğradığının farkına bile varmadan fenalaşır. Bir anda kanaması başlar. Meğer saklandığı ot yığını zehirli bir türdür ve ikinci bebeğine hamile olan güzeller güzeli Zeynep kızı ve daha dünyaya gözlerini açamamış olan karnındaki bebeği ile bu dünyadan ayrılır gider. Nişanlısı ise bu duruma kayıtsız kalamaz. Yaşadığı üzüntü içerisinde bir kora dönüşür. Güzeller güzeli Zeynep kızın ölüm haberini alan akrabalarından ilk nişanlısı olan delikanlının duyduğu bu acı ve hüzün karşısında kaleminden bu satırlar dökülür. Bu satırlarda günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Yaşam dolu olan bu türkü birçok sanatçı tarafından seslendirilmiştir. Daha fazla hikaye okumak isterseniz Türküler ve Hikayeleri kategorimizi inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zeytinin-eglenceli-hikayesi/", "text": "Bir zamanlar, yemyeşil bir ormanın yamacında, yükseklerde bir dağın eteğinde sevimli bir tilki ailesi ile yaşarmış. Bu ailedeki küçük tilkinin adı Zeytin'miş. Zeytin, annesi ve babasıyla birlikte sıcacık bir mağarada yaşar ve ormanın güzelliklerini keşfetmekten büyük keyif alırmış. Henüz yeni doğmuş olan, yiyecek aramayı ve yürümeyi henüz öğrenen Zeytin, sık sık mağaradan çıkar, rüzgarlı ve kayalıklı dağdan iner ve ormanda dolaşırmış. Günlerini bu şekilde geçiren Zeytin, dış dünyaya oldukça büyük bir merak beslermiş. Zeytin, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte uyanır ve annesi babasıyla ormanda dolaşmaya çıkarmış. Bir sabah, ormanda gezerken renkli kuşların melodilerini duymuş. Kuşların özgür, neşeli ve mutlu bir şekilde şarkı söylediklerini düşünmüş ve büyülenmiş. Zeytin, kuşların bu özgürlüğünü ve neşesini görünce kendi hayatını düşünmüş. Bu sözler, Zeytin'in kalbinde derin bir etki yaratmış. Kuşları gördükten sonra kendi hayatını göz önünden geçiren, neden onlar gibi şarkı söyleyemediğini merak eden Zeytin, annesinin bu sözleri ile asıl önemli olan şeyi fark etmiş. Ailesinin değerini bir kez daha anlamış. Zeytin, her gece, mağarasından çıkar, mağaranın yakınlarındaki bir tepeye gider ve yıldızların altında ailesiyle beraber daha mutlu ve sağlıklı yaşamayı dilemiş. Onlar, birlikte geçirdikleri her anın değerini bilmeyi ve birbirlerine daima destek olmayı birbirlerine öğretmiş. Zaman geçtikçe Zeytin büyümüş ve kendi ailesini kurmuş. Kendi yavrularına, ailesinin ve sevginin önemini anlatmış, onlara her zaman birlikte olmanın gücünü öğretmiş. Zeytin ve ailesinin bu sevgi dolu davranışı ormandaki diğer hayvan ailelerinin de dikkatini çekmiş. Zeytin, kendi çocuklarına sevginin önemini, birliğin gücünü sık sık anlatmaya, göstermeye devam etmiş. O günden sonra ormanda yaşayan tüm tilkiler, ailelerinin kıymetini daha iyi anlamış ve birbirlerine daha fazla bağlanmış. Daha fazla uygu masalları makalesi için 4 yaş masalları kategorisini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zipzipin-vitaminleri-masali/", "text": "Bir zamanlar ormanın derinliklerinde yaşayan Zıpzıp adında minik bir tavşan varmış. Sonbahar bitmiş rüzgarlar sert esmeye başlamış. Yağmurlu bir günde Zıpzıp ve arkadaşları dışarıda akşama kadar oyun oynayıp eğlenmişler. Yağmurda ıslandıklarını önemsemeden neşe içinde, vaktin nasıl geçtiğini bilmeden oyun oynamışlar. Ertesi sabah Zıpzıp okula gitmek için erkenden uyanmış. Uyanmış uyanmasına ama bütün vücudu ağrıyormuş. Bir türlü yatağından kalkamamış. Kendini hiç iyi hissetmeyen Zıpzıp ne olduğunu anlayamamış. Üstelik bütün vücudu tir tir titriyormuş. Hemen yatağa girip üstünü sımsıkı örtmüş. Annesi Zıpzıp'ın neden kalkmadığını merak etmiş. Yanına gittiğinde Zıpzıp' ın titrediğini, ateşinin yükseldiğini görmüş. - Zıpzıp sanırım üşütmüşsün. Ateşin çok yüksek o yüzden üstünü örtmemeliyiz demiş. Senin için vitaminli meyveler getireyim bunlar hastalığına iyi gelir, seni güçlendirir demiş. Annesinin getirdiği meyveleri Zıpzıp yemek istemiyormuş. Hiç iştahı yokmuş. Annesi Zıpzıpı alıp doktora götürmüş. Doktor zıpzıpı bir güzel muayene etmiş. - Evet Zıpzıp üşütmüşsün ama hastalığı yenmek senin elinde demiş. Şimdi sana bir güzel ilaçlarını yazacağım. Bunları düzenli kullan. Sonra vitaminli meyvelerden bolca yemelisin. Özellikle de C vitamini bakımından zengin meyveleri yemeyi unutma demiş. Bunlar hastalandığında mikroplarla savaşırlar unutma sakın demiş. Zıp zıp hemen eve gelip ilaçlarını düzenli bir şekilde içmiş. Doktorun söyledikleri aklına gelmiş. Ne demişti doktor C vitamini bakımından zengin mi demişti diye düşünmüş. Annesinin yanına gidip vitaminin ne demek olduğunu sormuş. Bu çok güzel bir soru Zıpzıp demiş. Yediğimiz meyve, sebze ve yiyeceklerde A,B,C,D,K gibi bir sürü vitaminler vardır. Vücudumuzun kusursuz çalışması için hepsinin bir görevi ve faydası vardır demiş. Bunlardan yeterince almamız gerekir. Özellikle hasta olduğumuzda C vitamini bolca almamız gerekir demiş. Peki anneciğim C vitamini hangi yiyeceklerde bulunur söyler misin demiş. Zıpzıp C vitamini birçok yiyecekte bulunur ama en çok mandalina ve portakal gibi meyvelerde daha fazladır demiş. Zıp zıp O günden sonra bolca mandalina ve portakal tüketmiş. İlaçlarını da ihmal etmemiş. Zıpzıp birkaç gün sonra kendini çok iyi hissetmeye başlamış. Artık okula gitmeye hazırmış. Annesine ona hastayken çok iyi baktığı için teşekkür etmiş. Böyle vitaminli meyve ve sebzeler yarattığı için Allah'a şükür eden Zıpzıp bundan sonra kendisini daha iyi koruyacağına annesine söz vermiş. O günden sonra vitaminli meyve ve sebzeleri iştahla yemeye devam etmiş. Daha Fazla Uyku Masalları İçin Uyku Masalları Kategorimizi Ziyaret Edebilirsiniz."} {"url": "https://www.masallaroku.com/zurafa-ile-filin-ormandaki-yarisi/", "text": "Bir zamanlar, derin bir ormanda Zürafa adında bir zürafa ve Fil adında bir fil yaşarmış. Zürafa, uzun boyuyla tanınırken Fil de büyük gövdesiyle ün kazanmıştı. Her ikisi de ormanın en hızlı ve güçlü hayvanları olarak bilinirdi. Bir gün, ormanda heyecanlı bir yarış düzenlenmesi fikri ortaya atıldı. Yarış, ormandaki tüm hayvanlar arasında büyük bir heyecan uyandırdı. Herkes Zürafa ve Fil'in yarışa katılmasını bekliyordu çünkü onlar ormanın en hızlı hayvanlarıydı. Yarış günü geldiğinde ormanın dört bir yanından hayvanlar toplanmıştı. Yarış alanında heyecanlı bir kalabalık vardı. Zürafa ve Fil, start çizgisine geldiğinde herkes nefesini tuttu. Yarış, ağaçların arasındaki dar patikada yapılacaktı. Yarış başladığında Zürafa hızlı adımlarıyla hızla öne geçti. Uzun bacakları sayesinde hızla ilerliyordu. Fil ise ağır hareket ediyordu, ancak güçlü bacakları sayesinde hızı da oldukça etkileyiciydi. Zürafa, hızıyla önemli bir avantaj elde etti ve önde koşmaya devam etti. Ancak Fil, güçlü bacaklarıyla hızla ilerleyerek ona yetişmeye başladı. Yarış boyunca ikisi birbirleriyle kıyasıya mücadele etti. Yarışın sonuna doğru, patika birden daralmaya başladı. Zürafa, uzun bacaklarıyla kolayca sığabilse de Filin geniş gövdesi sıkışmaya başladı. Fil, sıkışarak hareket edemez hale geldi. Zürafa, arkasını dönüp Fil'i gördüğünde hemen durdu ve geri döndü. Diğer hayvanlar şaşkınlıkla izliyordu. Zürafa, Fil'e yardım etmek için yanına gitti ve onu sıkıştığı yerden kurtardı. Fil, Zürafa 'ya minnettarlıkla teşekkür etti. İkisi birlikte yarışı tamamlayamamış olsalar da, ormanda büyük bir saygınlık kazanmışlardı. Herkes, Zürafa'nın fedakarlığını ve arkadaşını düşündüğünü gördü. Yarış sonrası düzenlenen törende, Zürafa 'ya cesaret ve fedakarlık ödülü verildi. Fil de ona en iyi arkadaş ödülünü verdi. İkisi ormanda dostluklarını pekiştirmiş ve birlikte daha nice maceralara atılmaya karar vermişlerdi. Bu masal, dostluğun, yardımlaşmanın ve fedakarlığın önemini anlatırken aynı zamanda güçlünün daima kazanmayabileceğini de gösteriyor. Her zaman birbirimize destek olmalı ve arkadaşlarımızın yanında olmalıyız. Çünkü gerçek zafer, birlikte başardığımız zaman gelir. Hayatın her aşamasında canlılar mutlaka iyi veya kötü günlerinde dosta ihtiyaç duyarlar. Böylece hayattaki zorlukları daha basit şekilde aşmış olurlar. Kimi zaman dostların iyi gününde kimi zamansa kötü gününde bir arada olmak gerekir. Sizin yanınızda olduğunu hissedeceğiniz dostlarınızın bulunması belki de hayatta edinilebilecek en önemli olumlu deneyimdir. Dostları kaybetmemek de ayrıca buradan çıkarılması gereken başka bir derstir."}