{"url": "https://masalist.com/ali-allahi-taniyor-masali/", "text": "Annesi Ali'yi her sabah öperek uyandırırmış. Ali'de hiç mızmızlanmadan kalkar, elini yüzünü yıkar, sofraya otururmuş. Kahvaltısı bitince dedesi Mehmet Efendi'yi, tombul yanaklarından öpüp neşe içinde okulun yolunu tutarmış. Ali henüz küçük olduğu için, ana okuluna gidiyormuş. Sınıf arkadaşlarıyla birlikte resimler yapıyor, bahçede oyunlar oynuyormuş. Ama Ali'nin en sevdiği şey tiyatro oyunları izlemekmiş. Oyuncuların renkli kıyafetleri, söyledikleri şarkılar, yaptıkları şakalar, sakarlıklar Ali'yi çok güldürürmüş. Ali o gün yine çok heyecanlıymış. Çünkü okuldan sonra tiyatro gösterisi varmış. En ön sırada yer kapmak için koşa koşa salonu gitmiş. Sahneyi en güzel gören yeri bulup oturmuş ve başlamış beklemeye. Biraz sonra sahneye öğretmenleri Elif Hanım çıkmış. Çocuklar, bugün sizlere değişik bir gösteri sunacağız. Karşınızda ünlü illüzyonist Cem bey demiş. Cem bey başında siyah bir şapka ve peleriniyle sahneye çıkmış. Önce şapkasının içini göstermiş. Şapkanın içi bomba boş. Cem bey hop der demez şapkanın içinden beyaz bir tavşan çıkmış. Ali o kadar çok şaşırmış ki şaşkınlıktan alkışlamayı bile unutmuş. Cem bey bu kez eline boş bir tabak almış. Aynı sözleri tekrar etmiş. Hop ve puff, tabağın içi rengarenk çiçeklerle dolu vermiş. Cem bey birbirinden güzel numaralarla gösterisine devam etmiş. Ali ve arkadaşları gördüklerine inanamamışlar. Cem beyi gözlerini bile kırpmadan izlemişler. Cem bey gösterinin sonunda şapkasını çıkartıp selam vermiş. Ve pelerinine sarınıp, dumanların içinde kaybolmuş sanki. Herkes gibi Ali de gösteriyi çok beğenmiş. O gün Ali heyecanla eve gelmiş ve dedesinin yanına koşup Cem bey'in gösterisini anlatmaya başlamış. Dedeciğim, bugün okulda harika bir gösteri vardı. İlizyonist Cem bey şapkasının içinden tavşan çıkarttı. İnanılmaz değil mi? Bende büyünce onun gibi numaralar yapmak istiyorum. Dedesi Mehmet efendi Ali'yi dikkatlice dinleyip öyle mi? Çok ilginç demiş. Ali heyecanla evet dedeciğim bir bakıyorsun elinde bir şey yok, sonra hop elinde kocaman bir buket çiçek var. Ne kadar ilginç değil mi? Bende büyünce bir ilizyonist olmak istiyorum diye devam etmiş. Dedesi, düşünceli bir şekilde Ali'nin başına okşayıp, Ali yarın okul tatil. Seninle biraz dolaşalım mı diye sormuş. Ertesi gün kahvaltı edip düşmüşler yollara, uzun bir yolculuktan sonra kapısında çiftlik yazan bir yere gelmişler. Her yerde kahverengi minik kelebekler uçuşuyormuş. Ali hayranlıkla kelebekleri izlemeye başlamış. Dedesi; Ali burası ipek ipliği üretim tesisi demiş. Ve Ali'nin elinden tutup onu bir odaya götürmüş. Bu odada küçücük raflarda duran binlerce minik beyaz yumurta varmış. Bunlar ipek böceği kozaları Ali'cim demiş dedesi. Tırtıllar etraflarına bu kozayı örüp içinde uyuyorlarmış. Sonra da birer kelebek olarak uyanıyorlar. Bu kozaların iplerinden de ipek yapılıyor diye anlatmış dedesi. Ali iplerde sallanıp duran beyaz yumurtacıklara şaşkın şaşkın bakıp sormuş. Peki tırtıllar nereden geliyor dedeciğim? Kelebeklerden, kelebekler içinde tırtır olan yumurtalar yumurtuyor. diye cevap vermiş dedesi. Ali hayranlıkla dedesini dinleyip uzun uzun kozaları incelemiş. Bir süre sonra, açlıktan midesi guruldamaya başlamış. Dedeside onu kocaman bir meyve bahçesine götürmüş. Ağaçlardan çeşit çeşit meyveler toplamışlar, erikler, elmalar, kayısılar. Sonra da meyveleri çeşmede güzelce yıkayıp yemeye başlamışlar. Bu meyveler nereden geliyor biliyor musun Ali diye sormuş dedesi. Ağaçlardan geliyor, dedeciğim diye cevap vermiş Ali. Dedesi, evet ama ağaç olmadan önce hepsi birer çekirdekti demiş. Toprağa dikilip sulandılar, sonra kocaman birer ağaç olup meyve verdiler diye devam etmiş sözlerine. Ali dedesinin anlattıklarını düşünürken ağacın dalındaki kuş yuvasını görmüş. Yuvanın içi boşmuş, merakla, dedeciğim bu yuva neden boş diye sormuş. Dedesi, şuradaki ebabil kuşlarını görüyor musun? Onlardan biri yuvaya yumurtalarını bırakacak, sonra yumurtalardan minik ebabil kuşları çıkacak diye cevap vermiş. Ali dedesinin anlattıklarını dikkatlice dinlemiş. Dedesi, Ali yoktan var etmek sadece Allah'a mahsustur. İpek böceği olmazsa tırtır olmaz, kuş olmazsa yumurta olmaz demiş. Ali gülümseyerek, yani bu küçük tohum olmazsa meyve ağaçları da olmaz öyle mi dedeciğim demiş? Dedesi de, evet Ali çok doğru diye yanıtlamış. Ali dedesine dönüp merakla sormuş, peki ilizyonist Cem bey o müthiş numaraları nasıl yapıyor zaman? Dedesi yavaşça Ali'ye yaklaşmış, başını okşamış ve bir anda kulaklarının arkasından madeni bir para çıkarıvermiş. İlizyon sadece el çabukluğudur Ali, demiş ve parayı Ali'ye uzatmış. Ali hayranlık dolu bakışlarla dedeciğim sen de bir ilizyonistsin diye bağırmış. Dedesi, bu sadece küçük bir numara, ellerimi öyle hızlı hareket ettirdim ki sen parayı avcumun içinden çıkarttığımı görmedin diye gülümsemiş. Ali, dede ben hala ilizyonist olmak istiyorum bu yanlış mı diye sormuş. Dedesi, tabii ki değil Ali, yaratma gücünün sadece Allah'ta olduğunu bildikten sonra ilizyonist olmanda hiçbir sakınca yok. Ben de gösterilerine gelip seni alkışlarım. Ali böylece yaratma gücünün sadece Allah'tan olduğunu öğrenmiş. Bu sırada çiftlikte baya zaman geçirmişler ve güneş yavaş yavaş batarken Ali ve Dedesi el ele tutuşup neşe içinde evlerinin yolunu tutmuşlar. Evet sevgili çocuklar hiçbir şey sahipsiz değildir. Hiçbir şey yoktan var edilmemiştir. Etrafımızda gördüğümüz ve göremediğimiz her şey Allah tarafından yaratılmıştır."} {"url": "https://masalist.com/aslanin-yeni-sac-modeli/", "text": "Aslan'ım, neden saçlarını kestirmek istiyorsun? diye sormuş annesi. Senin kıvırcık saçların çok güzel! Aslan, Hayır, kıvırcık saçları sevmiyorum. Onları düz ve güzel isterim! demiş. Tavşan'ın berberine gitmeye karar vermiş Aslan. Berber Tavşan'a, Saçlarının kıvırcık hali çok güzel, neden değiştirmek istiyorsun? diye sormuş. Aslan, dergide gördüğü bir atın düz saçlarına hayran kalmış ve onun gibi saçları olmasını istemiş. Lütfen saçlarımı düz yapın! demiş Aslan. Tavşan düşünmüş, Anladım, senin için özel bir saç modeli yapalım o zaman. demiş. Tavşan, Aslan'ın saçlarını önce kıvırcık yapmış, sonra düzleştirmiş ve en sonunda saçlarına şekil vermiş. Aslan'ın saçları yıldız şeklinde bir başak olmuş. Aslan aynaya baktığında kendisine çok farklı ve garip gelmiş. Başını örtüp hemen eve koşmuş. Ormanda dolaşırken, diğer hayvanlar Aslan'ın saçlarına şaşırmışlar. Bakın, Aslan'ın kafasında yıldız şeklinde saçlar var! diye konuşmuşlar. Aslan'ın kalbini çok kırmış bu sözler. Başkalarının kendisiyle alay etmesinden korktuğu için dışarıya çıkmayı bile reddetmiş. Okulu bile gitmemiş. Annesi çok endişelenmiş. Aslan'ı berbere götürmeye karar vermiş. Berbere vardıklarında, Aslan'ın annesi Tavşan'a, Lütfen saçlarını eski haline getirebilir misin? Senin doğal saçların daha güzel. demiş. Tavşan Aslan'ın saçlarını eski haline getirmiş. Aslan aynada kendini görünce mutlu olmuş. Evet, kendi saçlarım daha güzel! diye düşünmüş. Artık Aslan, kendisinin özel olduğunu ve kendi güzelliğini kabul etmeyi öğrenmiş. Herkesin farklı olduğunu ve kendini olduğu gibi sevmesi gerektiğini anlamış. Ve böylece, mutlu bir şekilde yaşamışlar. Masal oku Gelin ve Kaynana Masalı"} {"url": "https://masalist.com/basarili-ogrencilerin-masali/", "text": "Bir zamanlar, Aslı ile Sibel ismiyle iki yakın arkadaş vardı. İkisi de sınıfının en başarılı öğrencileri ve her zaman en çok takdir gören kişileriydi. Karne alma günü geldiğinde, iki arkadaş da heyecanlanmaya başladı. Çünkü , bir dönem boyunca göstermiş oldukları öz verili çalışmaların sonucunu görmüş olacaklardı. Karne günü gelip çattığında, Aslı ile Sibel erken kalkarak okula gitmek için hazırlandılar. Okula yürüyerek giden bu iki arkadaş, yol boyunca bir yıldır yaşadıkları iyi ve kötü günleri tekrar düşündüler. Aslı ile Sibel zor zamanlarda birbirlerine nasıl yardımcı oldukları, sınavlara hazırlanmak için beraber ders çalıştıkları saatleri ve öğrendikleri yeni şeyleri hatırladılar. Okula geldiklerinde, sınıflarına girdiler ve öğretmenleri karneleri vermeye başladı. Aslı ile Sibel'in heyecanı gözlerinden okunuyordu. Karnelerini aldıklarında, bir yıllık öz verili çalışmalarının karşılığını almışlardı. İkisi de mükemmel notlar almıştı! Aslı ile Sibel, birbirlerine sarılarak bu büyük başarıyı kutladılar. Öğretmenleri ve yakın arkadaşları da onların başarısını takdir etti. Aslı ile Sibel, sadece iyi notlar almakla kalmayıp, aynı zamanda sınıf arkadaşlarına yardım etmek, okul etkinliklerini düzenlemek ve her zaman iyi yapılı bir tutum sergilemek gibi konularda da örnek oldular. Okuldan ayrıldıktan sonra, Aslı ile Sibel kendilerine ödül vermek için dondurma dükkanına girdiler. Sevdikleri dondurmayı yiyerek, gelecek yıl için planlamalar yaptılar. Her ikisi de geleceğe dair büyük hayalleri olduğunu fark etti ve birbirlerine bu hayallerini gerçekleştirmeleri için destek olacaklarına söz verdiler. Bu özel günde, Aslı ile Sibel için sadece akademik başarının bir kutlaması değil, aynı zamanda gerçek dostlukla ve birbirlerine olan desteğin de bir kutlamasıydı. İki arkadaş da, hayatın her döneminde başarılı olabilmek için birbirlerinin desteğine her zaman güvenebileceklerini biliyorlardı. Aslı ile Sibel'in karne günü masalında başarılı olabilmek için çok sıkı çalışmalarının gerektiğini ve iyi bir dost olabilmek içinde birbirlerine karşı her zaman iyi davranarak yardımcı olmaları gerektiğini anlatmaktadır. Sizde diğer masal okuyucularına karşı yardımcı olmak için kendi yazdığınız masalları paylaşabilirsiniz.Masal dinlemek için internet sitemizde ki oynat butonuna basabilirsiniz."} {"url": "https://masalist.com/bebek-ayicik-masali/", "text": "Bebek ayıcık, annesi ve babasıyla birlikte rahat bir mağarada yaşıyormuş. Günlerini ormanda dolaşarak, yeni arkadaşlar edinerek ve maceralar yaşayarak geçirirmiş. En sevdiği şeylerden biri, arkadaşları tavşan ve sincapla gizlice gizemli ormanın derinliklerine yolculuk yapmakmış. Günlerden bir gün, bebek ayıcık ormanda yeni bir arkadaşla tanışmış. Bu, uçamayan minik bir ejderhaymış. Ejderha kocaman gözleri ve rengarenk pullarıyla ayıcığın kalbini hemen çalmış. Ejderha, uçamadığı için diğer ejderhalar tarafından dışlanmış ve üzgünmüş. Ancak bebek ayıcık, onunla arkadaş olmuş ve ona Uçamaman önemli değil, sen yine de harikasın! demiş. Ayıcık ve ejderha ormanda eğlenceli oyunlar oynamışlar, şarkılar söylemişler ve gülüp eğlenmişler. Artık birlikte oldukça, ejderhanın yüzü gülmeye ve özgüveni artmaya başlamış. Ejderha, kendisini sevdiği için bebek ayıcığa minnettar olmuş. Bir gün, ormanda büyük bir macera yaşanmış. Ormanda yaşayan tüm hayvanlar, büyük bir yarışma düzenlemeye karar vermişler. Yarışmada kimin en güzel şarkıyı söyleyeceği, en hızlı koşacağı ve en güzel resmi yapacağı belirlenecekmiş. Bebek ayıcık, bu yarışmaya katılmak için heyecanlı, ejderha ise çok üzgünmüş. Ben uçamadığım için kimse beni sevmez, diye düşünüyormuş. Bebek ayıcık hemen onu teselli etmiş, Hiç üzülme, seni seviyorum ve yanında olacağım. Kimse seninle dalga geçemez, çünkü seninle arkadaş olduğum için gurur duyuyorum. Birlikte çalışarak, bebek ayıcık ve ejderha yarışmada birbirlerine yardım etmişler. Ayıcık güzel bir şarkı söylemiş ve ejderha, renkli pullarıyla güzel bir resim yapmış. Yarışmada kazanmasalar da, birlikte geçirdikleri zamanın tadını çıkarmışlar ve büyük bir dostluk bağı kurmuşlar. Artık ormanda herkes bebek ayıcık ve ejderhanın dostluğundan bahsedermiş. Ejderhanın uçamaması hiç kimseyi rahatsız etmezmiş çünkü gerçek arkadaşlığın ne kadar değerli olduğunu anlamışlar. Bebek ayıcık ve ejderha, birlikte ormanda eğlenmeye ve maceralara devam etmişler. Onların dostluğu, masalsı ormanda sonsuza kadar süren bir hikaye olarak anlatılmış ve kalplerde bir iz bırakmış."} {"url": "https://masalist.com/binbir-gece-masallari-altin-lambanin-sirri/", "text": "Binbir Gece Masalları büyülü dünyasında, yıldızlar sayesinde parıldayarak aydınlanan bir kasabada yaşayan genç bir kadın varmış. Bu genç kadının ismi Nurcan'dı ve çok sıradan bir hayat yaşamaktan bunalmıştı. Günlerden bir gün, tarihi bir kütüphanede dolaşırken, unutulmuş raflar arasında duran esrarengiz bir lambayı gördü. Bu lamba çok eski görünüyordu ve üzerinde eski tarihlerden kalan yazılarla merak uyandırıyordu. Nurcan, lambayı çok tuhaf bir şekilde bulduğu için onu evine götürüp temizlemeye başladı. Lambayı temizleme devam ederken, lambanın içerisinden büyülü bir duman çıktı ve dumanın içerisinden devasa boyutta bir cin çıka geldi. Cin, Nurcan'a minnettar bir şekilde bakarak, Nurcan hanım, size tam üç dilek hakkı sunuyorum, dedi. Nurcan şaşırarak düşüncelere daldı. Dileyeceği ilk şeyi dikkatle seçmek istedi. Düşündükten sonra, daha iyi bir gelecek ve yaşan sürebilmek için çok fazla para talep etti. Cin dileğini yerine getirip, parıl parıl altınlar ve mücevher dolu bir sepeti hemen önüne serdi. Nurcan'ın bir sonra ki dileği, çok fazla bilge birisi olmaktı. Cin bu dileğini de yerine getirerek dünyanın en çok bilgisine sahip insanı oldu. Dünya da herkesin bilgi sahibi olabileceği ,öğrenmek isteyip de çözemediği şeyleri Nurcan'a danışarak öğrenmeye başladı. Fakat Nurcan, bu akıllığı sadece kendisi için değil tüm dünya da yaşayanlar için kullanabilir olmayı istemişti. Dünyayı çok daha güzel bir yer edebilmek için Sihirli lamba Cin'inden bu dileği dilemişti. Son dileğini düşünürken Nurcan, lambanın aslında önemini ve gerçek değerini anlamış oldu. Dilek hakkının sonsuz olması yerine çünkü böyle bir şey isteyebilirdi, lamba cininin özgür bir şekilde kalmasını istedi. Cin, bu dileğinden sonra özgürlüğüne kavuşarak lambadan çıktı. Nurcan, çok zengin ve çok akıllı bir kadın olarak hayatına devam etti, fakat en değerli bilgeliği Binbir Gece Masalları'ndan esinlendiği hikayeleri olmuş oldu. Bu hikaye, bizler için asıl zenginliğin sahip olduklarımızın olduğunu göstermiş oldu. Binbir Gece Masalları'nın bu büyülü dünyasından çocuklarınız için masalları okuyabilir ya da sitemizde ki yapay zeka seslendirmeleriyle dinletebilirsiniz."} {"url": "https://masalist.com/cadi-ve-peri-masali/", "text": "Günlerden bir gün, ormanın dışından bir adam gelmiş. Eşi hasta olduğu için endişeliymiş. Adam, cadıdan hasta eşi için bir iksir rica etmiş. Cadı, adamın talebini dinlemiş ve mavi renkte parlak bir sıvıyı küçük bir şişeye doldurmuş. Adam, umutla evine dönmüş ve eşine bu iksiri içirmiş. Ancak, zaman geçtikçe eşinin durumu daha da kötüleşmiş. Adam, hızla cadının yanına geri dönmüş ve neden böyle bir iksir verdiğini öfkeyle sormuş. Cadı, özür dilemiş ve iksirleri karıştırdığını söylemiş. Doğru iksiri hazırlamaya başlamış. Cadı, bu kez kırmızı renkte parlayan bir sıvıyı adamın eline tutuşturmuş. Adam, iksiri alıp hızla eve dönmüş ve eşine içirmiş. Ancak, cadının kalbi kötüymüş ve hazırladığı iksir de kötülük doluymuş. Eşinin durumu daha da ağırlaşmış, adam çaresizce ağlamış. Çünkü sevdiği kadın ölümün eşiğine gelmiş. Tam o sırada, pencereden minicik bir peri içeri girmiş. Peri, bir kelebek kadar küçükmüş ama gülümsemesiyle tüm odanın aydınlandığı söylenirmiş. Peri, nazikçe adamın eşinin başından öpmüş. O an, mucizevi bir şekilde, kadının gözleri açılmış. Peri, adamın içindeki üzüntüyü ve iyilik dolu kalbini hissetmiş. Her zaman üzgün veya iyi kalpli insanlara yardım etmek için hızla harekete geçtiği söylenirmiş. Peri'nin iyiliği sayesinde, cadının kötü niyetli planı bozulmuş. Artık adamın eşi sağlığına kavuşmuş, kötü iksirin etkisi silinmiş."} {"url": "https://masalist.com/can-ile-market-alisverisi/", "text": "Bir gün yine erkenden uyanmış ve hazırlanmışlar markete gitmek için. Market yolunda sevinçle alışveriş yaparlarken, raflara yetişmekte zorlanan bir teyze görmüş. Hemen babasına dönüp teyzeye yardım etmek istediğini söylemiş. Babası da gülümseyerek teyzenin yanına gitmiş. Can, teyzeye gülümseyerek İyi günler teyzeciğim, size yardım edebilir miyiz? diye sormuş. Teyze, Can'ın nazikliğine gülümsemiş ve başını okşamış. Babası da üst raftaki peyniri alıp teyzenin alışveriş arabasına koymuş. Teyze minnettar bir şekilde Teşekkür ederim evladım demiş. Babası, Can'ı övüp onun sayesinde yardıma ihtiyacı olduğunu fark ettiklerini söyleyince, teyze de Can'a teşekkür etmiş. Can, teyzeyi mutlu etmenin verdiği sevinçle, onun market arabasını sürmeyi teklif etmiş. Teyze önce tereddüt etmiş, ama Can'ın ısrarı ve isteği karşısında kabul etmiş. Alışveriş sonunda teyze mutlu bir şekilde ayrılmış ve Can babasına nezaket kurallarını sormuş. Babası da ona, nazik davranışların insanlar arasında güzel ilişkiler kurmaya yardımcı olduğunu anlatmış. Sabahları herkese Günaydın demek, teşekkür etmek, yemek yerken ağzını kapatmak gibi davranışların nezaket kurallarına örnek olduğunu söylemiş. Can, nezaket kurallarını öğrendiğine çok sevinmiş ve bundan sonra herkese karşı daha nazik olmaya söz vermiş. Ailesi de onun nazikliğini takdir etmiş ve gururlanmış. Artık Can, herkese güzel davranarak mutlu bir çocuk olarak büyümeye devam etmiş"} {"url": "https://masalist.com/ceylan-ile-aslan-masali/", "text": "Ormanda yaşayan bir ceylan varmış. Bu ceylanın ismi Loli imiş. Loli, annesiyle , babasıyla ve kardeşleriyle beraber yaşıyormuş. Loli gününün neredeyse hepsini ormanda gezip, oynayarak, yemek yiyerek ve sürekli zıplayarak geçiyormuş. Loli'ın en sevdiği şeylerden birisi de ormanın kuytu köşe yerlerinde oyunlar oynamakmış. Zaman su gibi akıp geçiyormuş ve Loli artık büyümüş. Artık eskisi gibi çocuk değil genç bir ceylan olmuş. Fakat yaptığı yaramazlıklar hiç azalmamış. Bir gün Loli, orman da gezerken daha önce hiç görmediği bir mağarayı görmüş. Mağaranın kapısı çok ürpertici görünüyormuş. Loli çok meraklandığı için mağaraya girmek istemiş. Mağaranın içerisine girdiğinde, gözlerine inanamamış. Mağaranın içerisinde bu güne kadar hiç görmediği pas parlak renkli taşlar bulunuyormuş. Loli, şaşkınlıkla etrafını seyrederken bir ses duymuş. Ses, mağaranın dip tarafından geliyormuş. Loli, sesin geldiği yere doğru yürümeye başlamış. Ses, gittikçe daha net duyulmaya başlamış. Loli, mağaranın dibine doğru yaklaştığında, karşısında bir Aslan görmüş. Loli, hayatında ilk kez bu kadar korktuğunun farkına varmış. Kalbi yerinden çıkacak kadar hızlıca atıyormuş. Çünkü, aslanlar, ceylanlar için çok tehlikeliydi. Loli'nin kaçmak için hiç bir imkanı bulunmuyordu ,aslanla bu konuyu konuşması gerektiğini anladı. Loli Merhabalar, ismini öğrenebilir miyim ? Benim ismim Loli diye sormuş. Aslan, ceylanın bu davranışına karşılık vermiş Merhabalar benimde ismim Aslan, sen buraya neden geldiğini söyle? Benden hiç korkmadın mı? diye sormuş. Tabi ki korkuyorum yüreğim hızlıca atıyor fakat bana zarar vermek isteseydin bunu çoktan yapardın, bu yüzden seninle konuşmayı istiyorum demiş. Aslan ilk defa bir ceylanın kendisiyle konuştuğu için çok mutlu olmuş. Herkesin bildiğinin tam aksine Aslan kötü bir hayvan değilmiş. Yıllar boyunca Aslanlar hakkında anlatılanlar için kendisinden herkes kaçıyormuş. Tüm canlılardan uzakta bir hayat yaşaya kararı almış. İki hayvan uzun bir süre sohbet ettikten sonra Artık buradan uzaklaşmalısın, ailen seni merak edecektir. Her zamanda bu kadar meraklı birisi olmamalısın. Bu kadar meraklı olman başına sorunlar çıkarabilir demiş. Ceylan, Aslanın bu öğütleri için kendisine teşekkürler etmiş ve evine doğru dönmek için yola koyulmuş. Ormanda arkadaşlarının yanına döndüğünde bu başından geçenleri tüm arkadaşlarına anlatmış. Arkadaşları da bu duyduklarından sonra Aslan'a karşı bakış açılarını değiştirmişler. Herkes kötü kalpli olmak zorunda değil diye düşünmüşler. Bu yaşananlardan sonra tüm ceylanlar her aslan için kötü düşünmemesi gerektiğini anlamış. Tanımadan birisini yargılamanın onun hakkında kötü düşüncelere kapılmanın hatalı bir davranış olduğunu anlamışlar. O günden itibaren tüm ceylanlar daha da mutlu bir şekilde yaşamışlar. Masal da mutlu bir şekilde bitmiş. Masal Okumak için sitemizi takip edebilirsiniz. Sizde hayvan masalları yazmak ya da farklı sektörlerde masal göndermek için aşağıda ki görsele tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://masalist.com/ciftlik-tavsani-ve-arkadaslari/", "text": "Bir gün, ufak bir çiftlik de yaşayan Minnak Tavşan adıyla bilinen tavşan yaşarmış. Minnak Tavşan, çiftlikde yaşayan hayvanların arasında en sevimli ve yardımsever olanıymış. Diğer hayvanlarda, onun zarif ve kibar tavırlarını çok severmiş. Günlerden bir gün, çiftlikteki tüm hayvanların arasında bir tartışma çıkmış. Öküz, keçi, ve tavuk kendilerinin çiftlikte en çok sevilen ve en önemli hayvan olduğunu hakkında kendilerini savunuyormuş. Öküz kendi özelliklerini , keçi süt vermesi sayesinde çiftliğin geçindiğini ve tavuk da yumurtlaması sayesinde çiftlikte yiyecek olduğunu savunmuş . Maalesef bu tartışma kısa süre içerisinde kavgaya dönüşmüş. Minnak Tavşan, bu duruma bir çözüm getirmek istedi ve kavga yapan tüm hayvanları toplayarak buna bir çözüm üreteceğini söyledi. Minnak Tavşan, çiftlikte yaşan her türlü hayvanın çok özel olduğunu ve her birinin çiftlikte çok önemli sorumluluklarının olduğunu anlattı. İnek, güzel ve vitaminli süt vererek insanların kahvaltılarını lezzetlendirdiğini sütü sayesinde peynir ,yoğurt gibi diğer gıdaların da işlemesinde çok büyük etkisinin olduğunu kabul etti. Keçi, sıcacık yünü olduğu için insanların kış soğuklarında sıcak kalmasına yardımcı olduğunu anlattı. Tavuk ise çiftlik için çok güzel yumurtalara vererek insanların kahvaltılarında çok lezzetli ve besleyici bir gıda ürettiğini anlattı. Minnak Tavşan'ın bu anlattıkları sayesinde, çiftlik hayvanları kendi değerlerini anlamalarına ve birbirlerine karşı saygılı davranmaları gerektiğini göstermiş oldu. Tartışma bitti ve tüm hayvanlar tekrar dost olarak çiftlikleri için en verimli şekilde hizmet etmeye devam ettiler. Minnak Tavşan, çiftlikte arkadaşlık ve dayanışmanın çok önemli olduğunu tekrar göstermiş oldu. Tüm hayvanlar, diğer hayvanların özelliklerini dinlediğinde hayran kalarak çalışmaya devam etti ve çiftlikte huzurlu bir şekilde geçindiler. Bu masalımızda dinleyici çocuklara, farklılıkların ne kadar güzel bir şey olduğunu, her farklılığın aslında ne kadar özel bir şey olduğunu ve saygının herkes arasında arkadaşlığa teşvik edeceğini hatırlattı."} {"url": "https://masalist.com/cizmeli-kedi-masali-oku/", "text": "çok üzülmüş. Kedi ne işine yarar ki insanın? diye yakınmış. Pişirip yiyemezsin bile. Kedi bunu duymuş ve hemen cevap vermiş. Kötü bir mirasa sahip olmadığınızı göreceksiniz efendim. Bana boş bir çuval ve bir çift de çizme verirseniz, neye yarayacağımı görürsünüz. Şaşkınlıktan ağzı bir karış açık kalan çocuk, kedinin istediklerini yapmış. Kedi çizmeleri giyince ayna karşısına geçmiş ve kendini pek beğenmiş. Sonra kilerden taze bir marulla güzel bir havuç seçip ormanın yolunu tutmuş. Ormanda çuvalın ağzını açmış, marulla havucu çuvalın içine yerleştirip bir ağacın arkasına saklanmış. Çok geçmeden taze sebzelerin kokusunu alan küçük bir tavşan çuvalın yanına gelmiş, zıplayıp içine atlamış. Kedi saklandığı yerden çıkıp çuvalın ağzını sıkı sıkı bağlamış. Ancak Çizmeli Kedi tavşanı efendisine götürmek yerine doğruca saraya gidip Kral'la görüşmek istediğini söylemiş. Kral'ın huzuruna çıktığında yere eğilerek, Yüce Efendimiz, size Efendim Marki'den bir hediye getirdim, demiş. Bu hediye Kral'ın çok hoşuna gitmiş. Üç ay boyunca Çizmeli Kedi saraya o kadar çok hediye götürmüş ki, Kral artık onun yolunu gözler olmuş. Derken Çizmeli Kedi'nin dört gözle beklediği gün nihayet gelmiş çatmış. Bana sakın neden diye sormayın ve bu sabah ırmağa gidip yıkanın, demiş sahibine. Çizmeli Kedi, o sabah Kral'ın Prenses'le, yani kızıyla birlikte ırmağın kenarından geçeceğini biliyormuş. O sabah, Kral'ın faytonu ırmağın yakınından geçerken Çizmeli Kedi telaşla yanlarına yaklaşmış. Yardım edin! Yardım edin! diye bağırmış. Efendim Marki boğuluyor! Kral hemen bir alay askerini ırmağa yollamış. Fakat Çizmeli Kedi bununla da kalmamış. Kral'a, efendisi ırmakta yüzerken hırsızların onun elbiselerini çaldıklarını söylemiş. Kral, hiç gecikmeden Marki'ye bir takım elbise yollamış. Tahmin edeceğiniz gibi Çizmeli Kedi'nin sahibi, kendisine Marki denmesine çok şaşırmış, ama akıllılık edip hiç sesini çıkarmamış. Marki güzelce giydirildikten sonra Kral onu gideceği yere götürmek için faytonuna davet etmiş ve kızıyla tanıştırmış. Prenses, iki dirhem bir çekirdek giyinmiş olan Marki'ye bi bakışta aşık olmuş. O sırada Çizmeli Kedi koşa koşa oradan uzaklaşmış. Çok geçmeden büyük bir tarlada ot biçen insanlara rastlamış. Beni dinleyin! diye bağırmış. Kral bu yöne doğru geliyor. Size bu tarlaların kime ait olduğunu sorarsa ona efendim Marki'ye ait olduğunu söyleyeceksiniz. Yoksa sizi dilim dilim doğrattırırım! Sonra Çizmeli Kedi bir süre daha koşmuş ve büyük bir tarlada buğday biçen adamlara rastlamış. Aynı şeyi onlara da söylemiş. Sonra tekrar koşmuş ve her rast geldiği insana aynı şeyleri tekrarlamış. Derken Dev'in şatosuna varmış. Kral'ın Faytonu Çizmeli Kedi'nin geçtiği yerlerden geçerken Kral her rast geldiği insana, Bu tarlalar kime ait? diye soruyormuş. Her defasında da aynı cevabı alıyormuş. Kral, Marki'nin bu kadar çok toprağa sahip olmasına şaşırmış. O sırada Çizmeli Kedi Dev'in şatosunda başka bir işler çevirmekle meşgulmüş. Dev, demiş Çizmeli Kedi, Dev'in nefesinin kokusundan iğrendiğini gizlemeye çalışarak. Senin aynı zamanda müthiş bir sihirbazlık gücünün olduğunu söylüyorlar, doğru mu? Öyle diyorlarsa, öyledir, demiş Dev alçakgönüllülükle. Örneğin, istersen hemen bir aslana dönüşebildiğini söylüyorlar, demiş Çizmeli Kedi. Bunu söyler söylemez Dev hemen kendini bir aslana dönüştürüvermiş. Çizmeli Kedi kendini dolabın üzerine zor atmış. Dev tekrar eski haline dönünce dolaptan aşağı inmiş. Mükemmel! demiş Çizmeli Kedi. Ama fare gibi küçük bir şeye dönüşmek senin gibi cüsseli biri için imkansız olmalı! İmkansız mı? diye gülmüş Dev. Benim yapamadığım şey yoktur! Dev bir anda fareye dönüşmüş, Çizmeli Kedi de onu hemen yutmuş. Derken Kral, Dev'in şatosuna varmış. Şatonun artık kime ait olduğunu tahmin etmişsinizdir herhalde! Çizmeli Kedi Kral'ın faytonunu şatonun yolunda karşılamış. Bu taraftan gelin, demiş. Sizi bir ziyafet bekliyor. O gün sonunda Çizmeli Kedi'nin sahibi marki Prenses'le nişanlanmış. Bir hafta sonra da evlenmişler. Çizmeli Kedi'ye ne mi olmuş? Dokuz canından dokuzunu da sefa içinde sürmüş ve bir daha da fare avlamasına gerek kalmamış ara sıra avlamış, o da kedi olduğunu unutmamak için."} {"url": "https://masalist.com/dunyanin-en-cok-sevilen-masallari/", "text": "Kırmızı Başlıklı Kız, masal dünyasının en ikonik hikayelerinden biridir. Genç bir kızın ormanda karşılaştığı kurt ile kurduğu diyaloğu anlatan bu masal, masumiyetin tehlikeler karşısında nasıl sınandığını işler. 2. Uyuyan Güzel Uyuyan Güzel, prensesin bir lanet sonucu yüz yıl boyunca uykuya dalmasını ve prensin onu öperek uykusundan uyandırmasını konu alır. Bu masal, aşkın gücünü ve iyiliğin sonunda galip geleceğini anlatır. 3. Cinderella Cinderella ya da Türkçe adıyla Külkedisi, kötü üvey annesi ve üvey kız kardeşlerinin baskısı altında ezilen genç bir kızın hikayesini anlatır. Peri yardımıyla saray balosuna katılan kızın, prensle olan masalsı aşkı masalın merkezindedir. 4. Rapunzel Rapunzel, yüksek bir kulede tutsak edilen prensesi ve uzun saçlarıyla onu kurtaran prensi anlatan romantik bir masaldır. Masal, özgürlüğün ve aşkın gücünü vurgular. 5. Hansel ve Gretel Hansel ve Gretel, Grimm Kardeşler'in koleksiyonunda yer alan bir masaldır. Anne ve baba tarafından ormanda terk edilen Hansel ve Gretel, cadının tuzaklarına düşerler. Bu masal, zekanın ve kardeşlik bağlarının hayatta kalma mücadelesini anlatır. 6. Pamuk Prenses Pamuk Prenses, kötü kalpli üvey annesi tarafından öldürülmek istenen bir prensesin hikayesini anlatır. Yedi cüce tarafından korunan prensesin uyanması ve masalsı aşkı konu alır. 7. Pinokyo Pinokyo, tahta bir kuklanın gerçek bir çocuğa dönüşme macerasını anlatır. Bu masal, yalanın ve doğru yolu seçmenin sonuçlarını işler. 8. Deniz Kızı Deniz Kızı, Hans Christian Andersen tarafından yazılan ve deniz kızının insan olma hayalini anlatan dokunaklı bir hikayedir. Deniz kızının fedakarlığı ve özverisi, masalın merkezinde yer alır. 9. Altın Saçlı Kız Altın Saçlı Kız, üç ayı tarafından yakalanan ve sonra ailesi tarafından kurtarılan bir kızın hikayesini anlatır. Masal, insanların doğayla olan ilişkisine vurgu yapar. 10. Çirkin Ördek Yavrusu Hans Christian Andersen'in Çirkin Ördek Yavrusu masalı, dış görünüşün ötesindeki güzellik ve kabulün önemini anlatır. Ördek yavrusunun zorluklarla dolu yolculuğu, masalın merkezini oluşturur. Bu masallar, dünyanın dört bir yanında farklı varyasyonlarla anlatılsa da temelde insan doğasını, değerleri ve hayatın anlamını ele alır. Her biri, nesiller boyunca sevilerek okunan ve anlatılan eşsiz hikayelerdir. 1. Klasik Masallar ve Özellikleri Klasik masallar, genellikle anonim yazarlar tarafından ortaya konmuş ve nesiller boyunca ağızdan ağıza dolaşmış hikayelerdir. Bu masallar, farklı toplumların ortak temalarını yansıtarak insan doğasını, iyiliği ve kötülüğü, cesareti ve dayanıklılığı anlatır. Grimm Kardeşler'in Kinder- und Hausmarchen ve Charles Perrault'un Histoires ou Contes du Temps Passe gibi kitapları, bu klasik masalların derlendiği önemli kaynaklardır. 2. En Ünlü Masallar ve Etkileri Dünya çapında tanınmış birçok masal vardır ve birçoğu popüler kültürün birer ikonu haline gelmiştir. Kırmızı Başlıklı Kız, kızgın bir kurt tarafından sorgulanan bir masumiyet hikayesini anlatırken, Uyuyan Güzel prensesin öpülerek uykusundan uyandırılmasını sembolize eder. Cinderella , iyilik ve doğrulukla dolu olanın sonunda ödüllendirildiği bir hikayedir. Rapunzel ise hayal gücünün ve sevginin gücünü işler. 3. En Ünlü Türk Masalı: Keloğlan Türk masallarının en tanınmış karakterlerinden biri olan Keloğlan, muzipliği ve zekasıyla bilinir. Keloğlan masalları, halk kültürünün bir yansıması olarak hem eğlenceli hem de öğretici hikayeler sunar. Keloğlan'ın maceraları, insanlığın zorluklarına karşı mücadeleyi ve yaratıcılığın gücünü öne çıkarır. 4. Türk Halk Masalları ve Toplumsal Yansımaları Türk halk masalları, sözlü geleneğin zengin bir yansımasıdır. Nasrettin Hoca fıkraları, halk kültürünün zeka ve mizahla harmanlandığı örneklerden biridir. Bu masallar, toplumsal değerleri ve insan ilişkilerini taşıyan öğretici hikayelerdir. Aynı zamanda halkın gülme ihtiyacını karşılamak için kullanılan mizahi anlatılar da içerir. 5. Klasik Masal Kitapları ve Mirası Klasik masalların derlendiği kitaplar, kültürel mirası koruma ve kuşaklar arası aktarım açısından büyük bir öneme sahiptir. Grimm Kardeşler'in masal derlemesi, Almanya'nın masal geleneklerini toplamış ve dünya genelinde büyük etki bırakmıştır. Charles Perrault'un eserleri ise Fransız aristokrasisinin kültürel damgasını taşır. 6. Ünlü Masal Yazarları ve Yaratıcılıkları Hans Christian Andersen, Çirkin Ördek Yavrusu ve Küçük Deniz Kızı gibi unutulmaz masalların yaratıcısıdır. Grimm Kardeşler, Bremen Mızıkacıları ve Karabasana Karşı gibi masalları derleyerek efsaneleştirmiştir. Charles Perrault, Kırmızı Başlıklı Kız ve Uyuyan Güzel gibi masallarla dünya edebiyatına katkıda bulunmuştur. 7. İlk Masal Kitabı: İskendername Eski Türk edebiyatının önemli eseri İskendername, tarihsel ve fantastik ögeleri içeren destan türünde bir eserdir. Bu eser, dünyanın ilk masal kitaplarından biri olarak kabul edilir. 8. En Eski Masal: Gilgamesh Destanı Sümerlerin yazdığı Gilgamesh Destanı, tarihteki en eski yazılı edebi eserlerden biridir. Bu destan, kahramanlık, ölüm ve insanlık hallerini anlatır. 9. Binbir Gece Masalları'nın Evrimi Binbir Gece Masalları, Orta Doğu'dan köken almasına rağmen, farklı kültürlerin etkisi altında gelişmiştir. Bu masallar, Şehrazad'ın hikayelerini anlatarak hayatta kalmayı başardığı bir çerçeve hikayesi etrafında döner. 10. Bilinen İlk Masal ve Sümerler Bilinen ilk masal, Sümerlerin yazdığı Ahava Epics olarak kabul edilen metinlerden birine aittir. Sümerler, yazılı masalların temellerini atmışlardır. 11. Tehlikeli Masallar ve Andersen'in Mirası Hans Christian Andersen'in masalları, bazı zamanlarda karanlık ve melankolik temaları ele alır. Küçük Deniz Kızı masalı, kendi isteklerinden vazgeçmeyi ve özverili aşkı anlatırken, Mutlu Olmayan Son gibi masallar, hayatın zorluklarına gerçekçi bir perspektif getirir. Andersen'in masalları, çocukların hayal gücünü beslerken aynı zamanda derin duygusal yankılar uyandırır. 12. Eşit Masallar ve Toplumsal Değişim Eşitlik temasını işleyen masallar, son yıllarda daha fazla ilgi görmektedir. Feminist masal derlemeleri, cinsiyet rollerini sorgulayan ve klasik masalları yeniden yorumlayan hikayeler sunar. Bu masallar, çocukları cinsiyet eşitliği ve empati konusunda bilinçlendirmek için önemli bir kaynaktır. 13. Kültürel Değişim ve Masalların Rolü Masallar, kültürel değişimlerin ve toplumsal dönüşümlerin izini sürmek için önemli bir kaynaktır. Masalların farklı versiyonları, farklı kültürlerdeki değerleri ve normları yansıtır. Masalların zaman içindeki evrimi, toplumların nasıl değiştiğini ve hangi değerlere vurgu yaptığını gösterir. 14. Küreselleşme ve Masal Anlatıcılığı Küreselleşme, masal anlatıcılığını da etkilemiştir. Masallar, farklı kültürler arasında etkileşimi teşvik ederken, kültürel öğelerin yayılmasına da katkıda bulunur. Dijital çağda, masallar kitapların ötesinde film, animasyon ve dijital medya yoluyla da yayılarak yeni nesilleri etkiler. 15. Masalların Geleceği Masallar, insanlığın temel anlatı geleneğini temsil eder ve zamanla değişen dünyaya uyum sağlar. Gelecekte, geleneksel masalların yanı sıra yeni masal türleri de ortaya çıkabilir. Teknolojik gelişmeler, sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik gibi araçlar, masal anlatımını yeni boyutlara taşıyabilir. Masallar, insanların hayal gücünü besleyen, değerleri aktaran ve toplumsal iletişimi destekleyen önemli araçlardır. Her bir masal, bir zamanlar sözlü olarak aktarılan ancak sonradan yazıya dökülen binlerce yıllık bir geleneğin bir parçasıdır ve insanların düşlerini ve düşüncelerini ifade etmeye devam edecektir."} {"url": "https://masalist.com/egitici-masallar-kibar-karinca-cihanin-oykusu/", "text": "Bir gün ormanda büyük bir yemek düzenlemeye karar verilmiş. Tüm böcekler davet edilmiş, herkes birbirine yardımcı olup eğlenmiş. Davetin ardından Cihan, ormanda çeşitli yiyecekler toplamaya başlamış. Diğer böcekler ise eğlenmeye ve dinlenmeye gitmişler. Günler geçmiş, Cihan yorgun düşmüş, ancak yiyecekleri tamamlamış. Diğer böcekler ise eğlencelerinden geri dönmüşler, fakat hiçbir şey yapmamışlar. Cihan, büyük bir zahmetle getirdiği yiyecekleri gördüklerinde şaşkınlıklarını gizleyememişler. Bir karınca olan Komutan Kemal, Cihan'ı yanına çağırmış ve teşekkür etmiş: Cihan, sen gerçekten harika bir karıncasın. Yardımseverliğin ve çalışkanlığın takdire şayan. Diğer böcekler, senin kadar sorumluluk sahibi ve düşünceli olmalıydı. Cihan gülümseyerek cevap vermiş: Teşekkür ederim, Komutan Kemal. Ben sadece elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Yardım etmek ve çalışmak bana mutluluk veriyor. Bu olaydan sonra Cihan, diğer böceklere de örnek olmuş. Artık ormanda yardımlaşma ve çalışkanlık hakim olmuş. Herkes, birbirine destek olmaya başlamış. Ormanda mutluluk ve huzur yayılmış. Zamanla, Kibar Karınca Cihan'ın bu güzel davranışları tüm ülkeye yayılmış. Cihan'ın hikayesi, eğitici masallar olarak anlatılmış ve çocuklara öğüt vermiş: Kibar ve yardımsever ol, çalışkanlıkla her işi başarabilirsin. Ve masalımız da burada biter. Unutmayın, en küçük davranışlar bile büyük değişimlere yol açabilir. Kibarlık, yardımseverlik ve çalışkanlık, hepimizin öğrenmesi gereken önemli değerlerdir. Siz de Kibar Karınca Cihan gibi olun ve dünyayı daha güzel bir yer yapmak için çaba gösterin. Bu masala göz atın Rapunzel Masalı"} {"url": "https://masalist.com/gelin-ve-kaynana-masali/", "text": "Bir gün, Zehra'nın ailesiyle tanıştırdığı bir genç çıkmış karşısına. Bu genç, adı Ali olan iyi kalpli bir delikanlıymış. Zehra ve Ali birbirlerine aşık olmuşlar ve kısa bir süre sonra evlenmeye karar vermişler. Ancak, Zehra'nın ailesiyle birlikte Ali'nin ailesi de evliliğe onay vermiş. Ali'nin annesi ise adı Ayşe olan zarif bir hanımmış. Ayşe, kendi oğlunu mutlu etmek istiyormuş, ama içten içe endişeleri varmış. Acaba Zehra'nın ailesi, Ali'ye iyi davranacak mı? diye düşünüyormuş. Masal Oku Günler geçtikçe, Zehra ve Ali'nin düğününe yaklaşıyormuş. Ayşe, gelininin ailesini tanımak için köylerine gidip onları ziyaret etmeye karar vermiş. Zehra'nın ailesi, Ayşe'yi sıcak bir şekilde karşılamışlar. Ayşe, onların içtenliğini ve sevgi dolu yaklaşımlarını görünce rahatlamıştı. Düğün günü gelip çatmış. Zehra ve Ali, mutlu bir şekilde evlenmişler. Ayşe, gelininin elini kucaklayıp içtenlikle gülümsemiş ve Artık bir gelinim, bir de evladım oldu demiş. Zehra'nın ailesi de Ali'yi kucaklayarak onu ailelerine hoş geldin demeyi ihmal etmemişler. Zamanla, Zehra ve Ali'nin mutlu evlilikleri köy halkının örnek alacağı bir hale gelmiş. Bu durum, gelin ile kaynananın arasında güçlü bir sevgi ve saygı bağı olduğunu gösteriyormuş. Ayşe, Zehra'ya bir anne gibi yaklaşıyor ve Zehra da Ayşe'yi kendi annesi gibi seviyormuş. Gelin ile kaynananın sevgi dolu ilişkisi, köyde bir efsane haline gelmişmiş. Herkes, bu güzel örnekten ilham alıyor ve aile içinde sevgi, saygı ve anlayışın ne kadar önemli olduğunu anlamışmış. Ve masalımız da burada bitermiş. Gelin ile kaynananın sevgi dolu ilişkisi sayesinde, Zehra ve Ali mutlu bir hayat sürmüşler ve köyde yaşayan herkes, birbirlerine daha da yakınlaşarak daha mutlu bir topluluk haline gelmişmiş. Masalımızın ana teması, sevgi ve hoşgörünün gücüdür. Çünkü gerçek mutluluk, sevdiklerimize sahip çıkıp onları anlamak ve desteklemekle mümkündür. Ve böylece, Sevgi Dolu Gelin ve Kaynana Masalı da masallar diyarında unutulmaz bir yer edinmiş. Web sitemiz, çocukların hayal gücünü beslemek ve eğlenceli bir öğrenme deneyimi sunmak amacıyla çocuk masalları ve masal okuma etkinlikleri ile doludur. Bebek masalları ise en küçüklerin de büyülü dünyaya giriş yapmasına yardımcı olur. Kısa ve farklı masallar, çocukların ilgisini çekerek onlara eğlenceli bir masal dünyası sunar. Çocuklara masallar okumanın önemi bilimsel olarak kanıtlanmıştır ve bu nedenle web sitemizde yer alan masallar, çocukların gelişimine katkıda bulunur. Ebeveynler ve eğitimciler, çocuklarına masal okuyarak onların hayal gücünü ve öğrenme yeteneklerini desteklemek için bu masal dünyasına davetlidir. Web sitemizde yer alan kısa masallar ve masal okuma etkinlikleri, çocuklara unutulmaz ve öğretici bir masal deneyimi sunar. Masal dünyasına katılarak, çocukların büyülü dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkın! Bu içeriğe göz atın Rapunzel Masalı"} {"url": "https://masalist.com/guzel-ve-cirkin-masali/", "text": "Bir gün tüccar, gemilerinin şiddetli bir fırtınada battığı haberini almış. Zavallı adam varını yoğunu kaybetmiş, geriye bir tek kasabadaki küçük evi kalmış. Açgözlü iki kardeş bu durumdan hiç hoşlanmamışlar. Yatakta yatmak ve oflayıp puflamaktan başka bir şey yapmaz olmuşlar. Evin bütün işleri Güzel'e kalmış. Bir zaman sonra tüccar kayıp gemilerinden birinin limana ulaştığını duymuş. Haberin doğru olup olmadığını öğrenmek için yola çıkmadan önce kızlarına, dönüşte size ne hediye getireyim, diye sormuş. Açgözlü iki kardeşin neşeleri hemen yerine gelmiş. Elbiseler ve mücevherler! isteriz demişler. Peki ya sen Güzel? diye sormuş tüccar. Bir gül. O bana yeter, demiş Güzel. Birkaç gün sonra tüccar evine dönmek üzere üzgün üzgün yola koyulmuş. Yine yoksulmuş, çünkü son gemiden ona kalan paraları da dolandırıcılara kaptırmış. Akşam karanlığı bastırırken bir ormana varmış. Orman hem karanlık, hem de soğukmuş. Şimşekler çakıyor, rüzgar yerden karları havalandırıyormuş. Uzaklardan kurtların uluma sesleri geliyormuş. Tüccar nereye gittiğini bilmeden atıyla birlikte karların üzerinde bata çıka saatlerce yol almış, derken birden ileride pencerelerinden dışarı parlak ışıklar sızan son derece güzel bir şato görmüş. Ama bu çok garip bir şatoymuş, çünkü şöminelerinde harıl harıl ateş yanmasına, bütün odaları gün gibi aydınlık olmasına rağmen ortada kimsecikler yokmuş. Tüccar seslenmiş, seslenmiş, cevap veren olmamış. Sonunda, beklemenin bir anlamı olmadığını anlayınca, atını ahıra bağlamış ve salondaki uzun masanın üzerinde hazır bekleyen yemeği yemiş. Sonra bir yatağa yatıp uyumuş. Sabah uyandığında onun için bırakılmış yeni giysiler bulmuş yanı başında. Aşağıda da güzel bir kahvaltı onu bekliyormuş. Bu şato, bana acıyan iyi kalpli bir periye ait herhalde, demiş tüccar. Ona bir teşekkür edebilseydim keşke. Tüccar şatodan ayrılırken, bahçedeki gülleri fark etmiş. 'Hiç yoksa Güzel'e verdiğim sözü yerine getireyim,' demiş içinden. Güllerden birini koparmış. Ama koparır koparmaz müthiş bir kükremeyle inlemiş her yan. Çalıların arkasından korkunç görünüşlü bir canavar çıkmış. Öylesine korkunçmuş ki, tüccar neredeyse korkusundan bayılacakmış. Seni değer bilmez adam! diye kükremiş Canavar. Hayatını kurtardım! Seni besledim, giydirdim! Sen kalkmış güzel güllerimi çalıyorsun. Hemen ölmeyi hak ettin! Tüccar Canavar'ın karşısında diz çökmüş. Gülü kızlarımdan birine götürecektim efendim, demiş. Ben efendi falan değilim, bir Canavar'ım, diye hırlamış yaratık. Sonra tüccarın tepesine dikilmiş. O değerli kızlarına gelince... Git, sor bakalım onlara, hayatına karşılık içlerinden biri gelip benimle birlikte yaşar mı? Bu teklifimi kabul eden olmazsa, üç ay içinde öleceksin. Tüccar gün ışığıyla aydınlanmış ormanın içinden, üzgün bir şekilde atını sürüp evine dönmüş. Evde iki bencil kız kardeş babalarının başından geçen korkunç maceraları dinlerken kıllarını bile kıpırdatmamışlar. Babaları onlara giysi ve mücevher getirmedi diye küplere binmişler. Ama Güzel onlar gibi yapmamış. Baba, izin ver ben gideyim, demiş hiç tereddüt etmeden. Tabii sen gideceksin, suç senin, demiş kardeşleri. Gül isterim diye tutturmasaydın, Canavar babamızı öldürmeyi düşünmeyecekti. Üç ay geçince tüccar şatoya Güzel'le birlikte gitmiş. Her şey orayı ilk gördüğü gibiymiş: etrafta yine kimsecikler yokmuş, sofra hazırmış. Yemeklerini yemeyi bitirdiklerinde Canavar ortaya çıkmış. Güzel korkusundan tir tir titremeye başlamış, çünkü Canavar babasının anlattığı kadar korkunçmuş, hatta daha da korkunç! Buraya kendi isteğinle mi geldin? Evet, demiş Güzel. O zaman baban sabah olunca buradan gidecek ve bir daha buraya hiç gelmeyecek. Sabah olup da babası gidince Güzel tek başına kalmış. Önce bir süre ağlamış, ama sonra gördüğü rüyayı hatırlayıp biraz olsun rahatlamış. Rüyasında bir peri, Üzülme, babanın hayatını kurtarmak için gösterdiğin bu cesaret karşılıksız kalmayacak, demiş ona. 'Belki de bu yaşama alışırım,' diye düşünmüş, neşesi yerine gelmiş azıcık. Bahçede dolaşmış, güllere bakarken içi hüzünle dolmuş. Sonra şatonun içini gezmiş. Oda kapılarından birinin üzerinde adının yazılı olduğunu görünce çok şaşırmış. Kapıyı açıp içeri bakmış. Oda tam istediği gibi döşeliymiş, kitaplarla, müzik aletleriyle doluymuş. 'Canavar beni burada rahat ettirmeye çalıştığına göre, bana zarar vermez herhalde, diye düşünmüş Güzel. Sonra bir kitap almış eline. Kitabın üzerinde altın yaldızla, Sevgili Kraliçem. Her isteğin emirdir benim için, diye yazıyormuş. Şu anda babamı görebilseydim keşke! demiş Güzel yüksek sesle. Bunu der demez odanın öte ucundaki aynada babasının görüntüsü belirmiş. Böylece Güzel'in yalnızlık duygusu ve ev hasreti biraz olsun geçmiş. O gece yemekte Canavar ortaya çıkmış. Seni izlememe izin verir misin Güzel? diye sormuş. Buranın sahibi sizsiniz, demiş Güzel. Hayır, demiş Canavar. Şatom senin emrindedir. İstersen hemen giderim. Canavar bir an duraksamış. Yalnız bir şey soracağım. Beni çok mu çirkin buluyorsun? Güzel ne diyeceğini bilmemiş önce. Sonra başını kaldırıp Canavar'a bakmış. Bunu söylemek istemezdim, ama doğruyu söylemem gerek. Evet, çirkin buluyorum, demiş. Güzel, yemeğini bitirince Canavar, Benimle evlenir misin? diye sormuş. Hayır Canavar, asla, demiş Güzel. Canavar derin bir iç geçirirken çıkardığı ses, tüm şatoda yankılanmış. Her gece saat dokuzda Canavar konuşmak için Güzel'in yanına gelmiş. Güzel, gün geçtikçe Canavar'a alışmaya başladığını fark etmiş. Hatta geç kaldığında onu merak bile ediyormuş. 'Keşke,' diyormuş, 'bu kadar çirkin olmasaydı! Keşke ikide birde bana evlenme teklif etmeseydi! Çünkü Güzel, Canavar'ın, evlilik teklifini geri çevirdiğinde çıkardığı o ses ten çok korkuyormuş. Canavar bir gün, Beni sevmeyebilirsin ama, beni bırakıp gitmemeye söz vermelisin, demiş. Her günü birbirine benzeyerek üç ay böyle geçmiş. Derken bir gün Güzel aynada babasının hasta olduğunu görmüş. Hemen Canavar'a babasına bakmak için eve gitmek istediğini söylemiş. Gidebilirsin, Güzel, demiş Canavar. Ama geri dönmezsen kederimden öleceğimi biliyorsun, değil mi? Korkarım ki, babanın yanında kalmak isteyeceksin ve dönmeyeceksin. Ama eğer fikrini değiştirir de dönmek istersen, yüzüğünü yatağının yanındaki sehpaya koyman yeterli. Sabah olduğunda şatomda açacaksın gözlerini. Bir hafta sonra döneceğim, söz, demiş Güzel. Ertesi sabah Güzel, babasının evinde, kendi yatağında açmış gözlerini. Babası onu karşısında görünce çok sevinmiş, kendini daha iyi hissetmiş. O gün öğleden sonra, kısa süre önce evlenmiş olan kız kardeşleri babalarını ziyarete gelmişler. Eve geldiklerinde babalarının biricik kızını karşılarında görünce kıskançlıktan ve öfkeden çatır çatır çatlamışlar. Dinle! demiş iki kardeşten biri. Ona bir oyun oynayalım. Burada bir hafta daha kalmasını sağlayalım. O zaman Canavar gelip onu öldürür. Bağırıp çağırıp onu kötülemek yerine, iki kardeş gözlerine soğan sürüp Güzel'in karşısına yaşlı gözlerle çıkmışlar ve ondan ayrılmak istemedikleri için ağladıklarını söylemişler. Güzel bir hafta daha kalmaya söz vermiş. Çok geçmeden Güzel, Canavar'ı babasını özlediği kadar özlediğini fark etmiş. Bir gün rüyasında Canavar'ı şatonun bahçesinde kaskatı ve cansız yatarken görmüş. Uyandığında, 'Benim yaptığım düpedüz acımasızlık!' diye düşünmüş. Hemen yüzüğünü parmağından çıkarıp, başucundaki sehpanın üzerine koymuş. Sabah gözlerini Canavar'ın şatosunda açmış. O günün akşamı Canavar'ı beklemiş. Saat dokuz olmuş. Canavar gelmemiş. Dokuzu çeyrek geçmiş, ortalarda yok. Birden endişe içinde koşa koşa şatodan bahçeye çıkmış. Canavar bahçede boylu boyunca yatıyormuş. 'Onun ölümüne neden oldum!' diye düşünmüş Güzel. Hemen ona sarılmış. Canavar'ın kalbi hala atıyormuş! Artık dönmezsin diye düşündüm. Yemeden içmeden kesilip ölmeye hazırlandım, demiş Canavar fısıltılı bir sesle. Ama ben seni seviyorum Canavar! demiş Güzel. Seninle evlenmek istiyorum. O anda tuhaf bir şey olmuş. Birden sanki şato daha bir güzel, daha bir ışıltılı hale gelmiş. Güzel bir süre etrafına bakınmış, sonra tekrar Canavar'a çevirmiş başını. Fakat Canavar yerinde yokmuş. Yattığı yerde şimdi genç ve yakışıklı bir prens duruyormuş. Ben Canavar'ı istiyorum, diye ağlamaya başlamış Güzel. Prens bu sırada ayağa kalkmış. Canavar benim, demiş. Kötü bir peri bana büyü yapmıştı. Beni yüzüne bakılamayacak kadar çirkin bir yaratığa dönüştürmüştü. Bana benimle evlenmek istediğini söylemeseydin, hayatımın sonuna kadar öyle kalacaktım. Prens Güzel'i şatoya götürmüş. Şatoda Güzel, babası ve rüyasında gördüğü iyi periyle karşılaşmış. Gösterdiğin cesaretin ödülünü aldın, demiş iyi peri Güzel'e. Peri sihirli değneğini sallamış. Birden şatodaki herkes Prens'in topraklarında bulmuş kendini. Orada halk coşku ve alkışlarla karşılamış Prens'i. Çok geçmeden Güzel ve Canavar evlenmişler. Dünyanın gelmiş geçmiş en mutlu Prens ve Prensesi olmuşlar."} {"url": "https://masalist.com/hansel-ve-gretel-masali/", "text": "Bir gün üvey anne, çocuklarından kurtulmanın bir yolunu düşünmüş. Babalarına, Bu çocuklar bize yük oluyor, onları uzaklaştırmamız gerekiyor. demiş. Hansel, üvey annesinin planını duymuş ve ne yapması gerektiğini anlamış. Hemen dışarı çıkıp ceplerini çakıl taşlarıyla doldurmuş. Ertesi gün, babaları ve üvey anneleri Hansel ve Gretel'i ormanın derinliklerine kadar götürüp terk etmek istemişler. Ancak Hansel, gittikleri yolu ceplerindeki çakıl taşlarıyla işaretlemiş. Böylece eve geri dönmek için izlerini kaybetmemişler. Babaları, çocuklarını gördüğünde çok mutlu olmuş. Aslında onları terk etmek istemesine rağmen, şimdi pişmanlık duyuyormuş. Ama üvey anneleri bu duruma sinirlenmiş. Üvey anneleri bir sonraki gece kapıyı kilitlediğinde, Hansel çakıl taşı toplayamamış. Bunun yerine yolda gittikleri yönde ekmeği ufalayarak serpmiş. Ancak kuşlar ekmeği yemiş ve geri dönüş yolunu kaybetmişler. Babaları ve üvey anneleri yine döneceğiz demişler, ama yine kaybolup gitmişler. Hansel ve Gretel ormanda birkaç gün boyunca aç ve yardımsız kalmışlar. Ama umutsuzluğa kapılmışken, karşılarına çikolata ve kurabiyeden yapılmış bir ev çıkmış. Tabii ki hemen tadına bakmışlar! O anda evin kapısından yaşlı bir kadın çıkmış. Onları içeri davet etmiş ve bol bol yemek vermiş. Ev dışarıdan bakıldığında ürkütücü görünüyormuş, ama içi sıcacık ve güzelmiş. Ayrıca evin arka tarafında bir sürü altın da saklıymış. Ancak yaşlı kadın aslında bir cadıymış ve niyeti Hansel ve Gretel'i yemekmiş. Hansel'in kilo almasını engellemek için onu kafese kapatmış. Gretel'den de Hansel'e yemek getirmesini istemiş. Hansel, aldığı yemekleri kafesteki boşluğa dökmüş ve kilo almamış. Bir süre sonra cadı durumu fark etmiş ve Hansel'i yemek istemiş. Fakat Gretel, bir plan yapmış. Cadıyı fırını kontrol etmeye çağırmış ve fırsattan yararlanıp cadıyı fırına kapatmış. Böylece Hansel kurtulmuş ve ikisi birlikte cadının altınlarını alarak kaçmışlar. Evden uzaklaştıkça hızla koşmuşlar ve eve dönünce babalarını kapının önünde ağlarken bulmuşlar. Babaları, çocuklarını görünce ne kadar sevindiğini anlatamazmış. Üstelik üvey annelerinin gitmiş olduğunu öğrenince daha da mutlu olmuş. Hansel ve Gretel, başlarından geçenleri babalarına anlatmış ve cadının altınlarını onlara vermişler. Artık oduncu ve çocukları zengin olmuşlar, hep birlikte mutlu ve neşeli yaşamışlar."} {"url": "https://masalist.com/keloglan-ile-deniz-kizi-masali/", "text": "Günlerden bir gün, uzak bir diyarda yaşayan Ali adında genç bir çocuk vardı. Bu çocuğun saçları olmadığı için tüm köylüler tarafından Keloğlan' olarak adı söyleniyormuş. Keloğlan, köyünün en akıllısı ve cesur çocuğu olarak bilinirmiş. Herkes onu çok sevip çok saygı duyuyormuş. Bir gün, Keloğlan çok sevdiği deniz kenarında gezerken, daha önceden dikkatini çekmeyen bir bir kayalık olduğunu gördü. Meraklı birisi olduğu için, kayalığa doğru yavaş yavaş ilerledi. Kayalıkların üstüne çıktığında, denizin içerisinde parıl parıl parıldayan güzel bir deniz kızını gördü. Deniz kızının çok uzun sarı saçlarıyla ve deniz renginde ki gözleri keloğlanı çok etkilemiş. Keloğlan ile Deniz Kızı birbirlerinden çok etkilendikleri için birbirlerine aşık olmuşlar. Birisi kara da birisi de denizde yaşıyor olsa da bun kendileri için bir engel oluşturmamış. Aralarındaki sevgi çok güçlü olduğu için tüm zorlukların üstesinden geleceklerini düşünüyorlardı. Her gün aynı saatlerde buluşarak sohbet ediyor, denizin dibinde ki güzelliklerden keloğlana bilgi veriyordu. Keloğlan da karanın üstünde ki çiçekleri ve ağaçların güzelliklerinden söz ediyordu. Bunlara ek olarak da karada yaşadığı maceraları anlatıyordu. Fakat, bir gün Deniz Kızı çok üzülerek Keloğlana , Benim dünyam denizin altında, ve seninle deniz üstünde uzun süre yaşayamam. Maalesef denizin diplerine geri dönmem gerekiyor. dedi. Keloğlan bu duydukları sonrasında çok üzülse de, Deniz Kızı'nın kendi hayatına dönebilmesi için maalesef ona olur demesi gerekiyordu. Deniz Kızı ait olduğu dip denizlere geri döndü, ancak Keloğlan'ı hiç bir zaman unutamadı. Denizin dibinde olmasına rağmen, her gün Keloğlan için şarkılar söylüyor ve hiç bir zaman aklından çıkarmıyordu. Aradan çok uzun aylar geçti, ve Keloğlan da deniz kıyısında belki bir gün döner diye Deniz Kızını beklemeye devam ediyordu. Bir gün keloğlan, denizde yüzerken, Deniz Kızını birden bire karşısında gördü. Uzun süredir birbirlerini görmedikleri için bir kayanın üzerine çıkıp tekrar sohbet etmeye başladılar. Bu sefer Deniz Kızı Keloğlan'a deniz altına gelir misin diyerek soru sordu. Keloğlan hiç düşünmeden hemen bu teklifi kabul etti. Aşkları o kadar büyük oldu ki Keloğlan saçları tekrar çıkarak eski görüntüsüne geri kavuştu .Deniz Kızı yanına geldi ve birlikte sonsuza kadar beraber mutluluğun keyfini çıkardılar. Keloğlan ile Deniz Kızı beraber yaşayarak tüm zorlukların üstesinden geldiler. Her ikisinin de beraber olduğu bu masalımızda, fantastik bir hikayede insanların deniz altında yaşayabileceğini anlatıyor. Tabi ki bu sadece masallarda mümkün olduğunu unutmayalım. Çocuklar ; Anne ve babanızı öperek uyuyabilirsiniz. İyi geceler !"} {"url": "https://masalist.com/keloglan-ile-kurt-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Çok kimsenin bilmediği bir kasabada, Keloğlan ismiyle tanınan akıllı ve cesur bir çocuk yaşardı. Keloğlan'ın en bilinir özelliği, kel olmasıydı. Kel olduğu için herkes tarafından da keloğlan adıyla tanınıyormuş. Bir sabah, kasabalarında bir kurt görülmüş ve kasabada yaşayan insanların tavuklarını kaçırmaya başlamış. Kasabada yaşayan tüm insanlar bu duruma çok sinirleniyorlarmış ve bunun için çözüm aramaya başlamışlar. Keloğlan, kasabanın en akıllı çocuğu olduğundan dolayı, bu sorunu halledebilmesi için tüm akraba ve komşuları tarafından yetki verilmiş. Keloğlan, kurtu yakalamak için bir plan yapmaya başlamış ve diğer insanlarla beraber bu planı uygulamaya başlamış. Keloğlan, Kurt'un geçtiği tüm yola tuzaklar döşemiş. Fakat kurt çok akıllıymış ve tuzaklardan kurtulmaya başarmış. Bunun üzerine Keloğlan, Kurt'u kendi oyunuyla yenmek için farklı bir plan yapmış. Akıllı Kurt'u kandırmak için köyün en büyük tavuğunu kullanmış. Sonunda, Keloğlan'ın akıllığı sayesinde Kurt'u tuzağa düşürmüş ve köylüler tavuklarını geri alabilmişler. Kasaba halkı Keloğlan'ı kahraman olarak kabul etmişler ve onun için büyük bir eğlence düzenlemişler. Keloğlan, her zaman olduğu gibi iyi kalpliliğini korumuş ve tüm insanlara yardım etmenin önemini anlatmış. Keloğlan'nın Kurt'u yakaladığı haber tüm kasabada hızla anlatılmış. Tüm insanlar büyük bir huzurla eğlencenin keyfini çıkarırken, yaşlı bir kadın Keloğlan'ın yanına doğru gelmiş ve ona sihirli bir harita vermiş. Bu harita, uzak bir dağda saklı pırlantaların haritasıymış. Keloğlan, heyecan dolu bir yolculuğa çıkmak için karar vermiş. Bir sonraki gün, yanına en iyi dostu olan, köpeğini ve birkaç gerekli eşyasını alıp yola çıkmış. Yolculuk boyunca, ormanların içerisinden geçmiş, şelaleyi ve kocaman dağ engellerini de geçmiş. Dağın zirvesine doğru çıktığında, Keloğlan kocaman bir mağara görmüş. Mağaranın içerisine doğru yürürken, çeşitli engeller ve bulmacalarla karşılaşmış. Akıllığı ve cesaretiyle bu engelleri teker teker aşmış. Sonunda, mağaranın merkezi yerinde, yıldız gibi parıldayan kocaman bir Pırlanta görmüş. Pırlantanın yanında altınlar ve değerli takılarda varmış. Fakat Keloğlan, bu hazinenin hepsini almak yerine sadece içerisinden bir altın para alıp kasabasına doğru yola koyulmuş. Kasabasına döndüğünde, bu altın paranın hepsini ihtiyacı olan insanlar için harcamaya başlamış. Keloğlan'ın bu iyi niyetli davranışları sayesinde ,tüm insanlar tarafından büyük bir takdir almış. Keloğlan, zengin olmanın çok büyük bir başarı olmadığını, asıl zenginliğin tüm insanlar tarafından iyi birisi olarak tanınmanın olduğunu anlattı. Bu sayede, Keloğlan her zaman olduğu gibi onu tanıyan herkes tarafından kahraman olarak ilan edildi. Onun bu masalları, kasabada büyükten küçüğe herkes tarafından bilinir oldu."} {"url": "https://masalist.com/kiz-kardeslerin-kopek-arkadaslari/", "text": "Güzel bir bahçenin içerisinde, Zuzi ve Şeker isminde iki sevimli köpek kardeş yaşarmış. Zuzi kap kara tüyleriyle, eğlenceli ve cesurdu, Şeker' de kar renginde beyaz tüyleri, sıcak kanlı ve akıllıydı. Memleketinin köylerinde, büyülü bir evde iki kız kardeş yaşarmış. Bu kardeşlerin ismi Nurcan ve Fatma'ydı. Nurcan, hayvanlarla konuşma yeteneği olan eğlenceli bir kızdı; Fatma ise çiçeklerle konuşabiliyor ve onları iyileştirebilen özel yeteneğe sahipti. Bir akşam, köylerde dolaşırken Zuzi ile Şeker, Nurcan ve Fatma ile karşılaştı. Kız kardeşler, köpeklere köyün gizli bahçelerini göstermeye karar verdiler. Beraber, köyün sihirli köşelerini keşfettiler; gizlenmiş mağaralar, rengarenk çiçeklerle dolu yaylalar ve tertemiz şelaleleri gösterdi. Masalın en heyecanlı kısmı, daha önce kimsenin girmediği mağarada kaybolan Zuzi'i bulmak için girdikleri heyecan dolu macerasıydı. Şeker, Fatma ve Nurcan hemen arayışa başladılar. Fatma'nın bitkilerle konuşa bilme özelliği sayesinde mağaranın gizli kapılarına erişebildiler. Nurcan, hayvan arkadaşlarından yardım isteyerek Zuzi'nin konumunu tespit edebilmişti. Sonunda, mağaranın en gizli yerlerinde Zuzi'i bulabildiler. Zuzi'yi bulduklarında korkup bir yerde titriyordu. Bu maceranın sonunda, dört yakın dost köyün bilinmeyen kısımlarında daha dikkatli gezmeye karar verdiler. Tekrar birisinin kaybolmaması için her zaman dikkatli oldular. Yeni oyun türleri buldular ve eğlenmeye devam ettiler. Zuzi ile Şeker, kız kardeşlerin rehberliğinde ormanın her köşesinde gezdiler. Nurcan ile Fatma ise, köpeklerin cesareti ve zekası sayesinde köylerini çok daha iyi korumayı başardılar. Böylece, Zuzi, Şeker, Nurcan ile Fatma'nın arkadaşlığı, köylerinde yaşayan tüm vatandaşlar tarafından bilinen bir masal oldu. Her gün, köylerinde yaşayan diğer insanlar bu dört arkadaşın masallarını dinlemek için otururlardı. Onların masalları, zamanla köylerinde ki herkesin bilgisine, dostluğun ve cesaretin anlamına dair hikayelere dönüştü Evet çocuklar sizde iyi bir dost olarak sonsuza kadar iyi arkadaşlar edinebilirsiniz. Uyumadan önce anne ve babanızı öpmeyi unutmayın. Sizde hayvan masalları ya da diğer konularda ki masallarınız için aşağıda ki resme tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://masalist.com/kopru-yapan-kiz-masali/", "text": "Eski günlerde, Ayşe ve Nurcan isminde iki kız kardeş varmış. Her ikisi de akıllı ve zeki genç kızlardı. Bir gün, kasabalarında ki eski bir köprü arızalandı ve vatandaşlar yeni bir köprü yapılmasına ihtiyaç duyuyordu. Ayşe ile Nurcan, bu sorunu çözebilmek için plan yapıyorlardı. Kız kardeşlerin hayali inşaat mühendisi olabilmekti. Bunun için çok uzun seneler okudular ve çalıştılar. Bu zorlu ve uzun eğitim yıllarından sonra, mezun olup kasabalarına geri dönmüşlerdi. Kasabalarında ki bu köprü problemini çözebilmek için çok fazla plan-proje çizmişlerdi. Ayşe ve Nurcan köprü inşası için kasabalarında yaşayan tüm insanlardan maddi ve manevi yardım istediler. Kasabada ki tüm vatandaş kız kardeşlerin bu çabalamasına hayran kalmışlardı. Hep beraber her gün çalışarak ,güçlü malzemeler ve dayanıklı ürünler kullanarak köprünün inşasını tamamlayabilmişlerdi. Çok kısa sürede eskisinden çok daha sağlam ve daha güzel görünen bir köprü yapmışlardı. Ayşe ile Nurcan'nın bu başarısı tüm vatandaşlar tarafından ayakta alkışlanıp takdir gördü. Kasabalarında ki diğer genç kızlarında örnek aldıkları birisi oldular. Tüm genç kızların hayali de ablaları gibi mühendis olmaktı. Kız kardeşler, inançları ve başarıları sayesinde sadece vatandaşları değil, aynı zamanda kendi hayallerini de yerine getirmiş oldular. Sitemizde ki onlarca farklı kategoriden masal okuyabilirsiniz. Yazdığınız masalları tarafımıza da gönderebilirsiniz."} {"url": "https://masalist.com/kucuk-deniz-kizi-masali/", "text": "Küçük bir deniz kızı varmış. Onun büyükannesi, kral babası ve altı ablası varmış. Deniz kızı, dış dünyayı hiç görmemiş, sadece ailesinin ve denizde yaşayan diğer varlıkların anlattıklarıyla yetinmek zorunda kalmış. Ama o, su üstündeki dünyayı görmeyi çok istiyormuş. Kral babası, deniz kızına insanların okyanusu kirlettiğini ve onlara zarar verdiğini anlatmış. Bu yüzden ona su üstüne çıkmasını yasaklamış. Ama deniz kızı yine de merak etmiş. Bir gün balinanın yanına gitmiş ve durumu anlatmış. Balina, kraldan korktuğu için deniz kızına yardım edememiş. Ama balina üzülmüş ve ona yardım etmeye karar vermiş. Deniz kızını ağzına almış, su yüzeyine çıkartmış. Deniz kızı, suyun üstündeki dünyayı görmüş. Bir gemi görmüş, gemiden güzel bir flüt sesi gelmekteymiş. Gemide prens için bir doğum günü partisi düzenleniyormuş. Deniz kızı, flüt sesine doğru yüzmeye başlamış. Ama yunus onu uyararak tehlikeli olduğunu söylemiş. Prens flüt çalarken, deniz kızı da kayaların üstünden şarkı söylemeye başlamış. Prens, güzel sesi duyunca şaşırmış ve ona aşık olmuş. Ama deniz kızı, yunusun uyarısını dinlemeyip suya dalmış. Bir cadı da deniz altından olayları izliyormuş. Cadı, deniz kızını yakalamak için fırtına çıkarmış. Prens gemisi batarken, deniz kızı onları kurtarmak için çabalayış. Sonunda prensi kurtarmış ama prens bilinçsizmiş. Deniz kızı, yunusun yardımıyla prensi kumsala bırakmış. Prens uyandığında deniz kızını hatırlamış ama deniz kızının sesi çıkmadığı için anlaşamamışlar. Deniz kızı, cadının yardımıyla insan olmuş ama cadının koşulu varmış. Üç gün içinde prensi kendine aşık etmezse tekrar deniz kızı olacakmış. Deniz kızı prensi etkilemeye çalışmış ama sesi olmadığı için zorlanmış. Sonunda deniz kızının ailesi ve babası gelmiş. Kral, sevginin engel tanımadığını anlamış. Deniz kızının sesini geri getirerek prensi etkilemesine yardımcı olmuş. Deniz kızı, prensi tekrar görmüş. Prens, onun gerçek olduğunu fark ederek onunla evlenmişler. Deniz kızı, prensin yanında mutlu bir yaşam sürmeye başlamış. Ve böylece, masal mutlu bir sonla bitmiş."} {"url": "https://masalist.com/masal-okumak-icin-yolculuk/", "text": "Bir gün, Elif annesine hayalindeki masalları başkalarıyla da paylaşmak istediğini söylemiş. O kadar güzel masallar anlatıyormuş ki, başkalarının da bu muhteşem dünyaya dahil olması gerektiğini düşünmüş. Annesi, bu fikre destek olmuş ve beraber bir masal yazmaya karar vermişler. Masalın adı, Masal Okumak İçin Yolculuk olmuş. Elif'in içten dileği, çocukların masal okuyarak hayal güçlerini geliştirmelerini sağlamaktır. Bu masalda, çocukların düşlerine doğru bir yolculuğa çıkarak, farklı maceralara atılmaları anlatılmıştır. Bir gün, Elif ormanda yürürken küçük, sevimli bir tavşanla karşılaşmış. Tavşan, Elif'e özel bir anahtar göstermiş. Bu anahtar, masal dünyasını açmaya yardımcı olacak demiş. Elif çok heyecanlanmış ve hemen anahtarın ne işe yaradığını sormuş. Tavşan, Bu anahtarla masalların büyülü kapılarını açarak, içlerindeki dünyalara ulaşabilir ve harika maceralara katılabilirsin demiş. Elif, bir tıklayışla masal dünyasına adım atmış. İlk olarak, sihirli bir ormana gelmiş. Ağaçlar konuşuyor, kuşlar melodiler söylüyor ve masal kahramanları hareket ediyorlarmış. Elif, bu muhteşem dünyada gezinirken bir masal kitabı bulmuş. Kitapta, bir çocuğun masal okuma sevgisiyle hayal dünyasının sınırlarını aşması anlatılıyormuş. Elif, kitabı okurken, içinden Masal okumak gerçekten büyülü bir yolculuk demiş. Elif, bir sonraki kapıya doğru ilerlediğinde kendini masalın içinde bulmuş. Bir prensesin hikayesini takip edermiş. Prenses, büyük bir zorlukla karşılaştığında masal okuma alışkanlığı sayesinde başarıya ulaşırmış. Elif, prensesin yanındaymış ve onunla birlikte bu zorlu serüveni aşmış. İçinden Masal okumak, hayatta başarılı olmak için bir anahtar gibidir demiş. Sonunda, Elif gerçek dünyaya geri dönmüş. Masal serüveni ona birçok şey öğretmiş. Masal okumanın, hayal gücünü kuvvetlendirip yeni dünyalar keşfetmek anlamına geldiğini kavramış. Şimdi, Elif başka çocukların da aynı heyecanı yaşaması için Masal Okumak İçin Yolculuk adlı masalını paylaşmış. Bu masal, diğer çocuklara da masal okumanın büyülü yolculuğunu deneyimleme fırsatı sunuyor."} {"url": "https://masalist.com/mavi-kusun-macerasi/", "text": "Eski günlerde uzak bir diyarda, Sevgi ve Nur adında ikiz kardeş yaşarmış. Sevgi ile Nur, kasabada yaşayan tek ikiz kardeşlermiş. Tek ikiz kardeş oldukları içinde köylüler tarafından çok sevilip sürekli oyuncaklar alınırmış. Bir gün, köylerinde ki küçük ormanın içerisinde oynamaya karar vermişler. Orman küçük olmasına rağmen içerisine doğru gittiklerinde ormanın ne kadar güzel bir yer olduğunu, ağaçların ne kadar büyük , çiçeklerin ne kadar güzel olduğunu görmüş. Ormanın içerisinde gezerken doğanın ne kadar güzel bir yer olduğunu keşfetmişler. Çevrenin güzelliğine bakıp yürürken , birden bire gökyüzünde mavi tüylü , büyülü bir kuşu gördüler. Kuşun rengi o kadar güzeldi ki sanki gökyüzü gibiydi. Renkli ve parlak tüyleri de rüzgarda süzülüyordu. Sevgi ve Nur bu özel kuşu yakalamak istediler, fakat kuş çok hızlı hareket ettiği için tutamıyorlardı. İkiz kardeşler kutu takip etmeye karar verdiler ve uzun bir kovalamacanın ardından bu güzel kuş onları köylerine yakın olan bir çiçek bahçesine getirdi. Bu güzel çiçek bahçesinin içerisinde mavi kuş, Sevgi ve Nur'a yaklaşarak ve özel bir isteğinin olduğunu söyledi. Kuş, orman içerisinde kendisi için yuva yapmak istediğini ve yuvası içinde güzel çiçekler ile tüyleri toplaması gerektiğini söyledi. Fakat tek başına bunu yapmanın zor olacağı için kardeşlerden yardım istediğini söyledi. Sevgi ve Nur, mavi kuşun bu isteğini severek kabul ettiler ve yuvalarını yapacakları için kardeşler de çok hevesliydi. Beraber çiçekleri topladılar, kuşun güzel yuvasını yapmak için yardımcı oldular ve yuvası için parlak renkli mavi tüyleri aramaya gittiler. Zorlayıcı bir arama ve maceraları sonunda, mavi kuş sonunda yuvasını bitirebildi. Kuş, minnettarlıkla Sevgi ve Nur'a teşekkürler etti. Mavi kuş artık ormandan gitmek istemiyordu, bu sebepten çiçek bahçesinin içerisinde yaşamaya karar verdi. Sevgi ile Nur, mavi kuşun yeni dostları oldular ve onun bu güzel dünyasında çok güzel maceralar yaşamaya başladılar. O günden itibaren, Sevgi, Nur ve Mavi renkli kuş en iyi dostlar oldular ve her zaman için beraber olacaklarına söz verdiler. Her gün eğlenceli maceralar yaşadılar. Beraber doğanın essiz güzelliklerini gördüler, yeni çiçekler ve ağaçlar gördüler ve en iyi dostlar olarak çok mutlu yaşadılar. Bu masalımız Mavi Kuşun Macerası adıyla sizler için hazırladık. Umarım ki çocuğunuz beğenir ve bu masal onlara uyku öncesinde hoş bir hatıra bırakır."} {"url": "https://masalist.com/merakli-ali-nin-basina-gelenler/", "text": "Kasabanın tam merkezinde Ali'nin her zaman dikkatini çeken büyük ve eski bir ağaç vardı . Bu ağacın altında oturarak her gün gökyüzünü izlerdi. Bir gün, bu ağacın altında otururken yaşlı beyaz sakallı bir adam yaklaştı. Sakallı Amca Ali'ye yaklaştıkça onun kasabanın en yaşlı ve sinirli insanı olan Hüseyin Amca olduğunu fark etti. Hüseyin Amca, Ali'ye ağacın altında otururken neden bu kadar mutlu olduğunu sordu. Ali, gökyüzünü izlemenin ve sessizliği dinlemenin kendisini huzurlu hissettirdiğini söyledi. Hüseyin Amca, Ali'ye yaşamın hızlı bir yolculuk olduğunu ve sakin anları takdir etmenin önemli olduğunu anlattı. Gençliğin de kendisinin yaşadığı hikayeleri anlatarak Ali'ye nasihatlerde bulundu. Bu sohbetten sonra, Ali, her gün birkaç dakika ağacın altında oturmaya devam etti. Bu verdiği küçük karar, ona hayatın tadını çıkarmayı, sakin anları yakalamayı ve yaşlıların öğütlerini dinlemenin ne kadar önemli bir karar olduğunu öğretti. Kasabanın meraklı ve heyecanlı çocuğu Ali, yaşamın güzelliklerini keşfetmeye devam ettikçe her fırsatta yeni maceralara atılmanın önemini anladı . Her zaman için iyi bir çocuk olmanın ne kadar önemli bir duygu olduğunu hiç bir zaman unutmuyordu. Umarım bu kısa hikaye size iyi bir çocuk olmanın önemini anlatmıştır."} {"url": "https://masalist.com/mianin-buyulu-ekmek-yolculugu/", "text": "Bir varmış bir yokmuş. Uzak diyarlarda cıvıl cıvıl bir çocuk olan Mia adında bir çocuk yaşarmış. Mia, merak dolu gözleri ve enerjik adımlarıyla çevresini keşfetmeyi çok severmiş. Bir gün Mia'nın aklına harika bir fikir gelmiş: Neden evde ekmek yapmayı denemiyoruz ki? diye sormuş. Mia'nın annesi sevgiyle gülümsemiş ve ekmek yapma macerasına başlamışlar. Annesi ilk önce un kutusunu açmış. Mia'nın gözleri büyümüş; çünkü un, sanki pürüzsüz bir gökyüzü gibiymiş. İşte Mia, bak bu un. Ekmek yapımının sihirli malzemesi, demiş annesi, unun ortasına parmağıyla bir çukur açarak. Mia merakla sormuş, Anne, çukura ne koyacağız? Annesi gülümseyerek biraz beyaz toz almış ve Mia'ya göstermiş. İşte maya, ekmek hamurunu büyüten sihirli toz. Şimdi bunu çukura ekleyelim. Mia, annesinin ellerini dikkatle izlemiş. Sonra annesi su eklemiş ve unu karıştırmaya başlamış. Mia da küçük elleriyle yardım etmeye çalışmış. Nihayet hamur yoğurma zamanı geldi! demiş annesi, unlu karışımı masanın üstüne dökmüş. Mia da masanın başına geçip annesinin yaptığını taklit etmiş. Hamur yoğruldukça Mia'nın yüzü gülümsemekten parlamış. Annesi, hamurun güzelce kabardığını görünce, Şimdi hamuru şekillendirelim. İstersen yuvarlak, istersen kalp şeklinde yapalım. Sen ne istersin? diye sormuş. Mia bir an düşünmüş, sonra gülümseyerek Kalp şeklinde olsun! demiş. Annesi hamuru kalp şeklinde açmış, Mia da minik kalp şekilleri kesmiş. Kalpleri tepsiye yerleştirmişler ve örtüyle üstünü örtmüşler. Şimdi hamurlar dinlensin ve kabarsın, demiş annesi. Bir süre sonra fırın önceden ısıtılmış bir şekilde hazır olmuş. Annesi hamurları fırına koymuş ve Mia'nın heyecanla beklemeye başlamış. Fırından yayılan sıcak ekmek kokusu her yere yayılmış. Sonunda ekmekler pişmiş ve fırından çıkarılmış. İşte Mia, ekmeklerimiz hazır! demiş annesi. Mia, sıcak ekmekleri görünce sevinçle zıplamış. Annesi bir ekmek dilimi kesip Mia'ya uzatmış. Tadına bakmak ister misin? Mia, ekmek diliminden bir ısırık alıp. Mmm, harika kokuyor ve inanılmaz lezzetli! demiş. Annesi sevgiyle gülümsemiş, Görüyorsun Mia, ekmek yapmak aslında hiç de zor değil. Tek ihtiyacın olan malzemeler ve biraz sevgi. Küçük Mia gülümsemiş, Evet, anne, ekmek yapmak gerçekten eğlenceli! Artık Mia, ekmek yapmanın inceliklerini biliyor ve her seferinde farklı şekiller deneyerek ailesine neşeli ekmekler yapmaya devam ediyormuş."} {"url": "https://masalist.com/minik-tirtil-ve-agustos-bocegi-masali/", "text": "Ağustos böceği sazını çalar, neşeli şarkılar söylermiş. Minik Tırtıl ise içten içe üzülürmüş. Dikenler büyüdükçe, Minik Tırtıl daha da yalnız hissedermiş. Keşke ben de ağustos böceği gibi şarkı söyleyebilseydim, diye iç geçirirmiş. Bir gün, Minik Tırtıl aniden hasta düşmüş. Ağustos böceği hemen yanına gitmiş, endişeli bir şekilde bakmış. Minik Tırtıl'ın durumu kötüye gitmiş ve derin bir uykuya dalıvermiş. Ağustos böceği üzgün bir şekilde beklemeye başlamış. Gecenin sessizliğinde Minik Tırtıl'ın yanında nöbet tutmuş, sevdiği şarkıları söylemiş. Bir gece, ay dolunayda parlamış. Ağustos böceği gökyüzüne bakarken, Minik Tırtıl'ın hareket etmeye başladığını fark etmiş. Minik Tırtıl'ın eski bedeni artık yok olmuş, onun yerine rengarenk kanatları olan bir kelebek ortaya çıkmış. Mavi renkli kanatlarıyla gökyüzüne yükselen bu güzel yaratık, artık Mavi Kelebek olarak adlandırılmış. Mavi Kelebek, gökyüzünde özgürce uçarken büyük bir mutluluk hissetmiş. Ağustos böceği sevinçle ona bakmış. Mavi Kelebek'in mutluluğunu görmek, ağustos böceğinin yüreğini ısıtmış. Ancak, Mavi Kelebek'in ayrılacağı düşüncesi onu hüzünlendirmiş. Ancak Mavi Kelebek ve ağustos böceği dostluğu, zaman ve mekan sınırlarını aşmış. Mavi Kelebek gökyüzünde kanat çırparak özgürlüğün tadını çıkarırken, ağustos böceği sazını çalarak onunla birlikte coşkulu şarkılar söylemiş. İkilinin dostluğu, diğer hayvanların bile kıskandığı eşsiz bir bağ olmuş. Yağmur sonrası çiçeklerin kokusunu birlikte içine çekerler, rüzgarın serinliğini birlikte hissederlermiş. Zaman geçtikçe, Mavi Kelebek ve ağustos böceği arasındaki dostluk daha da güçlenmiş. Onlar, her ne olursa olsun birbirlerini sevmekten ve desteklemekten hiç vazgeçmemişler. Gökyüzünde kanat çırpan Mavi Kelebek ve saz çalan ağustos böceği, herkese örnek olmuş."} {"url": "https://masalist.com/minik-yildizin-macerasi/", "text": "Bir akşam, gökyüzüne baktığında, Minik Yıldızın dileği gerçek olmuş gibi gelmiş. Parlayan bir yıldız bir anda hareketlenmiş ve ona doğru yaklaşmış. O yıldız, Minik Yıldız için özel bir hediye getirmiş. Merhaba, Minik Yıldız! demiş. Ben, Merve adında bir yıldızım. Senin dileğini duydum ve sana arkadaşlık etmek için buradayım. Minik Yıldız gözlerine inanamamış ve sevinçle Merve'ye sarılmış. Siz gerçek bir yıldızsınız ve benim dileğimi gerçekleştireceksiniz! diye coşmuş. Merve gülümsemiş ve Evet, Minik Yıldız, seninle birlikte dans edeceğiz ve gökyüzünde harika maceralar yaşayacağız demiş. Minik Yıldız, artık Merve ile birlikte gökyüzünde dans etmeye başlamış. Onlar birbirlerine sarılıp ışıldarken, gökyüzünde büyülü bir dans gösterisi sunmuşlar. Diğer yıldızlar da onları izlemeye gelmiş ve Minik Yıldız'ın neşesi tüm gökyüzünü aydınlatmış. Gökyüzündeki yıldızlar, Minik Yıldız ile Merve'nin arkadaşlığına hayran kalmışlar. Birlikte gökyüzünde dans edip şarkılar söylerlermiş. Minik Yıldız, Merve ile birlikte artık her gece gökyüzüne çıkıp maceralar yaşamaktan büyük mutluluk duyarmış. Ve böylece, Minik Yıldızın hayali gerçek olmuş ve Merve ile birlikte gökyüzünde eşsiz bir dostluk başlamış. Minik Yıldız, her gece Merve ile dans ederken, gökyüzündeki yıldızların en parlak olanı olmuş. Onun sevgisi ve neşesi, tüm ülkeyi sarmış ve kalplerdeki en güzel ışık olmuş."} {"url": "https://masalist.com/nasreddin-hocanin-essegi/", "text": "Günlerden bir gün Nasreddin Hoca'nın çok sevdiği eşeği kaybolur. Hoca, tüm kasabayı dolaşır, eşeği arar arar durur, ancak maalesef hiç bir şekilde eşşeğini bulamaz. Kasabada yaşayan köylüler , hocanın eşeğini bulması için yardım etme kararı alırlar. Hoca, insanların eşeğini bulmaları için bir hediye vereceğini söyler. Eşeğimi bulan kişiye çeyrek altın vereceğim der. Köylüler de zaten eşeği bulmak istiyordu ancak bu hediyeden sonra daha da özenle hemen aramalara başladılar. Fakat her yere bakmalarına rağmen hiç bir şekilde eşeği bulamazlar. Bir hafta sonra, hocanın eşeğini kasabanın etrafında ki ormanlarda otlarken bulurlar. Eşeğini bulana çeyrek altın vereceğim sözünü verdiğini aklına gelir ve köylülerin toplandığı bir köy kahvesine doğru gider. Kasabada yaşayan birisi, Hocam, eşeği ben buldum, ödülümü verebilir misin? der. Nasreddin Hoca, Tabi ki, ödülünü alabilirsin. Ancak önce eşeğimi getirmen lazım der. Eşeği bulan adam şaşırarak, Hocam, eşeğini ben buldum ya. Neden sana getirmem gereksin? Nasreddin Hoca gülerek söylemiş, Eşeğimi bulana çeyrek altın verme sözümü tutacağım, fakat ödülü vermeden önce bu eşeğin gerçekten benim olduğunu bilmem lazım. der Köylü adam düşünür , düşünür ve sonra Hoca'nın ne söylemek istediğinin farkına varır. Haklısın Hocam, eşek senin değil. Sadece bulduğum eşeği söyledim, senin eşeğin olduğunu düşündüğüm için ödülü hak etmiyorum der ve utanarak oradan ayrılır. Nasreddin Hoca'mız bu hikayesinde insanların dürüstlüğünü sınayarak yalan söyleyebilecekleriyle alakalı önemli bir ders verir."} {"url": "https://masalist.com/pamuk-prenses-ve-tavsan-dostu/", "text": "Ancak bir gün, ormanda kötü kalpli bir cadı ortaya çıkmış. Cadı, Pamuk Prenses'i kıskanıyormuş ve onu çekemiyormuş. Cadı, Pamuk Prenses'in Minnoş ile olan güçlü bağını fark etmiş ve bunu kullanmaya karar vermiş. Cadı, Minnoş'u büyülü bir tuzağa düşürmüş ve Minnoş aniden kaybolmuş. Pamuk Prenses, en iyi arkadaşını bulamayınca çok üzülmüş ve cadıya karşı öfke dolmuş. Fakat cesaretiyle Minnoş'u bulmaya karar vermiş. Pamuk Prenses, ormanda birçok zorlukla karşılaşmış. Ama asla umudunu yitirmemiş, Minnoş'u bulmak için mücadele etmiş. Pamuk Prenses, iyilik dolu kalbi ve kararlılığı sayesinde çeşitli maceraları atlatmış. Sonunda, Pamuk Prenses Minnoş'u cadının tuzaklarından kurtarmış. Minnoş ve Pamuk Prenses, kucaklaşarak gözyaşlarına boğulmuş ve mutluluk içinde tekrar bir araya gelmişler. Ormanda yaşayan diğer hayvanlar, Pamuk Prenses'in gücüne ve Minnoş'a olan sevgisine hayran kalmışlar. Pamuk Prenses, Minnoş ve diğer dostları, artık cadının kötülüklerine karşı birlikte mücadele etmişler ve ormanı birbirine daha da kenetlemişler. Böylece, Pamuk Prenses ve Minnoş'un dostluğu, tüm ormanın en güzel masalı olmuş. Kötülük karşısında iyilik ve sevgi kazanmış, Pamuk Prenses'in kalbi Minnoş ile dolmuş ve ormanda herkes birlikte mutlu ve güven içinde yaşamış."} {"url": "https://masalist.com/pamuk-prenses-ve-yedi-cuceler-2/", "text": "Bir varmış bir yokmuş , eski günlerde güzelliğiyle herkesin dikkatini çeken, kıp kırmızı yanakları ve kömür karası renginde saçları olan çok güzel bir prenses yaşarmış. Bu prensesin ismi Pamuk Prenses'di. Bu güzel prensesin kötü annesi, krallıkta yaşayan en güzel kadın olmak isteyen kötü kalpli bir prensesmiş. Bir akşam, sihirli aynasının karşısına geçip Ayna ayna, söyle bana, var mı benden daha güzeli bu dünyada? diyerek sormuş. Ayna da, Var . Pamuk prenses bu dünyada ki en güzel kız demiş. Bu verilen cevap üzerine kraliçe çok kızara ve Pamuk Prenses'i kaçırması için bir avcı göndermiş. Fakat avcı Pamuk Prenses'in güzelliğine aşık olarak onu özgür bırakmış ve ona ormandan başka bir yere gitmemesi gerektiğini söylemiş . Ormanda yedi küçük cüceyi gören Pamuk Prenses, cücelerle arkadaş olmuş ve onların evinde kalmaya başlamış. Fakat kraliçe Pamuk Prenses'in hala yaşadığını biliyormuş ve onu kaçırmak için üç farklı denemede daha bulunmuş. Üçüncü kaçırma denemesinde, Pamuk Prenses zehirli bir meyve yemiş ve bayılıp kalmış. Uzun aylar boyunca pamuk prenses hiç uyanmadan yatıyormul. Günler aylar geçmiş ve sonunda bir prens gelmiş. Pamuk Prenses'in büyülendiğini bilen Prens , prensesin üzerinde ki bu büyüyü kaldırmak için pamuk prensesi yanağından öpmüş. Prens'in aşkla dolu yanaktan öpücüğüyle Pamuk Prenses uyanmış ve ikiside mutlu bir şekilde yaşamaya başlamışlar. Kötü kalpli kraliçe ise kendi tuzağıyla kaybetmiş. Pamuk Prenses ile Prensi evlendikten hemen sonra, herkes den uzak bir diyarda huzurlu bir şekilde yaşamaya başladılar. Her gün, cücelerle beraber ormanın içerisinde yeni maceralara atılıyorlarmış. Ormanda konuşan çiçekler, şarkı söyleyen tavşanlar ve dans eden kedilerle dolu büyülü bir yermiş. Pamuk Prenses, bu güzellikleri görürken, doğanın özel dilini öğrenmeye başlamış. Bir gün, ormanda kaybolan bir çocuğu bulabilmek için tüm herkes seferber olmuş. Pamuk Prenses ve cüceler, çocuğu bulabilmek için ormanın her tarafını aramaya başlamışlar. Bu arayışta çocuğu bulabilmek için tüm hayvanlar pamuk prenses ve cücelere yardımcı olmuş.. Sincap, çocuğun en son gördüğü yeri Pamuk Prenses'e anlatmış. Çocuğu çok korkmuş ve üşümüş bir şekilde ağacın altında bulmuşlar. Çocuk çok korktuğu için hiç bir kimsenin yanına gelmesini istemiyormuş. Fakat Pamuk Prenses'in güzelliğini gören çocuk sıcak ve şefkatli duygularla pamuk prensese izin vermiş. Bu sayede cüceler de yanına gelerek onu eve götürmek istemişler. Bu olayın sonrasında, Pamuk Prenses ile cüceler ormanda ki tüm canlılar tarafından takdir görmeye başlamış. Tüm hayvanlar tarafından tanınır duruma gelmişler. Her gün bu yaptıkları yardımlar sayesinde teşekkürler ediliyormuş . Pamuk Prenses ile Prensi, cüceler ve diğer tüm canlılarla sonsuza dek mutlu bir hayat sürmüşler. Her zaman birbirlerine yardım ederek zor günlerinde bile destek olmuşlar. Evet çocuklar , bu masalımız da burada bitti. Sizde iyi bir çocuk olarak arkadaşlarınıza yardım edebilirsiniz. Anne ve babanızı öptükten sonra uyuyabilirsiniz.. İyi geceler güzellikler , seviliyorsunuz."} {"url": "https://masalist.com/parmak-cocuk-masali-oku/", "text": "Meryem bu ikramlardan çok memnun olmuş. Ancak çiftçi karı kocanın neden mutsuz olduğunu anlayamamış. Meryem neden bu kadar üzgün olduklarını sormuş. Zavallı kadın gözyaşları içerisinde; Kocamın baş parmağı kadar bile olsa bir iki erkek evladım olsaydı dünyanın en mutlu kadını olurdum demiş. Meryem bunu işitmiş ve bu dilek aynen gerçekleşmiş. Çocuk her şeyde mükemmelmiş ama bir parmaktan daha büyük değilmiş. Bu yüzden ona parmak çocuk adını vermişler. Parmak çocuk yıllar sonra bile hiç büyümemiş ve aynı kalmış. Fakat akıllı ve çok hızlı bir çocuk olduğu belliymiş. Bir gün oduncu ormana odun kesmek için gitmeye hazırlanırken birisi benim için arabayı getirebilir mi diye sormuş. Parmak çocuk ben getiririm arabayı demiş hemen. Oduncu babası; Bu nasıl olacak diye sormuş. Parmak çocuk; Eğer annem bir atı iş görmeye hazırlarsa ben atın kulağına otururum, ve ona nasıl gitmesi gerektiğini söylerim demiş. Peki demiş oduncu. Zamanı geldiğinde anne atı hazırlamış ve oduncu parmak çocuğu atın kulağına yerleştirmiş. Parmak çocuk dehh! diye bağırmış ve at ormana doğru giden yolda ilerlemiş. Köşeye geldiğinde parmak çocuk yine dehh! diye bağırmış. O sırada iki yabancı adam yaklaşmış. Adamlardan biri: Aman Allah'ım bu da ne? Bir araba geliyor, sürücüsü ata bağırıyor ve ona yön veriyor. Ama kendisi gözükmüyor demiş. Bu doğru olamaz demiş diğerleri ve arabayı takip edip parmak çocuğun babasının yanına varmışlar. Babası parmak çocuğu atın kulağından almış ve saman çöpüne oturmuş. Yabancı adamlar parmak çocuğu görmüş ve Eğer bu küçük adamı kasabada sergilersek bize bir servet kazandırabilir diye hayallere kapılmış. Köylüye dönüp Bu küçük adamı bize sat demişler. Köylü: Hayır, Oğlumu seviyorum ve onu size veremem demiş. Parmak çocuk pazarlığı duyunca babasının omzuna sessizce yaklaşmış ve kulağına: Beni ver baba. En kısa zamanda geri döneceğim diye fısıldamış. Böylece baba parmak çocuğu adamlara vermiş. Nereye oturacaksın diye sormuş adamlar. Parmak çocuk beni şapkanızın kenarına yerleştirin demiş. Adamlar karanlık çökene kadar yürümüşler. Daha sonra parmak çocuk beni indirin ve burada durun demiş. Parmak çocuk zıplamış ve çimlerin arasında sürünerek daha önceden görmüş olduğu fare deliğine kaçmış. Parmak çocuk: iyi akşamlar baylar diye bağırmış ve onlarla alay etmiş. Üstüne üstün, adamlar sopalarını fare deliğine sokmuşlar ama delik boşmuş. Parmak çocuk daha da ileriye sürünmüş. İyice gece olunca adamlar sinirli bir şekilde gitmek zorunda kalmış. Parmak çocuk onların gittiğini görünce fare deliğinden sürünerek geri çıkmış, ve ayağını boş bir kabuğa çarpmış. Geceyi burada güvende geçirebilirim diye düşünmüş ve kabuğun içine oturmuş. Parmak çocuk uyandığında yolda giden iki adamı duymuş. Adamlardan bir tanesi: Zengin adamın gümüş ve altınlarına nasıl el koyabiliriz. diye söz atmış ortaya. Ben size söyleyebilirim diye seslenmiş parmak çocuk. Bu da ne! diye sormuş hırsızlardan biri korkuyla. Birinin konuştuğunu duydum. Dinlemek için durmuşlar. Parmak çocuk: Beni yanınıza alın. Ben size yardım edeceğim demiş. Adamlar da onu yanlarına almışlar. Eve sürünerek girmiş. Her şeyi istiyor musunuz diye bağırmış. Hırsızlar: Sessiz konuş, birileri duyabilir diye uyarmış. Parmak çocuk onları anlamazdan gelmiş ve bağırmaya devam etmiş. Yan odadaki bir hizmetçi sesi duymuş ve yatağına oturmuş. Parmak çocuk tekrar bağırarak: Size istediğiniz her şeyi vereceğim. Ellerinizi koyun demiş. Hizmetçi her şeyi çok dikkatli dinlemiş. Ve yatağından fırlayarak kapıya doğru koşmuş. Hırsızlar sanki arıların arkalarından vahşi bir avcı varmış gibi koşmaya başlamışlar. İçeri geldiğinde hiçbir şey görememiş. Parmak çocuk kendini tahıl ambarına saklamış. Hizmetçi her şeyi, her köşeyi didik didik etmiş ama bir şey bulamamış. Tekrar yatağına dönmüş. Gün ağardığında hizmetçi inekleri beslemek için yatağından kalmış. Parmak çocuğu tam olarak samanların üzerinde uyurken görmüş. Hizmetçi bu küçük adamı o da beraber buraya kimin o koyduğunu sormuş. Parmak çocuk. Aman Allah'ım ben buraya bu doldurma değil mi? Nasıl geldim? diye sormuş. Kendini dişlerden kurtarmak zorundanmış. Ama samanlarla beraber ineğin midesine indirmeye zorlanmış. Bu küçük oda da pencereler, pencereler unutulmuş. Ve hiç gün ışığı yok diye, bir yansın etmiş parmak çocuk. Çıkartın beni daha fazla yem vermeyin diye bağırmış. Hizmetçi süt sağarken içeriden bir şey ses duymuş. Ama kimseyi görememiş. Aceleyle ev sahibine koşmuş ve ineğin konuştuğunu söylemiş. Adam sen çıldırmışsın diye cevap vermiş. Ama yine de problemin ne olduğunu anlamak için ineğin yanına gitmiş. Parmak çocuk, yine çıkartın beni buradan. Daha fazla yem vermeyin diye bağırmış. Adam şoka uğramış ve ineğin kesilmesini emretmiş. İnek kesilmiş ama parmak çocuğun içinde bulunduğu mide yani işkembe gübreliğe fırlatılmış. Bir boşluk bulmuş ve kafasını çıkarmış. Yeni bir talihsizle karşılaşmış. Aç bir kurt gelmiş ve bütün işkembeyi yutmuş. Ama parmak çocuk cesaretini kaybetmemiş. Sevgili Kurt, senin için harika bir ziyafet sofrası hazırlıyorum demiş. Kurt: nerede diye sormuş parmak çocuğa. Bir evde orada pastalar, salamlar, sosisler, bir sürü şey bulacaksın demiş. Aslında tam olarak babasının evini tarif etmiş. Kurt gece yarısı gitmiş ve canı ne isterse yemiş. Bütün yiyecekleri yedikten sonra, Kurt aynı yoldan ağırlığı yüzünden geri dönememiş. Parmak çocuk kurdun içinde şiddetli bir ses çıkarmaya başlamış. Sonunda parmak çocuğun ailesi uyanmış. Koşmuşlar ve içeride bir kurt görmüşler. Onu kilitlemişler. Baba baltasını anne ise tırpanını kapıp gelmiş. Parmak çocuk ailesinin sesini duymuş ve babacığım kurdun içindeyim demiş. Baba: Allah'a şükürler olsun, oğlumuz burada demiş. Karısından tırpanı getirmesini istemiş ve kollarını kaldırıp kurdun. Başına vurmuş. Sonunda parmak çocuğu çıkarmışlar. Parmak çocuk: Evet Allah'a şükür tekrar temiz hava alabiliyorum demiş. Nerelerdeydin diye sormuş babası. Parmak çocuk: Bir farenin deliğinde, bir ineğin göbeğinde bir kurdun midesinde, ama artık sizinle kalacağım demiş. Ailesi biz seni bir daha asla yalnız bırakmayacağız demişler ve bu masalda burada bitmiş."} {"url": "https://masalist.com/parmak-kiz-masali-oku/", "text": "Kadın bu mini minicik kıza Parmak Kız adını vererek büyütmeye başlamış. Parmak Kız, ceviz kabuğundan yapılmış bir yatakta uyurken, güllerden yapılmış yorganlarla örtülüymüş. Bu küçük kız, bir tabak suyun içinde yaşarmış ve yapraklar arasında tabağın içinde dolaşırmış. Fakat bir gün, evlerine çirkin bir kurbağa gelmiş. Kurbağa, Parmak Kız'ı oğluyla evlendirmek için kaçırmış. Parmak Kız gölde bir nilüfer yaprağının üzerine konmuş. Parmak Kız üzgün bir şekilde ağlamaya başlamış, fakat bu sırada göldeki balıklar ona yardım ederek kaçmasına yardımcı olmuşlar. Parmak Kız'ı gölden çıkarıp nehre koymuşlar. Bir yaprak üzerinde yürürken bir şelaleye denk gelmiş. Oradan geçen bir böcek, Parmak Kız'ı kurtarmış. Böcek, Parmak Kız'a aşık olmuş ama ailesi onun yeterince bacağı olmadığı için bu evliliğe izin vermemiş. Kış mevsimi gelmiş ve Parmak Kız sokakta kalmış ve bir tarla faresi ona yardım etmiş, onu evine almış ve beslemiş. Ne var ki, bu fare çok oburmuş ve köstebekle Parmak Kız'ı takas etmeyi kabul etmiş. Parmak Kız, köstebekle evlenmek istememiş ve bir sabah erken saatlerde bayan fare evinden kaçmış. Yolda yaralı bir kuş bulmuş ve ona yardım etmiş. Kuş, iyileşince Parmak Kız'a yardım etmek istediğini söylemiş. Parmak Kız, kuşa kendisini uzaklara götürmesini rica etmiş. Kuş, Parmak Kız'ın isteğini yerine getirmiş ve onu büyülü bir çiçek bahçesine götürmüş. Bu çiçek bahçesinin prensi, Parmak Kız'ı gördüğünde aşık olmuş. Parmak Kız da prense karşı duygusal bir bağ hissetmiş. Prens, evlenme teklif etmiş ve Parmak Kız kabul etmiş ve sonsuza kadar mutlu bir şekilde yaşamışlar."} {"url": "https://masalist.com/pilot-olmak-isteyen-cocugun-masali/", "text": "Bir varmış bir yokmuş, uçaklara karşı her zaman merakı olan Murat isminde bir çocuk varmış .Murat'ın en büyük hayali de büyüdüğünde pilot olmaktı. Her gün uyandığında ilk yaptığı şey penceresinden gökyüzüne bakıp, uçakların süzülerek uçmasını seyretmekmiş. Murat'ın odası, uçak maketleriyle ve havacılık resimleriyle doluydu. Her gece yatarken kendisini pilot olarak hayal eder ve rüyasında uçak görmek istermiş. Murat'ın hikayesi, Teknofest gösterisine katılmasıyla başladı. Teknofest gösterişinde, göz alıcı akrobasi pilotları ve gökyüzünde gösteri yapan uçaklara hayran kaldı. Bu fuar, murat'ın havacılık sevgisini daha da alevlendirdi. Murat, pilot olma yolunda ilk başlangıcını yapmak için sabırsızlanıyordu. Heyecanlı ve azimli bir genç olan Murat, pilot olabilmesi için neler yapması gerektiğini araştırıyordu. Kütüphaneye giderek araştırmalar yaptı, internetten uçuş bilgileri ve havacılık tarihi hakkında bilgileri öğreniyordu. Her fırsatta, havaalanına giderek pilotlarla konuşmak için çabalıyordu. Murat'ın hayallerinin farkında olan ailesi bu konuda yardımcı olabilmek için neler yapabileceklerini düşündüler. Bunun için küçük bir tek pervaneli uçak kiralamayı düşündü. Küçük bir uçak kiraladılar ve uçakta pilotun yanında uçmasını sağladılar. Murat hayatında ilk kez pilotun yanında uçmayı başarmıştı. Bu, onun için unutulmaz bir zamandı. Murat, pilot olmanın çok zorlu bir süreç olduğunu anladı ve bunun için çok emek vermeliydi. Derslere daha çok çalışması, fiziksel ve zihinsel olarak kendini geliştirmesi gerektiğinin farkındaydı. Bu uzun yolculuk boyunca murat çok fazla yoruluyordu ancak hayalleri için bunu devam ettirmeliydi. Ailesi ile arkadaşları, bu hayalini gerçekleştirebilmek için her zaman destek veriyordu. Murat, genç bir delikanlı olduğunda, pilotluk sertifikası alabilmek için pilotluk okuluna katıldı. Burada, teorik eğitimleri öğrenmenin dışında, uçaklarla uçuş yapma fırsatı da buldu. Her uçuş denemelerinde kendisini daha da geliştirerek pilot olmaya gün geçtikçe yaklaşıyordu. Günler ve haftalar geçtikçe Murat'ın ilk solo uçuş günüde geldi. Uçağı tek başına uçurması gerekiyordu, ve bu görevini sorunsuz bir şekilde başardı . Gökyüzünde yalnız başına uçarken, tüm bu uzun yolcuğun ve zorlukların üstesinden gelebildiği için kendisiyle gurur duyuyordu. Eğitimini başarıyla bitiren Murat, artık bir pilot adayıydı. Onlarca sınav ve değerlendirmelerden geçerek yeteneklerini ispatlamış oldu. Her sınav sonrasında hayallerine doğru bir adım daha yaklaşıyordu. Sonunda, Murat tüm sınavları bitirerek profesyonel bir pilot olarak ilk resmi görevini aldı. İlk uçuşunu tamamladığında çocukluğundan beri hayalini kurduğu şeyleri gerçekleştirmiş oldu. Gökyüzünde, bulutların üstünde uçarken, tüm emeklerinin değdiğini anladı. Murat, kariyerini sürdürürken, kendisi gibi pilot olmak isteyen çocuklara da destek sağlıyordu. Kendisinin de bir zamanlar olduğu gibi, gökyüzünü seyreden küçük çocuklara, hayallerinin peşinden gitmeleri için cesaret veriyordu. Murat'ın hikayesi, hayallerinizin gerçekleşmesi için azimle çalışmamız gerektiğini anlatmaktadır. Evet çocuklar sizde bir mesleği düşünün ve hayal kurmaya başlayın. Eğer gerçekten de bu mesleği istiyorsanız bunun için çok çalışarak hayallerinizi ulaşabililirsiniz."} {"url": "https://masalist.com/pinokyo-masali/", "text": "Bir zamanlar küçük bir kasabada yaşayan ihtiyar ve fakir bir marangoz varmış. Geçimini kukla yaparak sağlıyormuş ve hep bir çocuğunun olmasını çok istiyormuş. Bir gün ormana gitmiş ve kukla yapmak için kütük aramaya başlamış. Ormanda gezinirken birden yerde tam istediği gibi bir kütük bulmuş. Bütün kütüğü alıp atölyesine götürmüş ve kütüğü oymaya başlamış. Oydukça kütükten ses çıkıyormuş, ah ah diye. Gepetto usta sesin nereden geldiğini anlamıyormuş. Kütüğü oydukça yavaş yavaş şekillenmeye başlamış, kafası, kolları, ayakları belirginleşmiş. Kukla bittiğinde onu sandalyenin üstüne koymuş. Yerleri süpürmeye başlamış ve o sırada kukla konuşmaya başlamış, hareket etmiş. Gepetto usta gördüklerine inanamıyormuş. Artık onunda bir çocuğu olduğu için çok sevinmiş. Oğluyla çok güzel vakitler geçirmeye başlamış. Aradan çok uzun yıllar geçmiş ve oğlunun okul çağı gelmiş ama Gepetto ustanın çocuğunu okula gönderecek parası yokmuş. Bunun için üstündeki montunu satmış ve parayı çocuğuna vermiş. Bu para ile defter kalem alıp okula gitmesini istemiş. Pinokyo yolda şarkı söyleye söyleye okula doğru gidiyormuş. İnsanlara bakıyor, mağazaların önünden geçip vitrinlere bakıyormuş. Pinokyo ileride bir kalabalık insan topluluğu görmüş ve orada kocaman bir çadır kuruluymuş, içinde ne olduğunu merak ediyormuş. Kalabalığın arasından sıyrılıp çadırın girişine gelmiş ve kapıda duran görevli eğer paran yoksa buraya giremezsin demiş. Pinokyo babasının verdiği parayı hatırlamış ve cebindeki parayı vererek içeri girmiş. Sahnede iki tane kukla dans ediyormuş. Onları gören Pinokyo bunlar da benim gibi tahtadan deyip yanlarına gitmiş ve onlarla birlikte dans etmiş. Seyirciler de Pinokyo'ya kızıyorlarmış, çekil oradan göremiyoruz diyorlarmış. Kuklaları yukarıdan oynatan adam ne güzel bir tahtadan kukla bu demiş ipsiz hareket edebiliyor. Bu bana çok para kazandıracak demiş. Gösteri bittiğinde Pinokyo'yu yakalamış ve kafese kilitlemiş. Pinokyo babasının sözünü dinlemediği için çok pişman olmuş. Ağlamış ve Pinokyo'nun pişman olduğunu gören bir peri ortaya çıkıvermiş. Peri, Pinokyo pişman olduğu için ona yardım etmiş seni buradan çıkaracağım ama okuluna gideceksin demiş. Ama Pinokyo'nun hiç parası kalmamış, Peri ona paralarını geri vermiş. Pinokyo çok sevinmiş tekrar yolda yürüyerek okula doğru şarkı söyleye söyleye gidiyormuş. Yol kenarında duran tilki ve kedi Pinokyo'yu görünce ona bir oyun oynayıp elindeki parayı almak istemişler. Pinokyo böyle şarkı söyleye söyleye nereye gidiyorsun diye sormuşlar. Pinokyo da okula gidiyorum ama önce kırtasiyeden kalem ve defter alacağım demiş. Tilki de peki paran var mı? demiş. Pinokyo da babasının verdiği parayı göstermiş. Babası montunu satarak Pinokyo'ya vermiş olduğu parayı gören tilki, Pinokyo'ya eğer parayı bize verirsen paranı sihirli toprağa ekeriz ve para ağacın olur ne zaman para lazım olursa ağaçtan koparabilirsin demiş. Pinokyo da kolay yoldan para kazanmak için kabul etmiş ve bütün parasını tilkiye vermiş. Tilki ile kedi gidince Peri ortaya çıkıvermiş. Pinokyo'ya okula gidip gitmediğini sormuş ama eğer yalan söylersen seni cezalandırırım demiş. Aslında Peri gerçeği biliyormuş. Pinokyo tabii ki okula gittim, kırtasiyeden de kalem ve defter aldım demiş. Yalan söyleyen Pinokyo'nun burnu uzayıvermiş. Peri sordukça Pinokyo yalan söylüyormuş ve burnu bir metreden fazla uzamış en sonunda Pinokyo gerçeği anlatmış. Peride Pinokyo'nun burnunu eski haline getirivermiş. Pinokyo'nun pişman olduğunu gören Peri ona parasını tekrar geri vermiş ve okula gitmesini söylemiş. Pinokyo okula doğru giderken sirkten kaçtığı adamı karşısında görmüş. Adam Pinokyo'yu yakalamış ve ona kızgın olduğu için onu denize atmış. Pinokyo tahta olduğu için batmamış ve yüzmeye başlamış. Bu çok hoşuna gitmiş, derken büyük bir balina onu yutuvermiş. Balinanın midesinde çaresizce kalakalmış. Gepetto usta Pinokyo'yu çok merak ediyormuş. Pinokyo günlerce eve gelmeyince onu aramaya çıkmış. Deniz kıyısında onu gören balıkçılar Gepetto ustaya teknesini vermişler ve Pinokyo'nun denize düştüğünü söyledikleri için onu denizde aramaya başlamış. Birden teknesi batmış ve Gepetto usta yaşlı ve yüzme bilmediği için suya batıvermiş. O sırada Pinokyo'yu yutan dev balina Gepetto ustayı da yutmuş. Balinanın içinde ağlayan Pinokyo'yu gören Gepetto usta oğluna sarılmış ve o sırada Peri tekrar gelmiş. Pinokyo'nun pişman olduğunu gören peri onları kurtarıp karaya çıkarmış ve bundan sonra Pinokyo hiç yalan söylememiş. Gepetto usta ile Pinokyo'ya artık çok mutlu yaşıyorlarmış. Pinokyo her gün okula gidip geliyormuş. Bir gün Pinokyo uyurken Peri onu gerçek insan yapmış. Pinokyo uyandığında gerçek insan olduğunu görmüş ve hemen babasının yanına gidip bak baba ben etten kemikten gerçek insan oldum demiş. Babası gerçek bir çocuğu olduğu için çok mutlu olmuş ve ömür boyu ikisi beraber mutlu bir şekilde yaşamaya devam etmişler."} {"url": "https://masalist.com/prenses-nil-ve-mavi-yildiz-masali/", "text": "Büyülü salıncak, yıldızlara çok daha yakın bir yere çıkabilecekmiş gibi görünüyormuş. Bir gece, Prenses Nil salıncakta sallanırken, birdenbire parlak bir ışık belirmiş. Gökyüzünde, hayal ettiği mavi yıldız belirmiş gibi gelmiş. O muhteşem yıldız, Prenses Nil'e doğru yaklaşmış ve bir sihirli bir sesle konuşmuş: Merhaba, Prenses Nil! Ben Mavi Yıldız'ım. İçten dileğini duydum ve sana gerçek bir arkadaşlık sunmak istiyorum. Prenses Nil gözlerine inanamamış ve heyecanla Mavi Yıldız'a cevap vermiş: Siz gerçek misiniz? Benim dileğimi gerçekleştirecek misiniz? Sizi çok seviyorum! Mavi Yıldız, gülümseyerek cevaplamış: Evet, prensesim. Ben gerçek bir arkadaşım ve dileğin kabul oldu. Bundan sonra her gece gökyüzünde seni bekleyeceğim ve dostluğumuz hiç eksik olmayacak. O günden sonra, Prenses Nil ve Mavi Yıldız her gece gökyüzünde buluşup uzun sohbetler eder, birlikte eğlenirlermiş. Prenses Nil, artık yıldızlar arasında bir dostu olduğu için çok mutluymuş. Mavi Yıldız, ona güç ve umut vermiş, onu en mutlu eden dilekleri gerçekleştirmeye yardım etmiş. Prenses Nil, arkadaşı Mavi Yıldız sayesinde dünyayı daha da güzel görmüş ve sevgi dolu bir kalp kazanmış. Artık sarayın bahçesindeki büyülü salıncağına binip Mavi Yıldız ile birlikte gökyüzünde dans eder, hayatın tadını çıkarırlarmış. Ve böylece, Prenses Nil'in gökyüzündeki en iyi arkadaşı olan Mavi Yıldız, onunla birlikte sonsuz dostluklarının keyfini çıkarırmış. Prenses Nil'in dileği gerçek olmuş ve hayal ettiği arkadaşlığın değeri kalbinde sonsuza dek parlamış."} {"url": "https://masalist.com/prenses-ve-dilek-perisi-masali/", "text": "Herkesin yaşamak istediği bir ülkede Sibel isminde küçük ve tatlı bir prenses yaşarmış. Henüz 8 yaşında olan Sibel, tüm canlıları ve hayvanları çok severmiş. Yüreği tertemiz ve herkes hakkında iyilikler düşünen birisiymiş. Tüm insanlara karşı saygılı davranır ve sevgisini tüm canlılara karşı gösterirmiş. Tüm hayvanları çok severmiş. Tavşanları, kedileri, köpekleri, Atları, Çekirgeleri, kuşları ve herkesin nefret ettiği fareleri bile çok severmiş. Doğada yaşan tüm canlılarn sevilmesi gerektiğini düşünürmüş. Ormandaki tüm bitkiler ve ağaçlar da onun dostuymuş. Her sabah ormana gidip hem hayvanlarla oyunlar oynar hem de ağaç ve çiçekleri sularmış. Prensesin bir günü neredeyse hep böyle geçermiş.Sibel'in uzun zamandır gitmeyi hayal ettiği bir yer vardı. Burada evlerin, çikolata ve şekerlerden yapıldığı, herkesin huzur ve mutluluk içinde olduğu ve insanların ne isterse hemen sahip olabildikleri bir ülkeymiş. Sibel bu durumu banası ve annesine de anlatmış . Fakat Sibel'in babası Kral Ahmet, Sibel'e böyle bir yerin olamayacağını üzülerek anlatmış. Sibel bu duyduklarına çok üzülmüş ve bir süre içine kapanmış. Uzun bir süre arkadaşlarıyla oyunlar oynamamış , rutin olarak yaptığı şeyleri yapmamış. Yalnızca yemek yiyip su içerek gününü bu şekilde heba etmiş. Bu duruma tabi ki ailesi de çok üzülmüş. Sibel hayallerindeki gibi bir yerin olmadığını öğrendiğinde tüm inançlarını yitirmişti. Bugüne kadar hayallerini süsleyen bu yerin bir anda silinmiş olması onu derin bir üzüntüye sürüklemişti. Sibel uyumadan önce her gece yaptığı gibi gene aynı şekilde hayal ettiği yere gitmeyi istemiş. Gerçekten olmadığını öğrensen de hayallerinde orada yaşamayı istiyormuş. Gözlerini kapayarak uykuya dalmış ve hayallerinde ki ülkeyi rüyasında görmek için çabalamış. Birden bire odasından yatağına doğru uzanan büyük ve uzun ışık girmiş. Bembeyaz görünen bu ışık oysa ki dilek perisiymiş. Sibel her gece dua ederek uyuduğu için dilek perisi sibel ' e yardımcı olmak istemiş. Fakat Dilek Perisi; görülmemek için geç saatlerde uykuya daldığında gelmek istemiş. Sibel uyuduktan sonra pembe renkli bir kapı açılmış. İlk bakışta nerede olduğunun farkına varamamış. Pembe renkli bu kapıyı açtıktan sonra karşısına bir kapı daha çıkmış. Bu kapıyı da açmaktan başka bir şansı bulunmuyormuş . Kapıyı açtığında gördüklerine gözleri bile inanamamış. Kök kuşağı renginde bulutlar, şekerlerden çimenler, çikolatadan oluşmuş bir şelale ve hayallerinde kurduğu gibi şekerlerden yapılmış evleri görmüş. Sağ tarafına baktığında hemen yanında pamuk gibi beyaz renkli bir Sincap görmüş. Sibel'e seslenip: Hemen beni takip etmen gerekiyor! demiş. Sibel sincabın konuşmasına şaşırmış ancak söylediği gibi hemen peşine takılmış. Sincap prensesi şeker ve çikolatadan oluşan bir eve götürmüş. Sibel kapıyı açar açmaz karşısında yüzlerce farklı türden hayvanı görmüş. Hepsi birbiriyle konuşarak çok eğlenceli vakit geçiriyormuş. Kendisi hayvan dostu olduğu için yüzlerce farklı türden hayvanı gördüğünde sevinçten dili tutulmuş. Hemen hayvanların arasına girerek sohbet etmeye başlamış. Sevdiği hayvanların yanında vaktin nasıl geçtiğinin farkına varamamış. Bunca geçen zamandan sonra karnı acıkmış ve yemek yemek istediğini sincap'a söylemiş. Evin içerisinde ki tüm hayvan türleri sincapla konuşabiliyormuş. Bu sayede prenses ile tüm hayvanlar sorunsuz bir şekilde anlaşabiliyormuş. Hepsi toplanıp yemek yemek istemişler. Masadaki tüm yiyecekler çikolata ve şekerden ibaretmiş. Bu durum Sibel'i çok heyecanlandırmış. Çünkü her zaman istediği bir sofra ve hep görmek istediği bir yermiş. Akşam saatlerine kadar prenses ile hayvan arkadaşları gülüp oynamış. Saat artık geç olup uyuma saatleri geldiğinde pamuk şekerden oluşan yataklarına girmişler. Hep beraber toplanıp şarkılar söylemişler, güzel masallar okumuşlar ve uykuya dalmışlar. Sonra ki gün uyandıklarında aynısı gibi oynayıp şarkılar söylemiş, gezerek dünkü gibi mutlu vakit geçirmişler. Aradan uzun saatler geçtikten sonra prensesimiz Annesini ve Babasını özlemiş. Hayalinde ki yere sahip olmuş olsa da Ailesini çok özlemiş. Prensesimiz bu sefer yatmadan önce annesi ve babasıyla tekrar kavuşmayı dilemiş .Dilek perisi tekrar Sibel ' in dileğini yerine getirmiş ve Sibel'i saraydaki odasına döndürerek tekrar uyumasına devam ettirmiş. Sibel bu uzun uykudan uyandıktan sonra tekrar kendi odasını gördüğünde çok mutlu olmuş. Hemen yatağından zıplayarak babasının ve annesinin kucağına atlamış. Onları çok özlediği için sıkıca sarılmak istemiş. Sibel kahvaltısını yaparken başından geçenleri ailesine anlatmış. Ailesi prensesin bu yaşadıklarının rüya olduğunu söylemiş. Sibel ailesinin bu söylediklerine bu sefer inanmasa da ailesinin tekrar üzülmemesi için kendilerinin haklı olduğunu söylemiş. Bu gece tekrar yatarken sibel dilek perisini bu sefer karşısında görmüş. Dilek perisi bu yaşadıklarının rüya olmadığını dileğinin gerçekten de yerine getirildiğini fakat bu durumu kimseyle paylaşmaması gerektiğini söyledi. Sibel dilek perisiyle anlaşarak bunu sonsuza dek bir sır olarak saklamış. Evet çocuklar masalımız burada bitti. Anne ve babanız sizin için en güzel yer olduğunu hiç bir zaman unutmayın. Sizde prenses masalı , fantastik masallar diğer konularda masal göndermek isterseniz aşağıda ki resme tıklayınız."} {"url": "https://masalist.com/rapunzel-masali/", "text": "Günün birinde, kadın hamile olduğunu fark etmiş ve çok mutlu olmuşlar. Hamilelik döneminde kadın, yan bahçedeki ağaçtan bir meyve yemek istemiş. Ancak o marullar kötü bir cadıya aitmiş. Kadının kocası, karısının dileğini yerine getirmek istemiş ve gizlice bahçeye girmiş ve bahçedeki marulları koparmış. Hmm... Hem de taze ve lezzetli marullar... Ertesi gün tekrar marul koparmaya gittiğinde, karşısında cadıyı bulmuş. Çok korkmuş ve tam kaçmaya çalışırken cadı seslenmiş: Sen neden burada benim ağacımdan marul koparıyorsun? Üstelik benden izin bile almadan! Adam titreyerek cevap vermiş: Siz kötü bir cadısınız. Ben sizden izin istemeye çok korktum. Cadı bu cevap üzerine oldukça sinirlenmiş. Öyleyse sen artık cezalısın. Benden marul çalmanın bir bedeli var. Çocuğun doğar doğmaz bana teslim edeceksin. demiş. Adam korkuyla kabul etmiş ve hızla uzaklaşmış. Her gün marullardan karısına götürmeye devam etmiş, çünkü anlaşmaya göre karısı marullardan istediği kadar yiyebilirmiş. Gel zaman git zaman kadın doğum yapmış ve cadı gelip bebeği almış. Annesi gözyaşlarına boğulmuş. Aradan yıllar geçmiş. Rapunzel isimli bu bebek büyüyüp 16 yaşına geldiğinde çok güzel bir kız olmuş. Cadı onu yüksek bir kulede hapsetmiş. Hiç kimsenin onu bulmasını istemiyormuş. Burada yaşadığı süre boyunca, Rapunzel hiç saçlarını kesmemiş. Böylece upuzun altın sarısı saçları olmuş. Bir gün camın önünde şarkı söylerken, ormanda avlanan Prens Aman tanrım bu sesin sahibini görmeliyim. diyerek sese doğru gitmiş. Bir de bakmış ki kız yüksek bir kulede yaşıyor. Onu tam olarak görememiş. Merakla bakarken, annesinin geldiğini ve ona seslendiğini fark etmiş. Rapunzel, Rapunzel uzat o altın sarısı saçlarını. Rapunzel upuzun saçlarını camdan aşağı uzatmış ve annesi saçlarına tutunarak yukarı tırmanmış. Bunu gören prens sevinmiş ve ertesi akşam Rapunzel' in kulesine geri gelmiş ve sesini değiştirerek Rapunzel Rapunzel uzat o altın sarı saçlarını. demiş. Rapunzel de saçlarını uzatmış ve prens kızın saçlarına tutunarak yukarı tırmanmış. Ancak bir gün, kadın ormandan dönerken prensin kuleye tırmandığını görmüş. Hemen Rapunzel'in yanına giderek saçlarını kesmiş ve onu uzak bir çöle göndermiş. Sonrasında kadın, prensi cezalandırmak için kuleye gitmiş. Prens geldiğinde Rapunzel, Rapunzel, saçlarını uzat da göreyim seni. demiş. Ancak saçları kesilen Rapunzel olmayınca, prensi aşağı itmiş. Prens, düşerek çalılara çarpmış ve kör olmuş. Prens, Rapunzel'i uzun bir süre aramış, ona olan sevgisi ve umuduyla yaşamış. Bir gün, Rapunzel'e yeniden kavuşacağını biliyormuş. Uzun bir zaman sonra, prens çöle gelmiş. Orada güzel sesi duyduğunda, Evet, işte Rapunzel. Onu bulacağımı biliyordum. diyerek sese doğru gitmiş. Rapunzel, prensi görünce koşarak ona sarılmış ve büyük bir mutlulukla gözyaşları dökmüş. Prens'in gözlerine damlayan gözyaşları sayesinde, bir mucize gerçekleşmiş ve prensin gözleri yavaş yavaş görmeye başlamış. Prens ve Rapunzel birlikte prensin sarayına gitmiş ve muhteşem bir düğünle evlenmişler. Halk da onları çok sevmiş. Yıllar boyu huzur ve mutluluk içinde yaşamışlar ve masal da bu şekilde mutlu sonla sona ermiş."} {"url": "https://masalist.com/sihirli-fasulye-masali-oku/", "text": "Fasulye tanesi mi? demiş delikanlı tereddütle. Ama bunlar sihirli, demiş yaşlı adam. Adam öyle deyince bu iş delikanlının aklına yatmış ve fasulyeler karşılığında Süt Beyazı'nı yaşlı adama vererek yaptığı değiş tokuştan memnun, eve dönmüş. Anne! Bak elimde ne var! diye seslenip olanları anlatmış delikanlı eve dönünce. Ama annesi ona çok kızmış. Fasulye tanelerini dışarı, eline geçirdiği tavayı da delikanlıya fırlatmış. Sonra da ceza olsun diye onu odasına yollamış ve ona yemek vermemiş. Sabah olunca delikanlı gözlerine inanamamış. Yatak odasının penceresinden, dışarıda bir bitkinin hızla büyüdüğünü görmüş. Bu ne bir ağaç, ne de dev bir ay çiçeğiymiş; göğe doğru büyümüş sihirli bir sırık fasulyesiymiş. Delikanlı hemen pencereden sarkıp sihirli fasulyeye tutunmuş ve tırmanmaya başlamış. Yarım saat sonra kendini, her şeyin normalden daha büyük olduğu garip bir ülkede bulmuş. Tarlaların ötesinde çok büyük bir ev varmış. Delikanlı evin yanına gidip kapıyı çalmış. Kapıyı bir kadın açmış. Yiyecek bir şeyiniz var mı? diye sormuş delikanlı. Var, demiş kadın. Ama dev kocam gelince ortadan kaybolman gerek. Çünkü çocuklara hiç dayanamaz, onları hemen yer. Delikanlı tam bir şeyler yemek üzere sofraya otururken dışarıdan birinin gür bir sesle şunları söylediğini duymuş: Fee-fi-fo-fum, işte bir çocuk kokusu duydum. Ölü de olsa, diri de olsa güzeldir onları yemek. Kemiklerini öğütür, yaparım kendime ekmek. Fırına saklan. Hemen! demiş kadın delikanlıya. Sonra da kocasına, Ne çocuğu hayatım, dün kediye verdiğim et parçalarının kokusunu aldın herhalde, diye seslenmiş. Yemekten sonra dev kese kese altınlarını saymaya başlamış. Kısa bir süre sonra altın saymaktan yorulup uykuya dalmış. Delikanlı saklandığı yerden çıkıp bir kese altın almış. Keseyi sihirli fasulyesinden aşağıya atmış, ardından fasulyenin sırığına tutuna tutuna aşağıya inmiş. Annesi artık şanslarının döndüğüne bir türlü inanamamış. Ama birkaç ay sonra ellerindeki tüm altınlar bitmiş. Delikanlı tekrar sihirli fasulyesine tırmanarak devin yaşadığı ülkeye gitmiş. Devin karısı bu kez ona kuşkucu bir şekilde davranıyormuş. Geçen gelişinde bir kese altınımız kayboldu, diye iğnelemiş onu. Ama yine de delikanlıyı içeri almış. Çok geçmeden dev çıkagelmiş. Fee-fi-fo-fum, diye bir şarkı söylüyormuş. Bunu duyan delikanlı hemen yine fırına saklanmış. Ne çocuğu, hayatım, demiş devin karısı. Dün yediğin piliç haşlamanın kokusunu duydun herhalde. Sen etli böreğini yemene bak! Yemeğini bitirdikten sonra dev, karısına, Kadın, bana tavuğumu getir, demiş. Karısı hemen tavuğu getirmiş. Yumurtla! diye emretmiş dev ve delikanlının hayret dolu bakışları altında tavuk altın bir yumurta yumurtlamış. Tabii delikanlı tavuğu da alıp evine götürmüş. Delikanlı ile annesi böylece zengin olmuşlar. Ama bir yıl sonra çocuk şansını bir kez daha denemeye karar vermiş ve tekrar sihirli fasulyesine tırmanmış. Bu sefer eve, devin karısına görünmeden girip, bir bakır tencerenin içine saklanmış. Dev girmiş içeri. Fee-fi-fo-fum, diye başlamış yine tekerlemesine. Eğer bu yine o lanet olası çocuksa, fırına bak hayatım, kesin oradadır, demiş karısı. Delikanlı orada değilmiş tabii ki. Buralarda bir yerde, eminim, diye gürlemiş dev, ama karısıyla birlikte evin altını üstüne getirmelerine rağmen onu bulamamışlar. Bu sefer dev yemekten sonra altın bir harp çıkarmış ortaya. Söyle! diye emretmiş ve harp ninniler söyleyip onu uyutmuş. O an delikanlı bu harpı her şeyden çok istediğini anlamış. Horlamakta olan devin dizine tırmanmış, masaya atlamış ve harpı kapmış. İmdat! diye bağırmış harp. Delikanlı, sırtında harp, masadan aşağıya atlamış. Dev peşine takılmış. Delikanlı sihirli fasulyesini yarıladığında harp, İmdat! diye bağırmış yine. Dev delikanlının peşinden sırık fasulyesine atlamış. Delikanlı aşağıya ulaşınca, Anne! Çabuk bir balta getir, diye bağırmış. İkisi birlikte sihirli fasulyeyi baltayla kesmeye başlamışlar. Bir süre sonra sihirli fasulyeyle birlikte dev de yere düşmüş ve anında ölmüş. Üf! demiş çocuk. Az kalsın gidiyorduk! O günden sora delikanlıyla annesi zenginler gibi yaşamışlar. Onlar söyledikçe tavuk altın yumurta yumurtluyormuş. İnsanlar altın harpı dinlemek için onlara para ödüyorlarmış. Delikanlının güzel bir prensesle evlendiği de söyleniyor. Kim bilir belki de gerçekten evlenmiştir."} {"url": "https://masalist.com/sirin-ile-tavsan-masali/", "text": "Küçük ve eğlenceli bir kız çocuğu vardı. Babası Murat ve Kızın adı da Şirin idi. Kıza doğum gününde hediye vermek için bir Tavşan getirmişti. Tavşanın gizli bir sırrı vardı . Tavşanda sihirli bir şekilde konuşabilme özelliği vardı . Fakat bu konuşma yeteneğini sadece şirin duyabiliyordu. Şirinden başka hiç bir insan konuştuğunu anlayamıyordu. Şirin ile Tavşan yakın arkadaş oldular. Tavşan bu özel yeteneği sayesinde şirin'e orman hakkında birçok sır öğretti. Şirin, tavşanın öğrettikleriyle ormanın sırlarını keşfederken, hayvanlarla iletişime geçebilmeyi ve doğanın anlatmaya çalıştıklarını anlamayı öğrendi. Bu özel yetenek sayesinde Şirin, ormanda yaşayan tüm canlılara yardım etmeye ve onların sorunlarını çözmeye başladı. Şirin ile Tavşan, beraber bir çok macera yaşadılar ve ormandaki diğer hayvanlar tarafından sevildiler. Şirin ile konuşan Tavşan, ormandaki canlıların problemlerine çözüm ararken, bir sabah ormanda herkes tarafından konuşulan ciddi bir sorun fark edildi. Ormanda, çok sık görülmeyen bir ağacın solmak üzere olduğu ve bu ağacın kaybolmasıyla , ormanda ki dengenin bozulabileceği söyleniyordu. Şirin ile Tavşan hemen bu sorunu çözmek için harekete geçtiler. Yolculukları boyunca karşılaştıkları hayvanlar, onlara ağacı kurtarabilmek için fikirler verdiler. Uzun bir yolculuk sonrasında , ağaca ulaşabildiler. Ağaç, güvenli bir şekilde büyüyebilmesi için güneş ışığına ihtiyaç duyuyor fakat gölgelerin altında kaldığı için güneş ışıklarını alamıyordu. Şirin, tavşan ve diğer hayvanların desteğiyle, diğer ağaçların dallarını nazik bir şekilde kırparak, ağacımıza yeteri kadar güneş ışığı gelmesini başardı. Ağaç yeniden canlanarak ormanın dengesi tekrar korundu. Şirin ile Tavşan tüm orman canlıları tarafından kutladı. Bu olaydan sonra, Şirin ormanda yaşayan tüm canlılar tarafından çok daha fazla sevilmeye başladı. Herkes şirini kurtarıcıları olarak görüyordu. Masalımızın sonunda, takım olarak çalışmanın ne kadar önemli olduğunu, ve tek başımıza çözemeyeceğimiz sorunları rahatlıkla halledebileceğimizi anladık. Kız ile Tavşan masalları boyunca, yalnızca onların arasındaki arkadaşlığı değil, aynı zamanda tüm ormanda ki canlılar ile olan bağları da güçlendirir. Evet çocuklar bu masalımızda burada bitti. Anne ve babanızı uyuyabilirsiniz. Sizde bize masal göndererek binlerce okuyucuya ulaştırabilirsiniz."} {"url": "https://masalist.com/siyah-renkli-civciv-masali/", "text": "Masalımız buya ; Anne tavuğumuz bir çok yumurta yumurtlamış. Yumurtaların üzerine oturmak için kuluçkaya yatmış ve yumurtaların büyümesini beklemiş. Bir kaç hafta geçmiş ve yumurtalar olgunlaşmış. Bu yumurtaların 3 tanesinden civciv olmuş. Bu civcivlerin hepsi de birbirinden güzel olarak doğmuş. Fakat birisi diğer civcivlerden farklıymış. Civcivlerin iki tanesi sarıyken, bir tanesinin rengi kömür gibi kapkaraymış. Civcivler yem yiyerek büyümeye devam etmiş. Anneleri tüm yavrularını da ayırmadan çok seviyormuş. Siyah renkli civcivin ismi Kara olmuş.Kara büyüyüp kendi renginin farkına vardığında diğer kardeşlerinden farklı olduğunu anlamış. Kardeşlerin arası çok iyi olmasına rağmen, arkadaşları ona karşı ve zorbalık yapıyormuş. Çünkü Kara rengi dolayısıyla sadece kardeşlerinden değil , çiftlikte yaşayan tüm civcivlerden farklı renkteymiş. Kara tüm bunlara rağmen her zaman neşeli olmaya çalışıyormuş. Bir sabah derenin etrafından yüzerken suda ki kendi yansımasını görmüş. Herkes çok haklı. Maalesef herkes den farklı görünüyorum. Çirkin görünmek siyah olmak istemiyorum. Diyerek düşünmüş. Kendi görüntüsünden nefret ediyormuş. Kara üzüntülü bir şekilde derenin etrafından beklerken kardeşleri onu fark etmiş. Kardeşleri hemen yanına giderek içlerinden birisi: -Kara bizde seni arıyorduk. Buraya gelmeden bize neden haber vermedin ? Kara: Herkes den uzakta düşünmek istedim. Deyince kardeşleri çok şaşırmış çünkü kara hiç bir zaman bu şekilde davranmazmış. Nereye giderse gitsin her zaman kardeşleriyle beraber gider ya da haber verirmiş. Bu olaydan sonra da kara akşama kadar sessiz ve üzüntülü bir şekilde durmuş. Bu durumun farkında olan kardeşleri de çok üzülmüş. Ertesi sabah okula gidecek olmasına rağmen heyecan yerine kara tam aksine mutsuz bir şekilde bekliyormuş. Gece saatleri olduğunda uyumuşlar. Sabah olduğunda tüm civciv kardeşler çok heyecanlı bir şekilde kalkmışlar. Anne Tavuk civcivleri okula götürmüş. Tüm yavrularını tek tek öpüp sınıfın öğretmenlerine teslim etmişler. Civcivlerin hepsi okulu çok severek sınıf arkadaşlarıyla çok iyi arkadaş olmuşlar. Teneffüs zili çaldığında tüm civcivler bahçeye çıkarak oyunlar oynamışlar. Oyun esnasında civcivlerden birisi kara civcive : -Bugüne kadar senin gibi bir civciv görmemiştim. Ne kadar da çirkin görünüyorsun böyle.. demiş. Bu lafları duyar duymaz kara hemen ağlamaya başlamış. Kardeşleri Kara'yı savunmasına ve yanında durmalarına rağmen karanın ağlaması hiç kesilmemiş. Sürekli ağlıyormuş.. Kardeşleri Kara'nın bir suçunun olmadığını ve üzülmemesi gerektiğini anlatmış. Okul sonrası evlerine döndüklerinde kara hemen odasına kapanmış. Hiç bir yemek yememiş ve kimseyle konuşmamış. Annesiyle babası bu durum karşısında çok üzülmüşler. Ne yaparsak kara mutlu olur diye düşünmüşler. Babalarının aklına çok güzel bir fikir gelmiş.. Akıllarına bir fikir gelmiş. Tüm ailesi karanın kapısını çalmışlar. Kara: -Girebilirsiniz. Demiş.. Tüm ailesi kapıdan içeri girip karanın yanına oturmuşlar. Kara ailesi görür görmez şaşırmaya başlamış. Çünkü tüm ailesi kendi renklerini de siyah'a boyamışlar. Artık onlar da Kara gibi simsiyah görünüyormuş. Kara kahkaha atarak gülmeye başlamış. Kara güldüğünde tüm ailesi de kara gibi gülmeye başlamış. Kara: -Neden böyle bir şey yaptınız ? Demiş. Annesi: Sen siyah renkli olduğun için üzülüyorsun. Bu üzülmen için hiçbir sebep değil. Bu yüzden kardeşlerinle sana bir şey anlatmak istedik. Babası da lafa dahil olarak: Sen de bizim gibi kapkara görünüyorsun. Bak gördün mü bizde şimdi siyah renkliyiz.. Şimdi sende bizi bu rengimizde dolayı sevmeyecek misin evladım demiş ! Kara , Hayır Tabi ki ! Siz benim annem babam ve kardeşlerimsiniz demiş. Kardeşlerinden büyük olanda , peki sen bizi şuan çirkin olarak mı görüyorsun ! dedi. Kara da ; Hayır tabi ki. Şimdi de çok güzel görünüyorsunuz öncesinde de çok güzel görünüyordunuz dedi. Diğer küçük kardeşi de lafa girerek Sende bizim için aynen bu şekilde görünüyorsun ve kimseye benzemek zorunda değilsin demiş. Kardeşleri beraber bir şekilde konuşmaya başlamış. Sen bizim kardeşimizsin ve biz seni çok seviyoruz. Lütfen böyle bir sebepten dolayı üzülmeyi bırak eskisi gibi davranmalısın. Biz seni aynı bizim gibi görüyoruz ve bu şekilde çok güzel görünüyorsun demiş. Annesi de tüm evlatları arasında hiç bir ayrım yapmadığını hepsini aynı derecede görüp aynı şekilde sevdiğini söylemiş. Kara bu günden sonra hiç bir zaman üzülmemiş ve dışarda ki arkadaşları da ona bu şekilde bir laf söylememiş. Evet çocuklar bu masalımızda da anladığınız üzere farklılıklarınız sizin güzelliklerinizdir. Bu yüzden dış görünüşüyle alakalı hiç bir çocuğu üzmeyin ya da diğer çocukların söylediklerini önemsemeyin. İyi bir çocuk olarak tüm arkadaşlarınıza iyi davranmalısınız."} {"url": "https://masalist.com/tavsan-ve-kaplumbaga-masali/", "text": "Bir gün, Tavşan ve Kaplumbağa arasında bir yarış düzenlemeye karar vermişler. Heyecanlı bir yarış yapalım ve kimin daha hızlı olduğunu görelim! demiş Tavşan. Kaplumbağa, yavaş ama emin adımlarla, Elbette! Belki de yarışta bana yetişemezsin, kim bilir! diye cevap vermiş. Yarış günü gelip çatmış. Ormanın diğer hayvanları merakla toplanmışlar. Tavşan ve Kaplumbağa gözlerinde parıltılarla birbirlerine bakmışlar. Baykuş, yarışı yönetmek için önlerine gelmiş ve kuralları anlatmış: Sevgili dostlar, bugün harika bir yarış izleyeceğiz! Tavşan ve Kaplumbağa, ağacın etrafında dönecek ve bitiş çizgisine ulaşmaya çalışacaklar. Kim bitiş çizgisine ilk varırsa, o yarışın şampiyonu olacak! Yarış başlamış. Tavşan, hızlı adımlarıyla hemen öne geçmiş. Rüzgarın estiği kadar hızlı koşuyormuş. Kaplumbağa ise yavaş ama kararlı bir şekilde ilerliyormuş. Yarışın ortasında Tavşan, Kaplumbağa'nın çok gerisinde kalmış. Kazandım bile! diye sevinçle düşünmüş. Ama sonra Tavşan, arkadaşlarının coşkulu tezahüratlarını duymuş. Onun için tezahüratlar yeterliymiş gibi gelmiş ve duraklamış. Biraz dinleneyim, sonra yine hızlıca koşarım! demiş kendi kendine. Tam o sırada, Kaplumbağa kararlı adımlarıyla yaklaşmaya başlamış. Tavşan uyuya kalmış bile! Kaplumbağa, yavaş ama emin adımlarla ilerleyerek bitiş çizgisine yaklaşmış. Birden Tavşan uyanmış ve Kaplumbağa'yı çok önde görmüş. Hemen hızlıca koşmaya başlamış. Ama artık çok geçmiş. Kaplumbağa, bitiş çizgisine ulaşmış ve yarışı kazanmış! Ormandaki diğer hayvanlar coşkuyla bağırmış: Bravo Kaplumbağa, harikaydın! Tavşan, Kaplumbağa'yı gülümseyerek tebrik etmiş. Gerçekten de harikaydın! Senin azmin ve sabrın sayesinde kazandın. Dostluğumuzu hiçbir yarış bozamaz! Tavşan ve Kaplumbağa o günden sonra en iyi dost olmuşlar. Her zaman birlikte oyunlar oynar, maceralara atılırlarmış. Ve Adisebaba Ormanı'nda, dostluk ve dayanışma her zamankinden daha da güçlenmişmiş. İşte, bu güzel masalın bize öğrettiği önemli derslerden biri de budur: Dostluğun ve kararlılığın gücü, her zaman hızlı koşmaktan daha değerlidir. Ve Adisebaba Masalı, çocukların kalplerinde sonsuza kadar yaşamış, onlara dostluğun ve sabrın büyülü gücünü hatırlatmıştır."} {"url": "https://masalist.com/uyuyan-guzel-masali/", "text": "Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, bir tane ülkede kral ve onun eşi kraliçe yaşarmış. Kral ve kraliçenin arzu dolu yürekleri uzun yıllar boyunca bir bebek sahibi olmayı dört gözle beklermiş. Ve nihayet, beklenen gün gelip çatmış, ışıltılı gözlere sahip, minicik bir prenses dünyaya gelmiş. Doğumun şerefine, kral halka muhteşem bir ziyafet vermiş. Ziyafet sona erdiğinde, kral minnettarlığını dile getirerek duygularını paylaşmış. Bu mutluluk anını yaşamanın en büyük nedeni, kral ve kraliçenin uzun süredir hayalini kurdukları bebekleriyle sonunda kucaklaşmış olmalarıymış. Ardından kral, kızıyla yaşadığı komik ve sevimli anılardan bahsederek herkesi gülmüş. Zaman, hediyelerin sunulma anına gelmiş. Misafirler sırayla prensese armağanlarını sunmaya başlamışlar. İlk peri: Benim armağanım, ölmekten bile daha kötü olan mutluluk eksikliğini yaşamaman olacak, demiş. İkinci peri: Benim armağanım, herkesi büyüleyecek kadar büyük bir güzellik, diye eklemiş. Üçüncü peri: Benim armağanım, hayatını daha iyi bir şekilde yönlendirmen için akıl, demiş. Ve böylece on iki peri armağanlarını sunmuşlar. Fakat sonuncusu gelirken, gök gürlemiş ve bir şimşek çakmış. Kapılar büyük bir gürültüyle açılmış, içeri yaşlı bir kadın girmiş. Herkesi dehşete düşüren bir atmosfer yaratmış. Kadın, sert bir sesle: Son peri benim, 13. peri, demiş. Herkesin bakışları kadına yönelmiş, korku dolu gözlerle ona bakmışlar. On üçüncü peri, derin bir sesle konuşmuş: Kral, niye beni davet etmedin? demiş. Kral isteksizce: Seni davet etmeyi unuttuk sanırım, diye yanıtlamış. Ardından hemen hizmetkarlarına dönerek: Hemen bir masaya daha yerleştirin, hemen! emrini vermiş. Aslında kral, 13. periyi istemeden davet etmemiş. Çünkü sarayda on üçüne yetecek kadar tabak yokmuş. Bir periyi davet etmese, bir sıkıntı olmayacağını düşünmüş. 13. peri, bebeğin yanına gitmiş. Küçük bebek, hiçbir şeyden habersiz bir şekilde parmaklarını ona uzatmış. Yaşlı cadı, minik parmaklara bakarak şöyle demiş: Benim armağanım da, prenses 15 yaşına geldiğinde eline bir iğne batıp, hayatını kaybetmesi, şeklinde ilan etmiş. Sonra kötü bir kahkaha atmış ve hızla ortadan kaybolmuş. Sarayın kapıları sert bir şekilde kapanmış ve etraf sessizliğe gömülmüş. Prensesin annesi hüngür hüngür ağlamaya başlamış. Herkes düşüncelere dalmış, karanlık düşüncelere... Ancak 12. peri, sessizliği bozmuş: Ben hala armağanımı vermedim. Büyüyü kesin olarak bozamasam da hafifletebilirim, demiş. Ve devam etmiş: Benim armağanım, prenses 15 yaşına bastığında, eğer eline iğne batar ve uykuya dalarsa, yüz yıl süreyle uyuyacak, şeklinde sözlerini sürdürmüş. Yıllar hızla geçip gitmiş. Küçük bebek büyümüş, artık güzel, mutlu ve akıllı bir genç kız olmuş. Saray halkı, kötü büyüyü unutmuş gibi davranıyormuş. Bu yıllar içinde, iğne ve kesici aletler yok edilmiş, güvenlik önlemleri alınmış. Herkes, genç prensesin artık güvende olduğuna inanmış. Ama ne yazık ki, karanlık güçlerin unutulan izleri hala oradaymış. Ve nihayet o gün gelmiş çatmış. Prenses, sarayda keşfedemediği gizli bir kapı bulmuş. Kapının ardında uzun merdivenler görmüş, merakla yukarı tırmanmış. Zirvede, altın bir kapıyla karşılaşmış. Bu kapının anahtarı cebindeymiş. Prenses, kapıyı açarak içeri girmiş. Odada, tekerlekli bir sandalyede oturan bir kadın görmüş. Kadın, yaşlı bir cadıymış. İplik eğirmekteymiş. Prenses, kadına ne yaptığını sormuş ve kadın cevap vermiş: İplik eğiriyorum. Gel, dene sen de. Kadının sözleri bitmiş, tam da o anda iğne genç kızın parmağını delip batmış. Prenses aniden bayılmış. Sarayda ne var ne yoksa, hayvanlar, insanlar, zaman durmuş gibi hareketsiz kalmış. Yıllar geçip gitmiş, yılların ardından, ülkenin yakınlarında dolaşan büyülü bir prens bulunmuş. Rastlantı sonucu, karanlık ve dikenli çalılıklarla örtülü bir saray bulmuş. Prensi çalıların içine çeken bir güç olmuş, dikkati buraya çekilmiş. Yardımcıları, bu eski ve gizemli sarayın içindeki prenses ve büyü hakkında hikayeyi anlatmışlar. Prens, hikayeyi dinledikten sonra, içinde büyüyü ve uykudaki prensesi bulma arzusuyla sarayın yolunu tutmuş. Çalılıklar engel teşkil ediyormuş, fakat keskin kılıcıyla bir yolu açmayı başarmış. Sonunda, durulmamış kalbinin rehberliğinde, karanlık ve sessiz çalılıkları kesmiş ve içeri adım atmış. Sarayın içinde dolaşırken, her şeyin donmuş gibi olduğunu fark etmiş. Kuşlar şarkı söylemiyor, rüzgar esmiyor, yapraklar hareket etmiyormuş. Prens, merdivenleri çıkarken parıldayan bir şeyin göz kırptığını görmüş. Gözlerini odaklayarak yukarı baktığında, bir kat aşağıda bir yatakta yatan uyuyan bir prenses görmüş. Ona doğru koşmuş ve kızı uyandırmaya çalışmış: Uyuyan Güzel! diye seslenmiş. Ancak, ne kadar bağırsa da hiçbir tepki alamamış. Prensin göğsü sıkılmış, yüreği korku ve merakla dolmuş. Prens, prensesin yanına gitmiş, onu uzun bir süre izlemiş. Sonunda, kendinden geçmiş bir şekilde prensesi öpmüş. Bu öpücükle birlikte, sarayın içinde bir dokunuş gibi bir titreşim hissedilmiş. Kuşlar yeniden şarkı söylemeye başlamış, rüzgar esmeye başlamış, yapraklar dans etmeye başlamış. Ve prenses gözlerini açmış. Prens ve prenses birbirlerine baktıklarında, kalplerinin birbirine kaydığını hissetmişler. Prens, hemen evlenme teklif etmiş ve prenses sevinçle kabul etmiş. Kral, kraliçe ve tüm saray halkı büyük bir sevinçle karşılamışlar. Uzun süren bir düğün ve kutlamalarla prens ve prenses dünya evine girmişler. Ve öylece, yaşamlarını birbirlerine adayarak, her daim birlikte mutlu yaşamışlar. Kötü büyü, aşkın gücüyle geride bırakılmış, prensesin uykusu sonsuza kadar sürmemiş. Saray tekrar yaşamla dolmuş, güzellik ve sevinç prensesin gözlerinde parlamış. Artık herkes, uyuyan güzellik efsanesini anlatırken, bu hikayenin aşkın, umudun ve büyünün muhteşem bir harmanı olduğunu söylermiş. Ve böylece, herkesin kalbinde bir iz bırakan bir masal sona ermiş."} {"url": "https://masalist.com/yalanci-coban-masali-oku/", "text": "Sabah yatağından kalkar, köyün bütün koyunlarını topladığı gibi ormana götürür otlatırmış. Dedik ya, başka işi gücü yok. Arada sırada da canı sıkılırmış. Yine bir gün çoban, dağda koyunları otlatırken aklına bir fikir gelmiş. Demiş ki, madem benim canım sıkılıyor. Dur biraz, dur da ben köylülerle bir oynayayım. Düşünmüş, düşünmüş, düşünmüş. Ne yapacağına karar vermiş. Ve sonra, koyunları oldukları yerde bırakıp, köye doğru koşmaya başlamış. Olanca hızıyla koşmuş, bir taraftan koşuyor, bir taraftan da bağırıyormuş. İmdat! imdat! kurt geldi, koyunları parçalıyor, imdat! yetişin. Gitmiş köye, köydekiler şaşırmışlar. Kahvede oturan herkes toplanmış, kurt geldi kurt, koyunlara saldırıyor, koşun demiş, Köylüler korkuyla koşmuşlar yetişmişler, koyunların olduğu yere gelmişler, bakmışlar ki, ortalıkta kurt falan yok. Çobanın suratına bakmışlar, çobanda onlara bakmış, kendini tutamayıp gülmüş, gülmüş, gülmüş, kendisini yere atmış, göbeğini hoplata hoplata gülmüş. Ha ha, size oyun yapmıştım ben Haa haa, demiş. Çok kızmışlar köylüler çobana, yapacak bir şey yok diyerek köye geri dönmüşler. Aradan biraz zaman geçmiş. Bizim çoban bu, yine canı sıkılmış. Tekrar koyunları olduğu yerde bırakmış ve tekrar köye koşmaya başlamış. Bir taraftan da bağırıyormuş. İmdat, imdat, imdat!, koşun, koşun, koşun, kurt geldi, kurt. Koyunlara saldırıyor, koşun diye bağırıyormuş. Olanca hızıyla bağırıyormuş. Gitmiş köye, yine kahvedeki herkesi toplamış. Demiş ki, kurt geldi, kurt, kurt, koşun. Tabii kimse inanmamış. Hayır, demişler, hayır, biz inanmıyoruz sana. Sen yine bizi aldatıyorsun. yine yalan söylüyorsun. Hayır, demiş çoban, hayır, vallahi bu sefer yalan söylemiyorum. Gelin kendi gözlerinizle görün. Kurt geldi, bütün koyunları parçalayacak eğer yetişmezseniz. Eh demiş köylüler, tamam. Bir kere daha gidip bakalım. Kurt gelmiş mi, gelmemiş mi? Tekrar toplanmışlar, koyunların olduğu yere gelmişler. Bir de ne görsünler. Ortada yine kurt, murt yok. Çoban yine hepsini aldatmış. Bu sefer, bir temiz dövmüşler bizim çobanı, sen bizi nasıl aldatırsın diye. Ve hınçlarını almış bir şekilde gerisin geriye köylerine dönmüşler. Unutmuşlar bizim çobanı. Söylediği yalanı da unutmaya başlamışlar. Aradan epey bir zaman geçmiş. Bizim çoban yine, her zaman ki gibi koyunlarını otlatmaya devam ediyormuş dağda bayırda. Bir gün, gerçekten kurt gelmiş, sürüye dalmış. Önüne geçirdiği bütün kuzuları parçalamış, boğmuş hepsini yemeye başlamış. Çoban bu sefer gerçekten korku içinde, telaşla koşmaya başlamış. Koşun, koşun, yardım edin, kimse yok mu? Kurt koyunları parçalıyor, koşun! diye bağırmış, yalvararak köyde dolaşmış. Ama bu sefer, yüzüne bakan kimse olmamış. Hadi canım, sen de demiş köylüler. Hadi yine bizi aldatıyorsun sen. Sürüye kurdun murdun dadandığı yok. İnanmamışlar yalancı çobana. İnanmamışlar ve koyunların yanına gelip bakmaya bile gerek görmemişler. Çoban, yalnız başına koyunların olduğu yere gelince, ortalıkta yarısı yenmiş, parçalanmış, kan içinde bırakılmış bir yığın koyun cesediyle karşılaşmış. Eee çocuklar, yalancının dediğine bir inanılır, iki inanılır, üçüncü de, yüzünüze bakan olmaz. O yüzden, siz hiçbir zaman yalancı çobana benzemeyin olur mu? Hiçbir zaman, eğlenmek için dahi olsa, yalan söylemeyin. Sonra mazallah, yalancı çoban durumuna düşersiniz."} {"url": "https://masalist.com/yarali-serce-masali-dini-hikayeler/", "text": "Bugün ki hikayemizin adı Yaralı Serçe. Eğer hepiniz hazırsanız hikayemize başlıyoruz. Kasabanın girişinde şirin bir ev vardı. Bu şirin evde yaşayan ailenin Cihan ve Cemil adında iki oğlu vardı. Ancak ne gariptir ki bu iki kardeşin huyları birbirine hiç benzemezdi. Cihan kitap okumaz, vaktini boşa harcardı. Gayesiz bir yaşayışı vardı. Cemil ondan farklıydı. O bazen oyun oynar, bazen kitap okurdu. Kitapları çok severdi. İki kardeş bir gün beraber parka gittiler. Cihan için gezmek, tozmak, eğlenmek, düğün bayramdı. Sapanını da yanına aldı. Park çiçek ve çimenlerle donatılmıştı. Ağaçlarda kuşlar, cıvıl, cıvıl ötüyordu. Ancak bu kuşlar sapan taşıyan çocuklardan çok korkarlardı. Onları görünce ötmeyi bırakırlardı. Cihan etrafına bakınmaya başladı. Ağaçların birinde bir serçe gördü. Hemen nişan aldı. Sapandaki taşı serçeye doğru fırlattı. Serçeyi vurmuştu. Zavallı serçe, hemencecik yere düştü. Cihan koşarak kuşun yanına geldi. Olanları Cemil de görmüştü. O da hemen koşup kuşun yanına geldi. Cihandan evvel Cemil serçeyi eline aldı. Çok kızmıştı. Cihana bağırarak şunları söyledi. Ne istedin zavallı kuştan? Eline geçen ne oldu? Serçe kanadından vurulmuş, kanadı kırılmıştı. Cemil elinde yaralı kuşla eve koştu. Hemencecik kuşun kanadını sardı. Onu bir kutunun içine koydu. İyileşmesi için ona titizlikle bakmaya başladı. Zaman gelince yeminini suyunu veriyordu. Serçe Cemil'i çok sevmişti. Cihan yaptığından utanmış, üzülmeye başlamıştı. Günler boyunca, hep suçlu, üzgün dolaştı. Bir kere değil, bin kere pişman olmuştu. Sonunda yaralı serçenin kanadı iyileşti. Canlanmış ve evin içinde uçmaya başlamıştı. Gelip Cemil'in omzuna eline konup duruyordu. Cemil serçeyi son bir defa sevdi. Sonra evin camına açtı, serçeyi camdan dışarı bırakıverdi. Serçecik camdan dışarı uçtu. Cemil arkasından bakıp duruyordu. Serçe uçtu uçtu, sonra gözden kayboldu. Olanları uzakta seyreden Cihan yaptıklarına tövbe etti. Bir daha hiçbir kuşu vurmayacaktı. Evet sevgili çocuklar. Her canlı bizim için kıymetlidir. Neden biliyor musunuz? Çünkü dünya üzerinde her ne varsa, hepsinin yaratıcısı Allah'tır. Ve Allah merhametlilerin el merhametlidir. Yani biz bütün canlıları yaratandan ötürü severiz. O halde bütün canlılara yüce Allah'ın bize vermiş olduğu o merhamet duygu suyla yaklaşmalı, ve her birini ayrı ayrı sevip korumalıyız. Özellikle de hayvanların canını acıtmamalı, aksine, eğer zorda kaldılarsa, üşümüşlerse veya aç kalmışlarsa, onlara mutlaka yardım etmeliyiz. Biz onlara yardım edelim ki onlar da bize dua etsinler. Biz iyilik yaparsak karşılığında yüce Allah bize çok daha büyük iyilikleri bahşeder unutmayın olur mu? Bugün ki hikayemizde buraya kadardı. Bir sonraki hikayemizde görüşünceye dek kendinize iyi bakın. Hoşçakalın, Sağlıcakla kalın."}