{"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/buffalo-66/", "text": "Bir adamın tanrısal yeteneklerini sergilediği yapım : Buffalo '66. Vincent Gallo'nun müziklerini, senaristliğini, yönetmenliğini yaptığı ve başrolü Christina Ricci ile paylaştığı Buffalo '66, her sahnesinde bağımsız duruşunu belli eden bir Amerikan filmi. Film, ailesiyle sorunlu ilişkisinin karakterine yansıması üzerine yaşadığı sıkıntıları açıkça gösteren Billy ve sakin tavırlarıyla sevgisini paylaşmaktan çekinmeyen, naif bir kadın olan Layla'nın saf aşkını göstermeye çalışıyor. Bazı anlarda fotoğraf hissi yaratmayı denemiş olan bu film, sıkıcı sayılabilecek sahnelerden arınmışa benziyor. Gallo'nun müzik yeteneği sayesinde klasik olabilecek bir bowling sahnesini bile, Moonchild ile renklendirip seyirciyi aniden mutlu etmeyi başarmış. Aile, arkadaş, sevgili gibi kavramlardan uzak, saf sevgiye muhtaç Billy'i keşfediyor Layla. Ana hatlarıyla klasik bir olay örgüsüne sahip gibi algılanabilmesine rağmen, gerek karakterlerin simgelediği psikolojik haller, gerekse hem sade hem canlı tutulmuş sahne ve diyaloglar, bu filmi klasik algıdan çok uzağa taşırken, bunu kalıplaşmış temalarla göstermesi filmi daha da başarılı kılıyor. 1998 yapımı bu filmi izledikten sonra üzerinizde güzel bir his kalacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/deniz-seviyesi/", "text": "Hayatımızın kararlar vermek üzerine kurulu olduğunu fark ettiğimiz an, verdiğimiz her kararın bizi bir başka karar noktasına getirdiğini de fark ederiz. Yeni bir noktaya geldiğimizde de, sadece bir anlığına, eski kararımızı düşünmek bizi geçmişe döndürmeye yeter ve geri döndüğümüz noktada verdiğimiz kararla ilgili bir şüphe hissedersek eğer; geçmişe dönüp kendimizle tekrar yüzleşmek isteriz. Deniz Seviyesi de verdiği kararla New York'ta yeni bir hayata başlayan Damla'nın, doğup büyüdüğü sahil kasabası Ayvalık'ta geride bıraktıklarından vazgeçememesi üzerine kurulu bir film. Kısa süreliğine tekrar Ayvalık'a dönen Damla'nın bu ziyareti ona geride bıraktığı geçmişiyle yüzleşmek için bir fırsata dönüşür. Hayatına devam etmek için geçmişte verdiği o karar, sadece kendisini değil Ayvalık'ta bıraktığı kişileri de etkilemiştir. Damla'nın Ayvalık ziyareti, hayatının bir başka dönüm noktası haline gelir ve Damla, artık geride hiç bir şey bırakmadığından emin olmak ister. Film Damla'nın sadece kendisini ilgilendirdiğini düşünüp, verdiği bir karar sonucu yaşadığı çelişkiyi perdeye taşırken değişik bir havayı da beraberinde getiriyor hiç kuşkusuz. Film boyunca ne heyecanlandım ne de hüzünlendim. Damla'nın hayatını dışardan bir gözlemci olarak seyrederken ona hak verdim ya da vermedim bile diyemem. Uzun lafın kısası, filmin yönetmenleri Esra Saydam ve Nisan Dağ, Damla'nın hayatına karşı izleyicinin hissizliğini hedef almışlar sanki. İzleyicinin kendisinden bir şeyler bulması için zorlanan bir senaryo yok yani ortada. Tabi yine de siz benim hissettiğim bir nötrlükte izlemeyebilirsiniz Damla'nın yaşadığı ikilemi. Hatta belki size tanıdık gelen bir tat bile alabilirsiniz filmden. Bu anlamda da genel geçer bir hissiyattan söz etmemize imkan vermeyerek, aradan zaman geçtikten sonra tekrar izlersem, Damla'nın içinde bulunduğu duruma karşı farklı şeyler hissedebileceğimi düşündürüyor bana. Film tekniğinden çok fazla anlamasam da, filmin büyük çoğunluğunun geçtiği Ayvalık sahilinde yapılan çekimlerin, bir sakinlik ve sessizlikle birlikte direkt olarak Damla'nın ikilemine odaklanılmasında ayrı bir etkisi olmuş bence. Film için neden Ayvalık'ın seçildiğini bilmiyorum ama anlatılan hikaye o sahil kasabasıyla öyle bir özdeşleşmiş ki başka bir yerde çekilse aynı tadı vermeyecekmiş gibi. Belki de abartıyorum, küçük bir kamera tekniği vb. etkisi olabilir bu hissettiğim. Yine de Ayvalık sahilinin esintisini farklı şekilde üzerinizde hissetmek istiyorsanız Ayvalık'a bir de Deniz Seviyesi'nden bakın derim. Son olarak, Damla karakterine hayat veren Damla Sönmez'in filmde ortaya koyduğu performans da takdir edilesi. Ahmet Rıfat Şungar'ın da başarılı oyunculuğunun da etkisiyle, ikisinin birlikte oynadığı sahneleri izlerken ayrı keyif aldım. Daha çok dizilerde görmeye alışkın olduğumuz sevgili Damla Sönmez'i umarım sinemada da seyretmeye devam ederiz bundan sonra."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/dunyanin-en-mutsuz-mutlu-adami-inspector-norse/", "text": "Inspector Norse, Norveç'in küçük bir kasabasında müzik yapmaya çalışıp başarısız olunca babasına bakmak zorunda olduğu için bir solaryum merkezi açıyor. Gerçek adı Marius Solem Johansen olan Inspector aynı zamanda YouTube'da da dans ve ev yapımı uyuşturucu tarifleri veren bir vlogger. Inspector Norse Özel Tarifi adını verdiği, Norveç yasalarına göre tamamen yasal olan maddelerden kendi üretimi uyuşturucusunu kullandıktan sonra kendini dans ederken kaydetmesi ile meşhur olan Marius, daha sonra Todd Terje'ye ilham kaynağı oluyor. Marius'un kendi müzikleri ile dans etmesinden etkilenen Todd Terje, ondan ilham alarak yaptığı bu parçadan sonra Inspector Norse bi hayli ünleniyor ve başta uyuşturucu tarifi olmak üzere yavaş yavaş internetten videolarını çekiyor. Daha sonra yine bir Norveçli yönetmen Kristoffer Borgli tarafından Marius'un hayatı WHATEVEREST adında ödüllü bir kısa belgesele dönüştürülüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/fotograf-serisi-onlar-ve-onlarinkiler-ryan-schude/", "text": "16 Ekim-16 Kasım tarihleri arasında X-Ist'de Tableaux Vivant çalışması sergilenen Ryan Schude 2001 yılında San Francisco Art Institute'de eğitimine devam ederken bu proje hakkında düşünmeye başlıyor fakat çekimler için aradan 10 yıl geçtikten sonra başlıyor. Çekimlerde ilk önce mekan seçimi yapıp daha sonra araba arayışına girip en son kıyafetleri ve gerekli eklemeleri seçen Ryan, proje için her hangi bir bütçe ayırmamış. Bütçeyi düşünmemesinin yanında hiç bir izin alma gereği de hissetmediği için, aşağıda göreceğimiz Jimmy Marble fotoğrafında otobanın ortasında arabayı durdurup koştukları için, birisi köprüden atlayacaklar sanıp polisi aramış. Ryan Schude, bu projeyi hiç bir zaman bitirmek istemediğini söylüyor. Nedeni olaraksa sürekli yeni insanlarla tanıştığı için proje 20 sene de sürse bu projenin dosyasını kapatamayacağını söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/je-vais-bien-ne-ten-fais-pas/", "text": "Film ile müziklerinin uyumu ne kadar kuvvetli olursa, o kadar birlikte yer edinirler insanda. Bunun için en iyi örneklerden biri Philippe Lioret'in yönettiği 2006 yapımlı Je Vais Bien, Ne T'en Fais Pas bir başka deyişle, Don't Worry, I'm Fine. Philippe Lioret, dört farklı karakterin bir olay üzerine yaşadıklarını gösteriyor bize. 19 yaşındaki Lili, tatilden döndüğünde abisini evi terk etmiş bulur, onunla iletişim kuramaz ve düştüğü boşlukta babasının bu konudaki sessizliği onu depresyona sürükler. Bu sırada insanlarla olan ilişkisinin, aile yaşamının ve dünyayla olan bağının kavgasını verir Lili. Ama bir gün abisi Loic'den sadece iyi olduğunu haber veren mektuplar gelecektir. Film de ismini bu mektuplardan alıyor bir nevi. Duygu ve zerafet yüklü bu filmin başrolünde Lili olarak gördüğümüz Melaine Laurent, Marion Cotillard gibi bir Fransız güzellik olarak konuşulurken, filmde sadece doğal güzelliği değil, karakterin doğal tavırlarıyla da karşımıza çıkıyor. Fransız banliyösündeki bir ailenin dramını izlerken, güzel kasaba görüntüleri de eşlik ediyor bize. Herkesin favoriler listesinde çok sayıda Fransız filmine denk gelemeyiz belki ama bu film o listelerde yer edinecek cinsten."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/neighbours-fotograf-serisi-martina-lindqvist/", "text": "Ailesinin peşinden Finlandiya'nın seyrek nüfuslu bir bölgesine yerleşen Lindqvist, 6 ay boyunca burada projesi Neighbours üzerine çalıştı. Yerel halkın büyük şehirlere göç ettiği şehir için Lindqvist, İnsanların evlerini terk edip, başka yerlere gitmesi ile benim buraya kendimi bulmak için gelmiş olmam, büyük bir paradoks diyor. Ailesinin peşinden Finlandiya'nın seyrek nüfuslu bir bölgesine yerleşen Lindqvist, 6 ay boyunca burada projesi Neighbours üzerine çalıştı. Yerel halkın büyük şehirlere göç ettiği şehir için Lindqvist, İnsanların evlerini terk edip, başka yerlere gitmesi ile benim buraya kendimi bulmak için gelmiş olmam, büyük bir paradoks diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/nueve-reinas/", "text": "Güney Amerika çok büyük bir kıta ve her bir ülkenin kendine özgü belli başlı özellikleri var; mesela Brezilya denince akıllara futbol ve samba gelirken Kolombiya dediğimiz zaman kahve ve Marquez anılır; Arjantin ise genelde tangosuyla hatırlanır. Ancak bu sefer bu kıtanın çok farklı bir yönüne, sinema kültürüne değineceğiz ve durağımız Arjantin. Sadakatin ve güvenin bol bol sorgulandığı bu filmde, siz de izleyici olarak Juan ve Marcos'un kurdukları bu enteresan dünyaya çekiliyorsunuz. Önünüze verilenin gerçek olmadığı bariz olduğu halde kimi zaman siz de onlar tarafından kandırılıyor, hatta dikkatinizi sorgular oluyorsunuz; kimin kazanacağını ya da neyin doğru olduğunu bir türlü göstermiyor Bielinsky. Arjantin'de geçen ve Hitchcock'u andıran, Italyan İşi tarzında dolandırıcılık içeren heyecanlı filmleri sevenler için güzel bir film Nueve Reinas. Bu 2 alavere dalavere ustasını izlerken yönetmen sonuna kadar acı çektiriyor gerçekten de, ama oldukça eğlendiriyor da."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/11/video-serisi-inspired-iceland/", "text": "Inspired by Iceland Video from Inspired By Iceland on Vimeo. Inspired by Iceland İzlanda'nın turizm projesinin adı. Fakat bu video serileri sıradan birer turizm reklamları olmaktan çıkıp gerçekten de bir çoğumuzun düşünme tarzlarını, hayatlarını etkileyen belki de gelecek için alacağımız kararlara yön veren kısa filmlere dönüşüyor. Tanıtım videolarında klişeleşmiş bir şekilde şehirin, ülkenin ünlü/ önemli yapılarını, doğal güzelliklerini göstermek yerine insanları merkez alarak arka plana da İzlanda'yı ve son dönemde çok fazla karşımıza çıkan müzik gruplarını koyan Inspired by Iceland ülkenin tanıtımından çıkıp, gerçekten sadece bize ilham kaynağı olmaya çalışan videolar haline dönüşüyor. Islander from Inspired By Iceland on Vimeo."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/2o14-no-mythologies-follow/", "text": "2012'de punk grubu MOR ayrıldıktan sonra, YouTube'da yatağının üzerinde kulaklıkla şarkı söyleyen kız olarak tanıdığımız, Danimarka'nın bir başka gülü MO, 7 Mart 2014'de yayınladığı No Mythologies to Follow albümü ile 2014'ün en iyi nordik albümlerden olmak dışında, bu yıl dünya genelinde de en iyi albümlerden olmaya aday bir albüm. Say You'll Be There coverı hariç daha önce yayınladığı parçalar ve yine kendi yazdığı yeni şarkılardan oluşan albüm çok hızlı bir şekilde yayıldı, üstüne bir de hemen Avrupa/ ABD turuna çıktı, bu tur kapsamında kendisini One Love 13'de de izleme şansı bulmuştuk. Albümden yayınlanan ilk müzik videosu olan Don't Wanna Dance yayınlanalı henüz 10 ay olmuşken, MO yeni albümü üzerinde çalışmak için konser turuna ara verdi. Yıl içinde Elliphant ve Iggy Azalea ile düet yapan MO, kendi albümündeki kadar başarı yakalayamasa da kariyeri için önemli adımlar atmış oldu. Daha sonra Iggy Azalea ile ilk canlı performansı için SNL'e konuk olan MO, teknik aksaklıklardan dolayı senkronizasyon sorunu yaşadıktan sonra çok tepki aldığı için bütün tatlılığı ile kendi eli ile yazdığı özür notunu yayınladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/2o14-norvec-inevitable-end/", "text": "Running to the Sea ve Something in My Heart ile ayak seslerini uzaktan uzaktan duyup çok heyecanlandığımız, daha sonra sürpriz bir şekilde Robyn ile Do It Again mini albümünü yayınlayınca yeni albüm için sabırsızlıkla gün saydığımız Röyksopp, The Inevitable End adında ve esrarengiz bir şekilde bu formattaki son albümlerini 29 Eylül 2014'de yayınladılar. The Invitable End tanıtım sitesi üzerinden If you want to ride wide us mottosu ile belirli aralıkta tüm albümün şarkılarını yayınlayan Röyksopp albümü karanlık bir enerji olarak tanımlarken, Robyn ise albüm hakkında Albüm melankolik bir havaya sahip ama soğuk değil aksine sıcak diyor. Albüm tanıtımı için Reddit üzerinden soru-cevap yapan ikiliye, kendi tarzlarını bozdukları üzerine bir çok eleştiri gelse de, eski hayranlarından çok büyük bir kitle bu yeni sesleri daha çok sevdiğini belirtiyor. Röyksopp ise eskiden gelen müzik tarzlarını değiştirmediklerini, sadece üstüne yeni bir şeyler eklediklerini savunuyor. Bu soru-cevap sırasında Susanne Sundfor ile yeni çalışmaların devam edeceği, müzik yapmaya devam edecekleri gibi soruların da yanıtlarını almış olduk. Albümün bir diğer en çok sevilen parçası da Sordid Affair, ayrıca bu şarkı ikilinin kendilerini en iyi biçimde yansıttıkları önemli şarkılardan sayılıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/belgesel-izlandada-bakiciligi/", "text": "Birçok kişi bilmese de İzlanda'nın doğa harikaları, volkanları, gayzerleri dışında ünlü olan bir şeyi daha var o da atları. Herd in Iceland belgeseli de bize İzlanda'da 100 yıllardır süre gelen bir geleneği anlatıyor. Çekimleri 2 yıl süren belgesel, yaz aylarında at besleyen ailelerin atlarını doğaya serbest bırakıp, kış gelirken tekrar çiftliklere toplanışlarını anlatıyor. Serbest bırakmak derken de uçsuz bucaksız İzlanda ovalarından, hiçbir sınırlama olmadan atların özgürce bütün yaz boyunca koşturmasından bahsediyoruz. HERD IN ICELAND official trailer from Archerfish Productions on Vimeo. Atlar, pek bilinmese de İzlanda kültüründe çok önemli bir yere sahip. 1000 yıldan fazla süredir atların İzlanda'dan çıkarılması yasalarla engelleniyor. Belgesel de Atların İzlandalıların hayatlarındaki yerini bize çok güzel gösteriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/efterklang-son-sakasini-yapti/", "text": "Sersemletici, uçuk ve duygulu müzik ifadelerinin karşılığı olan Danimarkalı müzik grubu Efterklang, geçtiğimiz ay yayınladıkları uzun soluklu ve film tadındaki konser videolarıyla ile bir kez daha gönlümüzü fethettiklerini söyleyebiliriz. 28 Şubat 2014 gününde Güney Danimarka Senfoni Orkestrasıyla birlikte sahneye çıkan grup, Vincent Moon ve kamerasını da bu özel konsere davet ederek ortaya samimi ve bir o kadar da doğal olan bu görüntülerin ortaya çıkmasını sağlıyor. We called it The Last Concert, but we are indeed still here... diyen grubun Finlandiyalı perküsyonist Tatu Rönkkö ile yeni bir birleşme içinde olduklarını ve yakın bir zamanda yeni bir ad ile karşımızda olacaklarını da şimdiden söyleyelim. Ayrıca bu birleşmeyi kanlı canlı görmek isteriz diyenler var ise Tatu Rönkkö+Efterklang 9-10 Ocak'ta Salon İKSV'de. Görmedim, duymadım, bilmiyorum olmasın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/gunun-sarkisi-efterklang-hollow-mountain/", "text": "Do it, do it, do it, Do it, do it, do it, Do it, do it, do it, Do it, do it, do it, Do it, do it, do it, Do it, do it, do it, Its destructible, but I know that someday, I cant face the pieces on fire, Do it, do it, do it, Do it, do it, do it,"} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/gunun-sarkisi-thomas-dybdahl/", "text": "All this time we were told we would never make it. All this time we were told we would never make it. Everyone said we couldn't break it. Everyone said there was no way to shake it. Ain't no love like the one that you gave before me. Ain't no song like the song that you sang before me. Maybe you had it right before me, but you were a fool to so adore me. Baby, we swore we couldn't do it, Baby, we swore we couldn't pull through it, All these tears in the bed that was never broken. All these doors in the moon that were never opened. Everyone said we couldn't break it. Everyone said there's no way to shake it. To have one for the space that you gave that I never needed. To have one for the warning sign that we never heeded. Baby, we swore we couldn't do it, Baby, we swore we couldn't pull through it. Over and over and over and over and over. I thought it was over and over and over and over. Again and again and again and again and again. And it goes and it goes and it goes and it goes. Yes it goes deeper and deeper and deeper and deeper and deeper,"} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/hodejegerne/", "text": "İskandinavya'nın sanat dünyası, elit yaşamı. Milyar dolarlık tablolar, şirketler arası ilişkiler. Norveç'in geniş, soğuk ve yalnız ormanları. Bu ormanların ortasında bir kulübe. Bol heyecan, bol ihanet ve ikiyüzlü yaşamlar. 1.68 boyunda bir adam, güzel bir sanatçı ve Jaime Lannister. Bundan önce izlediğiniz tüm kovalama filmlerini bir kenara koyun, çünkü Headhunters çok farklı bir İskandinav deneyimi. İtibar kavramının günümüz iş dünyası için ne kadar önemli olduğu aşikar. Sözünüzü dinletmek istiyorsanız, dediklerinizin yerine geldiğini görmek istiyorsanız; yani büyük işler peşindeyseniz itibarınızın oldukça yüksek olması gerek. Ne kadar vahşi bir dünyanın sevimsiz bir kavramı olsa da, o dünyada ayakta kalabilmek için sahip olunması gereken yegane şeylerden biri itibar. Filmimizde 1.68 boyundaki, bize hikayeyi anlatan karakterimiz Roger Brown filmin başında tam olarak bunu açıklıyor bize. Ancak, büyük bir şirkette iyi bir pozisyonda olan Roger'ın bize anlatıp diğerlerine anlatmadığı bir özelliği var: O aslında büyük bir sanat eseri hırsızı ve parasının çok büyük kısmını bu yoldan kazanıyor; ondan daha önemli olanı ise karısını da bu yolla elinde tuttuğunu düşünüyor. Filme erkek subjektifliği gözünden bakıldığı zaman, Roger kendini çok güzel satan biri olup, itibarını iyi kullanan biri gibi gözükse de içten içe bazı sorunları olan biri; en basitinden, boy kompleksi var. Bugünlerde Game of Thrones dizisinde Jaime Lannister olarak daha da ünlenen Nikolaj Coster-Waldau, yani filmdeki adıyla Clas Greve, devreye girdiği sahnede görüyoruz bunu. 1.68 boyundan uzun herhangi biri onu elde edebilir, bu yüzden ona hediyeler almam lazım diyor Roger Brown, karısını çok güzel bulsa da bir yandan da onu aldatır. İstediği kadını elde edebileceği görüntüsünü verir dışarıya, yüzeysel ilişkiler kurar, içten içe pek kimseye güvenemez. Norveç gibidir; onun ormanı, orman içindeki tek kulübedir aslında, yalnızdır. Diğer yandan bakıldığı zaman da filmde bambaşka bir hikaye var. Roger'ın etrafında dönen bu dünyada Clas onun için büyük bir tehdittir. Hollanda'dan Norveç'e taşınmaya karar veren Clas, eski bir asker olup iz sürme timinin önemli bir eski üyesidir. Diana'nın kendi açtığı sergide onu Roger'la tanıştırmasından sonra gelişir tüm olaylar. Diana, Roger'a Clas'ın evinde çok ünlü bir tablonun bulunduğunu ve o tabloya milyar dolarlar biçildiğini söyler. Roger ise, tahmin de edilebileceği üzere, bu tabloyu çalmak üzere Clas'ın evine girer. O noktadan sonra işler karışır, Roger'ın hali hazırda sorunları olduğu güven unsuru iyice sıkıntıya girer. Norveçli yönetmen Morten Tyldum çok güzel ve kurnaz yemler atıyor izleyiciye. Aynı Hansel ve Gretel öyküsünde olduğu gibi bırakılan yemleri bir bir toplayarak cadının evine, yani yanlış adrese gidiyorsunuz. Birkaç kere sonu bulduğunuzu düşünseniz de her seferinde yanılıyorsunuz. Yönetmen hem heyecanı hem dramı hem de romantizmi güzel ve yanıltıcı bir şekilde işlerken aynı zamanda İskandinavya'nın nimetlerinden bol bol faydalanıyor; ormanlardan güzel deniz kıyılarına, şirketlerden kulübelere, traktörlerden pahalı arabalara sürüklüyor Clas ve Roger'ı. Clas ne kadar hırslı ve acımasızsa, Roger da bir o kadar zeki ve kurnaz biri, ve bu ikilinin kovalaşması sizi koltuğa yapıştıracak cinsten. Görünenin ardında bilinmeyen bambaşka dünyalar ve bambaşka sanmamıza rağmen aslında çok basit olan gerçekler. Görünenin ve görüldüğü sanılanın iç içe geçmesi, görülenin ardındakinin de bunlara eklenmesi. Bol zeka, bol mücadele içeren ve nefes kesen bir kovalaşma. No Country for Old Men tarzı filmleri seven ancak farklı bir pencereden bakmak isteyen, bu kadar heyecanlanırken İskandinav tadı almak isteyenler için kesinlikle çok güzel bir seçim Hodejegerne. Film bittiğinde güzel zaman geçirmiş olacak ve bir vay be çekeceksiniz. Ha bir de unutmadan, ne demiştik? İtibar da çok önemli. Yani, öyleymiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/hundraaringen-som-klev-ut-genom-fonstret-och-forsvann/", "text": "İzlanda'da bulunan bir zamanların efsane yanardağı Eyjafjallajökull'den bile daha zor söylenecek bir film var karşımızda: The 100 Year Old Man Who Climbed Out the Window and Disappeared. Copy paste'siz yazılamayan bu filmin Türkçesi ise Yüz Yaşında Camdan Atlayıp Kaybolan Adam anlamına geliyor. Yine uzun, yine uzun diyerek filme kendimiz bir isim bulursak da: Ölmeyi Unutan Adam diyebiliriz. Jonas Jonasson'un romanından uyarlama film, İsveç yapımı ve yönetmenlik koltuğunda Felix Herngren oturuyor. Filmde kahramınımız Allan Karlsson, yüz yaşında delikanlı bir ihtiyardır. Hayattaki en büyük hobisi bir şeyleri patlatmak olan Allan, yüzüncü yaşını huzur evinde kutlamayı beklemektedir. Ancak partiye katılmak istemeyen Allan, odasının camından atlar. Camdan atlamak derken gözünüzde aksiyon dolu sahneler canlanmasın. 10 cm'lik bir yerden atlıyor Allan dede. Zaman makinen olmadığı sürece pişmanlığın hiç bir yararı yoktur diyen Allan, cebindeki son parayla otobüs bileti alır. Bu sırada şans eseri eline bir bavul geçer ve bu bavulun içinde uyuşturucu parası vardır. Ve bu sahneden sonra Allan'ın trajikomik hikayesi başlıyor. Bu filme biraz da abartarak Forrest Gump'ın koşamayan hali diyebiliriz. Film boyunca Allan'ın geçmişinden kareleri izlerken aslında dedemizin ne kadar önemli bir insan olduğunu anlıyoruz. İspanyol diktatör General Francisco Franco, eski Amerika başkanı Harry S. Truman, ünlü Rus fizikçi Yuri Popov, Sovyetler Birliği lideri Josef Stalin, eski Amerika başkanı Ronald Reagan ve daha bir sürü ünlü kişi Allan'ın geçmişten tanıdığı çıkıyor. Adeta Tarihin Arka Odası şeklinde olan Allan'ın geçmişi bizi sürekli başka yerlere götürüyor. Filmin en büyük artılarından birisi sahneler arasındaki geçişler. Adeta Wes Anderson sahneleri gibi olan bu geçişler ve hikaye, izleyenlere bu senenin en güzel filmlerinden biri olarak gösterilen The Grand Budapest Hotel'i anımsatıyor. Wes Anderson'un bu filmini izleyip, seven birisinin Ölmeyi Unutan Adamı sevmemesine imkan yok. 114 dakikalık bu İsveç yapımı film, kötü adam olarak ise karşımıza kötü adam olarak ün yapmış bir oyuncu çıkartıyor. Snatch ve Lock, Stock and Two Smoking Barrels filmlerinden tanıdığımız Alan Ford, bu filmde de izleyenleri şaşırtmıyor ve kötü zengin adam olarak filmdeki yerini alıyor. Sonuç olarak, Hundraaringen som klev ut genom fönstret och försvann son derece eğlenceli bir film. IMDB'de şu an 7.1 olan notun biraz daha fazlasını hak ediyor(7.5-8)."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/istanbul-modern-norvec-film-gunleri-filmleri/", "text": "Yönetmenliğini Gunhild Westhagen Magnor'un üstlendiği The Optimists 2013 yapımı film, her hafta düzenli bir şekilde antrenmanlarını yaptıkları halde 30 yıldır hiç gerçek maça çıkamayan bir kadın voleybol takımının, yakışıklı İsveçli erkeklerden oluşan bir takıma karşı ilk maçlarına doğru olan yolculuğunu anlatıyor. Oyun yazarı Henrik Ibsen'in The Lady From The Sea adlı oyununa film çekmek amacıyla 8 oyuncu ve batmakta olan 1 yönetmenin Norveç Kuzey Kutup bölgesine doğru yolculuğunu anlatan Heart of Lightness, tüm görselliği ve batmayan güneşi ile bizlere kendini hayran bıraktırıyor. Daha önce Başka Sinema'da ve 33. İstanbul Film Festivali'nde izleme şansı bulduğumuz Blind, yönetmeni Eskil Vog'un ilk uzun metrajlı filmi. Görme duyusunu kaybedip eve kapanan, aklını da kaybetmekten korkan bir yazarın yaşadıklarını anlatıyor. Görüntü yönetmenliğini ise Dogtooth'dan tanıdığımız Thimios Bakatakis üstlenmiş. Geçimini kar küreyerek sağlayan ve örnek vatandaş seçilen Nils'in oğlunun yanlışlıkla öldürülmesi üzerine oğlunun intikamını almak isteyen bir babanın hikayesini anlatan In Order of Disappearance geçtiğimiz Filmekimi kapsamında beğenilen filmlerden birisi olmuştu. Kara komedi tadındaki bu filmde ayrıca vegan, çevreci Norveç mafyası ile, geleneksel bir Slav mafyasının karşılaşmasını da görüyoruz. İkisi de yazar olan Katherine Odegaard ve Thomas Winther, bir haftasonu hem rahatlamak hem de kitaplarını bitirmek amaçlı tatile gittiklerinde Thomas'ın hafıza kaybını fırsat bilerek ondan ayrılmaya çalışan Katherine'nin tatilde yaşadıklarını anlatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/isvec-grammis-odulleri-icin-adaylar-aciklandi/", "text": "- SEINABO SEY - PISTOLS AT DAWN - RÖYKSOPP - Monument - VERONICA MAGGIO - Hela Huset - RÖYKSOPP - Sayit - BEATRICE ELI - Girls"} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/izlanda-neden-kisin-ziyaret-edilmeli/", "text": "Iceland, buzullar diyarı denilince akla soğuk geliyor olabilir ama bu cennet ada aslen kışın gezilmeli. Düşünülen kadar da soğuk değil! Aralık aylarında 0 dereceye kadar düşen hava sıcaklığını zaten nerede olursak kaçamayacağımız bir şey hatta bir çok Avrupa ülkesine göre Gulf Stream ve Kutbi Girdap sayesinde kışın İzlanda daha da sıcak! Ayrıca Gayzerler, Şelaleler, Kaplıcalar, Kutup Işıkları gibi ikonik İzlanda özellikleri kışın çok daha güzel. Son zamanlarda turizm geliri artan İzlanda'ya uçmak çok pahalı. Fakat kışın popüler turizm sezonu olmadığı için çok ucuza uçuşlar bulmak mümkün. Ayrıca bu ucuzluk otelinden, restoranına her alanda karşınıza çıkacak ve keyfinize keyif katacak. Kutup ışıklarını görmek için dünyanın sonuna gitmenize gerek yok, 3 4 saatlik bir uçuşla İzlanda'nın başkenti Reykjavik'e ulaşıp kutup ışıklarının tadını çıkarabilirsiniz. NASA raporuna göre bu olağanüstü görsel şölen en iyi kış sezonunda izlenebilir. Havanın soğukluğu, güneş ışınlarına daha iyi tepki verip bize daha büyük ve renkli aurora borealis izlememize olanak sağlıyor. İzlanda'nın en iyi yanlarından birisi de yılın her günü açık havuzlarda yüzme şansı bulabiliyor olmanız. Doğal sıcak su kaynaklarının doldurduğu havuzlardan bazıları kaynama derecesine yakın su ile dolu! Sadece başkent Reykjavik 17 tane sıcak su kaynağı kullanan havuza sahip, ayrıca tüm ülkenin her köşesinde tamamen doğal yollarla oluşan havuzlar da var. Havuzların sıcak su ile beslenmesinin dışında en önemli özellikleri doğal iyileştirici özelliği olan mineralleri. Eğer bu havuzlardan en ünlü olan Blue Lagoon'u internette aratırsanız da ayak tırnaklarından saçlarına kadar beyaz tuz ile kaplı insanlar göreceksiniz. İzlanda'ya gelen turistlerin en çok talep ettiği etkinliklerden birisi olan Golden Circle turu, İzlanda'nın güneyinden başlayıp Strokkur greyzeri ve Gullfoss şelalesinde son buluyor. Ocak ayının sonuna doğru gerçekleşen bu festival, karanlık kış günlerinin yerini uzayan günlere bırakmasını kutlama amacı ile yapılıyor. Festivalin en güzel yanı ise tüm gün şehrin her sokağında hazırlanan farklı yöresel Viking yemeklerini tatma imkanı! Zaten bu festivalin bir diğer adı da yemek festivali. Yemekler yendikten sonra da geleneksel Viking oyunları ile eğlenceler düzenleniyor. Festivalin dışında Reykavik şehrinin kış seyri ise harika. Bu yemeklerın yenmesi ve oyunların oynanması ancak Reyjkavik gibi kışın daha güzel olan bir şehirde bu kadar harika olurdu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/izlandanin-naif-adami-johann-johannsson/", "text": "Bu İzlanda insanlara ne yapıyor da böyle müzikler çıkıyor sorusunun cevabını bulamadığımızın bir başka kanıtı olan prodüktör ve besteci Johann Johannsson, 10 yılı aşkın süredir elektronik ile klasik müziği geleneksel bir tarzda harmanlayan bir kişi. Özellikle birçok filme yaptığı müziklerle de farkını ortaya koyan İzlandalı müzisyen 2010 yapımı The Miners Hymns filminin de tüm müzikleri kendisine ait. Geçtiğimiz ay gerçekleşen Icelandic Airwaves Festivalinde İzlanda Senfoni Orkestrası ile birlikte filmin müziklerini dinleyicilere kanlı canlı bir şekilde sunmadan önce de bu güzelim provalarını bizlerle paylaşmıştır. 2012 Kasım ayında da Salon İKSV'de misafir ettiğimiz Johannsson, Copenhagen Dreams albümüyle de Kopenhag şehrini tıpkı birçok insan gibi yalnız olduğunu göstermiştir. Yaşamının belli bir dönemini bu şehirde geçiren müzisyene Kopenhag oldukça ilham verici olmuş diyebiliriz aslında. Şimdi sadece albümdeki şarkılardan birini dinleyin ve yalnızlığı ve depresifliği iliklerinize kadar hissedin. Bu mevsimin müziğini yapan güzel insan Johannsson hem film müzikleri olsun hem diğer projelerinden umarım bizleri mahrum bırakmaz da içimizde giderek büyüyen İzlanda'ya taşınma isteği tavan yapar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/jagten/", "text": "Son yıllarda Lars von Trier ile adından sıkça söz ettiren Danimarka sineması, The Hunt ile yerini daha da sağlamlaştırıyor. Yönetmen Thomas Vinterberg, 1998 yılında çektiği The Celebration filminden beri ilk kez dişe dokunur bir film ile seyircinin karşısına çıkmış. Neşeli açılış görüntüleri ve müziği sizi yanıltmasın, Jagten izlediğiniz en rahatsız edici filmlerden olabilir. Başroldeki Lucas karakteriyle ilk kez bu sahnede karşılaşıyoruz. Lucas ve arkadaş grubununun av sırasındaki samimiyetini gördüğümüz neşeli kısmı, gurubun günlük hayatlarında da birbirlerine bağlı olduğunu gördüğümüz sahneler takip ediyor. Ardından, kendi hallerinde yaşayan, kreş öğretmeni Lucas ve kasaba halkının düzeni, kimsenin beklemediği bir şekilde çöküyor. Yaşanan olay, gazetelerin 3. Sayfalarında yer edinecek cinsten. Durum böyle olunca sinemada da benzer durumları sık sık görmek mümkün. Bu filmi diğer Salem Katliamlarından farklı kılan, olayın başımıza gelme ihtimalinin bir Arap'ı öldürmemiz kadar yüksek olduğunu hissettirmesi, iç karartıcı öğeleri kusursuzca barındırması; sürekli tedirginlik, korku, çaresizlik ve de yalnızlık. Mads Mikkelsen'in oyunculuğu ; filmin oldukça başarılı sinematografisi; kuzeyin kapalı, kasvetli havası ve olayın küçük, dış dünyaya kapalı bir kasabada geçmesinin yarattığı atmosfer filmi başarılı yapan diğer faktörler arasında. Özetle, ülkemin insanlarına inancını kaybetmiş biri olarak, kurtarılmış bölge olarak gördüğüm Nordik ülkelerde de toplum mekanizmasının çalışma biçiminin aynı olduğunu görmek beni karamsarlığa sürükledi. Şiddet kullanımı neredeyse yokken bu atmosferini bana bulaştırması ve gerçekçiliği; son 40 saatte 3 saat uyumuş olmama rağmen beni ekrana kilitlemesi sayesinde filmi oldukça başarılı buldum. Son yılların önemli filmlerinden, mutlaka izleyin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/kenti-donusturecek-bir-sanat-projesi-flatbread-society/", "text": "Slow Space Programı, Claire Doherty'nin kuratörlüğünde yaratım aşaması uzun bir sürece yayılan, kamuya açık, kalıcı sanat eserlerinin yaratılmasını öngören ve halihazırda üç projeden oluşan bir sanat programı. Geleneksel sanat eseri yaratım süreçlerine ve formlarına meydan okuyan bu program, kentsel dönüşüm alanlarında sanatçılara yeni bir çalışma alanı yaratıyor. Bu programla Oslo'nun konteyner limanı Bjorvika'nın kentsel dönüşümü de yepyeni bir boyut kazanacak. Bu kapsamda devam eden projelerden biri olan Flatbread Society 2012-2016 yılları arasında dünyanın her yerinde çeşitli organizasyonlar düzenleyerek nihai durağı olan Bjorvika, Oslo'ya gitmeye hazırlanıyor. Projede yer alan sanatçılar Futurefarmers ve Amy Franceschini, fırıncılar, bilim insanları ve çiftçilerle birlikte çalışarak kamuya açık bir sanat eseri olarak planladıkları projenin en sonunda Bjorvika'da kamuya açık bir ekmek fırınına dönüşmesini hedefliyor. Yakın bir zamana kadar betonlaşmış bir atık alanı olan Loallmenningen bu projeyle şehir içinde bir tarım alanına dönüşecek ve Bjorvika Fırını'nın da ev sahibi olacak. Fırının çeşitli türlerde ekmeği pişirmeye uygun çok amaçlı bir fırın olması hedefleniyor. Aynı zamanda etrafa kurulacak oturma alanı da fırından gelen sıcaklıkla ısıtılacak. Projenin amacı, bölgedeki yaşayan herkesin aktif olarak katkıda bulunabileceği şekilde alternatif kentsel dönüşüm planları ve tasarımları önermek. Tüm bunları yaparken de katılımcıları tarıma dayalı toplumların geçmişini ve bugününü düşünmeye teşvik etmek. Flatbread Society 2013 ilkbaharında fırının nihai şeklini ve işlevini belirlemek üzere Bjorvika'da geçici bir fırın kurdu. El yapımı masa ve sandalyelere kano şeklinde bir fırın eşlik etti. Etkinliğe projenin bütün paydaşları da katıldı. Tam bir yıl sonra 2014 ilkbaharının sonunda proje yepyeni bir aşamaya geçti. Fırının ve çevresindeki tarım alanın nihai yeri belli oldu. 2016'daki resmi açılışa kadar bölgede çalışmalar devam edecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/kesif-beatrice-eli/", "text": "Bir çok İskandinav sanatçı gibi uzun uzun gerçek adlara sahip Stockholm'lü indie-pop, dans tarzında müzik yapan Beatrice Eli, 2012'de çıkardığı ilk single çalışması olan The Conqueror ile yavaş yavaş ilgi toplamaya başlamıştı. Beat Derigisi röportajında İyi bir kız olmaya çalıştım, ama başaramadım diyerek kendini tanımlayan Beatrice, müziğe başlarken Nina Simone ve Ella Fitzgerald eşliğinde ileride hep caz şarkıları söyleyeceğini hayal ederken, evinde kurduğu küçük stüdyosunda elektronik müzik yapmayı öğrendikten sonra oluşturduğu kendi tabiri ile garip ve dramatik melodiler onu ilk single projesini yayınlamaya itiyor. 2014'de yayınladığı albümü Die Another Day ile ise tam istediği tarzı yakalayan Beatrice, klasik İsveç dans müziğini artık hepimizin her yerde kalitesiz versiyonlarını duymaya alıştığımız RnB ve Pop ile birleştirerek kendine has tarzını oluşturmuş. Beatrice'in son albümü olan Die Another Day'i Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/kesif-biggi-hilmars-2/", "text": "Tam adı Biggi Hilmarsson olan bu İzlandalı besteciyi aslında bir çoğumuz biliyoruz. Çünkü Cinematic Songs albümündeki bir çok parça onlarca reklamın ve filmin sesi oldu. Albümden Future Prospect parçası ise dünyanın en çok bilinen şarkılarından olmaya aday olacak gibi gözüküyor. YouTube'un Life in a Day projesinden Vodafone reklamlarına ve sayısız amatör projeye soundtrack oldu. Cinematic Songs albümü özel bir proje için yapılmamış olmasına rağmen, bu kadar çok soundtrack olarak seçilmesi, Hilmars'ın albümünde ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Ayrıca Hilmars sadece Cinematic Songs albümü ile de ünlü değil, bugüne kadar 20'ye yakın film ve dizi için soundtrack hazırlamış, yine aynı içerisinde Mercedes, IBM, Nike gibi markaların da bulunduğu 20'ye yakın reklamı da portfolyosunda görebiliyoruz. Biggi Hilmars'ın en sevilen 10 parçasını Spotify playlisti olarak dinleyebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/kesif-cody/", "text": "Yine ve yeniden Danimarka'nın bağrından kopup gelmiş bir grupla karşı karşıyayız. 2009 yılında kurulan Cody, nordik karakterlerinden ilham alarak oluşturdukları pop melodileri ve folk müzikleriyle oldukça etkililer. Şu ana kadar sadece iki EP ve iki albümleri- Songs (2009), Fractures (2012) bulunmaktadır. Grupun kurucusu ve söz yazarı Kaspar Kae, 2006 yılından itibaren sözleri yazmaya başlar ve daha sonra tahmin edeceğiniz üzere birçok müzisyen arkadaşı gruba dahil olmaya başlar. Tahmin edemeyeceğiniz nokta ise, Kasper'ın aynı zamanda Sleep Party People daki tavşanlardan biri olmasıdır. Sanırım bu iki grubun ne kadar kanka olduklarını söylemeye gerek yok. Umalım ki yakın bir zamanda bu tatlı grubu da canlı izleme şansını elde edelim. Söylenenlere göre canlı performansları oldukça iyiymiş. Biz o zamana kadar en iyisi canlı performans videolarını izlemeye devam edelim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/kesif-joose-keskitalo/", "text": "Yaklaşık olarak 189000 tane gölü olan, insanı az sazları çok olan ülkesi Finlandiya'dan sıradışı bir müzisyen var şimdi sırada. Asıl ismi Joose Frans Esko Keskitalo olan sanatçı gerçektende sıradışı diye adlandırılabilecek biri. 2014 yılında çıkan son albümüyle birlikte tam 7 albümü bulunan sanatçı şarkı sözlerini daha çok ölüm, şeytan, tanrı, aşk gibi olgular üzerine yazdığından, sanırım sözlerine en güzel uyan ritmleri henüz kendide tam karar verememiş. İlk albümünden itibaren rock'n roll, jazz, akustik, folk ritmleri üzerinden giden sanatçı bu yüzden her ortam da dinlenebilecek alternatif müzikler kapsamında değerlendirilebilir. Gerek Aki Kaurismaki'nin dans edilen sahnelerinde gerekse klasik bir dağ evinde çam ağaçlarına yağan karı elinizde kahveyle izlerken dinlenebilecek türde biri. Dilimize yakınlığıyla rivayet edilen Fince'nin aslında fonetikte ne kadar güzel olduğunu Finli arkadaşın sözlerinden bir kez daha anlıyoruz. Ülkemizde hiç bilinmeyen Joose Keskitalo'yu umarım siz de benim gibi seversiniz de karanfil elden ele yaparak belki kendisini Türkiye'de izleyebiliriz. Sözleri anlamayınca insan müziğin şekline bürünüyor çabucak. Pıhtılaşmanın başladığı damarlarımda gezinen sürüngenleri doyurmaya çalışırken kapı çaldı. Şimdiyle biraz sonranın kesiştiği yerdeyken ikinci adımımı atmıştım ki pencereden giren kanatsının güvercin olabileceği aklıma gelirdi de pelikan olacağı aklıma gelmezdi. Dolaptaki kefallerden 5-6 tanesinin buzunu çözüp keselerine bıraktım. Sonuçta neler olduğunu bilmemem onları aç bırakmam ya da kötü davranmama sebep değildi. Açtığımda kapıyı karşımda duran maymunla aramda %93 oranında gen benzerliği ardı. Elini sıktım, teşekkür edip gönderdim. Sonrada bitti şarkı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/kynodontas/", "text": "Dogtooth yönetmenliğini Giorgos Lanthimos'un yaptığı komşunun oldukça rahatsız edici sıfatını hak eden başyapıtlarından biri. Film, isimsiz bir ailenin küçük çaptaki distopyalarını konu alıyor. Filmi rahatsız edici olarak betimliyorum; zira açılış sahnesinden kapanışa, bu isimsiz ailenin dünyadan tam anlamıyla bi'haber çocuklarının çaresizliklerine şahit oluyoruz. Durağanlığına rağmen yönetmenin seyirciyi ekrana kilitlemeyi başarması da bu yarattığı yeni dünyanın tuhaflığından ve Yunanca'nın fonetiğinin güzelliğinden kaynaklı olsa gerek. Kaset çalardan gelen ses duygusuz bir sesin, ilk gençlik yıllarının sonlarına yaklaşmış gibi görünen çocuklara gündelik hayatta kullandığımız kelimelerin anlamlarına dair açıklamalarıyla başlıyor film. Otoyol kelimesini küçük bir rüzgar, gezinti kelimesini bir yapı malzemesi olarak tanımlayan bu ses, seyirciyi linguistik alanda yarattığı bu dezenformasyonlarla abandone ediyor. Bu sahneler, Wittgenstein'ın Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır. sözünü akıllara getiriyor. Filmin henüz başlarındayken gözümüze çarpan bir başka detay da, bu tuhaf ailedeki bireylerin hiçbirinin bir isme sahip olmaması. Birbirlerini baba, anne, kız kardeş olarak çağıran aile, asla aşılamaz görülen duvarların arasında izole bir evde yaşayan bu ailenin çocuklarının kusursuz şekilde yetişmesini ve sonsuza dek mutlu yaşamalarını sağlayacak her şey mevcut. Evin kurallarına göre evden dışarı çıkabilmek içinse araba şart. Baba her gün evin ihtiyaçlarını karşılamak için arabasına binip akşamüzeri çocukların gardiyanlığını yapmak üzere kendi yarattığı izole distopyasına geri dönüyor. Ayrıca satın aldığı her şeyin ambalajını yırtarak çocukların dış dünyaya karşı uyanmasını engelliyor. Film ilk izlendiğinde filmin ilginç ya da eksik yanlarından gibi gözüken şeylerden biri çocukların dışarıya olan meraksızlığı dikkat çekiyor. Malum çocuk dediğin bilim adamı gibi araştıran ve sorgulayan bir varlık. Bu noktada kendinize karşı argüman olarak John Locke'un Tabula Rasa teorisini öne sürebilirsiniz. Locke'a göre insanın zihni doğduğu zaman 'boş levha'dır ve bunu şekillendirmek eğitimle mümkündür. Günlük yaşamdaki basit objelerden evrensel ve soyut konseptler hakkındaki düşüncelerimiz, her şey deneysel yaşantımızla ilgilidir. Yani, filmdeki gibi hasta ruhlu bir ebeveyn tarafından büyütülmüş ve kelime dağarcığından matematiksel konseptlere kadar her bir bilgi zerresini kısıtladığı çocukların nispeten meraksız ve dar bir hayat görüşüne sahip olmaları aslında normal. Zaten evin çiğnenemez kurallarından biri olan Biri ancak köpek dişi düştüğü zaman evden ayrılabilir; çünkü ancak o zaman vücudu dışardaki tehlikelerle başa çıkabilecek duruma gelmiştir. ve duvarların ardındaki canavarlar miti çocukları sıkı sıkıya eve bağlamış durumda. Filmin ortalarına doğru, evin oğlu bahçede günlük hayatımızda onlarcasını gördüğümüz kedilerden birini gördüğü zaman çılgına dönüp kediyi katlediyor. Bu olayı çocuklar için normalleştirmek adına meğerse geçmişte duvarın ardına geçen bir erkek kardeşin varlığından haberdar oluyoruz. Ancak film sırasında edindiğimiz pek çok bilgiye karşı olduğumuz gibi buna da septik yaklaşıyoruz, zira bu da çocukları eve bağlamak için yaratılmış milyonlarca hikayeden biri olabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/lykke-li-shazamda-birinci/", "text": "Uzun bir süre, özellikle ülkemizde I Follow Rivers'ı söyleyen kız olarak anılan Lykke Li, 2014'te TV reklamlarından en çok Shazam yapılan şarkıcı seçildi. TV karşısında reklam izleyenlerin aa bu reklamdaki şarkı ne hoşmuş, ismi ne acaba? diyerek Shazam kullanan insanların en çok merak ettiği şarkı, İsveçli şarkıcının Fransız otomotiv markası Peugeot reklamında kullanılan Gunshot adlı şarkı oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/muzik-tadimi-beatballs/", "text": "İsveç Stockholm Hyper Island'dan birkaç öğrencinin birlikte geliştirdiği ve Kickstarter'da bağış toplarken başarısız olan Beatballs projesi, dinlediğiniz müziği tatma olanağı tanıyan bir proje. Beatballs, seçilen müziği popülerliğinden, içerdiği seslere kadar bir çok farklı kategoride inceleyip, bu verileri özenle köfte yapımında kullanılan malzemelere dönüştürüyor. Kızılcıklı köfte nasıl olur bilemeyiz ama eğer üstteki köfte tarifini uygulayarak köfte yaparsanız, yorumlarınızı bekliyoruz. Ayrıca, doğruluğunu test etmek için bir Müslüm Gürses parçası seçerseniz, karşınıza gerçekten bol acılı köfte çıkıyor. Peki bu adamlar ne için para toplamak istemişler? Beatballizer, aşağıdaki videoda da görebileceğimiz gibi otomatik köfte yapma makinesinin, her eve girebilsin diye küçük versiyonunu yapmak istiyorlar. Bu nedenle de Kickstarter'dan toplam 350,000 $ bağış toplamaya çalışıp, 9000$ ile evlerine dönmüşler. Hem süreci daha iyi anlamamız, hem de projenin reklamı olsun diye Happy parçası üzerinden sistemin nasıl işlediğini de anlatmışlar. Umarız şarkı kadar köftesi de her yerde karşımıza çıkarak bizlere kusma hissi verdirmez."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/norvec-atilla-tas-ihtiyacini-gideren-ikili-ylvis/", "text": "Absürtlükte çığır açan yetenek dolu Norveçli Ylvisaker kardeşler geçtiğimiz aylarda yeni şarkılarını paylaştılar. Daha ne kadar saçmalayabiliriz? diye yeniden düşünmüşler olacaklar ki çektikleri Yoghurt klipleri ile bizde hala cevher var mesajını vermişler. Modern müziğe tepki olarak doğan Bard ve Vegard Norveçli kardeşlerin çocuklukları Angola ve Mozambik'te geçiyor. Birbirlerine bu kadar bağlı olmalarının nedenini de kardeşler bunu gösteriyorlar. Daha sonra ise Bergen şehrine geri dönüp lisenin hayli aktif ve tanınan öğrencileri arasında yer alıyorlar. Yaptıkları şakalarla önce Norveç'te daha sonra tüm dünyaya yayılarak büyüyen Ylvis, asansör şakalarıyla da oldukça ses getirmişti. Bu ikilinin bir diğer özelliği ise birden fazla dili konuşabiliyor olmaları ya da çok iyi taklit ediyor olmaları. Norveçli bilim adamlarına göre günde 2 doz Ylvis alındığı takdirde ruh sağlığında %34'lük iyileşme oluyormuş. O zaman ne yapıyoruz? Youtube- Gir. Ylvis-Enter."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/paha-perhe/", "text": "Ne zaman farklı ülkelerin gelişmişliğinden söz edilse, insanlardan Ama onların da aile bağları zayıf, birbirlerine karşı soğuklar. gibi yorumlar duyardık. İnsanların birbirleriyle olan ilişkisini ülkelere ve kültürlere göre genellememek mantıksız. İnsan mükemmel bir varlık değildir dolayısıyla mükemmel bir aile olamaz. Dünyanın neresine giderseniz gidin çocuklarını istismar eden, onlara şiddet uygulayan anne babalar bulabilirsiniz. Boşanma gibi ayrılıklar mutsuz çiftleri özgürlüğüne kavuştursa da geride parçalanmış insanlar bırakır. Finlandiya yapımı Paha Perhe ile ilk karşılaşmanızda böyle bir dram izleyeceğinizi düşünmüyorsunuz, zaten ilk olarak bu konuda şaşırtıyor film sizleri. Kötü bir evlilik geçiren Mikael boşandıktan sonra oğlu Daniel'i tek başına büyütmüş, kızı Tilda'nın velayeti de annesinde kalmıştır. Aradan geçen zamanda yeni biriyle evlenmiş ve bir erkek çoçuğu daha olmuştur. Bir gün eski eşi hayatını kaybeder ve Tilda, Danimarka'dan Finlandiya'ya babasının yanına döner. Bu olay aynı zamanda Tilda ile Daniel'i bir araya getirmiş olur. Her ne kadar öz kardeş olsalar da aradan geçen zaman ve hiç yaşamadıkları kardeşliğin de etkisiyle Daniel, Tilda'dan hoşlanır. Mikael'in bu durumdan duyduğu derin rahatsızlık ve ne pahasına olursa olsun duruma el koyma çabası aile fertleri arasındaki çatlağın genişlemesine neden olur. Ville Virtanen çaresiz baba rolünde başarılı bir performans sergiliyor. Yönetmenliğini Aleksi Salmenpera'nın üstlendiği Paha Perhe, ensest gibi tabu denebilecek bir konuyu ele alarak izleyiciye gösterdiği çarpık aile tablosuyla insanı etkileyen soğuk, trajikomik ve rahatsız edici bir film."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/parmak-ile-fotograf-gibi-resimler-cizmek/", "text": "Zaria Forman hikayesine çocuk yaşta dünyanın en ücra köşelerine ailesi ile annesinin fotoğraf seyahatleri ile başlıyor. New York'da gittiği Skidmore Collage'dan hemen sonra da çalışmalarını sergilemeye başlıyor. Çalışmalarını küresel ısınmaya adayan Forman, ilk olarak Grönland'a gidip dev buzul kütlelerini fotoğraflıyor. Daha sonra da aynı şeyi Maldivler'e giderek gerçekleştiriyor. Çalışmalarını da çektiği bu fotoğraflar üzerinden parmakları ile kocaman tablolar yapmak. Grönland ve Maldivler çok alakasız gibi görünse de aslında küresel ısınma ile eriyecek olan Grönland buzulları, su seviyesini yükselterek Maldivlerin yok olmasına sebep olacak. Bu nedenle de sanatçı projesine bu birbiri ile alakasız bu iki ada üzerinden başlıyor. Ayrıca sanatçı Zaria Forman hakkında daha detaylı bilgi almak ve tüm eserlerini görmek için Artsy sayfasına göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/pitchforkun-begenmedikleri-perdition-city/", "text": "Kuzey Avrupa'nın müziğini seven herkes, Ulver'i dinlemese bile en az bir kere adını duymuştur. Çünkü dinlediğiniz tarz ne olursa olsun, Ulver büyük ihtimalle o tarzda ya da ona yakın bir şeyler yapmıştır. 1993'te black metal ile müziğe başlayıp daldan dala atlayan grubun bugün tarzını belirtebilecek tek kelime experimental gibi görünüyor. Perdition City, Ulver'in beşinci stüdyo albümü. Bu albümle birlikte grup önceki tarzı ile çok alakasız bir şey yaparak; trip hop, ambient, bazen de caz karışımı olan bir albüm ortaya çıkarıyor ve Bakın biz böyle şeyler de yapıyoruz! imajını daha çok öne çıkarmaya başlıyor. Böylece müzikal yeteneklerinin tek çerçevede sınırlı olmadığını kanıtlarken aynı zamanda dar görüşülü metalcilere de yeni şeyler keşfetme şansı sunuyorlar. Albümün başındaki çarpıcı davul ritminin ardından sakinleşen müzikle birlikte giren saksafon, farklı bir şey dinlemek üzere olduğunuzu haber veriyor. Sonrasında da ilginçliğini kaybetmeyen albümde bazen tekrar eden kısımlar olsa da, bunlar hiçbir zaman sıkıcı tekrarlar haline gelmiyor. Tam aksine, kendi içine çekerek albümün atmosferine girmeyi kolaylaştırıyor. Gerçekten albüm kapağında söylendiği gibi, içsel bir filme yapılan soundtrack gibi. Albümün Pitchfork'taki incelemesinde ne yazık ki 10 üzerinden sadece 2.6 puan verilmiş. Ulver'in yeni bir şey deneme cesareti biraz amatör ve ergen bulunmuş ve genel olarak albüm, çok yapay ve hayal gücünden yoksun olarak eleştirilmiş. Aslında büyük çerçeveden bakıldığında bu albümün eski bir black metal grubu tarafından yapıldığı düşünülürse, bunun pek haklı bir eleştiri olmadığını söyleyebiliriz. Ayrıca yazar Ulver'in bu albümle ürkütücü bir sound'a sahip olmaya çalıştığını iddia edip, bu ürkütücü havayı yakalayamamasıyla suçlamış ve Eğer ürkütücü bir şey dinlemek istersem, bunu gerçekten yapan gruplardan dinlerim. diyerek grubu taklitçi ilan etmiş. Ulver'in diskografisine baktığımızda grubun değil başkalarını, kendisini bile taklit etmekten kaçındığını rahatça görebiliyoruz. Kısacası, Perdition City herhangi bir eleştiriden bağımsız olarak dinlenmesi gereken farklı bir trip hop albümü, hatta farklı bir Ulver albümü."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/red-bull-bu-kez-finlandiyada/", "text": "Ekstrem icatlarına alıştığımız Red Bull, bu kez Finlandiya'da karşımıza çıkıyor. Moto trails ya da halk arasında Motosikleti zıplatarak engellerden geçme isimli dalın önemli temsilcilerinden Dougie Lampkin, Finlandiya'da tamamı buzlarla kaplı bir otelde gösteri sürüşü gerçekleştirdi. Red Bull sponsorluğunda yapılan bu gösteri, Finlandiya'nın kuzeyinde yer alan Alta şehrindeki Sorrisniva Igloo Hotel'de düzenlendi. Aksiyon dolu ve Finlandiya'nın müthiş manzarasının birleştiği bu gösteriyi buradan izleyebilirsiniz. Bu arada gösterinin yapıldığı eşsiz otele de dikkat çekmek lazım. Eskimo evi tarzında yapılan bu otel, Alta nehri boyunca yer alıyor. 2.000 metrekarelik Sorrisniba Igloo Hotel, tamamı kar ve buzdan yapılmış. 30 oda sayısı bulunan otelin odaları -4 ve -7 derece arasında sabit tutuluyor. Barı bile buz olan bu otelin, ne yazik ki interneti buz tuttuğu için yok. Ayrıca her oda içinde ren geyiği derisinden yapılmış yastıklar yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/salmer-fra-kjokkenet-3/", "text": "1944 yılında, İsveçli ev kadınları ve ev ekonomisi öğretmenleri Ev araştırma enstitüsü'nü kurdular. Burada bilim insanları mutfak eşyaları ve metotları üzerinde deney yapıyorlar. Türkçe'ye Mutfak Hikayeleri adı ile çevrilen film bu cümlelerle başlıyor. 2. Dünya savaşından sonra İsveçli kadınlar üzerinde yaptıkları gözlemler sonucunda mutfakta iş gören kadınların bir yıl içerisinde mutfakta yürüdükleri mesafenin İsveç'ten Kongo'ya kadar olduğunu hesapladıktan sonra bunu kuzey İtalya'ya yürüme mesafesine kadar indirgemeyi başaran İsveç'li bilim insanları sırada ki denek olarak Norveç'li bekar erkekleri gözlemlemeye başlayacaklardır. Ancak gözlem metodu gerçekten sıradışıdır. Gözlemciler, mutfakta kendi getirdikleri tenis hakemi sandalyesine benzeyen Ikea vari bir oturakta oturarak gözlenen insanın mutfaktaki hareketlerini ayrıntılı bir şekilde not edecekler Aynı zamanda bu iki kişi deneyin sağlığı açısınıdan kesin surette birbirleriyle herhangi bir şekilde iletişimde bulunmayacaklardır. Ana karakterler olan gözlemleyen ve gözlemlenen arasında ki ilişki başlarda deneyin gerektirdiği resmiyettedir. Özellikle savaş yaralarının yavaş yavaş kapandığı döneme de tekabül eden film ikili arasında ki ilişkinin soğukluğuna neden olan etmenlerden biridir. Zaten film içerisinde de bunun ve iki ülke arasında ki farklılıkların ince göndermeleri de yapılıyor. Barış çubuğu metaforundaki sahne ile ikilinin arasında ki ilişki giderek daha dostane bir hal alıyor ve deneyi sadece pozitivist ilkelerle değil kişilerle direkt olarak iletişime geçerek onları daha iyi tanıyacağımızı ve anlayabileceğimizi görüyoruz. Müzik olarak Jan Johansson'a ve Hans Mathisen'in kuzey jazz örnekleriyle bezenmiş film her ne kadar çoğunlukla dar alanlarda çekilse de görsellik olarak doyurucu bir 85 dakika sunuyor izleyenlere. Ana hikayeden yanında servis edilen küçük ama komik yan hikayelerde filme ayva tatlısının üzerinde ki kaymak gibi cuk oturuyor. Takvimsel olarak kışa girdiğimiz şu günde film her ne kadar çekildiği coğrafyadan dolayı soğuk görünse de, izledikten sonra isminden de anlaşılacağı gibi babaanne evinde ki kuzinenin yanında yapılan sohbetler gibi içimizi sıcaklıkla, yüzümüzü de bi tebessümle bırakıp sonlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/sinemada-modern-toplumun-bir-yansimasi-bothersome-man/", "text": "The Bothersome Man, terörden, stresten, geçim kaygısından, politik sinir harplerinden ve bizim günlük yaşamımıza mal olmuş bilumum problemlerden uzak; kıskanılası yaşam standartlarının keyfini çıkaran İskandinav toplumunun iç yüzünün hiç de öyle iç açıcı olmadığını gözler önüne seren bir Norveç filmi. Yönetmen Jens Lien, 2006 yapımı bu başyapıt niteliği taşıyan kara komedisi ile kendi toplumunu, insanı dehşete düşüren nötrallikleri ve tepkisizliklerinden ötürü kıyasıya eleştirmiş ve fıtratında kuzeyler sevmek olan bendenizi sorgulamalara itmiştir. Özellikle filmin açılış sahnesinde metro istasyonunda öpüşen çiftin mekanikliği ve öpüşme eylemi ilişkinin normlarından biriymiş gibi zorla yapan tavırları ilerleyen dakikalarda nelerle karşılaşabileceğimize dair ipucu niteliği taşımakta. Filmin esas oğlanı Andreas'ı da bu sahnede görüyoruz. Bir süre çifti izledikten sonra darlanıp kendini metronun önüne atıveren Andreas'ı birkaç saniye sonra bir çölde buluyoruz. Bu sahne beni fazlasıyla Çöl 'middle of nowhere' hissinin en güzel aktarılabileceği ortammış meğerse şeklinde düşünmeye sevk etti. Ayrıca gelecek sahnelerle birlikte değerlendirdiğimiz takdirde, kahramanımızın buraya tek başına bir otobüsle gelmesi anne rahminden dünyaya doğru atılan bir adım olarak da yorumlanabilir. Sonrasında Andreas isimsiz bir şehirde daha önce görmediği bir eve bırakılıyor ve hikaye başlıyor. Özet geçmek gerekirse mükemmel bir işi, güzel bir kız arkadaşı -hatta güzel iki kız arkadaşı-, dostları, iyi döşenmiş eviyle birçoklarının tatlı hayat şeklinde değerlendireceği yeni yaşamına merhaba diyor. Zaman içinde hayatının bu kadar düz olması, Sadece cumartesileri misafir kabul etmek gibi enteresan kurallarının olması ve günlük yaşamındaki insanların adeta birer fark etmezlik eğrisi olması Andreas'a bir şeylerin ters gitmesi gerektiğini fısıldamaya başlıyor. Kız arkadaşı Anne-Britt'ten ayrılıp işyerinde gözüne kestirdiği Ingeborg'la ciddi bir ilişkinin temellerini atmak üzere bir sürpriz yaptığında ise Ingeborg'a göre herkesin iyi olduğunu ve bir seçim yapamayacağını öğreniyor. Hatta Ingeborg için Andreas'ı başka bir kadınla paylaşmanın bir problem olması söz konusu bile değil. Çünkü o da fark etmezlik eğrisinin ta kendisi. Tabii bu durum Andreas'ın kısmetsizliğinden kaynaklı değil, bu isimsiz şehirdeki bütün insanlar romantik diyaloglardan, bağlanmaktan, tutkudan kaçış halinde. Filmin genel akışında Andreas Nerden geldim? ve Nereye gidiyorum? gibi varoluşsal soruların peşinde görünüyor. Daima yalnız. O kadar yalnız ki, bir gün tuvalet kabininde sıcak çikolatanın tadı gibi oldukça spesifik bir histen bahseden yüzünü dahi görmediği birini bulunca kendini ona yakın hissedip karşısındaki bu anonim karakteri keşfetmeye çalışıyor. Beş duyusunu da sonuna kadar kullanma bilincinde olan Andreas, gerçek kekin kokusunu duyumsamak adına duvarları delip tüneller aşıyor, tutkunun sınırlarını zorlamak için iyi giden diye tabir edilebilecek bir ilişkiyi başka bir kadın için bitiriyor, sokakta gördüğü rastgele insanlarla sohbet atmaya çalışıyor -ki bu güvenli alandan çıkışa delalet- hatta bu uğurda parmağını feda ediyor. Filme dair enteresan anekdotlardan biri de gri arabalı üç adamın anormal şeklinde tanımlayabileceğimiz ve günlük akışı bozan durumlarda ortaya çıkması ve durumu düzeltip ortadan yok olmaları. Bir adam intihar mı ediyor, gelip camları ve yerleri temizliyorlar; Andreas gerçek keke ulaşırken duvarı mı deliyor, hop Andreas'ı evine götürüp duvarı sıvıyorlar. Bu bağlamda adamların toplumun iyiliği için çalışan normalleştiriciler oldukları yorumu yapılabilir. Toplumun self-control mekanizmasını temsil etmek adına şahsen başarılı bulduğum imgelemlerden biri. Bir diğeri ise duvardaki delik. Çünkü zemin katlar ve çatı katları sinemada bilinçaltının en önemli temsillerindendir. Andreas tuvalette tanıştığı toplumdan epey farklı bir çizgide ilerleyen ve hisseden adamı kafasındaki sorulara cevap bulmak üzere takip ederken bu tuhaf yabancının apartmanında bir delik keşfediyor. Bu deliğin şeklinin vajinaya benzemesi annelik veya seksle ilişkilendirilebilir, zira filmde bu duvardaki deliğin Andreas'ı mat renklerden canlı renklere, yani farklı bir boyuta taşıması gibi bir fonksiyonu var. Kısaca filmin çekim tekniklerine de göz atacak olursak yönetmen kısa diyaloglar kullanmayı tercih ederek İskandinavlığını göstermiş. Karakterlerin saç ve giyim tarzları kişilikleri hakkında epey fikir sahibi etmekte seyirciyi. Mekan seçimleri ise filmin ana temasıyla oldukça uyumlu: gökdelenler, mat renkler, Ikea katalogu gibi evler vesaire. Uzun lafın kısası, filmin mizanseni Norveç estetik algısına dair pek çok ipucu taşıyor. Materyalist, pek insani olmayan ve mekanik ilişkilere ve hayat algısına sanatsal bir eleştiri niteliğindeki The Bothersome Man gerçeğe epey yakın bir modern toplum distopyası."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/yung-gud-charli-xcx-ile-calisiyor/", "text": "Özellikle prodüktorlüğünü üstlendiği Yung Lean ile adını daha sık duymaya başladığımız İsveçli prodüktör Yung Gud, Charli XCX ile İsveçte yeni kayıtlar üzerine çalışıyor. Dün gece Reddit üzerinden bir hayranının Yung Lean ya da Yung Gud ile bir çalışması olup olmaması sorusuna Ocak ayında, Yung Gud ile bir İsveç kasabasında birlikte çalışacakları cevabını verdi. Hey Charli, after reading some of your comments on Yung Lean, Yung Gud and the Sad Boys, I was wondering if you've done, or have had plans to do any work with them? Big fan of both you and them so i'm curious if it's a possibility. i'm working with young gud in january in the countryside in sweden. its going to be weird but something goods gonna happen i can feel it."} {"url": "https://nordiksimit.org/2014/12/yuzyila-yayilan-bir-sanat-projesi-gelecegin-kutuphanesi/", "text": "Geleceğin Kütüphanesi, Framtidsbiblioteket, İskoç sanatçı Katie Paterson ve Oslo Belediyesi'nin ortak çalışmasıyla Oslo'da açılacak bir kütüphane. Bu kütüphanenin en büyük özelliği ise tam yüzyıl sonra yani 2114'te açılacak olması. Bu kütüphane için Oslo'nun dışında bin ağaç ekilerek özel bir orman hazırlanmış. Ağaçların ekilmesi ve kütüphane açılana kadar korunması Oslo Belediyesinin görevi. Yüzyıl sonra bu ağaçlar kullanılarak, kütüphane için özel olarak yazılan eserler basılacak ve kütüphanenin açılışı yapılacak. Bu sürenin sonuna kadar, eserlerin kendi yazarlarından başka hiç kimse yazılanlardan haberdar olamayacak. Pek tabii ki biz ölümlü okuyucular bu kitapların hiçbirini okuyamayacağız ama torunlarımız bu şansa erişebilirler. Yazılan kitaplar 2018'de yine Oslo'da açılacak New Deichmanske Halk Kütüphanesi'nde saklanacak. Paterson'ın tasarladığı bir odada Geleceğin Kütüphanesi için yazacak yazarların ve eserlerinin isimleri sergilenecek. Tabii ki eserlerin kendisine 2114'e kadar erişilemeyecek. Bu projeye katkı sunacak yazarlar, İngiltere ve Norveç'in önemli yayınevlerinin direktörlerinden, editörlerinden ve kütüphanecilerden oluşan bir kurul tarafından seçilecek. Proje için eserlerini teslim edecek yazarlara konu, tür ya da eserin uzunluğuna dair hiçbir kısıtlama getirilmiyor. İlk kitabı yazması Kanadalı yazar Margaret Atwood'dan istenmiş. Atwood kitabını 2015 Mayısı'nda Lillehammer Edebiyat Festivali'nde bir törenle teslim edecek. Atwood, projenin yüzyıl sonra yeryüzünde hala insan yaşamı olacağına inanması açısından heyecan verici olduğunu düşünüyor. Aslında proje bütünüyle umut üzerine kurulu. Belirsiz bir gelecekte bu kitapları okumak isteyecek bir grup insanının bulunabileceği umudu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/3-boyutlu-fotograflarla-izlanda/", "text": "Chris Burkard hayatının bir çok dönemini İzlanda'yı fotoğraflamakla geçiren bir sanatçı. Fakat İzlanda'ya son seyahatine, bu sefer yanınıa bir Lytro Illum kamera alarak çıktı. Bu özel kamera sayesinde, Chris daha önce hiç fotoğraflanmamış bir şekilde İzlanda'yı bizlere sundu. Sizlerin de bu deneyimi yaşamanız için fotoğrafın üstüne geldikten sonra yüklenmesini bekleyip, imlecinizi üzerinde oynatmanız yeterli. Ayrıca bu hikayesini kendi sesinden dinleyebileceğiniz video da aşağıda sizi bekliyor. Eğer uygun zamanı yakalayabilirseniz Jokulsarlon Glacier Lagoon, sörf için harika bir yer haline geliyor. Fjadrargljufur Kanyonu'nda yürüyüş yapmak, turistlerin en çok ilgisini çeken aktivitelerden."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/baska-turlu-bir-tutunamayanlar-hikayesi/", "text": "Türkçe'ye Tutunamayanlar, İngilizce'ye ise Dark Horse olarak çevrilen Dagur Kari'nin 2005 yapımı Voksne Mennesker'i 109 dakikalık absürt bir o kadar da gerçekçi bir film. Filmin müziklerini yönetmen Dagur Kari'nin grubu Slowblow yapmış. Film, dört ana karakter üzerinden hareket ediyor: Daniel, Franc, Morfar ve Dommeren. Ana karakter Daniel hayatını Kopenhag'da grafitti yaparak kazanan bir sanatçı. Daniel'in olayı özetle şu: aşık bir erkek sevgilisini şaşırtmak, sevindirmek, aşkını göstermek vs. gerekçeleriyle Daniel'a parası karşılığında grafitti yaptırıyor. İlk sahneden öğrendiğimiz kadarıyla son dört yılda, sadece 7 dolar para kazanmış bir adam Daniel. Yaşadığı konteynırın kirasını bile ödeyemediği için evinden kovuluyor. Franc ise onun hayatına tesadüfen giren filmdeki diğer herkes kadar umursamaz ve rahat bir kadın. Morfar yani dede, futbol hakemi olmaya çalışan ve hakem üniformasını gururla her gün üstünde taşıyan bir adam. Hakemliğin gerektirdiği teorik bilgiye sahip olduğunu yazılı sınavda kanıtlamış olsa da hakemlik yolunda önündeki son engel olan pratik sınava hazırlanıyor. Hakim ise illegal grafitti yapmaktan Daniel'a kamu hizmeti cezası verdikten sonra kendi hayatını gözden geçiriyor. Çocuğuyla ve karısıyla ilişkisine mesafe koymaya çalışıyor. Yan karakterler de dahil filmdeki herkesin tutunamama, uyum sağlayamama hikayesine tanıklık ediyoruz. Kimi ekonomik, kimi fiziksel, kimi de psikolojik nedenlerle içinde yaşadığı topluma mesafeli. Filmin sonlarına kadar yönetmenin siyah-beyaz seçimini farklı imgelere yormuşken, sadece 5 saniyelik bir sahnede tüm sorular yanıtlanıyor. En azından benim için öyle oldu. Geleceğe yönelik umut duygusuna genel olarak pozitif anlamlar yüklemekten uzak dursam da filmin nahifliği içinde, insanın gerçekten içini ısıtan küçük bir gülümsemeyle, kendi hayatıma dair bile cevaplar buldum. Bir şey aradığının farkında bile olmadığın bir anda, karşına çıkan tek renkli kareyle hayatının bir daha eskisi gibi olamayacağını anladığın an. Belki hepimiz tayyör giyip büyük maaşlarla büyük şirketlerde çalışmayacağız ama bu, sorumluluk alamadığımız anlamına gelmiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/f-istanbulda-nordik-filmler/", "text": "İş Bankası Maximum Kart partnerliğinde düzenlenecek 14. ! f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, yılın en çok konuşulan filmlerini Türkiye'ye getiriyor, partileriyle şehri ayağa kaldırıyor, etkinlikleriyle dünyamızı değiştirmeye devam ediyor. Brezilya'dan Endonezya'ya, Hindistan'dan Kenya'ya, 42 ülkeden 115 filmin gösterileceği! f İstanbul, film seçkisinin içine Nordik sinemasından güzel örnekler de koymayı unutmamış! Bilim kadını olan Marie her şeyin fiziksel olarak ölçülebilir olmasına takıktır ve hem özel hem de iş hayatını aynı mesafeli tavırla idare etmektedir. Kendisi gibi bu konuda fanatik olan babası Ernst'le birlikte Norveç'in ağırlık ve ölçekler enstitüsünde çalışır. Ernst kalp krizi geçirince, Paris'te gerçekleşecek olan uluslararası kalibrasyon konferansına katılmak Marie'ye düşer. Yolculuk Marie için bir dönüm noktası, içsel değişiminin başlangıcı olacaktır. Orada tanıştığı Pi'nin farklı düşünceleri ve sıcaklığı Marie'ye kendi mutluluğunu ne kadar önemsediğini düşündürür. Sıra dışı komedinin ve absürt filmlerin ustası Bent Hamer bu kez bilim ile insan duyguları arasındaki gri alanda gezinirken, yine hafifliği elden bırakmayarak, birbirimize duyduğumuz ihtiyacı, insan olmanın tuhaflıklarını irdeliyor. Başarısız lezbiyen Rock grubu Dyke Hard amatör grupların yarıştığı bir müzik yarışmasına katılmak üzere yola çıkmıştır. Yolda, bir dövüş turnuvasına katılmak üzere olan bir Thai boksörüyle karşılaşırlar ve hemen kaynaşırlar. Onu da yanlarına katıp ninjalar, hayaletler, 'cyborg'lar, hapishane kaçkınları, şeytani patenci kadınlar, motosiklet çetesi ve gizemli bir trilyonerle karşılaştıkları, tuhaflıklarla dolu bir maceradan geçerler. Bu filmin bir müzikal olduğunu ve 1986 yılında geçtiğini hatırlatır, bütün hikayenin tam anlamıyla John Waters kafasında vuku bulduğu konusunda uyarırız! Ve bir o kadar da komik mi komik, çöp ve kuir! Göreceksiniz; kötü zevk Pink Flamingos'dan (1972) bu yana hiç bu kadar 'camp' olmamıştı! Danimarka'lı sinemacı Christian Braad Thomsen, Rainer Werner Fassbinder'in yakın arkadaşlarındandı. İlk defa 1969 yılında Fassbinder, Aşk Ölümden de Soğuktur'u Berlin'de gösterdiği ve yuhalandığı sırada tanışmışlardı. Braad Tomsen, 1970 yılında Fassbinder'le yaptığı uzun konuşmalar ve röportajları sonunda bir araya getiriyor bu nefis arşiv belgesel ortaya çıkıyor! Fassbinder'in annesi Lilo Pimpout'la yaptığı ses röportajlarını ve kült oyuncuları Irm Hermann ve Harry Baer'le olan güncel mülakatları da içine alarak kült yönetmenin pek bilmediğimiz, hayatının değişik dönemlerin ışık tutan oldukça samimi bir portresini çiziyor. Brad Thomsen'in anlatıcılığında Fassbinder'in düşünce akışına eşlik ederken, onu sadece çok sevdiği Hollywood filmlerinden bahsederken değil, aynı zamanda psikanalizden aşka, evlilikten çocuk sahibi olmaya ve tabii ki delilikle ilgili konuşurken de dinliyoruz. Tüm film açıklamaları! f İstanbul resmi sitesinden alınmıştır. Filmler hakkında daha fazla bilgiyi www. ifistanbul. com adresininden alabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/isvecden-cocuklara-sarkili-cinsel-ders/", "text": "İsveç'de genç nüfusu arttırmak için çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor! İsveç devlet televizyonu SVT, çocuklara cinsel eğitim vermek için çizgi film hazırladı. Penis ve vajinaların beraber dans edip, şarkı söyledikleri bu eğitici videonun sonunu spoiler vermemek için söylemiyoruz. Çocukların kendi bedenlerini tanıması için hazırlanan bu videonun İsveç gençliğine bir travma yaşatmamasını ummakla beraber şarkının İngilizce sözlerini aşağıda okuyabilirsiniz. The vagina is awesome, yes it is!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/kesif-mew/", "text": "Güzel Nordik ülkelerinden daha da dinlenilesi grup çıkar mı? Demeyin çünkü şimdi sizleri Danimarkalı indie rock grubu Mew ile tanıştırmanın vakti geldi. 1994 yılında Danimarka'nın Hallerup şehrinde Jonas Bjerre, Bo Madsen, Johan Wohlert and Silas Utke Graae Jorgensen tarafından kurulan Mew ülkelerinde oldukça saygın bir gruptur. Grup üyelerinden Bo Madsen'ın kendilerini duyguların ve düşüncelerin karışımı bir indie stadium olarak gördüklerini söyleyen bu grubun şu ana kadar 5 albümleri bulunuyor: A Triumph for Man(1997), Half the World Is Watching Me(2000), Frengers (2003), And the Glass Handed Kites (2005), No More Stories (2009). Geçtiğimiz hafta ise 6. albümleri olacak +- adlı albümün 27 Nisan'da çıkacağını duyurdular. Bu haberin uzun bir aranın ardından dinleyenlerini sevindirdiğini söylemek yalan olmaz sanırız. Ayrıca yeni albümün tadına erkenden bakmak isterseniz de grup Satellite şarkılarını internet üzerinden yayınladılar. Grubun şarkılarında ülkelerinin havasından etkilendiklerini söylemek mümkün fakat müzikleri havaları gibi kesinlikle depresif değil, daha çok melankolik ve büyülü diyebiliriz. Çünkü müziklerindeki özgün yapı o kadar güçlü ki sizi alıp öylece götürmesinin farkına bile varamayacaksınız. Birkaç farklı şarkının iç içe geçmesiyle oluşturulmuş hissi veren uzun şarkılarıyla ve rüya içinde rüyadaymışsınız hissi veren zengin melodileriyle çoğu indie grubundan farklı bir yere alıp konulası olan bu gruba bir şans vermeniz şiddetle tavsiye edilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/nordik-playlist-monsters-men-kimleri-dinliyor/", "text": "2011 yılında My Head Is an Animal adlı ilk albümleri yayınlandığından beri playlistlerimizden eksik etmediğimiz Of Monsters and Men, İzlanda'nın biricik bir grubu. Grubun üyelerinden Nanna Bryndis, kendisi gibi, tüm tatlılığı ile hazırladığı Nordik Playlist'i geçrekten başarılı bir derleme olmuş. Diğer Nordik Playlist'lerde görmeye alışık olduğumuz MO, Hjaltalin ve Mammut gibi isimleri bu playlist içerisinde de bulurken, daha önce karşılaşmadığınız ama keşfetmeye değer farklı isimler de playliste dahil olmuş, çok da güzel olmuş. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/oscar-odullerinde-nordik-sinemasi/", "text": "Norveçli yönetmen Morten Tyldum, Alan Turing'in hayatının anlatıldığı The Imitation Game filmi ile en iyi yönetmen ödülüne aday olarak gösterildi. Tyldum'un bu adaylığının en önemli özelliği ise, ilk kez İsveç dışında İskandinavya'dan başka bir ülke yönetmeninin bu ödüle aday olması. İskandinavya'dan bu ödüle aday olarak gösterilen son yönetmen 1999 yılında The Cider House Rules filmi ile İsveçli yönetmen Lasse Hallström olmuştu. İzlandalı besteci Johann Johannsson ise The Theory of Everything filmi ile en iyi film müziği dalında aday olarak gösterildi. Johannsson, Golden Globe'da da bu dalda aday gösterilmiş ve ödülü kucaklayıp, evine götürmüştü. İsveç yapımı Force Majeure'un en iyi yabancı film dalında adaylığına kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak, Oscar Akademisi ters köşe yaparak bu filmi aday olarak göstermedi. Birçok sinema sever Hadi Nolan'ı sevmiyorsunuz ama Force Majeure size ne yaptı gibi Akademi'nin bolca kulaklarını çınlattı. Belki de son 14 yılda 9 tane Nordik filmin en iyi yabancı film dalında aday olması, Akademi tarafından Eh, artık başkaları aday olsun şeklinde yorumlanmış olabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/roportaj-efterklang-tatu-ronkko-liima/", "text": "Bu akşam ve yarın akşam Salon IKSV'de konser verecek olan Efterklang ve Tatu Rönkkö konser öncesi sorularımızı yanıtladı. Büyük bir zevkle gerçekleştirdiğimiz bu röportajda gelecek planları ile ilgili küçük sürprizler de var! Konsere gelmeden önce mutlaka okuyun. Rasmus: Çok iyiyiz, dün Kadıköy'de bir eğlence mekanına gittik, çok eğlendik. Rasmus: Hatta bir yılbaşını burada geçirdim ben. Çocukluğunuzdan beri birbirinizi tanıyorsunuz, 2000'den beri de bir müzik grubunuz var. Rasmus: Üçümüz Efterklang olarak 14 yıldır beraberiz, Piramida turunda ise Tatu ile çalıştık, drummer olarak bizimle birlikte gezdi. Tur bitince de birlikte bir şeyler yapmak, bir grup kurmak istedik. Finlandiya'dan gelen bir teklifle, yaz aylarında 2 haftalık bir çalışmanın sonunda sıfırdan yeni şarkılar besteledik ve 2 haftanın sonunda da Liima olarak ilk konserimizi verdik. Sonbaharda da Berlin'de aynı şeyi yaptık, bu sefer 9 günümüz vardı. Şimdi de İstanbul'dayız 5 günümüz var, konsere gelecekler de 5 gün içinde bestelediğimiz yeni şarkıları ilk defa dinleyecekler. Türkiye'ye özel, geleneksel bir şey katmayı düşünüyor musunuz konserinize? En son İstanbul konserinizde Katinka fes takıyordu. Rasmus: Katinka kafasına hep değişik şeyler takar hehe, Tatu: Belki biz de bu sefer konsere feslerle çıkarız hehe. Rasmus: İstanbul'u kaydetmeye çalışıyoruz, Finlandiya'da da aynı şeyi yapmaya çalıştık. Bir çiftlik evinde kaldık, çevremizdeki nesnelerle kaydettiğimiz sesleri müziklerimizde kullanmaya çalıştık. İstanbul'un da ruhunu yansıtmaya çalışacağız. Dün Kadıköy'den Karaköy'e geçerken vapur yolculuğunu kaydettik, motoru, dalgalar, martılar, düdüğü. Tatu: Mesela dondurmacıların çaldığı çanı da kaydetmek istiyoruz. Konserde böyle sürprizlerimiz olacak. Rasmus: Tatu genelde elektronik setler kullanıyor fakat İstanbul'da, sokakta bulduğumuz nesneleri çalmaya çalışacak. Rasmus: Liima olarak dördümüz, birlikte yazıyoruz, deniyoruz. Uzun süredir dışarıda bunun için çalışıyoruz. Finlandiya ve Berlin'den bahsettik, şimdi de İstanbul'dayız. Ortaya çıkardığımız ses, müzik nasıl olursa olsun anında kaydediyoruz. Hadi yeni bir şeyler üretelim, 5 gün sonra da insanlara çalalım. Liima'nın çalışma tarzı Efterklang'dan çok farklı çünkü besteleme/kayıt Efterklang'da çok uzun süreler alırken, Liima da her şey neredeyse 1 haftada oluyor. Farklı şeyler denemek istiyoruz, sadece müziğimizde değil, müziği ürettiğimiz süreçte de farklı şeyler yapmak istiyoruz. Rasmus: Piramida'nın harika olmasına karar verdik öncelikle:) Tarz değiştirme, farklı sesler kullanmanın amacı kendimizi tekrarlamamaktı hep yeniyi aramaktı. Piramida ile aslında yine bize göre farklıydı ama dinleyici için bir bütün gibi durdu. Sadece kendi pusulamızı, iç güdülerimizi takip ederek ilerlemeye çalıştık, ancak bir albüm böyle kesinlikle olmuş olabilir. Rasmus: Piramida aniden terk edilmiş gibi bir şehir, bir anda insanlar yok olmuş gibi. Eşyalar, dekorasyonlar, oyuncaklar. Ayrıca Piramida çok büyük bir şehir, her türlü binası var. Bu nedenle Piramida seçtik. Rasmus: Bir anda kendi kendine oluştu aslında. Tatu: Finlandiya'daki bir başlangıç ateşiydi. Big bang! Salon'un teklifi ile buraya geldik, Berlin'i planlayarak yapmıştık ama Salon'un teklif etmesi, tamamen doğal olarak bu işi devam ettirmemize sebep oldu. İnsanlar bize yeni projemizde güveniyor ve içlerindeki ne çalacaklar, yeni ne yapacaklar merakı ile davet ediliyoruz. Rasmus: Cuma ve cumartesi çalacağımız parçalarda aslında deney yapıyor olacağız. Test gibi, bazı şarkılar başarısız olacak ama bazıları da çok sevilecek. Haftasonu bizimle izleyenler böyle bir deneyim yaşamış olacak. Rasmus: Aslında Liima'yı yarın ya da sonraki gün duyuracağız, zaten şuan Soundcloud üzerinden Berlin ve Finlandiya kayıtları dinlenebilir halde. Aynı şekilde İstanbul kaydını da internetten erişime sunacağız. Rasmus: 4AD ile çok özel bir ilişkimiz var, bize tam özgürlük veriyorlar ve istediğimiz şeyleri denememizden de mutlu oluyorlar. Belki diğer gruplar 4AD gibi büyük bir şirketle çalışmanın baskını hissediyordur ama bizde böyle olmadı hiç. 4AD ile çalıştığımız için çok şanslıyız. Ayrıca onlar için de bizimle çalışmak güzel bir şey, çünkü bizim gibi sürekli yeni şeyler deneyen bir grup, onların diğer gruplarına da ilham kaynağı olabiliyor. Sadece çok fazla hakları var. Biz öldükten 70 sene sonraya kadar 3 albümümüzün de hakları onlarda olacak. Bence bu çok çok saçma bir şey, ama bu kadar çok iyi tarafının yanında bu tür hakları vermek küçük bir şey. Ama daha küçük plak şirketleri ile çalışıyorsanız, bu haklar konusunda zaman konusunda tamaman siz karar veriyorsunuz. Rasmus: Henüz karar verilmedi, 4AD ile çalışabilir de, çalışmayabilir de. Belki hiçbir plak şirketi ile işbirliğine girmez. Şuan resmi olarak bir kayıt yapmadığımız için bunu söylemek erken. Rasmus: Liima çok farklı bir proje, daha basit daha elektronik, Efterklang daha orkestral bir projeydi. Bu nedenle Liima ile değil ama belki Efterklang ile böyle bir şey tekrar olabilir zaman gösterecek. Rasmus: Belki de Liima çorapları yapma vakti geldi o zaman. Güzel sorular sormuşsunuz. Güzel röportaj. Kutlarım."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/roportaj-moonbabies/", "text": "7 yıl aradan sonra yeni albümlerini çıkaracak olan Moonbabies'den Ola ile bizce hoş bir röportaj yaptık. Grubun kuruluşundan, 7 yıllık araya, yeni albüme ve kişisel hayatlarına değindiğimiz bu eğlenceli röportajı mutlaka okuyun! Ayrıca yeni albümden yayınladıkları double single da röportajın sonunda ücretsiz indirilebilir! Hej! Çok iyiyiz, teşekkür ederiz. Sorulara biraz geç cevap verdik, kusurumuza bakmayın. Teşekkürler! Biz de iyi olduğunu düşünüyoruz :), ismi seçtik çünkü şarkılarımızın atmosferine çok uyuyordu. Müziğimiz üzerine genelde gece çalışıyoruz hatta dolunay zamanı üretkenliğin artması bir myth değil gerçek! Bu ismi seçmemizin bir başka sebebi ise isim birazcık sıkıcıydı. 90'larda trendy olan, kişisellikten uzak yapay isimlere karşı bir tavrımız vardı Moonbabies tam oturdu. Zorluklar, aklıma direk olarak sayısız negatif deneyim geliyor. Bunlar kötü bir konser, nefret dolu bir yorum olabilir. İş partnerlerinizin size kötü davranması, zamandan zamana bir boşluk hissetmen ya da yaptığın işin hak ettiği değeri almadığını düşünmen olabilir. Kim olursan ol, bir şekilde bu zorluklardan en az biri ile karşılaşıyorsun. Daha sonra seni bir iki günlüğüne dipe çekiyor ya da hayallerine doğru başarılı bir yol için seni güçlendiriyor. Tüm müzik piyasası çok hızlı bir şekilde değişti. 1997-2001 arası internetin sayesinde birçok insanla, ABD'den dergiler ve plak şirketleri ile tanıştık ve onlarda ciddi anlamda yardım aldık. devamında da bir tura çıktık ve ilk albümümüz olan June and Novas çıktı. Eski plak şirketi/sanatçı ilişkileri 2005-2006 yıllarındaki müzik piyasası krizine kadar hiç değişmedi. 2000'leri bugün ile kıyaslarsak, o zamanlar çok zorlayıcı kalıyor. Bugünün ise albüm/ şarkı yayınlamanın kolaylığı, dinleyicilerle direk iletişim halinde olmanın yanında çevrede çok fazla müziğin olması, rekabet gibi kötü yanları var. Mola vermedik, tüm 7 yılımız çalışma ile geçti. Bu aşırı tempolu 7 yılın sonunda da bir albümümüz ve bir çocuğumuz oldu :). Bu aslında çok uzun bir konu, belki bir kitap ile açıklanabilir ancak. Eğer daha detaylı okumak isterseniz bu zorlukları anlatan, bizden bahseden yeni yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Bazen gerçekten çok çok zor olabiliyor, özellikle her şeyin iyi gitmediği zamanlarda. Ama bir şekilde hep uyanıp tekrar yatana kadar Moonbabies ile ilgili şeyler üzerine konuşmak, tartışmak, çalışmak düzenimiz oldu. Belki bugünlerde o kadar değil 🙂 ama benim fikrime göre, bir çift olmak uzun vadede seni daha güçlü yapıyor. Bu devam eden derin bir his ve müziğin senaryosunu hazırlarken gerçekten ilginç olabiliyor. Evet, yeni albümümüz bu baharda çıkacak! Albümde farklı türden şarkılar var, çoğu elektronik tabii. Bazı şarkılar gerçekten çok büyük, o kadar güzeller ki hayal gibiler. Bizim müziğimizi dinlemek başka bir dünyaya adım atmak gibi bence, ve bu albümle bu dünyalardan fazla şeyler de keşfedecek insanlar. Her şarki sanki yeni bir kapıyı aralamak gibi. Bu kapının ardında insanları farklı renk ve havada duygusal bir macera bekliyor. Albümün yarısı 2008-2009'da Berlin'de; 3-4 şarkısı 2010-2013 arasında Malmö'de; ve son olarak 2-3 şarkısı da henüz yazıldı. Her şeyi her zaman olduğu gibi kendimiz bizzat kaydettik ve mixledik. Albüm diğerlerinden ÇOK farklı, ama tabi ki yine diğer albümlerde insanların hissettiği melodi bunda da mevcut. Evet, ama bu albüm için değil. Birkaç yıl önce elektronik tabanlı, Moonbabies'den çok farklı müzikler yapmaya başladık, onları da farklı bir isimle yayınlamayı düşünmüştük. Ama kim bilir, belki ileride yaparız. Evet, özellikle yeni albümümüzü yaparken etkilendiğimiz birçok film var. Hatta yaptığımız müziği, dinlediğimiz müziklerden daha çok etkileyen filmler var. Mesela ilk aklıma gelenlerden: Walkabout, Fail-Safe, Seance on a Wet Afternoon, The Day of the Locust, Woman under Influence, The Hour of Wolf, Wild Strawberries, Vertigo. Carina'nın kendisinin yürüttüğü, henüz yayınlamadığı bir solo projesi var. Ben de 7 yıldan sonra tekrar prodüktörlüğe dönerek İsveç'li Emerald Park grubu için çalışmaya başlıyorum. Eğer hiç dinlemediyseniz, birlikte çalıştığımız For Tomorrow albümünü kaçırmayın. Maalesef, daha önce Türkiye'ye gelmedik ama gelirsek mutlaka tanışalım! Simit = Google Türkiye'ye özel bir ekmek? Eğer öyle bir şans karşımıza çıkarsa Türkiye'de çalmaktan mutluluk duyarız. Şuan hem kişisel olarak hem de müzik adına hiçbir şeyimiz kesin değil, ama zaten en heyecanlı kısmı da bu değil mi? 🙂 2015 çok güzel bir yıl olacak gibi gözüküyor. Nordik Simit yapmakta olduğun güzel işlere devam et, tebrikler, Ola."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/simon-och-ekarna/", "text": "Ingmar Bergman gibi bir üstadı yetiştiren İsveç'ten yine mükemmel bir film karşımızda. Ancak bu film bu kadar sevimli ve güzel olmasına rağmen çok tanınan bir film değil, maalesef. Huzurlarımızda Simon och Ekarna var. Simon ve Meşe Ağaçları anlamına gelen bu film, elbette Simon isimli bir çocuğun hikayesiyle ilgili. Göteborg'un küçük bir kasabasında yaşayan Simon aslında II. Dünya Savaşı patlayana dek oldukça sıradan bir çocuk. Geleneklere oldukça bağlı, eğitime önem vermeyen bir baba tarafından yetiştirilen Simon için ancak her şey yakında değişecektir. Çünkü Simon yakında, babasıyla birlikte Nazi Almanyası'ndan kaçan Isak ile tanışıcaktır. Babasını sürekli sorgulayan, sanata, müziğe, kitaplara bir o kadar da meraklı olan Simon büyüdükçe bazı şeylerden daha da şüphe duymaya başlar. Bir de Isak'ın kültürlü babası Ruben ile tanışınca Simon kendi ailesinden de yavaş yavaş kopmaya başlar. Tabii, zaman içerisinde bu iki aile de yakınlaşmaya başlar. Çünkü Isak da kendisini Simon'ın babasına yakın hisseder. Bir yandan da Nazi orduları Danimarka'ya, Norveç'e kadar gelir, savaş kapıdadır. Bir de Simon bu gergin günlerde, yıllar boyunca annesi babası diye bildiği insanların aslında uzaktan akrabaları olduğunu öğrenir. Acı gerçekleri öğrenen Simon, elbette bir kimlik arayışına girer. Bunaldığı zamanlarda meşe ağaçlarını izlemeye giden bu çocuk, meşe ağaçlarının ona gizemleri fısıldadıkları hayal eder ve olaylar gelişir. Meşe ağaçları adeta Simon'ı büyüler. İsveçli yazar Marianne Fredriksson'un Simon ve Meşe Ağaçları romanı ayrıca İsveç'in resmi sitesine göre okunması gereken 10 İsveç kitabından biri olarak nitelendiriliyor. Skarsgardlar'ın yeni gözdesi Bill'in başarılı oyunculuğuyla da bu film, dönem filmi severler için ideal. IMDB'de şu an 6.4 olan film, kesinlikle daha yüksek bir notu hak ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/01/tanidik-canavarlar/", "text": "Küçükken hikayeler dinlerdik. Kimi zaman büyürdük koskocaman olurduk, kimi zaman bir kuş olup özgürce dağların üstünde gezerdik, kimi zaman da çok cesur bir aslan olup ormanların sahibi olduğumuzu düşünürdük. Her şey bizim hayalgücümüzdeydi, herkesin kendine ait bir başka dünyası vardı; istediğimizi koyup istediğimizi çıkarabildiğimiz, istediğimiz her şeye dönüşebileceğimiz uçsuz bucaksız devasa bir dünya. Naif dünyalardı bunlar, çoğunda mutluluk akan nehirler, çikolata veren ağaçlar olurdu. Ancak bazen de korktuğumuz kapılar olurdu bu dünyalarda; o kapıların ardında ne olduğunu bilmesek de, görmek istemesek de merakımız hep kazanırdı, açardık kapıları. Ve... Ürpertici dünyaya hoşgeldik! Deniz canavarları, devler herkes bizi bekliyor içerde. 1630'larda İsveç kralı Gustav'ın talimatıyla beraber tüm rahipler halktan gelenek, görenek ve efsaneleri toplamaya başladı. İskandinav halk kültürü bu yıllardan sonra daha düzenli bir şekilde gelişmeye başladı ve günümüzde sahip olduğumuz birçok ilginç karakter aslında Nordik kültürünün bir ürünü. Kimler mi var burada? Orta Dünya mensupları elflerden tutun, Harry Potter'da karşımıza çıkan troller herkes bu kültürün bir parçası aslında. Karayip Korsanları'ndaki korkunç ahtapotu hatırlıyor musunuz? O da Nordik. Cüceler aslında başlangıçta o kadar kısa değillerdi. Birçok bilgin tarafından Hint-Avrupa kültüründeki bilgili ölü ruhlara tapma geleneğinden geldiği düşünülüyor cücelerin. Bu ruhların zamanla daha da küçüldüğünü, ve daha çekilebilir yaratıklar haline gelerek cücelere evrildiği söyleniyor. Yer altında yaşayan, kara saçlı kara kaşlı, soluk tenli yaratıklardır cüceler bildiğimiz gibi. Güneşi pek sevmeyen bu küçük yaratıklar, aynı zamanda büyüde ve demir işçiliğinde de oldukça iyiler! Ancak, pek de kolay geçinilmez kendileriyle, bir cüceden çok iyi bir arkadaş olmaz büyük ihtimalle. Hristiyanlık öncesinde İskandinavya'da yaygın olan paganizm inancında dis adı verilen çok güçlü ruhların yaşadığına inanılırdı. Bu ruhlar büyü konusunda oldukça iyilerdi. Günümüzde ise dis İsveç, Norveç ve Danimarka dillerinde sis veya hafif yağmura verilen isimdir; yani Elflerin en çok ilişkilendirildiği iki kavram. Sis altında Elfler dans ediyor sözü İsveç'te oldukça yaygındır. Bu etimolojik, ve yarı-ilginç bilgileri geçip, bildiğimiz güzel ve çekici yaratıkların hikayesine gelelim bakalım. Nisser adı verilen yaratıklar modern İskandinav düyasında hala önemlerini korumaktadır. İskandinav Yeni Yıl geleneğinde, bizim bildiğimiz şişman, sakallı, Kuzey Kutup bölgesinde yaşayan Noel Baba yok. Onun yerine, tüm İskandinavların kendine özgü bir Nissesi var. Genelde şehir dışında çiftlikte veya kümeste yaşayanlarla anılan nisselerin, kendilerine iyi davranıldığı zaman insanlara iyi davranacağına inanılır, kötü davranıldığında ise ev sahibine ders vermek için muzurluklar yapar. Ancak nisseler pek bir kırılgandır, eğer kalbini çokkırarsanız evinizdeki birçok şeyi çalmakla kalmayıp, hayvanlarınızı bile öldürebilirler! Yeni yıl zamanında ise, tahmin edebileceğiniz gibi, kendilerine iyi davranılan nisseler evlere hediyeler bırakır. Eğer aralık ayında İsveç'in şehir dışına giderseniz kapı önünde kaseler dolusu süt, yulaf lapası görürseniz şaşırmayın; bunlar, küçük dostlarımız evlere yeni yılda hediye getirsin diye bırakılmıştır! Trollere, ve diğer ilginç İskandinav yaratıkları bir sonraki yazıda. Umarım okurken değişik bir şeyler öğrenmiş ve keyif almışsınızdır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/2014-nordik-muzik-odulu-adaylari-aciklandi/", "text": "İskandinav ülkeri 2010 yılından itibaren kendi müzisyenlerinin de ödüllendirilmesine karar vererek İngiltere'nin Mercury Ödülü'nden esinlenip Nordik Müzik Ödülü nü vermeye başladılar. Aslında bu ödülü bir nevi nordik ülkelerinden çıkan en iyi albüm yakıştırması yapsak sanırım yanlış olmaz. Daha önceki yıllarda ödülü alanlardan; Jonsi, Goran Kajfes, First Aid Kit ve ödülü en son alan The Knife isimlerine şimdi bir yenisi daha eklenmek üzere."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/el-emegi-goz-nuru/", "text": "İğnenin Deliği: Çağdaş Nakış sergisi Oslo Dekoratif Sanatlar ve Tasarım Müzesi'nde izleyicilerle buluşacak. 22 Şubat Pazar günü başlayacak sergi 16 Mayıs Cumartesi gününe kadar devam edecek. Bu tarihler arasında Oslo'ya yolunuz düşerse kaçırmamanız gereken bir koleksiyonu bir araya getirmiş küratörler Anne Kjellberg ve Knut Astrup Bull. Sanatçıların eserlerinde geleneksel nakış işlerinden farklı olarak müdahale ve yaratıcılık devreye giriyor. Sanatçılar bir kumaş parçası üzerinde daha önceden yapılan bir deseni kopyalamak yerine farklı ortamlar üzerinde çalışarak nakış algımızı dönüştürüyorlar ve geçmişle bağımızı koparıyorlar. Küratörler bağları çok da koparmak istememiş olacak ki birkaç da geleneksel nakış örneği sergilemeyi tercih etmişler. Eserler, birbiriyle iç içe geçen beş temaya göre sıralanmış: Nakış gerçekleri; Zaman, bellek ve izler; Gelenek ve miras; Anlatı; Güç ve statü. Bu temalarla hedeflenen, nakış karşısında işleyen güç, statü, tarih, toplumsal cinsiyet mekanizmalarını masaya yatırmak ve el işlerine ve nakış geleneklerine derinlemesine bir bakış sunmak. Eserleri sergilenecek otuz yedi çağdaş sanatçı ise şöyle: Malfriour Adalsteinsdottir, Bren Ahearn, Ghada Amer/Reza Farkhondeh, Maurizio Anzeri, Linda Behar, Eliza Bennett, Anne Ingeborg Biringvad, Lou Cabeen, Sonya Clark, Orly Cogan, Susan Collis, Regien Cox, Siri Ensrud, Jochen Flinzer, Kristine Fornes, Flore Gardner, Patrick Ian Hartley, Erlend Helling-Larsen, Erik Hellsten, Kent Henricksen, Elana Herzog, Kimsooja, Ase Ljones, Nava Lubelski, Anna von Mertens, Gunvor Nervold Antonsen, Sidsel Palmstrom, Hans Hamid Rasmussen, John K. Raustein, Maria Manuela Rodrigues, Tucker Schwarz, Maria Ryan Sondresen, Lars Sture, Marion Strunk, Susie Vickery, Synnove Oyen."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/finlandiyanin-turkleri-iplememesi/", "text": "Finlandiya'ya yerleşmeyi planlayanlar için gerekli bilgileri veren bir site olan Infopankki, özünde güzel bir oluşum. Birçok dile yer veren sitede Türkçe de yer alıyor. Sitenin Youtube sayfasına girip, Türkçe anlatım videosuna tıkladığınızda ise işler değişiyor. ''Hoşgelmişsiniz'' ve ''Dablü dablü dablü'' diyerek konuya giren seslendirmeci arkadaş, adeta videoyu çekerken siteyi keşfediyor. ''Eğitime tıkladığınızda eğitim açılıyor'' gibi son derece önemli bilgiler veren bu arkadaşın anlatımı sayesinde Finlandiya'yı yeniden keşfedebilirsiniz veya ''Finlandiya acaba Türklerin gelmesini istemiyor mu?'' gibi düşüncelerin içine girebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/fotograf-serisi-calisan-kopekler/", "text": "Küçüklüğünden beri hayvanlara özel bir ilgi duyan Andrew Fladeboe, çalışan köpekleri fotoğrafladığı 3 bölümden oluşan fotoğraf serisi The Shepherd's Realm üzerinde çalışmaya köpeklerden önce ayı, leopar gibi farklı hayvanların fotoğraflarını çekerek başladı. Daha sonra sadece köpekler üzerine odaklanma kararı alması ile çalışan köpekler çalışmasını hazırlamış oldu. Farklı köpekleri fotoğraflamaya başladıktan 2-3 ay sonra çalışmasının 2. parçası için Norveç'e gitmeye karar aldı. Fakat 2. parçasında sadece çalışan köpekler üzerinde yoğunlaşma isteği ile Norveçli yetiştiriciler, çiftçiler ile temaslara geçti. Norveç sadece köpekleri değil, arka planda sağladığı manzaraları ile de Fladeboe'yi etkisi altına aldı. Kendisine köpeklerle çalışmanın zorluğunu sorduklarında ise köpeklerin zaten eğitimli olduğunu, asıl sorunun sahipleri tarafından çıkarıldığını söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/gunun-sarkisi-moddi-smoke/", "text": "It's there, it's where, it begins, It's there, it's where, it begins, You've been down there all night now, Now smoke rises high from your head, But something tells me this is just not real,"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/kaybedilenlerin-ardindan-sorbraten-ve-olso-anitlari/", "text": "22 Temmuz 2011'deki kanlı Oslo saldırılarını hatırlarsınız. Norveç Hükümeti, bu saldırılarda hayatlarını kaybeden 77 kişinin anısına bir anıt inşa edilmesi için bir yarışma başlatmıştı. Yarışmanın kazananı 27 Şubat 2014'te açıklandı: İsveçli sanatçı Jonas Dalhberg. Projenin açılış tarihi başlangıçta 2015 olarak belirlense de tüm paydaşların etkin katılımını sağlayabilmek adına bir yıl ertelenerek 22 Temmuz 2016 olarak duyuruldu. Sanatçı Jonas Dalhberg'in projesi iki anıttan oluşuyor. İlk anıt silahlı saldırıların gerçekleştiği Utoya Adası'nın tam karşısındaki Sorbraten yarımadasında inşa edilecek. Projenin ana fikri doğanın içinde bir yara, yarık meydana getirmek; böylece saldırının aniliğini ve kaybedilenlerinin geri döndürülemeyeceğini dramatik bir şekilde anlatmak. Anıt için yarımadanın bir köşesinde su hizasında 3,5 metrelik bir yarık açılarak bu bölümün anakara ile erişimi kesilecek; böylece diğer tarafa geçiş imkansız hale gelecek. Yarımadanın kara tarafında kalan ormanda bir yürüyüş yolu oluşturularak tünele bağlanacak. Bu tünelle anıtın, aslında yarığın, tam içine girilmiş olunacak. Ziyaretçiler, yarığın kara tarafında kalırken diğer tarafta kaybedilen 77 kişinin isimlerini okuyabilecekler. Okuyabilecekleri ama erişemeyecekleri bir mesafeden. Sanatçı böylece kayıpların yerine asla hiçbir şey konulamayacağını anlatmak istemiş. Kayıp ve erişemezlik duygusu böylece somut olarak vücuda gelmiş olacak. Ziyaretçiler aynı zamanda Utoya Adası'nı da karşıdan görebilecekler. İkinci anıt için Sorbraten'daki yarıktan arta kalan tahmini 1000 metre küp toprak ve sökülen ağaçlar getirilerek Oslo'da geçici bir anıt yapılacak. Bu anıtın yapımında Sorbraten'den gelen malzemenin kullanılmasıyla iki olay yeri ve iki anıt arasında kalıcı bir bağ kurulması hedefleniyor. Bu geçici anıt daha sonra sürekli bir anıta dönüştürülecek. Daha merkezi olması sebebiyle de anma törenlerinin daha sonraki yıllarda Oslo'daki bu anıtta yapılması planlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/kraftidioten/", "text": "Kuzey Avrupa sinemasının en mükemmel filmlerinden birisi Kraftidioten ya da Türkçe ismiyle Buz, Kar ve İntikam. Soğuk ülkenin sıcak filmi diye nitelendirebileceğimiz bu film, Filmekimi kapsamında gösterime girmişti. Şuan vizyonda olmamasına rağmen Kraftidioten İskandinav sinemasının kesinlikle izlenmesi gereken filmlerinden birisi. Filmin isminden de anlaşılacağı üzere filmde buz da, kar da ve elbette intikam da var. Bu filmde olaylar başroldeki Stellan Skarsgard'ın canlandırdığı karakter Nils'in üzerinde gelişiyor. Nils öyle iyi bir insan ki hatta o yıl Norveç'te Yılın Vatandaşı ödülüne layık görülür. Ancak zamanla olaylar gelişmeye başlar ve Nils içindeki iyi niyetli ve sakin insanı yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Çünkü Nils'in oğlu uyuşturucu bağımlısı olur ve Norveç'in en belalı uyuşturucu mafyasına ters düşer. Nils de bu durumu kabullenemez ve mafyadan intikam almak ister. Norveç mafyasının başındaki vegan Kont da elemanlarının sırayla hayatını kaybetmesi üzerine şüphelenir ve Sırp mafyasının bu işte parmağı olduğunu düşünür. Elbette, işler yavaş yavaş arap saçına dönmeye başlar. Bu filmdeki mizahi ögelerden en güzeli ise hangi karakter ölürse ardından ismi ve karakterin mensup olduğu dine ait sembollerin çıkması. Bu geçişler o kadar çok hızlanacak ki zamanla gülmeye başlayacaksınız. İyi bir insanın bile en sonunda kötü yönde değişebileceğini ve umutsuzluğa kapılabileceğini konu alan bu film, kara mizahın en güzel örneklerinden biri. Ayrıca soundtrackteki güzel şarkılardan birisi ise ünlü şarkıcı Bjorn Eidsvag'ın Floden şarkısı. Berlin Film Festivali'nde prömiyerini yapan Kraftidioten aynı zamanda Altın Ayı için de yarışmıştı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/kultur-asiklarinin-ugrak-yeri-krakeslottet-senja/", "text": "Küçük bir kuzey kasabasında aklınıza gelebilecek tüm kültürel etkinliklerin, festivallerin, dansların, konferansların, sergilerin hatta ve hatta düğünlerin bile gerçekleşebildiği bir yer var mı bildiğiniz? Bu sorunun cevabına Krakeslottet Senja diyerek yanıt verebilirsiniz. Büyülü kuzey ışıklarına sahip Norveç'in Skaland bölgesinde yer alan bu eşsiz ev yaklaşık on yıldır birçok etkinliğe ev sahipliği yapmaktadır. Bu ev son derece farklı iki kültür akımını birlikte karşılıyor. Birincisi Norveç deyince çoğumuzun aklına gelebileceği gibi balıkçılık, ikincisi de tabii ki sanat. Çoğu insan evin büyülü, eşsiz ve aynı zamanda gerçekçi bir imaja sahip olmasının nedenini buna bağlamaktadır. Son on yıldır bu kültür evinin her sene Temmuz ayında gerçekleştirdikleri Krakeslottfestivalen adlı bir festivalleri bulunmaktadır. Başta Moddi olmak üzere farklı müzik türlerinden İskandinav müzisyenlerin performanslarını sergiledikleri bu festivalde dinleyicilerin nordik müziğe doyduklarını söylesek yalan olmaz sanırım. Sanat ve kültür için yaşayan ve nefes alan insanların, evi bu amaç doğrultusunda kullandıklarını ve herkes için olmadığını ifade eden bir vizyona sahip Krakeslottet sayısız kültür aşığını misafir etmeye devam ediyor. Eğer ki yolunuz şayet bir gün Norveç'e düşerse ve siz de bir kültür aşığıysanız bırakın ayaklarınız sizi bu eve götürsün."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/nordik-paganizmi-izlandada-geri-donuyor/", "text": "Vikingler'in zamanından beri İzlandalılar ilk defa Thor, Odin ve Frigg gibi Nordik tanrılarına tapma fırsatını bulacaklar! Nasıl mı? Bu ay yapımına başlanacak bir tapınak ile. Hristiyanlık İskandinavya'da 1000 yıla yakındır aktif durumda. Ancak son zamanlarda modern bir Nordik Paganizmi İzlanda'da popüler olmuş durumda. Asatruarfelagio, Nordik tanrılara inanmayı yayan İzlanda'da aktif olan bir dernek. Geçen yılda katılan üyelerle beraber son 10 yıldaki üye sayısını üçe katlayarak 2400'e ulaşan Asatruarfelagio, bu artan ilginin üstüne başkent Reykjavik'te bir tepenin üstüne bu yeni tapınakı yapmaya karar verdi. Tepenin içine 4 metre kazılarak yapılacak olan dairesel biçimdeki bu tapınak, üstü dom şeklinde yapılarak güneş ışığının tapınağa girmesi hedefleniyor. Derneğin başpapazı Hilmar Örn Hilmarsson, Tek gözlü olup 2.5 metre atı süren birine inanan kimseye inanmıyorum. Biz bu Nordik hikayelerinin doğa ve insan psikolojisinin bir metaforu olduğunu düşünüyoruz diyor. Tapınakta aynı zamanda cenazeler ve düğünler de düzenlenecek. Hatta diğer dini inançlarda olduğu gibi çocuklara isim verme ve komünyon gibi törenleri de düzenleyecek. İzlanda'nın neo-paganları hala eski Nordik kurban edişlerini içip yiyerek, okuyarak ve şarkılar söyleyerek kutluyorlar ancak atalarının yaptıklarının aksine artık hayvanları kurban etmiyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/02/roportaj-moddi/", "text": "Salon IKSV'de konser veren olan Norveçli şarkıcı Moddi, konser öncesi sorularımızı yanıtladı. İçten tavırlarıyla hepimizin gönlünü fetheden şarkıcı 2013 yılında da İstanbul'a gelmişti. Röportajı, konsere gelmeden önce mutlaka okuyun! Moddi: Müzik yapmaya başladım çünkü aynı anda kafasında müzik ve hikaye anlatıcılığı olan hiçbir grup veya sanatçı olmadığını hissettim. Eğer ikisini de geliştirirseniz, gerçekten şarkılarla hikayeler anlatabilirsiniz. Etrafta hikayesi olmayan birçok müzisyen ve anlatılmayan birçok iyi hikaye var. Ben de kendimi bu iki boşluğun ortasında buldum ve hala buluyorum. Moddi: Müziğin hayatımında hep olmasına rağmen, aslında hiçbir enstrümanı çok iyi çalamıyorum. Kendi kendimi eğitiyorum ve yavaşça öğreniyorum. Bir bakıma bir müzisyen değil de, bir sanatçıyım. Çoğu zaman parmaklarım ağzımı takip ederken sıkıntı çekiyor. Moddi: Dürüst olmak gerekirse hala biraz şaşkınım. Hala, birilerinin şarkıları o kadar çok sevebildiğini anlayamıyorum. Yine de şarkılar radyoda çıktı, benim şimdiye kadar ettiğimden çok uzaklara seyahat ettiler. Ben daha kendi memleketimde konser vermeden, şarkılarım bana Polonya ve Danimarka'da konserler kazandırdılar. Kısacası bu çok tuhaftı. Aslında hala insanların benim yaptığım şeyleri zevkle dinlemesinden dolayı şaşkınım. Moddi: Müzikten tamı tamına 11 gün uzak kalabildim. İlk birkaç gün, zamanı yüzerek ve koşarak geçirdim. Fakat altıncı gün, iki yıldan fazla süredir şarkı yazmıyordum ve yeni şarkımı yazdım. Dokuzuncu gün ise, şarkıyı kaydettik ve on birinci gün de canlı bir performans verdik. Zaten hiçbir zaman çenemi kapalı tutmakta başarılı olamadım. Moddi: Aslında bu çok eğlenceli bir soru, çünkü Norveç'te ve çoğu Avrupa ülkesinde Smoke o kadar da bilinen bir şarkı değil. Smoke daha önce Norveç'te hiçbir radyoda çalınmadı, single olarak yayınlanmadı. Ayrıca Smoke, konserlerde de sıklıkla çaldığımız bir şarkı değil. Açıkçası, ilk başta Smoke'un Floriography gibi bir albüme uygun olup olmayacağı konusunda da pek emin değildim. Aslında Smoke daha çok Türkiye'de, Arap ülkelerinde ve Slav ülkelerinde çıkış yapan bir şarkı. Yine de, konserde Smoke'u çalacağıma söz veriyorum. Moddi: Güzel? Meşgul? Eğlenceli? Yukaridaki şıkların hiçbiri doğru cevap değil. Silhoutte benim en üzücü, en trajik şarkılarımdan birisi. Bu şarkıyı akıl hastanesine giden bir arkadaşım için yazmıştım. O arkadaşım, hayatını geri almak için akıl hastanesine gitmişti. Şarkının birçok versiyonunu kaydettik ancak zaman zaman bu şarkıyı yayınladığım için suçlu hissediyorum. Set the House on Fire'ı kaydederken bir ara stüdyoda uyuyakalmıştım. Grubun geri kalan kısmı da Silhoutte'i ben uyuyorken kaydetmiş. İyi ki arkadaşlarım beni zorlamışlar da albüme bu şarkıyı eklemişim. Moddi: Ödüller güzel görünebilir ama onları pek umursadığım söylenemez. Böyle büyük ödüller seni önce geçmişe ve daha sonra ileriye götürür. Ne yaptığının farkına varırsın. Eğer yine Spellemann gibi büyük bir ödülü kazanırsam, ödülü kazandığımı en kısa sürede unutmaya çalışacağım. Ne olursa olsun yeni şarkılar ve hikayeler keşfetmeye çalışacağım, çünkü beni mutlu eden şey bu. Moddi: Dürüst olmak gerekirse, kendimi K m va du? için yeterli göremedim. Bu albümün üstünden tek başıma gelemezdim. Bu albümü yapma sebebim, memleketim Senja'nın özellikle şu son yüzyıl içinde çok değişmesi oldu. Ben henüz 27 yaşındayım ve Ola, Helge, Arvid benim büyükbabalarım olabilirdi. Onlar Senja'nın değiştiğini gördü ve bunu çok güzel dile getirdi. Onların kullandığı kelimeler sanki her okuduğunda yankılanıyor ve böyle değerli sözler yazmak herkesin yapabileceği bir iş değil. Dediğim gibi, bu albümü kesinlikle tek başıma yapamazdım. Moddi: Ben yavaş çalışan bir insanım, her gün azar azar çalışarak günlük rutinimi tamamlamaya çalışıyorum. Bu, her gün böyle devam ettiği sürece yeni şeyler yaratabiliyorum. Ancak tur sırasında yeni bir şeyler üretmek çok zahmetli ve zor. Ben de kendimi en rahat evimde hissediyorum fakat evdeyken ilham bulmak biraz daha zahmetli oluyor. Her şeyin bir dengesi olmalı. Ben de, hiçbir zaman sadece yazmak olsun diye şarkı yazmadım. Her şey her zaman bir şekilde ortaya çıkar, bir şekilde o fikir patlar ve insanlar öğrenir. Neyse ki benim böyle bir kontrol mekanizmam yok. Benim sadece kalemim, kağıdım ve ses kayıt cihazım var. Moddi: Her insan kendi yolunu bir şekilde kendi yöntemleriyle bulur. Eğer başka birisinin fikirleriyle yaşarsan, sürekli onu örnek alırsan daha çabuk kaybedersin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/bjorkun-moma-sergisi-black-lake/", "text": "Björk'ün Black Lake adı altında MoMA'da sergileyeceği ses/ video enstalasyonu Manhattan'da pazar günü başladı ve 7 Hazirana kadar devam edecek. 2000 senesinde müze tarafından Björk'e yapılan onun müziğini ve işlerini sergileme teklifi, 2012 yılında olumlu yanıt almıştı. Vulnicura albümünün de başyapıtlarından olan Black Lakede Björk'ü İzlanda'nın mağaralarında görüyoruz. Albümde sanatçının 10 yıldan uzun zamandır birlikte olduğu multimedya sanatçısı Matthew Barney ile ayrılığından sonraki meditasyonunu konu alınmış. MoMA Björk ile bu proje için anlaşmayı imzalarken Black Lake adındaki 11 dakikalık kısa filminin çekileceğinden haberdar değildi. Filmdeki ritmin sesine ve sıklığına göre bir harita oluşturularak izleyenlere 3-D topografisi sunulmakta. Hayatı boyunca görsel sanatla ilgilenmiş sanatçının son projesi de MoMA'daki film odalarında gösterilmekte. 3 yıl aranın ardından başlayan bu enstalasyon, lobide 4 sipariş üzerine yapılmış enstrüman ile karşılıyor gelenleri. Devamında 2 karanlık müzik videolarının gösterildiği film odası ve Björk'ün fotoğraflarının yerleştirildiği duvarlardan oluşan bürgülü bir bölüm bulunmakta. Bunların dışında, videolardan ve turlardan, Björk'ün birkaç aksesuar ve kıyafeti de sunumda."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/en-begenilen-nordik-playlistler/", "text": " Bugüne kadar Günün Şarkıları adı altında tüm günlerin şarkılarından oluşan playlistleri ve Nordik Playlist adında Nordik sanatçıların en sevdiği Nordik şarkıların bir araya toplandığı Spotify playlistleri paylaştık. Bunlardan bazıları çok beğenildi bazıları ise malesef çok dinlenmedi. Bunun üzerine en beğenilen playlistlerimizi bir araya toplayalım dedik. Ara ara paylaştığımız Günün Şarkıları'nı derlediğimiz playlist, son zamanlarda en çok takip edilen playlistlerimizden birisi. İzlanda'lı Olafur Arnalds sevdiği nordik parçalarla ona olan sevgimizi kat kat arttırıyor.. İsveçli ikili Moonbabies bizim için Türkiye'den en beğendikleri parçaları seçtiler! Moddi, Efterklang'dan Mugison'a farklı farklı tarzlardan Nordikleri listesine eklemiş! Oh Land de Nordik Seviyor! İçerisinde Ane Brun gibi hepimizin yakından tanıdığı isimlerin dışında daha az bilinenler de var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/gunes-tutulmasi-sirasinda/", "text": " 20 Mart 2015'de İskandinavya güneş tutulmasını izlemek için özellikle Norveç'in kuzeyindeki adalara akın etti. Tutulma sırasında Nordik coğrafyasının da kattığı etki ile bu muhteşem doğa olayını izlemeye giden herkes birkaç dakikalığına Dünya'da olduklarını unuttular. Bu sırada Faroe Adaları'ndan Hamfero eşine az rastlanır bir performans gerçekleştirdi. Deyoir varoar adlı parçaları ile güneş tutulması sırasında canlı performans sergilediler. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/istanbul-film-festivalinde-nordik-filmler/", "text": "34. İstanbul Film Festivali, 4-19 Nisan tarihleri arasında 200'den fazla film seçkisi ile İstanbul'da sinema severler ile buluşurken ayrıca nordik severler ile de bir randevu ayarlamış! Festival kataloğundaki birbirinden başarılı Nordik filmleri bir an önce izlemek için sabırsızlanıyoruz. Ziyaret içerisinde komedi unsurları içeren bir belgesel. Dünya dışı akıllı yaşamın varlığının keşfiyle gelen yabancılara karşı korkuyu, insanın kendisine verebilecek zararı anlatıyor. Sundance Film Festivali'nde de gösterilen belgesel için Dünya dışı canlılara karşı henüz bir protokol geliştirmemiş olan Birleşmiş Milletler'de olması gereken politikayı anlatıyor da deniliyor. Eski ve yetenekli bir hokey oyuncusu olan Kristian Keskitalo yakın arkadaşı Alex'i birlikte geçirdikleri son geceden sonra bir daha görmüyor. Daha sonra ortadan kaybolduğu varsayılan Alex'i bulmak için bölgede agresif bir şekilde aramalara başlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/modern-iskandinav-siiri/", "text": "Nordik sineması, Nordik müziği, Nordik yaşam tarzı derken hiç Nordik edebiyatından bahsetmedik. Hepimiz biliyoruz ki bulunduğu konum nedeniyle melankolik bir hava içinde olan İskandinav sanatı, edebiyatta daha da bir melankolik! Ancak nedense İskandinavya'nın edebiyat dünyası hakkında pek bilgi sahibi değiliz. Şair Özkan Mert de bu eksikliği hissetmiş olsa gerek. 1972 yılında İsveç'e giden şair, sanat hayatına burada iyi ki devam etmiş. Çünkü Özkan Mert olmasaydı hala İskandinav şiirinden bihaber olabilirdik. Modern İskandinav Şiir Antolojisi: Gece Güneşini yazan Mert, bu antolojiyi hazırlarken ikinci anadili Danca olan Murat Alper, 9 dil bilen Oğuz Baykara ve Magnus William Olsson gibi usta çevirmenleri yanına almış. İsveççe, Danca, Norveççe şiirleri çevirmeye başlayan bu ekip Şiir çevirisi, şiiri yok eder. anlayışıyla hareket etmemiş elbette. Çeviri yapmak şiir yapmaktır demişler. İskandinav dillerine bir o kadar hakim olan bu ekip ayrıca İskandinav şiirini de oldukça etkilemiş isimlerden. Edebiyata meraklıysanız, sanatı seviyorsanız bu antolojiye bir göz atmakta yarar var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/moonbabies-turkiyeden-favori-sarkilarini-secti/", "text": "İsveçli ikili Moonbabies'i daha önce Nordik Simit üzerinden birçok kez duymuş olabilirsiniz ve 28 Nisan ayında yayınlanacak Wizards on the Beach adlı albümleri ile bu yıl çok konuşulmaya devam edecek. Playlistte The Away Days'ten Zeki Müren'e, Müzeyyen Senar'dan Gevende'ye ve Ceylan Ertem'e bir çok isim var! İkilinin Türkiye'den bağımsız seslere karşı bir beğenisi var. Bu nedenle biz de onlara 50 parçalık bir playlist yolladık ve Moonbabies ikilisi Ola & Carina, playlistten 13 favori parçaları ile yeni bir playlist oluşturdular. Moonbabies'den Ola'nın dediğine göre playlisti sürekli dinliyorlarmış. Playlistte The Away Days'ten Zeki Müren'e, Müzeyyen Senar'dan Gevende'ye ve Ceylan Ertem'e bir çok isim var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/nordik-kariyer/", "text": "Ülkemizde işsizlik oranı %10 civarlarında seyrederken, Nordik Simit kariyere de el atıyor ve iş bulmanızı sağlıyor! EURES'un açıklamasına göre Norveç, aylık 4. 500 Euro maaşla çalışacak işçi arıyor. Mühendis, öğretmen, hemşire, otobüs şöförü, garson gibi çalışanlar arayan Norveç, maaş olarak da ortalama 4.500 Euro veririz, siz yeter ki gelin diyor. Merhaba, yazıda da bahsedildiği gibi bunlar European Jobs Network verileri, daha detaylı bilgi kendilerinden alınabilir. Ayrıca sitelerinde iş arama imkanı da var. İş varsa da yoksa da gelirim. Ama nasıl? Yeni mezunum üniversiteden. Üç ay köle olarak çalışıp çıldırmadan ayrıldım işten. Banka sınavını kazandım. Mülakatta torpilim olmadığından çuvalladım; yedek dediler. Dil öğreneyim, İngilizcem native olsun diye İngiltere'ye vize başvurusu yaptım 2 defa red verdiler. Umutsuzum. İşim yok, sosyal güvencem yok, arkadaşım yok... Norveç beni alır mı? İsveç yada Danimarka da olur.. Finlandiya da sıkıntı değil.. Lütfen yardım. Mailimi gördünüz. İsterseniz özel de yazabilirsiniz. ben 19 Yaşındayım burada ailevi nedenlerden dolayı lise eğitimime başlayamadım şuanda açıktan okumaya çalışıyorum daha yeniyim 27 kredi var. Yurt dışına çıkmak gibi bir isteğim var aklımdaki ülke Norveç yada Avusturya. Bu ülkelerden birinde eğitim almak istiyorum lise hayatımı ve Üniversite hayatımı tamamlayabilecek ve sonrasında standart bir hayat yaşayabilmem için en uygun olan ülkeler arasında bunları buldum ilk tercihim Norveç. Öncelikle orada oturanlar bilir Norveç'de lise okuma ihtimalim varmı? yaşım biraz ilerledi malum. Diyelimki Norveç'e kabul edildim ve geldim burada insanlar yabancılara karşı nasıl acaba? dışlıyorlarmı yoksa umursamıyorlar mı. Yaşam standartları AB den daha üst seviyede diyorlar bunun doğruluğu nedir? Eğitim Sağlık ve bazı ihtiyaçlar Norveç Krallığı tarafından karşılanıyormuş bu konuda neler diyebilirsiniz. Yurt dışından gelenler içinde bu geçerlimi. Son olarak eğitim dini nedir Norveç ce mi yoksa İngilizce olarakmı veriliyor eğitim ülkenin büyük bir kısmı İngilizce konuşuyor diye duydum. Bu arada İskandinav kızları güzel diye gitmiyorum oraya eğitim için gidiyorum yorumlarda KIZLARI İÇİN GİDİLİR sadece gibi şeyler yazmazsanız sevinirim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/03/yeni-nordik-rap-playlisti/", "text": " Geçtiğimiz hafta radyo boğaziçi ile yaptığımız yayında beklemediğimiz kadar gelen Nordik rap istekleri üzerine bir playlist oluşturduk! Indie Electronik, Dream-Pop, Folk tarzlarına alışık olduğumuz Nordik ülkelerinde aslında adına Yeni Nordik Rap denilen ciddi bir rap kültürü de oluşuyor ve bunlardan bazıları zaten alışık olduğumuz gibi bağımsız çalışanların dışında ulusal müzik kanallarında sürekli videoları dönen mainstream rapçiler de var ve bunlardan birisinin adı da Sivas. Ayırca gerçek istatistikleri bilmiyoruz fakat playlisti oluştururken çok farklı sanatçılarla karşılaştık ve çıkardığımız şöyle bir sonuç var; Nordik kökenli rapçiler daha çok İngilizce rap yaparken, kökenleri göçmen ailelere dayanan rapçiler ise daha çok yaşadıkları ülkenin dilinde rap yapmayı tercih ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/dondurulmus-hayvanlarin-gocu/", "text": "Norveç'te Bergen Müzesi'nin restorasyon süreci, doldurulmuş onlarca hayvanın göç albümüne dönüştü. Helge Skodvin, Bergen'de doğmuş. Bergen'de büyüyen herkes gibi pazarlarını Bergen Müzesi'nde geçirmiş tüm çocukluğu boyunca. Müzenin 2010 yılında kapasitelerini ve koşullarını genişletmeye karar verdiğini duyunca, yenilenme sürecine farklı bir açıdan tanıklık etmek üzere fotoğraf makinasını eline almış. Bu büyük göç sırasında, 150 yıldır gösterim alanlarından dışarı çıkmamış hayvanlar, beş yıllarını geçici bir depoda kış uykusunda geçiriyor. Müze ise misafirlerini her aşamaya tanıklık edebilmeleri için davet etmekten geri kalmıyor. Rehber eşliğinde turlar düzenleyerek boş müzeyi gezme seçeneği sunuyor. Aslında Bergenlilerin çocukluğunda yer edinmiş hatta belki onları ürpertmiş bu müzenin boş duvarlarını görmek, onlar için nostaljik bir serüven. 2018 yılında tamamlanacak olan projenin Helge Skodvin tarafından çekilen fotoğraflarıyla büyük göçe tanıklık edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/engelli-olmak-eurovisiona-engel-degil/", "text": "Finlandiya, Eurovision'a katıldığı ilginç isimlerle neredeyse her yıl isminden söz ettiren bir ülke. 2006'da birinciliği kazanan Finlandiya'yı Lordi isimli heavy metal grubu Hard Rock Hallelujah şarkısıyla temsil etmişti. Bu yıl da durum pek farklı değil. Finlandiya, bu sefer Eurovision Şarkı Yarışması'na bir punk grubuyla katılıyor. Tek fark şu ki Pertti Kurikan Nimipaivat ya da kısa ismiyle PKN isimli grup down sendromlu ve otizmli dört üyeden oluşuyor. Aina Mun Pitaa isimli şarkıyla yarışmaya katılan PKN aslında şarkıyla günlük hayatın sağlıklı beslenme, temizlik gibi zorunluluklarının sıkıcılığından bahsediyor. Aynı zamanda sahneye çıkarak toplumun engelliler hakkındaki düşüncelerini değiştiren PKN üyeleri Bize acıdığınız için oy vermeyin. Biz diğerlerinden çok da farklı insanlar değiliz, sadece zihinsel engelleri olan normal kişileriz. diyerek biz Eurovision izleyicilerini uyarıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/hayvan-dusu-nar-dyrene-drommer-baska-sinemaya-geliyor/", "text": " Danimarkalı yönetmen Arnby'nin bu ilk uzun metrajlı filmi, yılın en kayda değer yapımları arasında gösteriliyor. Üstelik sadece korku kategorisinde değil. Zira filmin janrı, derdini daha ziyade metaforik olarak anlatmasına yardımcı olmuş. Marie, Danimarka'da küçük bir balıkçı kasabasında yatalak annesi ve onlara bakan babasıyla yaşıyor. Büyüdükçe küçük kasabanın cinsiyetçi ve kısıtlayıcı ahlakına daha fazla maruz kalıyor. Derken bu çekici, sağlıklı ve özgür ruhlu kızın büyüme sancıları ürkütücü bir fiziksel şekil almaya başlıyor. Bu sahneler, şimdiye kadar çekilmiş en etkileyici, endamlı kurt adam/kadın dönüşümü olsa gerek. Ve Marie kurt kimliğini kucaklıyor. Haliyle annenin belirtilmeyen hastalığına, korumacı babanın almaya çalıştığı önlemlere ve sessiz dindar toplumlardaki şiddet ve saldırganlığın doğasına daha farklı bir gözle bakmaya başlıyoruz. Ancak filmin biraz seks ve kanla sulandırılmış sosyal bir eleştiriden ibaret olduğunu sanmayın. Epey cesur ve rahatsız edici bir büyüme filmi bu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/izlanda-korsan-parti-ve-alternatif-siyaset-deniz-gurler/", "text": "İzlanda' da yapılan seçim anketinde Korsan Parti' ye olan desteğin % 23, 9 ile birinci sıraya yükseldiği görüldü. Desteğin böylesine yüksek bir oranda çıkması Korsan Parti' nin meclisteki temsilcisi Birgitta Jonsdottir tarafından bile sürpriz olarak yorumlandı. İzlanda' da en son Nisan 2013' de yapılan seçimlerde Bağımsızlık Partisi (% 26,7) ile İlerleme Partisi (% 24,4) koalisyon hükümetini kurmuş, aynı seçimlerde Korsan Parti % 5,1 oy oranı ile seçim barajını geçmeyi başararak parlamentoya 3 temsilci göndermişti. Anket, Korsan Parti' ye olan desteğin, aradan geçen iki yıl gibi kısa bir zaman zarfında neredeyse beş kat artmış olduğunu gösteriyor. Korsan Parti, İzlanda' nın ana akım siyasi partilerinden biri değil. İzlanda siyasetinde iki tarihsel blok var. Bunlardan biri muhafazakar ve liberal blok ki Bağımsızlık Partisi ve İlerleme Partisi ile temsil ediliyor; diğeri sosyal demokrat blok ki Sosyal Demokrat İttifak ile temsil ediliyor. Bunlarında dışında doksanların sonunda kurulan ve 2009 seçimlerinde Sosyal Demokrat İttifak ile birlikte koalisyon hükümetini kuran Sol-Yeşil Hareket de etkili. Korsan Parti ise 2012 Kasım' ında kuruluyor, Nisan 2013 seçimlerinde % 5,1 oy alarak parlamentoya 3 temsilci gönderiyor ve ana akım sağ ya da sol siyasetin dışında başka bir siyaset iddiasında bulunuyor. Korsan Parti, sadece İzlanda' da var olan bir siyasal parti değil. İlk olarak 1 Ocak 2006' da İsveç' te kurulan, İsveç' te gördüğü ilgi üzerine dünyanın başka ülkelerine yayılan, kimi ülkelerde partileşmiş kimilerinde ise partileşmemiş bir hareket ve bu hareketin uluslararası ağı. Asıl çıkış noktası telif ve patent haklarına dair düzenlemelerde reformlar yapılması olsa da sadece bu kadarla tanımlanabilecek bir hareket değil. Buna ek olarak hareket, internet başta olmak üzere iletişimde devlet gözetimine, kişisel verilerin depolanmasına, internette erişim engellerine, sansüre, kişisel verilerin izinsiz bir şekilde şirketlere sunulmasına, bilgiye erişim ve bilgiyi yayma önündeki engellere, bilginin metalaşmasına ve bununla bağlantılı demokratik hakların ihlaline karşı. İzlanda' daki parti, bu hareketin bir parçası. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim ve savımızı şöyle özetleyelim: Sadece İzlanda' da değil dünya genelinde geleneksel siyaset, süreçleriyle, organlarıyla, aktörleriyle, temsil ettikleriyle ve diliyle bireylerin/toplumların sorunlarına gerçek çözümler üretemiyor. Bu durum mevcut siyasal sisteme yabancılaşmayı beraberinde getirdikçe geleneksel siyasete alternatif bir siyaset arayışı daha yüksek sesle ifade ediliyor. İzlanda' da da yaşanan bu. Öncelikle İzlanda' da yakın dönemde yaşananları hatırlamak yararlı olacaktır. Björk' ü bir yana koyar, Nisan 2010' da patlayan Eyjafjallajökull yanardağının patlamasıyla uluslararası uçuşların durma noktasına gelmesini saymazsak İzlanda yakın dönemde iki önemli olayla gündeme gelmişti. Bunlardan biri Ekim 2008 tarihinde başkent Reykjavik' te gelişen sokak hareketleri sonucu dönemin hükümetinin istifa etmek zorunda kalmasıydı. Başta ABD olmak üzere dünyayı sarsan ekonomik krizin etkisiyle iflasın eşiğine gelen İzlanda' da Mutfak Devrimi diye de anılan sokak hareketleri sonucu Bağımsızlık Partisi liderliğindeki koalisyon hükümeti istifa etmek zorunda kalmış ve erken seçime gidilmişti. Ardından halk sadece hükümeti devirmekle kalmamış, batan bankaların borçlarını da ödememe kararı almıştı. 6 Mart 2010 tarihinde yapılan referandumda batık İzlanda bankası IceSave' in Hollandalı ve İngiliz mevduat sahiplerine olan yaklaşık 4 milyarlık borcunun devlet tarafından ödenmesi planına % 93 hayır oyu çıkmıştı. Bu olay hem liberal-muhafazakar koalisyonun bir halk hareketiyle devrilmesi hem de finansal sermayenin yarattığı borç kısırdöngüsünün reddedilmesi anlamında çok önemli bir olaydı. Diğeri önemli olay ise Nisan 2009' da erken seçimle kurulan yeni hükümetin başlattığı anayasa hazırlama süreciydi. Sosyal Demokrat İttifak ile Sol-Yeşil Hareket koalisyonu döneminde hazırlanan anayasa o güne kadar kapitalist ülkelerde görülen anayasalardan çok farklıydı. İçerik olarak da farklı olmakla beraber asıl farkı bu anayasanın hazırlanma yöntemiyle ilgiliydi. Her şeyden önce anayasa yapım süreci halkın doğrudan seçtiği temsilciler aracılığıyla yürüyordu. 30 kişinin desteğini alabilen her İzlanda vatandaşı anayasanın hazırlanma sürecine adaylığını koyabiliyor ve bu adaylar arasından seçilen bir komite aracılığıyla anayasa yapımı gerçekleşiyordu. Bununla beraber tartışmalar eşzamanlı olarak internetten takip edilebiliyor ve sosyal medya üzerinden katılmak mümkün oluyordu. Her ne kadar sonucu hayal kırıklığı olsa da anayasa süreci hem e-demokrasi hem de doğrudan demokrasi örneği olarak tarihe geçti. İzlanda, yakın dönemde yaşanan bu olaylar dikkate alınmadan değerlendirilmemeli. Bütün bu gelişmelere bakıldığında İzlanda' da bir süredir taşların yerinden oynadığı görülüyor. Halk sokağa çıkıyor, hükümet deviriyor, borçları ödememe kararı alıyor, doğrudan demokrasi deneyimleniyor. Artık geçen yüzyılın başından beri var olan partilerin egemen olduğu ikili siyaset tablosu etkisini yitiriyor. Bir yanda merkez sağ diğer yanda merkez sol iki blokun olduğu, dört yılda bir yapılan seçimlerle iktidarın bu iki blok arasında el değiştirdiği, iktidarların el değiştirmesinin insanların yaşamlarında hiçbir gerçek değişikliğe yol açmadığı, amaç, yöntem, örgütlenme modeli, dil bakımından birbirinin benzeri olan yapılardan ve kişilerden oluşan geleneksel siyaset eski etkiyi yaratamıyor. Yeni bir siyaset arayışı olduğu açık. Aslında bu sadece İzlanda' da geçerli bir eğilim değil. Dünya genelinde geleneksel siyasete alternatif bir siyaset arayışı olduğunu gösteren işaretler hiç de az değil. Ve bu işaretler bazen sandıkta bazen sokakta ortaya çıkıyor. ABD' deki işgal hareketleri, Arap Baharı olarak adlandırılan ayaklanmalar, Yunanistan' da Radikal Sol Koalisyon' un son seçimde birinci parti çıkması ve hükümet kurmasıyla başka bir aşamaya geçen süreç, İspanya' da Öfkeliler ve Yapabiliriz hareketiyle başlayan merkez partilerden kopuş, Bosna Hersek' te Şubat 2014' de patlak veren ve hükümet binalarının ateşe verilmesine varan ayaklanma, İsrail' de yüzbinlerce insanın sokaklarda kurduğu çadırlar, Latin Amerika' daki toplumsal hareketler, Hong Kong' ta Şemsiye Devrimi, Türkiye' de Gezi Direnişi ve diğerleri yeni bir siyaset arayışının açık göstergeleri. Farklı ülkelerde farklı nitelikte ve nicelikteki tepkiler aslında aynı yapbozun parçaları gibi. Bütün bu hareketler geleneksel siyasi süreçlere, mevcut seçim sistemine, mevcut siyasi aktörlere, bu aktörlerin temsil ettiği ekonomik, politik, sosyal ve kültürel yapılara yönelik yabancılaşmada ve tepkide buluşuyorlar. Şimdi; alt ve orta sınıfların katılımına kapalı, manipülasyon üzerine kurulu, yukarıdan aşağıya dizayn edilen, merkezi, bürokratik, hiyerarşik, uluslararası sermayenin çıkarlarına endeksli, yolsuzluklara açık, merkez medyayla sıkı fıkı, iç tehdit algısıyla donanmış, örtülü faaliyetler barındıran, teknolojiyi ve bilgiyi sadece gözetim ve ticari amaçlarla kullanmaya niyetli, milliyetçi, muhafazakar, ataerkil bir siyaset anlayışına karşı doğrudan demokrasiyi, taban demokrasisini, yerel inisiyatifi, yatay organizasyonları, doğa ile toplumun uyumunu, kolektiviteyi, dayanışmayı, yurttaş denetimini, şeffaflığı, medya çeşitliliğini, bilgi edinme ve yaymada serbestiyi, anonimliği, ifade özgürlüğünü, evrenselliği, değişimi, farklılıkları temsil eden bir siyaset gereksinimi çok daha belirgin bir şekilde zuhur ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/izlandada-bjork-temali-eglence-parki/", "text": "İzlanda Kültür Bakanlığı, yayınladığı basın bülteninde Hljomskalagarourinn'de Björk temalı bir eğlence parkı inşa etme planı olduğunu açıkladı. Park İzlanda devleti ile Icelandair, Hertz Car Rental ve Slaturfelag Suourlands gibi bazı şirketlerin ortaklığı ile inşa edilecek park ayrıca Björk'ün MoMA sergisinin küratörü Klaus Biesenbach tarafından tasarlanacak. MoMA sergisinin süresi dolduktan sonra ise tüm sergi yeni inşa edilecek parka taşınacak. İsmi henüz belli olmayan Björk parkı için ise şimdiden Björk'ün ve İzlanda turizm endüstrisinin Disneylandleşmesinden korkan bir çok eleştirmen tarafından negatif yorumlar aldı. İzlanda Kültür Bakanlığı, yayınladığı basın bülteninde Hljomskalagarourinn'de Björk temalı bir eğlence parkı inşa etme planı olduğunu açıkladı. Park İzlanda devleti ile Icelandair, Hertz Car Rental ve Slaturfelag Suourlands gibi bazı şirketlerin ortaklığı ile inşa edilecek park ayrıca Björk'ün MoMA sergisinin küratörü Klaus Biesenbach tarafından tasarlanacak. MoMA sergisinin süresi dolduktan sonra ise tüm sergi yeni inşa edilecek parka taşınacak. İsmi henüz belli olmayan Björk parkı için ise şimdiden Björk'ün ve İzlanda turizm endüstrisinin Disneylandleşmesinden korkan bir çok eleştirmen tarafından negatif yorumlar aldı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/izlandadan-surreal-poloroid-fotograflar/", "text": "2014 yılında 2 haftalığına İzlanda'yı tek başına elinde 4x4 Poloroid'i ile ziyaret eden Paul Hoi, İzlanda'nın meşhur ring yolu üzerinde seyahat ederken Psychedelia: Expired Polaroid's from Iceland adındaki çalışmasını da tamamladı. Sadece zamanı dolmuş filmler ile fotoğraf çeken Paul Hoi, İzlanda'nın eşsiz güzellikleri ve filmlerin etkisi ile sürreal denilebilecek fotoğraflar elde etti."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/kadinlarin-muzesi/", "text": "2014 Avrupa Kültür Başkenti Umea'da geçtiğimiz yılın sonlarında dünyanın ilk kadın tarihi müzesi olan XX Kvinnohistoriskt açıldı. Müzenin amacı kadınların sessizliğini/susturulmuşluklarını kırarak toplumsal cinsiyet, güç, kimlik ve tarih yazımını sorunsallaştırmak. Dünyanın birçok yerinde erkeklere kıyasla kadınların tarihine baktığımızda büyük boşluklara, eksik hikayelere rastlıyoruz. Kadınların becerileri, bilgileri, ilgi alanları, anıları önemsiz ve sıkıcı bulunduğu için korumaya ve belgelemeye değer görülmediğinden tarihten büyük oranda dışlanıyor. Bunun en büyük sebeplerinden biri tarih yazımının da erkek egemen bir alan olması. İsveçli kadınlar ise kendi tarihlerine sahip çıkmak ve kendilerini ifade edecek bir alan yaratmak istemişler. Böylece XX Kvinnohistoriskt'in de temelleri atılmış. Müzede sadece İsveç tarihi için değil, tüm dünya tarihi için önemi görmezden gelinen, tarihte kendine yer edinememiş kadınlara yer veriliyor. Geleneksel tarih yazımına dirençle karşı konarak tarihten dışlanan kadınlara hak ettiği yer geri verilmeye çalışıyor. Müze ayrıca ilk sergisi A Clamouring Silence/Çığlık Çığlığa Bir Sessizliki küçük dokunuşlarla mevcut sergisi A Clamouring Silence Transformeda dönüştürerek transgender deneyimlere de yer vermiş. Sergi kataloğunda Kraliçe I. Elizabeth ve Charles d'Eon de Beaumont da kendilerine yer bulmuş. XX Kvinnohistoriskt'in amacı yalnızca geçmişi gözler önüne sermek değil aynı zamanda kadın-erkek eşitliği ve güç dağılımı tartışmaları açarak gelecek toplumları da şekillendirebilmek. Kadın Tarihi Müzesi, bu amacını gerçekleştirebilmek için kadın ve erkek tanımlarını tartışarak mevcut normlara meydan okumayı; müzelerde ve mevcut tarih yazımındaki erkek egemenliğini gözler önünü sermeyi; kadınların bilgi ve deneyimlerini dünyaya sunmayı ve sonuç olarak değişimin mümkün olduğunu göstermeyi hedefliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/04/nordik-playlist-mew-kimleri-dinliyor/", "text": "31 Mayıs'ta ilk defa düzenlenecek olan Harvest Festival kapsamında Küçükçiftlik Park'a gelecek olan Danimarka'nın en ünlü gruplarından Mew dinliyorsanız ya da Mew hakkındaki keşif yazımızı okuduysanız müzikleri hakkında az çok bir bilginiz vardır. Peki ama Mew kimleri dinliyor? Bu sorunun cevabı olarak dinleyenleri için bir Nordik Playlist hazırlamışlar. ABBA, Kent gibi bolca ikonik grupları içeren playlisti Spotify üzeren dinleyebilirsiniz! Ayrıca diğer Nordik Playlistlere göz atmak isterseniz alt tarafta bulunan fotoğrafa tıklayabilirsiniz! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/kesif-daniel-herskedal/", "text": "Tubist Daniel Herskedal 1982 yılında Norveç'te doğdu. Daha sonra eğitim hayatını müzik okullarında tamamladıktan sonra son olarak Oslo'ya yerleşerek profesyonel freelance müzik kariyerine başladı. City Stories, Listen, Magic Pocket, Trondheim Jazz Orchestra ve Jens Carelius gibi gruplarla ve projelerde çalıştıktan sonra son albümü Slow Eastbound Train'i yayınladı. İsmi gibi doğudan esintiler taşıyan ayrıca dinleyebileceğiniz en rahatlatıcı albümlerden olan Slow Eastbound Train'den ilk parça olan The Mistral Noir'ı dinlerken kendinizi rüyadaymış gibi hissetmemeniz ise elde değil. 2012 yılında yayınladığı Neck of the Woods ise daha çok sesli ve daha çok caz öğeleri taşıyan bir albüm. Ayırca albümde Marius Neset ve Svanholm Singers gibi isimler de yer alıyor. Ayrıca Slow Eastboun Train gibi Neck of the Woods albümünde de Arap esintisini hissedebiliyorsunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/kesif-trentemoller/", "text": "Danimarka'dan ne zaman kötü bir müzik çalışması çıktığını gördük? Elbette hiçbir zaman; Trentemoller de bu kaliteli isimlerden birisi. Türkiye'ye birçok kez gelen Anders Trentemoller bizleri elektronik müziğin kollarına bırakıyor. 1997'de müzik kariyerine başlayan müzisyen, deneysel ve multi-instrumentalist çalışmalarıyla kulaklarımızın pasını siliyor. Trentemoller DJ sıfatıyla Depeche Mode, Moby, Franz Ferdinand gibi isimlere de remix yapıyor. Ayrıca İskandinav hemşehrileri Röyksopp, Robyn, GusGus gibi meşhur isimleri de ihmal etmiyor. Son albümü Early Woxu 2014 yılında çıkaran Danimarkalı müzisyen farklı albümlerindeki şarkıları kendisi mixledi. Ayrıca Lost albümüyle psychedelic diye tabir edebileceğimiz şarkılarıyla bizleri çok farklı ruhsal hallere sokuyor. Trails, Still on Fire gibi şarkılar albümün en iyileri arasında. Bu arada Anders abimizin Moan, Miss You gibi şarkıları ise elektronik müziğe verilmiş en güzel armağanlardan. Sözsüz şarkılarıyla bütün duyguları bize hissettirebilen Trentemoller müzik yoluyla bizlere psikolojik terapi yapabilme gücüne de sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/kuzeyli-filmler-festivali/", "text": "Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte boş zamanlarımız artıyor, gidebileceğimiz, katılabileceğimiz etkinlik sayısı da haliyle artıyor. İşte tam bu zamanlarda İstanbul Modern, Norveç Büyükelçiliği, Türkiye-Norveç İşbirliği, İsveç Başkonsolosluğu ve Finlandiya Ankara Büyükelçiliği'nin ortak çalışmasıyla 'Kuzeyli Filmler Festivali' başlıyor. 4-14 Haziran tarihleri arası sürecek festivalde yılın en çok konuşulan; izleyici, eleştirmen ve festivallerden tam not alan Nordik filmler bir araya getiriliyor. Programın ilk seçkisinde Norveçli usta yönetmen Bent Hamer'in son filmi 1001 Gram, İsveçli usta yönetmen Roy Andersson'dan Altın Aslan ödüllü İnsanları Seyreden Güvercin ve Oscar ödüllü Danimarkalı yönetmen Susanne Bier'in İkinci Bir Şans gibi filmler yer alıyor. Unutmadan, İkinci Bir Şans'ın başrolünde, Game of Thrones dizisinden tanıdığımız Jamie Lannister karakterine hayat veren, Danimarkalı oyuncu Nikolaj Coster-Waldau yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/liimadan-surpriz/", "text": "Danimarkalı grup Efterklang ve Piramida albümü sırasında çalıştıkları Finlandiyalı perküsyonist Tatu Rönkkö birkaç ay önce Liima adı altında yeni bir grup olarak birleşmişti. Bu grup, 9 ve 10 Ocak tarihlerinde Salon İKSV'de bizlere deneysel bir akşam yaşatmışlardı. Ancak konserde dinlediğimiz hiçbir şarkıyı eğer kaydetmediysek hiçbir sosyal mecrada bulamıyorduk. Bunun nedeni ise Liima'nın 5 gün boyunca yaptıkları denemelerle yeni ürünler ortaya çıkartmasıydı. İşte şimdi o şarkılar elimizde. Çünkü Liima İstanbul konserini soundcloud üzerinden paylaşmış! Ne güzel bir sürpriz ama değil mi? İyi dinlemeler. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/nutshell-2015te-ilk-gun/", "text": "Batı Norveç Caz Merkezi ve Nattjazz tarafından Norveç Dışişleri Bakanlığı, Norveç Caz Federasyonu gibi önemli kurumların da desteği ile hazırlanan Nutshell festivaline Norveç Büyükelçiliği'nin desteği ile bu sene Nordik Simit de sizlere Bergen'den haberler paylaşmak için bu sene katılım gerçekleştiriyor. 27 Mayıs ile 31 Mayıs arası sürecek olan etkinliğin ilk günü tahmin edilebileceği gibi çok keyifli geçti. Şehrin farklı yerlerinde performanslar izleyeceğimiz Nutshell Showcase programında ise ilk gün Bergen'in tarihi öneme sahip Norveç Tekne Kulübü binasında Norveç'in enerjik/ yenilikçi caz gruplarından Kristi & Ola ve Equinox 20'şer dakikalık performanslarını sergilediler. Kemanist Ola Kvernberg ile solist Kirsti Huke 2010 yılından bu yana ikili olarak Oslo'da performanslarını sergiliyorlardı. Perkusionist Erik Nylander'in aralarına katılması ile grup Nick Cave, ABBA, The Velvet Underground gibi sanatçıların parçalarını kendi caz tınıları ile yorumlamaya başladılar. 2015 yılının sonuna doğru ise ilk albümlerini çıkartmaya hazırlanıyorlar. Modern tarzda caz yapan dörtlü Norveç'in yeni caz sahnesinin en önemlimyapı taşlarından biri olmaya aday. Grubun bitmeyen enerjisi, geleneksel tarz ile birleşince ortaya da beklenildiği gibi yepyeni çarpıcı bir performans ortaya çıkıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/nutshell-showcasede-2-gun-lysoen-adasi/", "text": "Nutshell programının ikinci günü Lysoen adasında bulunan ünlü bestekar Ole Bull'un evinde Nutshell Showcase'den Frida Fredrikke ve Christian Hundsnes büyüleyici performanslarını sergilediler. İkilinin performansını yazının devamında dinleyebilirsiniz fakat biraz Ole Bull'dan ve adadaki evinden bahsetmek istiyorum. Ole Bull kalabalık bir aileden gelen ve 5 yaşından beri keman çalan bir Norveçli. Küçük yaşta büyük başarılar elde ettikten sonra Oslo'ya üniversite okumaya gidiyor fakat müzisyenlik tutkusu nedeniyle üniversite hayatını yarıda bırakıp Mısır'dan Fransya'ya, İtalya'dan Yeni Amerika'ya dünyayı dolaşmaya başlıyor ve orada müziğini insanlara sunarak şöhret elde ediyor. Amerika'da bir Norveç kolonisi kurma girişiminde bulunuyor fakat başarılı olamıyor. Daha sonra ailesi için Lysoen adasına bugün müze olan evini inşa ediyor. Ev, Ole'nin bulunduğu her ülkeden izler taşıyacak şekilde tasarlanmış. Davut yıldızı, Arap balkonları, Hint kirişleri, Osmanlı tuğraları ve Selçuklu yıldızı gibi birçok element evin tümünü oluşturuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/roportaj-daniel-herskedal/", "text": "Bergen Nattjazz festivalinde sahne alacak olan Norveçli tubist Daniel Herskedal'ı sizlere daha önce tanıtmıştık. Eğer keşif yazımızı henüz okumadıysanız buradan okuyabilirsiniz. Keşif yazımız üzerine de Nattjazz performansı öncesi kendisi ile yaptığımız kısa röportajı okuyabilirsiniz! Daniel: Harika! Trondheim'de Suriye'den Maher Mahmoud ile birlikte S. Moller Big Band için Maher's History üzerinde çalışıyorum. Prömiyeri bu Perşembe gerçekleşecek. Aynı zamanda yaklaşan Slow Eastbound Train konserine heyecanla hazırlanıyorum. Daniel: Çok teşekkürler! Bütün ensturmanların bölümlerini ben besteledim ve aranjmanlarını yaptım ama benimle birlikte yapımcı Erik Johannessen de bu süreçte çok aktif bir rol oynadı. Daniel: Müzikte Doğu'dan çok fazla ilham alıyorum, benim açımdan bu albüm yavaş ve düşünmekle geçen bir yolculuk. Şarkılarınızdan birinin adı ise Slow Eastbound Boat ve bu şarkı diğer parçalara göre daha Arebesk esintiler taşıyor. Şarkıyı dinlerken de bana İstanbul'u hatırlattı çünkü aynı şarkı gibi bizde de Avrupa'dan Asya'ya geçen vapurlar var. Daniel: İstanbul benim gerçekten en sevdiğim şehirlerden birisi. Arap ve Türk müziği de benim müziğime çok fazla ilham kaynağı oldu/oluyor. 2 hafta önce de Türk müziğini daha fazla öğrenebilmek için İstanbul'daydım. İstanbul'un tarihi çok ilginç hatta Vikingler bile gemileriyle İskandinavya'dan gelip İstanbul Boğazı'nı geçmişler. Şarkıların isimleri ile parçalar arasında çok bir bağ yok fakat insanların müziğimi dinlerken senin gibi hayaller kurması beni çok mutlu ediyor. Tüm albümün aslında çok sinematik olmasını istiyorum, her dinleyenin kafasında farklı fotoğraflar, hikayeler oluşşun istiyorum. Daniel: Daha önce hiç böyle bir şey düşünmemiştim, makaleyi de ilk defa duyuyorum. Ama Norveç doğası daha çok tiz seslere sahip fakat sanırım küçüklüğümden beri bass seslerin büyük bir hayranıydım ben de. Sesimin değiştiği zamanlara geldiğimde daha bass bir sese sahip olamadığım için çok üzülmüştüm fakat sonradan tuba ile bu boşluğu doldurmuş oldum. Türkiye'den bildiğin bir besteci var mı? Eğer daha önce hiç dinlemediysen Fazıl Say'ın İstanbul Senfonisi'nden Blue Mosque parçasını öneririm. Parça benim favorilerimden çünkü o da doğu ile batıyı sentezlemiş. Daniel: Şuan Fazıl Say dinlemek için sabırsızlanıyorum!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/roportaj-gisle-martens-meyer/", "text": "Gisle Martens Meyer tarafından geliştirilen gerçek zamanlı müzik simülasyonu olan Bow Corpse projesi hakkında daha detaylı bilgiler almak için kendisine merak ettiğimiz birkaç soru sorduk! Kendisi ile gerçekleştirdiğimiz yapay zeka ve müzik konulu röportajı aşağıdan okuyabilirsiniz! Ayrıca Bow Corpse bu yıl Bergen'de Nattjazz Festivali'nde de sahne alacak! GMM: Ben iyiyim teşekkürler! Türkiye'de nasılsınız? Avrupa ile Asya arasındaki yeni metro tüneliniz için tebrikler! Şuan Bergen'deki konser için orkestra ve kareografçılar ile son hazırlıklar için havalimanı yolundayım. Sonunda Swarm projesini müzisyenlerle birlikte denemiş olacağız. Her müzisyenin kendine ait bir Swarm klonu olacak ve birlikte müzikal hayaletleri ile beraber çalacaklar. Daha detaylı bilgiyi http://gmm. io adresinden alabilirsiniz, orada şuan açıklayamacağım derinlikte bilgiler mevcut. GMM: Zaten yıllardır günlük hayatta karşılaştığımız ve görmezden geldiğimiz birçok sesi müziğe dönüştürmek için çalışıyordum ama bugüne kadar hep arabalar, vücutlar, dağlar şehirler gibi müzikal olmayan kaynaklar çalışıyordum. BIT20 orkestrasını için bir parça üretmek için beni görevlendirdiklerinde de orkestralarda gizli kalmış, görünmez seslerden, orkestranın çatlaklarında kalmış hayaletlerden bir parça yaratmak istedim. Bu bahsettiğim sesler o kadar küçük ki sıradan bir performans sırasında duyma şansınız yok fakat bu klonlar ile aynı sesten binlerce kez üst üste üretince hayata geçmiş oluyorlar. Bu seslerin hayatlarını sürdürmesi için de onların arı sürüleri gibi davranmasını, sürü simülatorleri sayesinde sağlıyorum. Veya bir başka deyiş ile müzisyenler enstrümanlarını çalarken kendi klon sürülerini kontrol etmiş oluyorlar. GMM: Bence yakın gelecekte çok fazla yapay zeka ürünlerini sadece eğlence sektöründe değil hayatın tüm alanında görmeye başlayacağız. Artık buzdolaplarının bile bilinçli bir şekilde sizin adınıza karar verdiği gibi her şey akıllı olacak ve bütün bu akıl big data'dan ve artık cihazların birbirlerinin deneyimlerini paylaşmasından gelecek. Bir yandan da bence bugüne kadar çok fazla gerçek zamanlı simülasyon gördük örneğin Facebook'ta Twitter'da çok fazla zaman harcıyorsan senin hayatının bir simülasyonu oluyor o. GMM: Aslında swarmları müzik notası olarak düşünürsek çok farklı renkler halinde ortaya çıkıyorlar. Eğer kayıdını bir müzikal sıralayıcıya koyarsen farklı renklerde notalar gibi gözüküyor; aynı alttaki fotoğrafta olduğu gibi. GMM:Bence en büyüleyici kısım kolonilerin farklı kişilik özelliklerine sahip olması. Her biri aslında farklı karakterlere sahip küçük tatlı yaratıklar. Bu özellik ise tasarlanmış bir durum değilti, aciliyetten kendiliğinden ortaya çıktı. Ama en büyük sürpriz ise insanlara karşı bu deneyimin ağır teknolojik, distopik içerikler haricinde ne kadar duygusal ve insansı olduğunu sunmak. Bow Corpse kanlı canlı, işlerinde çok iyi insanlar, müzisyenler, performans sanatçıları, dansçılar ve kolonilerimiz dahil herkes tarafından oluşturulan bir müzikal ifade. Ve bir kez daha en önemli kısmı insansı özelliklerin müzik oluşumuna dahil edilerek her şeyin çok canlı tutulması."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/roportaj-wardruna/", "text": " CNBCE'de yayınlanan meşhur Vikings dizisinin müziklerini yapan Wardruna, 13 Mayıs akşamı KüçükÇiftlik Park Bahçe'de bizlere mitolojik bir İskandinav gecesi yaşatmıştı. 'Nordic Night' kapsamı ile İstanbul'a gelen bu grup etkileyici şarkılarıyla ve sahne performansıyla bizleri kendilerine hayran bırakmıştı. Biz de gerekeniyap. com ile birlikte konser sonrası grubun vokali, bestecisi Einar Selvik ile samimi, kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Einar Selvik: Benim için müzik yapmak eski bir şey ile yeni bir ürün elde etmek. Çünkü eski şarkılar tarihe karıştı. Bence, kuzeydeki insanlar geleneklerini, göreneklerini ve adetlerini unuttu. Ama bence geçmişten birçok şey hala bugün de geçerli. Bu yüzden, ben de günümüze kalan şeylerden etkileniyorum. Kısacası, eski ürünleri yeni ögelere göre düzenliyorum, yeni şarkılar elde ediyorum. Enstrümanlarınızı kendiniz yapıyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı? Eminiz ki bu süreç oldukça zorludur. Einar Selvik: Enstrümanlarımı yapmaya başladığımda kimse bunlar hakkında bir şey bilmiyordu. Benim elimdeki tek seçenek enstrümanlarımı kendim yapmamdı. Şans eseri bir el kadar insan hala bu enstrümanları yapmayı biliyor. Günümüzde ise git gide insanlar bu eski enstrümanlarla ilgilenmeye başladı ve bazıları ise kendi enstrümanlarını yapmaya başladı. Einar Selvik: Evet, kesinlikle zorlaştırıyor. Ancak bu ögeler aynı zamanda geçmişi düşünmemi sağlıyor ki bu da çok güzel bir şey. Müzik sadece kulaklara hitap etmez, müzik bir insana, bir ruha ulaşmalı. Bence eski diller daha güçlü, kelimeler daha kuvvetli. Eski Norveç geleneğinde kelimelerin gücü, şiir çok güçlü ve önemliydi. Eski Norveç kültüründe bu yüzden birçok ürün var. Ben de eski kelimeleri kullanıp gelenekten yararlanmak istiyorum. Güzel bir şey istiyorum ve sonuçlarına katlanıyorum. Her ne kadar işimi zorlaştırsa da. Einar Selvik: Haha, umarım Vikings'te benim için daha fazla rol olur. Bunu gerçekten istiyorum ve ümit ediyorum. Vikings gerçekten eğlenceli bir proje. En sevdiğim karaktere de gelirsek, eh, kesinlikle Floki! Gerçekten çok güçlü bir karakter ve eğlenceli. Gustaf Skarsgard da gerçekten çok başarılı ve yetenekli bir aktör, çok iyi bir insan! Einar Selvik: Bence biz kuzeyliler olarak çok şanslıyız. Yakınımızda olan Kuzey Cermen ve Alman kabilelerden etkilenmedik ve onlardan bir hayli uzaktık. Bu, Avrupa'nın diğer bölgelerine göre biz bin yıl daha şanslıyız demek oluyor. Bu sırada kendi kültürümüzü geliştirme şansı yakaladık. Öbür kültürlerden 'aşırı' derecede etkilenmedik ve yozlaşmadık. Bu da baya eşsiz bir şey, diğer kültürlerden daha farklı bir durum. Tabii ki, kültürlerin birbirlerinden etkilenmesi fikrini de destekliyorum. Nordik kültürün yaygınlaşmasını, insanların niçin ilginç bulmasını ise çok iyi anlıyorum! İnsanlar kendilerini bir şekilde bu kültüre bağlı hissedebilirler, tıpkı eski geleneklerin bir şekilde birbirine bağlı olması gibi. Elbette, benzerlikler ya da bu benzerliklerin başka şekillerde veya formlarda olması gibi. Bu da oldukça evrensel bir şey."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/the-asteroids-galaxy-tour-22-istanbul-caz-festivali-programina-eklendi/", "text": "11 Temmuz Cumartesi günü 19.00'da, KüçükÇiftlik Park'ta düzenlenecek Kuzey Işıkları konserinin yeni grubu, dinleyenleri adeta hareketli bir galaksi turuna çıkaracak The Asteroids Galaxy Tour olarak belirlendi. İlk çıkışlarını 2007'de Kopenhag'da Amy Winehouse'un alt grubu olarak yapan grup, 2009 yazında Katy Perry'ye eşlik ettikleri konserlerle takipçi kitlesini genişletti. Müziğin farklı mecralarını keşfetmeyi görev edinen The Asteroids Galaxy Tour, Eylül 2014'te yayımlanan son albümleri Bring Us Together ile dinleyicilere ayda parti konseptli şarkılarını sunarak yine müzikal bir macera yaşattı. Grup, İstanbul'daki bu ilk konserinde de izleyicileri kendilerini durduramayacakları ritimlerle cezbedip, funk, disko ve trip-hop'la bezeli fütüristik bir dansa davet ediyor. Mette Lindberg, Lars Iversen, Mikkel Balster Dorig, Simon Littauer ile Rasmus Littauer'den oluşan ise Danimarkalı saykodelik-pop grubu The Asteroids Galaxy Tour, Kuzey Işıkları konserinin sürpriz isimlerinden. Gecenin finalini ise Norveç'in elektro caz alanındaki en önemli isimlerinden Nils Petter Molv r, Jamaika'nın groove ustaları, Grammy ödüllü Sly Dunbar ve Robbie Shakespeare'dan oluşan Sly & Robbie ikilisi ile buluşacağı konserle yapacak. Bu usta müzisyenlere sahnede Norveç'in caz müziğine yeni soluklar kazandıran ünlü gitaristlerinden Eivind Aarset ve elektronik müzik dehalarından Vladislav Delay de eşlik edecek. Sadece 2015 yazına özel olarak tasarlanan bu projede müzisyenler ilk defa aynı sahnede olacak ve cazdan dub'a, elektronik müzikten dünya müziğine izleyenleri keyifli bir yolculuğa çıkaracak. Etkinliğin açılışını ve ev sahipliğini ise, alternatif caz ile rock'ı buluşturan tarzları ile tanınan İstanbullu ekip Korhan Futacı ve Kara Orkestra yapacak. 11 Temmuz Cumartesi günü 19.00'da, KüçükÇiftlik Park'ta düzenlenecek Kuzey Işıkları konserinin yeni grubu, dinleyenleri adeta hareketli bir galaksi turuna çıkaracak The Asteroids Galaxy Tour olarak belirlendi. İlk çıkışlarını 2007'de Kopenhag'da Amy Winehouse'un alt grubu olarak yapan grup, 2009 yazında Katy Perry'ye eşlik ettikleri konserlerle takipçi kitlesini genişletti. Müziğin farklı mecralarını keşfetmeyi görev edinen The Asteroids Galaxy Tour, Eylül 2014'te yayımlanan son albümleri Bring Us Together ile dinleyicilere ayda parti konseptli şarkılarını sunarak yine müzikal bir macera yaşattı. Grup, İstanbul'daki bu ilk konserinde de izleyicileri kendilerini durduramayacakları ritimlerle cezbedip, funk, disko ve trip-hop'la bezeli fütüristik bir dansa davet ediyor. Mette Lindberg, Lars Iversen, Mikkel Balster Dorig, Simon Littauer ile Rasmus Littauer'den oluşan ise Danimarkalı saykodelik-pop grubu The Asteroids Galaxy Tour, Kuzey Işıkları konserinin sürpriz isimlerinden."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/05/vikingsin-muziklerini-yapan-wardruna-istanbulda/", "text": "CNBCE'de yayınlanan Vikings dizisinin müziklerini yapan Norveçli grup Wardruna, 13 Mayıs akşamı KüçükÇiftlik Park Bahçe'de mitolojik İskandinav gecesi yaşatmaya geliyor. KüçükÇiftlik Park Bahçe'de kuzey rüzgarları esecek! Geçtiğimiz yıl İstanbul'da kapalı gişe konser veren Wardruna, 13 Mayıs akşamı gerçekleştirilecek Nordic Night etkinliği kapsamında KüçükÇiftlik Park Bahçe'de kuzey rüzgarları estirecek! Nordic Night etkinliğinde hem Wardruna'nın müziği hem de alandaki etkinliklerle mitolojik kuzey gecesi yaşayacaksınız. Gorgoroth grubundan Einar Selvik ve Gaahl ile Lindy Fay Hella önderliğinde kurulan Wardruna, antik Norveççe sözlerde yazdığı ve tamamen doğal enstrümanlar kullandığı şarkıları ile bir kez daha İskandinav müziğini Türk hayranlarının iliklerine kadar hissettirecek. 8. yüzyıl İskandinavya'sında basit bir çiftçiyken cesur bir savaşçıya dönüşen Ragnar Lothbrok'un öyküsünün anlatıldığı Vikings dizisinden tanınan ve özellikle de Fehu adlı şarkılarının dizide yer almasıyla dünya çapında üne kavuşan Wardruna'nın sahne alacağı Nordic Battle Night'ta, Viking savaş gösterileri ve özel koreografilere de yer verilecek. Kuzey'in doruklarına ulaşacağınız bu geceyi kaçırmamak için acele edin ve etkinlik alanında yer alacak stantta geleneksel Viking kıyafetleri ve silahları ile fotoğraf çektirmeyi sakın unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/dunyanin-en-pahali-festival-bileti-aciklandi/", "text": "Bizler festival biletlerinin pahalılığından dem vururken güneşin hiç batmadığı İzlanda topraklarından gerçekleşecek Secret Solstice Festival, bugüne kadar ki açıklanan en yüksek bilet fiyatını belirledi; 200.000 Dolar. Bu yıl ikinci defa düzenlenecek festival, bu yıl dünyanın en pahalı etkinliğini oluşturmak için yola çıkmış. Bu doğrultuda normal festival biletlerini de 684 Dolar olarak belirlemiş. Gideceğimizden olmasa da 200.000 Dolar değerindeki 'ultimate festival' olarak adlandırılan biletin neler içerdiğini merak ettik. Eğer bu bileti alırsanız dünyanın neresinde olursanız olun 1. sınıf uçuş bileti ile İzlanda'ya getirileceksiniz. Ardında başkent Reykjavik'te 5 gün boyunca 5 yatak odalı lüks bir villa konaklayıp tüm gün boyunca size hizmet eden kişisel asistanlar ve aşçılara sahip olacaksınız. Bunun yanında özel helikopterinizle başta büyülü Blue Lagoon olmak üzeri İzlanda'nın bir çok parti destinasyonuna gidip 100 metrelik yatınızla buzul denizde tura çıkabileceksiniz. Peki Secret Solstice Festival'in müzik performans kısmında kimler olacak? Wu-Tang Clan, FKA Twigs, GusGus, Tale Of Us, Skream, Flight Facilities, Green Velvet, Guti, Nick Curly, TEED, KiNK, Route9 gibi isimler İzlanda'nın mistik güzellikleri arasında performanslar sergileyecek isimler olacak. Eğer bankadaki paranızda oldukça fazla sıfır varsa önünüzde hiçbir engel yok."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/finlandiyadan-bebek-kutulari/", "text": "Finlandiya'dan bebeklere yönelik inanılmaz bir kampanya var! Finlandiya Hükümeti, 75 yıldır hamile kadınlara 'bebek kutusu' veriyor. Nasıl yani, bebek kutusu mu olur diyeceksiniz? Evet, olur. Bu kutuda giysiler, battaniyeler, oyuncaklar ve çeşitli gerekli malzemeler bulunuyor. Ayrıca bu kutu yatak olarak da kullanılabiliyor. 1930'lu yıllarda başlayan bu geleneğin asıl amacı Fin çocuklarına ailelerinin geliri, sınıfı ne olursa olsun eşit bir başlangıç sağlamak. Annelik ya da bebek paketi olarak adlandırılan bu kutular ise devletin tüm hamile kadınlara hediyesi. Yani, hiç para talebinde falan da bulunmuyorlar. Ayrıca kutunun içindeki giysiler kız-erkek çocuklar arasında değiştirilebilir olsun diye cinsiyet ayrımı gözetmeyen renklerden seçilmiş. Anneleri emzirmeye teşvik etmek için kutuya biberon, mama kabı gibi malzemeler de konulmuyor. Finlandiya Hükümeti annelerin karşılaşacağı olası durumlara karşı da bir bilgilendirme kitapçığı koymayı unutmuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/gezi-bergende-4-gun/", "text": "İstanbul'un yedi tepe üzerine kurulmuş olduğu gerçeği gibi Bergen de yedi dağ arasına kurulmuş bir şehir. Gezi sırasında öğrendiğim bilgiye göre Viyana da yedi tepe üzerine kurulmuş. Daha sonra merak edip araştırdığımda ise tüm dünyada tam 72 tane şehir yedi tepenin üzerine kuruluymuş fakat Viyana bunlardan birisi değilmiş. Ben Bergen'deki gezim sırasında sadece iki tepeye çıkabildim hatta tepelere yürüyerek tırmanma bir turist aktivitesi olsa da üşengeçlik yapıp tepelere teleferik ve füniküler ile çıktım. Teleferik tamamen turistik amaçlı olup 643 metre yüksekliği ile Bergen çevresindeki en yüksek dağ ünvanına sahip Ulrik dağına çıkıyor, tepede ise Ulrik643 adında tüm sıcaklığı ile panoramik bir restoran sizi bekliyor, ayrıca tepede doğa yürüşleri, yamaç paraşütü gibi bir çok aktivite imkanı da sunuluyor. Füniküler ise muhteşem Bergen manzarasına sahip Floyen'e çıkıyor fakat ayrıca yerel halk tarafından toplu taşıma olarak da kullanılıyor. Bergen'e İstanbul'dan uçak ile Kopenhag aktarması yaparak gittim. Aktarma sırasında Kopenhag'ı gezme şansım yoktu fakat uçak şehir üzerinde yavaşça alçalırken en sevdiğim Nordik dizilerden biri olan Bron/ Broen'ün ismini aldığı Oresund köprüsünü ve Turning Torso canlı canlı görmüş oldum. Bergen'de ilk satın aldığım ürün bildiğimiz su oldu, kendisine 30 NOK yaklaşık 10 TL gibi bir ücret ödedim, Norveç devletinin kalkınacak biraz daha yeri var ise kalkınması uğruna bir tuğla da ben koyduğum için mutlu oldum. Bergen gezimi Norveç Büyükelçiliği'nin katkıları ile Batı Norveç Caz Merkezi ve Nattjazz Festivali ev sahipliğinde gerçekleştirdim, bu nedenle festival programı dahilinde gideceğimiz yerler daha önceden belliydi fakat küçücük bir şehir olan Bergen'de ilk günümde kayboldum. Otel'den 5 dakikalık bir mesafeye yürüyüp, 2 saatte geri dönebildim. Hem biraz bilinçli bir kaybolma oldu hem de 2 saat boyunca tüm şehir merkezini yürüyerek gezmiş oldum. En çok merak edilen konu olan fiyatlar gerçekten çok pahalı mı? sorusunu yukarıda suya 10 lira diyerek yanıtlamış oldum ama belki dünyanın en pahalı şehirleri listelerinde sürekli Oslo'yu görmenin yarattığı pahalılık beklentimden dolayı Bergen çok pahalı gelmedi. Yemek açısından en ucuz yerler Burger King ve McDonalds, Whopper gibi bir menüyü orta boy seçeneği ile 100 NOK (30 TL) gibi bir fiyata alabiliyorsunuz. Hatta küçük hamburgerlerden almak isterseniz fiyatları gerçek anlamıyla sudan ucuz oluyor (15 NOK). Eğer Norveç'e gelmişken bir balık yiyelim derseniz balık pazarında 70-150 NOK arasında değişen fiyatlar ile fish&chips gibi balık ürünleri bulabiliyorsunuz. Restoranda yerel balıklardan ya da balina yemek isterseniz de fiyatlar 150-200 NOK arasında değişiyor. Türkiye'de marketlerde 2 TL'ye bulabildiğimiz Norveç uskumrusunu Bergen'de 2 TL'ye almak ise bir hayal. Ayrıca Norveç seyahatiniz süresince farklı lezzetler denemek isterseniz geyik eti de restoranların menülerinin popüler parçalarından birisi. Bergen, 1100 yılında Almanların kurduğu Bryggen ticaret bölgesinin etkisi ile bugün hala mimari olarak diğer Norveç şehirlerinden farklı bir tarza sahip. Ayrıca Bergen, Oslo'dan sonra 277,600 olan nüfusu ile Norveç'in en kalabalık şehri ama şehir merkezinde bu kalabalığı asla hissetmiyorsunuz. Kendilerine siz kaos olmadan nasıl yaşıyorsunuz, sıkılmıyor musunuz? gibi sorular sorunca bizde de kaos var, bazen çığ düşüyor, trafik tıkanıyor gibi tatlı cevaplar aldıktan sonra İstanbul'a dönüp gece trafiğe takılınca biraz üzücü oldu. Belirli raporlara göre Bergen'de bulunduğunuz süre boyunca %98 oranında güvendesiniz. Ama Nordik deyince dizileri, filmleri ve kitapları ile akla ilk gelen konulardan birisi ise polisiye. Şehri gezerken de gördüğüm her durumu bir suça bağlamaya çalışsam bile havalimanında pasaport kontrolü dışında hiç polise rastlamadım. Onun dışında Nattjazz Festivali'nin açılışını yapan Bergen Big Band orkestrası müziklerini ön tarafta sonu polisiyeye bağlanan bir oyun sırasında çaldılar. Ayrıca yan tarafta görebileceğiniz gibi polislerin olay yeri inceleme bantlarını kullanacak yer bulamayıp süs olarak kullanmaları ise çok hoş. Dört günlük gezim boyunca gündüzleri Nutshell Showcase programından, geceleri ise Nattjazz Festivali programından bir çok sanatçıyı dinleme şansını elde ettim. Beğendiğim Showcase sanatçıları/ grupları hakkında daha detaylı yazı yazacağım fakat gezdiğim bölgeler ve sanatçılar hakkında yazdığım kısa kısa, günlük yazılara buradan ulaşabilirsiniz. Bergen gerek kendisi gerek önemli fiyortlara yakınlığı nedeniyle İskandinavya turunuza eklemeniz hatta kesinlikle görmeniz gereken şehirlerden birisi. Bu nedenle bana böyle bir deneyimi yaşama imkanı sağladıkları için öncelikle Norveç Büyükelçiliği'ne, Batı Norveç Caz Merkezi'ne, Nattjazz organizasyonuna ayrıca destekleri için Norveç Dışişleri Bakanlığı, Bergen Şehri, Hordaland Bölgesi, Norveç Caz Federasyonu, Music Norway, ve Bergen Uluslararası Festivali'nin de içinde bulunduğu birçok kurum ve organizasyona teşekkür ederim. Ayrıca daha fazla Bergen fotoğrafı için Nordik Simit'in Instagram hesabını buradan takip edebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/isvecin-dunya-pop-endustrisini-domine-ettigini-biliyor-muydunuz/", "text": "Max Martin tarafından keşfedilen Rami kariyerine... Baby One More Time ile başladı. Martin'in şirketi olan Maratone Studios'da 10 yıl çalışan Rami daha sonra Carl Falk ile Kinglet Studios adlı şirketini kurdu. İkili son yıllarda birçok liste başı şarkıda çalıştı, Starships Nicki Minaj ABD Top 10 listesinde 21 hafta kalarak rekor kırdı. Ayrıca ikili What Makes You Beautiful One Direction ve One Last Time Ariana Grande parçalarında da çalıştı. Şarkıları: Poker Face Lady Gaga, On the Floor Jennifer Lopez ft. Pitbull, Poison Nicole Scherzinger. En çok Habits parçası ile tanınan Tove Lo, ABD listelerinde 3. sıraya kadar yükselebildi. Tove Lo ayrıca Max Martin ile birlikte şarkılar yazdı. Ellie Goulding'in Şubat ayında bir haftada en çok dinlenen şarkı rekorunu kırdığı Love Me Like You Do parçasında çalıştı. Şarkıları: Habits Tove Lo, Love Me Like You Do Ellie Goulding, Heroes Alesso. Max Martin ile tanışana kadar Metal müzik ile ilgilenen Shellback bugün hem solo kariyerine devam ediyor hem de Martin ile birlikte çalışıyor. Tam 8 liste başı şarkısı ile 2012'de Billboard tarafından yılın yapımcısı seçilen Shellback'in en ünlü şarkıları ise Moves Like Jagger Maroon 5, Shake It Off Taylor Swift ve Problem Ariana Grande ft. Iggy Azalea. Dr. Alban'ın Hello Afrika adlı parçası SweMix Records ve Denniz Pop için uluslararası başarı yakalayan ilk single oldu. Cheiron Studios opens in Stockholm. Martin Sandberg becomes Max Martin. Ace of Base dominates the charts. Dr. Alban'ın Made in Sweden albümü yayınlandı. Pop and Martin Backstreet Boys'un We've got it Goin' On. ve Wish You Were Here parçalarını bestelediler ayrıca şarkıların yapımcıları oldular. Martin/Pop'in bestelediği 'N Sync'in I Want You Back single'ı yayınlandı. Yapım şirketi Murlyn Music iş hayatına başladı. Şirket daha sonra; Ricky Martin, Britney Spears, Jennifer Lopez, 98 Degrees, ve Madonna gibi isimlerle çalıştı. Britney Spear'ın hala en çok dinlenen parçalarından olan... Baby One More Time, Martin'in çalıştığı ilk liste başı şarkı oldu. Böylece Cheiron yapım şirketi adından söz ettirmeye başladı. Britney Spears Cheiron etiketli ikinci albümünü yayınladı. N Sync ve Westlife liste başı oldu. Martin en prestijli ödüllerden olan ASCAP Yılın En İyi Şarkı Yazarı ödülünü aldı. Ayrıca Cheiron, İsveç tarafından Music Export ödülüne laik görüldü. N Sync'den It's Gonna Be Me Martin'in ikinci liste başı şarkısı oldu. Cheiron Stüdyoları kapandı. Martin üç yıl üst üste ASCAP En İyi Şarkı Yazarı ödülünü kazandı ve Maratone adlı şirketini kurdu. İsveçli yapımcılar Will Young Evergreen ve Gareth Gates Anyone of Us ile Birleşik Krallık listelerinde bir numaraya yükseldiler. Martin Kelly Clarkson'ın hiti olan Since U Been Gone'ın yazarı ve yapımcısı oldu. Martin Pink'in dördüncü albümü I'm Not Dead için şarkılar bestelemeye başladı. Bloodshy Avant, Britney Spears, Jennifer Lopez, ve Kylie Minogue için çalışmaya başladı. Lady Gaga'nın çoğu RedOne tarafından hazırlanan albümü The Fame yayınlandı. Martin/Shellback Raise Your Glass ile liste başı oldu. Ayrıca Martin'in Teenage Dream ve California Gurls parçaları da liste başına yükseldi. Patrik Berger ve Robyn Grammy için aday oldular. Max Martin dördüncü kez ASCAP ödülünü kazandı. Shellback yılın en iyi bestecisi oldu, Jörgen Elofsson, Kelly Clarkson'ın bir numaralı single'ı Stronger için çalıştı. Icona Pop, I Love It ile uluslararası başarı yakaladı. Falk, Rami, ve RedOne, Nicki Minaj Starships için çalıştı. Max Martin altıncı kez ASCAP ödülünü kazandı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/izlandali-grup-mum-bugun-istanbulda/", "text": "Türk dinleyicisi için İzlanda dendiğinde akla ilk gelen isim Björk olmalı. Ancak Bjork'ün açtığı yoldan dünyaya müzik ihracatı başladığından bugüne, Avrupa'nın kuzeybatı ucundaki bu 'uzak ada'dan bolca iyi grup ve müzisyen çıktı. İşte bu grupların en önde gelenlerinden mum bugün İstanbul'a geliyor. mum, elektronik ses ve efektleri yumuşak vokaller ve geleneksel enstrümanlarla harmanlayan deneysel bir müzik grubu. Ancak onların electronica'dan anladıkları, yaşadıkları coğrafya ile tezat oluşturuyor. mum'un ılık bir 'sound'u var. Aydınlık ve ılık.. Üstelik kendi coğrafyalarına ait enstrümanları, perküsyonları bu oluşumda kullanırken büyüleyici melodiler yakalamayı da kolaylıkla başarıyorlar. Yeni keşiflere de kapıları sonuna kadar açık. 1997'de İzlanda'da kurulan mum dörtlüsü ismini seçerken hiçbir anlamı olmamasına dikkat etmiş. Güzel isimli ilk albümleri Yesterday was dramatic-today is oki 2000 yılında çıkarmışlar ama tanınmaya 2002 tarihli Finally we are no one ile başlamışlar. Grubun yedinci ve son albümü ise 2013'te çıkan Smilewound. Ancak bu albümlerin yanı sıra birçok farklı projeye, ilginç performanslara dahil olmuşlar, ki bunların arasında, ünlü Rus yönetmen Sergei Eisenstein'in Potemkin Zırhlısı için kaydettikleri ve üç defa canlı olarak seslendirdikleri özgün film müziği de var. Son albümlerinde oldukça 'ferah' bir atmosfer yakalamış mum. Melodiler yine ön planda, üstelik süslendikçe de güzelleşmişler. Eski mi eski bir Baltık çiftlik evinde, akşam yemeğinden sonra mutfak masasında kaydedilen albümde, kadın vokalleri ve nefis piyano bölümleriyle kusursuz bir pop müziğine yaklaşmışlar. Çok uzak bir diyardan gelen bu grubun sizi bu akşam çok uzak ve farklı dünyalara taşıyacağına kesin gözüyle bakabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/kuzeyli-filmler-festivali-filmleri-ve-fragmanlari/", "text": "Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte boş zamanlarımız artıyor, gidebileceğimiz, katılabileceğimiz etkinlik sayısı da haliyle artıyor. İşte tam bu zamanlarda İstanbul Modern, Norveç Büyükelçiliği, Türkiye-Norveç İşbirliği, İsveç Başkonsolosluğu ve Finlandiya Ankara Büyükelçiliği'nin ortak çalışmasıyla 'Kuzeyli Filmler Festivali' başladı. 4-14 Haziran tarihleri arası sürecek festivalde yılın en çok konuşulan; izleyici, eleştirmen ve festivallerden tam not alan Nordik filmler bir araya getiriliyor. Bu filmleri, açıklamalarını ve fragmanlarını aşağıda bulabilirsiniz! Alışılmış komedilerin aksine kendine has, sıradışı bir mizah anlayışıyla tanınan Norveçli yönetmen Bent Hamer, bu son filminde izleyiciyi şehirli bir bilim insanı olan Marie'nin dünyasına götürüyor. Hayatını babasıyla birlikte çalışmakta olduğu ağırlık ve ölçekler enstitüsündeki çalışmalarına adayan Marie, babasının geçirdiği rahatsızlık sonucu kendini Paris'te gerçekleşecek olan uluslararası kalibrasyon konferansında bulur. Konferansa ilk defa katılacak olan detaycı kadının hayatı bu yolculukta tanıştığı Pi'nin farklılığı ve sıcaklığı sayesinde değişecektir. Berlin Film Festivali'nde özel gala gösteriminde prömiyerini gerçekleştiren filmin yönetmeni Dagur Kari, altı yıl sonra tam anlamıyla dağ gibi, 43 yaşındaki bir adamın sıcak hikayesi ile sinemaya döndü. Halen annesiyle yaşamakta olan ve yetişkin hayatına tam olarak adapte olmamış Fusi'nin rutini, enerji dolu bir kadın ve sekiz yaşında bir kız çocuğu beklenmedik bir anda hayatına girmesiyle değişir. Gunnar Johnsson'un etkileyici ve ödüllü performansıyla hayat bulan kahramanımızın aşık olmasıyla birlikte henüz keşfetmediği potansiyeli de ortaya çıkacaktır. 2014'te Selanik Film Festivali'nden En İyi Erkek Oyuncu ödülüyle dönen Sverrir Gudnason eskiden yetenekli bir hokey oyuncusu olan Kristian'ı canlandırıyor. Kristian bir akşam arkadaşı Alex'i eve bırakır fakat Alex gece sonrasında ortadan kaybolur. Bu sırada oldukça saldırgan ve mantıksız davranışlar sergilemeye başlayan Kristian, Alex'in geride kalan oğlu ve hayat arkadaşı Diana'nın hayatlarını yoluna koyma çabasına kendini kaptırır. Hayatını birlikte geçirdiği eski arkadaşı Alex'in ölümünün ardından onun eski hayatını çok doğal bir şeymiş gibi ele geçirmeye başlar. Kurban ile suçlu arasındaki çizginin iyice karıştığı gerilim dolu bu psikolojik dramın etkisi, tedirgin edici müzikleriyle daha da etkili hale geliyor. 1930'lu yıllarda geçen filmde, kimsesiz 13 yaşındaki Karl ıssız bir adaya, fener kulesinin bekçisine yardımcı olması için gönderilir. Çocuğun genç olmasından ve kırılgan görünümünden hoşnut olmayan bekçi, kendi oğlu Gustaf'ın Karl'ın yapabileceği işlerin tümünü zaten yapabileceğini ileri sürerek onu geri yollamak ister. Karl ise farklılıklarına rağmen Gustaf ile arkadaş olur ve adada işe yarayabileceğini kanıtlamaya koyulur. Son dakikalarına kadar sürükleyiciliğini koruyan bu aile dramı, 2013 yılında Finlandiya'nın Oscar adayı olmuştu. Bitte Andersson'un John Waters'dan etkilendiği bu ilk filmi tam anlamıyla çılgın bir kuir komedi. Filmde aksiyondan bilimkurguya, müzikalden komediye her türlü unsuru bulmak mümkün. 1986'da geçen filmde, başarısız bir lezbiyen rock grubu amatör gruplar için düzenlenen bir yarışmaya katılmak için yollara düşer. Yolda karşılarına Muay Thai'cilerden cyborg'lara, hapishane kaçkınlarından motosiklet çetelerinde kadar çok çeşitli ve beklenmedik gruplar çıkar. Yapımı B-film hayranı bir grup sinemasever tarafından üstlenilen bu film daha vizyona bile girmeden kült olmayı başardı. Filmin Oscar ödüllü yönetmeni Susanne Bier'in İnsanların kontrolleri dışında gelişen olaylarla karşılaştıklarında yaşanabileceklere dair, sarsıcı ve kişisel bir dram olarak nitelediği İkinci Bir Şansın başrolünde Game Of Thrones'un yıldızı Nikolaj Coster-Waldau var. Tecrübeli polis Andreas, güzel eşi Anna ve dünyaya yeni gelen bebekleri ile mutlu bir hayat sürmektedir. Andreas, partneri ve yakın arkadaşı Simon ile beraber bir gün bir aile içi şiddet suçuna müdahaleye gider. Eski bir mahkum olan Tristan ile kız arkadaşı Sanne'nin de Sofus adlı bir bebeği vardır. Sağlıksız bir ortamda fazlasıyla ihmal edilmiş olan bu bebeği kurtarmak için Andreas elinden geleni yapar ama kanunların bu duruma karşı yapabileceği pek bir şey yoktur. Bu olay, kritik bir karar vermek zorunda kalacak olan Andreas'ın bütün hayatını ve adalet kavramına bakışını derinden etkileyecektir. Modern zamanların Don Kişot ve Sancho Panza'sı gibi kapı kapı gezerek şaka oyuncakları satan Sam ve Jonathan, bizleri insanlığın kaderine doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Venedik Film Festivali'nde büyük ödüle layık görülen ve yönetmenin Yaşayanlar üçlemesinin sonuncusu olan film hem karanlık ve komik hem de absürt ve öfke dolu. Roy Andersson bir dalın üzerinden bizleri gözleyen bir güvercin gibi hayatımızdaki küçük güzellikleri, kötülükleri, içimizdeki mizah ve trajediyi, hayatın görkemliliği kadar insanlığın nihai kırılganlığını da açığa çıkarıyor. Yönetmen Hisham Zaman'ın bu ilk uzun metraj filmi, Irak'ta başlayan, dokunaklı bir yol hikayesi. Ailesinin en büyük erkek çocuğu Siyar, babasını kaybettikten sonra evin reisi olur ve düğününden kaçan kız kardeşini bularak ailenin onurunu korumak için yola koyulur. İstanbul'da kendisi gibi büyükşehirde kaybolmuş, ayakkabı boyacılığı yapan Evin ile tanışır ve batıya doğru yolculuğa birlikte devam ederler. Siyar'ın arayışı aynı zamanda kendisini sorguladığı içsel bir yolculuğa da dönüşür. Filmde profesyonel olmayan oyuncuların başarılı performansları ve Zaman'ın yargılardan uzak yaklaşımı öne çıkıyor. Uzun zamandır soğuk ve uzak bir Norveç kasabasındaki sığınma kampında toplumdan ayrı yaşayan beş sığınmacıya bir günlüğüne Oslo'ya gitme izni verilir. Kamptaki tekdüze hayatlarından sıkılmış olan grup bu fırsatı memnuniyetle karşılayarak yola koyulurlar. Herbiri birbirinden farklı öykülere sahip, çeşitli yaşlardaki beş karakter, bu bir günü farklı planlarını gerçekleştirmek için kullanacaklardır. Tüm öyküleri birbirine bağlayan ise 83 yaşındaki Mirza'nın, Norveç Kralı'na elden vermeyi kafasına koyduğu mektuptur. Aşk, mutluluk, geçmişle hesaplaşma ve geleceğe dair umutlarıyla yüzleşecek olan karakterlere, Oslo'nun daha önce görmeye pek alışık olmadığımız mekanlarında eşlik ediyoruz. Norveç Kurtuluş Günü'nü tüm ulus sabahlara kadar eğlenerek kutlamaktadır. Birbirlerini çocuklukluklarından beri tanıyan Sam ve Amir de hafızalara kazınacak bir kutlama isterler. Ancak beraber geçirecekleri bu 24 saat hem dostluklarını, hem de eski kız arkadaşlarıyla olan ilişkilerini sorgulamalarına neden olacaktır. İnsanların kontrollerini kaybettiklerinde yaşadıklarını anlatan film, reşitliğe adım atmakta olan gençlerin bir başkaldırı öyküsü. Filmlerin açıklamaları ve festival afişinin görseli İstanbul Modern'in sitesinden alınmıştır. İlgili sayfaya buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/nordik-ikon-kofteler/", "text": "Hangi Nordik ülkeye giderseniz gidin sabah, öğle, akşam köfte yeme geleneğinin hala devam ettiğini görme şansınız çok yüksek. Büyüklüğü 2,5 santimetreyi geçmemesi gereken bu köftelerin orijinal tarifine göre sığır ve domuz kıymalarının özel bir oranda karıştırılmış hali ile yapılması gerekirken, bugün ren geyiği, dana, yaban domuzu gibi farklı hayvanların etinden yapılmış versiyonlarını da rahatça bulabiliyorsunuz. Köftelere Danimarka'da frikadeller, Finlandiya'da lihapullat, Norveç'te kjottboller, İzlanda'da kjötbollur ve köfteleri ile ünlü olan İsveç'te köttbullar olarak adlandırılıyor. Meşhur İsveç köftelerinin tarifi ise Osmanlı'dan geliyor. Kral XII. Charles, 18. yuzyılın başlarında Osmanlı'da bulunduğu sıralarda bu köftenin tarifini keşfediyor ve İsveç'e dönerken bu tarihi Kuzey'e taşımış oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/nordik-ikonlar-lego/", "text": "Danca'daki iyi oyunlar anlamına gelen leg godt kelimelerinden türeyen LEGO, yolculuğuna 1932 yılında Danimarkalı marangoz Ole Kirk Kristiansen'in 4 çocuğunu artık nasıl eğlendireceğini bilemediği sıralarda onlar için ahşaptan oyuncaklar yapması ile başladı. Çocuklarının en sevdiği oyuncaklar haline gelen bu ahşap parçalarını diğer çocuklarla da paylaşma cesareti bulan Kristiansen, Billund adındaki köyünde yerel dükkanlara oyuncaklarını satmaya başladı. Daha sonra 12 yaşındaki oğlu Godtfred Kirk ile tasarım üzerinde yoğun çalışmalara başlayan Kristiansen, 1934 yılına çalışan sayısı 7'yi bulan bir fabrikanın sahibi konumuna geldiler. 1946 yılında fabrikaya plastik enjeksiyon makinesi satın alınması ile birlikte, Ole ve Godtfred küçük plastik parçalar üretmeye başladılar ve böylelikle küçük oyuncak parçalardan/ tuğlalardan inşaat yapılabileceği fikri doğmuş oldu. Zorlu uğraşlar hatta umut kırıcı başarısızlıklar ardından ise 1958 yılında LEGO bugünkü halini almış oldu. LEGO parçaları akıllıca tasarımı sayesinde bugün bir tasarım klasiği haline geldi. Ayrıca LEGO bugün uluslararası bir üne ve başarıya sahip olsa da halen sadece en iyi kaliteyi sunabilmek adına küçük bir aile şirketi halinde organizasyonunu sürdürmeye devam ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/nordik-ikonlar-troller/", "text": "Troller bir zamanlar Nordik efsanelerinin en korkutucu yaratıklarıymış.. Nordik mitolojisinde dünyanın sonunu anlatan efsanevi Ragnarök savaşında devler gibi tüm dünya dışı yaratıklar ile birlik olup tanrılara karşı şeytani bir şekilde savaşmışlar. Troller diğer yandaşlarından farklı olarak daha yavaş hareket eden fakat vahşice diğerlerinden daha fazla kan isteyen bir şekilde gelişmişler. Antik Nordik masallarında troller çok akıllı olmayan, yavaş ama anında sinirlenebilen dev yaratıklar olarak tasvir edilmiş. Eğer dikkat etmezseniz sizi ve tüm büyükbaş hayvanlarınızı kolayca havaya kaldırabilecek güçte olan troller hem zevk hem de yemek için kadın, çocuk ve hayvan kaçırmayı çok severlermiş fakat daha sonra yazılan masallarda ise troller uzak dağlarda mutlu, sessiz bir hayata sahip, işleri güçleri çiftlik hayvanları ile uğraşmak olan yaratıklar olarak yazılmış. Hatta bazı masallarda dişi troller sıklıkla erkek insanları cezbederek mağaralara götürürlermiş. Daha sonra da dedikodulara göre yarı insan yarı trol yavrularını şehirlerde normal insanlar gibi yaşatmaya çalışırlarmış. Bugün İzlanda'da yaklaşık 322,000 insan bu efsanelerdeki elflerin, trollerin, devlerin ve cücelerin varlığına inanıyorlar. Bu nedenle de bu yaratıkların yaşadıklarını düşündükleri doğaya, doğal güzelere onları rahatsız etmemek için çok fazla saygı ve özen gösteriyorlar. Ayrıca bugün İzlanda'da inşaat yapmak isterseniz önce eski masallara bakılarak orada efsanevi yaratıkların yaşayıp yaşamadığı kontrol edilmeden inşaatınıza başlayamıyorsunuz. Hatta bu sebeple durdurulan inşaatlar bile var! Bu kadar çok insanın inandığına dair bir kanıt, belge var mı ? Gerçi doğaya saygı ve sevgilerini değiştirmez bu durum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/nutshell-showcasede-3-gun-hardanger-fiyordu/", "text": "Showcase programının 3. gününde Hardanger Fiyordu'na iki tane çok özel grubu dinlemeye gittik. Gruplara gelmeden biraz önce Hardangerfjord'dan bahsetmek istiyorum. Dünyanın en üzün 4. fiyordu olan Hardanger'de Oystese köyüne gittik. Yemyeşil, sessiz ve huzur verici olan bu köyde beni en çok şaşırtan Kabuso Sanat Merkezi oldu. Doğru düzgün marketi bile olmayan bu köyde belki de Türkiye'nin kalabalık şehirlerinde göremeyeceğiniz büyüklükte ve kalitede bir sanat merkezi vardı. İçeride özel sergilerden, konserlere, eğitimlere kadar bir çok farklı etkinlik düzenleniyor. Biz de Kabuso'da Nutshell 2015 Showcase dahilinde Orter Eparg üçlüsünü dinledik. Grubun çaldığı parçaların hepsi garip bir şekilde katapultlardan ilham almış şarkılardı. Program dahilinde ikinci grup ise Nina & the Butterfly Fish oldu. Bölgenin ilk araba vapuru olan eski bir gemide performanslarını sergileyen grupta Orter Eparg'dan Dan Peter Sundland da vardı. Nina Kristine Linge'nin sesi, Dan Peter Sundland'ın bas melodileri ve fiyordun ortasındaki geminin etkisi ile konserden etkilenmemek elde değildi. İki grubunda performanslarını aşağıda bulabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/06/nutshell-showcasede-4-gun-ulriken-dagi/", "text": "Bergen'deki son günümüzde sabah kahvaltıdan hemen sonra Ulriken Dağı'na çıkmak üzere otobüse bindik. Dağa çıkmanın iki yolu var, birincisi 1 saat yürüyerek tırmanmak diğeri ise içindeyken tüm Bergen'i izleyebileceğiniz teleferiği kullanmak. Önceki gün yürümeyi çok düşünmeme rağmen üşengeçlik ve yağmur tercihimi teleferikten yana kullanmama sebep oldu. Ulriksbanen adını verdikleri teleferikten yolculuk boyunca çektiğim videoyu izleyebilirsiniz. Ulriken, Bergen için çok önemli bir marka haline gelmiş. Tepede Ulriken643 adında bir panorama restoran var ve restoran ayrıca ziyaretçilerine yamaç paraşütü, doğa yürüyüşleri gibi aktiviteler de sunuyor. Eşsiz manzaradan sonra tüm Showcase programı dahilinde dinlediğim en iyi grubu dinledim. Grubun henüz ismi yok, daha önce birlikte bir çok projede çalışmışlar fakat üçlü olarak Şubat ayında ilk albümleri çıkacakmış ve şu sıralarda bir tura çıkıyorlarmış. Daha sonra kendileri hakkında detaylıca yazılar paylaşacağım çünkü grubun ismini ilerleyen aylarda sıkça duyacağız gibi gözüküyor fakat ön dinleme olarak panoramik konserlerini aşağıdan izleyebilirsiniz. Kendilerinin isimleri ise Erlend Apneseth, Stephan Meidell ve Oyvind Hegg-Lunde. Ulriken'de izlediğimiz bir diğer grup ise Hayden Powell Trio oldu. Trumpet sanatçısı Hayden Powell aslında bir İngiliz fakat Norveç'in bir festival şehri olan Molde'de büyümüş. Trio orjinal, dinamik oda cazı deneyimi sunarken, klasikten uzaklaşarak yeni/ deneysel seslere de yer veriyor. İlk albümü Roots and Steam'i 2011 yılında çıkaran Hayden Powell yeni albümünü ise bu yıl çıkarmayı planlıyor. Ulriken Dağı'ndan indikten sonra Nattjazz Festivali'nin düzenlendiği USF'de Nutshell programı için çok özel bir akşam yemeği hazırlamışlar. Masada Hayden Powell ile oturma şansını yakaladım ve ona öncelikle küçük kasabalarda bile konser salonlarının olmasına çok şaşırdığımdan bahsettim. O da ilginç bir şekilde öyle ama biz de çalacak yer bulamıyoruz gibi ilginç bir cevap verdi. Uzun bir sohbetin artından bana albümlerini hediye etti, ilerleyen günlerde albüm hakkında görüşlerimi ve sohbetimiz ile ilgili detayları paylaşacağım."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/07/caz-sicagina-kuzey-isiklari/", "text": "Jamaika'nın groove ustaları ve dünyanın en iyi davul-bas ikililerinden, Grammy ödüllü Sly & Robbie, Norveç'in elektro caz alanındaki en önemli isimlerinden Nils Petter Molv r ile sıra dışı bir konser için festivalde buluşuyor. 11 Temmuz Cumartesi akşamı JOTUN'un destğiyle Uniq Açık Hava Sahnesi'nde bir araya gelecek ekip dinleyenleri cazdan dub'a, elektronik müzikten dünya müziğine izleyenleri keyifli bir yolculuğa çıkaracak. Sadece 2015 yazına özel olarak tasarlanan bu proje için ilk defa bir araya gelen bu muhteşem ekibe gitarda yine Norveç caz sahnesinin aktif isimlerinden Eivind Aarset ve elektronik müzik dehalarından Vladislav Delay da eşlik edecek. Saat 19.00'da başlayacak gecenin açılışını yapacak Korhan Futacı ve Kara Orkestra'nın ardından Danimarkalı saykodelik-pop grubu The Asteroids Galaxy Tour sahne alarak dinleyenleri adeta hareketli bir galaksi turuna çıkaracak. İlk kez 2007 yılında Kopenhag'da Amy Winehouse'un alt grubu olarak çıkan grup, 2009 yazında Katy Perry'ye eşlik ettikleri konserlerle takipçi kitlesini genişletti. Müziğin farklı mecralarını keşfetmeyi görev edinen The Asteroids Galaxy Tour, Eylül 2014'te yayımlanan son albümleri Bring Us Together ile dinleyicilere ayda parti konseptli şarkılarını sunarak yine müzikal bir macera yaşattı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/07/dunyanin-en-bisiklet-dostu-sehri-kopenhag/", "text": "Danimarka'nın Kopenhag şehri dünyanın en bisiklet dostu şehri seçildi. Avrupa şehirlerinin ağırlıkta olduğu listede Asya, Ortadoğu ve Buenos Aires dışında Güney Amerika gibi bölgelerin yokluğu dikkat çekerken ilk 20'de Türkiye'den de bir şehir yok. Dünyada bisiklet dostu şehirleri belirlemek için iki yılda bir yapılan Copenhagenize Index araştırmasının sonuçları açıklandı. Buna göre Danimarka'nın Kopenhag şehri en bisiklet dostu şehir seçildi. Bu araştırma, 122 şehri inceliyor ve yol güvenliği, trafikte öncelik, bisiklet paylaşımı imkanları, insanların bisiklete ve bisikletlilere yaklaşımı gibi kriterler üstünde duruyor. Araştırmada ilgi çeken bir nokta Avrupa şehirlerinin ağırlıkta olması iken Asya, Ortadoğu ve Güney Amerika gibi bölgelerden şehirlerin ilk 20'de bile olmaması. Listede Türkiye'den de bir şehir yok."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/07/istanbul-caz-festivalinde-bu-aksam-tord-gustavsen-var/", "text": "İstanbul Caz Festivali kapsamında 2006 yılından bu yana Türkiye'deki müzikal geleneklerle benzer kaynaklardan beslenen dünyaca ünlü sanatçıları, ülkemizden usta isimlerle yeni ve özgün üretimler sergilemek üzere bir araya getiren Ustalarla Buluşmalar konserleri bu yıl yine özel bir projeyle devam ediyor. 9 Temmuz Perşembe 19.30'da, İstanbul Erkek Lisesi Bahçesi'nin büyülü atmosferinde gerçekleşecek Ustalarla Buluşmalar konseri bu yılki serisinde, İranlı sanatçı Mahsa Vahdat, Norveçli piyanist Tord Gustavsen, İstanbullu vurmalı çalgılar ustası Fahrettin Yarkın ve İranlı kemençe virtüözü Shervin Mohajer'i bir araya getiriyor. Gecenin açılışını ise Two Rivers projesiyle Irak kökenli ABD'li trompetçi Amir ElSaffar yapacak. Konser Norveç Büyükelçiliği tarafından destekleniyor. Geleneksel İran müziğinin çağdaş yorumcusu ve ifade özgürlüğü savunucusu, Tahran doğumlu Mahsa Vahdat, küçük yaşlarda müzik ve şan eğitimi almaya başladı. Dönemin, kadına getirdiği şarkı söyleme yasağına rağmen kardeşi ile birlikte yayımladıkları Songs From The Persian Garden isimli albümle büyük ilgi gören sanatçı, dünyanın çeşitli festivallerinde birçok başarılı müzisyenle birlikte sahne aldı. Piyanist ve besteci, Norveç cazının önemli temsilcisi Tord Gustavsen, Silje Nergaard ve Kristin Asbjornsen gibi sanatçılarla ortak projelerde yer aldıktan sonra yoluna Tord Gustavsen Trio, Tord Gustavsen Ensemble ve Tord Gustavsen Quartet gibi projeleriyle devam etti. Dünyanın çeşitli yerlerinde konserler, dersler ve seminerler veren müzisyen Fahrettin Arkın ise 2005 yılında Topkapı Sarayı'nda sahnelenen Lirik Tarih Gösterisi'nde grubu ile birlikte yer aldığı performansla büyük ilgi topladı. Arkın, Türk Müziği'nde ritim kavramını anlatan kitap çalışmasına da devam ediyor. Ustalarla Buluşmalar konserinden önce 19.30'da sahnede olacak olan Irak kökenli Amerikalı trompetçi Amir El Saffar, 2006 yılında çıkardığı ve Arap makam müziğini caz doğaçlama tekniğiyle birleştirdiği Two Rivers albümüyle büyük ilgi gördü. 2006 yılından bu yana üç stüdyo albümü daha yayımlayan sanatçı, Randy Brecker, Cecil Taylor gibi isimlerle aynı sahneyi paylaştı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/07/salon-iksvde-nordik-isimler/", "text": "Her yıl haziran ayının sonuna doğru açıklanan programıyla bizleri heyecanlandıran, bizlere güzel sonbahar ve kış günlerini sabırsızlıkla beklettiren Salon İKSV bu yıl da programıyla gerçekten bomba gibi. Getirdikleri Nordik isimlerle radarımıza takılan Salon'da ilerleyen günlerde buluşmak dileğiyle! İzlandalı şarkıcı Soley 3 Ekim Cumartesi akşamı saatler 22.30'u gösterdiğinde bizlere ' vintyr' yani peri masalı anlamına gelen şarkısı gibi bir akşam yaşatacak. Çocukken klasik caz ve piyanoyla tanışan Soley daha sonra İzlandalı kült grup Seabear'a katıldı. Plak şirketi Morr Music'te İzlanda'nın kilometretaşlarından Mum ile komşu oldu. Kendi adıyla iki kısa, iki de uzunçalar yayınladı. Of Monsters and Men ile ABD turuna katıldı. Geçtiğimiz Mayıs ayında yayımladığı 'Ask the Deep' albümüyle herkesin kalbinde taht kurdu. Ayrıca Björk'ten sonra ise İzlanda'nın en iyi kadın vokallerinden biri olarak görülüyor. Bu arada etkinliğin biletleri ise ayakta 45 TL ve öğrenci biletleri ise 35 TL. 30 Ekim Cuma akşamı kimseye randevu vermeyin çünkü Neneh Cherry saat 22.00'dan itibaren bizlerle olacak. İsveç, Stockholm doğumlu prodüktör ve DJ Neneh Cherry 14 yaşında Londra'ya taşınmasıyla müzik kariyerine başladı. Burada punk grubu The Slits'in üyeleriyle tanışarak kariyerine şekil verdi. Beş yıl içinde ise tam 3 albüm yayımladı. Gang Starr, Tricky gibi dev isimlerle işbirliği yaptı. Yüzyılın en hit şarkılarına imza attı ve karaoke partilerinin unutulmaz ismi oldu. 'Buffalo Stance', '7 Seconds', 'Woman' adlı şarkılarıyla akıllara kazındı. En son çalışması ise 2014 yılında yayımladığı 'Blank Project'. Etkinlik biletleri ise ayakta 50 TL ve öğrenci biletleri ise 40 TL. Daha önceki yazılarımızda da bahsettiğimiz gibi Norveçli tuba sanatçısı Daniel Herskedal ve arkadaşları Yinon Muallem, Arild Hammero 19 Kasım akşamı 21.30'da bizlerle birlikte olacak. Norveç'te bir araya gelen bu üçlü, 'Norwegian Oud' projelerine ise kendi kökenlerinden ögeler katıyorlar ve harmanlıyorlar. Norveç caz müziği' ve Orta Doğu ezgileri gibi. Masa bileti 40 TL, tam bilet fiyatı 30 TL ve öğrenci bileti ise 20 TL."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/08/danimarka-ilk-lgbt-huzurevini-acti/", "text": "Danimarka Kopenhag'da yaşlı LGBT bireylerler için özel huzurevi açıldı. 2014 yılının Kasım ayında açıklanan proje altın kadar değerli zamanlarını kimliklerini gizlemeden rahat rahat, özgürce geçirebilmeleri için bir huzurevi planıydı ve geçtiğimiz günlerde proje tamamlanarak Kopenhag'ın Norrebro bölgesinde kullanıma açıldı. Ayrıca dünyada homoseksüel çiftlere, heteroseksüel çiftlerin sahip olduğu tüm hakları veren ilk ülke olan Danimarka, huzurevinin tüm giderlerini ise tamamen devlet bütcesinden karşılayacak. Daha önce kaldığı huzurevinde çalışanlara homoseksüel olduğunu ancak 4 yıl sonra açıklayabilen yeni huzurevinin ilk sakinlerinden 83 yaşındaki Helge Madsen, LGBT bireylerle yeni bir oluşumun altında yaşayacağı için çok mutlu. Helge gibi daha birçok kişi de huzurevine yerleşecekleri için çok heycanlı olduklarını söylüyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/08/finlandiyada-yaklasik-300000-tllik-trafik-cezasi/", "text": "Finlandiya'da 50 km/s hız sınırı olan bir bölgeye 68 km/s hızla giren bir iş adamı yaklaşık 200,000 TL'ye denk gelen trafik cezasına çarptırıldı. Daha önce de Nokia'nın üst düzey bir yöneticisi 30 km/s hız sınırlı bir bölgede 45 km/s hızla motorsiklet kullandığı için yaklaşık olarak 300,000 TL trafik cezası ödemek zorunda kalmıştı. Peki herkes bu kadar yüksek cezalar mı ödüyor? Hayır, Finlandiya trafik cezalarında dünyanın pek alışık olmadığı adil bir sistem kullanıyor; Gidere göre ceza. Trafik kurallarını ihlal eden bir kişinin günlük harcadığı para miktarı yaklaşık olarak belirlendikten sonra aşılan hız sınırına göre belirlenen gün miktarı ile harcama tutarının yarısı çarpılarak ortaya bir ceza tutarı çıkıyor ve kişi de bu cezayı ödemek zorunda kalıyor. Kimilerine göre bu sistem soygun olarak adlandırılsa da çoğunluk sistemi çok adil olarak görüyor çünkü geliri yüksek olan kişiler için trafik cezaları çok komik rakamlar olarak kalmaktansa tutarlar böylece gerçekten bir cezaya dönüşüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/08/kesif-amason/", "text": "Google'ın varlığına pek inanmadığı İsveçli Amason, folk-pop tarzında müzikle uğraşan ve üyelerinin arasında ismini Bob Dylan şarkısından alan Idiot Wind, Dungen grubunun üyelerinden Gustav Ejstes ve dünyaca ünlü isimlerle beraber çalışmış ikili Bloodshy & Avant'ın Avant'ı Pontus Winnberg bulunuyor. Grup üyelerinin yaptıkları diğer işlere bakarak Amason'un tarzını tahmin etmek oldukça zor çünkü üyeler Amason'da daha eskiye dönük, unutlmuş bir tarzda müzik yapmayı tercih ederken solo kariyerlerinde progressive rock'tan pop'a çok farklı işlerle uğraşıyorlar. Ayrıca Idiot Wind ya da gerçek ismi ile Amanda Bergman daha önce Lykke Li'nin son albümü I Never Learn'ün vokallerine katılmış. Son albümleri Sky City henüz satışa çıkmasa da albümden ikinci klip Kelly parçasına gelmiş ve bir önceki albümlerinden farklı olarak yeni sesler kullanmayı tercih etmişler. Özellikle Kelly parçası gerçekten insanın içine huzur dolduruyor. Klipte de albümden gelen ilk video'da gördüğümüz figürler kullanılmış. Grubun önceki çalışmalarından Alen'i dinlerseniz de yukarıda bahsedilen tarz değişikliğinin biraz farkına varmış olacaksınız. Sayfanın en altında ise grubun Spotify playlistine erişebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/08/koltukla-tetris-oynanir-mi/", "text": "Michael Johansson'a göre, evet oynanır. Eserlerine kısaca bir bakmak bile neden böyle düşündüğünü anlamamızı sağlıyor. Johansson biraz Tetris, biraz Lego, biraz IKEAvari heykelleri ve tasarımlarıyla 2007'den beri izleyicilerinin algılarıyla oynuyor. Küçük ya da büyük akla gelebilecek her türlü eşyayı Tetris'in boşluk bırakmamak fikrine uygun şekilde iç içe, üst üste, yan yana yerleştiriyor. Sonraki aşamada hepsinin çoğunlukla bir dikdörtgen oluşturmak üzere bir araya gelmesine dikkat ediyor. Sonunda her baktığımızda yeni bir şeyin dikkatimizi çektiği biraz saçma biraz da yeni bir bütün ortaya çıkıyor. Hatta, Michael Johansson 2009 tarihli üç eserine Tetris, 3D Tetris ve Tetris Fact Liverpool isimlerini vermiş. Aşağıdaki resimde Stockholm'deki Liljevalchs galerisinin deposundan aldığı nesnelerle hazırladığı Tetris isimli eseri var. Johansson dünyayı eşyalarla tanımlıyor: Sahip olduğumuz, ihtiyacımız olan ya da sadece sahip olmak istediğimiz/istemediğimiz eşyalarla. Eserlerini tamamlamak için özellikle bit pazarlarından aldığı eşyaları kullanıyor ve bunları renklerine, materyallerine ya da menşelerine göre ayırıp sınıflandırıyor. Mesela renge göre düzenlediği resimdeki eserini Fyrahundra nyanser av brunt II olarak adlandırmış. Herhangi bir enstalasyonun içinde gündelik hayatımızdan aşina olduğumuz eşyalar görmemiz çok olası. Rendeden kantara, otomobilden koltuğa kadar küçük büyük her türlü ikinci el eşyaya Johansson'un eserlerinde yeni bir kullanım alanı yaratılmış. Her gün gördüğümüz onlarca nesne yeni anlamlar ve yeni işlevler kazanıp bambaşka bir bütünün parçaları oluvermiş. Johansson'ın eserlerinin önemli bir başka özelliği de sergilendikleri salonlarda çeşitli boşlukları dolduracak şekilde tasarlanmış olmaları. Kapı eşikleri ve merdiven boşlukları gibi mimari herhangi bir boşluk Johansson'ın eserlerinden birine ev sahipliği yapabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/08/moonbabiesden-yeni-single-the-ocean-kill-retake/", "text": "Wizards on the Beach adlı albümlerini bahar aylarında yayınlayarak yeni parçalarıyla playlistlerimizi süsleyen Moonbabies, albümden The Ocean Kill parçasını İsveç elektronik-pop ve dans altyapıları ile yeniden düzenleyerek sıcak Ağustos ayına daha uygun hale getirmiş. The Ocean Kill Retake parçasını ilk olarak yavaş yavaş popülerliği artan Ello sosyal ağı üzerinden bir GIF challange ile yayınlayan ikili başarılı ve eğlenceli bir işe imza atmış. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/08/vasa-savas-gemisi/", "text": "İsveç kralı Gustavus Adolphus tarafından 1626-1628 yılları arasında yaptırılan görkemli savaş gemisi Vasa, ilk yolculuğuna çıktığı 10 Ağustos 1628 tarihinde yanlış yükleme ve kuvvetli rüzgar yüzünden demir aldıktan sadece 120 metre sonra yüzlerce Stockholmlünün gözleri önünde yan yatıp batmış, tahmini olarak kazada 30 kişi yaşamını yitirmiştir. Kazadan sadece üç gün sonra gemiyi kurtarma çalışmaları başlamış ancak gemi deniz tabanında çamura saplandığı için çalışmalar sonuç vermemiştir. Kazadan tam 333 sene sonra Vasa özenli bir çalışmanın eseri olarak tekrar deniz seviyesine çıkartılmıştır. Gemi 1961 ve 1988 yılları arasında Vasavarvet adlı tesiste temizlenmiş, yenilenmiş ve sergilenmiştir. Vasavervet sergi açısından yeterli olmadığı için İsveç hükumeti gemiyi bir müzeye taşımaya karar vermiştir. Gemi kendi adını taşıyan müzeye müze daha tam bitirilmeden taşınmış ve müzenin çatısı gemi taşındıktan sonra tamamlanmıştır. Müze 1990 yılında resmi olarak halka açılmıştır. Gemi deniz tabanından çıkarıldıktan sonra 29 milyon ziyaretçi tarafından ziyaret edilmiştir. İsveç in yükseliş döneminin simgesi olan Vasa birçok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Stockholm'e giderseniz mutlaka ziyaret etmenizi önerdiğim Vasa Müzesi'ne ait fotoğraflarımı aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/09/an-evening-with-olafur-arnalds-and-nils-frahm/", "text": "İzlanda'dan belki de en sevdiğimiz müzisyenlerden biri Olafur Arnalds diyebiliriz. Dinlendirici müziğiyle tanıdığımız Arnalds aslında o kadar da sakin birisi değil. Hatta oldukça çılgın birisi. Buna Kiasmos adlı elektronik projesiyle şahit olmuştuk. Modern klasik müziğin en önemli isimlerinden biri olan Arnalds'ın yakın arkadaşı Nils Frahm ile ortak bir yanı var: İkisi de hoşuna giden şeyleri, dinledikleri müzikleri, klasik müziğe uyarlıyor. Böylece Arnalds&Frahm ikilisi birçok projede birlikte çalışabiliyor. 'Four' adlı yeni şarkıları da bunlardan biri. İkili, 28 Temmuz günü Berlin'deki Durton Studio'ya giderek bir akşamlarını kaydediyorlar. Bu 46 dakikalık film, Arnalds ve Frahm'ın birlikte yemek yapmasıyla başlıyor. Ardından müzik başlıyor. İkili, açtıkları arnaldsfrahm. com adlı internet sitesi ile de daha birçok ortak projenin bizleri beklediğini bir yandan müjdeliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/09/filmekiminde-nordik-filmler/", "text": "Norveç'in ünlü yönetmenlerinden Joachim Trier üçüncü uzun metrajlı filmiyle karşımızda. Cannes Film Festivali gibi prestijli bir festivalde Altın Palmiye'ye aday olan Sessiz Çığlık, bir ailenin hayalleri düş kırıklıkları ve sırlarına ayna tutan bir film. Üç yıl önce ölen ünlü fotoğrafçı Isabelle'in büyük oğlu Jonah, annesinin adına düzenlenen bir sergiye katılmak için evine geri döner. Böylece Jonah, kardeşi ve babası ile birlikte yıllar sonra yeniden görüşecektir. Cannes Belirli Bir Bakış Ödülü, 2015 Palic En İyi Film ve 2015 Transilvania İzleyici Ödülü, Jüri Özel Ödülü toplayan İnatçılar, İzlanda'nın Oscar'a aday filmi. Kuzeyli mizahını içinde bolca barındıran bu film iki kardeşin amansız kavgalarını anlatıyor. Bir sürü koyunun da yer aldığı bu filmde, iki kardeş Gummi ve Kiddi; arazilerinin ortak, yaşamlarının neredeyse aynı olmalarına rağmen 40 yıldır konuşmamaktadırlar. Ancak Kiddi'nin koyunları bulaşıcı bir hastalık nedeniyle telef olmaya başlayınca işlerin rengi değişmeye başlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/09/iceland-airwaveste-dikkat-etmemiz-gerekenler/", "text": "1999 yılından beri her yıl Kasım ayında düzenlenen Iceland Airwaves Müzik Festivali karşımıza çıkardığı line upları ile her yıl gönlümüzü fethediyor. Müzik sektörüne yeni yelkenlerini açan müzisyenlerin de kendilerini tanıtmaları için oldukça büyük bir imkan sağlayan bu festivalde işte dikkat etmemiz birkaç yeni isim şöyle! Dream Wife, İzlandalı ve İngiliz üç müzisyen tarafından hayat bulan bir 'fantasy band' projesi. Utidur'dan tanıdığımız Rakel Mjöll de ayrıca Dream Wife'ın üyelerinden biri. Bu proje; renkli, eğlenceli ve çılgın soundlarla dolu. Samaris'ten Jofriour, Sing Fang'ten Sindri ve Ulfur'dan Oyama'nın yeni projesi Gangly çıkardığı ilk single'ı 'Fuck with Someone Else' ile müzikseverlerin dikkatini çekti. Meğer biz Gangly'i biliyormuşuz ya. Melkorka Sigriour Magnusdottir'in kareograflığını yapan Milkywhale şimdilerdeyse kendi müzik kariyerini oluşturma peşinde. Eğlenceli ve enerjik ritmiyle Milkywhale Iceland Airwaves'in konseptine tam uyuyor! İlgi çekici alt-pop ve shoegazevari parçalarıyla Wesen İzlanda'nın en sevilen grupları arasına girecek gibi gözüküyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/09/kesif-einar-stray-orchestra/", "text": "İskandinavya elbette soğuk bir coğrafya. Burayı kışıyla, kuzey ışıklarıyla, buzlarla ve karlarla kaplı dağlarıyla, kırmızı evleriyle tanıyoruz. Ama her nasılsa buradan çıkan müzisyenler hep sıcak, yumuşak ve naif çalışmalarıyla karşımıza çıkıyor. Aslında metal müzik diye bir algı yaratan İskandinav müziği bizi şaşırtıyor. Einar Stray Orchestra da bu isimlerden birisi. Oslo'nun batısında, Sandvika'da grubun ismini aldığı Einar Stray tarafından başlayan bu proje, arkadaşlarının da ona katılmasıyla 'Orchestra' olmuş. 2006'dan beri müzik piyasasında aktif olan bu grup, tamamen demokratik. Yani, herkes istediği şeyleri dile getiriyor ve onları deniyorlar. Goodspeed You! Black Emperor, Sufjan Stevens, Jonsi gibi müzisyenlerden etkilenen Orkestra bizleri rahatlatan bir tınıya sahip. Ayrıca Einar memleketlisi ve çok yakın arkadaşı Moddi ile de çalışmaktan büyük zevk duyuyor. Onun için zaman zaman piyano çalıyor, bazı şarkıları için ise back vokallik yapıyor. 2011 yılında ilk albümü Chiaroscuro ve geçtiğimiz yıl çıkardıkları Politricks albümü ile bizlere kendilerini tanıttılar. Şimdilerde ise yeni bir albüm üzerinde çalışıyorlar! Henüz Türkiye'de çok tanınmayan bu grubun yakın zamanda daha çok dinlenilmesi ve keşfedilmesi dileğiyle."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/09/roportaj-einar-stray/", "text": "Önceki keşif yazımızda sizlere Einar Stray Orchestra'yı tanıtmıştık. Keşif yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Moddi'nin kliplerinde gördüğümüz piyano çalan, zaman zaman onunla şarkılar söyleyen kişi aslında çok yakın arkadaşı Einar Stray! Kendi müzik projesinde de yumuşak, sakin ve naif tınılarla müziğini ihraç eden Orchestra'nın kurucusu Einar ile sohbet ettik. -Hei Einar! Şimdilerde Avrupa'yı karış karış geziyorsunuz. Tur nasıl gidiyor? Türkiye'ye gelmek ister miydiniz, yoksa sizi yakın zamanda İstanbul'da görecek miyiz? -Einar: Şimdi sana cevap yazarken Romanya'dayım. Günbatımı çok güzel. Dün Transilvanya Film Festivali'nde çaldık. Tur çok güzel gidiyor ve havalar ise muhteşem! Sıcak havalar biz Vikingler için çok daha kolay. Türkiye'ye çok gelmek isteriz. Öncelikle birisi bizi davet etmeli! 🙂 -Birazcık geçmişe gidelim. Mesela, müzik yapmaya yatak odanda başladın. Müzik yapma kararını nasıl aldın? Yoksa gitarınla rahatlarken iyi müzik yaptığını mı fark ettin? Şarkı yazmaya nasıl ve ne zaman başladın? -Einar: Müzik yapmaya 9 yaşımdayken başlamıştım. Salonumuzda kocaman bir piyanomuz vardı. Sandalyeye oturup doğaçlama, aklıma ne geçerse çalardım. Çocukluğum hep müzikle birlikte geçti. Kilise korosunda şarkı söylerdim ve rock gruplarında çalardım. 16 yaşıma geldiğimde ise yatak odamda şarkılar kaydetmeye başladım ve Myspace profilimde paylaştım. Etrafımı saran pozitif yanıtlar sonrası ben de ilk konserimi verdim. Birkaç arkadaşımı daha yanıma aldım ve konserler vermeye başladık. Şimdi ise 5 üyeli ve şarkıyazarlı; doğru ve demokratik bir grubuz. -Godspeed You! Black Emperor'dan etkilendiğinizi dile getiriyorsunuz. Açıkçası GY! BE sizin tarzınıza göre daha ağır kalıyor. Peki, sizin müziğinizi nasıl etkileyebildiler? Bir örnek daha verirsek Sufjan Stevens da ilham kaynağınız, onun müziği ise daha yumuşak. Sanırım, siz hoşunuza giden müzisyenleri kendi müziğinizle harmanlaştırıyorsunuz? -Einar: GY! BE ve diğer punk/hardcore müzikler kesinlikle benim müziğimi etkiledi. Dünyanın ne kadar berbat bir yer olduğunu ima etmek oldukça tatmin edici. Açıkçası bizim grubumuz da bu geleneğe oldukça bağlı. Endişeli bir ergen olarak GY! BE'yi keşfetmek benim için dini bir deneyimdi diyebilirim. Senin de bahsettiğin gibi biz daha ince ve pozitif bir açıdayız. Sufjan da çok önemli bir müzisyen. Onun inanılmaz yaratıcılığı ve sınır tanımazlığı çok ilham verici. Sufjan ile de aynı dini arkaplanı paylaşıyoruz. Fakat bizi etkileyen yüzlerce grup ve müzisyen var. Dünya müziği, jazz, klasik müzik ve gürültü. Biz pop müziği, başka türler ve müziklerle birleştiriyoruz. -Ayrıca çok sevgili Moddi ile birlikte çalıyorsun. Pal benim en sevdiğim müzisyenlerden biri. Aslında seni keşfedişim Pal Moddi için arkaplanda piyano çalarken oldu. Onunla birlikte çalışmak ister miydin? Birlikte albüm yapmak, birkaç şarkı söylemek gibi? Daha önce böyle bir şey konuşmuş muydunuz? -Einar: Pal Moddi benim en yakın arkadaşım. Onunla birçok kez şarkılar söyledik ve birbirimizin gruplarında uzun yıllar çaldık. Pal Moddi'nin ikinci albümünde Silhoutte adlı şarkıyı birlikte söylemiştik. Onun için çalmak benim için çok önemli ve değerli. -Yeni albüm çalışmaları nasıl gidiyor? Bir sürpriz bizi bekliyor mu? Biraz ipucu verebilir misin? -Einar: Gerçekten hayran olduğumuz bir yapımcı ile birlikte çalışıyoruz. Şimdilik ismi sır kalacak. Gerçi albümün çıkmasına daha çok var. Her şey için erken diyebiliriz. Yeni albümü de diğer albümlerimizin çizgisinde mixleyeceğiz. Fakat daha yeni ve taze olacak. Bizi bekleyen birçok deney ve keşif var. Geçtiğimiz haftalarda folk müzikle ilgilenen bir kemancı aramıza katıldı. Bu, müziğimize yeni bir doku kazandırabilir. -Blogumuzun mottosu İskandinavya'dan gevrek, biz de haliyle senin en sevdiğin İskandinav film ve müzisyeni öğrenmek isteriz! -Einar: Emilie Blichfeldt'ten How Do You Like My Hair? müthiş keyifli bir filmdi. En sevdiğim Norveçli grup ise Serena Maneesh. En yeni favorim de Siv Jakobsen. -Şarkılarında memleketinden bahsetmek ister miydin? Halkın ürünlerine geri dönmek ve yeni bir mix yaratmak nasıl olurdu? -Einar: En son albümümüz Politricks büyümek ve yetişkinliğe adım atmakla ilgili. Biz ormandan geliyoruz ve ailelerimizin güvenli evlerine gidiyoruz. Sonra tek başımıza barlarla dolu şehirlere taşınıyoruz. Ailenin sana öğrettikleri hakkında şüphe duymaya başlıyorsun. Ayrıca herkes senin düşüncelerine karışmaya başlıyor. Günün sonunda ise sen kendi deneyimlerini düşünüyorsun ve ona göre kararlar alıyorsun. Biz de bu şekilde kendimizi ve memleketimizi anlatıyoruz. -Genelde insanlar çalışırken huzurlu bir ortamı tercih eder. Peki, ya sen? Şarkıların ve albümün üzerinde çalışırken ne yaparsın? Ciddi bir şey üzerinde çalışırken uyuyamadığın olur mu? Yeni bir şey üzerinde çalışırken nasıl hissedersin? -Einar: Bazen sadece bir şarkıyı yazmak yıllarımı alıyor. Bazense her şey bir gecede hatta birkaç saat içinde bitebiliyor. Şarkılar yazabilmek için bir yıl ara vermiştim. Bu sürede ise sadece bir şarkı yazabilmiştim. Bu da Chiaroscuro idi. -Son olarak, hayatta rol model aldığın veya hayran olduğun herhangi birisi var mı? Sadece müzik hakkında değil, genel olarak. Eğer varsa, kim ve neden? -Einar: Birçok rol modelim var. Hepsinin ortak noktası ise dünyada ayakta kalabilmeleri ve mütevazi duruşlarının olması. Hem de her ne kadar işlerinde mükemmel olmalarına rağmen... Ve hepsi tamamen sürprizlerle dolu. -Bizimle bu güzel sohbet için teşekkürler Einar. Tusen takk! -Einar: Ben teşekkür ederim, çok keyifli bir sohbet oldu. Tusen takk! 🙂"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/09/salon-iksvye-iki-yeni-nordik-daha/", "text": "Her yıl getirdiği Nordik isimlerle biz nordikseverleri konsersiz bırakmayan Salon İKSV, bu sezonki programına iki Nordik isim daha ekledi. İkisi de Norveç'ten! Caz trompetçisi Mathias Eick Quintet, cazın Norveç'te en bilindik isimlerinden biri. Avrupa'da birçok saygın caz festivalinde sahne alan Quintet, ayrıca 20. İstanbul Caz Festivali'ne de katılmıştı. International Jazz Festivals Organisation tarafından uluslararası cazın en yetenekli isimlerinden seçilen Quintet bizlere inanılmaz bir kuzey cazı deneyimlendirebilir. 3 Aralık Perşembe 21.30 / Masa 45 TL, Tam 35 TL, Öğrenci 25 TL. Müzik yolculuğuna Quadraphonics'in gitaristi olarak çıkan Norveçli Thomas Dybdhal, ilk albümü 'That Great October Sound' ile herkesten geçer not aldı. Dybdhal bunun üzerine Jeff Buckley gibi inanılmaz isimlerle karşılaştırıldı. Dünyaca ünlü Morcheeba'nın 'Dive Deep' albümüne üç şarkıda vokalleriyle eşlik etti. Avrupa festivallerinin gözbebeği 'En Soap' filmine verdiği 'Damn Heart' parçasıyla bir kez daha gönüllerimizi kazandı. 10 Aralık Perşembe 21.30 / Oturmalı 40 TL, Ayakta 30 TL, Öğrenci 25 TL."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/fika-playlisti/", "text": "Fika başka hiçbir dilde direkt olarak çevirisi olmayan küçük atıştırmalık tatlılar ile birlikte kahve içmek anlamına gelen bir İsveç kültürü, yaşam tarzı. Aynı zamanda eylem olarak da kullanılan fika kelimesi, İsveç'te hayatın vazgeçilmez bir aktivitesi! Türkiye'de ara vermek, öğle arasına çıkmak, arkadaşlar ile buluşmak gibi günün farklı zaman dilimlerinde verdiğimiz molaların hepsi İsveç'te fika! Durum böyle olunca da fika hayatın her alanında İsveçlilere büyük bir ilham kaynağı oluyor. Nordic Playlist de arka planda fika'ya eşlik etmesi için bir fika playlisti oluşturmuş. Playlistte Agnes Obel, Emiliana Torrini, Soley, Moddi gibi dünyaca ünlü isimlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen bir çok Nordik müzisyen ve grup var! Ayrıca playlisti dinlerken Soley ve Moddi röportajlarımıza göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/istanbulda-isvecli-bir-kafe-mums/", "text": "Neredeyse her gün yenisi açılan Karaköy mekanlarının belki de en tatlı ve en samimilerinden birisi olan Mums'un kökeni aslında İsveç'e dayanıyor diyebiliriz. Günlük hazırladıkları tatlı menülerinde İsveç'ten de lezzetlere yer veren Mums'u yaratıcısı Yıldız Hanım'dan dinledik. Kafe'nin tatlı hikayesi ve İsveç tatlıları hakkında hazırladığımız yazıyı okurken Fika playlistimizi dinleyebilirsiniz! Ailem ve ben İsveç'te 15 yıl yaşadık. Erkek kardeşim orada doğdu, ben ise 6 aylıkken ailemle oraya taşındım. Hayatımın ilk ve en güzel yılları orada geçti. İsveç hükümetinin kadına olan saygısından şu anda orada doğum yapmamama rağmen oğlum da benim gibi İsveçli oldu. Anneannem ve kuzenlerim hala orada yaşadığı için her sene 2 defa mutlaka giderim. İsveççe'yi eskisi kadar iyi olmasa da hala anadilime yakın konuşuyorum. Kafedeki İsveççe kitaplar o yüzden var ve sürekli değişiyor. Özleyen varsa gelip buradan kitap alabilir. Mums belki bildiğiniz gibi İsveççe 'lezzet' anlamına geliyor. Çıkış noktamız o oldu. Aynı zamanda Mumhane Caddesi üzerinde olduğumuz için Mumhane'nin Mums'u. Son olarak limonata ve reçeller annem tarafından yapıldığı için de annemin yeri anlamında Mums. Hatta kafeyi açtığımız hafta hamile kaldığım için daha da bir anlamlı oldu :). İsveç'teki fika kavramını burada da yaşatmak istedik. Kalın menülü kafelerden ziyade tek sayfalık, sandviç, salata, kiş, tatlı ve kahveden oluşan, hızlı ama doyurucu atıştırmalıkların olduğu bir mekan. İnsanların kahvaltı etmek, iş yapmak, arkadaşlarıyla sohbet için buluşmak, hızlı bir şeyler yemek, tatlı kahve içmek, kısacası fika yapmak için geldikleri bir mekan olsun istedik. Menü bu nedenle çok sade ve basit. Tatlılar sürekli değiştiği için menüde yok, kara tahtaya yazıyoruz. Menümüzün vazgeçilmezi tabii ki cinnamon roll, namı diğer kanelbullar. Hatta tarifini cama bile yazdık. Üstündeki şekerleri İsveç'ten getirtiyoruz. Her gün taze yapılıyor ve haftanın 7 günü var. İsveç'teki en iyi kanelbulle'lerle yarışır :). Tatlılarda onun dışında çilekli mereng pastamız İsveç tatlılarını andırıyor. Her Şubat'ta Semla yapıyoruz. Sandviçler kendi özel ekşi mayalı ekmeğimizle hazırlanıyor. O ekmeği aynı zamanda da satıyoruz. İsveç'te nasıl ekşi mayalı ekmek trendi varsa bizde de aynı şekilde. Ekmeğimiz her gün beslediğimiz 40 yıllık bir ekşi mayayla, organik tam buğday unuyla hazırlanıyor ve yapım süresi 3 gün sürüyor. Kişlerimiz değişiyor ama cafede sıcak olarak verdiğimiz az üründen birisi. Kinoa salatası ilk açıldığımızdan beri var (2 yıl oluyor) ve o sebepten ötürü kinoa denilince akla gelen mekanlardan birisiyiz. Şimdi ona ek olarak maş fasülyeli ve siyah pirinçli salatalar da yapmaya başladık. Sağlıklı ve farklı seçenekler. Haftasonları açık büfe brunch veriyoruz. Kendi yaptığımız reçeller, ünlü galata simitçisinden aldığımız simitler, kinoa salatası, bir çok çeşit peynir ve ev yapımı poğaça sunuyoruz. Haftaiçi de yine normal kahvaltı veriyoruz. Kruvasan, omlet, pancake vb. Mums hakkında daha fazla bilgiyi Facebook sayfasında bulabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/isvecli-the-embassy-ankara-ve-istanbula-geliyor/", "text": "İsveç balearic/elektropop sahnesinin öncülerinden The Embassy, bağımsız etkinlik serisi 'Gri Balkon ile Oradakiler' kapsamında ilk kez Türkiye'de! Göteborg kentinden disko/balearic/pop müzik ikilisi The Embassy, 1999 yılında Fredrik Lindson ve Torbjörn Hakansson tarafından kurulmuştur. İkili, balearic vuruşlarla zenginleştirilmiş synthpop-disko-funk-tropikal-wave karışımı müziği ve tam bağımsız sürdürdüğü kariyeriyle üçü stüdyo olmak üzere dört albüm, iki EP ve birçok tekliğe imza atmıştır. Guardian, SPIN, Pitchfork, FADER, The Line of Best Fit, Exclaim! başta olmak üzere birçok önemli mecrada övgülerle bahsedilen The Embassy, aynı zamanda ulusal/uluslararası birçok isme ilham kaynağı olmuştur. Buna örnek olarak Brooklyn çıkışlı The Drums, Embassy'nin kendilerine en büyük ilham kaynaklarından biri olduğunu belirtmiş, İsveçli Studio ve The Though Alliance plak şirketleri Information ve Sincerely Yours'un isimlerini Embassy'nin parçalarından almıştır. Müziği ve samimi atmosferiyle gecenize renk ve hareket katmaya hazırlanan The Embassy, Türkiye'de vereceği konserlerinden ilki ile 21 Ekim 2015'te IF Performance Hall sahnesinde."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/izlandanin-insansi-elektrik-direkleri/", "text": "Daha önce sıkça resimleri ile karşılaştığımız tasarımları ile meşhur elektrik direkleri aslında 2008'de tasarlandı. İlk yayınlandığı günden bugüne kadar hala konuşulan ve ödül alan bu elektrik direkleri aslında İzlanda'nın muhteşem doğa manzarasını korumak için tasarlandı. Nefes kesen İzlanda manzaralarını hali hazırda lekeleyen elektrik direklerini kaldırmak elektriğe her an ihtiyaç duyduğumuz bu günler için imkansız olduğu için Choi+Shine adındaki firması devlerin diyarı olarak anılan İzlanda için bu direkleri tasarladı, adını da Land of Giants olarak koydu. Tasarım firmasının mimarlarından Thomas Shine elektrik direkleri, rüzgar tribünleri gibi ihtiyacımız olan şeyleri eğer doğanın ortasına yerleştirmemiz gerekiyorsa onları görülmeye değer kılmalıyız fikrinden yola çıkarak bu elektrik direklerini tasarladıklarını söylüyor. Beyaza boyanmış ve geri dönüştürülebilir malzemelerden oluşan elektrik direklerin maliyeti bugün kullanılan direklerden daha az olan bu 'dev'lerin farklı hat yükseklikleri için çözümü ise çömelen, eğilen direkler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/kesif-nana-jacobi/", "text": "Danimarkalı müzisyen Nana Jacobi daha önce yayınladığı albümler dışında film/ belgesel müzikleri gibi başka projelerde de yer aldı. Expander adını verdiği son albümünü 2015 Şubat ayında yayınlayan Nana, albüm şarkılarını sinematik, dinamik ve duygusal pop şarkıları olarak tanımlıyor. Albüm yapımında en çok ilham aldığı sanatçılar ise Lykke Li, Cat Power, Regine Spector ve Feist gibi isimler olmuş. Müziğinin dışında Nana Danimarka'da bu yıl yayınladığı Danimarka'daki müzik sektöründe erkek egemenliği hakkındaki makalesi ile de çok konuşuldu. Konu Danimarka gündemini değiştirince Danimarka Kültür Bakanlığı egemenliği azaltmak için bazı yasal düzenlemelere gitti. Ayrıca Nana'nın 2012 yılında yayınladığı ve GAFFA ödülüne layık görülen albümü Visitors, 'On The Edge' filminin soundtrack'ı oldu. Ayrıca aynı albümden bir çok şarkı Danimarka'nın en büyük televizyon kanalı DR'da yayınlanan Love is Like This adlı belgesel serisinde yer aldı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/moonbabiesden-deluxe-album-mujdesi/", "text": "Malmö'lü ikili Moonbabies son yayınladıkları albüme ek olarak 12 parça içerecek olan Wizards on the Beach Deluxe Edition albümü 28 Eylül'de yayınlanacak! Yayınlanmadan önce dinleme şansı bulduğumuz albüm için harika bulduğumuzu söylebiliriz! Dream Pop'un belki de İsveç'teki öncülerinden olan Moonbabies 12 ek parçalı bu albümlerinde İngiltere'den The Glass Children, Cantaloupe; Almanya'dan Jan Hertz ve İsveç'ten The Land Below, Orange Crate Art gibi isimlerle çalışmış. Ayrıca uzun zamandır mercek altında tuttuğumuz Moonbabies son zamanlarda BBC6, Hype Machine, Untder the Radar ve Fresh on the Net gibi sayfalarda bolca karşımıza çıkmaya başladı. Fakat siz Moonbabies'in yeni albümünü herkesten önce keşfetmek için bizi takip etmeye devam edin!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/neneh-cherry-rocketnumbernine-30-ekimde-salon-iksvde/", "text": "30 Ekim Cuma akşamı kimseye randevu vermeyin çünkü Neneh Cherry saat 22.00'dan itibaren bizlerle olacak. İsveç, Stockholm doğumlu prodüktör ve DJ Neneh Cherry 14 yaşında Londra'ya taşınmasıyla müzik kariyerine başladı. Burada punk grubu The Slits'in üyeleriyle tanışarak kariyerine şekil verdi. Beş yıl içinde ise tam 3 albüm yayımladı. Gang Starr, Tricky gibi dev isimlerle işbirliği yaptı. Yüzyılın en hit şarkılarına imza attı ve karaoke partilerinin unutulmaz ismi oldu. 'Buffalo Stance', '7 Seconds', 'Woman' adlı şarkılarıyla akıllara kazındı. En son çalışması ise 2014 yılında yayınlanan 'Blank Project' ise Kuzey Avrupa'nın en önemli ödüllerinden birisi sayılan Nordik Müzik Ödülü'ne aday gösterilmişti. Etkinlik biletleri ise ayakta 50 TL ve öğrenci biletleri ise 40 TL. Biletleri tükenmeden almak için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/norvec-trolltungada-mahsur-kalan-4-turk/", "text": "İlerleyen vakitlerde ise 4 turistin bir kurtarma helikopteri ile gece saat 1:16'da kurtarıldığı bildirildi. Daha önce de aynı kaya üzerinden kayıp düşerek hayatını kaybeden bir turistin üzerine Norveç Turizm Ofisi kaya üzerinde fotoğraf çekilen insanların fotoğraflarını web-sitesinden ve tanıtım afişlerinden kaldırmıştı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/norwegian-november/", "text": "Son zamanlarda gittikçe adını sanatı, doğası, kültürü ve yaşamı hakkındaki haberleri çok sık duymaya başladığımız Norveç, bu ay İstanbul'a geliyor diyebiliriz. Çünkü İstanbul'da bu Kasım'da neredeyse 2 günde bir Norveç etkinliği olacak. Ayrıca bir çok etkinlik artık sadece İstanbul ile sınırlı kalmayıp Ankara, İzmir gibi farklı şehirlerde de gerçekleşecek. Tüm platformlarda adlarını sürekli gördüğümüz Susanne Sundfor, Nils Petter Molvaer ve Wardruna gibi isimler Norwegian November kapsamında Türkiye'nin farklı şehirlerinde konserler verecekler. Fakat bu etkinlikler sadece konserlerle sınırlı değil! Kasım ayında Norwegian November dahilinde bizleri film gösterimleri, workshop'lar gibi birçok etkinlik bekliyor. Etkinlikler hakkında daha detaylı bilgi vermek gerekirse önümüzde ilk olarak son dönemlerde Röyksopp, M83 gibi dünyaca ünlü gruplarla çalışan Norveç'in Haugesund kentinden Susanne Sundfor var, 31 Ekim Cumartesi günü İstanbul'da gerçekleşecek konser hakkında daha fazla bilgi almak için bu linki ziyaret edebilirsiniz. Bir diğer büyük etkinlik ise Ankara'daki Norveç Büyükelçiliği'nin de katkıları ile Ankara Nordik Müzik Festivali olacak. 27-29 Kasım tarihleri arasında Norveç'ten Wardruna, Jaga Jazzist gibi isimlerin konser vereceği festivalde ayrıca Oh Land de olacak. Norveç'te kalan son birkaç öykü anlatıcılarından biri olan Heidi Dahlsveen, babasından miras kalan bu mesleği daha sonra Oslo Drama Okulu'nda aldığı eğitim ile pekiştirerek Avrupa'nın önde gelen öykü anlatıcılarından olmuş. Yer aldığı bir çok festivalden sonra İstanbul'a gelecek olan Heidi, hem çocukların, hem de yetişkinlerin kaçırmaması gerek bir workshop gerçekleştirecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/oslo-sehir-merkezine-ozel-arac-girisini-yasakliyor/", "text": "Norveç'in başkenti Oslo, toplu taşıma ve bisiklet kullanımına teşvik eden projeleriyle hava kirliliğini azaltmayı ve karbon ayak izini küçültmeyi hedefliyor. Oslo, 2019 itibariyle şehir merkezine özel araç girişini yasaklamayı planlıyor. İşçi Partisi'nin seçimleri kazanmasıyla birlikte Yeşil Parti ve Sosyalist Sol Parti'nin de katılımıyla ortak çalışmalar yürütülmeye başlandı. Sera gazı emisyonunu ve araba kullanımını azaltmaya yönelik çalışmaların arasında dört yıl içinde tamamlanması beklenen 60 kilometrelik bir bisiklet yolu da yer alıyor. Partilerin ortak kararı doğrultusunda, halk otobüsleri ve tramvaylar yaklaşık bin kişinin ikamet ettiği şehir merkezine yolcu taşımaya devam edecek. Çalışan 90 bin kişi de toplu taşıma ve bisikletli ulaşıma yönelebilecek. Engellilere ait araçlar ya da yemek servisini sağlayan çalışanlar için mevcut düzen korunacak. Bisiklet ya da toplu taşımayı tercih etmeyenler içinse elektrikli bisiklet alternatifi sağlanacak. İşçi Partisi, araç trafiğini 2019 itibariyle yüzde 20, 2030 itibariyle yüzde 30 azaltmayı hedefliyor. Şehir merkezindeki işletme sahipleri, yeni düzenlemenin iş yoğunluğunu azaltacağından endişe duyuyor. Oslo'daki 57 alışveriş merkezinden 11'i yasaktan etkilenecek. Parti yetkilileri ise yasağın uzun vadede herkes için faydalı olacağını belirtiyor. Norveç, sera gazı emisyonunu yarı yarıya azaltmaya yönelik 1990-2020 yılları için hedeflenen plana yaklaşmaya devam ediyor. 2030 yılına gelindiğinde ise özel araçlar dahil olmak üzere, gaz emilimini en aza indiren bir ulaşım ağı hedefleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/roportaj-soley/", "text": "İzlanda'nın en ünlü ve en başarılı kadın vokallerinden olan Soley, bu akşam Salon IKSV'ye kalbimizi fethetmeye geliyor. Müziğiyle ve şarkı sözleriyle dinleyicisini büyüleyen yetenekli şarkıcıyla konserden önce biraz sohbet ettik. -Hej Soley! Nasılsın? Tur nasıl gidiyor? Sanırım 3 yıl önce İstanbul'a gelmiştin. Konser için herhangi bir beklentin var mı? -Soley: Hej! Harikayım ama biraz da yorgunum. Dün gece Prag'ta çaldım. Çok çılgındı. Bazı günler boşluğum oluyor ve dinlenebiliyorum. İstanbul konserim için çok heyecanlıyım. Daha önce İstanbul'a gelmiştim ve çok sevmiştim! -Klasik ve jazz tarzı piyano eğitimi aldın. Daha sonra ise İzlanda Sanat Akademisi'ne kompozisyon okumaya gittin. Kendi müzik tarzını nasıl yarattın? -Soley: Bence, kendi müziğimi dinlediğim şeylerden oluşturdum. Biraz karanlık ve slow müzik. Ben de bu yoldan gittim. -Şarkı sözlerin bence çok şiirsel. Çok samimiler ve duygusallar. Peki, şiir okumayı sever misin? Nasıl 20'li yaşlarında birisi böyle şarkılar yazabiliyor? Şarkı sözlerini ve müziğini de gerçekten çok seviyorum. -Soley: Çok sağ ol! Şarkı yazma sürecimde bir sürü şiir okuyorum. Bana gerçekten ilham veriyorlar. Aslında genel olarak da şiir okumayı çok seviyorum. Hem çok kısalar ve az kelimeyle birçok duyguyu anlatabiliyorlar. -Neden bazı şarkılarını İzlandaca yazmıyorsun? Biliyorum, şarkı isimlerini İzlandaca verdiğin zamanlar oluyor ' vintyr' gibi. Bence İzlandaca çok büyüleyici bir dil. Özellikle de şarkılarla hayat bulunca. Hehehe. -Soley: Bir gün İzlandaca şarkı sözleriyle bir piyano albümü yapacağım. 5 veya 7 yıl içinde 'yapılacaklar listem'de yer alıyor. -Kitap okumayı sever misin? En sevdiğin yazar mesela kim? Tabii senin için karar vermesi kolay olacaksa. Belki bize İskandinav bir yazardan kitap önerebilirsin. 🙂 -Soley: Kitap okumayı çok seviyorum fakat 'işkolik' olduğum için de hiçbir zaman bir kitap okumak için koltuğa oturamıyorum. Ayrıca kızım da yeni doğunca böyle şeyler için HİÇ vaktim kalmıyor, haha 😉 Size kesinlikle İzlandik yazarlardan kitap önerebilirim. Benim favorim Auour Ava Olafsdottir. Kitabı 'Afleggjarinn' sanırım İngilizceye de çevrilmişti. Birkaç isim daha önermek gerekirse: Gyroir Eliasson, Davio Stefansson, Steinn Steinnar, Kristin Steinsdottir. -İzlanda'nın büyüleyici doğası ve sihirli kuzey ışıkları da müziğini etkilemiş olmalı. Gerçekten baya etkili olduğunu düşünüyorum. -Soley: İzlanda gerçekten çok güzel! İzlanda'da seyahat ederken hiç yorulamıyorum, çok büyüleyici. -Sen genç bir müzisyensin. Eminim ki başarmak istediğin bazı hedeflerin vardır. Bize birkaç hedefinden bahsedebilir misin? 🙂 -Soley: Haha! Hmm, daha çok müzik yapmak istiyorum, başka tarzlar, klasik ve pop müzik. Daha fazla tur ve ailemle mutlu olmak. <3 -İsmin, Björk'ten sonra İzlanda'nın en iyi kadın vokallerinden biri olarak anılıyor. Genelde herkes seni bu unvanla tanıyor. Böyle büyük bir unvanla tanınmak sana nasıl hissettiriyor? -Soley: Aslında kendimi bir şarkıcı olarak tanımlamıyorum, acaba bunu nereden duydunuz! Ama bir yandan da işim insanlar için şarkı söylemek, sanırım biraz da şarkıcıyım. 🙂 -En sevdiğin film nedir? En sevdiğin Nordik bir film var mı? Bize hangilerini önerirsin? -Soley: Wow, bu gerçekten zor bir soru. Wes Anderson'un, Michael Gondry'nin ve birkaç yönetmenin en büyük hayranlarındanım. Lars von Trier'den 'Melancholia'da kesinlikle bir başyapıt! En sevdiğim İzlandik film ise 'Englar Alheimsins'. Gerçekten çok depresif ve iyi bir film. -Yeni İzlandik müzisyenleri takip ediyor musun? Iceland Airwaves'ten elbette yeni isimler duymuşsundur. Ben de Airwaves sayesinde Wesen'i keşfetmiştim. Yeni İzlandik müzisyenlerden en çok kimi sevdin? -Soley: İzlanda'dan yeni favori grubum bir punk üçlüsü 'K len Mikla'. Size kesinlikle öneriyorum! 🙂"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/susanne-sundfor-31-ekimde-istanbulda/", "text": "İskandinav sanatının kendine has ruhunun müzikteki en belirgin temsilcilerinden Susanne Sundfor, 6. stüdyo albümü Ten Love Songs turnesi kapsamında 31 Ekim'de Zorlu Performans Sanatları Merkezi Turkcell Sahnesi'nde sahne alacak. Müziğe hobi olarak başlayan Norveçli sanatçı Susanne Sundfor, 2006 yılında listelerde 3 numaraya kadar yükselen single'ı ile dikkatleri üzerine çekti. Bir yıl sonra kendi adını verdiği ilk albümünü yayımlayan Sundfor'un bugün altı albümü bulunmaktadır. Bob Dylan, Freddy Mercury, Depeche Mode, Radiohead gibi birbirinden farklı müzisyenlerden etkilendiğini gizlemeyen sanatçı, son albümünde şiddeti vurgulamak istese de cümleleri yine aşk ve ilişkilere odaklandı. Bilet satın alma opsiyonlarını buradan görebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/10/yeni-leif-boys-who-want-love/", "text": "İskandinavya adını sıkça duyacağımız yeni bir indie pop sanatçısına daha ev sahipliği yapıyor. Daha önce Leif & The Future grubundan tanıdığımız Leif solo projesi Boys Who Want Love ile adından çok söz ettirecek. Diplo gibi bir çok müzisyenin ön grubu olarak çıkan Leif'in her an bir parti başlatabilecek yeni albümü ise yakında yayınlanacak. Ayrıca yeni gelecek albümde Leif, İsveçli yapımcı Korallreven ile çalışıyor! Şuan yaşamını Oslo ve Berlin'de sürdüren Leif, 5 yaşındayken babasının kilise korosu ile Avrupa turuna katılmış, daha sonra ise 7 yaşında kilisede davul çalmaya başlamış. 20'li yaşlarına geldiğinde ise Berlin'deki tekno sahnesi, Ingvar Ambjbornsen ve Orhan Pamuk'tan eklenmesi ile bugün yaptığı işlerin temelini oluşturmuş. Orhan Pamuk kitaplarından en sevdiği ise Hatıralar ve Şehir kitabı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/5276/", "text": "Geçtiğimiz günlerde Lomography, Lomo'Instant ailesine kattığı Reykjavik Edition ile tüm nordikseverlerin ilgisini çekmeyi başarmıştı. Eğer bu haberi gözden kaçırmış ve makine hakkında detaylı bilgi istiyorsanız Lomo'Instant Reykjavik tanıtım yazımızı buradan okuyabilirsiniz. İzlanda'nın büyüleyici atmosferinden, kışın habercisi olan alacakaranlığından ilham alınarak tasarlanan ve adını Reykjavik'ten alan yeni lacivert Lomo'Instant'ın bu kış için alınabilecek en iyi hediyelerden birisi olacağı kesin. Bu nedenle biz de Lomography Türkiye ile bir araya gelerek, yıl başı için bir adet Lomo'Instant Reykjavik hediye etmeye karar verdik. Yarışmaya katılmak için 20 Aralık'a kadar Benim için İskandinavya.... cümlesini tamamlayarak aşağıdaki formu doldurman yeterli! Ayrıca yarışmayı sosyal medya hesaplarından paylaşmayı ve yarışma sonuçları açıklanana kadar seni İskandivanya'da bir yılbaşı moduna sokacağını düşündüğümüz Lomo'Instant Reykjavik özel playlistimizi takip etmeyi unutma! Google Forms tarafından ekran boyutlarına göre mobil görüntüleme sırasında sorun yaşayabilirsiniz. Bu gibi bir problem halinde bu adresten formu doldurabilirsiniz. Merhaba, kazanan yarışmacı sosyal medya hesaplarımızdan açıklandı. Ayrıca kendisine e-mail olarak geri dönüş yapıldı. What's up, all the time i used to check weblog posts here early in the daylight, because i like to find out more and more."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/blind/", "text": "Bir İskandinav filmi dendiğinde aklımıza soğuk ve gri bir atmosfer, soluk yüzlü insanlar, hafif ve etkili bir mizah ve duyguları yoğun hissettiren görüntüler gelir. Blind da böyle bir film. Daha önceleri ismini Joachim Trier ile birlikte duyduğumuz Eskil Vogt, bu defa senaristliği de üstlenip yönetmen koltuğuna tek başına oturmuş, nitekim başarılı da olmuştur. 2014'te gösterime giren Blind ile Sundance Film Festivali'nden En İyi Senaryo Ödülü'nü, İstanbul Film Festivali'nden Altın Lale Ödülü'nü ve Norveç Amanda Film Festivali'nde ise En İyi Yönetmen ödülünü almıştır. Film, görme yetisini kaybedince eve kapanan bir yazarın içe dönük düşüncelerini öyküleştirmesini konu alıyor. İlk olarak kurduğu hikayenin asosyal kahramanları Einar ve Elin iken bu hikayeye daha sonra kocası Morten'i da dahil ediyor ve film burada ilginçleşmeye başlıyor. Kocasını dahil ettiği bu kötü senaryolarla gerçeğe yaklaşmak isteyen Ingrid, kendini daha da içe dönük bir halde buluyor. Körlüğün getirdiği zorlukları yakın planda çeken Vogt, Ingrid'in her bir dokunuşunu seyirciye hissettiriyor ve kullandığı mizah unsurları ile seyirciyi filmin içine daha da çekmeyi ihmal etmiyor. Vogt filmin içinde küçük detay ve sürprizleri de es geçmiyor. Ingrid'in kararsızlığını, Morten ve Einer'ın konuşmasındaki kurgusal ani mekan değişimlerini, bisiklet süren zenci muhabbetini, Ingrid'in cinselliği farklı bir boyutta keşfedişini özgün bir şekilde bizlere sunuyor. Filmin oyuncularının da titizlikle seçildiğini Ellen Dorrit Petersen, Vera Vitali ve Marius Kolbenstvedt'ın etkili ve donuk oyunculuklarını gördükten sonra çok daha iyi anlıyoruz. Ve film Norveçli grup The White Birch'un bir şarkısıyla kapanışını yapıp, bizleri Ingrid'in dünyasına sürüklemeye devam ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/daniel-herskedal-ile-ikinci-roportaj/", "text": "Norwegian November kapsamında 19 20 Kasım tarihlerinde İstanbul ve Ankara'da Norwegian Oud projesi ile iki konser verecek olan Daniel Herskedal ile ikinci kez röportaj yapma şansı elde ettik! Ayrıca kendisini daha yakından tanımak için keşif yazımıza ve ilk röportajımıza göz atabilirsiniz. Her şey güzel. Slow Eastbound Train'in yayınlanması ile harika bir yıl geçirdim ayrıca çok fazla farklı projede yer aldım ve iki farklı konser üzerinde çalışıyordum, ilki Norveç'te Salı günü bir klasik müzik orkestrası tarafından Vrimmel Kulturfestival'de sergilenecek. Daha önce sizi Bergen'de izlemiştim, şimdi ise 19 Kasım'da İstanbul'da Salon IKSV'de 20 Kasım'da ise Ankara Cer Modern'de Norwegian Oud projesi ile tekrar dinleme şansı elde edeceğiz. Yeni kayıtlar için planlarım var ama özellikle Slow Eastbound Train'de çalıştığım trio ile birlikte çalışmak istiyorum. Haziran ayında kayıtlara başlayacağız gibi gözüküyor, böyle giderse 2017'nin başlarında albümü yayınlamayı düşünüyoruz. Norwegian Oud'da herkes grup lideri gibi bir pozisyona sahip yani öne çıkan bir isim yok ama böyle bir albüm çıkarırsak harika olurdu. Şuan önümüzde 3 konser var umarım birlikte daha fazla sahne alabiliriz. Arild Hommero ile ikili çok uzun süredir birlikte çalıyoruz. 2 yıl önce Norveçli bir yaylı orkestrası için ise Arild, ben ve Yinon solo sanatçılar olarak bir araya gelmiştik. O proje çok iyi gidince birlikte daha çok çalışmak istedik. Önceki kayıtlarımdan çok farklı olacak gibi gözüküyor, set'in büyük bir kısmı planlandı ama birkaç gün de Arild ile Istanbul'a gelince çalışacağız. Grubun ismi aslında Norwegian Wood ile enstrüman olan ut/ ud'dan gelen bir kelime oyunu diyebiliriz. Daha önce Viktor Bensusan birlikte çalıştığımız bir proje için bu ismi bulmuştu fakat o proje hayata geçmeyince biz de bunun için kullanalım dedik. Sahnede çok fazla sürprizimiz olacak. Çok orjinal sesler yakaladık. Ayrıca Norveç, Türk ve Yahudi müziğini bir araya getiren parçalar da hazırladık. Arild ile aynı liseye gittik ve o zamanlardan beri birlikte çalıyoruz. Kendisi çok yaratıcı, kendine has teknikleri olan bir gitarist. Genelde ikili olarak akustik gitar çalıyor ama ayrı zamanda çok iyi bir rock gitaristi ve Atlanter adındaki grupta hem söylüyor hem de çalıyor. Birçok yönden İstanbul hayranıyım diyebilirim. Geleneksel müziği harika, yemekleri fantastik ve tarihi kesinlikle ilgi çekici. En eski yapıların hala ayakta olması gerçekten çok güçlü bir deneyim sağlıyor. Ben çok büyük bir Molde hayranıyımdır ve İstanbul'da Fenerbahçe'yi yendiğimiz gün benim için çok büyük bir andı. Orada olamadığım için çok pişmanım. Molde'de olacak sıradaki maç için de çok heyecanlıyım ama o tarihte turda olacağım için stadyumdan izleyemeyeceğim. O nedenle Fenerbahçe'nin grupta 2. sıraya yerleşmesini istiyorum böylece 18 Mayıs'taki finalde rekabeti canlı izleme şansı elde edebilirim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/force-majeure/", "text": "İskandinav sinemasının en başarılı sinema yapıtlarından birisi Force Majeure veya Türkçe ismiyle Turist. Geçtiğimiz yıl Filmekimi kapsamında vizyona giren bu film hala en çok konuşulan İskandinav filmlerinden. İsveçli yönetmen Ruben Östlund'un yönetmenliğini üstlendiği film ayrıca kıl payı Oscar adaylığını da kaçırmıştı. Filmin konusuna geleceksek; Fransız Alpleri'ne kayağa giden İsveçli bir aile gayet sıradan bir tatil geçirir. Ta ki dağın eteğinde öğle yemeği yedikleri güne kadar. Tam o sırada çığ düşer ve ailenin reisi Tomas kendi canının derdine düşer. Eşi Ebba'yı ve çocuklarını orada bırakır. İşte tam bu olaydan sonra Tomas ve Ebba arasındaki bitmek bilmeyecek kavgalar başlar. İlk başta filmin konusunu çığ düşmesi üzerinden anlatınca haliyle bize bir aksiyon filmi gibi gelse de film tamamen bireyler arası ilişkilere ve empati üzerine kurulu. Filmin ilerleyen yerlerinde Tomas'ın kardeşi Mats ve kız arkadaşı gelir. Ayrıca Mats hepimizin Game of Thrones adlı dizide Tormund Giantsbane karakterine hayat veren Kristofer Hivju. Ebba, Tomas ile arasında geçen problemi Mats ve kız arkadaşına danışır. Bu sorun, elbette Mats ve kız arkadaşı arasında da tartışılır. Östlund, bencillik ve hayatta kalma güdüsü arasında o kadar çok duruyor ki artık bu eleştiriler komik gelmeye başlıyor. Bir yandan Tomas yeniden evin reisi olmaya çalışıyor, Ebba ile barışmaya başlıyor. En sonunda, Tomas'ın yaptığı hatayı Ebba da kasten yapmaya başlıyor. İzleyici olarak biz de bu durumdan artık bunalmaya başlıyoruz. Force Majuere, Golden Globe'da 'En İyi Yabancı Film' dalında aday olurken ayrıca Avrupa'nın prestijli film festivali Cannes'da Cannes Jüri Ödülü Belirli Bir Bakış ödülüne de layık görülmüştü."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/iskandinavyarap/", "text": "Hala İskandinavya'da neden rap yapıyorlar sorusunu soran birçok müziksever var fakat Nordiklerde hip-hop kültürü 2015'te sessiz sessiz en hızlı büyüyen akımlardan birisi oldu. Festival line-up'larında artan rapçi sayıları, okyanusun ötesine geçen isimler ile 2016'da bu etkiyi daha çok hissedeceğiz. Günümüzde Nordikler dahil dünyanın her yerinde müzik sektöründeki erkek dominesi konuşulurken, hip-hop camiyasında bu işler biraz farklı işliyor. Çünkü kuzeyde son dönemde en çok dinlenen rapçiler genelde kadın ve sayıları da çok hızlı artıyor. Silvana Imam ise bu isimleri en iyi temsil eden ve dünya çapında ün kazanan bir İsveçli olarak örnek gösterilebilir. Nordik diyarlarda rap dünyanın geri kalanında olduğundan daha farklı işleniyor. İsveç, Norveç, Danimarka gibi göçmen vatandaş sayısının fazla olduğu ülkelerde İsveççe ve Norveççe rap yapan gruplara baktığımızda genelde bu vatandaşların sektöre hakim olduğunu görüyoruz. Bu isimler tüm Nordiklerde daha çok ana akım müzik yayın organlarının en sevdiği isimler, örnek verdiğimiz isimler top ten listelerine hep en üst sıralardan giren isimler. 2015'te en çok dinlenen rap parçaları için playlistimize göz atabilirsiniz. Tüm bu isimlerin yanı sıra rap yaparlarken ciddiler mi yoksa dalga mı geçiyorlar pek anlamadığımız bir kısım var ki şu sıralar popülariteleri hızla artıyor. Yukarıda 2016'da artacak rap trendinden bahsederken aslında bu grubu kastetmiştik. İzlanda hariç diğer ülkelerden bu tarz müzik yapan gruplar genelde İngilizce parçalar yayınlıyorlar ve kliplerinde en iyi şekilde eğlenmeye çalışıyorlar. Şarkıların sözleri ise eleştiri, zor hayat şartları, nefret gibi konulardan arınmış sadece eğlence temalı oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/izlandada-basbakanin-telefonu-yanlislikla-yasli-bir-kadina-yonlendirildi/", "text": "İzlanda Başbakanlık Ofisi'nin telefonu güvenlik görevlisinin küçük bir hatası sonucu Reykjavik'te yaşayan Ingibjorg Sigurvinsdottir isimli yaşlı bir kadına yönlendirildi. Telefonlara cevap veren Sigurvinsdottir, Gelen telefonlar beni hiç rahatsız etmedi. Bu ülkenin vatandaşıyım ve yardım etmeye her zaman hazırım diye konuştu. BBC Türkçe'de yer alan habere göre, sabah dokuz buçukta telefonunun aniden çalmaya başladığını ve arayanların başbakanlık ofisine ulaşmaya çalıştığını söyleyen Sigurvinsdottir, yaşadıklarının hoş bir anı kalacağını ve durumdan çok mutlu olduğunu belirtti. Başbakanlık ofisi, gece çalışan bir güvenlik görevlisinin kısa bir süreliğine masasını terk etmek zorunda kaldığını, bu nedenle aramaları cep telefonuna yönlendirmeye çalışırken yanlışlıkla başka bir numara yazdığını açıkladı. Güvenlik görevlisi masasına döndüğünde yönlendirmeyi tekrar ofis telefonuna yapmayı unuttu. Ofis çalışanları o sabah telefon araması almayınca durumdan şüphelendi ve sorun kısa sürede çözüldü. Esprili bir dille Sigurvinsdottir'ın artık ofiste çalışmadığını söyleyen Başbakan Yardımcısı Johannes Thor Skulason, Devletimiz adına memnuniyetle yaptığı görev nedeniyle kendisine teşekkür edildi dedi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/izlandada-justin-bieber-gibi-davranmamaniz-icin-5-neden/", "text": "1. Buz dağları ile dolu bir lagün görürseniz, yüzmeye çalışmayın. Buzulların oluşturduğu nehirler yerine, jeotermal nehirleri tercih edin. 3. İzlanda'nın görülecek yerlerini araştırın, kaykay ile gezmeyin. Klibin ismi I'll Show You olduğu halde sadece İzlanda'nın bir kısmını bize göstermesi üzücü olmuş. Video Bon Iver'in Holocene klibine Walter Mitty'nin kaykayt sahneleri eklenmiş gibi duruyor. Ayrıca İzlanda'da kaykay kullanmak volkanik tozlar sayesinde kaykayınızı kullanılmaz hale getirmenize sebep olabilir. İzlanda yosunları harika, kalın ve aynı zamanda yumuşak bir yüzey oluşturuyor fakat aynı zamanda dünyanın en hassas yapılarından birisi. Yuvarlanarak verdiğiniz zararı yok etmek için yüzyılların geçmesi gerekebilir. 5. Yosunlu kayayaların etrafında dikkatli olun. Uçurum kenarlarında fotoğraf çekmek ve sonrasında bunu sosyal medya hesaplarınızda paylaşmak size çok beğeni getirecektir fakat oralarda oturutup harika manzaraları izlemek akıllıca bir fikir değil. Yosunlardan dolayı kayabilirsiniz fakat yosunlar dışında sık sık kazalara sebep veren ayrıca deprem, rüzgar ve kaya kopmaları gibi etkenler de var. I was wondering if you could put in a back-link to our site where the Justin Bieber article is from? That would be great and nice to see that what I've written has made it into Turkish which I think is one of the world's most beautiful languages! I was wondering if you could put in a back-link to our site where the Justin Bieber article is from? That would be great and nice to see that what I've written has made it into Turkish which I think is one of the world's most beautiful languages!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/jonas-carping-coctails-gasoline/", "text": "Soğukluğuna ve mesafesine alıştığımız, alışmanın ötesinde bu kavramlarını samimiyetleriyle özdeşleştirdiğimiz kuzey gruplarının/sanatçılarının zaman zaman bu kavramlara ters düşmek demeyelim de, ironik gözüken bazı duruşları olabiliyor; O soğukluklarının içinde şaşırtıcı bir sıcak barındırabiliyorlar. Hatta bu sıcağın zaman zaman suyun öteki tarafından, Amerika'dan geldiğini de gözlemlemek mümkün. İşte tam bu noktada aklınıza gelenlere bir eklememiz olacak; Jonas Carping. İsveçlinin tınısında Amerika'nın batısının çiğliğini duymak mümkün. Melodilerinde ise az sonra yayvan Amerikan aksanıyla vokale girecek bir solist beklentisi yaratacak yuvarlaklıklar, rahatlıklar mevcut. Carping, saf bir rock duyma imkanımız az olduğu son zamanlarda bunu bize net olarak verebiliyor. Alternatif rock'a göz kırpan bir rock ama bu, iki tür arasındaki çizgiyi zorladığı anlar olmuyor değil. Yine de Carping'in besteleri özgünlükten uzak ve yavanlığı zor aşıyor. Dinlerken bu tarz şeyler Amerika'da yapılıyor zaten demek gayet olası. Vuruculuğu düşük, singer/songwriter ekolü adına yaratıcılığı zayıf bir kayıt Coctails & Gasoline. Sadece modern zamanlar ozanlığı kavramına düşkünlerin ilgisini çekebilecek bir albüm Carping'in ikinci albümü. Dümdüz ve ıssız uçsuz bucaksız yolların müziği olarak düşünüldüğünde daha bir anlamlı oluyor sanki."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/kasbo-umbrella-club-ep/", "text": "Size geleceğin yıldız adaylarından birini sunmak istiyoruz cümlesinin klişe olma oranı ne ise Kasbo'nun yıldız olma ihtimali de o kadar. İsveçli henüz 19 yaşında. Elektronik dans yapımcılığında dikkati çekmesi ve gerek ürettikleri, gerek de remix'leri ile tanınmaya başlaması çok uzun süre almadı. Göteborg'lunun elektroniğini dubstep'in zeki elektronik numaralar ve döngüler ile modifiye edilmiş şekli diye açıklayabiliriz. Ama bu tını Hudson Mohawke ya da Rustie'ninki kadar karışık, kompleks ve iç içe geçmiş değil. Görece daha rafine, her şey daha olması gerektiği gibi gidiyor. Bpm'i düşük tarzları çekici bulup dans etmek isteyenler için EDM demek de başka bir yoldan Kasbo'nun sound'unu anlatmak demek olacak. Kasbo'nun hızı düştüğünde kuzey ışıklarına yakışacak kıvama geldiğini de atlamamak lazım. Umbrella Club EP, 5 şarkılık bir kısa albüm. Gelecekte Kasbo'nun neler yapabileceğine dair bir ön uyarı. Yaptığı şarkıları dinleyince anlayacaksınız ki yaratıcılık noktasında hiç bir sıkıntısı yok İsveçlinin, daha benden 5 değil 50 şarkı çıkar rahatlığında hatta bu yaratıcılık. Kuzeyin denince akla gelen şeylerden biri bu; -belki de çaktırmadan, farkettirmeden- yaratıcılık. Kuzey denince soğuk da ilk akla gelenlerden. Dans etmek, olmadı yerinde otururken küçük hareketlenmeler bile herkese iyi gelecektir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/kesif-ulfur-ulfur/", "text": "Ulfur Ulfur, İzlanda'nın en ünlü rap grubu. Bu sıralar Spotify Haftalık Keşif playlistlerinizde sıkça karşılaşmanızın sebebi ise ünlerinin yavaş yavaş tüm dünyaya yayılıyor olması. Son olarak Iceland Airwaves'te sahne aldıktan sonra adlarından söz ettiren Ulfur Ulfur aynı zamanda Nordik Simit'in uzun zamandır favorisi. Lüks otomobiller yerine İzlandik atların üzerinde ya da malikaneler yerine lavanta tarlalarında klip çeken bu tatlı grubun videoları İzlanda'da üst üste ödüller alırken bizim de paylaşmamamız ayıp olurdu. Ayrıca kendilerinin Kapadokya/ Derinkuyu içeren şöyle garip bir tweet'i de var. Peki Ulfur Ulfur dinlemeye nerden başlamalısınız? Parçalarının arasında ayırım yapamadığımız için en sevdiğimiz dört videolarını aşağıya bırakıyoruz, keyfini çıkarın! Ayrıca kendilerine sormak istediğiniz sorular varsa cevaplamak için bekliyorlar! Buraya tıklayarak hemen soru sorabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/lasse-passagetan-yeni-album/", "text": "Daha önce adını hiç duymamış olabileceğiniz Lasse Passage 2014'ten beri deneysel/ pop tarzında olan ve toplam 4 albümden oluşan bu serinin üzerinde çalışıyor. Serisinin dördüncü ve son albümü ise bugün yayınlandı. Stop Making Sense and Start Making Success vol 4 adını verdiği albüm, bize gerçekten özlediğimiz bir deneyim yaşatıyor. Parçadan parçaya geçerken sanki ilk defa sokaklarında dolaştığınız, yabancı olduğunuz bir şehiri keşfediyormuş gibi hissediyorsunuz. Lasse Passage'nin yaratıcısı Norveç'in başkenti Oslo'dan Lasse P. Nosted aslında 2009'dan beri bu isim altında birçok albüm yayınlamış. Ayrıca 4 albümden oluşan Stop Making Sense and Start Making Success serisinin ilk üç versiyonu BBC 6 gibi birçok yayında yer edinmiş. Ayrıca albümün kapağını da bize yabancı olmayan bir isim Özalp Eröz tasarlamış. Kendisi daha önce çalışmaları ile mutlaka karşılaşmış olabileceğiniz, İstanbul'da yaşayan bir illustrator. Stop Making Sense and Start Making Success albümünü Spotify üzerinden ücretsiz dinleyebilir ya da sanatçıya destek olmak için 4 özel albümden oluşan plak serisini satın alabilirsiniz. Ayrıca Lasse Passage'ı Facebook'tan ve Soundcloud'dan takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/lomoinstant-reykjavik-edition-cikti/", "text": "Lomo'Instant ailesine bir de Nordik katıldı! Cesur, koyu mavi deri tasarımı ile gece yarısındaki gökyüzünü anımsatan Lomo'Instant Reykjavik Edition İzlanda'nın ünlü olduğu manzaralardan ve kuzey ışıklarından esinlenilerek tasarlandı. Lomo'Instant Reykjavik Edition paketi, farklı perspektifleri deneyimleyebilmen için çoklu pozlamalarını bölebileceğin bir Splitzer aparatının yanı sıra, 3 lens eklentisi içeriyor. Lomo'Instant Reykjavik Edition seyahatlerden ilham alan Lomo'Instant Sanremo, Lomo'Instant Boston, Lomo'Instant Havana, Lomo'Instant Kyoto, ve Lomo'Instant Montenegro gibi fotoğraf makineleriyle giderek büyüyen Lomo'Instant ailesinin en yeni üyesi. Lomo'Instant Reykjavik Edition hakkında daha fazla bilgi almak için Lomography Online Dükkan'ına göz at ya da sana en yakın Lomography Gallery Store'u ziyaret et! Lomo'Instant, kolay kullanılan özelliklerinin yanı sıra, sınırsız yaratıcılık opsiyonları ile donatıldı. Böylece, yeni başlayanlardan, fotoğrafçılık uzmanlarına kadar herkes için ideal fotoğraf makinesi! - Flaşlı ya da flaşsız çekimler - Limitsiz çoklu pozlama - Işık oyunları ve gece çekimleri için sonsuz uzun pozlama - Kırmızı, mavi, mor ve sarı flaş filtreleri - Kolay iki adımlı odaklama"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/minecraftta-sanal-isvec-yaratiliyor/", "text": "The Local'in haberine göre bütün İsveç tüm ormanları, dağları, gölleri ve 290 belediyesi ile Minecraft'ta harita oluyor! Tüm coğrafi verilerini sanal ortama aktarmayı amaçlayan İsveç haritayı 18 Aralık'ta yayınlamayı planlıyor. Lantmateriet tarafından hazırlanan projede tüm yapıları ile birlikte dünyanın İsveç'te geliştirilen ve geçtiğimiz sene 2,5 milyon dolara Microsoft tarafından satın alınan Minecraft üzerinden İsveç'in en detaylı haritalarından birisini oluşturacaklarını söylüyor. Proje'nin İsveç'in sanal sektördeki yeri için çok önemli olmasının ve yanında, yetkililer tarafından hem çocuklar için de güzel bir yeni yıl hediyesi olur gibi açıklamalar gelmiş. Daha önce Nordik ülkelerden Danimarka'da ve Norveç'te de benzer projeler görülmüştü fakat hiçbiri bu kadar detaylı ve büyük bir alanı kapsamamıştı. Ayrıca Danimarka haritası ABD'li hackerlar tarafından bombalar ile patlatılıp işgal edilmişti."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/mitolojik-bir-foto-hikaye-huldra/", "text": "Huldra, İskandinav mitolojisinde uzun saçlı, inanılmaz bir güzelliğe sahip olan çıplak bir kadın olarak tasvir edilir. Huldra' isminin kökeni ise 'hulder' kelimesine dayanır, ormanın ruhu, gizli saklı olan anlamına gelir. Ancak Huldra'nın bir kusuru vardır: Huldra bir kuyruğa sahip. Bu kuyruk, Norveç'te inek kuyruğu, İsveç'te ise tilki kuyruğu olarak anlatılır. İnsanların onu sevmeyeceğini düşündüğü için ona aşık olanlara evlenene kadar kuyruğunu göstermez. Eğer ona aşık olan kişi kuyruğunu gördükten sonra ona kötü davranırsa Huldra çirkinleşir; iyi davranmaya devam ederse de çok mutlu bir hayatı olurmuş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/nordik-ikonlar-aurora-borealis/", "text": "Aurora Borealis, gökyüzünün dans edişi veya bir başka deyişle kuzey ışıkları... Hepimizin tüylerini diken diken eden bu fenomen herkesin hayallerini düşlüyor. Latince'de 'aurora' kelimesi gündoğumu anlamına gelirken Roma mitolojisinde Şafak Tanrıçası Aurora ile de bağlantılıdır. 'Boreas' ise Yunanca'da kuzey rüzgarına verilen isimdir. Kısaca Aurora Borealis, Kutup bölgerinde gökyüzünde görülen, yeryüzünün manyetik alanı ile Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkan doğal ışımalardır. Işıklar genellikle yeşil olmak üzere birçok renkten oluşmaktadır. Pembe, kırmızı, mavi gibi. Işıkların rengi ise atmosferdeki oksijen ve nitrojen emisyonlarına göre değişir. Mesela oksijen emisyonları fazla ise yeşil veya kahverengimsi kırmızı gibi renkler görülür. Nitrojen emisyonları fazla olduğunda mavi ve kırmızı görülür. Kuzey ışıklarını en iyi yakalayabileceğimiz dönem ise Mart ve Eylül ekinoksları. Bu deneyimi yaşayanlar, başka hiçbir ışık kaynağı olmadan kitap okuyabileceğimizi bile söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/nordik-ikonlar-fiyortlar/", "text": "Her ne kadar fiyortlar Norveç ile özdeşmiş olsa bile dünyanın başka yerlerinde de görülebiliyor. Örneğin: İzlanda, Alaska, Şili ve Grönland. Ancak 'fjord' kelimesi Norveççe'den türemiş ve ince, uzun ve çok derin ve kenarları çok dik körfez anlamına geliyor. Nefes kesici fiyortları gezebilecek kadar şanslı olanların söylediğine göre neredeyse bir Viking gemisinin yanaşabileceğini bile umabiliyormuşuz. Manzara o kadar güzel yani. Çoğu fiyort inanılmaz derin ve geniş. Hatta fiyortların buzul çağında devasa buzullar tarafından ezildiği bile düşünülüyor. Buzul aşındırması U biçiminde vadileri oluşturduğundan dolayı da çoğu fiyort bu biçimde. Dünyadaki en uzun ikinci fiyort olan Norveç'teki Sognefjord da 1,300 metre derinliğinde. Çoğu fiyordun sığ ağız tarafında kum ve çakıllar vardır. Bu da doğal limanların oluşmasına neden oluyor. Böylece fiyortlara ulaşım daha da kolaylaşıyor. Norveç'te fiyort turizmi epey gelişmiş bir sektör. Ülkenin her yerinde fiyortlar için turlar ve eğitimler düzenleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/nordik-ikonlar-mads-mikkelsen/", "text": "Kadınlar onunla evlenmek istiyor, birçok erkek onun gibi olmak istiyor: Tabii ki,'dünyadaki en seksi erkek', Danimarkalı oyuncu Mads Mikkelsen'den bahsediyoruz. Belki onun başarısının ardında, isminin anlamı 'Tanrının hediyesi' vardır. 1965 doğumlu Mikkelsen bir taksi şoförünün ikinci oğlu olarak Kopenhag'ın Osterbro ilçesinde doğdu. Küçük bir çocukken jimnastikle ilgilenen Mads, İsveç'in Gothenburg şehrinde profosyonel bir dansçı oldu. 30'lu yaşlarına kadar oyunculukla ilgilenmeyen Mads Mikkelsen kariyerinin çıkış noktasını Nicolas Winding Refn'in 'Pusher' adlı filminde yaşadı. Bu filmden sonra Mikkelsen'in kariyeri uçuşa geçti tabii. Coco Chanel & Igor Stravinsky'nin filminde Stravinsky'i, A Royal Affair'da Johann Friedrich Struensee'yi ve Thomas Vinterberg'in Oscar'a aday filmi Jagten'de Lucas karakterini canlandırdı. James Bond'un Casino Royale filminde de Le Chiffre karakteriyle akıllarımıza kazındı. Mads Mikkelsen ayrıca Hannibal Lecter yorumuyla da kitlelerin odak noktası oldu. Mads Mikkelsen ayrıca Danimarka'nın kar gütmeyen organizasyonu 'Refunite'de iyi niyet elçisi olarak görev yapıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/norvecte-doga-binalarin-icine-kadar-girdi/", "text": "Norveçli sanatçı Per Kristian Nygard, Not Red But Green adını verdiği 2014 tarihli çalışması ile Norveç'in yemyeşil doğasını Oslo'daki bu sergi salonuna doldurmuş. Nygard'un bu projesi ile ziyaretçilere, her yöne yayılan ve içerisi ile dışarıyı birbirine karıştıran görüntüsü ile doğanın insan tarafından tamamen ticari bir ürün olarak tüketilmesini sorgutlatmayı amaçlamış. Norveçli sanatçı Per Kristian Nygard, Not Red But Green adını verdiği 2014 tarihli çalışması ile Norveç'in yemyeşil doğasını Oslo'daki bu sergi salonuna doldurmuş. Nygard'un bu projesi ile ziyaretçilere, her yöne yayılan ve içerisi ile dışarıyı birbirine karıştıran görüntüsü ile doğanın insan tarafından tamamen ticari bir ürün olarak tüketilmesini sorgutlatmayı amaçlamış. bu güzeş ülkede bulunmaktan şeref duyarım. bu güzeş ülkede bulunmaktan şeref duyarım."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/ondskan/", "text": "İsveçli yönetmen Mikael Hafström'ün yönettiği Ondskan yazar Jan Guillou'nun aynı adlı otobiyografik romanından uyarlanan bir film. Ondskan, 2004 yılında Oscar'a 'En İyi Yabancı Film' dalında aday da olmuştur. Film yöneten-yönetilen ilişkisini, hiyeraşiyi o kadar başarılı bir şekilde anlatıyor ki film boyunca bir sürü örnekle karşılabiliriz. Erik Ponti sorunlu, sinirli ve belayı kendine çeken bir lise öğrencisidir. Sorunlu bir okul hayatına sahip olan Erik aynı zamanda evde de sürekli üvey babasıyla kavga etmektedir. Babası tarafından sürekli aşağılanmakta ve ondan dayak da yemektedir. Erik'in annesi ise bu duruma pek karşı koyamaz ve Erik'i yatılı okula yollamak zorunda kalırlar. Erik de bir yandan sevinir evden ayrıldığı için fakat Erik'in başı tabii ki beladan kurtulmaz. Erik okulda baskıcı öğretmenlerle karşılaşır. Ayrıca manipülatif bir zorba olan Otto ile de uğraşmak zorunda kalır. Erik de herkese ağzının payını vermek ister. Otto ile sürekli çatışırlar ve olaylar yavaşça daha da büyür. Erik'in yanında olan tek kişi ise oda arkadaşı Pierre'dir. Zamanla okulda sessiz kalanlar da artık Erik'i destekler. Çünkü Erik ezilenleri temsil eder. Bir şekilde 1968 yapımı 'If....' adlı filmle benzerlikler taşıyan Ondskan kesinlikle izlenilmesi gereken İskandinav filmlerinden biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/reykjavik-dans-festivali-gelirinin-yarisini-multecilere-bagisliyor/", "text": "2014'ten beri yılın belli aylarında düzenlenen Reykjavik Dans Festivali bu yıl 19-21 Kasım tarihleri arasında, ve bu festivalin geliri bu sefer gerçekten güzel bir sebebe gidecek. DV adlı İzlandik internet gazetesi, festivalle ilgili yaptığı haberde bu seneki festivalin mülteci konusuna özel olarak vurgu yaptığını belirtmiş. Festival yetkililerin internet sitelerinden yaptığı açıklamaya göre, giriş ücretinden elde edilen gelirin yarısı Lighthouse Refugee Relief adlı oluşuma bağışlanacak. Bu oluşum, şu sıralar Suriyeli mültecilerin ölüm kalım savaşı verdiği görüntülerle gündeme gelen Yunanistan'ın Lesbos adasına faaliyet gösteriyor. Ayrıca İzlandik Kızıl Haçı da festivale katılıyor, Tjarnarbio'ya bir bağış kutusu bile kurmuşlar. Bu kutu sayesinde katılımcılar para ve giyecek yardımı yapabilecekler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/roportaj-gkr/", "text": "21 yaşındaki İzlandalı rapçi GKR, geçtiğimiz günlerde yeni videosu Kahvaltı anlamına gelen Morgunmaturü yayınladı. Biz de hem GKR'ü yakından tanımak, hem de şarkı ve İzlanda'nın en büyük uluslararası ilgi çeken müzik festivali Iceland Airwaves'in onun için nasıl geçtiği hakkında bilgi almak için GKR ile ufak bir röportaj yaptık. Adım Gaukur Gretuson, Reykjavik'in Vesturb r bölgesinde 1994'te doğdum ve halen burada yaşıyorum. Hip-hop müzik yapıyorum ve ayrıca diğer bir sürü türlere de ilgim var. Çok yaratıcıyım ve beni izleyen ve dinleyenlere de bir sürpriz gibi ortaya çıkmayı seviyorum. Şarkı aslında hayatta kesinlikle ne istediğini yapmak ve diğer şeyler hakkında endişelenmemekle ilgili. Genel olarak; geleceğin ellerinde olduğunu bilerek uyandığında kendini daha iyi hissedeceğin, tamamen eskimiş bir şekilde uyanmaktan ziyade en iyisi olmak için düşlediğinin peşinde olmalısın çünkü gerçekten uyanmak istediğin nedenler için uyanmadığını anlatan bir şarkı. Evet kendim yönettim, düzenledim ve renklendirdim. Ama Bjarni Felix Bjarnason yardımcı direktör olarak her şeyin kaydıyla sorumluydu. Hayır, aslında gitmem. Yüzmeye gittiğim zaman yaşadığım yerde olan Vesturb jarlaug'e giderim. Çok eğlenceli ve aynı zamanda çok yorucuydu. Hayatımda hiç bu kadar yoğun olmamıştım. 5 günde 8 konser verdim, bazen konserlerim gece geç saatlerdeydi ve sesimi korumam benim için zorlaştı. Sesimi kaybetmek beni çok endişelendirdi. Bu festivalde ilk kez yer almak benim için bir onur çünkü bu festivale daha önce 2 kez gittim ve bence bütün İzlandalı müzisyenlerin ilk kez Iceland Airwaves'te çalması çok büyük bir adım. Ho99o9 ve Future Brown. İstediğimden çok daha fazla sanatçıyı, Auour, Sophie and Gangly gibi, ama olmadı. Ama benim için her şeyi izlemek zordu çünkü benim tek odaklandığım kendi konserlerimdi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/roportaj-johannes-kuhnke/", "text": "İsveçli yönetmen Ruben Östlund'un yönettiği Turist veya orijinal ismiyle Force Majeure'deki başrol Tomas'a hayat veren Johannes Kuhnke ile biraz sohbet ettik. Film ile ilgili yazımızı da buradan okuyabilirsiniz. -Oyunculuk sektörüne ilk önce tiyatro ile başladın. Peki Force Majeure gibi büyük bir projede nasıl rol aldın? -Johannes: Bence bu işin sorumlusu Ruben'in akıl hocası Kalle. Kalle, İsveç'te çok büyük bir yapımcı. Bu rol için gerçekten birçok kişiyi denediler. Sonra ben Kalle ile tanıştım, bana birkaç öneride bulundu. Saatlerce konuştuk ve rol benim oldu. -Force Majeure'nin hikayesini öğrendiğinde ne düşündün? Karakterin Tomas hakkında nasıl hissettin? -Johannes: Hikaye genel bir bakışla gerçekten harika. Sonra sıra kendi karakterim Tomas'a gelince ona nasıl tahammül edeceğimi düşündüm. İnsanlarda erkekler en iyi dansa sahip olmalı, en iyi sese sahip olmalı, en iyi vücuda sahip olmalı gibi bir algı var. Sanki erkekler süper insanlarmış gibi. Bu yüzden karakterim Tomas hep eleştirildi. Aktris tabii ki en iyi kısımları oynadı, ideal olanları. İnsanlar da filmi seyrederken her şeyi kendi hayatlarıyla bağdaştırdı. Erkekler de en kötü ilan edildi. Filmden önce de birkaç çiftle görüştüm ve hepsi Benim erkeğim asla böyle bir şey yapmaz. demişti. Bu da beni epey korkuttu. -Tomas için kesinlikle ödlek diyebiliriz. Sence neden her şeyi reddetti ve ailesini orada bıraktı? Tomas'ın yerinde olsaydın sen ne yapardın? -Johannes: Bence bu birkaç nedenden dolayı. Öncelikle Tomas imajını mahvetmek istemedi. Tabii ki korkuyordu da. Tomas'ı sevmiyorum çünkü kendi problemleriyle baş etmesini bilmiyor. Kaçıp tüm problemlerin çözüleceğini düşünüyor. Böyle bir şey yok! Bu konuyu çoktan Ebba ile konuşsalardı bu kadar zayıf düşmeyecekti. Dahası Ebba bu konuyu insanların önünde de tartışmaya başladı. Tomas gerçekten zavallı. -Kristofer Hivju en sevdiğim İskandinav aktörlerden birisi. Filmde sizin sahneleriniz de gerçekten çok başarılıydı ve diyaloglar çok keyifliydi. Peki, Kristofer ile çalışmak nasıldı? -Johannes: Kristofer ile çalışmak çok eğlenceliydi! O sete gelene kadar herkes çok depresifti, sonra Kristofer bitmek bilmeyen enerjisiyle geldi ve bizi mutlu etti. O enerji de elbette filme yansıdı. Kristofer seti terk ettiğinde ise yine depresifleştik. Sahip olduğumuz bütün enerji gitmişti. -Filmin sonunda Ebba birden otobüsü terk ediyor. Yani, çocuklarını da terk etmiş oluyor. Sence bu davranışı kasten miydi? Tıpkı Tomas'ın yaptığı gibi. -Johannes: Evet, bu sahne kastendi. Ruben böyle yapmak istedi. İlk Tomas'ı yargıladık, şimdi sıra Ebba'da. Onu da yargıladık. Ama tek bir algı var ki Erkek kahraman olmak için yaratılmıştır. Bu çok yanlış. -Kristofer ile biraz kayak yaptıktan sonra bir yerde dinlendiniz. Etraf karlarla kaplı iken oradaki insanlar ise ince kıyafetler giyiyordu. Bu çok dikkatimi çekti. Alpler'desiniz ve insanlar ince kıyafetler giyiyor. Hatta arkanızda elektrikli ısıtıcı da vardı. Bu sahneler stüdyoda mı çekildi? -Johannes: Haha, bu çok doğru! Çok dikkatlisin. Bu sahneleri Gothenburg'da sıcak bir yaz gününde çektik. Kar makinelerimiz vardı! 🙂 -Ruben ile başka bir projede çalışmak ister miydin? Birlikte yeni projeleriniz var mı? -Johannes: Ruben'in yeni projeleri hakkında tartışıyoruz. Bence o dünyadaki en ilginç yönetmenlerden birisi. Ruben ile yeni bir projede çok çalışmak isterim. Fakat şuan elimizde herhangi bir proje yok. -Biraz klişe olacak ama seni tanımak için bir iki soru sormak istiyorum. Aktör olmaya nasıl karar verdin? Gençken oyunculukla ilgileniyor muydun? Yoksa her şey şans eseri mi ortaya çıktı? -Johannes: Aslında ben müzik okuluna gidiyordum. Hatta birkaç müzik grubum bile vardı. Sonra hayatımın vaziyetine baktım ve müzikten başka neler yapabileceğimi düşündüm. Drama ve müzik eğlenceliydi. En sonunda oyunculuğu seçtim. 2 yıl eğitim için Roma'ya gittim. -Röportaj yaptığımız kişilere hep sorduğumuz bir soru var: En sevdiğin film nedir? Elbette favori Nordik filmini de duymak istiyoruz. -Johannes: En sevdiğim filmi söylemek benim için çok zor, karar vermesi de zor. Ama sanırım David Lynch'in yapıtı Blue Velvet. Çoğu zaman bu filmi izliyorum. En sevdiğim Nordik film ise İzlanda yapımı olan Rams. Palic Film Festivali'nde jüride yer alıyordum. Bu yıl 'En İyi Film Ödülünü' Rams'a vermiştik. -Peki, Nordik müzisyenleri dinliyor musun? En çok dinlediğin isim kim? -Johannes: Evet, tabii ki dinliyorum! Nino Ramsby kesinlikle favorim. Çok başarılı bir müzisyen. -Son sorum. Genelde oyuncuların bir şekilde yolu çekimler için Türkiye'ye düşüyor. Peki sen hiç Türkiye'ye geldin mi? -Johannes: Hayır, henüz hiç yolum düşmedi ama Türkiye'ye gelmek planlarım arasında. 🙂"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/roportaj-tellef-raabe/", "text": "Norveç'in yeni yeteneklerinden bahsetmek bizim de görevimiz. Tellef Raabe de fiyortlar diyarından çıkan yeni yeteneklerden birisi. Alesund'lü olan müzisyenin şarkıları için tercih ettiği albüm kapakları da bir o kadar sanatsal ve sürreal. Biz de durum böyle olunca kendisi ile kısa bir röportaj yaptık! Ayrıca Tellef hakkında daha fazla bilgi için keşif yazımızı okuyabilirsin! Tellef: Hei! Türkiye'den bir blog ile röportaj gerçekten çok hoş. Benim de Türkiye'den bir arkadaşım var. Selam Leyla! Tellef: 14 yaşımdayken sinirli punk şarkıları yazmaya başladım. Galler'e taşınınca birkaç yıl sonra akustik gitarımla denemeler yaptım. Hiç müzik eğitimi almadım, bunun okuluna gitmedim. Ama hep müzikle ilgilendim. Her şey kendi ilgimden ibaret. Tellef: Sanırım yazdığım en depresif şarkı sözü dear Aphrodite. Bu da epey eğlenceli bir şarkı, değil mi? Pop müzik yapmadığım zamanlar deneysel müzikle ilgilenmeye çalışıyorum. Bu da daha depresif olabiliyor. Bazense deneysel müzik beni daha mutlu edebiliyor. Şuan ilk albümün üzerinde çalışıyorsun. Herhangi bir sürpriz bizi bekliyor mu? Albümün için çok heyecanlıyım! Tellef: EVET! Bir sürü sürpriz var. Hareketli, cazip pop şarkılar, psych folk, kraut tekno, jazz akorları ve post rock prodüksüyon. Kulağa biraz garip geliyor, kesinlikle, ama bence harika! Tellef: Çağdaş sanatla epey ilgileniyorum. Maalesef kendim resim konusunda epey yeteneksizim. Arkadaşım Bendikte Olsen bütün coverlarımı yaratan kişi. Tellef: Şuan kardeşimle birlikte yaşıyoruz ve sürekli takılıyoruz. İkimizin de ayrı grupları var ama birlikte akustik işler yaptığımız da oluyor. Onunla çalmayı çok seviyorum. Tellef: YAA, KARAR VERMESİ ÇOK ZOR! Şöyle cevap vereceğim: 12 Angry Men, ama Chinatown ya da Midnight Cowboy da olabilir. Dead Man ya da Waltz with Bashir de. Bence hepsini cevabım olarak kabul et. 🙂 Tamam, şimdi susacağım. En iyi Norveç filmi kesinlikle Oslo, 31. August. En iyi İsveç filmi Four Shades of Brown ve en iyi Dan filmi ise Melancholia. Tellef:Yeni keşfettiğim... The Away Days'i keşfettim! Gerçi Türkiye'de epey ünlü bir grup olsa gerek. Gerçekten çok çok iyiler! Şuan Your Colourı kendi kendime mırıldanıyorum. Tellef: Arkadaşlarım, Chain Wallet! Onlar etraftaki en iyi Shade'y band. Ayrıca Şuan Dünyadaki En İyi Albüm Are You Alone? ve Majical Cloudz imzası taşıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/sigur-ros-geri-donuyor/", "text": "İzlanda'nın nevi şahsına münhasır müzik oluşumu Sigur Ros resmen geri döndü! En son 2013 yılında çıkardıkları 'Kveikur' adlı albümden sonra uzun süre sessizliğini koruyan grup bugün 2016 yılında bir Avrupa turnesi yapacağını duyurdu. İnternet sitelerine bir not düşerek bu haberi yayınlayan Sigur Ros: Yeni ve hiç yayınlanmamış parçaları çalacaklarını, bunun ilginç bir deneyim olacağını söylüyor. Bazı parçalarda ise birkaç değişiklik yaptıklarından bahsediyor. Bir zamanlar bu adamın sesini daha çok beğenirdim. Uzun yıllardır, bu kadar güzel bir sesi dinlememiştim. Keşke daha önce bu şahane eseri keşfedebilseydim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/sigur-ros-heima/", "text": "Uzun bir aradan sonra Avrupa turnesine çıkacaklarının ve yeni şarkılar çalacaklarının haberini yayınlayan Sigur Ros, 2007 yılında İzlanda'nın muhteşem doğasında verdikleri konserleri kayıt altına alarak bir belgesel yayınlamışlardı. Heima. Evde anlamına gelen bu sözcük, belgeselin amacını birebir tanımlıyor. Hızlı bir yükseliş yaşayan ve dünya çapında tanınan grup bunun getirdiği popülaritenin kendilerine zarar verdiklerini düşünüp Ev'e yani İzlanda'ya dönerek haberleri duyurulmamış konserler veriyorlar. Biz de doğa ve müziğin büyüsüne kapılıp, hipnoz bir halde izliyoruz bu belgeseli. Yönetmen koltuğunda Dean DeBlois'in oturduğu, doğa ve konser görüntülerinin haricinde grup üyelerinden Jon Birgisson, Georg Holm ve Orri Pall Dyrason'ın konuşmalarının bulunduğu kurgu açısından kusursuz olan bu yapım, içinde ilginç hikayeleri de barındırıyor. Yaptıkları müziğe doğanın nasıl yardımcı olduğu, yarattığı akustik havanın etkisi, taşlarla kromatik marimba yapımı gibi bir çok doğasal olayları bizlere sunuyor. Ayrıca alüminyum çıkarmak uğruna Karahnjukar'daki baraja dokunulmasına karşı Sn fell'deki protesto kampına katılan Jonsi, İzlanda'nın doğasını yeteri kadar koruyamadıklarını ve İzlanda'nın bir para kaynağı olarak görülmesinden dolayı rahatsızlıklarını da belli ediyor ve bunun için Karahnjukar'da da bir konser veriyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/yeni-video-aurora-half-the-world-away/", "text": "Geçtiğimiz günlerde John Lewis'in noel reklam filmi için Oasis'in Half the World Away parçasını coverlamıştı. Daha sonra NME, NPR gibi birçok farklı yerde haber yapılan Aurora şimdi ise İngiltere başta olmak üzere farklı listelerde bu hafta sıralamalarda ilk 10'da yer aldı. Parçanın Aurora versiyonu çok fazla eleştri alsa da Aurora'nın geleceği için çok önemli bir adım oldu. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/11/yonetmen-aki-kaurismaki/", "text": "Bir gün boş bir birahanenin önünden geçerken, soluk benizli düşünceli bir adamın sigara içtiğini gördüğünüzde ya da otobüste öylece giderken canınız bir Aki Kaurismaki filmi izlemek isteyebilir ve izledikten sonra hayatınızdaki bir boşluğun dolduğunu hissedebilirsiniz. Finlandiya sinemasının bilindik ismi Aki, kardeşiyle başlayıp daha sonra tek başına devam ettirdiği yönetmenlik hayatı boyunca İskandinavya'nın bilhassa Helsinki'nin soğuk ve karlı havasını bizlere taşımış, orada yaşama isteği uyandıran birçok görüntüyle bizleri buluşturmuştur. Filmlerinde sigara ve bira ikilisini birbirinden ayırmayan, diyalogların azlığı dolayısıyla mimiklerin etkili kullanımını sağlayan, duyguları açıkça göstermeden hissettirmeye odaklı olan bir yönetmendir Aki. Oyuncu seçimlerinde de titiz davranır ve birçok filminde Markku Peltola, Kati Ouitinen, Matti Pellonpaa ve Andre Wilms ile birlikte çalışmıştır. Minimalist tavrıyla ortaya çıkan yönetmen, Finlandiya Üçlemesi'yle isminden bolca söz ettirmiş; Mies Vailla Menneisyytta filmiyle Cannes Film Festivali'nde Büyük Ödülü kazanmıştır. Bu filmin üçlemenin diğer iki filmi Laitakaupungin Valot ve Kauas Pilvet Karkaavat ile ortak noktaları ise büyük ölçüde Helsinki'dir. Ayrıca orta sınıftan oluşturduğu karakterlerinin dibi görüşünden sonra yükselişlerini de etkili bir şekilde ele alır bu filmlerde. Ayrıca Kaurismaki için önemli olan ruha dokunmaktır. Sette birasını içerek yaptığı bir röportajda sevdiği filmler sorulduğunda Tokyo Story ve Only Angels Have Wings filmlerini söylemiş ve bu filmlerin olmasının nedenini de Because they are touching to me. Me and my small and poor soul. cümleleriyle açıklamış. Filmlerinde sade ve durağan görseller barındıran bu yönetmen durumları bazen sistemsel ve politik meselelerin getirdiği şanssızlıkla, bazen iyi ve kötü karşıtlığında ki iyi ve kötü de burada sakin ve donuktur-, bazen ironi yoluyla ve bazen de en etkili olduğunu düşündüğüm mizah yoluyla yapar. İsveçli yönetmen Roy Andersson ve Norveçli yönetmen Bent Hamer'ın da yaptığı gibi ve benzerlik gösterdiği; sakinlik, soğukkanlılık içinde baş gösteren mizah duygusu her zaman seyirciyi etkilemiştir. Erdemli oluşuyla da isminden söz ettiren, nadir görebileceğimiz dik ve emin bir duruşu olan Aki, davetli olduğu New York film festivaline gitmemiş ve nedeni de İranlı yönetmen Abbas Kiyarüstemi'ye İranlı olduğu için vize verilmemesidir. Orada yerinin olmadığını söyleyip, üstelik bizde petrol de yok! sözüyle mizahını konuşturmuş ve gönüllerimize taht kurmuştur. Müzik konusunda bilge bir adam olduğunu, The Renegades'in gelmiş geçmiş en büyük hayranı olduğunu da söyleyebiliriz, zira her filminde The Renegades'i dinleterek duygularımıza duygu katmıştır bu adam! Diyeceğim odur ki, filmlerini izlemekten sıkılmayacak ve bir insan olarak da Aki'yi çok seveceksinizdir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/2o16da-kimleri-dinlemeli/", "text": "Rüya gibi geçen bir 2015'in ardından artık 2016'da kimler çok konuşulacak, dünya basınında sık sık yer alacak ve playlistlerin vazgeçilmezleri olacak listeleme vakti geldi. Daha önce 2O15'te Kimleri Dinlemeli? listemizde derlediğimiz gruplar gözümüzün önünde tüm dünyada bilinirlik kazandılar. Özellikle Seinabo Sey, Aurora, Moonbabies ve Yung Lean'in önlenemeyen yükselişi tüm dünya basınında yer aldı. Grupları herkesten önce keşfedip before it was cool demeyi seviyorsanız doğru yerdesiniz. Çünkü gördüğümüz üzere geçtiğimiz sene 2015'te Ne Dinlemeli listemizdeki çoğu sanatçı, 2016 Spotlight listelerini süslemiş. Biz biraz erken davranmış olduk. İskandinav elektronik-pop müziğin 2015'teki yükselişini, 2016'da Elias, Siv Jakobsen gibi daha vokal odaklı parçalar yapan sanatçılar ve Nordik rap devralacak gibi duruyor! 2016'da Kimleri Dinlemeli? Spotfiy playlistini takip etmeyi unutmayın! Muhtemelen 2016'da dinleyeceğimiz en iyi seslerden birisi Elias olacak. Stockholmlü sanatçının Mart ayında SXSW katılımıyla tüm dünyada tanınır hale geleceği de kesin gibi gözüküyor, ve 2016'da ismini çok duyacağınıza da eminiz! Tüm şarkıları harika olan albümler listelerine girmesi gereken bir albüme sahip olduğu için hangi şarkısını ekleyeceğimize karar veremedik. O nedenle en sevdiğimiz iki şarkısını da ekledik! Siv Jakobsen şimdiden indie folk'un en önde gelen isimlerinden biri oldu. Ane Brun, Damien Rice, Joni Mitchell gibi ünlü isimlerden etkilendi. Ayrıca Siv çok yakın arkadaşı Moddi ve Einar Stray ile de sık sık anıldı. Nordic Music Review tarafından Vokal tamamen kişisel, kusursuz gibi övgü dolu sözlerle bağdaştırıldı. İlk single'ı 'How We Used To Love' ile kitlelerin de kalbini fethetti. Lokumu çok sevdiğini sürekli belirten Tellef'in sesi de lokum gibi! Alesundlü olan müzisyenin şarkıları için tercih ettiği albüm kapakları da bir o kadar sanatsal ve sürreal. Joy Division, Majical Clouds, Neil Young gibi ünlü isimlerden etkilenen Tellef Raabe şiirsel anlatımıyla sanki bizlere hikayeler anlatmak istiyor gibi. Raabe, karanlık ve yumuşak seslerden oluşan müziğiyle filmler için de besteler yapıyor. Kai Gundelach uzun yıllar boyunca en büyük zevki yatak odasında minimal elektronik sesler üzerine söz yazmak olan bir DJ iken, 2015 yılında Joel Ford'un da desteği ile DJ'liği bırakıp Alone in the Night adını verdiği ilk single'ını yayınladı. Şarkı İskandinavya'da o kadar çok sevildi ki çok hızlı bir şekilde 1 milyon dinlenme bariyerini aştı ve Gundelach'ı kuzeyin farklı şehirlerinde tura çıkardı. Gundelach geçtiğimiz günlerde ise Spiders adını verdiği ikinci single'ını yayınladı. Norveç'in en heyecan verici yeni yeteneklerinden birisi olan Gundelach bu gidişle hızla tüm dünyada bilinirliğini arttıracak. Ulfur Ulfur, İzlanda'nın en ünlü rap grubu. Bu sıralar Spotify Haftalık Keşif playlistlerinizde sıkça karşılaşmanızın sebebi ise ünlerinin yavaş yavaş tüm dünyaya yayılıyor olması. Son olarak Iceland Airwaves'te sahne aldıktan sonra adlarından söz ettiren Ulfur Ulfur aynı zamanda Nordik Simit'in uzun zamandır favorisi. 2014'ten beri büyük bir çıkış yapmasını beklediğimiz Bendik ile ilgili neden hiç video çekmiyor sorusunu sorduğumuzda her şeyin en iyisini yapmak istiyor, o nedenle bekliyordu ama artık hazır gibi bir cevap aldık. 2016'da harika bir video ile karşımıza çıkacak Bendik, tüm gözler Norveç'e çevrilmişken 2016'da herkesin ilgisini çekebilir! E Aurora zaten ünlü değil mi? Ünlü ama herkes listelerine ekliyor. Sürüye uymak istedik. Bir de çok seviyoruz alakalı alakasız her listeye koyduk. Aslında favori parçalarımızdan birisi olan fakat Nordik değil diye paylaşamadığımız Ry X'in Berlin parçasına cover aslen İsveçli olan ama bu sıralar Berlin'de yaşayan Adna'dan geldi! Adna Berlin'deki hayatından çok memnun kalmış olacak ki Berlin için yazılmış en iyi şarkılardan birini coverlamış. Bu şarkıyı muhtemelen daha önce duydunuz ama kim olduğunu bilmiyordunuz. Bu ay yayınladığı ilk EP'sinden Tired of Talkin parçasının hit olmasına çok az kaldı! Google'ın bile varlığına pek inanmadığı İsveçli Amason, folk-pop tarzında müzikle uğraşan ve üyelerinin arasında ismini Bob Dylan şarkısından alan Idiot Wind, Dungen grubunun üyelerinden Gustav Ejstes ve dünyaca ünlü isimlerle beraber çalışmış ikili Bloodshy & Avant'ın Avant'ı Pontus Winnberg bulunuyor. Nordik rap'in önlenemez yükselişinden bahsettiğimizi hatırlıyor musunuz? 2016 yılında Kuzey'den agresif ritimleri çok fazla duyacağız. İskandinavya'da rap sektörünü domine eden İsveç'in son silahı Cherrie, Tabanja çok hızlı bir yükseliş yakaladı. Atrid S henüz 16 yaşında katıldığı Pop Idol yarışmasından tam 2 sene bugün Norveç'in en çok konuşulan şarkıcılarından birisi! Ayrıca geçtiğimiz hafta düzenlenen MTV Avrupa Müzik Ödülleri'nde En İyi Norveçli Sanatçı seçildi! İskandinavya adını sıkça duyacağımız yeni bir indie pop sanatçısına daha ev sahipliği yapıyor. Daha önce Leif & The Future grubundan tanıdığımız Leif solo projesi Boys Who Want Love ile adından çok söz ettirecek. Diplo gibi bir çok müzisyenin ön grubu olarak çıkan Leif'in her an bir parti başlatabilecek yeni albümü ise yakında yayınlanacak. Ayrıca kendisi ilginç bir şekilde Orhan Pamuk'tan ilham aldığını söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/5521/", "text": "Zeus'un başından çıkan Athena gibi edebiyat dünyasında birden ortaya çıkıp çiçek gibi açılan, onun kadar olağanüstü yetenekli bir yazarla karşılaşmak çok nadir, neredeyse hiç duyulmamıştır. Ama olağanüstü zamanlarda yaşıyoruz ve Karin Tidbeck'le çağımızın hak ettiği sanatçıya kavuşmuşa benziyoruz. Büyük hayalperest Lord Dunsany yüz yıl önce, bildiğimizin ötesindeki dünyayı yazdı. Yirmi birinci yüzyılın başlarında baskın popüler edebi form olan fantazyanın yükselişiyle birlikte, dünyanın gittikçe burjuvalaştığını, metalaştığını ve ana akıma kapıldığını gördük. Lafı dolandırmadan, spekülatif kurgu söz konusu olduğunda, artık beni şaşırtacak fazla bir şey kalmadığını söylemeliyim. Zeplin gibi aklımı başımdan alan ya da ne kadar ne kadar tuhaf, güzel ve akıldan çıkmayan öykülerden oluştuğunu kelimelerle ifade edemediğim bir kitabı en son ne zaman okuduğumu hatırlamıyorum. Elbette Tidbeck'in edebiyat camiasında ortaya çıkışı göründüğü kadar aniden olmadı. Tidbeck on yıldır öyküler yayınlıyor ve burada yer alan öykülerin pek çoğu önce Vem ar Arvid Pekon? kitabında toplanarak anadili İsveççede yayınlandı. Bu öykülerin bazılarının İngilizce tercümeleri, ABD ve Britanya'da yayınlanan dergilerde ve antolojilerde yer aldı. 2010'da, bu alanda güçlü birer kalem haline gelen yazarların uzun zamandır tecrübe sahası olan prestijli Clarion Yazarlar Atölyesi'ne katıldı. Tidbeck ayrıca, İsveç Yazarlar Fonu'ndan burs kazanan pek az fantazya yazarından biri. İlk romanı bu yıl İsveç'te yayınlandı. Yine de böylesi çarpıcı metinlerin aldatıcı bir şekilde incecik bir kitapta bulunmasında hayrete şayan bir durum var. Hararetli yoğunluğu ve ayrıksı duran mesafeli etkisiyle, Tidbeck'in eserleri zaman zaman James M. Tiptree Jr.'ı hatırlatıyor; özellikle de Teyzeler ve Jagannath Tiptree'nin klasik yaratık bilinci tasvirlerini akla getiriyor. Muğlak bir durum, sahipsiz bir ülke olan alacakaranlıkta çok zamanımız geçiyor. Işığın tekinsiz ve melankolik bir niteliği var. Zannediyorum bu hal benim yazdıklarıma da sızdı; hem tekinsizlik ve melankoli duygusuyla hem de güneşin dönmeyi bıraktığı başka bir dünyaya adım atma hissiyle. Bu muğlak sınırları aşma duygusu, Zeplin' bütün öykülerde görülebiliyor; bu öyküler halk hikayelerinden fantazyaya, büyülü gerçekliğe, bilimkurguya ve Pyrette, hayali bir yaratığın Borgesvari taksonomisine kadar uzanıyor. Bu öykülerin çoğu rahatsız edici; aynı zamanda kara mizah içeriyor ve gerçekten çok tuhaf; en azından Amerikalıların hassasiyetine göre öyle. Tidbeck, bildiğimizi sandığımız dünyadan güçlü bir kopuş duygusu yaratmakta, akla hayale sığmaz çok sayıda şeyin ortaya çıkabildiği bir yarığa bizi yönlendirmede büyük usta Robert Aickman'la aynı yeteneği paylaşıyor. Tidbeck'in öykülerinde her şeyden çok, belirgin bir yitiklik duygusu var: sevilenlerin ; geçen zamanın; tam da karakterlerin içinde yaşadığı dünyanın bilgisinin yitirilmesi duygusu. Benzer şekilde, Karin Tidbeck de bu öyküleri okurlar onları sevebilsin diye yazmış. Ben kesinlikle sevdim. Ve zannederim siz de seveceksiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/5675/", "text": "Norveçli şarkıcı ve söz yazarı Thomas Dybdahl, 10 Aralık'ta Salon'da. Thomas Dybdahl, Quadraphonics'in gitaristi olarak müzikal yolculuğuna çıktı, ilk albümü That Great October Sound ile sayısız övgü topladı. Nick Drake, Jeff Buckley gibi efsanevi isimlerle karşılaştırıldı, Jaga Jazzist ile The National Bank projesinde çalıştı. Avrupa festivallerinin favorisi En Soap filmine verdiği Damn Heart adlı şarkıyla dikkatleri üzerine topladı. Tori Amos'a turnesinde açılış grubu olarak eşlik etti, Morcheeba'nın Dive Deep albümüne üç şarkıda vokalleriyle eşlik etti. İskandinav dinginliğini Haliç sahiline getirmek üzere yarın Salon'da."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/adnadan-berlin-mekan-rehberi/", "text": "Heyecanla başladığımız, Nordik sanatçılara yaşadıkları şehirlerdeki favori mekanları sorduğumuz mekan rehberinin ilk konuğu Adna oldu! 2016'da en çok dinleyeceğimiz Nordik sanatçılar listesine eklediğimiz Adna, çalışmalarına yeni bir soluk getirmek için İsveç'ten Berlin'e taşınmış. Fırsat bu fırsat biz de bir dünya başkenti olan ve aynı zamanda Avrupa'nın en önemli sanat şehirlerinden biri olan Berlin için Adna'ya en sevdiği mekanları sorduk. Yerel Vietnam restoranı; From Hanoi With Love. Ben ve bütün arkadaşlarım burayı çok seviyoruz. Ev arkadaşım Linn ile ne zaman yemek yapma modunda olmasak soluğu hep burada alıyoruz. Twinpigs. Bu mekan dışında başka yere gitmiyorum bile denilebilir, hem evime çok yakın hem de sohbet etmek için her zaman tanıdık birileri oluyor. Cafe Vux, çünkü tamamen vegan ve çok sıcak bir ortam. Ayrıca en iyi kapuçinoları yapıyorlar. Daha önce Volksbühne'de Nils Frahm'ı ve Admiralspalast'ta Lykke Li'yi dinlemiştim. İki mekan da müzik seçimleri ve sahnesi ile efsane ve çok tatlı. Müzik dinlerken bir köşeye oturup sahnede olan bitene odaklanmayı çok seviyorum. Batı Berlin'deki Grunewald ormanı çok güzel. Ne zaman bir iki saatliğine her şeyden uzak kalmak istesem oraya gidiyorum. Genelde rastgele ikinci el dükkanlarına gidiyorum ya da internetten sipariş ediyorum. Ama Spacehall yeni albümler keşfetmek için gidilebilecek en iyi dükkanlardan birisi. Weekday gittiğim tek butik. Ama butik haricinde, çok yetenekli arkadaşım Julia Kjelsson'a da uğruyorum, harika işler çıkarıyor. Çok date insanı değilim, o nedenle bi tarafın evinde yemek fikrini öneririm. Süslü restoranlara göre hem daha rahat, hem de karşı tarafı tanımak için daha iyi bir yol. Şehirde yürümek ya da bisiklet sürmek. Neukölln'den Kreuzberg'e oradan da Friedrichshain'e. İnsanları izlemeyi, kendime vakit ayırmayı çok seviyorum. Tempelhof, eski havalimanı. Şuan kocaman yeşil bir alan. Sessizce ya da iyi podcastler dinleyerek. Bazı günlerime böyle başlıyorum. Yatağımı çok seviyorum, cevabım her zaman kendi yatağım. Neukölln Arcade'nin terasında bulunan Klunkerkranich. İşte manzara diyebileceğin bir yer. Tüm şehir ayaklarının altında. Sıkıcı cevap için özür dilerim ama hemen köşemdeki Bio Company Market demek zorudnayım. Çünkü özellikle vegan yemekler yapmayı çok seviyorum. Saatlerimi sadece raflara bakarak ve ilham alarak markette geçirebilirim. Bu aynı zamanda stres atma yöntemlerimden birisi ve bir şekilde yaratıcılığımı ön plana çıkarıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/amiina-ve-olof-arnalds-istanbula-geliyor/", "text": "Sigur Ros'un yaylı dörtlüsü olarak ünlenip sonradan kendi çalışmalarına devam eden Amiina, 17 Şubat akşamı Babylon Bomonti'de olacak! Ayrıca Babylon Bomonti'ye 6 Nisan'da yine İzlandalı olan Olöf Arnalds da geliyor! Hildur Ars lsdottir, Edda Run Olafsdottir, Maria Huld Markan Sigfusdottir, Solrun Sumarlioadott, Magnus Trygvason Eliassen ve Kippi Kaninus'dan oluşan 6 kişilik kadro, sahnede yaylılardan tuşlulara kadar birçok enstrümana yer veriyor. İzlandalı post-rock grubu Sigur Ros'un performanslarına eşlik ederek adlarından söz ettiren Amiina, 2004'te yayınladıkları Animamina EP'leri ile bağımsız projelerine imzalarını attı. 2007 yılında kendi plak şirketleri Blaskjar etiketiyle yayınladıkları çıkış albümleri Kurrla tüm dünyada tanınan grup 2009'da Re Mionore EP'sini ve 2010'da adından çok fazla söz ettiren Puzzle albümlerini yayınladı. Amiina ile Babylon Bomonti'de minimalistik folk dokunuşları ve çağdaş klasik müzik esintilerini bir arada getirecekleri gecede kuzey rüzgarları estirecek. Mum'un turne ekibinde 5 yıl yer aldıktan sonra solo kariyerine başlayan Olöf Arnalds, yayınladığı dört albüm ile İzlanda folk müzik camiasının önemli isimlerinden biri oldu. Klasik müzik, kompozisyon ve keman üzerine eğitim alan Olöf Arnalds ilk kez tamamını İngilizce olarak yayınladığı Sudden Elevation albümünden sonra geniş kitlelere ulaştı. Blonde Redhead, Björk, Jose Gonzales ile turneye çıkan Olöf Arnalds, son albümü Palmenin turnesi kapsamında hiç bitmesin diyeceğiniz bir performans ile Babylon Bomonti sahnesine konuk oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/audurun-reykjavik-rehberi/", "text": "Auounn Luthersson, 22 yaşında, İzlandalı bağımsız bir sanatçı. Çok genç yaşında başladığı müzik kariyerine ek olarak, 4500'den fazla katılımcı arasından sıyrılarak Red Bull Music Academy'nin bir parçası oldu. Genç sanatçı bizim için Reykjavik'te en sevdiği mekanları seçti. Ayrıca eğer Reykyavik'te ona rastlarsanız size bir içecek ısmarlayacak! Kendisini sosyal medya hesaplarından takip etmeyi unutmayın! İzlanda'da alkol çok pahalı. O nedenle havalimanında duty-free'den stok yapıp, AirBnb'den tuttuğunuz evde sarhoş olun. Prikio. Reykjavik'teki en iyi hip-hop kulübü. Arada bir DJ olarak sahne alıyorum, eğer bir gün gelip bana bu rehberi gösterirseniz size bira ısmarlarım. Sonra siz de bana bir tane ısmarlarsınız. Sarhoş olduğumuzda içimde hissettiğim boşluğu anlatırım, daha sonra da evlenir Marmaris'e taşınırız. Harpan. Modern sanatçıları harika akustiği ile cezbediyor. Ama genelde yaşlı insanlar ve opera gösterileri ile dolu oluyor. Güney bölgesine bisiklet ya da araba yolculuğu. Lucky Records ve Smekkleysa'da birçok yerel müzikler keşfedilebilir. Jör biraz pahalı ama harika kıyafetleri var. Çok iyi bir tasarımcı. Esjan'a tırmanın. Şehir merkezinden sadece 20 dakika uzaklıkta ve çok iyi bir manzarası var. Bu konuda kendi başınızın çağresine bakmanız gerek. Ben sadece ses dalgaları üreterek yaşıyorum. Hallgrimskirkja. Reykjavik'in en büyük kilisesinin kulesi harika bir manzaraya sahip. Ayrıca kilisenin lobisine de uğrayın, orada bir zamanlar 'crush'ım olan bir sarışın kadın var. İki harika manzara. Bio Paradis. Klasiklerin yanında düşük bütçeli, harika bağımsız filmler gösteriyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/aurora-nobel-baris-odulu-konseri/", "text": "Dün gece canlı yayınlanan ve tüm dünyayı büyüleyen Nobel Barış Ödülü Konseri'nden canlı performanslar yayınlandı! En çok beklenen performanslardan birisi olan Aurora da konserin en heyecanlı isimlerinden birisiydi. Son günlerde zaten adını dünya çapında okunan NME, Idolator sitelerde sıkça görür olduğumuz Aurora, tüm dünyada canlı olarak yayınlanan ve ilgi ile izlenen Nobel Barış Ödülü Konseri performansı ile ününe ün kattı! Konser başlamadan önce sadece YouTube izleyicilerine özel akustik olarak Murder Song söyleyen Aurora, konserde toplam üç şarkı çaldı. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/auroranin-yeni-albumu-icin-sarki-listesini-yayinladi/", "text": "Adını artık her gün duyduğumuz Aurora, Mart ayında yayınlayacağı albümünün kapağını ve şarkı listesini yayınladı. All My Demons Greeting Me As A Friend adını verdiği albüm ile 2015'te yakaladığı başarısını 2016'da kat kat arttıracak olan Aurora'nın, albümün deluxe versiyonu için yayınladığı şarkı lisesinde yeni şarkıların dışında daha önce canlı performanslarını izlediğimiz Conqueror gibi şarkılar da bulunuyor. Ayrıca albüm, çok özel ve sınırlı sayıda üretilen paketler halinde ön siparişe açık!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/bjork-cahil-politikacilar-daglik-bolgeleri-yok-etmek-istiyor/", "text": "Daha önce Nordik Simit'te, İzlanda'nın doğasını korumak amaçlı tüm dünyayı harekete geçirmek için yaptığı çağrıyı yayınlamıştık. Videoyu yayınladığı günden bugüne, Björk'ün iklim değişikliğiyle mücadele ve İzlanda'nın doğasının korunması ile ilgili açıklamalarına sıkça rastladık. Bunlardan en yenisi ise Sky News'a telefonla bağlanarak yaptığı sanayileşme, iklim değişikliği ve Protect The Park kampanyası ile ilgili yaptığı açıklamalar. Daha geniş çapta bir çevresel mücadele konusunda umutlu olduğunu söyleyen Björk, şunları da söyledi: Bence buna inanan yeteri kadar insana ve bu değişimi gerçekleştirmek için gerekli olan bilgiye ve çevreci teknolojiye de sahibiz yani doğa, teknoloji ve insanlık bir arada yaşayabilir. Ama esas zor olan bu değişimi gerçekleştirmek, ve bu değişim hep bürokrasi engeline takılıyor gibi görünüyor. Yazdığım bestelerin çoğunu dağlık bölgelerde yaptığım geziler sırasında yazdım, ve burayı sahibine geri vermem gerekiyormuş gibi hissettim. İzlandalıların %80'i dağlık bölgelere dokunulmaması gerektiğini düşünüyor ve ulusal park istiyorlar... Azınlıkta kalan 'cahil' politikacılar -özellikle başbakan ve maliye bakanı- dağlık bölgeyi yok etmeye çalışıyor. Kendimi İzlanda'nın nasılsa öyle kalmasını isteyen bütün İzlandalıların sözcüsü gibi hissediyorum. Yayında Björk'le yapılan telefon bağlantısının tamamını buradan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/fallulahin-kopenhag-rehberi/", "text": "Yeni Şehir Rehberleri serimiz için ikinci soru/cevabızı, Danimarka'nın en tatlı insanlarından birisi olan Fallulah'a ile Kopenhag'daki en sevdiği mekanları üzerine yaptık. 2016'da yeni albümünü yayınlayacak olan Fallulah, geçtiğimiz günlerde üç yeni şarkı yayınlamıştı. İskandinavya'nın en güzel şehirlerinden birisi olan Kopenhag'a gitme planları yapanlar için çok başarılı bir rehber olacağını düşündüğümüz yazımızı okurken, Fallulah şarkıları dinlemeyi unutmayın! Ayrıca hiç eskimeyen hiti Give Us A Little Love'ı da hatırlamakta fayda var. Kopenhag'da çok fazla güzel yemek var, o nedenle seçmek çok zor. Geçenlerde içinde tüm dünyadan farklı yemekler satan kamyonetler ile dolu yemek severlerin Mekke'si gibi bir mekan açıldı. Papiroen'de, suyun kenarında, kocaman bir hangarın içinde. Nyhavn'dan yürüyerek ya da deniz taksisi ile kolayca ulaşılabiliyor. Ayrıca bazen canlı müzik ve bit pazarı da oluyor. En sevdiğim barların hepsi sanki Mad Men'den bir sahneymiş gibi. Kokteylleri, koyu akşabı ve şömineleri çok seviyorum. Bu ruhu yaşamak için de Vesterbrogade'deki Lidkoeb'i ve Gammel Strand'daki Ruby's'i öneririm. Tüm şehir küçük kahve dükkanları ile dolup taşıyor. Ben de büyük kahve zincirleri yerine Torvehallerne'daki Kent Kaffe Laboratorium ya da Coffee Collective gibi yerel dükkanlara gitmeyi tercih ediyorum. Torvehallerne, Norreport istasyonunun ordaki kapalı yemek pazarımız. Mutlaka ziyaret edilmeli. Yazları dışarıda caz çalarken, insanlar şampanya barında keyif çıkarıyorlar. Direk olarak et paketleme bölgesi olan Kodbyen'e gidilmeli. Orada birçok popüler kulüp ve restoran bulabilirsiniz. Şehrin gençleri de genelde dans etmeye buraya gider. Canlı müzik için en sevdiğim sahne Vega. Danimarkalı veya uluslararası harika grupları getiriyorlar. 50'lerden kalma orjinal iç mekanını çok iyi korumuşlar ve akustik harika. Botanik bahçe, şehrin gizli cevheri gibi. Şehir merkezinde olduğu halde, orda yürüyüşe çıktığınızda başkentin yoğun hayatını unutuyorsunuz. Kocaman cam seralar çok güzel ve görülmeye değer çok farklı bitkiler var. Vesterbro'da efsanevi denilebilecek Sort Kaffe og Vinyl. Direk çevirisi kara kahve ve plak, ve sahibi gerçek bir duayen. Plaklara merakınız varsa, çok hoş küçük bir mekan. Çok iyi Dan markalarımız var, sürekli alışveriş yapmadan durmak çok zor. Önerilerim; WoodWood, Ganni, Baum und Pferdgarten, Bruuns Bazaar, Stine Goya, Soulland. Eğer içinde her şeyin bulunduğu alışveriş merkezi gibi bir mekana gitmek isterseniz de Illum ya da Magasin. Danimarka havasına göre değişir. Eğer sanatlı bir buluşma olsun istiyorsanız, harika çağdaş sanatlar müzesi Louisiana; Kopenhag şehir merkezine tren ile 30 dakika uzaklıkta. Çok küçük, sessiz, tatlı bir şehirde. Eğer hava biraz daha soğuksa; küçük bir dükkana gidip bira içerdim. Sanıırm bugünlerde gençlerin yaptığı da bu haha. Filmleri çok seviyorum ve gerçekten onlardan ilham alabiliyorum. O nedenle Norrebro'daki Empire sinemasına giderdim. Kopenhag çok küçük, muhtemelen merkezdeki her yere yürüyebilirsiniz. Ama yerellerin yaptığı bir şey olarak, elinde iyi bir kahve ile Soerne'da 4 göl arasında dolaşmak. Kopenhag insanlarının hepsi içmekan konusunda çok yetenekli ve hepsinin çok güzel evleri var. Eğer bir Kopenhaglı gibi uyumak isterseniz, tercih ettiğiniz bir bölgede AirBnb'den bir oda bakmanızı öneririm. Otel istiyorsanız da küçük otel zinciri Guldsmeden'i öneririm. Lüks ve samimi bir ortamı var ve yemekleri de organik. Tivoli Bahçeleri'nde Det Gyldne Tarn'a binmek, 9 saniye boyunca harika bir şehir manzarası sunuyor; taa ki çılgınca aşağı düşmeye başlayana kadar. Fakat daha turistik ve sıcak bir şey isterseniz, kanallarda tekne ile gezmeyi önerebilirim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/i-rymden-finns-inga-kanslor/", "text": "İsveçli yönetmen Andreas Öhman'ın ilk uzun metraj filmi olan I Rymden Finns Inga Kanslor, Türkçe ismiyle Aşkın Formülü Yok, alıştığımız İskandinav sinemasının dışına çıkıp, bizi rengarenk ve sıcacık görüntülerle buluşturan bir film. Kuzey Avrupa sinemasından çok Amerikan filmlerinden esintiler taşıyan film İsveç'in Oscar En İyi Yabancı Film Adayı da olmuştu üstelik. Asperger Sendromu olan Simon, çok sevdiği abisi Sam'in kız arkadaşı Frida'dan ayrıldıktan sonra depresyona girmesinden ve dengelerin bozulmasından dolayı ona kusursuz bir kız arkadaşı bulma arayışına giriyor. Böylece denklemi tamamlayacağını düşünen Simon, insanlarla iletişim kurmaya çalışarak onun için zorlu olan bir sürecin içinde buluyor kendini ve tam da bu noktada Jennifer ile tanışarak birçok değişime adım atıyor. Film; sıcak atmosferiyle, karakterlerinin derinliğiyle ve Simon'ın sayısal hesaplar yaptığı sahnelerdeki görüntü efektleriyle kendi türündeki filmler arasında farklı bir yere sahip oluyor. Filmi büyük ölçüde başarılı kılan görüntü yönetmeni Niklas Johansson'a ise 85 dakika boyunca hayran kalıyoruz. Ayrıca Öhman'ın Asperger rolü olan başrol oyuncusu için, dünyaca ünlü İsveçli aktör Stellan Skarsgard'ın oğlu Bill Skarsgard'ı seçerek yerinde ve başarılı bir tercih yapmış olduğunu da anlıyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/isvecin-grammy-adaylari-aciklandi/", "text": "İsveç'in Grammy ödülü olarak da bilinen Grammis, yılın en iyilerini seçmek için belirlediği adayları açıkladı! Adaylar arasında Amason, Jonathan Johansson, Seinabo Sey gibi duymaya alışık olduğumuz isimlerin yanı sıra çok farklı isimler de var. Ayrıca yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı kategorisinde 2016'da çok dinlenecekler listemize de eklediğimiz Cherrie ve Elias var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/izlandalilar-sumer-dinine-geciyor/", "text": "Kuzey Avrupalılar genel olarak Lutheryan mezhebine mensup. İzlanda nüfusunun dörtte üçü de İzlanda'nın Evanjelik Lutheran Kilisesi'ne üye. İzlanda'da her yıl herkesten yaklaşık 80 Amerikan doları toplanır. Bu toplanan vergi, ülkedeki din kurumlarına dağıtılır. Ülkede din vergisinden yararlanan tam 40 kurum var. Bu vergiden kaçma gibi bir ihtimal de yok çünkü herkes dinini resmi kurumlara kayıt ettirmek zorunda. Din vergisini ödemek istemeyen İzlandalılar ise 2013 yılında protestolara başlamıştı. Bunun üzerine Zuizm hareketini dini kurum olarak kayıt ettirmişlerdi. Yapılan anketlere göre nüfusun %55'i bu verginin kaldırılmasından yana. Ancak Zuizm hareketi yine de yeterli ilgiyi göremedi. Bunun üzerine kendilerine üye olanların ödedikleri din vergilerinin, üyelerine geri ödeneceği duyuruldu. Son iki haftada üç binden fazla İzlandalı Zuizm hareketine katıldı. Bu protestolara karşı vergi idaresi ise üyelere geri ödeme yapılması durumunda gelir vergisinden kesileceğini açıkladı. Halkın çoğunluğu kiliseye kayıtlı olsa da, diğer Nordikler'de olduğu gibi İzlanda'da da din insanların hayatları içerisinde çok fazla yer almıyor. Daha önce de İzlanda'da Viking tapınağı inşa edilmeye başlanmıştı. Ayrıca İzlanda'da şimdiden nüfusun %1'i Zuizm'e geçti bile. Bir ülkenin halkının %1'inin din değiştirmesini Türkiye'ye uyarlayarak düşünürsek yakşalık 750000 kişinin din değiştirmesi anlamına geliyor. Din vergisi sadece İzlanda'da var olan bir vergi değil. Örneğin, Norveç'te toplanan din vergisi bunların arasında en yüksek orana sahip olanlardan birisi. Fakat toplanan tüm vergi direkt olarak üniversitelere bağışlanıyor ve tüm dünyadan öğrencilere ücretsiz eğitim olarak geri dönüyor. Ayrıca Norveç topladığı diğer vergileri de harcamak yerine, belirledikleri iş/ kültür alanlarına yatırım yapmayı tercih ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/kesif-audur/", "text": "Auounn Luthersson, 22 yaşında, İzlandalı bağımsız bir sanatçı. Çok genç yaşında başladığı müzik kariyerine ek olarak, 4500'den fazla katılımcı arasından sıyrılarak Red Bull Music Academy'nin bir parçası olmuş. Kendi müziklerinin dışında aynı zamanda İzlanda'da önemli isimlerin yapımcılığını üstenen Auounn, Tonlistarskoli FIH caz eğitimi alıyor. Aldığı eğitim ve prodüktörlük geçmişi ile birlikte modern İzlandik popuna taze bir başlangıç yapmak istediğini söylüyor. Yine kendi çektiği klibi ile ise uluslararası bir bilinirlik kazanmaya başlayan, Auour 2016'daki en heyecan verici sahneler arasında anılacak gibi duruyor. Ayrıca Auour, Norveç'in en önemli festivallerinden birisi olan by:Larm'da ve Sonar Reykjavik'te sahne alacak! Kendisi hakkında tüm gelişmeleri daha yakından takip etmek için resmi Facebook sayfasını ya da Twitter hesabını takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/louder-than-bombs/", "text": "Joachim Trier için Norveç sinemasının kilometre taşı diyebiliriz. Reprise ve Oslo, August 31st gibi filmleriyle tanıdığımız üstat Trier bu yıl ilk İngilizce filmiyle dikkatleri epey üzerine çekti. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye'ye aday olan 'Louder Than Bombs' veya Türkçe ismiyle 'Sessiz Çığlık' ayrıca The Smiths'in 'Louder Than Bombs' albümünden ismini alıyor. Bu arada Oslo, August 31st yazımızı buradan okuyabilirsiniz. Louder Than Bombs genel olarak bir annenin ölümünden sonra ailenin yabancılaşması ve ilişkilerinin kopması üzerine bir film diyebiliriz. Psikolojik dram diye sınıflandırabileceğimiz bu filmde olaylar, üç yıl önce ölen ünlü savaş fotoğrafçısı Isabelle'in büyük oğlu Jonah'ın memleketine annesinin sergisi için dönmesiyle başlar. Bir de annesinin ölümünden sonra yıkılan 15 yaşındaki Conrad vardır. Aslında film Conrad'in üzerine kuruludur. Jonah'ın eve dönmesiyle aile uzun zaman sonra bir çatı altında toplanır. Asıl problemler de burada başlar. Çünkü aile içinde iletişimsizlik had safhadadır. Isabelle adına düzenlenen sergide çalışma arkadaşlarından biri, Isabelle'in geçirdiği kazanın aslında gerçek bir kaza olmadığından yazısında bahsetmek ister. Jonah ve Gere bu konuda bildiklerini Conrad'a anlatmak zorunda kalır. Ailenin yüzleşmesi pek de kolay olmayacaktır. Renklerin, müziklerin ve oyunculuğun en iyi noktada olduğu Louder Than Bombs kesinlikle kaçırılmaması gereken bir Joachim Trier filmi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/nordik-playlist-mo-kimleri-dinliyor/", "text": "Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/nordik-ulkeler-sanatcilara-oturma-izni-veriyor/", "text": "Norveç'te harika bir fiyortun tepesine konumlanmış Nordik Sanat Merkezi, dünyanın hangi ülkesinden olursa olsun sanatçılara bazı ayrıcalıklar sağlanıyor. Merkez, 2-3 aylık süre boyunca yaşam ve ofis alanı, aylık hibe, oturma izni veriyor ayrıca seyahat masraflarını da karşılıyor. 2017 başvuruları henüz açılmayan programın yeni kayıtları Mart 2016 tarihinde alması bekleniyor. Sanat Merkezi hakkında daha fazla bilgi vermek gerekirse; programa profesyonel sanatçılar, tasarımcılar, mimarlar ve bağımsız küratörler başvurabiliyor. Eğer seçilen sanatçılar arasında yer alırsanız merkez size aylık yaklaşık 3000TL hibe veriyor ve 1800TL'ye kadar seyahat masraflarınızı karşılıyor. Sanatınızı icra edebilmek için ise size hem bir stüdyo hem de size özel 50 metre karelik bir daire sağlıyor. Daha önce başvuran projelere göz atmak ve program hakkında daha fazla bilgi almak için Nordisk Kunstnarsenter Dale resmi sayfasını ziyaret edebilirsiniz. Nasıl bir proje tam olarak anlayamadım. Projeye seçilenler Norveç'e mi yerleşecek bu konuda net bir bilgi yok. I want to join, thank you. Sanata ve sanatçıya değer böyle verilir kuru kuru alkış ve çok güzel sözleriyle değil. Sanatçının eserlerini tanıtabilmesi için çok güzel bir uygulama Norveç Hükümetini kutluyorum. Bu uygulamadan faydalanmak istiyorum. Arada bir gidin yukaridaki linke bakin. Basvurlar ne zaman tekrar acilacak diye. Tasarım ve Resim sanatçısı olarak katılmayı isterim.. Bende tasarım ve resimde iyiyim katılmak istiyorum. Böyle şeylere başvurular haberi çıkan web sitesinin yorumlarından yapılmaz!, haberde yer alan ilgili linke tıkladıktan sonra karşınıza çıkacak resmi web sitesinden detaylı bilgi alındıktan sonra ilgili web sitesinin başvuru sayfasından başvuru formu doldurularak yapılır. Amk beyin yok kalkmış sadece seçkin sanatçıların katılabileceği bir programa dahil olmak istiyor!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/norvec-finlandiyaya-dag-hediye-ediyor/", "text": "Norveç'te başlatılan bir kampanya, Finladiya'nın bağımsızlığının 100. yılı şerefine, komşuya hediye dağ etmeyi amaçlıyor. Norveç'in sınırını 200 metre içeri çekmesi ile Finlandiya'nın en yüksek noktası olacak Halti dağının tepesini hediye etmesini isteyen kampanya halktan da çok büyük ilgi gördü. Norveç'in toplam yüz ölçümünü çok az değiştirecek bu kampanya başarılı olursa, Finlandiya yeni bir dağa sahip olacak. Telegraph'a röportaj veren, kampanyanın sahibi Bjorn Geirr Harsson, çok az toprak kaybederek, komşumuz için çok hoş bir hediye vermiş oluyoruz diyor. 2017'de bağımsızlığının 100. yılını kutlayacak Finlandiya'ya dağ verme hakkında ise çok olumlu yorumlar var. Ayrıca, Norveç Devlet Televizyonu'ndan bir sunucu fikrin çok hoş bir fikir olduğunu belirterek, tüm ülke çapında duyulmasını ve halktan tam destek almasını sağladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/norvecin-alti-nokta-korler-vakfindan-empati-kurmayi-ogreten-reklam/", "text": "Se det rorende motet mellom barnehagebarna og forerhunden Homer. Del gjerne filmen med dine venner. Norveç'in Altı Nokta Körler Derneği olan Norges Blindeforbund'un anaokulu çocuklarına görme problemi yaşayan insanlarla empati kurmayı öğrettiği yeni reklam çalışması ülkede büyük ilgi topladı. Oğlan: Nasıl gittiğini bal gibi de biliyorsun, rehber köpeği var! Kız: Ama buraya kadar hiçbir şey görmeden nasıl geliyor mesela. Oğlan: Rehber köpeği gideceği yere rehberlik ediyor da öyle geliyor. Siri: İlk rehber köpeğime sahip olduğum anı çok iyi hatırlıyorum. Bana verdiği o özgürlük hissi ve günlük hayatımdaki birçok şeyi kolaylaştırması tarif edilemez. Kız 1: Misal insan IKEA'ya gidecek ama onun yerine Migros'a gidiyor! Siri: Bence bir çok çocuk kendini kör birinin yerine koymakta zorlanıyor, çünkü gözlerini açtıklarında herşey yeniden karşılarında. Oğlan: Kırmızı ışıkta hav diyor, sarı ışıkta hev, yeşil olunca hov! Siri:Köpekler kırmızı ile yeşil rengi ayırt edemez. Yeşil ışık ses sinyali verdiğinde karşıya geçiyoruz. Kız: Eğer Noel Baba kör olsaydı, hediyeleri dağıtırken içinde ne olduğunu göremezdi. Siri: insan görmek için ellerini ve kullaklarını kullanmayı öğreniyor Yakın olan şeyleri ellerinizle görebilirsiniz, uzakta olan şeyleri de kulaklarınızla. Aynı vakfın rehber köpeklerin önemini vurguladığı bir diğer nükteli reklamı da burdan izlenebilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/oh-landin-pek-bilinmeyen-sarkilari/", "text": "Ayrıca YouTube üzerinde olmayan fakat sadece Spotify'dan erişilebilir şarkılar için alt tarafta sizi bir playlist bekliyor! Yukarıdaki şarkılar haricinde Oh Land'in Spotify üzerinde çoğunun farkında olmadığı, neredeyse tam 1 albümlük 10 şarkısı daha var! Eğer daha önce bu parçaları hiç duymadıysanız, şarkılar Oh Land'in Nordik Simit adındaki yeni albümündenmiş gibi dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/oslo-august-31st/", "text": "İlk uzun metraj filmi Reprise'dan 5 yıl sonra Pierre Drieu La Rochelle'in romanından esinlenerek Oslo, August 31st filmini çeken Norveçli genç yönetmen Joachim Trier, bu filmiyle İstanbul Film Festivali'nden Jüri Özel Ödülü'nü, Amanda Film Festivali'nden En İyi Yönetmen Ödülü'nü alarak dönmüş. Ayrıca Reprise ve Louder Than Bombs'da da olduğu gibi senaryoyu Blind'dan tanıdığımız Eskil Vogt ile birlikte yazmışlar. Film, Oslo sokaklarından kısa görüntüler göstererek başlıyor ve bu sırada insanların Oslo'ya dair kısa cümlelerle anılarını anlatışını dinliyoruz. Başarısız bir intihar girişiminin sahnesiyle devam eden film, film boyunca sadece Anders'e odaklanıyor. Anders madde bağımlısı ve 10 ay boyunca rehabilitasyon merkezinde kaldıktan sonra iş görüşmesi için Oslo'nun merkezine iniyor. Arkadaşları, eski kız arkadaşı, kız kardeşi ile ilişkilerini çarpıcı ve gerçek bir biçimde ele alan Trier; Anders'in varoluş sancısını, mutluluk algısını seyirciye öyle aktarıyor ki, filmi izleyen her insan bir parça bile olsa kendini bulmuş oluyor Anders'de. Filmde akıllıca düşünülmüş birçok sekans ile karşılaşıyoruz, yaşama karşı heyecanını kaybetmiş olan Anders, kafede otururken diğer insanları dinliyor ve uzunca bu hayatta yapmak istediklerini anlatan bir kızı dinliyoruz. Yüz yaşına kadar yaşamak, ölene dek evli kalmak, yunuslarla yüzmek, Besseggen Dağı'na tırmanmak, sevdiği dizilerin tüm sezonlarına sahip olmak... Ya da mutlu bir evliliğin arkasında olan sorunları yüzümüze çarpıyor bir diyalogda Trier. Proust'tan alıntılar da yapıyor. Film baştan sona renkleriyle Oslo havasını hissettirip, Oslo'nun gri sokaklarını seyirciye gezdiriyor. Varoluşçu düşünceleri donuk ve çarpıcı bir şekilde işliyor. Trier'ın tekrara düşüp düşmediği konusu ne kadar tartışılır olsa da, hissettirdikleriyle filmografisinde özel bir yere sahip olacağını filmin finalini de izledikten sonra çok daha iyi anlıyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/oslo-operahuset/", "text": "Oslo Merkez İstasyonu'ndan şehre adımınızı attığınız anda gözünüze çarpan ilk eser tabi ki Oslo Opera Binası. Bina adeta okyanus ortasındaki bir buzdağını andırmakta. 1999 yılında Norveç hükümetinin Oslo ya yeni bir opera binası yapılmasına karar verdikten sonra düzenlenen tasarım yarışmasında bina 350 eser arasından sıyrılmayı başarmıştır. 2003-2007 yılları arasında inşası tamamlanan bina 350 milyon Norveç Kronuna mal olmuş ve beklenenden kısa sürede tamamlanmıştır. Binanın dış yüzey kaplamasında beyaz granit ve İtalyan mermeri, iç yüzeyinde ise sıcaklık hissi versin diye meşe ağacı kullanılmıştır. Ziyarete tamamen açık olan binanın tepesinde, ziyaretçiler essiz Oslo manzarasının tadını çıkarabilirler. İskandinavların tasarım konusunda ne kadar usta olduklarını bir kez daha kanıtlayan eser dünya çapında birçok mimari ödül almıştır. Her yaştan Oslolu'yu ve tabi ki turistleri günün her saati ağırlayan bina Oslo ya giderseniz ziyaret etmeden dönmemeniz gereken yerler arasında."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/roportaj-ceasetone/", "text": "İzlanda'nın yeni tanınan gruplarından biri olan ve başarılarından söz ettiren CeaseTone'un solisti ve gitaristi Hafsteinn rainsson ile ufak bir röportaj yaptık. CeaseTone, 2012 yılında solo projemden ortaya çıkmış bir grup. Akustik bir proje olması gerekirdi ama başlangıcından beri biraz şiddetli değişimlere maruz kaldı. Şimdi CeaseTone, birçok müzik türünden etkilenen 4 kişilik bir elektro-rock grubu. O, bilgisayarda seslerle oynarken ortaya çıkan bir şarkı, fikir melodiyle çabucak ortaya çıktı ama doğru biçimde geliştirilmesi uzun zaman aldı. Sonunda, Mayıs 2014'te grupla şarkıyı çalmayı denerken yapının nasıl olması gerektiğini hallettim, sonrasında denediğimiz şekilde çaldık ve albümü kayıt eden kişi olan Toti enstrümanları silerek ve akor devamlılığını değiştirerek bazı değişiklikler yaptı ve şarkının sözleri ve anlamıyla tam bir çiçek olmasını sağladı. Söylemem gerekir ki şarkıyı yazalı uzun zaman oldu, yazarken ne hissettiğimi tam olarak hatırlamıyorum. Ama oldukça eminim ki şarkının sözlerini geçen sene kreşte eğitmen olduğum zaman varoluşçu bunalım içindeyken ortaya çıkardım ve birçok şarkımın sözleri bu çalışma saatleri içinde hiçbir şey yapmadığım zaman aklıma gelirdi. Harikaydı! Bütün konserler harika geçti ve grup en iyi şekilde performansını sergiledi. O hafta 18 konserde çaldığımdan beri zar zor birilerini dinleyecek zaman buldum ama bulduğumda da Battles'ı dinledim ve çok beğendim. Evimde gerçekleşti ve çok eğlenceliydi. Evini bir konser salonuna çevirmek ve nerdeyse hiç tanımadıpın bütün insanları evinde ağırlamak tuhaftı ama hepimizin modu çok güzeldi ve konserler çok güzel geçti. Mart ya da Nisan ayında yayınlamayı çok istiyoruz ama halen nasıl yayınlayacağımızın detayları hakkında çalışıyoruz ama şartlar yeterince iyi olduğu sürece bu aylardan önce yayınlayamayacağımızı düşünüyoruz. Ocakta Sight of Your Life adında single'ımızı yayınlayacağız ve sonrasında albümü her şeyiyle bitirmeye çalışacağız. Mart ayında da Amerika'daki South By Southfest'te çalacağız. Eğer kader ve finansal durum izin verirse tabii ki isteriz ki istediğimiz yerlerin arasında. Asıl hayal mümkün olduğunca tura çıkmak ve mümkün olduğunca dünyayı gezmek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/sleep-party-people-tekrar-istanbulda/", "text": "Yeni programını açıklayan Salon, yine müzikseverlerin beğenisini toplamayı başardı. Farklı ülkelerden birçok isimi bir araya toplayan programda iki tane de Nordik var. İzlandalı trip-hop/ melodik pop grubu olan Bang Gang, 19 Şubat akşamı İstanbul'da Salon IKSV sahnesinde olacak. Grubun kurucusu ve aynı zamanda yaratıcı beyni olan Reykjavikli sanatçı Baroi Johannsson, 2015'te çıkardıkları ve The Wolves Are Whispering adını verdikleri dördüncü albümlerinden ise oldukça memnun. Ayrıca albümde İzlandalı Samaris grubundan tanıdığımız isimler de var! Özellikle İstanbul'da en son verdikleri harika konserden sonra grubu tanımayan kalmamıştı. Konsere gidemeyip pişman olanların bu sefer kaçırmaması gereken konser 18 Mart'ta tekrar Salon'da gerçekleşecek. Danimarkalı dream-pop grubu Sleep Party People'ı henüz keşfetmediyseniz ise şu sıralar tam zamanı! Ayrıca 2016'da en çok konuşulacak grupları herkesten önce keşfetmek için listemizi incelemeyi unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/submarino/", "text": "Bir filmi izlediğinizde filmin atmosferinden, tekniğinden, diyaloglarından ve daha nice yönünden filmin hangi yönetmene ait olduğunu anlıyorsanız, o yönetmen büyük bir başarı sağlamış demektir. Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg de bu başarıyı sağlamış yönetmenlerden birisi. 1998 yılında çektiği Festen ile Dogma 95 akımının ilk örneğini veren Vinterberg, Jagten ile uluslararası birçok alanda da dikkatleri epeyce üzerine çekmiş ve birçok ödül kazanmıştı. 2010 yılında Jonat T. Bengtsson'ın aynı adlı romanından uyarladığı Submarino, yıllar sonra annelerinin cenaze töreninde karşılaşan iki erkek kardeşi konu alıyor. Alkolik anneleri yüzünden çocuklukları travmatik olaylarla dolu geçmiş olan iki kardeşin, geçmişin izinde hayatlarının nasıl devam ettiği, çabalamakla tükenmek arasında nasıl gidip geldiklerini izliyoruz. Film ilk 10 dakikasında öyle çarpıcı ve beklenmedik bir şekilde başlıyor ki, film boyunca gerilimi ve küçük gülümsemeleri bir arada yaşıyorsunuz ve her an kötü bir şey olacakmışcasına biraz da tetikte izliyorsunuz filmi. Film, birçok duyguyu bir anda hissettirebildiği gibi iki kardeşi güçlü-zayıf, kontrollü-kontrolsüz olarak simgeleyerek, film boyunca sürprizler yapmayı da ihmal etmiyor. Artık buna dayanamam dedikten sonra bile daha nelerin olabileceğini, nelere katlanabileceğini çarpıcı bir biçimde izliyoruz. İskandinavya sinemasının en etkili dramlarından biri olarak söyleyebileceğimiz film, İskandinav aktörleriyle de kendi içinde bütünlüğünü sağlıyor. Jakob Cedergen ve Peter Plaugborg karakterlerinin üstesinden başarıyla geliyorlar. Ani geçişleri, müzikleri, özellikle filmin finali ile sarsıcı ve sert bir film olan Submarino, aile kavramını farklı bir biçimde işleyerek sizleri şaşırtacak ve asıl gerçekliklerle sizleri baş başa bırakacak. Film bittiğinde ise evet bu bir Thomas Vinterberg filmi! demeyi ihmal etmeyeceksiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/the-secret-life-of-walter-mitty/", "text": "Ben Stiller'ı 90'lı yıllarda oynadığı komedi filmlerinden tanıyoruz. Zor Baba, Zırtapoz gibi filmleriyle izleyici karşısına çıkan Stiller daha sonra yönetmenliğe başladı. Biz Nordikleri ilgilendiren kısım işte burada başlıyor. Stiller'ın 2013'te çektiği filmi 'The Secret Life of Walter Mitty'de kullanılan mekanlarda İzlanda ve Grönland yer alıyor. Ben Stiller'ın başrolünü üstlendiği Walter Mitty kendisine güvenmez ve epey utangaç bir adamdır. LIFE dergisinde film negatifleriyle ilgilenen Mitty, derginin son basılı sayısı için gelen negatifi bulamaz. Bunun üzerine Mitty, derginin fotoğrafçısı Sean O'Connell'ı yakalamaya çalışır. Ancak bu pek kolay olmaz çünkü Sean sürekli seyahat halindedir. İşte bu yüzden Walter Mitty, İzlanda ve Grönland'a gitmek zorunda kalır. İzlanda'nın volkanik topraklarında kaykay sürmek zorunda kalan, hayatı birden değişen Mitty aslında bu durumdan hoşlanır. İzlanda sahneleri ise tam bir görsel şölen. Filmin soundtrack'inden bahsetmek gerekirse: Jose Gonzalez ve Of Monsters And Men gibi İskandinav müzisyenler filmin müziklerini hazırlamış. The Secret Life of Walter Mitty'i izleyince insan ister istemez içindeki maceraperest ruhu fark ediyor, seyahat etmek istiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2015/12/yeni-treesupnorth-for-the-greater-good/", "text": "Yeni videonun yanı sıra tamamen yepyeni bir grup olan TreesUpNorth, Norveç'in ortasında, küçük bir kasabada kurulmuş. Grubun kurucusu Hans Jorgen Stop'ün doğduğu çiftliğe geri dönerek müzik yapmaya başlaması ile ortaya çıkan proje, müzikseverlere saf, Nordik sesler sunmayı amaçlıyor. İlk şarkıları For The Greater Good'u ücretsiz indirmeye sunan grup, ayrıca şarkı için çok tatlı bir klip çekmiş. Klipte bir astronot Apollo 15 üniforması ile Norveç mahallelerinde bir gezintiye çıkıyor. Ayrıca astronot da Stop'ün ta kendisi. TreesUpNorth For The Greater Good from TreesUpNorth on Vimeo. Ayrıca 2016'da Kimleri Dinlemeli? playlistimize göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/1001-grams/", "text": "Salmer Fra Kjokkenet hatırlayacağımız adıyla Kitchen Stories ve Eggs filmleriyle tanıdığımız Norveçli yönetmen Bent Hamer'ın son filmi 1001 Grams'ı geçtiğimiz yıl! f İstanbul kapsamında ülkemizde izleme fırsatı bulmuştuk. Yönetmenin Konuyu daha felsefi bir yere çekecek olursak, kendinize şunu sorabilirsiniz: bir şiir bir kilogramdan daha tam mıdır? diyerek vurgu yaptığı filmi, diğer filmleri gibi Norveç'te geçiyor. Yönetmen bu defa bireyselliği kara mizah ve absürtlükten arınmış, duygu-mantık çerçevesine daha yakınlaşmış bir şekilde sunuyor. Yeni boşanmış, bireyselliği içinde kendi rutin hayatını devam ettiren bir bilim kadını olan Marie tüm hayatı boyunca ölçülerle içli dışlı olmuş; ölçüler işinde, benzin istasyonunda, babasıyla olan ilişkisinde aslında tüm hayatına nüfuz etmiştir. Babası Ernst'ün kalp krizi geçirmesi üzerine Norveç'in ulusal kilogram prototipini Paris'teki konferansa götürme görevi Marie'ye düşer ve böylece Marie'nin rutinliği son bularak içsel değişim yolculuğu başlamış olur. Bu konferansta ilginç anlara tanık olur ve kendisi gibi elektrikli, son derece küçük bir araba kullanan Pi ile tanışarak kendi yalnızlığından uzaklaşmaya başlar. Film tam da buraya kadar beklendik ve durağan bir şekilde devam ederken tempo artmaya başlar, duygusal çöküntünün neden olduğu olaylar kendini çaresiz hissetmesine, rasyonelliğinden uzaklaşmasına sebep olur."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/6193/", "text": "İlk Malmö rehberimiz, İsveç'ten yetenekli Badlands. Badlands'i tek kişilik grup olarak açıklayabiliriz çünkü tüm şarkıların yazarlığını, bestesini ve yapımcılığını Catharina Jaunviksna üstleniyor. Rüya gibi elektronik sesler ve dolu dolu sözleri ile, Badlands dinlerken bulutların üstünde hissetmemek elde değil! Yakın zamanda yayınladığı ve Caramisou adını verdiği, gelecek albümü Locus'tan ilk single olan parça ile 2016'da Badlands'in adını sık sık duyacağız gibi. Bu güzel Malmö rehberini okurken de Caramisou'yu dinlemeyi unutmayın! Ayrıca Badlands'ten gelecek hiçbir haberi kaçırmamak için onu Facebook, Twitter ve Soundcloud hesaplarından takip etmeyi de unutmayın! Ayrıca diğer şehir rehberleri için buraya tıklayabilirsiniz! Kış için Tempo güzeldir. Far i hatten ve Kiez yaz için harika mekanlardır, içki dışında yemekleri de çok güzel. Tonlarca güzel mekan var! Kaffebaren, Möllevangstorget'in köşesinde, tüm mevsimler için uygun. S:t Knuts'un yakınlarında Cafe #6, güzel brunch'ı ve yazın dışarıda oturma imkanı var! Eğer şehir merkezindeyseniz Davidshallsgatan'daki Coffee Maniac. Babel'deki kulüpler bi hayli güzel diyebilirim. Örneğin; Moriskan ve Norra Grangesbergsgatan'daki yer altı mekanları. Ama malesef son günlerde pek dans etmeye gidemiyorum. Ayrıca çılgınca ama hala dans etmek için dubstep ve italo arıyorum. Grand 23 Nisan'da burada albüm lansmanım var kıps. Babel, Inkonst, KB & Moriskan. Yeni mekanları ziyaret etmek için henüz vaktim olmadı. Ama Malmö, türe göre özelleşmiş mekanlar için çok küçük olsa da bu konuda çehresi yavaş yavaş değişmeye başladı. Eğer bir şeyleri kaçırmak istemiyorsanız muhtemelen tüm line-up'lara bakmanız gerek. Kallbadhuset kaçış için harika bir mekan. Ribban sahilinde, şehir merkezinden 20 dakika yürüme uzaklığında. Soyun, saunaya gir ve buz gibi suya atla. Plak için Kristianstadgatan'da Rundgang, Nobelvagen'de Skivesset ve Lilla Torg'da Seriemagasinet. Şahsen kıyafet alışverişini çok sevmem ama yurt dışından arkadaşlarım geldiğinde Weekday ve Monki için çılgına dönüyorlar. Çok iyi indirimleri olabiliyor. İkinci el alışveriş için ise Emmaus, Myrorna ve Humana. Bira ve bir aktivite her zaman işe yarar. Bira ve pinball gibi ya da bira ve dart gibi. Ölcafeet, Tröls ve REX gibi daha az hip olan barlara gitmeyi öneririm. Eğer işler iyi gidiyorsa, deniz kenarına gece yüzmesi için bisikletle gidin. Dans performanslarını izlemeyi çok seviyorum. Skanes Dansteater'ın programını mutlaka kontrol edin. İstediğiniz gibi yemek yiyip, bir şeyler içebildiğiniz Salong Bar Decolu küçük sinema salonu Spegeln,'a da gidebilirsiniz. Malmö'de zaten her şey yürüyerek yapılır. Her zaman güzel olmasa da Pildammsparken klasiktir. Ya da şehrin içinden, kütüphanenin önünden, Kungsparken'i geçerek denize doğru inebilirsiniz. Gerçekten yürümek istiyorsanız, şehirden uzaklaşmanız gerekiyor. 15 dakika uzaklıkta Torup adında kayın ağaçlarından oluşan çok güzel bir orman var. Ya da bir başka doğal güzellik ise Dalby ve Genarp çevresi olabilir. Ayrıca Skane'de de çok güzel yürüyüş alanları var fakat onları da bir başka soru cevaba bırakalım. Eğer Malmö'yü ziyaret ediyorsanız kesinlikle AirBnb'yi tercih etmelisiniz. Malmö tepeleri olan bir şehir değil, ama denizi var. Piknik malzemelerinizi alıp, Vastra Hamnen'e deniz kenarına gidip, güneşin batışını izleyin. Folkets parkı! her yaş, her türlü aktivite için en uygun mekan. Barbeküler, buluşmalar, çimlerde oturup folköl içmek için, dondurma, boule için, çocukların süs havuzunda oynaması için daha sonra da çevredeki restoranlara barlara gitmek için harika bir park. Yaz aylarında mini konserler, festivaller, bit pazarları ile dolu oluyor. Kışın da buz pateni için ideal. Ve her şey bedava!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/6236/", "text": "İskandinavya adını sıkça duyacağımız yeni bir indie pop sanatçısına daha ev sahipliği yapıyor. Daha önce Leif & The Future grubundan tanıdığımız Leif yeni single'ı Neon Ethics ile adından çok söz ettirecek. Diplo gibi bir çok müzisyenin ön grubu olarak çıkan Leif'in her an bir parti başlatabilecek yeni albümü ise yakında yayınlanacak. Ayrıca yeni gelecek albümde Leif, İsveçli yapımcı Korallreven ile çalışıyor! Şuan yaşamını Oslo ve Berlin'de sürdüren Leif, 5 yaşındayken babasının kilise korosu ile Avrupa turuna katılmış, daha sonra ise 7 yaşında kilisede davul çalmaya başlamış. 20'li yaşlarına geldiğinde ise Berlin'deki tekno sahnesi, Ingvar Ambjbornsen ve Orhan Pamuk'tan eklenmesi ile bugün yaptığı işlerin temelini oluşturmuş. Orhan Pamuk kitaplarından en sevdiği ise Hatıralar ve Şehir kitabı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/eldjfall/", "text": "İzlandalı yönetmen Runar Runarsson, çektiği kısa filmler ile çeşitli uluslararası ödüller kazanmış ve bundan sonraki adımları için büyük merak uyandırmıştı. Öyle ki 2011 yılında çektiği ilk uzun metraj filmi Eldjfall ile merakımızı güzel bir şekilde gidermiş, başarılı bir şekilde ülkesine dönmüştü. Bir volkanın patlama anının görüntüleriyle başlayan film, 37 yıl önce bu felaket sonucu Reykjavik'e taşınan Hannes ve ailesinin öyküsünü konu alıyor. Hannes aksilikleriyle tanınan, ailesiyle ilişkileri kopuk olan, bir okulun bina sorumluluğundan yeni emekli olmuş, balıkçılıkla da uğraşan huysuz bir adamdır. Karısı Anna ile onun en sevdiği yemeği yerken, Anna'nın bir anda yere yığılması ve felç geçirmesiyle tüm dengeler değişecektir. Hannes artık filmin başında gördüğümüz gibi biri olmaktan çıkıp yavaşça başlayan değişiminin keskinliğine doğru yola çıkacaktır. Runar filmin ilk yarısında Hannes'ın karakterine odaklanarak, yakın plan çekimleriyle de bu durumu güçlendirerek onu tanımamızı sağlıyor. Kendi yerine çalışacak olan yeni eleman ile konuşmalarıyla, bir dağ yamacında arabada tek başına ne yaptığını anlamaya çalışırken aslında ne yapmaya çalıştığı anı gördüğümüzde, torunu Kari ile olan kısa diyalogunda ve karadan çok uzakta teknesinin batma tehlikesinin ortasında bir sigara yakışıyla bu karakter matematiğinin altından başarıyla kalktığını görüyoruz Runar'ın. Ayrıca Hannes'ın karısı Anna'nın felcinden sonra çocukları ve torunu ile arasının yumuşamaya başlaması, onun pişmanlıklarını, hayal kırıklıklarını yansıtmada bilindik bir tavır sergileyen Runar, Hannes karmaşık duygular içerisindeyken de aynaları kullanarak bir o kadar etkili bir dokunuş yapıyor filme. Film konusu itibariyle Alman yönetmen Haneke'nin Amour filmiyle birebir benzerlik gösterdiği için, acaba Amour'un nordik versiyonu mu? diye düşündürse de filmin 2011 yılında çekildiğini öğrendiğimizde bu düşüncemizden vazgeçiyoruz ve buraya da bir soru işareti koymaktan kendimizi alamıyoruz. Soğuk atmosferiyle, olgun bir sinema diline sahip olan Eldjfall, seyirciyi sıkmadan derdini anlatabiliyor ve Runar Runarsson'ın daha sonrasında ortaya neler çıkaracağının merakını canlı tutmaya devam ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/f-istanbulda-nordik-filmler-2/", "text": "Bu yıl 15.'si düzenlenen İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, afişleriyle, tanıtım filmiyle bir hayli ilgi çekici. Birçok ülkeden filmlerin bulunduğu bu festival 18-28 Şubat arası İstanbul'da, 3-6 Mart arası Ankara'da ve İzmir'de olacak. Ayrıca çeşitli film seçkisiyle izleyiciye bir hayli kararsız dakikalar yaşatacak bu festivalde toplamda 4 Nordik film yer alıyor. İzlanda'nın hatrı sayılır yönetmenlerinden olan Runar Runarsson ilk uzun metraj filmi Volkan ile 2006 yılında Oscar'a aday olmuştu. Danimarka Film Okulu'ndan mezun olan Runarsson son filmi restir veya Türkçe ismiyle Serçeler ile güzel İzlanda manzaralarını bize sunacak. On altı yaşındaki Ari, annesiyle Reykjavik'te yaşamaktadır ve bir gün aniden babası Gunnar'ın yanına Westfjords'a gönderilir. Bundan sonra Ari ve babası Gunnar ilişkilerini gözden geçirmeye başlar. Değişen manzara ve farklılaşan çevrenin de etkisiyle bireylerin yalnızlıkları da artar. Ayrıca filmin soundtrack'inde Sigur Ros ve Kjartan Sveinsson da var! Sigur Ros üyelerinin büyüleyici müzikleriyle zamanda yolculuk yaparak dünyanın lunaparklar, sirkler ve kabarelerle dolu olduğu zamanlara dönüyoruz. Daha önce görülmemiş görsellerin derlemesinden oluşan Şovların Şovu bize sirk sanatçılarını, kabareleri ve panayır eğlencelerini göstererek keyifli bir zaman yaşatıyor. Danimarkalı Mads Mikkelsen'in yeni filmi M nd og Hons kült yönetmen Anders Thomas Jensen'in merakla beklenen yeni yapıtı. Film, iki kardeş Elias ve Gabriel üzerinden akıp gider. Gabriel, hayattan bıkmış bir üniversite profesorüdür; Elias ise bütün ilgi alanı gereksiz bilgiler ve kadınlar olan enteresan bir adamdır. İki kardeş, babaları diye bildikleri adamın bıraktığı videoyla gerçek babalarını bulmaya çalışır. Yavaş yavaş ilginçleşen olaylar, Elias ve Gabriel'in yeni kardeşleriyle tanışmalarıyla daha da garipleşir. Türk bir babanın Finlandiya'da tek başına büyüttüğü kızı olan Melisa, babasından uzaklaşmak için İstanbul'a, babaannesinin yanına gelir. Sürekli elindeki kameranın arkasından gözüken Melisa, babası için manipülatif, baskıcı ve dominant der."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/fallulah-mum-tonbruket-salonda/", "text": "Açıkladığı her yeni programıyla biz Nordikseverleri mutlu eden Salon İKSV yine bomba gibi. Salon, bahar döneminde Falullah, mum ve Tonbruket'i ağırlayacak. İzlandalı deneysel müzik grubu mum İskandinavya'nın belki de en tanınan oluşumlarından biri. 7 uzun, 4 kısaçalara imza atan grup Sigur Ros, Animal Collective gibi destansı isimlerle anıldı. Grup, yeni projesi ile Menschen am Sonntag adlı 1930 yapımı sessiz filme 17 ve 18 Şubat akşamı eşlik edecek. İsveçli bas gitarist ve besteci Dan Berglund önderliğindeki caz grubu 2008'den beri müzik dünyasında bilinen isimlerden. Abbey Road'da kaydettikleri son albüm Nubium Swimtrip ile ilgiyi üzerlerine çektiler. 31 Mart akşamı ise progresif rock ve cazın buluşmasına tanık olacağız. Danimarkalı indie-pop müzisyeni ve şarkı yazarı Fallulah 2013'te verdiği konseriyle hepimizin aklında bir yer etmişti. Çıkardığı son üç single'ı ile daha da çok sevdiğimiz Danimarkalı müzisyenin 16 Nisan akşamı inanılmaz bir konser vereceğinden eminiz. Ayrıca Fallulah'ın hazırladığı Kopenhag rehberini okumak için tıklayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/finlandiyada-buzdan-da-vinci-koprusu/", "text": "Buzdan heykellerin hatta otellerin yapıldığı Nordik coğrafyasına şimdi de tamamen buzdan yapılmış bir köprü geliyor. Eindhoven Teknoloji Üniversitesi'nden yaklaşık 150 öğrenci buzdan köprü projesini hayata geçirmek için Finlandiya'ya gitti. 13 Şubat'a kadar tamamlanması gereken köprü, tamamlandığında dünyanın en büyük buz köprüsü olacak. Körpü tasarımı ise bize çok tanıdık. Da Vinci'nin köprü tasarımını hayata geçirecek olan öğrencilerin kullandığı bu taslak aslında daha önce Da Vinci tarafından İstanbul/ Haliç için tasarlanmıştı. Fakat dönemin padişahı tarafından tasarım kabul edilmemişti. Köprü tasarımı geçtiğimiz yıllarda Haliç Metro Köprüsü için tekrar gündeme gelmiş fakat tekrar hayata geçirilememişti. Juuka kasabasında yapılacak bu köprü projesi öğrencilerin hayata geçirecekleri üçüncü buzdan proje olacak. Daha önce de yine dünya rekoru kırarak Pykrete Katedrali ve Sagrada Familia'nın buzdan versiyonlarını inşa etmişlerdi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/izmirde-norvec-filmleri-haftasi-basliyor/", "text": "İzmir'de Avrupa Sinema Programı dahilinde gerçekleşecek olan Norveç Filmleri Haftası bugün başlıyor. Kon Tiki gibi son dönemde sıkça karşımıza çıkan Norveçli filmlerin yer aldığı programda ayrıca Edvard Munch'a da geniş bir yer ayrılmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/mumun-elektronik-sessiz-film-projesi/", "text": "Sadece Alman sinemasının değil Hollywood'un gelişiminde de kilometre taşlarından biri olan Menschen am Sonntag, İki savaş arasındaki dönemde Hitler Almanyası'ndan önce Berlin'de yaşayan insanların hayatlarını biraz daha iyi anlayabilmek için önemli bir dönem filmi olarak görülebilir. Bunun iki temel sebebi var. İlk olarak oyuncu seçimi. Pek çok kez Academy Awards ve Golden Globe ödüllerini kazanan Billy Wilder'in ilk denemelerinden olan filmde hiçbir profesyonel aktör kullanılmamış ve film yayınlandıktan sonra filmde oynayan tüm oyuncular normal hayatlarına geri dönmüşler. Belki de Berlin hayatını anlatabilecek en samimi yolu seçmiş. İkincil olarak, filmin konusu. Sessiz film türünde olan 1930 yılındaki Billy Wilder&Siodmak Kardeşler ortak yapımında, 5 tane karakterin bir hafta sonu boyunca başından geçenleri izliyoruz. Film cumartesi sabahı Bahnhof Zoo Tren İstasyonu'nda başlayıp, Berlin sokaklarından görüntülerle bitiriliyor. Menschen am Sonntag her ne kadar çok sanatsal bir bakışla çekilmemiş olsa da duyguların güzel anlatıldığı ve Berlin halkının boş zamana olan aşkının hoş bir anlatısını içeren bir film olarak görmek mümkün. mum ve Menschen am Sonntag'ın birleşiminden nasıl bir şey olacağını kestirmek güç. Her yaptıkları işte ufuk açmayı başaran İzlandalı grup, Şubat ayında bizleri büyüleyecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/nordik-ikonlar-bunad/", "text": "Her yıl 17 Mayıs'ta, Norveç'in ulusal bayramında insanları geleneksel kıyafetlerle görüyoruz. İşte bu kostümün ismi Bunad. Süslemeleri bölgelere göre değişiklik gösteren bu kostümler, yüzyıllarca gururun, çeşitliliğin, kültürün ve Norveç halkının geleneklerini temsil etti. Eski Norse'da Bunad kelimesinin anlamı ise 'donanım' ve 'ekipman' olarak biliniyor. Rönesans boyunca, bu kostümler modaya ayak uydurmaya başladı. Yeni renkler eklendi, motif seçenekleri arttı. Kadınlar etek ve korselerine takılar iliştirdi, kafalarına ise büyük bir kurdele taktılar. Erkek ise askeri üniformalara benzer kıyafetler giydiler. Ancak Sanayi Devrimiyle 19. yüzyılda daha modern kıyafetler tercih edilmeye başlandı. Artık Bunad sadece yaşlılar tarafından giyilen kıyafetler olmuştu. Hulda Garborg adlı Norveçli, Bunad için savaşmış ve onun unutulmaması için elinden geleni yapmıştı. Bugün hala Norveç'te Bunadın giyiliyor olması Garborg'un başarısı diyebiliriz. Birçok farklı motiften oluşan Bunadlar, bir dönem yine unutuldu. 1947'de hükümet farklı bölgelere belli motifler verdi. Böylece motif çeşitliliği yeniden sağlanmış oldu. Hala Bunad, Norveç mirasının en önemli ürünlerinden birisi olarak kabul ediliyor. Aleyna hanım öncelikle emeğiniz ve araştırmanız için teşekkür ederim. Bu bilgi sayesinde bu konu hakkında fikir sahibi oldum TEŞEKKÜRLER."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/tellef-raabe-church/", "text": "Lokumu çok sevdiğini sürekli belirten Tellef'in sesi de lokum gibi! Alesundlü olan müzisyenin şarkıları için tercih ettiği albüm kapakları da bir o kadar sanatsal ve sürreal. Joy Division, Majical Clouds, Neil Young gibi ünlü isimlerden etkilenen Tellef Raabe şiirsel anlatımıyla sanki bizlere hikayeler anlatmak istiyor gibi. Raabe, karanlık ve yumuşak seslerden oluşan müziğiyle filmler için de besteler yapıyor. Raabe'nin pek bilinmeyen parçalarından birisi ise 'chUrch'. Bu parça Nordik müzisyenlerin Christmas şarkı listelerinde de yer alıyor. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/tove-lo-yeni-albumunden-demo-paylasti/", "text": "2015'te tüm dünyada en iyiler listelerinde gördüğümüz İsveçli Tove Lo, solo çalışmaları dışında Ellie Goulding, Coldplay gibi dünyaca ünlü grup ve sanatçılar ile de çalışarak büyük bir bilinirlik kazandı. 2016 yılında ise yeni albüm çıkaracak olan Tove Lo, hayranları ile albümün nasıl olacağına dair ipucu olması adına Influence parçasının demosunu yayınladı. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/01/video-david-bowienin-izlanda-ziyareti/", "text": "Şarkıcı, söz yazarı, prodüktör, aranjör, ressam ve aktör. Bunlar 50 yıl boyunca popüler müziğin ikonu olarak kabul gören şahane insan David Bowie'nin unvanlarından bazıları (1974'te ise bizim Türk basını hötöbozuntusu demeyi tercih etmiş her nedense). 1o Ocak'ta Bowie 18 aydır boğuştuğu karaciğer kanserine yenik düştü ve 69 yaşında hayatını kaybetti. Lazarus şarkısının klibi ve Blackstar albümü birer veda busesiymiş de haberimiz yokmuş! Bowie bugün de dünya çapında fanları tarafından anılmaya ve onurlandırılmaya devam ediyor, İzlanda da dahil olmak üzere. 1996'da Bowie, Reykjavik Sanat Festivali'de katılmak vesilesiyle İzlanda'yı ziyaret etmiş ve MTV ile bir röportaj gerçekleştirmiş. Bu söyleşiden anlaşıldığı kadarıyla, Bowie, İzlanda'ya gelmek için can atmış adeta ve bu ziyaret onu fazlasıyla etkilemiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/6504/", "text": "Kai Gundelach uzun yıllar boyunca en büyük zevki yatak odasında minimal elektronik sesler üzerine söz yazmak olan bir DJ iken, 2015 yılında Joel Ford'un da desteği ile DJ'liği bırakıp Alone in the Night adını verdiği ilk single'ını yayınladı. Bu single Gundelach'a büyük bir İskandinavya turunun kapılarını açtı. Yetenekli müzisyen bizim için Oslo'daki en sevdiği mekanları seçti. Piscoteket, Peru seçenekleri için harika bir seçenek ayrıca fiyatları gayet uygun. Youngstorget'e oldukça yakın. İzlandik ve Asya birleşimi olan Pjoltergeist de güzel bir mekan. Gangster-rap çalıyorlar ve yemeklerini Mummitrollet ile servis ediyorlar. Otobüsle şehrin 20 dakika dışına çıkın ve Nesbru kebab'dan yukarı çıkın. Det Norske Teateret'te bir oyun yakalayın. Edebiyat bana her zaman ilham vermiştir. Bu yüzden şehirdeki en havalı kitapçı Tronsmo kesinlikle ziyaret edilmeli. Oslo'nun batı tarafındaki büyük mezarlık Vestre Gravlund'da yürüyüş yapmayı çok seviyorum. Gerçekten güzel bir yer. The Ekeberg Restaurant ya da Holmenkollen. Daha önce bahsettiğim Tim Wendelboe. Hava güneşliyken dışarıda kahvemi alıp sigaramı içmeyi seviyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/borgen/", "text": "Danimarka yapımı, 'kale' anlamına gelen Borgen adlı dizi Danimarka televizyon tarihinin en başarılı dizilerinden kabul edilir. Dizide, sürpriz bir şekilde Danimarka'nın ilk kadın başbakanı seçilen Birgitte Nyborg'un hikayesi anlatılır. Kısaca dizi; Nyborg'un adaylık dönemi, sonrasında hükümet kurma çabası, kabinesi ve aile ilişkileriyle ilgilidir. Bir yandan medya Nyborg'u sıkıştırmaya çalışır, bir yandan eski başbakan Lars Hesselboe tuzaklar kurmaya çalışır. Borgen, bir başbakanın hayatını, politikasını, yapması gerekenleri izleyiciye objektif bir şekilde anlatıyor. Bu arada dizi, ismini Danimarka'nın parlamentosunun, başbakanlık ofisinin ve yüksek mahkemesinin bulunduğu Christiansborg Sarayı'ndan alır. Ayrıca Birgitte karakterine hayat veren Sidse Babett Knudsen International Emmy Ödülleri'nde 'En İyi Aktris' dalında adaylığa da layık görülmüştür. Ülkemizin siyasetiyle karşılaştırdığımızda Borgen'i izleyerek kolaylıkla öz eleştirimizi yapabiliriz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/danimarkada-ilk-atik-gida-marketi-acildi/", "text": "Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da, bir hayırsever kuruluş, dünyanın ilk atık yemek marketini açtı. Meyve/ sebze satan büyük marketlerle anlaşan atık gıda marketi WeFood, diğer marketlerin şeklini beğenmediği ya da satamadığı gıdaları çöpe atmaları yerine satın alarak normal fiyatlarından %30-%50 daha ucuza satarak, meyve ve sebzelerin ziyan olmasını engelliyor. Sadece düşük gelirli insanları değil, doğayı önemseyen tüm insanları düşünerek açılan bu market bu nedenle dünyada bir ilki gerçekleştirmiş oluyor. Son yıllarda Danimarka'da çöpe giden yiyeceklerin oranı yaklaşık olarak %5 azalmış olsa da, hala yılda 700,000 tondan fazla yiyecek maddesi çöpe gidiyor. Danimarka Gıda Bakanı Eva Kjer Hansen ise, WeFood'u, Fransa'nın aldığı atık gıda kararları ile birlikte tüm dünyaya örnek olabilecek bir sistem olarak görüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/istanbulda-nordik-hafta/", "text": "2016'da Fallulah, Sleep Party People gibi birçok Nordik grup ve sanatçı bizlerle olacak fakat önümüzdeki bir hafta var ki 3 gün boyunca her akşam bir Nordik konser var. Hem de gerçekleşecek tüm konserler İzlanda'dan gelen grupların konserleri. Amiina, mum ve Bang Gang 17-18-19 Şubat akşamları İstanbul'un farklı mekanlarında bizimle olacak. İzlandalı ambient-folk orkestrası Amiina bir kez daha Babylon'da ahaliyle buluşuyor. Hildur Ars lsdottir, Edda Run Olafsdottir, Maria Huld Markan Sigfusdottir, Solrun Sumarlioadott, Magnus Trygvason Eliassen ve Kippi Kaninus'dan oluşan 6 kişilik kadro, sahnede yaylılardan tuşlulara kadar birçok enstrümana yer veriyor. İzlandalı post-rock grubu Sigur Ros'un performanslarına eşlik ederek adlarından söz ettiren Amiina, 2004'te yayınladıkları Animamina EP'leri ile bağımsız projelerine imzalarını attı. 2007 yılında kendi plak şirketleri Blaskjar etiketiyle yayınladıkları çıkış albümleri Kurrla tüm dünyada tanınan grup 2009'da Re Mionore EP'sini ve 2010'da adından çok fazla söz ettiren Puzzle albümlerini yayınladı. Amiina ile Babylon'da minimalistik folk dokunuşları ve çağdaş klasik müzik esintilerini bir arada getirecekleri gecede kuzey rüzgarları estirecek. İzlandalı grup mum'un kurucuları Gunnar Örn Tynes ve Örvar Smarason yeni bir proje ile Salon'a, büyülü iki gece yaşatmaya geliyor. 1998'de kurularak Sigur Ros ve Animal Collective gibi kült gruplar arasına girmeyi başarmış mum, Nordik kültüre yakın hissedenlerin en büyük ilham kaynaklarından birine dönüştü. Grubun kurucuları Gunnar Örn Tynes ve Örvar Smarason'ın avangart melodilerine 1930 yapımı sessiz film Menschen am Sonntag / People On Sunday'in eşlik edeceği konser 17 Şubat Çarşamba ve 18 Şubat Perşembe akşamları iki gece üst üste Salon'da olacak. İzlandalı trip-hop/ melodik pop grubu olan Bang Gang, 19 Şubat akşamı İstanbul'da Salon IKSV sahnesinde olacak. Grubun kurucusu ve aynı zamanda yaratıcı beyni olan Reykjavikli sanatçı Baroi Johannsson, 2015'te çıkardıkları ve The Wolves Are Whispering adını verdikleri dördüncü albümlerinden ise oldukça memnun. Ayrıca albümde İzlandalı Samaris grubundan tanıdığımız isimler de var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/isvec-ucretsiz-kiyafet-odunc-alabileceginiz-bir-sistem-kurdu/", "text": "İsveç, devlet olarak dünyada bir ilke imza atarak, dünyaca ünlü İsveçli markaların kıyafetlerini ödünç alabileceğiniz bir sistem oluşturdu. ShareWear adındaki bu sistem sayesinde, İsveç her yıl çöpe giden milyarlarca ton tekstil ürün sayısını azaltmaya çalışıyor. Bu sistemden ücretsiz yararlanmak için tek yapmanız gereken ise sistemden aldığınız kıyafet karşılığında, eski kıyafetlerinizden bağışlamanız. ShareView tamamen kar amacı gütmeyen, sadece tekstil ürünlerindeki bu israfı gözler önüne sermeye çalışan ve bu tarz çalışmalar yapmak isteyenlere ilham kaynağı olması için tasarlanmış bir sistem. Peki sistem nasıl çalışıyor? Instagram'da #ShareWear etiketi ile paylaşılan fotoğrafların altına, ürünü istediğinizi yazmanız yeterli! İsveç'te yavaş yavaş yaygınlaşan bu proje için, Arjantin gibi çok uzak ülkelerden katılımlar başlamış bile!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/izlandada-kaybolunca-unlu-olan-turist/", "text": "New Jersey, ABD'den İzlanda'yı ziyarete gelen 28 yaşındaki Noel Santillan, havalimanından 45 dakika uzaklıktaki Reykjavik'in ana caddesi olan Laugavegur'a gitmek isteyip kiralık aracındaki GPS sistemine cadde ismine fazladan bir r harfi ekleyerek Laugarvegur yazınca 6 saat uzaklıktaki bir balıkçı kasabasına gitmiş. Uzun ve yorucu bir uçuşun ardından, kötü hava koşullarında 6 saat boyunca araba sürmek zorunda kalan Noel'e, neden durmadın, yanlış bir şeyler olduğunu farketmedin mi? soruları sorulunca manzara çok güzeldi, ben de duramadım cevabını veriyor. Reykjavik'e geri dönmek yerine, yerel balıkları denemek için balıkçı kasabasında kalan Noel, ertesi sabah uyandığında tüm gazetelerin onun hakkında yazdığını görünce ayrıca şoka uğramış. Bugün ise bu olay, Noel'in yaptığı hatadan dolayı değil, tüm İzlanda genelinde bu olayın yankı yaratmasından dolayı tüm dünyada haber oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/nordik-ikonlar-ice-swimming/", "text": "Buzda yüzmek, İskandinavların kış döneminde yaptığı en eğlenceli aktivitelerden biri olabilir. Doğayı seviyorsanız, böyle bir deneyime 'hayır' diyemiyorsanız yapabileceğiniz en iyi şey içgüdülerinizi dinleyip suya atlamak. Çok eski zamanlardan beri kuzeylilerin bir eğlencesi olan buzda yüzme, 'dousing' ismiyle de biliniyor. Bu deneyimi gerçekleştirmek için önce kalın bir buz tabakasının olduğu yeri kırıp boşluk açmak gerekiyor. Hemen suya atlayıp biraz yüzüp sonrasında sıcak bir suya ya da saunaya girmek tavsiye ediliyor. Tabii eğer yakınınızda sauna olacak kadar şanslıysanız. Tüm İskandinavya'da yaygın olan bu eğlence daha sonra Kış Olimpiyat Oyunları'na bile kabul edildi. Hatta bundan önce bazı meraklılar, bu işe heyecan katmak için 2000 yılında Winter Swimming World Championships diye bir şampiyona bile düzenlediler. Her yıl katılımcı sayısının arttığı bu şampiyonada, su en az 5 derece olmalı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/osmanlidan-isvece-kalanlar/", "text": "Son zamanlarda İsveç, kendi kültürünü tüm dünyaya çok hızlı bir şekilde yayan bir yer haline geldi. Tüm dünyada liste başlarında görmeye alışık olduğumuz İsveç müziği dışında, birçok insanın aklına İsveç diyince aklına gelen ilk üç şey ise IKEA, köfte ve kahve. 16. yüzyılda ilk kahvecinin Süriye'de açılmasından sonra kahvenin tüm Osmanlı Devleti'ne yayılması ile beraber ilk defa 1685 yılında kahve İsveç'e ulaştı. Bugün İsveç günlük hayatının en büyük kültürü olan Fika ise eskiden İsveççe'de Arapça'daki qahwa kelimesinden türüyen kaffi'den geliyor. 18. yüzyılda, İsveç Kralı Karl XII, Osmanlı'daki sürgün hayatı bittikten sonra ülkesine geri dönerken yanında üzüm yapraklarını da getirerek, İstanbul'da öğrendiği, kıymayı yapraklara sarılarak hazırlanan bu yemeği de yanında götürmüş oldu. Bugün üzüm yaprağı yerine lahana kullanılsa da ve sarma yerine adına dolma dense de, İsveçliler Kaldolmar'ı çok seviyor ve İsveç mutfağının en önemli yapı taşları olarak görüyorlar. İsveç Kralı, Karl XII yanında sadece üzüm yapraklarını değil, köfte tarifi de götürmüş. 1700'lü yıllarda İsveç'e köfteyi tanıtan Karl XII, sayesinde İsveç'in dünyaca ünlü köfteleri, bugün dünyada İsveç popüler kültürünün en önemli parçası oldu. Köfteler hakkında daha fazla bilgi ve tarif için buraya göz atın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/set-ones-capten-yeni-single/", "text": "Sizi kış depresyonundan daha ilk saniyelerinde çıkaracak olan Don't You Wanna Know? Sonunda yayınlandı! Set One's Cap 2014 yılında Norveç'te kurulan harika bir grup! Grup üyelerinin cana yakınlığı adeta şarkılarına da yansıyor. Altı üyesi olan grup, rock, pop, caz ve blues gibi tarzları çok uyumlu bir şekilde birleştirerek artık hasret kaldığımız dolu dolu sesleri bizimle buluşturuyor. Geçtiğimiz yıl, müzisyen Henning Svoren ile çalışmak için Norveç'in art-deco mimarisi ile ünlü şehri Alesund'un küçücük bir köyü olan Giske'ye giden Set One's Cap, ilk single çalışmaları olan Wait for the Other ve Like a Stone'u burada kaydetti. 2014'te kurulmalarına ve 2015'te ilk parçalarını yayınlamalarına rağmen bugüne kadar İskandinav'yanın en önemli festivallerinde, konser salonlarında onlarca performans sergilediler. Ve sonunda Eylül 2015'ten beri üzerinde çalıştıkları yeni single'ları Don't You Wanna Know? 26 Şubat'ta yayınlanacak! Single şuan hazır, fakat yayınlanması için biraz daha vakti var. Ama emin olabilirsiniz ki, parça 2016 yılının en iyi dans parçalarından birisi olacak gibi duruyor. Sondre Gautefald'ın ve Carl-Viktor Guttormsen'in gitar notaları, parçayı dinleyen herkesi yerinden kaldırmaya niyetliyken, kolay hatırlanabilir sözleri ile, Joakim Juul'un vokaline eşlik etmemek elde değil. Sizi kış depresyonundan daha ilk saniyelerinde çıkaracak olan Don't You Wanna Know? Sonunda yayınlandı!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/sigur-ros-sonunda-istanbulda/", "text": "İzlanda'da başlayan serüvenini büyük bir başarıyla tüm dünyaya taşıyan, post-rock sahnesinin en önemli gruplarından Sigur Ros, uzun zamandır beklenen canlı performansıyla Türkiye'de ilk kez 11 Haziran 2016'da Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde. Grubun farklı boyutların kapılarını açan tarifsiz güzellikteki müziği ve Jonsi Birgisson'un falsetto vokallerinin kusursuz birleşimi, Sigur Ros serüveninin 1994'ten bugüne etkisini katlayarak gelmesini sağladı. Müzik açısından 1997'nin anlam ve önemini daha da arttıran ilk albüm Von, Sigur Ros hikayesini resmen başlattı. 1998 tarihli Ag tis byrjun ise, İzlandalı grubun esas patlamasını yaptığı albüm oldu. Birçok müzik eleştirmeni ve albüm kritikleri tarafından müzik tarihinin en önemli albümlerden biri olarak tanımlanan Ag tis byrjun'u, 2002 tarihli albüm izledi. Bu albüm, dinleyicileri açısından şöyle bir öneme sahip; ilk piyasaya çıktığında hiçbir şarkı ismi barındırmayan kayıt, Vonlenska, yani Hopelandic isimli hayali bir dille söylenmiş şarkılardan oluşuyordu. Böylelikle vokali bir enstrüman gibi kullanmayı başaran İzlandalı grup, dinleyicilerini ise şarkıları dinlerken hayal güçleriyle baş başa bırakıyordu. şarkıları, dinleyicilerin kendi bilinçaltlarına göre yorumlanmaya hayli açık olmasıyla türünün ender örneklerinden biriydi. Sigur Ros, birçok kez karşılaştırıldığı, birlikte turneye çıktığı Radiohead'le 2003 yılında birlikte çalışma şansını yakaladı. Merce Cunningham'ın dans projesi Split Sides için iki isimle kayıtlar gerçekleştirildi. 2005 yılı ise, önceki albümlere göre daha farklı bir sound'u beraberinde getirdi. Gitar sound'unun önceki albümlere göre daha belirgin olduğu Takk... isimli Sigur Ros albümünün ardından yayınlanan 2008 tarihli Meo suo i eyrum vio spilum endalaust ise, grubun ilk İngilizce şarkısı All Alright'la kapanıyordu. Sigur Ros, bu albümde ünlü prodüktör Flood'la çalışma şansını yakaladı. Bu birliktelik, grubun diskografisindeki en kolay sindirilebilir, pop sound'una yakın şarkıların ortaya çıkmasını sağladı. 2012 çıkışlı Valtari ve 2013 çıkışlı sekizinci stüdyo albümü Kveikur'la, grubun dinleyicileri, Sigur Ros'un iki albüm arasına koyduğu en kısa zaman dilimine tanıklık etme şansını yakaladılar. Bu iki albüm, Sigur Ros'un giderek daha da ihtişamlı hale gelen, post-rock, klasik müzik, ambient ve dream pop'tan izler taşıyan kariyerini zirvede tutmayı başardı. Sigur Ros'la ilgili ilginç anektodlar paylaşalım. Grubun frontman'i Jonsi Birgisson, falsetto vokallariyle olduğu kadar, gitarı keman yayıyla çalmasıyla da ünlü. Peki grubun ismi nereden geliyor? Sigur Ros ismi, grubun frontman'i Jonsi Birgisson'un kız kardeşi Sigurros Elin'in isminden geliyor. Sigur ve Ros kelimlerine ayrı ayrı baktığımızda ise, İngilizce karşılığında victory ve rose, yani zafer ve gül kelimelerini elde ediyoruz. Film ve dizi endüstrisi Sigur Ros'a çok şey borçlu... Vanilla Sky, 24, CSI, The Life Aquatic with Steve Zissou, Skins, Children of Men, Slumdog Millionaire ve 127 Hours başta olmak üzere sayısız film ve dizide Sigur Ros şarkıları kullanıldı. İzlandalı grup, televizyon tarihinin en önemli animasyonlarından The Simpsons'a konuk oldu ve dizinin tema müziğini yorumladı. HBO'nun ünlü dizisi Game of Thrones'ta da konuk oyuncu olarak yer alan Sigur Ros, The Rains of Castamere yorumuyla uzun süre konuşuldu. Albümleriyle olduğu kadar, görsel ve işitsel anlamda tavan yapan, dillere destan canlı performanslarıyla da büyük ilgi gören İzlandalı grup, 11 Haziran'da unutulmaz bir deneyim yaşatmak için Zorlu Performans Sanatları Merkezi sahnesindeki yerini alıyor. Bu tarifsiz deneyimin bir parçası olma şansını sakın kaçırmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/spellemann-sahiplerini-buldu/", "text": "Norveç'in Grammy ödülleri olarak bilinen, sadece Norveçli müzisyenlere verilen Spellemannprisen en prestijli müzik ödüllerinden birisi. 1973'ten beri verilen bu ödüller, 'Yılın En İyi Albümü', 'Yılın Spellemannı', 'Yılın Şarkısı' gibi kategorilere ayrılıyor. Her Norveçli müzisyenin elde etmek istediği bu ödülün bu seneki kazananları ayrıca Nordik Simit'in sıklıkla bahsettiği isimler. Bergenli müzisyen Kyrre Gorvell-Dahll veya sahne ismiyle Kygo bütün jüriyi kendine hayran bırakan isim oldu. Hem Norveç'te hem de dünya çapında oldukça ünlü olan Kygo eğlenceli şarkılarıyla herkesi kendine hayran etti. Ayrıca Kygo'nun Stole The Show adlı parçası 'Yılın Şarkısı Spellemann'ına' da layık görüldü. Sene boyunca sıklıkla bahsettiğimiz Aurora, Astrid S gibi isimler de 'Yılın En İyi Şarkısı' kategorisinde Spellemann'a aday olmuşlar. Ancak anlaşılan jürinin kalbinde Kygo varmış. - Astrid S 2AM - Aurora Aksnes Running With The Wolves - Daniel Kvammen Du fortenar ein som meg - Karpe Diem Lett a v re rebell i kjellerleiligheten din - Kygo Firestone - Kygo Stole The Show - Macon Don't Worry - Marcus & Martinus feat. Katastrofe Elektrisk - Morgan Sulele Bare min - Susanne Sundfor Delirious 2015'e damgasını vuran, herkesin ağzında şarkılarını duyduğumuz Susanne Sundfor Ten Love Songs adlı albümüyle Yılın En İyi Albümü ödülüne layık görüldü. Ayrıca bu kategorinin adayları arasında çok sevdiğimiz Ane Brun ve Norveç'in en yeni isimlerinden Sondre Justad da yer alıyordu. Nordik rap'i bize sevdirenlerden birisi de Karpe Diem. Daha önce de paylaştığımız Karpe Diem'in bu kategoride iki adaylığı vardı. Tüm sene boyunca her işini yakından takip ettiğimiz Aurora çalışmalarının karşılığını aldı diyebiliriz. En sevdiğimiz Nordik müzisyenler arasına giren Aurora, Yılın En İyi Çıkış Yapan İsmi olarak seçildi ve 250.000 kron'a kavuştu. - Aurora Aksnes - Daniel Kvammen - Fay Wildhagen - Kygo - Marcus & Martinus - Sondre Justad vardı. Moddi'nin çellisti Katrine Schiott'ün yer aldığı Chamber folk müzik grubu Slagr hakkında bir keşif yazımızda bahsetmiştik. Bu yılın 'Açık Sınıf' kategorisinde ödül alan da Slagr oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/yeni-album-fallulah-perfect-tense/", "text": "Danimarkalı indie-pop müzisyeni Fallulah, yeni albümü 'Perfect Tense'in yayınlanmasından önce birçok single'ı ile bizlere yeni albümünün nasıl olacağı hakkında ipuçları vermişti. 'Sorrow Is A Shadow', 'Ghostfriend', 'Social Club' albümden önce yayınlanan parçalardan. İki yıl önce Türkiye'ye gelen müzisyen, 2010 yılında çıkardığı ilk albümüyle Danimarka Grammy Ödülleri'nde altı kategoride aday olup ikisini kazanmıştı. Eğlenceli ve hareketli şarkıları ile dillere dolanan Fallulah hatta 16 Nisan akşamı Salon İKSV'de sahne alacak. Danimarkalı indie-pop müzisyeni Fallulah, yeni albümü 'Perfect Tense'in yayınlanmasından önce birçok single'ı ile bizlere yeni albümünün nasıl olacağı hakkında ipuçları vermişti. 'Sorrow Is A Shadow', 'Ghostfriend', 'Social Club' albümden önce yayınlanan parçalardan. İki yıl önce Türkiye'ye gelen müzisyen, 2010 yılında çıkardığı ilk albümüyle Danimarka Grammy Ödülleri'nde altı kategoride aday olup ikisini kazanmıştı. Eğlenceli ve hareketli şarkıları ile dillere dolanan Fallulah hatta 16 Nisan akşamı Salon İKSV'de sahne alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/yeni-vagina-boys-ft-audur-feeling/", "text": "İzlanda'dan çıkan müzisyenler her an bizi şaşırtabilir. Olafur Arnalds sahibi olduğu Reykjavik Chips adlı patates dükkanıyla bizi şaşırtmıştı. Bir yandan atların üzerinde, lavanta tarlalarında klip çeken Nordik Rap'in başarılı temsilcilerinden Ulfur Ulfur var. Vaginaboys'da bu konvoya yeni eklenen isimlerden. Pop ve R&B müziği miksleyip elektronik müzik yapan ikili, Danimarkalı Sleep Party People gibi yüzlerini gizliyor. Ancak Vaginaboys biraz daha gizemli. Çünkü hiçbir şekilde onlar hakkında bilgi edinemiyoruz. 2015'te Icelandick adlı İzlandaca parçalardan oluşan EP'leriyle İzlanda'nın önde gelen yeni yeteneklerinden olan Vaginaboys'un yeni parçası Feelingi bir diğer yetenekli müzisyen Auour remixlemiş. Facebook hesabından Bugün doğum günüm. İşte Vaginaboys'un 'Feeling'ini remixledim. diyen Auour takip edilmesi gereken isimlerden. Ayrıca bu iki müzisyen de gelecek hafta Sonar Reykjavik'te sahne alacak!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/yeni-vaginaboys-feeling/", "text": "Müzikte İskandinavya söz konusu olduğunda, buradan çıkan müzisyenlerin yaptığı tarzlar bellidir: alternatif, rock, biraz pop ve metal. Ancak Reykjavik'ten çıkan Vaginaboys İskandinavya'dan babam çıksa dinlerim diyen bizleri bile şaşırttı. Yukarıda sayılan tarzlardan zıt biçimde, pop ve R&B tarzlarını elektronik müzikle birleştiren Vaginaboys hakkında aslında çok fazla şey bilmiyoruz, yapılan röportajlarda isimlerini gizliyorlar ve maskeyle sahneye çıkıyorlar. Bu şarkı, yakın zamanda çıkaracakları EP'denmiş ve bu EP'deki şarkıların sözlerinin tamamı İngilizce olacakmış. Vaginaboys'un yaklaşık 2 buçuk hafta sonra gerçekleşecek Sonar Reykjavik'te sahne alacağını da şimdiden hatırlatalım."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/02/yeni-wangel-you-got-to-say-it-loud/", "text": "Danimarkalı elektro-pop sanatçısı Wangel, Freedom adını verdiği yeni albümünden ilk parçasını yayınladı! Verdiği slow motion hissi ve harekete geçirici synthesizerları ile, You Got To Say It Loud, gelecek albümün harika bir özeti olarak değerlendiriliyor. Freedom adlı gelecek albümde Wangel'in dışında 2015'te Danimarka'da büyük yankı uyandıran yapımcı Kasper Ejlerskov Leonhardt'ın parmağı var. İkili albümün 2016'da çok konuşulacağından emin! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/35-istanbul-film-festivalinde-nordik-filmler/", "text": "1981'den bugüne bizi kaliteli filmlerle buluşturan İstanbul Film Festivali yeni film seçkisiyle yine muhteşem. Her film festivalinde en az iki Nordik film bulabileceğimiz festivaller bir yandan nordikseverleri de mutlu ediyor. 35. İstanbul Film Festivali'ndeki randevuya geç kalmamak için en kısa zamanda bilet almayı unutmayın! John hapishanede geçen yıllarının ardından evine dönüp yeni bir hayata başlamak için can atar. Ancak toplum, eski kız arkadaşını öldüren John'u affetmekten yana değildir. Artık yakın arkadaşları ve değer verdiği insanlar tarafından sevilmeyen John, geçmişiyle yüzleşmeye karar verir. Efterskalv, son dönemde İsveç sinemasından çıkmış en heyecan verici filmlerden biri olarak kabul görüyor. Sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük yıldızlarından Ingrid Bergman'ın özel hayatına odaklanan bu belgesel eleştirmen ve yönetmen Stig Björkman imzası taşıyor. Bergman'ın kızı Isabella Rosellini'nin de desteğiyle hayata geçirilen proje, başarılı oyuncunun günlükleri, fotoğrafları ve videolarından oluşuyor. Herkesten geçer not alan bu belgesel, Ingrid Bergman'ı modern, güçlü ve bağımsız bir kadın olarak da gözler önüne seriyor. İsveçli yönetmen Lisa Aschan'ın ilk mezun metrajlı filmi 'Apflickorna' Berlinale gibi önemli festivallerde takdir edilmişti. Yeni filmi 'Det Vita Folket' ile hızına hız katan yönetmen günümüz Avrupa'sı üzerine bir film çekmeye karar veriyor. Alegorik anlatımla çektiği bu film, Alex isimli genç ve beyaz bir kadının bir grup insanla hapishaneye kapatılmasını anlatır. Alex, nereye gönderileceğini hatta neden hapishanede olduğunu bilmez. Sınır dışı edileceği günü korka korka bekler. Bu sene Nordik filmler açısından zayıf buldum festivali."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/kesif-atella/", "text": "Atella, Norveç'in ahşap evler ve müzik ile dolu şehri Bergen'den harika bir grup daha. 2014'ten bu yana seslerini pek duyamasak da Mechanical Sparrow adını verdikleri huzur dolu yeni singleları gerçekten tekrar tekrar dinlediğimiz o parçalardan birisi oldu bile. Parçanın sizi hemen etkisi altına alan melodisi, son zamanlarda Aurora'nın sahnesinde sık sık görmeye başladığımız O. Martin'in dinlendirici sözleri ve sesi ile birleşerek gerçekten çok güzel bir hal almış. Ayrıca parçanın remixlerini de dinlemeyi unutmayın! Özellikle Röyksopp'un The Inevitable End albümünü haturkatan Atella Club Mix, parçanın orjinalinden çok daha farklı bir güzelliğe sahip. Atella, Norveç'in ahşap evler ve müzik ile dolu şehri Bergen'den harika bir grup daha. 2014'ten bu yana seslerini pek duyamasak da Mechanical Sparrow adını verdikleri huzur dolu yeni singleları gerçekten tekrar tekrar dinlediğimiz o parçalardan birisi oldu bile. Parçanın sizi hemen etkisi altına alan melodisi, son zamanlarda Aurora'nın sahnesinde sık sık görmeye başladığımız O. Martin'in dinlendirici sözleri ve sesi ile birleşerek gerçekten çok güzel bir hal almış. Ayrıca parçanın remixlerini de dinlemeyi unutmayın! Özellikle Röyksopp'un The Inevitable End albümünü haturkatan Atella Club Mix, parçanın orjinalinden çok daha farklı bir güzelliğe sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/kuradan-yeni-ep-our-sun-2/", "text": "Elektronik-pop ikilisi olan Kura'dan yılın ilk haberi bir EP ile geldi. Kura'nın 2012'de çıkardığı Halfway to the Moon albümünü takip eden 3 yıllık olgunlaşma sürecinin ardından bu yeni EP özellikle güçlü bass vuruşlarında kendinden ödün vermeyen, alıştığımız tarzdan uzaklaşmamış synth'ler ile karşılıyor bizi ve kendimizi Fanney'in kulaklarımızı yormayan, sade sesine bırakıyoruz. Dinlenmek istediğinizde beklentinizi karşılayacağına inandığım bu mütevazı grubu tanımayanlar için küçük bir bilgilendirme yapalım. Kura'yı Reykjavik asıllı solist ve söz yazarı Fanney Osk orisdottir ve grubun hem prodüktörlüğünü hem de geri vokallerini yapan Kopenhag'lı Brynjar Bjarnfoss oluşturuyor. Grubun kuruluşundan beri 2 EP ve 1 albümü yayımlandı. Aynı zamanda grup İzlanda'nın bu sene yapılacak en önemli festivallerinden biri olan Secret Solstice'te de yer alacak. İlgililerine, bu heyecan verici festivalin bu yılki en önemli isimleri Radiohead, Deftones, Die Antwoord ve yine başka bir İzlandalı grup olan Of Monsters and Men olarak belirlendi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/lovespeaketen-oslo-rehberi/", "text": "İlk parçaları DNA ile 2016'ya çok hızlı bir giriş yaptıktan sonra Avrupa ve ABD'de birçok farklı radyo istasyonlarında şarkıları çalan, tüm dünyadan farklı müzik sitelerinde adlarına rastladığımız Lovespeake yeni parçaları Tightrope'u geçtiğimiz günlerde yayınladı. Oslo'nun dışında, ormanın ortasında bir çiftlikte kaydedilen DNA adını verdikleri gelecek albümden ikinci parça olan Tightrope, tarzı ile grubu en iyi tanımlayan parçalardan birisi. Biz de Norveç müzik endüstrisinin önde gelen isimleri tarafından 2016'da Norveç'in en büyük müzik ihracatı olacağı ön görülen Lovespeake'e yaşadıkları şehir olan Oslo'daki favori mekanlarını sorduk! Ayrıca Lovespeake'i Spotify'dan takip etmeyi unutmayın! Oslo'da yemek için çok güzel mekanlar var. Özellikle Vulkan/ Mathallen çevresinde; turtalar, burgerler, ördek, harika tavuk sandviçler bulabilirsiniz. Ayrıca El Camino, Freddy Fuego ve Burrito Project'te her zaman taze burritolar oluyor. Bir de harika Tay restoranı Yaya's var! Her zaman Youngstorget bölgesindeki Kulturhuset ve Tilt'te takılmayı seviyorum. İkisinde de shuffleboard var ama Tilt'te ayrıca retro bir pinball makinesi ve harika bira seçkisi var. Ayrıca Akerselva nehrinin kenarında, hemen Mathallen'in altında, Oslo'daki en uzun bar olan Smelteverket var. Burası da çok iyi kraft bira seçenekleri sunuyor. Oslo dünyada kahvecileri ile ünlü bir şehir. Tim Wendelboe bunlardan en öne çıkan kahveci. Grünerlokka'ya geldiğinizde bu kahveciye kesinlikle uğramalısınız. Ayrıca Supreme Roastworks ve Solberg & Hansen'i de öneririm. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar dans etmek istiyorsanız kesinlikle The Villa'ya gitmelisiniz. Ayrıca Fisk & Vilt ve Bla da görülmeli. Parkteatret şehirdeki en iyi konser mekanlarından birisi. Hem yurdışından hem de Norveç'ten yeni ya da umut vaad eden birçok grubun konserilerine ev sahipliği yapıyor. Ses kalitesi her zaman çok iyi, sahne geniş ve güzel. Mekan genelde en fazla 400 kişi alıyor, böylece çok kalabalık olmadan rahatça müzik dinleyebiliyorsunuz. Rockefeller'in küçüğü gibi diyebiliriz. Bu arada Rockefeller de Tame Impala gibi daha ünlü grupları ağırlayan bir mekan. Nordmarka, Oslo'nun kuzeyindeki ormanlık bölge. Oslolular buraya sık sık yürüyüşe, koşmaya gelir. Özellikle kışın herkes buraya kaymaya gider, Oslo'da şehir hayatından kaçmak için seyahat etmenize gerek yok! Kesinlikle Tiger Records ve Big Dipper. Harika vintage kıyafetler için Grünerlokka'da Markveien yokuşunun başından sonuna kadar yürüyün. Sayamayacağınız kadar fazla vintage mağaza var. Normal alışveriş yapmak isterseniz ve Karl Johan'ın kalabalığından kaçmak isterseniz de, Bogstadveien'de Majorstuen'e doğru gitmelisiniz. Norveç Kraliyet Sarayı'nın hemen arkasında, üzerinde her türlü dükkan bulunan bir sokak. Konserlere gitmeyi, barlarda yeni insanlarla tanışmayı tercih ederim ya da film uzmanları için özel olan Cinemateket'te özel bir etkinlik yakalamaya çalışın. Ayrıca Vigeland parkı da tek bir sanatçı tarafından hazırlanmış dünyanın en büyük heykel parkı. Harika! Holmenkollen Atlama Rampası, en iyi şehir manzarasına sahip. Sandvika'da Tanken'de takılmayı çok seviyorum. Plak şirketinden tüm arkadaşlarımın takıldığı bir mekan. Şehir merkezinden trenle 10 dakika uzaklıkta. Stüdyolar, prova odaları, konser salonu, plak şirketleri için ofisler, fotoğrafçılar, tasarımcılar gibi bir çok farklı oluşumun bir arada bulunduğu bir kolektif. Buna benzer başka bir yer görmedim!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/moddinin-senja-rehberi/", "text": "İstanbul'u iki kere güzel sesiyle ısıtan, Kuzey'ın hikayecilik görevini üstlenen Moddi'yi hepimiz bir şekilde tanıyoruz. Bazılarımız 'Smoke' parçasıyla, bazılarımız 'House By The Sea' parçasıyla tanıdık onu. Sonrasında 'K m va du?' adlı Norveççe parçalardan oluşan ve evi Senja'dan izler taşıyan albümünü 2013'te yayınladıktan sonra birçok hayranı dilini anlamasa da şarkılara kendi anlamlarını kattılar. Biz de bu şarkılara, House by the Sea'ye ve daha bir çok Moddi parçasına ilham olan, Kuzey Norveç'in en sıcak kasabası Senja'yı, en iyi anlatacak olan Moddi'ye sorduk. Ayrıca 2016 Norveç turunu açıklayan Moddi'nin İstanbul'a tekrar tekrar gelmesini diliyoruz! Senjastua dünyadaki en iyi klippfisk'i yapıyor. Kuru, Atlantic cod usulü olan bu balık patates kızartmasıyla servis ediliyor. Gryllefjord'da bulunan tek pub Olningen'e gidin. Biralarının tadı nasıl bilmiyorum ama tuhaf yerlilerle tanışabilirsiniz. Bölgenin manavı Sifjord'a gidin, manavın sahibi Helge oradan geçen herkese bedava kahve ve bisküvi ikram ediyor. Kahve berbat ama yakında bir yaşlı evi var. Burası, yaşlılardan geçmişle ilgili çılgın hikayeler duymak için ideal. Kısa süre içinde kahvenin kötülüğünü zaten unutuyorsunuz. Bir cumartesi günü 'bygdefest'e katılın. Kasaba partisi anlamına gelen bu partiler 16 ile 85 yaş arası insanlarla dolup taşıyor. Birkaç dakikalık dans gösterileri ve hareketlerle geçen bu partiden sonra karda sevişin. Bov r'de yer alan Krakeslottet'e gelin. Hatta Krakeslott Festival'de var, ben de orada çalacağım. Ya da Artijuli'ye gelin, tüm temmuz ayı boyunca burada çağdaş sanat festivali oluyor. Kekimiz de var. Deneyimli bir yerliyle denizde açılın, yüz yıl önceki eski balıkçı resiflerini göreceksiniz. Size söz veriyorum gözlerinize inanamayacaksınız, gerçekten çok güzel manzaralar var. Skaland'da Pila adlı bir dükkan var. Ünlü Skaland eldivenlerinden veya dünyaca ünlü Senjalest'ten alın. Unutulmaz Anderdalen National Park'tan tırmanın. Gece kalabileceğiniz kabinler de var, fiyatlar ise bedavaya yakın. Dışarıda, yosunların üzerinde, gece güneşinin altında. Uyku tulumu ve cibinlik getirmeyi unutmayın. Alternatif olarak Medby'de bulunan guest house Draugen'e check in yaptırın. Aslında oradaki evleri babam yaptı. Şarkılarımın kökeni olan Tetinden; Ausa, Kongsnes, Krakeslottet, Kaldfarnes ve Holmenv r. Halvardsoy, buraya sadece botla güneşli ve denizin sakin olduğu bir günde ulaşabilirsiniz. Buraya ulaşabilecek kadar şanslıysanız sizi temin ederim ki ayrılmak istemeyeceksiniz. İşte Halvardsoy'den bir fotoğraf. Velkommen hjem!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/nordik-festival-rehberi/", "text": "Norveç'in belkide en güzel şehirlerinden biri olan Bergen'de gerçekleşen ve şehrin en güzel zamanları olan Temmuz'da 4 gün süren Bergen Fest, genelde çoğunlukla yerli halktan oluşan bir izleyici kitlesine sahip olsa da her sene olduğu gibi bu sene de çok önemli isimleri bir arada bulabileceğimiz bir festival. Festivalde sahne alacak isimler arasında Sigur Ros, Astrid S, Highasakite, Wilco, Band of Heroes gibi dünyaca ünlü birçok isim var! Norveç'in üçüncü büyük kenti, bilim/ üniversite başkenti Tromdheim'de düzenlenen festival, her yıl birkaç büyük ismin yanında yeni isimler keşfetmeniz için büyük bir olanak sağlıyor. Şehrin genç nüfusu ile birlikte Tromdheim'de güneşin tadını çıkartmak ve akşam olunca da tüm şehre yayılan festival havasını tatmak için birebir! Pstereo'da da bu yıl Avrupa'nın birçok festivalinde göreceğimiz Sigur Ros ve Astrid S'in dışında ARY, The Lumineers ve Bendik gibi isimler de var! Norveç'in güneyindeki Tonsberg kasabasında gerçekleşen festival, aslında kasabadan çok daha büyük. Nedeni ise festivalde sahne alacak isimlerin sayısı bir hayli fazla. Bu sene festivalde Wiz Khalifa'dan Todd Terje'ye, Grimes'ten Elias'a birçok farklı isim var! Ana festivallerden farklı bir line-up ile Ane Brun, Of Monsters and Men, Jose Gonzales ve FKA Twigs gibi isimleri, Grimstad'da ağırlayacak festival ayrıca Norveç'te denizin keyfini çıkarmanıza da olanak sağlıyor! Stockholm'de yazın gelişini kutlayan festival, elektronik müzik dünyasının en önemli isimlerini İsveç'e getiriyor. Bu sene festivalde Diplo, David Guetta gibi yurt dışından isimlerin yanında Icona Pop, Kygo gibi son dönemde Nordik popüler müziğine yön veren isimleri de sahnesinde ağırlıyor. Metal, rap, folk, elektronik, pop ve birçok müzik türünü bir arada bulabileceğiniz sayılı festivallerden olan Bravalla, festivalleri ile ünlü Norrköping'in en büyük etkinliklerinden birisi. Bu sene Rammstein, Mumford and Sons, Macklemore, Hardwell, Nightwish, Editors gibi tamamı onlarca büyük isimlerden oluşan line-up'ı ile herkes için çok etkileyici bir festival olacak gibi duruyor. Into the Valley, dünyanın en ilginç festival alanlarından birisine sahip. Yeşilin ortasında, eski bir madenin içinde hazırlanan festival alanı her sene sahne alan isimlerden daha fazla konuşuluyor. Ayrıca sahnede keşfedilmeyi bekleyen onlarca grup varken, bu küçük alanda yeni arkadaşlar ediniyorsunuz. İzlanda'nın en enerjik festivali olan Secret Solstice boyunca güneş batmıyor! Festival alanının dışına, volkanların içine ve lagünlere kadar taşan festivalin bu seneki konukları arasında ise Radiohead, Die Antwoord ve Of Monsters and Men gibi isimler var! Oslo'da düzenlenen en büyük festivallerden birisi olan Oya, her yıl en çok beklenen festival olarak kayıtlara geçiyor. Tüm dünyadan gelen izleyici kitlesi ile şehirde eğlence hiç bitmiyor. Festival line-up'ının dışında şehirdeki birçok mekan kendi küçük pre-after partilerini/ konserlerini düzenliyor. Ayrıca festivalde bu sene Massive Attack, PJ Harvey, Jamie XX, M83, Okay Kaya, Daughter ve Aurora gibi daha birçok isim var! Aarhus'un hemen dışında Skanderborg'da düzenlenen Smukfest, Roskilde'den sonra Danimarka'nın en ünlü festivali. Ama bazılarına göre bu sene Roskilde'yi de geride bırakacak çünkü Rihanna, Sia, Sting ve Martin Garrix gibi isimler festivalde olacak. Son dönemlerde dünyaca ünlü festivallerle birlikte anılmaya başlayan Roskilde'nin Türkiye'den de takipçisi çok. Tarihi Roskilde kasabasını kocaman bir etkinlik alanına dönüştüren festival, 1972'den beri non-profit sloganı ile bu sene Macklemore, LCD Soundsystem, New Order, PJ Harvey, Wiz Khalifa, RHCP, Tame Impala ve MO gibi isimleri bir araya getiriyor. Festival Reykjavik'te düzenlenmesine rağmen tüm dünyada etkilerini gösteren, İzlanda'nın tümüne yayılan etkinlikleri ile eğlence dolu 5 gün yaşatmayı başaran Iceland Airwaves de line-up'ından daha çok atmosferi ile herkesi büyüleyen bir festival. Resmi olarak PJ Harvey, Mum, Mammut ve birkaç ismin daha açıklandığı festival sırasında tüm İzlanda'da hatta evlerde bile bağımsız konser etkinlikleri gerçekleşiyor. Özellikle Reykjavik pazarından, kafelerine kocaman bir festival alanına dönüşüyor. Hatta Blue Lagoon'da bile konser veriliyor! Festivalleri pek ünlü olmasa da aslında Finlandiya'da da tüm Avrupa'daki festival trendlerini başarıyla yerine getiren birçok festival bulunuyor. Bunlardan birisi de aslında Rock festivali olarak başlayan fakat şuan birçok farklı tarzda grubu ağırlayan Provinssi. Bu sene festivalde Aurora, Nightwish, Rammstein, Silvana Imam, Damien Rice gibi birçok farklı isim bulunuyor. Bu yaz Nordiklerde gerçekleşecek festivallerin özeti diyebileceğimiz bir festival olan Way Out West, bu sene Göteborg'ta Massive Attack, Daughter, PJ Harvey, Travi$ Scott, Yung Lean, Jamie XX ve M83 gibi daha birçok ismi ağırlayacak. Tr na, 500 kişinin yaşadığı bir köy. Ana karadan 65 km uzaklıkta, Atlantik'te bulunan bir ada üzerinde tüm köylülerin katıldığı, Norveç'in yeni yeteneklerinin ve uluslararası birçok katılımcının yer aldığı festivalin bir sahnesi mağara içerisindeyken, diğer sahnesi de nefes kesen bir manzaranın hemen önünde. G! Festival de birçok Nordik festival gibi küçük bir kasabada gerçekleşiyor fakat bu festivalin en büyük özelliği Faroe Adaları'nda gerçekleşmesi. Atlas Okyanusu kıyında, Faroe Adaları arasında gerçekleşen 3 günlük festival, verilen konserlerden çok sıcak ve eğlenceli ortamı ile katılanların unutamadığı bir festival oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/nordik-ikonlar-isle-jacobsen-rubber-boots/", "text": "Danimarka ve İsveç, İskandinav modası söz konusu olduğunda söz sahibi olan iki ülke. Acne Studios, COS gibi markalardan sonra akla gelen ilk tasarımcı da Ilse Jacobsen'in plastik botları. Kopenhag'ın sahil kıyısında kalan Hornb k bölgesi birçok ünlü Nordik tasarımcıya, sanatçıya ilham veren bir bölge olarak biliniyor. Tasarımcı Ilse Jacobsen de memleketi Hornb k'e döndüğünde paha biçilmez bir yaratıcılığı bulduğunu söylüyor. Aslında üniversitede Siyaset Bilimi ve Ekonomi Bölümü'nde okuyan Jacobsen moda ile ilgilenmeye diplomasını aldıktan sonra başlamış. Memleketine geri dönüp bir restaurant açan tasarımcı, bir arkadaşının ricasıyla ayakkabı işine girmiş. Jacobsen'in ayakkabı işiyle uğraşan arkadaşı işi onun devralabileceğini söylemiş. 1993'te kendi markasını çıkaran tasarımcı 'Ilse Jacobsen Hornb k' ismini kullanmayı tercih etmiş. Kaliteli, özgün ve doğal malzemelerden bir ayakkabı elde etmek isteyen Jacobsen İskandinavya'nın kırsal bölgelerinde giyebilecek bir ayakkabıyı düşlemiş. Hem rahat hem de oldukça şık olan bu botların yumuşak olması için de pamuktan malzemelerle destekleniyor. Bu ayakkabılar dünyanın her yerinde oldukça popüler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/nordik-sonardan-abba-esintili-yeni-ep/", "text": "Stockholmlü müziklerini düşsel ve yenilikçi olarak tanımlayan yeni electro-pop ikilisi Nordik Sonar, Mart ayında çıkardıkları singlelarından sonra büyük bir ilgi göreceğini düşündükleri EP'leri LYNX LYNX'i yayınladılar. Melankolik metaforlar ile birlikte farklı farklı duyguları bir araya getiren şarkıları ile genç bir insanının hayat hikayesini müziğe aktarmaya çalışan ikili 80'ler esintili 25 dakikalık dans parçaları için Röyksopp, ABBA, Robyn ve Secret Service gibi ikonik grupların etkisinde olduklarını söylüyor. Tüm şarkıları grup tarafından bestelenen LYNX LYNX, İskandinav melankolisini, umut ile birleştirerek tam anlamıyla crying on the dance floor etkisi yaratmayı amaçlıyor. Ayrıca elektro pop ikilisi müziklerinde kulağa hitap ederken, görsel çalışmaları ile de çok anılacak gibi duruyor!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/reykjavikte-designmarch-8-kez-duzenlendi/", "text": "Reykjavik'te bu sene sekizincisi düzenlenen DesignMarch etkinliği artık İzlanda'nın en önemli lokal etkinliklerinden birisi haline geldi. Grapevine Tasarım Ödülleri ile başlayan tasarım etkinlikleri, DesignMarch ile tüm şehre yayılmış oldu. Bu sene özellikle inovatif ve çok daha ilgi çekici olacağı söylenen DesignMarch, herkesin tahmin ettiği gibi beklentileri oldukça karşıladı. Tüm Reykjavik bölgesinde tasarımcılar tarafından düzenlenen 100'den fazla etkinlik ile birbirinden farklı tasarım, ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Biz de İzlanda'nın en büyük kapalı etkinlik mekanı olan Harpa'da başlayan ve tüm Reykjavik sokaklarına yayılan DesignMarch'ın öne çıkanlarını NordicStyleMag yazarlarından Marta Karadottir ve Kristjana Kristjansson katkıları ile bir araya getirdik. DesingMarch hakkında daha detaylı bilgi almak için NordicStlyeMag derlemelerine göz atmayı unutmayın! İlk günün en öne çıkan 1+1+1 sergisi, üç farklı Nordik ülkeden tasarımcıların bir araya gelmesi ile oluşuyor. İzlanda'dan Hugdetta, İsveç'ten Petra Lilja ve Finlandiya'dan Aalto+Aalto'nun katılımıyla oluşan 1+1+1'in amacı istenen objeleri kendilerince tasarlayıp, daha sonra tasarlanan objeleri üçe bölerek, tüm kombinasyonlarla parçaları birleştirmek. Örneğin üç tasarımcıdan da ayna tasarlanması isteniyor, daha sonra tasarlanan bu aynalar üçer parçaya bölünerek, bölünmüş parçalar bir diğer ayna parçaları ile farklı şekillerde birleştiriliyor. İkinci gün açılış seremonisinin düzenlendiği Reykjavik Sanat Müzesi'ni dolduran kalabalık, DesignMarch için özel olarak üretilen meyve biralarını tadarken, İzlanda'nın nefes kesen doğasından esinlenerek tasarlanan ve bir kez daha ziyaretçilere ilham kaynağı olan özel tasarımları görme şansı elde etti. İzlanda'nın en ünlü tasarım ve kıyafet markalarından biri olan Farmers Market, 2005 yılında genç bir çift tarafından kurulduğu günden beri ülkenin en önemli markalarından birisi haline gelmiş. Bu nedenle diğer tüm İzlandik markalar gibi, Farmers Market de DesignMarch için özel olarak hazırlanmış. 2016 koleksiyonlarından parçalar tanıtan Farmers Market, flagship mağazasında düzenlediği etkinliklerle birlikte DesignMarch'a en iyi hazırlanmış markalardan birisi oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/yeni-futile-lust-for-life/", "text": "Lisede birbiriyle tanışan Göteborglu grup Futile, Lust For Life adını verdikleri yeni parçalarını yayınladı. Birçok hit parçanın çıktığı Göteborg kıyılarından yayınlanan single, kolay ezberlenen sözleri ve eğlenceli ritmi ile bizim için yaza hazırlık parçalarından birisi oldu bile! Şimdilik yeni albümlerini beklerken 2016'da dinleyeceğimiz gruplar arasına ekleyemesek de gözlerimizi üzerlerinden ayırmamak en doğru hareket olacaktır! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/03/yeni-juhani-silvola-strange-flowers/", "text": "Highasakite'nin yeni albümü All That Floats Will Rain'in prodüktörlerinden olan Juhani Silvola'nın ilk solo projesi olan yeni albümü Strange Flowers, Periskop etiketi ile 4 Mart'ta yayınlandı! Norveçli sanatçı Juhani'nin sözleri ile insanlığın utopik ve distopik bir bakış açıları ile iyimserliği ve kötümserliği keşfetmeyi hedefleyen albüm, karanlık renklerin arasında süzülen ışığı temsil ediyor. Strange Flowers, sanatçı ve yapımcı Silvola'nın gitaristlik geçmişini, yapımcılık deneyimi ile birleştirdiği bir albüm. Albümdeki tüm gitarları, synthesizerları, elektronikleri ve perküsyonları kendi çalan Silvola ayrıca tek kişilik koca bir grup. Albümün ilk parçası Gods That Built This Place Were Mad ise tam anlamıyla sizi boş yollarda hayali bir yolculuğa çıkarıyor!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/arnalds-late-night-tales/", "text": "Late Night Tales / Another Late Night, 2001'den beri varlığını sürdüren Azulu Records'un dj mix projesidir. Bu projenin amacı; müzisyenlerin ilham aldıkları, onları müzik yapmaya iten parçaları bir albümde toplamak. Daha önce Trentemoller, Röyksopp, Nils Frahm, Bonobo gibi isimlerin de konuk olduğu bu projeye şimdi Olafur Arnalds konuk oldu. Uzun zaman önce bu teklifi alan Arnalds, titiz yapısı gereği albümü oldukça uzun bir sürede hazırladı. Soundtrack'te Samaris, James Blake, Hjaltalin'den parçalar da var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/az-bilinen-buyuk-efsane-kaizers-orchestra/", "text": "Çoğuna göre Norveç'ten çıkan en iyi live band Kaizers Orchestra, Kuzey Avrupa dışında çok tanınmayan ancak tanındıkları her yerde çok sevilen altı parçalık bir grup. Kendi deyimleriyle Kaizerrock türünde müzik yapan Kaizers Orchestra, kullandıkları olağan dışı enstrümanlar ve yazdıkları sıra dışı öyküler sayesinde Norveç kültüründe kendilerine önemli bir yer edindi. 2013 yılında süresi belli olmayan ama kesinlikle bir-iki yıldan daha uzun sürecek olan bir ara vermiş olan grup, Janove The Jackall Kaizer, Geir Hellraizer Kaizer, Terje Killmaster Kaizer, Helge Omen Kaizer, Rune Mink Kaizer ve Oyvind Thunder Kaizer adlı üyeleri ve bu üyelerin çaldığı, birkaç gitar, birkaç davul, çöp kovaları, petrol varilleri, bir kilise orgu, piyano, bir kontrbas ve birkaç araba jantı ile sahnede eşsiz bir performanslar sergiledi. Grubun en büyük ilham kaynakları, facebook sayfalarında belirttikleri şekilde: Tom Waits, Walt Disney, Circus Arnardo, WW2, Beck, Christopher Walken, Dr. Dre, Diego Maradona, Hankatt, The Beatles, More Cowbell, The Rivers Of Babylons and three more.. Grubun solisti ve söz yazarı The Jackal, müziksel anlamda en çok Tom Waits'ten etkilendiğini söyler. Ancak şarkı sözleri ve yarattığı ilk evrenler büyük bir Emir Kusturica etkisi altındadır. Sırp yönetmen Kusturica'nın Underground isimli filmi, özellikle Ompa Til Du Dor ile yaratılan ilk Kaizers evreninin temelini oluşturmuştur. Batı Norveç'te küçük bir şehir olan Bryne'de doğup büyüdükleri için, grubun kurucuları Janove ve Geir, J ren şivesiyle konuşur ve şarkılarını bu şive ile yazıp söyledi. Biz İngilizce konuşanların şarkılarıyla büyüdük. Şimdi sıra onlarda, biraz da onlar Norveççe şarkılar dinlesin. Diyerek yola çıkan solist Janove, 2004 yılında çıkardığı solo albüm Francis' Lonely Nights hariç, bütün albümlerinde kendi dilini kullandı. Anadili Norveççe olanlara bile bazen anlaması güç gelen bu şive, grubun eşsizliğini artıran başka bir özellik olarak görüldü. Norveçli olmaktan büyük memnuniyet duyan bu grubun en farklı yönlerinden birisi de şarkılarında bahsi geçen, Norveçli olmaktan çok uzak konulardır. Sözleri mafya, savaş, acı-tatlı aşk, alkol ve şapkalar gibi basit konular üzerine olmasına rağmen yer yer anlaşılmaz sesler içerir. Büyük bir festival turuyla taçlandırdıkları son albümleri Violeta Violeta Üçlemesine kadar bahsedilen konular ve yarattıkları karakterler olan Mr. Kaizer, Constanze, Sonny gibi isimlere sadık kalmışlardır. Violeta Violeta Üçlemesi, 2011-2013 yıllarında yayımlanmıştır; grup üyelerinin en çok gururlandığı, kendilerini gelebilecekleri en yüksek noktada gördükleri çalışmadır. Bu üçlemede tümüyle yeni bir evren ve karakterler yaratmışlardır. Evindeki piyano başında, iki haftada 20 şarkı yapan Janove, diğerleriyle birlikte bu sayıyı 30! a çıkarmış ve birbirinin devamı olan üç farklı albüm ile Violeta, Beatrice ve Kenneth'in öyküsünü anlatmıştır. Olası günlük olaylar ile metafizik ve fantastik ögeleri birleştiren, zaman zaman Şeytan'ın ta kendisine rol veren bu çalışma büyük beğeni kazanmış, Kaizers Orchestra'yı yaşayan bir efsane haline getirmiştir. 2013 yılında, üçüncü Violeta albümünün yayımlanmasıyla uzunca bir süre tatile çıkmak istediklerini duyuran grup, verdikleri arayı henüz bitirmedi. Altı üye beş farklı şehirde, değişik iş alanlarında çalışmakta ve hayatlarını Kaizers Orchestra olmayarak geçirmekte. Janove, 2015 Spelleman Ödül Töreni'nde yeni şarkısıyla müzik dünyasına geri döndüğünü gösterdi ve grubun uzun bir süre, belki de hiçbir zaman, tekrar bir araya gelmeyeceğini söyledi. Janove adıyla kendisine solo kariyer oluşturan Mr. Kaizer dışında, gitarist Terje, uzun süreli yan projesi olan Skambankt ile, bassist Oyvind, Clorofrom ile müzik kariyerlerine devam ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/efterskalv/", "text": "İsveç doğumlu genç yönetmen Magnus von Horn'un ilk filmi olan Efterskalv, Türkçe adıyla Bundan Sonra, geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali'nde Golden Camera ödülüne aday olmuştu ve ilk gösterimini Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapmıştı. Olumlu eleştirilerle ülkesine dönen Magnus von Horn ayrıca İsveç'in en prestijli film festivali Guldbaggen'dan da en iyi film ödülünü Force Majeure filminin yönetmeni Ruben Östlund'un ellerinden almıştı. Biz de bu filmi 35. İstanbul Film Festivali'nde izleme şansına eriştik. İsveçli pop şarkıcısı Ulrik Munther'in canlandırdığı John karakteri, eski kız arkadaşını öldürmesinden dolayı genç yaşta hapishaneye girmiştir ve buradan çıktıktan sonra ev ve okul yaşamına adapte olmaya çalışmaktadır. Fakat suç oranının oldukça düşük olduğu İsveç toplumunda bu John için oldukça zorlayıcı ve sancılı bir süreç olacaktır. Film; John'un kuralcı ve sert mizaçlı olan babası ile yaşadığı uyumsuzluğu, daha sonrasında okula tekrar kabulünün ardından eski arkadaşları tarafından katil ve istenmeyen olarak yaşadığı sıkıntıları, küçük erkek kardeşi ile arasındaki bağların yavaşça gerilmesini ve belki de vurucu olan John'un bundan sonra yeni birisiyle tanışabilmesinin ve bu ilişkinin güven içinde ilerleyebilmesi ihtimalinin olup olmadığını işliyor. Film aslında İskandinav toplumunda, suç işlemiş bir bireyin daha da derine inecek olursak herhangi bir kişiyi öldürebilmiş bir bireyin sıkıntıları üzerine odaklanıyor. Kendi içinde bu suçun yükünü hafifletememiş ve hapis yatarak cezasını çekmiş olan birey, toplumun baskısı ve tepkisi altında ezilmeye devam ediyor. Yine de yüzleşmekten korkmayan ve tepkilerin üzerine daha da giden John, toplum tarafından gördüğü tüm şiddete rağmen sessiz ve tepkisiz kalmaya devam ederek adeta bir yandan kendini de cezalandırmaya devam ediyor. Tüm bu olaylar sonucunda kaçınılmaz bir şekilde John'un kendisiyle yüzleşmesi de bir hayli vurucu, acımasız ve sert oluyor. Başarılı oyuncu seçimi, etkileyici makyaj ve özellikle Ida filminden aşina olduğumuz muhteşem görüntü yönetimiyle beğenimizi kazanan Efterskalv, hiç müzik kullanılmayan sessiz ve donuk atmosferi ile son zamanların iyi bir İskandinav filmi olarak sizin de beğeninizi kazanacaktır. Trailer'ını buradan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/fort-fairfieldin-barselona-rehberi/", "text": "İsveçli shoegaze techno grubu Fort Fairfield, bu sıralar yeni projelerine ilham olması için Avrupa'nın renkli şehri Barselona'da vakit geçiriyor. Grup daha önce de Berlin'de kaydettikleri Prenzlauer Berg adlı albümleri ile adını bir hayli duyurmuştu. Biz de Barselona'da bulduğumuz bu İsveçli gruba, şehirdeki en sevdikleri mekanları sorduk ve Tom'dan bize göre çok hoş cevaplar aldık. Malmö'den Barselona'ya uzanan yolculuklarında Fort Fairfield'e eşlik etmek için grubun Facebook ve Soundcloud sayfalarını takip etmeyi unutmayın! Barselona'da yemek için tonlarca güzel yer var ama işi basitleştirmek için El Born bölgesindeki en iyi 3 mekanı söyleyeceğiz. El Vaso de Oro ; Burada baharatlı tuna balığını, özel biberli bifteği, chorizo'yu ve kendi üretimleri olan Barcelona Common adındaki biralarını öneriyoruz. Bilbao Berria ; Bazen sadece atıştırmalıklara ihtiyacın olduğunda Bilboa, tam sana göre bir yer. Yaklaşık 10 Euro gibi bir fiyata 6 tane pintxo ve 2 bira alabiliyorsunuz. NaparBCN (10 Tap); Eğer sadece bir bara gideceksiniz kesinlikle burası olması lazım. Ale&Hops (10 Tap); Vegan yiyecekler ve birçok farklı İspanyol birası. Fabrica Moritz; Açık hava ve Shandy, bazen tek ihtiyacınız olan şey olabiliyor. Bu konuda bize güvenebilirsiniz. Black Lab Brewhouse; Claudia sipariş edin ve keyfini çıkarın. Xador. Harika kahve ve fiyatlara sahip. Ayrıca insanları ve geçen köpekleri izlemek için dışarıda oturma imkanı da var. Taş duvarlarla çevrili, gotik bahçelerin içinde saklanmış El Jardi adındaki restoran. Beyler, bayanlar burada gerçekleştirdiğiniz bir buluşma için ekstra uğraşlara gerek yok, mekan size yardım edecektir. La Pelu del Jose. Üst sınıf bir berber, kesinlikle öneriyoruz. Eğer stil sahibi bir İspanyol saç kesimine ihtiyacınız varsa başka yerin sözünü etmeye gerek yok."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/hamletin-kalesi-airbnbde/", "text": "Shakespeare'in en ünlü trajedisi Hamlet'in geçtiği kale olarak bilinen Danimarka'daki Kronborg Kalesi, artık Airbnb üzerinden gecelik olarak kiralanabilir! Haber şaka gibi dursa da Airbnb'de kaleyi kiralayan da Hamlet'in ta kendisi. Gelin, evimde bir gece kalın diye söze başlayan Hamlet, 23 Nisan gecesi için misafirlerini arıyor. Neden o kalede kalmanız gerektiğini anlatarak, sadece 29 lira gibi bir fiyata, 400 yıllık bu sarayda kalabilir. Danimarka Kraliyet Sanatçıları eşliğinde dans eden Kraliyet Balesini izleyebilirsiniz! Eğer bir şekilde şanslı kişi siz olur da Danimarka'ya giderseniz, Fallulah'ın en sevdiği mekanlar ile hazırladığı Kopenhag rehberimize göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/isvecte-sosyal-aglari-kullanmak-ucretsiz-oluyor/", "text": "İsveç'in en büyük telekomünikasyon şirketlerinden Telia, müşterileri için Facebook, Instagram ve Whatsapp'ı ücretsiz kullanabilecekleri altyapıyı hazırlamaya başladı. Böylece Telia kullanıcıları tüm bu sosyal ağları, internet paketlerinden hiçbir eksilme yaşamadan kullanabilecekler. 2018 yılına kadar kullanıcılarına 5G internet servisini sunmayı hedefleyen firmanın ise sosyal medya uygulamalarını ücretsiz kullanmaları karşılığında, hesapları üzerinden kötü sözler söylememelerini istiyor. Sevgi dolu internet sloganı ile başlayan #hatatat kampanyaya tam desteğini gösteren Telia, bu kampanyaya olan ilgiyi arttırmak amacı ile böyle bir yola başvurduğunu belirtiyor. Bir başka şirket olan Tre ise, hat kullanıcılarına internetten müzik dinlemeyi ücretsiz hale getirmişti."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/izlanda-panama-papers-hakkinda/", "text": "Dünya tarihinin en büyük belge sızıntısı olan Panama Papers'da, Panama'nın önde gelen off-shore avukatlık ve hizmetler firması Mossack Fonseca'ya ait yaklaşık 11 milyon gizli doküman açığa çıkarıldı. Varlıklı bireylerin servetlerini gizlemek için neler yaptığını ve nelerin üstünü nasıl örttüklerini 40 yıllık faaliyet raporlarının günlük dökümleri halinde gösteren belgelerde, İzlanda'nın 2013'ten beri Başbakanı olan Sigmundur Davio Gunnlaugsson'un da adı geçiyor. 2007 yılında Wintris Inc. adlı bir kabuk firmasını satın alan Başbakan, Britanya Virjin Adaları'nda bulunan şirketi sayesinde İzlanda bankalarından 2008 yılının derin ekonomik krizinden kalan 35 milyon dolar alacağı olduğu ve Başbakanlığa geldiği dönemde mal varlığı beyanında bu bilgiyi göstermekten kaçınmış olduğu sızan bilgiler arasında. Ayrıca Başbakanlığa atandıktan sonra şirket hisselerini yalnızca 1 dolar karşılığında karısına devrettiği de belgeler ile ortaya çıkan bilgilerin yalnızca bir diğeri. Başbakan, İsveç'in bilinen televizyon kanallarından STV'ye verdiği röportaj esnasında söyledikleri ile yaptıklarının taban tabana zıt olduğu ortaya çıktığında ise olan oldu. Gunnlaugsson'un yayın sırasında sinirlenerek ortamı terk etmesinin ardından İzlanda'nın başkenti Reykjavik'te olayları protesto eden 22.000 kişilik bir kalabalık pankartlar, düdükler ve sloganlar ile Gunnlaugsson'un derhal istifa etmesi ve erken seçime gidilmesi yönünde parlamentoya çağrıda bulundu. Ülke nüfusunun 330.000 ve seçmen nüfusunun yaklaşık 220.000 kişi olduğu düşünüldüğünde ne denli büyük bir oranın protesto eylemlerine katıldığını anlamak mümkün. The Guardian gazetesinden Jon Henley protesto eylemlerini 2008 ekonomik krizinden beri gerçekleşen en büyük halk ayaklanması olarak nitelendirirken, sokakta röportaj yaptığı insanların yorumları Gunnlaugsson'a olan güvenin Başbakanlık koltuğunu sallayacak nitelikte sarsıldığını gösteriyor. Olaylar üzerine internette başlatılan ve başbakanın istifasını talep eden bir imza kampanyası şimdiden 23.000 sınırının üzerine çıkmış durumda. İlerleyen saatlerde Başbakan Gunnlaugsson'un yaptığı açıklama ise sokaktaki halkı pek de tatmin etmişe benzemiyor. Yaptığı açıklamada Başbakan; istifa etmeyi düşünmediğini, güçlü bir şekilde ilerlediklerini ve hükümetlerin başladıkları işleri bitirmesi gerektiğini belirtti. Önümüzdeki günlerde neler olacağını kestirmek şimdilik zor olsa da, İzlanda halkı protesto ve tepkilerini devam ettirdiği takdirde Başbakan'ın sayılı günü kaldığını öngörebiliriz. Edit: Başbakan Sigmundur Davio Gunnlaugsson salı günü yaptığı açıklamada istifa ettiğini açıkladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/izlandada-1-milyon-dolarlik-festival-bileti/", "text": "İçeriği ile her yıl çokça konuşulan Secret Solstice Müzik Festivali, bu sene de 1,000,000 $ ederindeki festival paketini açıkladı. İzlanda'nın en özel mekanlarında, güneşin batmadığı tarihlerde gerçekleşen Secret Solstice'in bu seneki 1,000,000 dolarlık paket dahilinde ise aşağıdakiler gibi çok özel ayrıcalıklar ve daha fazlası var. Ayrıca festival line-up'ında ise Radiohead, Of Monsters and Men, Die Antwoord dahil birçok güzel isim var. Eğer 1 milyon dolar size biraz fazla geldiyse, diğer Nordik müzik festivalleri için rehberimize göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/izlandadan-tum-dunyayi-etkisi-altina-alan-dizi-ofaerdtrapped/", "text": "İzlanda'da çekilen ve senaryosu ile bizleri hem şaşırtan, hem üzen, hem de trajediye sürükleyen bir dizi Of ro. Dizinin çekimleri 2015 yılında tamamlanmış ve 13 Şubat 2016'da İzlanda televizyonlarından sonra BBC kanallarında yayımlanmış ve 1 milyonu aşkın izleyiciye kendini sevdirmişti. Dizinin ikinci sezonunun çekilip çekilmeyeceğini henüz bilmiyoruz, fakat bu ilgiyi karşılıksız bırakmayacaklarını düşünüyoruz. Gelelim dizinin konusuna; İzlanda'nın doğu kıyısında geçen dizide Hjörtür ve kız arkadaşı Dagny'nin yolculuğu ile başlıyor. Terk edilmiş bir fabrikada aşklarını yaşarken, bilinmedik bir sebeple bir yangın çıkıyor ve Dagny bu yangında hayatını kaybeder. Hjörtür, ortadan bir süre kaybolur. Gözümüzü tekrar açtığımızda ise aynı liman kasabasında fakat 7 sene sonraki haliyle karşılaşıyoruz. Danimarka'nın Hirtshals kasabasından, aynı liman kasabasına düzenli olarak yapılan seferler sırasında, balıkçıların ağına uzuvları kesilmiş bir ceset takılır. İzlanda polisi, cesetin feribottan atıldığını düşünür ve içindeki yolcular da dahil olmak üzere kimsenin dışarıya çıkmasına izin vermez. Bu olayla ilgili Reykjavik'ten deneyimli bir ekibin gelmesini bekleyen polisler, hava şartlarının kötü olması nedeniyle gidemezler ve soruşturma tamamen kasabadaki deneyimsiz polislere kalır. Feribotun kaptanı da bu durumla beraber huzursuzluk çıkartır ve ısıtma sistemini kapatarak soruşturmayı engellemeye çalışır. Diziyle alakalı daha fazla detay vermek istemiyoruz. Zira yazıyı okurken spoiler ile karşılaşmanızı da istemeyiz. Of ro, bir diziden çok aile ilişkilerini, geçmişte yaşadıkları olayları unutmamış ve kasabada aslında herşeyin o kadar da normal gitmediğini, sürükleyici olduğu gibi ne zaman ne ile karşılaşacağınızı kestiremeyeceğiniz bir dizi Of ro. Dizinin başrol oyuncularından Olafur Darri, The Reykjavik Grapevine'e verdiği röportajda; dizinin bu kadar çok ilgi görmesinin sebepleri olarak aile draması ve suç unsurunun etkin olarak birbirleriyle bağlantılı olduğunu ve bunun da izleyicinin farklı bir perspektif üzerine giderek diziyi izlerken birden fazla metaforu yakaladıklarını dile getiriyor. Ayrıca Andri karakterinin onda yarattığı güven duygusunu ve karakteri canlandırırken büyük keyif aldığını da söylüyor. Olafur, Andri karakteri için; her oyuncu, oynadığı karaktere bürünürken aynı zamanda kendinde eksik olan duyguları da hissettiğini ekliyor ve devam ediyor; dizinin hem yapımcısı hem de senaristi Baltasar Kormakur hakkında konuşuyor: Açıkçası Baltasar ile çalışmak harika bir şey. Çekim esnasında birkaç cümle konuşuyoruz, herhangi bir kurguda ya da spontane gelişen bir replikte bana fazla karışmıyor ve aksine haklısın diyerek beni doğruluyor. Ve tabii ki Baltasar'ın bana göre en önemli yeteneği, oyuncunun büründüğü karaktar ile gerçek hayatımızdaki kişiliğimizdeki eksiklikleri bir diğeriyle dolduruyor. Bu hem güç, hem de meşakkatli. Ayrıca ikinci sezon ile ilgili de bu kararın RVK Studios'un karar vereceğini, ikinci sezonda tekrar kendini izlemek istediğini de ekliyor. Dizinin BBC'de yayımlanan fragmanı hemen aşağıda. Suç, dram ve gizem dizilerini sevenler Of ro'u kesinlikle kaçırmamalı. Şimdiden iyi seyirler. Bu diziyle burada karşılaştım, izleyince bayıldım! Umarım gelir ikinci sezonu. Mükemmel!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/kayadaki-kiliclar/", "text": "Batı Norveç'in önemli şehirlerinden biri olan petrol başkenti Stavanger, ziyaretçileri önemli bir anıtla buluşabilirler: Kayadaki Kılıçlar. Bulunduğu Hafrsfjord Körfezi'nde 872 yılında yaşana büyük savaşı hatırlatmak amacıyla, heykeltıraş Fritz Roed (1928-2002) tarafından tasarlanmıştır. Küçük bir tepe üzerinde sert bir kayaya saplanmış olan bu üç kılıcın her biri yaklaşık on metre yüksekliğindedir, ancak bir tanesi diğer ikisine kıyasla daha büyüktür. Bu, savaş zamanında Norveç'i bir bütün haline getiren Kral Harald Harfagre'nin kılıcını temsil eder. O gün Norveç'i tek bayrak altında toplayan Kral, tarihçiler tarafından Norveç'in ilk kralı olarak kabul edilir. Diğer küçük kılıçlar ise aynı savaşta yenilen kralları temsil eder. Anıt, bir savaş anıtı olmanın ötesinde, ülkenin en büyük amaçlarından biri olan kalıcı barışı da simgeler. Kılıçlar saplandıkları kayadan çıkmayacak şekilde tasarlanmıştır ve bu yönüyle dünyada daimi barışın sembolüdür. Kayadaki Kılıçlar anıtı, heykeltıraş Fritz Roed tarafından yaratılmış en önemli eser olarak görülür. Dünyada saygın bir sanatçı olmasında bu eserin payı büyüktür. Çünkü anıt, sadece Norveç'te değil bütün dünyada barışı simgeler. Stavanger şehir merkezinden biraz uzakta, Mollebukta adında bir bölgede bulunan anıt, sadece boyutu ve güzelliği ile değil, çevresiyle de etkiler insanı. Merkezden kolayca erişilebilen Mollebukta, eskiden bir yel değirmenine ev sahipliği yaparken şimdilerde turistler ve kuğuların vazgeçilmez duraklarından biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/kesif-gjallarhorn/", "text": "Bugüne kadar Gjallarhorn'u duymayanlar, hazır olun! Görüp görebileceğiniz en Nordik grup ile tanışmak üzeresiniz! Bilenler zaten biliyordur ama neyin nesidir bu Gjallarhorn diyenler için yine de söyleyelim, Nordik figür Heimdallr ile özdeşleşmiş mitolojik bir imge aslında. Finlandiya'nın İsveççe konuşulan bir bölgesinden çıkagelen dünya müziği tarzı şarkılar yapmaya kendini adamış Gjallarhorn oldukça güzel bir isim seçmiş kendine. Grup her ne kadar Finlandiya çıkışlı olsa da doğduğu bölgeden ötürü parçalar Eski İsveççe ve İsveççe balladlar, halk şarkıları olarak karşımıza çıkıyor. Şarkıları ve lyricleri incelediğimizde mitolojik ve paganik sembolleri rahatça seçebiliyoruz. Gjallarhorn'un tınıları bu sembollerle o kadar iyi bir uyum yakalamış ki etrafınızda ne olursun atmosferinizi anında değiştirebilecek güce sahip. 1994'ten bu yana aktif olan Gjallarhorn en son albümünü 2006'da çıkardı ve yaklaşık 10 senedir derin bir uykuda. Onlar uyuyadursun, bugüne kadar olan bütün çalışmaları bir 10 sene daha tekrar tekrar dinlenebilecek nitelikte. Normalde tek bir şarkı dinletmek isterdik sizlere, ama Gjallarhorn söz konusu olunca Ranarop albümünün playlistini paylaşmadan olmuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/kesif-hedningarna/", "text": "Bayanlar, baylar! Bu kadar coşkulu olmamızın sebebi, size bu yazıyı yazarken çok ama çok özel bir grubu dinliyor olmamız. İşte karşınızda Hedningarna! Tahmin edin seçtikleri bu isim ne anlama geliyor, hemen sizi yormadan söyleyelim. İsveççe Pagan kelimesinin çoğul hali yani Paganlar. Aslen İsveççe müzik yapan Hedningarna, Fin sanatçılarla işbirliği kararı aldığında bize Fince şarkılar da bırakmış. Tarzları için konuşacak olursak rahatlıkla folk müzik diyebiliriz, hatta folk ögesini rock ve elektronik müzik bileşenleriyle birlikte de gayet güzel sunuyorlar. Eski Nordik kültüre olan özlemlerini ve bu kültüre dönüş isteklerini bize şarkılarla göstermek istemişler. Nordik İskandinav kültürünün yanı sıra Hedningarna, müzikal açıdan Sami kültüründen de izler taşıyor. Yeni sesler keşfetmek için yeni enstrümanlar icat ettikleri de bu Nordik paganlar hakkında bildiklerimiz arasında. 1987'den günümüze aktif bir grup fakat her oluşum gibi Hedningarna da türlü değişimler geçirmiş. 1992'de Fin sanatçılar Sanna Kurki- Suonio ve Tellu Paulasto ile tanıştılar ve o sene Kaksi! adında bir albüm çıkardılar. Bunun ardından 1993'te Swedish Grammis'te Yılın En İyi Folk Albümü ödülüne layık görüldüler ki Swedish Grammis, İsveç için Grammy ödüllerine eş değer bir şey. Hedningarna hakkında üzücü bir şey varsa o da vokallerin 2003'te gruptan ayrılması ve grubun kariyerine enstrümantal olarak devam etmek zorunda kalması. The Witcher oynayanlar varsa onlar için de minik, şirin bir sürprizimiz var! Evet, Hedningarna'nın Vargtimmen'i The Witcher 2 fragmanında kullanıldı, tabi remix versiyonu. Vargtimmen Tra albümünden bir parça, ki bize kalırsa Tra Kaksi! her ne kadar çok satmış olsa da- Hedningarna'nın çiğ pagan ruhunu en iyi görebildiğimiz zirvedeki albümlerinden biri. Hedningarna'yı tanıyın! Sizin için Tra'dan en paganik şarkıyı seçtik. İngilizce tarama yaparken nordik simit yazıyla Acaba Norveççe'de grubun anlamı bu muymuş diyerek saçmaya saçmalaya tıklamam sonucu bu güzel blogla karşılaşmama vesile olan grup 🙂 Blog'un tasarımına bayılarak okudum yazıyı ve kaynak belirterek yazmanız da ayrı hoşuma gitti. Kendi adıma teşekkür ederim!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/modern-viking-kesif-gemisi-draken-harald-harfagre/", "text": "Vikingler ve kendini Viking hissedenler! Size bir haberimiz var, ama önce o baltaları bir yere bırakın! Draken Harald Harfagre, Nordik efsanelerden ve geleneksel gemi yapım tekniklerinden yararlanılarak oluşturulmuş bir Viking gemisi! 24 Nisan'da Norveç'teki limanından yola çıktı ve 4000 kişi arasından seçilen şanslı mürettebatıyla çılgın bir amaca hizmet ediyor: 1000 sene önce Vikinglerin izlediği rotayı kullanarak Amerikayı yeniden keşfetmek. Norveçten sırasıyla İzlanda, Grönland, Kanada ve ABD'ye gidecek olan gemi, Viking gemi yapım tekniklerinin en üst ve profesyonel safhasını gösteriyor. İsmini Norveçi tek bir krallıkta birleştiren King Harald'dan alan gemi 35 metre uzunluğa, 8 metre genişliğe, 80 ton ağırlığa ve krallara layık bir biçimde 32 metrekare alana sahip. Christophe Colombus'tan 500 sene önce Amerikayı keşfeden Viking kaşif Leif Eriksson'un izinden giden bu proje 2010 senesinden bu yana planlanıp farklı şekillerde uygulamaya konulmuş. Dün denize açılan gemiye güvenlik sebebiyle başka bir gemi tarafından Amerika'ya kadar eşlik edilecek. Siz de seneye bu gemiyle denize açılmak istiyorsanız gelecek sene için başvuru tarihlerini kollamanız ve en az iki ay boş olma şansına sahip olmanız yeterli. Detaylı bilgi için organizasyonun Facebook sayfasını ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/nordik-ikon-julmust-paskmust/", "text": "Julmust ve Paskmust, Harry Roberts ve Robert Roberts adlı baba oğulun, 1910'da, biraya alternatif bir alkolsüz seçenek olarak Örebro'da yarattıkları geleneksel İsveç içecekleri. Şimdilerde tadı biradan ziyade kolaya benzeyen bu içecekler özellikle Noel ve Paskalya zamanlarında çokça tüketiliyor. Julmust'u çok seven İsveçliler bu içecekleri bu zamanlarda alıp bütün sene içmek için depoluyor. Öyle ki, bu zamanlarda kola satışlarının düştüğünü gören Coca Cola pes edip 2004'te Björa Julmust markası adı altında bu içeceklerden satmaya başlamış. Aynı kola gibi bu must'larında içeriği bir sır gibi saklanıyor. Julmust ve Paskmust'u noel ve paskalya zamanı İsveç dışındaki bazı ülkelerdeki IKEA'larda da rastlamak mümkün. Diğer Nordik ikonlara göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/norvecin-ortacag-kiliseleri/", "text": "Vikingler'in meşhur ahşap kiliseleri ihtişamlı yapıları ile görenleri kendine her zaman hayran etmeyi başarıyor. Hiçbir çivi ya da yapıştırıcı kullanılmadan, iç içe geçmeli tahtalar ile inşa edilen bu kiliselerin çoğunun yaşı ise 1000 yıldan fazla. Ahşap gemi ustalıkları ile ünlü Vikingler'in kiliseleri de en az gemileri kadar etkileyici. Hristiyan motiflerini, pagan Nordik ejderhaları ile sentezleyen ve Norveç'te başlayan bu ahşap kilise modeli daha sonra tüm Avrupa'ya yayılmış fakat günümüze sadece 28 tane kalmış ve hepsi ata toprakları; Norveç'te. İlk resimdeki Heddal kilisesi, bugün bu kiliselerin ayakta olan en büyük örneği ve tarihi 1034 yılına kadar dayanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/olof-arnalds-istanbulda-idi/", "text": "Bu konser için beylik sözler etmeye gerek yok bana kalırsa, olması gerektiği gibi oldu bitti kısa, öz ve yoğun.. zaten başka bir şey vaad etmemişti bu konser Olöf arnalds'ı ve o coğrafyanın müziğini tanıyanlara. Öyle İzlanda'nın büyülü sesi gibi standart betimlemelere ise hiç gerek yoktu o yüzden bu yazı böyle bodoslamasına, ne hissettirdiyse onu aksettirmeye çalışarak yazıldı. Olöf Arnalds beklediğim gibi ufak bir gecikmeyle ama olabildiğince mahcup bir şekilde, orta yaşını geçmiş ama çaldığı gitarı ve şarkıları artık özümsemiş bir gitarist ile sahnede yerini aldı. Biz izleyenler de onların bu mahcupluk ve naifliğinden daha çıkmadan etkilenmiş olarak zeminde uzun oturarak yerlerimizi aldık. Neleri çaldı gibisinden bir set list detayına gir meyeceğim keza daha önce çokça dinlemiş olmama rağmen bazı şarkıların adını hala bilmiyorum, bildiklerimi de telaffuz edemiyorum. Neyse, derken sahnedekilerin terapisi başladı. Çünkü herkes oturuyordu, onlar çalıyordu ama onlar kime çaldığını görmüyordu belki de görmek istemiyordu çünkü rahattılar ve oldukları gibiydiler, tamamıyla Kuzeylilerdi. Zaten olmasını istediğim ve beklediğim metre kare başına düşen insan sayısı da azdı yani bir yerde adeta İzlanda'daydık. Olöf Arnalds sesini, gitarist abi ise gitarını deniyordu adeta. Hatta bana kalırsa kendi aralarında izleyenlere çaktırmamaya çalıştıkları küçük aşık atışmasını yapıyorlardı. Velhasıl yaklaşık bir buçuk saat süren konserden arta kalan kaçmaya çalıştığım standart tabire tekrar geri dönmek gibi olacak ama yüzdeki tebessüm oldu. Zaman zaman insanları da olanca mahcubiyetini de katarak şarkılara eşlik ettirdi ve hali hazırda oturan güruha bir nevi ninni görevi gördü bu katılımlar. En sonunda konser bittiğinde teşekkürünü edip sahneden çekilirken herkesin istediği tek bir şey vardı, Surrender. Herkes kapanışı onunla yapması için olabildiğince düzeyinde alkışlarla Olöf Arnalds'ı sahneye geri çağırdı ve tekrar sahneye çıktı ama Surrender'ı çalmayı kibarca red etti ve işte orada konser tam anlamını buldu, çünkü insan yapmak istemediği bir şeyi yapmayı istememesi gibi o da çalmak istemediği bir parçayı çalmayarak açıkcası içimde sağlam bir yere oturdu ve Surrender başka bahara kaldı içinde kendi ''litost''unu barındırararak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/roskilde-festivali-guncellemesi/", "text": "Danimarka'nın Zealand adasındaki Roskilde şehri, dünyanın en saygıdeğer festivallerinden birine her yıl ev sahipliği yapıyor. Şehirle aynı isme sahip olan bu güzel festival, 1971'den beri, her yıl, başta rock müzik olmak üzere pek çok farklı müzik türünü kendi bünyesinde barındırıyor. İlk yapıldığı yıl 10.000 kişiyi ağırlayan festival aradan geçen zamanda artan popülaritesi nedeniyle daha büyük insan topluluklarının odağı haline gelmiş ve bugün, 133.000 kişinin misafiri olduğu bir organizasyon halini almış. İskandinavya'nın ve Danimarka'nın en değerli festivallerinden olan Roskilde, bundan 4 gün önce yaptığı yeni bir grup güncellemesi ile karşımıza çıktı. 105 tane grubun daha açıklandığı büyük güncellemede, toplam grup sayısı da 179'a yükseldi. Pek çok ünlü ismin katıldığı bu yeni güncellemede Neil Young + Promise of the Real, Biffy Clyro, James Blake, Santigold, Gramatik ve Slayer gibi göze çarpan isimler bulunmakta."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/the-bridge-4-son-sezonuyla-geri-donuyor/", "text": "Danimarka/İsveç yapımı olan ve İskandinavya'da popüler olan dizi The Bridge, 4. ve final sezonuyla geri dönüyor. Dizinin ilk sezonu 2011 yılında yayınlanmış ve İskandinav televizyonlarında adeta fırtınalar estirmişti. Geçtiğimiz Sonbahar'da üçüncü sezonu İsveç'te yayınlanan dizi, final sezonuyla beraber hem soru işaretlerine yanıt vermek hem de izleyicileri son sezonuyla doyurarak diziyi tamamlamak istiyor. Geçtiğimiz hafta The Guardian'ın sorularını yanıtlayan dizinin yönetmeni ve senaristi Hans Rosenfeldt, dördüncü sezon için STR ve DR televizyonlarında yakında fragmanlarını izleyeceklerini söyledi. Dizinin üçüncü sezonu bittikten sonra geçtiğimiz yıl Sofia Helin; dizi bittiğinde kendini çaresiz hissettiğini, dizinin devam edip etmeyeceğini bilmediği için üzüldüğünü ama geçtiğimiz Mart ayında dördüncü sezonu çekmeye başladıklarında büyük mutluluk duyduğunu sözlerine ekledi. Dizinin tartışılan diğer konusu ise, Kim Bodnia'nin dördüncü sezonda yer alacağının bilinmemesi idi. The Guardian, yine bu tartışmayı haberleştirmişti ve çok fazla üstüne gitmemişti; fakat dizinin yönetmeni Rosenfeldt ise muhtemelen dördüncü sezonda yer almayacağını, bunun sebebini ise Bodnia ve dizi arasındaki problemin olduğunu ve kendilerinin de hala arkadaş olduğunu söyledi. Tüm bu tartışmalar bir kenara, yeni ve final sezonu bakalım bizlere neler gösterecek. Hep beraber göreceğiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/the-swedish-number-size-ulkesini-tanitan-siradan-isvecliler-ile-konustum/", "text": "İlk olarak dün birkaç arama yaptım. Fakat bu konuda yalnız olmadığımı sitedeki arayan istatistiklerini kontrol ettiğimde anladım, T24'ün haberi de durumu gözler önüne seriyor zaten. Theswedishnumber. se adresindeki numarayı çevirdiğinizde önce bir ses İsveç'i aradınız. diyor ardından ülkesi için turizm elçisi olmaya gönüllü olan bir kişi telefonun ucunda sizi selamlıyor. Telefonu Merhaba ben İsveç'ten X şeklinde açıp İsveç'i aradığınız için teşekkürler şeklinde bitiren insanlar vardı, gerçekten ülke markalaşması veya kamu diplomasisi konusunda mucizevi faydalı bir şeydi bu! Katılımcı ve çok içten! Aynı zamanda aramalara cevap veren insanların konuya karşı olan duyarlılığı ve hassasiyeti de hissediliyordu. Ardından bugün birkaç kişiyi aramaya ve onlara bu blog gönderisini oluşturmak için birkaç soru yöneltmeye karar verdim. Karşıma çıkan kişilerle 6-15 dakika süren konuşmalar gerçekleştirdim, gündelik hayatta bile görece uzun sayılabilecek bu konuşmalar esnasında sorularıma cevap verirken aradığım 4 kişiden sadece bir tanesi sıkılma emareleri gösterdi. Dün aradığım 2 kişi de uzunca bir müddet konuştu ve seslerinde hiçbir can sıkıntısı hissetmedim. Konuştuğum kişilerden birinin Türk çıkması da benim için haylice ilginç bir deneyim oldu. Yaşadığım tek olumsuzluk başıma birkaç sefer gelen İsveççe konuşup kapatma durumu, anlam veremedim. Michael ile sanırım 15 dakika konuştuk, dünden beri 6 arama aldığından bunların ikisinin gece 1'de Amerika'dan geldiğinden bahsetti. Bu aramaları yapan kişilerin garip talepleri olduğunu belirtmekten de çekinmedi. Diğer yandan benim onu arayan 2. Türk olduğumu da belirtti, ilk arayanın moda tasarımı okuyan bir genç kız olduğunu ve konuştuğu süre boyunca arkadan arkadaşlarının kıkırdadğını da eklemeden edemedi. Michael'a soru sormak bir miktar zordu, çünkü durmadan anlatıyordu. Birisi seni aradığında nasıl hissediyorsun, ülkem için iyi bir şeyler yapıyorum gibi mi yoksa 'Ah bir başka arama! gibi mi? diye sordum. Böyle bir uygulama olmasa ikimizin hiçbir zaman konuşamayacağından, her an herkesle iletişim halinde olmanın onu mutlu ettiğini söyledi. Bunu Couchsurfing'e benzetmesi ayrıca hoşuma gitti. Birisinin bir ülkeyi tanımak istiyorsa lokal birileriyle görüşmenin değerli olduğunu, eğer böyle bir şeyi başka bir ülke yaparsa kesinlikle arayacağını söyledi. Neresi böyle bir şey yapsa ararsın? diye sorduğumda Tonga, çünkü bir adada yaşamanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyorum. Moğolistan stepleri de olur. demesi bu kampanya sayesinde konuştuğum insanlar arasında Michael'i en ilginç kişiler arasına soktu. Bir diğer sebep ise Michael'in kahve konusundaki hassasiyeti, eskiden misafirlerimize kahve ikram ederdik, ithal kahve kültürü ve espresso makineleri kahve kültürümüze zarar verdi diyerek gönlümü fethetti! Tüm bunlardan bahsederken İsveç'te olmanın en iyi yanı ne? diye bir soru sordum, İsveç'te olmamak cevabı ile beni kahkahalara boğdu! Tabi hemen ardından İsveç'in sağladığı sosyal haklardan falan bahsetti ama bir önceki cevabı beni hala güldürüyordu. Birbirimize iyi günler dileyip kapattık. Cecilia kampanyayı fazlasıyla heyecan verici buluyordu, bunun iki sebebi vardı birinicisi arayanların kim olduğunu bilmemesi ikincisi başka ülkelerden aranıyor olmak. Nasıl katılmaya karar verdin? diye sorduğumda kampanyayı yaratıcı bulduğunu ve bu sebeple katılmaya karar verdiğini söyledi. Ayrıca İsveç'i en iyi anlatacak kişilerin İsveçliler olduğunu da eklemeyi unutmadı. Havanın güzel olduğundan bahsetmesi ise enteresandı. Bahsettiği güzel hava ise sadece 10 derece! Bu konuşmanın ardından Chris ile kısa bir görüşme yaptık. Özetle İsveç'te yaşıyor olmanın en geçerli sebebinin güzel görünümlü kızlar olduğundan bahsetti. Böyle bir faaliyeti başka bir ülke yapsa hemen arayacağını, aramak istediği ülkenin ise İzlanda olduğundan bahsetti. Görünüşe göre İzlanda, İsveçliler için de çekici bir yer! Aramalarımdaki ilginç karşılaşmalardan bir tanesi Emre ile olandı. En başta bir miktar İngilizce sohbet ettik, isminin Emre olduğunu söyleyince sohbet Türkçe devam etti. Rekorunun 30 dakika olduğundan bahsetti. İngiltere, Romanya, Litvanya gibi ülkelerlerden arama aldığını ve kendisini BBC'den birisinin arayıp röportaj yaptığını söyledi. Doğruyu söylemek gerekirse bu cevap kampanyanın büyük bir etki yarattığının da göstergesiydi. Emre soruma doğrudan ve çok açık bir cevap vererek İsveç'te yaşamanın en iyi yanı İsveç'te yaşamak. dedi. Toba'yla konuşmamız konuşmaların genellikle ne yönde geliştiğini de açıklar cinstendi. Bu projeye merak, heyecan ve ülkesini tanıtmak amacıyla katıldığını söyledi. Bugün gazetede haberi okuduktan sonra uygulamayı indirmeye karar verdiğini, uygulamanın çağrı almak ve almamak üzere ayarlanabildiğini ve sadece bugün 5 kişiyle görüştüğünü söyledi. Görüştüklerinden birisinin Koreli bir öğretmen olduğundan bahsetti ve aramayı yaptıktan sonra öğrencilerinin gelip Toba'ya sorular yönelttiğini söyledi. Arama yapan insanların ülke hakkında sorular sormaktan çok bu kampanyanın nasıl işlediğini merak ettikleri için aradıklarından bahsetti. Günümüzde tüketiciyi dört bir koldan saran, sert-satış üslubuyla onu hapseden tanıtım çabalarının değeri sönüyor. Günde ortalama 100.500 kelimelik, diğer bir deyişle 34 GB, veriye maruz kalan insanoğlu bir de samimiyetsiz tanıtım mesajlarını görmek istemiyor. Bireyler artık ağlı bireylere dönüşmüş vaziyette ve birbirlerinin deneyimlerinden faydalanmak için internet başta olmak üzere her yerde bilgi alışverişinde bulunuyorlar. Bu noktada bir kurumdan çok sıradan insanlarla konuşmaya daha sıcak yaklaşıyorlar. Bu bakış açısından yola çıkarak, İsveç Turizm Birliği'nin sansürün anayasal olarak kaldırılışının 250. yılını kutlayan bu çalışmasının sıradan bir TV, outdoor veya internet tanıtımından daha fazla etkileşim ve başarı kazanacağını düşünüyorum. Halihazırdaki istatistikler de fena gitmediklerini gösteriyor zaten. 6 Nisan'dan beri tutulan veriler şu an 7573 kişinin aradığını ve 303 saatten fazla görüşme yapıldığını gösteriyor. Benim basit blogum dahil, birçok Türkçe haber kanalında yazılması da projenin başarısını gösteriyor. Bu arada Türkiye %30 arama oranıyla listenin hala başını çekiyor. Not 1: İsimler yanlış yazılmış olabilir, İskandinav isimleri bir değişik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/threstir/", "text": "İzlandalı yönetmen Runar Runarsson, ilk uzun metrajı 'Eldfjall'dan sonra ' restir' ile karşımızda. Ayrıca yönetmen 2004 yılında çektiği kısa filmi 'Sioasti B rinn' ile Oscar'a; 'Eldfjall' ile ise Cannes Film Festivali'nde Altın Kamera kategorisinde aday olmuştu. Runarsson 2015 yılında çektiği filmi restir yani Serçeler ile kuzeyin eşsiz manzarasını izleyiciye sunuyor. İzlanda'da yaz dönümü zamanı çekilen Serçeler, aslında kuşlarla ilgili bir film değil. Filmin açılış sahnesinde Hallgrimskirkja'da kilise korosu şarkı söyler. Koroda dikkat çeken kişi ise tabii ki melek sesli Ari'dir. 16 yaşındaki Ari, Reykjavik'te annesiyle yaşamaktadır. Uzun zaman önce annesi ve babasının boşanmasına tanık olan Ari'nin her şeyi annesidir. Ancak annesi, Danimarkalı erkek arkadaşıyla Afrika'ya gidecektir. Bu nedenle Ari, yıllardır görmediği babasının yanına taşınmak zorunda kalır. Okulunu, arkadaşlarını, kısaca yaşadığı büyük şehri, Reykjavik'i bırakmak istemez. Babasının yanına Westfjörds'a gider. Babası Gunnar ile ilişkisini yeniden gözden geçiren Ari burada oldukça yalnız hisseder. Çocukluk arkadaşları artık onunla pek ilgilenmez. Ari, yalnızlık süresinde kendini keşfeder. Teknik olarak da oldukça başarılı olan restir, Runarsson'un en iyi işlerinden biri olabilir. İzlanda manzaralarını başarılı bir şekilde filmleyen yönetmen bizi hayal kurmaya itiyor. Ayrıca yönetmen bolca doğal ışıktan yararlanmış. Bu da filmi daha saf ve doğal bir forma sokuyor. Sigur Ros ve Kjartan Sveinsson büyüleyici şarkılarıyla filmi daha da dreamlandic yapıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/viking-hazinesinde-bizans-izleri/", "text": "İzleri eski İstanbul'a Konstantinopolis'e dayanan bu altın ve inci işlemeli, üstü ipek kumaş kalıntılarıyla kaplı güzel küpe, İskoçya'nın Viking çağına ev sahipliği yapmış bölgelerinden Galloway'de bir kazı alanındaki gömülü hazineden çıkarıldı. Ayasofya'daki Viking rünlerinden ve sonrasında yürütülen buna benzer kazı çalışmalarından sonra Vikinglerin İstanbul'a olan yolculuklarını daha da kesinleştiren bu arkeolojik bulgular hepimizi heyecanlandırdı. Küpenin üstündeki ipek kumaş kalıntısının da Bizans İmparatorluğuna ait olduğu açıklanmış durumda. Geçtiğimiz ay BBC Scotland'a konu olan kazıdan çıkarılan parçalar milattan sonra 9. ve 10. yüzyıla dayanıyor -ki bu tarihler de Viking çağının ve etkisinin en yoğun olduğu zamanlar. Hazine Bizans İmparatorluğunun yanı sıra Anglo-Saxon ve Keltlerden de parçalar içeriyor. Broşlar, küpeler, çömlekler ve süs eşyaları, dikkatlice kumaşa sarılmış altın ve mücevherler en çok bulunanlar arasında. Bundan neredeyse 1000 sene öncesine ait olan bu parçalar 2014 senesinde metal detektörüyle arama yapan Derek McLennan tarafından keşfedilmiş fakat elimizdeki fotoğraflar konservatörler tarafından daha geçen ay yayınlandığı ve bulgular henüz müzede sergilenmediği için sadece fotoğraflar aracılığıyla erişim mümkün. Gömü Hazine Ünitesi üyesi Stuart Campbell, eşyalar üzerinde daha yapılması gereken birçok inceleme ve çalışma olduğunu belirterek Gömüde bulunan materyalin karmaşıklığı cevaptan çok yeni sorular üretiyor ve her iyi arkeolojik çalışma gibi bu bulgular da bize anlaşılır ve kolay cevaplar vermiyor. dedi. Muhafaza edilen içerikler şu an QLTR adına hazinenin değerini biçmekle sorumlu olan Gömü Hazine Ünitesinin elinde, sonra ise İskoçyadaki müzelere tahsil edilecek. Dumfries ve Galloway'deki konsey bu yeni arkeolojik bulgulara Kirkcudbright'ta kalıcı bir ev sağlamak için bir teklif üzerinde çalışıyorlar. Ancak, bunun yapılabilmesi için neredeyse bir milyon euro'ya ihtiyaç olduğu tahmin ediliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/wintergatandan-marble-machine/", "text": "İsveçli müzik grubu Wintergatan'ın sıra dışı tasarımı olan Marble Machine, 2000 adet misket ile müzik yapıyor. Bilyelerin belirli bir rotasyonla çeşitli müzik aletleriyle tamsı sağlanarak gerçekleştirilen müzik, İsveççe'de Samanyolu galaksisi anlamına gelen Wintergatan ismini, grubun layıkıyla taşıdığını gösteriyor. Bir çark kolunu çevirmek, aleti çalıştırmaya yetiyor. Misketler bir manivela yardımıyla makinenin en üst tarafında dizilmeye başlıyor. İçeride dönen başka bir çarkta da müzik kutusundaki notaların dönüşe bağlı seslenmesi sistemin aynısı yer alıyor. Tabi tahmin edileceği üzere çok daha büyük ve kolayca değiştirilerek farklı müzikler yapmaya elverişli bir düzenek. Her şey bu nota ikonlarının misketleri tutan parçalara temas etmesiyle başlıyor ve misketler her temasta birer birer serbest düşüşe geçiyor. Vibrafon, gitar, kick drum ve zil ile harika bir müzik ortaya çıkıyor. Wintergatan bu tasarımla yeni bir müzik aleti çıkarmış sayılır mı bilemeyiz. Yapımı 14 ay süren ve ilk kayıdını 1 Mart 2016'da yapan Marble Machine takdire layık bir fikir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/yeni-lovespeake-dreamer/", "text": "Güzel bir yaz hayal etmek için Lovespeake'in yeni şarkısını dinlemeyi unutmayın! Son zamanlarda her platformda sizlerle çok sık paylaştığımız Lovespeake, çıkmasına çok az kalan ilk albümlerinden yeni bir parça daha paylaştılar. Dreamer adını verdikleri yeni şarkılarını yayınladılar. Şarkı adına da uygun şekilde, eğlenceli bir ninni gibi devam ederken ritimleri ile soğuk bir kıştan çıkan Norveç'i daha tropik bir yaza hazırlıyor gibi. 22 Nisan'da çıkacak olan yeni albümleri DNA'dan dinlediğimiz diğer iki şarkıdan biraz daha farklı olan Dreamer, bizlere albümdeki şarkıların ne kadar farklı deneyimler yaşatacağının bir kanıtı gibi! Ayrıca grubu Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarından takip ederek, bu eğlenceli serüvenlerine ortak olabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/04/yeni-video/", "text": "Bu yıl festival festival dünyayı dolaşan ve artık İstanbul'a da gelsinler dediğimiz Of Monsters And Men, tüm yoğunluklarının arasında yeni albümlerinden bir klip daha yayınladılar. Ayrıca klipte İzlanda'nın son dönemde çıkadığı en başarılı dizi olan Of ro/Trapped'dan Ragna olarak tanıdığımız Guorun Gisladottir oynuyor. Videonun altına eklediğimiz fotoğraf da Of Monsters And Men'in geçen hafta verdiği unutulmaz konserde çekilmiş. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/7422/", "text": "Snapchat hesabımızı devralarak bize yaşadığı kasabayı gezdiren Norveçli sanatçı Evelyn Mali'ye en sevdiği mekanları sorduk. Snapchat'te izlediğimiz eğlenceli ve çok tatlı bir günün ardından, Türkiye'den birçok sevene kavuşan Evelyn, sizlerden gelen yoğun istek üzere sorularımızı cevapladı. Eğer bir gün yolunuz Mosjoen'e düşerse mutlaka aşağıdaki mekanlara uğrayın. Hatta bir Norveç seyahati planladıysanız, seyahatinizi Mosjoen'e uğrayacak şekilde tekrar düzenleyin, çünkü Evelyn Mali'nin cevaplarına göre bizi bekleyen çok güzel bir kasaba var. Ayrıca yakında yepyeni şarkılarını yayınlayacak Evelyn Mali'yi Facebook ve Instagram'dan da takip ederek kendisine desteğinizi gösterebilirsiniz. Eğer fazla çeşit ve büyük porsiyonlar istiyorsanız, Milano adındaki restoranı öneririm. Biftekten kebaba, pizzaya birçok farklı Türk ve Norveç yemeği var. Mosjoen'deki en popüler restoran da aynı zamanda burası. Genelde güzel yemeğin keyfini çıkaran insanlarla dolu oluyor. Hatta Kuzey'e giden uzun yol tır şöforleri bile bazen sırf buradan yemek için yollarını uzatıyorlar. Fru Haugands adında çok güzel bir otelimiz var. İçki, dans ve uyku için kesinlikle burayı öneririm. 16. yüzyıla kadar uzanan bir tarihi var ve otelin bazı bölümleri hala tarihi dokusunu koruyor. Yeni kısımları ise bu tarihi taraf ile çok güzel bir kontras halinde. Fru Haugans'da iki tane bar var. Birincisi Fruen Bar, otelin eski tarafında. İngiltere'deki kahve rengi publara benzeyen bir atmosferi var. Her hafta sonu canlı müzik de oluyor. Hatta birkaç kere ben de orada sahne aldım. Diğer bar ise otelin yeni inşa edilen tarafında. Adı da Hjornet Bar. Eğer tüm gece dans etmek isterseniz, canlı dj-setler ve club müziği için en doğru adres. Çok güzel içkiler servis eden kaliteli/ klas bir bar. Kesinlikle uğramaya değer. Hjornet Bar'da tüm gece dans etmekten ya da Fruen Bar'da şarkı söylemekten yorulduğunuzda geceyi bitirme vakti gelmiş demektir. Tek ihyiyacınız olan şey Fru Haugans'ın sıcak odaları, rahat yatakları ve dünyanın en lezzetli kahvaltısı. Gecedan kalma durumunu en iyi geçirmenin yolu da Fru Haugans'ın güzel bahçelerinde güne başlamak. Otel, Oyfjellet dağının önünden Mosjoen'e doğru akan Vefsna ırmağının hemen yanında olduğu için çok heyecan verici bir görünüme sahip. Mosjoen'de en sevdiğim kafe Sneppen. Tatlı olan her şeyi çok çok çok seviyorum özellikle de çikolatalı şekerli kahveyi. Buranın tek kötü yanı seçmek için çok fazla kahve çeşidi olması. Kahvenin haricinde her türlü keki, milkshake'i ve tatlıları da bulabilirsiniz. Ayrıca sıcak yemek servisleri de var. Kasaba merkezinin hemen sağında yer alıyor. Buranın dışarısında kahve içmeyi çok seviyorum çünkü heybetli Oyfjellet dağının izleyebiliyorsunuz. Büyük sanatçılar kasabamıza konser vermeye geldiklerinde Mosjoen Kulturhus'ta çalarlar. Tiyatro, müzik ve her türlü sanat dalı için toplanma yerimiz orasıdır. Ayrıca yerel sinema salonu olarak da burayı kullanıyoruz. Okyanusu çok seviyorum, eğer kafamı boşaltmak istiyorsam ya da söz yazmak istersem açık denizin serinşiği çok yardımcı oluyor. Merkezden 10 dakika uzaklıkta çok güzel, sıcak kocaman bir kayanın olduğu bir yer var. Orada oturup ayaklarınızı okyanusa sokabilirsiniz. Mosjoen, 10000 nüfusu ile küçük bir yer olsa da, Sjosiden adında iki tane alışveriş merkezimiz var. İkisi de yan yana, birini bulduğunuzda diğeri 5 metre yürüme mesafesinde. Toplamda 8 tane kıyafet dükkanı var, yani birçok farklı kıyafet modelini burada bulabilirsiniz. Doğa kesinlikle bana en çok ilham veren şey. Bu konuda çok şanslıyız. Mosjoen'de evinizin kapısından çıkıp bir iki attığınız zaman kendinizi hemen doğanın içinde buluyorsunuz. Tüm kasabanın çevresi, sayılamayacak kadar fazla yürüyüş yolları ile dolu ve her zaman o an tam istediğiniz manzaraya ulaşıyorsunuz, uçsuz bucaksız, derin ormanlar, sonsuzluk hissi veren dağlar, okyanuslar ve fiyortlar. Kışın ise harika kayak imkanlarına sahibiz. Eğer güzel bir Pazar yürüyüşü yapmak istiyorsanız, sizi Sjogato'ya götürürdüm. Mosjoen'in tam ortasında çok küçük ve tatlı bir sokak. Kuzey Norveç'teki en büyük ahşap yapılara ve rıhtımları görebilirsiniz. Aynı zamanda Mosjoen'deki en önemli turistik noktalarından. 17. yüzyıla kadar dayanan tarihleri ile birçok ahşap bina Vefsna ırmağının üzerine kurulu. Oyfjellet mahallesi de küçük/ rengarenk evler ile dolu, orada da yürümek güzel olabilir. Yazın Galleria adında bir sanat festivali oluyor. Tüm sokak sanat galerisine dönüşüyor ve her köşede birbirinden farklı müzisyenleri dinleyebiliyorsunuz. Festivalin sonunda, sokak bir geceliğine kapatılıp herkes Fru Haugans'a gönderiliyor, böylece sokak eski günlerine döndürülmek üzere hazırlıklar başlıyor. Bu etkinliğe de Byfesten deniyor, festival sokaktan tüm kasabaya taşıyor. Ayrıca daha önce Mosjoen'den göçen herkes bu festival için kasabaya geri dönüyor. En iyi manzara tabii ki de Oyfjellet'in tepesinde. Tüm kasabayı ve çevresini yukarıdan izleyebileceğiniz harika bir yer. Tepeye yürüyerek çıkabileceğiniz birçok farklı patika var fakat yanınıza bolca su ve yiyecek almayı unutmayın. Yollar biraz zorlu olabilir ama manzara kesinlikle buna değiyor. Fru Haugans Oteli'nin bahçeleri. Güneş ile ısınmış çimenlerde oturmak ve Vefsna'nın akışını dinlemek çok rahatlatıcı. Ayrıca sevdiğim arkadaşlarımla orada oturup yemek yemeği ve içmeyi de çok seviyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/7547/", "text": "Her yıl en iyi Nordik yönetmenlere ve sanatçılara verilen Nordic Muzik Video Ödülleri'nde bu yıl da en iyi videolar seçildi. Herkesin alışık olduğu gibi, Röyksopp gibi isimler ile çalışan Stian Andersen, Susanne Sundfor Accelerate klibi ile ödül alırken ayrıca bu yılki törende ayrıca David Bowie'nin İsveçli yönetmen Johan Renck tarafından çekilen iki klibi Blackstar ve Lazarus ödül aldı. Cold Mailman Something You Do from Andre Chocron on Vimeo. Susanne Sundfor Accelerate from Stian Andersen on Vimeo. Ane Brun Directions from Ane Brun on Vimeo. Reptile Youth Arab Spring Break I & II. from Daniel Kragh-Jacobsen on Vimeo. Cazadores Shadowboxing from Eilif Bremer Landsend on Vimeo. David Bowie Lazarus from Crille Forsberg on Vimeo."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/akbank-sanatta-nordik-filmler/", "text": "Müptelası olduğumuz Nordik filmler malum öyle her yerde gösterilmiyor. Sanat alanında imdadımıza koşan Akbank Sanat, 4-29 Haziran tarihleri arasında sinemaseverleri İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya sinemasından ikişer filmle buluşturacak. Filmler; Norveç Ankara Büyükelçiliği, Finlandiya Ankara Büyükelçiliği, Finlandiya Film Vakfı, İstanbul İsveç Başkonsolosluğu, İsveç Enstitüsü, Danimarka Ankara Büyükelçiği ve Danimarka Film Enstitüsü katkılarıyla biz nordikseverlere ulaşacak. Bu arada bilet fiyatları da 5 TL. 1947'de, genç Norveçli maceracı Thor Heyerdahl hayret verici bir keşif gezisine başladığında tüm dünyada heyecanla karşılanmıştı. Kon-tiki adlı salla, Pasifik Okyanusu boyunca 4,300 deniz mili sürecek bir yolculuk.... Eşi Liv'le Markiz Adaları'na yaşadığı günlerden beri, Thor, Güney Denizi Adaları'na, Doğu'ya doğru binlerce mil boyunca, eski Güney Amerikalılar'ın yerleştiğinden şüphe etmişti. Yüzme bilmemesine ve sudan korkmasına ragmen, Thor bu teorisini kanıtlamak için bu efsanevi yolculuğu tek başına yapmaya karar verdi. Ailenin üç kuşağı bir haftasonu bir araya gelir. İki kız kardeş Sanne ve Heidi, ölümcül bir hastalığa yakalanmış olan annelerinin, hastalık daha da kötüye gitmeden ölme isteğini kabul ederler. Bununla birlikte, zaman ilerledikçe, annelerinin kararı ile uğraşmak gitgide zorlaşır ve eski anlaşmazlıklar su yüzüne çıkar. Kuzey Jutland'da yaşayan Kesse, 45 yaşında, ailesinin üçüncü kuşağından bir balıkçıdır. Devir değişmekte ve yeni balıkçılık düzenlemeleri yerel balıkçıları sıkıştırmaktadır. Bu sonucunda, Kesse finansal olarak ayakta durmaya ve alacaklıları uzakta tutmaya çalışmaktadır. Temel ihtiyaçları karşılayacak paraya sahip olmak için kötü yollar seçmeye zorlanır. Bu da, Kopenhaglı kadın biyolog Gerd ile tanışmasına yol açar. Farklılıklarına rağmen birbirlerine aşık olurlar. Kesse aniden, çok iyi tanıdığı hayat için savaşmakla, yeni bir hayata başlama arasındaki zor seçimle karşı karşıya kalır. Stockholm Stories, kasım ayının yağmurlu günlerinde yolları kesişen beş kişiyle ilgili çağdaş ve mizahi bir drama. Şehir ışıklandırması ile ilgili teorisine saplantılı bir şekilde bağlı olan Johan, kısa süre önce terk edilmiş ve şu an işsiz olan Anna'ya aşık olan Douglas, arkadaşları olmadığı için evlat edinme talebi reddedilen Jessica ve Bakanlık'taki görevinden rastgele yollanmış bir aşk mektubu yüzünden uzaklaştırılan işkolik Thomas.... Finlandiya savaşa girer ve 9 yaşındaki Eero'nun babası cepheye gönderilir. Her ne kadar babası savaşın kısa süre sonra biteceğine söz verse de, hiç bir şey asla eskisi gibi değildir. Savaşın başlamasından az sonra, cepheden gelen üzücü haberler Eero'nun annesi Kirsti'yi harab eder. Oğluna bakmaktan aciz olduğundan, Kirsti oğlunu tarafsız İsveç'e yollar. Yeni bir ülkeye ve anneye yolculuk başlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/danimarka-sinemasindan-carpici-bir-film-der-kommer-en-dag/", "text": "Sofie Grabol ve Lars Mikkelsen'in başrolünü paylaştıkları yeni film Der Kommer En Dag, Danimarka tarihindeki gerçek bir hikayeyi gözler önüne seriyor. Yönetmenliğini efsanevi Danimarka dizisi Borgen'den hatırlayacağımız Jesper W. Nielsen'in yaptığı Der Kommer En Dag, şiddet ve aşağılanmanın, günlük yaşamın parçası olan bir yetimhane ile ilgili bir film. The Day Will Come adıyla da sinemaseverlerin karşısına çıkacak olan yapıt, godhavn diye adlandırılan, erkek çocuklarının yaşadığı ve orada cinsel istismara, şiddete ve tıbbi deneylere maruz kaldıkları yetimhanede yaşanmış olan gerçek hikayeleri konu alıyor. 21 Nisan 2016'da Danimarka'da yayınlanan filmin senaryosunu ise The Killing'den (TV serisi 2011-2014) hatırlayabileceğimiz Soren Sveistrup üstlenmiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/det-vita-folket-2/", "text": "İsveçli yönetmen Lisa Aschan ilk uzun metrajlı filmi 'Apflickorna' ile Berlinale dahil birçok uluslararası festivalden ödülle döndü. Ardından yeni filmi 'Det vita folket' yani 'Beyaz İnsanlar' ile beyazperdeye geri dönen yönetmen günümüz dünyasında bir distopyaya imza atıyor. Alegorik anlatımdan yararlanan yönetmen, 2015 İsveç'inde enteresan bir hapishane kurguluyor. Aschan'ın gerilimi 82 dakika boyunca yüksek tempoda tuttuğu bu filmi, aynı zamanda izleyicinin sorularına tam cevap vermiyor. Filmdeki neden-sonuç örgüsü biraz eksik kalmış olsa da, gerilim türünü sevenler için bu film ideal. Gerilimi iliklerinizde hissediyorsunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/dunyanin-en-temiz-havasi-finlandiyada/", "text": "Dünya Sağlık Örgütü, dünyanın en temiz havasına sahip ülkeleri belirledi. Araştırmaya göre İsveç, Kanada ve Finlandiya dünyanın en temiz havasına sahip üç ülkesi olarak belirlendi. Bölge olarak ise Finlandiya'nın kuzeyindeki Lapland bölgesi ise dünyanın en temiz havasına sahip bölgesi olarak açıklandı. 6 yıl süren veri toplamanın ve araştırmanın sonucunda 100 ülke arasında karşılaştırma yapan yetkililer. İsveç, Kanada ve Finlandiya'dan sonra en temiz havaya sahip ülkeleri ise İzlanda ve Estonya olarak belirleyerek Nordik bölgesinin hava temizliğinin ne kadar yüksek olduğunu gösterdi. Araştırmalar sonucunda ise en kaliteli ve temiz hava verilerinin alındığı yer ise Lapland'deki Pallas oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/izlandik-bir-efsane-sigur-ros/", "text": "İzlanda'da, 1994 senesi yazında; Jon or Birgisson, Georg Holm ve Orri Pall Dyrason'un bir araya gelmesiyle Sigur Ros'un temelleri atıldı. Grup ismini ise Jonsi'nin o gün doğan kız kardeşi Sigurros'dan aldı. O günden beri de bizi hayal kurmaya yönelten, sakin, dreamlandic parçalar yapıyorlar. İzlanda'nın doğasından etkilenen Sigur Ros'un müzik videolarında, parçalarında bu etkiyi kolayca hissedebiliyoruz. Hatta Sigur Ros, 2006'da çektikleri 'Heima' adlı belgeselde İzlanda'yı baştan sona turlayarak büyüleyici konserler verdiler. İzlanda diyince aklımıza gelen 'buzdağı', 'kükürt', 'obsidyen' gibi kelimeler Sigur Ros parçalarıyla beynimizde daha da anlamlaşıyor. Çünkü grubun 'Isjaki', 'Brennisteinn' ve 'Hrafntinna' parçaları da İzlanda'nın doğasıyla ilgili. 1998'de yayınlanan 'Ag tis byrjun' albümü ile ismini büyük kitlelere duyuran Sigur Ros uzun zamandır aramızda. Björk'ten sonra İzlanda'nın ikinci temsilcisi gibi olan bu grup, film ve dizi endüstrisine de birçok güzel şarkı da armağan etmiş. Özellikle Games of Thrones için 'The Rains of Castamere'i yorumlayan Sigur Ros, bu parçadan sonra İzlanda müziğini tanımayan kişilerce de sevildi. The Simpsons, 24, Vanilla Sky gibi dizilerde de Sigur Ros parçaları kullanıldı. Ayrıca Jonsi'nin gitarını yayla çalması grubu daha da enteresan kılıyor. Son iki albümü 'Valtari' ve 'Kveikur' ile daha da ihtişamlı performanslar sergileyen grup, 11 Haziran Cumartesi günü Mercedes anasponsorluğunda Zorlu Performans Sanatları Merkezi'nde olacak. Bugüne kadar yayınladıkları en iyi parçaları çalacakları bu turnede, İzlandik bir efsaneye imza atacakları kesin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/ludvig-moon/", "text": "Indie pop dünyasına bir yıldız gibi düşen Ludvig Moon, Oslo sahnesinin en yeni gruplardan biri. Einar Stray Orchestra ve Team Me'nin komşusu olan bu grup, indie pop'u köpüklü melodilerle birleştiriyor. Şiirsel anlatımı tercih eden Ludvig Moon The Smashing Pumpkings, Elliott Smith gibi isimlerden ilham alıyor. Aynı isimli yayınladıkları EP'den sonra renkli ve akılda kalıcı şarkılarla seslerini büyük kitlelere duyurdular. Bundan sonra Norveç'in en prestijli festivallerinde, konser mekanlarında sahne alan Ludvig Moon, Norveç'in en umut verici gruplarından biri olarak görülüyor. Birkaç hafta önce grubun yayınladığı 'Cult Baby' adlı single ise şimdiden hak ettiği ilgiyi görmeye başladı. Ludvig Moon şuan ilk albümü üzerinde tam gaz çalışmaya devam ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/medeniyetin-sirri-pofidikler-mi/", "text": "Sessiz ve sakin bir vadi. Küçük bir aile. Bu ailenin yakın dostları. Vadinin etrafına yaşayan diğer canlılar. Hiç tanımadıkları yabancılar. Doğa. Doğaüstü yaratıklar... Hepsinin aynı yerde, aynı anda bambaşka hayatlar yaşadığı bir hikaye... Ne olursa olsun birbirinin yardımına koşan, ne olursa olsun birbirini kabul eden, incitmeyen, gerektiğinde gözünü bile kırpmadan büyük fedakarlıklar yapabilecek kadar birbirine önemseyen bir topluluk. Moominler. Moominler, İsveççe konuşan Fin Tove Jansson tarafından yaratılan aile, başlarda 1945-1993 yılları arasında karikatür serisi olarak yayımlanmış, daha sonra kitapları, çizgi dizileri ve filmleri de yapılmış Finlandiya edebiyatının ve kültürünün en önemli parçalarından biri. Sadece ailenin kendisi değil, arkadaşları, ilişkileri ve maceraları hedef kitlesi olan küçük çocuklar da dahil olmak üzere çok sayıda insanın yaşamını etkilemiş, bir nevi yön vermiştir. Finlandiya'dan yola çıkarak bütün Nordik ülkelere yayılmış ve çocukluklarını beraber geçirdikleri insanların hayat felsefelerine temel olmuştur. Kişisel gözlemlerimden de anladığım kadarıyla Tove Jansson, hem hayali karakterleri ile hem de kendi dünya görüşleri ile Nordik dünyasında büyük bir etkiye sahiptir. 1990 tarihli, Japonya-Hollanda ortak yapımı çizgi dizi, Moominleri İngiliz televizyonlarına da taşımış ve burada da ilgiyle takip edilmiştir. Peki medeniyetin sırrı olabilecek ne özelliği var bu ailenin? Sıradan bir çizgi film gibi görünse de, çocuklara önemli hayat görüşleri aşılayan bu seri bir çizgi filmden çok daha fazlası. Baş karakterlerden Moominpappa'yı ele alalım. Ailenin babası olan Moominpappa, olgun yaşına rağmen hala çocuksu bir akla sahiptir. Gençliğinden uzaktadır artık ve yaşamını kağıda dökmeye çalışmaktadır. Ancak her yazarın mutlaka bir noktada karşılaştığı yazar tıkanmasını yaşamaktadır. Çocuksu bir akla sahip olması işte burada işine yarar. Oğlu Moomin ile her fırsatta maceralara atılır. Hiçbir şeyden geri kalmaz, ama yeri geldiğinde yaşamın ona kattığı bilgeliği konuşturur. Moomin Vadisi'nde bir sorunu olan çözüm için ona gelir, filozofisini takip eder. Eşi Moominmamma ile hemen her konuda anlaşırlar ve mükemmel çift denecek bir ilişkiye sahiptirler. Moominmamma ise gerçek bir annedir. Sihirli bir şapka yüzünden görüntüsü değişmiş olan oğlunu sadece gözlerinden tanıyabilir. Sadece kendi oğluna değil, yolu evinden ya da yakınlarından geçen herkese annelik yapar. Ablası uzaklara gittiği için Moomin Evi'nde yaşamaya başlayan Little My çocuklarından bir tanesidir. Her ne kadar sinir bozucu ve yorucu olduğunu düşünse de Little My da Moomin gibi bir çocuğudur. İşte Moominlerin medeniyete ve insanlığa büyük etkisi Little My gibi örneklerden bellidir. Anne babasını kaybettiği için kendisini hiç sevmeyen teyzesinin yanında kalmakta olan Ninny gibi... Ninny, teyzesi tarafından o kadar aşağılanmış o kadar üzülmüştür ki, görünmez olmuştur. Teyzesinin boynuna bağladığı bir çan sayesinde yeri anlaşılabilir. Onu bu yaşamdan kurtarmak isteyen Too-Ticky onu Moomin Evi'ne getirir. Çünkü Moominlerin Ninny'i ne olursa olsun aralarına alacağını, kendilerinden biriymiş gibi seveceğini, onun mutlu olması için her şeyi yapacağını bilir. Ve haklı çıkar. Moominmamma ve Moominpappa onu kendi çocukları gibi evlerine kabul eder. Moomin Ninny'i arkadaşları Little My, Snorkmaiden, Snufkin ve Sniff'ten ayırmaz, onu aralarına alırlar. Havada süzülen bir çandan ibaret olan Ninny, kısa sürede tekrar görünmeye başlar ve Moomin Evi'nden kendine güvenen, kendisi ile barışık, eskisinden çok daha güçlü biri olarak ayrılır. İyi karakterleri kalp acıtırcasına iyi olan bu dünyada tabi ki kötülere de yer var. Şapkasını Moomin Vadisi'nde kaybeden Hobgoblin gibi. Hobgoblin, 300 yıldır Kral'ın Yakutu'nun peşinde, uçan siyah panterinin üstünde dünyayı dolaşan bir sihirbazdır. Şapkasının Moomin tarafından bulunduğunu görür ve Moomin Evi'ne gelir. Şapkasını aldıktan sonra kendi yoluna gider ve uzunca bir süre geri dönmez. Ta ki Kral'ın Yakutu bir şekilde Moomin Evi'nde belirene kadar... O gün Hobgoblin eve gelir ve yakutu almaya çalışır. Ama onu durduran çok önemli bir olay olur. Moominler Hobgoblin'e yakutun başka birine ait olduğunu söylerler. Hobgoblin'in dünyası başına yıkılır. 300 yıldır bu yakutu aramaktadır! Başkasına ait olan bir yakutu nasıl alabilir ki? Neyse ki Moominmamma bir bardak meyve suyuyla neşesini yerine getirir. Bunun üzerine Hobgoblin, evden ayrılmadan önce Moominlere üç dilek hediye verir. Dilekleri yerine getirdikten sonra kendi yoluna gider ve geri dönmez. Bu dünya ile büyüyen çocukların şimdi hayranı olduğumuz Nordik medeniyetine sahip olması şaşılacak bir şey değil. Dedikleri gibi, ağaç yaşken eğilir. Gerçek olamayacak kadar mükemmel olan ile büyüyen çocuklar, yetişkinlik dönemlerinde de Tove Jansson'ın etkisini yaşıyorlar. Belki tamamının değil ama kişiliklerinin, hayat felsefelerinin, görüşlerinin büyük bir kısmının şekillenmesinde Moominlerin rolü göz ardı edilemeyecek kadar büyük. Yaşayan her canlıya saygıyı, koşulsuz sevgiyi, eşitliği, beraber yaşamı daha o yaşlarda anlayan küçük insanlar medeniyetin en yüksek olduğu toplumlara dönüşüyor. Kolay kolay yapılamayacak bir şeyi böylesine büyük bir başarıyla yapan Tove Jansson hem edebiyatta hem kültürde bulunduğu yeri fazlasıyla hak ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/yeni-mani-orrason-wake-me-up/", "text": "İzlanda'da müzik sektörüne bir yıldız gibi düşen Mani Orrason kalbimizi ısıtan şarkılarıyla ileride en çok bahsedilecek isimler arasında olacak. Orrason, 2014'te çıkardığı albümü 'Fed All My Days' albümüyle dinleyicilerin karşısına çıktı. Henüz 18 yaşında olan müzisyen, 13 yaşındayken ciddi bir şekilde müzikle ilgilenmeye başladı. Bunun yanında 10 yaşında da tuba çalmayı öğrendi. The Beatles, Bob Dylan, Neil Young gibi kült müzisyenlerden ilham alan genç müzisyen ayrıca müzikle iç içe bir evde büyüdü. Bu yıl Iceland Airwaves'de sahne alan Mani Orrason müzikseverlerin kalbinde taht kurdu. Henüz yeni single'ı 'Wake Me Up'ı yayınlayan Orrason tam gaz albüm çalışmalarına devam ediyor. Biz de hevesle bekliyoruz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/05/yeni-sara-parkman-itke-itke/", "text": "Kuzey folk müziğini özleyenlere müjde, Sara Parkman, yeni parçası Itke Itke'yi yayınladı! Alışık olduğumuz folk parçalarından biraz daha farklı olsa da Sara Parkman, günümüz pop müziğinin sert tarafı ile geleneksel İsveç pop müziğini çok güzel harmanlayarak kendi tarzını yaratıyor. İsveç folk müziğini, Seinabo Sey, Sivana Imam gibi günümüz popüler müziğinin önemli isimleri ile birlikte sahnede çalan Sara Parkman ayrıca yavaş yavaş unutulan değerleri de yeni nesillere hatırlatıyor. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/06/20-26-kasimda-izlandaya-gidiyoruz-siz-de-gelin/", "text": "Reykjavik'in en güzel kahvecilerini, tasarım dükkanlarını keşfedeceğimiz, Olafur Arnalds'ın dükkanında bir şeyler atıştıracağımız programda ayrıca İzlanda'nın en büyüleyici doğa harikalarını da sizlerle tekrar ziyaret edeceğiz. Sigur Ros, Björk, Olafur Arnalds gibi harikaların memleketi İzlanda turumuza başlamadan önce ise küçük bir sürprizimiz olacak. İstanbul'dan Reykjavik'e direkt olarak uçmak yerine 1 günümüzü tarih kokan sokakları, Özgürşehir Christiana'sı, sokak yemekleri ve etkileyici kanalları ile gezimizi renklendirecek olan Kopenhag'a uğrayacağız. Ayrıca İzlanda seyahatimiz boyunca İzlandik yemekler tadıp, Kuzey Işığı avına da çıkacağız! Kopenhag ve Reykjavik'te ise Fallulah, Audur ve Olafur Arnalds gibi farklı Nordik sanatçıların en sevdiği mekanlara uğramayı ihmal etmeyeceğiz! Ah bir de Game of Thrones gibi yapımların çekildiği yerleri görüp, gezimizin sonlarına doğru Blue Lagoon'a giderek doğal tuzlu, termal sularda rahatlayacağız. Daha detaylı bilgi için utku@nordiksimit. org adresine e-mail atabilir ya da turumuzun ana sayfasına ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/06/efterklang-geri-dondu/", "text": "Uzun zamandır haber alamadığımız Efterklang sonunda müzik dünyasına geri döndü! Liima projeleri için sıkı çalışmalara başlayan Danimarkalı synthpop, indie rock grubu, bir süre Efterklang projesine ara vermişti. Şimdi grup, FUNDAL, The Happy Hopeless Orchestra ile iş birliği yaparak oldukça enteresan bir albüme imza atacakmış gibi gözüküyor. 4 Kasım'da yayınlanacak olan albümden bir parça paylaştılar bile. Heyecanla bekliyoruz! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/06/evelyn-maliden-yeni-single-gammelt-hus/", "text": "Snapchat devralması ile tanıdığımız Evelyn Mali, yeni parçası Gammelt Hus'u geçtiğimiz günlerde yayınladı. Spotify Norveç'in playlistlerine eklediği Gammelt Hus kısa süre içinde beklenenden fazla ilgi gördü. İsmi eski ev anlamına gelen şarkı hakkında Evelyn, ailelerin dışarıdan hiçbir şey yokmuş gibi gözükmesine rağmen aslında içlerinde yaşadıkları gizli problemler hakkında olduğunu söylüyor. Ayrıca Türkiye'den takipçileri ile bu şarkıyı paylaşmaktan ayrıca mutluluk duyan Evelyn, şarkı ile birlikte mutlu hatıralar oluşturmamızı umuyor. Ayrıca Evelyn Mali'nin Mosjoen kasabasında en sevdiği mekanları listelediği, gezi rehberimize göz atmayı unutmayın! Snapchat devralması ile tanıdığımız Evelyn Mali, yeni parçası Gammelt Hus'u geçtiğimiz günlerde yayınladı. Spotify Norveç'in playlistlerine eklediği Gammelt Hus kısa süre içinde beklenenden fazla ilgi gördü. İsmi eski ev anlamına gelen şarkı hakkında Evelyn, ailelerin dışarıdan hiçbir şey yokmuş gibi gözükmesine rağmen aslında içlerinde yaşadıkları gizli problemler hakkında olduğunu söylüyor. Ayrıca Türkiye'den takipçileri ile bu şarkıyı paylaşmaktan ayrıca mutluluk duyan Evelyn, şarkı ile birlikte mutlu hatıralar oluşturmamızı umuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/06/fusi/", "text": "İzlanda Sineması'nın en bilindik ve en önemli isimlerinden biri olan Dagur Kari, Fusi Türkçe adıyla Bakir Dev filmiyle Berlin Film Festivali'nde prömiyerini yapmış, adeta onun özlediğimiz sinema anlayışıyla bizleri buluşturmuştur. 2003 yılında çektiği Noi albinoi ile ismini dünya çapında duyurmuş, Voksne mennesker filmiyle ise yükselişe geçen Kari; 2009 yılında çektiği A Good Heart filminde tanınmış oyuncularla çalışarak kendi minimalist sinema anlayışından uzaklaşmış ve olumsuz eleştiriler almıştı. Bu eleştirilerden tam 6 yıl sonra Fusi filmiyle, özellikle sinema ve müzik alanında melankolinin ağırlık gösterdiği İzlanda topraklarına ve İzlanda oyuncularına geri dönerek bizleri mutlu eden yönetmen bir sonraki projesi için bizleri şimdiden heyecanlandırmaya başladı. Filmin ana karakteri olan Fusi, aslında çok da yabancı olmadığımız 40'lı yaşlarda, evlenmemiş, birisiyle birlikte olmamış, hala annesiyle yaşayan, düzenli olarak hava limanındaki işine giderek bavul taşıyıcılığı yapan asosyal bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu kadarla kalmayıp onu özelleştiren ve dikkatimizi üzerinde toplamamıza sebep olan, II. Dünya Savaşı'ndaki muharebeleri minyatürlerle canlandırması, iyi bir heavy metal dinleyicisi olması gibi küçük ve önemli detaylar, Kari'nin bir yönetmenlik başarısı olarak, Fusi'yi daha yakından tanımamızı sağlıyor. Fusi'nin apartmanlarına taşınan küçük bir kızın soruları ile o da kendisini sorgulamaya başlıyor ve yeni bir yaşa girdiği günde, annesinin sevgilisi tarafından aldığı dans kursu hediyesiyle hayatındaki rutin ve tekdüzelik tesadüfi bir şekilde son buluyor. Onun günümüz ideal insan kavramından fiziksel ve davranışsal olarak uzak oluşu çevresi tarafından alay konusuna dönüşmesine neden oluyor ve tüm bu karanlığın içinde yeni birisiyle tanışarak normal bir ilişki kurabileceği fikri Fusi'yi heyecanlandırsa da işler çok da beklediği ve beklenildiği gibi gitmiyor. Karakterleriyle sıcak dokunuşlar yapan, yakın plan çekimleriyle de bu durumu güçlendiren; soğuk atmosferiyle İzlanda'nın dokusuna uygun görüntüleri geniş açılı planlarıyla birleştiren, kullandığı müthiş müzikler ile etkileyiciliği arttıran Dagur Kari, kendine has sinemasıyla bizleri uzun yıllar boyunca heyacanlandırmaya devam edecek gibi duruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/06/norvec-benzinli-arac-satisini-yasakliyor/", "text": "17.01.206 Güncelleme: Oslo, bugünden itibaren dizel araçların sabah 6 ve akşam 10 arasında kullanılmasını geçici olarak yasaklıyor. Yasak hava kirliliği oranları düşene kadar devam edecek. Tüm dünya basınında sıkça karşılaştığımız haber aslında biraz yanlış. Özellikle Türkçe kaynakların çoğunda 2025 yılında Norveç'te benzinli araç satışının yasaklanacağı yazıyor fakat henüz böyle bir karar meclisten geçmedi. Koalisyon hükümeti ve hükümeti destekelyen iki parti, benzinli ve dizel arabaları yasaklamak üzere bir anlaşmaya vardı fakat henüz resmiyet kazanmasa da 2025 yılında gerçekten benzinli ve dizel araçların satışı yasaklanmayacak, satışları sıfırlanmaya çalışacak. Fakat satış yasağı gibi bir yasanın da çıkması muhtemel. Dünyada oran olarak en çok elektirikli araç kullanılan Norveç'te hali hazırda araç satışlarının %24'ü elektrikli otomobiller olduğu için Norveçli tüketiciler için bir sorun teşkil etmiyor. Ayrıca dünyanın en büyük doğal gaz ve petrol ihracatçılarından birisi olan Norveç de neredeyse tüm petrolünü ihrac ettiği için ekonomik anlamda da bu yönden kısa dönemde bir sıkıntı yaşamayacak gibi duruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/06/tellef-raabenin-bergen-rehberi/", "text": "Bergen'in en yetenekli isimlerinden Tellef Raabe'yi kendine has karanlık ve fütüristik çizgisiyle tanıyoruz. Albüm kapakları ve müzik videolarıyla müzikal şölenin yanında görsel açıdan da dinleyicisini tatmin eden Raabe'nin son parçası 'flying on the ground'un yeri ise çok ayrı. Raabe'nin Avrupa'da, özellikle Almanya'da, tanınmasını sağlayan 'flying on the ground'un videosu da Sigurd Fossen tarafından Bergen'de çekilmiş. Biz de Tellef'e bu güzel müzik videosunun ardından Bergen'deki en sevdiği mekanları sorduk. Marg & Bein yerel yemek konusunda gerçekten iyi. Blom! Bu mekandan album liner notlarımda bile bahsettim. Bir fincan Jacu kahvesinin keyfini çıkarın. Bu arada, Jacu kahvesi evim Alesund'de kavruluyor! Bergen Kunsthallenin içindeki bar / club Landmark şehrin en iyisi. Gitmeden önce etkinliklere göz atmakta yarar var, bazen garip sanat performansları da olabiliyor, ya da Berghain gibi uluslararası platformda tanınan bir DJ performansı. Öğrenciler tarafından işletilen konser mekanı Hulen. Bu arada 'Hulen', İngilizce'de The Cave anlamına geliyor. Mekan da gerçekten bir mağaranın içinde. Apollon. Hem harika bir plak dükkanı hem de harika bir bar. Komik gerçek: Burada birkaç yıl part time çalıştım. Norveç'in en ünlü tasarımcılarının bir araya geldiği T. Michael. Bergen'in en güzel semtlerinden Skostr dete gidip kendi Norwegian yağmurluğunuzu buradan alabilirsiniz. Kaffemisjonen. Blom'un sahipleri tarafından işletiliyor ama burada takılan herkesi tanımıyorum. Bergen Üniversitesi'nin bahçesinde bulunan Musehagen, botanik bahçelerini çok seveceksiniz. Biraz küçük ama huzurlu. Bergen'in güzel dar sokaklarında kaybolun, Nordnes'e gidin. Aslında Bergen'de hiç otelde kalmadım. Sanırım Airbnb ve Nygardshoyden bölgesini önerebilirim. Biraz klişe bir seçim ama Floyen, ama gerçekten manzara harika. Yukarı doğru tırmanmanızı ve inmenizi öneriyorum, toplu taşımadan yararlanmayın. Manzaranın keyfini çıkarın. Kışın gece yürüyüşleri için, yazın ise barbekü için kesinlikle Nygardsparken."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/07/hrutar/", "text": "Giderek yükselen ve çıkardığı işlerle özellikle son dönemlerde adından çokça söz ettiren, yaklaşık 300.000'lik nüfusuyla kendine has sanat anlayışını oluşturan ve bizleri hayran bırakan İzlanda sinemasından yine bir filmle karşı karşıyayız. Hrutar. Ülkemizde İnatçılar olarak gösterime giren film, yönetmenin dördüncü uzun metraj filmi. Filmin senaristliğini de yapan yönetmen Grimur Hakonarson'un filmografisinde önemli bir yere sahip olan Rams uluslararası alanda birçok ödül kazandı. Özellikle Cannes Film Festivali'nde Un Certain Regard bölümünde ödüle layık görülen film birçok prestijli festivalde de en iyi film ödülünü alarak ülkesine döndü. Rams, ismi gibi keçiler üzerinden ilerleyen iki inatçı ve yalnız kardeşin hikayesi. İzlanda'nın uçsuz bucaksız vadilerinden birinde, Bolstadur çiftliğinde yaşayan ve geçimini keçiler ve koyunlar üzerinden sağlayan Kiddi ve Gummi kardeşler tam 40 yıl boyunca birbirleriyle hiç konuşmamışlardır. Bu suskunluk taa ki vadide yapılan keçi yarışmasının sonuçları açıklanıncaya kadar sürmüştür. 0.5'lik puanla yarışmayı kaybeden kardeşin, küs kardeşinin keçisini aslında kibirle incelemesinden sonra sikrapi hastalığına yakalandığını anlayıp şikayet etmesi sonucu iki kardeş arasındaki uçurum daha da yükselmiş ve vadideki tüm keçilerin uyutulması kararı verilmiştir. Bu karardan sonra gittikçe depresyona giren Kiddi'ye karşı Gummi bencilce bir çözüm bularak tüm bu karmaşanın altından kalkmıştır. Fakat hiçbir şey Gummi'nin istediği gibi ilerlememiş ve aslında iki kardeş arasındaki tüm ilişkinin değişmesine sebep olmuştur. Seyircinin merakını ve heyecanını canlı tutan, içindeki kara mizah unsuruyla bizlere göz kırpan film, kusursuz sinematografisiyle bizleri kendine hayran bırakmış, oyuncu seçimleriyle adeta daha iyisi seçilemezdi dedirtmiş, başroldeki Sigurour Sigurjonsson ve Theodor Juliusson'un etkileyici oyunculuğunun yanında Virgin Mountain filminin Fusi'si Gunnar Jonsson da farklı imajıyla karşımıza çıkıp bizleri gülümsetmiştir. Az ve öz müzik kullanımı ise filmi yükseltirken, başarılı bir kurgu ile de iyi bir film olmanın gerektirdiği tüm unsurları iyi bir şekilde kullanan yönetmen filmin tüm duygusunu seyirciye etkili bir şekilde geçirmeyi başarmıştır. Tüm İzlanda kültürünü yansıtan film; prefabrik minimal evleriyle, rengarenk desenli fayans duvarlarıyla, yaz ve kış olmak üzere ayrı ayrı tüm doğal güzellikleriyle, Nordik kazaklarıyla içimizdeki İzlanda sevgisini arşa çıkararak bir kez daha İskandinavya kültürüne bizleri hayran bıraktırıyor. İzleyeceğiniz bu 92 dakikalık filmin hiç bitmemesini dileyeceksiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/07/norvec-ormanlari-tahrip-etmeyi-yasaklayan-ilk-ulke-oldu/", "text": "26 Mayıs'ta meclisten geçen yasa ile Norveç, ormanları tahrip etmeyi yasaklayan ilk ülke oldu. Yasaya göre üretiminde ormanları yok eden hiçbir ürün Norveç'te kullanılamayacak, bu ürünlerin satışı durdurulacak. Yağmur Ormanları Vakfı'nın ve bu projenin başkanı olan Nils Hermann Ranum, yasa hakkında yağmur ormanlarını korumak tüm dünyaya örnek olmasını istediğimiz, için çok önemli bir adım olduğunu söylüyor. Dünyadaki canlı çeşitliliğini korumak için farklı ülkelere maddi ve lojistik destek sağlayan Norveç, bu yasa doğrultusunda ormanları tahrip eden 11 farklı şirkete yatırım yapmayı bıraktı. Geçtiğimiz 8 yıl içerisinde Brazilya'ya yağmur ormanlarını koruması için 1 milyar dolara yakın destek sağlayan Norveç, bu yasa haricinde Guyana da benzer bir biçimde ormanlarını koruması için destek verecek. Norveç, Güney Amerika'nın haricinde Afrika'da da orman kesimlerini durdurmak için harekete geçen ilk ülke oldu. Proje dahilinde 2020'ye kadar özellikle Batı Afrika'da orman kesimlerinin durdurulması planlanıyor. site guzel elinize saglik da, bir de su haberleri vs hangi yerel ajanslardan gazetelerden sitelerden alintilayip ceviriyorsunuz yazarsaniz cok sevindirik olucaz. takipciler de en azindan yerel gazeteleri tanir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/07/skammen/", "text": "Dünya sinema tarihine çok sayıda çektiği filmle birlikte adını altın harflerle yazdırmış, İsveç sineması dendiğinde akla ilk gelen isim olan Ingmar Bergman'ın 1968 yılında çektiği Skammen adlı filmi yönetmenin diğer filmleri kadar ön plana çıkmasa da filmografisinde önemli bir yere sahip. Filmlerinde daha çok karakterlerin iç dünyalarına odaklanan, toplumsal olaylara dokunmamasından dolayı sıkça eleştiri alan Bergman bu filminde savaşın etrafında dönerek bireyin hayatta kalma mücadelesini gösterse de, temel olarak onların çöküşünü ve bireylerin üzerindeki değişimini konu alıyor. Jan ve Eva, geçmişte Filarmoni Orkestrası'nda müzisyenlik yapmış, İsveç'e bağlı adalardan birinde sakin bir yaşam sürdüren genç bir çifttir. Kendilerini soyutlamış, apolitik olarak değerlendirebileceğimiz bu çift; savaş sinyallerini verirken, kiliseler çanlarını çalarken ve askerler konvoylarla gezerken tüm kayıtsızlıklarıyla savaşın kendilerine sıçramayacağını düşünerek günlük hayatlarına devam etmektedirler. Eva'ya göre daha endişeli tavırlar sergileyen ama daha sakin yapısı olan Jan, kırılgan yapısıyla birçok defa Eva'yı sinirlendirmektedir. Ne var ki iç savaşın getirdiği tüm olumsuzluklar karakterlerin yapılarını, düşüncelerini ve davranışlarını değiştirecek, birbirlerine bağlı kalmalarını sağlayan ipleri koparacaktır. Fakat Bergman burada savaşı aralarındaki dengenin bozulmasında sadece bir araç olarak kullanıyor; temel olarak ise karakterleri insan doğasının kaldıramayacağı gerçekliklerle çarpıştırıyor. Filmi de bir Bergman filmi yapan büyük ölçüde bu unsur oluyor. Çektiği filmlerde genellikle aynı oyuncularla çalışan yönetmen bu filminde de bir dönem ilişki yaşadığı Liv Ullmann'ı ve Max von Sydow'u tercih etmiş ve oyuncu yönetimindeki yeteneğini tekrar ortaya koymuştur. Ayrıca Sinematografi insan yüzüdür diyen yönetmen birçok defa karakterlerin yüzlerini yakın plan çekimleriyle etkili bir şekilde göstermiş ve seyirciyi duygusal bir katılım sürecine davet etmiştir. Film En İyi Yabancı Film dalında Altın Küre'ye aday olurken, Liv Ullmann da birçok festivalde En İyi Aktris ödülüne layık görülmüştür. Film, yönetmenin evinin de bulunduğu uzun bir dönem yaşamını sürdürdüğü Faroe Adalarında çekilmiş ve Bergman bu ada hakkında bir röportajında şunları söylemiştir; Sinirlenip bağırdığınızda kalabalıkta 'sinir krizi geçiriyor' gibi söylemler varken, burada yalnız bir deniz kıyısında belki sadece tek tepki havaya uçacak bir karga olacaktır. Hayat da böyledir, yalnızlık da. Ayrıca bu kadar çok film çekebilmesi ve maddi açıdan sıkıntıyla karşılaşmamasını İsveç'te yaşıyor olmasına borçlu bulunduğu ifade eden yönetmen, Fransa ve İtalya'daki yönetmen arkadaşlarının sürekli hükümet tarafından engellendiklerini ya da yeterli destek görmediklerini de söylemiştir. Gerçekten de o dönemi incelediğimizde İsveç hükümetinin sanatçıları ciddi bir şekilde desteklediğini görürüz. Bir Bergman harikası olarak zihnimize kazınan film, Bergman'ı özleyenler ve yeni tanıyacak olanlar için iyi bir seçenek olacaktır. İyi seyirler. Filmin çekildiği yer Faroe adaları değil, Gotland'a bağlı küçük bir ada olan Farö; aynı zamanda dediğiniz gibi Bergman'ın uzun yıllar yaşadığı ve birçok filmini çektiği yer de yine burası."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/09/ludvig-moon-sparks-houses-at-night/", "text": "Indie pop dünyasına bir yıldız gibi düşen Ludvig Moon, Oslo sahnesinin en yeni gruplardan biri. Einar Stray Orchestra ve Team Me'nin komşusu olan bu grup, indie pop'u köpüklü melodilerle birleştiriyor. Şiirsel anlatımı tercih eden; Ludvig Moon Sufjan Stevens, The Smashing Pumpkings, Elliott Smith gibi isimlerden ilham alıyor. Aynı isimli yayınladıkları EP'den sonra renkli ve akılda kalıcı şarkılarla seslerini büyük kitlelere duyurdular. Bundan sonra Norveç'in en prestijli festivallerinde, konser mekanlarında sahne alan Ludvig Moon, Norveç'in en umut verici gruplarından biri olarak görülüyor. Ludvig Moon, 'Sparks / Houses at Night' adlı single'ı ile 11 parçadan oluşacak ilk albümleri 'KIN'i müjdeliyor, bizleri daha da heyecanlandırıyor. 14 Ekim'de yayınlanacak bu albüm, kaybedilen aşk, depresyon, büyümek ve aile gibi konularla ilgili. Kısaca bir insanı ilgilendiren, hayatını etkileyen konular. Ancak Ludvig Moon'un yumuşak vokalleriyle, tınılarıyla bu konuların daha tatlı ve naif geleceği kesin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/09/nordik-sonarin-stockholm-rehberi/", "text": "Müziklerini düşsel ve yenilikçi olarak tanımlayan yeni electro-pop ikilisi Nordik Sonar, Mart ayında çıkardıkları singlelarından sonra büyük bir ilgi göreceğini düşündükleri EP'leri LYNX LYNX'i yayınladılar. Melankolik metaforlar ile birlikte farklı farklı duyguları bir araya getiren şarkıları ile genç bir insanının hayat hikayesini müziğe aktarmaya çalışan ikili 80'ler esintili 25 dakikalık dans parçaları için Röyksopp, ABBA, Robyn ve Secret Service gibi ikonik grupların etkisinde olduklarını söylüyor. Tüm şarkıları grup tarafından bestelenen LYNX LYNX, İskandinav melankolisini, umut ile birleştirerek tam anlamıyla crying on the dance floor etkisi yaratmayı amaçlıyor. Ayrıca elektro pop ikilisi müziklerinde kulağa hitap ederken, görsel çalışmaları ile de çok anılacak gibi duruyor! Biz de Stockholm'ün en yeni ve en enerjik ikilisine, şehirdeki en sevdikleri mekanları sorduk! Her ikimiz de dramatik olarak büyük birer yemek hastasıyız, YEMEK YEMEYİ ÇOK SEVİYORUZ! Öğle yemeği için her şeyin organik ve yöresel olarak üretildiği favori meklanımız organik besin marketi Paradiset'i bulabilirsiniz. Pizzadan salataya, çiğ besinlere kadar hemen hemen her şeyi sunuyorlar. Üstelik konumu da Mariatorget'e çok yakın, Södermalm'ın tam ortasında. Akşam yemeği için bizi elimize yiyecek bir şeyler almış olarak Urban Deli ve Nytorget6 gibi restoranların bulunduğu; klasik et yemeklerinden organik vegan besinlerinden geleneksel İsveç ev yemeklerine kadar seçenek sunan SoFa Arena civarlarında görebilirsiniz. Nytorget'in kendi etrafındaki alan bütün türlerden yemekseverler için mekanlarla dolu. Sıcak bir yaz gecesi bizi ve dostlarımızı Kungsholmen Adası'nın yanında Malaren'in üzerinde kuytu bir bar olan Malarpaviljongen'de içkilerimizle sohbet ederken bulabilirsiniz. Bu eski kasabada artık günümüz itibariyle şehrin en iyi kokteyllerini bulabileceğiniz hoş bir bar olarak hizmet veren, 14. yüzyıldan kalma eski bir eczane olan Pharmarium'u görebilirsiniz. Ayrıca SoFo civarlarındaki Bleck de yaz gecelerini eğlenceli hale getirecek bir mekan. Gelelim kahveye. Stockholm için FIKA Mekkesi diyebiliriz. Yani her köşede BOLCA kahve olan yer. Bizim favori mekanımız kesinlikle Vasastan'daki Mellqvist Kaffebar. Size mükemmel harmanları, tatları ve kahvaltı saatleri boyunca meşhur İsveç havyarı sürülmüş EN İYİ yumurtalı sandviç seçeneklerini sunuyorlar. Şayet gerçek İsveç kırsalını yaşayabileceğiniz biraz daha sakin ve sessiz bir yer arıyorsanız, Stockholm'ün güneyinde Malarhöjden'in banliyösündeki Cafe Uddevillan'a gidebilirsiniz. Cafe Uddevillan, Malaren Gölü'nün hemen yanıbaşında, 19. yüzyıldan kalma bir evde, şirin bir kafe. Şarkılarımızda da duyduğunuz gibi dans etmeyi de çok seviyoruz! Eğer retro havanızdaysanız, Fargfabriken'deki aylık hizmet veren Natten, size Stockholm gecelerinde size doğru ortamı sunan bir yer. Yaz için de Södermalm'da büyük Skanstull köprüsünün altında bir hipster mekanı olan Tradgarden var. Burada şehrin en iyi DJlerini bulabilir, ayrıca değişik türlerdeki dans pistlerinde eğlenebilir, atıştıracak bi şeyler bulabilir ya da sadece arkadaşlarınızla vakit geçirebilirsiniz. En iyi müziği ve sanatçıları dinlemek için Södermalm'deki Debaser Strand ve şehir merkezindeki Fashing'i tercih ediyoruz. Her ikisi de canlı performans ve farklı tarzlara odaklı mekanlar ancak bundan önce en başta güzei birer ortam ve enerjiye önem veriyorlar. Stockholm, şehir merkezinden kolaylıkla ulaşabileceğiniz 24.000'den fazla adasıyla inanılmaz bir adalar denizi. Bizim favori adalarımız Utö Adası ve küçük bir deniz şehri olan Vaxholm. Adalar şehrin gürültüsünden kaçabileceğiniz ve hem rahatlamanızı hem de enerji dolmanızı sağlayacak mükemmel birer kaçamak yeri. En iyi albümleri çoğunlukla tüm tarzlardan sanatçıların vintage plaklarını satan Bengans'ta bulabilirsiniz. Linus burada efsaneleri dinleyerek saatlerce vakit geçiriyor. Götgatan size vintage mağazlarla harmanlanmış İskandinav moda markalarını sunuyor. İkimiz de Södermalm'de dolaşıp farklı butikleri gezmeyi seviyoruz. Buluşmalarınızı Södermalm'de bir yürüyüşle ya da Djurgarden veya Skeppsholmen'e doğru bir feribota binip oradaki müzeleri ve manzaralı yerleri gezerek daha çekici bir hale getirebilirsiniz. Bütün bunlar elinizde bir kahveyle yapıldığında daha da güzel olacaktır. Aspudden'deki Vinterviken suyun yanındaki parkları ve küçük kahve mekanlarıyla güzel bir yer. Burada sohbet, yürüyüş ya da sadece takılmak için bile çok fazla zaman geçiriyoruz. Ayrıca kısa bir yüzme için de güzel bir yer. Eveeet, tabi ki de biz kendi yataklarımızda yatıyoruz çünkü Stockholm bizim evimiz. Ancak duyduğumuza göre son zamanlarda şehir merkezinde açılan Scandic Haymarket Hotel iyi bir deneyim olacak gibi. Bütün mekan Stockholm'ün ilk alışveriş merkezi olan Pub'un içine inşa edilmiş ve otelin dizaynı da eski günlerdeki gibi Art Deco. Stockholm'ün uzun binlarının, adalarının ve sularının en güzel manzarasını Södermalm'deki Skinnarviksberget'te bulacaksınız. Dostlarınızı, biraz da şarabınızı getirin ve tadını çıkarın! Eğer gerçek bir manzara görmek istiyorsanız cüzi bir ücret ödeyerek Kaknastornet'in en üst katına asansörle çıkabilirsiniz. Yazın vaktimizin büyük çoğunluğunu Reimersholme'ün denizinde yüzerek geçiririz, burası bütün şehirdeki en sessiz sakin yerlerden biri! Bu arada, Stockholm'ün her yerinde denize girebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/09/rorstad-cray-crazy-remixes/", "text": "Elektronik popta Oslo sahnesinin neşesi Rorstad, eğlenceli parçalarıyla dans pistlerinin vazgeçilmezi oluyor. Küçükken klasik müzik eğitimi alan müzisyen, kendini elektronik popa teslim ediyor. J ger gibi Oslo'nun önde gelen mekanlarında konserler veren Rorstad, son zamanlarda kendini remix çalışmalarına vermiş durumda. En son Norveçli Sval'ın yeni parçası 'Tid for a ga' için remix yapan müzisyen, en yeni ve en sevilen parçası 'Cray Crazy Remixes'i yayınladı. Şuan Paris'te yaşayan Rorstad biraz da Fransa'yı eğlendirecek. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/09/salonu-nordikler-basti/", "text": "Eylül sonu gelince salonlarını yine bizlere açan, güzel müzikle bizi tanıştıran Salon İKSV'yi çok özledik. Her yıl iç açan programıyla nordikseverleri Nordik müzisyenlerle buluşturan Salon'un bu seneki programı da çok nefis. Sık sık bahsettiğimiz Tellef Raabe, Oh Land, Efterklang + Tatu Rönkkö, Jaakko Eino Kalevi gibi isimler programda yer alıyor. Finlandiyalı synth-pop sanatçısı; Arctic Monkeys, Franz Ferdinand gibi isimlerin kaşifi Domino Records'un son keşfi. 2013'e kadar Helsinki'de tramvay şoförlüğü yapan müzisyen ta ki aynı sene içerisinde çıkardığı kısaçalar 'Dreamzone'a kadar küçük çaplı çalışmalar yapıyor. Ününü 2015'de çıkardığı 'JEK' adlı albümüyle yakalıyor, Deeper Shadows, Double Talk derken herkesçe tanınmaya başlıyor. 8 Ekim Cumartesi akşamı da Salon'da bizleri bekliyor. Danimarka'nın en başarılı, en orijinal gruplarından Efterklang 2012'de çıkardıkları 'Piramida' adlı albümünden sonra 2014'te Finlandiyalı perküsyonist Tatu Rönkkö ile birleşerek Liima adlı yeni projelerini duyurmuştu. Norveç ve Kuzey Kutbu arasında kalan Piramiden adlı terk edilmiş kasabada dokuz gün boyunca kayıtlar yapan Efterklang'a albüm için Peter Broderick, Nils Frahm gibi isimler de katkıda bulunmuştu. Ocak 2015'te İstanbul'da beş gün geçiren Liima, Salon'da provalar yaparak iki gece konser vermişlerdi. Tamamen spontane, hiçbir yerde duyulmayan şarkılar çalan Liima, bu sefer ilk albümü 'ii' şerefine 15 Ekim'de İstanbul'u ziyarete geliyor. Danimarka'nın Sigur Ros'u olarak bilinen Jannis Noya Makrigiannis'in elektronik projesi Choir of Young Believers, bu sene 'Chill-Out Festival' kapsamında İstanbul'a gelmişti, bu kez 5 Kasım'da Salon sahnesinde. Midlake, Yeasayer, Thomas Dybdahl gibi müzisyenlere tarz olarak benzeyen Choir of Young Believers elektronik müzisyenlerin babası olan plak şirketi Ghostly International ailesinde. Neredeyse her yıl İstanbul'u ziyaret eden Danimarka'nın prensesi Oh Land bu kez 29 ve 30 Kasım akşamı Salon sahnesinde bizleri kucaklıyor. Türkiye'de büyük bir hayran kitlesine sahip olan müzisyen, Spotify üzerinde de en çok İstanbul'dan dinleyiciye sahip. Küçükken bale ve dans ile ilgilenen Oh Land sakatlığının ardından müziğin peşinden koşuyor, ama müzik videolarında, konserlerinde eski becerilerini hala kullanmaya devam ediyor. White Nights, Wolf & I, Renaissance Girls gibi parçalarıyla akıllara geliyor. Nordik Simit'in keşfi Tellef Raabe gotik pop tarzıyla herkesçe çok sevildi. Tam bir hafta boyunca Snapchat hesabımızı kullanan müzisyen, herkesin sorularına cevap verdi. Joy Division, Neil Young'ı kendine rol model alan Bergenli müzisyen karanlık ve şiirsel anlatımıyla Norveç'in gelecek vaad eden müzisyenleri arasında. Flying on the Ground adlı parçasından sonra, özellikle Almanya'da 'top 10' listelerine girmeye başlayan müzisyen Türkiye'deki ilk konserini Salon'da, 1 Aralık akşamı verecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/09/sin-fang-spaceland/", "text": "İzlandalı müzisyenler neredeyse her zaman birbirlerini ortak projelerle, birbirlerinin çalışmalarına katkıda bulunarak destekliyorlar. Mesela Sin Fang'in önceden üyesi olduğu Seabear da zaman içinde dağıldı, herkes kendi kişisel projelesine, projelerine yoğunlaştı. Soley'in de üyesi olduğu Seabear, Clash tarafından Sufjan Stevens'ın unplugged Arcade Fire ile tanışması olarak tanımlanıyor. Sin Fang, 2013'te çıkardığı 'Flowers' albümüyle ismini büyük kitlelere duyurduktan sonra Spitali, GANGLY gibi başka müzik projelerine yoğunlaşmıştı. Sigur Ros'un melek sesli vokali Jonsi'nin de çorbada tuzu olduğu bu albüm; İzlanda çayırlarında, buzullarındaymış gibi hissettiriyor. Sin Fang, Morr Music'ten çıkan yeni albümü 'Spaceland'ı Çoğu şarkı sözünü panik ataklardan sonra yazdım. Bu albüm daha karanlık, daha elektronik. diye tanımlıyor. Spaceland'a katkıda bulunan isimler arasında Jonsi, Soley, Jofriour Akadottir, Farao bulunuyor. Özetlemek gerekirse neredeyse bütün sevdiğimiz İzlandikler bir arada. Kulaklarımız için İzlandik bir şölen olacağı kaçınılmaz. Albümün en önde gelen parçaları arasında ise: Candyland, Never Let Me Go, Down ve Branch yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/09/yasaklanan-hikayeler-moddi-unsongs/", "text": "Türkiye'de birçok dinleyiciye sahip olan 'Smoke', 'House by the Sea' parçalarıyla akıllara gelen Norveçli müzisyen Moddi, yeni albümü 'Unsongs'u müjdeliyor. Tam üç yıldır üzerinde çalıştığı bu albüm, 12 farklı ülkeden sansürlenen 12 parçadan oluşuyor. Bazen sosyal medya hesapları aracılığıyla çeviri problemleriyle ilgili sorunlarını halletmeye çalışan müzisyen, 12 farklı hikayeyi bu albümde ele alıyor. Vietnam, Meksika, Şili, Filistin gibi ülkelerden aldığı parçalarla bizlere bu ülkelerin duyurmak istemediği sorunları anlatıyor. Mesela İbranice'den çevirdiği şarkı 'A Matter of Habit'i biz de Moddi sayesinde anlayabiliyoruz. Bu şarkı, İsrail ordusuna hizmet eden askerlerin tanıklıklarını, ve işgal etmenin ne kadar kolay, son zamanlarda insanoğlunun bu tarz olguları yadırgamamasından duyulan üzüntüyü dile getiriyor. Fotoğrafçı Jorgen Nordby'ın katkılarıyla, bu parçaların asıl yaratıcılarıyla röportajlar yapan Moddi, 'Unsongs' adlı albümünü kendisi için çok ilham verici buluyor. BBC gibi ünlü birçok haber kaynağı tarafından oldukça ilgi gören bu albüm, ve aynı zamanda bir proje olan 'Unsongs'; Norveç Sanat Konseyi, Fritt Ord ve Bergesenstiftelsen tarafından da destekleniyor. Unsongs ile ilgili röportajları, şarkılar hakkında detaylı bilgileri bu site üzerinden inceleyebilirsiniz: http://www. unsongs. com/."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/danimarka-hollanda-arasindaki-kultur-degisimi/", "text": "En by i byen: Christiania for dig og mig. Senin için ve benim için bir şehir. Koyun edasıyla üniversite sınavlarına hazırlanmışsanız bu yazıyı seveceksiniz; çünkü, biz bol dedikodu, az ansiklopedik bilgi severiz: 2. yeniciler bizim için argümanlarından çok, Edip Cansever'in Tomris Uyar'a aşkıdır; milli edebiyat ise Kısakürek'in solculuktan aşırı sağcılığa geçişidir. Hikayemiz, yaklaşık bin yıl önce küçük bir ticari merkez olan Kopenhag'da geçiyor. Şehrin yükselişi 12. ve 13. yüzyılları buluyor. Yazının parlayan yıldızı ise Dördüncü Christian. Bilmemiz gereken ilk şey, bu hükümdarın Kopenhag'ı İskandinavya'nın ticari, ekonomik, askeri, dini ve kültürel merkezi yapmak istediği, ikincisi prestijini artırmak amacıyla çok fazla binanın inşa edilmesine öncülük edişi, üçüncüsü Flemenk hayranlığı ve sonuncusu da Christiania bölgesinin yaklaşık yüzde doksanının onun tarafından kurulduğu. Christian, hükümdarlığı boyunca hırslı bir şekilde Danimarka ekonomisini kendine yetebilir hale getirmek istiyor. Bu amaçla birçok denizaşırı ticaret yapabilme hakkı satın alıyor, savaşlar yapıyor, surları genişletiyor ve şehirde birçok bina inşa ediyor. Burada dipnot olarak düşmek istiyorum ki Kopenhag'ın en meşhur yönlerinden biri çok fazla yangın geçirmiş olması. Hatta sadece Kopenhag değil, daha önce Norveç'in başkenti olan Oslo'nun da yanmaya yatkın olduğunu ve hatta 1624 yılında çıkan yangından sonra Oslo merkezinin taşındığını ve adamımız IV. Christian tarafından tahkim edilerek tekrar kurulduğunu duymuştum. IV. Christian, bölgeyi kurtarmasının ardından kendi anısına belediye kuruluyor ve Christiania adı veriliyor. Zaman içerisinde Norveççe dili kelimeyi eviriyor ve 1870lerden 1920lerin ortasına kadar belediyenin adı Kristiania olarak kalıyor. Frederiksborg Sarayı, Flemenk mimar Hans van Steenwinckel the Elder tarafından, Rosenborg Sarayı, Flemenk ve Dan mimar Hans van Steenwinckel the Young tarafından, Trinity Kilisesi, Flemenk ve Dan mimar Lorenz van Steenwinckel tarafından yapılıyor. Borsen, Menkul kıymetler borsası binası IV. Christian'ın zamanın ticari merkezi olan Amsterdam'dan liderliği alarak Kopenhag'ı yeni ticari merkez haline getirmeyi amaçlaması üzerine yapılıyor. Mimarı yine Flemenk ve Dan mimarlar, Lorentz ve Hans van Steenwinckel the Younger. IV. Christian, Kurtarıcı Kilisesi'nin şehrin her tarafından görülmesini istiyor. Yine Flemenk Barok stilinde inşa edilen The Church of Our Saviorun mimarı bir şehir efsanesine göre merdivenlerin saat yönünde olmadığını tepeye çıkınca fark ediyor ve kendini aşağı atarak intihar ediyor. 4. Christian'dan yeterince bahsettiğime göre artık adım adım Christiania'ya yaklaştığımızı duyuruyorum. Burnunuza biraz doğa ananın bonkörlüğünün kokusu geliyor. Amsterdamvariliği sadece bu kokudan değil; kanalın üzerinden, Borsen binasının yanından ve biraz ilerinizde The Church of Our Savior'ı görerek geçerek bölgeye ulaşıyor oluşumuzdan. Christiania'nın kuruluş hikayesini anlamak için, 20. yüzyılda artık pahalı bir şehir olan Kopenhag'ı bilmek gerekiyor. Burda, halkın refah seviyesi yüksek ama bunun karşılığında gelirlerin 1/2 ile 2/3'ü arasında değişen bir tutara tekabül eden yüksek vergiler ödemekle yükümlüler. İnsanlar yaşadıkları binanın dahi vergisini ödüyor ve bu durum en çok gençleri zorluyor. Çözüm olarak birçok genç Dan aynı binada tuvaleti ve mutfağı paylaşarak küçücük evlerde yaşıyorlar ama bu dahi onları masrafların altından kurtaramıyor. Birçok Dan, şehir merkezinden taşınıp, nispeten daha şehir dışında bir bölge olan, bizim bugün Christiania diye bildiğimiz bölgeye yerleşiyorlar. Bu sırada, dış dünyada nükleer silah kullanılıyor, Vietnam Savaşı yaşanıyor, Nato kuruluyor ve bunlara karşı olan bir grup genç devamlı protesto düzenliyor. Dış dünyadan ve hayatın pahalılığından memnuniyetsizlik, bu gençleri eski bir askeri üs olan binalara yerleşmeyle sonuçlanıyor. Bir süreliğine kalalım düşüncesiyle ofislerde, binalarda kalmaya başlayan Hippiler askerlerden kalan suyu ve elektriği kullanabileceklerini de fark edince bu çekici bölgeden ayrılmaya yönelik düşüncelerinden vazgeçiyorlar. Bu grubun öncelik ettiği yerleşim, şehir standartlarına uyum sağlayamayan diğer genç gruplara ilham veriyor. Çok kısa bir süre içerisinde çok fazla kişi buraya taşınmaya başlıyor. Artan kişi sayısının yarattığı kaçınılmaz sorunların, bir divan topluluğu oluşturularak çözümlenmesi planlanıyor. Bunun üzerine oluşturulan kural eğer bölgede vergi ödemeden yaşamayı bir koşula bağlıyor: Topluluğa katkı sağlamak. Danimarkalıların Kural koyulduysa uymak zorundasın anlayışı Christiania'da da hakim. Topluluğun kurallarını ve felsefelerini ne kadar önemsediği bir ihbar olayında ortaya çıkıyor: Topluluk felsefe olarak, kokain gibi daha sert uyuşturucalara karşı; ancak, bölgede benzeri maddeleri satan bir grup bütün ihbar tehditlerine rağmen bu işten vazgeçmiyorlar. Uyarıyı ciddiye almayan grup, divan tarafından polise şikayet ediliyor ve bir baskın sonucu yakalanıyor. Anarşistin anarşistliğini yapan grubun yakalandığı bina ise ücretsiz rehabilitasyon kliniğine dönüştürülüyor. Peki, Danimarka Hükümeti nasıl kabul etti böyle bir şeyi? Vergi ödemeyen bir topluluğu kabul eden bir sistem nasıl ortadan kaldırılmadı? Söylenene göre, Danimarkalılar bu alanı biraz sosyal deney olarak gördü ve istedikleri zaman kapatabileceklerini düşündüler. Ama hikayenin sonunu biliyoruz, yanıldılar. 1970lerden beri, Christiania bölgesinde yaşayanlar yerleşkelerini savunuyor ve bırakmıyorlar. Şuan ise birçok Danimarkalı, bölgede neler yapıldığını biliyor ama gözlerini yumuyor, bilmiyormuş gibi yapıyor. Cannabis Sativa standlarda satılıyor ancak hala illegal. Yılda dört ile beş sefer arasında polis baskını oluyor; ancak, hayat normale yaklaşık 20 dakika içerisinde geri dönüyor. Politikacıların bazıları alanı kapatmaya yönelik söylemlerde bulunsalar da, Christiania her yıl yaklaşık bir milyon turist çekiyor ve bu politikacılar konuşmalarını Ülkemize gelin, bizi ziyaret edin diyerek bitiyorlar. Böyle duyulunca çok inandırıcı değiller kapatma konusunda. Durum böyle olmasına rağmen, doğal olarak birçokları bölgeyi liberalliğinden uzaklaştırmak daha fancy hale getirmeye, etrafına daha kurumsal binalar koyarak izole etmeye çalışmış. Bu projelerden bir örnek: Opera Binası. Opera binası çok zengin bir iş adamı olan Arnold Peter Moller tarafından yapıldı. Bahsettiğimiz bina yaklaşık 500 milyon Amerikan doları tutarında ve Kopenhag'ın en pahalı yapılarından biri. Simpsons'daki Mr. Burns karakterine benzetebileceğimiz Moller'in şehirde sevmeyeni bol. Bunlardan biri de Opera Binasının mimarı, Jorn Utzon. Mimar, Moller'den intikamını, Moller'in milyon dolarlar yatırarak Christiania bölgesini göşterişiyle örtmek için yaptırdığı binaya, Christiania'nın bayrağını yaparak alıyor. Bayrak özellikle geceleri net bir şekilde görülebiliyor. - Eğlenmek - Koşmamak - Fotoğraf çekmemek Yazının sonunda bol ansiklopedik bilgi, az dedikodu anlattığımı fark ediyorum. Bir sonrakinde, kabak çekirdeklerimi alıp bilgisayar başına oturacağım ve saray dedikodusu anlatacağım, söz veriyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/danimarka-usulu-kara-mizah-maend-hons/", "text": "Yaklaşık on yıllık bir aradan sonra M nd & Hons, Türkçe adıyla İnsanlar ve Tavuklar, ile geri dönen Danimarkalı yönetmen Anders Thomas Jensen, grotesk ve kara mizahın doruklara eriştiği 104 dakika ile izleyici karşısına çıkıyor. David Dencik, Mads Mikkelsen, Nicolas Bro, Nikolaj Lie Kaas ve Soren Malling'in üvey kardeşleri canlandırdıkları film, beş kardeşin babalarıyla ve kendileriyle yüzleşmelerini ekrana taşıyor. Özellikle Mads Mikkelsen'in oyunculuğu ile takdirleri topladığı film, Cinema Scandinavia tarafından 2015'in en iyi filmi olarak gösterilmişti. De Gronne Slagtere ve Adams bler ile kara mizah türünün çarpıcı örneklerini bizlere sunan Anders Thomas Jensen, M nd & Hons'da da izleyiciyi hiç beklenmedik şekillerde şaşırtmayı başarıyor. Evelio Thanatos ve oğullarının dramını bilimin ve dinin köşe taşlarını eleştiren zekice diyaloglarla işleyen hikayeyi izlerken gülmemek elde değil. Freud'un insan doğasını oluşturan iki içgüdüden biri diyerek adlandırdığı ölüm içgüdüsü yani Thanatos Evelio'nun oğullarına bahşedilmiş bir lanet ve aynı zamanda bir ödül olarak karşımıza çıkıyor. M nd & Hons'a da ev sahipliği yapan Berlin yakınlarındaki Beelitz'deki sanatoryum, I. Dünya Savaşı'nda Adolf Hitler'in tedavi görmüş ve II. Dünya Savaşı'ndan 1994'e kadar ise Sovyet Ordusuna askeri hastane olarak hizmet vermiş. 1994'ten sonra Piyanist'in de çekimlerinin yapıldığı sanatoryum, sıkça tercih edilen bir set olmuş. Mizaçları birbirinden son derece farklı olan Gabriel ve Elias babalarının ölümünün ardından kendilerine bıraktığı kaseti izlerken biyolojik babalarının Evelio Thanatos adında Ork adasında yaşayan bir bilim adamı olduğunu öğrenirler. Babalarıyla tanışmak ve annelerinin kim olduğunu öğrenmek üzere adaya doğru yola çıkan iki kardeş, köklerini aradıkları bu yolculuk sonucunda diğer kardeşleri ve ada halkı ile tanışır. Babalarının bilimsel çalışmalarına engel olmamaları için sıkı bir denetim altında büyüyen bu üç kardeşin yaşam tarzları ve sosyal ilişkileri epey farklıdır. Tavuklarla dolu bir evde yaşayan yeni kardeşleriyle tanışmaları ve babalarının yürüttüğü gizli çalışmaları öğrenmeleri Gabriel ve Elias'ın hayatlarını tümüyle değiştirir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/film-onerisi-adams-aebler/", "text": "Danimarkalı yönetmen Anders Thomas Jensen'in 2005 yapımı filmi Adams bler, dini inançların sorgulandığı bir kara mizah. Türkçe karşılığı Adem'in Elmaları ile elma ağacı metaforunun tüm film boyunca Jensen usulü absürdizm ile işlendiği film, aynı zamanda Danimarka'nın Oscar'a aday gösterdiği film olmuş. Hapisten yeni çıkan neo-nazi Adam'ın Ivan'ın vaaz verdiği kilisede toplum hizmetine tabii tutulması ile başlayan öykü, birbirinden çok farklı sosyal sınıfları temsil eden karakterler ile renkleniyor. Tabuları mizah ile yıkan Jensen, yine bilimi ve dini aynı mesafeden eleştirmeyi başarmış. Yönetmenin vazgeçemediği oyuncu kadrosu, burada da iş başında. Neo-nazi Adam rolünde Ulrich Thomsen ve papaz Ivan rolünde Mads Mikkelsen karşımıza çıkıyor. Yönetmenin diğer filmlerinden aşina olduğumuz Nicolas Bro, Ole Thestrup ve Nikolaj Lie Kaas da oyuncu kadrosunda yerini alıyor. Senaryoları ile tanınan Jensen'nin yönetmen koltuğundaki yolculuğu Adams bler ile kendini gösteriyor. Filmi dini bir bakış açısı ile şeytan mı yoksa tanrı mı bizi sınar diye okumak mümkün. Fakat alt metinde, tüm bu metafiziksel evren Ivan'ın beynindeki tümörün sanrıları olarak gerçekleşiyor. Film boyunca Adam'ın duvarında sallanan ve yere düşen Hitler portresinin de tanık olduğu üzere, Adam kilisede tanıştığı bu insanlarla bir dönüşüm sürecine giriyor. Adam'ın gelişi de diğer tüm karakterlerin hayatını ciddi bir biçimde değiştiriyor. Ivan'ın benimsediği baba rolü ve bu rolden vazgeçişi, filmed bir dönüm noktası oluşturuyor. Ivan ile İsa arasında çizilen benzerlikler mucizelerle derinlik kazanıyor. Tüm bu metaforlar arasındaki elmalı turta ise filmin kara mizah unsurlarıyla dolu dokusuna duygu yüklü bir katman sağlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/gezi-onerisi-kopenhagin-renkli-evleri/", "text": "Kopenhag'da aradığınız her renkte şirin bir ev mutlaka var! Durum böyle olunca da VisitCopenhag, Kopenhag'daki en sevdikleri sokaklardan çok tatlı bir liste oluşturmuş. Siz de bizimle Kopenhag'da çektiğiniz fotoğrafları sosyal medya üzerinden paylaşarak listeyi genişletmemize yardımcı olabilirsiniz. Kopenhag merkezindeki Larslejsstr de üzerindeki bu mavi ev, şimdiden birçok turist için Kopenhag'da görülecek yerler listesinde! Ayırca yakınlarda bulunan Larsbjornsstr de ve Teglgardstr de de atmosferi açısından ziyaret edilmesi gereken sokaklardan. Sankt Hans Gade, Norrebro'da pastel tonlarını bulabileceğiniz sayılı sokaklardan birisi. Ayrıca Norrebro'ya kadar gitmişken The Barking Dog ve Norrebro Brewhouse'ta birşeyler içmeyi de ihmal etmeyin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/hm-isbirligine-doymuyor-kenzo-x-hm/", "text": "2015 yılında Balmain'le yaptığı iş birliğiyle modaseverleri ve alışveriş çılgınlarını hazdan hazza sürükleyen H&M; bu kez de Paris menşeili Japon tasarımcı Kenzo Takada tarafından kurulan, stili oldukça yaratıcı ve dikkat çekici olarak tanımlanan KENZO markasıyla renk ve desen açısından oldukça zengin bir koleksiyon çıkaracağını altı ay önce duyurmuştu. Koleksiyon H&M'in gelmiş geçmiş en desenli ve renkli koleksiyonu olarak tanımlanırken, göze çarpan bir diğer detay 70li, 80li ve 90lı yılların kilit parçalarını barındırması. Koleksiyondan parçaları, daha önce İsveç'in Grammy Ödülleri olarak betimlenen Grammis 'e aday olmasıyla dikkatimizi çeken genç ve yetenekli müzisyen Sabina Ddumba'nın yeni single'ı Time'a çektiği klipte görebilirsiniz. H&M 'in kendi bloğunda yer alan habere göre bu özel iş birliğinin ürünleri 3 Kasım'dan itibaren kadınlar için 272, erkekler için 252 seçilmiş mağazada yer alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/iskandinav-cocuklarin-cok-sevdigi-dinozor-heavy-metal-grubu-hevisaurusla-tanisin/", "text": "Herra Hevisaurus, Milli Pilli, Komppi Momppi, Riffi Raffi ve Muffi Puffi. Bu harika beşlinin hikayesi 2009 yılında bir cadı tarafından gün yüzüne çıkartılan 65 milyon yaşındaki metal yumurtaların çatlamasıyla başlıyor. Onlar kana susamış savaşçı yaratıklar, ama aynı zamanda süt içiyorlar, kurabiyelerini yiyorlar ve okula gidiyorlar! Ortaya çıktıkları günden beri albümleri Finlandiya'da 170.000 in üzerinde sattı ve üstelik ünleri Arjantin'e dek ulaştı. Finlandiya, bu tür bir proje için elbette biçilmiş kaftan konumunda. Finlerin metal müziğe olan tutkusunu neredeyse hepimiz biliyoruz. Gerek ülkenin geçirdiği kasvetli ve sert kış mevsimi, gerek geçmişlerinden gelen karanlık Nordik masallar olsun, hepsi Finlandiya'ya nadir bulunan özel bir metal müzik anlayışı kazandırıyorlar. Hevisaurus gibi bir fikrin dahice olarak değerlendirilip desteklenebileceği dünya üzerindeki tek ülke Finlandiya. Bu kostümlü Jurassic Metal çetesi bu zamana kadar -biri number one olmak üzere -yedi albüm yayınladı. İlk albümleri Jurahevin Kuninkaat Finlandiya'da tam on hafta boyunca ilk sırada yer aldı. Şimdi Sony'le anlaşan dinozorlar kendi bilgisayar oyunlarını ve müzikallerini yapıyorlar; üstelik bir tane de film projeleri var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/izlandada-volkan-enerjisi-ile-ekmek-uretimi/", "text": "İzlanda dünya üzerindeki en huzurlu ülke olmakla kalmıyor, büyülü güzellikleriyle de bizleri kendine hayran bırakıyor. Sahip olduğu doğadan ona zarar vermeden yararlanmayı çok iyi bildiği de şüphesiz. Çavdar ekmeğini kara üzerinde volkan etkisiyle oluşan sıcak su kaynaklarındada pişirmek gibi! Onu bu kadar eşsiz yapan coğrafyası sayesinde İzlanda'nın enerjisinin %99'u -büyük bir kısmı jeotermal olmak üzere- yenilenebilir kaynaklardan sağlanıyor. Peki jeotermal enerji tesisler dışında bu kaynaklar kullanılmıyor mu? Tabi ki onca sıcak su kaynağı ve kaplıcalar basit yöntemlerle günlük hayatı kolaylaştırıyor; yıkama ve pişirme işlemleri gibi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/kesif-forndom/", "text": "2012 senesinde faaliyetlerine başlayan İsveçli Forndom, Nordik müzik için kendine has bir ses. Kendine has olmasının sebebi ise aslında çok boyutlu bir sanat projesi olması. Atmosferik müziği ve temaları Nordik inancı ve geleneklerinden oluşuyor. Forndom'un arkasındaki isim, L. Sward dinleyenleri doğaya ve tanrılara çok daha yakın olunduğu bir zamana doğru yolculuğa çıkarıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/kesif-post-pines-past-eyes/", "text": "Tüylerinizi diken diken edecek bir albüm arıyorsanız Post Pines'ın yeni albümü tam da bu işe yarıyor. Post Pines, İsveç'in ormanlar ile çevrili küçük kasabalarından birinde kuruldu. Klasik ofis binalarında, öğle yemeklerinde bir araya gelip müzikleri üzerine çalışan ikili daha sonra enstrümanlarını ve kayıt cihazlarını toplayıp ormanın derinliklerinde kamp yapmaya gitti. Bu gizemli ormandan da Past Eyes adını verdikleri, masalsı/ minimal sözlere sahip etkileyici şarkılarla dolu bu yeni albümü çıkardılar. Albümdeki bu harika şarkılar, Bon Iver, Sigur Ros, Youth Lagoon gibi birbirinden farklı ve birbirinden iyi gruplardan referanslar taşıyor. Grup bu şarkıları naif rüyaların, günlük hayatta yaşadığımız şiirsel anlar ile kesişimi olarak nitelendiriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/kopenhagin-en-moderni-louisiana-modern-sanat-muzesi/", "text": "Knud W. Jensen tarafından 1958 yılında kurulan Louisiana Modern Sanat Müzesi, Kopenhag şehir merkezine yarım saatlik bir tren yolculuğu kadar uzaklıkta bulunuyor. Zengin koleksiyonu ve farklı mimari yapısı sayesinde en cool müzelerden birisi olan Louisiana, ünlü mimarlar Jorgen Bo and Wilhlem Wohlert tarafından tasarlanmış. Louisiana'nın koleksiyonu, 1945 senesinden günümüze kadar tüm tarzlardaki çağdaş sanat eserlerine sahip. Müzenin değerli koleksiyonu içerisinde; Asger Jorn, Poul Gernes, Richard Mortensen gibi İskandinav sanatçıların yanı sıra, Andy Warhol, Roy Lichtenstein, David Hockney gibi sanatçıların eserleri ve geniş bir Alberto Giacometti koleksiyonu da var. Müzenin İsveç manzaralı geniş bahçesindeki heykeller ise Joan Miro, Alexander Calder, Max Ernst gibi sanatçıların değerli eserleri ile dolu. 13 Ekim 2016'dan, 26 Şubat 2017'ye kadar 20. yüzyılın en önemli figürlerinden Louise Bourgeois'nun Structures of Existence: The Cells sergisi gezilebilir. Leziz yemeklerin yanında şarabınızı yudumlarken vereceğiniz manzaralı mola, Louisiana'nın en güzel özelliklerinden. Kış ya da yaz fark etmeksizin güzel atmosferini sunan Louisiana Cafe, müze gezintisinden arda kalan zamanı değerlendirmek için güzel bir seçenek. Salı, Çarşamba, Perşembe ve Cuma günleri sabah saat 11'den akşam 10'a kadar, hafta sonları ise sabah 11'den akşam 6'ya kadar gezilebilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/liimanin-kopenhag-rehberi/", "text": "Danimarka'nın en başarılı, en orijinal gruplarından Efterklang 2012'de çıkardıkları 'Piramida' adlı albümünden sonra 2014'te Finlandiyalı perküsyonist Tatu Rönkkö ile birleşerek Liima adlı yeni projelerini duyurmuştu. Norveç ve Kuzey Kutbu arasında kalan Piramiden adlı terk edilmiş kasabada dokuz gün boyunca kayıtlar yapan Efterklang'a albüm için Peter Broderick, Nils Frahm gibi isimler de katkıda bulunmuştu. Ocak 2015'te İstanbul'da beş gün geçiren Liima, Salon'da provalar yaparak iki gece konser vermişlerdi. Tamamen spontane, hiçbir yerde duyulmayan şarkılar çalan Liima, bu sefer ilk albümü 'ii' şerefine 15 Ekim'de İstanbul'u ziyarete geliyor. Grup üyeleri ile daha önce İstanbul'a yine Salon IKSV'de konser vermeye geldiklerinde kısa bir röportajımız olmuştu. Şimdi ise yine Salon IKSV'de çok etkileyici olacağını düşündüğümüz bir konser öncesi grup üyelerinden Rasmus'a Kopenhag'daki en sevdiği mekanları sorduk! Kadeua'daki Pony, Osteria 16'daki Spaghettiria, ve Noma restoranı dahil olmak üzere bir sürü mekan. Kopenhag yemek yemek ve yeni tatlar keşfetmek için harika bir şehir. Jazzhouse'daki barı seviyorum, güzel kokteyller oldukça makul fiyatlarda. Muhteşem insanlar ve müzik de cabası. Sort Kaffe & Vinyl burada kahvenizi beklerken vinyl alışverişi yapabilirsiniz. Dans etmeyi çok seviyorum, ama bunun için öyle belirli bir yere gittiğim söylenemez. Uzay ve ruh halim el verdiği sürece her yerde dans edebilirim. Genelde Jazzhouse'a konserler için gidiyorum. Deneysel ve çağdaş müzik dahil olmak üzere, çok çeşitli bir programları var. Dyrehaven ve Amager F lled inanılmaz. Aynı zamanda Kopenhag'da bisikletler sayesinde kıyı şeridine kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Şehirde BEAT adında yeni ve oldukça keyifli bir dükkan var. Hatta bu şehir rehberini hazırlarken sorularınıza burada cevap veriyorum. Aynı zamanda bir kafeterya da işletiyorlar. Blagardsgade Caddesi'nde de albüm alışverişi için oldukça iyi dükkanlar var. Insula Music de yerel müzikseverler için epey iyi bir seçenek. Çok nadiren kıyafet alıyorum. Evimin yakınında Kyoto adında bir mağaza var, güzel parçalar bulabilirsiniz. Eşimle 2004'ten beri birlikteyiz, bu yüzden bu konuda biraz eksiğim. Sanırım ilk buluşmalarımızdan birinde sinemaya gitmiştik. Eğer bu fikir size de mantıklı geliyorsa, Vester Vov Vov'u ziyaret etmenizi öneririm. Kopenhag merkezi çevreleyen dört göl var. Buralarda yürüyüşler yapabilirsiniz, ama en iyisi Christiania çevresinde yürüyüş olacaktır. Kopenhag'ın ortasındaki bu özgür şehri bilmiyorsanız, mutlaka bir göz atın. Ben kendi yatağımı tercih ediyorum. Eğer sizin yerinizde olsaydım, AirBnB'den bir daire bulurdum. Bence Kopenhag'da oteller çok pahalı. Tivoli'yi ziyaret edin, Himmelskibet adındaki atraksiyona binin. Kopenhag tepeden, hafif hafif sallanırken çok daha güzel."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/mezarlik-deyip-gecme-assistens-kirkegard/", "text": "Kopenhag'ın çok kültürlülüğe ve güzel mekanlara ev sahipliği yapan Norrebro semtinde 1760 yılında kurulan Assistens Mezarlığı, şehir hayatının tam ortasında yer alıyor. Çoğunlukla tekinsiz olarak görülen mezarlık ve korkulan ölüm/ölü olgularını değiştirecek bir yer olan Assistens Mezarlığı, Kopenhag ziyaretinizde kesinlikle gezilmesi gereken yerlerden bir tanesi. Kopenhaglılar'ın yürüyüş ya da koşu yapmak, köpeklerini gezdirmek, yaz aylarında güneşlenmek ve kitap okumak için sıklıkla gittiği mezarlık, ünlü Danimarkalılar'ın mezarlarını ziyaret edebileceğiniz bir yer. Küçük Deniz Kızı, Kurşun Asker, Kibritçi Kız, Çirkin Ördek Yavrusu ve daha birçok güzel masalın yazarı olan Andersen, 1805'te Danimarka'nın Odense şehrinde doğdu. Gündelik gerçeklikleri, düş gücü ile birleştiren Andersen, sadece çocuklara değil, yetişkinlere de hitap edebilmiş bir yazar. Masalseverler, mezarlıktaki yer göstergelerini takip ederek 4 Ağustos 1875 tarihinde karaciğer kanseri nedeniyle hayatını kaybeden Andersen'i ziyaret edebilirler. Varoluşçuluğun babası Kierkegaard, 1813'te varlıklı bir ailenin melankolik oğlu olarak Kopenhag'da doğdu ve tüm hayatı boyunca Kopenhag'da yaşadı. Felsefe meraklıları, yer göstergelerini takip ederek 1855 yılında sokakta yere yığılan ve kaldırıldığı hastanede birkaç hafta sonra hayatını kaybeden Soren Kierkegaard'ı ziyaret edebilirler. 7 Ekim 1885 tarihinde, bilim sohbetlerinin ve merakın hiç bitmediği varlıklı bir ailenin üyesi olarak Kopenhag'da doğdu. Danimarka'nın en önemli bilim insanlarından olan, Nobel ödüllü fizikçi Niels Bohr'un mezarı, Assistens Kierkegaard'ın en ilgi çekici mezar taşlarından birisine sahip. Danimarkalı sanatçı J. F. Willumsen tarafından yapılan sütunun üzerinde asimetrik pozisyonda bir baykuş bulunuyor. 18 Kasım 1962 tarihinde kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybeden Bohr'un kendi soy ismini taşıyan bir atom modeli bulunuyor. Oersted, 14 Ağustos 1777 tarihinde, okulu olmayan bir kasabada doğdu. Kardeşi ile birlikte kasabanın perukçusundan ders almaya başladı. Daha sonraki senelerde de kasabadaki uzman kişilerden matematik, İngilizce, Fransızca dersleri aldı. 1793 tarihinde Kopenhag Üniversitesi'ni kazandı. 1820'de elektromanyetizmayı keşfeden Oersted, tarihteki en önemli bilim insanlarından. 9 Mart 1851 tarihinde zatüre nedeniyle hayatını kaybeden Oersted, ziyaret edilmeyi bekleyen ünlü Danimarkalılar arasında. Nisan-Eylül 7:00 22:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/rorstad-try-again/", "text": "Elektronik popta Oslo sahnesinin neşesi RORSTAD, eğlenceli parçalarıyla dans pistlerinin vazgeçilmezi oluyor. Küçükken klasik müzik eğitimi alan müzisyen, kendini elektronik popa teslim ediyor. Her müzisyenin illa ki ilham aldığı başka müzisyenler de oluyor. RORSTAD, 'Try Again' adlı yeni single'ını müzikal kahramanı Prince'e armağan ediyor. Asla pes etmemek, farklı olmaya cesaret edebilmek gibi konuları 3 dakikalık parçasında dinleyiciye anlatıyor. Oslolu müzisyen bu keyifli parçası 'Try Again' içinPrince'in de müzikal kişiliğini göz önünde bulundurunca böyle bir parçayı ona armağan etmek istedim. Yaratıcılığının içinde korkusuzca ilerlemesi benim için büyük bir ilham kaynağı oldu. Kendimizi gerçekleştirmemiz için Prince gibi müzisyenlere ihtiyacımız var, bazı riskli şeyleri aldırmayıp yaratıcılık adasına ulaşmamız lazım. diyor. Ayrıca RORSTAD kendi şirketi House of Heartfelt etiketiyle 'O' adlı albümünü yayınlayacak. Albüme 28 Ekim'den itibaren her yer platformda ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/rorstaddan-yeni-album/", "text": "Snapchat hesabımızı sık sık devralarak Türkiye'den yeni bir hayran kitlesi elde eden Norveçli sanatçı RORSTAD, yeni albümünü yayınladı! Paris'te, bir Givenchy gösterisi sırasında arkaplanda beklemek zorunda kalan RORSTAD, şovun gücünden etkilenerek moda ve müziğin aslında çok geniş bir alan olduğunu farketmiş ve bu sayede müziğini nasıl geliştirebileceği üzerine uzun süre çalışmış. O adını verdiği yeni albümü de bu uzun çalışmanın bir ürünü. Albümde müziği bir moda ürünü olarak ele alıp, farklı materyaller ile bütün bir albümü tamamlayan RORSTAD, Alexander McQueen, Givenchy ve Cavalli gibi tasarım dünyasının en ünlü isimleri ile de çalışan Torunn Myklebust ile çalışmış. Fransız elektronik müzik sahnesi ile, Norveç'in yeni alternatif elektronik pop tınılarını birleştiren bu yeni albüm ile RORSTAD, sanal ve gerçeklik arasındaki ilişkiyi incelediğini söylüyor. Albümü dinleyip en sevdiğiniz parçayı bizimle paylaşmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/students-at-risk-programi-ogrencilere-burs-imkani-sagliyor/", "text": "Norveç 3. yılına giren çalışmasına bu sene de tüm hızıyla devam ediyor. Avrupa ölçeğinde bir model sunmayı amaçlayan Students at Risk Programı, Norveç Dışişleri Bakanlığı'nın desteğiyle hayat buluyor. Programı farklı kılan temel özelliklerin başında, bir burs programı olmanın ötesinde dünyanın çeşitli çatışma bölgelerinden seçilen öğrencilerin deneyim paylaşımında bulunmaları ve ağ oluşturma deneyimini elde etmeleri geliyor. Bu destek kapsamında ögrenci lisans veya yüksek lisans düzeyinde eğitim hayatına devam edecek. Burs lisans seviyesi için 3 yıl, yüksek lisans seviyesi için ise 2 yıl şeklinde veriliyor. İstenilen şartlar arasında siyasi aktivizmin olması ve bundan dolayı en fazla son 2 yıla kadar yükseköğrenim hayatına de facto ya da resmi olarak devam edemiyor oluşu istenmekte. Ayrıca İngilizce yeterliliğini kanıtlamak, 18-35 yaş arasında olmak gerekiyor. Daha detaylı bilgiyi buradan programın başvuru rehberinde bulabilir ya da dgncelik@gmail. com 'a yazabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/tove-lo-ile-yeniden-lady-wood/", "text": "İsveç'in tüm dünyada adından söz ettiren indie-pop şarkıcısı Tove Lo'nun yeni albümü 'Lady Wood' nihayet piyasada! Geçtiğimiz ay internet üzerinden 'Influence' ve 'True Disaster' gibi şarkılarla bir tadımlık almıştık, şimdi 12 parçalık albüme kavuştuk. Alternatif indie-pop ritimlerine eklenmiş güçlü bas ve akustik melodilere sahip parçaların her biri dinlenmeye değer. Bazı şarkılara kısa monologlar eklemesine ve Spotify'ın sekiz şarkıya koyduğu 'explicit' uyarılarına bakılırsa Tove Lo bu albümünde en dürüst haliyle karşımızda. Sanatçı, bu albümde sürpriz bir isim olan Wiz Khalifa ve daha önce adını pek duymadığımız Joe Janiak ile birlikte çalışmış. Kısacası, 'Lady Wood' taze ve heyecan verici bir albüm olmasının yanında insanda karşı konulmaz bir dans etme isteği yaratıyor!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/viking-kediler-mi/", "text": "Oxford'ta gerçekleşen 7. Uluslararası Biomoleküler Arkeoloji Sempozyumu'nda sunulan araştırmalara göre, yeryüzüne nasıl yayıldıkları ve en çok nerelerde ortaya çıktıkları, hangi kültürlerde barındıkları hakkında artık daha fazla bilgi sahibiyiz. 15.000 yıl öncesinden 18. yüzyıla kadar yaşamış 200'den fazla kedi DNA'sı üzerine yapılan araştırmaya göre, kedi nüfusu iki dalgayla yeryüzüne yayılmış. İlk dalgadan binlerce yıl sonra Mısır'daki mumyalanmış kedilerde bulunan mitokondri örneğinin aynı çağda Türkiye, Bulgaristan ve daha kuzeyde, Viking gömülerinde bulunduğu görülmüş. Harvard Üniversitesi Genetik Bilimcisi Pontus Skoglund Vikingler'in kedileri olduğunu bilmiyordum bile. diyor. Vikingler denize açılırken yanlarında neden kedi taşımak istemiş olabilirler? Danimarka Doğal Tarih Müzesi görevlisi Kristian Gregersen'in müze veri tabanında yaptığı araştırmalarda Viking çağının sonlarına doğru, kedi kürkünün kullanıldığını görmüş. Başka bir kaynağa göre ise Vikingleri'n kedi gibi evcil hayvanları sarılıp ısınmak amacıyla da kullandıkları söyleniyor. Kedilerin Vikingler arasında bu kadar yaygın olmasının bir başka nedeni ise hem gemilerdeki fare ve benzeri daha küçük hayvanları kolayca yakalamaları, hem de iyi birer iz sürücü olmaları. Bunun yanı sıra kediler, İskandinav mitolojisinde de sıkça geçiyor. Norveç Kültür Müzesinden Jes Martens Kediler Nordik Mitolojide oldukça tekrarlanan figürler. diyor. Aşk tanrıçası Freja vagonunu çeken iki kediyle tasvir edilir... Eğer kedileri içeren bu kadar çok hikayeleri varsa, denize açılırken onları da yanlarında götürmüş olmaları kaçınılmaz. diye de ekliyor. Kediler bu zamana kadar kültürel sahada en çok Mısır Mitolojisindeki rolleriyle gündeme gelseler de, bu haberle birlikte Nordik Mitolojide de kedilerin barındığından daha çok insanın haberdar olmasını umuyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/yeni-baslayanlar-icin-izlanda-da-siyaset/", "text": "İzlanda doğrudan seçilen bir devlet başkanına sahip ve yasama meclisi tarafından yönetilen parlamenter bir cumhuriyettir. İzlanda' nın şu anki başkanı Ağustos 2016' da görevi devralan Guoni Th. Johannesson' dır. Al ingi adı verilen İzlanda parlamentosu, kökleri MS 930' lara ve ilk İskandinav yerleşimcilere kadar götürülebilecek demokratik bir yapıdır. Al ingi' ye 63 milletvekili nispi temsil ile seçilmektedir. Herhangi bir siyasi parti ya da koalisyon partileri, 32 milletvekiline sahip olduğunda bir çoğunluk hükümeti oluşturabilir. Genel seçimler her 4 yılda bir yapılır. İzlanda tarihinde çoğunluğu nadiren tek parti sağlamıştır, genellikle koalisyon görülmüştür. İzlanda' da şu anda iki partili koalisyon vardır ve Al ingi' de 6 parti temsil edilmektedir. Sadece ulusal oyların en az %5' ini alan partiler parlamentoya girebilir. İzlanda' nın en eski siyasi partilerinden biri olan Bağımsızlık Partisi, 1929 yılında kurulmuştur ve İzlanda' nın en popüler partisi olagelmiştir. Ekonomik liberalizm ve Avrupa şüpheciliği görüşleriyle liberal muhafazakar bir çizgidedir. İzlanda solunun parçalanmış yapısının aksine tüm sağı bütünleştirmiş olmasının avantajlarına sahiptir. İlerici Parti 1916 yılında, İzlanda tarımsal sınıfı temsil etmek üzere kurulmuştur ve 'tarımda reform' bugün de parti ideolojinin bir parçasıdır. Parti genellikle merkez sağ özgürlükçü çizgide yer alır ve yıllarca sağ ve sol partilerle koalisyonlar kurmuştur. Sosyal Demokrat İttifak sosyal demokrasi ilkelerini savunan merkez sol bir partidir. Parti, dört küçük sol partinin birleşmesiyle 1999 yılında kurulmuştur ve Avrupa yanlısı bir görünüm çizmektedir. Parti, 2009 yılında, İzlanda mali ve bankacılık krizi sonrasında, dünyanın ilk lezbiyen lideri Johanna Siguroardottir öncülüğünde iktidara gelmişti. Sol-Yeşil Hareket 1999 yılında, Sosyal Demokrat İttifak' ı oluşturmak üzere birleşen sol kanat partiler içerisinde bu birleşme sürecinde memnuniyetsizliği olan üyeler tarafından kurulmuştur. Parti, demokratik sosyalizm, feminizm ve pasifizm temelinde faaliyet yürütürken, diğer sol partilerin aksine AB üyeliğine karşı çıkmaktadır. %5' in altında kalmaktadır. Partinin kurucusu Guomundur Steingrimsson, iki eski İzlanda Başkanı'nın oğlu ve torunudur. Mevcut sol/sağ yelpazenin herhangi bir yerinde konumlandırmanın zor olduğu Korsa Parti, Birgitta Jonsdottir ismi medyada ve kamuoyunda öne çıksa da resmi bir lidere sahip değildir. Kurulduğu 2012 yılından beridir Parti, hem sağ hem de soldan oy almaya başlamakta ve İzlanda'nın egemen siyasi gücü olarak ortaya çıkmaktadır. Parti, doğrudan demokrasi, bilgi özgürlüğü ve sivil ve politik özgürlüğü savunmaktadır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/yeni-leif-breakdown-burnout/", "text": "Oslo'da bizi evinde ağırlayan LEIF'in Türk Kahvesi, Lokum ve Orhan Pamuk hayranlığını hala hatırlayanlar vardır. Kendisi, biz Oslo'dayken Sonbahar aylarında yeni şarkılar yayınlayacağını söylemişti ve sözünü tutarak geçtiğimiz hafta yeni parçası Breakdown & Burnout'u yayınladı. Şuan yaşamını Oslo'da sürdüren LEIF, 5 yaşındayken babasının kilise korosu ile Avrupa turuna katılmış, daha sonra ise 7 yaşında kilisede davul çalmaya başlamış. 20'li yaşlarına geldiğinde ise Berlin'deki tekno sahnesi, Ingvar Ambjbornsen ve Orhan Pamuk kitapları bugün yaptığı işlerin temelini oluşturmuş. Orhan Pamuk kitaplarından en sevdiği ise Hatıralar ve Şehir kitabı. Kasım'da çıkaracağı EP'nin ve 2017'nin başlarındaki yeni albümün habercisi olan Breakdown & Burnout'ta 90'ların harekete geçirici kulüp şarkılarından esinlenen LEIF, Boys Who Want Love ile yakaladığı başarısını katlayacak gibi gözüküyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/10/yeni-sezonda-bol-bol-nordik-dizi-var/", "text": "Geçtiğimiz dönemde İskandinav dizileri ve oyuncuları, hem kendi ülkelerinde hem de uluslararası anlamda gerek dizi/filmleri gerek ise oyunculukları ile dikkatleri üzerine çekti. Geçtiğimiz sezon Danimarkalı Follow the Money, İzlandalı Trapped, İsveçli Blue Eyes, Fransalı The Disappearance, İtalyalı Gomorrah, Polonyalı The Border gibi dizileri izleyenler hem İskandinav ülkelerinin güzelliklerine doydular hem de biricik Nordik ülkelerinde doğup, oyunculuklarını farklı ülkelerde devam ettiren oyunculara şahit oldular. Yeni sezonun açılmasına az bir vakit kalmışken yeni diziler de gün yüzüne çıkmaya başladı bile. En çok satılan kitabı Vik/Stubo ile tanınan Norveçli roman yazarı Anne Holt tarafından kaleme alınan Modus, Vik'ten de esinlenerek bambaşka bir suçlu psikolojisini ve olaylar silsilesini önümüze seriyor. The Bridge III'ten tanıdığımız Melinda Kinnaman, Henrik Norlen, Marek Oravec gibi ünlü isimler de dizinin başrollerini paylaşıyorlar. 1997'den bu yana yayımlanan Beck, bu yıl 6. Sezonu ile hayranlarına dönmüştü. Norveçli aktör Kristofer Hivju ve Dedektif Beck ile bir gazetecinin gizemli ölümünü beraber soruşturmaya başlamış ve bir katilin bu cinayetini ülke genelinde çok fazla konuşulmasıyla büyük bir stres altında yaşanan cinayeti çözüme ulaştırmaya çalışırken yaşadıkları mücadeleyi izliyoruz. 2015 yılında Twin Peaks ve Lost'u Sky Atlantic'sde izlemiştik, aynı zaman dilimini takip eden sürede Edinburgh Uluslararası TV'de FrightFest'te ismini çokça duyuran Fortitude, kadrosunu bu sezon genişletmişe benziyor. Zira Dennis Quaid, Robert Sheean, Parminder Nagra, Edvin Endre ve Game of Thrones'tan tanıdığımız Michelle Fairley yer alıyor. Ayrıca Fortitude'un 2 Ocak 2017'de yayınlanacağını da ekleyelim. Bayılıyorum Nordik yapımlara! Burayı bulduğuma sevindim 🙂 Elinize sağlık!.."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/dunyanin-en-buyuk-saunasi-agora/", "text": "Norveç'in Kuzey Kutup Daire'sinde yer alan küçük adası Sandhornoya'da dünyanın en büyük halka açık saunası yer alıyor. Dondurucu soğuğuyla meşhur olan bölgede yapılan bu son gelişme Kuzey Kutbu'yla ilgili imajları değiştirmeye başladı bile. Agora isimli bu yapı aslında dünyanın ilk Arktik Sanat Festivali olan SALT için inşa edilmiş. Ahşaptan yapılmış piramit şeklindeki yapı 150 kişi ağırlama kapasitesine sahip. Oditoryum tarzındaki mekan amfi tiyatro olarak da kullanılabilme özelliği sayesinde çeşitli performans, konuşma ve kültürel programlara ev sahipliği yapıyor. İçerisinde 100 kişi kapasiteli bir bar bile bulunan Agora aslında katılımcılara bir saunadan çok daha fazlasını sunuyor. Dört büyük ahşap soba sauna için gerekli ısıyı sağlarken cam duvarların sunduğu nefes kesici Arktik Denizi ve dağ manzarası izlemek de bu deneyimi daha da eşsiz bir hale getiriyor. Geçen yıl taşınabilir bir sanat projesi olarak açılmış olan bu yapıyı yıl sonuna kadar görmeniz mümkün. Yolunuz Norveç'e düştüğünde yapmanız gereken tek şey Oslo, Trondheim veya Tromso'den uçağa atlayıp en yakın havaalanı olan Bodo'ye varıp kısa bir yolculukla adaya varmak. SALT ayrıca önümüzdeki yıllarda Grönland, İzlanda, Faroe Adaları gibi dünyanın en kuzeyindeki bölgelerde de çeşitli projelerle ilginç çalışmalar yapmaya devam edecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/einar-stray-orchestra-penny-for-your-thoughts/", "text": "Sufjan Stevens'ın Norveçli ikizi Einar Stray Orchestra geri döndü! Oslo'nun batısında Sandvika'da grubun ismini aldığı Einar Stray tarafından başlayan bu proje, arkadaşlarının da ona katılmasıyla 'Orchestra' formunu aldı. 2006'dan beri aktif olarak müzik yapan grup, Berlin Music Week, Iceland Airwaves, by:Larm gibi önemli festivallerde de sold-out konserlere imza attılar. 2014'te çıkan son albümleri Politrciksin ardından bir süre sessiz kalan bu keyifli grup, yeni şarkılar ve yeni hikayelerle yeniden bizimle birlikte. Einar Stray Orchestra yeni parçasıPenny for Your Thoughts ile yeni albümü de bir yandan müjdeliyor. Kusursuz bir enstrümanstasyona sahip sihirli, coşkulu ve bir o kadar küstah bu parça grubun en iyi işlerinden biri olabilir. Ayrıca küçük bir dipnot düşmek gerekirse, Einar Stray zaman zaman çok sevdiğimiz Moddi ile birlikte de bazı işlere imza atıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/henuz-duymayanlar-icin-yggdrasil/", "text": "Yggdrasil, diğer adıyla Nordik Dünya Ağacı. Hoddmimir ya da L rad da diyebiliriz. Aynı zamanda Odin'in atının ismidir. Odin'in atıyla ağacın tepesine çıkıp, dokuz gün dokuz gece asılı kalarak rünleri öğrendiği zamana atıfta bulunur. Bu muazzam dünya ağacı, Dev Ymir'in gövdesinden çıkar ve bütün bir evrenin kaynağıdır. Dalları bilinen bütün diyarlara kadar uzanır. Yggdrasil'in üç tane uçsuz bucaksız kökü vardır. Bunlardan biri tanrıların diyarı Asgard'da, biri devler meskeni Jotunheim'da, bir diğeri de karanlık ve soğuğun diyarı Niffleheim'dadır. Ancak Poetic Edda'ya göre bu kökler Jotunheim, Hel ve Midgard'da bulunur. Bir başka kaynağa göre de Midgard'ı ortasından delip geçer. Her kökün yanında beslendiği bir kaynak vardır. Asgard'a ulaşan kökle üç tane Norn ilgilenir. Nornlar insanların kaderlerini dağıtan tanrıçalardır: Urdur, Verdandi ve Skuld olarak adlandırılırlar. Jotunheim'daki kaynak dibinde bilgelik ve akıl saklı olan Ymir'in Kuyusudur; Niffleheim'daki kaynak ise engerekli yılan Nidhodge'u besler, bu yılanın ismi karanlık anlamına gelir ve sürekli Yggdrasil'i kemirir. Yggdrasil'in dalları arasında dört tane geyik koşturur ve dört tane rüzgarı temsil ederler. Ağacın altında Dev Ymir uzanır, bütün bu ağırlığı üstünden silkelemeye çalıştığındaysa ağaç sallanır ve depremler meydana gelir. Ağacın altı ve üstü boyunca koşturan sincap Ratatosk ise yılan Nidhodge ve ağacın en tepesindeki kartalın haberleşmesini sağlar. Bir dişbudak ağacı olarak tasvir edilen bu ağaç kadınların ve erkeklerin çocuk sahibi olmasını kolaylaştıracak reçine özü ve meyveler verir. Yggdrasil karşımıza bir besleyici/hayat verici kaynak olarak çıkar. İlk insanlar Askr ve Embla'nın da ağaçlardan yaratıldığını düşünürsek bu hiç de şaşırtıcı değil zira Askr da bir dişbudak ağacından yaratılmıştır. Ayrıca Ragnarok zamanı geldiğinde iki insan, Lif ve Leifthrasir bu ağacın içinde saklanırlar ve onun özünden beslenerek hayatta kalırlar. Her şey bittikten sonra da ortaya çıkar ve insanlığı yeniden başlatırlar. Yggrdrasill Odin'in atının ismi değildir, Sleipnir Odin'in atının ismidir. Yazı, okuyucuyu yanlış yönlendirmekte, Yggdrasill'i, Odin'in atı sandırmaktadır. Halbuki böyle bir şey yok, Odin'in atı Loki'nin çocuğu olan Sleipnir'dir, bunun hikayesi de ayrı bir güzeldir. Yggdrasill'in kelime anlamı Odin'in atı anlamı taşımaktadır. Yggr, Drasill, bu da Odin'in rünleri keşfine bir göndermedir, ağacı, Odin'i taşıyan bir at olarak metaforlaştırmıştır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/hm-wes-andersondan-ekspres-noel-ruhu-come-together/", "text": "Ülkemiz sınırları içerisinde halkı pek enterese eden belirli günler ve haftalardan biri olmasa da Noel ruhuna, It's A Wonderful Life (1946), Love Actually (2003) ve Home Alone (1990) gibi Hollywood filmlerinden ve Black Friday indirimlerinden hakimiz. Artık nihayet aralık kapımızı çalıyor ve Facebook'ta repost etmekten helak olduğumuz dokunaklı reklam filmlerinin vakti nihayet geliyor! Bu seferki dikkate değer yapıt, iş birlikleriyle başımızı döndüren H&M ve iki senedir iyiden iyiye hasretini çektiğimiz Wes Anderson'dan! Simetrisine, retro mise-en-scene'ine ve pastel renk paletine hayran olduğumuz Anderson, H&M Lines Winter Express'in kondüktörü Adrien Brody'nin yolculara hazırladığı sürpriz kutlamayla içimizi ısıtıyor. Bu arada belirtmekte fayda var, Wes Anderson'ın moda endüstrisine yegane katkısı bu değil: Daha önce Prada için çektiği göze festival kısa filmler de mevcut."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/hross-i-oss/", "text": "Nüfusunun azlığına bağlı olarak ve insanların kendini geliştirmesine olanak sağlayan İzlanda'da birçok insan asıl mesleğinin yanında başka mesleklerle de ilgileniyor. Benedikt Erlingsson da bunlardan biri. Daha çok TV dizilerinde ve İzlanda filmlerinde aktör olarak ön plana çıkan Erlingsson bu defa yönetmen koltuğuna oturarak İngilizce adıyla Of Horses and Men adlı ilk uzun metraj filmini çekiyor. Of Horses and Men herkesin birbirini tanıdığı ve birbirlerinin hayatlarından kolayca haberdar olabildiği küçük bir İzlanda kasabasında geçiyor. Atlar aracılığıyla insanlara ulaşarak bizlere onların hikayelerini sunuyor. Yönetmen bunu yaparken aslında kısa filmleri birleştirme yöntemini kullanıyor fakat bu hikayeler arasındaki bağı tutturmakta biraz zorlanıyor. Birbirine bağlı gelişen olaylarda bu bağ tam otururken filmin geneline baktığımızda ise birçok boşluğun kaldığını görüyoruz. İçinde kara mizah unsurlarını da gördüğümüz fakat daha çok komedi-dram olarak adlandırdığımız filmde bizleri sık sık gülümsetecek zekice kurgulanmış hikayeler izliyoruz. Herkesin oturup dürbünlerle izlemeyi beklediği bembeyaz ve asil bir ata sahip adamın, atının simsiyah bir atla çiftleşmesinden sonra verdiği tepki, bir Rus votkası uğruna bir atla denize açılabilen ilginç bir adamın durumu ya da daha önce The Revenant'da gördüğümüz soğuktan korunabilmek adına bir atı keserek içinde ısınan bir İspanyol'un hikayesi filmi oldukça ilginç kılıyor. Ayrıca yönetmenin her bir atın ölümünden sonra kilisede bir insanın cenaze törenini göstermesi ve buna benzer kullandığı metaforlar çok yaratıcı olmasa da filmi biraz olsun yüzeysellikten kurtarıyor. Sinematografisine saygı duruşunda bulunacağımız, atlarla uğraşan hayvansever bir ekip tarafından ortaya konulan bizleri oldukça keyiflendirecek bu film Benedikt Erlingsson'a şans vermek ve günü tüm kötülüklerden 80 dakikalığına sıyrılıp güzelleştirmek için çok da iyi bir tercih olacaktır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/isvec-modasinin-unlu-isimleri-istanbula-geliyor/", "text": "Kentin göbeğinde kentliye nefes alma olanağı sunan bomontiada'da yaptığı çeşitli workshoplar ve sempozyumlardan aşina olduğumuz Atölye, bu sefer bizi fazlasıyla çeken bir etkinlik düzenliyor: Swedish Fashion Days! 8 Kasım'da gerçekleşecek etkinlikte tema moda ve kimlik karmaşası üzerine. Son yıllarda İsveç moda endüstrisinin, tüketici ve modaseverlerin kimlik kavramına karşı değişen davranışlara cevap veren bir tutum içerinde olması teması üzerinden ilerleyen etkinlik, cinsiyet ayrımı gözetmeme halinden, beden imgesine; giydiğimiz kıyafetlerin bizim dini inançlarımızı, cinsel kimliğimizi, politik ve sosyal fikirlerimizi nasıl aksettiğine uzanan geniş yelpazede sorular tartışılıyor olacak. Etkinlikte konuşmacı olarak İsveç moda endüstrisinin önde gelen dört isminin yanı sıra, Türkiye profesyonel ve akademik dünyasından Bilgen Coşkun, Dilek Öztürk, Zeynep Tosun ve Eda Çakmak gibi isimler de yer almakta. Muhtemelen dünyanın ilk moda çalışmaları konusunda doktora ünvanı sahibi ve Lund Üniversitesi'nde Sanat ve Kültürel Çalışmalar bölümünde ders veren Warkander, moda endüstrisinin özellikle kimlik ve heteronormatif anlayış konuları başta olmak üzere, İsveç'teki kültürel tartışma konularına nasıl cevap verdiğini ve nasıl çatışma içinde olduğundan bahsedecek. This is Sweden, heyecan verici tasarımlar üreten ve modanın nasıl kimlik konusunu aksedebileceği konusunda meydan okuyan fikirleri olan Ana ve Pablo Londono kardeşlerin moda şirketi. İkili çalışmalarından ve modanın nasıl farkındalık yaratıp aynı zamanda kabul edilmiş kimlik normlarına meydan okuyabileceğinden bahsedecek. Moda tasarımcısı ve sanatçı ünvanlarını taşıyan Palmqvist'in toplumsal sorunları ve dizaynı karıştıran bir çizgide ilerleyen işleri, bizlerin kadın bedeni karşısında büyülenmemizi keşfeder ve Ne dilediğimiz, neye zorlandığımız ve neyi saklamaya çalıştığımız tespitini yapmaktadır. Palmqvist en son projelerinden ve görüşlerini dizaynlarıyla bir potada eritirken karşılaştığı sorunlardan bahsedecek. Aldebe, lüks türban ve peçe tasarımları Stockholm'ün en seçkin mağazalarında satılan İsveçli moda tasarımcısı, gazeteci ve Ürdün menşeili bir avukat. İşlerinden örnekler gösterecek olan ünlü modacı, H&M'le olan işbirliğinden ve İsveç polisi için tasarladığı türbandan bahsedecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/kesif-softengine/", "text": "Finlandiya'nın en çok ilgi gören gruplarından biri olan Softengine, son parçaları Free Rider ile adından bolca söz ettirmişken, kendileri hakkında biraz bilgi vermek istedik. Aslında global çıkışlarını 2014 yılında katıldıkları Eurovision Şarkı Yarışması sayesinde yapan grup, özellikle tüm Avrupa'dan geniş bir hayran kitlesi edindi. Hatta son zamanlarda Türkiye'deki hayran kitleleri de hızla büyüyor. Tüm grup, müziklerini en iyi şekilde geliştirebilmek adına Helsinki'de aynı evi paylaşıyor. Son parçaları Free Rider da, aynı evi paylaşmanın müzikleri üzeirine pozitif etkisinin en başarılı örneklerinden birisi. Parça grup için bu konseptin dışında çok farklı bir değer taşıyor. Free Rider'ın demosunu kaydettikleri günün akşamı Prince'in vefat haberini alıyorlar ve şarkının sözlerinde de Prince'in ünlü sözü party like it's 1999 geçiyor. Softengine'yi ayrıca Facebook, Twitter ve Instagram hesaplarından da takip ederek gruba destek olabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/netflixteki-nordik-yapimlar/", "text": "Viking kahramanı Ragnar Lothbrok'un, ileriyi göremeyen, yetersiz bir lidere meydan okuyarak Norse sınırlarını nasıl genişlettiğini seyrettiğimiz gerçekçi bir dram. İskandinavya polisiyelerinden ilham alan bu seri aslında, John River adında Londra'da çalışan bir İsveçli dedektifi konu alıyor. Dizinin İskandinav polisiyelerden farkı ise bu sefer başrol kahramanımız ölüler ile yaşayanlar arasında bağ kurabiliyor. Netflix ve Norveçli NRK1'in ortak yapımı olan Lillyhammer, Amerikalı eski bir gangster olan Frank Tagliano'nun tanık koruma programı dahilinde Norveç'e gönderilmesini ve orada yaşadıklarını anlatıyor. Kung Fury aslında, ninja süper güçlerine sahip Miami'li bir dedektif. Absürd bir komedi niteliğindeki bu İsveç yapımı, atari oyunları benzeri bir savaşta Hitler ve Nazileri öldürmek için zamanda geri gitmeyi konu alıyor. 92 yılında Danimarka'nın Avrupa Şampiyonası'ndaki başarısını anlatan komedi filmi Sommeren '92, futbolda pek de başarısı olmayan Danimarkalılar için eğlenceli bir film. Harika bir Netflix ve Nordik spesyali hazırlamışsınız. Ama LilyHammer' ın iptal edilmesi hiç iyi olmadı. Bir Norveç fanatiği olarak kendimi kış yaklaşınca kara gömücem. Ayrıca Kung Fury' de hüsran yaşadım : Birazcık daha uzun olaymış keşke."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/nordik-mitolojinin-ilk-insanlari-embla-askrle-tanisin/", "text": "Edda'ya göre bir zamanlar ne yukarıda cennet vardı, ne de aşağıda dünya. Sadece sonu olmayan bir boşluk ve içinden bir pınar akan bir sis dünyası vardı. Bu pınardan on iki tane nehir çıkardı ve kaynaklarından uzaklaştıkça birbirlerinin üstünde tabakalar halinde donar, nihayetinde de sonsuz boşluğu doldururlardı. Güneyden gelen sıcak bir rüzgarla buzlar eridi ve böylece ortaya buz devi Ymir, onun evlatları ve inek Audhumbla çıktı. Ymir bu ineğin sütünden ve kendisinden beslenirdi. Audhumbla ise kırağıları ve buzların üstündeki tuzları yalayarak yaşardı. Günlerden bir gün, yine buz ve tuzu yalayarak beslenirken bir adamın saçları belirdi. İkinci günde kafasının tümü, üçüncü günde ise bahşedilmiş bütün güzelliği, çevikliği ve kuvvetiyle bütün bir vücut belirdi. Bu yeni varlık bir tanrıydı ; onun ve dev soyundan gelen karısının birlikteliğinden üç kardeş doğdu: Odin, Vili ve Ve. Üç kardeş, Ymir'i katledip vücudundan karaları, kanından denizleri, kemiklerinden dağları, saçlarından ağaçları, kafatasından gökyüzünü ve beyninden yağmur ve kar dolu bulutları yarattılar. Ymir'in kaşlarından ise Tanrılar Midgard'ı, insan soyunun diyarını oluşturdular. Odin göklere güneşi ve ayı koyarak geceyle gündüzü düzene soktu. Tanrılar yarattıklarından memnun bir halde deniz kıyısına indiler ve bir şeyin hala eksik olduğunu fark ettiler: İnsanlar. Bunun üzerine bir dişbudak ağacından erkeği, bir akçaağaçtan ise kadını yarattılar. Kadına Embla erkeğe ise Askr ismini verdiler. Odin onlara ruhlarını ve hayatlarını, Vili muhakeme yeteneği ve güdülerini, Ve ise duyularını ve kendilerini anlatabilme yeteneği verdi. Böylece Midgard ilk insanların diyarı oldu ve Embla ile Askr de insan soyunun ataları oldular. vaykinkler ölümü yüceltmişler öle ölede bitmişler ve fakir bir topluluk olmuşler. Daha sonra gelişmişler ama savaşcı kimlikleri kalmamış gibime geliyor ne dersiniz. çok teşekkürler. okurken her dakikasında tüylerimin diken diken olduğu bir yazım olmuş. bir sonraki ilgi alanımı belirlemiş oldum sayenizde. nedendir bilmem ama hep içimde valhalla ve kuzeyle alakalı bir merak vardı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/olafur-arnalds-island-songs-7-hafta-7-kasaba-7-sarki-7-hikaye/", "text": "Rahatlıkla günümüzün en iyi sanatçılarından biri diyebileceğimiz Olafur Arnalds, son projesi Islands Songs'u tamamladı. 7 hafta boyunca, 7 farklı yerde 7 şarkı kaydetmeyi amaçlayan proje, 2016'nın en iyi çalışmaları arasında yerini alacak gibi duruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/roportaj-tellef-raabe-2/", "text": "Bergen'in en yetenekli isimlerinden Tellef Raabe, kendine has tarzı ile son zamanlarda Norveç'in en öne çıkan isimlerinden biri oldu. Müziğinde Joy Division, Majical Cloudz, Neil Young ve Morrissey gibi ünlü isimlerden etkilenen lokum sesli Raabe, Nordik Simit ve Kabak & Lin işbirliği ile 1 Aralık'ta Salon IKSV'de sahne alacak. Uzun zamandır radarımızda olan Tellef ile konser öncesi de biraz lafladık. -Türkiye'de her geçen gün artan bir hayran kitlen var. Evinden uzak bir yerde müziğinin dinlenilmesi sana nasıl hissettiriyor? -Tellef: Hem çok garip hem de çok havalı! Benim için en nihai hedef, başkalarına da bir şeyler hissettiren bir müzik yaratmak. Bu kapsamda, müzik ne kadar çok seyahat ederse o kadar iyi demektir. -Senin ve kardeşin Sigrid'in ismini birçok müzik blogunda / 2017'nin spotlight listelerinde görüyoruz. Gelecek albümünde veya yeni bir projede Sigrid ile şarkılar söyleyecek misiniz? -Tellef: Hem evet hem hayır. Kendimizi kendi özgün projelerimize adadık, ama birlikte yaşadığımız için de birbirimizi etkiliyoruz. Ara sıra da birlikte müzik yazıyoruz. -Neil Young, Morrissey gibi inanılmaz isimlerden etkilendiğini biliyoruz, biraz da gelecek albümünü anlatır mısın? Bizi neler bekliyor? Hayatında albümünü etkileyecek herhangi bir şey yaşadın mı? -Tellef: Albüm uzun bir süredir gelişim içindeydi, bu yüzden hayatımda birçok şey değişti. Bence şarkılarımda bu değişimleri yakalamak oldukça kolay. Albümün genel teması 'gençlik' ve 'şehvet' olacak. -Yaptığımız ilk röportajda Benedikte Olsen'in ilginç albüm kapaklarından bahsetmiştik. Farklı projeleriniz de var mı? -Tellef: Evet, Benedikte inanılmaz! Instagram'dan sanatına ve eserlerine mutlaka göz atmanız lazım. Ancak hayır, 2017'deki çalışmalarım için yeni bir grafik profili planlıyorum. -Favori filmlerini zaten biliyoruz. 🙂 Okurlarımız da bu soruya oldukça ilgi gösterdi. Şimdi de, bu sene içinde izlediğin en iyi filmleri soralım. -Tellef: Aslında bu sene öyle çok film izleyemedim. 🙁 İzlediklerimden The Lobster ve Zootopia epey güzeldi! -Neredeyse 2016'nın sonuna geldik! 2017'de Ne Dinlemeli? listemiz için bize Norveç'ten gruplar önerebilir misin? -Tellef: Megaphonic Thrift yeni albümünü dinlemediyseniz, hemen dinlemeniz gerek. Aralarına yapımcım Njal Paulsberg ve Norveçli noise ustası Emil Nikolaisen de dahil oldu, eh bu da yeni bir dinamaik yaratıyor. Noise pop grubunu Berghain'da hayal edin. Ve tabii ki, kulaklarınızı Sigrid'in müziğine verin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/tellef-raabe-nordik-simit-isbirligi-ile-istanbula-geliyor/", "text": "Norveç'in en yetenekli yeni isimlerinden olan Tellef Raabe, Nordik Simit işbirliği ile Salon IKSV'ye geliyor! Müziğinde Joy Division, Majical Cloudz, Neil Young ve Morrisey gibi ünlü isimlerden etkilenen Tellef Raabe, 1 Aralık'ta Nordik Simit işbirliği ile Salon IKSV'de sahne alacak! İlk kez Türkiye'de konser olan Tellef, dinleyicileri ile buluşacağı için çok heyecanlı! Bergen'in en yetenekli isimlerinden olan Tellef Raabe, kendine has tarzı ile 2016'da Norveç'in en öne çıkan isimlerinden oldu. Avrupa'da da özellikle 'flying on the ground' parçası ile dikkat çeken Raabe, 2017'nin ışık vaadeden listelerinde yerini aldı bile. Sesi ve müziklerinin yanında albüm kapakları ve videolarıyla da görsel açıdan dinleyici tatmin eden Tellef Raabe, yeni albümünü de 2017'nin ilk aylarında yayınlamayı planlıyor. Nordik Simit Series, Kuzey'in en heyecan verici seslerini Nordik Simit ve Kabak & Lin işbirliğiyle bir araya getiren bir konser serisi! İstanbul başta olmak üzere, Ankara ve İzmir'de de farklı sahnelerde düzenlenecek bu yeni konser serisi, İskandinavya'nın keşfedilmeyi bekleyen sanatçılarını Türkiye ile buluşturmayı hedefliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/11/vi-ar-bast/", "text": "İsveç sinemasının yaramaz çocuğu olarak bilinen, Bergman ve Roy Andersson'dan sonra ülkenin en yetenekli ismi olarak anılan Lukas Moodysson, uluslararası alanda elde ettiği başarılarla isminden çokça söz ettirmiştir. Moodysson filmlerinde kimimize göre sıra dışı, kimimize göre bilindik konuları işler fakat daha çok ön plana çıktığı nokta bilindik konuları kendi tarzıyla işlemesidir. İlk filmi olan Fucking Amal'da kasaba hayatından kurtulmak isteyen iki genç kızın lezbiyen ilişkisine odaklanır. Daha sonra kendi çocukluğuna ilişkin esintiler taşıyan Tilsammans filmiyle mutluluğu amaç haline getirmiş bir komün hayatını beyaz perdeye taşır. Lilya 4-ever filminde ise 16 yaşındaki Lilya'nın şiddet ve istismarla dolu zorlu hayatını çarpıcı bir şekilde anlatır ve en büyük yankıyı da bu filmi ile uyandırmıştır. Dediğimiz gibi Moodysson'u bu kadar özel ve başarılı yapan da bu tek cümle ile anlatabileceğimiz bilindik konuları kullandığı detaylarla, etkileyici hareketli kamerasıyla, insanlığın hastalıklı tarafını göstermesiyle, günümüzdeki çoğu filmin aksine derin alt metinleriyle ve sistem eleştirisiyle birleştirmesidir. 2013 yılında çektiği, senaryosunu eşi Coco Moodysson ile yazdığı Vi ar bast! filmi ise 1982 yılının Stockholm'ünde geçer. Hiçbir müzik aleti çalmasını bilmeyen, Punk ölmedi! mottosuyla grup kurduklarını iddia eden Bobo ve Klara, daha sonra iyi gitar çalan ve koyu Hristiyan olan Hedvig ile bir araya gelir. Ondan müzik aleti çalmasını öğretmesini isterler ve böylece üç kız çocuğunun macerası başlamış olur. Can sıkıcı ebeveynin ilgisizliğinden uzaklaşmak ve sosyalleşebilmek isteyen Bobo, arkadaş olabilmenin ve bir gruba dahil olabilmenin duygusunu yaşamak isteyen Hedvig ve özentiliği temsil eden filmin en dinamik karakteri olan Klara ile ilginç bir grup olacaklardır. Film yönetmenin diğer filmlerinden farklı olarak bu defa eleştirisini açıkça yapıyor. Bir yandan İsveç toplumuna eğilerek ebeveyn ve din gibi konulara değinerek bir yandan da kızların yazdığı Afrika'da insanlar açlıktan ölüyor ama siz spor yapın! şarkı sözünde eşitsizliğe ve insanların ses çıkarmamasına, kendilerine kız grubu diyen öğretmenlerine biz kız grubu değiliz, bir erkek de grubumuzda çalabilir demesiyle seksistliğe, Bobo'nun düştüğü durumlar ile toplum tarafından dışlanmanın getirdiği olumsuzlukları bize gösteriyor. Sonuç olarak bu filmiyle Tokyo Film Festivali'nde Grand Prix ödülünü alarak bizleri mutlu eden Moodysson, İsveç'in başarılı yönetmenlerinden biri olmaya ve beklentimizi yükseltmeye devam ediyor. Karakterlerinin sıcaklığı ve samimiyetiyle gününüzü güzelleştirecek bir film için Vi ar bast! iyi bir tercih olacaktır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/belgesel-northern-disco-lights/", "text": "5 Kasım'da İngiltere'nin Doc 'N' Roll festivalinde galası yapılan belgeselde Norveç'in uzay diskosu olgusunu ilk adımlarından günümüze kadar olan yükselişini keşfedin! Yönetmenliğini Ben Davis'in üstlendiği ve bu akımın en önemli figürlerinden olan Bjorn Torske, Lindstrom, DJ Strangefuit, Prins Thomas, Annie, Idjut Boys, Greg Wilson 'ın katkılarıyla gerçekleştirlen bu belgeselin fragmanını aşağıda izleyebilirisiniz. Bjorn Torske bu belgeselde coğrafi ve kültürel açıdan izole olan Tromso' de bir dans müziği yaratma çabasından bahsediyor. Bjorn Torske'nin başını çektiği bir grup Norveç'li genç 80'lerde kendi radyo istasyonlarını kurdular, kendi synthlerini ve tarzlarını oluşturdular. Krautrock, jazz italo 'dan esinlenilmiş bir sound yarattılar. Daha sonra dünyada adından çokça söz ettiren Telle Records gibi plak şirketlerinin doğması ve bu Norveçli Telle Records 'dan uluslararası düzeyde tanınan Todd Terje, Lindstrom, Andre Bratten ve Prins Thomas gibi yıldızların ortaya çıkmasıyla ''Kuzey'in Disko Işıkları '' parıldamaya başladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/cafe-lokide-geleneksel-izlanda-lezzetleri-meat-soup-icelandic-braveheart/", "text": "İzlanda hakkında ilk düşündüğünüzde aklınıza mutfağı gelmeyebilir ancak denemeye karar verdiğinizde temelinde balık ve kuzu eti olan eşsiz lezzetlerle karşılaşacağınız kesin. Biz de bu deneyimi Reykjavik'in meşhur aile restoranı olan Cafe Loki'de yaşamaya karar verdik. Ünlü kilise Hallgrimskirkja manzaralı Cafe Loki bizi girişteki tabelayla Velkomin, Welcome ve Merhaba diyerek karşılayınca gece boyu hissedeceğimiz samimiyetin ilk anını yaşamış olduk. Menüde gözlerimiz İzlanda'nın en meşhur yemeklerinden biri olan et çorbasını ararken birden Icelandic Braveheart diye bir şeyle karşılaştık. İçerisinde Brennivins shot, tereyağlı çavdar ve bazlamaya benzeyen ekmekler, kuru balık ve fermente edilmiş köpek balığı eti bulunuyor. Et çorbasıyla birlikte Icelandic Braveheart sipariş etmeye karar verdiğimizde gelen garson yeterince cesur olup olmadığımızı sordu ve böylece macera başladı. Öncelikle klasik bir İzlanda lezzeti olan et çorbasının sadece basit bir çorbadan ibaret olmadığını söylemekte fayda var. İçerisinde küçük ancak fazlaca et parçaları olan bu çorba ayrıca patates ve havuçla birleşince ana yemek doyuruculuğuna sahip olduğunu söyleyebiliriz. Et, patates ve havucu önden bitirirseniz de üzülmeyin, çorbanın arda kalan suyun bile eşsiz bir lezzeti var. 1. Kokla: İşe içgüdülerimizden yola çıkarak yiyeceğimiz şeyi koklayarak başlıyoruz. Fermente edilmiş köpek balığı etinin keskin kokusunu aldıktan sonra belki yemekten vazgeçmek isteyebilirdik ama o sözü vermiştik bir kere. 2. Çiğne: Bu aşamada yapılacak en doğru hareket kokuyu unutmaya çalışmak ve belki burnunuzu tıkamak olabilir. Çiğnemeye devam ettikçe ağzı gerçekten keskin, acımsı bir tat sarıyor. 3. Brennivins zamanı: Özel İzlanda likörünün bir köpek balığıyla baş etmenin en iyi yolu olduğunu da bu macera sırasında öğrenmiş olduk. Çiğneme sırasında gelen artık devam edemeyeceğim hissi Brennivins'den bir yudum alınca yerini zafer kazanma hissine bıraktı. Zorlu geçen 3 aşamalı görevden sonra kendimizi gerçek birer İzlandalı gibi hissetmenin verdiği gururla yemeğimizin geri kalanını öğrendiğimiz talimatları kendi kendimize uygulayarak keyifle bitirdik. Tabağımızın kenarında yer alan minik İzlanda bayrağı da gecenin hatırası olarak bizimle kaldı. Sizin de yolunuz Reykjavik tarafına düşerse bu mütevazı aile restoranında gereken sözü verip ömür boyu hatırlanacak lezzetleri tadabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/christmasin-annesi-jolla-tanisin/", "text": "Jol, Jul veya Ylir; İngilizceye geçen haliyle Yule, antik çağlarda ağırlıklı olarak Cermen halkları tarafından kutlanan pagan kış festivaline verilen isimdir. Aslında Yule, Nordik takvime göre bir ayı kapsar. Bu ayın zamanı tam olarak belli değildir, genelde Kasım'ın ortasından Ocak ayının ortasına kadar sürdüğü kabul edilir, fakat Hristiyanlığın yayılmasıyla birlikte Yule hristiyanlar tarafından benimsenmeye başlanmış ve Aralık ayıyla özdeşmiştir. Yule kutlamaları git gide kilise bazlı hale geldiği için Noel adıyla da anılır. Jol'un, Odin'in alternarif isimleri Jolnir/ Ylir'den türediği kabul edilir. İzlanda, Norveç, İsveç, Grönland ve Danimarka Yule'nin kutlandığı Nordik ülkeler arasındadır. Paganik Nordik takvime göre 20 Aralık gecesi Mother's Night olarak kabul edilir ve Frejya'ya adandığı söylenir. Bu gece kış gün dönümünden bir gece öncedir. Bir ateş yakılır ve herkes sırayla üstünden atlar; bunun yeni yılda şans getireceğine ve atlayan kişileri arındıracağına inanılır. Bu gecede yeni yıl doğar. 22 Aralık'ta ise Frejya'ya kurban edilen yaban domuzları pişirilerek tanrılar adına bir ziyafet verilir, . Kutlamalarda daire şeklinde bir cisim ateşe verilir ve bir tepeden aşağı yuvarlanır böylece Güneş'i geri getirmek için ikna ettiklerine inanırlar. Jol'un 12. gecesinde insanlar yeni yıldan istediklerini söylerler ve bu yıla dair kendilerine sözler verip yemin ederler. Bu gece 31 Aralık'a denk gelir ve günümüzde Yılbaşı olarak kutlanır. İzlanda'da ise biraz daha farklı bir kutlama yaşanır, Jol'un 13. gecesi olarak 6 Ocak kabul edilir ve bu gecede kötü ruhları kovan, iyi ruhları ve elfleri çağıran şiirler okunur. Ayrıca İzlanda'da bir Yule Kedisi'nin varlığına inanılır. Şehirden uzak karlı bölgelerde dolaşan kocaman, canavarımsı bir kedi olduğu ve kutlama akşamından önce yeni kıyafeti olmayanları midesine indirdiği söylenir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/el-l-perro-del-marin-stockholm-rehberi/", "text": "10 Aralık'ta İzlandalı müzisyen Sin Fang ile Salon IKSV'de özel bir konser verecek olan İsveçli El Perro Del Mar'a Stockholm'deki en sevdiği mekanları sorduk! Sin Fang'ın Reykjavik rehberine ise buradan ulaşabilirsiniz. Kummelnas, Stockholm'ün adacıklarının ortasında bir yer. Bi kahve alın Monteliusvagen, Mariaberget'de oturacak bir yer bulun. Stockholm'ün en güzel manzaralarından birisi orada."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/emiliana-torrininin-kopavogur-rehberi/", "text": "Geçtiğimiz hafta sonu Salon IKSV'de iki gün üst üste konser veren, İzlandalı Emiliana Torrini'ye memleketi Kopavogur'daki en sevdiği mekanları sorduk! Reykjavik'in de belirli noktalarından gözüken Kopavogur, aslında Reykjavik ile iç içe bir şehir. Hatta Emiliana Torrini de bu nedenle bol bol Reykjavik'ten öneri vermiş. Ama yine de Reykjavik'in dışına çıkıp daha farklı bir İzlanda şehri görmek isterseniz, Kopavogur rehberimize göz atmayı unutmayın! Kopavogur hemen Reykjavik'in yanında olduğu için çok dolu dolu bir şehir değil. Ayrıca güzel sıcak atmosferli kafelerin yerine burada çok fazla zincir restorant var. O nedenle eğer Kopavogur'u ziyaret ediyorsanız Reykjavik'te yiyebilirsiniz. Şehir merkezindeki Sushi Samba, eğlenceli ve sağlıklı bir yer. Kruoeri'yi çok seviyorum. Açıkçası tüm İzlanda'da en erken açılan kahvecilerden birisi olabilir. Ekşi mayalı ekmekleri, çayları ve kahveleri çok güzel. Eğer erkenden yola çıkmanız gerekiyorsa, güne başlamak için harika bir yer. Sürekli seyahatte olduğum için dans etmeye gitmeyeli çok oldu. Ama kişisel olarak dans etmeye yeri olmayan, gecenin sonunda masaların üstünde dans etmek zorunda kaldığınız yerleri seviyorum. Bunun için de Kopavogur'de mekan olmadığından Reykjavik'teki Kaffi Barinn ve Kiki'yi önerebilirim. Reykjavik'teki Hurrah'a gitmeyi çok seviyorum. Küçük ama çok harika grupları dinleyebileceğiniz bir yer. Ayrıca tabii ki Harpa'yı da çok seviyorum. Eğer Kopavogur'da bir yerlere gitmek isterseniz, Salurinn adında şirin bir kültür evimiz var. Şehrin biraz dışında, harika bir doğanın içinde yaşıyoruz. O nedenle şehirden kaçmak için evimin kapısından birkaç adım atmam yeterli. Ama gerçekten bir kaçış arıyorsam, yüzmeye gitmeyi çok seviyorum. Reykjavik'te Nautolfsvik'te sahilde yüzmeye başladığım günden veri, vucudum gerçekten soğuk sulara alıştı. Eğer deniz kenarlarını iyi keşfederseniz, buz gibi sudan çıktıktan sonra kendinize sıcak noktalar da bulabilirsiniz. Deniz içinden çıkmak istemediğim bir şarkı gibi o nedenle ne kadar soğuk olursa olsun kolay kolay çıkamıyorum. Deniz bağımlısı gibiyim, hamileliğimden önce neredeyse her gün giderdim. Şimdi bebeğim doğana kadar biraz ara verdim. Reykjavik'te Smekkleysa, 12 tonar, Lucky records ve Reykjavik record shop gibi birçok farklı güzel dükkan var. Hepsi şehir merkezinde. İzlandik tasarımları çok seviyorum. Sahne kıyafetlerimi de aldığım Kron Kron'u ve birçok farklı lokal tasarımcıya ev sahipliği yapan Kiosk'u önerebilirim. Hem Reykjavik'ten hem de Kopavogur'dan içine girebileceğiniz bir vadi var; Ellioardalur. Küçük bir ormanı ve kocaman somon nehri ile her mevsim çok güzel. Orada geçireceğiniz sıcak çikolatalı bir buluşma harika olurdu. Kopavogs Kilisesi'nin etrafındaki elflerin kayalık tepeleri var. Çocukken de hep orada oynardım, fiyort manzarası çok güzel. Tüm aile, evimde bir yatakta ayak uçlarımızda kedi ile uyumayı çok seviyorum. Dünyada en çok sevdiğim şey. Kopavogur'un mavi dağlarında kayağa gitmek en iyisi. Eğer bulutsuz bir gece ise içinizi kıpraştıran Kuzey Işıkları'nı da oradan görebilirsiniz. Daha önce de bahsettiğim yaşadığım bölge, doğa ile iç içe. O nedenle farklı bir yere gitmek istemiyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/kesif-buyulu-bir-ses-yukimi-nagano/", "text": "Yukimi Nagano Japon bir baba ve İsveç'li bir annenin kızları olarak 1982 Göteborg, İsveç 'te dünyaya gelmiş. Vokalistliğinin yanında aynı zaman perküsyon yeteneği bulunan Nagano İsveç'in en değerli sanatçılarından. Nagano, ayrıca yakın lise arkadaşları ile kurduğu Göteborg merkezli müzik grubu Little Dragon'un vokalistliğini de yapıyor. Little Dragon'un ilk single'ı 2006'da Twice/Test ve bir sonraki sene kendi isimlerini verdikleri '' Little Dragon '' albümü ile isimlerini tüm Avrupa'ya duyurdular. İkinci albümleri Machine Dreams Ağustos 2009'da piyasaya çıktı ve olumlu eleştiriler aldı. Grubun dördüncü stüdyo albümü ''Nabuma Rubberband'', 57. Grammy Ödülleri'nde En İyi Dans / Elektronik Albüm için aday gösterildi. Bu başarılı albümlerin yanında Yukimi Nagano ve grubu 2010'da Damon Albarn'ın Gorillaz grubuna davet edildi ve Gorillaz Plastic Beach albümünde yer aldılar. Birlikte turnelere de çıkan bu iki grup harika işlere imza attılar. ''Empire Ants'' adiı şarkının etkisi Yukimi Nagano'yla tamamlandı. Ortaya bu harika şarkı çıktı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/kesif-koop-koop-island/", "text": "Koop, nu jazz, electronica, modern jazz türünde şarkılar yaratan İsveçli bir gruptur. Grubu oluşturanlar Magnus Zingmark ve Oscar Simonsson olsa da zaman zaman albümlerinde yer verdikleri sanatçılarla bir duo'dan beklenenden fazlasını vermişler. Daha önce jazz'ı ve elektronik müziği birleştiren işler yapıldı fakat bu albümde jazz'ın düzensiz fakat belirleyeci kıvrımları yumuşatılmış. Böyle bir karışım güven vermeyebilir ancak bu albümde her şey çok uyumlu.. Ane Brun, Yukimi Nagano gibi yumuşak seslerin varlığı içinizi eritmeye yetecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/kisaca-asgard-valhalla-odin/", "text": "Buraya ulaşmak için gökkuşağı köprüsü Bifröst'u geçmek gerekir. Asgard tanrıların evi olan altın ve gümüş saraylardan oluşur ama bunların içinde en güzel olanı Valhalla'dır. Valhalla, yani Odin'in mekanı. Odin burada tahtına oturur, bütün gökyüzünü ve yeryüzünü görür. Omuzlarında iki kuzgunu, Hugin ve Munin vardır. Bu kuzgunlar her gün bütün bir dünyayı dolaşırlar ve döndükleri zaman gördüklerini ve duyduklarını Odin'e anlatırlar. Ayak ucundaysa Odin'in iki tane kurdu vardır, Geri ve Fleki. Odin onlara önüne yığılmış olan bütün etleri verir, çünkü kendisinin yemek yemeye ihtiyacı yoktur. Mjöo onun hem susuzluğunu hem de açlığını giderir. Odin, Runik harfleri bulup Norn'larına kaderin rünlerini metal bir kalkan üzerine kazımalarını söylemiştir. Odin ismi Anglo-Sakson dilinde, yani eski İngilizce'de, Woden olarak telaffuz edilir. Bu telaffuzdan da haftanın dördüncü günü Wednesday gelir. Odin çoğu zaman Alföor olarak da isimlendirilir. Büyük bir çoğunluk tarafından Allfather, Odin olarak kabul edilir fakat bu isim bazen İskandinavların Odin'den üstün, kimse tarafından yaratılmamış ve sonsuz bir tanrıya daha inandıklarını gösteren şekillerde de kullanılır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/late-night-tales-trentemoller/", "text": "Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/noelde-icinizi-isitacak-film-get-santa-den-magiske-juleaeske/", "text": "Noel filmleri sezonunda özellikle de İskandinavya'da; yeni Danimarkalı Noel filmi Get Santa; Avustralya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerde büyük beğeni topladı. 1930'larda bir yetimhaneyi konu alan Get Santa, ana karakter olan 8 yaşındaki Julius, Noel Baba'ya gizlice inanan biridir. Yetiştirme yurdundaki papazın Noel Baba olabileceği gerçeğiyle karşı karşıya kanal Julius, Noel Baba'ya karşı inancını kaybetmiyor fakat kendini umutsuz hissetmeye başlıyor. Tam bu esnada garip bir şey oluyor ve kahramanımız kendini sihirli bir dünyada buluyor. Filmin yönetmen koltuğunda, 2006'da Danimarka Ulusal Film Okulu'ndan mezun olan Jacob Ley oturuyor. Derin bir İskandinav geleneğini yansıtan filmi 3D olarak izlememiz, bizi o ihtişamlı İskandinav Noel akşamlarına götürüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2016/12/roportaj-gudmundur-arnar-gudmundsson/", "text": "Hjartasteinn filminin 57. Selanik Uluslararası Film Festivali gösteriminin ardından, yönetmen Guomundur Arnar Guomundsson ile sohbet ettik. Adım adım bir süreçti. Uzun metrajlı filmimin senaryosunu yıllar önce yazmıştım; taslak haliyle duruyordu. Sonra bu filmi istediğim şekilde yapabilmek ve fonlayabilmek için kısa filmler çekmem gerektiğini fark ettim ve o filmleri yapmaya karar verdim. Ama aynı zamanda bana çok çekici gelen, güçlü bir bağ kurabildiğim ve söyleyecek bir şeyim olan konularda filmlerdi. Aslında en sevdiğim büyüme hikayesi bir Amerikan filmi, Rob Reiner'ın Stand by Me'si. Çok güzel, çok iyi anlatılmış ve yönetilmiş, hikayesi gerçekten iyi bir film. Nordik sinemasındaysa Nils Malmros ve Bille August'un filmlerini gerçekten beğeniyorum, büyüme hikayelerinin bir nevi eski şampiyonları... Çok detaylı, özenli bir hikaye anlatımları var. Roy Andersson'un A Swedish Love Story'si de öyle. Sanki 70'ler ve 80'lerde muhteşem büyüme hikayeleri çekilen bir dönem varmış. Bana ilham veren birçok yönetmen ve film var. Özellikle, her projesinde aldığı büyük riskler nedeniyle Lars von Trier benim için büyük bir ilham kaynağı. Çok başarılı bir İngilizce film, Breaking the Waves'i yapıyor, ardından bir Dogma filmi, The Idiots'ı çekiyor, sonra sahnede Dogville'i yapıyor; buna bayılıyorum. Yaptığı her film kariyeri için çok büyük bir risk gibi. Özellikle gençken, aldığı riskler de olduklarından daha büyüktü artık oturmuş bir kariyeri var. Tüm bunları görmek bana ilham veriyor. Benim için her şey, her zaman hikayeye bağlı. Heartstone'u yaptığımız zaman da büyük bir risk alıyormuşum gibi hissettim. Ama daha önce yapmadığım bir şey yapıyor olmaktan, yeni bir yönetmenlik tarzı ve çekim yöntemleri denemekten çok hoşlandım. Hepsi gerçekten yapmak istediğin şeyin peşinden gitmekle ilgili. Ne olursa olsun, bir şeyi yapmak istiyorsan peşinden gitmelisin ilham aldığım nokta da bu. Kasabasına göre değişir bence. İzlanda'daki bazı kasabalar gerçekten oldukça açık görüşlü, buralara birçok turist geliyor. Diğer yandan başka bir kasabaya gittiğinde oldukça kapalı bir yerde olduğunu hissedebiliyorsun. Kasabaya ve o kasabadaki insanlara göre farklılık gösteren bir şey bu, ki hemen hemen aynı durum şehirler ve dünyanın geri kalanı için de geçerli. Çok açık görüşlü olan İskandinav toplumunda bile dar görüşlü insanlar olabiliyor. Örneğin İngiltere'de bazı eşcinseller sokaklarda saldırıya uğramaya başladı; bu bir daha asla artarak tekrarlanacağını düşünmediğimiz bir şeydi ama durum böyle. Neyseki İzlanda'da aşırı sağ partiler büyük başarılar elde etmiş durumda değil. Ama tabii ki onları destekleyen bazı insanlar var; şanslıyız ki azınlıktalar. Evet. Kızlardan biri hariç, bir başka filmde ufak bir rolü vardı. Çocuklarla çalışmanın en iyi yanı, kendi çocukluğunla yeniden bağ kurabilmen ve hayatın o zamanlar çok daha eğlenceli, çok daha spontane olduğunu hatırlaman. Çocuklar biz başka bir yana baktığımız anda başka bir şeyle ilgileniyorlardı. Görüntü yönetmenim ve ben fark ettik ki, sette kısa bir duraksama olduğu anda bir yerlere tırmanmaya, bir şeyler yapmaya başlıyorlardı. Sürekli hareket halindeydiler, zihinlerini ve bedenlerini meşgul edecek bir şeyler buluyorlardı. Bu çok iyi bir enerji ve bunu filme de taşımaya çalıştık. Ben daha çok şehirde büyüdüm ama filmdeki gibi küçük bir kasabada yaşadığımız belli bir dönem de olmuştu. Ve böyle küçük bir kasabada çocuk olmak harika bir şey çünkü kendini özgür hissediyorsun. Atlar çalıyorduk, birçok şey yapıyorduk... Evlere kar topu atardık ve bir adam bizi tuz tüfeğiyle kovalardı, gerçekten üzerimize nişan alırdı. Sonuçta sadece tuz ama bizim için ölüm-kalım meselesiydi, çocuktuk. O kasabada yetişkinlerin biraz içine kapanık olduklarını, mutlu olmadıklarını hissederdim. Ve gençlerin de büyümeye başladıkça böyle hissettiğini... Orası onlar için küçük gelmeye başlardı, oradan gitmek isterlerdi. Tüm arkadaşları er ya da geç oradan gideceği için yalnız hissederlerdi. Yaşamak için çok farklı bir yerdi ve sanırım çocukken sürekli diğerlerini gözlemlerdim. Evet, kesinlikle. Daima doğayı bir kartpostal olarak kullanmamanın, etrafımızdaki güzelliklerin bizi kör etmemesinin ne kadar önemli olduğunu konuştuk aramızda. Doğayı yalnızca sahneye ve hikayeye hizmet ettiği zaman kullanmaya dikkat ettik. Çünkü dikkatlice kullanmazsan filme hizmet etmez. Duyguları nasıl yansıtabileceğimize odaklanmaya çalıştık; bunu da filmi açarak, duygularla zıtlıklar oluşturarak yapabileceğimizi gördük tıpkı Kristjan'ın su altındaki sahnesi gibi. O sahnede etraftaki manzara çok güzel ama Kristjan filmdeki en kötü anını yaşıyor, bence bu iyi bir zıtlık. Ortak bir karardı. Aslında açılış sahnesi için bir müzik bestelemeye çalıştı ama bu daha sonra doğru gelmedi. Filmde daha erken bir sahne için de bir müzik denedi ama o da olmadı. Sonunda filmde müziğin duyulmasının doğru geldiği ilk yerin neredeyse birinci saatin sonuna yakın bir sahne olduğunu hissettik. Üzerine fazla konuşmadık, sadece müzik olması doğru mu değil mi, bunu hissettik. Şu anda bir sonraki filmimi yazıyorum ve bunun için çok çok heyecanlıyım. Uzun süredir rüyalarıma giriyordu. Yazmak istemiyordum; o hikayeyi anlatmak istemiyordum. Sonra arka arkaya bu rüyaları görmeye başladım ve başlamaya karar verdim; şimdi muhteşem bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Bir sonraki filmim çok farklı bir film olacak ve beni heyecanlandıran da bu. Başarısız olabileceğini daha en başta kabul etmen gerekiyor ki tüm korkularından arınıp tamamen yapmak istediğin işe odaklan. En azından kendi hoşuma giden bir film yapacağım. Ve en azından bazı insanlar bu filmi beğenecek. Benim hoşuma gittiği sürece, yapımcıların hoşuna gittiği sürece, her zaman izleyecek birileri olacaktır. Hjartasteinn, 57. Uluslararası Selanik Film Festivali'nin Uluslararası Yarışma bölümünde gösterildi ve Gümüş Alexander Jüri Özel Ödülü'nün sahibi oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/8679/", "text": "Çevrimiçi dünyada son zamanların en çok konuşulan yapımlardan biri haline gelen ve hayran kitlesi gittikçe yayılan Skam, Norveçli bir genç yetişkin televizyon serisi. Oslo'nun batısında bulunan Frogner bölgesinde Hartvig Nissen Lisesi öğrencilerinin hayatlarını anlatan dizi, NRK3 adlı kanalda yayınlanıyor ve bölümleri resmi internet sitelerinde bulmak mümkün. Norveççe'de utanç anlamına gelen Skam, öyle bir çevrimiçi başarı yakaladı ki, her bölümü neredeyse 200.000 kez izleniyor. Dizinin küresel bir hit haline geldiğini söylemek de yanlış olmaz: Skam, yakın zamanda Amerika'ya da uyarlanacak. Ancak, Skam'ın uyarlanması konusunda birkaç sorun var. Birincisi, NRK programlarını satmakla görevli Claudia Schmitt'e göre, gençlerim alkol tükettikleri sahnelerin seride çokça yer alması; ikincisiyse dizinin inovatif ve progresif yapısı. Skam klipleri neredeyse her gün güncelleniyor ve her Cuma bir araya getirilerek bir bölüm olarak yayınlanıyorlar. Yayınlanan içerikler arasında Facebook Messenger konuşmaları dahi bulunuyor, ayrıca karakterlerin her birinin güncel Instagram sayfaları var. Skam, bu yenilikçi yapısıyla dikkat çeken yapımlardan biri. NRK3 adlı kanalın orijinal sitesinden izlenebilen dizinin İngilizce altyazıları bulunmuyor, bu yüzden Norveççe bilmeyen hayranlar gönüllü çevirmenlere bağımlı durumdalar. Dizinin bu başarısını gençlerin hayatını oldukça gerçekçi bir şekilde yansıtmasına bağlamak mümkün. Mesela üçüncü sezonda eşcinsel bir çiftin ilişkisini merakla takip ederken Müslüman bir karakter olan Sana'yla eşcinsellik ve evrim üzerine konuşan Isak'ı görebiliyoruz. Skam tabu sayılan herhangi bir şeyi konuşmaktan çekinmiyor ve içerikler de problematik olmaktan oldukça uzak. Eğer karakterlerin farklılıklarını işlemekten korkmayan; farklılıklarımızın bir etiket değil, gündelik hayatımızın parçası olduğunu bize hatırlatan bir dizi izlemek istiyorsanız, Skam'a bir şans verebilirsiniz. Ayrıca, eğer Buzzfeed testlerini seviyorsanız, hangi Skam karakteri olduğunuzu buradan öğrenebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/adna-thoughts/", "text": "Müziğini geliştirmek için İsveç'ten Berlin'e taşınan Adna'dan sürekli bahsediyoruz. Adna, önümüzdeki Mart ayında çıkaracağı Closure adlı albümünü minik singlelar ile müjdeliyor, bunlardan birisi de Thoughts. Adna'nın 16 yaşındayken yazdığı bu parça ile onun içsel yolculuğuna tanık oluyoruz ve onun için melankolinin ne anlama geldiğini yazdığı şarkılarla öğreniyoruz. Adna'nın son single'ı Ovethinkinge Rolling Stone ve Spex gibi hatrı sayılır yayınlar da yer veriyor. Eminiz ki 2017'de Adna'nın ismini daha çok duyacağız, hatta yetenekli müzisyen bugüne kadar Spotify üzerinden 20 milyondan fazla streame ulaştı bile. Thoughts'u playlistlerinize eklemeyi unutmayın! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/bugge-wesseltoft-subatta-salonda/", "text": "Norveç'in dahi müzisyeni Bugge Wesseltoft Bugge Wesseltoft's New Conception of Jazz projesiyle 1-2 Şubat'ta Salon İKSV'de. Norveç Porsgrunn'da doğan Wesseltoft, çocukluğundan bu yana, müzisyen babasının da etkisiyle caz müziğe yönelmiş. İyi ki de yönelmiş çünkü bu müziğe yeni şeyler katmaktan hiç vazgeçmemiş bir müzisyen olarak bizi etkilemeye devam ediyor. Nu-Jazz diye bir tarz varsa Bugge Wesseltoft'e teşekkür etmeliyiz. Caz müziğe post-modern bir yorum getiren Wesseltoft, projelerinde ve konserlerinde elektronik müziği oluşturan elementleri de kullanmaktan çekinmiyor. Öyle ki sahibi olduğu Jazzland Recordings'ten çıkan Jazzland Remixed albümü harika bir dans albümü olmuş ve adından çok fazla söz ettirmiştir. Bunun yanında Henrik Schwarz'la birlikte yarattığı Wesseltoft & Schwarz Duo albümünden sonra Amsterdam'da harika bir Boiler Room performansına imza atmıştır. Çok iyi bir piyano sanatçısı olan Wesseltoft, projelerinde farklı enstrüman sanatçılarıyla da çalışmış, onlarla yüzlerce turneye çıkmıştır. İstanbul'a da sık sık uğrayan Wesseltoft, İlhan Erşahin'le birlikte burada bir çok konser vermiştir. Şimdi ise 20. yılını kutlayan Bugge Wesseltoft's New Conception of Jazz projesiyle ülkemize tekrar gelen Bugge Wesseltoft, Norveç'in gelecek vaat eden en iyi müzisyenleri olarak tanımladığı, saksofonda Marthe Lea, gitarda Oddrun Lilja Jonsdottir, altyapılarda Sanskriti Shrestha, davul ve vokallerde Siv Oyunn Kjenstad'dan oluşan yeni ekibiyle, You Might Say, Existence ve Change gibi çok sevilen şarkılarıyla 2 gün art arda Salon'da harika bir müzik gecesi yaşatacak. Ordayız! Bekleriz. Bugge Wesseltoft'un 2016'da çıkan ve bu zamana kadar gerçekleştirdiği tüm projelerden seçme parçalardan oluşan bu albüm önerimizdir. İyi dinlemeler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/izlanda-4000-yabanci-calisan-ariyor/", "text": "Dünyanın en mutlu ülkelerinden biri olan İzlanda, 2018 için yabancı işçi ihtiyacını yaklaşık 4000 olarak belirledi. Yerel halkın çalışma alanı olarak turizmi daha çok tercih etmesi, yeterli iş gücünün olmaması gibi farklı sebeplerden dolayı göçmenlere ihtiyaç duyan İzlanda, en az 2500 en fazla ise 4000 yabancı işçi kabulü yapabilir. İzlanda'nın iş kurumu olarak bilinen Samtök Atvinnulifsins'ın eski CEO'su, Sosyal Çalışmalar Bakanı orsteinn Viglundsson, ekonominin sağlıklı ilerlemesi için İzlanda'nın Kanada, Avusturalya gibi göçmen politikaları üzerine ağırlık vermesi gerektiğini de belirtti. Gelecek açıklamalar için Samtök Atvinnulifsins'in resmi sayfasını takip edebilir ya da açıklamalar hakkında Türkçe yayınlar için Nordik Simit'i takip edebilirsiniz. Selamlar, bir sürü insanin hayaline dokundunuz simdi ama 🙂 daha fazla detay da verseniz ya bize, cunku ilgili aciklamanin oldugu siteden hicbir sey ögrenemiyoruz. İlker Bey'e katılıyorum bu konuda bilgi sahibi olmak isteyen bir sürü kişi olduğuna eminim. Umarım daha detaylı açıklama alabiliriz. Nordik simiti takibe devam. İngilizce aradım bulamadım böyle bir haber. Samtök Atvinnulifsins sitesi ingilizceye çevrilemiyor ne yazık ki. Ayrıca şunu belirtmek isterim, bu harika site için emeği geçen herkese teşekkür ederim. İyi günler.. Merhaba, 31 yaşındayım. 14 yıllık bayan kuaförlüğü, 2 yıllık garson ve barmenlik, 6 yillik'da inşaat boyaciliği ve alçı ustaligim var. İzlandadan evlenmek için onerebilileceginiz bir ste varmı. Birde is bulmak için bildiginiz siteler veya adresler varmı. Türk dernek veya kuruluşu varmı dir. mrb ben 25 yıllık pide ve lahmacun ustasıyım aynızamandada pizza ustasıyım bende izlandada çalışmak isterim tl.05355103163."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/kesif-jfdr/", "text": "Samaris'ten melek sesli Jofriour Akadottir'in alter egosu JFDR, yetenekli müzisyenin projelerinden sadece birisi. Pascal Pinon, Samaris ve GANGLY gibi çeşitli projelerde de oldukça aktif bir rol oynayan Jofriour, İzlanda'nın en tanınan ve en aktif kadın müzisyenlerinden biri. JFDR'u tanımlamak gerekirse daha soft ve daha minimal tınılarla beslenen bu proje, daha çok şiirsel bir yolculuğun başlangıcı gibi. Klasik, folk ve elektronik bazlardan beslenen JFDR mevsim değişimlerine, dalgaların sesine müziğinde yer veriyor. Jofriour bir nevi dinleyiciye İzlanda'nın büyülü ses manzaralarını da sunuyor. Bu projesinde henüz iki parça yayınlayan yetenekli müzisyenin ilk albümü gelecek sene tüm mecralarda yayınlanacak ve raflarda yerini alacak. Alternatif müzik sahnesinin ve yeni isimleri oldukça iyi mercek altına alan KEXP radyosunun da favorileri arasında Jofriour'u da hemen fark ediyoruz. Neredeyse her sene KEXP'ye konuk olan İzlandalı müzisyen, Iceland Airwaves Festival'de de her projesiyle sahne aldı. Kendini sürekli geliştiren, müziğine karakterinden gelen dinamik yapıyı katan Jofriour sürekli bir değişim içinde. Unutmamakta yarar var, Jofriour Akadottir ünlü müzisyen Sin Fang'in son albümü Spaceland için de katkıda bulunan isimlerden."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/kesif-vikings-dizisinden-harika-soundtrack-fever-ray-if-i-had-a-heart/", "text": "Sözleri İsveç doğumlu Fever Ray tarafından yazılmış bu harika şarkı, Vikings adlı dizinin soundtrack'i olarak seçilmiştir. Harika bir seçimdir çünkü altyapısıyla o dönemin karanlığına bizi hazırlar. Şarkının hipnotik ve karanlık bir yapısı vardır. Sürekli devam eden bir synth alt yapı ve düşündüren duygu yoğunluğu yüksek sözler. Şarkı duygusal olduğu kadar, ölümle de ilgilidir. Ölümün sesi yoktur, kalbi yoktur ve her zaman daha fazlasını ister tıpkı Viking efsanesi Ragnar Lodbrok gibi... Ragnar duygusal bir adam olsa da, Viking köklerinden dolayı, savaş ve savaştaki ölüm onun için çok kutsaldır. Ragnar, her zaman daha fazla güç istedi. Basit bir çiftçi hayatından, hem Danimarka hem de İsveç Kralı olmayı başardı. İlk Viking akınlarını başlatan vizyon sahibi genç kral Ragnar Lodbrok, İngiltere ve Fransa'ya başarılı akınlar düzenledi. Hristiyan dünyasına korku saldı. Viking tarihinde efsane olmayı başardı. Efsane olmasının en büyük sebebi, ölümden korkmaması, hatta istemesi ve Valhalla inancıdır. Esir düştüğü Northumbria kralı lla, Ragnar'ı yılanlı kuyuda öldürmüştür. Ölümü sırasında bile korkudan eser yoktur ve tarihe kazınmış Krakumal adlı şarkıyı okuduğu okuduğu iddia edilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/kopenhag-cikisli-carcel-ile-tanisin/", "text": "Adını hapishane kelimesinin İspanyolca versiyonundan alan Danimarkalı giyim markası 'Carcel', işletme modeli olarak dünyanın dört bir yanındaki kadınları güçlendirmeyi hedefliyor. Carcel, genelde tek renkli ve ipek gibi % 100 doğal malzemelerden yapılmış parçalar içeriyor. Peru'da hapishanedeki kadınlar tarafından üretilen ürünler, kadınlara para ve özerklik sağlayarak kendileri ve ailelerine yardım etmelerine olanak sağlıyor. Carcel, iş modelini Hindistan'a götürerek oradaki hapsedilmiş kadınlara da yardım edebilecek kadar para kazanmayı umuyor. Sonuç olarak Carsel, imkanları az olan kadınlar için aktarılabilir beceriler, istihdam ve daha iyi bir gelecek potansiyeli sağlıyor. Dünyanın birçok yerinde yoksulluk ve hapsedilme doğrudan ilişkili kabul ediliyor ve bu marka bu konuyu ele almak için savunmasız nüfusları güçlendirmeye çalışıyor. Danimarka tasarımı, doğal malzemeleri ve sosyal etkiye inanan Carcel, geçtiğimiz Kasım ayında biten Kickstarter projesinden elde ettikleri fonla hayalleri gerçekleştirmeye devam ediyor. Yakın gelecekteki bir diğer hedefleri ise online bir mağaza açmak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/meraklisi-icin-valhalla-nedir-nasil-girilir/", "text": "Valhalla, tanrıların diyarı Asgard'da bulunan geniş ve kocaman bir kabul salonudur ve Odin tarafından yönetilir. Burada Odin, savaş esnasında kahramanca savaşıp ölenlere bir ziyafet hazırlatır ve onlarla beraber bu eğlenceye katılır. Huzurlu bir şekilde ölenler Valhalla'ya gelemezler. Ayrıca doğum yaparken ölen kadınların da Valhalla'ya kabul edildiği de söylenir. Kadın veya erkek fark etmeksizin, savaşta ölen herkes Valhalla'ya girmeye hak kazanır. Savaş meydanında ölenlere Einherjar denir ve Valkürler tarafından at sırtında büyük salona taşınırlar. Ziyafette yemek olarak yaban domuzu Schrimnir'in eti ikram edilir ve bu domuzun eti salondaki herkes ama herkes için yeterlidir. Bu yaban domuzu her sabah pişirilmesine rağmen, her gece tekrardan bir bütün haline gelir. Savaşçılar, içecek olarak keçi Heidrum'un sütünden yapılan bal şarabından bol bol faydalanabilirler. Ziyafet çekmedikleri zamanlardaysa birbirleriyle savaşıp, dövüşerek eğlenirler. Her gün atlarını meydana doğru sürüp birbirlerini parçalara ayırana kadar kavga ederler. Boş zaman aktiviteleri bu şekildedir, ancak yemek zamanı geldiğinde herkesin yaraları iyileşir ve hepsi Valhalla'ya ziyafet çekmeye geri döner. Valhalla, eski Nordik dilindeki Valhöll kelimesinden türer. Katledilenlerin/Maktullerin Salonu demektir. Vikingler savaşçı bir millet olduklarından dolayı dini inançları ve kültürlerindeki mitolojik figürler savaşçıları ve savaşta ölenleri yüceltecek niteliktedir. Savaştaki acımasızlıkları ve korkusuzlukları yüzünden birçok millet tarafından barbar olarak tanımlanan bu insanlar hiç şüphesiz inançlarının bir getirisi olan duygulardan ötürü bu denli korkusuzdular. Buna ek olarak; onlarınki gibi bir toplumda ölümsüz olmanın tek yolu kahramanlıktan, cesaretten ve en nihayetinde ölümden geçiyordu. Ölmek veya öldürülmek korkutucu bir şey değil aksine bir onurdu çünkü birinin ölümü ne kadar kötü, dayanılmaz ya da acılı olursa onun hakkında bir destan yazılma olasılığı artıyor ve o kişi halk şarkılarında, uzun destanların satır aralarında yaşıyordu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/nordik-simit-ile-ilgili-atilan-en-iyi-tweetler/", "text": "Nordik Simit, boş işler peşinde koşacağınıza kuzeye simitçi açın. Halka hizmet konusunda berbatsınız. Anca kendinize. Nordik Simit gibi bi ilgi alanına yoğunlaşasım var. Ama Hindistan versiyonu, Hindik Simit. Hint fakiri, sahilde bok vs fotosu efektlicem. Neden blokladın beni bir anlık sinirle.."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/roportaj-bugge-wesseltoft/", "text": "Caz müziğe post-modern bir yorum getiren Norveçli müzisyen Bugge Wesseltoft performanslarında elektronik müziği oluşturan elemanları kullanmaktan hiç çekinmiyor. Norveç'in gelecek vaat eden müzisyenleriyle de iş birlikleri yapan Wesseltoft, 20 senedir müzik ile ilgileniyor. Zaman zaman yolu İstanbul'a düşen Bugge Wesseltoft Bugge Wesseltoft's New Conception of Jazz projesi kapsamında 1-2 Şubat akşamı Salon İKSV'de sahne alacak. Biz de konser öncesi Bugge ile biraz lafladık. -Bugge: Aslında gerçekten punkla başlamadım, ama onlara katılmamı isteyen ilk grup bir punk grubu oldu :). Babam bir caz gitaristi, bu yüzden onun müziklerini dinleyerek büyüdüm ve 2-3 yaşımdan beri piyano çalıyorum. -Norveç caz sahnesinde farklı müzik tiplerini bir sentez haline getirmek yaygın bir şey mi? Çok yenilikçi bir sahne gibi görünüyor. -Bugge: Bence Oslo müzik sahnesi çok özel ve bu tarz müzikal birleşmelerle bilinen bir yer. Jan Garbarek ve Terje Rypdal gibi insanların sayesinde tabi. Ama birçok yer bu enerjiye sahip! İstanbul müzik sahnesi de bunlardan biri. New York da başka bir örnek. -Grubunuz gerçekten çok yetenekli. Siv Oyunn'u tanıyorum, takip listemizdeki sanatçılardan birisi. New Conception of Jazz'da genç yeteneklerle birlikte çalışmayı nasıl tarif edersiniz? -Bugge: Yeni fikirlere sahip yeni nesilleri dinlemeyi seviyorum. Benim için çok ilham verici. Siv'i en yakın arkadaşımın kızı olduğu için doğduğu günden beri tanıyorum. Hem bağ kurmak ve hem de bazı deneyimlerimi paylaşabilmek gerçekten güzel geliyor. -Norveç caz sahnesinde çalışmanın diğer Avrupa caz sahneleriyle karşılaştırıldığında herhangi bir artı veya eksi bir yanı var mı? -Bugge: Norveç caz sahnesi çok iyi ama çoğu caz sahnesinde olduğu gibi çok küçük. Diğer sahnelerle işbirliği yapmak ve fikir alışverişi yapmak hem müzikal olarak hem de ağ kurmak açısından acilen gerekli! Sanırım Norveç, başka sahneleri de davet etmede daha iyi olmalı! Örneğin, İstanbul müzik sahnesi. Müzik, benim fikrime göre, farklı kökenden insanlar arasında anlayış ve karşılıklı ilgi yaratmada en güçlü araç olabilir! -Bazı parçalarınızda doğu etkisini duyuyoruz. Müzikte kült olacağına inandığınız herhangi bir ülke var mı? Oradan müzisyenlerle gerçekleşecek projeleriniz var mı? -Bugge: Etkileri seviyorum! Kahire'deki Shabby müzik sahnesinin çok büyük olacağını düşünüyorum. Belki de şimdiden öyle. En sevdiğim klavyeci Islam Chipsy. Şu anda Pakistanlı müzisyenlerle, müzikal miraslarını modern müzikle harmanladığımız bir proje üzerinde çalışıyorum. Forever South hareketine bir bakın derim. -Biz yeni gruplar ve sanatçılar keşfetmeye bayılıyoruz. Göz atmamızı önereceğiniz Norveç'ten herhangi bir müzisyen var mı? -Bugge: Andre Bratten harika, keza Emilie Nicolas da. Ayrıca yeni caz dünyasındaki sanatçılar Rohey ve Hapreet Bansal'a da bakın. -Gisle Martens Meyer'i duydunuz mu? Yapay zeka ile bir orkestra yarattı. Yapay zekanın caz yapabileceğini düşünüyor musunuz? Siz dinler miydiniz? -Bugge: Haha, evet biliyorum. Algoritmalarla çok şaşırtıcı şeyler yapılabilir. Ancak caz yine de özgür zihne dayanır. 🙂 -Oturup müzik bestelemek için size ilham veren bir yer ya da her izlediğinizde size beste yapmanız için ilham veren bir film var mı? -Bugge: Dağdaki kulübem. -İstanbul'u birkaç kelime ile anlatabilir misiniz? -Bugge: Binlerce yıllık tarih ve bilgi merkezi, doğu ve batı fikirlerinin ve kültürlerinin birbiri içinde erime noktası ve benim fikrime göre halen dünyanın merkezi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/submarino-whats-past-prologue-2/", "text": "Grown up, and that is a terribly hard thing to do. It is much easier to skip it and go from one childhood to another. As rightfully said above by F. Scott Fitzgerald, the more we grow old, the stronger memories of the past get to come back and haunt us if somethings went into the wrong direction. The direction that wasn't in plans nor dreams, one might say. Even more tragic events may transpire, and one may not be able to cope with the life as thought to be done so. Adapted from the novel by Jonas T. Bengtsson, Submarino, that eloquently takes its name from a kind of torture method used in prisons in which the prisoners are hanged upside down while their faces are shoved into a bucket of water, tells an entangled, yet carefully crafted story of two damaged brothers who just have not been able to get it together since they had faced such traumatic situations during childhood. It all starts beneath a white sheet where Nick and his brother are taking care of their little ones for the last time they can. Next, we are dragged into the future when Nick, dealing with his alcoholism after getting released from the prison, runs across his brother, who is a single father and also dealing with heroin addiction, in their mother's funeral, who was a drug addict before as well. Stumbling through the steps in life they have been taking separately in life, as much as they try to change things the way they know, all that is water under the bridge now. One of the most respectfully known Scandinavian directors, Thomas Vinterberg works with Charlotte Bruus Christensen as he usually does for the cinematography of the film and theme they created for the movie is as powerful as the story itself. Succinctly actings brought by Jakob Cedergen and Peter Plaugborg as the grownup versions of the brothers provide the help build empathy for the characters and be invested in the reality of the world the story takes in. Though, two siblings' having an encounter in funeral stories have been told for many times, Submarino achieves to stand out amongst others with its honesty in the way of storytelling."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/01/zombie-ja-kummitusjuna/", "text": "Kardeşi Aki ile birlikte sinema hayatına atılan yönetmen Mika Kaurismaki, özellikle 80 ve 90'lı yılların Fin Sineması'nın başında gelen isimlerden biri. Kaurismaki Kardeşler olarak andığımız bu ikilinin sinema anlayışları da bir o kadar birbirine yakın. Filmlerini izlediğimizde ise özellikle karakterlerin donuklukları, yalnızlıkları, kurgu dili ve müzik kullanımı gibi konularda benzerlik gösterdiğini fark ediyoruz ve aslına bakarsınız yönetmenin kim olduğunu anlamakta biraz zorluk bile çekebiliriz. Bu yakınlıklarının sebebinde her ne kadar Fin kültürü, kardeş olmaları gibi etkenler söz konusu olsa da asıl olarak sinemaya beraber atılmaları ve birçok filmde beraber çalışmış olmaları etkilidir diye düşünüyoruz. Şimdilerde Brezilya'da yaşayan, bir bar işleterek müzisyenlerin belgeselini yaptığını bildiğimiz Mika Kaurismaki seyahat etmeyi oldukça seviyor olsa gerek ki, bu filminin bir kısmı da İstanbul'da geçiyor. Ülkemizde Zombi ve Hayalet Tren olarak çevrilen filmin açılış sekansı Eminönü'nde geçiyor, sokakta yaşayan Antti lakabıyla Zombi Galata Köprüsü'ndeki bir birahaneye gidiyor ve film altı ay öncesine dönerek Zombi'nin hayatını ve İstanbul'a yolunun nasıl düştüğünü anlatmaya başlıyor. Sinema tarihinde de çokça karşılaştığımız uyumsuz karakterlerden biri olan Zombi genç ve yetenekli birisidir. Fakat hayat şartları onu istediği yere sürüklemez. İlk olarak askere alınan ve uyumsuzluğunu orada gördüğümüz Zombi'nin hayatındaki kilit nokta ise eve dönüş yolunda tanıştığı Hayalet Tren adlı gruptur. Bir sürü çalgısı olan fakat kimsenin onları çalarken görmediği bir gruplardır ve filmin içinde esrarengiz bir şekilde görünürler. Birçok işte çalışmayı denese de, Zombi için normal olan bir birey gibi şartlara uyum sağlaması zordur. Bas gitar çalabiliyordur fakat bunu meslek haline getirmeyi hiç denememiştir. Yakın arkadaşı Harri ve kız arkadaşı Marjo, Zombi için ne kadar uğraşsalar da yolunda gitmeyen şeyler vardır. Karakteri yakından tanımamızı sağlayan ise tüm bu yaşananlara Zombi'nin verdiği tepkilerdir. Filmin son bölümü de İstanbul'da geçmektedir. Galata ve Eminönü sokaklarında 90'lı yılların İstanbul'una tekrar tanık oluruz ve buradaki kültürü oldukça başarılı bir şekilde gösterir yönetmen. Neredeyse bilmediği dil olmayan esnaf, turistlerin peşini bırakmayan ayakkabı boyayan çocuklar, sokaklar, oteller... Her şeyiyle gördükçe keyif alıp gülümseyeceğimiz detaylarla dolu film. Hatta Halil Ergün'ü sürpriz bir şekilde de görürüz. Gözleri dolduran finali ile Mika Kaurismaki, Fin Sineması'nda oldukça başarılı bir işe daha imza atıyor ve İstanbul sahneleriyle de kalbimize taht kurmayı başarıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/2017-stockholm-tasarim-haftasindan-notlar/", "text": "İskandinavya'da ve dünyada en çok ilgi gören tasarım etkinliklerinden biri Stockholm Tasarım Haftası ve Stockholm Mobilya Fuarı bu yıl 6-12 Şubat tarihleri arasında gerçekleşti. 700'den fazla sergide tasarım trendlerinin sunulduğu etkinlikten öne çıkanları derleyen boyafikirleri. com'un tasarım dosyası ile birlikte paylaşmak istedik. Stockholm Tasarım Haftası, her yıl olduğu gibi bu yıl da senenin trendlerini tasarım severler ile buluşturdu. Özellikle pembe, kızıl ve toprak tonlarının ön plana çıktığı etkinlikte, koyu maviler, parlak tasarımlar ve ahşaplar da yılın trendleri arasında gösterildi. İsveçli tasarım ofisi Note, Stockholm Tasarım Haftası için özel bir restoran hazırladı. The Design Bar adını verdikleri bu restoran, etkinliğin en ilgi çeken sergilerinden birisi oldu. Çoğunlukla mercan ve hafif pembe tonlarından oluşan restoran minimalist İskandinav tasarımları ile birlikte ziyaretçilerin en çok uğradığı noktalardan birisi oldu. İsveç Ulusal Mimari ve Tasarım Merkezi ArkDes, Stockholm Tasarım Haftası'nın en çok ziyaret edilen mekanlarından biri oldu. Oslolu Stilist ikili Krakvik/D'Orazio'nun, İskandinavya'nın en önemli tasarım dergilerinden biri olan Residence ile birlikte hazırladığı Designed to Last sergisi ise, sosyal medyada en çok paylaşılan sergilerinden biri oldu. Sergide ana renkler olarak ise pembe ve kahverenkleri kullanıldı. İç mekanlarda artan koyu renk kullanımı ile Stockholm Tasarım Haftası'nda da sıkça karşılaşıldı. Tasarım dünyasının dikkat çeken birçok ismi ürünlerini koyu renkler ile birlikte sergilemeyi tercih etti. Danimarka'nın en iyi yeni tasarım ofislerinden birisi olarak gösterilen Woud, yeni mobilyalarını sergilemek koyu renkler tercih etti. Finlandiya'daki Aalto Üniversitesi öğrencilerinin sadece metal çubuklar kullanarak tasarladığı 12 farklı sandalye, İskandinav minimalizmini en iyi temsil eden çalışmalardan oldu. Yenilikçi tasarımları ile dikkat çeken İsveçli firma Bla Station, istenilen şekilde yeniden tasarlanabilen modüler koltuğu ile Avrupa'nın en seçkin tasarımcılarının juriliğini yaptığı Editor's Choice ödülünü aldı. BOB from Bla Station from Bla Station on Vimeo. Pembeler, koyu maviler ve ahşaplar haricinde bir başka dikkat çeken tasarım trendi ise parlak yüzeyli ürünler oldu. İngiliz tasarımcı Tom Dixon'un yeni prinç aydınlatma ürünleri gibi parlak yüzeyli sade ürünler 2017'de en çok karşılaşacağımız tasarımlar arasında yerini aldı. Her yıl olduğu gibi Tom Dixon tasarımları bu yıl da çok karşımıza çıkacak gibi gözüküyor. Parlak yüzeyler sadece küçük objeler ile sınırlı kalmadı. Halı tasarımları ile dikkat çeken İsveçli firma Bolon da ürünlerine parlaklık getiren markalardan birisi oldu. Dikkat çekici renkler ile tasarım severlere artık renk seçimlerinde daha cesur olabileceklerini belirten Bolon, alışılmışın dışındaki renklerin kullanımının önemini vurguladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/asgeir-geri-donuyor-afterglow/", "text": "İzlandalı yükselen elektronik-indie sanatçısı Asgeir, uzun bir sessizlikten sonra müzik dünyasına geri dönüyor. Kendisini henüz tanımıyorsanız, asıl adı Asgeir Trausti Einarsson. Hangi parçasını dinlerseniz dinleyin, Asgeir sizi kendine has sesi ve sıradışı elektronik melodileriyle çok uzak ama bir o kadar tanıdık gelen bir yerlere götürüyor. 2012'de 'Dyro i dauoa ögn' albümüyle yaptığı çıkış, onu İzlanda müzik listelerinde üst sıralara taşıdı. Bu albümün ismini ve tüm şarkılarını İngilizce'ye çevirerek 'In the Silence' ismiyle yeniden çıkardı ve böylece tüm dünyaya adını duyurdu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/danimarkalilara-yardim-edin/", "text": "Danimarka Kanser Vakfı, güneşli ve sıcak tatil bölgelerinde yaşayanlardan açık tenli turistler için gözlerini dört açmalarını rica ediyor. Bu kişilerin güneş yanığı tehlikesi altında olabileceğini açıklayan vakıf, farkındalık oluşurmak adına eğlenceli bir kampanya başlattı. Vakıf, farklı dillerde hazırlanan halka sesleniş tarzı parodilerle Help A Dane mesajını duyurmaya çalışıyor. Videoların açılış kısmında sunucu Mikael Bertelsen, ciddi bir ifadeyle Fransa, İtalya, Yunanistan, Tayland ve İspanya halklarına kendi dillerinde sesleniyor. Bunu yaparken hemen yanında deniz kıyafetlerini giymiş ve güneş yanığına maruz kalmış Danimarkalılar bulunuyor. Bu beş ülke Danimarkalıların tatil için en çok ziyaret ettikleri yerler. Bertelsen, dramatik bir fon müziği eşliğinde yerel halkın açık tenli ziyaretçilere nasıl yardım edeceğini anlatıyor. Kampanyanın web sitesi insanları temsilci olarak kaydolmaya davet ediyor. Kayıttan sonra özel bir teşekkür ve bir Danimarkalı'ya güneşte nasıl yardım edileceğine dair bir rehber alıyorlar. Reklam her ne kadar eğlenceli bir şekilde sunulsa da ardında çok ciddi veriler barındırıyor. Danimarka dünyadaki en yüksek kanser oranlarından birine sahip. Bunların çoğu yüksek ve doğru teşhis oranları yüzünden olsa da bir kısmı yaşam tarzından kaynaklanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/einar-stray-orchestra-dear-bigotry/", "text": "Sufjan Stevens'ın Norveçli ikizi Einar Stray Orchestra üç senenin sonunda yeni albümleri Dear Bigotryi müjdeliyor. Bu albüm de her zaman olduğu gibi deneysel ve organik. Zaman içinde daha da olgun bir form alan grup, artık daha da cüretkar. Halen Norveç'te bir yeraltı fenomeni olarak varlığını sürdüren Einar Stray Orchestra, bunun yanında Almanya gibi ülkelerde en çok dinlenen grupların başını çekiyor. Hatta Orchestra, geçtiğimiz sene Çin gibi Asya ülkelerinde de sahne aldı. Çoğumuzun Norveçli müzisyen Moddi'den tanıdığı Einar Stray Orchestra, Norveç'in gelecek vaad eden müzisyenleri arasında yer alıyor. Bu arada albümün üretiminde Norveç'in en bilinen gruplarından Team Me'den Marius'un da tuzu var. Synthesis, Caravelle, Glossolalia albümün en öne çıkan parçalarından."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/en-som-deg-never-mind-ill-find-someone-like-you/", "text": "The directorial debut of the Norwegian director Eirik Svensson tells the story of loneliness and the need of feeling home with the one who makes you feel complete. Also the uncertainty within a love encounter which forces one to follow for an objective reality rather than the truth itself. Shot in certain places of Istanbul, Oslo, Helsinki and Berlin, the film focuses on Keisa's getting to know two men who look alike so much that it causes her to cogitate about the idea of 'the one' and whether it is the end of all of it or not. The seeds of the search for the loved one and being aware of the lackness inside were sown by a love at first sight between a Norwegian and Finnish young adults and once in a lifetime moments they had shared in Istanbul, in a country that has a fairy tale-ish atmosphere created by the complexity of a variety. They use English at speaking with each other. Two people coming from the same continent, speaking in totally different language from both of theirs, in a city that has been holding two different continents together. There couldn't be another situation that makes it easier to fall for someone as one would imagine. During these moments, Keisa is more to explain herself with words in the beginning. Jacob's going back to Norway makes her feel alone more than before. It is like once you meet someone, then you realize what had been missing that you haven't known before all the time. When Kaisa finds Jacob's doppelganger after leaving Istanbul, she starts to question the reality without actually doing anything pyshically. Her doing so is spreaded throughout the rest of the movie which may be considered a romantic version of Hitchcock's Vertigo. Naturalistic behaviors of the characters in this huge ambiguity makes the audience get involved with the story have the desire of helping her with the mystery. The film mostly was shaped with improvisations by the actors in various situations that may happen in relationships with the help of the endeavour to get to know the other. The realistic actings made by Pamela Tola and Espen Klouman-Hoiner help in creating the essence of a film 'make believe.' The distinction Klouman-Hoiner created between the two characters that Tola's character encounters is quirkly persuasive. The chemistry between the actors in their two different relationships is worth experiencing."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/ikeadan-yeni-koleksiyon-spridd/", "text": "Bu ay Ikea'nın raflarına limitli süre için yeni bir koleksiyon ekleniyor: SPRIDD serisi. Özgür düşünenler ve günümüz modern göçebeleri için tasarlanan bu seri Ikea'nın sitesine göre markanın pazarlama stratejisi olarak Milenyum jenerasyonuna hitap etmeye başladığını gösteren ilk ipucu olarak görülebilir. İsveçli Ikea, pazarlama stratejisinde kesin bir yaş grubunu asla belirtmese de festival zamanı diye bahsettiği koleksiyonuyla kimseyi kandırması mümkün değil. Milenyum jenerasyonunun maceracı ve mobil yaşam tarzından ve dört müzik tarzından ilham alan koleksiyon, grafikleri ve renkleri bakımından daha genç bir kitle için özel olarak tasarlandığı gerçeğini vurguluyor. Her bir mobilya parçası, ev eşyası ve aksesuar cesur renklere ve çılgın desenlere sahip olup, genelde Ikea'nın sunduğu minimal ve aerodinamik tasarımlardan oldukça ayrılıyor. Koleksiyonu tasarlayan İngiliz moda tasarımcısı Kit Neale da bu seriyi SPRIDD Koleksiyonu, gençlik kültüründen ve genç olmanın ne demek olduğundan ilham almıştır. Gençlik, insanların hayatında karışık bir dönemdir ve belki de en önemlisidir, bizi hayata hazırlar. diyerek özetliyor. Ikea geçtiğimiz sezon da PS 2017 koleksiyonunu yayınlamış ve bu koleksiyonda 3D örgü, atık malzemelerin doğaya bıraktığı ayak izini azaltmak gibi yeni tekniklerle deneyler yapmış ve bugünlerin ilk adımını atmıştı. Gençlik kültürü, genç olmanın ne demek olduğunu hissetmek ve grunge, metal, hip hop, elektronik müziği günlük hayata taşımak için SPRIDD koleksiyonu tükenmeden bu çılgın serinin termos, çanta, çadır -evet çadır!- gibi parçalarına göz atmakta fayda var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/izlandada-alisilmisin-disinda-bir-ev/", "text": "İzlanda'nın ünlü Golden Circle Route'un ortasında, Reykjavik'ten yaklaşık bir buçuk saatlik uzaklıkta bulunan Pyramid Cottage House, alışılmışın dışında bir tatil evi oluşuyla dikkatleri üzerine çekiyor. Bir proje olarak tasarlanan bu küçük ev, tek katlı giriş holü ile bağlı iki piramit şeklinde yapıdan oluşuyor. Sahiplerin açıklamasına göre, mülk, İzlanda peyzajını yansıtan ve eski lav alanındaki yosun ve ağaçların küçük bitki örtüsünü tamamlamak üzere inşa edilmiş. Yapılardan birinde mutfak, koltuk ve yemek masasını birleştiren açık plan bir oturma odası bulunuyor. Üçgen şeklindeki pencereler içeriye doğal ışığın girmesine olanak sağlıyor ve bu da iç mekanlara ilginç bir 3D efekt veriyor. İkinci piramit ise ilk katta tasarlanmış olan üç küçük yatak odasıyla uyku alanlarına ev sahipliği yapıyor. Merdivene tırmanıp camın içine yerleştirilen yapının tepesine ulaştığınızda çevrenin ve Kuzey Işıkları'nın panoramik manzarasının keyfini çıkarabilirsiniz. Minimalist mobilyalara sahip olan sevimli ahşap teras da sizi İzlanda'daki serin yaz sabahlarına şahit olmaya davet ediyor. Bu olağanüstü orijinal yazlık tasarımı, çevredeki manzaradan da faydalanarak sınırlı alanın mükemmel bir şekilde kullanılmasını sağlıyor. İzlanda'daki günlerinizi bu eşsiz mimariye sahip yazlık evde geçirmek isterseniz daha detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/karsinizda-butun-ihtisamiyla-simseklerin-tanrisi-thor/", "text": "Thor, gök gürültülerinin ve fırtınaların tanrısıdır. Odin ve Fjorgyn'in en büyük oğludur. Kızıl saçları, kızıl sakalları ve asabi doğasıyla bilinir. Çekici Mjöllnir bile kırmızı ışıklar saçarak yanıyor gibi gözükür. Çocukluğunda inatçı karakteriyle annesini yoran Thor, Vingir ve Hlora adında iki şimşek ruhu tarafından büyütülür. Germen tanrıları arasında en güçlü olanıdır ve buz devlerine karşı onların daimi koruyucusudur. Thor, gök gürültüsü anlamına gelir. Anglo-Saxon'lar Roma Takvimine geçtiklerinde haftanın dördüncü gününü Thor'a ithafen Thursday olarak isimlendirmişlerdir. Bunun nedeni haftanın dördüncü gününün Romalı gökyüzü tanrısı, Thor'un akranı Jupiter'e ait olmasıdır. Thor buz devlerine düşmandır fakat görünüş ve nitelik olarak onlardan çok da farklı sayılmaz. Aşırı derecede güçlü ve iri cüsselidir. Öyle ki çoğu zaman yoldaşı Loki Thor'un kemerine tutunur. Güçlü bünyesi ve büyük cüssesi, Thor'un tek oturuşta bir öküz yemesini sağlar. Loki'yle bir sürü macera yaşarlar. Loki'ye güveni tamdır fakat bu güven boşa çıkar. Gökyüzünde yol alan arabasını Tanngrisnir ve Tanngnjostr adında iki keçi çeker. Thor bu keçileri yediğinde keçiler yeniden dirilirler. Tanrıların kıyameti Ragnarök zamanı geldiğinde Thor'un kaderi ölmektir. Canavar deniz yılanı, Loki'nin evladı Jörmungandr'ın zehri onu öldürür. Fakat öncesinde Thor canavarı öldürmüştür. İkilinin savaşında karşılıklı bir ölüm gerçekleşir. Üç tane özel eşyası vardır: Çekici Mjöllnir, gücünü ikiye katlayan kemeri Megingjöro ve çekicini tutmasını sağlayan eldivenleri Jarngreipr. Mjöllnir'in sadece görüntüsü bile devleri çıldırtmaya yeter çünkü kendi kanlarından olanların bu çekiçle nasıl öldürüldüklerini görmüşlerdir. Thor çekicini bir yere fırlattığında mutlaka eline geri döner. Mjöllnir hem yıkıcı hem de yaratıcı bir gücün sembolü olmuştur. Doğurganlık, yenilenme ve iyi şansı da temsil eder. Hristiyanlık kuzeye ulaştığında, fotoğraftaki gibi haç ve çekiç birleşmiştir. Çekicin içinde bir haç görüntüsü olan 10. yüzyıldan kalma bulgular mevcuttur. Loki nin ateş tanrısı sıfatı bir tartışma konusundan öteye gidemez. Nordik mitlerde ateş tanrısı diyebileceğimiz tek kişi surtr isimli devin kendisidir. Ayrıca kaynak eklemeyi ihmal etmeyelim lütfen."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/konsta-punnka-the-squirrel-whisperer/", "text": "Konsta Punkka is a Finnish, Helsinki-based photographer. He is an outdoor enthusiast and loves taking photos of the Arctic wilderness. His self-given nickname is the Squirrel Whisperer. He has a special thing going on for squirrels, and loves feeding them nuts in exchange for intimate portraits never seen before. A fluffy squirrel enjoying a peanut and looking great while doing so. Konsta Punkka is able to from special bonds with not only squirrels, but with birds and foxes alike. He seems to have a special talent for communicating with Arctic wilderness, and taking beautiful, heartwarming photos of them. For daily doses of Arctic fluff and cuteness along with winter wonderland scenery, you can follow him on his Instagram."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/kuzey-isikli-yuzukler/", "text": "Uzun bir süredir internette orman temalı yüzükleri ile ön plana çıkan Secret Wood, bu sefer de Aurora temalı yüzüklerini tanıttı. Özel ahşap yüzük üstüne reçine ile hazırlanan yüzüklere bir de yeşil Kuzey Işıkları eklenmiş. Tüm yüzükler el yapımı olduğu için üstündeki Kuzey Işıkları da doğada olduğu gibi tüm yüzüklerde birbirinden farklı oluyormuş. Bu nedenle firma siz sipariş verdikten sonra size ilk önce bir fotoğraf yolluyor, böylece öncelikle ürünü kesin olarak beğenmenizi garanti ediyor. Kargo ücreti ile birlikte biraz pahalıya gelse de (yaklaşık 750 TL) Kuzey Işıklı yüzükler hem kendinize hem de sevdiklerinize çok güzel bir hediye olabilir. Eğer yüzükler hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, buraya tıklayarak resmi adreslerini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/nordik-mitolojinin-savasci-valkurleriyle-tanisin/", "text": "Valkürler, atlarının üstünde zırh ve mızrak kuşanmış kanatlı varlıklar olarak tasvir edilen savaşçı bakirelerdir. Odin, Ragnarök zamanı geldiğinde dev soyuyla savaşabilmek için Valhalla'da olabildiğince fazla kahraman biriktirmek ister. Bu nedenle her savaş meydanına Valkürlerini yollar. Kimin ölüp kimin yaşayacağına Valkürler karar verir. Valkürler seçilmiş kişileri, yani savaşta ölenleri, Valhalla'ya taşırlar. Valkür maktulleri seçen anlamına gelir. Valkürler aslen katliamın kötü niyetli ruhları, ölümün karanlık melekleri olarak destanlarda yer alırlar. Savaş meydanının üstünde, avlanan etçil kuşlar gibi Odin adına kader dağıtırlar. Nordik Mitolojinin ilerleyen zamanlarındaysa Valkürleri romantikleştirilmiş bir şekilde görürüz. Odin'in shield-maiden'ları karşımıza Valhalla'daki savaşçılara içki ve et servis eden, kar gibi beyaz tenli bakireler olarak çıkarlar. Bu tasvirler Volsung ve Niebelungen Destanları'nda daha da geliştirilir. Öyle ki, sözü edilen destanlarda Brynhild oldukça güzel bir valkürdür. İdealize edilmiş Valkürler sert ve haşin doğalı atalarına kıyasla daha korumasız ve hassastırlar ve sık sık ölümlülere aşık olurlar. Bir hikayede Valkür Gudrun, ölümlü kahraman Helgi'ye aşık olur. Helgi öldüğünde o kadar çok ağlar ki Helgi mezarından kalkar ve ona ağlamamasını, döktüğü her göz yaşının yaralarına aktığını söyler. Çok geçmeden, Helgi'nin ruhu Valhalla'ya taşınır böylece aşıklar kavuşur. Ve başka bir mite göre, Valkürlerin zırhlarından parlayan ışıklar gökyüzünü aydınlatır, akabinde de Aurora Borealis dediğimiz olay meydana gelir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/norvecten-mahkumlara-yeni-ozel-mobilyalar/", "text": "Norveç'teki hapishaneler hem fiziki hem de sosyal yapısı nedeni ile sık sık gündeme geliyor. Mahkumlara sağladığı olanaklar ve kaliteli yaşam koşulları, dünyanın birçok yerindeki günlük hayattan daha kaliteli. Bergen Üniversitesi öğrencileri de mahkümların bu kaliteli hayat koşullarını bir tık üste çıkarmayı hedefleyen yeni mobilyalar tasarladı. Öğrenciler mobilyaları, Norveç'te suçluların cezalarını belirleyen kurum olan Kriminalomsorgen ile birlikte çalışarak ve hapishaneleri ziyaret ederek mahkumların ihtiyaçlarını inceleyerek tasarladılar. Yukarıdaki koltuğun tasarımcısı Amanda Ivarsoy Kovacs, koltuğun kenarlıkları ile birlikte mahkumu güvende hissettirdiğini ve mahkumun uzun yastık ile sarılma hissine alışabileceğini söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/norwegian-tv-series-skam/", "text": "Skam means shame as English that reminds me Shameless first and people thought it will be like Shameless but it was not. If you watch Skam you will understand what is the difference between Skam and Skins. And the most important thing is Skam has a own free world. When you entered the world of Skam you will feel the energy of the show. You'll see Muslims, refugees, gays and current situations that we are fighting with. As we can understand in the Skam world, people respect other people and they don't judge them because of their differences. Eva is acting like there is too much pressure on her but there is not she just putting labels and barriers on her life. But she cares people in her life and she loves them. At the first season she has a boyfriend named as Jonas. She loves him but Jonas was her ex bestfriend's boyfriend. Jonas cheated her with Eva and they became together. After that Eva's ex best friend never talked with her. At the first episodes you will see that Eva missed her ex best friend but they won't going to talk. Eva will have new friends after she understand that she can not be friends with her ex best friend again. To the Last episodes Eva going to break up with Jonas because of she kissed someone at the party and she lied about that. After this at the Christmas, Eva will took Isak's phone to call someone. But Eva's new bestfriend Noora and she will see porns on Isak's phone and they will think he loves Jonas. The season is having a season finale here. Noora is the most inpendent, powerful and understanding person you could ever seen at this show. She loves help to her friends and she always protect them. The thing people love it about Noora is she always respects to other people. When you see her room you will see a paper on her wall. Everyone you meet is fighting a battle you know nothing about. Be kind. Always writes on it. It actually affected me and helped to understand other people. Noora loves a boy named as William in this season. But there is a problem. William and Noora's friend Vilde slept together and Vilde loves William. But for William it is not like that. He loves Noora. When you see William, you will say that how a fuckboy loves someone. Noora thought he just wants to hook up with her but he was not. William loved Noora and he was ready to give his everything for be with her. So as you can guess they start dating and they became together. Everyone's favorite couple of all seasons is Even and Isak. At the first episodes Isak acting like he is not gay. But then he see sees Even. He wants to be his boyfriend. He loves him so much. And they are flirting then kissing after a few episodes later. The point of this season is you can do it everything for love. But there is problems. His friends are kidding with gays and his mother is so religious. But then he's coming out. He messaged to his mother about his gayness. His mother told that she will always love her son. Then Isak told his friends. They understood and Isak became happy because he always wanted to be with Even without no labels and his wish became true."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/02/vikinglerin-acimasiz-iskence-yontemi-kan-kartali-evde-denemeyiniz/", "text": "Vikingler için acımasızlar, barbarlar, vahşi paganlar gibi tanımları dünyanın birçok yerinde duymak mümkün. Her ne kadar kana susamış olarak değerlendirilseler de büyük bir kitle tarihlerine, kültürlerine ve özellikle eski inançlarına karşı yadsınamayacak bir merak duymakta. Şimdi size Viking Çağı'nın çok tartışılan bir konusundan bahsedeceğiz: Kan Kartalı. Kan Kartalı, veya Eski Nordik dildeki şiirlerde karşımıza çıkan haliyle Bloougr örn, uygulaması oldukça kan ve dehşet içeren bir işkence yöntemi. Genelde birinin babasını öldüren soylu kişilere yapılan bu işkencenin gerçekleşmesi için kurban tahtadan bir platforma yüz üstü yaslanıyor. Sonra keskin bir aletle sırtına bir kartal figürü oyuluyor. Kartal figürü kurbanın sırtına oyulurken olabildiğince derin olmasına özen gösteriliyor. Bu işlemden sonra kurbanın omurgası görülebilecek bir hal alıyor. Ritüeli uygulayan kişi ellerini kurbanın sırtından geçirip kaburga kemikleri teker teker ters çeviriyor. Böylece kanatlarını açmış kanlı bir kartal görüntüsü oluşuyor. En son işlem olarak da kurbanın ciğerleri sırtın açılmış kısmından sökülüyor ve omuzlarına konuyor. Kimi kaynaklar bu işkencenin Odin'e sunulan insan kurbanlara uygulandığını söylerken kimileri bu argümanı reddediyor. Kimi kaynaklara göreyse uygulanma şekli biraz daha farklı, mesela kurbanın açık yaralarına tuz serpilmesi gibi. Bazıları tarafından da Kan Kartalı tamamen reddediliyor ve eski metinlerdeki çeviri hatalarından doğan yanlış motiflerin buna sebep olabileceğini, Kan Kartalı'nın edebi bir kurgu olduğunu söylüyorlar. Kan Kartalı ile ilgili en detaylı şey antik Skaldik şiirlerde geçen betimlemeler. Bunun dışında bu uygulamaya dair tek hatrı sayılır arkeolojik bulgu Neolitik çağdan kalma, kaburgaları geriye doğru açılmış bir iskelet; fakat bu tamamen bir kanıt olarak sayılamıyor. Yine de İngiliz tarihçiler Patrick Wormald ve Anglo-Saxon tarihi üzerine yoğunlaşmış Eric John, The Anglo-Saxons adı ortak eserlerinde bu uygulamanın varlığını kabul ediyorlar. Bunun tam altmış sene öncesindeyse Allen Mawer, The Cambridge Medieval History de Kan Kartalı için Ne yazık ki kurgu değil diyordu. Kan Kartalı ikisi efsanevi, ikisi tarihi dört kişiye uygulanmasıyla ön plana çıkıyor. Bunlardan birinin Northumbria Kralı Kral lla olduğu söyleniyor. Nordik kaynaklara göre, ünlü Ragnar Lodbrok'un katili Kral lla, Ragnar'ın en korku salan oğlu Kemiksiz Ivar tarafından Kan Kartalı'yla infaz edilmiş. Fakat Anglo-Saxon kaynaklar krallarının savaşta çarpışırken öldüklerini iddia ediyor. Keyifle okuduğum bir yazı oldu fakat kısa sürdü. Daha uzun soluklu bir paylaşım mevcut ise okumak isterim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/36-istanbul-film-festivalinde-nordik-filmler/", "text": "İzlanda'nın ulusal film ödülleri Edda Ödülleri'nde En İyi Film dahil 8 ödül birden kazanarak yılın İzlandik yıldızı olduğunu kanıtlayan bu büyüme hikayesi, ergenliğin getirdiği büyüme sancılarının ve aşkın karında uçuşturduğu kelebeklerin Thor ve Kristjan'ın dostluğunu nasıl etkilediğini anlatıyor. Festivalin LGBTQ filmlerinden oluşan Nerdesin Aşkım? bölümünde yer alan filmin adı, Gençlik Başımda Duman olarak çevrilmiş. Filmin yönetmeni Guomundur Arnar Guomundsson ile geçtiğimiz aylarda Selanik Film Festivali'nde bir röportaj yapmıştık. Insomnia (1997) ve Pioneer (2013) gibi başarılı Norveç filmlerinden tanıdığımız Eric Skjoldbj rg, yeni filminde karanlık Nordik masallar anlatmaya devam ediyor. Pyromanen, 80'li yılların başlarında bir yıllık askerliğin ardından köyüne, ailesinin yanına dönen 19 yaşındaki Dag'ın yarattığı tehlike üzerine: Dag, itfaiye teşkilatı şefi babasının mesleğinin oldukça uzağında duran bir hobiyle, kundakçılıkla ilgileniyor. İnanmazsınız, 1930'ların Avrupa'sında Nordik ülkeler de ırkçı ve faşist politikalardan uzak duramamış. Sameblod, dünyanın en dışa kapalı ve izole toplumlarından olan Sami kavminin maruz kaldığı asimilasyonu, aşağılanma, dışlanma ve hatta insan-olarak-görülmeme durumlarını 14 yaşındaki Elle Marja'nın yaşadıkları üzerinden anlatıyor. Kendine dayatılan düşünceler nedeniyle kanından, kültüründen ve bedeninden utanan Elle Marja'nın hayalini kurduğu farklı hayata doğru kaçışı iyi bir dönem filmine dönüşüyor. Son yıllarda Nordik ülkelerden çıkan ve dünyanın farklı köşelerinde yaşanmış ilginç hikayeleri konu edinen başarılı belgesellere bir yenisi ekleniyor: Norveçli Morten Traavik ve Letonyalı Ugis Olte'nin belgeseli Liberation Day, 2015 yılında Pyongyang'da bir konser vererek tarihte Kuzey Kore'de konser veren ilk rock grubu olan Slovenyalı Laibach'ın yolculuğunu anlatıyor. Film, festivalin müzikle ilgili kurmaca ve belgesel filmlerden oluşan bölümü Musikişinas'ta yer alıyor. Yine iyi bir komşu bölümünde, fakat bu kez kısa film seçkisinde yer alan 12 dakikalık İsveç animasyonu Moms on Fire da gözünüzden kaçmasın. Festival programında ayrıca Nordik ülkelerin ortak yapımcı olarak yer aldığı şu filmler de bulunuyor. - Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat'ın Danimarka, Fransa, İsveç ve Afganistan ortak yapımı folklorik doküdraması Wolf and Sheep, - Festivalin Sinemada İnsan Hakları Yarışması bölümünde FACE Ödülü için yarışacak Danimarka-Almanya ortak yapımı De Sidste Maend i Aleppo / Last Men in Aleppo, - Usta yönetmen Agnieszka Holland'ın en yenisi, Polonya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, İsveç ve Slovakya ortak yapımı Pokot / Spoor, - Yenilikçi bir ilk-film, Bulgaristan, Danimarka ve Fransa ortak yapımı Bezbog / Godless - Festivalin Mayınlı Bölgesi'nden sert bir film, Meksika, Danimarka, Fransa, Almanya, Norveç ve İsviçre ortak yapımı La region salvaje / The Untamed"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/asgeirden-yeni-parca-stardust/", "text": "Uzun süredir albüm hazırlıklarında olan Asgeir aslında geçtiğimiz sonbaharda albümünü yayınlamayı planlıyordu fakat sessiz sedasız çıkış tarihini ertelemişti. Geçtiğimiz aylarda albümden ilk parça olan Unbound'u yayınlayan İzlandalı sanatçı, bu sefer de Stardust adındaki parçasını paylaştı. 5 Mayıs'ta yayınlanacak olan Afterglow albümü adına bizi daha da heycanlandıran parçayı mutlaka dinleyin. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/bylarm-festivali-2017/", "text": "Her sene Kuzey ülkelerinin yeni yeteneklerini bir araya toplayan by:Larm, 20 yıldır yeni müzikler keşfetmemizi sağlayan bir oluşum. Röyksopp, Susanne Sundfor, Ane Brun, Thomas Dybdahl, Jose Gonzalez, Moddi, Lykke Li, Todd Terje gibi isimlerin bile ilk konserlerini verdikleri festivallerden birisi. Bu nedenle her yıl müzik ile uğraşan yüzlerce kişinin festivale katılıp yetenek avı yaptığı bir etkinlik haline dönüşmüş diyebiliriz. Festival son 10 yıldır Oslo'da yapılıyor ve festival süresince tüm Oslo kocaman bir festival alanına dönüşüyor. Festivalin bu seneki resmi programında toplam 17 sahne ve 200'den fazla konser vardı fakat bir de off:Larm diye adlandırılan en küçük manavın bile konser alanına dönüştüğü yüzlerce farklı etkinlik ile sokaklarda onlarca sahne ve yüzlerce konsere denk gelebiliyorsunuz. Aşağıdaki tüm gruplardan oluşan by:Larm favorilerimiz Spotify listesine de buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/cok-sevdigimiz-adnadan-yeni-muzikler-geldi/", "text": "Harika sesi ile dinlemeye asla doyamadığımız Adna'dan yepyeni bir LP geldi. Adna sevgimizi gerçekten anlatmak kelimelere sığmıyor. Sesini her duyduğunuzda tüylerinizi diken diken eden İsveç'in en iyi sanatçılarından olan Adna, sözleri ve melodileri ile de duygularımızı kat kat daha fazla hissetmemize neden oluyor. Biz sürekli paylaşıyoruz belki siz gözünüzden kaçırmışsınızdır, daha önce hiç dinlemediyseniz lütfen şimdi bir yerlere girip Adna diye aratın. Çıkan tüm şarkıları dinleyin. Biz kolaylık olsun diye yeni yayınladığı parçaları hemen alt tarafa ekliyoruz. Biraz da yeni LP'den bahsedelim. Closure. Albümdeki 9 şarkının tamamı Adna tarafından yazılmış. Şarkıların tamamı Adna'nın geçmişinden bahsediyor, albüm boyunca Adna'nın köklerini ve karanlık tarafını keşfediyoruz. Daha önceki albümlerinden melankolik tarzına alıştığımız Adna, bu sefer daha da karanlık, kırılgan ve bir o kadar da sıcak şarkılarla karşımızda. 9 şarkı, albüme adını veren Closure parçasının keskin melodisi ile başlıyor. Adna'nın en sevdiğimiz parçalarını bize hatırlatan sesi albümün geri kalanının harika olacağı güvencesini veriyor. Umarız siz de albümdeki bütün şarkıları bizim gibi beğenirsiniz. Kendi çalma listelerinize ekler, bol bol hayal kurarsınız. Bu arada bizim hayal kurmaya özel bir de playlistimiz var. Tabii ki bu playlistte bolca Adna var. O playliste de alt taraftan ulaşabilirsiniz. Adna'yı hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz de bizde yazı bol 🙂 Siz yeter ki isteyin. Kendisi müziğini daha da geliştirebilmek için Berlin'de yaşıyor. Bu nedenle biz de Adna'ya hızla gelişen Nordik müzik sahnesi ile en sevdiğimiz şehirlerden biri olan Berlin'deki en sevdiği mekanları sorduk. Biz bu mekanlar arasında dolaşırken hep Adna dinliyoruz. Siz de mutlaka öyle yapın. Buraya biraz da Adna'dan video bırakalım. Bize Adna'dan en sevdiğiniz parçaları yazmayı unutmayın! İyi dinlemeler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/flawsin-goteborg-rehberi/", "text": "Anton Alvin'in yeni projesi FLAWS, gün geçtikçe daha da büyüyor. Bu projenin yeri hem bizim gözümüzde hem de Anton'un gözünde yeri ayrı çünkü projenin tüm şarkılarını o yazıyor, besteliyor ve hatta yayınlıyor. Çok yakında yeni bir EP de yayınlayacak olan FLAWS bir de Avrupa turuna çıkacak. Bu nedenle projenin adını 2017'de bolca duyacağımızı düşünüyoruz. FLAWS, İsveç'in ikinci büyük şehri olan Göteborg'da ortaya çıkmış. Anton da halen orada yaşıyor. Bu nedenle biz de kendisi ile bir Göteborg rehberi oluşturmak istedik. Anton'un şehirdeki en sevdiği yerleri okurken, en son yayınladığı parça olan Prove Me 'u da mutlaka dinleyin. Ayrıca Moddi, Olafur Arnalds ve Fallulah gibi sanatçılar ile hazırladığımız İskandinavya rehberlerine de göz atmayı unutmayın. Haha. Xing Long. Yok, aslında pek bilgim yok. Muhtemelen sorarsanız bir fincan kahve getirirler ama emin değilim. Bunu pas geçebilirim ama eğer spesifik olmak gerekirse, kütüphanenin kahvesini çok seviyorum. Stadsbiblioteket, kahvesi sanırım biraz pahalıydı ama orada oturup vakit geçirmek çok özel bir aktivite. Muhtemelen Pustervik derim. Kendinizi bir anda Prince'in reenkarne olmuş hali gibi hissedebilirsiniz en azından bu bana sıkça olan bir şey. Oceanen ya da Pustervik. Ne tür müzik dinlediğinize göre değişir. Bir keresinde Paris'te çok garip bir grup izlemiştim. Mekan aşırı boktandı, içerideki herkes sigara içiyordu ve hiç cam yoktu. Ama harika bir deneyimdi. Harika sahnelerde, birçok grup izledim ama Paris'teki deneyimim hala çok özel. Skatas. Eski ağaçlar, bolca odun ve hayvanlar. Ne az ne de çok. Sadece bir parça doğa. Friggagatan'da Mynt och Musik. Çoğu kişi artık telefonlarından online müzik dinliyor, dünya çok garip haha. Magasinsgatan'da Velour By Nostalgi. mmmmmm. Burası bir insanın idare ederden harikalara dönüştüğü yer. Jarntorget'te buluşun. Modası geçmeyen klasiktir. Sonra 40 metre ileriye Publik'e ya da Holy Moly'e yürüyün. Svenska Grammofonstudion. Dünyadaki en iyi stüdyo. Harika insanlar, harika koku ve harika mikrofonlar. Yürüyüş eksperleri için Ringön. Ama daha geleneksel bir şey isterseniz Botanik Bahçe. Guldhedstornet. Göklerde bir kafe. Kuleye benzer bir yapı. Muhtemelen musluklarımızdan akan suyla ilgili bir kule. Gerçekten hakkında pek bir şey bilmiyorum ama basıncı falan arttırıyor sanırım. Norra Gubberogatan'da Pizza Bar. Gidin, aşık olun ve geri dönün."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/jenny-hval-yilin-nordik-album-odulunu-kazandi/", "text": "Her yıl by:Larm festivali kapsamında dağıtılan Phonofile Nordik Müzik Ödülü, bu yıl Blood Bitch albümü ile Jenny Hval'e gitti. Norveç Veliaht Prensi tarafından açılışı yapılan ödül töreni, İskandinavya'nın en önemli müzik ödüllerinden birisi olarak görülüyor. Dünyanın farklı ülkelerinden önemli gazeteci ve müzisyenlerden oluşan jüri tarafından seçilen albüm, geçtiğimiz yıl tüm Nordiklerde yayınlanan albümler arasında en iyisi olarak tarihe geçiyor. Diğer by:Larm keşifleri için aşağıdaki linki kullanabilir ya da Spotify playlistimize göz atabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/keeping-up-with-the-kattarshians/", "text": "Reality Show ve kedi sevenlere müjde, artık YouTube'da hep birlikte yaşayan bir grup kedi yavrusu hakkında yeni bir program var! İsmini Kardashian ailesinin programından alan Keeping Up With The Kattarshians, Guoni, Ronja, Briet ve Stubburdört isimli ana oyuncudan oluşuyor. Dördü de kurtarılmış olan kediler ömür boyu yaşayacakları aileleriyle tanışana kadar rüya gibi bir kedi evinde konaklıyor. Konaklamanın sonunda ise her Pazartesi günü var olan kediler İzlandalı aileler tarafından sahiplenerek yerlerine yeni kediler geliyor. İzlanda Kedi Koruma Topluluğu, bu programı gerçek bir Reality Show haline getirmek için iki İzlandalı yapım şirketiyle birlikte çalışıyor ve ana amaçları insanları bilinçlendirerek hayvan kurtarma ve sahiplenmeyi arttırmak. Yapımcılar kedi evini gerçek bir eve benzetmek için her şeyi düşünmüş. Öyle ki evde sandalye, ranza, tablo, bahçe ve hatta küvet bile var. 7/24 canlı yayında olan yavru kediler sadece uyuyor olsalar bile ortaya çok sevimli görüntüler çıkıyor. Evin üç temel köşesine yerleştirilmiş minik kameralar sayesinde kedilerin her hareketini gözlemek mümkün. Buradan canlı izlenebilen kediler için ayrıca bir de YouTube'da en iyi anların kaydedildiği haftalık listeleri bulunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/lofoten-adalarinda-bir-kirmizi-kulube/", "text": "Özellikle instagram hesabımda varyasyonlarını sıklıkla yayınladığım o ünlü kırmızı kulübeyi belki biliyorsunuzdur. Belki kimilerinizi hayal kırıklığına uğratacak ama o kulübede maalesef her şeyden elini ayağını çekmiş, kendini doğanın kucağına bırakmış ve müthiş bir roman üzerine çalışan bir yazar yaşamıyor o kulübe ve benzerleri Lofoten Adaları'nın Hamnoy bölgesinde konuşlanmış Eliassen Rorbuer bünyesinde adaya gelen ziyaretçilere kısa ve uzun dönemler için kiraya verilen rorbuerler den birisi. Rorbuer esasında balıkçıların yaşadığı ve genelde bir ayağı su içinde olan barınaklara deniyor. Özüne uygun amaçla balıkçılar tarafından kullanılan rorbuerler halen mevcut olmakla birlikte, Lofoten'de bu barınakların turizm için kullanımı da oldukça yaygın. Rorbuer kiralayan işletmeler arasında benim favorim ise iki kez konaklama şansına sahip olduğum Eliassen Rorbuer. Hem fiyatları diğer tesislere göre daha uygun (rahatça 3-4 kişinin kalabileceği bir barınağı gecelik 120 dolara kiralayabiliyorsunuz), hem de bence Lofoten'in görsel olarak en güzel yeri olan Hamnoy'da suyun dibine konuşlanmış durumda. Öyle ki, sadece odamın penceresini açarak Lofoten'in en güzel fiyortunun fotoğrafını çekebildiğim bir konuma sahip. Eliassen Rorbuer bünyesinde iki kişilikten altı kişiliğe kadar farklı boyutlarda 34 adet rorbuer bulunuyor. Rorbuerlerin bazılarında çift kişilik yataklar da olmakla birlikte, ağırlıklı olarak ranza kullanılmış durumda. Fiyatı en ucuz olan iki kişilik rorbuerler dışında her rorbuer'in kendi mutfağı mevcut ve gayet geniş bir açık mutfak ve oturma alanını da içeriyor. Norveç genelinde dışarıda yemek yemenin pahalılığı dikkate alındığında (bir adet ana yemek en az 80-90 TL), rorbuer içinde mutfak olması oldukça önemli bir nokta. Dekorasyon ise benim her daim için favorim olan İskandinav sadeliğinde. Bu sene Şubat ayında oldukça fırtınalı bir dönemde burada kalmış olmama rağmen, wifi kusursuz çalışıyor. Herhangi bir ihtiyacınız veya sorunuz olduğunda iki dakika içinde birisi rorburerinizde belirip, tüm güler yüzüyle sorununuz hallediyor. Eliassen'in bir diğer avantajı ise tesis bünyesinde son üç senedir İsveç'li bir şef ve İtalyan eşi tarafından işletilen Krambua'nın yer alması. Eliassen'in hemen çıkışında bir otobüs durağı da var. Eğer benim gibi araba kiralamak yerine toplu taşıma ile seyahat ediyorsanız, bu durak işinizi oldukça kolaylaştırıyor. Yine bölgenin tek marketi de Eliassen'e yaklaşık 35 dakika yürüme mesafesinde. Ana yoldan yürümeniz gerekse de, market yolunda dahi manzaralar eşsiz. Eliassen benim her zaman kalmaktan çok mutlu olduğum ve keyfini çıkarabilmek için günün ayakta olduğum en az iki üç saatini de kulübemin içinde geçirmeye çaba sarfettiğim bir tesis. Lofoten'e yolunuz düşerse, kesinlikle değerlendirmenizi öneririm. Lofoten Adalarını da içeren Nordik Adalar fotoğraf galerime buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/spotify-accuweather-is-birligi/", "text": "İsveçli müzik yayın servisi olan Spotify, geçtiğimiz günlerde Accuweather'la iş birliği yaparak Climatune isimli projeyi duyurdu. Yaratıcı bir ara yüze sahip olan site dünyanın belirli noktalarında o an ki hava durumuna göre değişen 30 parçalık bir playlist sunuyor. Hava durumu yağmurlu olarak değiştirildiğinde dünyada şu an yağmur yağan herhangi bir yerde yağmurlu havalarda ne dinlenildiği görmek mümkün. Denk gelirseniz biraz Kopenhag rüzgarı, Göteborg yağmuru veya Oslo güneşi altında birkaç şarkı dinleyebilirsiniz. Çoğu kişi konuşacak başka bir şey olmadığında hava hakkında konuşur. Neyse ki konuşmamız gereken bir şey var. Bu da, hava. Onu kontrol edemiyoruz ama güneşi kovalar veya yağmurdan kaçarken ne dinleyeceğimize karar verebiliriz. Bu da bizi şöyle düşündürdü, hava durumun dinlediğimiz şeyleri nasıl etkiliyor?. Yapılan analizlerin sonunda beklenildiği üzere güneşli havalarda daha mutlu ve enerjik, yağmurlu havalarda daha düşük enerjili, akustik ve elektronik, karlı günlerde ise daha enstrümantal müzikler dinlenildiği ortaya çıkmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/valborg-yaklasirken-heyecanlanmamak-elde-degil/", "text": "İskandinavya'nın Vikingler gibi zengin bir kültürel ögeye ev sahipliği yaptığını düşünürsek, bununla beraber gelen Pagan kökenli festivaller de elbette kaçınılmaz. Valborg, 30 Nisan- 1 Mayıs tarihlerinde kutlanıyor! Ve beraberinde bir çok ilginç bilgi getiriyor. Baharın gelişi, doğanın uyanışı ve kış vakti etrafta dolaşan kötü ruhların def edilişinin kutlandığı bu antik bayram büyük bir kamp ateşi ve etrafında yapılan coşku dolu dansları içeriyordu. Fakat günümüzde Valborg buna ek olarak başka şekillerde de kutlanıyor. İsmini her ne kadar St. Walpurgis'ten almış olsa da bu festivalin köklerinin çok daha eski olduğu biliniyor. Ne var ki tam da bu muhteşem Viking festivaline denk gelen günde St. Walpurgis azizlik unvanını almış ve bu tarih İsveççe'ye Valborg olarak geçmiş. O zamanlar Paganizmle savaşan bir Katolik kilisesi olduğunu düşünürsek bu pek de tesadüfi değil. Fakat buna rağmen Paganizm ve Hristiyanlık, İskandinav insanı tarafından o kadar güzel harmanlanmış ki ortaya çok daha özgün kutlamalar çıkmış. Günümüzdeki kutlamalar sabahları Champagnefrukost denilen, şampanya ve çilekten oluşan bir kahvaltıyla başlıyor. Evet, Valborg boyunca alkol fazlasıyla tüketilen bir içecek! Sonrasında insanlar parklarda toplanıyorlar ve güzel vakit geçirmeye devam ediyorlar; barbekü ve bira en popüler iki şey. Geleneksel şarkıların ağızlardan düşmediği bu günde eğer hava güzelse bunun tadını çıkarmayı da ihmal etmiyorlar tabi ki! Sonuçta baharın gelişi esas kutlama nedeni... Gece olduğunda da büyük bir Valborg ateşi yakılıyor; ateşte yakılan şeyler genellikle eski, budanmış bitki kökleri ve ağaç dalları; bu da insanları kış mevsimini geride bırakıp yeni ve verimli bir döneme geçme fikrine daha çok yaklaştırıyor. Valborg özellikle üniversiteli gençler arasında daha coşkulu kutlanıyor. Her sene Göteburg Chalmers University of Technology, neredeyse 250.000 insana ev sahipliği yapan bir şölen düzenliyor ve bu şöleni Cortege olarak adlandırıyorlar. Ayrıca öğrenciler siyah kepleri beyaz keplerle değiştirdikleri bir seremoni de düzenliyorlar, bu da yine kış mevsimine sembolik bir elveda niteliğinde. Uppsala'da yapılan partiler de oldukça popüler. Hatta şimdiden Valborg in Uppsala adında bir etkinlik oluşturulmuş durumda. Festivale katılmak için bir ziyaretçi kartı almanız gerekiyor, işin en güzel tarafıysa sadece İsveç değil yabancı ülkeden gelen öğrenciler de bu kartı kolaylıkla alabiliyorlar. Tek ihtiyacınız olan üniversitenizden aldığınız bir öğrenci belgesi ve üzerinde fotoğrafınızın bulunduğu bir kimlik kartı. Bu belgelerin fotokopilerinin de -okunabilir olmak şartıyla- yeterli olduğu detaylarda belirtilmiş. Festivalle ilgili detaylar Facebook yoluyla kolayca ulaşılır durumda. Eğer bu bahar bir değişiklik yapmak istiyorsanız Valborg'u kutlamaya İsveç'e gidebilirsiniz! Cortege'den bazı kareleri de sizinle buluşturmazsak olmaz elbette."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/03/yeni-carl-louis-easy-feat-froder/", "text": "Playlistlerimizi takip ediyorsanız daha önce Carl Louis ve Froder ile karşılaşmış olabilirsiniz. Çünkü biz ikisini de çok seviyoruz. Carl Louis'in, son zamanlarda gündemden düşmeyen ARY ile çalışmalarını tekrar tekrar dinliyorduk. Froder'i de önce Atella ile yaptığı çalışma ile tanıdık ve sonrasında yayınladığı albüm de neredeyse tüm çalma listelerimize girdi. Şimdi ise bu iki harika isim üzerinde uzun süredir çalıştıkları parçayı sonunda yayınladı! Carl Louis melodileri ile bizleri bulutların üstünde bir rüyaya sürüklemeye devam ederken, Froder ise büyüleyici sesi ile bu melodilere eşlik ediyor. Bu rahatlatıcı parçayı biz şimdiden Dromme godt playlistimize ekledik. Sizler de hayal kurmayı seviyorsanız, bu parça en çok dinlediğiniz parçalardan birisi olacak gibi duruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/04/bronson/", "text": "Geçtiğimiz yıla The Neon Demon filmiyle damga vuran Nicolas Winding Refn, Danimarka'nın en önde gelen auteur yönetmenlerinden birisi olarak her geçen yıl kendini ön plana çıkarıyor. Arkasında neredeyse hiç başarısız film bırakmayan Refn, bundan sonra da çarpıcı filmleriyle isminden çokça söz ettireceğinden şüphemiz yok. Annesi görüntü yönetmeni Vibeke Winding, babası ressam ve kurgucu Anders Refn olan yönetmen çocukluğundan bu yana sinema içinde büyümüş. Kendisiyle oldukça barışık olan ve samimi açıklamalarda bulunan Refn, disleksi hastalığı sebebiyle 13 yaşına kadar okuma zorluğu çekmiş. Bir röportajında ise Ben renk körüyüm, dolayısıyla ara renkleri seçemiyorum. Filmlerimin renklerinin bu kadar kontrastlı olması bu yüzden. Başka tonlarda olsalardı, zaten göremezdim. diye ifade etmiştir. Filmlerinin en dikkat çekici yanı, renkleri ve yer verdiği imgeler olan yönetmenin neden bu açılardan bu denli başarılı olduğunu anlayabiliriz. Eksiklikleri avantaja çevirerek bu noktada ön plana çıkmak Refn'in bir başka başarısı. Hikayesi gerçeğe dayanan Bronson (2008), en büyük hayali ünlü olmak olan ve şöhreti suçlu rolü üstlenerek hapishanede yakalamış birinin öyküsü. Hayatını bir sahnede, seyircilerin önünde tek kişilik dev gösterisi ile sunan Bronson, hikayesini çocukluğundan başlayarak anlatmaya başlıyor. Sadece 7 yıl ile yargılanarak girdiği hapishane, belirsiz süreli olarak konakladığı yere, onun tabiriyle bir otel odası haline dönüşüyor. Film boyunca kafeste ve parmaklıklar arkasında gördüğümüz Bronson, kendini İngiltere'deki en tehlikeli mahkumum! olarak tanımlıyor. Dikkat etmemiz gerek ki, suçlu değil mahkum. Çünkü hayatında bir adamı dahi öldürmemiş fakat en tehlikeli olabilen kendisiyle barışık bir adamdan bahsediyoruz. İçinde oldukça rahatsız edici sahneler barındıran film, çok da göze sokmadan sistem eleştirisini yapmayı ihmal etmiyor. Suçlunun, neden suçtan sıyrılamadığına dair ipuçları bırakıyor Refn. Bronson'un bitmek bilmeyen gardiyan mücadelesi onu yormuyor, hatta oldukça rutine dönen bu durum, Refn'in filmlerinden ayrılmayan şiddet unsurunu devamlı tekrarlar duruma getiriyor. Filmde saygı duruşunda bulunmamız gereken ve bahsetmediğimiz takdirde büyük bir haksızlık yapacağımız iki durum var ki, öncelikle Bronson karakterine hayat veren Tom Hardy. Kusursuz bir performans sergileyen aktörü British Independent Film Festivali, En İyi Aktör ödülünü vererek taçlandırıyor. Bir diğeri ise Kubrick ile çalışan Eyes Wide Shut filminin de sinematografisini üstlenen Larry Smith. Filme yaptığı o güçlü dokunuşu her dakikada hissetmek mümkün. Her açıdan güçlü ve başarılı bir film olan Bronson, Refn'in filmografisinde önemli bir yere sahip. Özellikle Nicolas Winding Refn sinemasını seven izleyiciler ve en başta özgün bir film izlemek isteyenler için Bronson'dan daha iyi bir tercih olmayacağını savunuyor ve iyi seyirler diliyorum!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/04/konuk-yazar-bizarre-journeys-benim-meskenim-iskandinavya/", "text": "Instagram hesabımda yayınladığım fotoğrafların sanırım üçte biri İskandinav ülkelerindendir. Hayatımda ilk defa 2009 yılında Norveç vesilesiyle adım attığım İskandinavya daha bu ilk seyahatten hem hayata bakışıma belirli bir şekilde yön verdi, hem de takip eden sekiz sene içerisinde bir tutkuya dönüştü. Yıllar içinde neredeyse her sene bir kez İskandinavya'ya yolumu düşürdüm. Bana İskandinavya'da en çok neyi seviyorsun derseniz, mütevazi insanları, sade ama o denli etkileyici tasarım anlayışları ve asaletli politikacılarına tabi hayranım ama benim için İskandinavya'yı bu denli eşsiz kılan şüphesiz ki doğası ve İskandinav insanının doğaya gösterdiği saygı. Bu yazıda da sizler için İskandinavya doğasında şahitlik ettiğim bazı anları derledim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/04/roportaj-the-radio-dept/", "text": "1995'te kurulan İsveçli shoegaze, dream pop grubu The Radio Dept. ismini bir benzin istasyonundan aldı. Politik duruşlarıyla tanınan, Pet Shop Boys esintili grup, 2016 tarihli en son albümleri Running out Love turnesi kapsamında 28 Nisan Cuma akşamı Salon İKSV'de sahne alacak. Biz de konser öncesi Johan Duncanson ile biraz lafladık. -Müzik tarzını nasıl tanımlıyorsunuz? Dream pop ya da shoegaze olduğunu biliyoruz. Ancak bu sınırların ötesinde, Clinging to a Schemee saksafon eklediniz ve Running out of Love ile harika elektronik dans parçaları yarattınız. Yeni tatlar denediğinizi söyleyebilir miyiz? -Johan Duncanson: Yeni şeyler denemeyi seviyoruz! Ama biz sadece bir pop grubuyuz, ne fazlası ne de azı. Bu da rahat olduğumuz tek etiket; sosyalist, feminist ve anti-ırkçının dışında. Bu terimleri eğer sevdiyseniz pop grubundan önce de koyabilirsiniz. -Oldukça politik bir yönünüz var, bu oldukça aşikar. Sloboda Narodu bunun son örneği. Tabii ki, albüm kapağında da tüfekli bir kız var. Moby'den The Systems are Falling ve Pacific Choir da uluslarası politika sistemini, popüler kültürü ve naveganlığı eleştiren elektronik bir albüm. Sizin bu albümde vermek istediğiniz mesaj ne? -Johan Duncanson: Bu albümde İsveç'teki bağlamdan bahsetmek istedik. Milliyetçilik, faşistlik ve ırkçılık 2000'lerden beri yükselişte. Neredeyse tüm parçalar bir şekilde bu tarz konularla ilgili. İsveç'te bu albüm protesto müziği diye anıldı, ve sanırım öyle. Fakat müzikal olarak 60'lar ve 70'lerdeki protesto müziklerine oldukça uzağız. -Johan Duncanson: Evet, kesinlikle bir feminist imaj. Tüm iyi, medeni, ve akıllı insanlar feminist, elbette. -'Clrvynt'a dediğinize göre labelınız için bir tane daha kayıt yapmanız gerekiyordu, böylece Pet Shop Boys'un Introspective parçası gibi parçalar yapabilecektiniz. Fakat bu gerçekleşmedi, siz de bu konsepte bağlı kalmadınız. Yine de We Got Game ve Thieves of State ile Pet Shop Boys ya da Erasure gibi soundlar duyuyoruz. Burada oyunbozan şey neydi? -Johan Duncanson: Aslında başlangıçta planladığı gibi o kadar girişken bir proje değil, fakat halen bu kayıt üzerinde birçok fikir mevcut. Sadece temelde bir house albüm yapma fikrine biz sadık kalmadık. Bazen keşke sadık kalsaydık diyorum ama, yine de albüm için mutluyum. Erasure'ı genelde erken house ve techno müzik dönemlerinde dinledik ve nasıl bir albüm yapmak istediğimize karar verdik. Pet Shop Boys'u çocukluğumdan beri severim, bizim için önemli bir ilham kaynağı. -Önceden kendi labelınızı başlatmak istediğinizi dile getirdiniz. Kafanızda henüz bir şeyler var mı? -Johan Duncanson: Evet, umuyoruz ki Just So! adıyla bu projemizi sene sonunda gerçekleştireceğiz. Fakat öncelikle, Running Out of Lovedan son bir single koyacağız. Kapanış parçası Teach Me to Forget bizim Labrador'daki son EP'miz olacak. Birkaç yeni şarkı ve remix de içerecek, hatta bir tanesi de İstanbul'dan yakın arkadaşlarımızın grubu Kim Ki O'dan olacak. -Bu istenmeyen, tek taraflı sodomi yerine eşitliği oluşturmak saygıyı gerektirir mi? -Johan Duncanson: Haha! Plak şirketimizi mahkemeye götürdüğümüzde, bize böyle davrandığında tam olarak biz de böyle hissettik. Sodomiye karşı değiliz, insanlar istediğini yapabilir. Ancak istenmeyen bir sodomi söz konusuysa bu kesinlikle çok kötü. Kötü muameleden sonra bu da bir metafor oldu. Label ile kontratlarımız çok çok kötüydü, onlar yarattığımız her şeye sahipti, yazdığımız her şarkıya. Bu durum hayatımız boyunca geçerliydi ve ölümümüzden 70 yıl sonra da. Şimdi bazı şeyleri değiştirdik ve ilişkimiz şuan çok daha iyi durumda. -İkinizde farklı şehirlerde yaşıyorsunuz bu nedenle solo bir albüm de yapmayı düşündünüz mü? -Johan Duncanson: Ben şuan bir solo albüm üzerinde çalışıyorum ama bunu aceleye getirmiyorum. Hatta bir zaman sınırım bile yok. Projeyi de adlandırmak istemiyorum. Johan Duncanson aşırı sıkıcı olurdu. -Bizleri gelecekte neler bekliyor? Neler yapacaksınız? -Johan Duncanson: Tur ve Labrador'dan çıkacak son EP dışında, yeni bir labela başlayacağız. Elbette hakkında çok bir şey bilmediğim solo albüm planı var. Yeni fikirlere açığız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/04/sabahtan-aksama-dogumdan-olume/", "text": "Garip bir kurgusu var kitabın; bu kısacık hikayede, koca bir ömrü okuyoruz aslında. İlk bölümde bir doğuma tanıklık ediyoruz. Babasının gözünden bir oğulun, Johannes'in doğumuna... Büyüyünce, babası gibi bir balıkçı olacağı fısıldanıyor kulağına küçük Johannes'in. Bu bilgiyi aldıktan yalnızca birkaç sayfa sonra ise, kitabın ikinci bölümünde, gerçekten de bir balıkçı olduğunu öğreniyoruz Johannes'in. Hatta, artık balık tutmak yok, başkaları tutsun, ben tutacağımı tuttum, diye düşünecek kadar yaşlıdır. Yani birkaç sayfa öncesinin gürbüz bebeği Johannes, yedi çocuk büyütmüş bir yetişkindir; gençlik çok geride kaldı artık, diye düşünür Johannes. Üstelik geride kalan yalnızca gençliği de değildir; yakın arkadaşı Peter'i, karısı Erna'yı da kaybetmiştir geçen zaman içinde. Kitabın kurgusundaki garipliğin bir benzeri, yapısı için de geçerli. Noktalama işaretlerini alışık olduğumuz şekilde kullanmamış yazar Jon Fosse. Noktalara rastlamıyoruz örneğin, cümleler birbirine hep virgüllerle bağlanıyor. Ara vermeden, duraklamadan, hikayenin akışına kapılıyoruz ister istemez. Fosse'nin noktalama işaretleri konusundaki bu tercihi, pürüssüzce okunan bir metin ortaya çıkarmış. Başarıyla uygulanmış bir tercih olmuş. 1959 yılında Haugesund'da doğan Jon Fosse, son dönem Norveç edebiyatının dünya edebiyatına armağan ettiği en önemli yazarlardan biri kabul ediliyor. 2015 yılında Andvake, Olavs Draumar ve Kveldsv vd üçlemesiyle Nordic Council's Literature Prize'a layık görülmüş bir isim. Sabahtan Akşama yazarın Türkçede yayımlanan ilk kitabı ama Türkiye'deki yayıncısı MonoKL Yayınları'ndan gelen haberlere göre, Fosse'nin ödüllü kitabı da yayınevinin yayın programındaymış. Meraklısına not: Jon Fosse'nin bu novellası, bir operaya da ilham vermiş. 2015'te Avusturyalı besteci Georg Friedrich Haas, Sabahtan Akşama'nın hikayesinden yola çıkarak aynı adlı bir opera bestelemiş. Çok teşekkürler. Kitaba muhakkak bakacağım. Edebiyat bölümündeki postların sayısı inşallah artar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/04/yeni-mira-aasma-snow-white-wedding/", "text": "İlk parçası Ghost'u henüz 18 yaşındayken yayınlayan Mira Aasma, geçtipimiz iki yıl içinde müziğini çok ilerletti. Göteborglu şarkıcının yayınladığı Stereoscope EP, Noisey gibi birçok farklı yerde öne çıkanlar listelerine eklendi. Bohuslan'de sisli bir günde arkadaşım ile yürüyorduk, birden karşımıza gölün kenarında küçük bir tabela çıktı. Tabela yıllar önce yeni evli bir çiftin buz üstünde kayarak göle düştüğünü anlatıyordu. Tabelayı görür görmez sislerin ardından da iki tane bembeyaz kuğu görünmeye başladı. Biz de bu olayın üstüne hızla çiftlik evimize gidip bu şarkıyı yazdık."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/04/yeni-nising-kalimba/", "text": "Garip canavarları seviyor musunuz? Eğer seviyorsanız Nising'in yeni klibi Kalimba'da çok özel tasarlanmış birçok canavar var. Norveçli deneysel müzik sanatçısı Carl Tomas Nising'in yeni projesi Nising, Norveç'in batı kıyısında fiyort kenarında bir stüdyoda kaydedilmiş. Nising, Carl için çok önemli bir proje çünkü stüdyoyu bile kendisi inşa etmiş denilebilir. Eski bir tekne evini yeniden tasarlayarak stüdyoya çevirmiş. Kayıt için neden böyle bir yer seçtin sorusunu da şarkıları bestelerken, kaydederken tek başına olmalıyım o nedenle çellodan, flüte albümdeki her enstürmanı da ben kaydediyorum diye cevaplıyor. Kayıtların tamamı yakında Slumbersongs LP adı altında yayınlanacak. Tür olarak Nordik folk demek yanlış olmaz fakat Nising'in tarzı daha önce dinlediğiniz hiçbir Nordik folk müziğine benzemiyor. Birkaç ay içinde yeni videolarını izleyeceğimiz Nising'in ilk videosu Kalimba'ya ise İsveçli sanatçı Paulina Nilsson'un yarattığı canavarlar konuk olmuş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/05/atertraffen/", "text": "The Reunion, Türkçe adıyla Buluşma, ünlü İsveçli sanatçı Anna Odell'in otobiyografik özellikler taşıyan 2013 yılında oldukça ses getiren ilk sinema filmi oldu. Kendi lise yıllarının deneyimlerinden yola çıkarak, İsveç toplumunun gerçek yapısını göstermek istediğini söyleyen yönetmen, filmin hem senaristliğini hem de başrol oyunculuğunu üstlenerek oldukça zor bir işe imza atıyor. Filmin çıkış noktası lise arkadaşlarının Anna Odell'i mezunlar buluşmasına çağırmaması oluyor ve sanatçı olarak bunu kendi sanatıyla bir filme dönüştürmek istiyor. Kurgu ile gerçeğin birbirine karıştığı, film içinde film izleyeceğimiz bir deneyime dönüşüyor. Atertraffen, iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde reelde çağrılmadığı için gidemediği mezunlar buluşmasında Anna Odell'i görüyoruz. Adeta bir yüzleşme olarak adlandırabileceğimiz bu buluşmada başta sessiz ve hatta biraz da görünmez olarak karşılarına çıkan Anna, film ilerledikçe gerçekleri 9 yıldır aynı sınıfta okuduğu arkadaşlarının yüzüne çarpmaya başlıyor. Susturulmak istenmesine karşın, söyleyeceklerini planlamış ve defalarca bunun üzerine düşünmüş Anna için bu bir mücadele haline dönüşüyor ve pes etmiyor. Bir zamanlar yaptıkları zorbalıkları aralarındaki hiyerarşiyi duymaktan rahatsız olan lise arkadaşları ise bu yüzleşmeden uzaklaşmak için tekrar zorbalığa başvurmaktan çekinmiyorlar. Filmin ikinci bölümü başladığında ise yönetmen izleyicinin kafasını karıştırmaya başlıyor. Gerçek mi, kurgu mu? Çektiği bu sahte buluşma filmini, kendisini mezuniyet buluşmasına çağırmayan arkadaşlarına izletiyor. Yüzleşme daha sert ve vurucu bir hale dönüşüyor ve yönetmen belki de gerçekten yapmak istediği karşılaşmayı bir intikam şekli olarak ortaya koyuyor. Kurgunun, gerçekliği araştırmak için bir araç olarak kullanılabileceğini söyleyen yönetmenin de tam olarak yapmak istediği şeyin bu olduğunu filmin ikinci yarısında daha iyi anlıyoruz. İsveç'in en prestijli film festivali Guldbagge'den En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini alarak, sanatçılık kariyerine yönetmen olarak da katkıda bulunan Anna Odell, 2013 yılında İstanbul Film Festivali'nde Uluslararası Yarışma'da Altın Lale Ödülü için de yarışmıştı. Filmin başından sonuna kadar merakla izleyeceğimiz bir film ortaya çıkaran yönetmenin, bundan sonra da yönetmenliğe devam edip etmeyeceğini merakla bekliyor ve iyi seyirler diliyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/05/istanbul-isvec-baskonsoloslugunda-yeni-bir-proje/", "text": "İsveç Kültür Ataşesi Suzi Erşahin, İstanbul İsveç Başkonsolosluğu'ndaki ofisinde yeni bir projeye başladı. Tiny Office Art adındaki bu projede Türkiye'de yaşayan kadın sanatçıların projeleri, konsoloslukta bulunan ofiste sergileniyor. Sergi sadece ofis ziyaretçileri ve konsolosluk çalışanları tarafından görülebilse de sanatçıların çalışmaları, konsolosluğun sosyal medya hesapları ve internet sayfası ile daha çok kişiye ulaştırılması sağlanıyor. Türkiye'de sanatı daha çok desteklemek, Türkiye'deki kadın sanatçıların potansiyellerini göstermek ve benzer projelere ilham olmak amacı ile oluşturulan bu minik sergi, her ayın 3. haftası farklı bir sanatçının eserleri ile yenileniyor. Sizler de projeyi İsveç Başkonsolosluğu'nun sosyal medya kanallarından takip edebilir, yeni sanatçılar keşfedebilir ve projenin daha fazla kişiye ulaşmasına katkı sağlayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/05/izlanda-izlandalilar-ile-evlenecek-gocmenlere-5000-vermiyor/", "text": "Geçtiğimiz yıl The Spirit Whisper adlı sitede kaynak gösterilmeden yazılan yanlış bir haber, sık sık Türkiye'de de farklı haber siteleri aracılığı ile gündeme geliyor. Habere göre İzlanda'da erkek nüfusunun azlığı nedeni ile İzlandalı kadınlar ile evlenecek göçmenlere İzlanda devleti her ay düzenli olarak 5000$ ödemeyi planlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/05/kesif-hannes-isvec/", "text": "İsveç'in en yeni şarkıcılarından birisi Hannes, ilk parçasını yayınlayalı daha 2 hafta bile olmadı fakat şimdiden hem medyada hem de Spotify'da yavaş yavaş karşımıza çıkmaya başladı bile! Daha önce Stockholm'de küçük kulüplerde çalan Hannes, solo müzik kariyerine başlama kararından sonra ilk parçası I Went to The Jungle üzerinde Kasım ayından beri çalışıyormuş. Pop, soul, jazz ve r&b gibi farklı türleri birbirine karıştırarak kendi tarzını oluşturan Hannes, müzisyenler tarafından soul ve r&b'ye yeni bir dokunuş olarak gösteriliyor. Bu yıl özellikle yazın 2 haftada bir yeni parça yayınlamayı hedefleyen Hannes bu projesini The Youth Culture Calander olarak adlandırmış. Özlediği gençliği hatırlatan ve o günlerde yaşadıklarını tekrar deneyimlemek isteyen Hannes'in yazın yayınlayacağı parçalar çoğunlukla prodüktörü Tom White ve kendisinin çocukluğu hakkında olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/20den-fazla-nordik-dizi-onerisi/", "text": "Son zamanlarda sürekli karşımıza çıkan Nordik diziler izleyicilerini hikayeleri, oyunculukları ve çekimleri ile kendilerine hayran bırakıyor. Özellikle polisiye üzerine yoğunlaşan İskandinav dizilerinden bahsedilirken kullanılan özel bir isim bile var; Scandi-noir/ Nordic-noir! Biz de hem sevdiğimiz hem de son dönemlerde popüler olan İskandinav dizilerini Norveçli Jotun ile birlikte sizin için derledik. Çevrimiçi dünyada son zamanların en çok konuşulan yapımlardan biri haline gelen ve hayran kitlesi gittikçe yayılan Skam, Norveçli bir genç yetişkin televizyon serisi. Oslo'nun batısında bulunan Frogner bölgesinde Hartvig Nissen Lisesi öğrencilerinin hayatlarını anlatan dizi, NRK3 adlı kanalda yayınlanıyor ve bölümleri resmi internet sitelerinde bulmak mümkün. Küresel bir hit haline gelen Skam, yakın zamanda Amerika'da da uyarlanacak. Netflix ve Norveçli NRK1'in ortak yapımı olan Lillyhammer, Amerikalı eski bir gangster olan Frank Tagliano'nun tanık koruma programı dahilinde Norveç'e gönderilmesini ve orada yaşadıklarını anlatıyor. İkinci Dünya Savaşı'nın az bilinen hikayelerinden birini anlatan The Heavy Water, Norveç'in en yüksek puanlı dizilerinden bir tanesi. Nazi güçlerinin Norveç'te nükleer bomba geliştirme planının sabote edilmesini anlatan dizide hikayeyi Naziler, Müttefikler, sabotajcılar ve bomba geliştiren şirket gibi dört farklı tarafın gözünden izliyoruz. Farklı kaynaklarda 2016'da başlayan en iyi yabancı dizilerden biri olarak gösterilen Nobel, Afganistan'daki görevini yeni bitiren Norveçli bir askeri konu alıyor. Hikayesi ve çekimleri ile izleyenleri etkileyen Nobel, barış uğruna neler yapılması gerektiğini anlatıyor. Yakın gelecekte geçen dizi, Norveç'in çevreci politikalarıyla artık petrol üretimini durdurması kararı ile başlıyor. Bu karara karşı çıkan Avrupa Birliği adına ise Rusya, Norveç'i işgal ediyor. Henüz bir sezonu yayınlanan dizi farklı konusu ile birçok kişinin ilgisini çekmişti. Dizinin yeni sezonunun ise bu yıl içinde yayınlanması planlanıyor. Dedektif Beck'in bir gazeteci cinayetini çözmeye çalışmasını anlatan dizi, diğer polisiye dizilerindeki gibi katilin kim olduğunun çözülmesini değil olayı çözmeye çalışan dedektifin üstünde hissettiği baskıyı anlatıyor. Büyük bir uluslararası firmanın yolsuzluğunu ortaya çıkaran gazetecinin kariyeri ve aile ilişkileri içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Gazetecinin hayatını ve içinde bulunduğu gizemli olayları anlatan dizi, son zamanlarda tekrar gündemde. İş için uzun süre Asya'da kalan başarılı iş adamın Aksel Borgen'in doğduğu kasabaya geri dönmesi ile başlayan dizi, Borgen'in lisedeyken cinayetten dolayı hapse girip çıkması ve bu olayın tekrar gün yüzüne çıkması ile devam ediyor. İzlanda'nın doğu kıyısında geçen dizi Hjörtür ve kız arkadaşı Dagny'nin yolculuğu ile başlıyor. Terk edilmiş bir fabrikada çıkan yangından sonra ortadan kaybolan Hjörtür üzerine yoğunlaşan dizi İzlanda'nın en ünlü dizisi. Daha önce suçun adının bile bilinmediği bir kutup kasabasında geçen Fortitud, bir bilim adamının öldürülmesi ile başlıyor. Edinburgh Uluslararası TV'de FrightFest'te ismini çokça duyuran Fortitude, yeni sezonuna daha geniş bir kadro ile başladı bile. Dennis Quaid, Robert Sheean, Parminder Nagra, Edvin Endre ve Game of Thrones'tan tanıdığımız Michelle Fairley yer alıyor. İlk sezonunda hayatının en zor vakalarından biriyle karşılaşan Sarah Lund adındaki cinayet polisinin, politikanın da içine karıştığı bir cinayeti çözmesini anlatan dizi farklı vakalar ile toplam üç sezondan oluşuyor. Danimarka'nın en iyi dizileri arasında gösterilen Forbrydelsen, polisiye severler tarafından mutlaka izlenmeli. Dizi ayrıca Türkiye'de de Cinayet adında uyarlama versiyonu ile yayınlanmıştı. Dancada 'kale' anlamına gelen Borgen adlı dizi Danimarka televizyon tarihinin en başarılı dizilerinden kabul ediliyor. Dizide, sürpriz bir şekilde Danimarka'nın ilk kadın başbakanı seçilen Birgitte Nyborg'un adaylık dönemi, sonrasında hükümet kurma çabası, kabinesi ve aile ilişkilerini anlatıyor. İsveç ve Danimarka'yı birbirine bağlayan Öresund Köprüsü üzerinde kadın cesedi bulunması ile başlayan dizi, günümüzdeki sosyal problemlere değinerek işlenen bir suç serisini konu alıyor. İskandinavya'nın en meşhur dizisi olarak bilinen ve İsveç-Danimarka arasında geçen dizi ayrıca İngiltere-Fransa ve ABD-Meksika sınırları arasında yeniden uyarlandı. Aile reisinin hayatını kaybetmesi üzerine unutulmuş aile sırları yüzünden aile ilişkilerinin zedelenmesini konu alan Arvingerne, kadrosu ile dikkat çekiyor. En çok satılan kitabı Vik/Stubo ile tanınan Norveçli roman yazarı Anne Holt tarafından kaleme alınan Modus, Vik'ten de esinlenerek bambaşka bir suçlu psikolojisini ve olaylar silsilesini önümüze seriyor. Broen Bron III'ten tanıdığımız Melinda Kinnaman, Henrik Norlen, Marek Oravec gibi ünlü isimler de dizinin başrollerini paylaşıyorlar. Dizi Henning Mankell'in aynı isimli kitabındaki alışılmışın dışında çalışma prensibi ve düzensiz bir hayatı olan dedektif Kurt Wallander'i konu alıyor. Aynı isimde BBC versiyonu da olan dizinin İsveç yapımı orjinal versiyonu mutlaka izlenmeli. Uluslararası alanda başarı yakalayan dizi, kızı ortadan kaybolan bir dedektif'in, kötü anılarının olduğu kasabaya başka bir dosya için geri dönüşünü ve yeni dosya ile kızının dosyası arasındaki bağlantıları gün ışığına çıkarmasını anlatıyor. İsveç'in en kuzey kasabalarından birinde geçen dizi, bir Fransız vatandaşının öldürülmesi üzerine İsveç'e gelmesini konu alıyor. Tatilde tanıştığı İsveçli sevgilisi ile Stockholm'e göçmeye karar alan bir Amerikalı'nın İsveç'te karşılaştığı sosyal ve kültürel farklılıkları eğlenceli bir şekilde anlatan Welcome To Sweden, İsveç'teki günlük yaşamı yakından tanımak isteyenler için birebir. İskandinavya polisiyelerinden ilham alan bu seri aslında, John River adında Londra'da çalışan bir İsveçli dedektifi konu alıyor. Dizinin İskandinav polisiyelerden farkı ise bu sefer başrol kahramanımız ölüler ile yaşayanlar arasında bağ kurabiliyor. Nordik dizi diyince ilk akla gelen Vikingler, aslında History Channel tarafından hazırlanan ve Viking kahramanı Ragnar Lothbrok'un, ileriyi göremeyen, yetersiz bir lidere meydan okuyarak Norse sınırlarını nasıl genişlettiğini seyrettiğimiz gerçekçi bir dizi. Bir ek de benden gelsin 🙂 Rita diye bir danimarka dizisi var çok beğendiğim. Rita isimli bir ilkokul öğretmeni üzerinden danimarka aile ve okul hayatını anlatan oldukça güzel bir dizi. Danimarka netflixinde var inşallah türkiyede de çıkıyordur. Bir ekleme de benden gelsin. Bedrag adından finansal suçlarla ilgili bir dizi. İki sezon çekildi. İlk sezonda Nikolaj Lie Kaas vardı. Listeye eklenmeye değer. Nordik dizi alanında yeteri ilgiyi görmediğini düşündüğüm ve şiddetle tavsiye edeceğim bu diziyi sadece intro müziği için bile izleyebilirsiniz. Norveç'in kutup dairesine yakın bir bölgesinde, kutup ışıkları altında geçen mistik-polisiye-drama tarzında bir dizi Fortitude. 3. sezonu onay aldı, bekliyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/bir-ozgurluk-projesi-liberstad/", "text": "Gelin sizi Norveç'in kuzey ormanları içinde yer alan Mandal'a bağlı Tjelland köyüne götürelim. Onu dünyanın diğer köylerinden ayıran tarafı -isminden de anlaşılacağı gibi- tamamen özel arazi üstüne kurulu ve özerk statü kazanmış bir yerleşim birimi olması. Kendisini 'Bir parça özgürlük' sloganıyla tanıtan köy John Holmesland ve Sondre Bjellas adlı iki Norveçli tarafından tamamen sıfırdan kurularak hayata geçirilmiş. Kendi kendine yeten şehir anlayışıyla oluşturulmuş Libertania Projesi'nin ilk meyvesi. Kendilerini, Toplumun çalışma biçiminde değişim arayan küçük bir grup olarak tanımlıyorlar. Köy herhangi bir yerel yönetime bağlı değil. Kararlar yerleşen kişiler tarafından ortak alınacak ve herkes istediği her işi yapabilecek. Eğer yapılan iş için Norveç'in para birimi Kron kullanılmazsa hükümete vergi de ödenmiyor. Kanun ve düzenlemeler bireyin haklarını koruyacak şekilde düzenlenecek. Şiddet kullanımı ise tek temel yasak. Grup herkesin Norveç'teki diğer ev ve kulübe fiyatlarının çok altındabir fiyatla hem ev hem de arazi satın alma fırsatı bulduğu bir şehir yaratmayı düşlüyor. Bunun yanı sıra yüksek ipotek, doğrudan veya dolaylı vergiler olmadan yaşam fırsatı sunmayı da planlıyor. Kamp yeri, konser alanı ve yol ağını geliştirmek ise öncelikli hedefler olarak belirlenmiş. Liberstad'ın ilk şanslı toprak sahipleri ise belirlendi. Ön satışında 1 dönüm arazinin değeri 17 bin 200 dolar olarak belirlenirken, 1 Haziran'dan itibaren inşasına başlanacak yeni yaşam alanında 25 farklı ülkeden 100 kişi yer alacak. Aşağıda, arazi sahiplerinin hangi ülkeden geldiğini görebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/dagilmasindan-9-yil-sonra-madrugada/", "text": "Hayranlarının bir kısmı da dahil olmak üzere; bu grupla bir şekilde tanışmış ya da onu dinlemiş birçok kişi, Madrugada 'nın İspanyolca bir kelime olduğunu ve anlamının da alacakaranlık ile şafak arasındaki mavi saatler olduğunu bilmiyordur sanırım. İşte Norveç kökenli bu grubu bu kadar derin kılan ve geniş kitlelere ulaşmasını sağlayan da -şarkı sözleri ve müziğinin güzelliği dışında- bu etkileyiciliği diye düşünüyorum. Müziğinde blues dokunuşları taşıyan bu alternatif rock grubu, etkileyici şarkı sözleri sayesinde şöhret basamaklarını hızla tırmandı ve ülkelerinin sınırlarını aşmayı başardı. Grup dağıldıktan sonra Sivert Hoyem solo kariyerine döndü. Çıkardığı tüm albümler Norveç listelerinde 1 numara oldu. Özlenilen sesi solo kariyerine devam ederken dinlemek hayli güzel olsa da, Hoyem'in uluslar arası çapta Madrugada kadar başarı yakaladığını söyleyemeyiz. Frode Jacobsen ise Robert Buras'ın kurucusu olduğu bir diğer gruba, My Midnight Creeps'e katıldı. Kısa sürede dağılan grup, 2011 yılında kalan üyelerin girişimiyle yeni albüm çalışmalarına başladı. Kitchie Kitchie Ki Me O adını alan grup 2015 yılında Are You Land or Water? adlı bir albüm çıkardı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/dogma-95-akimi-erdem-yemini/", "text": "4. Film, renkli olmalıdır. Özel ışıklandırma kullanılamaz. 5. Optik numaralar ve filtreler kesinlikle yasaktır. 9. Film formatı 35 mm olmalıdır. Bu akım yönetmenlere esneklik tanıyacak, cesaret kazandıracak, aktörlerin performanslarının ve hikayenin ön plana çıkmasını sağlayacaktı. Ayrıca genç yönetmenler de düşük bütçelerle filmler çekip kendileri gösterebileceklerdi. Günümüze kadar farklı yönetmenlerle 200'e yakın filmle sertifikalandırılmıştır. Von Trier'den The Idiots (1998), Vinterberg'den Festen (1998), Kragh-Jacobsen'den Mifune's Last Song (1999) ve Levring'den The King is Alive (2000) türünün en bilinen örnekleri arasındadır. Bu avangard akım kimi seyirciden olumlu eleştiriler alırken, kiminden nefret toplamıştır. Öyle ki 2000 yılında Trier'in ünlü filmi ''Karanlıkta Dans'' Cannes Film Festivali'nde ödülünü alırken salonun yarısı tarafından alkışlanmış, yarısı tarafından da yuhalanmıştır. Gerek kurucularının daha fazla vakit ayıramaması gerek yeteneksiz yönetmenlerin bu akımı araç olarak kullanması sonucu giderek zayıflar. Nitekim Trier ve Vinterberg'in sadece birkaç filminin bu akıma dahil olması da katı kuralların sinema sanatını ilerletemeyeceği görüşünü destekleyici niteliktedir. Akım zamanla popülerliğini kaybetse de Danimarka sinemasını Dünya'ya tanıtmış olur."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/eglenceli-bir-mezuniyet-gelenegi-russ-otobusleri/", "text": "Lisenin son senesinde olan Norveçli gençler mezuniyetlerini süsledikleri otobüslerde parti yaparak kutluyor. Russ Kutlamaları adını verdikleri bu etkinlik her sene 20 Nisan'da başlayıp milli bayramları olan 17 Mayıs Norveç Anayasa Kutlamaları'na kadar sürüyor. Bu eğlenceli gelenek 1904'te Norveç'i ziyarete gelen Alman öğrencilerin gezileri sırasında taktıkları kırmızı keplere dayanıyor. 1905'te Norveçli erkek öğrenciler liseden mezun olduklarında yüksek öğrenime geçişlerini simgelemek için Alman öğrencilerden gördükleri kırmızı kepler takarlar. Daha sonrasında eğitimi finans ve işletme olan ağırlıklı prestijli bir lise de ayrıcalıklı görünmek için aynı geleneği mavi keplerle devam ettirir. 70'li yıllarda antika arabalar, otobüsler alınarak boyanmaya ve süslenmeye başlanır, bu sayede de günümüzdeki haline doğru şekillenir. Kimi zaman 300.000 doları bulan masrafı karşılayabilmek için sponsorlardan yardım alınır. Günümüzde her otobüs, otobüs sahibi olan öğrencinin lisede uzmanlaştıkları alana göre boyanır. En yaygın renk olan kırmızıyı matematik, fizik, sanat, müzik gibi alanların öğrencileri tercih ederken, finans ve işletme öğrencileri maviyi, sağlık ve spor öğrencileri de beyazı tercih ediyor. Stavanger gibi bazı bölgelerdeyse rengi okullar belirliyor. 2000'lerin başında okullar ve eğitimciler öğrencilerin aşırı alkol kullanımı ve uzun süreli partilerini azaltmak için final sınavlarını Mayıs başına alsalar da aldıkları tepkiden dolayı geri adım attılar. Medyada bu gelenek gençlerin mezuniyet eğlencesinden ibaret gibi yansıtılsa da Norveçli öğrenciler için büyük önem taşıyor. Beğenilen bir otobüse sahip olmanın öğrencilere okul hayatlarında kattığı popülarite ve saygınlığın yanında, öz-geçmişlerine de önemli bir katkısı oluyor ve öğrenciler iş hayatına atılırken bu durumun avantajlarından yararlanıyor. Etkinlik süresince öğrencilerin farklı eğlence tarzları ve aşırı alkol tüketimi özellikle yabancı basın tarafından çok eleştiriliyor olsa da öğrenciler otobüslerini son haline getirmek için yıllarca emek veriyor ve zorluklarla başa çıkıyorlar. Bu sebeple Russ otobüsleri Norveçli öğrencilerin sorumluluk alma ve kriz yönetimi becerilerini somut bir şekilde ortaya koyuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/farkli-bir-muzik-arayanlara-eivor/", "text": "The Last Kingdom dizisini izliyenlerin, gerek dizinin tema müziğinden gerekse dizide sık sık yer alan Trollabundin adlı parçadan, aşina olduğu farklı ve bir o kadar da güzel sesin sahibi Eivor Palsdottir, Faroe Adaları asıllı bir vokalist ve söz yazarı. Sanatçının performanslarında folktan elektroniğe, jazzdan klasik müziğe, trip-hop rocktan pop müziğe kadar birçok tat almak mümkün. Her performansı İskandinav ruhunu taşıyan ve bu ruhu gerek modern gerekse geleneksel tınılarla harmanlayan güzel birer eser. Zaten Faroe Adaları'nın yanı sıra İzlanda ve Danimarka'da da birden fazla ödüle layık görülmesi bu tezi onaylar nitelikte. Eğer Eivor hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak isterseniz buradan sanatçının kendi websitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/farval-falkenberg/", "text": "2006 yılı İsveç ve Danimarka ortak yapımı olan film 'Elveda Falkenberg'; hüzün, dostluk, gelecek kaygısı, sade yaşam, aile bağları ve şiirsel bir anlatım sunmakta, ayrıca akşamüstü izlendiğinde seyir keyfi on kat daha artıyor. Film küçük bir sahil kasabasında yaşayan bir grup arkadaşın paylaşımlarını ve dostluklarını ele alıyor. İç bunalım ve varoluşsal sorunlar yaşayan bu gençlerin hayatı, edebi bir dil ve güzel bir oyunculukla yansıtılmış. Hissettiği duygularını günlüğe yazan ve filmin bazı kısımlarında kendi ağzından dinlediğimiz David, yaşamını sonlandırmasıyla birlikte arkadaşlarını büyük bir üzüntüye terk ediyor. Kendimle ilgili her şeyi yitirmiş gibi hissediyorum, Tıpkı ruhunu satıyormuş gibi hissettiren yere parmağını koymuşsun gibi bir şeydi. Bütün gün boyunca ormanda takıldık, Şimdi ise, oraya geri dönmek tek dileğim, Ağaçların arasında kendimize ait bir vaha. Bir bungalov yaparız. Belki arada bir gelip ziyaret ederim. Ben ölünce cenazem nasıl olacak, merak ediyorum. Belki görebilirim. Çünkü küçük kasaba cenazesi olur. Bir ihtiyarın cenazesine benzer. Genç insanlar burada ölmemeliler. Buradaki cenazelerde Rock 'n' Roll çalmaz, sonrasında herkesin içip eskiyi yad edeceği partiler yapılmaz. Burada balıkçı kulübesinde kahve verilir. Akrabalar ve ihtiyarlar ölümü, son derece normal her gün yaşadıkları bir şey olarak görürler. Ama siz dostlar, beni gerçekten tanıyan dostlarım... Sizin neler hissedeceğinizi çok merak ediyorum. Belki bir an evvel unutmaya çalışıp, cenazeme gelmezsiniz. Bunu anlarım. Sizin yerinizde olsam, ben de orada bulunmak istemezdim. Beni özleyecek misiniz?Herkes bazı seçimler yapabilir. Belki de benim isteğim de budur. İstasyona gidip bir bilet alabilir sonra trene atlayıp, başka bir yere gidebilirdim. İçinden geçtiğim tüm şehirleri rayların vızıltısı eşliğinde izleyebilirdim. Bir yerlerde ev tutup, bütçemin yettiğince yaşayabilirdim. Önyargılı bir toplum ve bize biçilen rollerden uzakta. Yeni bir hayata başlayabilirdim. Stajyer dekoratör olabilirdim. Ve bu işe cidden önem verebilirdim. Belki şansım yaver giderse, yeni insanlarla tanışabilirdim. Konuşacak yeni insanlar. Yeni arkadaşlar. Müdür veya bankacı falan olmak için okula gidebilirdim. Dolgun bir maaş kazanıp, üstüme başıma güzel kıyafetler pahalı kıyafetler alabilirdim. Tam istediğim tarzda. Belki orada bir kızla tanışırdım. Birbirimizi seveceğimiz bir kızla. Birlikte zaman geçirebilirdik. Sadece ikimiz. Geç saatlere kadar yataktan çıkmadan, sadece birbirimize zaman ayırıp geri kalan her şeyi unutarak anladığımız dilden konuşabilirdik. Belki kavga eder, sonra çözerdik. Konuşur, yola devam ederdik. Deniz kenarına arabamızla gider, kendimize bir ev alıp, çocuk yapardık. Üç ya da dört çocuk. Sevimli, sağlıklı çocuklar. Onları çok severdim. Onlara bir ev ve baba sıcaklığı sağlardım. Muhtemelen gecenin bir yarısı uyanır seçimlerimi ve aşkımı sorgulardım. Zifiri karanlıkta sokakta biraz yürür, geçen arabalara bakar, sokak lambalarında gözlerimi kamaştırır, yapayalnız halimle soğuğu iliklerimde hissederdim. Sonra yatağıma döner, ona sarılır, hem kendimden hem de karanlıklarımdan tiksinirdim. Sonra sisin ardında bir şey görürdüm. Memleketimi özlerdim. Doğduğum yeri, memleketimi. Belki de hiç ayrılmayacağım deniz kıyısındaki şu küçük kasabayı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/finlandiya-bagimsizligin-yuzuncu-yilini-10-kitapla-kutluyor/", "text": "Finlandiya, bağımsızlığının 100. yılını bir hediye ile kutluyor. Hepsi Finli yazarlara tarafından yazılan ve İngilizce'ye tercüme edilmiş 10 modern şaheserin ve klasiklerin teslimatını İngiltere'nin merkez kütüphanesi olan Leeds Merkez Kütüphanesi'ne sundu. Kitapların arasında Finlandiya'nın yaratılış mitini araştıran ve anlatan, en önemli metinleri ve şiir derlemesi olarak da kabul edilen Kalevala da yer alıyor. Fin Enstitüsü Toplum ve Kültür Başkanı Johanna Sumuvuori kitaplarla ilgili olarak; İngiliz okuyucularına ve kütüphaneye 10 harika Fin öyküsü getirerek Finlandiya'nın 100. yılını kutlamak istedik. diyor ve ekliyor: Bu hikayelerin Fin kültürü boyunca edebi yolculukları sunduğuna inanıyoruz. Leeds Konseyi üyesi Debra Coupar ise Bu kitaplar, Leeds Merkez Kütüphanesi'ndeki koleksiyon için harika bir miras ve tarih için büyüleyici bir pencere. Edebiyat daima farklı kültürleri ve gelenekleri keşfetmek için mükemmel bir giriş niteliğindedir. Bu kampanya ve kutlama aynı zamanda okuma ve okuryazarlığın önemini vurgulamamıza da yardımcı olmaktadır. diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/finlandiya-okullarindaki-4-siradisi-durum/", "text": "Senelerdir PISA testinde başı çeken ve dünyanın en iyi eğitim sistemine sahip olan Finlandiya ile ilgili birçok içerik görüyoruz son zamanlarda. Fazla bahsedilmeyen ancak Finlandiya'nın bu konuda başı çekmesinde büyük payı olabilecek birkaç küçük ayrıntıdan örneklerle bahsedelim. Finlandiya'da yaz-kış, okuldaki insanların bir çoğu çorapla geziyor. Bu kişilere öğretmenler de dahil. Öğrencilerin bir çoğu okula gelirken yanlarında yün çorapla geliyorlar ve okulda gelince ayakkabıları çıkarıyorlar hemen. İskandinav ülkelerindeki bu 'alışkanlık'tan esinlenen Yeni Zelanda, Avusturalya ve İngiltere gibi ülkeler de bazı okullarda 'no-shoe' uygulaması başlatılmış. Öğretmenler, ev ortamı sağlanmasına teşvik eden bu uygulamanın, öğrencilerin öğrenim ve motivasyonuna de katkısı olduğunu söylemişler. Spor dersi kapsamında tango öğrenmek de var, bowling'e gitmek de. Seçmeli ders olarak araba lastiği değiştirme dersi var. Ev ekonomisi dersinin bazıları, okulun özel olarak oluşturulmuş sınıfında işleniyor. Burada fırından ölçekli kaplara kadar yemek yaparken ihtiyacınız olan her şeyden 4'er adet mevcut. Çünkü sınıf gruplara ayrılıyor ve herkes kendi küçük mutfak bölmesinde, öğretmenin verdiği tarif doğrultusunda, yemeğini pişiriyor. Masayı da kendileri hazırlıyorlar ve hazırladıkları yemekleri ders kapsamında hep birlikte yiyorlar. Sonrasında da masalar toparlanıyor, bulaşık makinesi dolduruluyor. Bunlar da dersin parçası. Her hafta yeni bir tarif var. Aynı zamanda Finlerin cinsiyet fark etmeksizin örgü örmeyi bilmesi de ilkokulda verilen el işi derslerine borçludur. 2015 yılının sonlarına doğru Finlandiya'da, müzik derslerindeki Noel şarkıları gibi birçok dini şarkı müfredattan çıkarıldı. Özellikle de Helsinki ve çevresi gibi mülteci ve yabancı vatandaş nüfusunun olduğu yerde. Herkes aynı derse giriyor. Spor derslerinde 'erkekler futbol oynuyor kızlara bankta tezahürat yapıyor' gibi bir durum yok. Tek tük Amerikan okulu dışında, ülke genelinde 'özel okul' statüsünde bir kurum yok. Öğrenciler, öğretmenler hatta müdür de dahil, herkes birbirine isimle hitap ediyor. Ancak bu aynı zamanda kültürel bir durum. İnsanlar normal hayatlarında da birbirine isimle hitap ediyor ve bu bir saygı/saygısızlık göstergesi değil. Bu, hiyerarşiyi kısmen yok eden ve aynı zamanda öğrenci ile öğretmen arasındaki iletişimi kolaylaştıran bir durum. Öğrencinin öğretmene ismiyle hitap etmesiyle de saygı duyabileceğini, illa öğretmen odaya girince saygı duruşu seremonisine ihtiyaç olmadığını bize ispatlıyorlar. Ast-üst ilişkisi hoca-öğrenci arasında tabii ki mevcut ancak, 'protokol' mantığı hakim değil."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/finlandiyanin-40-ulusal-parki-acildi/", "text": "Ulusal parklar Finlandiya'da toplam yüz ölçümünün %2.5'lik kısmını kaplıyor. Her biri koruma altında olan parklar Finliler için hayatın önemli bir parçası. Ülkenin her yerinde bulunan bu parklar yürüyüş, kürek çekme, balık tutma, kampçılık gibi faaliyetler için ideal yerler olarak görülüyor ve kimi zaman da bilimsel araştırmalar ve doğa çalışmaları için kullanılıyor. Bu zamana kadar 39 ulusal parkı olan Finlandiya'da, geçtiğimiz günlerde ülkenin bağımsızlığının 100. yılı kutlamaları altında Hossa Milli Parkı'nın açılışı yapıldı! Çevre Bakanı Finlandiya bağımsızlığının 100. yılını kutlamak için Hossa Milli Parkı'nı açılışa sunduklarını, bunun aynı zamanda bağımsızlık için mücadele eden bölge halkına saygı anlamı taşıdığını belirtti. Helsinki'nin 750 km kuzeyindeki bu yeni milli park, bölge halkı ve turistlere doğayla iç içe bir yaşam alanı sunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/gunesin-batmadigi-festivaller-basladi/", "text": "Finlandiya'da bütün yıl beklenen yaz mevsimi geldi çattı. Yaz aylarının bu kuzey ülkesine sunduğu güzelliklerden biri ise Kuzey Kutup Dairesi'ne yaklaştıkça güneşin birkaç ay hiç batmaması. Bu olay Gece Yarısı Güneşi olarak biliniyor ve güneşin kuzey ve güney kutuplarında yılda sadece bir kez batmasına sebep oluyor. Finlandiya, haziran ve temmuz aylarında batmayan güneşin tadını gün boyu süren festivallerle çıkarıyor! Yaz dönümü Finlandiya'daki resmi tatillerden biri. Haziran sonunda gerçekleşen yaz dönümünde şenlik ateşi yakmak, içerisinde sauna bulunan kır evlerinde kalmak gibi geleneksel etkinliklerin yanı sıra kutlamalara bir de festival eşlik ediyor. Bu yıl ülke bağımsızlığının 100. yılı kutlanırken farklı bir anlam kazanan festival, 23 Haziran'da Helsinki'de gerçekleşecek. En yeni festivallerden birisi olan Midsommar Weekender, Ahus'ta eski bir sarayda gerçekleşiyor. Floating Points, El Perro Del Mar, Zebra Katz ve Flyte gibi isimlerin sahne alacağı festival boyunca farklı Midsommar etkinlikleri gerçekleşecek ayrıca 24 Haziran'da 1000 kişinin katılacağı Midsommar yemeği de olacak. Laponya'da bu sene 32. si gerçekleşecek olan festival sinemaseverleri bir araya getiriyor. Festivalde yapımcı ve yönetmenlerin söz aldığı panellerin yanında birçok yerli ve yabancı film gösterimi yapılıyor. İsveç ve Finlandiya sınırındaki bir sanat müzesinde gerçekleşecek festival, iki ülkenin caz ve blues severlerini bir araya getirmeye hazırlanıyor. 2003'te orkestra konseri olarak başlayan etkinlik zamanla Avrupa'dan farklı orkestraların katılımıyla klasik müzik festivaline dönüştü. Ağustos ayında 15. kez gerçekleşecek olan festival Laponya'nın güzel manzarasında klasik müziğin tadını çıkarmak için katılımcılarını bekliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/heimdallr-sura-ufledi-ragnaroke-hazirlik-rehberi/", "text": "Ragnarök, Eski Nors dilinde tanrıların kıyameti anlamına gelir. Fakat yine de tanrıların alacakaranlığı anlamına gelen Ragnarokkr kelimesine telaffuz ediliş yönünden benzer. Günün birinde yaratılmış her şeyin, Valhalla ve Niflleheim'daki tanrıların; Jotunheim, Midgard ve Alfheim'da yaşayan bütün ama bütün canlıların bir sonu olacağı Kuzeyli halkların sıkı bir inancıydı. Elbette ki bu korku dolu gün kendinden önce alametlerini getiriyordu. Midgard'da, yani insanların diyarında, geleneklerin terk edilmesi, akrabalık /dostluk bağlarına sadık kalınmaması ve bir bozulma yoluna gidilmesi bu alametlerden bazıları. Bunlardan ayrı olarak çok sert kış mevsimleri kehanetlerde yerini alır. Bu gelen öyle bir kıştır ki arada hiç yaz olmadan, hiç hava ısınmadan tam üç mevsim kadar sürecektir. Semanın dört bir köşesinden de kar düşecek, buzlanmalar çok şiddetli olacak, rüzgar ciğerleri delip geçecek ve güneş asla ısıtmayacaktır. Normalinin üç katı ağır ve uzun geçen bir kıştan sonra, savaşın ve kötülüğün yeryüzüne yayıldığı üç benzer kış daha gelir. Dokuz diyarı bir arada tutan ağaç Yggdrasil'in kendisi korkusundan titrer ve dalları sallandıkça depremler artar. Denizler havzalarından boşalıp yok olur, gökyüzü parçalara ayrılır ve insanlar o kadar çok sayıda ölmeye başlarlar ki kartallar ölmek üzere olan ve hala kıpırdaşan bedenlerinden beslenmeye başlarlar. İşte bu olaylar olurken, tanrıların korktuğu şey başlarına gelir. Loki ve evlatları, kurt Fenrir ile Midgard'ı saran yılan Jörmungandr, zincirlerinden kurtulurlar ve düşman saflarında tanrılara karşı yerlerini alırlar. Korkunç dev ordusuyla beraber savaşa giden Loki, gemisi Naglfar'ın üzerinde yaklaşırken gözcü Heimdallr yaklaştıklarını görür ve Gjallarhorn adındaki sura üfler. Bu duyulan ses Ragnarök'un başladığına, Odin'in Valhalla'da onurlandırdığı savaşçıların da bu savaşa çağrıldığına işaret eder. Dev halkı tanrıların diyarıyla birlikte bütün bir evreni yok etmeye koyulmuşken Fenrir ağzını açar, alt çenesi yeryüzünü üst çenesi gökyüzünü söker alır. Öyle ki güneşin kendisi bile neredeyse bu koca kurdun midesine iner. Savaşın sonunda Odin, Kurt Fenrir'e yenilir fakat Odin'in oğlu Vidar da babasının intikamını almakta gecikmez. Thor, koca yılan Jörmungandr'ı öldürür fakat son anda yılan üstüne zehir kusar ve Thor'la yakın zamanlarda ölürler. Loki ve Heimdallr da birbirlerini öldürene kadar savaşırlar. Sonra bütün evren yanar, yıldızlar gökyüzünden birer birer dökülür ve zaman kavramı dahi yok olur. Her şeye rağmen bu yokluk ve ölüm dolu süreç fazla sürmez ve Odin denizlerden yeni bir dünya çıkarır. Bu dünya bollukla, bereketle ve iyilikle doludur, lanete ve kötülüğe yer kalmamıştır artık. İnsan soyu yeniden ortaya çıkar, tanrılar dirilir ve mutlu hayatlarına devam ederler... sonraki Ragnarök'a dek. Çoğu kıyamet inanışının tersine, Ragnarök'ten sonra her şey sonsuza kadar tamamen yok olmaz çünkü Nordik inançlar esasen doğanın her kesitinde görülen doğum, yaşam, ölüm ve yeniden doğuş döngüleri etrafında oluşur: mevsimlerin döngüsü, Ay'ın döngüsü, gece ve gündüzün döngüsü vb.. Nitekim Nordik mitolojide tanrılar dahi yarı ölümlü varlıklardır ve bu döngüden nasiplerini alırlar. Mitleri ve inançları şekillendiren bu döngüsel anlayışın sebebi tabi ki doğadan başkası değildir. Zira çoğu antik inanış ve tapınma ritüelleri doğanın gözlemlenmesi ve döngüsünün belirli zamanlarda kutlanmasıyla şekillenir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/hygge-danimarkalilarin-mutlu-yasam-sanati/", "text": "Hügga? huga? Higa? Telaffuzu konusunda her kafadan bir ses çıksa da kesin olan bu senenin hygge senesi olduğu. Peki nedir bu Hygge? Hygge, Danimarkalıların rahatlık, konfor, sıcaklık gibi bize evim evim güzel evim hissini veren her şeye verdikleri isim. Sadece Danimarka'nın değil, tüm İskandinav ülkelerinin yaşam felsefesi. Aslında hygge tek bir şeye karşılık gelmiyor. Sıcak yün çoraplar, çeşit çeşit mumlar, şöminede yanan odunların çıkardığı ses, yağmurlu bir günde battaniye altında içilen sıcak bir bardak kakao. Ve elbette arkadaşlar ve aileyle geçirilen, teknolojiden arındırılmış güzel zamanlar. İşte bunların hepsi hygge! Tercümeyle değil ancak hissedilerek anlaşılabilecek bir kavram. Hygge hayatın tüm koşuşturmacası içinde anı durdurup, basit ama bize huzur veren şeylerin tadını çıkarma sanatı. Bu soru birçok kişinin dikkatini çekmiş olmalı ki, Danimarka'nın bu basit mutluluk formülü bütün dünyayı sarmış durumda. Amerika'da en çok satanlar içinde birkaç hygge kitabı birden var. Hygge'ya uygun kafeler, barlar, oteller önü alınamaz bir şekilde yayılıyor. Londra'daki, Monley üniversitesi öğrencilerine çoktan hygge dersleri vermeye başladı. Günümüz dünyasında yaşayan insanların hygge akımını neden bu kadar sahiplendiklerini anlamak çok zor değil. Hayatı yavaşlatmak herkese iyi gelir. Üstelik sadece elimizdeki basit şeylerin tadını çıkararak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/istanbulda-nordik-belgesel-keyfi/", "text": "Documentarist ile İstanbul'da belgesel günleri 17 Haziran Cumartesi günü başlıyor. 10. senesindeki etkinlik ilk kez bu sene hem Avrupa, hem de Anadolu yakasındaki mekanlarda gerçekleşecek. Gösterimler Kadıköy'de Barış Manço Kültür Merkezi ve Beyoğlu'nda Aynalı Geçit Etkinlik Mekanı, Atlas Sineması ile Goethe Enstitüsü'nde olacak fakat farklı etkinlikler için seçilmiş farklı mekanlar da mevcut. - Never Like the First Time - 17.06.2017, 20.00, Barış Manço Kültür Merkezi - Still Born 21.06.2017, 16.00, Aynalı Geçit Etkinlik Mekanı - I Can Be a Lion - 19.06.2017, 16.00, Goethe Enstitüsü 25 Haziran'a dek sürecek olan etkinliğin programına ve detaylara buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/istanbuldaki-nordik-kafeler/", "text": "İskandinavya'ya gidip yedikleri tatlıları, içtikleri kahveleri özleyen ya da daha henüz gitmese de Kuzey deneyimini İstanbul'da yaşamak isteyenler için çok güzel mekanlar var! Henüz aşağıdaki mekanları keşfetmediyseniz bir an önce gidip harika tatlı ve kahvelerini denemeniz gerekiyor! Mekanlara giderken yolda size eşlik etmesi için ayrıca bir de çalma listemiz var! Çalma listesini takip etmek için buraya tıklayabilirsiniz. Karaköy mekanlarının belki de en tatlı ve en samimilerinden birisi olan Mums'un kökeni aslında İsveç'e dayanıyor, ismi de zaten İsveççe'de lezzet anlamına geliyor. İsveç'teki fika kültürünü İstanbul'da yaşatmak isteyen Mums, günlük hazırladıkları tatlı menülerinde İsveç'ten de lezzetlere yer veriyor. Ayrıca Mums'ta birçok farklı İsveççe kitap bile bulabilirsiniz. Mums hakkında daha fazla bilgi almak için kafe hakkındaki bir önceki yazımızı yazımızı buradan okuyabilirsiniz. İstanbul'daki Nordik mekanların en yenisi leziz Danimarka kahvesi ve tatları ile Oplevelse! Danimarka'dan açık sandviç smorrebrod'ler, ev yapımı reçellerin yanında Danimarka'nın kahve markası Coffee Collective kahvelerini de bulabilirsiniz. Daha fazla Nordik öneri için takipte kalın! Ayrıca listenin eksik olduğunu düşünüyorsanız utku@nordiksimit. org adresine önerilerinizi bırakabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/isvec-sizi-rustik-orman-gezisine-bekliyor/", "text": "İsveç, bu aralar doğal güzelliklerinin keşfedilmesinde alışılmadık yöntemler deniyor. Daha önce sosyal medyada çok konuşulan The Swedish Number isimli kampanya ile dünyanın neresinden olursanız olun bir telefon numarası çevirip, karşınıza çıkacak herhangi bir İsveçli ile sohbet edebiliyordunuz. Şimdi ise tüm ülkeyi Airbnb'de listelemeye başladılar. Sayfada İsveç içinde 9 farklı gezi lokasyonu bulunuyor. Bunların arasında Skuleskogen Ulusal Parkı, panaromik okyanus manzaralı tepeler, Sandön'de buzların şekil verdiği ilginç kayalıklar, Batstadknallen'de rustik bir orman gezintisi ve Enafors'da bir nehir kıyısı gibi hoş seçenekler var. İsveç'in Eyfel Kulesi yok. Niagara Şelalesi de, Big Ben kulesi de yok. Ufacık bir Sfenksimiz bile yok. Ama başka bir şeyimiz var Allemansratt adını verdikleri gezme özgürlüğü. Bizim en büyük anıtımız bu deniliyor. Ev kuralları kısmında ise, doğayı saygılı gibi maddeler var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/izlanda-korku-filmi-i-remember-you-dunyaya-yayiliyor/", "text": "İzlanda'da çekimleri tamamlanan korku filmi I Remember You dağıtım şirketi TrustNordisk ile dünyaya yayılıyor. Yrsa Sigurdardottir'in romanından uyarlanan film, İzlanda'nın Westfjords Kilisesi'ndeki bir kadınla başlıyor. Bölgede bulunan yaşlı kadınların esrarengiz ölümleri soruşturma konusu oluyor ve kasabanın yeni psikiyatrı Freyr, ölen kadının üç yıl önce kaybettiği oğlunun kaybolması ile ilgili olabileceğini fark ediyor ve doğaüstü olaylara tanık oluyor. Olaylar iç içe girmeye başlayınca 60 yıl önce gizemli bir şekilde kaybolan çocuğun kasaba ile bağlantıya geçtiği anlaşılıyor. Filmin yönetmenliğini Oskar Thor Axelsson üstlenirken baş rollerde Thor Kristjansson, Johannes Haukur Johannesson, Agusta Eva Erlendsdottir, Anna Gunndis Guomundsdottir ve röstur Leo Gunnarsson yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/izlandadaki-lav-merkezi-acildi/", "text": "Volkanik faaliyetleri, depremleriyle İzlanda'nın milyonlarca yıllık oluşumunu gösteren bu interaktif sergi Reykjavik'ten 1 saatlik uzaklıktaki Hvolsvöllur'de açıldı. Yüksek teknoloji ile donatılan Lav Merkezi'nde ziyaretçiler İzlanda'nın ilginç ve eşsiz jeolojisini öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda etkileşimli olarak yanardağ patlaması deneyimini yaşayabiliyorlar. Bu deneyimi yaşarken; suni kül ve duman bulutunun içinde durabiliyor, magma etkisini gösteren koridor boyunca yürüyebiliyorlar. Sergi; geçtiğimiz yüzyılda meydana gelen çeşitli yanardağ patlamalarından eserlere, filmlere ve grafiklere de ev sahipliği yapıyor. Yanardağ ve volkanlardaki 360 derecelik görüntüleme platformununa erişecek olan ziyaretçiler için bir sonraki volkanik patlamayı canlı izlemek paha biçilmez görünüyor. Temmuz ayında açılan sergi, haftanın her günü 9:00 -19:00 saatleri arasında ziyaretçi kabul ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/kahve-saati-uzay/", "text": "Norveç Kısa Film Festivali bugün Norveç'te bir sahil kasabası olan Grimstad'da başladı. 18 Haziran'a dek devam edecek olan festivalde katılımcılar Norveç kısa filmleri, uluslararası kısa filmler, Norveç belgeselleri ve müzik videoları kategorilerinde yarışıyorlar. Film gösterimleri haricinde atölye, seminer, konser ve tekne turunun yer aldığı etkinlikte yapay zeka, normallik ve konuşma özgürlüğü gibi konuların yer aldığı özel bir program da mevcut."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/karin-tidbeckten-mujdeli-haber/", "text": "Asla bitmesini istemeyerek okuduğumuz Zeplinin yazarı Karin Tidbeck'ten müjdeli bir haber var: Esasında İsveç'te 2012 senesinde yayınlanmış olan Amatka, yıllar sonra İngilizce olarak da piyasaya sürülüyor. 27 Haziran'da Amazon'da satılmaya başlanacak olan Amatka'nın konusu kısaca şöyle: Enformasyon asistanı olan Vanja, yaşadığı yer olan Essre'den uzaktaki bir koloni olan Amatka'ya giderek devlet için bilgi toplamak üzere görevlendirilir. Ancak burada bir şeylerin yolunda gitmediğini farkeder: İnsanlar Amatka'da garip davranmaktadır. Kısa süreli kalma niyetinde olan Vanja ev arkadaşı olan Nina'ya aşık olunca kalışını uzatır ama koloniye karşı büyüyen bir tehdite dair bir kanıta rastlayınca kendisini büyük riske sokan bir araştırma içine girer. Amatka, Tidbeck'in kısa hikayelerini oluşturduğu bir dönemde gizli gizli yazdığı bir şiir koleksiyonu olarak başlamış. Fakat asıl yapılması gereken şeyle uğraşmamayı hep daha eğlenceli olarak bulduğu için bu şiirlere devam etmiş. Rüyalarında gördüklerine dair notlar almış, bunlarda olaylar ve kişiler değişse de hep aynı şekilde beliren yerler üzerinden bir pusula oluşturmuş ve böylelikle kafasındaki şehri somutlaştırmış. Bu koleksiyon yayıncılar tarafından reddedilmiş, bir süre sonra Tidbeck bu şiirleri düzyazıya çevirme kararı almış. Bu kararının işe yaramadığını düşündüğü bir anda baş karakteri Vanja ortaya çıkmış ve Amatka'nın hikayesi çözülmeye başlamış. Sonucunda ise ortaya bu distopik bilimkurgu romanı çıkmış. Yazılması da yayınlanması kadar uzun süren Amatka'yı Türkçe olarak da raflarda görmek için sabırsızlanıyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/kvikk-lunsj-70-yasini-kutluyor/", "text": "Tüm dünyanın ''Quick Lunch'' diye okuduğu ve ''Norveç'in Kit Kat'ı'' olarak saydığı Kvikk Lunsj aslında bundan çok daha fazlası. Norveç'in en eski çikolata şirketlerinden Freia'nın bu popüler çikolatasının hikayesi oldukça ilginç: Şirketin kurucusu Johan Throne Holst bir arkadaşıyla doğa yürüyüşüne çıkmışken kayboluyor ve bunu o gezide yanında çikolatası olmamasına bağlıyor. Bu çikolatayı da yıllar sonra kolay taşınabilir ve besleyici bir gıda olması gayesiyle piyasaya çıkarıyor. Kvikk Lunsj, onu çok seven tüketicilerine Tursjokoladen sloganıyla ulaşıyor ve kayak, tırmanma, doğa yürüyüşü gibi outdoor sporlarda aktif olmaları mesajını veriyor. Öyle ki havanın güzel olduğu yıllardaki satışların fazla olması, daha fazla doğa sporuyla uğraşılmasıyla ilişkilendirilmiş. Ülkedeki yıllık kişi başı dokuz paket tüketiminin üçünün Paskalya bayramına denk gelmesi de çok sevdikleri baharı karşılama yürüyüşlerinde sırt çantalarından eksik etmedikleri bir dost ve bir Paskalya geleneği olarak gördüklerini gösteriyor. İkonikleşmiş ambalajını oluşturan kırmızı, sarı ve yeşil renkleri baharın gelmesiyle Norveç kırlarını süsleyen nergis ve laleleri sembolize ediyor. Arka kısımda ise önemli outdoor sporcularla beraber ''Takk for turen'' yani ''Gezi için teşekkürler'' yazısını görüyoruz. Kırmızı T logosu da Norveç Trekking Birliği'ne ait."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/morten-rustad-ile-norvecte-dort-mevsim/", "text": "Norveç'in o büyülü doğasında dört mevsimi yaşamayı kim istemez ki? Bunun için, Oslo asıllı time-lapse fotoğrafçısı Morten Rustad, Norveç sınırları içerisinde toplam 20.000 kilometre kat ederek, 17 lokasyonda ve tam bir yıl boyunca çektiği 200.000'i aşkın fotoğrafla muhteşem bir eser olan Seasons of Norway'i yaratmış. Kışın kuzey ışıklarının ihtişamlı dansından ilkbaharda açan çiçeklerle uyanan doğaya, yazın neredeyse hiç batmayan güneşinden sonbaharın dökülen yapraklarına kadar videodaki her şey mükemmel bir harmoni ile izleyici için görsel bir şölen oluşturuyor. Ayrıca Morten Rustad, bu time-lapse projesi hazırlık aşaması, fotoğraf çekim süreci ve sonrasında düzenleme işlemlerini anlatan, 5 ayrı bölümden oluşan kısa video serisi çekmiş. Sanatçı, meraklıları için, bu seride, time-lapse çekilmesi gereken yerleri nasıl seçtiğini, bulunduğu konuma ve o konumun şartlarına göre kamera ayarlarını nasıl yaptığını, hangi ekipmanları kullandığını ve görüntü bütünlüğünü sağlamak amacıyla, hangi programları kullanarak hangi düzenlemeleri yaptığını anlatıyor. Projenin detaylarıyla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz, buraya tıklayınız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/noi-albinoi/", "text": "1973 doğumlu olan İzlandalı yönetmen Dagur Kari'nin ilk uzun metraj filmi olan Noi Albinoi ülkemize ''Buzdan Hayaller'' olarak gösterime girdi. Fransa'da doğan Kari kısa bir süre sonra ailesi ile birlikte İzlanda'ya döndü, çocukluğunu ve gençliğinin bir dönemini burada geçiren Kari, sinema eğitimi almak için Danimarka'ya gitti. Sinema hayatına 1999 yılında çektiği Lost Weekend adlı kısa filmi ile giriş yaptı ve dört sene sonra da Noi Albinoi'yi seyircilere sundu. Danimarka'lı olan varoluşcu filozof Soren Kierkegaard'ın düşüncelerine filmlerinde yer vermeye özen gösteren Kari, özellikle Noi Albinoi de bunu seyirciye hissettirmeyi başarmıştır. Toplamda 20 ödül adal bu film İzlanda'nın soğuk iklimini ve yalnızlığını çok güzel yansıtmış. Noi Albinoi bize; İzlanda coğrafyasını, karaktere olan etkisini, sorgulama biçiminin tepkisizliğini ve buzun üzerinde uçuşan kar tanelerinin görüntüye etki eden hareketsizliğini yalın bir şekilde yansıtmış. Sadece renkleri kullanarak bile neler anlatılabileceğini, umutsuzluğun, içsel sorgulamanın, dışlanmışlığın kara mizahını hissettirmeden yapılabileceğini göstermiştir. 17 yaşında olan Noi, babaannesi ile birlikte yaşayıp, eğitim hayatında ve insanlarla iletişimde sürekli sorunlarla mücadele etmekte ama bunu kimseye hissettirmeden kendi dünyasında yaşamaktadır. İzlanda'nın küçük bir kasabasında yaşam savaşı veren Noi, alışveriş için gittiği benzin istasyonunda Iris ile karşılaşır ve ona hissettiği yakınlık güzel bir arkadaşlığa dönüşür. Noi'nin hayatı, Iris ile karşılaştıktan sonra bir nebze de olsa farklılaşır. Birlikte yaptıkları çılgınlıklar onu yalnız hissettirmemeye başlar ama bu fazla sürmeyecektir. Noi kendi dünyasında yalnızlığının ve varoluşunun derinliklerine tekrar dalacaktır. Kendini kötü hissettiğinde her fırsatta saklandığı kulübesine giden Noi, bir yere gidemeyeceğini ve hayallerinin gerçekleşmeyeceğini derinden hisseder ve film beklenmedik bir şekilde son bulur. Film müziklerini Dagur Kari'nin de içinde bulunduğu Slowblow adlı grubun yaptığı ve özellikle sonlara doğru çalan şarkısı ''aim for a smile'' şarkısı film boyunca hissedileni güzel bir şekilde yansıtmış. ya da her ikisi için de pişman olun. her ikisi için de pişman olun. her ikisi için de pişman olun."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/nordik-gun-donumu-midsommar/", "text": "Midsummer ışığın, canlılığın, verimliliğin, doğurganlığın ve aşk kavramının öne çıktığı, kökü Hristiyanlık öncesi Pagan zamanlara dayanan bir bayramdır. Birebir kelime anlamına bakacak olursak yazın ortası anlamına gelen Midsummer, Avrupa'nın genelinde yazın ortası olarak kutlansa da çok daha kuzeydeki Nordik ülkelerde yazın tamamen gelişi anlamına gelir. Kuzeyin sert iklimi sebebiyle Midsummer'a tamamen yazın ortası demek imkansız gibidir. Günümüzde Midsummer'ın İngiltere, İrlanda, Galler gibi ülkelerde kutlanmasının sebebi olarak bu ülkelerin Viking akınlarından -ve dolayısıyla kültüründen- etkilendikleri öne sürülür. Aslında bunun tartışmalı bir konu olduğunu söylemek daha doğru olur çünkü benzer kutlamalar daha uzak coğrafyalarda da gözlemlenir. Bu ve benzeri kutlamalar kısaca doğanın ve doğanın farklı coğrafyalarda herkes tarafından gözlemlenebilen, ortak döngüsünün kutlanmasıdır. En uzun gündüzün yaşandığı yaz gün dönümünde (21 Haziran civarı) kutlanır ve güneşin uzunca bir süre kaybolduğu Nordik ülkelerde büyük önem taşır. Güneşin en güçlü olduğu gün aydınlık ve hayat dolu olmasıyla, artık çok uzakta kalan karanlık kış günleri arasında bir kontrast yaratır. Söylentiye göre, bu büyülü günde elfler ve orman perileri oldukça aktiftir. Hatta doğru zamanda ve doğru yerde onları görebilirsiniz. Günümüzde Midsommar açık havada piknik ve kutlamayla geçer. Özellikle İsveç'te büyük önem taşır. Hatta o gün bir çok iş yeri ve dükkan kapatıp tatil yapar, en uzun günü değerlendirirler. Maypole; yeşillik, çiçekler ve renkli kurdeleler ile süslenmiş bir direktir. Bugünkü kutlamaların da en önemli sembolü haline gelmiştir, özellikle de İsveç'te. Etrafında danslar edilir, geleneksel şarkılar söylenir. Maypole, çoğu kültürde yer alan toprak ananın, gök baba tarafından döllenip hamile bırakılması mitini sembolleştirir. Kendi başına fallik bir obje olan Maypole toprağın içine saplanarak sembolik bir birleşmeyi temsil eder. Hiç şüphesiz bu da toprağa bereket ve doğurganlık gelmesi, ekinlerin gelişip büyümesi anlamına gelir. Bu anlayıştan yola çıkılarak, Midsommar zamanı Nordik kültürde adına en çok adak adanan varlık, doğurganlık ve aşk tanrıçası Freyja olmuştur. Ondan sonra da Freyr gelir çünkü kendisi eril verimlilik gücüyle, gökyüzüyle, güzel hava ve güneşle ilişkilendirilir. Ayrıca sık sık elinde fallik bir objeyle, yani kılıcıyla tasvir edilir. Önemli görülmüş bir diğer tanrı da şimşeklerin ve fırtınanın tanrısı Thor'dur. Çünkü yağmurlarla toprağa gereken nemi ve canlılığı sağlar. Çok daha eski kutlamalarda, bayramdan önceki gün evler temizlenirdi. Bu temizliği bayram günü sunulan adak ve kurbanlar izlerdi. Huş ağacından bir dalın ucu yakılır ve büyükbaş hayvanların üstünden geçirilirdi. Bunun hayvanlara sağlık getireceğine inanılırdı. Bunlara ek olarak, Valborg'da olduğu gibi büyük ateşler yakılırdı. Bazen de daha ufak çaplı ateşlerin üstünden atlanırdı. Ateşin üstünden atlamanın, tıpkı çiftlik hayvanlarında olduğu gibi, insanlara sağlık ve arınma getireceğine inanıyorlardı. En uzun gün demek, ekinlerin de daha fazla güneş alması, serpilip daha hızlı büyümesi demekti. Bazı Nordik ülkelerde nehirde yıkanmak veya bir kuyunun yanında dilek dilemek gibi gelenekler olsa da bugün çoğunlukla yitik haldedirler. Bir başka gelenek ise seçilen bir genç kadına çiçeklerden taç yapılıp onun çiçek gelini olarak kendine bir eş seçmesiydi. Bazı yerlerde bu sahte evlilik çocuklar arasında, başlarına çiçeklerden taç konularak gerçekleştilirdi. Ayrıca bir başka rivayete göre, bu özel günde genç kadınlar dokuz farklı yabani çiçek toplayıp yastıklarının altına koyarlarsa, o gece rüyalarında ilerde evlenecekleri adamın yüzünü açık ve net olarak görecekleri söylenir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/nordik-mitoloji-elf-gorunce-tanima-rehberi/", "text": "- Nordik Mitoloji'ye göre Elfler Alfheim'da yaşarlar. Tanrılardan daha güçsüz olmalarına karşın büyük sihirli güçlere sahiptirler. Beyaz Elfler, ya da Işık Elfleri, aşırı derecede beyazdırlar ve adeta güneşin kendisinden daha çok göz alırlar. Işığı severler, insanlara cana yakın davranırlar. Çok güzel olmakla beraber çocuklar kadar masumdurlar. Kara Elfler ise daha değişiklerdir. Çirkin, uzun burunlu ve yanık/kahverengi tenli olarak tasvir edilirler. Sadece geceleri ortaya çıkan Kara Elfler güneşten nefret ederler ve zararlı ışınlarından köşe bucak kaçarlar. Güneş ışınıyla temas etmeleri halinde taşa dönüşürler. Yer altı mağaralarında ve karanlık, tenha yerlerde yaşarlar. Başlangıçta kaderleri Dev Ymir'in çürüyen vücudundan çıkan larvalar olmakken, Tanrılar onları insan formu ve fazlaca bilgiyle donatmıştır. Doğanın gizemli güçleri hakkındaki bilgileri ve kendileri kazıyıp açıkladıkları rünler ile göze çarparlar. Yaratılmış bütün varlıkların en yetenekli zanaatkarları olup metal ve tahtayı çok iyi işlerler. En iyi işlerinden biri Thor'un çekicidir. Diğeri de Thor için inşa ettikleri, bütün tanrıları içine alabilecek kadar büyük fakat katlandığında yan cebe sığabilecek kadar küçülen gemi Skidbladnir'dir. Bazı elfler de ormanda yaşarlar ve kanatlara sahip oldukları söylenir. İnsanlarla karışık ilişkileri bulunan Elfler, hasta etme gücüne sahiptirler. Neyse ki aynı zamanda iyileştirme gücünü de ellerinde bulundururlar. Hele kendilerine kurban/adak adanırsa bunu yapmaya daha istekli olurlar. Elfler ve insanlar arasında evlilikler, ilişkiler de olabilir. Bu beraberlikten doğan çocuklar yarı elf olarak dünyaya gelirler. Öldüklerinde, az da olsa, önceki Elf atalarından biri olarak dirilme olasılıkları vardır. Elfler kimi zaman bazı Nordik şiirlerde genç kızları rahatsız eden, ilişki kurmak isteyen yaramaz varlıklar olarak da anlatılagelmiştir. Ne var ki Elflerin aslında rahatsız edildikleri zaman yaramazlaştıkları bilinir. İnsan tenine dokunmaları durumunda kızarıklıklara neden olabilirler. Elflerin bu beklenmeyen zararlarından korunmak için evlerin duvarlarına Elf haçı kazınır. Elfler geceleri ve puslu sabahlarda çayırda daireler halinde dans ederken görülebilirler. Bazen onları gören insanları danslarına davet ederler. Elfleri dans ederken izleyen insanlara birkaç saat gibi gelen zaman dilimi aslında yılları bulmuş olabilir. Bu yüzden dikkatli olunmalıdır. İşin ilginç yanı, İzlanda'da kayalıklarda ve ormanlarda yaşayan elflere olan inanç da hala yaygındır ve çoğu kişi tarafından tamamen reddedilememektedir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/norvecin-en-yenisi-anorakk-ile-tanisin/", "text": "Norveç elektronik müziğinin yeni gizemli grubu Anorakk, ilk çalışmalarını geçtiğimiz günlerde yayınladı! Burning Shoes adını verdikleri parçalarına eğlenceli bir video hazırlayan grup kapşonlu 3 esrarengiz insandan oluşuyor. Grubu güzel kılan yanlarından birisi yayınlanan ve yayınlanacak tüm parçalarının bir kayık evinde sadece bu üç kişiyle kaydedilmesi. Bir güzel yanı ise grubun müzik yaparken uyduğu 5 kuralı olması. Sadece analog synthesizer kullanmaları ve akustik sesler kullanmaları ise müziklerinin kendilerine tarzı olmasını en iyi şekilde açıklıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/pera-muzesinde-nordik-film-gosterimleri-basliyor/", "text": "Her ay farklı bir tema ile film gösterimleri yapan Pera Film, 16 Haziran 28 Haziran 2017 tarihleri arasında Nordik Simit iş birliği ile Nordik film gösterimleri yapacak. Tamamı yaz aylarında geçen filmlerden oluşan film seçkisinin ismi ise Beyaz Gecelerin Alacakaranlığında. Güneşin neredeyse hiç batmadığı filmlerden oluşan seçkide Gençlik Başımda Duman, Doğada Tek Başına gibi doğa ile iç içe filmler bulunurken, Erik Skjoldbj rg'in Uykusuz'u gibi hikayeleri ile çok konuşulan filmler de var. Film programına ve filmler hakkında detaylı bilgilere aşağıdan ulaşabilirsiniz. Ayrıca film gösterimlerine gelirken Nordik ruhuna daha yolda kapılmanız için film seçkisi için özel hazırladığımız çalma listesine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/plastik-torbalar-sergide/", "text": "Ocak ayında Norveç'in Bergen kenti yakınlarındaki Sotra Adası yakınlarında sahile vuran balinanın karnından çıkan plastik torbalar, Nygardshoyden Tarih Müzesi'nde sergilenmeye başladı. Balinanın besin zinciri içerisinde önemli bir yere sahip olan ahtapot serginin girişinde insanları karşılıyor. Proje Müdürü Siri Skretting Jansen, balinanın besin bulmak için 2.000 metreye kadar dalıp ahtapot aradıklarını, ancak deniz tabanını kaplayan plastik atıklar ile ahtapot arasında ayrım yapamadığını söylüyor. Doğa ve Gençlik Örgütü temiz bir çevre için etkinlikler düzenliyor. 'Plastik Balina'nın bulunmasından sonra Norveç sahillerinde plastik temizleme kampanyası düzenleyen Natur og Ungdom -Doğa ve Gençlik Örgütü Başkanı Ingrid Skjoldv r de ''Plastik balina okyanuslara yaptığımız etkinin üzücü bir örneği. Bu olay Norveç halkının kampanyamıza büyük katılımını sağladı'' diye konuştu. Natur og Ungdom'un 'plastik balinanın tespit edilmesinden sonra düzenlediği 1092 aktivite boyunca 26 bin 469 gönüllünün katılımıyla 173 tondan fazla atık toplanarak, 500 bin metrelik sahil şeridi atıklardan temizlendi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/prestijli-nordik-mutfak-odulu-embla-sene-ilk-kez-sahiplerine-verilecek/", "text": "Bilindiği üzere Nordik ülkeler mutfakta çok iddialı. Dünyaca ünlü, en iyi restoran ödüllerine doymayan Noma gibi Michelin yıldızlı pek çok restoranla ziyaretçilerine unutulmaz lezzet deneyimleri yaşatıyorlar. Bu ülkelerden hangisinin bu yarışta daha iddialı olduğunu artık daha net göreceğiz. İlki bu Ağustos'ta Kopenhag'da verilecek olan Embla ödülleriyle katılımcı ülkelerin dostluğu pekişirken, Nordik mutfağın dünyaya tanıtılması amaçlanıyor. Her iki senede bir verilerek gelenekselleştirilecek ödüllerin ''Daha çok insana, daha iyi yemek'' sloganıyla düzenlenecek bu seneki töreninde 2019'da ev sahibi olacak ülkenin de açıklanacağı duyuruldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/roportaj-albin-lee-meldau/", "text": "Albin: Bir şarkı ya da söz bir hikayeden türüyor. Benim hikayem eğer herkesi ilgilendiriyorsa ortaya bir eser çıkıyor. Bu da dünyayla iletişim kurmama veya dünyaya yardımcı olmamda işe yarıyor. Albin: Hayatım boyunca. 🙂 Annem müzik öğretmeni. Babam ve annem de hem müzik yapıp hem de yazıyorlar. Çocukluğumda trompet çalıyordum ve bu müziğe başlamamda çok yardımcı oldu. Gençliğimde yazmaya başladım, daha sonra da çalmaya başladım. O zamandan bugüne pek bir şey değişmedi esasen. Değişenler sadece mekanların büyüklüğü. Albin: Pop müzikten ziyade Afro-müziği seviyorum, biraz da Reggae dinliyorum. Fakat eski ustaları öğrendiğim zamandan pişman değilim, geleceği üretmek için eskileri de örnek almak gerekiyor. 🙂 Bu anlamda her zaman inatçıyımdır. Sonucu ne olursa olsun kendi çağdaş şarkılarımı yapmayı ve yazmayı istedim. Albin: Müzikal bir cümbüşün içinde büyüdüm, evet. 15 yaşındayken büyük bir futbol taraftarıydım, babam da koyu bir Arsenal taraftarıydı ama çok da sportif olduğunu söyleyemem. 🙂 Ebeveynlerim teşvik edici değillerdi, o yüzden kendi müziğimi şu anda yapabiliyorum. Albin: Ödülü kazanmak harikaydı. Deneyim kazanmamı ve yeni fırsatlar sağladı. Olağanüstüydü."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/roskilde-festivali-basliyor/", "text": "İskandinavya'nın en eğlenceli festivali Roskilde Festivali her yıl olduğu bu yıl da en iyi line-up'lardan biri ile 24 Haziran 1 Temmuz arası müzikseverler ile buluşuyor. 80000'den fazla kombine biletin ve 5000 günlük satışa sunulduğu Avrupa'nın en büyük festivallerinden biri olan Roskilde bu sene 180 sanatçıyı ağırlıyor. Roskilde Festivali o kadar büyük bir festival ki, eğer festival alanı şehir olsaydı Danimarka'nın nüfusa göre 4. büyük şehri olurdu! Alan olarak ise 350 futbol sahası büyüklüğü ile Roskilde, Coachella gibi dünyaca ünlü festival alanlarından daha büyük bir alana sahip. Her yıl dünyanın 10'larca farklı ülkesinden isim Roskilde sahnelerinde çalmak için Danimarka'ya geliyor. David Bowie, Björk, Daft Punk, Radiohead gibi harika isimleri ağırlayan festival, bu yıl ise Foo Fighters, Arcade Fire, The Weekend, The XX, Moderat, Solange ve Trentemoller, Lorde gibi dünyaca ünlü isimler ile bizi karşılıyor. Roskilde ayrıca birçok yeni ismi de keşfetmemizi sağlıyor. Sigrid, Skott, Pom Poko, Silvester gibi ilk defa by:Larm 2017'de dinleme şansı elde ettiğimiz harika yeni yetenekler de festival programında yerini almış. Festivaldeki tüm Nordik sanatçıları keşfetmek için playlistmize buradan ulaşabilirsiniz. Festival paylaşımlarımızı sosyal medyadan #rf17 etiketi ile takip etmeyi unutmayın! Roskilde ayrıca dünyanın sayılı kar amacı gütmeyen festivallerinden birisi. Her yıl ortalama 10 milyon TL gelir elde eden festival, tüm bu gelirini bağışlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/stockholmde-24-saatlik-lokal-yasam-rehberi/", "text": "Uyandın, önünde güneşli uzun bir Stockholm günü var. O zaman yapman gereken şey hemen yataktan çıkmak çünkü Stockholm lokalleri güneşli günü asla kaçırmazlar. Şehri yerlisi gibi yaşamak için kahvaltı durağımız Bageri Petrus. Södermalm bölgesinde bulunan mekana, Mariatorget metro durağında inip yürüyerek ulaşılabilir. Çok güzel ekmekleri ve fırın ürünleri bulunan yerde ister oturup kahvaltı edebilir ister elinize bir şeyler alıp hemen karşı tarafta bulunan parka gidebilirsiniz. Kahvaltı işi bitti sıra kahvede, çünkü Stockholm'de kötü kahve yok. Bageri Petrus çok yakın ve aynı zamanda oldukça bilinen bir kahveci olan Drop Coffe minimal iskandinav tarzıyla da tercih edilesi. Kahvelerinin lezzeti de iki kez Barista Cup ödülünü olarak tescillenmiş. Madem şehrin yerlisiyiz, sabah maillerine bakıp, biraz da seyahat notları alabiliriz kahve içerken. Sabah kahvesini de içtikten sonra metro ile veya yürüyerek Slussen durağına geçiyoruz. Slussen'dan Götgatan caddesine çıkıp buradan mağazalara bakarak yokuş yukarı Medbourplatsen'e doğru çıkıyoruz. Dinlenmek ve güzel havanın tadını çıkarmak için bu meydanda küçük bir park da var. Ama sonra durmak yok Östgötagatan ve civarındaki tasarım ve vintage mağazaları gezilecek. Asögatan caddesi üzerinde Konst-ig adında mimari, görsel sanatlar ve grafiti gibi bir çok alanda kitaplar bulunan bir art book store var. Kitaplara bakındıktan sonra kıyafet ve bazı vintage eşyaların olduğu Grandpa'ya yol alıyoruz. Mağaza ve Södermalm sokakları turundan sonra Urban Deli'de atıştırmalık bir şeyler yiyip güzel kokteylerinden içilebilir. Urban Deli'nin bir kısmı gurme market, bir diğer seçenek de marketten bir şeyler alınıp hemen karşısındaki güneşli havalarda küçük olmasına rağmen oldukça çok insanı ağırlayan parkta bir yer edinmek. SoFa bölgesinden Medbourplatsen'e geri dönüyoruz çünkü güzel havalarda cuma günleri burada yan yana sıralanmış mekanlarda happy hour var. Yan yan üç ya da dört mekan var gözünüze güze gelene girip hemen lokallerin arasına karışabilrsiniz. Ama yine de öneri olarak Kvarnen'de happy hour denilebilir. Yavaş yavaş akşam yemeği vakti geldi hemen Götgatan üstündeki Mest'e gidilebilir. Mest, bar-pub şeklinde bir mekan. Lokalinden tavsiye olarak burada et ve patates püresi tabağı söylenebilir, zaten mekanda yemek yiyen herkes bundan sipariş veriyor. Mest'den sonra yine Södermalm'da bulunan şehrin popüler ve hip barlarından olan Morfor Ginko'ya uğramadan geçmeyin. Geceye devam etmek isteyenler için Tradgarden hipster ve farklı dj performanslarının da bulunduğu bir yer. Södermalm'da Skanstull köprüsünün orada yer alıyor ve bahar ve yaz aylarında açık. Hangi gün ne program olduğunu kontrol etmek için internet sitesini kontrol etmekte fayda var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/takip-listenize-bir-kisilik-yer-acin-linn-wiberg-ile-tanisin/", "text": "Linn Wiberg bir İsveçli, hem de Londra'da yaşayan bir İsveçli. Bence yazıyı burada sonlandırıp, evlerimize dağılıp yaz sıcağın yorgan altına girip boğulalım. Onun dışında bir kombinasyonu hazmetmek pek mümkün değil. Linn Wiberg bankaların kendisinden nefret ettiğiniz söylüyor, çünkü çok seyahat ediyormuş 20'li yaşlarının başında başladığı seyahat serüvenine her yıl bir yenisini bir yenisini daha katmış ve 2011 yılında bunu blog olarak sunmaya karar vermiş. Bir de aynı yıl İngiltere'ye taşınmaya karar vermiş. Ayrıca dört farklı ülkede yaşamış: Kenya, İspanya, İsveç, İngiltere. Sadece gezi blog'u mu? Hayır. Çok gezen bir kadın olmasının yanı sıra tarz sahibi bir kadın ve bu onu bir adım taşıyor. Instagram üzerinden yaptığı paylaşımlar ile blog'u üzerinden yaptığı paylaşımlar arasında bir samimiyet farkı aşikar. Blog'unda daha samimi ve daha mekan sahibi bir havası varken, Instagram'da aynı tadı pek yakalayamıyorsunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/tanimadigimiz-iskandinavlar/", "text": "İskandinav ülkeleri ve kültürleri hakkında popüler bilgileri bir kenara bırakacak olursak Ortaçağ dünyasında kürk ve köle ticareti ile uğraşan bir tacir ya da gezginden çok daha az bilgiye sahip olduğumuz söylenebilir. Mesela pek azımız Amerika'nın keşfinin Colomb'dan 500 yıl önce bir İskandinav olan Kızıl Erik tarafından yapıldığını biliyoruz. Bunun sebeplerinden biriside İskandinavların uzun deniz yolculukları ile Amerika kıtasına değil daha iyi bildiğimiz İzlanda'ya koloni kurmalarıdır. İzlanda tarım ile uğraşan Vikingler için paha biçilemez bir yer olsa da ilk yerleşimcileri sürgüne gönderilen isyankarlar ve gözden düşmüş kontlar olmuştur. Biz onların kimler olduğunu bilmiyoruz. Çünkü İskandinav yazılı tarihi 1000 yılı dolaylarında başlamıştır. Onun öncesinde Vikingleri daha çok kahramanlıkların ve deniz seferlerinin anlatıldığı destan niteliği taşıyan sagalardan tanıyoruz. İskandinavların dünya ile ilişkilerini ise etkileşimde bulundukları milletlerin tuttukları kayıtlardan ulaşıyoruz. Bugünkü Danimarka topraklarının kuzeyinde yaşayan toplumları ifade etmek için İngilizler soyguncu, İrlandalılar yabancı, Rumlar Vareg, Araplar Mecus ya da el-Ardomani, Fransızlar Norman olarak adlandırırken bazı Norveçlilere ise siyah yabancı anlamında ki Dubgall denmiştir. Fiziki profillerini ise birçok seyyahın notlarına yansımıştır. İskandinav topraklarından ticaret için ayrılan bir Vikingler sarışın ve kızıl olarak kategorize edilmiştir. Gömlek ve kaftan giymek yerine vücutlarının bir kısmını tamamıyla kapatan, kollarının birini dışarıda bırakan tek parça elbise giyiyorlardı. Her Viking'in ayak tırnaklarından boynuna kadar ağaç yeşili dövmeleri vardı. İskandinav kadınlarının memelerinde ise kocalarının zenginliğine göre demir, gümüş, bakır ya da altından bir hukka bulunuyordu. Kadınlar ziynet eşyası olarak halka gerdanlıkları tercih ediyorlardı. Hepsinin yanında balta, kılıç ya da bıçak muhakkak bulunurken gittikleri yerde ilgilerini çeken tek ticari mal bugün tılsım etkisine sahip olduğuna inanılan nazar boncuklarıydı. Doğa ve insan etkileşiminin en güzel örneğini temsil eden Vikingler bilindiğinin aksine yalnızca İskandinav topraklarında yaşamamıştır. Onların izlerine İngiltere, Fransa, Akdeniz hatta İstanbul'da bile rastlamak mümkündür. Konu şan ve şöhret için dünyanın her kıtasını dolaşan Vikingler olunca, İstanbul Ayasofya müzesinin güney galerisinin orta kısmında, mermer korkulukların üzerinde iz bırakan ünlü bir İskandinav kahramanından iz bulmak şaşırtıcı değildir. Yazı 9. yy'a tarihlendirilirken Halvdan Buradaydı ibaresinin yazılı olduğu tespit edilmiştir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/toplumsal-cinsiyet-ayrimciligi-isvec/", "text": "Cinsiyet ayrımcılığı, dünya döndükçe kurtulamama korkumuzun olduğu bir insanlık ayıbı. Hayatın her alanında, sürekli ısıtılıp önümüze koyulan bayat ve tatsız bir yemek gibi. Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak çok alışığız maalesef her türlüsüne, en basitinden hayat söndüren töre cinayetlerine kadar. 2002 yılının Ocak ayında ise İsveç, bu şiddet skalasının en ucunda yer alan bir cinayetle tanıştı. 1980'li yıllarda ailesiyle Elbistan'dan İsveç'e göç eden bir ailenin kızı olan Fadime, O'nu amcasının oğluyla evlendirme hayalleri kuran ailesine kafa tutarcasına İsveçli bir adama aşık oldu. Babası bunu öğrendiğinde yediği dayak sonun başlangıcıydı. Artan tehditler üzerine Fadime polise defalarca şikayette bulunmuş, sonuç elde edemeyince babası ve abisine dava dahi açmıştı. Bu dava basının da oldukça ilgisini çekmişti. Tüm bu olanlar Fadime'yi korumak bir yana O'nu adım adım kaçınılmaz sona yaklaştırdı. Babası tarafından hayatına son verildi. Ne yazık ki bize oldukça tanıdık gelen bu hikaye, İsveç'i derinden sarstı. Fakat onlar bizim gibi hayatlarına hiçbir şey olmamış gibi devam etmediler. O günden bugüne İsveç'te çok şey değişti. Bir kadının şiddet karşısında attığı yardım çığlığını yeterince duymayan o ülkede bugün yasalar çok daha sağlam. Toplumun herhangi bir alanında cins ayrımcılığı yapmaktan tutun, aile içerisinde eşlerin görev dağılımlarından sosyal haklarına kadar her şey hukuken korumaya alınmış durumda. Fadime'nin hikayesi, 1970-1980 döneminde başlayan kadın hakları hareketine de ivme kazandırdı. Hükümet işe sığınma evleri ile başladı. Bugün sayıları yaklaşık 130'u bulan bu sığınma evleri sadece kadınlara hizmet vermiyor. Şiddete maruz kalan tüm bireylere devletin sağladığı hibeyle ekonomik, psikolojik ve sosyal yardım sağlanıyor. Bu kurumlara başvuranların çok büyük kısmını göçmenler oluşturuyor. Bu nedenle 44 dile kadar hizmet veren sığınma evleri mevcut. Bugün dahi göçmenlere ihtiyacı olduğunu söyleyen devlet, onların sadece emeklerini sömürmüyor, mutlu yaşamalarını amaçlıyor. Çünkü onların da toplumun bir parçası olduğu gerçeğini kabulleniyor ve sosyal devlet ilkesinden ödün vermiyor. Bugün İsveç'te toplumdaki cinsiyet kalıplarını yıkan, devlet tarafından kurulmuş bir yuva bile var: Egalia! Çocukların kız-erkek olarak ayrılmadığı, pembe-mavi kıyafetler giymediği, sadece arabalar veya bebeklerle oynama zorunluluğu duymadığı bir yuva... Adının anlamını hakkıyla taşıyor, tek amacı eşitlik bilincinde bireyler yetiştirmek. Cinsiyetinden bağımsız olarak her bireyin istediği her işi üstelenebileceği bilincini aşılamak. Bu konuya daldıkça İsveç özelinde, İskandinavya genelinde ne kadar çok ders alabileceğimizi anlıyor insan. Sadece devlet olarak değil, birey olarak da aşmamız gereken çok fazla zihinsel tabumuz var. Sanıyorum en zoru toplumu bu gelişmelere hazırlayacak bilinç seviyesine çıkarmak ve umudu diri tutmak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/uc-yeni-nrk-tv-dizisi-geliyor/", "text": "Atlantic Crossings: Gerçek bir hikayeden esinlenen dizi, Norveç Prensi Martha ve yine aynı dönemin ABD Başkan'ı Franklin D. Roosevelt arasında İkinci Dünya Savaşı esnasında geçen romantik, drama bir kurguyu konu alıyor. İsveçli oyuncu Sofia Helin'in başrolde olması beklenen dizinin yazarlığını The Killing, Flame & Citron'dan tanıdığımız Linda May Kallestein, Lars K. Andersen ve Michael W. Horsten üstlenirken, yönetmen koltuğunda Norveçli yönetmen Alexander Eik oturuyor. July: 2005'teki Next Door ile ünlenen yönetmen Pal Sletaune'un yönettiği July'ın senaryosunu ise Upperdog'dan tanıdığımız Sara Johnsen üstleniyor. Dizinin konusu ise, 2011 yılında Norveç'te gerçekleşen, 77 kişinin yaşamını yitirmesine yol açan terör eylemini gerçekleştiren Anders Behring Breivik'in, kan dondurucu eylemi sonrası ve sonuçlarına dair toplum psikolojisini yansıtmaya çalışacak. NRK Drama'da yayımlanacak dizinin çıkış tarihi ise 2019 sonbahar olarak öngörülüyor. One Night: Bir tesadüf sonucu karşılaşan iki kişinin hayatına romantik-komedi penceresinden bakacak dizinin yapımcılığını 4 sezon süren Dag'dan tanıdığımız Oystein Karlsen üstleniyor. Dizinin bir diğer dikkat çeken yanı ise Norveçli müzisyen, oyuncu, komedyen ve yazar Kristopher Schau'nun senaryoya ortak olması. Viafilm tarafından One Night'ın Ağustos ayında çekimlere başlanması planlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/under-sandet-nefretten-affetmeye-dogru-giden-yolculuk/", "text": "Savaş, bize insanların yalnızca sayılardan ibaret olduğunu düşündürür. Milyonlarca insan ölüyordur, ama biz hiç birinin adını bilmeyiz. Savaşa gönderilmeden önce ne yaptıklarını, hangi yemeği sevdiklerini, hangi kıza aşık olduklarını, neye üzülüp neye sevindiklerini bilmeyiz. Bu yüzden, onlar yalnızca askerdir. Birer de kahraman yaftası yapıştırılır üzerlerine. Böylece zorla ölüme gönderilmelerinin bir avuntusu vardır artık. Bir taraf kazandıklarını, diğer taraf kaybettiklerini söyler. Gerçekten öyle midir? Kazanmak için biraz vicdanınızı kaybetmeniz gerekmez mi? Ya da birilerini kurtarmak için diğerlerini gözden çıkarmak? Danimarka yapımı Under Sandet (2015) bize o askerlerden her birinin aslında birer insan olduklarını ve topluma algılatıldığı gibi birer robot olmadıklarını anlatıyor. II. Dünya Savaşı'nın ardından Nazi Almanyası'nın kaybetmesi ve işgal ettiği ülkelerden çekilmeye başlaması üzerine, Alman askerlerinin arkalarında izler bıraktığı görülüyor. Bu izlerden biri de Danimarka topraklarına döşedikleri mayınlar. Doğal olarak kendi askerlerinin daha fazla zarar görmesini istemeyen Danimarka, Almanya'dan asker gönderilmesini ve mayınların çıkarılmasını talep ediyor. Gönderilen ve asker denilen bir avuç çocuk aç, susuz, hiçbir ihtiyaçları dikkate alınmadan, dinlenmelerine imkan tanınmadan gece gündüz mayın çıkartmaya zorlanıyor. Başlarındaki komutan Rasmussen, tıpkı savaşların ve medyanın bize düşündürdüğü gibi ilk başlarda çocuklara Nazi Almanyası'nı temsil ediyorlarmış gibi davranıyor. Sanki Almanya tek bir kişiden ibaretmiş ve herkes onun gibiymiş gibi... Zamanla onların birer insan olduğunu fark ediyor. Ama çocuklar teker teker ölüyor. Ailelerinin belki de hiçbir zaman haberi olmayacaktır öldüklerinden, belki de hiçbir zaman kimsenin umurlarında da olmayacaklardır. Arkadaşları, hatta kardeşleri öldüğünde bile mayın toplamaya zorlanmaya devam edeceklerdir. Belki de birkaç saniye sonra parçalara ayrılacaklarını bilerek devam edeceklerdir; hiç umut olmadığını bile bile devam edeceklerdir. Umudunuz yok olduğunda hala yaşıyor sayılır mıyız? Gerçek ile kabus arasındaki çizgiyi ayırt edemeyecek hale gelinceye kadar sürer bu durum. Yönetmeni Martin Zandvliet'in söylediklerine göre, asıl amaç Danimarka'nın suçlu olduğunu göstermek değil; savaşlarda yalnızca tek bir suçlu tarafın olmadığını göstermek. Nazilerin canavar olmadığını söylemek imkan dahilinde değil, ama bir savaşta geri kalan tarafların masum olduğunu söylemek de imkan dahilinde değil. Zandvliet, filmi hakkında Bu film, nefretten affetmeye doğru giden bir yolculuk. sözlerini sarf ediyor. Hikayeden çok karakterlere önem veren ve karakter derinlikleriyle hikayeye gerçekçilik katan yönetmen, bize en büyük duygusal çöküntüyü de bu sayede yaşatıyor. Karakterleri tanıdıkça onlara daha çok bağlanıyor; onlarla empati kuruyor, adeta göz temasıyla anlaşıyoruz. Her birinin ölümüyle de yıkılıyoruz. Tüm bu karakter derinliğini amatör oyuncularla yaratmayı başardığı için de izleyicinin ve eleştirmenlerin yönetmene olan saygısı inanılmaz artıyor. Yine Zandvliet'in söylediğine göre, oyuncular hangi karakter için seçildiklerini bilmiyorlardır ve tamamen onların kişiliklerine uygun olarak kast seçimleri yapılır. Görüntü yönetmenliği de Under Sandet'in etkileyici olma nedenlerinden biri. Zandvliet bu görevi eşi Camilla Hjelm Knudsen'e bırakıyor ve gerçekten ona güvenmesinin bir nedeninin olduğunu öğrenmiş oluyoruz. European Film Awards'da European Cinematographer ödülüne layık görülen Camilla Hjelm'in bu ödülü sonuna kadar hakettiğini net bir şekilde görebiliyoruz. Ayrıca European Film Awards'da En İyi Kostüm ve En İyi Makyaj ödüllerini de kapan Under Sandet, Oscar'da En İyi Yabancı Dalda Film ödülüne de aday olan filmlerden biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/06/yeni-amanda-delara-new-generation/", "text": "Doğu ezgilerinden etkilenerek kendine has tarzını oluşturan Amanda, Norveç'in en iyi yeni sanatçıları arasında gösteriliyor. Türkiye'de de sıkça paylaşılan Paper Paper parçası, milyonlarca dinleme ile tüm dünyada Twitter, Spotify, Hype Machine gibi birçok listede üst sıralara çıkmıştı. Bir süre önce yeni kayıtlar için Paris'e giden Amanda, Beyonce, Rihanna ve Kanye West gibi sanatçılarla birlikte çalışan The-Dream ile çalışıyor. Kendisini ilk defa by:Larm Festivali'nde keşfettiğimiz Amanda Delara'dan yeni haberler için takipte kalın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/bilinmesi-gereken-6-isvecli-feminist-orgut/", "text": "Listemizin başını 2005'te kurulmuş siyasi bir parti olan F! çekiyor. 20000'i aşkın üyesi bulunuyor ve 13 tane belediyede seçim kazanmış durumda. 2014 seçimlerinde %3.1 oy oranına ulaşmışlar ve hedefleri bir dahaki seçimde bunu %4'e taşımak. Kendileri şu an Meclis dışında olan siyasi partilerin en popüleri konumunda. Hatta Avrupa Parlamentosunda bir tane temsilcileri bile bulunuyor! 2013'te Make Equal ve Femtastic örgütlerinin birleşmesi sonucu ortaya çıkmış. Kar amacı gütmeyen bir örgüt olan FATTA cinsel taciz ve şiddet sorunları üzerine eğiliyor. Supersnippan Facebook'ta 78.000 takipçisi olan bir sosyal medya topluluğu. Snippa İsveççe vajina anlamına geliyor. Sayfada feminizme dair haberler ve hikayeler yer alıyor. Avrupa Kadın Lobisinin İsveç ayağı olan ve kar amacı gütmeyen Sveriges Kvinnolobby 1997'de hükümet görevlileri tarafından kurulmuş. 44 tane feminist kuruluşu içerisinde barındırıyor. İnsan hakları ve eşitlik gibi konularla ilgileniyor. Hem de sadece ulusal çapta değil evrensel çapta da çalışmalar yapılıyor! Irkçılık ve cinsiyetçilik karşıtı olan örgüt eleştirel haber paylaşımları yapıyor. STREETGARIS Örgüt ırkçılık ve cinsiyetçilik mağduru kadınlara mentorlük yapıyor ve sınırları ortadan kaldırmayı amaçlıyor. Dil, din ve cinsiyet ayrımını protesto eden örgütün Vaxtgaris adında bir forumu var. Bu forumda herkes hikayelerini paylaşıyor ve birbirlerine destek veriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/dunyanin-ilk-geri-donusum-avmsi-retuna-aterbruksgalleria/", "text": "İsveç'in Eskilstuna kentinde bulunan ReTuna Aterbruksgalleria dünyada açılan ilk geri dönüşüm alışveriş merkezi ünvanını taşıyor. Ağustos 2015'te Eskilstuna Belediyesinin çevre için sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi adına tamamladığı bu proje iki kısımdan oluşuyor. Bunlar geri dönüşüm merkezi ve alışveriş merkezi. Müşteriler geri dönüşüm merkezine kullanmadıkları eşyaları bağışlayabilirken alışveriş merkezinde ise diledikleri ürünleri alma şansı buluyorlar. Geri dönüşüm merkezinde, bağışlanan eşyalar kullanabilirliğine göre oyuncak, mobilya, giysi, eloktronik eşya gibi bölümlere ayrılıyor ve avm içerisinde bulunan dükkanlara dağıtılıyor. Dükkanlar ise bu ürünleri tamir edip, düzeltip ya da değiştirip satışa sunuyor. ReTuna Aterbruksgalleria'da diğer alışveriş merkezleri gibi kafe ve restorantlar da mevcut. Ancak diğer avm'lerden farklı olarak bu cafe ve restorantlarda organik yiyecekler üzerine yoğunlaşılmış. Bunların dışında, merkezde toplumsal farkındalık yaratma adına çeşitli etkinlikler, workshoplar ve eğitimler de düzenleniyor. Eğer bir gün ReTuna Aterbruksgalleria'ya yolunuz düşerse, merkezin etkinlik takvimini incelemeyi unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/dunyanin-sonu-svalbard/", "text": "Svalbard diyince akla ilk gelen soru Svalbard Nerede? oluyor. Eğer İzlanda'ya gittiniz ve kendinizi dünyanın sonuna gitmiş gibi hissediyorsanız, size bir de Svalbard'a gitmenizi öneririm. Instagram postlarıma da sıklıkla konu olan yaklaşık 2.500 kişilik insan nüfusuyla, kutup ayısı sayısının insan nüfusuyla yarıştığı ve dünyanın en kuzey yerleşim biri Svalbard size gerçek anlamıyla dünya dışı bir yere gitmiş hissini yaşatacak. Ben Svalbard'a güneşin hiç batmadığı aylardan olan Ağustos'ta gitmiştim. Daha önce yazın Alaska ve beyaz gecelerde St. Petersburg, Rusya'ya gitmiş olmama rağmen, Svalbard'ın 24 saat aydınlığı apayrı bir deneyim gökyüzü alacakaranlık aşamasına dahi gelmiyor. Hava öğlen 2'de nasılsa gece 2'de de hemen hemen öyle. Ben de haliyle kendimi gece sıklıkla yatağımdan kalkıp, sımsıkı kapanmış perdeleri aralayıp, inanamıyorum halen aydınlık derken bulmuştum. Kışın ise durum tam tersi Kasım ve Şubat arası hava 24 saat karanlık. Bu dönem kuzey ışıkları için de en ideal dönemlerden birisi. Gerçi hemen not etmemde fayda var Svalbard'da Svalbard'ın kuzey ışıkları için biraz fazla kuzeyde olduğunu söylemişlerdi! Svalbard'da turizme açık sadece bir havaalanı mevcut ve Svalbard'ın tek şehri Longyearbyen'ın 10 dakika dışında konuşlanmış durumda. Longyearbyen uzun yıl şehri demek. Svalbard'da araba kiralamanız pek anlamlı bir seçenek değil, arabayla gidebileceğiniz yol 45 km ile sınırlı. Ulaşım kışın kar motorları, yazın ise tekne, sürat motoru ve kanolarla sağlanıyor. Longyearbyen'de klasik zincir otellere ek olarak, bölge yapısını daha iyi yansıtan otel seçenekleri de yer almakta. Benim favorim ise Basecamp Spitsbergen olmuştu. Ahşap mimarisi ve inanılmaz arkadaş canlısı personeli ile Svalbard'a bir daha gitmek imkanım olursa, Svalbard'ın ıssız köşesi Isfjord'da da oteli olan bu grup muhakkak yine tercihim olacak. Longyearbyen'de kanodan trekinge kadar birçok farklı aktivite imkanınız var. Şehrin dışına yanınızda bir rehber veya tüfek olmadan çıkmanız yasak. Maalesef sınırlı sayıda da olsa ölümle sonuçlanmış bazı kutup ayısı vakaları var. Ama dikkat Longyearbyen'ın mezarlığı 70 yıl önce kapatılmış ve Svalbard'da ölmek kanunen yasak sebebi ise hava soğukluğundan dolayı bedenlerin asla toprağa karışmaması. 70 yıldan uzun bir zaman önce İspanyol Gribi nedeniyle Svalbard'da yaşamını yitiren Norveçli madencilere ev sahipliği yapan ve dünyanın en kuzey mezarlığı olan bu mezarlık şüphesiz hayatımda gördüğüm en hüzünlü mezarlık. Svalbard seyahatimde harika bir müzeye de ev sahipliği yapan Longyerbyen'a ek olarak Isfjord'u da ziyaret etme şansı bulmuştum. Longyearbyen'den yaklaşık 2.5 saatlik bir sürat motoru yolculuğuyla varılan bu bölge, uzun yıllar boyunca Svalbard'ın dünya ile irtibatını sağlayan radyo istasyonuna da ev sahipliği yapmış. Bugün ise bina Basecamp tarafından otel olarak işletiliyor. Enteresan bir şekilde otel kapılarında kilit yok! Bu da Svalbard'ın bana yaşattığı bir diğer ilklerden. Yazının başında da dediğim gibi, İzlanda'ya gittiniz ve dünyanın sonu gibi hissettiyseniz, bir de Svalbard'ı denemenizi öneririm. Oslo'dan yaklaşık 3.5 saatlik bir uçuşla ulaşabileceğiniz bu ada, hayatınızda gidebileceğiniz şüphesiz en ıssız yerlerden birisi. Svalbard'a vize gerekmemekle birlikte, sadece Norveç üzerinden uçabileceğiniz için, yine de Schengen vizesi almak durumundasınız. Diğer seyahat yazılarını okumak için buraya tıklayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/fantastik-canavarlarin-devam-filminde-izlanda-etkisi/", "text": "Dünyayı bir dönem kasıp kavurmuş olan Harry Potter kitapları ve filmlerinden sonra cadılık ve büyücülük dünyasına hasret kalan muggle'lar için Fantastic Beasts and Where to Find Them filmi ilaç gibi gelmişti. İkinci filmle ilgili haberlerin ulaşmaya başladığı şu günlerde, filmde iki de İzlandalı aktörün yer alacağı ortaya çıktı. İzlanda suç-gerilim dizisi Trappedten tanıdığımız Olafur Darri Olafsson ve Ingvar E. Sigurosson devam filminde yer alacaklar. Toplamda beş film olarak yayınlanacak serinin ikinci filminin çekimleri İngiltere'de başladı. Kasım 2018'de gösterime gireceği öngörülen filmde Olafur Darri Olafsson büyücü sirkini işleten Skender'ı, Ingvar E. Sigurosson ise ödül avcısı Grimmson'u canlandıracak. Gerçekte yakın arkadaş olan Olafur Darri Olafsson ve Ingvar E. Sigurosson yakın zamana kadar birbirlerinin filmde yer alacaklarını bilmiyormuş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/finlandiyada-nasil-konaklamali/", "text": "Göl kenarında, etrafı ağaçlarla çevrili, bir kulübede, kuş sesleriyle uyandığınızı hayal edin. Sauna ateşine odunları atıp ısınmasını beklerken, ormandan taze yaban mersini ve frambuaz toplarsınız. Elinizde mutlaka bir kaç fındık fıstık bulundurun, sincaplarla iletişim kurabilmek için. Bir sabah saunası ardından çarşaf gibi görünen durağan göle çıplak girin. Çünkü bu his, üzerinizde yapış yapış bir mayoyla olmaktan çok farklıdır. Ya sizi görecek kimse yoktur, olsa bile kimse dönüp size bakmayacaktır bile. Orta Finlandiya'da yazın da olsa göl suyu hiçbir zaman 15 derece üstüne çıkmaz. Bu yüzden saunadan sonra mükemmel bir arındırıcı etkiye sahiptir. Güneş, gece boyunca, sadece birkaç saatliğine kaybolacak, ancak hava hiç tamamen kararmayacak, yerini loş ve esintili bir havaya bırakacaktır. Kitap okumak, yemek yapmak, örgü örmek.. Her şey bu ahşap evlerin terasında sizin için daha keyifli hale gelecektir. İşte bu yüzden Finlandiya'ya tatil planlarken, sıradan bir otelde kalmamalısınız. Aynı, hatta belki çok daha düşük fiyatlara da kendinize kulübe kiralayabilir, seyahatinizi bir yerli gibi geçirebilirsiniz. Kiralayabileceğiniz kulübelerin, kanosu/kayığı, jakuzisi veya barbeküsü de mevcut olabilir. Bu tamamen sizin isteğinize bağlı. Ormanın ortasında bir kulübede, etrafta kimsecikler olmadan bulunmak, kimisini korkutabilir ancak, güvenlik konusunda hiçbir kuşkunuz olmasın, kapınızı kilitlemeden dahi uyuyabilirsiniz. Eğer 'ben illa otelde kalmak isterim, odam temizlensin, büfede yemeğimi yiyeyim' derseniz, ülke genelinde, kulübe konaklamalı oteller de mevcut. Bu işletmeler, tatil köyü konseptinde oluyor. Spa, bovling salonu, kayak merkezi, buz pateni sahası, husky gezisi merkezi gibi alanlar da bünyesinde mevcut."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/finlandiyada-sosyal-medyaya-yas-siniri-geliyor/", "text": "Finlandiya sosyal medyaya yaş sınırı getirmeye hazırlanıyor. Eğitim konusunda adından söz ettirip PISA listelerinde uzun süredir ilk sırayı koruyan ve çocuk gelişimindeki uzmanlığıyla bilinen Finlandiya, sosyal medyanın çocuklarca kontrolsüz bir biçimde kullanılmasını engellemek istiyor. Bilindiği üzere günümüzde sosyal medyayı küçük yaşlardaki bireyler de oldukça yoğun bir biçimde kullanıyor. Dünyada her gün binlerce çocuk internet üzerinden istismara ya da siber zorbalığa maruz kalıyor. Finlandiya hükümeti de ülkesindeki çocukları bunlar gibi problemlerden korumak istemiş ve duruma müdahele etmiş. Uygulamanın amacı çocukların kişisel bilgilerini ve fotoğraflarını olası sonuçları tahmin etmeden paylaşmalarını engellemek. Yaş sınırı henüz belirlenmese de Adalet Bakanlığı yasama danışmanı Anu Talus sınırın 13-16 yaşları arasında olacağını açıkladı. Yaş sınırının altında kalan çocuklar ebeveyn veya veli rızası olmadan sosyal medya kullanamayacak. Sosyal medya için yaş sınırı yasası 2018'in mayıs ayından sonra yürürlüğe girecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/hafif-dans-etmeye-ihtiyaci-olanlar-icin-byrta/", "text": "Birazdan BYRTA ile tanış olacaksınız. Bu tanışmayı biraz daha zevkli hale getirmek için önce konuya derinden girelim. Olafur Arnalds ve Janus Rasmussen ikisilinin ortak oluşumu Kiasmosu zaten biliyorsunuz, bu cepte. Ve Faroe Adaları'nda huzurlu şarkılarıyla bizi karşılayan Gudrid Hansdottir. Sonra Janus Rasmussen ve Gudrid Hansdottir alıyoruz ve bir mix çıkarıp kulağımızı BYRTA için kabartıyoruz. Bu ikili, Reykjavik'te yaşarken tanışırlar ve birlikte yeni bir şeyler yapmak için ortak şarkılarını kaydederler. Uyuşan bu kimya onları bir elektro-pop ikilisi haline getirir ve bunun sonucunda ortaya 2013 tarihli kendi isimlerini taşıyan debutları olanByrtayı müzik dünyasına servis ederler. Elimizde olan tek albümleri bu. Onun dışında debutlarını takip eden yıllarda singlelar ile yetinirler. Açıkçası bu işbirliği içerisinde en çok şaşırtan şey naif ruhlu Gudrid Hansdottir. Tamam, biraz elektronik ruh onun solo kariyerinde var, doğrudur. Ancak onu hep elinde gitarı daha folk halleri ile görmeye alışkın olduğumuzdan, BYRTA oluşumu hafiften garip geliyor haliyle. Ha yakışmış mı? Çok yakışmış. Pegasus, Meditations On Salt, Endaloysi, Morgun i Mars gibi kulaklara ziyafet çeken eserleri ortaya çıkaran bir kadının, yaptığı her şey yenir. E öte yandan bahsettiğimiz diğer müzisyen Janus Rasmussen. Onun elektronik hallerine daha çok alışkınız, bu yüzden pek yadırgayamayız. Unutmadan söyleyelim, Faroe Adaları'ndan kopup gelen BYRTAnın şarkılarında, 80'ler müziği ve İskandinav pop motiflerini fazlasıyla görmek hayli mümkün."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/isvecten-evinize-tasiyabileceginiz-supermarket-lezzetleri/", "text": "Gittiği ülkenin lezzetlerine düşkün herkesin en az gezeceği müzeler ya da göreceği doğal güzellikler kadar dört gözle beklediği duraklardan biri süpermarketlerdir! Tabii alacağınız ürünlerin gerçekten o ülkeye özgü olup olmadığını araştırmak, şirketler hakkında bilgi edinmek ve yerellerin alışveriş alışkanlıklarını gözlemlemek belli bir zaman ve emek ister... Eve dönerken mutfağınıza bir miktar İsveç rüzgarı taşımak istiyor fakat market raflarını inceleyerek geçirecek uzun saatlerim yok diyorsanız, aşağıdaki liste oldukça işinize yarayabilir! Hemen hemen her evde bulunan ürünler vardır ya hani, işte Zoegas İsveçliler için onlardan biri. Özellikle blue javasının hayranı çok. Zoeegas İsveç'in ikinci en büyük kahve üreticisi, hatta ülke genelinde satılan dark roastların %60'ını onlar karşılıyor. 19. Yüzyıldan beri kahvecilik yapan Zoega ailesinin ana kalesini merak ederseniz, Helsingborg'daki minik dükkanı da görülecek yerler listenize ekleyebilirsiniz. Helsingborg yolunuzun üstünde değilse de hiç üzülmeyin, hemen hemen bütün marketlerde envaiçeşit Zoegas kahve bulabilir, hangisini alsam diye derin düşüncelere dalabilirsiniz. Kelime anlamı blueberry olsa da, İsveç'teki bu tür, dünya genelinde bilinen blueberry bitkisinden daha farklı. Blabar'in aroması daha yoğun, içleri kırmızı-bordo ve yapıları daha yumuşak. Kesinlikle denemeye değer! Eğer taze meyveleri taşımak istemezseniz, blabar marmeladı da alabilirsiniz! Aman dikkat: Marmelat türü jellerin kabin bagajında uçağa alınmadığını unutmayın ve aldıklarınızı mutlaka bagaj tesliminde vereceğiniz bavula yerleştirin. İsveç'in fika kültürü, birbirinden pratik atıştırmalık seçenekleri de beraberinde getirmiş. Lekslands'ın krakerleri de onlardan biri. Bir nevi 'dilim ekmek' görevi gören krakerler, üzerine krem peynir-reçel ya da mayonez-somon ikilileri eklenince oldukça lezzetli birer ara öğüne dönüşüyor. Lekslands'ın kurucuları Joon Olof ve Anna Olsson, 1920'lerde yaşadıkları köyün fırıncısıymış. Yıllar içinde işleri büyüten aile, şimdi İsveç'in en büyük ve modern gıda üreticilerinden biri haline gelmiş. Kavli aslında 1893 yılında Norveç'te kurulmuş bir marka, fakat ünü sadece İskandinavya'ya değil, bütün dünyaya yayılmış durumda ve İsveç'te market alışverişi yapıyorsanız, es geçilmeyecek kadar iyi! Nordik buzdolaplarında on yıllardır kendine yer edinmiş olan Kavli, dünyanın ilk sürülebilir peynir üreticisi! Markanın kurucusu Olaf Kavli'nin, 1923 yılında ilk olarak sadece 17 kişiden oluşan özel misafir grubuna denettirdiği bu peynir öyle çok sevilmiş ki, günümüze ulaşana kadar karideslisinden havyarlısına, otlusundan laktozsuzuna kadar onlarca çeşidi üretilmiş. Isvecin olmazsa olmazi kanalbuller i yazmayi untmussunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/jaga-jazzistten-muhtesem-donus/", "text": "Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/kesif-xploding-plastix/", "text": "Müzik tarihinin tozlu sayfalarında kalmayı hiç haketmediğini düşündüğüm için yeni bir işleri olmasa dahi hortlatmak istediğim bir gruptan bahsetmek isterim: Xploding Plastix. Müzik dünyasına ilk olarak Kvist isminde bir black metal grubu bünyesinde giriş yapan isimler Jens Petter Nilsen ve Hallvard Wennersberg Hagen'ın üyeleri olduğu Xploding Plastix, 1999'da kuruldu. İlk demolarını 2000 senesinde gönderen ikilinin Treat Me Mean, I need the Reputation isimli şarkıları müzik şirketlerinin dikkatini çekti. İlk albümleri olan Amateur Girlfriends Go Proskirt Agentsı 2001 senesinde yayınladılar ve 2004 senesinde yeniden basıldı. İkinci albümleri olan The Donca Matic Singalongsu 2003, üçüncü albümleri olan Treated Timber Resists Rotu ise 2008'de yayınladılar. Kendilerini inkar içindeki bir folk-rock ikilisi olarak tanımlasalar da güçlü elektronik ve caz öğelerinin varlığı müziklerinde yadsınamaz ölçüde. Her daim etkileyici ve bazen de tekinsiz olan sürükleyici melodileri ile Xploding Plastix dinleyicisine üst düzey bir müzik keyfi sunuyor ve dinlenen her yeni şarkıda şaşırtmayı başarabiliyor. En son 2015'te Rusya'da konser verdiği bilinen ikilinin en kısa zamanda yeni çalışmalar ile dönmesini umuyor ve o zamana dek en güzel şarkılarından olan Sports, Not Heavy Crime ve Treat Me Mean, I need the Reputation ile teselli buluyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/kiasmos-gezgin-salonda/", "text": "Olafur Arnalds ve Janus Rasmussen'in 2014'te hayat verdiği elektronik müzik projesi Kiasmos müzikseverlerin gönlüne taht kurmuştu. Aynı adlı albüm ile minimal elektronik tınıları dinleyiciye sunan Kiasmos, elektronik müzikle alakası olmayanları bile kendine pervasızca bağlamıştı. Aralık 2014'te Salon sahnesinde eşsiz bir geceye imza atan Kiasmos, İstanbullu müzikseverlerin radarına takılmıştı. Zaman içinde Sonar Barselona, Best Kept Secret Festival gibi dünyaca ünlü festivallerde çalan Kiasmos artık daha büyük kitlelere hitap eder olmuştu. Her zaman alternatif ve yeni müzisyenleri keşfetmemizi sağlayan Salon yine sürekli iş birliği yaptığı müzisyenlerle ilişkilerini koparmıyor ve Salon sahnesine sığmayan isimleri artık Gezgin Salon konsepti kapsamında ağırlamaya devam ediyor. 10 Eylül Pazar günü Beykoz Kundura'da ilki gerçekleşecek tek günlük festivalin ilk açıklanan ismi ise tabii ki çok sevdiğimiz Kiasmos oldu. Biletler 13 Temmuz'dan itibaren satışta!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/nordik-oyun-jotun-valhalla-edition/", "text": "Thunder Lotus Games tarafından geliştirilen ve Eylül 2015'te yayınlanan Jotun, her bir karesi elle çizilmiş tatlı bir video oyunu. Oyunumuzun ana karakteri Thora, henüz yeni ölmüş bir viking kadını. İsminin Thor'a olan benzerliğinin yanısıra Thor gibi kırmızı saçlarla karşımıza çıkıyor. Öldükten sonra Ginnungagap'a giden ve Valhalla'ya girmek isteyen Thora olarak, kendinizi tanrılara kanıtlamalı ve Valhalla'yı hak etmelisiniz. Genel olarak etrafı keşfetme ve bulmaca çözmeye dayalı bu sevimli oyunda Yggdrasil'i görebilir, Ymir'in kuyusunda dinlenip canınızı yenileyebilir ve Iduna'nın ömür uzatan gizli altın elmalarını bulabilirsiniz. Baltanızla biri hafif biri ağır hasar vermek üzere iki ayrı atak yapabilir ya da boşluk tuşuna basarak gelen ataklardan kaçabilirsiniz. Ayrıca tanrıların oyun boyunca bahşedeceği kimi özel güçlerden de yararlanabilirsiniz. Oyunda ilerlemek için etrafta keşif yaparak haritadaki rünleri bulmalı ve genellikle az sayıda düşmanla savaşmalısınız. İzlandaca seslendirilen Jotun, oyuncularına İngilizce altyazı olanağı da sunan Jotun: Valhalla Edition'ı bu gece hala Steam'den ücretsiz edinebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/papiroen-sokak-yemegi-cenneti/", "text": "Papiroen, bir diğer deyişle Paper Island; Danimarka mutfağının yanı sıra dünya mutfaklarına da ulaşabileceğiniz koca bir hangar. Aynı zamanda şehrin ilk ve tek sokak yemeği pazarı olma özelliği taşıyor. 50 Danimarka Kronuna bu lezzetleri tadabilmek mümkün. Kopenhag'ın ruhunu yansıtan renkli, küçük yemek kamyonları ise adaya ayrı bir hava katıyor. Bu kamyonlarda, Danimara'nın kendine has lezzeti smorrebrodlara, Meksika yemeklerine, Çin yemeklerine ve daha çok lezzete ulaşabileceğiniz gibi organik yemeklere de ulaşabilirsiniz. Kağıt Adası; sokak yemeğinin yanı sıra, öğünler arası pek çok etkinliğe de ev sahipliği yapıyor. Bu da adayı; sokak yemeklerini tadabileceğiniz bir hangardan ziyade, tüm gününüzü eğlenerek değerlendirebileceğiniz bir yer haline getiriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/submarino-whats-past-prologue/", "text": "Grown up, and that is a terribly hard thing to do. It is much easier to skip it and go from one childhood to another. As rightfully said above by F. Scott Fitzgerald, the more we grow old, the stronger memories of the past get to come back and haunt us if somethings went into the wrong direction. The direction that wasn't in plans nor dreams, one might say. Even more tragic events may transpire, and one may not be able to cope with the life as thought to be done so. Adapted from the novel by Jonas T. Bengtsson, Submarino, that eloquently takes its name from a kind of torture method used in prisons in which the prisoners are hanged upside down while their faces are shoved into a bucket of water, tells an entangled, yet carefully crafted story of two damaged brothers who just have not been able to get it together since they had faced such traumatic situations during childhood. It all starts beneath a white sheet where Nick and his brother are taking care of their little ones for the last time they can. Next, we are dragged into the future when Nick, dealing with his alcoholism after getting released from the prison, runs across his brother, who is a single father and also dealing with heroin addiction, in their mother's funeral, who was a drug addict before as well. Stumbling through the steps in life they have been taking separately in life, as much as they try to change things the way they know, all that is water under the bridge now. One of the most respectfully known Scandinavian directors, Thomas Vinterberg works with Charlotte Bruus Christensen as he usually does for the cinematography of the film and theme they created for the movie is as powerful as the story itself. Succinctly actings brought by Jakob Cedergen and Peter Plaugborg as the grownup versions of the brothers provide the help build empathy for the characters and be invested in the reality of the world the story takes in. Though, two siblings' having an encounter in funeral stories have been told for many times, Submarino achieves to stand out amongst others with its honesty in the way of storytelling."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/07/tinja-myllykangas-40-kopegi-ile-tanisin/", "text": "Büyük şehirlerde yaşayan insanlar olarak hepimiz zaman zaman şehir hayatına ara verip doğaya kaçmak için fırsat kolluyoruz. Biz küçük kaçamakların hayalini kurarken, şehirden tamamen uzaklaşıp doğayla iç içe bir yaşam süren Tinja Myllykangas'ın hikayesi hepimize ilham olabilir! Tinja 2008 yılında şehir hayatını terk etmiş ve şimdi Finlandiya'nın Lapland bölgesinde doğal yaşam süren genç bir kadın. 40 Husky köpeği ve atlarıyla birlikte en yakın kasabaya yaklaşık 300 km uzakta yaşıyor. Lapland'ın karanlık kış aylarında elektrik kullanmıyor, yemeğini her sabah yaktığı ateşle pişiriyor. Günlerini köpeklerini eğiterek geçiriyor ve bölgeye farklı yerlerden gelen ziyaretçilere kızak yolculuğunda eşlik ederek geçimini sağlıyor. Kışın -45 derecelere varan soğuğuna aldırış etmemiş ve materyal olan her şeyi terk etmiş. Mutluluğu bir çoğumuza imkansız gelen bir yaşam tarzında, doğanın kendisinde yakalamış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/08/olafur-arnaldsin-reykjavik-rehberi/", "text": "İstanbul'a her geldiğinde tweetleri ile hamamlardan çıkmıyormuş gibi hissettiren, Olafur Arnalds en sevilen projesi Kiasmos ile birlikte 10 Eylül'de tekrar İstanbul'a geliyor! Bizde hazır biraz boş vakti varken, Olafur'a yaşadığı şehir Reykjavik'teki en sevdiği mekanları sorduk ve çok tatlı cevaplar aldık. Ayrıca kendi hazırladığı listede yok fakat, arkadaşları ile ortak olarak açtığı Reykjavik Chips'e uğramayı da unutmayın! The Symphony Orchestra'yı dinlemeye gidin. Genelde programları çok güzel oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/09/1-7-kasim-izlanda-turumuza-katilin/", "text": "Dünyanın en yeni kara parçası İzlanda, bugüne kadar gördüğünüz hiçbir yere benzemiyor. Adaya indiğiniz anda kendinizi farklı bir gezegende hissetmeye başlıyorsunuz bile. Şimdi ise bu doğa harikasına Avrupa'nın en büyük müzik festivallerinden biri olan Airwaves Festivali de ekleniyor. İzlanda seyahatimiz boyunca nefes kesen şelaleler, siyah sahiller, Interstellar- Game of Thrones gibi prodüksiyonların çekim noktaları ve dünya harikalarının yanında Airwaves Festivali'nin eğlenceli atmosferini de Nordik Simit rehberliğinde deneyimleyeceğiz! Patika Travel ile birlitke düzenlediğimiz 5. seyahat olacak olan 1-7 Kasım İzlanda turunın günlük programını ve fiyat bilgilerini aşağıda bulabilirsiniz. Eğer tur hakkındaki sorularınız ve tura katılmak için utku@nordiksimit. org adresine e-mail atabilirsiniz. Turumuzun fiyat ve ödeme bilgilerine Patika Travel üzerinden ulaşabilirsiniz! Sabah 08:50'de Atatürk Havalimanı'ndan THY'nin tarifeli uçağı ile önce Stockholm Arlanda Havalimanı'na uçuyoruz. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra bagajlarımızı alıp, saat 13:35'teki Icelandair Reykjavik uçuşumuz için kapıya gidiyoruz. Reykjavik uçuşumuzun ardından şehir merkezindeki otelimiz 22 Hill Hotel'e yerleşiyoruz. Akşam yemeğinden sonra ise İzlanda'nın en büyük müzik festivali Airwaves'e gitmek üzere yola koyuluyoruz. Airwaves Festivali boyunca, sahneler evlere, kafelere hatta manavlara taşan konserler ile şehir kocaman bir festival alanına dönüşüyor. Sonraki durağımız ise Geysir Jeotermal Bölgesi, metrelerce yükseğe fışkıran sıcak su gayzerlerini göreceğiz. 100 dereceye kadar ulaşan gayzerden sonra Avrupa' nın en güçlü şelalesi Gullfoss'un ihtişamına tanıklık edeceğiz. Ama önce Gullfoss'ta öğle yemeği yiyoruz. Dönüş yolu üzerinde havanın aydınlık durumuna göre Kerid krater gölünde kısa bir mola vereceğiz. Akşam yemeğinden sonra Kuzey Işığı tahminlerine bağlı olarak ışık avına çıkacağız. Ayrıca bugün de festivale katılma şansımız olacak. Reykjavik'e yaklaşık 2 saat uzaklıktaki Seljalandsfoss ile başlıyoruz devamında ise hemen yanındaki gizli şelale Gljufrabui'yi keşfetmeye gidiyoruz. Bu şelalelerin en güzel yanı, ikisinde de dökülen suların içine girip fotoğraf çektirebiliriz! Bu eğlenceli şelalelerden sonra İzlanda'nın en meşhur ve en güzel şelalelerinden biri olan Skogafoss'a gidiyoruz. Havanın güneşli olması durumunda burada çok güzel bir gökkuşağı oluşuyor. Daha sonra da gözlem noktasına çıkıp enfes Güney İzlanda'yı bir de yukarıdan izleyeceğiz. Devamında ise öğle yemeği için buluşacağız. Şelaleleri bitirdikten sonra dünya üzerindeki en etkileyici yerlerden birisi olan Reynisfjara ve Dyrholaey'e gideceğiz. Burada alışılmışın dışındaki siyah kum plajını görecek ve bazalt kaya oluşumlarını gözlemleyeceğiz. Akşam yemeğinden sonra ise tahminlere göre Kuzey Işık avımıza devam ediyoruz. Kahvaltımızın ardından Güney İzlanda'nın harika manzarası ve yolculuğumuza özel hazırlanan dinlendirici İzlandik müzikler eşliğinde 4 saat sürecek Skaftafell'e doğru yola çıkıyoruz. Volkanik oluşumlar, yosun tarlaları, Avrupa'nın en büyük buzulu Vatnajökull'ün uzantıları olan buzullar yol boyunca tanıklık edeceklerimizden bazıları. Ayrıca yolumuzun üstündeki gizli vadi Fjadrargljufur'e de bugün uğrayacağız. Skaftafell'e vardıktan sonra dünyada sayılı yerlerde görebileceğimiz ve hatta yakında kürüsel ısınmadan dolayı kaybolacak olan buzullardan birini, Svinafell'i ziyaret edeceğiz. Öğle yemeğinden sonra tepenin hemen ardındaki buzulun uzantısı olan lagüne, Jaökulsarlon'a gideceğiz. Burada buzuldan kopan parçaların buzul gölündeki sakin hareketlerini izleyip daha sonra gün batımı için sahile vuran buz parçalarına yaklaşabileceğiniz Diamond Beach'e gideceğiz. Bugün kahvaltıdan sonra Avrupa'nın en farklı şehirlerinden biri olan Reykjavik'te şehir turu yapacağız. Açıklanacak olan festival programına göre turumuza farklı kiliseler, cafeler ve konser salonları ekleyerek Reykjavik'te görülmesi gereken yerleri gezeceğiz. Daha sonra Hallgrimskirkja'da kilisenin en yüksek noktasına çıkarak tüm Reykjavik'i tepeden göreceğiz. Bugün ayrıca Reykjavik'in en yeni kafelerini, rengarenk evlerini, grafitilerini ve özel tasarım hediyelik eşya mağazalarını keşfetmek için servest vaktimiz de olacak. Dileyenler bileklikleri ile festival sahnelerini de ziyaret edebilecek. Akşam ise yemekten sonra yine tahminlere göre Kuzey Işığı avına çıkabilir ya da tüm hızı ile devam eden Airwaves Festivali'nde en sevdiğimiz sanatçılardan birini görebiliriz. Bu gece ayrıca festivalin son günü olduğu için kapanış kutlamalarını da izleme şansımız olacak! Bugün yoğun geçen gezimizin tüm yorgunluğu atmak için dünyanın 25 harikasından biri olarak anılan Blue Lagoon'a gidiyoruz. Ama öncesinde Seltun jeotermal alanına uğrayacağız. Bu ilginç noktada kısa bir mola verdikten sonra öğle yemeğimizi yemeye restoranımıza gidiyoruz. Sonra da yaklaşık yarım saat mesafedeki Blue Lagoon'a doğru yola çıkacağız. Burada dünyada eşi benzeri olmayan bir doğal spa deneyimi yaşayacaksınız. İçerdiği zengin mineraller ve silika sayesinde cildi yumuşatan ve rahatlatan bu gölde içkinizi yudumlayarak gezinin yorgunluğunu atacaksınız. Hayatınızda asla unutamayacağınız bir deneyimi geride bırakıp, gezinin verdiği mutluluk ve rahatlık ile sabah Reykjavik'ten havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Uçağımız bugün 07:35'te. Yaklaşık 11:30 ile Arlanda Stockholm Havalimanı'na varmış olacağız. Dileyenler bugün 17:35'teki İstanbul uçuşumuza kadar bavullarını emanete bırakıp, Stockholm sokaklarında küçük bir keşfe çıkabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/09/filmekimi-2017de-nordik-filmler/", "text": "2014 yılında Turist / Force Majeure ile fırtınalar koparan İsveçli yönetmen Ruben Östlund, bu yılki Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye ile ayrılan isim oldu. Filmekimi takipçileri, artık Altın Palmiye ödüllü filmi Filmekimi'nde izlemenin bir geleneğe dönüştüğünün farkındadır ki yine öyle oldu. Östlund, tıpkı bir önceki filminde olduğu gibi The Square'de de mizahı ve gerilimi harmanlıyor. Stockholm'de bir sanat merkezinde geçen ve bu merkezin sanat direktörü Christian'ın yaşadıklarına odaklanan film, aynı zamanda İsveç'in bu yılki Oscar adayı seçildi. Reprise ve Oslo, 31. august'un ardından Louder Than Bombs'u çeken, günümüz Nordik sinemasının genç ustalarından Joachim Trier, yeni filmiyle Norveç'e ve Norveççe'ye geri dönüyor. Filme adını veren Thelma, eğitimi için bağnaz bir kasabadan Oslo'ya taşınıyor ve burada sınıf arkadaşına aşık olduğunda doğaüstü güçlere kavuşuyor. Gücünü Joachim Trier'in diğer filmlerinde olduğu gibi Eskil Vogt'la birlikte yazdığı senaryodan alan Thelma, görsel efektlerden de çokça besleniyor. Filmin 1980'lerin Japon animeleri, Stephen King romanları ve synthesizer müziklerinden ilham aldığı söyleniyor. Borg/McEnroe, spor tarihinin en meşhur rekabetlerinden birine, 1980'lerin ünlü raketleri ABD'li John McEnroe ve İsveçli Björn Borg arasında yaşanan çekişmeye odaklanıyor. Kabiliyetleri birbirine eş, karakterleri birbirine zıt iki tenisçiyi sırasıyla Shia LaBeouf ve Sverir Gudnason canlandırıyor. 1980 Wimbledon'daki 20 dakika süren meşhur tie-break'li unutulmaz final maçını soluk soluğa izleyeceğimiz filmin yönetmeni ise ilk uzun metrajlı filmini çeken Danimarkalı Janus Metz. Filmin İtalyan yapımı, dilinin İngilizce, yönetmeninse İtalyan olması sizi yanıltmasın. Nico, 1988'i listemize dahil etmemizin nedeni, günümüzde Nordik sinemanın en önemli kadın oyuncuları arasında rahatlıkla ilk sıralara yerleştirebileceğimiz isimlerinden Trine Dyrholm'un muhteşem bir performansla başrolde yer alması. Film, 1960'ların Warhol süperstarlarından Alman şarkıcı, müzisyen, besteci, oyuncu ve model Christa Paffgen'in, namıdiğer Nico'nun 1980'lerdeki hikayesini anlatıyor. 50'li yaşlarına geldiğini umursamadan, yanına oğlunu alarak yeniden turneye çıkan, özel hayatı da kariyeri de sıkıntılarla dolu Nico'yu canlandıran Dyrholm, filmdeki tüm şarkıları da kendisi seslendirmiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/09/nordik-filmlerin-oscar-yolculugu-2017/", "text": "Her yıl eylül ve ekim ayları boyunca, dev bir sinema endüstrisine sahip olması ya da yılda bir film çekilen bir ülke olması fark etmeksizin dünyanın tüm ülkelerinin sinema otoritelerini tatlı bir telaş sarıyor. Çünkü bu aylarda, günümüz sinema dünyasının en popüler ve en prestijli ödüllerinden biri sayılan Akademi Ödülleri'nin, namıdiğer Oscarların, En İyi Yabancı Dilde Film kategorisi için birer başvuru yapması bekleniyor. Bu yıl 2 Ekim 2017 olan son başvuru tarihine az bir zaman kala, Nordik ülkeler de seçimlerini yaptı! 2006'da ülkesinde büyük bir başarı yakalayan ilk filmi Kunsten at gr de i kor / The Art of Crying'in ardından yıllarca sessiz kalan yönetmen Peter Schonau Fog, yine bir aile dramıyla döndü. Du forsvinder / You Disappear, kendi okullarının müdürü olan eşinin zimmetine para geçirdiğini öğrenerek sarsılan bir öğretmenin dramını anlatıyor. Mia, bu şok edici suça, eşinin beynindeki bir tümörün neden olduğuna inanmayı seçiyor. Filmde Nordik sinemanın en ünlü, yetenekli ve sevilen oyuncularından Trine Dyrholm, Nikolaj Lie Kaas ve Michael Nyqvist rol alıyor. Bu yıl 55. kez başvuruda bulunan Danimarka, en sonuncusu geçtiğimiz yıl Under sandet / Land of Mine ile gelen 12 Oscar adaylığından 3'ünü ödüle çevirmiş: H vnen / In a Better World (2010), Pelle Erobreren / Pelle the Conqueror (1988), Babettes G stebud / Babette's Feast (1987). 2014 yılında Turist / Force Majeure ile fırtınalar koparan İsveçli yönetmen Ruben Östlund, bu yılki Cannes Film Festivali'nden Altın Palmiye ile ayrılan isim oldu. Östlund, tıpkı bir önceki filminde olduğu gibi The Square'de de mizahı ve gerilimi harmanlıyor. Stockholm'de bir sanat merkezinde geçen ve bu merkezin sanat direktörü Christian'ın yaşadıklarına odaklanan film, çağdaş sanata ve sterilize kentli yaşamına birçok taş atacakmış gibi duruyor. The Square, Filmekimi 2017 programında yer alıyor. Bu yıl 56. kez başvuruda bulunan İsveç, en sonuncusu geçtiğimiz yıl En man som heter Ove / A Man Called Ove ile gelen 15 Oscar adaylığından 3'ünü ödüle çevirmiş: Fanny och Alexander / Fanny and Alexander (1983), Sasom i en spegel / Through a Glass Darkly (1961), Jungfrukallan / The Virgin Spring (1960). Finlandiya'nın dünyaya kattığı en önemli değerlerden biri, Tom of Finland takma adıyla ünlenmiş illüstrasyon sanatçısı Touko Valio Laaksonen. Yaşamı boyunca 4000'e yakın homoerotik, fetişist ve pornografik çizim yapmış olan sanatçı, 20. yüzyılın eşcinsel ve kuir kültürünün çok önemli bir öncüsü ve parçası... Finlandiya da bu değerini sonuna kadar sahiplenmiş durumda; öyle ki, 2014 yılında ulusal posta servisi Itella Posti sanatçıyı bir pul serisiyle anmıştı. Bu yıl ise sanatçının biyografisi, kendisini Pekka Strang'ın canlandırdığı bir filmle beyazperdeye uyarlandı. Bu yıl 31. kez başvuruda bulunan Finlandiya, 2002 yılında Mies vailla menneisyytta / The Man Without a Past ile elde ettiği 1 Oscar adaylığına sahip. Büyük bir şok yaşatan İzlanda, Akademi'nin değerlendirmesi için ulusal ve uluslararası hit Hjartasteinn / Heartstone yerine Undir trenu / Under the Tree'yi seçti. Filmin yönetmeni, 2011'deki filmi A annan veg / Either Way, Prince Avalanche ismiyle Amerikan bağımsız sinemasına uyarlanan Hafsteinn Gunnar Sigurosson. Tahmin edilemez şekilde kontrolün dışına çıkan bir komşuluk hikayesi anlatan filmde olaylar, gölgesi komşu evin üzerine düşen bir ağaç nedeniyle yaşanan inatlaşma ve sürtüşmeyle başlıyor. Büyük ihtimalle mesele, yalnızca bir ağaç meselesi değil. Bu yıl 38. kez başvuruda bulunan İzlanda, 1991 yılında Börn natturunnar / Children of Nature ile elde ettiği 1 Oscar adaylığına sahip. Reprise ve Oslo, 31. august'un ardından Louder Than Bombs'u çeken, günümüz Nordik sinemasının genç ustalarından Joachim Trier, yeni filmiyle Norveç'e ve Norveççe'ye geri dönüyor. Filme adını veren Thelma, eğitimi için bağnaz bir kasabadan Oslo'ya taşınıyor ve burada sınıf arkadaşına aşık olduğunda doğaüstü güçlere kavuşuyor. Gücünü Joachim Trier'in diğer filmlerinde olduğu gibi Eskil Vogt'la birlikte yazdığı senaryodan alan Thelma, görsel efektlerden de çokça besleniyor. Filmin 1980'lerin Japon animeleri, Stephen King romanları ve synthesizer müziklerinden ilham aldığı söyleniyor. Thelma, Filmekimi 2017 programında yer alıyor. Bu yıl 39. kez başvuruda bulunan Norveç, en sonuncusu 2012'deki Kon-Tiki ile gelen, 5 Oscar adaylığına sahip. En İyi Yabancı Dilde Film Oscar ödülü için kısalisteye kalan 9 film, Aralık ayı içerisinde, ödüle aday gösterilen 5 film ise 23 Ocak 2018'de açıklanacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/09/samaris-garajda/", "text": "Muhteşem üçlü Aslaug Run Magnusdottir, orour Kari Stein orsson ve Jofriour Akadottir'den oluşan ve İzlanda'nın en havalı elektro pop gruplarından olan Samaris, Nordik Simit medya iş birliği ile Garaj'a geliyor! 2013'te aynı adlı albüm ile büyülü müzik evrenine balıklama atladı ve bugün İzlanda'nın en çok rağbet gören gruplarından biri oldu. Samaris, Gooa tunglun büyülü tınıları sayesinde müzikseverlerin radarına takıldı diyebiliriz. Son albümü Black Lights ile bilmediği sulara yelken açan Samaris bu sefer İngilizce yazdığı parçalarla daha büyük bir kitleye hitap edebilme şansını yakalıyor. Nordikseverler belki bu durumdan hoşnut olmayabilir, ancak Samaris daima İzlanda'nın büyülü doğasını ihraç ettiği müziğe kendi yöntemleri ile yansıtan gruplardan biri. Ayrıca Samaris, Björk'ün de favori grubu. Hal böyle olunca bu sezon şahane bir programa imza atan Garaj, hastası olduğumuz Samaris'i 23 Eylül Cumartesi akşamı ayağımıza getiriyor. Hem de Fransa'nın en taze elektro pop grubu Agar Agar ile birlikte. Nordik müzik severim, İzlanda'ya bayılırım diyorsanız 23 Eylül akşamı Garaj'da görüşelim. Biletler için burayı ziyaret etmeniz yeterli."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/depresnonun-bergen-rehberi/", "text": "Norveç'in en hızlı yükselen isimlerinden dePresno yeni EP yayınlamışken biz de kendisi ile Bergen hakkında minik bir sohbet ettik! dePresno'nun Hem mimarisi hem de keyifli şehir hayatı ile Norveç'in sevilen şehirlerinden olan Bergen'deki en sevdiği yerleri aşağıda bulabilirsiniz! Daily Pot. Dünyanın en iyi çorbaları burada! İnternet. Bergen'in bu yönüyle pek sağlam değil."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/moden-yeni-ep-when-i-was-young/", "text": "Pop camiyasının en hızlı yükselen isimlerinden MO, 2014'te yayınladığı No Mythologies To Follow albümünden sonra kendine has tarzı ve karakteristik sesi ile Major Lazer, Charli XCX, Justin Bieber gibi dünyaca ünlü isimler ile birlikte çalışmıştı. 2014 ve 2017 arasında yazdığı 6 şarkıdan oluşan When I Was Young, Danimarkalı MO'nün en sevdiği projelerinden birisi. Albüm gerçekten de tüm şarkıları hayatıma uzanan bir yolculuk olarak adlandıran MO'nün Danimarka'da büyüdüğü köyden dünyaca ünlü bir sanatçı olma hikayesini anlatıyor. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/scope-festival-2017-alternative-berlin-guide/", "text": "Since a lot of Nordic music fans around (thanks to Scope Festival 2017), we wanted to share Swedish musician Adna's favorite places in Berlin! Here you can find alternative places to hangout between gigs and explore Berlin with Adna's favorites! Don't forget to check her RY X cover Berlin and our Scope Festival 2017 playlist featuring all festival line up while walking around! There's this local Vietnamese place, From Hanoi With Love. All of my friends love it, me too, and my flat mate Linn and I go there whenever we don't feel like cooking. Twinpigs. I barely go anywhere else for drinking, it's close to home and a good place for a small talk since there's always someone you know there. Cafe Vux, because it's all vegan and cosy and they have the best cappuccinos. I saw Nils Frahm once at Volksbühne and Lykke Li at Admiralspalast, and both were epic because of the great music but also the lovely venues. I like sitting down enjoying the music to really be focused and to see everything that's happening on the stage. The forest Grunewald in the west of Berlin. It's beautiful. I go there when I need to get away for a few hours. I mostly go to random second hand record shops, or I'm ordering over the internet, but Spacehall can be a good place if I want to listen to different genres and find more new records. Weekday is my one and only. Then I have a very talented friend, Julia Kjelsson, who makes really nice stuff. I'm not really a date person, so I would suggest making dinner together at someone's place. It's much more relaxed and a better way of getting to know each other, than at a fancy restaurant etc., I'd say. Walking/biking around in the city, maybe from Neukölln to Kreuzberg to Friedrichshain, just watching people and having a moment for yourself. The old airport Tempelhof, which is now just a big green spot. In silence or listening to a good podcast, that's how I often start my day. I love my bed, so I'll always choose my own bed. At the rooftop of the Neukölln Arcade you find Klunkerkranich. That's a view for sure. You the basically see the whole city from there. Sorry in advance for the boring answer, but I will have to say the Bio Company Market around the corner, because I love cooking, especially good vegan food. I can be in there for a long time just looking at stuff and getting inspired. For me it's a way of getting rid of stress and just being creative in a different way."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/scope-festival-2017-begins/", "text": "You can also follow our Scope Festival 2017 playlist on Spotify to listen and explore all of the bands!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/scope-festival-2017-berlin-rehberi/", "text": "İskandinav grupların tüm Berlin'i bir süreliğine devralacakları Scope Festival sırasında şehri keşfetmeniz için biraz yardım etmek istedik! Konu Nordikler, müzik ve Berlin olunca da aklımıza Berlin'de yaşayan İsveçli müzisyen Adna geldi, kendisinin Berlin'deki en sevdiği mekanlardan bir şehir rehberi hazırladık! Aşağıda Adna ile hazırladığımız Berlin rehberini okuyabilir, rehberi okurken ve şehri keşfederken Scope Festival'de sahne alacak isimler ile hazırladığımız çalma listesini ise buradan dinleyebilirsiniz! Yerel Vietnam restoranı; From Hanoi With Love. Ben ve bütün arkadaşlarım burayı çok seviyoruz. Ev arkadaşım Linn ile ne zaman yemek yapma modunda olmasak soluğu hep burada alıyoruz. Twinpigs. Bu mekan dışında başka yere gitmiyorum bile denilebilir, hem evime çok yakın hem de sohbet etmek için her zaman tanıdık birileri oluyor. Cafe Vux, çünkü tamamen vegan ve çok sıcak bir ortam. Ayrıca en iyi kapuçinoları yapıyorlar. Daha önce Volksbühne'de Nils Frahm'ı ve Admiralspalast'ta Lykke Li'yi dinlemiştim. İki mekan da müzik seçimleri ve sahnesi ile efsane ve çok tatlı. Müzik dinlerken bir köşeye oturup sahnede olan bitene odaklanmayı çok seviyorum. Batı Berlin'deki Grunewald ormanı çok güzel. Ne zaman bir iki saatliğine her şeyden uzak kalmak istesem oraya gidiyorum. Genelde rastgele ikinci el dükkanlarına gidiyorum ya da internetten sipariş ediyorum. Ama Spacehall yeni albümler keşfetmek için gidilebilecek en iyi dükkanlardan birisi. Weekday gittiğim tek butik. Ama butik haricinde, çok yetenekli arkadaşım Julia Kjelsson'a da uğruyorum, harika işler çıkarıyor. Çok date insanı değilim, o nedenle bi tarafın evinde yemek fikrini öneririm. Süslü restoranlara göre hem daha rahat, hem de karşı tarafı tanımak için daha iyi bir yol. Şehirde yürümek ya da bisiklet sürmek. Neukölln'den Kreuzberg'e oradan da Friedrichshain'e. İnsanları izlemeyi, kendime vakit ayırmayı çok seviyorum. Tempelhof, eski havalimanı. Şuan kocaman yeşil bir alan. Sessizce ya da iyi podcastler dinleyerek. Bazı günlerime böyle başlıyorum. Yatağımı çok seviyorum, cevabım her zaman kendi yatağım. Neukölln Arcade'nin terasında bulunan Klunkerkranich. İşte manzara diyebileceğin bir yer. Tüm şehir ayaklarının altında. Sıkıcı cevap için özür dilerim ama hemen köşemdeki Bio Company Market demek zorudnayım. Çünkü özellikle vegan yemekler yapmayı çok seviyorum. Saatlerimi sadece raflara bakarak ve ilham alarak markette geçirebilirim. Bu aynı zamanda stres atma yöntemlerimden birisi ve bir şekilde yaratıcılığımı ön plana çıkarıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/scope-festival-2017-line-up/", "text": "Ekim sonuna kadar sürecek olan ve Berlin'in en heyecan verici sahnelerinde Nordik isimleri dinleme şansı duyacağımız festival, son dönem İskandinavya'da caz diyince akla gelen isimler ile pop, elektronik, klasik gibi birçok farklı tarzı bir araya getiriyor. Kiasmos, Jay Jay Johanson gibi birçok Nordik grubun bir araya geleceği Scope Festival'de bilindik isimlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen, heyecan verici isimler de var! Nordik Simit olarak basın partneri olduğumuz Scope Festival kapsamında sahne alacak isimler ve festival programını aşağıda bulabilirsiniz. Dilerseniz festival programındaki tüm isimleri bir arada dinlemek için Spotify playlistimize buradan göz atabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/scope-festival-2017-olafur-arnaldsin-en-sevdigi-mekanlar/", "text": "Olafur Arnalds en sevilen projesi Kiasmos ile birlikte 25 Ekim'de tekrar Scope Festival kapsamında Berlin'e geliyor! Bizde hazır biraz boş vakti varken, Olafur'a yaşadığı şehir Reykjavik'teki en sevdiği mekanları sorduk ve çok tatlı cevaplar aldık. Ayrıca kendi hazırladığı listede yok fakat, arkadaşları ile ortak olarak açtığı Reykjavik Chips'e uğramayı da unutmayın! Basın partneri olduğumuz festival programı hakkında daha fazla bilgi almak için scopefestival. de adresini ziyaret etmeyi unutmayın! The Symphony Orchestra'yı dinlemeye gidin. Genelde programları çok güzel oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/10/snohettadan-avrupanin-ilk-sualti-restorani/", "text": "Norveçli mimarlık firması Snohetta, dalgaların altında akşam yemeği yeme hissini vermek için kısmen denizin içine batacak bir su altı restoranı inşa etmeyi planladığını açıkladı. Oslo ve New York merkezli firma tarafından Avrupa'nın ilk su altı restoranı olarak tanımlanan bina, Güney Norveç'te kıyı şeridinde görünen şeklinin yarısı ile su altı batmış diğer yarısı olan engebeli şekliyle estetik beton bir kutu görüntüsü oluşturacak. Binanın birincil kullanım amacı 100 kişi kapasiteli bir restoran olsa da ikincil kullanım biçimleri arasında deniz araştırma merkezi ve yapay midye resifi olması yer alıyor. 'Under' olarak adlandırılacak olan yapıdaki restoran kısmı deniz yosunları ve zorlu denizlerden ilham alınarak derin mavi ve yeşil renklere boyanacak. Restoranın içerisinde ayrıca kabuklar, kayalar ve kumlara ithafen daha hafif tonlar içeren bir şampanya barı da olacak. Ünlü mimarlar Craig Dykers ve Kjetil Tr dal Thorsen liderliğindeki Snohetta, Norveç'in en ünlü yapılarından biri olan Oslo Opera Binası'nın yanı sıra Lofoten takımadaları için bir otel ve yaz kampı için kayıkhane gibi bir dizi su kenarında bulunan binalar tasarladı. Yine de dünyada eşi benzerine çok az rastlanan zorlu su altı mimarisi onlar için de bir ilk olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/11/biggi-hilmars/", "text": "Tam adı Biggi Hilmarsson olan bu İzlandalı besteciyi aslında bir çoğumuz biliyoruz. Çünkü Cinematic Songs albümündeki bir çok parça onlarca reklamın ve filmin sesi oldu. Albümden Future Prospect parçası ise dünyanın en çok duyulan ama adı bilinmeyen şarkılarından biri olabilir. Cinematic Songs albümü özel bir proje için yapılmamış olmasına rağmen, bu kadar çok soundtrack olarak seçilmesi, Hilmars'ın albümünde ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor. Ayrıca Hilmars sadece Cinematic Songs albümü ile de ünlü değil, bugüne kadar 20'ye yakın film ve dizi için soundtrack hazırlamış, yine aynı içerisinde Mercedes, IBM, Nike gibi markaların da bulunduğu 20'ye yakın reklamı da portfolyosunda görebiliyoruz. Biggi Hilmars'ın son albümü Dark Horse ise bugüne kadar yayınladığı en iyi albümler arasında gösteriliyor. Neredeyse şarkıların tamamı ilk dinleyişte dilinize dolanıyor. Melodileri, sözleri bugüne kadar yaşadığınız olaylar ile bağdaşıyor. Biggi Hilmars'ın en sevdiğiniz parçalarını bizimle paylaşmayı, çalma listelerinize eklemeyi unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/11/immigrant-songun-hikayesi-eirikin-oglu-leif/", "text": "Şarkı sözlerine bakıldığında hikayesinin MS 800-1000 yılları arasında Britanya'da yaşanan Viking istilalarına dayandığı düşünülüyor. Hristiyanlığın yayıldığı toprakları istila eden Viking gemileri kendi pagan inanışlarını ve kültürlerini bu topraklarda yaymaya çalışıyorlar. Şarkıda geçen ''batı kıyılarının'' Britanya olduğu düşünülüyor ve şarkı sonundaki '' for peace and trust can win the day despite of all your losing'' sözü de 1066'daki Norman zaferine atfediliyor. Her şekilde Thor'un son filminde bu şekilde Viking hikayeleri ve İskandinav mitolojisi ile bezenmiş bu şarkıdan daha iyisi kullanılamazdı. Zaten Marvel da Led Zeppelin de Amerika'ya Dünya çapında çok kazandırmış iki önemli değer. Ancak gerçek hikaye düşünülenden çok farklı. Grup Haziran 1970'de İzlanda Hükümeti tarafından Reykjavik'e konser vermesi için davet ediliyor. Konserden bir gün önce işçiler grubu protesto ediyor ve greve gidiyor. Hükümet de tepkinin büyümemesi için konseri iptal ediyor. Şehirdeki üniversite alelacele kendi salonunu konser için düzenleyip gruba ricada bulunuyor. Grup hem konser veriyor hem de öğrencilerle sohbet edip kültürlerini tanımış oluyor. Bu olaydan bir hafta sonra zaten Viking sagalarına ilgi duyan Robert Plant bu şarkıyı yazıyor ve İzlanda'ya yaptığı seyahatten ilham aldığını söylüyor. Peki bu şarkının İzlanda ile ne alakası var diye düşünülürse Reykjavik'teki Hallgrimur Kilisesi önündeki heykelden yola çıkılabilir. Leif Eiriksson babası Kızıl Eirik gibi maceracı bir ruhla doğuyor. Babasının keşfetmiş olduğu ve hakkında sürekli hikayeler anlattığı Grönland'dan çok etkileniyor ve İzlanda'dan batıya doğru yelken açıyor. Kuzey Amerika'nın doğu kıyısında günümüz Labrador, Baffin adası ve New Foundland topraklarında karaya çıkıyor. Bu topraklar kaşifin bölgede çok yaban üzümü bulduğunu ifade etmesiyle Vinland yani şarap diyarı olarak adlandırıyor. Yıllar sonra arkeologların bölgede yaptığı kazılarda Eiriksson ve arkadaşlarının kurduğu yerleşimin kalıntılarına rastlanıyor ve Amerika kıtasını ilk keşfedenlerin aslında Vikingler olduğu anlaşılıyor. Amerika'nın 9 Ekim'de kutladığı Leif Eriksson günü de bu cesur kaşife atfediliyor. For peace and trust can win the day despite of all your losing."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/11/nordikler-ankaraya-geliyor/", "text": "3 farklı Nordik grup, İskandinavya'dan Ankara'ya Nordik Müzik Festivali için geliyor! Bu yıl beşincisi düzenlenecek olan Ankara Nordik Müzik Festivali, 28-30 Kasım arasında her akşam 21:00'da Ankara Palas'ta gerçekleşecek. 28 Kasım Salı günü Danimarkalı teatral art-rock/pop grubu Blaue Blume ile açılışını yapacak olan festivalde, 29 Kasım Çarşamba günü Norveçli trip-hop grubu Flunk müzikseverleri inanılmaz bir müzik yolculuğa çıkaracak. İsveç'in soğuğunu tropikal iklime çeviren indie pop harikası Jens Lekman 30 Kasım Perşembe günü müzikleriyle izleyenlerin içini kıpır kıpır ettirecek bir kapanışa imza atacak. Pitchfork gibi birçok farklı platformda en sevilen albümler arasına giren Life Will See You Now'ın enerji dolu şarkılarına eşlik edip, bol bol dans etmek istiyorsanız, gelin konserde buluşalım! Biletler için burayı ziyaret etmeniz yeterli."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/11/roportaj-siv-jakobsen/", "text": "29 Kasım'da Türkiye'de ilk defa Salon İKSV'de dinleme şansı elde edeceğimiz Siv Jakobsen'e İstanbul konseri öncesinde birkaç soru sorma şansımız oldu! Daha önce sizler için Oslolu sanatçının şehirdeki en sevdiği mekanlar ile oluşturduğumuz Siv bu sefer de müziği ve kişisel hayatı hakkında merak ettiğimiz soruları yanıtladı! Röportajı okurken Siv Jakobsen şarkıları dinlemeyi unutmayın! Ayrıca Siv ile birlikte hazırladığımız Oslo rehberine de buradan ulaşabilirsiniz. Evet Türkiye'ye ilk defa geliyorum ve burada sahne alacağım için çok heyecanlıyım! Sanırım evimden en uzak konserlerim Çin ve Makao'da olmuştu. -Türkiye'ye ilk kez gelecek olmaktan çok memnunum. İyi arkadaşlarımdan birisi Türk, o nedenle Türkiye hakkında çok fazla şey duydum. Onun sayesinde harika yemekler ve Türk kahvesi de denedim 🙂 Bu doğanın içinde büyüdüğüm için etkiliyor. Özellikle mevsimler ve mevsim geçişleri bana çok ilham oluyor. Özellikle en çok kış aylarından etkileniyorum. Bir şarkıda ilham olan belirli bir yer yok ama Oppsje'yi gerçekten seviyorum 🙂 Oranın yakınlarında büyümüştüm, hala düşünmeye ihtiyacım olduğunda oraya giderim. Bence o kadar da melodik bir dil değil. İngilizce yazarken daha rahat hissediyorum, bence benim yazı-dilim İngilizce. Norveçççe yazmayı hiç düşünmemiştim ama neden olmasın. Hehe. Şarkılarımın anlamları hakkında konuşmaktan çok hoşlanmıyorum, bence şarkıları dinleyenler için de hoş değil. Şarkıları dinleyen kişinin kendi hayal dünyasına bırakmak, kendileri ile özdeşleştirmelerini istiyorum. Ama genel olarak 5 yıl Amerika'da yaşadıktan sonra Norveç'e dönüşümü, yaşadığım değişimleri anlatan bir albüm oldu. Hehe, çok isterim! Einar benim güvenilir tek kişilik koca orkestram 🙂 İstanbul'da da benimle sahnede olacak. Harika birisi! Marit Larsen, Ane Brun, Einar Stray Orchestra, Fay Wildhagen, Moddi, Susanne Sundfor, Highasakite. Sonsuz bir liste çıkarabilirim, Norveç'te çok fazla harika grup var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/11/siv-jakobsen-29-kasimda-salon-iksvde/", "text": "Norveç'ten çok sevdiğimiz ve asla dinlemekten sıkılmadığımız birçok grup ve sanatçı var. Siv Jakobsen de o isimlerden birisi. Boston'da Berklee College of Music'te eğitim alan Jakobsen şimdiden indie folk'un en önde gelen isimlerinden biri oldu. Dünya'da hızla yükselen hayran kitlesi arasında Türkiye'den de sevenleri çok. Ane Brun, Damien Rice, Joni Mitchell gibi ünlü isimlerden etkilenen Siv, ayrıca çok yakın arkadaşı Moddi ve Einar Stray ile de sık sık birlikte çalışıyor. Nordic Music Review tarafından Vokal tamamen kişisel, kusursuz ve Siv gibi övgü dolu sözlerle anılan Siv gerçekten de büyüleyici bir sese sahip. Şimdi bu harika isim taa Norveç'ten İstanbul'a, Salon'a geliyor! Henüz konsere 2 aydan fazla vakit olmasına rağmen biz çok heyecanlıyız! Eğer Siv'i ya da şarkılarını henüz keşfetmediyseniz, konsere kadar çok vaktiniz var! Aşağıdan Siv'in Spotify profiline ulaşabilir, şarkılarını playlistlerinize eklemeye başlayabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/11/siv-jakobsenin-oslodaki-favori-mekanlari/", "text": "Daha önceki yazılarımızda Siv Jakobsen'in Salon'a geldiğini büyük heyecanla duyurmuştuk, şimdi ise birçok sanatçı ile yaptığımız gibi Siv ile de bir şehir rehberi oluşturalım dedik. Rehberi okurken Siv Jakobsen'in şarkılarını dinlemeyi unutmayın! Oslo'da ya da başka bir yerde dans etmeye gitmem, o yüzden bu konuda yardım edemiyorum. St. Hanshaug Park. Ayrıca Asker'in hemen dışında, çocukluğumun geçtiği Oppsjo gölünün çevresi. Oslo'dan Asker'e tren ile 20 dakikada gidiliyor, oradan da 10 dakika da Oppsjo ormanlarına ulaşabilirsiniz. Yine Sognsvann ya da şehirde uzun bir yürüyüş. Supreme Roastworks Oslo'da en sevdiğim kahveci, hatta dünyada."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/finlandiya-yapimi-10-ozgun-reklam/", "text": "Her coğrafi kesimin kendine özgü, gelenek görenekleri, ahlak anlayışı ve belli başlı değerleri var. Söz konusu toplumun bu değerleri ile televizyon reklamları arasında ilişkilendirme yapabiliriz. Reklamlar toplumu etkilediği kadar, toplumlar da reklamları etkileyebilir. Bu reklamlarda da topluluk olarak Finlandiya'nın cinsiyet eşitliğine, aile kavramına, cinselliğe karşı bakış açısını görebilir; espri anlayışları hakkında, az da olsa bir fikir edinebiliriz belki."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/gundelach-games/", "text": "Oslo müzik sahnesinin en heyecan verici isimlerinden Gundelach 2016'da aynı adlı yayınladığı EP'si ile müzikseverlerin kalbinde taht kurmuştu. 2011'den beri kendi odasında minimal elektronik sesler üzerine sözler yazan müzisyen 2015'te Joel Ford'un desteği ile DJ'liği bırakmıştı. Kısa süre içinde sükse elde eden Gundelach, 2016'nın Spelleman Ödülleri'nde Yılın En İyi Pop Albümü kategorisinde aday olmuştu. Hipster stiliyle kendisinden vazgeçemediğimiz Gundelach yeni albümünü 'Games' parçası ile müjdeliyor. ARY ile birlikte kaleme aldığı 'Games' büyüleyici vokalleriyle ve minimal tınıları ile bizi epey heyecanlandırdı. Gundelach'ın yeni albümünü dinlemek için sabırsızlanıyoruz. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/isvecin-noel-gelenekleri/", "text": "Lucia IV. yüzyılda İtalya-Sicilya'da yaşamış çok güzel bir kız. Bir gün annesi yakalanmış olduğu ölümcül hastalıktan mucizevi bir şekilde kurtulur. Bunun üzerine Lucia fakir insanlara gece karanlığında yardım etmeye başlar. Pagan birisi Lucia ile evlenmek ister. Fakat Lucia Hristiyan olduğu için teklifi kabul etmez. Lucia teklifini reddedince Pagan adam Lucia'nın Hristiyan olduğunu ifşa eder. Lucia dönemin Hristiyan karşıtı yönetimi tarafından acımasız bir şekilde öldürülür. Lucia gününde genellikle çocuklar ve gençler- beyaz cübbeler giyip kilisede koro halinde şarkı söylerler. Lucia'yı temsilen güzel bir kız seçilir. Kafasına üstünde mumlar bulunan bir taç takılır. Bu taç, gece karanlığında fakirlere yardım eden Lucia'nın iki elini de kullanabilmesi içindir. Ayrıca 13 Aralık gecesi İsveçliler bol bol Lussekatter yaparlar. Yule Keçisinin tarihi antik Pagan festivallerine kadar dayanıyor. Modern tarihte ise yerini 60'lı yıllarda başlayan bir gelenek ile almış. 60'lı yıllarda İsveç'in Gavle kasabasına, samandan yapılmış dev bir keçi dikilmiş ve bu keçi Noel arefesinde birileri tarafından yakılmış. Kasaba halkı bu olayın üzerine bir keçi daha dikmişler, keçi yine yakılmış ve bu bir gelenek haline gelmiş. Her yıl Noel arefesinde kasabanın ortasına bu keçi dikiliyor ve kundakçılar her seferinde keçiyi yakıyor. İşin komik tarafı, eğer bu kundakçılar yakalanırsa hapse atılıyor. Tomte ya da Nisse; İsveç kültüründe yer alan, Noel Baba'nın kökeni olarak da bilinen bir figür. Tomte, tarım arazilerini ve çiftlik hayvanlarını koruyan küçük bir adamdan evrilmiş. İsveçliler her yıl evlerinin önüne Tomte yesin diye pirinç lapası bırakırlar. Noel arefesinde her aileden yetişkin birisi Tomte kılığına girer, evdekilere hediyelerini dağıtır ve çocuklara küçük şakalar yapar. Risgrynsgröt, sütlaca benzeyen bir İskandinav yemeği. Pirinçten yapılan bu tatlı lapa, genelde tarçın ve bademle servis ediliyor. Noel zamanında kahvaltılarda çok sık tüketiliyor. Kışın yerel kafe ve restoranların menülerinde görmek de mümkün. Çok eksik bir yazı olmuş biraz daha Google'dan search edin bence daha önemli gelenekleri var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/malmo-by-badlands-2/", "text": "Our first ever Malmö guide features talented Swedish act Badlands. We can simply call Badlands as an one-person band, because all of the songs have written, composed and produced by Catharina Jaunviksna, only member of Badlands. With her dreamy electronic sounds and tasteful lyrics, you are going to feel like flying above the clouds. She released her first single Caramisou from her new album Locus in April 2016. Badlands might be one of the acts that you'll hear a lot in 2016. Don't forget listen Caramisou, while reading her Malmö guide! Also you can follow her to catch every single news about her music on Facebook, Twitter and Soundcloud. Tempo is nice in the winter. Far i hatten & Kiez are super nice spots in the summer. Great for food too! Tons of good places! Kaffebaren at the corner of Möllevangstorget is nice for all seasons. Around S:t Knuts there's a good bunch too Cafe #6 has a neat outdoor serving in the summer. If you're downtown, pick up your take out in Coffee Maniac at Davidshallsgatan. I'd say there are great clubs in Babel, Moriskan and the underground places at Norra Grangesbergsgatan. But I rarely get to dance in Malmö these days, unfortunately. I'm still stuck with dubstep & italo, when it comes to dancing I mean. I'm the freak, I know. Grand where I'll be having my album launch on April 23rd wink wink, Babel, Inkonst, KB & Moriskan. Haven't had time to check out the new Malmö Live venue yet. Altho there's a bit of profiling going on, Malmö is still too small to have super customized venues. So if you don't wanna miss out do check all line-ups. Kallbadhuset is a great escape, at the beach Ribban, just a 20 min walk from downtown. Get naked, have a sauna and jump into the ice cold water! For vinyls check out Rundgang at Kristianstadgatan, Skivesset at Nobelvagen & Seriemagasinet at Lilla Torg. I'm not a big clothes shopper myself, but when friends from abroad visit, they go nuts for Weekday & Monki. They have great sales too. For 2nd hand check out Emmaus, Myrorna & Humana. Beer + activity always works. Like beer and pin ball, or beer and darts. Go for the less hip'n fugly pubs like Ölcafeet, Tröls and REX. If things turn out good, cycle down to the sea for a nightswim. I really like dance performances. Check out the Skanes Dansteater program! The lovely little cinema Spegeln has this Salong Bar Deco too, where you can eat and drink whilst watching top movies. You do nothing but walking in Malmö. It's not always pretty, but Pildammsparken is a classic. Or walking through town, pass the library and cross through Kungsparken down to the sea. For the proper walks you need to get out of town the beech forest in Torup is a recreational area about a 15min drive out of Malmö. Other beautiful and more distinct nature you can find around Dalby & Genarp (about 30min drive), with good walking lanes and what not. There is loads of pretty nature further out in Skane aswell, but that's another Q&A. If I was visiting Malmö I'd totally go for AirBnB. Malmö is no place with levels, but it does have the sea. Bring some picnic and find a nice spot at the boardwalks down in Vastra Hamnen to watch the sunset. Folkets park! Great for all kinds of things, for all ages. Barbeque, meet'n great, drink folköl on the grass, eat ice cream, play boule, let the kids loose in the fountain, continue the evening in one of the nearby restaurants or bars. In the summer there's usually a lot of stuff going on, like music events, mini festivals and flea markets. In the winter there's ice skating. All for free."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/malmo-by-badlands/", "text": "Our first ever Malmö guide features talented Swedish act Badlands. We can simply call Badlands as an one-person band, because all of the songs have written, composed and produced by Catharina Jaunviksna, only member of Badlands. With her dreamy electronic sounds and tasteful lyrics, you are going to feel like flying above the clouds. She released her first single Caramisou from her new album Locus in April 2016. Badlands might be one of the acts that you'll hear a lot in 2016. Don't forget listen Caramisou, while reading her Malmö guide! Also you can follow her to catch every single news about her music on Facebook, Twitter and Soundcloud. Tempo is nice in the winter. Far i hatten & Kiez are super nice spots in the summer. Great for food too! Tons of good places! Kaffebaren at the corner of Möllevangstorget is nice for all seasons. Around S:t Knuts there's a good bunch too Cafe #6 has a neat outdoor serving in the summer. If you're downtown, pick up your take out in Coffee Maniac at Davidshallsgatan. I'd say there are great clubs in Babel, Moriskan and the underground places at Norra Grangesbergsgatan. But I rarely get to dance in Malmö these days, unfortunately. I'm still stuck with dubstep & italo, when it comes to dancing I mean. I'm the freak, I know. Grand where I'll be having my album launch on April 23rd wink wink, Babel, Inkonst, KB & Moriskan. Haven't had time to check out the new Malmö Live venue yet. Altho there's a bit of profiling going on, Malmö is still too small to have super customized venues. So if you don't wanna miss out do check all line-ups. Kallbadhuset is a great escape, at the beach Ribban, just a 20 min walk from downtown. Get naked, have a sauna and jump into the ice cold water! For vinyls check out Rundgang at Kristianstadgatan, Skivesset at Nobelvagen & Seriemagasinet at Lilla Torg. I'm not a big clothes shopper myself, but when friends from abroad visit, they go nuts for Weekday & Monki. They have great sales too. For 2nd hand check out Emmaus, Myrorna & Humana. Beer + activity always works. Like beer and pin ball, or beer and darts. Go for the less hip'n fugly pubs like Ölcafeet, Tröls and REX. If things turn out good, cycle down to the sea for a nightswim. I really like dance performances. Check out the Skanes Dansteater program! The lovely little cinema Spegeln has this Salong Bar Deco too, where you can eat and drink whilst watching top movies. You do nothing but walking in Malmö. It's not always pretty, but Pildammsparken is a classic. Or walking through town, pass the library and cross through Kungsparken down to the sea. For the proper walks you need to get out of town the beech forest in Torup is a recreational area about a 15min drive out of Malmö. Other beautiful and more distinct nature you can find around Dalby & Genarp (about 30min drive), with good walking lanes and what not. There is loads of pretty nature further out in Skane aswell, but that's another Q&A. If I was visiting Malmö I'd totally go for AirBnB. Malmö is no place with levels, but it does have the sea. Bring some picnic and find a nice spot at the boardwalks down in Vastra Hamnen to watch the sunset. Folkets park! Great for all kinds of things, for all ages. Barbeque, meet'n great, drink folköl on the grass, eat ice cream, play boule, let the kids loose in the fountain, continue the evening in one of the nearby restaurants or bars. In the summer there's usually a lot of stuff going on, like music events, mini festivals and flea markets. In the winter there's ice skating. All for free."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/sleep-party-peoplein-kopenhag-rehberi/", "text": "Danimarka'nın en nev-i şahsına münhasır dream pop müzik grubu Sleep Party People 16 Aralık akşamı yeni albümü 'Lingering'in şerefine Salon İKSV'de sahne alacak. Biz de konser öncesi Sleep Party People'dan Brian Batz'a Kopenhag'daki en sevdiği mekanları sorduk. Lygtens Kro Alman mutfağından esinlenen bu restoran Nordik sadeliğiyle organik yemekler yapıyor. Ayrıca fiyatlar öyle çok da pahalı değil. Ülkenin en sert mexicano shotlarını servis ediyorlar. Evet, yine Lygtens Kro. Burası tüm gün takılmak için harika bir yer. Burada yemek yiyebilir, bir şeyler içebilir ve eski heavy metal parçaları dinleyebilirsiniz. Gerçekten muazzam bir yer. Burada içme moduna kolayca girebilirsiniz. Coffee Collective şehirdeki en iyi ve en pahalı kahveci. Ama yine de değiyor. Bremen Nightbar Dürüst olmak gerekirse dışarı dans etmek için çok çıkmam, ama yine de bazen eğlenceli olabiliyor. Burada iyi müzik ve devasa bir dans pisti var. Kopenhag'daki favori mekanım Vega. Ses her zaman kusursuz ve aynı zamanda programları da çok iyi. Beat kuşkusuz şehirdeki en iyi plak dükkanı. Siz plaklar içinde boğulurken aynı zamanda çok kaliteli kahve servis ediyorlar. Assistens Mezarlığı Norrebro'nün kalbindeki bu sakin mezarlığı çok seviyorum. Şehrin gürültüsünden kaçmak için sürekli bu mezarlığa gidiyorum. Burası bir mezarlık olmasına rağmen ağaçların altında çimlerde rahatlayabileceğiniz büyük bir alan sunuyor. Kendi stüdyom Batz Studio veya memleketim Bornholm. Bu iki mekan da ruhuma gerçekten iyi geliyor. Kopenhag'daki en sevdiğim semt Norrebro çevresinde yürüyorum. Bu bölgede birçok farklı kültürden insanlar yaşıyor. Evim. Kız arkadaşımla şehirdeki en iyi yatağa sahibiz, ben de doğal olarak kendi yatağımı tercih ediyorum. Dyrehaven Kuzey Zealand'da bulunan devasa bir park. Kopenhag'dan 20 dakikalık bir tren yolculuğuyla buraya ulaşabilirsiniz. Ulaşım gerçekten çok kolay ve gittiğinize pişman olmayacaksınız. Rundetaarn burada tüm Kopenhag'ı görebilirsiniz. Gerçekten nefes kesici bir manzara var. Ovl tüm gün oturabileceğiniz, atıştırabileceğiniz, kahve veya yerel biralardan içebileceğiniz çok rahat bir kafe. Kopenhag'da mutlaka gidilmesi gereken kafelerden biri. Zaman zaman küçük konserler ve şiir okumaları da düzenliyorlar. Gerçekten çok hoş bir mekan."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/yeni-album-liima-1982/", "text": "Liima ikinci albümü '1982'yi müjdeliyor! Albüm isminden de anlaşılacağı üzere 80'li yılların tınılarını barındırıyor ve dinleyiciye bol synthli bir müzikal deneyim yaşatıyor. Casper Clausen'ın derin vokalleri eşliğinde ses okyanusunun derin sularına balıklama atlıyor ve 1982'nin büyülü tınılarının etkisinden çıkamıyoruz. Synth popu iliklerimize kadar hissettiren bu albüm, Liima'nın ilk uzunçaları 'ii'ye kıyasla oldukça cesur diyebiliriz. 1982'de her daim hatırlayacağımız kült parçalar bulunuyor. Bunlar arasında albümün öne çıkan parçalarından 'Life is Dangerous', 'David Copperfield' ve elbette '1982' yer alıyor. Liima aynı zamanda albümün pre-prodüksüyon sürecinde yine deneysel bağlamda kalmaya devam ediyor. Mesela albüm ile aynı adlı '1982' Norveçli anaokulu öğrencilerinin önünde kaydedilmiş. Albümde nostaljik, önceden tanıdığımız elemanlar bulunmasına rağmen yine de yenilikçi daha denenmemiş şeyler bulabiliyoruz. Liima'nın yayımladığı müzik videolarını da referans alarak oldukça iddialı bir geri dönüş yaptıklarını söylemek kesinlikle yanlış olmaz. Kısaca 1982'nin cazibesine kapılmamak mümkün değil, defalarca dinlenilmesi gereken bir albüm."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/yeni-album-sleep-party-people-lingering/", "text": "Brian Batz'ın projesi olarak başlayan Sleep Party People Danimarka'nın en nev-i şahsına münhasır müzik gruplardan biri. Dreampop ve shoegazing arasında gezinen Batz, tavşanlarının da ona katılmasıyla inanılmaz bir sahne performansına imza atıyor ve dinleyiciye olağanüstü bir konser deneyimi yaşatıyor. Haziran ayında yayımladığı 'Lingering' albümüyle Sleep Party People uzun süren sessizliğini sonunda bozuyor. 12 parçadan oluşan albümde Sleep Party People'ın o bildiğimiz karanlık tınılarını hissedebiliyoruz. Albümü dinlerken Batz'ın yaşadığı ruhsal yolculuğa tanık olurken bir yandan da kendi içimizde bir yolculuğa çıkıyoruz. 2010 yılında yayımlanan grup ile aynı adlı 'Sleep Party People' albümüne kıyasla daha sakin vokaller var Lingering'de. 'Fainting Spell', 'The Missing Steps', 'Limitations' albümdeki öne çıkan parçalardan. Albümde electronica, shoegaze, post-rock arasındaki gelgitlerin cazibesi Lingering'i daha da güçlü bir albüm yapıyor. Ayrıca 'We Are There Together' adlı parçadaki Beth Hirsch vokallerini de gözden kaçırmamalıyız. Lingering'i dinlerken farklı ruh halleri arasında gezineceğiniz kesin, bunun aynı zamanda şahane bir müzikal deneyim olduğunu da yadsımamalıyız. Ne de olsa kuzeyin sert çocuğu Brian Batz bizi karanlık müziğe davet ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2017/12/yeni-sezonda-nordikler-yine-salonda/", "text": "Geçtiğimiz yıllarda ve 2017'de olduğu gibi 2018'de de Salon IKSV programında sevdiğimiz Nordikler var. Programdaki iki Nordik isimden birisi daha önce de İstanbul'da dinleme şansı elde ettiğimiz dinlendirici melodileri ile ünlü İsveçli Jose Gonzalez. Hipnoz eden gitarı ile İsveç'in en iyi indie-folk müzisyenleri arasında gösterilen Jose Gonzalez, 18-19 Ocak 2018'de iki gece üst üste Salon sahnesinde olacak! Programdaki bir diğer isim ise daha önce Berlin Scope Festival'de tanışma şansı elde ettiğimiz harika caz grubu Girls in Airports! Caz sevmeyene bile cazı sevdireceğine inandığımız Girls in Airports, şu sıralar Kopenhag caz sahnesinin en çok öne çıkan isimlerinden birisi. Seyahat ettikleri ülkelerden ilham aldıkları şarkıları sahnelerine taşıyan grup 30 Nisan'da Salon'da bizlerle olacak! Salon'un yeni programında Nordik müzik sevenlerin çok seveceği birçok isim de var! Olafur Arnalds ve Janus Rasmussen'in grubu Kiasmos hayranlarına kesinlikle önerebileceğimiz Stimming x Lambert, minimalismus+ kapsamında 17 Mart'ta Salon'da olacak! Ayrıca melodileri ile bize Kuzey'i hatırlatan deneysel müzik grubu Balmorhea (6 Nisan), zaman zaman Nordikler ile karıştırılan Angel Olsen (3 Mayıs) ve İskandinavya'da da bol bol karşımıza çıkan elektronik pop ikililerinden Sylvan Esso (29 Mayıs) da Salon'un 2018 programında! Yeni sezondaki tüm isimleri keşfetmek ve konserlere erkenden hazırlanmak isterseniz Salon'un hazırladığı Spotify playlistine buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/17-f-istanbul-bagimsiz-filmler-festivalinde-nordik-filmler/", "text": "Temasını bu yıl Hayat var! olarak seçen! f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali, 15 25 Şubat tarihleri arasında İstanbul'da, 1 4 Mart tarihleri arasında ise Ankara ve İzmir'de olacak. Yılın Oscar adaylığı elde etmiş birçok önemli bağımsız filminin de gösterimlerinin yapılacağı festivalde her zamanki gibi Nordik sinema da unutulmamış. ! f'in yarışma bölümleri dahil olmak üzere 5 ayrı bölümünde 6 İsveç, Danimarka ve Finlandiya filmi izleyicisini bekliyor! Finlandiya'nın dünyaya kattığı en önemli değerlerden biri, Tom of Finland takma adıyla ünlenmiş illüstrasyon sanatçısı Touko Valio Laaksonen. Yaşamı boyunca 4000'e yakın homoerotik, fetişist ve pornografik çizim yapmış olan sanatçı, 20. yüzyılın eşcinsel ve kuir kültürünün çok önemli bir öncüsü ve parçası... Finlandiya da bu değerini sonuna kadar sahiplenmiş durumda; öyle ki, 2014 yılında ulusal posta servisi Itella Posti sanatçıyı bir pul serisiyle anmıştı. Bu yıl ise sanatçının biyografisi, kendisini Pekka Strang'ın canlandırdığı bir filmle beyazperdeye uyarlandı ve bu film, finalistler arasında yer alamasa da Finlandiya'nın 90. Akademi Ödülleri için aday adayı olarak seçtiği film oldu. Tom of Finland, ! f'in LGBTQ temalı filmlerinin yer aldığı Gökkuşağı bölümünde gösterilecek. Mısır asıllı İsveçli yönetmen Tarik Saleh, Metropia ve Tommy adlı filmlerinin ardından, köklerinin geldiği coğrafyayı ziyaret etmiş ve Kahire'deki lüks bir otelde geçen bu polisiyeyi armağan etmiş 2017 sinema yılına. Tahrir Meydanı'nda patlak veren ayaklanmaların hemen öncesinde, 2011 yılında geçen film, Nil Hilton Oteli'nde işlenen bir cinayeti aydınlatmaya çalışan polis dedektifinin, sosyal çürümüşlük, rüşvet ve derin devletle imtihanını konu alıyor. Sundance Film Festivali'nde Dünya Sineması bölümünün Jüri Büyük Ödülü'nü kazanan The Nile Hilton Incident, geçtiğimiz günlerde İsveç'in sinema ödülleri Guldbagge Ödülleri'nde Altın Palmiye ödüllü The Square'i sollayarak En İyi Film dahil 5 ödül kazandı. The Nile Hilton Incident, ! f'in en ilginç filmlerinin çıktığı, sinemada yeni anlatım biçimleriyle tanışabileceğiniz Oyun bölümünde gösterilecek. Danimarka yapımı belgesel The Distant Barking of Dogs, Ukrayna ve Rusya arasındaki çatışmaları 10 yaşında bir çocuğun, Oleg'in gözlerinden anlatıyor. Savaşın varlığının ve izlerinin küçük bir çocuğun dünyasını, oyunların, savaşın ve ölümün bir çocuk için nasıl oyun haline gelebildiğini soğukkanlılıkla gösteren çarpıcı bir film. The Distant Barking of Dogs, ! f'in aktivist belgesellerden oluşan yarışma bölümü Aşk & Başka Bi' Dünya'da gösterilecek. Edebiyat, fantezi ve gerçekliğin iç içe geçtiği bu belgeselin odak noktasında, Haruki Murakami romanlarını Danca'ya çeviren Mette Holm yer alıyor. İlk Murakami romanını okuduğu andan itibaren dünyası değişmeye başlayan Holm, 20 yıl boyunca yazarın tüm eserlerini Danimarkalı okuyuculara armağan edebilmek için uğraşıyor. Filmin diğer kahramanı ise ilk romanı çevirmeye başladığı günlerde Tokyo metrosunda Holm'un karşısına çıkan ve çevirmenin dünyasını bir Murakami dünyasına dönüştürmek üzere onu takip etmeye başlayan, iki metre boyundaki dev kurbağa. Dreaming Murakami, ! f'in sanatla ilişkili ilham verici belgesellerin yer aldığı Sanat Hayat İçindir! bölümünde gösterilecek. İlkgençlik ve yetişkinlik arasında sıkışıp kalmış, büyümek ve hayatla yüzleşmek için biraz geç kalmış insanların hikayelerini izlemekten hoşlanıyorsanız, sıradaki film sizin için geliyor. Kürt asıllı İsveçli yönetmen Rojda Şekersöz'ün ilk uzun metrajlı filmi, Stockholm'ün banliyölerinde yaşayan, hapishaneden yeni çıkmış Mirja'nın büyüme hikayesini anlatıyor. 4 genç kadından oluşan bir çeteye dahil olan Mirja, suçla yoğurulmuş hayallerden uzak durup hayatını bir düzene sokmak için arkadaşlarından uzaklaşmak zorunda kalıyor. Dröm vidare / Beyond Dreams, ! f'in yarışma bölümü Keş! f'te yer alan filmler arasında. Yüksek enerjili rap tarzı kendi hayatından, kadınlığından, cinselliğinden ve göçmenliğinden beslenen, aktivist sanatçı Silvana Imam'ın yaşamını izleyeceğimiz bir belgesel Silvana. Babası Suriyeli, annesi Litvanyalı olan ve çocukluğundan beri İsveç'te yaşayan bu hip-hop fenomenin yaşamı, birden ünlendiği 2014'ten başlayarak filmde tüm samimiyetiyle karşımıza çıkıyor. Silvana, ! f'in LGBTQ temalı filmlerinin yer aldığı Gökkuşağı bölümünde gösterilecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/amanda-delaranin-oslo-rehberi/", "text": "Geçtiğimiz yılın favori isimlerinden Amanda Delara'ya Oslo'daki en sevdiği mekanları sorduk! Eğer bu yazıdan önce Norveçli şarkıcı Amanda Delara hakkında hiçbir şey duymadıysanız yayınladığı son EP olan Running Deep'i buradan dinleyebilirsiniz. Oh my Gooood, Mathallen! Her türlü seçenek var! Konserlere gitmeyi seviyorum. Bugüne kadarki en iyi konser deneyimim ise Sentrum Scene'de oldu. Her şeyden önce grubun çok etkisi oldu tabii ama konser salonun da ses sitemi baya iyi. Big Dipper, biraz pahalı ama iyi şeylerin olduğu yer burası. Kafamdakileri boşaltmak için stüdyoya gitmeyi seviyorum. Aynası olan herhangi bir yer 😀 Şaka şaka. En iyi manzara için Vettakoll-toppen'e gitmelisiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/copenhagen-by-fallulah-2/", "text": "Our second city guide is Copenhagen by one of the sweetest person; Fallulah. She answered all of the questions about her favorite places in Copenhagen intimately. Also, we are really happy about her upcoming album Perfect Tense on 26 February. And there are three beautiful songs from the album is already released. Don't forget to pre-order Perfect Tense and listen three new songs, here. Also you can join the Fahmily to get latest news and personal messages from her. Copenhagen has so much good food, it's hard to decide. We recently got a big food mecca with lots of food trucks selling cuisine from all over the world. It's at Papiroen sitting right on the water in a big industrial hangar. You can get there by foot or by taking a water taxi from the edge of Nyhavn. They also often have live music and flea markets. My favorite bars are almost like something from a scene from Mad Men. I like good cocktails and beautiful dark wood, fireplaces and so on. For that vibe I can recommend Lidkoeb on Vesterbrogade and Ruby's on Gammel Strand. The city is overflowing with great little coffee spots. I avoid the big chain coffee houses and go for locals like Kents Kaffe Laboratorium or Coffee Collective at Torvehallerne. Torvehallerne is our indoor food market by Norreport station. It's worth a visit. In the summer there's live jazz outside and people are enjoying themselves at the champagne bar. Head down to the meat packing district called Kodbyen where you'll find lots of trendy clubs and restaurants. This is where most young people go to get their dancing on. For live music my all time favorite is the venue Vega. They book great acts, both danish and international. They have kept the gorgeous original 50's interior. Great acoustics too. The botanical garden is kind of a hidden gem. It's in the city center but you can take a walk in there and forget you are in a busy capitol. The big glass greenhouses are beautiful and there's lots of interesting flora to look at. There's a quite legendary place on Vesterbro called Sort Kaffe og Vinyl. It translates to black coffee and vinyl, and is owned by a real connoisseur. If you are into vinyls this is a good little place. We have many good danish brands, it's hard not to shop all the time. I can recommend WoodWood, Ganni, Baum und Pferdgarten, Bruuns Bazaar, Stine Goya, Soulland for the guys. If you want to go to a place where they have a little of everything visit the department stores Illum or Magasin. Depends on the danish weather. If it's an artsy first date then visit the great contemporary museum Louisiana, which is a 30 min train ride outside of Copenhagen city. It's in a quiet and beautiful little city. If it's a bit more chill then I would probably go to a nice local bodega and have a beer. I think that's what the kids do, haha. I love movies and am very inspired by them, so I would go to Empire, a great cinema on Norrebro. Copenhagen is so small, so you can actually walk to most places in the center. A very local thing to do is to stroll around the 4 lakes called Soerne with a good coffee in your hand. The citizens of Copenhagen are all quite interior savvy and have nice apartments, so if you want a local experience I would recommend booking an airbnb in the area you most prefer. For hotels I really like the small chain called Guldsmeden. It serves organic food and has a good blend of luxury and cosyness. The view from the ride Det Gyldne Tarn in the beautiful Tivoli Gardens is spectacular and you have about 9 seconds to enjoy the view of the city before you are dropped down in a crazy free fall motion. For something a bit more cosy and touristy I really recommend boat rides on the canals. As a vegan I want to give a shootout to my regular spot called Simpleraw. They make delicious fresh plant based food. You have to try their tapas and chocolate cake."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/copenhagen-by-fallulah/", "text": "Our second city guide is Copenhagen by one of the sweetest person; Fallulah. She answered all of the questions about her favorite places in Copenhagen intimately. Also, we are really happy about her upcoming album Perfect Tense on 26 February. And there are three beautiful songs from the album is already released. Don't forget to pre-order Perfect Tense and listen three new songs, here. Also you can join the Fahmily to get latest news and personal messages from her. Copenhagen has so much good food, it's hard to decide. We recently got a big food mecca with lots of food trucks selling cuisine from all over the world. It's at Papiroen sitting right on the water in a big industrial hangar. You can get there by foot or by taking a water taxi from the edge of Nyhavn. They also often have live music and flea markets. My favorite bars are almost like something from a scene from Mad Men. I like good cocktails and beautiful dark wood, fireplaces and so on. For that vibe I can recommend Lidkoeb on Vesterbrogade and Ruby's on Gammel Strand. The city is overflowing with great little coffee spots. I avoid the big chain coffee houses and go for locals like Kents Kaffe Laboratorium or Coffee Collective at Torvehallerne. Torvehallerne is our indoor food market by Norreport station. It's worth a visit. In the summer there's live jazz outside and people are enjoying themselves at the champagne bar. Head down to the meat packing district called Kodbyen where you'll find lots of trendy clubs and restaurants. This is where most young people go to get their dancing on. For live music my all time favorite is the venue Vega. They book great acts, both danish and international. They have kept the gorgeous original 50's interior. Great acoustics too. The botanical garden is kind of a hidden gem. It's in the city center but you can take a walk in there and forget you are in a busy capitol. The big glass greenhouses are beautiful and there's lots of interesting flora to look at. There's a quite legendary place on Vesterbro called Sort Kaffe og Vinyl. It translates to black coffee and vinyl, and is owned by a real connoisseur. If you are into vinyls this is a good little place. We have many good danish brands, it's hard not to shop all the time. I can recommend WoodWood, Ganni, Baum und Pferdgarten, Bruuns Bazaar, Stine Goya, Soulland for the guys. If you want to go to a place where they have a little of everything visit the department stores Illum or Magasin. Depends on the danish weather. If it's an artsy first date then visit the great contemporary museum Louisiana, which is a 30 min train ride outside of Copenhagen city. It's in a quiet and beautiful little city. If it's a bit more chill then I would probably go to a nice local bodega and have a beer. I think that's what the kids do, haha. I love movies and am very inspired by them, so I would go to Empire, a great cinema on Norrebro. Copenhagen is so small, so you can actually walk to most places in the center. A very local thing to do is to stroll around the 4 lakes called Soerne with a good coffee in your hand. The citizens of Copenhagen are all quite interior savvy and have nice apartments, so if you want a local experience I would recommend booking an airbnb in the area you most prefer. For hotels I really like the small chain called Guldsmeden. It serves organic food and has a good blend of luxury and cosyness. The view from the ride Det Gyldne Tarn in the beautiful Tivoli Gardens is spectacular and you have about 9 seconds to enjoy the view of the city before you are dropped down in a crazy free fall motion. For something a bit more cosy and touristy I really recommend boat rides on the canals. As a vegan I want to give a shootout to my regular spot called Simpleraw. They make delicious fresh plant based food. You have to try their tapas and chocolate cake."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/kuzey-isiklarinin-mitolojisi/", "text": "Birçok insanı büyüleyen Kuzey Işıkları hakkında bugün az çok bilimsel bilgiye sahibiz. Bu bilgiler gerek uzaydan yayınlanan görüntüler ve Kuzey Işığı uygulamalarındaki bilimsel değerlerle, gerek harika fotoğraflarla mutlaka karşımıza çıkıyor. Ancak bilimsel açıklamaların dışında Kuzey Işıkları hakkında o kadar çok mit var ki coğrafyalara ayırarak incelemek belki de en doğrusu. Kuzey Işıkları olarak bildiğimiz Aurora Borealis kelimelerinin etimolojik kökeni Yunanca'ya dayanıyor. Bu dilde Aurora gündoğumu, borealis ise rüzgar anlamına geliyor. Yunanları, isim atası olacak kadar etkileyecek ışık oluştuğuna göre o zamanlar dünya bildiğimizden daha farklı bir yer olmalı. Çünkü bu kadar güneyde ışık aktivitesi daha önce duyulmamış bile! Bu etkiyle, Aurora Borealis, Güneş Tanrısı Helios ile Ay Tanrısı Seline'in kız kardeşi olarak Yunan Mitolojisi'ndeki yerini de almış. Görevi ise rengarenk arabasını gökyüzünde sürerek, kardeşlerine gün doğumunu müjdelemek! Diğer deyişle, adının anlamına yakışır şekilde gündoğumu rüzgarını estirmek. Romalılar için de durum pek farklı değil. Onlar da ışıkları Şafak Tanrıçası olarak adlandırıyorlar. Buralarda Aurora'nın namı pek hoş değil. Çünkü rivayete göre Fransız İhtilali'nin hemen öncesinde gökyüzü kırmızı ışıklarla kaplanmış. Akabinde yaşanan İhtilal ile birlikte, ışıkların komşularındaki olayların habercisi olduğu düşünülmüş. Kanlı Aurora da denilen bu doğa olayı o kadar nadir görülüyor ki NASA'nın resmi olarak paylaştığı kırmızı Aurora fotoğrafları olsa da hala gerçek olup olmadıkları tartışılıyor. Dolayısıyla o dönemde yaşayan insanların gördüklerine bu anlamı yüklemesi oldukça doğal. Çinliler, çok nadir gördükleri bu doğa olayını elbette ejderlerle, nam-ı diğer dragonlarla bağdaştırmışlar. Gökyüzünde dans eden bu ışıklar, onlara göre birbirlerine alev püskürten iyi ve kötü ejderhaların savaşı. Aborjinler ise tanrılarının gökyüzü dansı olarak izlemişler hep Aurora Australis'i. Burada bir çok kabilenin farklı kabulleri var. En etkileyicilerinden birisi de Cree Yerlileri'nin inancı. Onlara göre Aurora, yaşam döngüsünün bir parçası ve dünyayı terk edemeyen ruhların yaşayan sevdikleriyle iletişim kurma aracıymış. Geldik işin ana vatanına. Kendine yaraşır şekilde en fantastik efsaneleri üreten coğrafya burası. İzlandik atalar, Aurora'nın doğum sancısını azalttığına inanıyorlarmış. Tek şartla: doğum esnasında anne gökyüzüne bakmayacak! İnanca göre anne gökyüzüne bakarsa çocuğun şaşı doğmasına sebep olurmuş. Grönland'da da aynı şekilde doğumla bağlantı kurulmuş olsa da burada durum İzlanda'dan biraz farklı. Çünkü iyileştirici özelliği bir tarafa, Aurora'yı ölü doğumlardan veya doğduktan sonra yaşanan bebek ölümlerinden sorumlu tutuyorlarmış. Sanırım en kötü hisler beslenen yer burası. Fince'de Aurora için kullanılan kelime revontuletin anlamı kızıl tilki. Efsaneye göre tilki karın üzerinde o kadar hızlı koşuyormuş ki kuyruğu gökyüzüne değip Aurora'yı oluşturuyormuş. Laponya'nın yerel halkı olan Samiler tarafından benimsenen diğer bir inanış ise bu rengarenk ışıkların balinaların kuyruklarıyla çıkardığı köpükler olduğu. İsveçliler için ışıklar tanrıların kuzeydeki bir volkandan gönderdiği, gelecek yılın bereketli geçeceğini müjdeleyen bir efsaneymiş. Vikingler'de ise durum daha destansı. Işıkların, savaşta ölen kadın kahramanların ruhlarını, İskandinav Mitolojisi'nde tanrıların babası olan Odin'in bu ruhları beklediği salona taşıdığına inanıyorlarmış. İşte bunlar hep hayal gücü 🙂 Son olarak meraklısına, bilinen en eski aurora kaydı M. Ö. 560 yılında Kral Nabukadnezzar zamanında bir kil tablete düşülmüş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/norvecli-piyanist-bugge-wesseltolf-ankara-piyano-festivalinde/", "text": "Norveç'in sınırları zorlamayı seven ve günümüzün en yenilikçi piyanistlerinden Bugge Wesseltoft, Ankara Piyano Festivali kapsamında ilk defa 8 Şubat'ta Ankara Palas'ta sahne alıyor. Başarı öyküsü 1997'de, Bugge Wesseltoft'un New Conception Of Jazz albümünü yeni kurduğu şirketi Jazzland etiketiyle yayınlamasıyla başladı. Elektronik ses ve akışı kendi duru ve berrak piyano çalımıyla sentezlediği bu albüm bir çığır açtı ve sonuç, zamandan münezzeh bir sanat eseriydi. Sonraki nesil piyanistler üzerinde kalıcı bir etki bırakan bu albüm ayrıca sanatçının da cazın en önemli yenilikçilerinden biri olduğunu gösterdi. Altus Kültür-Sanat organizasyonuyla ve Norveç Büyükelçiliği katkılarıyla gerçekleşecek konserin biletleri, www. biletix. com ve Biletix yerel satış noktalarında."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/reykjavik-by-audur-2/", "text": "Auounn Luthersson is a 22 year old unsigned multi-instrumentalist and performing by his pseudonym Auour. Auours talent has recently got him into the prestigious Red Bull Music Academy out of 4500+ applicants. Producing for some of the biggest names of Icelandic hip hop, R&B and pop as well as studying advanced jazz guitar at Tonlistarskoli FIH has been the preparation Auour needed to step forth as a fresh and intriguing new voice in modern pop. His mesmerizing self-directed video sets the tone for the future of this young and exciting talent. After being one of the most acclaimed acts of the recent Iceland Airwaves festival, and only one single out, local and international buzz has made Auour one of the most exciting new live acts of 2016 Don't forget to listen him below! Alcohol is super expensive in iceland. Stock up on drinks on the tax free in the airport and get drunk in your AirBnb. Prikio. The best hip hop club in reykjavik. I dj there every once in a while. If you find me there and reference this article, I'll buy you a beer. Then you buy me a beer. Then we get drunk and I tell you about how hollow inside I feel. Then we get married and move to Marmaris. Harpan. Great acoustics that us modern musicians get to fill with noise every now and then although it is usually filled with old people and operas. Jör is pretty pricey but it has great clothes. Awesome designer. Go to the Icelandic Penis Museum. It should give him/her the hints you want to get across. Jeez. you guys should figure that one out for yourself. I just produce sound waves for a living. Hallgrimskirkja. The tower of Reykjavik's biggest church has a great view. Also found in the lobby is a beautiful blonde girl I used to have a crush on. Two great views. Bio Paradis. A lot of low-key, independent films along with classics."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/reykjavik-by-audur/", "text": "Auounn Luthersson is a 22 year old unsigned multi-instrumentalist and performing by his pseudonym Auour. Auours talent has recently got him into the prestigious Red Bull Music Academy out of 4500+ applicants. Producing for some of the biggest names of Icelandic hip hop, R&B and pop as well as studying advanced jazz guitar at Tonlistarskoli FIH has been the preparation Auour needed to step forth as a fresh and intriguing new voice in modern pop. His mesmerizing self-directed video sets the tone for the future of this young and exciting talent. After being one of the most acclaimed acts of the recent Iceland Airwaves festival, and only one single out, local and international buzz has made Auour one of the most exciting new live acts of 2016 Don't forget to listen him below! Alcohol is super expensive in iceland. Stock up on drinks on the tax free in the airport and get drunk in your AirBnb. Prikio. The best hip hop club in reykjavik. I dj there every once in a while. If you find me there and reference this article, I'll buy you a beer. Then you buy me a beer. Then we get drunk and I tell you about how hollow inside I feel. Then we get married and move to Marmaris. Harpan. Great acoustics that us modern musicians get to fill with noise every now and then although it is usually filled with old people and operas. Jör is pretty pricey but it has great clothes. Awesome designer. Go to the Icelandic Penis Museum. It should give him/her the hints you want to get across. Jeez. you guys should figure that one out for yourself. I just produce sound waves for a living. Hallgrimskirkja. The tower of Reykjavik's biggest church has a great view. Also found in the lobby is a beautiful blonde girl I used to have a crush on. Two great views. Bio Paradis. A lot of low-key, independent films along with classics."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/roportaj-bugge-wesseltoft-2/", "text": "-Bugge: Aslında gerçekten punkla başlamadım, ama onlara katılmamı isteyen ilk grup bir punk grubu oldu :). Babam bir caz gitaristi, bu yüzden onun müziklerini dinleyerek büyüdüm ve 2-3 yaşımdan beri piyano çalıyorum. -Norveç caz sahnesinde farklı müzik tiplerini bir sentez haline getirmek yaygın bir şey mi? Çok yenilikçi bir sahne gibi görünüyor. -Bugge: Bence Oslo müzik sahnesi çok özel ve bu tarz müzikal birleşmelerle bilinen bir yer. Jan Garbarek ve Terje Rypdal gibi insanların sayesinde tabi. Ama birçok yer bu enerjiye sahip! İstanbul müzik sahnesi de bunlardan biri. New York da başka bir örnek. -Norveç caz sahnesinde çalışmanın diğer Avrupa caz sahneleriyle karşılaştırıldığında herhangi bir artı veya eksi bir yanı var mı? -Bugge: Norveç caz sahnesi çok iyi ama çoğu caz sahnesinde olduğu gibi çok küçük. Diğer sahnelerle işbirliği yapmak ve fikir alışverişi yapmak hem müzikal olarak hem de ağ kurmak açısından acilen gerekli! Sanırım Norveç, başka sahneleri de davet etmede daha iyi olmalı! Örneğin, İstanbul müzik sahnesi. Müzik, benim fikrime göre, farklı kökenden insanlar arasında anlayış ve karşılıklı ilgi yaratmada en güçlü araç olabilir! -Bazı parçalarınızda doğu etkisini duyuyoruz. Müzikte kült olacağına inandığınız herhangi bir ülke var mı? Oradan müzisyenlerle gerçekleşecek projeleriniz var mı? -Bugge: Etkileri seviyorum! Kahire'deki Shabby müzik sahnesinin çok büyük olacağını düşünüyorum. Belki de şimdiden öyle. En sevdiğim klavyeci Islam Chipsy. Şu anda Pakistanlı müzisyenlerle, müzikal miraslarını modern müzikle harmanladığımız bir proje üzerinde çalışıyorum. Forever South hareketine bir bakın derim. -Biz yeni gruplar ve sanatçılar keşfetmeye bayılıyoruz. Göz atmamızı önereceğiniz Norveç'ten herhangi bir müzisyen var mı? -Bugge: Andre Bratten harika, keza Emilie Nicolas da. Ayrıca yeni caz dünyasındaki sanatçılar Rohey ve Hapreet Bansal'a da bakın. -Oturup müzik bestelemek için size ilham veren bir yer ya da her izlediğinizde size beste yapmanız için ilham veren bir film var mı? -Bugge: Dağdaki kulübem."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/wardrunanin-solisti-einara-ilham-olan-voluspa-ile-tanisin/", "text": "Eski İzlanda dilinde Kahinin Kehaneti anlamına gelen Völuspa, İskandinav kültürü ve mitolojisinin değerlendirilmesi açısından önemli bir metin. Ortaya çıkışı 10. yüzyıla kadar uzanan ve Poetic Edda'da bulunan bu metin, Hristiyanlığın Pagan inançlarının yerini almaya başladığı döneme denk geliyor. Bazı akademisyenlere göre Völuspa, İskandinav inanç sistemi Hristiyanlık tarafından silinmeden önce oluşturulmuş kutsal bir metin. Odin, ya da metinde atfedilen şekliyle katledilenlerin babası, gelecekte onları nelerin beklediğini bilmek amacıyla kahini çağırıp sorguluyor. Bir çeşit trans halindeki kahin olanları ve olacakları anlatmaya bir hayli geçmişten başlıyor. İlk başta evrenin ve zamanın yaratılışından, tanrıların refah içinde yaşadığı altın çağdan bahsediyor. Sonra işin içine devler ve akabinde cüceler giriyor. Bunlardan sonra ölümlü insan ırkının yaratılışını anlatıyor ve böylece tarih başlıyor. Fakat sonra, büyü alanında oldukça becerikli gizemli bir kadın, tanrıların sir eşrafında ortaya çıkıyor. Bunun sonucunda sir tanrıları kendilerini aniden Vanir eşrafıyla savaşta buluyorlar. Savaş bitip barış sağlandıktan sonra tanrılar, yıkık ve hasarlı Asgard'ı onarmaları gerektiğine karar veriyorlar. Bir dev çıkıyor ve Asgard'ın duvarlarını çok kısa sürede onarabileceğini söylüyor. Fakat karşılığında güneşi, ayı ve Frejya'yı istiyor. Tanrılar bunu başarmanın imkansız olduğunu düşünerek devin Asgard'a girmesine izin veriyorlar. Ancak dev gerçekten çok hızlı davranıyor ve görevi başaracağını anlayan Thor, onu yok etmesi gerektiğini düşünüyor. Çekiciyle devi katledip Tanrıların deve bahşetmiş olduğu Asgard'da güvenli barınma iznini çiğniyor. Metnin İngilizceye çevirisinde Thor'un bu hareketi kutsal bir yemini bozma, bu yeminlerle sağlanan bağlılık ve verilmiş sözleri yok etme olarak yorumlanıyor. Ayrıca Thor'un bu hareketiyle karakterine dair bilgi sahibi de olabiliyoruz. Thor, devi fevri ve şiddetli bir öfke içinde katlediyor, yani öfkesine yeniliyor. Bu da okuyucuya tanrıların mükemmel olmadıklarını, onların da zaafları ve kusurları olduğunu söylüyor aslında. Ve aynı zamanda bu son derece güçlü, bilgili ve bir o kadar da insani yanlara sahip tanrı mitlerinden anlıyoruz ki, biz insanlar bu üstün varlıkları aslında kendimizi görmek istediğimiz gibi anlatıyoruz. Çok tanrılı dönemde yaratılan bu tanrı mitleri aslında bizlerin birer yansıması. Onları kendimizin üst versiyonları olarak yaratıyoruz. Tıpkı Thor hakkında bize çeşitli çıkarımlar sağlaması gibi, Nordik mitlerin çoğunu içinde barındıyor Völuspa. Bizler de bu şiirsel metni okuyarak, tıpkı düz yazı formunda olduğu gibi, çeşitli bilgilere erişiyoruz. Nordik mitolojiye göre evrenin yaratılışı, İlk insanlar Askr ve Embla'nın ortaya çıkışı, tanrıların kıyameti Ragnarök gibi mitler, halk arasındaki sözlü ve masalsı anlatımlarının yanısıra günümüze hep bu şiirlerle ulaşmış bilgiler. Edebiyatın bilgilendirmedeki rolü hiç kuşkusuz çok önemli. Metni anlatmaya geri dönecek olursak, Thor'un devi katletmesinden sonra Kahin günümüze geliyor. Odin'e daha fazla bilmek isteyip istemediğini soruyor ve Odin kahini her seferinde devam ettiriyor. Kahin, Odin'in çok sevilen oğlu Baldr'dan bahsediyor ve Baldr'ın ölümünün Ragnarök'a dair alametler taşıdığını ima ediyor. İlerleyen dizelerde görüyoruz ki Ragnarök'un yaklaştığına dair işaretler baş gösteriyor. Savaşlar çoğalıyor, gök yüzünden zehir yağdığı tasvir ediliyor. Yeminlerin ve verilmiş sözlerin bir değeri kalmıyor. Odin'i öldürecek kurt Fenrir doğuyor, güneş kapkara oluyor ve yaz gelmiyor. Kardeş kardeşle savaşıyor, insanlar arasında bağlar zayıflıyor, kötülük ve art niyet bir virüs gibi yayılıyor ve kimse kimseye merhamet etmiyor. Onları taşıdığına inandıkları ağaç Yggdrasill bile bunlara dayanamayıp sallanıyor, bu da depremlerin ve felaketlerin çoğalması demek oluyor. Ve aynı dizelerde, Ragnarök'ta tanrılarla savaşacak dev ırkının artık serbest kaldığını okuyoruz. Kahin Ragnarök'ta neler olacağını, tanrıların nasıl öleceğini ve dünyanın nasıl yok olacağını anlatıyor. Ne var ki, bunun sonsuz bir bitiş olmadığını da biliyoruz. Her şey sona erdikten sonra, kahin dünyanın yeniden canlandığını görüyor. Buradan da anlaşılıyor ki, Nordik mitolojide döngülere inanılıyor, döngüler kutlanıyor. Ragnarök'un bir son olmaması, Nordik halkların hayatı ve doğayı bir döngü içinde algıladığına dair en iyi örnek olabilir. Aynı şekilde, dünyada denizlerin etrafını saran devasa yılan, Thor'un baş düşmanı Jörmungandr da Ouroboros'a benziyor. Ouroboros, antik Mısır ve Yunan kültürlerinde ortaya çıkmış, kendi kuyruğunu yerken tasvir edilen bir yılan simgesidir. Hayatın sonsuz döngüsünü/ döngüselliği temsil eder. Jörmungandr'ın dünyayı sarıp sarmalaması bu imaja çok benzemektedir, ki bu da bizleri tekrar döngüsellik konusuna taşıyor. İskandinav halkı tarafından bu kadar sevilen ve saygı gören bu hikayenin kendine şarkılarda yer bulmaması imkansız gibi. Wardruna'nın solisti Einar Selvik'in de bu şiirden farklı dizeleri seslendirdiğini görüyoruz. Ayrıca seslendirmekle kalmayıp dinleyicisine okuyacağı şey hakkında bilgilendirme de yapıyor. Völuspa, Einar'ın yanısıra diğer müzik gruplarına da ilham olmaya devam eden bir metin. Larrington, Carolyne. The Poetic Edda. Revised edition, Oxford University Press, 2014."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/01/yeni-amanda-delara-we-do-not-run-from-anyone/", "text": "Norveç'in küçücük bir kasabasından tüm dünyaya adını duyuran Amanda Delara, Paper Paper ve Dirhamz ile Türkiye'de de çok sevilmişti. İlk defa by:Larm sahnesinde izleme şansı elde ettiğimiz Amanda, Avrupa'da farkı festivallerde en sevilen isimlerden oldu. Daha sonra çıkardığı Rebel EP ile listelerde üst sıralara yükselen Amanda, 2018'de yeni parçalar ile adından çok daha fazla söz ettirecek. 2018'in ilk hasatlarından diyebileceğimiz We Don't Run From Anyone ise adından söz ettireceğinin garantisi gibi. Amanda Delara şimdiden 2018'de en çok dinlediğimiz sanatçı olacak gibi duruyor! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/atelladan-yeni-ep-beacon-one/", "text": "Bergen'in en eğlenceli ikilisi Atella'dan uzun bir aradan sonra yeni EP geldi! Daha önce Aurora'dan tanıdığımız O. Martin ile Mechanical Sparrow'u yayınlayan ikili, daha sonra da İskandinav masallarından fırlamış bir ses sahip olan Froder ile birlikte çalışmıştı. Şimdi ise tüm bu birlikteliklerin üzerine Aurora gibi dünyaca ünlü isimleri ekleyerek Beacon One adlı EP'yi yayınladılar! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/fotograf-serisi-izlandada-bir-ay-gecirmek-2/", "text": "İzlanda dine ve tanrıya en az inanan insanların yaşadığı yerdir, fotoğrafları çeken arkadaş koyu dindar herhalde, ezilmemek için sürekli kilise resimleri çekmiş. Camii falan da sıkıştırsaydı araya daha şenlikli olurdu. Şahsen hristiyan değilim fakat kilise mimarisini çok beğeniyorum. Burada kilise fotoğraflarının bulunması da çeken kişinin kilise mimarisini beğenmesinden kaynaklanıyor olabilir. Ayrıca İzlanda'da kiliselerin mimari olarak öne çıkmasından dolayı da olabilir. Duruma sizin baktığınız açıdan bakmak sadece dar görüşlülükten ibaret maalesef."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/gundelach-control/", "text": "Öve öve bitiremediğimiz Oslo elektronik-indie müziğinin temsilcilerinden Gundelach ikinci albümünün yayımlanmasına ramak kala son sürprizlerini yapmaya devam ediyor. 'Control' adlı teklisini yayımlayan müzisyen, bolca analog synthlerden ve derin vokallerden yararlanmayı tercih etmiş. Üretim sürecinde synth kullanmaktan çekinmeyen Gundelach aynı zamanda DJ geçmişinin ekmeğini de hala yiyor. Oslo ve Londra arasındaki mekik dokumalar sonucu ortaya çıkan bu teklinin yapımcılığını Ghostpoet gibi isimlerle çalışan John Calvert, Knut S vik, ve Cezinando ile çalışan Oyvind Mathisen üstleniyor. 'Control' adlı parçayı dinlerken Gundelach'ın melankolik kalbine, iç dünyasına dair izlenimler de elde ediyoruz. Müzisyen adeta açık bir kitap gibi. 'Control'ü tanımlamak gerekirse saatlerce loopta bırakıp sıkılmayacağımız bir müzisyenlik harikası derdik. Gundelach'ın 'Baltus' adlı ilk albümü 16 Mart'ta tüm platformlarda yerini alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/her-seyi-birakip-izlandada-at-bakicisi-olmak/", "text": "Birçok kişi bilmese de İzlanda'nın doğa harikaları, volkanları, gayzerleri dışında ünlü olan bir şeyi daha var o da atları. Herd in Iceland belgeseli de bize İzlanda'da 100 yıllardır süre gelen bir geleneği anlatıyor. Çekimleri 2 yıl süren belgesel, yaz aylarında at besleyen ailelerin atlarını doğaya serbest bırakıp, kış gelirken tekrar çiftliklere toplanışlarını anlatıyor. Serbest bırakmak derken de uçsuz bucaksız İzlanda ovalarından, hiçbir sınırlama olmadan atların özgürce bütün yaz boyunca koşturmasından bahsediyoruz. HERD IN ICELAND official trailer from Archerfish Productions on Vimeo. Atlar, pek bilinmese de İzlanda kültüründe çok önemli bir yere sahip. 1000 yıldan fazla süredir atların İzlanda'dan çıkarılması yasalarla engelleniyor. Belgesel de Atların İzlandalıların hayatlarındaki yerini bize çok güzel gösteriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/kesif-cezinando/", "text": "Cezinando, Norveç müzik endüstrisinin yeni sansasyonu. Hatta bu seneki Oyafestivalen'in headlinerları arasında yer alıyor. P3 Gold tarafından 'Yılın Gelecek Vadeden Müzisyeni' seçilen Cezinando, bir sene içerisinde Norveç'in en popüler müzisyenlerinden oldu. Nordik rap'e yeni bir soluk getiren genç müzisyen herkesin diline dolanan birçok başarılı şarkıya imza attı. Bunlar arasında 'Botanisk Hage', 'Vi er perfekt men verden er ikke det' ve en hit şarkısı 'Haper du har plass' yer alıyor. Cezinando Ekim ayında yayımladığı 'Noen ganger og andre' albümü ile hemen listelerde en tepeye yerleşti. Hipster rap olarak tanımlayabileceğimiz Cezinando'nun şarkıları adeta bağımlılık yapıyor. Henüz 22 yaşında olan müzisyen, genç yaşına rağmen halihazırda dört albüme imza attı. Cezinando, Norveç'in en bilindik televizyon dizilerinden Skam'ın soundtrackinde yer alan 'Haper du har plass' parçasıyla uluslararası bir dinleyici kitlesine ulaştı. Bu parçanın büyüsüyle Norveç sınırlarını aşabildi. Cezinando, Norveççe şarkı sözleri yazmasına rağmen müziğin gücü ile büyük kitlelere ulaşabilen yetenekli müzisyenlerden. Ayrıca yazdığı duygusal ve eğlenceli şarkılar arasındaki sayısal dengeyi de başarılı bir şekilde koruyabiliyor. Norveç'in Grammy ödülleri olarak bilinen Spelleman Ödülleri'nde bu sene 'Noen ganger og andre' albümü ile 'Yılın Albümü', 'Haper du har plass' parçası ile 'Yılın Şarkısı' ve 'Yılın Bestecisi' kategorilerinde aday olan Cezinando ödülleri süpürecek gibi gözüküyor. Cezinando'yu radarınıza almanızın şimdi tam vakti!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/kesif-emma-jensen/", "text": "Spotify'da 7 milyon dinlemeye ulaşan Closer parçasını, YouTube'dan izlediği nasıl yapılır videoları sayesinde evinde kaydeden Emma Jensen hem Norveç'te hem de Türkiye'de hızla tanınmaya başladı. Her yıl en iyi yeni sanatçıların belirlendiği Urort adayları arasında yer alan Emma Jensen, 1-3 Mart'ta Oslo'da düzenlenecek olan by:Larm Festival'inde sahne alacak sanatçılardan da birisi. Röyksopp, Susanne Sundfor gibi dünyaca ünlü isimlerin ilk sahnelerini aldığı by:Larm, Emma Jensen gibi yeni sanatçıların adını Avrupalı müzikseverlere duyurmasına yardımcı oluyor. Türkiye'de ise Jotun Türkiye'nin yeni projesi Bir Ev, Üç Stil ile karşımıza çıkan Emma, minik minik hayran kitlesini oluşturmaya başladı 🙂 Herkesten önce ben dinliyordum demeyi seviyorsanız şimdiden şarkılarını çalma listelerinize ekleyin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/kid-astray-joanne/", "text": "Oslo'nun yirmi dakika dışarısında bulunan Sandvikalı beş müzisyenin bir araya gelmesiyle oluşan Kid Astray, 2012'de kazandıkları 'Ukas Urort' ile müzik evrenine iddialı bir giriş yapmıştı. Benjamin Giortz, Hakon Sageng Carlin, Alex Meek, Even Steine ve Jakob Bechmann'dan oluşan grup, altı sene içerisinde uzun bir yol katetti. Eşsiz ve cazip tınılarıyla Kid Astray, şu an Norveç'in en heyecan verici müzik gruplarından biri. Şimdiye kadar P3'te yayımlayan altı single ile sağlam bir dinleyici kitlesine ulaşan Kid Astray milyonlarca Spotify kullanıcısının yeni bağımlılığı haline geldi. Bunun yanı sıra bir yıl önce 'Fall To My Knees' adlı parçayla P3'te 'Ukas Lat', haftanın şarkısı, seçildiler. NRK'nin her daim radarına aldığı yeni müzisyenler, P3 sayesinde her zaman kendilerini ispatlama şansı da elde ediyorlar. Elektro popun en tatlı örneklerine hayat veren Kid Astray sonbahardan beri yeni parçalarıyla dinleyiciyle buluşmanın hazırlığını yapıyor. Şüphesiz Kid Astray, 'Joanne' adlı teklisi taptaze bir başlangıç yapacak. 'Joanne'i dinlerken akustik elemanların başarılı birlikteliğiyle elektronik indie pop bulutları içersinde kalıyoruz. Kid Astray'ın yarattığı enteresan atmosferin içerisinde vokaller de bir o kadar dinleyiciyi kapte ediyor. Grup üyeleri 'Joanne' için Sonbahardan beri birçok şarkı yazdık ve kaydettik ama hiçbiri Joanne kadar bizi orta noktada buluşturmadı. Joanne gerçekten bizim için de çok yeni ve taze bir başlangıç. diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/netflixteki-nordik-icerikler/", "text": "Netflix kataloğunda henüz çok fazla Nordik yapım bulunmasa da Nordikleri konu alan ya da Nordikler ile ilgili tatmin eden bir sayıda dizi ve film var. Umarız siz aşağıdaki yapımları izleyene kadar Netflix Türkiye kataloğuna daha fazla Nordik yapım eklenir 🙂 Sevdiğiniz dizi ve filmleri bize önermeyi ve paylaşmayı unutmayın! Orjinal ismi ile Vikingane, küçük bir Viking köyündeki günlük yaşamı eğlenceli bir dille anlatıyor. Cinsiyet eşitliği, sürdürülebilirlik, doğa sevgisi gibi günümüz İskandinavya'sı ile 700'lü yılları karşılaştıran dizinin büyük bir hayran kitlesi var. Alışılmışın tarzında bir öğretmen olan Rita'nın hayatını konu alan ve 4 sezon boyunca devam eden dizi özellikle Kuzey Amerika'da bi'hayli popüler. Fotoğrafçı Chris Burkard'ın İzlanda'da Kuzey Işıkları altında çektiği kısa sörf videosunun hikayesini ve çekim aşamalarını konu alan film neredeyse tüm Avrupa'da sinema salonlarını doldurduktan sonra şimdi Netflix'te! İzlanda'da hayatta kalmış son iki kişi olarak, tek başlarına uyanan bir çifti konu alan film boyunca İzlanda'nın harika doğasına da tanıklık ediyorsunuz! Muhtemelen tanık olacağınız en garip soruşturmayı konu alan Out of Thin Air, 1976'da gerçekleşen bir seri cinayeti konu alıyor. Viking kahramanı Ragnar Lothbrok'un, ileriyi göremeyen, yetersiz bir lidere meydan okuyarak Norse sınırlarını nasıl genişlettiğini seyrettiğimiz gerçekçi bir dram. İskandinavya polisiyelerinden ilham alan bu seri aslında, John River adında Londra'da çalışan bir İsveçli dedektifi konu alıyor. Dizinin İskandinav polisiyelerden farkı ise bu sefer başrol kahramanımız ölüler ile yaşayanlar arasında bağ kurabiliyor. Netflix ve Norveçli NRK1'in ortak yapımı olan Lillyhammer, Amerikalı eski bir gangster olan Frank Tagliano'nun tanık koruma programı dahilinde Norveç'e gönderilmesini ve orada yaşadıklarını anlatıyor. Kung Fury aslında, ninja süper güçlerine sahip Miami'li bir dedektif. Absürd bir komedi niteliğindeki bu İsveç yapımı, atari oyunları benzeri bir savaşta Hitler ve Nazileri öldürmek için zamanda geri gitmeyi konu alıyor. 92 yılında Danimarka'nın Avrupa Şampiyonası'ndaki başarısını anlatan komedi filmi Sommeren '92, futbolda pek de başarısı olmayan Danimarkalılar için eğlenceli bir film."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/nordik-ikon-kofte/", "text": "Hangi Nordik ülkeye giderseniz gidin sabah, öğle, akşam köfte yeme geleneğinin hala devam ettiğini görme şansınız çok yüksek. Büyüklüğü 2,5 santimetreyi geçmemesi gereken bu köftelerin orijinal tarifine göre sığır ve domuz kıymalarının özel bir oranda karıştırılmış hali ile yapılması gerekirken, bugün ren geyiği, dana, yaban domuzu gibi farklı hayvanların etinden yapılmış versiyonlarını da rahatça bulabiliyorsunuz. Köftelere Danimarka'da frikadeller, Finlandiya'da lihapullat, Norveç'te kjottboller, İzlanda'da kjötbollur ve köfteleri ile ünlü olan İsveç'te köttbullar olarak adlandırılıyor. Meşhur İsveç köftelerinin tarifi ise Osmanlı'dan geliyor. Kral XII. Charles, 18. yuzyılın başlarında Osmanlı'da bulunduğu sıralarda bu köftenin tarifini keşfediyor ve İsveç'e dönerken bu tarihi Kuzey'e taşımış oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/nordik-ikon-lego/", "text": "Danca'daki iyi oyunlar anlamına gelen leg godt kelimelerinden türeyen LEGO, yolculuğuna 1932 yılında Danimarkalı marangoz Ole Kirk Kristiansen'in 4 çocuğunu artık nasıl eğlendireceğini bilemediği sıralarda onlar için ahşaptan oyuncaklar yapması ile başladı. Çocuklarının en sevdiği oyuncaklar haline gelen bu ahşap parçalarını diğer çocuklarla da paylaşma cesareti bulan Kristiansen, Billund adındaki köyünde yerel dükkanlara oyuncaklarını satmaya başladı. Daha sonra 12 yaşındaki oğlu Godtfred Kirk ile tasarım üzerinde yoğun çalışmalara başlayan Kristiansen, 1934 yılına çalışan sayısı 7'yi bulan bir fabrikanın sahibi konumuna geldiler. 1946 yılında fabrikaya plastik enjeksiyon makinesi satın alınması ile birlikte, Ole ve Godtfred küçük plastik parçalar üretmeye başladılar ve böylelikle küçük oyuncak parçalardan/ tuğlalardan inşaat yapılabileceği fikri doğmuş oldu. Zorlu uğraşlar hatta umut kırıcı başarısızlıklar ardından ise 1958 yılında LEGO bugünkü halini almış oldu. LEGO parçaları akıllıca tasarımı sayesinde bugün bir tasarım klasiği haline geldi. Ayrıca LEGO bugün uluslararası bir üne ve başarıya sahip olsa da halen sadece en iyi kaliteyi sunabilmek adına küçük bir aile şirketi halinde organizasyonunu sürdürmeye devam ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/nordik-ikon-troller/", "text": "Troller bir zamanlar Nordik efsanelerinin en korkutucu yaratıklarıymış.. Nordik mitolojisinde dünyanın sonunu anlatan efsanevi Ragnarök savaşında devler gibi tüm dünya dışı yaratıklar ile birlik olup tanrılara karşı şeytani bir şekilde savaşmışlar. Troller diğer yandaşlarından farklı olarak daha yavaş hareket eden fakat vahşice diğerlerinden daha fazla kan isteyen bir şekilde gelişmişler. Antik Nordik masallarında troller çok akıllı olmayan, yavaş ama anında sinirlenebilen dev yaratıklar olarak tasvir edilmiş. Eğer dikkat etmezseniz sizi ve tüm büyükbaş hayvanlarınızı kolayca havaya kaldırabilecek güçte olan troller hem zevk hem de yemek için kadın, çocuk ve hayvan kaçırmayı çok severlermiş fakat daha sonra yazılan masallarda ise troller uzak dağlarda mutlu, sessiz bir hayata sahip, işleri güçleri çiftlik hayvanları ile uğraşmak olan yaratıklar olarak yazılmış. Hatta bazı masallarda dişi troller sıklıkla erkek insanları cezbederek mağaralara götürürlermiş. Daha sonra da dedikodulara göre yarı insan yarı trol yavrularını şehirlerde normal insanlar gibi yaşatmaya çalışırlarmış. Bugün İzlanda'da yaklaşık 322,000 insan bu efsanelerdeki elflerin, trollerin, devlerin ve cücelerin varlığına inanıyorlar. Bu nedenle de bu yaratıkların yaşadıklarını düşündükleri doğaya, doğal güzelere onları rahatsız etmemek için çok fazla saygı ve özen gösteriyorlar. Ayrıca bugün İzlanda'da inşaat yapmak isterseniz önce eski masallara bakılarak orada efsanevi yaratıkların yaşayıp yaşamadığı kontrol edilmeden inşaatınıza başlayamıyorsunuz. Hatta bu sebeple durdurulan inşaatlar bile var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/norvecten-sanatcilara-hibe-konaklama-imkani/", "text": "Norveç'te harika bir fiyortun tepesine konumlanmış Nordik Sanat Merkezi, dünyanın hangi ülkesinden olursa olsun sanatçılara bazı ayrıcalıklar sağlanıyor. Merkez, 1-4 aylık süre boyunca yaşam ve ofis alanı, aylık hibe veriyor. Ayrıca seyahat masraflarını da karşılıyor. 2019 başvuruları 15 Mart'ta bitecek olan programın yeni kayıtları şu an için açık. Sanat Merkezi hakkında daha fazla bilgi vermek gerekirse; programa profesyonel sanatçılar, tasarımcılar, mimarlar ve bağımsız küratörler başvurabiliyor. Aranan şartlardan birisi ise öğrenci olmamak. Eğer seçilen sanatçılar arasında yer alırsanız merkez size aylık yaklaşık 5000TL hibe veriyor ve 3000TL'ye kadar seyahat masraflarınızı karşılıyor. Sanatınızı icra edebilmek için ise size hem bir stüdyo hem de size özel 50 metre karelik bir daire sağlıyor. Daha önce başvuran projelere göz atmak ve program hakkında daha fazla bilgi almak için Nordisk Kunstnarsenter Dale resmi sayfasını ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/roportaj-thomas-dybdahl/", "text": "Norveç'in en önde gelen müzisyenlerinden Thomas Dybdahl yedinci solo albümü 'The Great Plains' ile müzik dünyasına geri döndü. Dybdahl ile sohbetimizi okurken albüm hakkında yazdığımız inceleme yazısını da okumayı unutmayın. -Müziğin gerçekten çok duygusal ve hassas. Bu tarz müzik yapmanı sağlayan ilham kaynakların nelerdi? Şarkıların sayesinde bahsettiğin hikayeleri gerçekten deneyimledin mi, yoksa bu hikayeler bir tür kurgu ürünü mü? -Thomas: Ne zaman müzik yapsam, bir şeyler üzerinde çalışsam yaptığım her şey bu şekilde ortaya çıkıyor. Varsayılan ayarım için mavi diyebiliriz. Başka ayarlar da deniyorum elbette, ama en doğru hangisi geliyorsa onu kullanıyorum. Elbette birçok hikayem kurgu ama yine de onlara gerçeklik payı veriyorum. En sonunda kendimi o hikayeleri yaşamış biri olarak hayal ediyorum. -Şarkıların birçok insanın hayatının soundtracki olabilir. İnsanlar bu şarkıları dinlemekten hoşlanıyorlar ve dahası bu şarkıları kendi hayatlarıyla eşleştiriyorlar. Senin soundtrackini keşke ben yapsaydım dediğin bir film var mı? -Thomas: Film müzikleri üzerinde çalışmak gerçekten hoşuma gidiyor. Soundtrackini yapmak istediğim birçok film var, ama ben geleneksel bir film bestecisi olmazdım. Bu nedenle çalışmam gereken doğru projeyi bulmam biraz zor olabilir. Bir tema müziği ve bir adet can alıcı şarkıyla işi halletmek isterdim. Tıpkı 'Midnight Cowboy' ve 'Tiffany'de Kahvaltı' filmlerinde yaptıkları gibi. Bir tema müziği de elbette tüm filmi sırtlayabiliyor. -İsmin çoğu zaman Jeff Buckley ve Nick Drake ile anılıyor. Böylesine iddialı çağrışımlar hakkında ne düşünüyorsun? Jeff Buckley benim en sevdiğim müzisyenlerden biri. -Thomas: Buckley ve Drake benim her zaman en sevdiğim müzisyenlerden olmuştur. İkisi de kolay etkilendiğimiz yaşlarda dinlenilen müzisyenlerden. Onlar da kendi hayatlarını oluştururken şarkılarını yazıyorlardı, belki de bu yüzden bu denli büyük bir genç kitle tarafından seviliyorlar. -Peki, Morcheeba ile çalışmak nasıl bir deneyimdi? -Thomas: Çok eğlenceliydi, internetten müziğimi dinleyip ondan sonra benimle iletişime geçtiler. Ben de birkaç şarkıları için vokallik yaptım ve en sonunda birlikte birkaç şarkı yazdık. Stüdyoda da epey eğlendiğimizi söylemem lazım. -Her zaman müzik yapmak istiyor muydun? -Thomas: Dokuz yaşımdan beri müzik yapmak istiyordum. -Bir 'Nordik Playlist' adı altında en sevdiğin nordik şarkıları paylaştın. Ben daha slow ve duygusal şarkılar beklerken tam tersi sen daha eğlenceli şarkılar eklemişsin. Farklı müzik türleri arasında gezinmeyi düşünüyor musun? -Thomas: Farklı türler arasında geziniyorum, Norveçli elektronik sanatçı Coucheron ile çalışıyorum. Ayrıca Kriminell Kunst adlı Norveçli hip hop grubu ile çalıştım, gerçekten çok eğlenceliydi. Farklı türler hayatın baharatı gibidir, hehe. -Thomas Dybdahl'ın önerilerileri: Takip etmemiz gereken yeni müzisyen önerileri: Fay Wildhagen, Emilie Nicolas, Atlanter."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/sin-fang-soley-orvar-smarason-istanbulda/", "text": "Son dönem İzlanda müzik sahnesinin en öne çıkan isimleri Sin Fang, Soley ve Örvar Smarason İstanbul'da aynı anda sahnede olacak! Daha önce hem solo hem de farklı projeler ile İstanbul'da dinleme şansı elde ettiğimiz bu üç harika müzisyen 2018'de yayınladıkları ortak albümleri ile sayılı konserlerinden birini İstanbul'da verecek! Özellikle 2017'de İzlanda'da yayınlanan birçok albüm yeni İzlandik elektronik-folk adında bir türü temsil ediyor. İstanbul'da belki de ilk defa dinleme şansı elde edeceğimiz bu yeni müzik türü ile daha önce tanışmadıysanız ise Sin Fang, Soley & Örvar Smarason üçlüsü doğru başlangıç! 12 Nisan'da Zorlu Studio'da gerçekleşecek konserin biletlerini tükenmeden almayı unutmayın! Utku Çubukçu, thanks for the article post. Really thank you! Great."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/spellemann-2017-sahiplerini-buldu/", "text": "Spellemannprisen, bir başka deyişle Norveç'in Grammy ödülleri, 1973'ten beri yirmi bir dalda dağıtılıyor. Müzik alanında ülkenin en prestijli ödülü olarak kabul edilen Spellemann her yıl yeni sahiplerini buluyor. Uluslararası Fonografik Endüstrisi Federasyonu'ndan oluşan Spellemann komitesi ödüllerin kimlere gideceğini belirliyor. 'Yılın En İyi Albümü', 'Yılın Spellemannı', 'Yılın Şarkısı', 'Yılın En İyi Indie Sanatçısı' gibi dallara ayrılan bu ödülün bu seneki sahiplerini radara almakta fayda var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/02/yeni-album-thomas-dybdahl-the-great-plains/", "text": "Norveçli müzisyen Thomas Dybdahl yedinci solo albümü 'The Great Plains' ile müzik alemine geri dönüyor. Bir önceki albümüne göre daha cazip ve çekici parçalara imza atan Dybdahl'ın özellikle 'Just A Little Bit' parçası dinler dinlemez dilimize dolanıyor. Dybdahl'ın o bildiğimiz slow, sakin müziği sanki bu albümde daha farklı bir forma bürünüyor. Tabii bu yine de albümde melankolik parçaların olduğu anlamına gelmiyor. Müzisyen, yaşadığı belli anıları kendi aynasından yansıtırken bunu samimi ve introspektif bir tavır ile yapıyor. Albümün prodüktörlüğünü Kare Vestrheim üstlenirken Highsakite'nin iddialı vokali Ingrid Helene Havik de Dybdahl ile iş birliği yapan isimlerden arasında. Albümde özellikle radarımıza takılan parçalar arasında 'Like Bonnie & Clyde', '3 Mile Harbour' ve 'Moving Pictures' yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/37-istanbul-film-festivalinde-nordik-filmler/", "text": "İzlanda asıllı yönetmen Hlynur Palmason, Danimarka İzlanda ortak yapımı ilk filmi Vinterbrodre / Winter Brothers ile 37. İstanbul Film Festivali'nin Uluslararası Yarışma bölümünde Nordik ülkeleri temsil ediyor. Film, buz gibi havanın ve zorlu çalışma koşullarının altında, karın beyazının tebeşirin beyazına karıştığı bir madenci kasabasında iki erkek kardeşin hayat mücadelesini anlatıyor. Özellikle görüntüleriyle hayranlık uyandıran filmin çekimleri Danimarka'nın Faxe adındaki küçük bir kireçtaşı madeni kasabasında 16mm olarak çekilmiş. İstanbul Film Festivali'nde bu yıl Vinterbroodre dahil 11 film Altın Lale ödülü için yarışıyor. Isold Uggadottir, kısa filmleriyle 100'den fazla ödül kazanmış, İzlanda sinemasının yükselişteki yönetmenlerinden. Uggadottir'in ilk uzun metrajlı filmi Andio eolilega / And Breathe Normally, göçmen krizinin etki edemeyeceği kadar uzak olduğu düşünülen İzlanda'da meselenin toplumsal etkilerini inceliyor; İzlandalı bir anne ve Gineli bir göçmen kadının ilişkisini sosyal gerçekçi bir üslupla mercek altına alıyor. Geçtiğimiz ay Sundance Film Festivali'nin dünya sineması bölümünden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen İzlanda filmi, şimdi de İstanbul Film Festivali'nin Sinemada İnsan Hakları Yarışması'nda yer alıyor. Yönettiği gençlik filmleriyle ödüller kazanmış Arild Andresen, bu kez İskandinavya sınırlarının dışında çektiği bir baba-oğul hikayesiyle karşımıza çıkıyor: Hjertestart / Handle with Care. Bir deniz platformunda petrol işçisi olarak çalışan Kjetil'in eşinin ölümünden sonra evlat edindiği, fakat ilişki kurmakta zorlandığı, Daniel adında bir oğlu var. Filmde, çaresiz kaldığında oğlunun biyolojik annesini aramak üzere Kolombiya'ya çıktıkları yolculuğu ve zedelenmiş baba-oğul ilişkisinin bu yolculukla ne yönde değişeceğini izleyeceğiz. Hjertestart, festivalin dünyanın farklı köşelerinden ödüllü filmleri bir araya getiren Dünya Festivallerinden bölümünde yer alan iki Nordik filmden ilki. Sinema eğitimi almayan Finlandiyalı yönetmen Teemu Nikki'nin çocukluğu bir domuz çiftliğinde, VHS kasetler arasında geçmiş. Belki de bu yüzden bu üçüncü filminde Finlandiya kırsalı, hayvanlar, hayvan sevgisi ve B-filmleri andıran bir kara mizah başrolleri paylaşıyor. Armomurhaaja / Euthanizer, hayvanları delicesine seven asosyal ve biraz psikopat Veijo'nun hayvan sevgisinin insan sevgisini aşması sonucu yaşadıklarını anlatıyor: Veijo'nun işi, sahiplerinin talebiyle hasta ya da yaşlı ev hayvanlarını daha fazla acı çekmemeleri için öldürmek. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali'nde yapan Armomurhaaja, İstanbul Film Festivali'nin Dünya Festivallerinden bölümünde yer alan diğer Nordik film. 1970 doğumlu İsveçli fotoğraf sanatçısı Jens Assur, 2000'li yıllarda çektiği dört kısa filmin ardından ilk uzun metrajlı filmi Koparna / Ravens ile festivalde. 1970'lerde İsveç kırsalındaki bir çiftlikte geçen ve geçim sıkıntısı, hayatı boyunca istemediği bir işi yapmak ve gelecek hayalleri üzerine bir drama. Film, yönetmen tarafından, Tomas Bannerhed'in kitabından uyarlanmış. Filmin belki de en etkileyici yanı, yönetmenin de bir fotoğraf sanatçısı olmasının etkisiyle, birer tablo gibi şahane görüntüleri, kadrajları ve renkleri... Koparna, festivalin ilk ve ikinci filmlerden oluşan Genç Ustalar bölümünde yer alıyor. Danimarkalı yönetmen Isabella Eklöf'ün ilk filmi, Bodrum'da geçiyor! Fakat Ege sahillerini ve güneşini seçmesi, adının Holiday olması sizi yanıltmasın çünkü prömiyerinin gerçekleştiği Sundance Film Festivali'nde filmin çokça konuşulmasının nedeni sert sahneleri, huzursuz edici karakterleri ve sürpriz dolu senaryosuydu. Birçok Avrupalı gibi tatil için Bodrum'u tercih eden Sacha, klan halinde Bodrum'daki bir villada tatil yapan Danimarkalı bir uyuşturucu çetesinin liderinin sevgilisi. Olayları tatsızlaştıran ise Sacha'nın Hollandalı bir diğer turistle yakınlaşması oluyor. Holiday, festivalin zorlayıcı filmlerden oluşan Mayınlı Bölge bölümünde yer alıyor. Undir trenu / Under the Tree'den daha önce Nordik Filmlerin Oscar Yolculuğu: 2017 yazımızda bahsetmiştik. 2011'deki filmi A annan veg / Either Way, Prince Avalanche ismiyle Amerikan bağımsız sinemasına uyarlanan Hafsteinn Gunnar Sigurosson'un yönettiği film, iki komşu arasında bir ağacın gölgesi yüzünden başlayan sürtüşmeyi anlatıyor. Nordik mizahının tüm nimetlerini barındıran filmde anlaşmazlıklar saçmalığa, saçmalıklar trajediye evriliyor. Undir trenu, İstanbul Film Festivali'nin komedi filmlerinden oluşan Antidepresan bölümünde yer alıyor. Sinema tarihinin en saygın, etkili ve iz bırakan yönetmenlerinden Ernst Ingmar Bergman, 14 Temmuz 1928'de İsveç'in Uppsala kentinde doğmuştu. Bergman'ın doğumunun 100. yılında İstanbul Film Festivali de bir bölümünü Volvo'nun tema sponsorluğunda yönetmenin filmlerine ayırmış. Bergman 100 Yaşında bölümü, Türkiye sinemasının 10 önemli yönetmeninin kendilerini, kariyerlerini ve sinemasal yaklaşımlarını en çok etkileyen Bergman filmlerinden oluşuyor. Emin Alper, Reha Erdem, Can Evrenol, Semih Kaplanoğlu, Kazım Öz, Aslı Özge, Melik Saraçoğlu & Hakkı Kurtuluş, Yeşim Ustaoğlu ve Ümit Ünal, seçtikleri Bergman filmlerinin festival gösterimlerini bizzat sunacaklar. Siz de en sevdiğiniz Bergman filmini festival programınıza eklemeyi unutmayın ve Bergman sinemasına bir kez de sinema salonunda tanıklık edin! - Semih Kaplanoğlu'nun Türkiye, Almanya, Fransa, İsveç ve Katar ortak yapımı, fantastik draması Buğday / Grain, - Jhonny Hendrix Hinestroza'nın, Kolombiya, Almanya, Norveç, Arjantin ve Küba ortak yapımı, Küba'nın Batı ambargosu altında geçirdiği 90'larda bir aşk hikayesi anlatan filmi Candelaria, - Gustavo Rondon Cordova'nın, Venezülla, Şili ve Norveç ortak yapımı, Caracas'ın şiddet dolu sokaklarında tek başına oğlunu büyütmeye çalışan bir babanın hikayesini anlatan ilk filmi La familia, - Marcelo Martinessi'nin, Paraguay, Almanya, Brezilya, Uruguay, Norveç ve Fransa ortak yapımı, Ana Brun'a Berlin Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran Las herederas / The Heiresses, - Annemarie Jacir'in, Filistin, Fransa, Almanya, Kolombiya, Norveç, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ortak yapımı, Nasıra sokaklarında geçen, yürek ısıtan aile filmi Wajib."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/album-sondre-justad-ingenting-i-paradis/", "text": "2015'te yayımladığı debut albümü 'Riv i hjertet'ten bu yana Norveç'te herkesin kalbinde taht kuran Sondre Justad, son üç senedir Norveç radyolarında en çok çalınan müzisyenler arasında yer alıyor. On milyonun üzerinde streaminge ulaşan müzisyen, yeni albümü 'Ingenting i paradis' ile akıllarımıza kazınacak bir işe imza attı. Sondre, debut albümüne görece daha sakin ama hala bir o kadar enerjik melodili ve dans edilebilen şarkılar besteledi. Özellikle 'Gjor det igjen', 'Paradis', 'Ingenting' gibi albümden radarımıza takılan şarkıları haftalarca radyo istasyonlarında duyacağız gibi geliyor. Sondre'nin elastik vokalleri, parçaları dinlerken bir yandan da günlük problemlerimizi irdeliyor. 'Kanskje en dag' parçasıyla kalbimizde bir yara açan müzisyen, uçuk synthleri ile dinleyiciyi kendi müzikal dünyasında bir yolculuğa çıkarıyor. Albümün üçüncü parçası 'Ingenting' ile de modu bir o kadar yukarıya taşıyan Sondre, 3 dakika 13 saniye boyunca doyasıya dans edebileceğimiz bir şarkıya imza atmış. Diğer parçaların yanında daha az bahsedilen 'Alt va mye bedre for' ve 'Vi e ikke sann' da kesinlikle dikkatimizden kaçırmamamız gerekenlerden. Nordik pop severim diyenlerdenseniz mutlaka Sondre Justad'ın bu albümüne kulak vermelisiniz, şayet uzun yıllar boyunca duyacağımız melodiler olacak, bir yandan da bu şarkılara eşlik edeceğiz. Sondre Justad, dinleyicisiyle arasındaki etkileşimi daha da arttırdığı bir albüme imza atmış. Ne de güzel etmiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/bendik-perfekt/", "text": "Norveç'te elektronik pop'un kraliçesi unvanıyla tanınan Bendik uzun süren sessizliğini sonunda bozdu. 2016'da yayımladığı 'Fortid' adlı albümden sonra Bendik kendi kabuğuna çekilmişti. Uzun zamandır binlerce şarkı denemesi yapan müzisyen 'Perfekt' adlı teklisi ile yine müzik evrenine geri döndü. Eski parçalarına kıyasla daha sakin ve daha minimalist bir parça olan 'Perfekt' aynı zamanda müzisyenin kariyerinde yeni bir döneme giriş yaptığının da habercisi. Yeni bir tarzıyla Bendik, bu sene yayımlanacak albümüyle dinleyiciye sürprizler yapacak gibi gözüküyor. Yavaş yavaş yükselen perküsyonlar ve synthlerle dinleyicinin kalbine dokunan bir parça 'Perfekt'. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/closing-eyes-bambole/", "text": "Closing Eyes uzun zamandır beklediğimiz 'Soft Years' adlı ilk albümünü sonunda yayımladı! 2014'te Eirik Asker Pettersen ile yolları kesişen grup; dinleyiciyi kısa ve düşünceli bir psychedelic pop gezisine çıkarıyor. Canlı performansları ile bir müzik grubu formuna bürünen Closing Eyes böylece kendi yaklaşımlarını bir temele oturttular. Eirik, Magnus ve Emilie'den oluşan Closing Eyes; ilk albümü için Norveç'in en ünlü rock müzisyenlerinden Serena Maneesh ve Emil Nikolaisen ile iş birliği yaptı. Stüdyoda uzun saatler boyunca Serena Maneesh ve Emil Nikolaisen ile çalışan grup, en sonunda şeker gibi tatlı pop şarkılardan oluşan bir albüme imza attı. Özellikle zaman kaybı ve ilişkiler üzerine kafa yoran grup, aşk olmadan pop müzik yapamayacaklarını da özellikle belirtiyor. Closing Eyes'ın en son işlerinden 'Bambole' bizi büyüleyici bir hayal dünyasında gezintiye çıkarıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/daniel-kvammen-ft-lars-vaular-som-om-himmelen-revna/", "text": "Daniel Kvammen, 2015'te yayımladığı ilk albümü 'Du fortenar ein som meg' ile üç dalda Spellemann adaylığı elde etmişti. İlk albümü ile müzik listelerinin tepesine yerleşen müzisyen, iki sene sonra da kaldığı yerden müziğini ihraç etmeye devam ediyor. Norveç'te Oyafestivalen, Slottsfjell, by:Larm gibi ünlü festivaller dahil verdiği yüzlerce konserin ardından büyük bir dinleyici kitlesine ulaşan müzisyen ikinci albümünü 'Som om himmelen revna' adlı teklisi ile müjdeliyor. Daniel Kvammen, yayımladığı video klibiyle bu sene Spellemann'da 'Yılın En İyi Video Klibi' ödülünü aldı. Bu parçasıyla Norveç'ten ses manzaraları sunan müzisyen NRK P3 ve NRK P13'te en çok dinlenen isimler arasına girdi. Grammy ödüllü Eivind Landsvik tarafından çekilen video klip, kısa metraj tadında."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/dunyanin-en-temiz-havasi-finlandiyada-2/", "text": "Dünya Sağlık Örgütü, dünyanın en temiz havasına sahip ülkeleri araştırmaya göre İsveç, Kanada ve Finlandiya dünyanın en temiz havasına sahip üç ülkesi olarak belirlendi. Bölge olarak ise Finlandiya'nın kuzeyindeki Lapland bölgesi ise dünyanın en temiz havasına sahip bölgesi olarak açıklandı. 6 yıl süren veri toplamanın ve araştırmanın sonucunda 100 ülke arasında karşılaştırma yapan yetkililer. İsveç, Kanada ve Finlandiya'dan sonra en temiz havaya sahip ülkeleri ise İzlanda ve Estonya olarak belirleyerek Nordik bölgesinin hava temizliğinin ne kadar yüksek olduğunu gösterdi. Araştırmalar sonucunda ise en kaliteli ve temiz hava verilerinin alındığı yer ise Lapland'deki Pallas oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/ey-koca-er-ne-diye-denizde-durursun-dalgalarin-ortasinda/", "text": "'Ey koca er, ne diye denizde, Yukarıdaki satırlar Fin halk destanı Kalevala'dan... Dünya kültürünün kurucu başyapıtlarından kabul edilen destan, tam metin olarak nihayet Everest Yayınları tarafından Türkçede yayımlandı yakın bir zaman önce. Dünya kültürünün önemli bir unsuru olmasından daha çok, elbette öncelikle Finlandiya için önemli. Çünkü Finlandiya 19. yüzyıla kadar İsveç Krallığına ait; 1809 yılında da Rus Çarlığına bağlanıyor. Bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması ise ancak 1917'de gerçekleşiyor. İşte yaklaşık yüz yıl sonunda, bağımsızlığa doğru giden bütün bu süreçte Fin dilinin yaşaması, diğer bir deyişle Fin halkının ulusal kimliğinin korunması, büyük ölçüde Kalevala sayesinde gerçekleşmiş. Toplamda 50 şiir yer alıyor Kalevala destanında. Tek bir olayın ya da kısa bir dönemin öyküsü değil anlatılan. Yüzyıllar süren çok uzun bir dönemi kapsıyor ve kaçınılmaz olarak da birçok olayın/durumun/inancın iç içe geçtiği, harmanlanlandığı bir anlatı ile karşı karşıyayız. Çok çeşitli versiyonları varmış Kalevala'nın; elimizdeki çeviri ise, 1849 tarihli Lönnrot'un derlemesiymiş ve günümüzde resmileşmiş tek Kalevala derlemesi. Adı geçen önemli kişiler, destanda yer alan 50 şiirde kısaca ne anlatılıyor; hepsiyle ilgili kısa kısa notlara kitabın giriş yazısında rastlamak mümkün. Destanın Türkçe çevirmeni Riitta Cankoçak, fazla ayrıntıya girmeden, ama derleyip toparlayan bir giriş yazısı kaleme almış. Meraklısına not: Kalevala'nın Türkçe baskısının hemen başında şu cümle yer alıyor: Tolkien'den Ursula K. Le Guin'e kadar birçok çağdaş edebiyatçıyı derinden etkilemiş olan Fin halk destanı Kalevala... Gerçekten de Kalevala, hayal gücünde güçlü bir tesir bırakmış J. R. R. Tolkien'in. Merak edenler, Tolkien'in, Kalevela ile hemen hemen eşzamanlı yayımlanan Kullervo'nun Hikayesi kitabına bakabilirler. Kelavala destanıyla ilgili Tolkien'in yazdığı ek metinler de Kullervo'nun Hikayesi'nde yer alıyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/fallulahin-kopenhag-rehberi-2/", "text": "Şehir Rehberleri serimiz için, Danimarka'nın en tatlı insanlarından birisi olan Fallulah'a ile Kopenhag'daki en sevdiği mekanları üzerine yaptık. İskandinavya'nın en güzel şehirlerinden birisi olan Kopenhag'a gitme planları yapanlar için çok başarılı bir rehber olacağını düşündüğümüz yazımızı okurken, Fallulah şarkıları dinlemeyi unutmayın! Ayrıca hiç eskimeyen hiti Give Us A Little Love'ı da hatırlamakta fayda var. Kopenhag'da çok fazla güzel yemek var, o nedenle seçmek çok zor. Geçenlerde içinde tüm dünyadan farklı yemekler satan kamyonetler ile dolu yemek severlerin Mekke'si gibi bir mekan açıldı. Papiroen'de, suyun kenarında, kocaman bir hangarın içinde. Nyhavn'dan yürüyerek ya da deniz taksisi ile kolayca ulaşılabiliyor. Ayrıca bazen canlı müzik ve bit pazarı da oluyor. En sevdiğim barların hepsi sanki Mad Men'den bir sahneymiş gibi. Kokteylleri, koyu akşabı ve şömineleri çok seviyorum. Bu ruhu yaşamak için de Vesterbrogade'deki Lidkoeb'i ve Gammel Strand'daki Ruby's'i öneririm. Tüm şehir küçük kahve dükkanları ile dolup taşıyor. Ben de büyük kahve zincirleri yerine Torvehallerne'daki Kent Kaffe Laboratorium ya da Coffee Collective gibi yerel dükkanlara gitmeyi tercih ediyorum. Torvehallerne, Norreport istasyonunun ordaki kapalı yemek pazarımız. Mutlaka ziyaret edilmeli. Yazları dışarıda caz çalarken, insanlar şampanya barında keyif çıkarıyorlar. Direk olarak et paketleme bölgesi olan Kodbyen'e gidilmeli. Orada birçok popüler kulüp ve restoran bulabilirsiniz. Şehrin gençleri de genelde dans etmeye buraya gider. Canlı müzik için en sevdiğim sahne Vega. Danimarkalı veya uluslararası harika grupları getiriyorlar. 50'lerden kalma orjinal iç mekanını çok iyi korumuşlar ve akustik harika. Botanik bahçe, şehrin gizli cevheri gibi. Şehir merkezinde olduğu halde, orda yürüyüşe çıktığınızda başkentin yoğun hayatını unutuyorsunuz. Kocaman cam seralar çok güzel ve görülmeye değer çok farklı bitkiler var. Vesterbro'da efsanevi denilebilecek Sort Kaffe og Vinyl. Direk çevirisi kara kahve ve plak, ve sahibi gerçek bir duayen. Plaklara merakınız varsa, çok hoş küçük bir mekan. Çok iyi Dan markalarımız var, sürekli alışveriş yapmadan durmak çok zor. Önerilerim; WoodWood, Ganni, Baum und Pferdgarten, Bruuns Bazaar, Stine Goya, Soulland. Eğer içinde her şeyin bulunduğu alışveriş merkezi gibi bir mekana gitmek isterseniz de Illum ya da Magasin. Danimarka havasına göre değişir. Eğer sanatlı bir buluşma olsun istiyorsanız, harika çağdaş sanatlar müzesi Louisiana; Kopenhag şehir merkezine tren ile 30 dakika uzaklıkta. Çok küçük, sessiz, tatlı bir şehirde. Eğer hava biraz daha soğuksa; küçük bir dükkana gidip bira içerdim. Sanıırm bugünlerde gençlerin yaptığı da bu haha. Filmleri çok seviyorum ve gerçekten onlardan ilham alabiliyorum. O nedenle Norrebro'daki Empire sinemasına giderdim. Kopenhag çok küçük, muhtemelen merkezdeki her yere yürüyebilirsiniz. Ama yerellerin yaptığı bir şey olarak, elinde iyi bir kahve ile Soerne'da 4 göl arasında dolaşmak. Kopenhag insanlarının hepsi içmekan konusunda çok yetenekli ve hepsinin çok güzel evleri var. Eğer bir Kopenhaglı gibi uyumak isterseniz, tercih ettiğiniz bir bölgede AirBnb'den bir oda bakmanızı öneririm. Otel istiyorsanız da küçük otel zinciri Guldsmeden'i öneririm. Lüks ve samimi bir ortamı var ve yemekleri de organik. Tivoli Bahçeleri'nde Det Gyldne Tarn'a binmek, 9 saniye boyunca harika bir şehir manzarası sunuyor; taa ki çılgınca aşağı düşmeye başlayana kadar. Fakat daha turistik ve sıcak bir şey isterseniz, kanallarda tekne ile gezmeyi önerebilirim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/finlandiyadaki-siradan-bir-evde-mutlaka-rastlayacaginiz-5-sey/", "text": "Bulaşık dolabı 1940 yılında Finlandiyalı Maiju Gebhard tarafından icat edilmiş. Ana fikir musluğun üstüne konumlandırılmış olan altı açık bir dolapta, bulaşıkların aslında görünmeden kurumalarıdır. Sadece kurutma için değil aynı zamanda tabak çanak saklamak için de kullanılır. Neredeyse 6000 yıllık bir geçmişi olan 'sauna' aynı zamanda bir Fin-Sami kelimesidir. Aslında bir ter banyosu olan sauna, Finlerin yaz-kış vazgeçilmez aktivitelerinden birisi. Finler için sauna, rutin temizlenme işinden öte, bir yaşam tarzı, bir meditasyon türü diyebiliriz. Nüfusu 5 milyon olan bu ülkede neredeyse 3 milyon sauna bulunmaktadır. Sadece evlerde değil, bir çok kamuya açık sauna da mevcut. Bunlardan biri Helsinki'de bulunan Hartwall Arena'daki, içerisinden maçları izleyebileceğiniz, cam VIP sauna. Yaratıcısı Finlandiyalı Tove Jansson olan Muumi'ler, ülkenin en meşhur çizgi karakterleridir. Türkiye'de de ürünleri satılan Iittala isimli Fin şirketinin alt markası olan, Arabia tasarımcısı Tove Slotte imzalı bu kupalara, Finlandiya'daki tüm evlerde rastlayabilirsiniz. Genelde 'isim gün'leri ve noel gibi özel günlerde, Finlerin birbirlerine verdikleri en popüler hediyelerden biridir. Arabia, her yaz ve kış birer tane olmak üzere, senede 2 tane yeni Muumi kupası piyasaya sürer. Bunlardan eski tarihli olanları, çok uçuk fiyatlara satılmaktadır ve popüler koleksiyon ürünleridir. Mutfakta genelde çatal-bıçaklığın da üstündeki rafta bulunan ve içinde hali hazırda kesme tahtası olan çekmece. Finlerin çok fazla kullanmadığı ancak ekmek gibi kuru gıdaları kesmek için ideal olan pratik çekmece. Finlandiya'daki neredeyse her evde rastlayabileceğiniz bu makas,1649 yılında kurulan ve Finlandiya'nın en eski şirketi ümvanını taşıyan Fiskars'ın en ikonik ürünü. Finlandiya'da makas denilince ilk akla gelen bu üründür. 2010 yılı itibari ile Fiskars Türkiye pazarına da giriş yapmıştır. Müzik ve sinemayla ilgili içeriklerinizin yanı sıra, bunun gibi Nordik ülkelerin kültürleriyle ilgili yazılara verdiğiniz ağırlığı arttırmanızı isterim 🙂 Güzel içerik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/fragman-the-rain/", "text": "Netflix'in ilk Danimarka yapımı orijinal dizisi The Rain'i uzun zamandır merakla bekliyoruz. Mikkel Boe Folsgaard, Alba August, Lucas Lynggaard ve Lars Simonsen imzalı dizi, senin merakla beklenen dizileri arasında yer alıyor. Hatta Ruben Östlund'un 'Turist' filminden tanıdığımız Johannes Kuhnke de oyuncu kadrosunda yer alan isimlerden. Dizi evreni, kıyamet sonrası İskandinavya üzerine kurulmuştur ve yağmurla gelen ölümcül bir virüs İskandinavya'nın büyük bir çoğunluğunu yok etmiştir. Hayatta kalanlar arasında iki kardeş vardır ve onlar da Kopenhag yakınlarındaki kendi güvenlikli sığınaklarını terk etmek için hazırdırlar. İkili, İskandinavya'nın diğer yerlerinde yaşam belirtisi bulmak isterler ve bu merakla tehlikeli bir yolculuğa çıkarlar. Ellerindeki tek silah ise bu yeni dünyanın tehlikeleri hakkında bilgi içeren babalarının bıraktığı bir defterdir. İki kardeş, yolculukları esnasında bir başka genç gruba denk gelirler. Artık bu dünyada uygar toplumların normları geçerli değildir ancak bu ölümcül yağmur; kıskançlık, aşk ve nefret gibi duyguları süpürmemiştir. 4 Mayıs'ta yayımlanacak The Rain fragmanında Tivoli Bahçeleri'nden, Oresundbroen'dan da sahneler görmekteyiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/fred-well-more-than-a-maybe/", "text": "Bergenli müzisyen Fred Well, nordik müzik dalgasının en yeni mucizesi! Sigrid ve AURORA ile aynı ajansa bağlı olan müzisyen; pop, R&B ve elektronik gibi farklı tarzlar arasında mekik dokuyor. Farklı janrlar arasında seyahat eden Fred, ipeksi ve pürüzsüz sesiyle isminden sıklıkla söz ettiriyor. Hatta Fred Well, ünlü A-ha grubunun solisti Morten Harket ile bile karşılaştırılıyor. Yeni teklisi 'More Than A Maybe' ile 90'ların nostaljik duygusunu hissettiren müzisyen, cazip enstrümantal tınıları başarılı vokalleriyle bir araya getiriyor. Şarkı sözleriyle özellikle ilgilenen dinleyiciler için bu parçanın iyi bir egzersiz olduğunu söyleyen Fred Well, neredeyse herkesin şarkı sözleriyle ilişki kurabileceğini belirtiyor. İster sevgiden, ister işten, ister günlük hayatımızdan küçük şeylerle. Fred Well, Eylül 2017'de yayımladığı teklisi 'Complicated'in ardından Sigrid'in Londra'da ve dePresno'nun da Bergen'de ön grubu olarak sahne aldı. Ayrıca Bergen'deki Vill Vill Vest'te sahne alan müzisyen, şu an Sigrid'in Birleşik Krallık turnesinde! 'More Than A Maybe'yi birkaç kelimeyle anlatmak gerekirse hipnoz edici, cazip ve senenin en heyecan verici işlerinden biri diyebiliriz. 2018'de Fred Well'in ismini çok duyacağız gibi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/gundelach-baltus/", "text": "Norveçli synth-pop sihirbazı, çok sevdiğimiz Kai Gundelach yeni albümü 'Baltus'u dinleyiciyle buluşturdu! Yayımladığı teklilerle 'Baltus'un çizgisi hakkında ipucu veren müzisyen, bir önceki aynı albümüne göre daha melankolik ve daha bireysel bir albüme imza atmış. İskandinav melankolisini iliklerimize kadar hissettiğimiz bu albüm, dokuz parçadan oluşuyor. Albümde öne çıkan parçalar arasında 'Control', 'Games' ve 'Hurt' yer alıyor. Albümü tanımlamak gerekirse, Gundelach'a göre de, 'Baltus' melankolinin ve kaybın sembolü. 80'lerin tınılarını kendi tarzıyla başarılı bir şekilde harmanlayan müzisyen, aslında albümdeki parçaların çoğunu 2010'dan önce depresyonla boğuşurken yazmış. Bir noktada geçmişiyle yüzleşen Gundelach parçalarına biraz daha dinamik bir form vererek Baltus'u son haline getirdi. Oslo elektronik-indie sahnesinin temsilcilerinden olan Gundelach, albümün yaratım sürecinde bolca analog synthlerden ve derin vokallerden yararlanmayı tercih etmiş. Müziğini icra ederken synth kullanmaktan çekinmeyen müzisyen aynı zamanda DJ geçmişinden de hala faydalanıyor. Böylece müziğine elektronik tınıları oldukça başarılı bir şekilde işliyor. Bu arada 'Past the Building' ve 'Games' parçalarına eşlik eden ARY'nin enerjisi albüme direkt canlı vokalleriyle etki ediyor. Oslo ve Londra arasındaki mekik dokumalar sonucu ortaya çıkan 'Baltus'un yapımcılığını Ghostpoet gibi isimlerle çalışan John Calvert, Knut S vik, ve Cezinando ile çalışan Oyvind Mathisen üstlendi. Kontrast duygular arasında gelgitlerin olduğu bu albümde karanlık temalar rüyamsı müziğin yanında güzellikle eşlik ediyor. 'Baltus' saatlerce loopta bırakıp sıkılmayacağımız bir müzisyenlik harikası."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/gundelach-ft-ary-past-the-building/", "text": "'Baltus' adlı ilk albümünü müjdeleyen Gundelach, albüm öncesi son teklisi 'Past the Building'i yayımladı. ARY'nin de vokalleriyle Gundelach'a eşlik ettiği bu parçanın video klibi de şarkı sözleri gibi bir o kadar başarılı. Bu parçada, iki müzisyen arasındaki eşsiz uyum müzikal hikayeyi daha da gerçek kılıyor. Grammy ödüllü Eivind Landsvik tarafından çekilen video klip Danimarka'dan hem büyüleyici ses manzaraları hem de büyüleyici peyzajlar sunuyor. Gundelach, bugüne kadar müziğinin yanı sıra yayımladığı video klipleri, albüm ve tekli kapaklarıyla da dinleyiciyi estetik olarak tatmin etmeyi başardı. Asıl ününü Pharell Williams'ın Beats1 adlı radyo programında çaldığı 'Spiders' parçasıyla elde eden müzisyen, içe dönük, refleksif ve düşünceli tınılarıyla dinleyiciyi adeta hipnotize etti. Aynı adlı yayımladığı ilk EP'sinden beri büyüsüne kapıldığımız Gundelach fantastik gitar tınılarıyla ve kullandığı Juno-69 ve Prophet-6 synthesizerlarıyla bir yandan da çok yönlü müzikal bir kişilik. 'Past the Building'i dinlerken Gundelach'ın melankolik iç dünyasına çıkmaya hazır olun. Gundelach'ın 'Baltus' adlı ilk albümü 16 Mart'ta tüm platformlarda yerini alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/iskandinavya-filmlerinin-renkleri/", "text": "Tumblr projesi ile adından çokça söz ettiren Movies in Color, izlediğimiz filmlerin renk şemalarını çıkarıyor. Daha sonra seçtiği sahnelerin altına renk paletleri halinde bize sunuyor. Biz de günlük olarak güncellenen Movies in Color arşivinden Nordik filmlerin renk şemalarını listeledik. Renklerin soğukluğunu ile filmlerin isimlerine bakmadan Kuzey'den olduklarını çok kolay anlayabiliyorsunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/isvec-ucretsiz-kiyafet-odunc-alabileceginiz-bir-sistem-kurdu-2/", "text": "İsveç, devlet olarak dünyada bir ilke imza atarak, dünyaca ünlü İsveçli markaların kıyafetlerini ödünç alabileceğiniz bir sistem oluşturdu. ShareWear adındaki bu sistem sayesinde, İsveç her yıl çöpe giden milyarlarca ton tekstil ürün sayısını azaltmaya çalışıyor. Bu sistemden ücretsiz yararlanmak için tek yapmanız gereken ise sistemden aldığınız kıyafet karşılığında, eski kıyafetlerinizden bağışlamanız. ShareView tamamen kar amacı gütmeyen, sadece tekstil ürünlerindeki bu israfı gözler önüne sermeye çalışan ve bu tarz çalışmalar yapmak isteyenlere ilham kaynağı olması için tasarlanmış bir sistem. Peki sistem nasıl çalışıyor? Instagram'da #ShareWear etiketi ile paylaşılan fotoğrafların altına, ürünü istediğinizi yazmanız yeterli! İsveç'te yavaş yavaş yaygınlaşan bu proje için, Arjantin gibi çok uzak ülkelerden katılımlar başlamış bile!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/jns-x-louam-ord/", "text": "Norveç usulü R&B sahnesine yön veren JNS ve Louam güçlerini 'Ord' adlı teklileri ile birleştiriyor. JNS ve Louam, NRK P3'ün hazırladığı radyo listelerinin ardından birçok yayın tarafından da olumlu görüş almışlardı. Ny Musikk Hver Dag, Tidal, Kingsize gibi mecraların radarına takılan JNS, Kanye West gibi uluslararası yıldızlarla karşılaştırıldı. Lars Vaular, Young Ferrari, Pasha gibi müzisyenlerle birlikte iş birliği yapan müzisyen, şimdi kendi kariyerine odaklanmış durumda. Louam ile birlikte kaleme aldıkları parça 'Ord', 80'lerin nostaljik ruhunu yaşatmakla kalmıyor, bir o kadar cazip ve dinamik vokalleriyle oldukça heyecan verici bir parça."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/kesif-kjartan-lauritzen/", "text": "Per Aki Sigurdsson Kvikne veya sahne ismiyle Kjartan Lauritzen, Norveç hip hop sahnesinin en dinamik isimlerinden. Kjartan Lauritzen, 2015'te yayımladığı 'Havana' adlı parçasıyla çıkış yapmıştı. 'Havana'nın bir sene ardından 'Fredag' teklisiyle daha da hit olan müzisyen, Spotify üzerinden 3.3 milyon dinlemeyi aştı. Skam'ın üçüncü sezon birinci bölümünde çalan 'Fredag' ile daha da büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Bergen yakınındaki memleketi Sognefjord bölgesinden ögeleri şarkı sözlerine harmanlayan müzisyen video kliplerini de bu bölgede çekmesiyle kendine has çizgisini de yarattı. Ayrıca Kjartan Lauritzen, 2017'de P3 Gull ve Spellemann'da 'Yılın En İyi Çıkış Yapan Müzisyeni' olarak da seçildi. Fiyortların ortasında, ıssız Norveç kasabalarında rap müziğin nasıl olduğunu merak ediyorsanız Kjartan'ın müziğine mutlaka kulak verin. Kjartan'ın en iyi şarkıları arasında 'Pappa', 'Nyte D' ve 'I kveld' de yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/kesif-sondre-justad/", "text": "Norveç'in Lofoten takımadasında yeteneğini konuşturan Sondre Justad şu an Norveç'te en çok dinlenen müzisyenlerden biri. 2014'te Oslo'ya taşınan Justad, böylece profesyonel müzik kariyerine burada başladı. Sondre, kısa sürede Norveççe şarkılarla dolu 'Riv i hjertet' adlı pop albümüyle isminden sıklıkla bahsettirdi. Bu başarısının ardından NRK P1 ve NRK P3 gibi radyolarda en sık çalınan müzisyenlerden biri oldu. Ayrıca Justad 2016'da Norveç'in Grammy Ödülleri Spellemann'da 'Yılın En İyi Albümü' kategorisinde aday oldu. Festival sezonu boyunca Norveç'in en önemli festivallerinde sahne alan Sondre Justad, yayımladığı teklileriyle 23 Mart'ta yayımlanacak yeni albümünü müjdeliyor. 'Ingenting', 'Paradis' ve 'Gjor det igjen' gibi eğlenceli parçalarıyla dinleyiciyi heyecanlandıran müzisyen, ayrıca çektiği video klipleriyle de dikkatleri üzerine çekiyor. Şu an Norveç'in en çok konuşulan müzisyenleri arasında yer alan Justad, ilk albümü 'Riv i hjertet'in 10 şarkısından 6 şarkısı ile radyo listelerine girdi. Sondre Justad, Norveç'in geleceği en parlak müzisyenlerinden biri olarak görülüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/kesif-svommebasseng/", "text": "Oslolu synth-pop grubu Svommebasseng, 80'lerin pop, disko ve klasik indie tınılarını kendi biçemleriyle yorumluyor. Güçlü ve bir nebze ağır şarkı sözlerine mutlu melodilerle hayat veren grup dinleyiciyi aynı zamanda dans ettiriyor ve gülümsetiyor. İlk teklisi 'Transit'i Şubat 2014'te yayımlayan grup, üniversite radyolarında ve Norveç ulusal kanalı NRK P3'te en çok çalınan müzik gruplarından oldu. Norveççe şarkı sözleri yazan Svommebasseng ilk albümü 'Flote' ile bir yıldız gibi Oslo müzik sahnesinin ortasına düştü. Gaffa gibi önemli dergilerden tam puan alan grup Ağustos ayında Klubboya'da sahne alma şansını elde etti. Grubun tarzından bahsetmek gerekirse oldukça nev-i şahsına münhasır, enteresan şarkı isimleriyle de dinleyiciyi eğlendiriyorlar. Sevimli ve canayakın vokallerle Norveççe bilmememize rağmen şarkılara eşlik etmek istiyoruz. Kenneth Ishak ve Matias Tellez gibi ünlü yapımcılardan ikinci uzunçaları 'Broder' için destek alan Svommebasseng, artık daha olgun ve daha istikrarlı bir çizgi ile dinleyiciyle buluşuyor. Albüm kapağına ilişkin konuşmak gerekirse illüstrasyonlar oldukça başarılı ve eğlenceli. Albümün öne çıkan parçaları ise 'Epleslang', 'Folger deg hjem' ve 'Solvfat'. Ayrıca müzisyenler arasındaki etkileyici uyum, performansları esnasında keyifli doğaçlamalara da kapı açıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/kesif-waldo-marsha/", "text": "Danimarka'nın en cool çocukları Waldo & Marsha, üç yıl önce yayımladıkları 'In it to win it' adlı EP'sinden sonra direksiyonu çevirdi ve en yeni EP'si 'VILLA'yı yayımladı. Bol synthli ve hayali tınılardan oluşan bu EP'deki parçalar arasında ekletik bir uyum var. Grup, her şarkı için upuzun revizyonlar yapmış ve bir yıl boyunca bu 'VILLA'yı son haline getirmek için uğraşmışlar. Sonunda doyasıya tadını çıkarabildiğimiz VILLA, 5 parçadan oluşuyor. En çok dikkat çeken parçalar arasında 'Harder Than Today' ve 'Sensational' yer alıyor. Bugüne kadar yayımladıkları işlerin 'artwork'lerinde de oldukça başarılı grafikerlerle çalışan grup ince eleyip sıkı dokuyor. Grubun altı üyesi de uzun süren beyin fırtınaları sonucu ya bu projeyi bırakacaklardı ya da yeniden müziklerini icra etmeye devam ediceklerdi. En sonunda bir yazlık evinde saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca ve yıllarca süren çalışmalar sonucu VILLA hayat buldu ve son halini aldı. Danimarka'nın en cool çocuklarını keşfetmek için geç kalmayın zira onlar bu EP'nin büyüsüyle zirveye en yakın zamanda tırmanabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/kjaert-barn-ulver-i-streite-jakker/", "text": "Bergenli müzisyen Kj rt Barn yeni teklisi 'Ulver i streite jakker' ile uzun süren sessizliğini sonunda noktaladı. Şu an Kj rt Norveç'in alternatif isimleri arasında yer almasına rağmen emin adımlarla müziğini ihraç etmeye devam ediyor. Michael Jackson'dan her anlamda ilham alan Kj rt Barn; R&B, indie, punk ve popumsu folk ile bir sentez oluşturuyor. Ayrıca müziğinde The Meteors ve Gucci Mane etkilerini de görmek mümkün. Kj rt, grubunu geleneksel ve geleneksel olmayan yöntemleri kullanıp kendi tınılarını yaratan bir topluluk gibi tanımlıyor. Yeni teklisi 'Ulver i streite jakker'de korkudan, günlük problemlerden ve kimlik problemlerinden bahseden müzisyen, bir noktada modern insanların en önemli sorunlarının da altını çiziyor. Arne Pedersen ve Petter Beyer tarafından çekilen video klip hem bir o kadar estetik, hem de parçanın hikayesiyle bir o kadar uyumlu. Dinleyici 'Ulver i streite jakker'i dinlerken Bergen'de tatlı bir yürüyüşün hayalini kuruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/listen-softengine/", "text": "We want to talk a bit about Softengine, one of the most attention getting band in Finland, as their latest album We Created the World has made its mark. The band made its global debut in the Eurovision Song Contest in 2014, and has gained fans especially all around Europe. As a matter of fact, their fanbase in Turkey has been growing lately. In order to improve their music as best as possible, the whole band share a flat in Helsinki. Their one of the latest releases; Free Rider is one of the best examples of the positive effect of living together on their music. But the song has another meaning for the band besides this. In the evening of the day they recorded the demo of Free Rider, they received the news that Prince died, so his famous quote party like it's 1999 is mentioned in the song's lyrics."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/lovespeake-imagination/", "text": "Lovespeake'in müziğini dinleyince büyüsüne kapılmamak elde değil, 70'li ve 80'li yılların tınılarını kendi tarzıyla harmanlayan müzisyen, synthlerini eklemeyi unutmuyor elbette. Norveç'in en üretken müzisyenlerinden biri olarak kabul gören Lovespeake festivallerin de aranan ismi oldu. Bunun yanı sıra Grammy ödüllü yazar Giorgio Tuinfort ve Evan Bogart ile çalıştı. Aynı zamanda küresel isimlerle de iş birlikleri yapan Lovespeake, Nick Jonas'ın 'Last Year Was Complicated' adlı albümü için parçalar yazdı. Lovespeake'in müziğine kulak verir vermez enerjisini hissetmemek elde değil. Günümüzü güzelleştiren ve modumuzu yükselten müzisyen yeni teklisi 'Imagination' ile de bize bu hissiyatı yaşatıyor. Lovespeake'in yeni işlerinin de habercisi olan bu enerjik parçayla ilkbaharın ılık günlerinin keyfini çıkartacağız. 'Imagination' aşk hakkında büyüleyici ve melankolik melodileriyle dinleyiciyi kendisine bağlıyor. Lovespeake'in Amerikalı sanatçı Jake Miller ile birlikte yazdığı bu parça, dinleyiciyi gerçekten de hayalleriyle baş başa bırakıyor ve hayallerimizin içinde kayboluyoruz. Elbette zaman zaman parçada melankolik tınılar duysak da İskandinavya'nın doğası gereği bunu kabulleniyoruz. Enerjik ve melankolik tınıların arasındaki uyum 'Imagination'ı daha da cazip kılıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/moddinin-senja-rehberi-2/", "text": "İstanbul'u iki kere güzel sesiyle ısıtan, Kuzey'ın hikayecilik görevini üstlenen Moddi'yi hepimiz bir şekilde tanıyoruz. Bazılarımız 'Smoke' parçasıyla, bazılarımız 'House By The Sea' parçasıyla tanıdık onu. Sonrasında 'K m va du?' adlı Norveççe parçalardan oluşan ve evi Senja'dan izler taşıyan albümünü 2013'te yayınladıktan sonra birçok hayranı dilini anlamasa da şarkılara kendi anlamlarını kattılar. Biz de bu şarkılara, House by the Sea'ye ve daha bir çok Moddi parçasına ilham olan, Kuzey Norveç'in en sıcak kasabası Senja'yı, en iyi anlatacak olan Moddi'ye sorduk. Senjastua dünyadaki en iyi klippfisk'i yapıyor. Kuru, Atlantic cod usulü olan bu balık patates kızartmasıyla servis ediliyor. Gryllefjord'da bulunan tek pub Olningen'e gidin. Biralarının tadı nasıl bilmiyorum ama tuhaf yerlilerle tanışabilirsiniz. Bölgenin manavı Sifjord'a gidin, manavın sahibi Helge oradan geçen herkese bedava kahve ve bisküvi ikram ediyor. Kahve berbat ama yakında bir yaşlı evi var. Burası, yaşlılardan geçmişle ilgili çılgın hikayeler duymak için ideal. Kısa süre içinde kahvenin kötülüğünü zaten unutuyorsunuz. Bir cumartesi günü 'bygdefest'e katılın. Kasaba partisi anlamına gelen bu partiler 16 ile 85 yaş arası insanlarla dolup taşıyor. Birkaç dakikalık dans gösterileri ve hareketlerle geçen bu partiden sonra karda sevişin. Bov r'de yer alan Krakeslottet'e gelin. Hatta Krakeslott Festival'de var, ben de orada çalacağım. Ya da Artijuli'ye gelin, tüm temmuz ayı boyunca burada çağdaş sanat festivali oluyor. Kekimiz de var. Deneyimli bir yerliyle denizde açılın, yüz yıl önceki eski balıkçı resiflerini göreceksiniz. Size söz veriyorum gözlerinize inanamayacaksınız, gerçekten çok güzel manzaralar var. Skaland'da Pila adlı bir dükkan var. Ünlü Skaland eldivenlerinden veya dünyaca ünlü Senjalest'ten alın. Unutulmaz Anderdalen National Park'tan tırmanın. Gece kalabileceğiniz kabinler de var, fiyatlar ise bedavaya yakın. Dışarıda, yosunların üzerinde, gece güneşinin altında. Uyku tulumu ve cibinlik getirmeyi unutmayın. Alternatif olarak Medby'de bulunan guest house Draugen'e check in yaptırın. Aslında oradaki evleri babam yaptı. Şarkılarımın kökeni olan Tetinden; Ausa, Kongsnes, Krakeslottet, Kaldfarnes ve Holmenv r. Halvardsoy, buraya sadece botla güneşli ve denizin sakin olduğu bir günde ulaşabilirsiniz. Buraya ulaşabilecek kadar şanslıysanız sizi temin ederim ki ayrılmak istemeyeceksiniz. İşte Halvardsoy'den bir fotoğraf. Velkommen hjem!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/nomoredaysinparisrehberi/", "text": "No More Mondays, RORSTAD gibi çeşitli tanınan Norveçli müzisyen Brede Rorstad hem Oslo hem de Paris elektronik pop sahnesinin vazgeçilmez isimlerinden. Eğlenceli parçalarıyla dans pistlerinin tozunu atmamızı ve cuma günlerimizi daha da keyifli kılan müzisyen bize Paris'te en sevdiği mekanları listeledi. Şu aralar Il Posto'nun pizzalarına bağımlıyım. Birçok kişi şehirdeki en iyi pizza olduğunu iddia ediyor. Chambre Noire, Paris'te en sevdiğim mekan. Harika şarapları ve güzel yemekleriyle inanılmaz bir atmosfer sunuyor. Personel de bir o kadar cana yakın. Boot Cafe şu an şehrin en iyi kahvecisi! Ama yine de kısa süre içinde yeni kafeler türüyor, ne olur ne olmaz elinizde birkaç alternatif mekan olsun. Önceden bir hamam olarak faaliyet gösteren Les Bains büyüleyici bir yer. Burada hala bir havuz mevcut, eğer suya dalmak isterseniz bilginize. La Maroquinerie! Kesinlikle bu grup çok ünlü olur dediğiniz tarzda müzikler keşfetmek için ideal bir yer. Walrus birbirinden farklı janrlara dair plakları bulmak için en doğru adres. Kulağa biraz turistik gelse de Versailles'a gitmeyi tercih ediyorum. Kırsal bir bölge olmak için oldukça uzak ama Paris'te bir akşam yemeğini yakalamak için bir o kadar da yakın. Le Marais bölgesindeki Tom Greyhound ve Broken Arms zevkli seçkileriyle her daim favorilerimden. Burada çok farklı parçalar bulmak mümkün. Candelaria harika bir atmosfer, loş ışıklar ve en iyi kokteyller için uğrak adres. Paris, sınırsız ilhamla dolu bir şehir. Sadece cadde köşesindeki bir kafede iyi bir kitap okumak veya insanları gözlemlemek bile bana ilham veriyor. Ve elbette, şehrin dört bir yanında bulunan Palais de Tokyo gibi harika müzeler de önemli bir faktör. Seine kenarında yürüyüş yapmak her zaman güzel bir fikir. Kafelere uğramak ya da şarap-peynir ikilisiyle nehri izlemek bile gerçekten keyifli. Airbnb, Paris'te ev kiralamak otelde kalmaktan çok daha iyi. Kesinlikle Belleville Parkı'nın tepesi. Montmartre kadar ne turistik ne de kalabalık. Belleville metro durağının hemen sağındaki Aux Folies! Her daim kalabalık; ucuz içki ve güzel bir atmosfer var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/nordik-ikon-bunad/", "text": "Her yıl 17 Mayıs'ta, Norveç'in ulusal bayramında insanları geleneksel kıyafetlerle görüyoruz. İşte bu kostümün ismi Bunad. Süslemeleri bölgelere göre değişiklik gösteren bu kostümler, yüzyıllarca gururun, çeşitliliğin, kültürün ve Norveç halkının geleneklerini temsil etti. Eski Norse'da Bunad kelimesinin anlamı ise 'donanım' ve 'ekipman' olarak biliniyor. Rönesans boyunca, bu kostümler modaya ayak uydurmaya başladı. Yeni renkler eklendi, motif seçenekleri arttı. Kadınlar etek ve korselerine takılar iliştirdi, kafalarına ise büyük bir kurdele taktılar. Erkek ise askeri üniformalara benzer kıyafetler giydiler. Ancak Sanayi Devrimiyle 19. yüzyılda daha modern kıyafetler tercih edilmeye başlandı. Artık Bunad sadece yaşlılar tarafından giyilen kıyafetler olmuştu. Hulda Garborg adlı Norveçli, Bunad için savaşmış ve onun unutulmaması için elinden geleni yapmıştı. Bugün hala Norveç'te Bunadın giyiliyor olması Garborg'un başarısı diyebiliriz. Birçok farklı motiften oluşan Bunadlar, bir dönem yine unutuldu. 1947'de hükümet farklı bölgelere belli motifler verdi. Böylece motif çeşitliliği yeniden sağlanmış oldu. Hala Bunad, Norveç mirasının en önemli ürünlerinden birisi olarak kabul ediliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/nordik-ikon-buzda-yuzmek/", "text": "Buzda yüzmek, İskandinavların kış döneminde yaptığı en eğlenceli aktivitelerden biri olabilir. Doğayı seviyorsanız, böyle bir deneyime 'hayır' diyemiyorsanız yapabileceğiniz en iyi şey içgüdülerinizi dinleyip suya atlamak. Çok eski zamanlardan beri kuzeylilerin bir eğlencesi olan buzda yüzme, 'dousing' ismiyle de biliniyor. Bu deneyimi gerçekleştirmek için önce kalın bir buz tabakasının olduğu yeri kırıp boşluk açmak gerekiyor. Hemen suya atlayıp biraz yüzüp sonrasında sıcak bir suya ya da saunaya girmek tavsiye ediliyor. Tabii eğer yakınınızda sauna olacak kadar şanslıysanız. Tüm İskandinavya'da yaygın olan bu eğlence daha sonra Kış Olimpiyat Oyunları'na bile kabul edildi. Hatta bundan önce bazı meraklılar, bu işe heyecan katmak için 2000 yılında Winter Swimming World Championships diye bir şampiyona bile düzenlediler. Her yıl katılımcı sayısının arttığı bu şampiyonada, su en az 5 derece olmalı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/nordik-ikon-fiyortlar/", "text": "Her ne kadar fiyortlar Norveç ile özdeşmiş olsa bile dünyanın başka yerlerinde de görülebiliyor. Örneğin: İzlanda, Alaska, Şili ve Grönland. Ancak 'fjord' kelimesi Norveççe'den türemiş ve ince, uzun ve çok derin ve kenarları çok dik körfez anlamına geliyor. Nefes kesici fiyortları gezebilecek kadar şanslı olanların söylediğine göre neredeyse bir Viking gemisinin yanaşabileceğini bile umabiliyormuşuz. Manzara o kadar güzel yani. Çoğu fiyort inanılmaz derin ve geniş. Hatta fiyortların buzul çağında devasa buzullar tarafından ezildiği bile düşünülüyor. Buzul aşındırması U biçiminde vadileri oluşturduğundan dolayı da çoğu fiyort bu biçimde. Dünyadaki en uzun ikinci fiyort olan Norveç'teki Sognefjord da 1,300 metre derinliğinde. Çoğu fiyordun sığ ağız tarafında kum ve çakıllar vardır. Bu da doğal limanların oluşmasına neden oluyor. Böylece fiyortlara ulaşım daha da kolaylaşıyor. Norveç'te fiyort turizmi epey gelişmiş bir sektör. Ülkenin her yerinde fiyortlar için turlar ve eğitimler düzenleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/nordik-ikon-ilse-jacobsen-cizmeleri/", "text": "Danimarka ve İsveç, İskandinav modası söz konusu olduğunda söz sahibi olan iki ülke. Acne Studios, COS gibi markalardan sonra akla gelen ilk tasarımcı da Ilse Jacobsen'in plastik botları. Kopenhag'ın sahil kıyısında kalan Hornb k bölgesi birçok ünlü Nordik tasarımcıya, sanatçıya ilham veren bir bölge olarak biliniyor. Tasarımcı Ilse Jacobsen de memleketi Hornb k'e döndüğünde paha biçilmez bir yaratıcılığı bulduğunu söylüyor. Aslında üniversitede Siyaset Bilimi ve Ekonomi Bölümü'nde okuyan Jacobsen moda ile ilgilenmeye diplomasını aldıktan sonra başlamış. Memleketine geri dönüp bir restaurant açan tasarımcı, bir arkadaşının ricasıyla ayakkabı işine girmiş. Jacobsen'in ayakkabı işiyle uğraşan arkadaşı işi onun devralabileceğini söylemiş. 1993'te kendi markasını çıkaran tasarımcı 'Ilse Jacobsen Hornb k' ismini kullanmayı tercih etmiş. Kaliteli, özgün ve doğal malzemelerden bir ayakkabı elde etmek isteyen Jacobsen İskandinavya'nın kırsal bölgelerinde giyebilecek bir ayakkabıyı düşlemiş. Hem rahat hem de oldukça şık olan bu botların yumuşak olması için de pamuktan malzemelerle destekleniyor. Bu ayakkabılar dünyanın her yerinde oldukça popüler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/nordik-ikon-mads-mikkelsen/", "text": "Kadınlar onunla evlenmek istiyor, birçok erkek onun gibi olmak istiyor: Tabii ki,'dünyadaki en seksi erkek', Danimarkalı oyuncu Mads Mikkelsen'den bahsediyoruz. Belki onun başarısının ardında, isminin anlamı 'Tanrının hediyesi' vardır. 1965 doğumlu Mikkelsen bir taksi şoförünün ikinci oğlu olarak Kopenhag'ın Osterbro ilçesinde doğdu. Küçük bir çocukken jimnastikle ilgilenen Mads, İsveç'in Gothenburg şehrinde profosyonel bir dansçı oldu. 30'lu yaşlarına kadar oyunculukla ilgilenmeyen Mads Mikkelsen kariyerinin çıkış noktasını Nicolas Winding Refn'in 'Pusher' adlı filminde yaşadı. Bu filmden sonra Mikkelsen'in kariyeri uçuşa geçti tabii. Coco Chanel & Igor Stravinsky'nin filminde Stravinsky'i, A Royal Affair'da Johann Friedrich Struensee'yi ve Thomas Vinterberg'in Oscar'a aday filmi Jagten'de Lucas karakterini canlandırdı. James Bond'un Casino Royale filminde de Le Chiffre karakteriyle akıllarımıza kazındı. Mads Mikkelsen ayrıca Hannibal Lecter yorumuyla da kitlelerin odak noktası oldu. Mads Mikkelsen ayrıca Danimarka'nın kar gütmeyen organizasyonu 'Refunite'de iyi niyet elçisi olarak görev yapıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/nordik-sonardan-stockholm-rehberi/", "text": "Müziklerini düşsel ve yenilikçi olarak tanımlayan yeni electro-pop ikilisi Nordik Sonar, Mart ayında çıkardıkları singlelarından sonra büyük bir ilgi göreceğini düşündükleri EP'leri LYNX LYNX'i yayınladılar. Melankolik metaforlar ile birlikte farklı farklı duyguları bir araya getiren şarkıları ile genç bir insanının hayat hikayesini müziğe aktarmaya çalışan ikili 80'ler esintili 25 dakikalık dans parçaları için Röyksopp, ABBA, Robyn ve Secret Service gibi ikonik grupların etkisinde olduklarını söylüyor. Tüm şarkıları grup tarafından bestelenen LYNX LYNX, İskandinav melankolisini, umut ile birleştirerek tam anlamıyla crying on the dance floor etkisi yaratmayı amaçlıyor. Ayrıca elektro pop ikilisi müziklerinde kulağa hitap ederken, görsel çalışmaları ile de çok anılacak gibi duruyor! Biz de Stockholm'ün en yeni ve en enerjik ikilisine, şehirdeki en sevdikleri mekanları sorduk! Her ikimiz de dramatik olarak büyük birer yemek hastasıyız, YEMEK YEMEYİ ÇOK SEVİYORUZ! Öğle yemeği için her şeyin organik ve yöresel olarak üretildiği favori meklanımız organik besin marketi Paradiset'i bulabilirsiniz. Pizzadan salataya, çiğ besinlere kadar hemen hemen her şeyi sunuyorlar. Üstelik konumu da Mariatorget'e çok yakın, Södermalm'ın tam ortasında. Akşam yemeği için bizi elimize yiyecek bir şeyler almış olarak Urban Deli ve Nytorget6 gibi restoranların bulunduğu; klasik et yemeklerinden organik vegan besinlerinden geleneksel İsveç ev yemeklerine kadar seçenek sunan SoFa Arena civarlarında görebilirsiniz. Nytorget'in kendi etrafındaki alan bütün türlerden yemekseverler için mekanlarla dolu. Sıcak bir yaz gecesi bizi ve dostlarımızı Kungsholmen Adası'nın yanında Malaren'in üzerinde kuytu bir bar olan Malarpaviljongen'de içkilerimizle sohbet ederken bulabilirsiniz. Bu eski kasabada artık günümüz itibariyle şehrin en iyi kokteyllerini bulabileceğiniz hoş bir bar olarak hizmet veren, 14. yüzyıldan kalma eski bir eczane olan Pharmarium'u görebilirsiniz. Ayrıca SoFo civarlarındaki Bleck de yaz gecelerini eğlenceli hale getirecek bir mekan. Gelelim kahveye. Stockholm için FIKA Mekkesi diyebiliriz. Yani her köşede BOLCA kahve olan yer. Bizim favori mekanımız kesinlikle Vasastan'daki Mellqvist Kaffebar. Size mükemmel harmanları, tatları ve kahvaltı saatleri boyunca meşhur İsveç havyarı sürülmüş EN İYİ yumurtalı sandviç seçeneklerini sunuyorlar. Şayet gerçek İsveç kırsalını yaşayabileceğiniz biraz daha sakin ve sessiz bir yer arıyorsanız, Stockholm'ün güneyinde Malarhöjden'in banliyösündeki Cafe Uddevillan'a gidebilirsiniz. Cafe Uddevillan, Malaren Gölü'nün hemen yanıbaşında, 19. yüzyıldan kalma bir evde, şirin bir kafe. Şarkılarımızda da duyduğunuz gibi dans etmeyi de çok seviyoruz! Eğer retro havanızdaysanız, Fargfabriken'deki aylık hizmet veren Natten, size Stockholm gecelerinde size doğru ortamı sunan bir yer. Yaz için de Södermalm'da büyük Skanstull köprüsünün altında bir hipster mekanı olan Tradgarden var. Burada şehrin en iyi DJlerini bulabilir, ayrıca değişik türlerdeki dans pistlerinde eğlenebilir, atıştıracak bi şeyler bulabilir ya da sadece arkadaşlarınızla vakit geçirebilirsiniz. En iyi müziği ve sanatçıları dinlemek için Södermalm'deki Debaser Strand ve şehir merkezindeki Fashing'i tercih ediyoruz. Her ikisi de canlı performans ve farklı tarzlara odaklı mekanlar ancak bundan önce en başta güzei birer ortam ve enerjiye önem veriyorlar. Stockholm, şehir merkezinden kolaylıkla ulaşabileceğiniz 24.000'den fazla adasıyla inanılmaz bir adalar denizi. Bizim favori adalarımız Utö Adası ve küçük bir deniz şehri olan Vaxholm. Adalar şehrin gürültüsünden kaçabileceğiniz ve hem rahatlamanızı hem de enerji dolmanızı sağlayacak mükemmel birer kaçamak yeri. En iyi albümleri çoğunlukla tüm tarzlardan sanatçıların vintage plaklarını satan Bengans'ta bulabilirsiniz. Linus burada efsaneleri dinleyerek saatlerce vakit geçiriyor. Götgatan size vintage mağazlarla harmanlanmış İskandinav moda markalarını sunuyor. İkimiz de Södermalm'de dolaşıp farklı butikleri gezmeyi seviyoruz. Buluşmalarınızı Södermalm'de bir yürüyüşle ya da Djurgarden veya Skeppsholmen'e doğru bir feribota binip oradaki müzeleri ve manzaralı yerleri gezerek daha çekici bir hale getirebilirsiniz. Bütün bunlar elinizde bir kahveyle yapıldığında daha da güzel olacaktır. Aspudden'deki Vinterviken suyun yanındaki parkları ve küçük kahve mekanlarıyla güzel bir yer. Burada sohbet, yürüyüş ya da sadece takılmak için bile çok fazla zaman geçiriyoruz. Ayrıca kısa bir yüzme için de güzel bir yer. Eveeet, tabi ki de biz kendi yataklarımızda yatıyoruz çünkü Stockholm bizim evimiz. Ancak duyduğumuza göre son zamanlarda şehir merkezinde açılan Scandic Haymarket Hotel iyi bir deneyim olacak gibi. Bütün mekan Stockholm'ün ilk alışveriş merkezi olan Pub'un içine inşa edilmiş ve otelin dizaynı da eski günlerdeki gibi Art Deco. Stockholm'ün uzun binlarının, adalarının ve sularının en güzel manzarasını Södermalm'deki Skinnarviksberget'te bulacaksınız. Dostlarınızı, biraz da şarabınızı getirin ve tadını çıkarın! Eğer gerçek bir manzara görmek istiyorsanız cüzi bir ücret ödeyerek Kaknastornet'in en üst katına asansörle çıkabilirsiniz. Yazın vaktimizin büyük çoğunluğunu Reimersholme'ün denizinde yüzerek geçiririz, burası bütün şehirdeki en sessiz sakin yerlerden biri! Bu arada, Stockholm'ün her yerinde denize girebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/olafur-arnaldsin-reykjavik-rehberi-2/", "text": "İstanbul'a her geldiğinde tweetleri ile hamamlardan çıkmıyormuş gibi hissettiren, Olafur Arnalds'ın biraz boş vakti varken, Olafur'a yaşadığı şehir Reykjavik'teki en sevdiği mekanları sorduk ve çok tatlı cevaplar aldık. Ayrıca kendi hazırladığı listede yok fakat, arkadaşları ile ortak olarak açtığı Reykjavik Chips'e uğramayı da unutmayın! The Symphony Orchestra'yı dinlemeye gidin. Genelde programları çok güzel oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/osmanlidan-isvece-gecen-gelenekler/", "text": "Son zamanlarda İsveç, kendi kültürünü tüm dünyaya çok hızlı bir şekilde yayan bir yer haline geldi. Tüm dünyada liste başlarında görmeye alışık olduğumuz İsveç müziği dışında, birçok insanın aklına İsveç diyince aklına gelen ilk üç şey ise IKEA, köfte ve kahve. 16. yüzyılda ilk kahvecinin Süriye'de açılmasından sonra kahvenin tüm Osmanlı Devleti'ne yayılması ile beraber ilk defa 1685 yılında kahve İsveç'e ulaştı. Bugün İsveç günlük hayatının en büyük kültürü olan Fika ise eskiden İsveççe'de Arapça'daki qahwa kelimesinden türüyen kaffi'den geliyor. 18. yüzyılda, İsveç Kralı Karl XII, Osmanlı'daki sürgün hayatı bittikten sonra ülkesine geri dönerken yanında üzüm yapraklarını da getirerek, İstanbul'da öğrendiği, kıymayı yapraklara sarılarak hazırlanan bu yemeği de yanında götürmüş oldu. Bugün üzüm yaprağı yerine lahana kullanılsa da ve sarma yerine adına dolma dense de, İsveçliler Kaldolmar'ı çok seviyor ve İsveç mutfağının en önemli yapı taşları olarak görüyorlar. İsveç Kralı, Karl XII yanında sadece üzüm yapraklarını değil, köfte tarifi de götürmüş. 1700'lü yıllarda İsveç'e köfteyi tanıtan Karl XII, sayesinde İsveç'in dünyaca ünlü köfteleri, bugün dünyada İsveç popüler kültürünün en önemli parçası oldu. Köfteler hakkında daha fazla bilgi ve tarif için buraya göz atın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/song-of-the-day-gundelach-control/", "text": "Electronic indie musician Gundelach, whom we cannot praise just enough, goes on surprising us within an ace of its second album. In his single 'Control', he made use of analog synths and deep vocals. Gundelach still benefits from being a DJ turned solo artist and does not hesitate using synth. The single is an output of shuttling between Oslo and London, produced by John Calvert and Knut S vik who work with Ghostpoet, and Oyvind Mathisen who works with Cezinando. Listening to 'Controle gives an impression of Gundelach's heart full of melancholia and his inner world. The musician himself is like an open book. 'Control' can be defined as a musical wonder that can be played just for hours and hours in loop."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/video-colin-john-flying-past-the-moon/", "text": "Norveç'in en genç yeteneklerinden 18 yaşındaki Colin John dürüst, çekici ve düz bir anlatımıyla büyüme hikayelerini başarılı bir şekilde parçalarına yansıtıyor. İlk albümü 'Mellompartiet' ile çıkış yapan Colin John, Norveççe ve İngilizce yazdığı parçalarla çocukluk hikayelerinden ve yeni deneyimlerinden bahsediyor, bunun yanı sıra yetişkinleri ve ezici dünyayı eleştirmeyi de ihmal etmiyor. 2017'de ilk albümü çıkar çıkmaz birçok müzik eleştirmeni tarafından tam not alan müzisyen, Norveç'in Bob Dylan'ı diye anılıyor. Yeni ilhamlarıyla, daha olgun tınılarla müzik evrenine dönüş yapan müzisyen 80'li yılların synth pop ve low-fi nostaljisinden etkilendi. Colin'in yeni teklisi 'Flying Past The Moon' daki ham vokalleri The Beatles ve David Bowie'nin enstrümasyonu ile mükemmel bir uyum içinde. Amund Teien-Lund ile müzik videosunu hazırlayan müzisyen, uzayda bilinmeyene doğru seyahat ediyor. Oldukça büyüleyici olan bu müzik video, Colin'in ilk albümünün mükemmel bir devamı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/03/yeni-leif-new-beat/", "text": "LEIF'ı ne kadar çok sevdiğimizi az çok biliyorsunuz. Solo olarak ilk parçası Boys Who Want Love ve 2016'da yayınladığı Neon Ethics, Breakdown & Burnout parçalarının üzerinden yıllar geçse bile sıkılmadan dinlediğimiz LEIF sonunda yeni projelerini yayınlamaya başladı! 6 Nisan'da tamamı yayınlanacak olan albümden paylaştığı ilk parça olan New Beat, özlediğimiz LEIF'ı bizimle tekrar buluşturdu. LEIF'ın bir süredir devam ettiği sanat projesi Scandinavian Melancholy ile aynı ismi taşıyacak olan albüm Nordik filmlerde, dizilerde ve şarkılarda gördüğümüz melankolinin özlü bir resmini çiziyor. New Beat de umutla dolu uzun, parlak, güneşin batmadığı Nordik yaz gecelerinin bizim için resmi marşı olacak! Parçayı alt taraftan dinleyip crying on dance floor playlistlerinize eklemeyi unutmayın. Hayatın en büyük paradokslarından birisi de aslında sahip olmadığın bir şeye özlem duymak, hiç olmamış bir şeyi kaybetme hissini yaşamak. Yurt dışında okumak ya da gitar çalmayı öğrenmek gibi basit şeyler de olabilir, çocuk sahibi olmak, bir partner bulmak ya da bende olduğu gibi cinselliğini yeniden keşfetmek gibi derin şeyler de. Kendini geç ya da erken keşfetmenin ötesinde, keşfedemediğin dönemde kaybettiğin ve tekrar sahip olamayacağın zamana duyduğun özlem. Norveç'in yağmurlu batı kıyısında Bergen'den gelen LEIF, 2011'de Urort finalisti olmuş daha sonra da parçaları ile NRK P3 listelerinde üst sıralara çıkmıştı. Eski takipçilerimizin sık sık kendisi ile sosyal medya hesaplarımızda Türk kahvesi içerken, Orhan Pamuk okurken karşılaştığı LEIF, Scandinavian Melancholy ile bundan sonra sık sık karşınıza çıkacak. Bence sanatın hangi dalı olursa olsun, İskandinavya'dan çıkan işlerde bir melankolik alt ton bulabilirsiniz. Mesela Grieg, Edvard Munch ya da Röyksopp, Knausgard hatta Ace of Base... Bir fiyort kenarına sıkıştırıp bizi olayların döndüğü merkezlerden uzak tutan uzun, karanlık kışlar aslında bu İskandinav tarzı melankoliyi eşsiz oluşuran şey. Yukarıda bahsettiğimiz Scandinavian Melancoly olarak adlandırdığı sanat projesi kapsamında yarattığı 200 eser ile birlikte 6 Nisan'da Oslo'da lansman konseri gerçekleşecek olan LEIF'in ayrıca bu yaz Türkiye için de bir sürprizi olabilir!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/album-oh-land-watermusic/", "text": "Danimarka'nın en renkli, en pembe müzisyenlerinden Oh Land 2014'te yayımladığı 'Earth Sick' albümünden bu yana gerçekten çok uzun bir süre kabuğuna çekilmişti. Nordikler olarak her daim düşlediğimiz Oh Land acaba bir gün Danca albüm yapar mı? sorusu artık son buldu. Oh Land, bu dört senelik süre boyunca dinleyiciye bomba gibi tamamı Danca şarkılardan oluşan 'Watermusic' adlı albümü hazırladı. Müzikal olarak farklı türler arasında gezinen müzisyen, bu sefer bambaşka bir tarzla dinleyicinin karşısına çıkıyor. Oh Land'in eğlenceli, biraz da şımarık yanı artık yok oluyor ve müzisyen daha oturaklı bir müzikal hikaye anlatıcılığı üstleniyor. Biraz da operamsı tınılardan yararlanan müzisyen, parçalarında zaman zaman elektronik tınılardan da yararlanmış. Yeni albümüyle gerçekten de dinleyiciyi şoke eden ve sınırlarını aşan müzisyen, albüme enstrümantal şarkılar da eklemiş. Watermusic, şimdiden Oh Land'in kariyerinde bambaşka bir yere sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/album-soley-sin-fang-orvar-smarason-team-dreams/", "text": "İzlanda'nın en sevilen müzisyenleri iş birliği yapsa ne olurdu? Halihazırda birçok ortak çalışmanın hakim olduğu güzel coğrafya İzlanda'da müzisyenler birbirlerine yardımcı olmaktan çekinmiyor. Bir müzisyen aynı anda birçok farklı grupla sahne alabiliyor. Zaten biz de Nordikler olarak bu durumdan haberdarız. Seabear aracılığıyla yolları kesişen Soley ve Sin Fang, aralarına mum grubundan tanıdığımız Örvar Smarason'u alarak yeni bir projeye imza attı. Bu projeye herhangi bir isim vermemelerine karşılık biz kısaca onları ilk albümleri 'Team Dreams' ile kodlayabiliriz. Üçlü, geçtiğimiz yıl Ocak ayından itibaren her ay, kaydettikleri bir şarkıyı dinleyiciyle tekli olarak paylaştı ve yılın sonunda 12 parçalık bir albüm ortaya çıktı. İçlerinde bulundukları mevsimlere, ruh hallerine göre yazdıkları bu parçalar, aynı zamanda oldukça deneysel tınılar da barındırıyor. Üçlü, albümdeki parçaları besteleme aşamasının genellikle kış ve sonbaharda geçtiğini dile getiriyor, nitekim İzlanda'ya yaz mevsimi pek uğramıyor. Albümdeki her parça farklı modlara hitap etse de hepsinin yeri gerçekten ayrı. Yine de radara alınması gereken parçalar arasında 'Random Haiku Generator', 'Black Screen', 'Tennis' yer alıyor. Kapak tasarımlarıyla da dikkatleri geçen 'Team Dreams' aynı zamanda görsel olarak da dinleyiciyi tatmin ediyor. Her plakseverin sahip olmak isteyeceği minimal bir güzelliğe sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/daniel-kvammen-om-du-vil-ei-gong-til/", "text": "Bu sene Spellemann Ödülleri'nde 'Som om himmelen revna' adlı parçasıyla 'Yılın En İyi Video Klibi' kategorisinde ödül alan Daniel Kvammen yeni teklisi 'Om du vil ei gong til'i dinleyiciye sunuyor, durmak bilmeden çalışmaya devam ediyor. Synthlerle ve davul tınılarıyla dolu olan bu yeni tekli, nordik popun en tatlı örneklerinden biri. Nitekim Daniel Kvammen yaz dönemi için oldukça hareketli parçalarla geri dönecek. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/en-ganske-snill-mann/", "text": "Norveçli yönetmen Hans Petter Moland'ın 2010 yılında gösterime giren filmi En ganske snill mann, Türkçe adıyla Az Buçuk Kibar Bir Adam yine yönetmenin diğer işleri gibi suç ve dram filmi olarak karşımıza çıkıyor. Fakat bu sefer yanına komedi unsurunu da ekleyerek ve bunu ölçüyü kaçırmadan yaparak bizlere keyifli bir seyir sunuyor. Asıl olarak filmin genelinde Ulrik'in çevresindeki kopuk ilişkileri seyrederiz. Ulrik'in ona ikinci şans veren patronu, borçlu hissettiği Jensen'le ve ona iyilikler yapan ev sahibi Karen ile olan uzun ve gergin ilişkileri filmi biraz durgunlaştırmıştır. Fakat Stellan Skarsgard'ın etkili oyunculuğu filmin akışını oldukça etkiler, Ulrik'in karakterinden tüyo veren sahneler Skarsgard sayesinde yüzünüzde sıcak bir gülümseme bırakıyor. Ayrıca filmin kurgusu da akışı olumsuz etkilemektedir, kurgu ve sahneler arası geçişler yapay bir dünya içinde olduğumuzu sürekli olarak hatırlatıyor. Aki Kaurismaki filmi izlemiş birçok kişi, Moland'ın bu filminde Kaurismaki'den esinlenmiş olduğunu düşünebilir, öyle ki sabit planlar, kısa ve net diyaloglar, barındırdığı kara mizah unsuru ve özellikle dans sahnesi, Kaurismaki'nin filmlerinden ayırmadığı ögeler olarak karşımıza çıkar. 60. Uluslararası Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı için yarışan film, uluslararası arenada pek başarı sağlamamış olsa da kendi ülkesinde düzenlenen en prestijli Amanda Film Festivali'nde Best Actor ödülünü alarak iyi bir başarı sağlamıştır. Siz de Ulrik'in yaşamına bir göz atarak yüzünüzde sıcak bir gülümseme bırakmak isterseniz, bu filmden daha iyi bir seçenek bulamayacaksınızdır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/ilk-defa-dinleyin-canary-islands-mild-sas/", "text": "İsveçli eğlenceli müzik grubu Canary Islands yeni teklisini ilk defa Nordik Simit üzerinden yayınlıyor ?. Bir başka İsveçli grup olan Animal Five'ın üyelerinden oluşan Canary Islands gelecek albümlerinden önce yayınladıkları üçüncü tekli olarak Mild Sas'u seçmişler. Hafif soslu anlamına gereken Mild Sas tam bir baharı karşılama parçası. Ne çok hareketli, ne çok durgun melodileri ile hem dream pop etiketinin hakkını veriyor hem de kış aylarından bahara geçiş yolculuğunu temsil ediyor. Canary Islands parçalarını yayınlarken yaratıcı yollar bulan grup daha önce 3 günde kaydettikleri 3 şarkıdan oluşan ve adına 3P dedikleri bir format paylaşmışlardı. Şimdi ise sıradaki albümdeki sürprizler neler olacak çok merak ediyoruz. Ayrıca Canary Islands yarın (6 Nisan'da) Instagram hesabımızı ele geçirerek hikayeler paylaşacaklar! Grup ile birlikte İsveç'teki günlük hayatı keşfetmek isterseniz instagram. com/nordiksimit üzerinden takip edebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/ilk-defa-izleyin-mira-aasma-witches/", "text": "19 yaşında ilk teklisi Ghost'u yayınlayan Mira Aasma daha sonra ilk EP'si ile kritiklerden güzel yorumlar almıştı. Noisey, The 405, GAFFA gibi birçok önemli mecrada ismini okuduğumuz Mira Aasma, adını hızla tüm dünyaya duyururken, Witches ismini verdiği yepyeni bir video ile karşımızda! Witches adını verdiği teklide her şeyden bunalan, tüm meseleleri eline alarak, tüm gücüyle özgürlüğü için çalışan bir kadını anlatıyor. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/kesif-billy-meier/", "text": "70'li yıllarda Eduard Albert Billy Meier uzay gemileri ve dünya dışı aktivitelere dair teorilerini ortaya atarken kırk yıl sonra Norveçli bir caz grubunun onun ismi özelinde bir müzik grubu kuracağını herhalde hiç tahmin etmezdi. Caz, spacerock, hip hop ve psychedelic gibi farklı müzikal elemanlardan ses manzaraları oluşturan Billy Meier eşsiz ve orijinal tınılarını Introducing... Billy Meier adlı ilk albümü ile müjdeliyor. Grubun kurduğu hayal evrenini betimleyen albüm, iletişim kurabilen uzaylılardan ve sayısız sese dönüşen UFO'lardan bahsediyor. Basit ve naif tınılarla başlayan albüm, parçalar sırayla ilerledikçe enerjik ve özgür doğaçlamalarla tuhaf ve güzel melodilere dönüşüyor. Bu ilk albüm, ayrıca Billy Meier'ın müzikal evrenine giriş niteliği taşıyor. Bir üçlü olarak müziğini icra etmeye başlayan Billy Meier, eş zamanlı olarak Meier ve teorileri için kendi kurgusal dünyalarını daha derinlemesine yaratmak istediler. Meier'ın etrafında dönen müzikal evren, onun teorilerinin isimleriyle hayat buldu. Grup da müzikleri aracılığıyla gezegenlerin ve uzaylıların müzikal seslerini üretmeye ve onları hayal etmek için çabaladı. Meier'ın kendi sesini sample olarak kullanan grup, UFO seslerini de müzikleriyle ayrıca harmanladı. Müzikal bir uzay hikaye anlatıcılığı üstlenen grup Billy Meier; Ivar Myrset Asheim, Henriette Hvidsten Eilertsen, Hans Kjorstad, Sander Eriksen Nordahl ve Martin Morland'dan oluşuyor. Norveç Müzik Akademisi'nde yolları kesişen yetenekli müzisyenlerin hepsi pop ve caz gibi farklı müzikal çevrelerden geliyorlar. Nitekim geleneklere aykırı bir müzikal anlatım benimseyen grubun ilgi çeken parçaları arasında 'The Truth', 'Remembering Semjase', 'Asket in Wonderland' gibi parçalar yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/orvar-smarason-ft-jfdr-tiny-moon/", "text": "90'lı yıllara damgasını vuran İzlandalı deneysel müzik grubu mum'un üyelerinden Örvar Smarason, solo kariyerine odaklandı. Sin Fang ve Soley ile Ocak ayında yayımladığı 'Team Dreams' albümünün yanı sıra farklı işleriyle de meşgul durumda. İlk albümünü müjdeleyen Smarason, 'Tiny Moon' adlı teklisi ile dinleyiciyle farklı bir bağlamda buluşuyor. Bu parçaya büyüleyici vokalleriyle JFDR da eşlik ediyor. Bu parçayı dinlerken minimal elektronik tınıların derin sularına boğulduk, albümü heyecanla bekliyoruz. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/pasha-p-y-g/", "text": "Oslo rap sahnesi her geçen gün daha da heyecan verici olmaya devam ediyor. Pasha da Norveç'in uluslararası sahnede en çok öne çıkan isimlerinden biri. 23 yaşında olmasına rağmen Nothing But Hope And Passion, Clash Music, NME gibi platformların dikkatini çeken Pasha eşsiz ve eğlenceli tarzıyla büyük kitleleri kendisine hayran bırakıyor. 90'ların acayip, oynak ve funkımsı hip hop tınılarından beslenen müzisyen ilk teklileri 'Around the Area' ve 'Colorblind' ile Spotify viral listelerine girmişti. İskandinavya'da gençler arasında ağızdan ağıza dolanan parçalara imza atan Pasha, şimdiden Norveç'in en büyük radyo istasyonlarının göz bebeği oldu. 2017'de Oyafestivalen, Slottsfjell, Skral dahil olmak üzere kırktan fazla canlı performans veren genç müzisyen 2018'de Norveç hariç birçok Avrupa ülkesinde de sahne alacak. Bütün bu iyi haberlerin üzerine Pasha, 'P. Y. G' teklisiyle Mayıs ayında yayımlanacak albümünü müjdeliyor. Grammy adaylığı olan Coucheron'un yapımcılığını üstlendiği bu tekli, 90'ların iyimser, funk esintili tınılarından oluşuyor. P. Y. G'yi birkaç kelime ile tanımlamak gerekirse enerjik bir parti marşı derdik. Fransız house müziğin de etkilerini hissettiğimiz bu parça, oldukça canlı ve akılda kalıcı. Başarılı ve cazip tınılarının yanı sıra nitekim teklinin kapağını da biz çok sevdik!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/som-du-ser-meg/", "text": "İyi bir film izlemenin hazzı hiçbir zaman değişmez ve iyi bir filme ulaşmak bence hep zor olmuştur. Günümüzde sosyal medyanın da etkisiyle aynı isimleri duymaktan ve yeni keşifler yapamamaktan siz de sıkıldıysanız ve kenarda köşede kalmış yeni bir isim keşfetmek istiyorsanız bugün Norveç Sineması'ndan Dag Johan Haugerud ile tanışmanın tam vakti. Dag Johan, 53 yaşında, Stockholm ve Oslo Üniversiteleri'nde sinema ve tiyatro çalışmaları yapan, yönetmen ve yazar olarak daha çok kendi ülkesinde ün yapmış bir sanatçı. Çektiği kısa filmleri ile dikkat çekmiş ve kariyerine daha çok orta metraj filmler ile devam etmiştir. Daha çok kısa yapıda olan anlatıları tercih eden yönetmen uzun metrajı için yine kısa yapıda olan üç hikayeyi bir araya getirerek bir film oluşturmuştur ve çektiği tek uzun metraj film olma özelliği taşır Som du ser meg. İlk öykünün kahramanı hemşire olan Lise Gundersen. Yanına onu eğitmesi için bir stajyer verilecektir ve bu sorumluluktan dolayı endişe duymaya başlar. Stres altında kaldığında İngilizce konuşmaya başlayan Lise için bu bir sorundur ve işler hiç beklemediği gibi gider. İlk öykü sizi müthiş bir empati duygusu içine alır. İkinci öykünün kahramanı hayatı oldukça zorlu geçirmiş, mesleği çevirmenlik olan Grete Maigret. Grete'nin editörü değişmiştir. Ona hayran olan yeni editörüyle ilişkisi Grete'nin alışık olmadığı türden bir ilişkidir. Kendini aslında çevirmek istemediği bir kitabı çevirirken bulur ve bu durum onu kendi içinde oldukça sancılı bir sürece sürüklemiştir. Son öykünün kahramanları ise bir anne kızdır. Maddi açıdan zor bir dönemden geçen annenin durumuna aslında akrabalarından kalan bir milyon kronluk miras yetişecektir, fakat kızı buna itiraz eder. Bu durumun yaratacağı minnettarlık duygusu, akrabalar arasındaki görünmez kurallar ve yakalarını bırakmayan geçmiş, uzun tartışmalara sebep olacaktır. Som du ser meg, dünya prömiyerini Haugesund'daki 2012 Norveç Uluslararası Film Festivali'nde gerçekleştirdi ve burada En İyi İskandinav Filmi için Viaplay Ödülü aldı. Norveçli Eleştirmenler Derneği tarafından 2013 En İyi Norveç Film Filmi seçildi. Som du ser meg, 2013 Akademi Ödülleri'nde Norveç'in En İyi Yabancı Film Filmi dalında aday gösterisine aday gösterilmesi için üç aday listesinde yer aldı. Dag Johan Haugerud, sahip olduğu muhteşem gözlem yeteneği, insan doğasına ve hislerine meraklı eğilimi ile başarılı bir film ortaya koymuştur. İyi niyetin, dürüstlüğün saf bir temsili olan Som du ser meg, iç ısıtan ve zekice kurgulanmış sonuyla bana iyi bir film izlemenin hazzını tattırdı, umarım sizlere de aynı duyguları hissettirir. Şimdiden iyi seyirler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/undir-trenu/", "text": "İzlandalı yönetmen Hafsteinn Gunnar Sigurosson imzası taşıyan 2017 yapımı Undir trenu, İzlanda usulü bir aile draması. Bir ailenin çöküşünü merkezine alan film böylesine klişe bir hikayeyi çeşitli metaforlarla izleyiciye aktarıyor. Filmin başlangıcından itibaren bahçedeki büyük ağaca yapılan yakın çekimler, hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde 'aile' kavramı üzerinde yoğunlaşmamızı sağlıyor. Atli'nin eşi Agnes'i aldatmasıyla hikayemizin başladığı Undir trenu en sonunda aile evine dönüşü anlatmaktadır. Atli, annesi ve babasının evine dönmek zorunda kalır, nitekim Atli'nin ebeveynlerinin de evliliği çok iyi gitmemektedir. Bunun üstüne Atli eşi Agnes ile velayet sorunları yaşamaktadır. Hatta Atli kızı Asa'yı göremediği için okula gidip kızını pikniğe götüreceğini söyler. Bu noktada birinci dereceden veli sorunsalı daha da önemli bir hale gelir. Bir yandan da Atli'nin ebeveynleri Inga ve Baldvin komşularıyla bahçelerindeki devasa ağaç nedeniyle hararetli bir tartışma içerisine girerler. Baldvin evde ne zaman bir sorun çıksa sorunlarından uzaklaşmak için koro çalışmalarına gider. Bir süre sonra bu kaçış komik bir hale de gelmektedir. Undir trenu doğrusal ve anlatısal bir film olma özelliğini taşırken aynı zamanda filmde hız konusunda farklı teknikler de barındırmaktadır. Heyecanı arttırmak için yavaşlatmanın klasik müzikle kullanılması gibi. Yazın güneşin hiç batmadığı, bordo ve mavi renkteki İzlandik evlerin etrafında çekilen bu film, görsel olarak izleyiciyi tatmin etmektedir. Bonus olarak filmin soundtrackinde GusGus'ın Purple adlı şarkısı da yer almaktadır. Her ailenin kendine göre sorunlarının olduğunu çıkardığımız bu filmde, izleyici ayrıca ailelerin kısasa kısas düşmanlığına da tanık oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/vandbakk-solid-ground/", "text": "Vandbakk, ilk teklisi 'Solid Ground' ile müzik evrenine kendinden emin bir giriş yapıyor. Solid Ground, başarılı gitar soloları ve 'psychedelic' tınıları ile indie akıllara kazınan melodilerle donatılmış. Yazın festivallerde duyacağımız dinlemesi oldukça keyifli bir parçaya imza atan genç müzisyen, NRK P3, URORT gibi mecralar tarafından Norveç'te geleceğin en iyi indie müzisyenlerinden biri olarak anılıyor. Genç yaşının enerjisini ve dinamikliğini teklisine de yansıtan Vandbakk; gitar, mikrofon ve klavyeden oluşan basit bir ev stüdyosunda Solid Ground'a hayat vermiş. Basit ama bir o kadar tatlı tınılar içeren Solid Ground'u çok seveceksiniz! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/04/yeni-anna-henriksson-animals/", "text": "Kuzey İsveç kırsallarından gelen Anna Henriksson'u daha önce Nordik Simit'te paylaştığımız Lofot ve Mira Aasma sayesinde duymuş olabilirsiniz. Duymayanlar için ise Anna'yı Susanne Sundfor ile First Aid Kit'in en yakın arkadaş olmuş hali diyebiliriz. Yayınladığı ilk parça için, büyüdüğü kasaba olan Vannas'ten ilham alan Anna, şarkı fikrinin bahar aylarında ormanda yaptığı yürüyüşlerden, etrafındaki kuş seslerinden ve ormanda yaşayan canlıların hayatlarından etkilendiğini söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/akbank-sanat-nordik-film-gunleri/", "text": "Son birkaç yıldır her Haziran ayında nordik severleri İskandinav sinemasının büyülü görüntüleriyle baş başa bırakan Akbank Sanat, bu sene de oldukça zengin bir seçki ortaya çıkarmış. Program kapsamında 7-29 Haziran tarihleri arasında, İsveç Başkonsolosluğu, Norveç ve Danimarka Büyükelçilikleri'nin katkılarıyla, güncel İsveç, Norveç ve Danimarka sinemasından toplam on seçkin film izleyiciyle buluşacak. Filmler orijinal dillerinde, Türkçe altyazılı olarak gösterilecek. Not etmekte yarar var, bilet fiyatları 5 TL. Seans, bielt bilgileri gibi tüm detaylara ise Akbank Sanat üzerinden ulaşabilirsiniz. Helena Bergström'ün yönetmenliğini üstlendiği En underbar javla jul adlı film, İsveçlilerin ikili ilişkilerde ne kadar toleranslı olduğunu sorguluyor. Modern aile ve 'işleri doğru yapma' dinamiği üzerine ders veren film, adeta sıcak bir komedi. Arvid Stjarnblom ve Lydia Stille birbirlerine delicesine aşıktır ve oldukça organik bir aşk hikayesine sahiptir. Çift, herkesin hayal edebileceği gibi saf bir aşkın hayalini kurmaktadır ancak onlar için bunu elde etmek pek kolay olmayacaktır. Stockholm'ün yeraltı dünyasında aktif bir karakter olarak hayatını sürdüren Minna, sokaklarda kanun dışı maddeler satar. Evinin kirasını ödeyemeyince birkaç genç suçluyu kandırır ve paralarını alır. Bu esnada, çocuğu devlet tarafından elinden alınan Katja ile yolları kesişir. Tjuvheder, yönetmenin 'bireyselliğin öne çıktığı ve birlikten yoksun İskandinav toplumu' olarak irdelemeye çalıştığı toplumda geçen politik bir dram. Stockholm'de bir yaz günü Isak ve Em'in yolları kesişir ve birbirlerine aşık olurlar. Aşklarının gücüne güvenerek, her şeyi geride bırakarak Kuzey İsveç'te büyüleyici bir yolculuğa çıkarlar. Spontane bir şekilde çıktıkları bu yolculuk, en sonunda bir kovalamayacaya dönüşür. Speglingar, anne-kız ilişkisinin karmaşık ve sorunsal yanlarını ele alan şiirsel bir belgesel tadında. Yönetmen Sara Broos, ünlü bir ressam olan annesi Karin'i aralarındaki iletişimsizliği çözmek adına Letonya'ya bir tatile götürür. İskandinavya'dan İstanbul'a uzanan bir aile draması. Siyar ailenin en yaşlı üyesidir, kız kardeşi kendi düğünden kaçınca, Siyar ailenin itibarını tekrar kazandırma ile görevlendirilir. Protagonistimiz bu uğurda kendisini İstanbul'da bulur ve Evin isimli genç bir kızla tanışır. Staying Alive, bir evliliğin yıkılışı ve bir aldatılma hikayesidir. Marianne ve Hakon on senedir evledir ve iki küçük çocukları vardır. Ancak Hakon'un Marianne'i aldatmasıyla yuva yıkılacaktır ve ilişkilerini bir süre askıya alacaklardır. Lang Historie Kort, 30'lu yaşlarının sonunda olan Ellen ve arkadaşlarının mükemmel ilişki arayışını merkeze alan, sekiz bölümden oluşan bir film. İki Danimarkalı'nın yolları Afganistan'da kesişir. Thomas ağır bir şekilde yaralanmıştır ve yerel rehabilitasyon merkezinde, bir yakınına refakat eden Danimarka Kraliyet Balesi'nin yükselişte olan bir dansçısı Sofie ile tanışır. Sofie, Thomas'a da sağlık problemleri konusunda yardım etmeyi teklif eder, zaman içinde ikili arasında duygusal bir bağ oluşur."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/akustik-jns-ft-louam-ord/", "text": "JNS, mart ayında Louam ile birlikte yayımladığı ve çok sevdiğimiz Ord adlı teklinin akustik versiyonunu müjdeliyor. Hem de bu sefer piyanoda Moddi, Siv Jakobsen, Cezinando gibi isimlerle sahne alan Einar Stray var! Norveç'in R&B sahnesine yön veren JNS ve Louam, NRKP3 dahil olmak üzere birçok mecra tarafından geçer not alan yeni yeteneklerden. Hatta JNS, müzikal olarak başarılı parçalarıyla Norveç'in Kanye West'i olarak anılmaya başladı bile. JNS; Lars Vaular, Young Ferrari, Pasha gibi yine hip-hop sahnesinin önde gelen isimleriyle iş birliği yapıyor, aynı zamanda kendi kariyerine odaklanmayı da ihmal etmiyor. JNS ve Louam'ın birlikte kaleme aldıkları Ord, 80'lerin nostaljik ruhunu dinleyiciye hissettiriyor. Ord, akustik versiyonuyla farklı hissiyatları hassas piyano tınılarıyla daha da üst bir seviyeye taşıyor. Hassas piyano tınılarına eşlik eden perküsyonlar da bonus."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/bir-ucu-danimarka-bir-ucu-isvec-oresund-korpusu/", "text": "Türkiye'den Kopenhag'a ya da Malmö'ye uçakla giderken, yere inmeden önce görüp bu nereye gidiyor? dediğiniz veya yeni bir diziye başlamak için internette gezinti yaparken karşılaştığınız Bron/ Broen'in afişinde gördüğünüz veya varlığından henüz haberinizin olmadığı köprü Oresund/ Öresund. Aslına bakarsanız, Oresund sadece bir köprü de değil. Köprü, yapay ada ve tünelden oluşan bir bağlantı yolu. İsveç ile Danimarka'yı birbirine bağlayan, 16 km uzunluğundaki Oresund'un Danimarka tarafındaki ayağı Kopenhag'da ve İsveç tarafındaki ayağı ise Malmö şehrinde. Köprünün konumu oldukça stratejik belirlenmiş. İki ülkenin birbirlerine daha yakın oldukları noktalardan, Elsinore'dan Helsingborg'a bir köprü yapmaktansa, Danimarka'nın başkentini İsveç'e bağlamak ve bu bölgede bir etkileşim yaratmak istenmiş. Bu şekilde İsveç'in de Avrupa ile kara bağlantısı kurulmuş tabii. Günümüzde Oresund'un kullanım sıklığına ve bağladığı şehirlerin aynı zamanda kültürel ve ekonomik olarak da bağlandığına bakacak olursak, köprü amacına ulaşmış! Yapımı 1995 senesinde başlanan köprü ancak 1999 Ağustos ayında bitirebildi çünkü yapım aşamasında deniz altında 2. Dünya Savaşı'ndan kalma bomba kalıntıları bulundu. Açılışından bu yana oldukça sık kullanılan köprü, İsveç ve Danimarka arasındaki mesafeyi 20 dakikaya indirdi. Böyle kısa bir yolculuk ise İsveç, Danimarka ve yakın ülkeler arası turizmi canlandırmakla kalmadı, İsveç ve Danimarka vatandaşlarının yaşadıkları yeri belirlemede bile kriter oldu. Örneğin, Kopenhag'da çalışıp Malmö'de yaşıyor olmak hayli normal karşılanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/fragman-the-house-that-jack-built/", "text": "Sinema dünyasının en çılgın ve aykırı yönetmenlerinden Lars von Trier, 2013'te iki 'volume' olarak çektiği Nymphomaniac filminden sonra uzun süren bir sessizliğe bürünmüştü. Depresyonuyla ve alkol sorunlarıyla boğuşurken kendisini yeni bir film üzerinde çalışırken bulan yönetmen, son filmi The House That Jack Built ile sevenlerini mutlu ediyor. Trier'in senaryosunu Jenle Hallund ile kaleme aldığı The House That Jack Built zeki bir seri katilin hikayesini anlatıyor. Film, 12 yıl boyunca Jack'in hayatındaki gelişmeleri ve Jack'i bir seri katil olarak gerçekten geliştiren cinayetleri ele alıyor. Ayrıca filmde Matt Dillon, Uma Thurman, Jeremy Davies ve Johannes Kuhnke gibi isimler rol alıyor. 2017'nin başında filmin çekimlerini Danimarka ve İsveç'te gerçekleştiren Lars von Trier, aynı zamanda Nymphomaniac sonrası Cannes Film Festivali'ne yeniden geri dönüyor. Dünya prömiyerini 71. Cannes Film Festivali'nde yapan The House That Jack Builtin de ilk fragmanı izleyiciyle buluşuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/gunun-sarkisi-margrete-joy/", "text": "Uzun süredir bir an önce yeni parçalar yayınlasa da bütün gün dinlesek dediğimiz biri genç bir yetenek karşımıza çıkmıyordu ta ki bugüne kadar! Norveç sıradaki büyük isim için hazırlanıyor! Henüz 20 yaşındaki Margrete, Türkiye'de de oldukça çok sevilen Susanne Sundfor ve Highasakite'ın ayak izlerini takip ediyor. 10 yaşında ailesinin bilgisayarında GarageBand'i keşfeden Margrete, o günden beri müzik ile uğraşıyor. Müzik prodüksiyonu ile ilk karşılaşmasından 10 yıl sonra yayınladığı ilk teklisi Team ile BBC Radio 1 gibi birçok önemli platformda sesini duyuran Margrete son parçası Joy ile de İngiltere başta olmak üzere Avrupa'nın birçok farklı ülkesinde kendisinden söz ettirmeye devam ediyor. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/jotun-yesiladimlar-ile-adimlariniz-agaca-donussun-2/", "text": "Norveçli boya markası Jotun, Türkiye'deki projesi Jotun YeşilAdımlar ile 10000 ağaç daha dikmeyi hedefliyor. Jotun YeşilAdımlar adı verilen bu özel uygulama ile siz yürüdükçe yollar yeşile boyanıyor, boyadığınız her 4 kilometre için ise Jotun 1 ağaç dikiyor. Uygulama geçtiğimiz yıl ilk defa yayınlanmış, 34400 kişi toplam 76000 kilometrelik adım atarak 10000 ağaç dikmişti. Bu yıl tekrar aktif hale gelen uygulamada 4 Ağustos'a kadar 10000 ağaç dikilmesi hedefleniyor. Siz de uygulamayı indirerek, daha yeşil bir dünya için yeşil adımlar atmaya başlayabilirsiniz! Uygulamayı iOS cihazlar için buradan, Android cihazlar için ise buradan indirebilirsiniz. Ayrıca Jotun YeşilAdımlar için hazırladığımız yürüyüş playlistimize de buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/kesif-jesper-jenset/", "text": "Yeni bir star için yerleri hazırlayın çünkü Jesper Jenset geliyor! Küba'da iki günde çekilen ve yayınlandığı günden beri takipçilerinin gündeminden düşmeyen klibi FOR LOVE ile adından tüm Avrupa'da söz ettirmeye hazırlanan Jesper Jenset'in ülkemizde de yavaş yavaş hayran kitlesi oluşmaya başladı. İlk defa yayınladığı EP'si Waves Vol. 1 ile listelerde hızla yükselen Jesper Jenset, daha önce de karşımıza High, Lies ve Painkiller gibi dev hitler ile çıkmıştı. Şimdi ise yeni parçalarından FOR LOVE, Spotify'ın Hits Don't Lie, Get Your Hits Together, Hits Hits Hits gibi yüzbinlerce takipçisi bulunan playlistlerinde, Sia, Post Malone, Ariana Grande, The Weekend gibi isimlerin parçaları ile bir arada yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/kesif-virkelig/", "text": "Tobias, Emil, Sondre ve Erlend'den oluşan Virkelig, Norveç'teki bağımsız müzik sahnesinin gelecek vaad eden müzisyenleri arasında yer alıyor. Norveç'in kuzeyinden, Bodo, Oslo'ya taşınan dörtlü, Ekim 2015'te ilk teklileri Cecilieyi yayımladılar ve NRK P3'ün 44. haftasında haftanın parçası olarak seçildi. Spotify üzerinden 100,000'den fazla dinlemeye ulaşan parça, Virkelig'in çeşitli festivallerde sahne almasına kapı açtı. Trondheim Calling, by:Larm, Tr na, Slottsfjell gibi festivaller artık Virkelig için bir hayalden çok daha fazlasıydı. 2015'ten bu yana her sene birer parça yayımlayan grup, bu sene şimdiden Ballettdanseren ve Storbyangst olmak üzere iki parça yayımladı. Norveççe indie tınılı parçalara imza atan grup, besteleriyle dinleyiciyi kendisine bağlıyor ve parçaları loopa almaya başlıyoruz. Nitekim 17 yaşında kendi müzik grubunu kurup şimdiden bu kadar başarılı işlere imza attıkları için gerçekten Norveç usulü bir rockstar olduklarından rahatlıkla bahsedebiliriz. Gürültülü ve zevkli gitar dinamikleri de Virkelig'i sevme nedenlerimizden. Güçlü müzikal anlatımıyla grubun en kısa zamanda iyi yerlere geleceği şüphesiz. Virkelig, bu sene yine çok sevdiğimiz Sondre Justad'ın ön grubu olarak 'Ingenting i paradis' turnesinde sahne alıyor. Oslo'nun en büyük konser mekanlarından Rockefeller'da sahne alan grubun yolu epey açık. En son yayımladıkları Storbyangst adlı parça da 31 Ağustos'ta yayımlayacakları Lykke til i livet adlı ilk albümünün habercisi niteliğinde. Büyük şehirde yaşamanın yarattığı anksiyete durumundan bahseden grup, ilk tekli için oldukça iyi bir seçim yapmış desek yeridir. Jansen Records ile yolları kesişene kadar birçok plak şirketiyle görüşen grup en sonunda Lykke til i livet adlı ilk albümünü ortaya çıkardı. İlişkilerden, değişen hayatlardan, büyük şehrin yarattığı anksiyeteden bahseden Virkelig bu sene radarınızda olması gereken gruplardan. Nitekim biz 31 Ağustos'u heyecanla bekler olduk, albümün kapağına da bayıldık."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/netflix-daha-fazla-nordik-filmleri-uretmek-icin-kim-magnussonu-ise-aldi/", "text": "Nordisk Film'in eski CEO'su Kim Magnusson, bundan sonra Netflix için daha fazla Nordik filmi üretmek ve keşfetmek için görev alacak. 130'dan fazla filmin prodüktörlüğünü yapan Magnusson, Oscar'a aday filmlerde yer almasıyla bir hayli dikkat çekmişti. Şu anda Karsten Kiilerich ile birlikte Up and Away filmine hazırlanan deneyimli prodüktör için Netflix bir hayli heyecanlı gözüküyor. Zira İskandinav yetenekleri, güçlü ilişkileri ve hikaye anlatımındaki filmleriyle iz bırakan Magnusson'un özellikle oyuncu ve senaryo keşfi konusunda oldukça güveniyor. Şu anda 4 milyondan fazla abonesi bulunan Netflix, geçtiğimiz ay Avrupa'daki yapımlar için 1 milyar doların üstünde bir yatırım yaptığını söylemişti. 4 milyon üye ile genel pazarda %58'lik söz hakkına sahip olan Netflix, anlaşılan o ki HBO Nordic ile biraz sürtüşecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/nordik-noir-dizi-onerileri/", "text": "Netflix'in Nordik dizisi The Rain, yayınlandıktan sonra bize gelen yorumlara göre diziyi sevenler ve sevmeyenlerin sayısı neredeyse eşit 🙂 8 bölümü bir günde bitirenleri görünce biz de The Rain'den sonra başka hangi en popüler Nordik diziler olan İskandinavya dramalarını izlemelisiniz listelemek istedik. Henüz The Rain'i izlememiş olanlar için onu da listeye ekliyoruz. Ayrıca daha önce hazırladığımız ve 20'den fazla diziyi bir arada bulabileceğiniz Nordik dizi listemize de buradan göz atabilirsiniz. Nordik Noir nedir? diye soran olursa da özetle, özellikle dizi ve kitap olarak karşımıza çıkan bu tür İskandinavya'nın kasvetli şehirlerinde geçen, karanlık suç hikayelerini ele alıyor. Department Q aslında film/ dizi arasında gidip gelen pek alışık olmadığımız bir yapım. Hepsi bir film uzunluğunda dört ayrı bölümden oluşan seri, Jussi Adler-Olsen'in çok satan kitabından uyarlanmış. Çözülememiş üç farklı suçu konu alan Department Q için hayranı olduğumuz tüm karanlık Nordic polisiyelerinin harmanlanmış hali diyebiliriz. Nordik Noir diyince aklımıza Finlandiya yapımı çok dizi gelmiyordu. Netflix'teki adı ile Bordertown ise bu boşluğu hakkını vererek dolduruyor. İsminden de anlaşılabileceği gibi dizi bir sınır kasabasında geçiyor. Daha önce İsveç, Danimarka ve Norveç sınırında geçen dizilere alışmıştık, bu sefer ilk defa sınır yapımlarına Rusya da dahil oluyor. Harika Finlandiya manzaralarını en karanlık hali ile bize yansıtan dizi, eski bir KGB ajanının, Finlandiya'ya kayıp kızını aramak için gelmesi ile başlıyor. Game of Thrones'u geride bırakarak 2017'nin en iyi 10 dizisi arasına giren Valkyrien, Norveç'in son dönemde en çok konuşulan dizilerinden birisi. Eski bir sığınakta illegal hastahane işleten bir doktoru ve normal bir hastahanede tedavi edilemeyecek hastalarını konu alan Valkyrien, hazır Broen/ Bron dizi finali yapmışken boşluğa düşenlere derman oluyor! Şu an 1 sezon ve 8 bölümden oluşan Valkyrien, İskandinavya'nın en iyi dizilerinden birisi olmaya aday! Uluslararası alanda başarı yakalayan dizi, kızı ortadan kaybolan bir dedektif'in, kötü anılarının olduğu kasabaya başka bir dosya için geri dönüşünü ve yeni dosya ile kızının dosyası arasındaki bağlantıları gün ışığına çıkarmasını anlatıyor. En çok satılan kitabı Vik/Stubo ile tanınan Norveçli roman yazarı Anne Holt tarafından kaleme alınan Modus, Vik'ten de esinlenerek bambaşka bir suçlu psikolojisini ve olaylar silsilesini önümüze seriyor. Broen Bron III'ten tanıdığımız Melinda Kinnaman, Henrik Norlen, Marek Oravec gibi ünlü isimler de dizinin başrollerini paylaşıyorlar. İzlanda'nın doğu kıyısında geçen dizi Hjörtür ve kız arkadaşı Dagny'nin yolculuğu ile başlıyor. Terk edilmiş bir fabrikada çıkan yangından sonra ortadan kaybolan Hjörtür üzerine yoğunlaşan dizi İzlanda'nın en ünlü dizisi olarak kayıtlara geçiyor. Bu sayede ise İzlanda'yı Nordik diziler listelerinde en üst sıralarda temsil ediyor. İlk sezonunda hayatının en zor vakalarından biriyle karşılaşan Sarah Lund adındaki cinayet polisinin, politikanın da içine karıştığı bir cinayeti çözmesini anlatan dizi farklı vakalar ile toplam üç sezondan oluşuyor. Danimarka'nın en iyi dizileri arasında gösterilen Forbrydelsen, polisiye severler tarafından mutlaka izlenmeli. Dizi ayrıca Türkiye'de de Cinayet adında uyarlama versiyonu ile yayınlanmıştı. İsveç ve Danimarka'yı birbirine bağlayan Öresund Köprüsü üzerinde kadın cesedi bulunması ile başlayan dizi, günümüzdeki sosyal problemlere değinerek işlenen bir suç serisini konu alıyor. İskandinavya'nın en meşhur dizisi olarak bilinen ve İsveç-Danimarka arasında geçen dizi ayrıca İngiltere-Fransa ve ABD-Meksika sınırları arasında yeniden uyarlandı. Dizi bu yıl 4. sezonu ile final yapsa da hala İskandinavya'nın en çok konuşulan yapımlarından birisi. Ayrıca uyarlaması çekilen Nordik diziler arasında en çok ülkede yeniden çekilen İskandinav serisi ünvanını da hala elinde tutuyor. Dizi Henning Mankell'in aynı isimli kitabındaki alışılmışın dışında çalışma prensibi ve düzensiz bir hayatı olan dedektif Kurt Wallander'i konu alıyor. BBC'nin tekrar çektiği Nordik diziler listesine de giren dizinin İsveç yapımı orjinal versiyonu mutlaka izlenmeli. Midnight Sun, İsveç'in en kuzey kasabalarından birinde geçen dizi, bir Fransız vatandaşının öldürülmesi üzerine İsveç'e gelmesini konu alıyor. Dizi İsveç'in kuzeyinde yaşayan Sami halkının problemlerini gün ışığına çıkardığı için dikkat çekmişti. İskandinavya polisiyelerinden ilham alan bu seri aslında, John River adında Londra'da çalışan bir İsveçli dedektifi konu alıyor. Dizinin İskandinav polisiyelerden farkı ise bu sefer başrol kahramanımız ölüler ile yaşayanlar arasında bağ kurabiliyor. Neredeyse İskandinavya'da yaşayan herkesi öldüren ve yağmurla gelen virüsten 6 yıl sonrasını konu alan The Rain, Danimarkalı iki kardeşin sığınaklarından çıktıktan sonra bölgedeyi yeniden keşfetmelerini konu alıyor. The Rain, adından sürekli söz ettirecek Nordik diziler listesine şimdiden girdi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/oslo-gezilecek-yerler/", "text": "Bana en çok sorulan şehir değil ama çok sevdiğim için ve internette Oslo rehberi adı altında hoş olmayan çok fazla rehber olduğu için uzun süredir Oslo'da gezilecek yerler hakkında bir rehber hazırlamak istiyordum. Oslo'da anlatılacak çok yer/ aktivite var ama özet olması için sevdiğim mekanları aşağıya listeledim. Aşağıya Oslo Opera Binası, Munch Müzesi, Folkemuseum, Karl Johans gate gibi yazmadığım birçok yer var. Bu şimdilik hem alternatif hem de gitsek mi, gitmesek mi? diyebileceğiniz yerlerden oluşan bir gezi rehberi olsun. Oslo müzeleri, sanat galerileri, Oslo tasarım rehberi, konaklama önerileri, Oslo'da ulaşım ve Oslo'dan günübirlik nerelere gidilir gibi rehberleri de en kısa sürede hazırlayıp, Oslo rehberini güncelleyeceğim. Atladığım mekanlar olabilir, onları da gördükçe listeye eklemeyi düşünüyorum. Sürekli güncellenen bir rehber olacak 🙂 O yüzden bunu şimdilik part 1 olarak düşünebilirsiniz. Eğer gün ortasında acıkırsanız uğramanız gereken birkaç mekan önerimiz var; Mathallen, Cafe Sara, Eldhuset, Munchies, Kulturhuset. Cafe Sara ve Eldhuset, günün her saatinde gidip, lezzetli yemekler yiyebileceğiniz iki mekan. Mathallen, içerisindeki 30'dan fazla işletme ile Asya'dan, Kuzey Norveç'e birçok farklı lezzeti bir arada bulabileceğiniz bir food court. Eğer akşam üzeri giderseniz içeride tematik partilere, müzik performanslarına da denk gelebiliyorsunuz ama gitmeden önce mutlaka Facebook sayfalarından kontrol edin. Kulturhuset ise çok katlı yeni yerinde adı gibi tam anlamıyla bir kültür evi gündüz sakin sakin yemek yiyebileceğiniz, kütüphanesinde çalışabileceğiniz ya da dinlenmek için kahve içebileceğiniz bir yerken akşama doğru özel bira seçkisi, müzik performansları ile yer bulması zor bir mekana dönüşüyor. Norveç'e geldik, balık yemeyelim mi? derseniz Fiskeriet ve Lofoten Fiskerestaurant en doğru tercih olacaktır. Ayrıca Norveç deniz ürünlerini Mathallen'de de deniyebilirsiniz. Ben balık ürünlerini suşi olarak tüketiyorum derseniz de doğru yerdesiniz çünkü dünyaya somonlu suşi kültürünü yayanlar da Norveçliler. Taze ve leziz suşileri ile benim en sevdiğim mekan; East Kitchen. Yukarıdakilere ek olarak yaz/ kış gidebileceğiniz ve sokak yemeklerini tadabileceğiniz Vippa adında bir food court var. Osloluların özellikle iş çıkışında uğramayı sevdiği bu mekanın ayrıca sıcak havalar için fiyort kenarında oturabileceğiniz masaları da var. Dünyanın en çok kahve içen ikinci ülkesi Norveç. Durum böyle olunca dünyanın en iyi kahvecilerinden bazıları da Oslo'da. Bunlardan birisi dünyada birçok kahvecide direkt kendisinin fotoğrafını görebileceğiniz Tim Wendelboe. Ödüllü baristanın Grünerlokka'da minik bir kahvecisi var. Burada hem kahvelerini deneyebilir, hem kahveler hakkında bilgi alabilir hem de arkadaşlarınıza kart yollayabilirsiniz 🙂 Muhtemelen buradan yolladığınız kart Oslo'da yapabileceğiniz en ucuz aktivite olabilir 😀 Tim'in Oslo'daki dükkanı dışında bir de Kolombiya'da bizzat gidip çalıştığı bir kahve çiftliği var. Buradan aldığınız her kahve ayrıca kahve yetiştiriciliği için yaptığı ar-ge çalışmalarına da destek oluyor. Oslo'da kahvesini içmeniz gereken bir diğer mekan ise Fuglen. Hem tasarım mağazası, hem de kahveci olan mekan aynı zamanda vintage dekorasyonu ile de özellikle soğuk havalarda içinizi ısıtıyor. Oslo seyahatiniz boyunca deneyebileceğiniz diğer kahveciler ise Supreme Roastworks ve Java. Java gibi önerdiğim bazı mekanlar birçok Oslo rehberinde size gezmenizi söyleyen mekanlardan uzak kalabilir ama aslında değil 🙂 Rehberin devamındaki öneriler birbirini tamamlıyor olacak. Bırak 3. dalga kahvecileri derseniz de İskandinavya'da Starbucks'ın en büyük rakibi Espresso House'u Oslo'nun her köşesinde bulabilirsiniz 🙂 Hatta Aker Brygge'deki şubesinin fiyort manzarası var. Eski Norveç evleri deyince akla gelen rengarenk, bir-iki katlı ahşap yapılardan maalesef Oslo'da çok az kalmış ama yine de görüp ah keşke benim evim olsaydı, acaba burada kim yaşıyor dedirten birkaç ev var 🙂 Bu evleri en yoğun olarak görebileceğiniz yerler aslında Ingeborgs ve Danmarks gate. Instagram'da bile bakınca çok fazla fotoğrafını bulamadığınız bu iki sokakta eski Oslo hala hayatta. Bir de Oslo'ya giden herkesin mutlaka uğradığı Damstredet ve Telthusbakken var. Grünerlokka'dan başlayıp, Telthusbakken'deki şirin pembe evin fotoğrafını çekip, Edvard Munch'un mezarına uğradıktan sonra Damstredet'teki kırmızı evin fotoğrafını çekip, Grünerlokka'da biten 10 dakikalık rotaya bence genelde atlanılan ama mutlaka uğranılması gereken St. Hanshaugen Parkı ve yukarıda bahsettiğim Java Oslo da eklenmeli. Eğer vaktiniz kalırsa, yakınlarda kalıyorsanız Rodelokka'ya da uğrayabilirsiniz. St. Hanshaugen'in Oslo manzarası övülse de bence parktan Oslo'yu görmek biraz zor 😀 Eğer Oslo'ya yukarıdan bakmak istiyorsanız daha iyi seçenekler var. Bence en güzel manzara Anker Apartment'ın çatısı. Buraya çıkmak için maalesef hostelde konaklamanız için verilen oda kartınızın olması lazım ama orada kalmıyorsanız da kapısına gidip, kalan birilerinden rica edebilirsiniz. Tepedeki manzara gerçekten çıktığınıza değiyor. Kimseden izin almanız gerekmeyen diğer yerler de DNB Batı Kulesi ve Holmenkollbakken. Bence Holmenkollbakken, gerçekten güzel bir manzaraya sahip. Oslo'yu ve Oslo Fiyordu'nu bir arada görebiliyorsunuz. Ama biraz uzaktan baktığınız için şehre yukarıdan bakıyorum hissini Anker'de olduğu gibi alamıyorsunuz. DNB Batı Kulesi ise Oslo Barcode projesi halka açık terasa sahip olan tek binası. Her kattan Oslo Fiyordu gözüksün, şehir ile denizin arası kesilmesin mantığı ile inşa edilen 12 kuleden biri olan DNB Batı Kulesi'nin terası acaba buraya gerçekten çıkılıyor mu? diye düşündürse de gerçekten güzel bir manzaraya sahip. Ama şu an yeni Munch müzesi ve şehir kütüphanesi inşaatından etkileniyor olabilir. Bir de elinize dondurmanızı alıp, Akerbrygge'de yürüyüşe çıkabilirsiniz. Oslo Fiyordu'na doğru uzanan Akerbrygge, son zamanların en başarılı kentsel dönüşüm projesi olarak gösteriliyor. Oslo'da gitsem mi, gitmesem mi diye düşünüp sürekli neyse bir dahaki sefer giderim dediğim Vigeland'a ilk gittiğimden beri her fırsatta tekrar ziyaret etmeye çalışıyorum. Keşke daha önce gitseymişim. Dünyanın tek bir sanatçı tarafından yapılan en büyük heykel parkı olmasının yanı sıra, gördüğüm en etkileyici heykeller de bu parkta yer alıyor. Eğer yürümeyi seviyorsanız Oslo'nun herhangi bir yerinden parka yürüyebilirsiniz. Bazılarına göre uzun bir yol olabilir ama yol boyunca Uranienborg, Frogner gibi mahallelerin rastgele seçtiğiniz sokakları bile çok keyifli. Hava durumu ne olursa olsun Vigeland Parkı'nı istediğiniz zaman görebilirsiniz ama bir başka heykel parkı olan Ekebergparken için bence havanın iyi olması şart. Munch'un meşhur Çığlık tablosundaki Oslo manzarasını da Ekebergparken yolunda görebilirsiniz. Şehrin içinden akarak Oslo'yu ikiye ayıran Akerselva kenarına indiğinizde bazen hala şehir merkezinde olduğunuzu unutuyorsunuz. Nehir boyunca çevresinde yürüyebileceğiniz patikaları, minik şelaleleri ve eski köprüleri ile Akerselva, kahvenizi alıp mola vermek için ya da akşam yürüyüşe çıkmak için çok güzel. Oslo doğa ile çok barışık bir şehir. Kendinizi doğanın içinde bulmak için çok uğraşmanıza gerek kalmıyor ama doğa ile başbaşa kalmak istiyorsanız Sognsvann'a uğramalınız. Osloluların balık tutmak, piknik yapmak hatta yüzmek için bile sıkça ziyaret ettiği Sognsvann, yürüyüş için de uygun. Oslo diğer Avrupa şehirlerine göre biraz daha pahalı olduğu için ikinci el kültürü de çok yaygın. Bunun için ise doğru adres, vintage dükkanları ile dolu sokak; Markveien. Sokağın hemen başındaki Maritabutikken, biraz karmaşık gözükse de içeride vakit geçirdiğinizde çok güzel parçalar bulabileceğiniz bir dükkan. Ayrıca buradan yaptığınız alışverişler ile Oslo'da yardıma muhtaç gençlere de destek olmuş oluyorsunuz. Ayrıca Velouria Vintage da kıyafet için gözde vintage butiklerden. Alışveriş yapmak isterseniz ve Karl Johan'ın kalabalığından kaçmak isterseniz, Norveç Kraliyet Sarayı'nın hemen arkasındaki Majorstuen'e doğru yürüyebilirsiniz. Ayrıca Grünerlökka'da neredeyse her sokakta kendi tasarımlarını satan butikler de var. Eğer bir şehre gidip benim gibi kitapçı görmeden dönmek istemeyenlerdenseniz, Tronsmo Oslo'da içinde saatler harcayabileceğiniz bir kitapçı. İngilizce kitap koleksiyonu çok geniş olsa da, o kadar güzel kitaplar var ki Norveççe bilmeseniz de almak istiyorsunuz. Eğer rota olarak size ters geldiğini düşünüyorsanız, yukarıda bahsettiğim Fuglen'i ve Oslo Üniversitesi'ni de listenize ekleyebilirsiniz. Kırtasiye için ise küçük ama içerisindeki her şeyin sizi hayran bıraktığı Lush Dive'a mutlaka uğramalısınız. Oslo küçük bir şehir olsa da gece hayatı aslında çok hareketli. Hatta geçtiğimiz yıl bir festivalin incelediği ana konu Oslo, yeni Berlin mi oluyor?idi. Oslo'ya gelmişken konsere gidelim, dans edelim derseniz, önerebileceğim mekanlar hiç değişmiyor. Birbiri ile yan yana Ingensteds ve Bla, Oslo gece hayatını şekillendiren iki ana mekandan birisi. Neredeyse haftanın her günü bir etkinlik yakalayabilirsiniz. Gece kulübü olarak adlandırabileceğimiz bu iki mekan dışında Oslo'nun öne çıkan sahneleri ise John Dee, Rockefeller, Sentrum Scene ve Vulkan. Özellikle Sentrum Scene ve Rockefeller hem Norveç hem de dünyanın önde gelen isimlerini sahnesinde ağırlıyor. Eğer oturup bir şeyler içmek isterseniz ise dünyanın en iyi barları arasında gösterilen HIMKOK'da kendi ürettikleri alkoller ile hazırladıkları kokteyllerden mutlaka denemelisiniz. Norveç'in meşhur kraft biralarını denemek isterseniz de hem yukarıda bahsettiğim Kulturhuset hem de Crowbar doğru seçenekler. Ayrıca kokteyl için kendi yeşil bitkilerini yetiştiren Torggata Botaniske'ye de göz atabilirsiniz. Ayrıca alt katında konser olurken, üst katında keyifli bir akşam geçirebileceğiniz Parkteatret'i de unutmayalım. İki günlük Oslo turu için başka hiçbir yere bakmaya gerek kalmadı sayende. Yarın Oslo'ya uçuyorum, şahane tavsiyeler için teşekkürler!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/premiere-nordmark-remix-birdpeople-flesh-bone/", "text": "Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/roportaj-ola-flottum/", "text": "'Louder Than Bombs' benim için oldukça kolay bir yolculuktu, çünkü filmin hikayesi kendi hayatımla birçok yönden ortak noktalar taşımaktaydı. Bu nedenle hikayeye kolaylıkla bağlandım ve kalbimden geçen yolu takip ettim. Norveçli rejisör Joachim Trier'in nev-i şahsına münhasır sineması sayesinde tanıdığımız Ola Flottum, başka bir deyişle The White Birch'ün beyni, Oslo, 31. August, Reprise ve Louder Than Bombs gibi filmlerin soundtrackleriyle tanınıyor. Trier'in filmlerinde müzik kullanımına oldukça önem verdiğini zaten biliyoruz, bu noktada Trier hayata geçirdiği her işinde Ola Flottum ile çalışmadan edemiyor. Nitekim uzun yıllardır birlikte çalışan ikili, en son Thelma filminde beraberdi. The White Birch'ün akıllarımızdan çıkaramadığımız o depresif tınılarından hareketle biz de Ola Flottum ile müziği, İskandinav film endüstrisi ile ilişkisi ve büyüleyici soundtrackleri hakkında konuştuk. -Lamentation benim için tüm zamanların en iyi şarkılarından biri. Oldukça depresif bir şarkı olduğu söyleyebiliriz, ama iyi bir anlamda. Bu parçayı bestelerken nasıl bir ruh hali içerisindeydin? Ola Flottum: Lamentation ile kendimi 'anlamsızlık' duygusuna tamamen adamaya karar verdim, sanırım hepimiz belli bir seviyede bununla mücadele ediyoruz, dünyadaki bütün güzelliklerin bir şekilde yok olacağı gerçeği ile karşı karşıyayız. Bir yanda doğanın ve hayatın güzelliklerini, parlamasını ve ortaya çıkmasını, çok seviyorum. Fakat bir parçam da bütün bunların anlamsız olduğunu söylüyor. Bu parça için de bu hissiyatlarım benim sesim oldu. Lamentationu önce Joachim Trier'in Oslo, 31. August filminde kullandık, filmde tabii sözsüz bir versiyonu vardı. O zaman daha sözleri tamamlamamıştım, sadece vokal sesleri vardı. Daha sonra Joachim ile yeniden yollarımız kesişti, uzun yıllardır The White Birch demolarımı takip ettiğini söyledi ve bu parçaya aşık olduğunu söyledi ve onu olduğu gibi kullanmak istedi, Lamentationın sözleri yoktu, bunun için yeterli vakit de yoktu. Film bittikten sonra sözleri yazmaya karar verdim, bunu da elbette filmden etkilenerek yaptım. Umarım bu parça sayesinde insanlar içlerini döküp rahatlarlar. -Nasıl müzik yapmaya karar verdin? Hayatında herhangi özel bir olay, belki bir müzisyen veya duyduğun bir müzik mi etkili oldu? Ola Flottum: Çocukken çok klasik müzik dinlerdim, babam sürekli müzik yapardı ve piyano çalardı. Müzik benim çocukluğum için anahtar maddeydi, çok seviyordum, ancak çok uzun zamandır başkalarının müziğini çalma fikri benim pek ilgimi çekmiyordu. Başkalarının yaptığı müziği çalmak istemiyordum, kendi parçalarımı yaratmak istiyordum. Elbette birkaç çocuk şarkısı hariç, kendi parçalarımı çalamayacağımı düşünüyordum. Kibirli olmak istemiyorum ama bu da benim kişiliğim. Belki biraz kulağa aptal gelebilir ama bence başkalarının müziğini kopyalamak tıpkı bir bakım, yenilenme süreci gibi. Uzun yıllar umutsuzdum, ilk zamanlarda yeni bir şey yaratmak ve onun sonsuza kadar sürecek bir iş oluşu benim için oldukça stresliydi. -Filmler için müzik bestelemeyi mi yoksa sadece müzik yapmayı mı tercih edersin? Bir soundtrack bestelerken nasıl düşünüyorsun? Louder Than Bombsu bestelerken aklından neler geçiyordu? Ola Flottum: İkisini de yapmaktan oldukça memnunum, ama sanırım kendi müziğimi yaratırken insan olarak kendimi çok daha dengeli hissettim ve daha çok tatmin oldum. Her zaman büyük sorunlarla uğraşan baş karakterlerle çalışıyorum ve onların aklından geçenleri anlamaya çalışmak çok fazla enerji gerektiriyor. Sevdiğim için kendime yeni bir şarkı yazdığımda, her zaman bana büyük mutluluk verir. Filmler için soundtrackler yaratarak faturalarımı ödüyorum, nitekim bu da epey eğlenceli bir iş. The White Birch benim kutsal çocuğum, örneğin daha fazla kayıt satmak için müziğimi asla başka formlara sokmam, kendime karşı dürüst olmak ve kalbim bana ne diyorsa onunla yüzleşmek benim için çok önemli. Yıllardır bu nedenle yayımlamadığım çok parça oldu, hatta aralarında birkaç pop şarkı da var. O parçaları yayımlasaydım kendimi hiç huzurlu hissetmeyecektim. Bir soundtrack bestlediğimde oldukça sezgisel yaklaşmaya çalışırım. Kendimi baş karakterin yerine koyuyorum ve onun hissiyatlarının derinliklerinde savaşmaya çalışıyorum, aynı zamanda kendime neden burada müzik gerektiğini soruyorum, eğer ki bu sorunun cevabı Evet, müzik gerekiyor. ise zaten orada olan duyguları nasıl zenginleştirebileceğim üzerine kafa yoruyorum. Anahtar her zaman hikayeye odaklanmak ve temel olarak kendi kompozisyonunuzda kaybolmak istemiyorsanız, neler olduğuna dikkat etmektir. Bazı zamanlar müziğin kendisinin filmden daha az ilgi çekici olduğunu ancak aynı zamanda filmi mümkün olduğunca iyi hale getirdiğini kabul etmelisiniz ve sonra müziğini öldüresiye sevmelisiniz ve filme sadık kalmalısınız. 'Louder Than Bombs' benim için oldukça kolay bir yolculuktu, çünkü filmin hikayesi kendi hayatımla birçok yönden ortak noktalar taşımaktaydı. Bu nedenle hikayeye kolaylıkla bağlandım ve kalbimden geçen yolu takip ettim. -Joachim Trier ile çalışmak nasıl? Hep onunla çalışıyorsun, hatta ben müziğinin Trier'in filmlerinin bir tamamlayacısı olduğunu düşünüyorum. Hatta müziğin ve Joachim'in görüntüleri olabilecek en iyi ikili bile olabilir. Oslo, 31. Augustu senin müziğin olmadan kesinlikle hayal bile edemiyorum. Ola Flottum: Joachim müziğe çok ilgi duyuyor ve müzikal fikirlerini paylaşması için zengin bir dile sahip. Skor müziğinde de benzer zevklere sahibiz, bu nedenle ikimiz de hep aynı yönde ilerleme eğilimindeyiz. Aynı zamanda ikimizin de uzun zamandır birlikte çalışıyor oluşu oldukça iyi bir şey, eski iş birliklerimizdeki süreci örnek alarak hemen bunun üzerine yeni bir şey inşa edebiliyoruz. Filmler için müzik yazarken besteci ve yönetmen arasında güçlü bir güven bağı olması gerekir. Böylece fikirleriniz, karakterleri ve hikayeyi duygusal olarak bağlamanız için kendinize izin verebiliyorsunuz, elbette filtreler olmadan. Joachim belki de çalıştığım en kolay yönetmen, belki de bu nedenle hep onunla çalışıyorum. Ve elbette bu hayallerdeki bir senaryo. -İçinde bulunduğun çevrenin müziğini etkilediğini düşünüyor musun? Ola Flottum: Eğer istiyorsan, Norveç'te huzuru birçok yerde bulabilirsin. Çocukluğumdan beri kendimi doğanın kalbinde çok iyi hissediyorum. Bu, modern uygarlığın temposuna iyi bir kontrast oluşturuyor ve aynı zamanda Oslo gibi büyük bir şehirde büyüyorsun. Doğa, sanırım aklımı açmama ve daha sessiz bir ortamda müzik yapmama yardımcı oluyor. Ama müzik yaratmak benim için gerçekten çok içe dönük bir süreçtir, her şey beynimde, bağırsaklarımda, kalbimde ne olup bittiğiyle ilgili, kendimi dünyaya kapatmaya çalışıyorum ve nihayetinde hazır olduğumda mağaramdan çıkıyorum. -Oslo'dan sonra İstanbul en çok dinlendiğin ikinci şehir. Bunun hakkında ne düşünüyorsun, daha önce İstanbul'a geldin mi? Ola Flottum: Bence bu çok havalı! İstanbul neden müziğimi diğer şehirlere göre daha çok seviyor bilmiyorum ama buna bayılıyorum. Türkiye'de çok güçlü bir müzik geleneğiniz var, bu nedenle çok gururlandım. İstanbul'a daha önce gelmedim ama uzun zamandır radarımdaki şehirlerden. Birçok anlamda çok önemli bir şehir. -Aslında İskandinav film endüstrisindeki birçok rejisörle çalışıyorsun. Film endüstrisinde en çok neyi seviyorsun? Ola Flottum: Yaratıcı zihnimi harekete geçiren bir iş yapabilmeyi seviyorum ve anlatılması gereken önemli hikayelere hayat vermeyi seviyorum. İnsanların işimi takdir etmesini seviyorum, bu yüzden müzik besteleyerek yaşayabilirim. Sadece bir sanatçı olarak kalmaya devam etseydim hayatımı devam ettiremezdim, ancak bugün gayet iyi gidiyorum, müzik besteleyerek hayatımı devam ettirebiliyorum, filmler için müzik bestelemek bana para kazandırıyor. The White Birch de bana huzur veriyor ve umarım elbette bazı insanlar için de. -Sanırım The White Birch için artık beste yapmıyorsun. Seni durduran şey neydi? Ola Flottum: The White Birch'den asla vazgeçmeyeceğim, bu doğrudan vakit bulmakla ilgili. Son iki albüm arasında dokuz sene var, şimdiyse The Weight of Spring üzerinden üç yıl geçti. Birkaç şarkı yazdım ve bir sürü fikrim var, söz veriyorum daha fazla parça gelecek. -Her zaman en sevdiğim müzisyenlerin şu günlerde neler dinlediğini merak etmişimdir veya en sevdikleri müzisyenleri. Ola Flottum: Benim kesinlikle birçok favori grubum var, ancak bugün için Smog/Bill Callahan'ı seçerdim. Mutlaka dinlemelisin!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/tatlilarda-nordik-sadeligi/", "text": "Nordik ülkeler gösterişten uzak yaşam stilleriyle tüm dünyada hayranlıkla izlenen bir trend oluştururken, yeme-içme konusunda da sadeliklerini koruyorlar. Geleneksel Nordik tatlıları da bu sadeliğe dahil, oldukça minimalist, özellikle Fransa'nın albenili pastalarını veya Amerika'nın şeker deposu tatlılarını düşünecek olursak. Danimarka'da, Finlandiya'da, Norveç'te, İsveç'te ve İzlanda'da genellikle basit içerikleri kullanıp ortaya çok lezzetli ve ikon haline gelen tatlılar ortaya çıkarıyorlar. İsveç'in çok fazla değil, çok az değil, her şey dengeli mottosunu bütün tatlılarda görmek mümkün. Favori içerikler ise hep tarçın, vanilya ve kakule olmuş. Bu geleneğin kökeni Vikingler'in Miklagard baharatlarıyla karşılaşmasına dayanıyor. Baharatların yanı sıra, tatlı yapımlarında yaz aylarında taze yaz meyveleri kullanılırken, kış aylarında reçel, kurutulmuş veya dondurulmuş meyveler kullanılıyor. Kuzey'de tüketilen ekmekler de sadelikte dünya markası olacak nitelikte. Yoğun çavdarlı koyu renk ekmekleri tüketmeyi tercih eden İskandinav ülkeleri bu ekmek dilimlerinin üzerine tereyağı ve reçel sürerek bile birbirinden lezzetli tatlılar yaratabiliyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-annelie-st-revaler/", "text": "İsveçli sanatçı, yapımcı ANNELIE, analog tınıları, Casio synthleri ile analog tınıları harmanlıyor. Bir başka değiş ile pop kılığına girmiş ambient parçalar üretiyor. Son EP'si ile Avrupa turnesine çıkan ANNELIE şimdi yeni maceralar için hazır! 11 Mayıs'ta yayınlanan St. Revaler ile bu yaz adından bolca söz ettirecek olan ANNELIE şimdiden birçok festivale adını yazzdırdı bile! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-cezinando-ingen-lager-helvete-som-vi/", "text": "Norveç'te, hatta şu an tüm İskandinavya'da en çok konuşulan genç müzisyenler arasında Cezinando listenin başını çekiyor. Genç yaşına rağmen 22 yaşında yayımladığı dördüncü albümü Noen ganger og andre ile büyük yankı uyandıran Cezinando bu sene Spellemann'da Yılın En İyi Albümü ve Yılın En İyi Rap Sanatçısı ödülüne layık görüldü. NRK'nin ilgiyle takip edilen SKAM dizisinin soundtrackinde de Haper du har plass parçasıyla tanıdığımız müzisyen dur durak bilmeden yeni teklisi Ingen lager helvete som viyi yayımladı. Yeni parçasını dinler dinlemez Cezinando'nun kariyerinin nasıl daha da iyiye gideceğini fark etmemek elde değil. Daha şimdiden Lars Vaular gibi isimlerle anılmaya başlayan Cezinando, bu yaz festival sezonunda birçok büyük festivalde sahne alacak. Enerjisine enerji katan Cezinando, yeni teklisi ile daha enerjik bir şekilde müzik evrenine geri dönüş yapıyor. Dinamik vokallerin büyük yer kapladığı parça, yaz mevsimi için ideal tınıları barındırıyor. Ingen lager helvete som vi dans edilebilir, parlak ve dertsiz tasasız, loopa alacağımız güzellikte. Cezinando ile ilgili keşif yazımızı da buradan okuyabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-ep-amanda-delara-running-deep/", "text": "Norveç'in en heyecan verici sanatçılarından biri olan Amanda Delara'yı ilk defa by:Larm 2017'de keşfedip sizler ile paylaşmıştık. İlk teklisini de o dönemlerde yayınlayan Amanda, bugüne kadar yayınladığı birkaç parça ile milyonlarca kez dinlendi, sayısız playliste dahil edildi. Norveç'de birçok festivalde sahne alan Amanda Delara bu yıl da festival line-up'larının vazgeçilmez ismi olacak gibi duruyor. Kendi sözleri ile albümdeki şarkıların birçok farklı tema üzerine kurulu olduğunu söyleyen Amanda, EP'nin en önemli mesajının ise başkalarının sizden beklentilerine göre davranışlarınızı şekillendirmemeniz üzerine olduğunu belirtiyor. Daha önce yayınladığı, Türkiye'de de çok sevilen We Don't Run From Anyone ve Keep Your Dollars parçalarının da dahil olduğu beş şarkıdan oluşan Running Deep'teki tüm şarkılar Amanda için çok özel anlamlara sahip. Hatta sanatçı şarkılar ile ilgili tüm soruları ona Instagram üzerinden sorabileceğinizi de belirtmiş ? Instagram hesabına buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-havsun-pillow-ft-hanne-mjoen/", "text": "İskandinavya müzik sahnesinin en heyecan verici yeni isimlerinden olarak gösterilen HAVSUN, yıllarca müzik üzerine çalıştıktan sonra ilk solo projesi ile karşımızda. Norveç'te Universal Music ve Sigrid, dePresno, Aurora gibi isimlerden tanıdığımız Made Management ile birlikte çalışan 22 yaşındaki Havard Sundland, sahne ismi olarak isim ve soyisminin ilk üç harfinden oluşan HAVSUN'u seçmiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-mani-orrason-i-woke-up-waiting/", "text": "Tam üç sene önce Reykjavikli müzisyen Mani Orrason'dan büyük bir ilgiyle bahsetmiştik. İzlanda'nın en genç 'rockstar'ı diye tanımlayacağımız Mani Orrason yeni albümü I Woke up Waiting ile yeniden dinleyiciyle buluşuyor. Indie tınılarını buram buram hissettiğimiz bu albüm tam dokuz parçadan oluşuyor. Hafif counry tınılarını da barındıran I Woke up Waiting sözleriyle de bir noktada Amerikan country havasını yaşatmıyor değil. Always Remembered, I Am Hollow, Didn't Feel Love gibi parçalar da başarılı müzikal yapılarıyla oldukça dikkat çekiyor. Özellikle Avusturya, Almanya ve İsviçre'de çok dinlenen Mani Orrason'un çıkışını Iceland Airwaves'te yaptığını unutmamakta yarar var. Nitekim gelecek günlerde Mani'nin ismini çok duyacak gibiyiz. The Beatles, Bob Dylan, Neil Young gibi kült müzisyenlerin etkisini Orrason'un müziğinde direkt olarak hissetmek mümkün."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-pasha-park/", "text": "İran asıllı Norveçli rapçi Pasha'yı uzun zamandır takip ediyoruz, kariyer basamaklarını hızlıca tırmanan yetenekli müzisyen ikinci albümü PARK. ı dinleyiciyle buluşturuyor. İki sene önce Ukas Urort'da seçilen Pasha, nev-i şahsına münhasır tarzıyla herkesin akıllarında yer etti. Bu başarısıyla, 90'ların canlı ve nostaljik tınılarından etkilenen müzisyen Oslo'daki hip hop çevrelerinin yeni favori ismi oldu. Bugün ise NME, Highsnobiety gibi uluslararası platformlarda yer alan Pasha aynı zamanda NRK P3'de en çok çalınan müzisyenler arasında yer alıyor. Parkteatret, Slottsfjell, Skral, Oyafestivalen, By:Larm, Trondheim Calling gibi Norveç'in en önemli müzik festivallerinde sahne alan müzisyen artık 'kutlama', 'keyifli mod' gibi kelimelerin kanlı canlı örneği oldu. PARK. albümüyle yazın gelişini kutlayan yetenekli müzisyen emin adımlarla daha da büyük işler için yol alıyor, küçük sahnelerden büyük sahnelere doğru ilerleyen Pasha, Danimarka'yı da büyüsü altına almayı başardı. P. Y. G adlı teklisiyle Mayıs başında albümü müjdeleyen Pasha on üç parçalık albümüyle dinleyiciyi keyifli bir rap macerasına çıkarıyor. Prettyboi Bounce ve Blaze loopa alınan enerjik parçaların dinamiklerini barındırırken Woods ve Delorean ise albümdeki parça ve tür çeşitliğini simgeliyor. RebMoe, Soul Gem, Henrik The Artist, Jimi Somewhere'in Pasha'ya eşlik ettiği albüme katkıda bulunan birçok yetenekli müzisyen yer alıyor. Çok geç olmadan radarınıza Pasha'yı almanın yararı var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-sjur-rich-famous-isac-elliot/", "text": "Tüm dünya artık İskandinavya'dan çıkan dev elektronik müzik isimlerine alışık. Son yıllarda en çok dinlenen elektronik müziklerin çoğunun arkasında Nordik bir DJ ya da yapımcıyı görüyoruz. Şimdi bu isimlere Norveç'ten bir yenisi daha ekleniyor; SJUR. İlk defa 2016'da Billboard'ın kendisini yazması ile başlayan heyecan verici global kariyeri bugün Finlandiyalı sanatçı Isac Elliot ile güçlerini birleştirdikleri parçaları Rich and Famous ile hızlanıyor! Her şey başlamadan önce aslında Norveç'teki minik bir köy olan Sandane'de mühendislik yapan SJUR'ün şarkıları Kygo, Alan Walker gibi isimler tarafından sahnede çalındı, Hype Machine'de üç kere 1 numara oldu. Hazır yaz da yaklaşıyorken, bu parçayı Türkiye dahil dünyanın neresine gidersek gidelim partilerde sık sık duyacağımız kesin!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/05/yeni-video-sigrid-high-five/", "text": "Nordik müzik dünyasının yıldızı, nitekim İngiltere ve ABD gibi büyük müzik endüstrilerinin de göz bebeği: Sigrid. 2017'nin ilk yarısında yayımladığı Don't Kill My Vibe adlı parçasıyla iki gün içerisinde neredeyse 2 milyon stream aldı. Sigrid, o zamandan beri kariyerinde emin adımlarla ilerliyor. Coachella, SXSW dahil olmak üzere birçok büyük müzik festivalinde sahne alma fırsatı elde etti. Ayrıca BBC'nin Music Sound of 2018 ini kazandı. Herhalde bir sene içerisinde kariyerinde böylesine önemli kırılma noktaları yaşayan nadir isimlerden biri. Hatta geçtiğimiz Aralık ayında Nobel Barış Ödülleri'nde de inanılmaz bir performansa imza attı. Sigrid, şimdi dördüncü EP'si Rawı müjdelerken High Five müzik videosuyla sevenlerini daha da mutlu ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/12312/", "text": "Nordik Simit takipçilerinin çok sevdiği İsveçli ikili NORDIK SONAR geri döndü! 80'lerin ışıltılı ikonları Prince, George Michael ve ABBA'dan etkilenerek ürettikleri elektronik pop/ dans şarkıları ile geçtiğimiz yıllarda yaz playlistlerinde sıkça karşılaştığımız ikili, yeni teklileri Machine ile yaza merhaba diyor. Birçoğunuz kendilerini Instagram hesabımızda yaptıkları canlı yayın sırasında Sertap Erener'in Eurovision parçası Everyway That I Can'i coverladıklarında ilk defa tanışmıştınız, o günden beri dünyada en büyük hayran kitleleri de Türkiye'de! Her şarkılarında farklı bir hikaye anlatan ikili Machine ile, Stockholm'ün aksine betonla kaplı distopik bir metropolise yolculuk etmiş. Şehirde tekrar eden aktiviteler ile makineleşen insanlığa değinen ikili Instagram'da verdiğimiz pozlardan, sabah uyanıp aynı saatte dişlerimizi fırçalamamıza kadar ne kadar makineleştiğimizi anlatıyor. İkilinin desteğinize ihtiyacı var! Şarkılarını kendileri yazıp, kaydeden ikilinin seslerini daha fazla insana duyurması için Instagram'dan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/album-orvar-smarason-light-is-liquid/", "text": "İzlanda'nın müzik dünyasına en değerli armağanlarından mum ekibinin kurucu üyelerinden Örvar Smarason uzun soluklu müzik kariyerini solo projesiyle de zenginleştiriyor. Soley ve Sin Fang ile çıkardığı albüm Team Dreams ile kariyerinde yeni bir döneme giren müzisyen, şimdi de ilk uzunçaları Light Is Liquidi dinleyiciyle buluşturuyor. Müzisyen, hayal kurduran, indie ve elektronik tınılarla oldukça dinlenesi bir albüme imza atmış. mum'un yanı sıra daha hareketli ve dans tempoları içeren albüm Örvar Smarason'un kariyerinde bir dönüm noktası niteliğinde. Sin Fang'in miksajını yaptığı albümde ayrıca Soley, JFDR ve Sillus da müzisyene büyülü vokalleriyle eşlik ediyor. Smarason'un vokallerinden bahsetmek gerekirse kendi vokallerini adeta bir bilgisayar konuşuyormuş gibi yapıyor, bunun nedeni ise müzisyenin kendi sesini duymaktan hoşlanmaması. Albümde öne çıkan parçalar arasında Photoelectric, Burning Curtains ve Tiny Moon yer alıyor. Deneysel müzikten hoşlanan dinleyici için Light Is Liquid senenin şimdiden en iyi albümleri arasında alıyor ve dinleyiciyi tatmin ediyor. Dileriz ki Örvar Smarason solo kariyerine biraz daha odaklanır. Son olarak Light Is Liquidi bir noktada Team Dreamse benzetebiliriz, nitekim müzisyen iki projesi için yazdığı parçaları da aynı dönemde bestelemiş, bu nedenle müzikal anlamda benzerlikler söz konusu. Ancak bu rahatsız edici bir durum değil."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/de-gronne-slagtere/", "text": "İskandinav Sineması'nın, özellikle de İsveç Sineması'nın, önemli bir payına sahip olan kara-mizah filmleri türlü örnekleriyle birçok insanın gönlünü fethetmiştir. Biz de bugün Danimarka'nın küçük bir kasabasında geçen The Green Butchers filmi ile sizleri tanıştırmak istiyoruz. Danimarkalı yönetmen ve yazar olan Anders Thomas Jensen'in 2003 yılında seyirciyle buluşturduğu filmin başrollerinde özellikle Hannibal dizisinden tanıdığımız ve Jensen'in her filminde gördüğümüz vazgeçilmez oyuncu Mads Mikkelsen ve Nikolaj Lie Kaas var. 46 yıllık hayatına henüz sadece dört uzun metraj film sığdıran Jensen, yazarlığıyla adını defalarca iyi işlerle duyurmuştur. Fakat bir o kadar da onun yönetmenliğe ağırlık vermesini dileyen azımsanmayacak bir hayran kitlesi vardır. Patronlarının kibrinden bıkmış, kasap dükkanında çalışan Svend ve Bjorne artık kendi kasap dükkanlarını açmak istemektedirler. Fakat bunun için feda etmeleri gereken şeyler vardır, Svend için bu sadece evini ipotek ettirmek iken, Bjorne için 7 yıldır bitkisel hayatta olan ikiz kardeşi Eigil'ın yaşamına son vererek mirasın kendisine geçmesini sağlamaktır. Hayatı ölüm ve yaşam arasında keskin çizgide giden Bjorne'ün problemlerden kaçan sakin bir yapısı vardır, öyle ki geçmişi yüzleşmek istemediği yaralarla doludur. Svend ise sürekli terlediği için çocukluğundan bu yana sosyal ortamlarda hep alay konusu olmuştur, bu durum onu hırslı bir insan olmaya sürüklemiştir. Bu hırsı yeni açtıkları kasap dükkanlarının başarısız olmasına asla göz yummayacaktır. Svend'in başına gelen talihsiz bir kaza ve ondan ayrılan sevgilisi, onu psikolojik olarak dağıtmıştır. Kasaba gelen ilk müşterisi eski patronudur ve Svend bu başarısızlıkları artık kaldıramayacak gibidir. Tüm bu olumsuzluklar aslında büyük bir başarıyı doğuracaktır. Tüm yerel kanallar onunla röportaj yapmak isteyecek ve kapısında uzun kuyruklar oluşacaktır. Peki sırrı nedir? Filmi oldukça ilginç kılan kısmı ise buradadır. Absürt komedi, dram, kara mizah unsurlarıyla filmin akışı oldukça hızlıdır, fakat bir noktada tesadüfi durumlarla dolu olay örgüsü filmi biraz zorlama bir duruma sokar. İçinde barındırdığı mezarlık, mezbaha, sanatoryum gibi ölüm motiflerine rağmen, bu denli seyirciyi güldürebilmek, karanlık havadan uzak bir film sunabilmek Jensen'in kendi tarzını oluşturmasında çok etkilidir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/haftanin-nordikleri-1-8-haziran/", "text": "Her cuma birçok farklı türde müziğini ihraç eden müzisyenler ve müzik grupları yeni parçalarını yayımlıyor ve dinleyiciyle buluşturuyor. Biz de artık Haftanın Nordikleri serisi altında her hafta yayımlanan yeni nordik parçaları sizlerle paylaşıyor olacağız. Çok sevdiğimiz Olafur Arnalds, 24 Ağustos'ta yayımlanacak re:member adlı albümünü ikinci teklisi unfold ile müjdeliyor. Norveç'in belki de yeni gruplarından, taptaze yeteneklerden oluşan UNDERGRUNN ikinci teklisi Bedre enn deg ile Oslo'nun hip-hop çevrelerinde en çok konuşulan isimlerden olacak gibi gözüküyor. Aralık ayında yayımladığı The Great Plains adlı yedinci solo albümünden sonra Thomas Dybdahl dur durak demeden yeni parçalar bestelemeye devam ediyor. Can I Have It All ufuktaki yeni albümü müjdeliyor. İsveç'in en genç müzisyenlerinden Elias yayımladığı üçüncü teklisi No Deeper We Can Fall ile 15 Haziran'da yayımlayacağı Entwined adlı yeni uzunçalarını müjdeliyor. Bergen'in en gözde rapçilerinden Eirik Aas'ın Min tid parçası, yetenekli yapımcı Niilas'ın remixiyle oldukça farklı bir yapıya bürünüyor. İsveçli ikizler Miranda Kilbey- Jansson ve Elektra Kilbey-Jansson'dan oluşan Say Lou Lou, iki sene süren büyük sessizliğini Ana adlı teklisi ile sonlandırıyor. 2000'li yılların tınılarını barındıran bu parça, ufuktaki albümün Say Lou Lou'nun diğer işlerine göre farklı bir tarzda olduğuna dair ipuçları veriyor. Skam'ın playlistinde Si Ingenting parçasıyla geniş kitlelere ismini duyuran Kamelen Ho E Fin teklisiyle müzik alemine geri dönüş yaptı. Fy Faen parçasıyla bu sene Spellemann Ödülleri'nde Yılın En İyi Parçası ödülünü kazanan Hkeem, Amor parçasıyla yaz festival sezonuna hazır gibi gözüküyor. İlk albümü Baltus ile kalbimizde taht kuran Gundelach Slo Rock adlı parçasının remix versiyonu için genç yetenek Niilas ile iş birliği yapmış. Bir taşta iki kuş buna denir herhalde."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/kesif-bendik-hk/", "text": "Bendik Hovik Kjeldsberg veya sahne ismiyle Bendik HK, şu günlerde Oslo elektronik müzik sahnesinin en heyecan verici isimleri arasında yer alıyor. Davulcu, besteci ve yapımcı kimliğiyle tanınan müzisyen kariyerine birbirinden farklı projeleri sığdırabiliyor. Bendik HK, aynı zamanda 2010'dan bu yana Bendik, Ivan Ave, Marit Larsen ve Pantha Du Prince ile turluyor. Ayrıca 2015'ten beri de Gundelach ile birlikte çalıyor. Elektronikler ve davul konusunda kendi güvenli alanını yaratan müzisyen kendi solo projesini de bu iki parametre ile oluşturmaya karar verdi. Kompozisyonlarını saf elektronik müzik synthesizerları ile oluşturan Bendik HK, kaykay parçaları ve şehir ambiyansını yansıtan bir konsept yarattı. Tiyatro, kısa filmler, dans ve sahne performansları için besteler yapan müzisyen hakkında şu an elimizde çok bir bilgi yok. Sadece Bendik HK'nın Oslo sahnesinin hem popüler hem de bir o kadar yeraltı fenomeni olarak kabul görmesine rağmen ileride nordik elektronik sahnesinin aranan isimleri arasında yer alacağını biliyoruz. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/konser-einar-stray-orchestra/", "text": "Norveç'in en demokratik ve en indie orkestrası Einar Stray Orchestra şu günlerde Avrupa'yı turluyor. 2017'nin Şubat ayında yayımladığı ikinci albümü Dear Bigotrynin ardından yeraltı fenomeni olmanın dışına çıkan grup kariyerinde bir dönüm noktası yaşadı. Almanya, Çin, İtalya, Portekiz, Avusturya gibi ülkelerde Norveç'e kıyasla daha büyük bir dinleyici kitlesine sahip olan grup, en sevimli indie pop grupları arasında kabul ediliyor. 2006'dan beri aktif olarak kendi müziğini icra eden grup, müzikal tarzını yaratırken Goodspeed You! Black Emperor, Sufjan Stevens, Jonsi gibi müzisyenlerden de etkilenmiş. Organik, hareketli, biraz indie biraz da klasik tınılara sahip Einar Stray Orchestra, aynı zamanda Norveç'in en bilindik indie gruplarından Team Me ekibinden Marius ile birlikte çalışıyor. Piyano, çello ve kemanın domine ettiği müzikte, bu enstrümanların birbiriyle uyumlu birlikteliğinden keyifli doğaçlamalar da ortaya çıkıyor. Bu nedenle Einar Stray Orchestra'nın konser kayıtlarını izlemek ve stüdyo kayıtlarını dinlemek arasında büyük bir farklılık da oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/reprise/", "text": "Joachim Trier'in ilk uzun metrajı, 2006 yapımı Reprise hayatı anlama ve başarıya aç iki dostun henüz yetişkinleşmemiş hayatlarını anlatır. Sürekli kitap okuyan ve yazı denemeleri yapan Erik ve Philip, kendi kitaplarını yazmak ve iyi bir yazar olmak isterler. Adeta Arthur Rimbaud edasına sahip olan iki arkadaş, birbirlerinden destek alarak bu hayallerini gerçekleştirmeye çalışırlar. Durmadan yayın evleriyle görüşen Erik, her seferinde olumsuz yanıt alır. Öte yandan Philip, gizemli bir şekilde bir gecede ünlü bir yazar olarak ortaya çıkar. Genç ruhların kendisini gerçekleştirme hikayesi olan Reprise aynı zamanda bir olgunlaşma hikayesidir de. Yönetmen Joachim Trier'in de kendisinden parçalar bulabileceğimiz film 2007 İstanbul Film Festivali'nde de en iyi film seçilerek Altın Lale kazanmıştır. Erik ve Philip'in yazar olma idealinden başlayan film ve birçok sıçramayla ikilinin arkadaşlığını ve hayatlarını merkeze almaktadır. Hızlı ve etkili bir kurgu ile bu sıçramaları gösteren yönetmen, daha filmin beşinci dakikasından kurgunun ne denli önemli olduğunun sinyalini vermektedir. Başlarda Philip için her şey iyi giderken filmin ikinci bölümünde her şey Erik için iyi gitmeye başlar. İzleyici nefes nefese bu ikili arasındaki sessiz yarışın en sonunda ne noktaya geleceğini merak eder, nitekim Erik ve Philip'in arkadaşlığında kırılma anları gelmektedir. Filmin açılış sahnesinin oldukça basit ama bir o kadar da felsefi bir sahne olduğunu söylemek mümkün. Philip ve Erik, heyecan içinde ilk taslaklarını yayınevlerine göndermenin heyecanını yaşarlar. Özellikle Erik özgüven sorunları yaşamaktadır. İkili arasında geçen diyaloglar gerçekten filmin en başarılı anlarından birisidir. Philip: Evet durdum, ama tekrar yürüyebilirim. Philip: Hadi, bitirelim şu işi. İşte her şey şu anda başlıyor. Joachim Trier'in entelektüel birikimini ve hayata bakışını yarattığı karakterler ve film evreninden anlamak oldukça kolaydır. Yönetmen felsefeye, Ludvig Wittgenstein'a, Martin Heidegger'a, müziğe, Joy Division'a, The Smiths'e, edebiyata, Charles Baudelaire'e, Tor Ulven'e referanslar vermektedir. İzleyici bir Trier filmi izlediğinde entelektüel olarak dolduğunu ve tatmin olduğunu hisseder. Trier'in karakterleri de hep entelektüel, akademik, edebiyatla ilgilenen ve aynı zamanda varoluşsal problemleri olan karakterlerdir. Yönetmenin dört filminde de ana karakterlerin hepsi aynı özellikleri taşımaktadır. Reprise hakkında yönetmenin filme kendi enerjisini ve romantizmini yansıttığını görmekle birlikte film; hayata, arkadaşlığa, aşka, hayallere dair de önemli dersler vermektedir. Her ne kadar bütün bunları oldukça depresif bir dille yansıtsa da bu mesajlar bazen melankolinin ardında saklanmaktadır. Joachim Trier'in ilk uzun metrajı olmasına rağmen Reprise'nin oldukça başarılı bir senaryoya sahip olduğunu söyleyebiliriz. İskandinav filmlerinin ana temalarından olan bireysellik, melankoli, varoluşsal sorunlar, depresyon, toplumdan kopuş; bu konuların hepsi Reprise'de hayat bulmaktadır. Nitekim Reprise son dönem İskandinav sinemasının da en değerli filmlerinden biridir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/sleep-party-people-4th-drawer-down-the-mind-still-travels/", "text": "Danimarka topraklarından çıkan belki de en çılgın, en nev-i şahsına münhasır müzik grubu Sleep Party People, Haziran 2017'de yayımladığı Lingering albümünden sonra tam gaz dünya turnesine başlamıştı. Grubun diskografisinde oldukça önemli bir yere sahip olan bu albüm, içerisindeki parçalarla da Sleep Party People'ın en akılda kalıcı ve en sevilen şarkılarını bir araya getirdi. Lingeringin yayımlanmasından tam bir sene sonra grubun kurucusu ve vokalisti Brian Batz yayımladığı iki yeni teklisiyle ufukta yeni bir albümün göründüğünü müjdeliyor. The Mind Still Travels ve 4th Drawer Down adlı teklileriyle daha soft tınılar arasında gidip gelen Sleep Party People, üretim esnasında yaz mevsiminin dinamiklerini de dikkate almış olsa gerek. 4th Drawer Down için enstrümantal bir parça olmasının yanı sıra daha melankolik ve tuşlu çalgıların daha ön planda olduğunu söyleyebiliriz. The Mind Still Travels ise Brian Batz'ın hayalperest vokalleriyle ve perküsyonlarla mükemmel bir uyum içerisinde. The Mind Still Travels daha hareketli bir parça olmasının yanında müzikal alt yapı olarak da daha zengin. Dream-pop ve shoegaze'i iliklerimize kadar hissettiğimiz iki parça da Sleep Party People'ın gelecek albümü için dinleyiciyi şimdiden heyecanlandırdı bile. Nitekim Brian Batz bunca yıldır dinleyiciye karanlık tarafını göstermişti, ancak yeni albümünde aydınlık tarafına dair ipuçları verecek gibi gözüküyor. Ayrıca teklilerin kapak görüntüleri de bir o kadar orijinal."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/video-ponette-hours/", "text": "Ponette, elektronik tınıları grunge tarzıyla harmanlayarak, akılda kalıcı ve karanlık tarzıyla son zamanlarda oldukça dikkat çekiyor. Oslo'nun yeraltı kültürünün bir parçası olan grup küçük mekanlarda verdiği konserlerle tanınmaya başladı ve Oyafestivalen'ın kulüp gecelerinde, Trondheim Calling ve by:Larm'da sahne aldı. Röyksopp ile benzer tınıları barındıran Ponette, bu senenin dikkat edilmesi gereken isimleri arasında yer alıyor. Ayrıca Ponette bu sene NRKP3'te inovatif tınıları ve tazeleyici anlatımıyla Haftanın Grubu olarak ödüllendirildi. Yeni teklisi Hours ile elektronik ses manzaraları keşfeden grup, minimalist davul makineleriyle hipnoz edici synthleriyle sert bir parçaya imza atıyor. Karanlık ve dramatik bir atmosfer sunan Hours oldukça cazip ve oldukça nevrotik bir parça. Marius Aaserud ve Ben Olsen Johnsgard tarafından düşük kaliteli kameralarla çekilen müzik video evlerde ne olup bittiğini 'stalker' bir edayla yansıtıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/virkeligin-bodo-rehberi/", "text": "Tobias, Emil, Sondre ve Erlend'den oluşan Virkelig, Norveç'teki bağımsız müzik sahnesinin gelecek vaad eden müzik grupları arasında yer alıyor. Şiirsel anlatımıyla dikkatleri üzerine çeken grup Norveççe indie tınılı parçalara imza atıyor. 17 yaşında kendi müzik grubunu kurup şimdiden büyük bir yol kat eden Virkelig, Norveç usulü genç bir rockstar grubu. Ayrıca Virkelig, 31 Ağustos'ta ilk albümü Lykke til i liveti yayımlayacak. Bjork dünyadaki en iyi pizzayı yapıyor, özellikle 12 numaralı pizzayı -Carne- kesinlikle denemelisiniz. Scandic Havet içindeki Roast adlı restoran inanılmaz manzarasıyla bir şeyler içmek için ideal. Çok içki içen birisi değilim ama şehirdeki en iyi kırmızı şarabı servis ettiklerini söyleyebilirim. Dans becerilerim gerçekten kötü ama Dama Di dans ettiğim tek mekan. Geçen sonbahar Hajk'ın harika bir konserinde dans etmiştim. Dama Di'de gerçekten çok iyi insanlar var ve konser vermek için son derece eğlenceli bir mekan. Babam Parkenfestivalen adlı yerel bir festival organize ediyor, Bodo'nün Nick Cave, 50 Cent, Chris Cornell gibi uluslararası müzisyenleri ağırladığı bir festivalinin olması çok iyi. Şu günlerde dünyadaki en iyi grubu -Death Cab For Cutie- getirmelerini umut ediyorum. Kesinlikle Nordsia. Finnkonakken, Steigtind and Litjtind de etrafınızı çevreliyor. Bodo'de maalesef bir plak dükkanı yok. Hiç şüphesiz New man store. Dükkanın sahibi Espen ile de mutlaka sohbet etmelisiniz, dünyadaki en iyi insanlardan biri. Tüm ilk buluşmalarım grubumun çalışma odasında oldu ve bugüne kadar flört ettiğim hiçbir kız benimle birlikte olmadı. Bu yüzden Scandic Havet'teki Roast'ı önermem daha mantıklı olur. Bodomarka ve grubumun çalışma odası, evet. Daha çocukken ilk dışarı çıktığım akşam doğanın ortasında, Almenningelva'da kalmıştım. O zamandan beri oraya gitmeyi çok seviyorum. Skarvannet. Buraya ulaşmak için neredeyse üç saatlik bir yürüyüş parkurundan geçmek gerekiyor ama gerçekten olağanüstü bir yolculuk."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/yeni-elias-tearing-down-the-walls/", "text": "İsveç'in en genç müzisyenlerinden Elias ilk albümü Warcryı yayımladığı gün itibariyle bir yıldız gibi doğdu. 'Revolution' ve 'Northern Lights' parçalarıyla müzik dünyasında kendisine yer edinen Elias, şimdi Tearing Down The Walls teklisiyle yeni uzunçaları Entwinedı müjdeliyor. Paul Epworth ve HYENA ile şarkı sözlerini yazdığı parça, insanların, ülkelerin, dinlerin ve etnik kimliklerin birbirini çevreleyen duvarlar örmesiyle ilgili. Şarkı; tüm toplumlar ve bireyler için bu duvarların, dünya ve kendimizle uyum içinde yaşamak için yıkılması gerektiğini vurguluyor. Müzikal olarak oldukça cazip tınılara sahip olan parça, Elias'ın kendine özgü vokalleriyle daha da çarpıcı bir forma bürünüyor. Tearing Down The Walls çalışanın ruhunu, işçi sınıfının protesto şarkısını, günümüzün nesline dalmış olan dans müziğinin canlı enerjisini üstlenirken verdiği mesajla türdeşlerine kıyasla farklı bir yere sahip. Pek çok açıdan bu sınırların parçalanması kuşaklar arasında, kültürler arasında ve müzik tarzları arasında oluyor, en sonunda ise özgürlüğe kaçış söz konusu. Elias kendi müziğinde özgürlüğü bulduğunu dile getiriyor. Elias'ın 15 Haziranda yayımlayacağı ilk uzunçaları Entwined üç senelik uzun bir çalışmanın sonucu. Müzisyenin ilk teklisi 'Revolution'dan 'Entwined'a olan süreç ise bir yolculuk tadında. Albüm, farklı tarzların güçlü bir kolajı olarak ortaya çıkıyor ve Elias'ın imzası ve yüksek oktanlı dansı parçayı daha da cazip kılıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/yeni-emma-jensen-rush/", "text": "Daha önce yayınladığı başarılı parçalardan sonra 2018 boyunca müziğini geliştirmek için Los Angeles, Londra, Stockholm ve evi Oslo arasında mekik dokuyan Emma, uzun bir süredir en sevdiğim şarkım dediği Rush'ı uzun ve detaylı çalışmalar sonrasında ancak bugün yayınladı. Önümüzdeki günlerde H&M Loves Music Festivali'nin headliner'ı olarak sahne alacak Emma, Oslo'nun hemen dışında, Johnny Cash, Emmylou Harris, Katie Melua gibi birçok müzisyenin şarkıları ile büyümüş. Aynı zamanda keman ve piyano çalan Emma henüz 14 yaşındayken ilk şarkılarını yazmaya başlamış. Onu diğer sanatçılarından ayıran en önemli özelliği ise ilk şarkılarını YouTube'dan nasıl yapılır videoları izleyerek Aynı zamanda keman çalıyor ve şarkı söylüyordu. 14 yaşında şarkılar yazmaya başladı ve birkaç yıl sonra üretmeye başladı ve YouTube'dan her şeyi öğrenmeye başladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/yeni-hanne-mjoen-jimi-somewhere-fall-down/", "text": "Son dönemde İskandinavya'da hatta özellikle Norveç'te yükselen pop ve rap müziği bir süredir takip ediyorduk. Hanne Mjoen ve Jimi Somewhere de bu iki müzik türünün sessiz sedasız yükselen iki ismi. Bu sefer ilk olarak geçtiğimiz yıl bir apartman boşluğunda dinlediğimiz Jimi Somewhere ve bu yıl Oslo'da üst üste iki konser veren Hanne Mjoen güçlerini birleştirmiş ve ortaya tam istediğimiz bir sentez çıkmış. Kendine has ses tonu, harekete geçiren melodileri ile Spotify'da sayısız playliste konuk olan Hanne Mjoen'ı birçoğunuz bol bol paylaştığımız Vanilla ile tanıyorsunuz aslında. Eğer Vanilla'yı bir kelime ile tarif etmemiz gerekseydi cazibeli demek çok doğru olurdu. Soğuk kış aylarında bestelenen Fall Down için ise beklediğimiz sıcak havaları düşününce serinletici diyebiliriz. Fall Down'ı aşağıdan dinleyebilir ve tüm çalma listelerinize ekleyebilirsiniz! Ayrıca Norveç'te günlük hayat nasılmış diye merak ediyorsanız, Hanne'yi Instagram'dan takip edebilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/06/yeni-sigrid-focus-demo/", "text": "Norveç'in en genç ve en havalı pop yıldızı Sigrid oldukça agresif bir tarz yakalıyor. Umarım insanları korkutmuyorumdur diye gülen genç yetenek, Don't Kill My Vibe adlı EP'siyle ismini denizaşırı topraklarda duyurmayı başardı. Avustralya'da bile turneye çıkan Sigrid, İngiltere ve ABD'deki büyük plak şirketleriyle çalışmaya başladı. Kısa süre içinde kariyer basamaklarını emin adımlarla tırmanan Sigrid en büyük müzik festivallerinde sahne alma şansını da yakaladı. Bu sene Coachella, SXSW gibi büyük festivallerde dinleyiciyle buluşan Sigrid son teklisi Focus ile yeni parçaların geleceğini müjdeliyor. Böylesine hızlı bir şekilde yükselişe geçen Sigrid, Focus parçasıyla geçmişi yad ediyor ve 17 yaşındayken yazdığı bu parçayı yayımlamaya karar vermiş. Sadece bir denemede kaydedilen Focus'un yayımlanan bu hali sadece demo versiyonu; yine de Sigrid'in vokalleri oldukça güçlü ve büyüleyici. Aynı zamanda parçaya Moth Studio tarafından hazırlanan renkli ve eğlenceli bir animasyon da eşlik ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/07/vinjerock-2018-basliyor/", "text": "Festivaller artık izlenen gruplar dışında sunduğu deneyimlerle de birbirinden ayrılıyor. Son yıllarda özellikle Norveç'te doğa ile iç içe müzik festivallerinden en çok ilgi görenlerinden birisi de Vinjerock! Her yıl biletlerinin satışa çıktığı an tükendiği Vinjerock'a bu yıl ben de gitme şansı elde ettim. Sosyal medyadan ve buradan bol bol festivali sizler ile paylaşacağım ama öncesinde Vinjerock nasıl bir festivaldir? yazısı yayınlamak istedim. 1030 metre yükseklikte, Jotunheimen dağlarında Eidsbugarden'de düzenlenen festivalin alanı bugüne kadar gördüğüm en güzel festival alanlarından birisi olabilir. Aşağıdaki gölün kenarında düzenlenen festival sadece lokasyonu ile öne çıkmıyor. Gündüzleri doğa aktiviteleri, kurslar, atölyeler derken geceleri ise müziğe doyuyorsunuz. Eğer sıkı bir Nordik Simit takipçisi iseniz, bol bol paylaştığımız isimler bu yıl Vinjerock'ta bir araya geliyor! ARY, Cezinando, Fay Wildhagen, LÜT, Pasha, Silja Sol, Slotface ve Silvana Imam gibi çok sevdiğimiz isimleri izleme şansı elde edeceğimiz Vinjerock bu yıl çok keyifli geçecek gibi gözüküyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/07/vinjerock-2018-nasil-gecti-seneye-nasil-gideriz/", "text": "Daha önceki yazımda Vinjerock'tan biraz bahsetmiştim. Festival boyunca sosyal medyadan da bol bol paylaşım yaptım ama bunları daha önce görmeyenler için minik bir özet ile başlayalım. Vinjerock, 12 yıldır Norveç'in en güzel milli parklarından birinde gerçekleşen müzik ve doğayı bir araya getiren bir festival. Biletlerinin satışa çıktıktan 3 dakika içinde tükenmesi ile meşhur olan bu festival sadece lokasyonu ile öne çıkmıyor. Gündüzleri doğa aktiviteleri, kurslar, atölyeler derken geceleri ise müziğe doyuyorsunuz. Bu yazı boyunca hem festival deneyimimi hem de bana gelen sorulardan yola çıkarak merak edilenleri toparlamaya çalışacağım. Festival, eğer Nordik mitolojisine biraz ilginiz varsa adını mutlaka duymuş olacağınız Jotunheimen dağlarında düzenleniyor. Festival alanı 1060 metre yükseklikte, kocaman bir gölün kenarında. Çevresi ise 2600 metre yüksekliğe kadar çıkan dağlarla çevrili. Norveç'te doğanın ortasında müzik festivali yapmak bu sıralar çok popüler ama müzik ve doğa sporlarını bir araya getiren bildiğim başka bir festival yok. Festivale bu yıl 700'ün üzerinde gönüllü ile birlikte toplamda 4000 kişi katılmış. Öncelikle nasıl gidilir ile başlayalım. Festival dağlarda olduğu için ulaşım zor olabilir diye düşünmüştüm ama Norveç'in büyük şehirlerinden festival alanına direkt otobüsler kalkıyor. Molalar ile birlikte yol Oslo'dan yaklaşık 5 saat sürüyor. Festival otobüsü dışında bölgesel otobüsler ile belirli bölgelere kadar gelip oradan kalkan servisleri de kullanabilirsiniz. Ayrıca Facebook gruplarında arabayla giden birilerini bulup onlara yanlayan, festivale yürüyerek gelen 😀 ya da bisiklet ile gelen kişiler de vardı. Kendi arabanız ile gelirseniz arabayı 30 dakika uzaklıktaki bir otoparka bırakmak zorundasınız. Oradan ise festival servisleri ile alana gelebilirsiniz. Yukarıda da dediğim gibi festivale bilet almak biraz zor. Biletlerin satışa çıkacağı gün ve saat önceden söyleniyor, o an geldiğinde herkes sisteme saldırıyor ama sepete ekle diyene kadar biletler tükeniyormuş 🙂 Bilet alamazsanız yine Facebook gruplarında yardım arayabilirsiniz ama işini garantiye almak isteyenler genelde festivalde gönüllülük yaparak festival bileti hakkı kazanıyor. Çok hızlı davranıp bilet almak isterseniz de bu yıl biletler 2080 Norveç Kronu yani yaklaşık 1250 liraydı. Ben festivale basın olarak girmiştim fakat böyle bir festivalde hiç gönüllülük yapmadığım ve çok merak ettiğim için gönüllülüğü denemek istedim. Yetkili birilerine sorduğumda aklımızda, iş çıkarsa haber veririz dediler. Sonra beklediğim mesaj geldi, 2 vardiyada eksik varmış. Bana verilen görev çöp toplama oldu ama katılan herkes doğasever olduğu ve herkes çöplerini zaten geri dönüşüm için ayırdığı için yerde toplayacak çok çöp yoktu 🙂 Hem festivalin bir parçası olduğum, hem de daha fazla insanla tanışmama vesile olduğu için gönüllülüğü kesinlikle öneririm. Eğer seneye gelebilirsem muhtemelen yine gönüllü olmak için başvururum. Norveççe bilmediğim için sorun olabileceğini düşünmüştüm ama herkes çok iyi İngilizce bildiği için iletişim konusunda bir problemle karşılaşmadım. Bilet alamadınız, gönüllü de olamadınız ama hala gelmek istiyorsanız gelebilirsiniz 🙂 Çadır alanına gelip, çadırınızı kurabilirsiniz. Sadece konserleri dinlemek için festival alanına giriş yapamazsınız ama yine de çok güzel bir festival deneyimi geçirebilirsiniz. Aman Norveç, aman kuzey diyip çadırda kalmak zor olur diye düşünüyorsanız yaz aylarında Norveç o kadar da soğuk değil 🙂 Bu yıl çok sıcak olduğu için bölgedeki bir tür bitki kurumuş, o yüzden normalde çadır alanında kamp ateşi/ kamp ocağı yakılabiliyorken bu yıl yasaklamışlar. Onun yerine göl kenarında kamp ocağı kullanabileceğiniz bir alan düzenlenmişti. Ayrıca aynı bölgede gün boyunca sıcak su servisi ve herkesin kullanması için yakılan büyük barbeküler de vardı. Ama yine de soğuğa hazırlıklı olmak lazım. Kamp için kalın bir mat, 10 derece ya da daha soğuklar için uyku tulumu ve fener şart. Katılımcıların çoğu da çadırda kalıyor fakat festival alanının yanında Norveç Yürüyüş Birliği 'nin konaklama tesisi ve özel bir de otel var. Ama gerçek festival deneyimi için çadır getirmek şart. Çadır getirmek ve otelde kalmak istemiyorsanız çok sınırlı miktarda festival tarafından hazırlanan VIP çadırlar da var 🙂 Daha önce kamp deneyiminiz yoksa da çekinmeden gelip kamp yapabilirsiniz. Çadır alanı o kadar büyük ve güzel ki festival yerine çadır alanında takılmak için gelenler bile var. Bir araya gelip kendi minik festivallerini düzenleyen, dj getiren çadırcılar bile vardı. Onlar olmasa bile çadır alanının her köşesinde başka bir parti oluyor. Çadır alanına kendi yiyecek ve içeceklerinizi getirebiliyorsunuz. Zaten yakınlarda market ya da şehir olmadığı için getirmek en doğru karar 🙂 Çadır alanının çoğu yerinden minik akarsular geçiyor. Bozulacak yiyecekler ve soğutulacak içecekler için bu akarsular buzdolabı görevi görüyor. Aynı zamanda çevredeki şelaleler de serinlemek için birebir. Tuvaletlerin hepsi portatif ama genelde hepsi çok temiz ve gönüllüler sağ olsun tuvalet kağıdı hiç bitmiyor 🙂 Duş için ise doğal suları tercih etmiyorsanız DNT'nin duşlarını kullanabiliyorsunuz. Festival katılımcıları genellikle Norveçli, biraz da komşu İsveç'ten gelenler var 🙂 O yüzden çıkan gruplar da çok lokal isimler ama Nordik Simit okuyorsanız bu isimler ile mutlaka daha önce karşılaşmışsınızdır. Örneğin bu yıl festivalde ARY, Cezinando, Fay Wildhagen, Pasha, Silja Sol, Slotface ve Silvana Imam gibi burada bol bol paylaştığımız ya da çalma listelerine mutlaka eklediğimiz isimler vardı. Fesitvalin favori ismi Fay Wildhagen oldu. 2015'te albüm çıkarmasına rağmen bu yıl yavaş yavaş kendini gösteren Fay'i ilk defa by:Larm'da izlemiştim. Orada çok sevmiştim ama Vinjerock'taki performansının etkisinden hala çıkamadım. Kendisi festivale 4 gün boyunca yürüyerek gelmiş 🙂 Üstüne sanki hiç yürümemiş gibi maksimum enerji ile festivalin en çok konuşulan ismi oldu. Benim paylaştıklarım arasında en çok ilgi gören isimler ise ARY ve Silvana Imam oldu. Cezinando sahneye çıkacağı zaman Vinjerock'ta bugüne kadar görülmemiş bir sıra oluştu. Festivalde bir de sürpriz bir isim vardı, o ismi de sahneye çıkana kadar öğrenemedik. Birkaç tahminim vardı, üstüne festival alanında birkaç kişiyi görmüştüm ama doğru tahmin edememişim. Sürpriz isimden önce de minik bir sıra oluştu, ben sıradayken grup sahneye çıktı. Bu şarkı çok tanıdık kimdi bu derken en sevdiğim grup Highasakite olduklarını anladım. O andan, sahne önüne gidene kadarki kısmı heyecandan hatırlamıyorum. Festivalde sadece konser ve parti yok. Birçok atölye, spor aktivitesi ve yarışma da var. Aşağıda onlardan da bahsedeceğim ama Norveç yasaları sağ olsun bu aktivitelere katılmadan da özgürce doğayı keşfedebilirsiniz. Allemannsretten ya da dolaşım özgürlüğü sayesinde nerede olursanız olun doğayı istediğiniz gibi keşfedebilirsiniz. Tek şart, doğaya saygılı olmak 🙂 Çevrede tırmanabileceğiniz birçok dağ, girebileceğiniz birçok göl var ya da sadece yürüye de bilirsiniz. Ayrıca yolunuzdaki meyveleri ve çiçekleri toplama hakkınız da var. Ben çadırımı kamp alanına değil de biraz dağa taşa kurmak istiyorum derseniz onu da yapabilirsiniz. Buradaki tek şart ise çevrenizde bir ev varsa o evden 150 metre uzakta kurmanız gerekiyor. Katılabilecekleriniz arasında dağ yürüyüşleri, ağaç ve çiçek safarileri, yoga atölyeleri, buzul yürüyüşü, balık tutma, rafting, SUP, kano, doğa yemekleri atölyesi, bira tadımı gibi farklı aktiviteler de var. Ayrıca bu yıl ilk defa Vinjepride adı altında Onur Yürüyüşü de düzenlendi. Alt taraftan festivalin Instagram hesabını takip ederek yapılan çekilişleri ya da duyuruları da takip edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/08/inceleme-flow-festival-2018/", "text": "Bu yıl 84000 kişi ile biletleri tüketen Flow Festival, benim için festival sezonunu harika bir şekilde kapattı! Birbirinden farklı sahnelerinde dev isimlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen sanatçılar ile bizi buluşturan Flow Festival gerçekten de İskandinavya'nın belki de Avrupa'nın en kuul festivallerinden birisi. Helsinki'de merkeze yürüyerek 20 dakikada gidebileceğiniz ama aynı zamanda toplu taşıma ile de kolayca ulaşabileceğiniz festival, eski bir elektrik santralinde düzenleniyor. Hem şehrin içinde, hem de şehirden ayrı kendine özel mini-festival şehri gibi gözüken bu alan gerçekten en iyi festival alanlarından birisi. Gördüğüm en güzel tasarımlı festival alanı hem çok temiz, hem de her şeye rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Biletlerin tükenmesine rağmen genel festival sıkışıklığı da yoktu. Michelin yıldızlı yemek standlarından, sokak yemeklerine kadar birçok farklı alternatifi barındıran festival alanında ayrıca birbirinden farklı temalarda tasarlanmış barlar, mini bir pop-up sinema, parklar, keşfedilmeyi bekleyen birçok sahne ve özenle seçilmiş sergiler bulunuyor. Festivalin bir diğer güzel yanı ise festival alanının elektriği tamamen yenilenebilir kaynaklardan üretiliyor olması. Kuzey'in Anna'sı 🙂 Bence en güzel isimli sanatçılardan birisi. Norveç'in kuul kızı Anna, aslında bu yıl dünyada birçok festivalde sahne aldı. Şarkılarını dinlerken sıkıcı, klasik gelebilir ama kendisi sahnede aşırı eğlenceli! Finlandiya'da sondaj sesleri ile ünlü modern saykodelik müziğin öncüsü sayılan K-X-P, deneysel işler sevenlerin mutlaka göz atması gereken bir grup. Tatlı kuzey rüzgarlarını kulaklıklarınızda hissedeceğiniz Lake Jons, şarkılarında Finlandiya'nın bol ormanlı, göllü coğraflarından esinleniyor. Adını bile söylemekte zorlandığım eski Fin müzik aletleri ile aşırı dinlendirici, geleneksel Nordik müzikleri yapan grup ilk dinleyişte biraz farklı gelse de sonradan asla vazgeçemiyorsunuz. Şarkıları Fince söylemelerine rağmen, atmosferik melodileri ile sizi içine çeken Karina mutlaka dinlemeniz gereken folk-pop üçlüsü. Finlandiya'nın genç yeteneklerinden MIO, müzikten de fazlasını sunuyor. Kendi tasarladığı 3D animasyonları ile müziklerini birlikte dinlediğimiz MIO sizi gerçekten müziğin çekiyor. Vesta Finlandiya'nın en heyecan verici yeni isimlerinden birisi. Ağzına kadar doldurduğu ana sahnede herkesi aşırı eğlendiren Vesta, popüler müzikten esinlenerek folk müzik yapıyor diyebiliriz. Finlandiyalı Jusoo Ruohonen ve Joonas Laaksoharju'nun ortak projesi View, tarz olarak Finlandiya popüler müziğinden farklı oldukları için ayrıca dikkat çekiyor. Mistik ve hipnotik olarak anılan melodileri ve Juuso Ruohonen'in etkileyici sesi ile bir araya gelince, hem Finlandiya'da hem de uluslararası birçok müzik blogu tarafından sıkça paylaşıldı. Müziklerini karanlık ve introspektif olarak tanımlayan ikinin sahne performansı da çok iyiydi. İskandinavya'daki birçok festival gibi Flow'da da gönüllülük esas. Her yıl 1000 gönüllünün festival alanına kabul edildiği Flow'da genelde geri dönüşüme yardım etme, alanı yönetme, güvenliği sağlama gibi farklı alanlarda çalışabiliyorsunuz. Dünyanın her yerinden gönüllüleri kabul eden festival size yaptığınız iş karşılığında festival bileti sağlıyor. 1000 gönüllü ile birlikte çalıştığınız için ise sürekli çalışıyor olmuyorsunuz 🙂 Bu yıl başvurular 1 Haziran'da açılacak. Gönüllülük başvuruları hakkında bilgi almak için Flow'u Instagram'dan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/08/kuzeyin-en-heyecan-verici-festivali-flow-festival/", "text": "Geçtiğimiz yıl 75000'den fazla müzikseveri ağırlayan Flow Festival bu yıl da Kuzey'in en iyi festivallerinden biri olmaya aday! Diğer festivallere göre adını çok fazla duymadığımız Flow Festival, her yıl Helsinki'de düzenleniyor. Bugüne kadar Lana Del Rey, The XX, Frank Ocean, The National, OutKast, Sia gibi dev isimleri sahnesinde ağırlayan festival, bu yıl da Kendrick Lamar, Arctic Monkeys, Lykke Li, Patti Smith gibi dünyaca ünlü isimleri 10-12 Ağustos'ta bizlerle buluşturacak. Biz de Finlandiya Büyükelçiliği iş birliği ile hem Flow Festival'den hem de yaz aylarında bir başka olan Finlandiya'dan bol bol görüntüler paylaşacağız. @nordiksimit üzerinden takipte kalın! Flow'un en güzel yanlarından birisi de bu. Milyonlara ulaşmış isimlerin yanında hem Finlandiya'dan hem de İskandinavya'nın geri kalanından keşfedilmeyi bekleyen ya da ismini duyurmaya başlamış birbirinden iyi grupları da dinleme şansınız oluyor. Alma, Sigrid, Susanne Sundfor, Anna of the North gibi isimler ile birlikte Finlandiya'dan View, Onni Boi, Lxandra, Karina gibi heyecan verici isimler de var. Festivalde sahne alacak Fin gruplar için bu playliste göz atabilirsiniz. Terk edilmiş bir elektrik santralinde düzenlenen Flow'da sadece müzik yok. Vogue'un Nordiklerdeki en kuul festival olarak adlandırdığı Flow'da özel tasarımlar, sanat yerleştirmeleri, film gösterimleri, Michelin yıldızlı restoranlardan, sokak yemeklerine her şey bir arada! Flow'da başka kimler sahne alıyor derseniz, buradan kendi playlistlerini takip edebilir ya da siteleri üzerinden tüm isimleri gün gün görebilirsiniz! Sanat programı için ise buraya tıklamanız yeterli. Müzik ve sanatın dışında Flow'u öne çıkaran bir başka konu ise sürdürülebilirlik. Flow, dünyanın ilk sıfır karbon emisyonlu festivali. Elektriğini yemek gibi atıklardan üretilen biodizel kullanarak sağlayan festival, ayrıca yerleşimini de geri dönüştürülmüş ya da geri dönüştürülebilir materyaller ile sağlıyor. Fesival ayrıca Helsinki'yi en iyi şekilde deneyimlemeniz için çok güzel bir şehir rehberi hazırlamış. Bu arada festivale gelmek için hala şansınız var! Biletlere ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/08/norvec-yuruyus-rotalari/", "text": "Norveçliler doğada yürümeyi, kamp yapmayı çok seviyor. Tüm ülkede fiyortlardan, dağlardan, uçsuz bucaksız ormanlardan geçen neredeyse toplam 22000 kilometre uzunluğunda işaretlenmiş yürüyüş rotaları var. Özellikle yaz aylarında çok fazla kullanılan bu rotalar Norveç Trekking Birliği tarafından hazırlanıyor. Bu yollar üzerinde de birbirinden güzel 550 adet yürüyüşçülere ve kampçılara özel kulübe bulunuyor. Bu kulübelerin arasında mimari olarak çok özel tasarıma sahip yapılar da var, tamamen ahşaptan yapılmış minik kabinler de. Örneğin alttaki bu güzel yapı daha önce rehberini hazırladığımız Mosjoen, 16 saat yürüme mesafesi uzaklığında bir dağ evi. Sadece yürüyerek ulaşılabiliyor ve yürüyüşçülerin tüm ihtiyaçlarını tasarlayacak şekilde tasarlanmış. Dilerseniz bu ve bunun gibi yapılarda konaklayabiliyorsunuz da. İskandinavya'da dolaşım özgürlüğü yasası sayesinde istediğiniz gibi yürüyebilir, meyve toplayabilir, doğada istediğiniz yere kamp kurabilirsiniz. Bu konuda sadece iki kural var; 1: Doğaya saygılı olmak, 2: Eğer çevrede başka birileri yaşıyorsa kampınızı 100 metre ileriye kurmanız gerekiyor. Ama Norveç Trekking Birliği, yürüyüş rotalarını kolaylaştırmak için yolları işaretliyor. İsterseniz tüm rotaları ve yürüyüş planınızı ut. no adresi üzerinden online olarak hazırlayabilirsiniz ama dilerseniz buradan istediğiniz bölge için basılı harita da alabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/08/robyn-geri-donuyor/", "text": "İsveç'in en popüler pop şarkıcısı olan ve ilginç danslarıyla hayranlarını büyüleyen Robyn, 8 yıllık sessizliğin ardından geri dönüyor. Dancing On My Own, Call Your Girlfriend gibi parçalarla popüler olan ve Röyksopp'la çıkardığı Do It Again, The Monument parçalarıyla fark yaratan Robyn, 2 gün önce Youtube hesabından yayınladığı yeni videoyla hayranlarını selamlıyor. Robyn, Missing U A Message To My Fans isimli teaser videosunda 8 yıllık sessizliğin son bulacağının sinyallerini veriyor. Bir yandan hayranlarını uzun zamandır görmediğini samimi bir şekilde dile getirirken bizim de onu ne kadar özlediğimizi hatırlatıyor. Verdiği bir röportajda Bu albümü yapma sürecinin tamamı, daha önce yaptığım her şeyden çok farklıydı, tamamı henüz bitmedi ama çok az kaldı... diyen Robyn, yeni albüm için henüz bir tarih vermedi ancak yakın zamanda kendisine tekrar kavuşmayı umuyoruz. Teaserın ardından bugün yayınlanan Missing U parçasını buradan dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/08/video-mo-diplo-sun-in-our-eyes/", "text": "İlk uzunçaları 'No Mythologies To Follow'dan bu yana Diplo ile sayısız iş birliği yapan Danimarkalı pop kraliçesi MO, yeni teklisi 'Sun In Our Eyes'i müjdeliyor. David Helman'ın yönetmenliğini üstlendiği müzik videoda MO ve Diplo bir grup genç ile bir balıkçı gemisinde seyahat ediyor. Peter Pan'dan esinlenen 'Sun In Our Eyes', daha nadir tercih edilen seyahat rotasından bir tekneyle yola çıkan ve açık denizlerde kendi dünyalarını yaratmak için toplumdan kopmaya karar veren bir grup insanı konu alıyor. MO, Peter Pan benzetmesini Peter Pan ve kayıp çocuklar uçmak yerine yelken açıyorlardı, hayallerini bulup yaşamak umuduyla uzak kıyılara gidiyorlardı. diye kendince yorumluyor. 'Sun In Our Eyes'ın bir aşk şarkısı olduğunu dile getiren MO, gerçeklere itiraz edilmesini de detaylıca ele alıyor. Albümün ilk teklisi aracılığıyla gelecek parçalara dair ipuçları veren müzisyen, albümün tüm temasının 'aşk' olduğunun da altını çiziyor. 'Sun In Our Eyes', MO'nün ikinci stüdyo albümü 'Forever Neverland'in ilk habercisi. Albümü müjdeleyen parça, kesinlikle yaz mevsiminin ruhunu hissettiriyor ve dinleyicinin yüzünde sevimli bir gülümseme bırakıyor. Major Lazer'in yapımcılığını üstlendiği 'Forever Neverland' adlı albüm 19 Ekim'de yayımlanacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/08/yaz-aylari-icin-helsinki-rehberi/", "text": "Helsinki yazı ve Helsinki kışı birbirinden çok farklı. Eğer iki mevsimde de ziyaret etme şansınız olursa sanki iki farklı şehri görmüş gibi oluyorsunuz. Ben de bu nedenle yaz aylarında Helsinki'de yapabileceklerinizi listeledim. Helsinki diyince akla hemen klasik Helsinki Katedrali ve çevresindeki sokaklar geliyor ama aslında Helsinki bundan daha fazlasını sunuyor. Helsinki son dönemde konu yemek olunca Kuzey'de ismini duyurmaya başlayan şehirlerden birisi. Şehrin en yeni Michelin yıldızlı restoranı Grön, uygun fiyatlara doğal ve lokal ürünlerle hazırlanan yemekleri denemenize olanak sağlıyor. There's a new cock in town sloganı ile öğleden gece geç saatlere kadar açık olan The Cock da uygun fiyatları ve kaliteli yemekleri ile Helsinki'de mutlaka uğramanız gereken bir restoran. Türkiye'den gelip, döner mi yiyeceğiz diyorsanız bile denemeniz gereken bir restoran da Döner Harju. Hipster dönerci olarak adlandırabileceğimiz bu dönerci Fin mutfağı ile döneri sentezliyor. Vietnam mutfağı seviyorsanız yine hem uygun hem de yenilikçi bir restoran olarak anılan Lie Mi'yi mutlaka ziyaret etmelisiniz! Helsinki küçük bir yer olsa da çevresinde de çok fazla seçenek var. Örneğin eski bir askeri eğitim alanı olan Lonna, bugün şehir merkezinden feribota atlayıp kısa bir sürede ulaşabileceğiniz bir ada. Eski askeri yapıları kullanan bir restorana ve kafeye sahip olan bu ada aynı zamanda sauna ve denize girmek için de birebir. Ayrıca adanın çok güzel bir de Helsinki manzarası var. Eğer şanslıysanız adada bir konsere bile denk gelebilirsiniz. Helsinki Distilling Company, eski hangarlar ve minik fabrikaların bugün bir kültür kampüsüne dönüştüğü Teurastamo'da bulunuyor. Güneşli bir Helsinki gününde bu bölgeye mutlaka gidip, Helsinki Distilling Company'nin kokteyllerini deneyin. Ayrıca önceden ayarlarsanız tadım turlarına da katılabiliyorsunuz! Why join the navy when you can be a pirate. Dünya üzerindeki en iyi isimlerden birine sahip bu mekan gündüzleri sağlıklı içecekleri, kahvesi ve çalışma alanları ile meşhur. Gece ise kokteylleri! Eğer acıkırsanız çok güzel ve sağlıklı bir yemek menüsü de var. Trillby & Chadwick Dedektiflik Bürosu... Burası Avrupa'nın en iyi gizli barlarından birisi. İçeri girmek için Katariinankatu 1'ye gidip, eski bir kapının ardındaki vintage telefonu kaldırarak dedektif Trillby ile konuşmanız gerekiyor. Sadece içeride yer varsa içeriye kabul ediliyorsunuz. Finlandiya dünyada en çok kahve içen ülke olunca, Helsinki'de de birçok güzel kahveci bulmak mümkün. Örneğin Good Life Coffee, Helsinki'nin en iyici kahvecilerinden. Ihana Kahvila, alışılmışın dışında lokasyonu ile en ilginç kahvecilerden birisi. Biraz sonra aşağıda bu bölgeden biraz daha detaylı bahsedeceğim ama burası şehir merkezine uzak, terkedilmiş teknelerin arasında İskandinav suç dizilerine konu olacak bir bölge. Özellikle güneşli günlerde ve hafta sonları gitmenizin daha iyi olacağı Ihana Kahvila'da kahvenizi için denize de girebilirsiniz. Aslında komşu İsveç'ten gelen Johan & Nyström de sıcak ve minimalist dekorasyonu, güzel kahveleri ile Helsinki'de uğrayabileceğiniz kahvecilerden. Finlandiya'da 2 kişiye 1'den fazla sauna düşüyor. O nedenle hangi mevsimde olursa olsun mutlaka saunaya uğrayın. Getto sauna olarak anılan ve gönüllüler tarafından bakımı sağlanan Sompasauna, hayatınızda yaşayabileceğiniz en ilginç deneyimlerden birisini yaşamanıza imkan sağlıyor. 7/24 açık olan bu sauna, şehrin bir ucunda, inşaat vinçlerinin arasında eski bir tershanede yer alıyor. Yürürken ıssız ve ürkütücü bir bölge gibi gözükse de alana vardığınızda sizi güzel bir kalabalık karşılıyor. Burada saunaya girip hemen yanında denize girebilirsiniz. Ayrıca yukarıda bahsettiğim Ihana Kahvila da buranın yakınında. Bölgede bir de 800 metre uzunluğunda çok güzel bir grafiti duvarı var. Amos Rex, Helsinki'nin en yeni müzesi! İkinci Dünya Savaşı döneminde inşa edilen bir binanın çok özel bir şekilde restore edilerek hazırlanan Amos Rex, hem mimarisi hem de sergileri ile dikkat çekiyor. Ağustos 2018'in sonuna doğru açılacan Amos Rex'in sırf açılış sergisi için bile Helsinki'ye seyahat edilebilir. Işık oyunları ve yapay zekayı bir araya getiren özel teamLab sergisi gerçekten görülmeye değer. Eğer mümkünse seyahatinizi Helsinki'nin hatta Kuzey Avrupa'nın en iyi festivallerinden biri olan Flow Festival dönemine denk getirmeye çalışın. Böylece gündüzleri Helsinki'yi keşfederken, akşamları ise hayatınızın en iyi festival deneyimlerinden birini yaşayabilirsiniz. Festival hakkında daha fazla bilgi almak için buradan bir önceki yazımızı okuyabilirsiniz. Helsinki'yi çok rahat ve hızlı gezmenizi sağlayan Segway turu gerçekten çok güzel planlanmış. Yerel rehberler eşliğinde şehrin görülmeye değer noktalarını kolay ve eğlenceli bir şekilde dolaşmanızı sağlayan Segway'lerin kullanımı ise çok basit! Tur hakkında daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. Sauna rönesansı da diyebileceğimiz Löyly, şehrin hemen kenarında alışılmışın dışında mimarisi ile sauna/ restoran ve deniz üçlüsünü birleştiren bir mekan. Ortaklarından birinin Vikings dizisinden tanıdığımız Haftdan/ Jasper Paakkönen'in olduu Löyly'ye de zamanınız varsa mutlaka uğramalısınız. Uzaktan sakin bir şehir gibi gözükse de Helsinki gece hayatı gerçekten kendine has ve eğlenceli. Birbirinden ayrılmış üç farklı dans odası, barları ve bahçesi ile meşhur Kaiku son dönemde Helsinki'nin en popüler mekanlarından birisi. Mekan o kadar özel ki 2016 yılında Estonya Cumhurbaşkanı burada DJ'lik yapmış 🙂 Şehir merkezine biraz uzak olsa da endüstriyel binaların arasında bir gece kulübü olan Aaniwalli de Helsinki gece hayatının gözdelerinden birisi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/09/filmekimi-2018de-nordik-filmler/", "text": "Danimarka sinemasının en ünlü yönetmenlerinden Lars von Trier aykırılıkları sınırları aşmaktan çekinmeyen kişiliği ve tartışma yaratan filmleriyle ilgi odağı olmaya devam ediyor. Yönetmenin Nymphomaniac ikilemesinden 5 yıl sonra, yine İngilizce olarak çektiği The House That Hack Built'in başrollerinde Matt Dillon, Bruno Ganz ve Uma Thurman yer alıyor. 1970'lerde geçen film, 12 yıla yayılan bir seri katil hikayesi. Yer yer felsefe ve mizahla yoğrulmuş bu gerilim dolu film Cannes Film Festivali'ndek ilk gösteriminden beri Matt Dillon'ın olağanüstü performansıyla konuşuluyor. Avrupa sinemasının en yetenekli oyuncularından Mads Mikkelsen, tek başına sırtladığı bu neredeyse diyalogsuz filmde doğaya karşı mücadele ediyor. Filmin Brezilyalı yönetmeni Joe Penna, Youtube'da ünlendikten sonra video klip ve reklamlarla kariyerine devam etmiş ve bu ilk filmini çekmiş. Arctic, proje aşamasındayken Mars'ta geçse de, senaryodaki değişiklikle olaylar Kuzey Kutbu'na kaydırılmış; çekimler İzlanda'da gerçekleşmiş. Film, uçağı Kuzey Kutbu'nda düşen bir kazazedenin bir türlü gelmeyen yardımlardan umudu kesip, kendi kurtuluşunu doğaya karşı mücadele ederek aramasını konu alıyor. Mikkelsen film için hayatımın en zor çekimiydi demiş. Kuzey mizahını muhteşem doğa manzaralarıyla harmanlayan, insan ve doğa ilişkisine kusursuz bir bakış atan Hross i oss / Of Horses and Men'i hatırlıyor musunuz? Yönetmen Benedikt Erlingsson'un, takdire şayan vizyonunu bu ikinci filminde de kullandığına dair şüphemiz yok: Kona fer i strio / Woman at War, İzlanda'nın görkemli doğasının ortasında yaşayan, 50'li yaşlardaki Halla'nın çevreye ve doğaya karşı suç işlediğine inandığı alüminyum endüstrisine karşı açtığı savaşı konu alıyor. Halla, evlat edinme başvurusu sonuçlanıp hayatına bir çocuk girince kendisini bir ikilemin ortasında buluyor. Kuzey mizahını çevre aktivizmi ve kahramanlık temalarıyla beraber sunan filmin başrollerinde, oyuncu Halldora Geirharosdottir ve pek tabii ki İzlanda doğası var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/09/fragman-grans/", "text": "Yönetmenliğini Ali Abbasi'nin üstlendiği, İsveç'in bu seneki Oscar aday adayı Grans'ten yeni bir fragman yayımlandı. Cannes Film Festivali, Norveç Uluslararası Film Festivali, Münih Film Festivali gibi birçok uluslararası festivalden ödülle dönen film aynı zamanda birçok uluslararası festivalde de gösterim yapmıştı. Senaryo yazımında Abbasi'nin yanı sıra Isabella Eklöf ve John Ajvide Lindqvist'in de büyük bir rol üstleniyor. John Ajvide Lindqvist'in antolojisinden uyarlama olan aynı adlı filmin uyarlama olarak başarılı bir örnek olduğunu söyleyebiliriz. Nitekim Lindqvist senaryoda da gerekeni yapmış olsa gerek. Doğaüstü ögelerin de oldukça fazla bulunduğu filmde, Tina ve Vore diğer insanlara göre farklı bir fiziksel görünüşe sahiptir. İkisi de sınır polisi olarak çalışmaktadır ve hem kaçak malları hem de insanların duygularını analiz etmekte süper güçleri vardır. Grans'in fragmanı aynı zamanda İsveç doğasından da birçok büyüleyici kadrajın olduğunun habercisi. Abbasi, izleyiciye İsveç'ten doğa manzaraları sunarken aynı zamanda enteresan bir hikayeye de eşlik edeceğini vadediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/09/kalandradan-yeni-single/", "text": "Özellikle Türkiye'de Nordik folk şarkıları ile çok sevilmeye başlayan Kalandra'nın stüdyo çalışmalarını bir süredir sosyal medya hesaplarından zaten takip ediyorduk. Son parçalarının üzerinden geçen uzun zamandan sonra beklediğimize değen, sonbaharı hakkını vererek karşılayan Brave New World yayınlandı! Daha önceki parçalarında olduğu gibi dünyanın güncel konularına değinen grup bu şarkıda Aldous Huxley'in aynı isimli kitabından ve Norveçli bir şair olan Arnulf Overland'ın Du ma ikke sove şiirinden ilham almış. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/09/yeni-fanny-andersen-dollar-signs/", "text": "Norveçli pop müzisyeni Fanny Andersen son zamanlarda festivallerde sahne almaya başlayan genç yeteneklerden biri. Kısa süre içinde Almanya dahil olmak üzere dinlenen müzisyen ilk albümünün habercisi niteliğinde Dollar Signs adlı teklisini yayımladı. Yirmi üç yaşındaki müzisyen eğer bir şeyin yapılmasını istiyorsan onu kendin yapmalısın diyor ve müzik evreninde emin adımlarla ilerlemeye devam ediyor. 2017'de yayımladığı ilk teklisi Kidsi Instagram üzerinden geri sayım yaparak dinleyiciyle buluşturan Fanny, genellikle parçalarında genç yetişkinlerin problemlerinden ve yetişkinliğe geçişin sancılarından bahsediyor. Fanny Andersen, yeni teklisi Dollar Signs ile oldukça ritmik, akılda kalıcı bir parçaya imza atmış. Andersen, ekonomik sıkıntılardan, bir sabah fakir bir şekilde uyanmaktan ve hayat üzerine düşündüren şarkı sözlerini pop müziğin olanaklarıyla oldukça başarılı bir şekilde harmanlamış. Parça, aslında kulağa oldukça eğlenceli gelse de içerdiği mesaj bakımından dinleyiciyi bir yandan da sorgulatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/09/yeni-jesper-jenset-bad-vibrations/", "text": "Daha önce keşif yazısı ile sizlere tanıttığımız, Norveç'in genç yeteneklerinden Jesper Jenset, dolu dolu geçirdiği yaz sezonundan sonra sonbaharı yeni parçası Bad Vibrations ile karşılıyor. Spotify'ın Hits Don't Lie, Get Your Hits Together, Hits Hits Hits gibi yüzbinlerce takipçisi bulunan playlistlerinde, Sia, Post Malone, Ariana Grande, The Weekend gibi isimlerin parçaları ile bir arada yer alan Jesper Jenset ününü tüm Avrupa'ya yaymışa benziyor. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/dinle-anna-henriksson-birds/", "text": "Anna Henriksson'u hatırlıyor musunuz? Hem daha önce ilk parçası Animals hakkında yazmıştık, hem de Instagram'ımızı ele geçirerek bizimle bir gününü paylaşmıştı. Hatırlamayanlar için kısa bir hatırlatma yapalım 🙂 Kuzey İsveç kırsallarından gelen Anna Henriksson'u daha önce Nordik Simit'te paylaştığımız Lofot ve Mira Aasma sayesinde duymuş olabilirsiniz. Duymayanlar için ise Anna'yı Susanne Sundfor ile First Aid Kit'in en yakın arkadaş olmuş hali diyebiliriz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/dinle-ennui-ebba/", "text": "Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/eivor-ve-lindstrom-ankarada/", "text": "Sahnesinde Moddi, Oh Land, Wardruna gibi birçok ismi ağarlayan Ankara Nordik Müzik Festivali bu yıl da iki büyük isimle karşımızda! 30 Kasım'da iki farklı mekanda gerçekleşecek olan festivalin bu yılki konukları Faroe Adaları'nın büyüleyici sesi Eivor ve Norveç'in en önemli DJ'lerinden Lindstrom! The Last Kingdom dizisini izliyenlerin, gerek dizinin tema müziğinden gerekse dizide sık sık yer alan Trollabundin adlı parçadan, aşina olduğu farklı ve bir o kadar da güzel sesin sahibi Eivor Palsdottir, Faroe Adaları asıllı bir vokalist ve söz yazarı. Sanatçının performanslarında folktan elektroniğe, jazzdan klasik müziğe, trip-hop rocktan pop müziğe kadar birçok tat almak mümkün. Her performansı İskandinav ruhunu taşıyan ve bu ruhu gerek modern gerekse geleneksel tınılarla harmanlayan güzel birer eser. Zaten Faroe Adaları'nın yanı sıra İzlanda ve Danimarka'da da birden fazla ödüle layık görülmesi bu tezi onaylar nitelikte. Ben elektronik müzik sevmem diyenleri bile kendine hayran bırakan Lindstrom'ün ismini bilmiyorsanız bile mutlaka remixlerinden birisi ile karşılaşmışsınızdır. 4 kez Norveç'in en prestijli ödüllerinden Spellemann kazanan Lindstrom, space disconun en iyi temsilcilerinden! Daha önce Todd Terje gibi isimler ile sık sık karşımıza çıkan Lindstrom, son albümü It's Alright Between Us As It Is için 2017'de en iyi Nordük albüm ödülünü kazanan Jenny Hval ve sesi ile elektronik müzik parçalarına değer katan Frida Sundemo gibi isimler ile birlikte çalışmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/fred-wellin-her-sarkisina-uygun-kokteyl-var/", "text": "Bergenli şarkıcı Fred Well, Nordik müzik dalgasının en yeni mucizelerinden birisi! Sigrid ve AURORA ile aynı ajanstan çıkan müzisyen; pop, R&B ve elektronik gibi farklı tarzlar arasında mekik dokuyor. Farklı janrlar arasında seyahat eden Fred, ipeksi ve pürüzsüz sesiyle isminden sıklıkla söz ettiriyor. Hatta Fred Well, ünlü A-ha grubunun solisti Morten Harket ile bile karşılaştırılıyor. Fred Well ayrıca sadece sesi ve müziği ile de öne çıkmıyor. Aslında kendisi nin ne kadar eğlenceli birisi olduğunu Instagram Take-Over'ımızdan hatırlıyor olabilirsiniz. Fred'in en son projesi de yayınladığı 4 tekli için 4 farklı kokteyl hazırlamak! Hem de tarifleri de kendisi veriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/iskandinavya-tam-olarak-nerede/", "text": "Sanılanın aksine İskandinavya dediğimiz bölge aslında sadece Danimarka, İsveç ve Norveç'i kapsıyor. Ama tarihsel ve kültürel bağlar nedeni ile genelde İskandinavya'ya Finlandiya, İzlanda, Faroe Adaları hatta Grönland bile eklenir ki resmi olarak da öyle anıldığı oluyor. Ama eğer bütün bu ülkeleri işin içine katmak istiyorsak Nordik tanımını kullanıyoruz. Finlandiya ve İskandinavya birlikte Fennoskandiya'yı oluşturuyor hatta burada bilmediğiniz bir devlet daha var. Rusya'ya bağlı Karelia, Nordikler ve Rusya arasında sıkışmış, Nordik bayraklı bir ülke. Eğer Fennoskandinavya'ya İzlanda ve diğer ada ülkelerini eklersek bu sefer hepsini Nordik ülkeler altında toplayabiliriz. Hatta İskoçya da kendini bu sınıflandırmaya sokmak istediğini bağımsızlık tartışmaları sırasında gündeme getirmişti. Ama resmi olarak Nordik ülkelerde İskoçya ve Karelia yok. İskoçya gelecekte bir gün bağımsız olursa ve fikirleri değişmez ise Nordik meclisine üye olmak için başvuracaklar. En doğru Nordik söylemi için Nordik meclisi referans alınması gerekiyor o da şöyle aşağıdaki gibi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/kesif-skaar-mio/", "text": "Bergen'den ses manzaralarını alternatif rock ile buluşturan SKAAR, rock müziğin gölgelerini kullanarak dinleyiciyi güçlü ve enteresan bir yolculuğa davet ediyor. Vokal Karla Lesley Jaeger'in klasik müziğin tınılarını andıran sesi, melankoliyi en üst seviyeye taşırken SKAAR aynı zamanda büyülü ve mistik bir yolculuk vadediyor. SKAAR ismini Norveççe'deki skar kelimesinden alıyor, yani küçük cam kırıkları. Bu kelimeyi ihraç ettiği müziğe benzeten grup, bunu güzel, elmaslar kadar değerli aynı zamanda kesin ve tehlikeli diye tanımlıyor. Grup üyelerinin hepsi, birbirinden farklı müzikal ilhamlarını bu minik cam kırıklarıyla açıklıyor. Bu minik parçalar bir araya gelince ise SKAAR ortaya çıkıyor, tıpkı bir puzzle gibi tüm parçalar yerli yerine oturuyor. Grup, Şubat 2019'da yayımlayacağı ilk albümünün hazırlığı içerisindeyken dinleyicilere 'MIO' adlı pop ve folk tınıları arasında gezinen bir parça armağan ediyor. 'MIO', uzun zaman süremeyen bir aşk, dans ve eğlence ile ilgili. Alternatif pop rock'a dair izler bulduğumuz parçada, Mogwai, Belle & Sebastian gibi ünlü müzisyenlerin prodüktörü Tony Doogan'ın sihirli dokunuşları da mevcut."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/mutlaka-dinleyin-hanne-mjoen-sounds-good-to-me/", "text": "Son dönemde İskandinavya'da hatta özellikle Norveç'te yükselen pop ve rap müziği bir süredir takip ediyorduk. Mart 2018'de ilk defa dinlediğimizden beri radarımızda olan Hanne Mjoen gözümüzün önünde dünya starı olma yolunda ilerliyor. YouTube'da 3 günde 100 bin izlenmeyi geçen yeni teklisi ve videosu Sounds Good To Me tüm dünyada çok sevildi! Oslo'dan Jakarta'ya dünyanın her yerine ulaşan şarkı gerçekten de bütün gün aklınızdan çıkmıyor, melodisi dilinize dolanıyor. Kendine has ses tonu, harekete geçiren melodileri ile Spotify'da sayısız playliste konuk olan Hanne Mjoen'ı birçoğunuz bol bol paylaştığımız Vanilla ile tanıyorsunuz aslında. Tanımıyorsanız da artık Sounds Good To Me ile sürekli karşınıza çıkacak çünkü Spotify'da Hit's Don't Lie, Hits Hits Hits gibi playlistlerde Sia, Charli XCX, Lady Gaga gibi isimler ile alt alta duruyor! Klibe gelince Hanne'nin Instagram hikayelerinden çekimini heyecanla takip ettiğimiz klip de şarkıya yakışır şekilde çoook iyi olmuş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/10/nordik-filmlerin-oscar-yolculugu-2018/", "text": "Nordik polisiye türünün hayran sayısı gittikçe artarken, tek mekanda geçen Den skyldige / The Guilty de bir polisiye olarak dikkat çekiyor. Polis acil çağrı merkezinde görevli Asger, telefon hattının diğer ucundaki, çaresiz kadını kurtarmak için 90 dakika boyunca telefonda çabalıyor. Yardım çağrısında bulunan ve film boyunca hattın diğer ucunda sesini duyduğumuz kadın, çok daha büyük suçlara karıştığı belli olan eşi tarafından bir kamyonetin kasasına kapatılmış ve kaçırılmış durumda. Sundance ve Rotterdam Film Festivalleri'nde Seyirci Ödülü'nü kazanan filmin nefes kesici, zekice yazılmış senaryosunun ise beyin kurcalayıcı olduğu söyleniyor. Gustav Möller'in ilk uzun metrajlı filmi olan Den skyldige / The Guilty, Türkiye'de 30 Kasım'da vizyona girecek. Bu yıl 56. kez başvuruda bulunan Danimarka, en sonuncusu iki yıl önce Under sandet / Land of Mine ile gelen 12 Oscar adaylığından 3'ünü ödüle çevirmiş: H vnen / In a Better World (2010), Pelle Erobreren / Pelle the Conqueror (1988), Babettes G stebud / Babette's Feast (1987). Sinema eğitimi almayan Finlandiyalı yönetmen Teemu Nikki'nin çocukluğu bir domuz çiftliğinde, VHS kasetler arasında geçmiş. Belki de bu yüzden bu üçüncü filminde Finlandiya kırsalı, hayvanlar, hayvan sevgisi ve B-filmleri andıran bir kara mizah başrolleri paylaşıyor. Armomurhaaja / Euthanizer, hayvanları delicesine seven asosyal ve biraz psikopat Veijo'nun hayvan sevgisinin insan sevgisini aşması sonucu yaşadıklarını anlatıyor: Veijo'nun işi, sahiplerinin talebiyle hasta ya da yaşlı ev hayvanlarını daha fazla acı çekmemeleri için öldürmek. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali'nde yapan Armomurhaaja, Türkiye'de ise 37. İstanbul Film Festivali'nde gösterilmişti. Bu yıl 32. kez başvuruda bulunan Finlandiya, 2002 yılında Mies vailla menneisyytta / The Man Without a Past ile elde ettiği 1 Oscar adaylığına sahip. Bu yıl 57. kez başvuruda bulunan İsveç, en sonuncusu geçtiğimiz yıl The Square ile gelen 16 Oscar adaylığından 3'ünü ödüle çevirmiş: Fanny och Alexander / Fanny and Alexander (1983), Sasom i en spegel / Through a Glass Darkly (1961), Jungfrukallan / The Virgin Spring (1960). Kuzey mizahını muhteşem doğa manzaralarıyla harmanlayan, insan ve doğa ilişkisine kusursuz bir bakış atan Hross i oss / Of Horses and Men'i hatırlıyor musunuz? Yönetmen Benedikt Erlingsson, takdire şayan vizyonunu bu ikinci filminde de kullanıyor: Kona fer i strio / Woman at War, İzlanda'nın görkemli doğasının ortasında yaşayan, 50'li yaşlardaki Halla'nın çevreye ve doğaya karşı suç işlediğine inandığı alüminyum endüstrisine karşı açtığı savaşı konu alıyor. Halla, evlat edinme başvurusu sonuçlanıp hayatına bir çocuk girince kendisini bir ikilemin ortasında buluyor. Kuzey mizahını çevre aktivizmi ve kahramanlık temalarıyla beraber sunan, yaratıcı müzik kullanımıyla güldüren ve şaşırtan filmin başrollerinde, oyuncu Halldora Geirharosdottir ve pek tabii ki İzlanda doğası yer alıyor. Film, Filmekimi 2018 programındaki Nordik filmlerden biriydi. Bu yıl 39. kez başvuruda bulunan İzlanda, 1991 yılında Börn natturunnar / Children of Nature ile elde ettiği 1 Oscar adaylığına sahip. Hva vil folk si / What Will People Say adını, Türkiye'nin de içinde bulunduğu 'Doğu kültürü' ile yetişmiş herkesin korkulu rüyası, en büyük kısıtlayıcısı İnsanlar ne der? sorusundan alıyor. Filmde, evde mükemmel bir Pakistanlı aile kızı gibi davranmak zorunda hisseden, sokağa çıktığında ise herhangi bir Norveçli gençten farkı kalmadığını ve özgür olduğunu hisseden 16 yaşındaki Nisha'nın hikayesini izliyoruz. Babası onu erkek arkadaşıyla yakaladığında, olabilecek en kötü şeylerden biri oluyor ve Nisha kendi ailesi tarafından kaçırılarak Pakistan'daki akrabalarının yanına gönderiliyor. Norveççe ve Urduca olan filmin çekimleri Norveç'in yanı sıra Hindistan'da gerçekleşmiş. Yönetmen Iram Haq'ın bir önceki filmi, 2013 tarihli Jeg er din / I Am Yours da Norveç'in Oscar aday adayı olarak seçilmiş, fakat kısalisteye kalamamıştı. Bu yıl 40. kez başvuruda bulunan Norveç, en sonuncusu 2012'deki Kon-Tiki ile gelen, 5 Oscar adaylığına sahip. En İyi Yabancı Dilde Film Oscar ödülü için kısalisteye kalan 9 film, 17 Aralık 2018, ödüle aday gösterilen 5 film ise 22 Ocak 2019'da açıklanacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/fay-wildhagen-ile-roportaj/", "text": "Selam, önce klasik sorular ile başlayalım 🙂 Nasılsın, nasıl gidiyor? Bu yaz konserler için baya bi dolaştın, sonbahardaki yeni albüm turun ise devam ediyor. Aslında hiç müzisyen olmayı düşünmemiştim. Okulda korodaydım daha sonra müziğe yoğunlaşan bir liseye gittim. İlk defa orada sesimin/ müziğimin farkına vardım. Aslında yıllar geçtikçe de bir müzisyene dönüştüm. Kesinlikle! Doğa her zaman hayatımın büyük bir parçası oldu. Ailem ile sürekli dağlara ormanlara yürüyüşe giderdik, doğada büyüdüm diyebilirim. Özel hissettiğim birçok yer var. O yüzden bir yer seçmek çok zor. Birçok şarkım da dışarıda etrafa bakarken aklıma geliyor. Snow biraz en iyiler albümü gibiydi. Ergenlik yıllarımdan en iyi olduğunu düşündüğüm şarkıların bir koleksiyonu gibi. Snow'da gitar çok öne çıkıyor, bütün şarkılar gitar üzerine kurulu. Bir de bir grup kaydı, hiç bilgisayarda oluşturulmuş ses, synthesizers vs. yok, çok organik ve gerçek. Borders daha elektronik ortamda aranje edildi. Müziği yaparken ilham alıp sözleri yazdım. Yani diğer albüme göre bir nevi tersten gittim. İlk müzik, sonra sözler sonra da gitar. Bu tarz şeyleri farklı yapmak bana her zaman daha çok ilham oluyor, her zaman yeni başlangıç noktaları ve yollar bulmaya çalışıyorum. Genellikle direkt olarak film ya da şarkılardan değil de modlardan ve genel ortam/ havadan ilham alıyorum. Mesela The Revenant'taki cool moddan ya da Riceboy Sleeps'in havasından. -Ne güzel 🙂 Ben de Siv'i çok severim. Yakın zamanda onun bir şarkısına yardım ettim ve çok da güzel oldu. Siv'in yardıma ihtiyacı yok ama her zaman fikir paylaşmak, yeni şeyler denemek güzel oluyor. Siv ile birlikte çalışmak harika bir deneyim, benim için de başka sanatçılarla bir şey üretmek her zaman kendim için bir challange. Bu yüzden kendimi çok şanslı hissediyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/fotevikens-muzesinde-viking-gibi-yasayin/", "text": "Vikingler gibi yaşamak... Dizilerden, filmlerden görüyor; kitaplardan, dergilerden okuyoruz. Peki, Vikinglerin ne şekilde yaşadığını deneyimlemek nasıl olurdu? İşte bu sorunun cevabı İsveç'in güneyinde yer alan Höllviken kentindeki Fotevikens Müzesi'nde bulunabilir. Fotevikens Müzesi gerek konumunun tarihi gerekse içerisinde bulundurduğu çeşitli unsurlarla Viking çağını ziyaretçilerine yaşatarak anlatan bir açık hava müzesi. Burayı tüm yıl boyunca ziyaret edip bir Viking-ortaçağ kasabası nasıl olur görmek ve deneyimlemek mümkün. Ama canlı canlı Vikingleri de görmek istiyorum derseniz Foteviken'e yaz döneminde gitmenizi öneririm. Eğer bu dönemde giderseniz dünyanın farklı yerlerinden gelen Vikinglerle tanışabilir, çeşitli aktivite ve workshoplara katılabilir, kendi etkinliklerinizi düzenleyebilir ve hatta, isterseniz burada siz de bir Viking olarak kalabilirsiniz. Yarımay şeklinde siperlerin çevrelediği kasabanın, kuzey ve güney yönlerinde olmak üzere iki ana kapısı mevcut, batı tarafı ise denize açılıyor. Kasaba duvarlarının hem içinde hem de dışında, çeşitli arkeolojik keşiflerde bulunmuş gerek harabelerin gerekse taş oymalarda betimlenen yapıların birebir kopyaları yer almakta. Bunların arasında bir Viking kasabasının içerebileceği hemen hemen her şey var: tahta gemi ve kayıklar, balıkçı kulübesi, tütsüleme kabini, fırın, depo, kümes, ahır, pazar yeri, ekim alanları, kanun evi, gümrük evi, Tinghöll, gözetleme kulesi, çeşitli zanaatlar için alanlar... ve hala, kasaba adım adım gelişmeye devam ediyor. Tabi, zamanın Viking döneminde durduğunu hissettiren, bu müzede yaşayan ve çalışan kasaba sakinlerini de unutmamak lazım. Kasabanın içinde eğitimciler, arkeologlar; seramik, gümüş, demir, dokuma, marangozluk gibi zanaatlarla uğraşan insanlar ve dünyanın her bir yerinden gelen gönüllü Vikingler bulunmakta. Bu kasaba sakinlerinin yapması gereken görevler ve uyması gereken yasalar var. Bu görev ve yasalar giyilen kıyafetten, yapılacak olan günlük işlere; temizlik kurallarından toplumsal sorumluluklara kadar birçok maddeyi kapsamakta. Ama her bireyin uyması beklenen temel yasa ayrımcılık yapmamak ve herkese karşı saygılı olmak. Evet, kasabada konaklamak için seçenekler mevcut. Eğer Viking tarzı çadırınız varsa onu kasabanın içine kurabilir, orada kalabilirsiniz. Çadırınız modern tarzda ise ya da karavanda kalacaksanız, önceden müze yönetimi tarafından belirlenen, kasabanın hemen dışında bir alanda konaklamanız mümkün. Ya da, eğer şanslıysanız, uygunluk durumuna göre kasaba içerisinde yer alan Viking tarzı evlerde de kalabilirsiniz. Konaklama seçeneklerinin hepsi ücretsiz. Yalnız kasabada konaklayan herkes tutarı 30 SEK olan sigortayı yaptırmak ve kasaba kurallarına uymak zorunda. Burada bir Viking olmak için Viking geçmişinizin olması gerekmiyor. Eğer hali hazırda kurulu bir Viking grubuna katılmak isterseniz, kısa bir süre içerisinde muhtemelen grubun bir parçası olarak Viking olacaksınız. Bu hususta müze, eğer Foteviken yakınlarında yaşıyorsanız SVEG 'e katılmanızı öneriyor; eğer uzakta yaşıyorsanız da detaylı bilgi alabilmeniz için müzenin kendisiyle iletişime geçmenizi istiyor. Foteviken'de, özellikle Viking haftası, Viking pazarı veya Midsommer gibi dönemlerde, gönüllülere ihtiyaç duyulmakta. Bu gönüllülerin zanaatkar, hikaye anlatıcısı, araştırmacı, öğrenci, aktör gibi özelliklere/mesleklere sahip olması birer artı olarak değerlendiriliyor. Bunun dışında, gönüllülerden kasabada yaşayan her birey gibi günlük sorumlulukları yerine getirmeleri bekleniyor. Bunların arasında hayvanları besleme, ev temizleme, yemek pişirme, odun kesme gibi görevler mevcut. Amaç ise Viking-ortaçağ yaşamını tamamen günümüze yansıtmak. Eğer gönüllü olmak isterseniz buraya tıklayarak ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz. Fotevikens Müzesi giriş ücretleri, etkinlik bilgileri ve daha fazlası için: fotevikensmuseum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/garip-norvec-lezzetleri/", "text": "Bir söylentiye göre Amerika'ya göç eden Norveçlilerin yarısı Lutefisk'ten kaçmak için göçermiş... Lutefisk aslında kurutulmuş morina balığının bir nevi turşu suyunda bekletilmesi ile hazırlanıyor. Suya bırakılan balık kurutulmuş olunca, bu suyu tamamen çekiyor ve dayanılmaz bir kokuya sahip oluyor. Geleneksel tarifler ile hazırlanan bu yemek Noel gibi özel günlerde fırınlanarak ya da haşlanarak servis ediliyor. Geleneksel Norveç yemeklerinden Syltelabb bir Pazar günü yemeği olsa da genellikle Noel döneminde daha çok tüketiliyor. Haşlanmış domuz paçasını yoğun tuz, pancar, hardal ve taze ekmek işe yemeği çok seven Norveçliler, tuzun etkisini azaltması için yüksek alkollü aquavit ile birlikte yiyorlar. Bir başka geleneksel Noel yemeği olan Smalahove aslında Türkiye için çok da garip değil. Koyun kafasından yapılan bu yemek için ilk önce beyin dışarı çıkarılıyor daha sonra tuzda bekletilerek kurutuluyor. Pişmesi için ise 3 saat haşlanması gerekiyor. Devamında ise patates ve turp ile masaya servis ediliyor. Bazı bölgelerde beyin de çıkarılmadan kafa tasında pişirilip, daha sonra masada kaşıkla yenirmiş. Koç testisi ile yapılan V rballer hem kızartılarak hem de haşlanarak yapılabiliyor. Bugünlerde çok özel davetlerde ana yemek olarak ya da iştah açması için önden servis ediliyor. Geleneksel Norveç yemekleri doğada en çok ne bulunuyorsa onlara dayalı aslında. Doğal olarak yemeklerde karşımıza çıkan bir diğer et ise bir geyik türü olan mus eti. Tarih boyunca en lezzetli etlerden birisi olarak görülen musun vücudunun tüm parçaları da çok sevilirdi. Dili ise en değerli bölgesiydi. Özel maydanoz sosu ya da biraz blueberry ile servis edilen dilin haricinde mus kalbi de tütsülenerek yenirmiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/geleneksel-ve-garip-izlanda-lezzetleri-bir-arada/", "text": "İzlanda hakkında ilk düşündüğünüzde aklınıza mutfağı gelmeyebilir ancak denemeye karar verdiğinizde temelinde balık ve kuzu eti olan eşsiz lezzetlerle karşılaşacağınız kesin. Biz de bu deneyimi Reykjavik'in meşhur aile restoranı olan Cafe Loki'de yaşamaya karar verdik. Ünlü kilise Hallgrimskirkja manzaralı Cafe Loki bizi girişteki tabelayla Velkomin, Welcome ve Merhaba diyerek karşılayınca gece boyu hissedeceğimiz samimiyetin ilk anını yaşamış olduk. Menüde gözlerimiz İzlanda'nın en meşhur yemeklerinden biri olan et çorbasını ararken birden Icelandic Braveheart diye bir şeyle karşılaştık. İçerisinde Brennivins shot, tereyağlı çavdar ve bazlamaya benzeyen ekmekler, kuru balık ve fermente edilmiş köpek balığı eti bulunuyor. Et çorbasıyla birlikte Icelandic Braveheart sipariş etmeye karar verdiğimizde gelen garson yeterince cesur olup olmadığımızı sordu ve böylece macera başladı. Öncelikle klasik bir İzlanda lezzeti olan et çorbasının sadece basit bir çorbadan ibaret olmadığını söylemekte fayda var. İçerisinde küçük ancak fazlaca et parçaları olan bu çorba ayrıca patates ve havuçla birleşince ana yemek doyuruculuğuna sahip olduğunu söyleyebiliriz. Et, patates ve havucu önden bitirirseniz de üzülmeyin, çorbanın arda kalan suyun bile eşsiz bir lezzeti var. 1. Kokla: İşe içgüdülerimizden yola çıkarak yiyeceğimiz şeyi koklayarak başlıyoruz. Fermente edilmiş köpek balığı etinin keskin kokusunu aldıktan sonra belki yemekten vazgeçmek isteyebilirdik ama o sözü vermiştik bir kere. 2. Çiğne: Bu aşamada yapılacak en doğru hareket kokuyu unutmaya çalışmak ve belki burnunuzu tıkamak olabilir. Çiğnemeye devam ettikçe ağzı gerçekten keskin, acımsı bir tat sarıyor. 3. Brennivins zamanı: Özel İzlanda likörünün bir köpek balığıyla baş etmenin en iyi yolu olduğunu da bu macera sırasında öğrenmiş olduk. Çiğneme sırasında gelen artık devam edemeyeceğim hissi Brennivins'den bir yudum alınca yerini zafer kazanma hissine bıraktı. Zorlu geçen 3 aşamalı görevden sonra kendimizi gerçek birer İzlandalı gibi hissetmenin verdiği gururla yemeğimizin geri kalanını öğrendiğimiz talimatları kendi kendimize uygulayarak keyifle bitirdik. Tabağımızın kenarında yer alan minik İzlanda bayrağı da gecenin hatırası olarak bizimle kaldı. Sizin de yolunuz Reykjavik tarafına düşerse bu mütevazı aile restoranında gereken sözü verip ömür boyu hatırlanacak lezzetleri tadabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/isvecte-oturum-ve-calisma-izni-nasil-alinir/", "text": "Herkese merhaba! Biz Burak ve Ece. İsveç'e yeni taşınan bir çiftiz. Son 1-2 senedir yurt dışına taşınmayı planlarken kendimizi Stockholm'de bulduk. Bununla ilgili süreci başından beri anlattığımız Viking Ailesi adında bir Instagram hesabı ve websitesi açtık, buradan takip edebilirsiniz. Bundan sonra konuk yazar olarak yazılarımızı Nordik Simit'te bulabilirsiniz 🙂 İlk yazımızı da en çok sorulan sorulardan biri olan İsveç'te oturum ve çalışma izni nasıl alınır? üzerine yazmak istedik. Ece hali hazırda Türkiye'de bir İsveç firmasında çalıştığı için transfer oldu. Bu transfer süreci başlar başlamaz devreye hemen İsveç'ten aracı firma girdi ve başvurumuzu bizim yerimize onlar yaptı. Bu da büyük bir dertten kurtardı elbet. Bize doldurmamız için online bir form gönderdiler ve doldurup geri gönderdik, sonra da sonucu beklemeye koyulduk. Başvurudan sonra İsveç'e gelmemiz 1,5 ay sürdü. Kısacası bir işe kabul aldığınızda eğer araya danışman firma giriyorsa ve bu kontratınızın bir bölümünde 'relocation' paketi size sunuluyorsa harika bir durumdasınız demektir. Evrakları doldurup arkanıza yaslanarak bekleyebilirsiniz. Relocation paketlerini genelde global/büyük firmaların sunduğunu belirtmekte fayda var. Başvurudan sonra 3-4 hafta beklememiz gerektiğini söylediler. Biz bu esnada İsveççemizi geliştirmeye çalışıyorduk ve 3. haftada sonucun açıklandığına dair haber geldi. Bunu online göremiyorsunuz, İstanbul'daki konsolosluğu aramanız ve takip numaranızı söylemeniz gerekiyor. Bu telefon konuşmasını da kalbiniz yüksek tempoda ata ata yapıyorsunuz ve sonucu öğreniyorsunuz. Olumlu sonucu telefonda öğrenir öğrenmez tabii ki anlamlı/anlamsız bir sevinç kaplıyor içinizi. Sonra İsveç İstanbul Konsolosluğu'na gidip gidip boyunuzu ölçtürmeniz, fotoğrafınızın çekilmesi ve bilgilerinizi vermek kalıyor. Sonra 3 hafta süren bir döneme giriyorsunuz çünkü bilgileriniz İsveç'e gidip kartınız hazırlanıyor ve Türkiye'yeye gönderiliyor. Sonra da pasaportunuz ile konsolosluğa gidip teslim alıyorsunuz. Çalışma izniniz olduğu için oturma izniniz de oluyor ve eşiniz de sizle aynı haklara sahip olabiliyor. Öncelikle kendinize inanın ve bunun çok imkansız bir şey olduğunu düşünmeyin. İsveç'in %90'ı İngilizce konuşuyor, bu aklınızda olsun. Şöyle harika bir site var, bu site ufkunuzu epey açacaktır, bunun dışında Blocket, Linkedin ve Arbetsformedlingen'e bakabilirsiniz. Bu sitede İsveç Konsolosluğu'nun Türkçe kaynağını bulabilirsiniz. Instagram hesabımız üzerinden genel olarak Stockholm'ün yaşam tarzı, iş hayatı ve kültürel etkinlikleriyle ilgili zaman zaman canlı yayınlar yapıp, eğlenceli boomerang'lar ve story'ler ile size İsveç'i ve İsveçliliği elimizden geldiğince yaşatmaya çalışıyoruz. merhaba, internet sitenizi ve yazılarınızı çok beğendim, tebrik ediyorum sizi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/izlanda-basbakani-elektrikli-arabaya-geciyor/", "text": "İzlanda'nın bizden biri olan İzlanda Başbakanı'nı daha önce Nordik polisiye kitapları üzerine çalışmaları, en sevdiği şarkılardan oluşan playlisti ile sizlere anlatmıştık. Şimdi ise Katrin Jakobsdottir ve bakanlar sıradaki araba değişim döneminde elektrikli arabaya geçiyor. 2016'de alınan kararla İzlandalıların elektrikli araçlara yönelmesini destekleyen kararlar alınmıştı. Bu kararlar ile birlikte 2016'dan beri yapılan değişiklikler ile İzlanda'nın etrafına yerleştirilen istasyonlar ile ülkeyi elektrikli araçlar ile tam tur dolaşabiliyorsunuz, Reykjavik'te elektrikli otobüsler ile çevre dostu ulaşım sağlayabiliyordunuz. Kararların devamında İzlanda'da her yıl elektrikli araç sayısı hızlı bir şekilde artmaya devam ediyor. Hükümetin ve başbakanın elektrikli araba kullanacak olması ise halk üzerindeki en büyük etken olacağı düşünülüyor. Böylece doğası ile herkesi büyüyen İzlanda, doğayı korumak için çok önemli bir adım atmış olacak. Reykjavik'in ise 2040'a kadar karbon nötr bir şehir olması planlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/kesif-havsun-norvec/", "text": "İskandinavya müzik sahnesinin en heyecan verici yeni isimlerinden olarak gösterilen HAVSUN, yıllarca müzik üzerine çalıştıktan sonra ilk solo projesi Pillow ile daha önce karşımıza çıkmıştı. Norveç'ten Sigrid, dePresno, Aurora gibi isimlerden tanıdığımız Made Management ile birlikte çalışan Havard Sundland, sahne ismi olarak isim ve soyisminin ilk üç harfinden oluşan HAVSUN'u seçmiş. HAVSUN daha önce Pillow'da dünyada en çok dinleyen şehirlerin arasında İstanbul olan Hanne Mjoen ile birlikte çalışmıştı. Eğer HAVSUN'u sevdiyseniz yakın arkadaşı SJUR'a da göz atmayı unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/kuzey-isiklari-nasil-gozukur/", "text": "Aurora Borealis, gökyüzünün dans edişi veya bir başka deyişle Kuzey Işıklar... Hepimizin tüylerini diken diken eden bu fenomen herkesin hayallerini düşlese de Kuzey Işıkları Nasıl Gözükür? diye aradığınızda çok farklı bilgiler var. Aşağıda sırayla Kuzey Işıkları nedir, hangi renklerde olur, ne zaman ve nerede gözükür, nelere dikkat edilmeli sorularını yanıtlamaya çalıştım. Latince'de 'aurora' kelimesi gün doğumu anlamına gelirken Roma mitolojisinde Şafak Tanrıçası Aurora ile de bağlantılıdır. 'Boreas' ise aslında Yunanca'da kuzey rüzgarına verilen isimdir. Kısaca Aurora Borealis, Kutup bölgerinde gökyüzünde görülen, yeryüzünün manyetik alanı ile Güneş'ten gelen yüklü parçacıkların etkileşimi sonucu ortaya çıkan doğal ışımalardır. Bu ışımalara tarih boyunca uygarlıklar farklı anlamlar yüklemiş. Eğer mitoloji seviyorsanız Kuzey Işıkları Mitolojisi yazımıza buradan göz atabilirsiniz. Kuzey ışıklarını en iyi yakalayabileceğimiz dönem ise Mart ve Eylül ekinoksları olarak söylense de aslında bu iş tamamen şans işi 🙂 Ayrıca tarihler de bulunduğunuz bölgeye göre hep değişken olacaktır. Kuzey Işıkları sadece kışın ve soğuk havalarda gözükür bilgisi de tamamen yanlıştır. Kuzey Işıkları yaz aylarında da gökyüzünde olabilir fakat Kuzey'de güneş batmadığı için Kuzey Işıkları'nı göremeyiz. Kuzey Işıkları adı gibi genelde kuzeyde gözükse de çok nadir olarak güneşteki patlamaların etkisi ile Almanya'nın kuzeyinden bile gözükebilir. Ama bu gerçekten çok nadirdir ve çıplak gözle görmek çok zordur. Kuzey Işıkları'nı çıplak gözle fotoğraftakiler gibi görmek istiyorsanız genellikle aşağıda kırmızı çizgi ile belirtilen alanda olmanız gerekiyor. Bu görselin bize anlattığı düşük güçte bir Aurora olsa da gerekli koşullar elde edildiğinde Kuzey Işığı görebilirsiniz. - Aktivite Var Mı? Aktivite olup olmadığını telefonlara yükleyebileceğiniz basit uygulamalardan inceleyebilirsiniz. Bu uygulamalar her zaman doğru söylemese de yanınızda bir profesyonel yoksa kullanabileceğiniz en basit kaynak. Aurora Forecest, Norway Lights, Northern Lights Aurora Alerts, Aurora Now bunlardan bazıları. - Hava Bulutlu Mu? Hava eğer çok bulutluysa Kuzey Işığı görmeniz imkansız. (Eğer uçak kiralayıp bulutların üstüne çıkmazsanız 🙂 Eğer üstünüzde bulut varsa bu her yerde bulut olduğu anlamına gelmez. Kuzeyde ülkelerin resmi meteoroloji siteleri size saat saat bulut durumunu kontrol etmenize olanak tanıyor. Haritadan bulutsuz bölgeleri kolayca görmenize izin veriyor. İzlanda için Vedur. is, diğer ülkeler için ise Norveç'in Meteoroloji Enstitüsü Yr. no'dan bulut durumunu takip edebilirsiniz. - Işık Kirliliği Var Mı? Muhtemelen Kuzey Işığı için seyahat ediyorsanız zaten büyük şehirlerden uzaktasınızdır ama yine de Reykjavik, Tromso gibi bölgelerdeyseniz şehir ışıkları Kuzey Işıkları deneyiminizi etkileyebilir. Fakat şehrin konumuna göre şehri arkanıza alıp gökyüzüne baktığınızda Kuzey Işıkları'nın şiddetine göre Aurora Borealis'i çok rahat görebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/kuzeyin-yeni-kesfi-tilde-hjelm/", "text": "Daha önce Tilde Hjem & The Desert Orchids olarak paylaştığımız naif sesli Tilde ilk solo albümü ile karşımızda! Bir süredir İsveç ve müzik kelimeleri bir araya gelince yanına yazmadan geçemediğimiz şehir Göteborg'da yaşayan Tilde, müzik şehrinin yeni isimlerinden birisi. Dinlemekten hiç sıkılmadığımız sakin İsveç folk müziği ile hafif pop ezgilerini bir araya getiren Tilde Hjelm, Türkiye'nin Oh Land, Fallulah gibi Nordiklere sevgisini düşününce sıradaki favorimiz olacak gibi gözüküyor. Nefesimde müzik var, nereye gitsem beni takip ediyor, hayatımı şekillendiriyor diyen Tilde hayattaki tüm zorlukları da müzikle atlatıyormuş. Müziğin, kalbi kırıldığında küllerinden doğan Feniks kuşu gibi tekrar hayata döndürdüğünü söyleyen Tilde, Karen Dalton, Mazzy Star, Cat Power ve Lana Del Rey gibi isimlerden ilham alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/lagom-nedir-ne-az-ne-cok-tam-ayarinda-lagom/", "text": "'Azı karar çoğu zarar' lafı küçüklüğümüzden beri hep cebimizde bizimle gelen sözlerden olmuştur. Lagom, İsveçlilerin, içinde hem bu kavramı, hem de 'yettiği kadar' anlamını barındıran, hayatta hiçbir şeyi abartmamak gerektiğini, her şeyin olması gerektiği gibi, olması gereken zamanda ve biçimde olacağını tarif ettikleri bir kavram. Bir gün biz de patronumuza bu cevabı verebilecek özgürlükte olabilir miyiz bilmiyorum; ama ana hatlarıyla lagom burada bir işi güzel ve hakkıyla yapabilmek için ihtiyacımız olan zamanı simgeliyor. Başka bir örnek ise, bir yemek pişireceğinizde içine koyacağınız malzemeleri yine olması gerektiği miktarda koyuyorsunuz. Mesela maydanozu çok seviyorsunuz diye bir koca demet maydanozu yemeğe koymanın bir anlamı yok değil mi? Ya da eti çok pişmiş seviyorsunuz diye eti susuz ve kuru yiyemezsiniz mesela. Her şey olması gerektiği gibi olmalı, ne fazla ne de az. Lagom burada bizim nefsimize olan irademiz ve kendimizi kontrol edişimizi temsil ediyor. Viking Ailesi'ni Instagram'dan takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/lofoten-adalarinda-bir-kirmizi-kulube-2/", "text": "Özellikle instagram hesabımda varyasyonlarını sıklıkla yayınladığım o ünlü kırmızı kulübeyi belki biliyorsunuzdur. Belki kimilerinizi hayal kırıklığına uğratacak ama o kulübede maalesef her şeyden elini ayağını çekmiş, kendini doğanın kucağına bırakmış ve müthiş bir roman üzerine çalışan bir yazar yaşamıyor o kulübe ve benzerleri Lofoten Adaları'nın Hamnoy bölgesinde konuşlanmış Eliassen Rorbuer bünyesinde adaya gelen ziyaretçilere kısa ve uzun dönemler için kiraya verilen rorbuerler den birisi. Rorbuer esasında balıkçıların yaşadığı ve genelde bir ayağı su içinde olan barınaklara deniyor. Özüne uygun amaçla balıkçılar tarafından kullanılan rorbuerler halen mevcut olmakla birlikte, Lofoten'de bu barınakların turizm için kullanımı da oldukça yaygın. Rorbuer kiralayan işletmeler arasında benim favorim ise iki kez konaklama şansına sahip olduğum Eliassen Rorbuer. Hem fiyatları diğer tesislere göre daha uygun (rahatça 3-4 kişinin kalabileceği bir barınağı gecelik 120 dolara kiralayabiliyorsunuz), hem de bence Lofoten'in görsel olarak en güzel yeri olan Hamnoy'da suyun dibine konuşlanmış durumda. Öyle ki, sadece odamın penceresini açarak Lofoten'in en güzel fiyortunun fotoğrafını çekebildiğim bir konuma sahip. Eliassen Rorbuer bünyesinde iki kişilikten altı kişiliğe kadar farklı boyutlarda 34 adet rorbuer bulunuyor. Rorbuerlerin bazılarında çift kişilik yataklar da olmakla birlikte, ağırlıklı olarak ranza kullanılmış durumda. Fiyatı en ucuz olan iki kişilik rorbuerler dışında her rorbuer'in kendi mutfağı mevcut ve gayet geniş bir açık mutfak ve oturma alanını da içeriyor. Norveç genelinde dışarıda yemek yemenin pahalılığı dikkate alındığında (bir adet ana yemek en az 80-90 TL), rorbuer içinde mutfak olması oldukça önemli bir nokta. Dekorasyon ise benim her daim için favorim olan İskandinav sadeliğinde. Bu sene Şubat ayında oldukça fırtınalı bir dönemde burada kalmış olmama rağmen, wifi kusursuz çalışıyor. Herhangi bir ihtiyacınız veya sorunuz olduğunda iki dakika içinde birisi rorburerinizde belirip, tüm güler yüzüyle sorununuz hallediyor. Eliassen'in bir diğer avantajı ise tesis bünyesinde son üç senedir İsveç'li bir şef ve İtalyan eşi tarafından işletilen Krambua'nın yer alması. Eliassen'in hemen çıkışında bir otobüs durağı da var. Eğer benim gibi araba kiralamak yerine toplu taşıma ile seyahat ediyorsanız, bu durak işinizi oldukça kolaylaştırıyor. Yine bölgenin tek marketi de Eliassen'e yaklaşık 35 dakika yürüme mesafesinde. Ana yoldan yürümeniz gerekse de, market yolunda dahi manzaralar eşsiz. Eliassen benim her zaman kalmaktan çok mutlu olduğum ve keyfini çıkarabilmek için günün ayakta olduğum en az iki üç saatini de kulübemin içinde geçirmeye çaba sarfettiğim bir tesis. Lofoten'e yolunuz düşerse, kesinlikle değerlendirmenizi öneririm. Lofoten Adalarını da içeren Nordik Adalar fotoğraf galerime buradan ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/morten-rustad-ile-norvecte-dort-mevsim-2/", "text": "Norveç'in o büyülü doğasında dört mevsimi yaşamayı kim istemez ki? Bunun için, Oslo asıllı time-lapse fotoğrafçısı Morten Rustad, Norveç sınırları içerisinde toplam 20.000 kilometre kat ederek, 17 lokasyonda ve tam bir yıl boyunca çektiği 200.000'i aşkın fotoğrafla muhteşem bir eser olan Seasons of Norway'i yaratmış. Kışın kuzey ışıklarının ihtişamlı dansından ilkbaharda açan çiçeklerle uyanan doğaya, yazın neredeyse hiç batmayan güneşinden sonbaharın dökülen yapraklarına kadar videodaki her şey mükemmel bir harmoni ile izleyici için görsel bir şölen oluşturuyor. Ayrıca Morten Rustad, bu time-lapse projesi hazırlık aşaması, fotoğraf çekim süreci ve sonrasında düzenleme işlemlerini anlatan, 5 ayrı bölümden oluşan kısa video serisi çekmiş. Sanatçı, meraklıları için, bu seride, time-lapse çekilmesi gereken yerleri nasıl seçtiğini, bulunduğu konuma ve o konumun şartlarına göre kamera ayarlarını nasıl yaptığını, hangi ekipmanları kullandığını ve görüntü bütünlüğünü sağlamak amacıyla, hangi programları kullanarak hangi düzenlemeleri yaptığını anlatıyor. Projenin detaylarıyla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz, buraya tıklayınız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/netflix-dizi-onerisi-lilyhammer-sopranos-norvecte/", "text": "Yapımcılar Anne Bjornstad ve Eilif Skodvin diziyi olabilecek en iyi biçimde uyarlamış. Henüz bitirmiş biri olarak şimdiden yeni sezonları bekler hale geldim... Kuşkusuz dizinin en güzel yanlarından biri Norveç kültürünün o munis tavrını harika yansıtmış olması. Tabii Norveç denince akla ilk gelen kartpostallık manzaralı unutmamak gerek. Ayrıca diziyi izlerken bir sürü Norveçli müzik grubuda keşfedeceksiniz. Tüm bu sebepler ve daha fazlası diziyi izlerken Norveç'e yerleşme dürtüleriyle içinizi gıdıklayacak diyebilirim. Bu arada dizinin aslında Sopranos ile organik bir bağı yok. Fakat çeşitli yerlerde göz kırpılmış, konu itibariylede daha çok komik unsurlara yer verilmiş. Bir Sopranos fanı olarak bana verilecek en büyük hediye şüphesiz seneler sonra diziyi Norveç'te çekmek olacaktı o da bu şekilde yapılmış oldu. Teşekkürler Sopranos, teşekkürler Norveç ve teşekkürler Başbakanım!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/nordik-film-onerisi-kraftidioten/", "text": "Bugünkü Nordik film önerisi Kuzey Avrupa sinemasının en mükemmel filmlerinden birisi Kraftidioten ya da Türkçe ismiyle Buz, Kar ve İntikam. Soğuk ülkenin sıcak filmi diye nitelendirebileceğimiz bu film, Filmekimi kapsamında gösterime girmişti. Şuan vizyonda olmamasına rağmen Kraftidioten İskandinav sinemasının kesinlikle izlenmesi gereken filmlerinden birisi. Filmin isminden de anlaşılacağı üzere filmde buz da, kar da ve elbette intikam da var. Bu filmde olaylar başroldeki Stellan Skarsgard'ın canlandırdığı karakter Nils'in üzerinde gelişiyor. Nils öyle iyi bir insan ki hatta o yıl Norveç'te Yılın Vatandaşı ödülüne layık görülür. Ancak zamanla olaylar gelişmeye başlar ve Nils içindeki iyi niyetli ve sakin insanı yavaş yavaş kaybetmeye başlar. Çünkü Nils'in oğlu uyuşturucu bağımlısı olur ve Norveç'in en belalı uyuşturucu mafyasına ters düşer. Nils de bu durumu kabullenemez ve mafyadan intikam almak ister. Norveç mafyasının başındaki vegan Kont da elemanlarının sırayla hayatını kaybetmesi üzerine şüphelenir ve Sırp mafyasının bu işte parmağı olduğunu düşünür. Elbette, işler yavaş yavaş arap saçına dönmeye başlar. Bu filmdeki mizahi ögelerden en güzeli ise hangi karakter ölürse ardından ismi ve karakterin mensup olduğu dine ait sembollerin çıkması. Bu geçişler o kadar çok hızlanacak ki zamanla gülmeye başlayacaksınız. İyi bir insanın bile en sonunda kötü yönde değişebileceğini ve umutsuzluğa kapılabileceğini konu alan bu film, kara mizahın en güzel örneklerinden biri. Ayrıca soundtrackteki güzel şarkılardan birisi ise ünlü şarkıcı Bjorn Eidsvag'ın Floden şarkısı. Berlin Film Festivali'nde prömiyerini yapan Kraftidioten aynı zamanda Altın Ayı için de yarışmıştı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/nordik-film-onerisi-simon-och-ekarna/", "text": "Ingmar Bergman gibi bir üstadı yetiştiren İsveç'ten yine mükemmel bir film karşımızda. Ancak bu film bu kadar sevimli ve güzel olmasına rağmen çok tanınan bir film değil, maalesef. Huzurlarımızda bugünün Nordik film önerisi Simon och Ekarna var. Simon ve Meşe Ağaçları anlamına gelen bu film, elbette Simon isimli bir çocuğun hikayesiyle ilgili. Göteborg'un küçük bir kasabasında yaşayan Simon aslında II. Dünya Savaşı patlayana dek oldukça sıradan bir çocuk. Geleneklere oldukça bağlı, eğitime önem vermeyen bir baba tarafından yetiştirilen Simon için ancak her şey yakında değişecektir. Çünkü Simon yakında, babasıyla birlikte Nazi Almanyası'ndan kaçan Isak ile tanışıcaktır. Babasını sürekli sorgulayan, sanata, müziğe, kitaplara bir o kadar da meraklı olan Simon büyüdükçe bazı şeylerden daha da şüphe duymaya başlar. Bir de Isak'ın kültürlü babası Ruben ile tanışınca Simon kendi ailesinden de yavaş yavaş kopmaya başlar. Tabii, zaman içerisinde bu iki aile de yakınlaşmaya başlar. Çünkü Isak da kendisini Simon'ın babasına yakın hisseder. Bir yandan da Nazi orduları Danimarka'ya, Norveç'e kadar gelir, savaş kapıdadır. Bir de Simon bu gergin günlerde, yıllar boyunca annesi babası diye bildiği insanların aslında uzaktan akrabaları olduğunu öğrenir. Acı gerçekleri öğrenen Simon, elbette bir kimlik arayışına girer. Bunaldığı zamanlarda meşe ağaçlarını izlemeye giden bu çocuk, meşe ağaçlarının ona gizemleri fısıldadıkları hayal eder ve olaylar gelişir. Meşe ağaçları adeta Simon'ı büyüler. İsveçli yazar Marianne Fredriksson'un Simon ve Meşe Ağaçları romanı ayrıca İsveç'in resmi sitesine göre okunması gereken 10 İsveç kitabından biri olarak nitelendiriliyor. Skarsgardlar'ın yeni gözdesi Bill'in başarılı oyunculuğuyla da bu film, dönem filmi severler için ideal. IMDb'de şu an 6.4 olan film, kesinlikle daha yüksek bir notu hak ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/osloda-48-saat/", "text": "1925 yılına kadar Kristiana olarak bilinen Oslo, en büyük İskandinav başkentidir. Viking döneminden kalma çağdaş sanat, mimari ve eğlence mirası ile diğer aslanlı İskandinav kentlerini gölgelesinde bırakıyor. Fakat bu günlerde onu öne çıkaran şey anı yaşayan bir şehir olması. Parlak yeni galerileri ortaçağ kiliseleri, ihtişamlı tiyatroları, heykel parkları ve buzul suyunun sansasyonel yayılımları. Oslo, tüm Nordik bölgesini kapsayan en büyük ve en zengin kaplıcalara sahiptir buralar genellikle sıcak ve çıplak İskandinavlar ile doludur. Bakalım 48 saat orada neler yapacağız. - Eğer Oslo'da 48 saatten fazla zamanın varsa daha kapsamlı bir Oslo rehberi için buraya tıklayabilirsin. Büyülü yolculuğa hazırsanız şehir dışına çıkmak için hemen bisikletinizi kiralayın. Oslo'nun en iyi muhafaza edilen müzesi Emanuel Vigeland gitmek için 35 dakikalık bir yolculuğa çıkıyoruz. Müze yalnızca Pazar günleri açık. Burada sizi 1959'da açılan özel bir koleksiyon karşılayacak. Kubbeli tavanları kaplayan freskten duvarlar özenle aydınlatılmış, evet birazda ürkütücü. Bronz döküm heykeller, ölümü ve erotikayı tasvir ediyor. Kutsal bir mezarda olduğunu unutma! Bisikletinize tekrar binin ve kaskınızı taktığınıza emin olun! Oslo'nun çorak arazileri üzerinde bulunan Grünerlokka'ya gidiyoruz. Ağırlıklı olarak kentte yaşayan genç nüfusa kafein hizmeti veren Lokk'a gideceğiz. Kahveden önce hafif bir öğle yemeği hoş olabilir, karidesleri ve yeşil naneli bezelye çorbası için önceden rezervasyonunuzu yaptırmayı unutmayın. Şimdi ana yemeğe geçebiliriz. Bunun için Oslo'nun üç Michelin yıldızlı restoranı Maaemo'ya gidiyoruz, burada telaffuz edemediğiniz şeyleri deneyeceksiniz. Tütsülenmiş ren geyiği kalbi veya Oslo'nun fiyortlarından çıkartılarak yapılan ekşi uskumru püresi rommegrot gibi; Ramson ve genç karaağın sürgünleri. Tatlar, ülkenin vahşi ve öngörülemeyen unsurlarını yansıtıyor. Yolculuğun olmazsa olmazlarından birindeyiz. Antik inanışlara göre sizi görünmez kötülüklerden korumak için bazı paha biçilmez soljeler geleneksel gümüş bezemeler bulabilirsiniz. Özelliklede kışın çiftler için romantik ürünler ve soğuklar için harika ceketler sizin için burada satılıyor. Oslo'nun modern sanat galerisi Astrup Fearnley'de Cuma geceleri, DJ performansı ve dansla seni bekliyor. Saat 1'e kadar açık olan denizin yanı başındaki, Vingen'e gidin. Müze, ileri görüşlü ve açık bir mekan. Los Angles'lı sanatçı Alex İsrail işlerini sergiliyor. Kalıcı koleksiyonu, Hirst'in rezil formaldehyde çalışmalarını içermektedir. Mother and Son. Frogner Park gül bahçesindeki Guldsmeden, konforunuza konfor katmak için %100 organik ürünler kullanan çevre dostu butik otellerden biri. Lüks yeni evli süitinde bronz küvetleri gibi mütevazi ayrıntılarıda unutmamak gerekir. Burada bulunun barda şehrin en uygun ve doğal şarapları satılıyor. Bir şişe kapıp sami tarzı mobilyaların üzerine kendinizi atmayı unutmayın! Şehirden ayrılmadan önce, The Well'e biraz zaman ayırdığınızdan emin olun. Burada daha önce sahip olduğunuz spa deneyimlerini unutun. Kendi Japon bahçeleri ve Fas rhassoul tedavileri ile tanınmış iki katlı çatı saunası sizi kendinize getirecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/patika-izlanda-turu/", "text": "Dünyanın en yeni kara parçası İzlanda, bugüne kadar gördüğünüz hiçbir yere benzemiyor. Adaya indiğiniz anda kendinizi farklı bir gezegende hissetmeye başlıyorsunuz bile. Şimdi ise bu doğa harikasını İzlanda'ya özel deneyimler ile birlikte tekrar keşfetmeye gidiyoruz! İzlanda seyahatimiz boyunca nefes kesen şelaleler, siyah sahiller, Interstellar- Game of Thrones gibi prodüksiyonların çekim noktaları ve dünya harikalarının yanında buzul yürüyüşü, volkanik ekmek yapımı, kuzey ışıklarını deneyimleme şansı olacak! Patika Travel ile birlitke düzenlediğimiz seyahatlerden bir diğeri olan 18-24 Mart İzlanda turumuzun günlük programını ve fiyat bilgilerini aşağıda bulabilirsiniz. Eğer tur hakkındaki sorularınız ve tura katılmak için utku@nordiksimit. org adresine e-mail atabilirsiniz. Turumuzun fiyat ve ödeme bilgilerine Patika Travel üzerinden ulaşabilirsiniz! Bu sabah Atatürk Havalimanı'ndan Türk Havayolları tarifeli uçağı ile Icelandair Oslo aktarması ile Reykjavik'e uçuyoruz. Reykjavik uçuşumuzun ardından şehir merkezine doğru yola çıkıyoruz. Otelimize yerleştikten ve biraz dinlendikten sonra akşam yemeği için Reykjavik sokaklarına çıkıyoruz. Yemekten sonra ise dileyenlerle hemen otelimizin çevresinde bulunan Reykjavik'in en güzel mekanlarını keşfedebilir ya da hava tahminlerine göre Kuzey Işığı avına çıkabiliriz! Sonraki durağımız ise Geysir Jeotermal Bölgesi, metrelerce yükseğe fışkıran sıcak su gayzerlerini göreceğiz. 100 dereceye kadar ulaşan gayzerden sonra Avrupa'nın en güçlü şelalesi Gullfoss'un ihtişamına tanıklık edeceğiz. Ama önce Gullfoss'ta öğle yemeği yiyoruz. Dönüş yolumuzda ise rengarenk toprak yapısı ile dikkat çeken sönmüş bir volkanın krater gölüne gidiyoruz. Bugün İzlanda'nın en güzel şelalelerini keşfe çıkıyoruz! Ama önce gün doğumu için rotamız Dyrholaey! Burası asla unutamayacağınız bir güne başlamak için doğru yer. Ardından ise siyah kumları, bazalt taş yapısı ile meşhur Reynisfjara'ya geçiyoruz. Daha sonra ise ilk olarak Seljalandsfoss ile şelale avına başlıyoruz, devamında ise hemen yanındaki gizli şelale Gljufrabui'nin içine kadar gidiyoruz. Bu eğlenceli şelalelerden sonra İzlanda'nın en meşhur ve en güzel şelalelerinden biri olan Skogafoss'a gidiyoruz. Havanın güneşli olması durumunda burada çok güzel bir gökkuşağı oluşuyor. Güney İzlanda'nın şelalelerini, doğa harikalarını keşfettikten sonra ise şanslıysak otelimizden Kuzey Işıkları izleyebiliriz! Kahvaltımızın ardından Güney İzlanda'nın harika manzarası ve yolculuğumuza özel hazırlanan dinlendirici İzlandik müzikler eşliğinde farklı gezegenlere doğru yola çıkıyoruz 🙂 Volkanik oluşumlar, yosun tarlaları, Avrupa'nın en büyük buzulu Vatnajökull'ün uzantıları olan buzullar yol boyunca tanıklık edeceklerimizden bazıları. Ayrıca yolumuzun üstündeki gizli vadi Fjadrargljufur'e de bugün uğruyoruz. Vadide kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra ise tekrar yola koyuluyoruz. Bugün öğle yemeğimizi ise İzlandalı kaşifler gibi yolda yiyoruz! Yol boyunca Interstellar'ın da farklı gezegenlerinin çekim noktalarını göreceğiz. Daha sonra ise buzul lagünü olan Jökulsarlon'a gidiyoruz. Burada buzuldan kopan parçaların buzul gölündeki sakin hareketlerini izleyip daha sonra gün batımı için sahile vuran buz parçalarına yaklaşabileceğiniz Diamond Beach'e gideceğiz. Sıra buzlar ve volkan diyarı İzlanda'nın buzullarını keşfetmeye daha sonra da jeotermal suları içinde keyif yapmada! Bugün belki de İzlanda'nın en saklı kalmış ama en güzel buzullarından Solheimajökull'ün sürekli değişen buzullarının üstüne çıkıyoruz! Özel ekipmanlarımız ile buzullara tırmanacağımız bugünde şanslıysak buzul mağaralarına girebiliriz! Bugün ayrıca volkanda ekmek pişirmek için önceden hazırladığımız karışımı toprağa gömüyoruz! Ekmekler 24 saat boyunca lavlardan gelen ısı ile pişecekler. Bugün kahvaltıdan sonra en yeni kafelerini, rengarenk evlerini, grafitilerini ve özel tasarım hediyelik eşya mağazalarını keşfetmek için serbest vaktimiz de olacak. Daha sonra ise dünya harikalarından biri olan Blue Lagoon'a gidiyoruz! Bu akşam ise İzlandik ve Türk mutfağının karışımı ile rakı gecemiz olacak! Siyah kumsallar, jeotermal oluşumlar, deniz fenerleri, renkli evler, lagünler derken İzlanda gezimizin sonuna geldik. Bugün hayatınızda asla unutamayacağınız bir deneyimi geride bırakıp, gezinin verdiği mutluluk ve rahatlık ile sabah Reykjavik'ten havalimanına doğru yola çıkıyoruz. Uçağımıza binip bol bol İzlanda hakkında sohbet edip, en güzel anılarımızı paylaşabileceğiz seyahatimize başlıyoruz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/roportaj-aurora/", "text": "Nordik Simit olarak bundan tam 4 yıl önce ilk paylaşmaya başladığındam beri AURORA'ın her zaman çok önemli bir yeri oldu. Festivallerde sıkça karşılaştık, albümlerini başa sara sara dinledim hatta daha sadece bir iki şarkısı varken kapısının altından notlar atmışlığım bile var.. Ama şarkılarından hiç sıkılmadım. Hazır 16-17 Kasım'da Zorlu PSM'de gerçekleşecek MIX Festival için Türkiye'ye geliyorken hakkında çok fazla okuyamadığımız şeyler öğrenmek için birkaç soru sordum. AURORA'ya ilham olanlar, memleketi Bergen'deki sevdiği mekanlar ve dahası aşağıdaki minik röportajımızda! Selam ?? Nasılsın? Görüşmeyeli uzun zaman oldu, en son 2 yıl önce by:Larm'da Sigrid'in ilk konserinde karşılaşmıştık. Her zaman bir yeri ilk defa gidiyor olmak harika bir şey. Sanırım Yeni Zelanda. Norveç'in tam tersinde. Kesinlikle! Buradaki doğayı çok seviyorum, dokunulmamış yerler bulmak çok zor değil. Issız yerler. Ormanda saklanabilirsiniz ya da dağlarda nefes almak için alan bulabilirsiniz. Norveç'in en küçük karesi bile bana ilham oluyor. Şarkılarımda da bu ilham çokça var. Norveççe'nin melodik olduğunu düşünen çok kişi var. Hiç Norveççe şarkı yayınlama planın var mı? Wardruna ile söylediğin Helvegen çok sevildi. Bir gün kesinlikle ana dilimde de birkaç şarkı yayınlayacağım. İlk albümüm rollercoster gibiydi, hem çok enerji sarf ettim hem de bana enerji verdi. İkinci albüm için daha kararlıydım. Ne yapmak istediğimi biliyordum. İkisi de çok heyecanlıydı. İlk hikayemi yazmıştım, sıradaki ise bir adım öteye gitmekti. İkinci albüm perspektifi, düşündürdükleri, sözlerim, aranjem ile çok daha farklı. Daha fazlasını keşfediyodum ve bu harika! Filmler, müzik, insanlar, yemek ve doğa.... her şey bana ilham olabiliyor. İnsan olmanın en iyi gözlere, kulaklara, dokunmaya, bir kalbe ve bir ruha sahip olmak. Beyne neler olduğunu düşünecek alan bırakan filmleri çok seviyorum aynı şekilde müzik için de. Özellikle film müzikleri. Çoktan çalışmaya başladık bile. Gelecek seneyi bekleyin. Askjell'e göz atmalısın. Daha sonra teşekkür edebilirsin. Vintage Sisters'a kıyafet almaya gidilmeli, Hem'fe bir şarap içilmeli. Daha sonra da Floyen'e manzara ve temiz hava için çıkılmalı. Cevaplar için teşekkür ederim! Umarım İstanbul'da harika vakit geçirirsin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/svalbard-nerede/", "text": "Svalbard diyince akla ilk gelen soru Svalbard Nerede? oluyor. Eğer İzlanda'ya gittiniz ve kendinizi dünyanın sonuna gitmiş gibi hissediyorsanız, size bir de Svalbard'a gitmenizi öneririm. Instagram postlarıma da sıklıkla konu olan yaklaşık 2.500 kişilik insan nüfusuyla, kutup ayısı sayısının insan nüfusuyla yarıştığı ve dünyanın en kuzey yerleşim biri Svalbard size gerçek anlamıyla dünya dışı bir yere gitmiş hissini yaşatacak. Ben Svalbard'a güneşin hiç batmadığı aylardan olan Ağustos'ta gitmiştim. Daha önce yazın Alaska ve beyaz gecelerde St. Petersburg, Rusya'ya gitmiş olmama rağmen, Svalbard'ın 24 saat aydınlığı apayrı bir deneyim gökyüzü alacakaranlık aşamasına dahi gelmiyor. Hava öğlen 2'de nasılsa gece 2'de de hemen hemen öyle. Ben de haliyle kendimi gece sıklıkla yatağımdan kalkıp, sımsıkı kapanmış perdeleri aralayıp, inanamıyorum halen aydınlık derken bulmuştum. Kışın ise durum tam tersi Kasım ve Şubat arası hava 24 saat karanlık. Bu dönem kuzey ışıkları için de en ideal dönemlerden birisi. Gerçi hemen not etmemde fayda var Svalbard'da Svalbard'ın kuzey ışıkları için biraz fazla kuzeyde olduğunu söylemişlerdi! Svalbard'da turizme açık sadece bir havaalanı mevcut ve Svalbard'ın tek şehri Longyearbyen'ın 10 dakika dışında konuşlanmış durumda. Oraya da sadece Oslo ve Tromso uçuşları var. Longyearbyen uzun yıl şehri demek. Svalbard'da araba kiralamanız pek anlamlı bir seçenek değil, arabayla gidebileceğiniz yol 45 km ile sınırlı. Ulaşım kışın kar motorları, yazın ise tekne, sürat motoru ve kanolarla sağlanıyor. Longyearbyen'de klasik zincir otellere ek olarak, bölge yapısını daha iyi yansıtan otel seçenekleri de yer almakta. Benim favorim ise Basecamp Spitsbergen olmuştu. Ahşap mimarisi ve inanılmaz arkadaş canlısı personeli ile Svalbard'a bir daha gitmek imkanım olursa, Svalbard'ın ıssız köşesi Isfjord'da da oteli olan bu grup muhakkak yine tercihim olacak. Longyearbyen'de kanodan trekinge kadar birçok farklı aktivite imkanınız var. Şehrin dışına yanınızda bir rehber veya tüfek olmadan çıkmanız yasak. Maalesef sınırlı sayıda da olsa ölümle sonuçlanmış bazı kutup ayısı vakaları var. Ama dikkat Longyearbyen'ın mezarlığı 70 yıl önce kapatılmış ve Svalbard'da ölmek kanunen yasak sebebi ise hava soğukluğundan dolayı bedenlerin asla toprağa karışmaması. 70 yıldan uzun bir zaman önce İspanyol Gribi nedeniyle Svalbard'da yaşamını yitiren Norveçli madencilere ev sahipliği yapan ve dünyanın en kuzey mezarlığı olan bu mezarlık şüphesiz hayatımda gördüğüm en hüzünlü mezarlık. Svalbard seyahatimde harika bir müzeye de ev sahipliği yapan Longyerbyen'a ek olarak Isfjord'u da ziyaret etme şansı bulmuştum. Longyearbyen'den yaklaşık 2.5 saatlik bir sürat motoru yolculuğuyla varılan bu bölge, uzun yıllar boyunca Svalbard'ın dünya ile irtibatını sağlayan radyo istasyonuna da ev sahipliği yapmış. Bugün ise bina Basecamp tarafından otel olarak işletiliyor. Enteresan bir şekilde otel kapılarında kilit yok! Bu da Svalbard'ın bana yaşattığı bir diğer ilklerden. Yazının başında da dediğim gibi, İzlanda'ya gittiniz ve dünyanın sonu gibi hissettiyseniz, bir de Svalbard'ı denemenizi öneririm. Oslo'dan yaklaşık 3.5 saatlik bir uçuşla ulaşabileceğiniz bu ada, hayatınızda gidebileceğiniz şüphesiz en ıssız yerlerden birisi. Svalbard'a vize gerekmemekle birlikte, sadece Norveç üzerinden uçabileceğiniz için, yine de Schengen vizesi almak durumundasınız. Diğer seyahat yazılarını okumak için buraya tıklayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2018/11/viking-ailesi-isvecte-nasil-ev-bulunur/", "text": "Daha önce Nordik Simit'e konuk olup Viking Ailesi olarak sizlere İsveç'te Oturum ve Çalışma İzni Nasıl Alınır? yazısını hazırlamıştık. İsveç'te ve Avrupa'nın birçok yerinde ev bulma süreci Türkiye'dekinden biraz farklı işliyor. Türkiye'de bugün anlaşıp yarın eve ölçü almaya gidebilirken, İsveç'te ev bulmak, özellikle kiralık ev arıyorsanız biraz zor olabiliyor. İsveç'te kiralık ev sayısı, kiracılardan daha az olduğu için kiralar zamanında yükselmiş, istediği lokasyonda ev kiralamak için bir sene bekleyenler var. Ev sahipleri genellikle kiracılarının finansal geçmişlerine, bankadan alacakları referansa ihtiyaç duyuyorlar. İsveç'te ev sahiplerinin bizi şaşırtan bir özelliği de kiralık evlerde genellikle evcil hayvana izin verilmiyor, hatta kontratta koşul olarak bile yazıyorlar. Bu kadar hayvanseverliğin ve hayvan sahipliğinin yüksek olduğu bir ülkede nasıl olur bu diyorsanız, o kısmı biz de anlayamadık. Bunu mantıklı olarak açıklayabilecek sanırım tek şey evlerine çok özen gösterdikleri için zarar gelsin istemiyorlar. İster ileride tekrar evlerinde oturacak olsunlar, ister oturmayacak olsunlar; mobilya, parke, duvarlara zarar gelmemesi ve evi teslim ettikleri şekilde geri almaları ev sahipleri için çok önemli. Bir de şunu atlarsak olmaz. Her apartmanın ev sahiplerinden birinin seçildiği bir yöneticisi var. Buraya kadar tamam, Türkiye'de de aynı sistem mevcut. İsveç'teki fark ise evi tuttuktan sonra bir de yöneticiyle bir görüşme yapmanız gerekiyor. Yönetici size apartmanın kurallarını anlatıyor, sizin ne iş yaptığınız, çocuğunuzun olup olmadığı, kaç yaşında olduğunuz gibi oldukça spesifik sorular sorup sonrasında apartmanın kurallarının yazılı olduğu kağıdı size imzalatıyor. Apartman kuralları aslında daha önceden de bildiğimiz kapınızın önüne çöp koymayın, ayakkabılarınızı evin dışında bırakmayın gibi genel geçer diyebileceğimiz kurallar. Açıkçası bu kısım her ne kadar bize prosedür de deseler biraz değişik gelmişti; ama İsveç'te yaşarken hayatın bu kadar düzenli ve mantıklı ilerlemesini deneyimledikçe farklı bir şey yaşadığınızda vardır bir bildikleri diyorsunuz. Eviniz çok geniş olmasa da endişelenecek bir şey yok, çünkü İsveçliler ev konusunda da çok pratikler. Evlerde genellikle hiç kullanılamayacak ölü alanlar olmuyor. Evin her alanını kullanışlı olacak şekilde planlamışlar. Uzun bir kış geçirdikleri için de evlerin camları genellikle büyük ve evler ışık alıyor. Nasıl bir ev tercih edeceğiniz tabii sizin zevklerinize ve bütçenize bağlı; ancak şunu söyleyebilirim ki merkez etrafında hemen hemen aynı bütçelere yeni, orta yeni ve eski(1920ler'den kalma) evlerde oturabilirsiniz. Kentsel dönüşüm Stockholm'de yok; ancak şehir büyüyor ve merkeze yakın alanlara yeni evler yapılıyor. Ev satın almak istiyorsanız burada avantajlı taraf sizsiniz. Satılık ev fiyatları İsveç'te son yıllarda biraz azalmış. Stabil bir ekonomi de olduğu için genellikle insanlar çalışmaya başladıktan sonra kendi evlerini mortgage kredisi çekerek alıyorlar, kira verir gibi ev sahibi oluyorlar. Biraz reklam gibi oldu değil mi? Şaka bir yana İsveç dinamiklerinde ev satın almak mantıklı gibi duruyor, enflasyon ortalaması 2017 yılı için %1,79. Ev satın aldıktan sonra ileride başka bir yere taşınmak isterseniz yine evinizi satıp başka bir yerden ev alabilirsiniz; aslında bunu bir yatırım olarak düşünmek de faydalı olabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/01/yaegerin-stockholm-rehberi/", "text": "Yellow. Güzel içecekler, iyi barmenler ve çok merkezi. Ve tabii ismi yellow olduğu için de seviyorum. Slakthuset 18'ime girdiğim günden beri gittiğim bir kulüp. Drum & bass/ techno katı efsane ama ayrıca R&B isteyenler için farklı bölüm de var. Bana sorarsanız en iyi karma kulüp burası. Ne zaman dans edip terlemek istersek arkadaşlarımızla buraya gidiyoruz. Gerçekten kaçmak istiyorsam genelde snowboard, tırmanma, kaykay gibi aktiviteler yapıyorum. Snowboard için Hammarbybacken, Klatterverket tıranış için ve Highvalley Skatepark da kaykay için. İkinci el alışverişi çok seviyorum. O yüzden Humana Second Hand, Emmaus ya da Stadsmissionen. Djurgarden! Gerçekten çok tatlı, şehir merkezinden su kenarında yürüyerek hemen ayrılabiliyorsunuz. en iyi manzaraMontelius! Orada çok fazla gece geçirdim. Yazın arkadaşlarımla ve battaniyelerimizle."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-askjell-no/", "text": "Askjell Solstrand Norveç'in en ünlü prodüktörlerinden biri. Sigrid, Aurora ve Kjartan Lauritzen gibi meşhur isimlerin de yapımcısı. Hatta Aurora'nın 'Infections Of A Different Kind Step 1' adlı albümünün prodüktörlüğünü de üstlendi. Aynı zamanda Aurora'ya bir sonraki Avrupa turnesinde kendi grubuyla da eşlik edecek. Askjell, harika bir yapımcı olmasının yanı sıra ayrıca bu ilkbaharda kendi parçalarını da Island Records etiketiyle yayımlayacak. Aslında şu an Askjell hakkında öyle çok bir bilgi sahibi değiliz, ancak birlikte çalıştığı isimler, Sigrid'in 'High Five' adlı parçasına yaptığı remixle şimdiden radarımıza almamız gereken gizli bir yetenek olduğunu düşünüyoruz. Şu anlık Askjell'in solo projesine dair elektronik ve modern neo-klasik müzik arasında tınılar yarattığını biliyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-communions-dk/", "text": "Communions, 2014'te Martin ve Mads Rehof kardeşlerin lise arkadaşları Jacob van Deurs Formann ve Frederik Lind Köppen ile bir araya gelmesi sonucu kurulan bir müzik oluşumu. Dörtlü, Kopenhag'ın birçok müzik grubunu ağırladığı prova mekanlarından Mayhem'de buluşup müzik yapmak için ellerinden geleni yapmışlar. Önünde sonunda Communions müzik kariyerinde belli bir yere gelebildi, bunu elbet yılmadan çalışmalarına borçluydular. 'Blue' albümleriyle istedikleri noktaya ulaşan dörtlü; sevgi, şans, bir şey deneme gibi kavramlar üzerine anlatılarını oluşturdu. Gençlerin yaşadığı karışıklıklar ve abartılmış duyguları yeni keşfedilmiş olgun bir bakış açısıyla yansıttılar. Bu perspektif de aslında pop müzikte oldukça yeni. Aynı zamanda 80'li yılların nostaljik tınılarını barındıran Communions, indie rock türünde ihraç ettiği müziğiyle Danimarka'da gelecek yıllarda önemli müzik grupları arasında sayılacak gibi gözüküyor. Martin'in asi vokalleriyle ve enstrümanların harika uyumuyla The Strokes'u andıran tınılarıyla Communions, aynı zamanda shoegaze, punk / post punk ruhunu yeniden dinleyicilere yaşatıyor. Özellikle 2018'de yayımladıkları yeni müziklerle indie rock aleminde oldukça sağlam yer edinen Communions'ın biz en çok 'Hymn' ve 'Here and Now' teklilerini sevdik. Yine de grubun aynı adlı EP'si de takdire şayan."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-girl-in-red-no/", "text": "Marie Ulven veya sahne ismiyle girl in red, Eylül 2017'den itibaren kendi yatak odasında müziğini ihraç ediyor. Kendi kendine gitar ve piyano çalmayı öğrenen Marie, o zamandan beri kendi müziğini aynı şekilde üretmeye devam ediyor. Bir yıl içinde kendi sosyal medya kanalları üzerinden beklenmedik bir şekilde ilgi çeken girl in red projesi Norveç'in yanı sıra özellikle ABD'de ve İngiltere'de büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Hatta Spotify üzerinden Conan Gray, Wallows gibi oldukça tanınan müzik gruplarının sanatçı radyolarında girl in red'e rastlamak bile mümkün. Sonuna kadar Amerikan indie tınılarını barındıran girl in red şarkı sözleriyle aslında gençlerin sorunlarını irdelemekte. Marie'nin kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkarak oluşturduğu müzik evreni psikolojik ve cinsel tercihlerin de altını çiziyor. Bütün bunları yaparken Marie oldukça dürüst bir üslup benimsemeyi de unutmuyor. Bu nedenle girl in red, tınılarıyla ve şarkı sözleriyle dinleyicinin yüreğine su serpiyor. King Princess, The Japanese House ve Clairo gibi kendi çağdaşı müzisyenlerden etkilenen girl in red, müziğinin üretim sürecinde kendi kendine yeterliliği, otonomisi ve hayranlarıyla doğrudan etkileşimde bulunmasıyla kendine has bir yere şimdiden sahip oldu bile. Aslında Norveç'te daha önce çok fazla konser vermeyen girl in red, by:Larm Festival kapsamında ilk büyük konserini veriyor diyebiliriz. Bunun ötesinde yurtdışında Berlin, Londra, Paris, Los Angeles, Brighton gibi büyük şehirlerde gelecek aylarda konserler de verecek. Marie aynı zamanda Amerikalı müzisyen Conan Gray'e turnede eşlik edecek. girl in red, ayrıca yayımladığı analog fotoğrafları, grenli müzik videolarıyla da görsel olarak dinleyiciyi tatmin ediyor. by:Larm Festivali kapsamında girl in red izlemeyi heyecanla beklediğimiz gruplar arasında yer alıyor. Emin olun, girl in red gelecek aylarda ismini sıklıkla duyacağımız müzisyenlerden biri. Eğer girl in red'i ilk defa dinleyecekseniz kesinlikle 'summer depression', 'we fell in love in october', 'forget her' parçalarından başlayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-jesper-jenset-no/", "text": "2016'dan beri yayımladığı teklilerle dikkatleri üzerine çeken Jesper Jenset, Norveç'in en yeni pop ikonlarından biri. 21 yaşındaki müzisyen kısa bir süre içerisinde sağlam bir hayran kitlesine ulaştı ve Oslo'da iki kere VG listesi kapsamında sahne aldı. Nisan 2018'de yayımladığı ilk EP'si 'Waves Vol. 1' ile kendisini kanıtlayan Jenset, Norveç'in en yeni uluslararası yıldızı olacağını kanıtladı bile. Yine de çok fazla canlı performans deneyimi olmayan müzisyen aslında by:Larm 2019 kapsamında kendisini kanıtlayacak diyebiliriz. Bütün bunların yanı sıra Jesper Jenset, 18 Ocak'ta yayımladığı yeni teklisi 'Red Eyes' ile oldukça cazip tınılarla dilimizden düşmeyecek parçalarla dinleyiciyi buluşturuyor. Ayrıca Jenset, 'Waves Vol.2' EP'sini Nisan ayında Sony Music Norway etiketiyle yayımlayacak. Tüm bu haberlerin üzerine Jesper Jenset'in by:Larm performansı için bir hayli heyecanlı olduğumuzu söyleyebiliriz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-kaelan-mikla-is/", "text": "İzlanda'nın en havalı punk triosu K lan Mikla'yı 2016'da grupla aynı adlı yayımladıkları albümden beri takip ediyoruz. Synthlerle post-punk'ı buluşturan ve ortaya harika bir sentez çıkaran grup, müzik çevreleri tarafından The Cure ve Placebo gibi müzik gruplarıyla aynı kategoride karşılaştırılıyor. K lan Mikla 2018'in sonunda yayımladığı yepyeni 'Nott Eftir Nott' albümü ile daha ölümcül, daha karanlık parçalarla karşımızda. Baştan sona oldukça başarılı ve birbiriyle bütünlük içinde olan parçalar aynı zamanda oldukça konseptüel. Şarkı sözleriyle adeta İzlandik bir korku hikayesi anlatıyormuş hissi veren K lan Mikla özellikle kullandığı synthlerle inanılmaz bir iş ortaya çıkarıyor. Aynı zamanda K lan Mikla; Olafur Arnalds, Soley gibi severek takip ettiğimiz İzlandalı müzisyenlerin de en favori müzik gruplarından biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-m-i-l-k-dk/", "text": "Danimarka'nın Kazy Lambist'i, en keyifli ve en 'chill' müzisyenlerinden Emil Wilk veya sahne adıyla M. I. L. K. kısa süre içinde büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Avrupa kıtasında 15 milyon dinlenmeye ulaşan müzisyen, aynı zamanda Fransız televizyon dizilerinde ve radyo kanallarında da müziğini duyurdu. Elektronik funk ve soul tınılarının domine ettiği bir müzik evreni oluşturdu. Jungle ve Rhye gibi müzisyenlerden etkilenen Emil, 2016'da ilk teklisi 'Following The Sun'ı dinleyiciyle buluşturdu ve ardından 'A Memory of A Memory of A Postcard' adlı EP'sini yayımladı. Kariyerinin basamaklarını hızlıca tırmanan müzisyen, uzun zamandır Benjamin Biolay ve The Avener gibi Fransız ikonlarla çalışmaya devam ediyor. Aynı zamanda Blondage gibi birçok Danimarkalı müzisyenle de iş birliği yapan M. I. L. K. oldukça keyifli tınılarla dinleyicinin kalbine taht kurmuş durumda bile. Hatta İstanbul'da büyük bir dinleyici kitlesine de sahip. Birkaç yıldır sadece tekli ve EP'ler yayımlayan M. I. L. K. artık ilk albümünü dinleyiciyle paylaşacak kıvama geldi, bu albümle ismini uluslararası sahnede daha da fazla duyuracak. M. I. L. K.'in ilk albümü için şimdiden heyecanlıyız bile!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-tofl-no/", "text": "Stavanger'in indie pop müzik grubu TOFL, ilk EP'si 'Eg Ska'yı geçtiğimiz ilkbahar ayında dinleyiciyle buluşturdu. Beş parçalık EP'nin üç parçası ise NRK P3 listelerine girdi. Norveçli müzisyenlerin çıkışlarını yaptıkları NRK mecralarında birçok listeye girmeleriyle, canlı performanslarıyla TOFL de kısa süre içinde sıkı bir dinleyici kitlesine ulaştı. Bu sene birçok festivalde sahne alan Stavangerli grubu eğlenceli, dans edilebilir parçalarıyla biz çok sevdik. Şarkı sözlerinde ve vokallerde Stavanger diyalektiğini kullandıkları için oldukça orijinal bir yere sahip olan TOFL ayrıca parçalarıyla biraz da nostaljik bir esinti veriyor. Örneğin, 'Nokia 105' adlı teklilerin ismi bile bu nostalji havasını yaşatıyor. Aynı zamanda TOFL, oldukça eleştirel şarkı sözleriyle günümüzdeki teknoloji deliliğini de irdeliyor. Kısa süre içerisinde Spotify üzerinden bir milyonun üzerinde dinlenmeye ulaşan grup, Norveç'in birçok büyük şehrinde konserler de verdi. Hatta geçtiğimiz yaz, ülkenin en büyük müzik festivali Oyafestivalen'da en yeni ve en favori gruplar arasında yer aldı. Başarılı şarkı sözleri, enerjik canlı şovlarıyla ve dans edilebilecek melodileriyle TOFL müzikseverlere aynı zamanda keyifli bir konser deneyimi yaşatıyor. TOFL, ayrıca Slotface, Silja Sol ve Dagny gibi severek takip ettiğimiz müzik gruplarının da ön grubu olarak sahne aldı. TOFL, keyifli tınılarıyla indie pop'u iliklerimize kadar hissettiriyor ve pespembe bir dünya da sunuyor. 'Dress code' olarak her zaman pembe giyinen grup üyeleri oldukça naif bir tavra da sahip. Ayrıca grubun yayımladıkları müziklerin kapak görselleri de birbirinden başarılı. Sadece beş parça yayımlamış grubu dinlemeye 'Tunneler', 'Avatar', 'Nokia 105' parçalarından başlayabilirsiniz. TOFL, bu sene Trondheim Calling'in ardından by:Larm'da da sahne alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/bylarm-kesifleri-undergrunn-no/", "text": "Doğu Oslolu 15 ve 16 yaşlarında altı üyeden oluşan UNDERGRUNN, Nordik rap sahnesinin en yeni isimlerinden biri. 2017'nin sonunda SoundCloud üzerinden yayımladıkları parçalarla dikkatleri çeken grup aslında yayımladıkları ilk tekli 'Isbil'den beri radarımızda. Spotify'daki Nordik Rap çalma listemize de eklediğimiz grup Eylül 2018'de yayımladıkları 'UG SOMMER' adlı EP'leriyle büyük bir fenomen haline geldi. Grubun isminden de anlaşılacağı üzere oldukça underground bir şekilde kariyerine devam eden UNDERGRUNN kullandıkları samplelar ile şarkı sözlerini harmanlayarak inanılmaz bir sonuç ortaya çıkarıyor. Özellikle Bergen çevresinde rap sahnesinin gelişmesine rağmen UNDERGRUNN Oslo sahnesinin şimdiden en büyük temsilcilerinden biri oldu bile. Genç yaşlarına rağmen böylesine iyi bir iş çıkaran UNDERGRUNN şarkı sözleri Norveççe olmasına rağmen gerçekten dilimize dolanan parçalar yapıyor. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/depresno/", "text": "Bergen'in en heyecan verici müzisyenlerinden dePresno, Mayıs 2015'te yayımladığı ilk teklisi 'Forever' itibariyle Norveç'teki birçok radyonun çalma listelerinde yer aldı. 2016'da ise 'Hide and Seek' parçası NRK P3 radyosunda en çok çalınan parçalardan oldu. Geçtiğimiz Ekim ayında ise dePresno yayımladığı 'Paper Thin' adlı teklisiyle uzun zamandır beklenen ilk albümünü müjdeliyor. 2019 yazında yayımlanacak bu albüm ile müzisyen kuşkusuz Norveç sahnesinin önde gelen müzisyenlerinden biri olacak. dePresno İspanya kökenli bir isim olmasına rağmen, müzisyen sadece %7 İspanyol. Kings of Convenience, Röyksopp, Datarock ve AURORA gibi büyük müzisyenlerin şehri Bergen'de doğuyup büyüyen dePresno belki de birkaç yıl içerisinde bu isimlerle birlikte anılacak. Ayrıca dePresno 25 Ocak'ta yayımladığı 'Gold' teklisiyle beklentilerimizi daha da yükseltti. Oldukça hareketli ve cazip tınılarla dinleyiciyi buluşturan müzisyen, bu parça için Liv Dawson ile iş birliği yaptı. 'Gold' adlı tekli, dePresno'nun ilk albümünün gerçekten çok iyi olacağını bizlere şimdiden haber veriyor. dePresno'yu by:Larm Festivalen kapsamında izleyeceğimiz için şimdiden çok heyecanlıyız!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/fakehtias/", "text": "Oslo merkezli müzisyen FAKETHIAS ürettiği keskin ve kopuk elektronik tınılara endüstriyel dokuları harmanlıyor. Birbirini tekrar eden ritimlerle kontrast bir stil oluşturan müzisyen, müziği kendi başına yaşayan, kendi kendisine nefes alan bir dinamik olarak kabul ediyor. FAKETHIAS aynı zamanda şiddetli dokular ve dengesiz melodilerle kaotik güzelliğin resmini parçalarıyla çiziyor. İlk EP'si 'Attune'u Nisan ayında Ball 'Em Up etiketiyle yayımlayan müzisyen müzik çevrelerinden geçer not aldı. EP'deki en favori parçalarımızdan 'Epinephrine'i büyüleyici bir müzik videosu ile müjdeleyen FAKETHIAS başarılı tınılarının yanı sıra aynı zamanda oldukça enteresan görsel ögelerle dinleyiciyi tatmin ediyor. Aynı zamanda Softcore Ltd. kolektifinin de bir parçası olan müzisyen Oslo elektronik sahnesinin en heyecan verici isimlerinden biri oldu bile. Biraz da olsa Fransız müzisyen Gesaffelstein'ı andıran FAKETHIAS'i yakından takip edeceğiz. Nitekim FAKETHIAS uluslararası müzik sahnelerinde de büyük bir potansiyele sahip. Aynı zamanda FAKETHIAS by:Larm Festivalen kapsamında da sahne alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/faroe-adalari-kapaniyor/", "text": "Son zamanlarda adaları ziyaret eden bilinçsiz turistlerin sayısı artınca, adada birçok doğal güzellik hasar görmeye başlamıştı. Faroe Adaları da bu durumu düzeltmek için adaları kapatma kararı aldı. 25-28 Nisan 4 gün boyunca ada sadece gönüllülere açık olacak. Adadaki küçük çaplı bakım ve onarım çalışmalarına katılmak isteyenlerin adalarda ulaşım, konaklama, yemek gibi temel ihtiyaçları Faroe Adaları tarafından karşılanacak. Ayrıca son gün bütün gönüllüler ile birlikte bir de kutlama yemeği düzenlenecek. Gönüllüler daha uzun kalmak isterlerse daha önce gelme ya da adalardan daha geç ayrılma opsiyonları da mevcut. Özel bir şirket ile anlaşan Faroe Adaları, gönüllülerin Kopenhag Faroe Adaları uçuşu için de sabit bir fiyat belirlemiş. Siz de Faroe Adaları'nın bakım çalışmalarında gönüllü olmak isterseniz bu linki ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/jesper-jenset-red-eyes/", "text": "21 yaşında hızlıca çıkış yapan Norveçli müzisyen Jesper Jenset, ilk teklilerinden bu yana Spotify üzerinden 70 milyon dinlemeye ulaştı. İlk EP'si 'Waves Vol.1' ile uluslararası müzik sahnesine giriş yapan Jesper, 'Lies' ve 'Painkiller' parçalarıyla dinleyicinin kalbine taht kurdu. Jesper Jenset ayrıca 'Don't Cry' parçası için Grammy adaylığı olan H. E. R ile iş birliği yaptı. Jesper Jenset, şimdi yeni teklisi 'Red Eyes'ı dinleyiciyle buluşturuyor. Jesper, 2019'u yepyeni, oldukça cazip, dinleyicinin ağzınıza takılan tınılarına sahip yeni teklisi 'Red Eyes' ile müjdeliyor. Nisan ayında yayımlanacak 'Waves Vol.2' EP'sinde de yer alacak bu parça popun yanı sıra R&B tınılarını da barındırıyor. Norveç'in belki de en yeni pop ikonlarından birisi olacak Jesper Jenset'ı radarınıza almanızda fayda var. Nitekim bu sene ismini sıklıkla duyacakmışız gibi geliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/jesper-jensetin-oslo-rehberi/", "text": "Hint mutfağına bayılıyorum, en sevdiğim restoran Jewel of India. Harika içecekler için Torggata Botaniske'ye mutlaka gitmelisiniz! Aslında kendi kahvemi yapmayı daha çok seviyorum. Dışarıdayken de Waldemar Thranes gate 70 numaradaki Tranen'de kahve içmekten oldukça keyif alıyorum. Hiçbir yer anlamına gelen Ingensteds dans pistinde terlemek için çok iyi bir yer! Oslo'da canlı müzik sahnesi gerçekten çok geniş, hangi konser mekanını söylesem şimdi bilemedim. Kendi yaşadığım mahallenin favorisi Parkteatret'i önermem yerinde olur sanırım. Şehirden kaçmak istediğimde memleketim Molde'ye ailem ve çocukluk arkadaşlarımı görmek için gidiyorum. Ben genelde streaming yapıyorum, ama plak kolektörlerine Big Dipper'ı öneririm. Kıyafet alışverişi yapmak için gerçekten çok tembelim. Ne zaman alışveriş yapıyorsam Futur'e mutlaka uğrarım. Eğer ki vintage parçalar bulmak istiyorsam da Fretex ve Velouria Vintage'a giderim. Farklı bir şeyler yapın! Mesela Vulkan Klatresenter'daki kapalı alanda tırmanma etkinliklerine katılabilirsiniz. Arkadaşlarımla şehri bisikletle turlamak ve sahile gitmek, muhtemelen Huk'a giderdik. En sevdiğim otel The Thief şehirdeki en iyi yataklara, kahvaltıya ve spaya sahip! Yine Grefsenkollen. Oslo'yu, fiyortları ve çevre adaları buradan görmek mümkün. Burası bana Molde'deki peyzajı anımsatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/keske-daha-once-okumasaydim/", "text": "Jo Nesbo'nun romanlarına gerçek anlamda birer klasik olarak bakamayız belki ama, son yılların yükselen yıldızı Kuzeyli polisiyelerin rock yıldızı yazarı olarak, kaleme aldıklarını belki birer modern klasik şeklinde nitelendirmek mümkün. Geçtiğimiz günlerde Türkçede yeni bir kitabı daha yayımlandı Jo Nesbo'nun; daha doğrusu yeniden yayımlandı Kızılgerdan isimli romanı. Bu sefer, keşke daha önce okumasaymışım, dedim! 1960 Oslo doğumlu Jo Nesbo'nun çocuk kitapları da var örneğin ama ona asıl ününü getiren; merkezinde alkol problemi olan, somurtkan, huysuz dedektif Harry Hole'un yer aldığı polisiye serisi. Elliden fazla dile çevrilerek dünya çapında ün kazanan bu serinin ilk kitabı Yarasa, 1997 yılında yayımlanıyor. Cinayete kurban giden bir Norveç vatandaşının peşinden Avustralya'ya gönderilen dedektif Harry Hole'un, toplamda 10 kitaba ulaşacak macerası da böylece başlamış oluyordu. Sonrasında, zaman içinde Tayland'a ve Hong Kong'a da savrulan ama daha çok Oslo çevresinde dolanan Harry Hole'un peşinden okurlarının da zevkle sürüklendiği kitaplar şöyle sıralandı: Hamamböcekleri (1998), Kızılgerdan (2000), Nemesis (2002), Şeytan Yıldızı (2003), Kurtarıcı (2005), Kardan Adam (2007), Leopar (2009), Hayalet (2012) ve Polis (2013). Harry Hole serisinin Türkçedeki macerasına baktığımızda ise, başka birçok polisiye serinin başına gelen karmaşıklıktan onun da mustarip olduğunu görüyoruz. Türkçede Harry Hole polisiyeleri birinci kitapla değil, beşinci kitap olan Şeytan Yıldızı'yla başladı maalesef. Şeytan Yıldızı'nı, bu sefer de seride geriye dönülerek, üçüncü kitap olan Kızılgerdan izledi. 2007 ve 2010 yılında her ikisi de Koridor Yayıncılık tarafından yayımlanan bu romanları 2013 yılında ise bu sefer Doğan Kitap'tan çıkan Nemesis izledi. Diğer bir deyişle, Türkçede karşı karşıya kaldığımız sıralama 5-3-4 oldu... Birbiriyle bir şekilde bağlantılı polisiye romanlar okumak isteyenlerin asla izlemeyeceği bir taktik adeta! Meraklısına not: Jo Nesbo'yu bir rock yıldızı olarak anmamızın sebebi, kaleme aldığı Harry Hole polisiyelerinin elliden fazla dile çevrilerek dünya çapında ün kazanması değil yalnızca; Di Derre isimli bir rock grubunun solisti olmasından da geliyor. yazarı çok merak ediyorum özellikle kızılgerdan kitabını. acaba sadece onu okusam sorun olur mu? ya da hem koridor yayınları'ndan hem de Doğan kitaptan var hangisinden okumalıyım herhangi bir farkı var mı bilgilendirirseniz sevinirim mail de atabilirsiniz. Nesbo, her ne kadar bir seri mantığıyla yazıyor olsa da, 'aradan' istediğiniz romanını seçip okuyabilirsiniz tabii. Ama bana sorarsanız, baştan başlayın. Yarasa isimli romanından... Böylelikle karakterin zaman içerisindeki gelişimini de takip edebilirsiniz. Doğan Kitap, geriye dönük olarak da Nesbo'nun bütün Harry Hole kitaplarını tamamladı Türkçede."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/munch-music/", "text": "Visit Norway, The Munch Museum ve Innovation Norway'in iş birliği ile ortaya çıkan Munch + Music projesi Haziran 2020'de açılacak yeni Munch müzesini müjdeliyor. Munch + Music farklı türlerde müziğini icra eden, Norveç'te yükselişte olan dört farklı müzisyene dışavurumculuğun en önemli ressamlarından Edvard Munch'tan nasıl etkilendiklerini soruyor. Elbette müzisyenler Munch'un istedikleri bir resmini seçip bundan hareketle bir parça bestelemek zorundalar. İlke olarak müzisyenler Edvard Munch'un istedikleri bir resmine bakıp bir parça yapmalılar ve bu parça Munch'un seçilmiş tablosunu akıllarımıza getirmeli. Havalı ve karanlık müziğiyle en sevdiğimiz müzisyenlerden Gundelach da bu projede yer alan müzisyenler arasında. Bunun yanı sıra enerjik ve cazip tınılarıyla Matoma; black metal sahnesinin önde gelen isimlerinden 1349; ve folk tınılarıyla 9 grader nord da Munch için müzik besteleyecek isimlerden. Kimileri Edvard Munch'un en sevdikleri resmini seçerken, kimileri de resimde işlenen tema ve müziğin tınısı arasında bir bağlantı kurarak Munch için müzik besteleyecek. Sonuç olarak Edvard Munch için bestelenmiş çok çeşitli parçalar ortaya çıkacak. Munch + Music projesi yeni müzenin açılışının yanı sıra ayrıca Edvard Munch'un Tokyo, Moskova, Londra ve Beijing gibi uluslararası sergilerinde de yer alacak. Kuşkusuz, bu projede bizi en çok heyecanlandıran Gundelach'ın bestesi. Müzisyenlerin seçtiği resimler ise şöyle: 9 grader nord, The Sick Child (1925); Matoma, Puberty (1894); Gundelach, Self Portrait in Hell (1903); 1349, Death Struggle (1915). Ayrıca müzisyenlerin Edvard Munch hakkında verdikleri birer dakikalık röportajları da aşağıda izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/nokas/", "text": "Norveçli yönetmen Erik Skjoldbj rg'in 2010 yılında çekmiş olduğu Nokas filmi Norveç tarihinin en ünlü soygununu konu alan bir aksiyon ve suç filmidir. 5 Nisan 2004 sabahı, 11 silahlı adam Stavanger'da bulunan NOKAS adlı nakit sayma merkezine baskın yaparlar. Sekiz dakika sürmesi planlanan soygunun aslında kusursuz bir soygun olmayacağı filmin ilk dakikalarında belli olur. Fakat Nokas, klasik bir aksiyon filmi değildir. Yönetmen tesadüfi olaylara ve abartılı sahnelere yer vermeden olayı tüm gerçekçiliğiyle sunma amacındadır. Sık sık başvurduğu yakın planlar ve kamera hareketlerinin dinamikliği ile de bu gerçekçiliği destekler ve bir o kadar da soygunun yarattığı gerilimi arttırır. Film bize gerek senaryo gerek oyunculuk adına pek bir şey sunmaz. Fakat filmi ilginç kılan önemli ve oldukça başarılı gerçekleştirilmiş önemli bir noktası vardır; yönetmen soygunu sadece kahraman ya da suçlu açısından değerlendirmez. Filmi soyguncular, polisler, nakit sayma merkezi çalışanları, rehineler, soygun yerinden geçen sivil insanlar hatta spesifik olarak bir otobüs şoförü bakış açısından izleriz. Hikaye olarak değil ama teknik açıdan farklı bir deneyim izlemek için Nokas iyi bir tercih olacaktır. Öyle ki film boyunca neredeyse tüm karakterlerin soygun fikrini reddedip tatbikat olabilir mi sorusunu sormaları, yönetmenin Norveç insanına bir göndermesi midir yoksa tüm bu karmaşanın içine serpiştirdiği bir mizah unsuru mudur, buyurun siz karar verin. İyi seyirler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/olafur-arnalds-yeniden-istanbulda/", "text": "Yıllardır İstanbul'a sık sık konser vermeye gelen İzlandalı en sevdiğimiz müzisyenlerden Olafur Arnalds uzun bir süredir Türkiye'yi ziyaret etmemişti. En son Eylül 2017'de Janus Rasmussen ile Kiasmos projesi kapsamında İstanbul'da konser veren Olafur Arnalds bu kez kendi solo projesiyle 15 Mayıs Çarşamba günü Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında sahne alacak. Ağustos ayında yayımladığı 're:member' albümü bağlamında turneye çıkan müzisyen, yine İzlanda'nın büyülü dünyasından ses manzaraları sunuyor. Neo-klasik müzik hareketinin önde gelen isimlerinden Olafur Arnalds'ı aslında en eşsiz kılan yanlarından biri klasik müzik enstrümantasyonunu post-rock, pop, caz ve elektronik müzik unsurlarıyla harmanlaması. Tüm bunların yanı sıra yaptığı inanılmaz iş birlikleriyle de akıllarımıza gelen Arnalds; Nils Frahm, Sigur Ros, Arnor Dan gibi müzisyenlerle de gerçekten harika işlere imza attı. Olafur Arnalds 're:member' adlı yeni albümüyle aynı zamanda yeni teknolojilerin olanaklarından da fazlasıyla yararlanıyor. Geçtiğimiz yıllarda da Spitfire Audio ile çalışmalar yapan müzisyen, bu sefer Stratus adlı yazılım teknolojisiyle piyanonun bütün olanaklarını kullanmaktan hiç çekinmiyor. Beklenmedik harmoniler ve çeşitli sürpriz tınılarıyla Arnalds'ın dinleyiciye gerçekten eşsiz bir müzikal deneyim yaşatacağı kesin. Ayrıca Olafur geçtiğimiz hafta 'ekki hugsa' adlı yeni bir tekli de yayımladı. Olafur Arnalds uzun bir aradan sonra İstanbul'da yeniden sahne alacağı için çok mutluyuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/roportaj-asgeir/", "text": "Şu an her şey yolunda gidiyor. Birkaç hafta içinde tura çıkıyoruz o yüzden günlerimin çoğunu prova yaparak geçiriyorum. Eğlenceli bir dönem. Çok heyecanlıyım, geçtiğimiz birkaç yılda çok fazla ülkeye gittik ama nasıl Türkiye'ye gelmedik bilmiyorum. Her zaman yeni bir yere gitmek çok heyecan verici. Tam olarak bu etkiliyor diyemem ama muhtemelen etkiliyor. Güzelliği, dağları, nehirleri, zorlu hava koşulları, volkanlar ve hayalgücümü harekete geçirebilecek her şey. Kışın bazen tek yapabildiğin içeride kalmak olsa da ben bu zamanı beste yaparak değerlendiriyorum. Evet aslında şu an yılın sonunda çıkacak yeni albümümün son çalışmalarını yapıyorum. Şarkı sözlerinde babam ile çok çalıştık. Hem İzlandaca hem de İngilizce yayınlanacak. İki albüm arasında söyleyebileceğim belirli bir şey olmadı. İkisinin de oluşma süreci aynı gibiydi ama sanırım şarkıları yazma yolum farklıydı. Çok uzun bir süre boyunca ilk albümün turundaydık. O yüzden yeni şarkılar yazmam biraz gecikti. Afterglow için de nasıl bir şey istediğimi anlamak için kafamı toplamam uzun sürdü. Tüm şarkılar albüm yayınlanmadan birkaç ay önce ortaya çıktı. Afterglow daha gelişmeye açık bir albüm ve aslında ilk albüm kadar kolay dinlenebilen bir albüm değil. Kendimi güvene almak yerine albümle kendimi geliştirmek istedim. Daha fazla şey keşfettim, seslerle daha fazla oynadım. In The Silence daha dürüst, eski demolarımdan oluşan bir albümdü. Aslında ilham aldığım birkaç şarkı var. Aklıma ilk gelenler Egill S I Love You, Samaris Hljoma u, James Blake Retrograde. Daha gençken filmlerden ilham aldığımı hatırlıyorum. Howard Shore'un Yüzüklerin Efendisi bestesinin büyük hayranıyım. Pianoda çalmayı öğrendiğim ilk şarkı Hobbit'ti. Johnny Cash hakkındaki film Walk The Line'dan çok ilham aldığımı hatırlıyorum. İzledikten sonra çok fazla country şarkı yazmıştım. Belki orada yaşadığım içindir ama bence İzlanda müzik konusunda iz bırakmaya başladı. Son birkaç yılda çok büyük gruplar çıktı. Benim favorilerimden bazılarını söylemem gerekirse Samaris, aYia, Mugison, Hjalmar, Junius Meyvant, Briet ve Snorri Helgason diyebilirim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/toflun-stavanger-rehberi/", "text": "Gadja, egzotik Etiyopya yemekleri sunan mükemmel bir yer, özellikle de vejeteryanler için. Ost. Biraz şehir merkezinden uzakta kalıyor ama gerçekten birçok bira çeşidi mevcut. Mekanın yanında ise Fortou adlı bir fast food restoranı var, orayı da gitmişken mutlaka denemelisiniz! Fargegata'daki Boker og Borst'ü öneririz. Burası Stavanger'in en kültürel merkezlerinden birisi, lisedeyken hep buralarda vakit geçirirdik. Harika kahveleri var, birçok farklı kitap, bira ve oyunlar da mevcut. Yaz için de harika bir bahçesi var. Stavanger'de müzikli ve kültürel etkinlikler için Tou ve Folken harika mekanlar. Mutlaka bu iki mekandaki konserleri takip etmenizde yarar var. Vinylpalasset. Eğer hazine değerinde plaklar bulmak istiyorsanız ikinci el plak dükkanlarını ziyaret etmelisiniz; Lovas Bruktbu'ya gidebilirsiniz. Biz hep Fretex'ten ikinci el kıyafet alışverişi yapıyoruz ve her gittiğimizde bulmak istediğimiz parçalar oluyor. Örneğin bir renge karar verebilirsiniz; pembeyi öneriyoruz, pembe renkte birçok kıyafet bulun, en sonunda her şeyi karıştırın ve bir kombin yapın. Bir kahve içecekseniz ve rahat bir ortam istiyorsanız Bacchus Cafe'ye gidin. Eğer ki hava güzelse de Sting Cafe'nin terasına çıkın. NuArt Gallery! Şüphesiz sanat galerinde ilham bulmak oldukça kolay. Stokkavannet. Eğer kısa bir yürüyüş yapmak istiyorsanız da Mosvannet. Bir çadır alın ve Sormarka veya Rennesoy'e gidin ve güzel doğanın ortasında uyuyun. Norveç'te yapılacak en iyi şey! Valbergtarnet. Yazın buradan geçen seyahat gemilerini izleyebilirsiniz. Daha önce de söylediğimiz gibi Fargegata, eğer rahatlamak istiyor, bir şeyler yemek ve içmek istiyorsanız, veya sadece sohbet etmek istiyorsanız harika bir cadde. 🙂 Stavanger'in en keyifli caddesi!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/yeni-depresno-ft-liv-dawson-gold/", "text": "Bergen'in en genç yeteneklerinden dePresno, Leonard Cohen, Bob Dylan ve Bob Marley gibi efsanevi müzisyenlerin etkisinde müzikal dilini oluşturdu. Dört yaşında gitarı eline alan müzisyen, genç yaşta kendi şarkı sözlerini yazmaya başladı. dePresno hem vokallerindeki hem de şarkı sözlerindeki derinlikle kısa süre içinde yükselişe geçti. 'Hide and Seek', 'See You Soon' ve 'Paper Thin' teklileriyle müzik çevrelerinden geçer not aldı. Şimdi, yeni teklisi 'Gold'u dinleyiciyle buluşturan müzisyen gerçekten de altın gibi oldukça cazip bir parçayla karşımızda. İngiltereli müzisyen Liv Dawson'ın da parçaya eşlik etmesiyle oldukça dinamik bir yapıya bürünen 'Gold' neredeyse her yerde kulağımıza çalınan parçaların parametrelerine sahip. 'Gold' oldukça Amerikanvari tınılar barındırıyor ve başarılı bir pop parçası niteliğinde. Aynı zamanda dePresno'nun ismini daha da sık duyaracak bir parça olduğunu düşünüyoruz. Belki de en hit parçalarından biri olabilir. Şimdiden birçok festivalde sahne alan, AURORA ve A-ha gibi grupların ön grubu olarak çalan dePresno'nun ismini sık sık duyacağız. dePresno ayrıca bu seneki by:Larm'da da sahne alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/yeni-gundelach-bolder/", "text": "DJ ve gitarist Kai Gundelach'ın Visit Norway, The Munch Museum ve Innovation Norway iş birliği ile ortaya çıkan 'Munch + Music' projesine katıldığını geçtiğimiz haftalarda paylaşmıştık. Bu proje kapsamında dört farklı türde müziğini icra eden Norveçli müzisyenler Edvard Munch'un bir tablosundan hareketle Munch'a özel bir parça besteleyecekti. Gundelach da Self Portrait in Hell (1903) tablosuna referans vererek 'Bolder' parçasını besteledi. Bu Cuma tekliyi dinleyiciyle buluşturan müzisyen, aynı zamanda Nisan ayında U OK? etiketiyle yayımlanacak ikinci albümü 'My Frail Body'i de müjdeliyor, tekli albümün habercisi niteliğini taşıyor. Geçtiğimiz sene de 'Baltus' adlı ilk albümüyle kalbimizde taht kuran Gundelach her geçen gün heyecan verici projelerle dikkatimizi çekiyor. 'Bolder' adlı parçayı bestelerken de bir otoportre verme amacı taşıyan müzisyen tıpkı bir ressam gibi şarkı sözleriyle aslında kendi otoportresini çiziyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/02/yeni-william-french-velvet-dreams/", "text": "Daha önce çalma listelerimizde genelde hayal kurma ile bağdaştırdığımız şarkılar hep daha çok indie/ folk tarzındaydı. Ama William French ile işler biraz değişiyor. Melodik deep house ile minimalist ambient öğelerini karıştırdığı kendine has tarzı ile bir süredir playlistlerimizin sık sık konuğu oluyordu. Hatta sadece Nordik Simit'in değil Mr. Suicide Sheep ve Indie Shuffle gibi dev isimlerin kendisini paylaştığını gördük. 2018 boyunca yeni parçalar yayınlayan, artık Oslo'da elektronik müziğin harmanladığı The Villa'da Norveç'in en büyük müzik festivali Oya Festival dahilinde çalan William French şimdi ise yeni EP'si Velvet Dreams ile karşımızda.2019'da sadece müziği ile değil farklı projeler ile de karşımıza çıkacak olan William French'in bir sonraki büyük projesi Norveç'in en yüksek dağı olan Galdhopiggen'de düzenlenecek ilk rave etkinliğinde çalmak!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/38-istanbul-film-festivalinde-nordik-filmler/", "text": "5-16 Nisan tarihleri arasında bizi 175 filmle buluşturacak 38. İstanbul Film Festivali'nde, her zamanki gibi Nordik filmler de var! Belgeselden kurmacaya, fantastikten korkuya farklı türlerden Nordik filmler izleyeceğimiz festivalin biletleri 23 Mart'ta satışa çıkıyor. Lat den ratte komma in / Let the Right One In'in de yazarı olan John Ajvide Lindqvist'in fantastik öyküsünden sinemaya uyarlanan Grans / Border, ilk gösterimini geçtiğimiz yılki Cannes Film Festivali'nde yapmış ve burada yönetmeni Ali Abbasi'ye Belirli Bir Bakış bölümünün büyük ödülünü kazanmıştı. Fiziksel görünümü nedeniyle dışlanan ve ötekileştirilen Tina, İsveç'te bir sınır görevlisi. Bir gün karşısına çıkan ve tıpkı kendisi gibi görünen Vore sayesinde hayatı değişen ve doğası hakkındaki gerçekleri öğrenerek insanlarla olan ilişkisini sorgulamaya başlayan Tina'nın fantastik hikayesi, hem İsveç'in Oscar başvurusunu bir adaylığa dönüştüremese de En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı kategorisinde bir adaylık elde etmişti. Grans / Border, İstanbul Film Festivali'nin Uluslararası Yarışma bölümünde Altın Lale için yarışıyor. Araştırmacı gazeteci ve belgeselci Mads Brügger, bu son filminde 50 yıl önce kapatılıp bir daha hiç üzerinde durulmamış bir vakanın dosyasını yeniden açıyor. Bir dedektifle güçlerini birleştiren Brügger, 1961'de uçağı düşerek hayatını kaybeden Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Dag Hammarskjöld'un ölümünün ardındaki, uluslararası bir komplonun izlerini taşıyor olabileceği düşünülen sır perdesini aralamaya çalışıyor. Film, festivalin Belgesel Kuşağı'nda. İzlanda'da geçen her film gibi nefes kesen görüntülere sahip olan bu korku filmi, nişanlısını kaybettikten sonra ruhunu dinlendirmek için kendini İzlanda'nın ıssız dağlarına vuran Amerikalı bir çizer hakkında. Kahramanımız, gezintisi sırasında ölüleri diriltebilen bir büyücü ve bu ritüeli gerçekleştirmeye hazır iki kişiyle karşılaşıyor. Bu tuhaf yolculuk, kısa sürede bir korku hikayesine evriliyor. Filmin yönetmeni, Sia, Green Day, Lorde ve Fall Out Boy için çektiği video kliplerle tanınan Brendan Walter. Film, festivalin zorlayıcı, heyecan ve gerilim dolu filmlerinin yer aldığı Mayınlı Bölge bölümünde. Danimarka sinemasına Italiensk for begyndere / Italian for Beginners gibi bir modern klasik armağan etmiş yönetmen Lone Scherfig, bildiğiniz gibi uzun yıllardır yoluna An Education, The Riot Club, Their Finest gibi İngilizce filmlerle devam ediyor. Scherfig'in bu yıl Berlin Film Festivali'nin açılış filmi olarak prömiyerini yapan yeni filmi The Kindness of Strangers, birçok ünlü oyuncuyu buluşturan bir kesişen kentli hayatlar hikayesi. Bill Nighy, Tahar Rahim, Andrea Riseborough, Caleb Landry Kones, Jay Baruchel ve Zoe Kazan gibi oyuncuların rol aldığı film, festivalin Galalar bölümünde. Belgesel Kuşağı'ndaki bu filmin başkahramanı, su. İskoçya'dan Meksika'ya, Venezüela'dan Rusya'ya, aysbergden şelaleye farklı formlarda suyun hikayesini inceleyen ve saniyede 96 kare çekilmiş bu belgeselde pek tabii ki Kuzey Atlantik Okyanusu ve Grönland'dan da büyüleyici görüntüler yer alıyor. Festival bu yıl 20. ölüm yıldönümü nedeniyle sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinin birini, Stanley Kubrick'i anmak üzere özel bir bölüme yer veriyor. Başyapıt Fabrikası: Kubrick bölümünde, yönetmenin tüm filmlerinin gösterimleri yapılacak. ABD'li yönetmenin Nordik bir filmi olduğunu söylemek mümkün olmasa da, bu yıl programınıza en az bir Kubrick filmi eklemek şart. Örneğin yönetmenin 1957 yapımı, dördüncü filmi Paths of Glory'i, hem diğer Kubrick filmlerine kıyasla daha az bilinen bir keşif olacağı için hem de 1958'de Jussi Ödülleri'nde En İyi Yabancı Yönetmen ödülüne layık görüldüğü için tercih edebilirsiniz. - James Longley'in Iraklı üç çocuğun yaşamına odaklanan ABD, Danimarka ve Norveç ortak yapımı belgesel Angels Are Made of Light, - Emir Baigazin'in Kazakistan'da bir ovanın ortasında yaşarken bir tabletle modern dünyaya açılan kardeşlerin hikayesini anlatan Kazakistan, Polonya, Norveç ortak yapımı filmi Ozen / The River, - Brezilyalı yönetmen Gabriel Mascaro'nun parlak renkler ve pop müzikle bezeli distopyası, Brezilya, Uruguay, Norveç, Danimarka, İsviçre ortak yapımı Divino Amor / Divine Love, - İspanya'nın Haneke'si olarak övülen Jaime Rosales'in yeni filmi, İspanya, Fransa, Danimarka ortak yapımı Petra, - Anja Kofmel'in Yugoslav iç savaşı hakkındaki siyah-beyaz, gotik, animasyon-belgeseli, İsviçre, Hırvatistan, Almanya, Finlandiya ortak yapımı Chris the Swiss, - Syllas Tzoumerkas'ın güneşin altında Lynch-vari bir psikolojik gerilim olarak övülen filmi, Yunanistan, Almanya, Hollanda, İsveç ortak yapımı To Thavma Tis Thalassas Ton Sargasson / The Miracle of the Sargasso Sea, - Romen Yeni Dalgası'ndan Radu Muntean'ın ergen hamileliği ve kürtaj konularına odaklanan filmi, Romanya, Fransa, İsveç ortak yapımı Alice T."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/askjellin-bergen-rehberi/", "text": "Askjell Solstrand, Norveç'in en ünlü prodüktörlerinden biri. Sigrid, Aurora ve Kjartan Lauritzen gibi meşhur isimlerin de yapımcısı. Hatta Aurora'nın 'Infections Of A Different Kind Step 1' adlı albümünün prodüktörlüğünü de üstlendi ve Aurora'ya bir sonraki Avrupa turnesinde kendi grubuyla da eşlik edecek. Askjell, harika bir yapımcı olmasının yanı sıra ayrıca bu ilkbaharda kendi parçalarını da Island Records etiketiyle yayımlayacak. Şimdiden merakımızı gidermek için SoundCloud üzerinden sadece tek bir parça yayımlayan Askjell'in Olafur Arnalds ve Nils Frahm gibi isimlerle birlikte anılacağı apaçık ortada. Bir hayli neoklasik müziğin tınılarını hissettiğimiz 'To Be Loved' adlı parçayı biz çok sevdik. Eğer iyi bir akşam yemeği yemek istiyorsanız Allumen'e gitmelisiniz, hatta garnitür olarak ızgarada pişmiş sebzelerden almayı unutmayın. Bir seviye daha üste çıkmak istiyor ve neonordik yemek deneyimi yaşamak istiyorsanız Lysverket'e gidin. Pizza yemek için yanıp tutuşuyorsanız Hoggorm da güzel bir seçenek. Eğer uygun fiyatta bir yemek istiyorsanız Kafe Spesial, Don Pippo, Smakverket ve Landmark'ı öneririm. Kutsal üçlü Muskedunder, Ujevnt ve Legal; Bergenli her müzisyen için olmazsa olmazdır. Eğer biraz şarap içmek istiyorsanız Don Pippo'yu es geçmeyin. Ahhh, kahve. Bu liste uzayıp gider, likit siyah kahve, sıvı mutluluk, çalışmanın olmazsa olmazı ama ben uyanmak için kahveyi tercih ediyorum. Eğer kahve maceranızı bir seviye üste taşımak istiyorsanız Bergen kesinlikle iyi bir yer. Vagal, Blom veya Kaffemisjonen'de taze çekilmiş kahve için. Veya Landmark'ta halihazırda öğle yemeği yiyorsanız orada da %100 kahve içmelisiniz. Mayıs 2017'de Landmark'ta en iyi kahve deneyimimi yaşadım, bunu kesinlikle unutamayacağım. Her yerde dans edin, sokaklarda, evinizde, dükkanda, ve biliyorum sosyal olarak dışlanacaksınız ama böyle yaparken çok da iyi vakit geçireceksiniz. Ciddi bir not geçmek gerekirse Landmark'ta her cumartesi harika DJ'ler çalıyor, burada 'guilty pleasure' hareketlerinizi sergileyebilirsiniz. Çarşamba veya Perşembe günü ise Vaskeriet'teki Silent Disco etkinliğine gidebilirsiniz! Rastgele bir otobüse binin, ben genelde böyle yapıyorum. Nordnesparken'e yürüyün ve Askoy tarafında, doğduğum yer, harika bir günbatımının keyfini çıkarın. Floyen'e tırmanın, Bergen'in en keyifli yerlerine gidin, en dar sokaklarından birini bulun ve Bu binayı kim inşa etti, vay be. diye düşünün. Sydnes, Nordnes veya Vagen gayet uygun yerler; Lille Ovregaten üzerinden gidebilirsiniz. VESTKANTEN'DA BOWLING OYNAYIN, kulağa beş para etmez geliyor ama harika bir kaçış. Maalesef Bergen'de albüm alışverişi için gezilecek çok fazla mağaza yok. Buna rağmen Apollon sanırım şehrin en iyisi diyebilirim, eskiden bir plak dükkanıyken şimdi bir bara dönüştü. Kendinize bir bira alın ve evet, hala albümler, plaklar, vs. satıyorlar. Şehirden kaçış için önerdiğim aynı şeyleri önerirdim. Yine de size bonus bir öneride bulunayım: eğer futbol gerçekten umurunuzda değilse, yerel takım Brann'in maçına gidin. Bir kere gerçekten yazı yazamıyordum, ve bunu üzerimden atmak için normalde asla yapmayacağım bir şey yapmam gerekti, Brann maçına gitmek gerçekten işe yaradı. Genellikle yeni şeyler denemek insana gerçekten ilham veriyor. Sanırım sizin için Bergen'i ziyaret etmek de oldukça ilham verici olsa gerek. Her yer. Bergen'in güzelliği gerçekten şehir merkezinin çok küçük olması ve her yere yürüyebilmeniz. Bahsettiğim gibi Floyen, Nordnes, veya daha uzun bir yürüş istiyorsanız Ulriken'den Floyen'e kadar yürüyün. Askoy'e giden otobüse veya feribota binerseniz de doğanın ortasında harika bir yürüyüş yapabilirsiniz. Ask, Herdla veya Ramsoy saatlerce yürümek için harika yerler. Sanırım benim yatağım gayet uygun, ama haber vermeden sakın uğramayın. Floyen veya büyüdüğüm yer Storevardsbrekka/Storevarden'e gidin. Bergen'den Nordhordalandsbrua'a olan panoramik manzaranın keyfini çıkarın. Çalıştığım stüdyo Lydriket. Burada bu kadar çok vakit geçirmemin bir nedeni olmalı çünkü çok ineğim ve bir hayatım yok."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/bylarm-kesifleri-konradsen-no/", "text": "Konradsen, Eirik ve Jenny'nin Oslo'daki yatak odasında synthler ve bitkiler arasındaki uyumdan oluşuyor. Zaman zaman Ivar, Erlend, Oyvind ve Big Bruce'un da onlara katılmasıyla grup daha da genişliyor. Konradsen'in grup halini alması aslında çok yakın bir zamanda gerçekleşti. Jenny ile üç sene önce tesadüfen tanıştığımızda Kuzey Norveç'ten sırf müzik yapmak için Oslo'ya taşınmıştı, o zaman tek sahne deneyimi lisesindeki şenliklerdi. Oslo'da işler yolunda gidince Jenny'nin solo projesi aslında bir müzik grubu halini aldı. Konradsen, şu an Norveç'in en heyecan verici ve en yükselişte olan isimleri arasında yer alıyor. by:Larm'ın merakla beklenen konserleri arasında yer alan Konradsen aynı zamanda festivalin en iyi performanslarından birisini sergiledi. Orkestra edasında sahne alan grup, aynı zamanda video projeksiyonuyla dinleyicileri büyüledi. Sufjan Stevens, Justin Vernon, Nina Simone ve Chassol'dan ilham alan Konradsen daha Norveç'te çok fazla konser vermemesine rağmen şimdiden ABD ve İngiltere gibi müzik endüstrisinin çok geliştiği ülkelerde oldukça büyük bir dinleyici kitlesine sahip. Şu ana kadar sadece üç parça yayımlayan Konradsen, yayımladıkları bütün parçalarıyla bizden geçer not aldı. Hatta grup üyelerinden aldığımız duyumlara göre sonbaharda ilk albümlerini yayımlayacaklarmış. Konserde o kadar iyi parçalar çaldılar ki en kısa zamanda dinlemek istiyoruz. Buradan Konradsen'e kocaman sevgi gönderiyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/felsefede-adim-adim/", "text": "Son zamanlarda ise, kitapları hayli ilgi gören bir başka Norveçli felsefeci daha var. Bergen Üniversitesi Felsefe Bölümü profesörü Lars Svendsen. Aslında Svendsen'in Türkçedeki ilk kitabı Sıkıntının Felsefesi, yaklaşık on yıl önce yayımlanmış (Bağlam Yayıncılık, 2008). Ama asıl daha yakın tarihte, Korkunun Felsefesi (Redingot Kitap, 2017) ve Yalnızlığın Felsefesi (Redingot Kitap, 2018) kitaplarının yayımlanmasıyla birlikte çok daha geniş bir okur kitlesi tarafından tanınmaya başladığını söyleyebiliriz. Türkçede şimdilik en son çıkan kitabı da, Kötülüğün Felsefesi (Redingot Kitap, 2018) adını taşıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/kesif-dalileo/", "text": "Vandbakk'ın alter egosu, başka bir deyişle elektronik projesi Dalileo elektronik müzikseverlerin yeni gözdesi olacak gibi gözüküyor. Geçen sene Vandbakk projesi kapsamında ilk teklisi 'Solid Ground'u yayımlayan Fredrik Vandbakk'ı radarımıza almıştık. Şimdi ise elektronik, ambient ve down tempo tınılardan oluşan yeni projesi Dalileo'yu müjdeliyor. 'ADHD Dreams' adlı teklisiyle bambaşka sulara yelken açan müzisyen aslında aynı zamanda Vandbakk projesi için de yeni parçalar üzerinde çalışıyor. Janrların kısıtlamalarından dolayı her müzisyenin yapmak istediği ama müziğinde uygulayamadığı müzikal arayışı Vandbakk, Dalileo projesiyle yerine getiriyor. Solid Ground parçasına kıyasla oldukça bağımsız, funk ve hafif disko tınılarını barındıran 'ADHD Dreams' adlı parça ilk çıkış için oldukça keyifli ve cazip. Bu arada Fredrik'in diğer projesi Vandbakk'ı da mutlaka dinlemelisiniz, çok yakın zamanda yeni parçalarla geri dönecek ve indieseverlerin yeni sevdası olacak. Vandbakk sadece tek bir parça yayımlamasına rağmen Norveç'in gelecek vaat eden en yeni indie isimlerinden biri. Fredrik'in gitar riffleri gerçekten takdire şayan."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/m-i-l-k-in-kopenhag-rehberi/", "text": "En sevdiğim şarap barı Den Vandrette'ye gidin. Çok abartılı bir mekan değil ama atmosfer gerçekten harika. Doğal şaraplar satıyorlar ve yemekler de harika. Torvehallerne'deki The Coffee Collective'de kahve için. Sonra beş dakika uzaklıktaki Botanisk Have'de yürüyüşe çıkın. Stüdyom buraya çok yakın, ne zaman kahve içmeli bir görüşmeye gitsem hep bunu yapıyorum. Özel partiler. Kopenhag'da herhangi bir kulüp öneremem. Vega. Üç sahneli, çok güzel ve eski bir mekan. En büyük sahnesi 1500 kişi, en küçük sahne ise 200 kişi kapasiteli. Yani sahneler oldukça samimi. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki Vega İskandinavya'nın en iyi konser mekanlarından birisi. Burada oldukça büyük gruplar bile çalıyor. Bina da çok eski ve gerçekten ÇOK güzel. Vega'da bir konsere gitmeyi Kopenhag'a giden herkese öneririm. Doğduğum yer Bornholm'a gidin. Burası İskandinavya'nın güneş ışığı adası. Bence Danimarka'daki en güzel yer. Burada harika yemekler de var. Kopenhag'dan üç saat sürüyor, eğer uçakla giderseniz de 30 dakika. Golden Age adlı vintage dükkan. Bugünlerde çok alışveriş yapmıyorum ama ne zaman özel bir şeye ihtiyacım olsa hep buraya giderim. Bilmem ki. Belki birbirinize playlist hazırlayıp bir araba kiralarsınız ve kuzeye doğru okyanusu görmeye gidersiniz. Sonra birbirinize hazırladığınız playlistleri çalarsınız. Bence birisini tanımak için oldukça güzel. Louisiana Museum of Modern Art. Tüm bir günü burada geçirin. Müzeyi ziyaret ettikten sonra mutlaka sahilde uzun bir yürüyüşe çıkın. Banchina'daki saunaya gece gidin. Okyanusu ve ufuk çizgisini limanın diğer tarafından görebiliyorsunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/roportaj-m-i-l-k/", "text": "Danimarka'nın Kazy Lambist'i, en keyifli ve en 'chill' müzisyenlerinden Emil Wilk veya sahne adıyla M. I. L. K. kısa süre içinde büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Elektronik funk ve soul tınılarının domine ettiği bir müzik evreni oluşturdu. Jungle ve Rhye gibi müzisyenlerden etkilenen Emil, 2016'da ilk teklisi 'Following The Sun'ı dinleyiciyle buluşturdu ve ardından 'A Memory of A Memory of A Postcard' adlı EP'sini yayımladı. Birkaç yıldır sadece tekli ve EP'ler yayımlayan M. I. L. K. artık ilk albümünü dinleyiciyle paylaşacak kıvama geldi, bu albümle ismini uluslararası sahnede daha da fazla duyuracak. M. I. L. K.'in ilk albümü için şimdiden heyecanlıyız bile. M. I. L. K., geçtiğimiz hafta ayrıca 'Jet Ski' adlı bir tekli de yayımladı. -Hej Emil veya M. I. L. K., nasılsın? Bugünlerde neler yapıyorsun? M. I. L. K.: İyiyim, çok iyiyim. Gelecek iki ay boyunca albüm üzerinde çalışmak için stüdyoda olacağım. Harika insanlarla çalıştığım ve seyahat edebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Hiç söylenemem. -M. I. L. K. ne anlama geliyor? -Müziğini dinlediğim ilk andan itibaren Fransız tınılarını hissettim. Diskografinde daha derinlere inince de zaten Fransız müzisyenlerle iş birlikleri yaptığını gördüm. Kendini Fransız müzik sektöründe nasıl buldun? M. I. L. K.: Aslında bu birden oldu. Fransa'da gerçekten çok vakit geçirdim. Ama asıl olaylar Fransız radyolarının parçalarımı çalmasından sonra gerçekleşti, böylelikle tüm kapılar açıldı. Ya İngiltere menşeili ya da Fransa menşeili plak şirketleriyle anlaşma şansım vardı, ben Fransa'yı tercih ettim. Sanırım orada kendimi daha çok evimdeymişim gibi hissettim. Ayrıca Fransa'da her şey daha iyi. Yemek, şarap, müzik, mimari, kısaca Fransa'da her şey çok daha iyi. Bugün benden yine bir seçim yapmamı isteseler hala Fransa'yı seçerdim. Fransızlar İngilizlere kıyasla daha farklı müzikal yönelimleri seviyor. İngiltere'de her şey standartlaşmış. Ayrıca, bir de Fransız kadınlarının aksanı gibi bir faktör de söz konusu, ne diyebilirim ki. -Çok yakında ilk albümünü yayımlayacaksın. İsmi ne olacak, albüm hakkında nasıl hissediyorsun? Uzun bir süre sonra albümünü yayımlıyorsun, tekli yayımlamaya kıyasla çok daha farklı hissediyorsundur herhalde. M. I. L. K.: Çok farklı. Periyodik olarak yayımladığım tekliler ve EP'ler hep albüm için bir ısınma gibiydi. Kendi rafine yaratıcı ekibimi kullandım ve her şeyi birlikte deneyimledik. Şimdi albümü yayımlamak için kendimi gerçekten hazır hissediyorum, ayrıca ekibimden de çok mutluyum. Gerçekten ortaya çıkarmak istediğim ürünü böyle insanlarla çıkarmak isterdim. Ekipte gerçekten başarılı ve aynı zamanda 'badass' yapımcılar, çok tanınmayan Mozart çalan virtüöz çocuklar var. Albümün organik bir yapımla derin bir müzisyenlikle nefes almasını istiyorum. Ortaya çıkan parçalardan gerçekten çok memnunum. -Müziğinde kullandığın tınılar gerçekten çok 'chill' ve diğer Danimarkalı müzik gruplarına göre oldukça egzotik kalıyor. Yine de içinde bulunduğun atmosferin müziğini etkilediğini düşünüyor musun? M. I. L. K.: Uzun ve bitmek bilmeyen soğuk kış gecelerinden gerçekten ilham alıyorum. Bu nedenle çevremden, Kopenhag'dan, oldukça etkilendiğimi söyleyebilirim. Ama müziğim gerçekten kuzeyin tınılarını barındırmıyor. Ayrıca filmlerden, resimlerden, fotoğraftan ve resimden çok etkileniyorum. Hatta müzikten fazla bile diyebilirim. -Benjamin Biolay ile çalışmak nasıldı? O tam bir Fransız ikonu, ona bayılıyorum. M. I. L. K.: Benim için bir hayalin gerçekleşmesiydi, kahramanlarımdan birisi. Serge Gainsbourg'un da yaşayan örneği. Birbirlerinden çok farklı olmalarına rağmen aynı kaliteyi cisimleştiriyor. Birlikte çalıştığımız günlerde ondan gerçekten çok şey öğrendim. Özellikle karakter ve karizma hakkında. Konu müzik veya sanata geldiğinde harikalığa inanmıyorum, Benjamin de böyle düşünüyor sanırım. En baştan birbirimize vaatler vermek bir iş birliğini başlatmak için hiç de iyi sinyaller değildir. Benjamin ile ileride çalışmak için sabırsızlanıyorum, sanırım bu röportajdan sonra ona bir yazacağım. -Spotify sayfana girdiğimizde İstanbul'da aylık dinleyici sayının çok fazla olduğunu görüyoruz. Daha önce İstanbul'da konser verdin mi? M. I. L. K.: İstanbul'a gelmek çok isterdim. Birisi beni çağırır çağırmaz hemen bir uçağa atlayıp geleceğim. İstanbul çok güzel bir şehir. Bana emil@goodnews. link üzerinden yazabilirsiniz. -Müzisyen olarak yaşadığın en zorlu şey neydi? M. I. L. K.: Doğru ekibi bulmak ve rafine bir süreç. Müzik endüstrisinde bir şeylerden ödün vermek çok yaygın ve ben bundan hiç hoşlanmıyorum. Bu nedenle kendi ekibimi kurmak çok vaktimi aldı. Ancak istediğim ekibi kurduktan sonra diğer etaplar için çok da endişelenmeme gerek kalmıyor. Sadece müziğimi yapıyorum ve görsellerimi üretiyorum. -En son yayımladığın EP 'Maybe I Love Kokomo'daki motivasyonun neydi? Blondage ve Benjamin Biolay ile çalıştın bu EP'de. Yayımladığın iki EP arasındaki fark nedir? M. I. L. K.: İlk EP sahilde 'chill' ve harika zaman geçirmek için çok uygun. İkinci EP ise daha çok kuruntularla ilgili. -Danimarka müzik sahnesini takip ediyor musun? Önerebileceğin Danimarkalı gruplar var mı? M. I. L. K.: Çok yakından takip ediyorum, harika insanlar var. Ama bu tamamen başka bir yazı konusu. -İleride iş birliği yapmak istediğin birkaç Fransız grup var mı? M. I. L. K.: L'imperatrice, Paradis, Daft Punk, The Avener, Angele, Romeo Elvis, Lomepal, Benjamin Biolay. Bahsettiğim bazı müzisyenler Fransız değiller ama müzikleri, şarkı sözleri Fransızca. Fransa'da gerçekten bir sürü inanılmaz müzisyen var. -Liima ile çalışmak nasıldı, birlikte neler yaptınız? Liima'yı en başından beri takip ediyorum, onların deneysel yanı gerçekten çok iyi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/yeni-mother-mink-slowly-melting-down/", "text": "Sessiz sedasız radarımıza giren İsveçli aktivist müzik grubu Mother Mink'i geçtiğimiz haftalarda sizinle tanıştırmıştık. Hatırlamayanlar için kısa bir bilgi vermek gerekirse grubun amacı dans ettirirken dünyanın bazı problemlerini gündeme getirmek. Bir önceki teklileri ile alışveriş çılgınlığını konu alan grup bu sefer konuyu bir kademe daha ileri taşıyarak küresel ısınmaya değinmiş. Şarkının isminden de anlaşılacağı gibi eriyen buzullar ve yükselen deniz seviyesi hakkındaki şarkı melodisi ve sözleri ile çok hızlı bir şekilde dile dolanıyor. 12 Nisan'da albüm çıkacarak olan grubun yayınladığı şarkılara bakılırsa 2013'da en çok dinlediğimiz albümlerden birisi olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/03/yeni-tilde-hjelm-i-hate-you-jim/", "text": "Daha önce Tilde Hjem & The Desert Orchids olarak paylaştığımız naif sesli Tilde ilk solo albümü ile geçtiğimiz dönemlerde özellikle Türkiye'de büyük bir ilgiyle karşılaşmıştı. Instagram'da yaptığı take overları ile kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Tilde'nin bir süredir yeni projeler üzerinde çalıştığını biliyorduk. Nefesimde müzik var, nereye gitsem beni takip ediyor, hayatımı şekillendiriyor diyen Tilde yine hayatından ilham aldığı yeni parçası I Hate You Jim ile karşımızda. Daha profesyonel bir kayıtla ve oturmuş tarzı ile karşımıza çıkan Tilde, 2019'da yayınlayacağı parçaların en çok dinlediklerimiz listelerine gireceğini şimdiden kanıtlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/bauladan-yeni-tekli/", "text": "İzlanda ve İsveç'i müzik ile bir araya getiren ikili Baula, İsveç'in yeni müzik şehri Göteborg'un alternatif müzik sahnesinin heyecan verici isimlerinden. Türkiye'de garip bir şekilde birkaç dinleyicisi olan ikilinin bundan sonra hayran sayısını arttıracağı kesin! Ayrıca grubun üyelerinden İsak, dev bir Gaye Su Akyol hayranı! Grubun tanışma hikayesi ise biraz enteresan. Daha önce hiç tanışmayan ikili Festivalrykten'de verdikleri röportaja göre ilk defa birlikte oynadıkları bir tiyatro oyununda karşılaşmışlar. Daha sonra birlikte müzik yapmaya başlayan grup İzlanda'nın meşhur festivali Airwaves sırasında 1 haftada 11 konser vermiş. Bir süre sessizliğini koruyan grup şimdi ise yeni teklileri I am at the Fire ile karşımızda! Youth Recordings etiketi ile çıkan tekli başa sarıp sarıp dinleyeceğimiz şarkıların habercisi!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/gothenburg-sessions/", "text": "Sevdiğimiz grupların, sevdiğimiz parçalarını farklı mekanlarda akustik kayıtlarla dinleme imkanı sağlayan session videoları her zaman favorilerimiz arasındaydı. Üstüne bir de yeni gruplar keşfetmenin verdiği zevkle sürekli takip eder olmuştuk. Sizi bu tür YouTube kanallarından biri ile tanıştırmak istiyoruz. İsveç'in yeni müzik şehri Göteborg'da hiçbir kar amacı gütmeden sadece müziği desteklemek için şehrin farklı köşelerinde akustik videolar çeken Gothenburg Sessions, yeni favori YouTube kanallarımızdan birisi! Siz de bu tatlı ekibi desteklemek, yeni sesler ile tanışmak için YouTube kanallarına abone olmayı unutmayın! Ayrıca ekinin yeni projesi ise çok heyecan verici! Kayıtların tamamlanmış halini izlemeye alışık olsak da bu kayıtların nasıl yapıldığına dair hep sorularımız oluyordu. Şimdi ise Gothenburg Sessions bizi bu kayıtların arka planına, çekim aşamasına götürüyor. Tag along with Gothenburg Sessions adını verdikleri bu yeni video serisi ile dilerseniz siz de merak ettiklerinizi ekibe sorabiliyorsunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/promiyer-wendy-mcneill-the-robins-request/", "text": "2004'ten bu yana 5 albüm yapan yarı Kanadalı yarı İsveçli sanatçı Wendy McNeil ile henüz tanışmadıysanız tam sırası. Özellikle Türkiye'de çok fazla hayranı olan Ane Brun, Oh Land, Fallulah gibi isimleri seviyorsanız Wendy'nin şarkılarını da çok seveceksiniz. Akordeon eşliğinde anlattığı hikayeleri ile folk noir olarak adlandırılan müziğinin yanı sıra klipleri ile de dikkat çekecek olan Wendy McNeill'in son videosu The Robin's Request ilk defa Nordik Simit'te! Wendy'nin son albümü Hunger Made You Brave aslında devam eden bir hikaye. Klibi çekilen The Robin's Request'teki Robin ise bu hikayenin bir karakteri. Wendy'nin dediğine göre Robin klipte ataları ve Albert Einstein yardımı ile bir kuşun gözünden yaşam ve ölümü öğreniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/promiyeri-torine-irresponsible/", "text": "Norveç pop sahnesinin henüz 19 yaşındaki en yeni ismi Torine yeni teklisini ilk defa Nordik Simit üzerinden yayınlıyor! Irresponsible adını verdiği parça Torine'nin kendi sözleri ile güçlü aşkların savunmasız tarafını anlatıyor. Norveç'in güneyinde, Oslo'ya 3 saat uzaklıktaki Arendal'da doğup büyüyen Torine kendini hatırladığından beri müziği çok seviyormuş. Daha 4 yaşındayken her hafta tüm komşuları konseri için eve toplarmış 🙂 Bu nedenle kendisi sahnelere aşina. 2016'da katıldığı Idol Norveç yarışması ile adından söz ettirmeye başlayan Torine, dünyaca ünlü yapımcı ve DJ Alan Walker'a turnesinde katılınca ise kendini Avrupa'ya tanıtma şansı bulmuş. Şimdi ise yeni projesi ile birlikte ilham aldığı ve milyonlar tarafından çok sevilen Zara Larsson, Astrid S gibi harika müzisyenlerin izinden gidip, tekdüzeleşen pop müziğe kendi tarzı ile farklı bir soluk getirmek istiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/yeni-alva-ravn-precious-prey/", "text": "Norveç'in en yeni ismi Alva Ravn ilk parçasını yayınladı! Eğer bizi özellikle Instagram'dan takip edenlerin hatırlayacağı Alva Ravn'ı daha önce by:Larm'da izlemiştik. Henüz 21 yaşında olmasına ve ilk konserlerinden birini vermesine rağmen festivalin dikkat çeken isimlerinden olan Alva Ravn karakteristik sesi ile öne çıkıyor. Küçük yaşta ilahi/ soul ile müziğe başlayan Alva, daha sonra rock müzik ile tanışmış. İlerleyen zamanlarda hayatına Bon Iver, Susanne Sundfor gibi isimler girince yavaş yavaş indie-pop diyebileceğimiz kendi tarzı ortaya çıkmış. Yayınladığı ilk parça Precious Prey ise sanki daha önce uzun yıllardır şarkılarına aşina olduğumuz birisi gibi güçlü bir şekilde karşımıza çıkan Alva Ravn, bundan sonra Norveç bağımsız müzik sahnesinde sık sık karşımıza çıkacak, adını hem Nordik hem de uluslararası mecralarda okuyacağız gibi gözüküyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/yeni-depresno-technicolor/", "text": "Bergen'in en heyecan verici müzisyenlerinden dePresno, Mayıs 2015'te yayımladığı ilk teklisi 'Forever' itibariyle Norveç'teki birçok radyonun çalma listelerinde yer aldı. 2016'da ise 'Hide and Seek' parçası NRK P3 radyosunda en çok çalınan parçalardan oldu. Geçtiğimiz Ekim ayında ise dePresno yayımladığı 'Paper Thin' adlı teklisiyle uzun zamandır beklenen albümünü müjdelemişti. Daha sonra yayınladığı Gold teklisi Gold ile albüm için bizi daha da heyecanlandıran dePresno ilk albümü Technicolor'ı sonunda yayınladı! Eğer iyi bir Nordik Simit takipçisiyseniz sizler ile daha önce paylaştığımız ya da adlarını AURORA gibi dev isimlerle sık sık duyduğumuz isimlerle birlikte çalşan dePresno'nun albümünde Fred Well, Askjell, Odd Martin gibi işlerine hayran olduğumuz isimler var. Kings of Convenience, Röyksopp, Datarock ve AURORA gibi müzisyenlerin şehri Bergen'de doğuyup büyüyen dePresno'nun birkaç yıl içerisinde bu isimlerle birlikte anılacağı kesin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/yeni-post-pines-cold-walks/", "text": "Neredeyse 2 yıldır kendilerinden haber alamadığımız İsveçli elektronik müzik ikilisi Post Pines uzun bir aradan sonra Cold Walks adını verdikleri ilk teklilerini yayınladı. Teklinin ismi Cold Walks aslında grubun hikayesi ile çok uyuyor. Tam anlamıyla tüyleri diken diken eden ilk albümleri bir albümlerini bir ormanın derinliklerinde kaydeden Post Pines, İsveç'in ormanlar ile çevrili küçük kasabalarından birinde kuruldu. Klasik ofis binalarında, öğle yemeklerinde bir araya gelip müzikleri üzerine çalışan ikili daha sonra enstrümanlarını ve kayıt cihazlarını toplayıp bir İskandinavya'nın derinliklerinde bir çadırda ilk kayıtlarına başlamışlar. Hiçbir ses abartılmadan, her şeyin tam kıvamında ayarlandığı minimal bir elektronik parça olan Cold Walks ise ikilinin içinde bulundukları ve kendilerini yeniden tanıdıkları yolculuğu konu alıyor. Kendi sözleri ile güneşli günleri aradıkları bu yolculukta artık hayatlarında daha iyi bir yerde olduklarını söyleyen Post Pines, Cold Walks ile ayrıca gelecek albümün de habercisi. Julius ve Joakim, Cold Walks'un sözleri ile duygu yüklü, karanlık bir albümle karşımıza çıkacak ve albüm soğuk İsveç kışının karanlık gecelerinde sürekli dinlediğimiz parçalardan olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/04/yeni-vandbakk-emotions/", "text": "Norveçli indie müzisyen Vandbakk geçtiğimiz sene yayımladığı ilk teklisi Solid Ground ile radarımıza takılmıştı. Aynı zamanda Norveç'te NRK P3 dahil olmak üzere birçok mecrada ilgiyle takip edilen yetenekli müzisyen sonunda yeni parçalarla karşımızda. Vandbakk, bugün ikinci teklisi Emotionsı yayımladı ve biz şimdiden parçayı loopa almaya başladık bile. Ayrıca Vandbakk, alter egosu Dalileo ile de elektronik tınılara duyduğu özlemi yansıtıyor. Şimdiye kadar Dalileo projesinde sadece ADHD Dreams adlı parçasını yayımlayan müzisyen, umarız ki en kısa zamanda yeni bestelerini sıklıkla yayımlar. Vandbakk, Emotions parçasındaki derin vokalleri ve gitar riffleri ile 2 dakika 49 saniye boyunca bambaşka bir evren sunuyor. Aslında oldukça temel bir konudan, duygulardan, bahseden müzisyen oldukça başarılı yazılmış şarkı sözleriyle dinleyiciyi hayran bırakıyor. Yayımladığı ilk tekli Solid Grounda kıyasla daha melankolik tınılara sahip olan Emotions dinleyiciyi kendi geçmişinde bir yolculuğa da sürüklüyor. Ayrıca teklinin kapak tasarımı da bir hayli hoşumuza gitti. Vandbakk'ı radarınıza almayı unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/05/midsommar-nedir/", "text": "Nordik gün dönümü olarak da adlandırabileceğimiz Midsommar, Avrupa'nın birçok bölgesinde kutlansa da özellikle İsveç kültürünün en önemli günlerinden birisi. İskandinavya'nın Pagan dönemlerinden kalma bu gün özetle yazın gelişini, doğanın canlanmasını, doğurganlığı ve aşkı kutluyor. Nordik ülkelerde büyük bir coşkuyla kutlanan Midsommar, en uzun günün yaşandığı 21 Haziran çevresinde kutlanıyor. Geride bırakılan uzun ve karanlık kış aylarından güneşin neredeyse batmayacağı günlerin gelişini aile ve arkadaşlar ile dans ederek kutlamak en öne çıkan Midsommar geleneklerinden birisi. Tarih boyunca farklı kutlamalar görsek de günümüzde Midsommar, beyaz elbiseler, çiçekli taçlar, leziz çörekler, özenle hazırlanmış yemekler ve İsveç'in geleneksel içkileriyle parklarda, bahçelerde Maypole etrafında uzuuun bir piknik ile kutlanır. Hatta efsaneye göre yeterince dans ederseniz Nordik mitolojisinin haylazları elfleri ve ormanın gizemli yaratıkları perileri Midsommar'da görebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/05/yeni-carl-louis-the-enemy/", "text": "Eğer çalma listelerimizin takipçisiyseniz daha önce Carl Louis'i ARY, Froder gibi çok sevdiğimiz isimlerle birlikte yaptığı çalışmaları duymuşsunuzdur. Neredeyse çıkardığı her parçasıyla listelerde üst sıralarda yer aldığı 2017'den bugüne sadece birkaç tane tekli yayınlayan Carl Louis 2019'daki ilk parçası The Enemy ile tekrar karşımızda. Eğer Kuzey'de gece dışarı çıktıysanız mutlaka duymuş olacağınız, milyonlarca kez dinlenen parçalarından sonra ilk albümü için çalışan Carl Louis'den albüm habercisi ilk teklisi The Enemy aslında daha önce yayınladığı tüm parçalardan çok farklı. Farklı vokaller ile çalışmalarına alışık olduğumuz yapımcı bu sefer mikrofona da kendi geçmiş. Ayrıca tamamen elektronik ortamda hazırladığı parçaların yanı sıra bu sefer daha organik bir his için gitar, davul gibi daha önce canlı kaydetmediği enstrümanlara da kendi vokaline ek olarak The Enemy'de rastlıyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/05/yeni-hernandez-magical-sad-news-zehra-remix/", "text": "Her şey yolunda! Bu günlerde çok yoğunum ama hayatımda çok heyecanlı şeyler oluyor. Oslomet'te eczacılık okuduğum için bu sıralar çok fazla sınavım oluyor fakat bir yandan da müzik yapıyorum, Magical Sad News için hazırlanıyorum arkadaşlarımla vakit geçiriyorum, bir yandan Ramazan ve aileme zaman ayırmaya çalışıyorum. Teşekkürler! Aslında her şey çok random oldu. DJ'lik yaptığım bir yerde Hernandez'in vokali Petter ile tanıştım. Gelip yaptığım işi beğendiğini söyledi sonra böyle bir remix fikrinin hoş olabileceğini konuştuk, hem grubun daha fazla insana ulaşmasını sağlar dedik. Daha sonra o bana parçayı yolladı ben de bir gecede bu remixi yapıp geri yolladım 🙂 Grup da remixi sevince üzerinde daha fazla çalıştım ve şu an dinlediğiniz halini aldı. Şu an için planım Hernandez ile daha fazla çalışmak. Sesleri, müzikleri ile çalışmayı seviyorum. Normalde yaptığım işlerden biraz uzak. Ama bunun haricinde zaten kendi müziğim üzerinde de sürekli çalışıyorum. Sanırım bu remixin nasıl gittiğine bakıp, ona göre gelecek için karar vereceğim. Bence ilk olarak şehir merkezinden çıkmak lazım. Mesela Toyen olabilir. Botanik bahçenin hemen yanında çok güzel bir park var. Önce botanik bahçede garip bitkilere bakıp, daha sonra parkta da piknik hava güzelse benim için en iyi ilk buluşma olacaktır. Eğer yağmur yağıyorsa ki şu an yağıyor, ya sinemaya giderdim ya da Oslo Camping adındaki kapalı mini-golf salonuna. Oslo'yu çok seviyorum, o yüzden herkese gelmesini öneriyorum. Ama yaz aylarında gelin, kışın buz gibi haha."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/05/yeni-ponette-meltdown/", "text": "Oslo'nun son zamanlarda en grunge tavrıyla tanınan müzisyenlerinden Ponette yeni teklisi Meltdownu dinleyiciyle buluşturuyor. Akılda kalıcı, elektro tınıları pop tarzı vokalleriyle harmanlayan müzisyen oldukça cazip bir parçaya imza attı. 2018'de yayımladığı Hours teklisinden beri radarımıza aldığımız Ponette eşsiz stiliyle yavaş yavaş ve emin adımlarla müzikseverlerin ilgisini çekmeye başladı. Aynı zamanda Norveç'in en önemli yapımcılarından Carl Louis ile Hours parçası için iş birliği yapan Ponette bunun yanı sıra 2019 yapımı Psychobitch filminde çalan Freak parçasıyla da dikkatleri çekti. Uzun bir süre yeni müzikler üzerinde çalışan müzisyen en yeni teklisi Meltdown ile karanlık ve derin sularda yüzüyor. Synthlerin oldukça ön planda olduğu parçada bir ilişkide kayboluş irdeleniyor. Sözlerde ve tınılarda özellikle dikkat çekilen bu karanlık atmosfer aynı zamanda müzik videosunda da gözler önüne seriliyor. Fabian Fjeldvik, Ben Olsen Johnsgard ve Ponette tarafından çekilen müzik videosunda 8 bitlik grafik ögeleri de kullanılmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/06/isvecteki-muzik-festivalleri/", "text": "Yaz yaklaşırken her sene olduğu gibi bu sene de yurt dışındaki festival haberleri ile hayallere dalıyoruz. Bizi de hayallere daldıran İsveçli festivalleri sizlerle paylaşmak istedik. Bazı festivaller sahne alan gruplar ile bizi heyecanlandırsa da, bazıları sadece büyüleyici festival atmosferleri ile bizi bizden alıyor! Bu sene de festivallerde dev isimlerin yanında İsveç'ten bol bol yeni yetenekler de var. Ayrıca İsveç'teki festivalleri yazıyorsun canımız çekiyor ama gidemiyoruz diyenler için ise müjde gibi bir haber var 🙂 İsveç'in geleneksel Midsommar'ı bu yıl 22 Haziran'da İstanbul'da da kutlanacak! Onun da detaylarını alt tarafa ekliyorum ama buraya tıklayarak da detaylı bilgi alabilirsiniz. İsveç'in en meşhur yaz festivallerinden Summerburst hem Göteborg hem de Stockholm'de düzenleniyor. Stadyumlarda düzenlenen festivallerden olan Summerburst, Göteborg'da Steve Aoki ve Tiesto gibi isimleri sahnesinde ağırlayacak. Stockholm'de ise Tiesto ile birlikte Calvin Harris de sahnede olacak. Dünyanın farklı şehirlerinden ismine alışık olduğumuz Lollapalooza bu yıl Stockholm'de de gerçekleşecek. Line-Up'ı ise bu yıl İsveç'teki en güçlüsü olabilir. Lana Del Rey, Foo Fighters, Travis Scott, Billie Eilish gibi isimlerin yanında Lykke Li, Alan Walker, Tove Styrke, Alma, Becky and The Birds gibi sık sık paylaştığım Nordik isimler de festivalde sahne alacak. Bu yazın en heyecan verici festivallerinden biri olan Bayside, İsveç'in güneyinde Helsinborg'da şimdi sokak sanatları ile dolu limanın bir parçası olan Pixlapiren'de gerçekleşecek. Şehir küçük olsa da Macklemore ile güzel bir line-up duyuran Bayside, bölgeye gidiyorsanız mutlaka uğranması gereken bir festival. Özellikle İsveç'te çok eğlenceli bir şekilde kutlanan Midsommar bu yıl ilk defa İstanbul'da da kutlanacak. Bu yaz İsveç'teki festivallere gitmeye gerek olmadan İsveç'i ayağımıza getirecek Midsommar Festival müzik haricinde atmosferi ile de Midsommar kültürünü de aktiviteler, atölyeler ile İstanbul'a getirecek. Biletler tükenmeden almak için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/06/midsommar-nasil-kutlanir/", "text": "Bu nedenle biz de Midsommar'ın en eğlenceli geçtiği İsveç üzerinden kutlamalar hakkında kısa bilgiler vermek istedik. Bu arada Midsommar'ı kutlamak isteyip, İsveç'e gidemeyenler için ise güzel bir haberimiz var 🙂 Midsommar Festival bu yıl ilk defa İstanbul'da da kutlanacak! 22 Haziran'daki festival hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz. İsveçliler için Midsommar Cuma gününden itibaren başlıyor diyebiliriz. Şehirlerden kırsala göç gibi gözüken, tüm hafta sonu için fazla fazla yemek ve içecek ile doldu seyahat ile başlayan Midsommar hazırlıkları kırsala varır varmaz çiçek toplama ile devam eder. Bazı bölgelerde güneşin hiç batmadığını düşünürsek hazırlık için çok vakit var 🙂 Daha sonra taç olarak hazırlanacak çiçekleri toplamaya gitmeyenler ise evde hemen patatesleri temizlemeye başlar. Ertesi gün uzuun masadaki Midsommar kutlama yemeği için patates dışında bol bol haşlanmış yumurta, herring ve İsveç vodkası hazırdır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/06/midsommara-nasil-hazirlanilir/", "text": "Öncelikle Midsommar'ın olmazsa olmazı çiçek tacı ile başlayalım 🙂 İskandinavya'da yeni yeşeren ormanlardan toplanan çiçekler kullanılsa da aslında fikir herkesin kutlama yaptığı bölgeye has çiçekleri kullanması. Yani siz de Midsommar'ı kutlayacağınız yerden parklardan bahçelerden istediğiniz çiçekleri toplayarak bir taç hazırlayabilirsiniz. Her ne kadar artık günümüzde o kadar ön planda olmasa da aslında Midsommar kutlamaları için tamamen beyaz kıyafetler giyilinir. Bütün gün rahatça dans edebileceğiniz, güneşin sizi rahatsız etmeyeceği, çiçekler ile renklendirebileceğiniz beyaz kıyafetler doğru tercih olacaktır. Midsommar'ın bir diğer olmazsa olmazı ise müzik. Birlikte dans edip, şarkıların söylendiği bu günde şarkı sözlerini önceden öğrenmek önemli 🙂 O yüzden biz de About Nights ile sizler için Midsommar kutlarken dinlenecek şarkılardan oluşan bir çalma listesi hazırladık 🙂 Listeyi buraya tıklayarak takip edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/06/midsommarin-mitolojisi/", "text": "Midsummer ışığın, canlılığın, verimliliğin, doğurganlığın ve aşk kavramının öne çıktığı, kökü aslında Hristiyanlık öncesi Pagan zamanlara dayanıyor. Hal böyle olunca da Midsommar Nordik mitolojide bi'hayli büyük bir yer kaplıyor. Midsommar efsanelerinden en yaygın olanları genelde hep aşk ve sevgi üzerine kurulu. Örneğin eğer o gün doğada 7 farklı çiçek bulup, gece yastığınızın altına koyarsanız gelecekteki eşinizi rüyanızda görüyorsunuz 🙂 Ayrıca Midsommar çok önemli bir gün olarak görüldüğü için, birlikte olduğunuz kişiyle bir önceki gün aranız iyiyse Midsommar'dan sonra çok daha iyi olacağı düşünülür. Midsommar'da toplanan çiçeklerin sadece aşkta değil sağlığa da faydalı olduğu söylenir. İnanışa göre çiçeklerden yapılan taçlar doğanın sağlık dolu enerjisini insanlara taşır. Böylece bir sonraki Midsommar'a kadar sağlıklı bir yıl geçirilir. Ülkeden ülkeye farklılık gösterebilen bu inanıçlara Nordik mitolojinin katkısı ise büyük. Örneğin İsveç'te yeteri kadar güzel dans ederseniz ormanda elfleri görme şansınız artıyor 🙂 İzlanda'da foklar insana dönüşebiliyor. Hatta İzlanda'da Midsommar gecesi başınıza kötü bir şey gelirse ertesi gün kötü enerjiyi atmanız için soyunup toprakta yuvarlanmanız gerekiyor. Norveç'te ise mitolojinin dev yaratıkları troller, inekleri kaçırmasın diye tüm ahırlar çiçekler ile süsleniyor. Bütün bu gelenekleri günümüzde hala görebiliyor olsak da aileden aileye, bölgeden bölgeye çok değişebiliyor. Kalabalık toplulukların bir araya geldiği kutlamalarda karşımıza bazen falcılar da çıkabiliyor 🙂 Çünkü inanışa göre Midsommar geleceği görmek için en uygun gün!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/06/yeni-jns-igjen/", "text": "Norveç hip-hop / R&B sahnesinin önde gelen isimlerinden JNS, yeni teklisi Igjeni dinleyiciyle buluşturuyor. Yaz mevsiminin henüz başında böylesine cazip, dans edilesi bir parçayı yayımlayan müzisyen kendine has stilini de ortaya koyuyor. Oldukça funk ve chill tınılarla harmanlanan parça aslında nostaljik bir kulüp şarkısı niteliğinde, tıpkı 80'li yıllarda çalan ayrılık parçaları gibi. 80'lerin tınıları tam olarak teklide yer almasa da esintileri bulmak mümkün. Ayrıca JNS yapımcılığıyla da dikkat çekiyor. Müzisyen, Mart ayının sonunda yayımladığı Kan Ikke Si Nei parçasıyla da yakın zamanda temposu yüksek parçalarla karşılaşacağımızı müjdelemişti. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/07/helsinki-rehberi-yuzdeyuzyaz/", "text": "Helsinki yazı ve Helsinki kışı birbirinden çok farklı. Eğer iki mevsimde de ziyaret etme şansınız olursa sanki iki farklı şehri görmüş gibi oluyorsunuz. Ben de bu nedenle yaz aylarında Helsinki'de yapabileceklerinizi listeledim. Helsinki diyince akla hemen klasik Helsinki Katedrali ve çevresindeki sokaklar geliyor ama aslında Helsinki bundan daha fazlasını sunuyor. Helsinki son dönemde konu yemek olunca Kuzey'de ismini duyurmaya başlayan şehirlerden birisi. Şehrin en yeni Michelin yıldızlı restoranı Grön, uygun fiyatlara doğal ve lokal ürünlerle hazırlanan yemekleri denemenize olanak sağlıyor. There's a new cock in town sloganı ile öğleden gece geç saatlere kadar açık olan The Cock da uygun fiyatları ve kaliteli yemekleri ile Helsinki'de mutlaka uğramanız gereken bir restoran. Türkiye'den gelip, döner mi yiyeceğiz diyorsanız bile denemeniz gereken bir restoran da Döner Harju. Hipster dönerci olarak adlandırabileceğimiz bu dönerci Fin mutfağı ile döneri sentezliyor. Vietnam mutfağı seviyorsanız yine hem uygun hem de yenilikçi bir restoran olarak anılan Lie Mi'yi mutlaka ziyaret etmelisiniz! Helsinki küçük bir yer olsa da çevresinde de çok fazla seçenek var. Örneğin eski bir askeri eğitim alanı olan Lonna, bugün şehir merkezinden feribota atlayıp kısa bir sürede ulaşabileceğiniz bir ada. Eski askeri yapıları kullanan bir restorana ve kafeye sahip olan bu ada aynı zamanda sauna ve denize girmek için de birebir. Ayrıca adanın çok güzel bir de Helsinki manzarası var. Eğer şanslıysanız adada bir konsere bile denk gelebilirsiniz. Helsinki Distilling Company, eski hangarlar ve minik fabrikaların bugün bir kültür kampüsüne dönüştüğü Teurastamo'da bulunuyor. Güneşli bir Helsinki gününde bu bölgeye mutlaka gidip, Helsinki Distilling Company'nin kokteyllerini deneyin. Ayrıca önceden ayarlarsanız tadım turlarına da katılabiliyorsunuz! Why join the navy when you can be a pirate. Dünya üzerindeki en iyi isimlerden birine sahip bu mekan gündüzleri sağlıklı içecekleri, kahvesi ve çalışma alanları ile meşhur. Gece ise kokteylleri! Eğer acıkırsanız çok güzel ve sağlıklı bir yemek menüsü de var. Trillby & Chadwick Dedektiflik Bürosu... Burası Avrupa'nın en iyi gizli barlarından birisi. İçeri girmek için Katariinankatu 1'ye gidip, eski bir kapının ardındaki vintage telefonu kaldırarak dedektif Trillby ile konuşmanız gerekiyor. Sadece içeride yer varsa içeriye kabul ediliyorsunuz. Finlandiya dünyada en çok kahve içen ülke olunca, Helsinki'de de birçok güzel kahveci bulmak mümkün. Örneğin Good Life Coffee, Helsinki'nin en iyici kahvecilerinden. Ihana Kahvila, alışılmışın dışında lokasyonu ile en ilginç kahvecilerden birisi. Biraz sonra aşağıda bu bölgeden biraz daha detaylı bahsedeceğim ama burası şehir merkezine uzak, terkedilmiş teknelerin arasında İskandinav suç dizilerine konu olacak bir bölge. Özellikle güneşli günlerde ve hafta sonları gitmenizin daha iyi olacağı Ihana Kahvila'da kahvenizi için denize de girebilirsiniz. Aslında komşu İsveç'ten gelen Johan & Nyström de sıcak ve minimalist dekorasyonu, güzel kahveleri ile Helsinki'de uğrayabileceğiniz kahvecilerden. Finlandiya'da 2 kişiye 1'den fazla sauna düşüyor. O nedenle hangi mevsimde olursa olsun mutlaka saunaya uğrayın. Getto sauna olarak anılan ve gönüllüler tarafından bakımı sağlanan Sompasauna, hayatınızda yaşayabileceğiniz en ilginç deneyimlerden birisini yaşamanıza imkan sağlıyor. 7/24 açık olan bu sauna, şehrin bir ucunda, inşaat vinçlerinin arasında eski bir tershanede yer alıyor. Yürürken ıssız ve ürkütücü bir bölge gibi gözükse de alana vardığınızda sizi güzel bir kalabalık karşılıyor. Burada saunaya girip hemen yanında denize girebilirsiniz. Ayrıca yukarıda bahsettiğim Ihana Kahvila da buranın yakınında. Bölgede bir de 800 metre uzunluğunda çok güzel bir grafiti duvarı var. Amos Rex, Helsinki'nin en yeni müzesi! İkinci Dünya Savaşı döneminde inşa edilen bir binanın çok özel bir şekilde restore edilerek hazırlanan Amos Rex, hem mimarisi hem de sergileri ile dikkat çekiyor. Ağustos 2018'in sonuna doğru açılacan Amos Rex'in sırf açılış sergisi için bile Helsinki'ye seyahat edilebilir. Işık oyunları ve yapay zekayı bir araya getiren özel teamLab sergisi gerçekten görülmeye değer. Eğer mümkünse seyahatinizi Helsinki'nin hatta Kuzey Avrupa'nın en iyi festivallerinden biri olan Flow Festival dönemine denk getirmeye çalışın. Böylece gündüzleri Helsinki'yi keşfederken, akşamları ise hayatınızın en iyi festival deneyimlerinden birini yaşayabilirsiniz. Festival hakkında daha fazla bilgi almak için buradan bir önceki yazımızı okuyabilirsiniz. Helsinki'yi çok rahat ve hızlı gezmenizi sağlayan Segway turu gerçekten çok güzel planlanmış. Yerel rehberler eşliğinde şehrin görülmeye değer noktalarını kolay ve eğlenceli bir şekilde dolaşmanızı sağlayan Segway'lerin kullanımı ise çok basit! Tur hakkında daha fazla bilgi almak için buraya tıklayabilirsiniz. Sauna rönesansı da diyebileceğimiz Löyly, şehrin hemen kenarında alışılmışın dışında mimarisi ile sauna/ restoran ve deniz üçlüsünü birleştiren bir mekan. Ortaklarından birinin Vikings dizisinden tanıdığımız Haftdan/ Jasper Paakkönen'in olduu Löyly'ye de zamanınız varsa mutlaka uğramalısınız. Uzaktan sakin bir şehir gibi gözükse de Helsinki gece hayatı gerçekten kendine has ve eğlenceli. Birbirinden ayrılmış üç farklı dans odası, barları ve bahçesi ile meşhur Kaiku son dönemde Helsinki'nin en popüler mekanlarından birisi. Mekan o kadar özel ki 2016 yılında Estonya Cumhurbaşkanı burada DJ'lik yapmış 🙂 Şehir merkezine biraz uzak olsa da endüstriyel binaların arasında bir gece kulübü olan Aaniwalli de Helsinki gece hayatının gözdelerinden birisi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/07/norvec-yuruyus-rotalari-yuzdeyuzyaz/", "text": "Norveçliler doğada yürümeyi, kamp yapmayı çok seviyor. Tüm ülkede fiyortlardan, dağlardan, uçsuz bucaksız ormanlardan geçen neredeyse toplam 22000 kilometre uzunluğunda işaretlenmiş yürüyüş rotaları var. Özellikle yaz aylarında çok fazla kullanılan bu rotalar Norveç Trekking Birliği tarafından hazırlanıyor. Bu yollar üzerinde de birbirinden güzel 550 adet yürüyüşçülere ve kampçılara özel kulübe bulunuyor. Bu kulübelerin arasında mimari olarak çok özel tasarıma sahip yapılar da var, tamamen ahşaptan yapılmış minik kabinler de. Örneğin alttaki bu güzel yapı daha önce rehberini hazırladığımız Mosjoen, 16 saat yürüme mesafesi uzaklığında bir dağ evi. Sadece yürüyerek ulaşılabiliyor ve yürüyüşçülerin tüm ihtiyaçlarını tasarlayacak şekilde tasarlanmış. Dilerseniz bu ve bunun gibi yapılarda konaklayabiliyorsunuz da. İskandinavya'da dolaşım özgürlüğü yasası sayesinde istediğiniz gibi yürüyebilir, meyve toplayabilir, doğada istediğiniz yere kamp kurabilirsiniz. Bu konuda sadece iki kural var; 1: Doğaya saygılı olmak, 2: Eğer çevrede başka birileri yaşıyorsa kampınızı 100 metre ileriye kurmanız gerekiyor. Ama Norveç Trekking Birliği, yürüyüş rotalarını kolaylaştırmak için yolları işaretliyor. İsterseniz tüm rotaları ve yürüyüş planınızı ut. no adresi üzerinden online olarak hazırlayabilirsiniz ama dilerseniz buradan istediğiniz bölge için basılı harita da alabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/07/norvecin-hizla-yukselen-ismi-havsun/", "text": "skandinavya müzik sahnesinin en heyecan verici yeni isimlerinden olarak gösterilen HAVSUN, yıllarca müzik üzerine çalıştıktan sonra ilk solo projesi Pillow ile daha önce karşımıza çıkmıştı. Norveç'ten Sigrid, dePresno, Aurora gibi isimlerden tanıdığımız Made Management ile birlikte çalışan Havard Sundland, sahne ismi olarak isim ve soyisminin ilk üç harfinden oluşan HAVSUN'u seçmiş. Türkiye'de de çok sevilen Pillow'dan sonra ilk defa çalışma yayınlayan HAVSUN, Control adını verdiği tekli ile çok hızlı bir çıkış daha yakaladı. Kemer'de yazlığı olduğunu ve Türkiye'yi çok sevdiğini Instagram hesabımızı devraldığında açıklayan Türkiye'den HAVSUN'un minik bir hayran kitlesi oluşmaya başladı bile! Haziran'ın başında Alone Too adını verdiği ilk EP'sini yayınlayan HAVSUN, 2020'nin onun yılı olacağını kesinleştirmiş gözüküyor 🙂 EP'de Hanne Mjoen, Fred Well, Matthew John Kurz gibi çok sevdiğimiz müzisyenler de var."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/07/pasha-ile-tanistiniz-mi/", "text": "İlk olarak 2017'de by:Larm'da tesadüfen keşfettiğimiz Pasha, o günden bugüne İskandinavya rap müzik sahnesinin en çok aranan isimlerinden birisi haline geldi. Nothing But Hope And Passion, Clash Music, NME gibi platformların sık sık dikkatini çeken Pasha eşsiz ve eğlenceli tarzıyla büyük kitleleri kendisine hayran bırakıyor ki SXSW ve Avrupa'nın birçok büyük şehrinde 40'tan fazla konser verdi. 90'ların acayip, oynak ve funkımsı hip hop tınılarından beslenen müzisyen ilk teklileri 'Around the Area' ve 'Colorblind' ile Spotify viral listelerine girmişti. İskandinavya'da gençler arasında ağızdan ağıza dolanan parçalara imza atan Pasha, şimdiden Norveç'in en büyük radyo istasyonlarının göz bebeği oldu. Son olarak da I GOT THE JUICE adını verdiği teklisi ile karşımıza çıkan Pasha tarzından ödün vermeden birçok farklı sesi bir araya getirmiş. Ayrıca parçanın eğlenceli bir klibi de bulunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/07/zeplin-yeniden-havalandi/", "text": "İskandinav kültürünün alacakaranlığından ve melankolisinden doğan öyküler. Türkçede ilk olarak 2014 yılında Aylak Kitap tarafından yayımlandığında böyle tanıtılıyordu Stockholmlü yazar Karin Tidbeck'in Zeplin'i. Çeşitli yaratıkların cirit attığı halk hikayelerini, tekinsiz Fin-İsveç öykülerini dinleyerek büyüdüğünü söyleyen bir yazardan beklenebilecek öyküler okuyoruz Zeplin'de. Rengeyiği Dağı gibi, kültürel kimliğin doğrudan etkisini gördüğümüz öyküler de var, belki biraz daha kendimizi yakın hissedeceğimiz olanlar da; ama bu aşinalık hissi aldatıcı aslında. Genel olarak tuhaf kurgu ya da spekülatif kurgu denen patikada ilerliyor çünkü Karin Tidbeck'in öyküleri. Söz konusu patikanın nereye varacağını kestirmek o kadar da kolay değil!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/08/kaelan-miklanin-reykjavik-rehberi/", "text": "İzlanda'nın en havalı punk triosu K lan Mikla'yı 2016'da grupla aynı adlı yayımladıkları albümden beri takip ediyoruz. Synthlerle post-punk'ı buluşturan ve ortaya harika bir sentez çıkaran grup, müzik çevreleri tarafından The Cure ve Placebo gibi müzik gruplarıyla aynı kategoride karşılaştırılıyor. Aynı zamanda K lan Mikla; Olafur Arnalds, Soley gibi severek takip ettiğimiz İzlandalı müzisyenlerin de en favori müzik gruplarından biri. Biz de K lan Mikla'ya Reykjavik'teki favori mekanlarını sorduk. Gaukurinn rock barının içindeki vegan restoran Vegan s. Bravo, tüm gün açık olan küçük bir bar. Prikio, hem ucuz hem de rahat edebileceğiniz, herkesin birbirini tanıdığı bir lokanta. Kahve de servis ediyorlar. KiKi, şehir merkezinde bir gay bar. Gaukurinn, inanılmaz konserler ve vegan yemek var! Rauoa Ljonio, hiç kimsenin gitmediği bir casino bar. Lucky Records, her zaman K lan Mikla'yı seçkilerinde bulunduruyorlar. Sputniik fatamarkaour, yerel vintage dükkanların outlet mağazası. Şehir merkezinde sanat filmleri gösteren sinema Bio Paradis, aynı zamanda cafe ve bar servisi de var. Çok rahat bir yer. Şehir merkezinden uzaklaşmak yeterli, deniz kenarında yürüyüş yapın. Evinde kedinle birlikte uyumak veya partnerinle. Şehir merkezindeki büyük kilise Hallgrimskirkja'nın kulesi. Birkaç denizciyle veya kendi kendinize zaman geçirmek, kahve içmek için liman bölgesi oldukça keyifli."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/08/kesif-charlie-skien/", "text": "Softcore untd. ve Verdensrommet'teki derin, havalı vokallerinden tanıdığımız Andreas Hovset veya sahne ismiyle Charlie Skien Nisan 2018'de yayımladığı ilk teklisi 'Gasslekkasje' ile dinleyici karşısına çıkmıştı. R&B ve indie tınılarının ağırlıkta olduğu parçada synthler parçayı süslüyordu. Yer aldığı projelerde R&B tınıları daha öne çıkmasına rağmen Charlie Skien kendi solo projesinde karanlık tarafını da dinleyiciye gösteriyor. Endüstriyel seslerin palette fazlasıyla yer aldığı parçalarında davullar da destekleyici bir görev üstleniyor. Bu sene Mayıs ayında yayımladığı 'Sno' teklisiyle ise Skien pop tınılarına da kapısının açık olduğunu, sadece karanlık seslerle çalışmadığını kanıtlamış oldu. 'Kar' anlamına gelen şarkının Mayıs ayında yayımlanması ise belki de müzisyenin mizah anlayışını gözler önüne seriyor. Charlie Skien, Haziran ayında yayımladığı 'Fineste' adlı teklisiyle kesinlikle doğru bir seçim yaptı. Yaz mevsiminin bütün parametrelerine uyan, şarkı sözleri ve enstrümanlar arasındaki uyumu harika bir şekilde yakalayan bu parça, kesinlikle bir yaz şarkısı. İsmi gibi güzel olan şarkı, Skien'in şimdilik kısa diskografisinde yükselişe geçti bile. Sonbahar itibariyle yeni müzikler yayımlayacak müzisyen aynı zamanda çeşitli iş birliklerinde de bulanacak. Norveççe şarkılar yazmasına rağmen Charlie Skien'in etkileyici vokalleri bir şekilde şarkıları anlamlandırmamızı sağlıyor. Skien, kısa sürede R&B ve indie sahnesinin aranan ismi olacak gibi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/08/yeni-carl-louis-nightride/", "text": "Hem Avrupa, hem de Amerika'da büyük festivallerde sahne alan grubu CLMD'den sonra solo olarak müzik hayatına devam eden Carl Louis'in sevmediğimiz bir parçası yok 🙂 Özellikle ARY ile birlikte yaptıkları çalışmalar Türkiye'de de çokça dinlenmişti. Sonbaharda ilk albümünü yayınlayacak olan Carl Louis, kendi elektronik tarzıyla harmanladığı indie-pop tınıları ile karşımıza çıkacak. Albümdeki şarkılara ilk defa kendi vokalini de ekleyen Carl Louis bu projesinde daha organik hisler hissettirmek istemiş. Albümün habercisi ilk parça The Enemy'den sonra ikinci teklisi Nightride ile karşımıza çıkan Norveçli yapımcı sizi neonlarla kaplı bir gece yolculuğuna çıkarıyor. Müzik ile iç içe geçen vokalleri, canlı kayıt davulları ile birlikte sizi bir girdap gibi içine çeken Nightride heyecan verici bir parça! The Enemy ile zaten çok kaliteli bir albüm ile karşılaşacağımızın sinyallerini veren Carl Louis, Nightride ile albüme sağlam adımlarla ilerliyor!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/08/yeni-konradsen-television-land/", "text": "Konradsen, Eirik ve Jenny'nin Oslo'daki yatak odasında synthler ve bitkiler arasındaki uyumdan oluşuyor. Zaman zaman Ivar, Erlend, Oyvind ve Big Bruce'un da onlara katılmasıyla grup daha da genişliyor. Konradsen'in grup halini alması aslında çok yakın bir zamanda gerçekleşti. Jenny ile üç sene önce tesadüfen tanıştığımızda Kuzey Norveç'ten sırf müzik yapmak için Oslo'ya taşınmıştı, o zaman tek sahne deneyimi lisesindeki şenliklerdi. Oslo'da işler yolunda gidince Jenny'nin solo projesi aslında bir müzik grubu halini aldı. Konradsen, şu an Norveç'in en heyecan verici ve en yükselişte olan isimleri arasında yer alıyor. Sufjan Stevens, Justin Vernon, Nina Simone ve Chassol'dan ilham alan Konradsen daha Norveç'te çok fazla konser vermemesine rağmen şimdiden ABD ve İngiltere gibi müzik endüstrisinin çok geliştiği ülkelerde oldukça büyük bir dinleyici kitlesine sahip. Şimdilik sadece üç tekli yayımlayan Konradsen, 25 Ekim'de yayımlayacağı ilk albümü Saints and Sebastian storiesden son tekli Television Landi bugün dinleyiciyle buluşturdu. 13 parçadan oluşan albümde yapı hassas, durgun, naif piyano sesleri üzerine kurulmuş. Konradsen içindeki uyuma hayran olmamak gerçekten imkansız, zaman zaman vokallerde veya koroda Jenny'e arkadaşları da eşlik ediyor. Sürprizlerle dolu bir müzik kolektifi. Konradsen'i mutlaka radarınıza almalısınız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/08/yeni-oskar-nordbo-chased-down-by-your-thoughts/", "text": "Folk, indie ve country tınılarını Bon Iver, Tallest Man on Earth ve Phoebe Bridgers esintisiyle harmanlayan ve en sonunda kendi pop sesini yakalayan Oskar Nordbo üçüncü teklisi Chased Down by Your Thoughtsu Toothfairy etiketiyle dinleyiciyle buluşturuyor. Müzisyen, oldukça samimi şarkı sözlerini gitarıyla romantik bir biçimde buluşturuyor ve ister istemez insan yağmurlu bir sonbahar gününü akıllara getiriyor. Yaz mevsiminin neredeyse sonuna yaklaşmışken Oskar Nordbo bizi sonbahara yeni teklisiyle güzel bir şekilde hazırlıyor, melankoliyi de beraberinde getiriyor elbette. Parçada oldukça baskın olan gitar tınılarına ek olarak vintage synthler de orijinallik katmıyor değil. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/ingenting-tar-noensinne-slutt/", "text": "Norveç sineması diyince akıllara gelen ilk iki film 'Oslo, 31. August' ve 'Reprise' ekibinde yer alan, şimdi de kendi filmlerine odaklanan yönetmen Jakob Rorvik çektiği kısa filmleriyle İskandinav bağımsız sinemasının birkaç sene içerisinde en gözde yönetmenlerinden olacak gibi. 2016 yapımı olan 'Ingenting tar noensinne slutt' veya İngilizce ismiyle 'Nothing Ever Really Ends' Joachim Trier severlerin kesinlikle kaçırmaması gereken bir film. Uzun yıllardır birlikte olan bir Marius ve Ebba çiftine odaklanan kısa film, yılbaşı günü üzerinden ilerliyor. Filmin hikayesinde ileriye gitmemize rağmen, seneler geçmesine rağmen yönetmen bizi sürekli yılbaşı gününe götürüyor. Yılbaşı akşamı yeni başlangıçlar içinse zehirli ve çökmekte olan bir ilişki nasıl değişir gibi çeşitli sorular izleyicinin karşısına çıkıyor. 24 dakikalık kısa film, uzun yıllardır süren bir ilişkiyi oldukça net bir şekilde açıklıyor ve izleyicinin aklında hiçbir soru işareti bırakmıyor. Aslında kısa filmlerde oldukça problematik olan kısıtlı vakit içerisinde anlatmak istenilen şeyler daha da zorlaşırken Rorvik bunun altından oldukça iyi bir şekilde kalkmış. Arkadaşlarını yılbaşı akşamı evlerine eğlenmeye davet eden Marius ve Ebba çiftinin arasında elbette bir iş bölümü de var. Marius genellikle her şeyi yapan taraf oluyor, kutlamada DJ'liği üstlenen kişi de o, yemekleri yapan da o. Üç sene içerisinde Marius ve Ebba çifti için yılbaşı akşamının nasıl değiştiğini görüyoruz, bunu yaparken elbette Jakob Rorvik mizahı, hüzünü, aşkı inanılmaz bir şekilde gözler önüne seriyor ve izleyicinin aklından çıkmayacak bir seyir deneyimi yaşatıyor. Özellikle İskandinav yaşam stilini bütün çıplaklığıyla da gösteren yönetmen, gerçekten sıradan bir Norveçli yılbaşı akşamı ne yapar sorusunu da bizlere cevaplıyor. Hatta kısa filmde arkadaş grubunda yer alan oyuncular arasında yönetmenin kendi arkadaşları da yer alıyor. Son olarak, 'Ingenting tar noensinne slutt' için Joachim Trier ve Eskil Vogt da yönetmene tavsiyelerde bulunmuş. Ingenting tar noensinne slutt kesinlikle indie İskandinav sineması sevdalılarının kaçırmaması gereken bir kısa film."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/ivar-myrset-asheimin-oslo-rehberi/", "text": "Norveç'in en yetenekli davulcularından Ivar Myrset Asheim severek takip ettiğimiz birçok grupla sahne alıyor. Luke Elliot, Konradsen ve Billy Meier ile sahne alan müzisyene Oslo'daki favori mekanlarını sorduk. Birkaç ay önce Koie adlı bir Japon restoranına gittim. Harikaydı! Geleneksel rameni çok iyi bir şekilde servis ediyorlar, çok farklı çeşitler de var. Yemeğin yanında Gyoza ve Sake veriyorlar, hepsi bir araya geldiğinde gerçekten harika bir yemek oldu. Şehir merkezinin ortasında yer alıyor, şehrin en popüler caddelerinden Torggata'nın oralarda. Koie'ye çok da uzak olmayan Torggata Botaniske. Gerçekten çok güzel bir mekan. İçerisi bitkilerle dolu, adeta ormanda içki içiyormuş gibi hissediyorsunuz. Çok gürültülü bir mekan da değil ve çok lezzetli kokteylleri var! Oslo'daki favori kahvecim Grünerlokka çevresinin tepesinde bulunan Liebling. Prova yaptığım alan buraya çok yakın, bu nedenle sık sık Liebling'e kahve içmeye ve çalışmaya gidiyorum. Mekanın enerjisi çok keyifli, aynı zamanda yemek servisi çok başarılı ve organik ürünler kullanıyorlar. Hangisinden başlasam bilemedim! Oslo'da müzik için gerçekten çok iyi mekanlar ve kafeler var. Büyük bir mekan önermem gerekirse Sentrum Scene'de çok eğleniyorum. Ses sistemi, konser programları ve alanı çok iyi. Ancak küçük mekanlarda da oldukça heyecanlı işler gerçekleşiyor, bu nedenle onları da es geçmemek lazım. Örneğin, Khartoum Ankersgate 17'de yeni açılan bir Etiyopya barı, buraya gerçekten aşık oldum. Her Salı günü Jazz in Khartoum adlı bir etkinlik düzenliyorlar. Genellikle ilk sette solo bir müzisyen sahne alıyor, ikinci sette ise bir grup veya projeyi buluyoruz. Son olarak sahne alan kişi ise artık mekanda kim kaldıysa. 🙂 Asla ne bulacağınızı tahmin edemiyorsunuz, hiç duymadığınız müzikleri keşfediyorsunuz. Aynı zamanda birkaç sanat sergisi de mekanda gerçekleşiyor. Nordmarka! Oslo'da gerçekten çok şanslıyız, doğanın içerisindeyiz. Şehrin etrafı inanılmaz yerlerle dolu. Sognsvann ya da Frognerseteren'e doğru metroya binin, ormanın içine doğru tırmanın ve tek başınıza kalın. Olağanüstü! Youngstorget yakınlarındaki Big Dipper gerçekten iyi bir plak dükkanı. Norveçli müzisyenleri destekliyorlar ve iyi iş çıkardıklarını söyleyebilirim. Popüler ve bilinmeyen birçok müzisyenin farklı tarzlarda albümlerini bulabilirsiniz. Eğer ki bir müzisyen yeni bir albüm yayımladıysa imza günleri de oluyor. Bare Jazz da iyi bir plak dükkanı. Big Dipper'dan sadece bir dakika uzaklıkta. Sadece caz plakları satıyorlar ve içeride hoş bir bar da var. Arka bahçede oturup yeni plaklarınızı bir bira eşliğinde kutlayabilirsiniz. Ben vintage kıyafetler satın almayı seviyorum. Define avı gibi bir şey; ya hiçbir şey bulamıyorsunuz, ama birden çok özel ve eşsiz bir parça bulabiliyorsunuz! Uff Vintage Store şehrin en iyilerinden. 1940'lardan 1990'lara kadar birçok kıyafet var. Tilt! Rockefeller'ın yanındaki bir mekan. Aslında bir eğlence salonu, pinball makineleri bile var. Gerçekten çok eğlenceli bir mekan. Bence bir buluşma için harika bir aktivite. Ayrıca oturup konuşmak için de epey alan var. Astrup Fearnley Müzesi. Çağdaş sanat koleksiyonları gerçekten inanılmaz. Burada her zaman görülecek heyecan verici bir şey var. Toyen'deki Botanisk Hage çok güzel. Beş binden farklı bitki türüne ev sahipliği yapan kocaman bir bahçe. Parkta yürüyüp şehrin stresinden uzaklaşmak çok hoş. Sadece kendi evimde uyuyorum, sanırım bu yüzden favori mekanım burası. Ekeberg Restaurant veya Grefsenkollen. İnanılmaz manzara ve şehirden çok da uzak değil. Fru Burums. Dairemden birkaç dakika uzaklıkta, çok rahat bir bar. Burada çok takılıyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/kesif-jon-olav/", "text": "2018'de Norveç Başbakanı Erna Solberg'e hiciv niteliğinde yazdığı parçası 'Hei Erna' ile sesini duyuran JON OLAV, kısa bir süre içinde ülkenin en büyük festivallerinde sahne aldı. Politik mesajlar içeren parçalarıyla OLAV, oldukça iddialı bir çıkış yaptı. Ardından 'Ung Poesi' adlı albümünü yayımlayan müzisyen, Güney Norveçli diyalektiğiyle oldukça yerel hikayeler anlattı. 'Hei Erna'ya kıyasla daha eğlenceli ve gençliğe dair parçalarıyla JON OLAV 'Ung Poesi' albümüyle farklı bir yerde kendini konumlandırıyor. JON OLAV, az sayıda debutanın yapacağı belli belirsiz bir karar verdi. Bir deney olarak, albümünü Facebook'ta tanıtmadan yayımladı. Bunu, dünyanın en büyük çevrimiçi topluluğuna bağlı olmadığını kanıtlamak için yaptı. Ayrıca albüm yayımlandığı ilk gün 150.000 kere dinlendi. Çevrimiçi toplulukların belirlediği kurallardan yorulan müzisyen hiçbir şey kaybetmeyeceğini düşündü. Albümün öne çıkan parçaları arasında 'Repetitivt System', 'Gutt med raud caps' ve 'Talentfabrikk' yer alıyor. JON OLAV, Norveç gibi bir refah ülkesini eleştirdiği için bizlere İskandinavya'dan alışılmadık bir perspektif de sunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/kesif-verdensrommet/", "text": "Andreas Hovset ve Vetle Junker'dan oluşan Bergen merkezli Verdensrommet 2012'den beri aktif olarak müzik üretiyor. 2016'da 'Problem' adlı teklisini yayımlayan Verdensrommet'e parçada Eirik Aas da eşlik ediyor. Dört senelik uzun bir aranın ardından müzik evrenine ciddi bir şekilde geri dönen grup, 2017'de 'Problem' adlı dört parçalık EP'siyle dikkatleri çekti. Onge Sushimane'nin Vetle ve Andreas'a eşlik etmesiyle grup en popüler parçalarından birine imza attı. Özellikle Bergen merkezli müzisyenlerin birbirini desteklediğini açıkça gördüğümüz EP, Verdensrommet'in çeşitli iş birliklerine açık olduğunu da gösteriyor. Oldukça dile dolanan şarkı sözleri, dans edilebilir elektronik tınılarıyla Verdensrommet mutlaka şans vermeniz gereken bir grup. 2017'den beri sessizliğini koruyan ikili 13 Eylül'de 'En time i en gra dag' adlı yeni teklilerini yayımlayacak. Yeni tekli, 2020 ilkbaharında yayımlayacakları albümün ilk habercisi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/yeni-efterklang-i-dine-ojne/", "text": "Yedi senelik aranın ardından yeniden müzik evrenine geri dönen Danimarkalı grup Efterklang, 20 Eylül'de yayımlayacağı yeni albümü 'Altid Sammen'i 'I dine ojne' adlı teklisiyle müjdeliyor. Genellikle konsept albümler üzerinde çalışan Efterklang, yine konsept bir albümle inanç ve beraberlik gibi temaların irdelendiği bir albümle dinleyici karşısına çıkacak. Özellikle Efterklang severlerin hep hayalini kurduğu Casper Clausen'in Danca şarkı söylemesi bu albümle gerçekleşiyor. Rasmus Stolberg, Mads Brauer ve Casper Clausen üçlüsünün şarkı yazımında ve prodüksiyon sürecinde oldukça deneysellikten ve yeni şeyler denemekten hoşlandığını yeni teklide de hissediyoruz. 'I dine ojne'nin müzik videosunda Casper Clausen'a Danimarkalı model ve fotoğrafçı Helena Christensen eşlik ediyor. Albümün kapak tasarımı ise elbette Hvass & Hannibal'a ait."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/yeni-fay-wildhagen-different/", "text": "Norveç'in en başarılı gitaristlerinden Fay Wildhagen 2018'de yayımladığı 'Borders' albümünün ardından yeni teklilerle geri dönüş yaptı. Haziran ayında yayımladığı 'inevertoldyou' ve bugün yayımladığı 'different' adlı teklisi yeni bir albümün habercisi. Her zamanki gibi Fay Wildhagen'in hayal kurduran masalsı sesi 'different'ta da öne çıkıyor. Müzisyenin çocukluk fotoğraflarından ve Norveç peyzajlarından oluşan müzik videosu hipnotize ediyor. Videonun kurgusu Kristoffer Eidsnes'e ait. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/yeni-i-see-rivers-collide/", "text": "Norveçli trio I SEE RIVERS ayırt edici sesleri ve eşsiz uyumları ile dinleyiciyi ele geçiriyor. Yayımladıkları iki EP'nin ardından I SEE RIVERS 2020 ilkbaharında PRS for Music Foundation ve BBC Launchpad desteğiyle bağımsız bir EP'yi müjdeliyor. Norveçli trio şimdi 'Collide' adlı yeni teklilerini dinleyiciyle buluşturuyor. Eline, Goril ve Lill'den oluşan I SEE RIVERS üç katmanlı bir müzikal evrenden oluşuyor; birçok enstrümanın birlikteliğiyle müzikal evrenini oluşturan grup çok yönlülüğünü de ortaya koyuyor. Yıllar içinde evrilen tınılar daha çok Nordik ve folk ağırlıklı. Fleet Foxes, Sufjan Stevens ve First Aid Kit'ten oldukça etkilenen I SEE RIVERS 2020'de yayımlayacağı albümüne elektronik sesleri de ekleyecek. Yeni albüm, grubun hangi eğilimlere kayacağını da bizlere gösterecek. Oldukça heyecanlı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/yeni-moyka-all-the-things-we-forgot/", "text": "İlk teklisinden bu yana radarımıza aldığımız, her işini heyecanla beklediğimiz Moyka yeni teklisi 'All The Things We Forgot'ı dinleyiciyle buluşturdu. Norveç pop müziğini elden geçiren yeni jenerasyonda yer alan Moyka, elektroniklerin oldukça fazla yer aldığı yeni teklisinde melankoliyi de körüklüyor. Yakında ilk EP'sini yayımlayacak yetenekli müzisyen pop spektrumuna farklılıklar getiriyor. Moyka, güçlü vokalleriyle pop dijitalizmine keskin elektronikler ile mistik bir evren yaratıyor. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/yeni-raudur-himinbjorg/", "text": "İzlandalı müzisyen Auour Vioarsdottir'in alter egosu rauour kara sahillerden etkilendiği yeni teklisi 'Himinbjörg'ü müjdeliyor. Ergenliğinden bu yana synthlerle samimi bir ilişki kuran müzisyen zaman içerisinde tınılarını geliştirdi, elektronik ve akustik elemanları ekledi. Eterik ses manzaraları sunan rauour İzlandaca şarkı sözleriyle dinleyiciye büyüleyici bir saga anlatıyormuş gibi hissettiriyor. rauour, Himinbjörg'de dört farklı felaketten bahsediyor ve parçayla birlikte ordis Reynisdottir'in çektiği İzlandik bir klip de yayımlıyor. Parça, rauour'un yakın zamanda yayımlayacağı ilk albümü 'Semilunar'ın dördüncü teklisi. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/yeni-sin-fang-hollow/", "text": "Müzik evrenine Seabear ile giriş yapan İzlandalı müzisyen Sin Fang, yedi müzisyenin daha ona katılmasıyla Seabear'in kurucusu oldu. Daha sonra tüm üyelerin bireysel müzik kariyerine yönelmesiyle grup askıda kaldı. Bunun üzerine Sin Fang 2008'de ilk albümü 'Clangour'u yayımladı. O zamandan beri solo kariyerine devam eden Sin Fang zaman zaman diğer müzisyenlerle iş birlikleri yapıyor. Hatta 2016'da yayımladığı 'Spaceland' adlı dokuz parçalık albümü neredeyse tamamen iş birliklerinden oluşuyor. Albümde Jonsi, Soley, JFDR, Farao Sin Fang'e eşlik ediyor. Spaceland'in ardından Fang, Soley ve Örvar Smarason ile Team Dreams albümünü yayımladı. Sin Fang, bugün kendi solo kariyerindeki üç senelik sessizliği bozarak 'Hollow' adlı yeni teklisini bir müzik videosuyla birlikte yayımladı. Ingibjörg Birgisdottir'in yönettiği müzik videosu İzlanda'dan ikonik görüntüler içeriyor, aynı zamanda oldukça depresif. Doğrusu Sin Fang'in geri dönüşüne çok mutlu olduk."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/09/yeni-slotface-stuff/", "text": "Norveç'in önde gelen punk-pop gruplarından Slotface 'Nancy Drew' parçasının Netflix dizisi Sex Education soundtrack'inde yer almasıyla dinleyici kitlesini deniz aşırı ülkelere, Avustralya'ya kadar genişletmişti. Haziran ayında yayımladığı 'Telepathic' teklisiyle yeni albümünü müjdeleyen grup, heavy pop tınılarını 'Stuff' ile patlatıyor. Haley'in berrak vokallerine eşlik eden gıcırtılı gitar riffleri bir sonraki kalp kırma marşı olacak gibi. Dürüst bir ayrılık şarkısı gibi tınlayan 'Stuff' şarkı sözlerinde ayrılık nedenlerini de sıralıyor. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/10/turkcedeki-viking-kitapligindan/", "text": "Bu anlatı, 2013'ten bu yana aralıksız gösterimde olan Vikingler dizisini izleyenlerin aklına bir hayli tanıdık manzaralar getirmiştir eminim. Tasvir edilen, Vikinglerin İngiltere kıyılarına yaptığı sayısız akından biri... Yalnızca İngiltere değil üstelik, zamanında, Avrupa'nın hemen her yerine akınlar düzenlemişti Vikingler. Amerika'yı Kristof Kolomb'dan 500 yıl önce keşfetmişlerdi mesela, Mısır ve İran Körfezi gibi nispeten uzak coğrafyalardaki halklarla ticaret yapmışlardı. Denizcilikteki maharetleri, kahramanlıkları kadar vahşilikleri, cesaretleri, kılıkları kıyafetleri, görünüşleri hakkında birçok hikaye dinlediğimiz, izlediğimiz ya da okuduğumuz Vikingler... Kısacası, her daim birçok yönden ilgimizi çekiyorlar. Daniel McCoy'un Türkçede yeni yayımlanan Viking Ruhu isimli çalışmasının asıl odaklandığı nokta ise, Nors mitolojisi ve dini. Ancak Viking kültürünün sözel bir kültür olduğu göz önünde bulundurulunca, Nors mitolojisi ve dininin gerçekten neye benzediğinin güvenilir ve esaslı bir resmine ancak farklı kaynakların eleştirel bir şekilde analiz edilmesiyle varılabilir. İşte Daniel McCoy'un, Viking Ruhu kitabında yaptığı tam da bu. Kuzeylilerin dünyaya, insanlığa, kadere bakışını, günlük hayatlarını, dini ritüellerini ve tüm bunları dile getirişlerini yansıtan mitolojilerini farklı kaynaklardan karşılaştırarak okura sunuyor. Ortaya çıkan manzara belki asla bütünü temsil etmeyecek tan anlamıyla ama tanrıları, tanrıçaları, ritüelleri ve destanlarıyla gerçekten canlı ve büyüleyici bir resimle baş başa bırakıyor bizi Daniel McCoy. Viking Ruhu, şimdilik Türkçede yayımlanmış elimizdeki en güncel çalışma belki ama tek değil. Konuyla ilgilenenler için, yakın tarihli iki kitap daha önerebiliriz: Kevin Crossley-Holland'ın, Viking mitlerindeki tanrıları, kahramanları, canavarları ele aldığı İskandinav Mitolojisi isimli çalışması (çeviren: Simge Kaytan, Say Yayınları, 2018) ve bu yıl içinde Yeditepe Yayınevi tarafından yeniden yayımlanan Viking Mitolojisi kitabı ; on üçüncü yüzyılda Snorri Sturluson tarafından yazıya geçirilen ve o günden bu yana da Viking mitolojisini öğrenmek isteyen herkes tarafından okunan bu kadim eser, Ortaçağ Avrupa'sını anlamak ve İskandinav kültürünü tanımak için de eşşiz bir başlangıç olarak nitelendirilebilir. Ancak İskandinav kültürünü, yalnızca mitoloji odaklı değil, bütün yönleriyle tanımak isteyenler için önerebileceğimiz asıl önemli çalışma ise, Stefan Brink ile Neil Price'ın birlikte kaleme aldıkları Viking Dünyası (çeviren: Ebru Kılıç, Alfa Yayınları, 2015). Konunun önde gelen uzmanlarından kabul edilen Brink ile Price'ın işbirliğiyle ortaya çıkan ve neredeyse 1000 sayfalık hacme sahip bu kapsamlı kitap, Vikinglerin sosyal kurumlarından Viking çağının ekonomisine, İzlanda sagaları ve şiirlerinden Vikinglerin savaşları, inançları, yolculukları, ortaçağ ve Hıristiyan Avrupa'yla olan ilişkilerine kadar geniş bir yelpazeye yayılan pek çok ilginç konuyu işliyor. Çok sayıda görsel malzemeyle ve haritayla da desteklenen Viking Dünyası kitabı, Viking dönemi ve İskandinav tarihiyle ister akademik anlamda ister meraklı bir okur olarak ilgilenen herkesin kütüphanesinde yer alması gereken temel bir başvuru kitabı özelliğinde. Brink ile Price'ın çalışması her ne kadar Viking araştırmaları alanında önemli bir boşluğu dolduruyorsa da, halen Türkçede okumayı dört gözle beklediğimiz başka önemli kaynaklar da var. Lars Brownworth'ün, James Graham-Campbell'in benzer isimli çalışmaları ya da John Haywood'un sayısız tarihi harita sunduğu kitabı gibi. Umarız bu önemli kaynaklar da en kısa sürede yayıncılarımızın dikkatini çeker ve Türkçede okuma imkanı bulabiliriz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/10/vill-vill-vest-kesifleri/", "text": "Norveç'in 4 showcase festivalinden biri olan Vill Vill Vest, daha önce sizlerle sık sık paylaştığımız by:Larm gibi Norveç'in en yeni yeteneklerinin sahne aldığı minik bir festival. Gündüzleri müzik endüstrisinden, iklime birçok farklı konuda konferansların düzenlendiği akşamları ise yeni yetenekleri keşfetmemizi sağlayan birçok konserin gerçekleştiği festivalden favorilerimi sizler için bir araya derledim. Daha önce Norveç'in mükemmel doğasından ilham aldığı parçaları sizlerle paylaşmıştık. 70'ler ve 80'lerden disko tınılarını günümüz modern altyapıları ile birleştiren Cavego, festivalde space disconun hakkını veren bir performans sergiledi. Fake it, Hollow gibi bizim de sık sık çalma listelerimize konuk ettiğimiz SOFIA, Vill Vill Vest'teki favorilerimizden birisiydi. 2020'nin başlarında ilk EP'sini çıkaracak olan SOFIA eminiz ki önümüzdeki yıl kendinden sıkça bahsettiderecek. Nordik Simit'i takip edenlerin mutlaka daha önce ismini duyduğu, bizim de daha önce by:Larm'da dinleme şansı elde ettiğimiz Emma, Vill Vill Vest'te sahnesiyle bir kez daha emin adımlarla pop dünyasına giriş yaptığını bizlere gösterdi. Son zamanlarda adını sık sık duymaya başladığımız iris de festivalin gözde isimlerinden birisiydi. Sahnesini tamamen değiştiren iris, by:Larm'da yakaladığı başarısını Vill Vill Vest ile mükemmel bir yere taşıdı. Tüm parçaları Norveççe olsa da dili bilmeseniz dahi dile dolanan şarkıları ile Maria Tr bakken, beklediği çıkış tarihinden önce sayılı canlı performanslarından birini Vill Vill Vest'te verdi. Önümüzdeki dönemlere çok güçlü bir şekilde hazırlanan Maria, herkesin radarında olması gereken birisi. MADE'in en son keşiflerinden biri olan Jens, Bergen pop sahnesinin en yeni isimlerinden birisi. Nordik popun cool melodileri ile sıcak tınıları bir araya getiren Jens, arkasındaki destekle birlikte Norveç'in büyük yıldızlarından biri olacağı kesin gibi. SKAAR'ı yeni keşif olarak yazmak belki biraz yanlış olabilir çünkü aslında kendini daha önce kanıtlamıştı. Fakat tüm festivalde en çok konuşulan performans onun olduğu için yazmadan geçmek olmaz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/10/yeni-carl-louis-silent-soldier/", "text": "İşlerini severek takip ettiğimiz, keyifle dinlediğimiz Norveçli müzisyen-yapımcı Carl Louis uzun zamandır beklenen yeni albümü 'Silent Soldier'ı yayımladı. Nordik elektronik sahnesinin başrolünde yer alan Carl Louis, yeni albümüne hızlı bir giriş yapıyor. Açılış şarkısı The Enemy'den itibaren dans edilesi tınılarıyla Louis dinleyiciyi oldukça hareketli bir albüm dinleyeceğine dair uyarıyor. Hakikaten de ikinci şarkı Nightride'dan itibaren her şey daha da hızlanıyor. Parçalar arasındaki uyum ve aralarındaki pürüzsüz geçiş aynı zamanda bir soundtrack dinliyormuş izlenimi de yaratıyor. Sekiz parçalık albüm, sanki ikinci parçadan itibaren climax noktasını yaşıyormuş gibi hissettiriyor. Carl Louis, Melotron synthesizerla elde etmek istediği o nostaljik ses evrenini de muazzam bir şekilde yakalıyor. Albümü dinlerken ister istemez 1980'li yıllara ışınlanıyoruz. Indie pop'un naifliğini ve hafifliğini de bir nebze içerisinde barındıran albüm gitar, davul ve Carl Louis'in vokalleriyle kulağa daha doğal ve canlı geliyor. Carl'ın yeni albümü 'Silent Soldier' Massive Attack, Jungle, Moby gibi müzisyenleri hatırlatırken İsveçli The Radio Dept.'i de akıllara getiriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/10/yeni-pikekyss-hundre-tanker-i-hodet/", "text": "Pikekyss, 17 Mayıs günü yayımladığı 'Sykler uten hender' adlı teklisiyle Norveç Ulusal Bayramı'nı yeni teklisiyle kutlamıştı. Ardından Ağustos ayında yayımladığı 'Under Vann' teklisiyle yaz aşklarını üzen, sonbaharın habercisi bir parçayla kalbimizi kazanmıştı. Bugün, Pikekyss neredeyse bir seneden fazla üzerinde çalıştığı ilk EP'si 'Hundre tanker i Hodet'i yayımladı. Pikekyss, beş parçadan oluşan EP'si ile sevimli ve yumuşak tınılarla toplumu ciddi şarkı sözleriyle tasvir ediyor, belli bir çizgide oldukça ciddi işler yapmasının yanı sıra yine de eğlenmeyi unutmuyor. Grup, bütün bunları yaparken genç ve pozitif ruhunu da yansıtıyor. EP'nin ana odak şarkısı elbette aynı adlı 'Hundre tanker i hodet'. Bass gitarist Helen'in vokalliğini yaptı parça, hassas, derin ve savunmasız yanlarımızı da gösteriyor. İlk parça 'Klubben' ise intro niteliği taşıyor. EP'nin üçüncü parçası 'Berlin' ise Berlin gibi eğlenceli bir şehri eğlenceli tınılarla anlatıyor. İnsan, 'Hundre Tanker i Hodet' EP'sini dinlerken ister istemez mevsimleri düşünüyor. 'Klubben' yaz mevsimini; 'Hundre Tanker i Hodet' kışı; 'Berlin' ve 'Sykler Uten Hender' ilkbaharı ve son olarak 'Under Vann' sonbaharı anımsatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/10/yeni-resa-borrowed-time/", "text": "Theresa Frostad Eggesbo SKAM'daki Sonja karakteriyle akıllarımıza kazınsa da müzisyen kimliğiyle de tanınması gereken biri. Resa sahne ismiyle bugüne kadar sadece üç tekli yayımlayan Theresa yeni teklisi 'Borrowed Time'ı Leonard van Vuuren'in çektiği keyifli bir müzik videosuyla müjdeliyor. Oslo'da çekilen müzik videosu, Resa'nın Oslo'da sporadik bir gününü anlatıyor. Oyunculuk kariyerinin yanı sıra müzik kariyerine de odaklanmak isteyen Resa bu aralar yeni müziklerle isminden bahsettirecek gibi. Caz esintilerini popla harmanlayan Resa, 80'li yılların disko ve funk tınılarını da çağrıştırıyor. Ayrıca Resa, bahar aylarında yayınlanacak Netflix'in yeni dizisi Ragnarok'te de rol alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/11/promiyer-marie-sahba-sway/", "text": "Norveçli-İranlı müzisyen Marie Sahba'nın 'Out of Control' adlı teklisinin birkaç hafta önce prömiyerini yapmıştık. Aynı zamanda Nordik Simit Instagram hesabımızı ele geçiren Marie bizimle Oslo'daki bir gününü paylaşmıştı. Bu sefer Marie Sahba 'Out of Control' adlı EP'sindeki yepyeni parçası 'Sway' ilk defa Nordik Simit üzerinden dinleyiciyle buluşturuyor! Parçalarını kendi plak şirketi Sahba Records etiketiyle yayımlayan Marie, aynı zamanda prodüksiyon sürecinde erkek kardeşi Benjamin Sahba veya sahne ismiyle Refuzion ile çalışıyor. EP'nin en hareketli ve en güçlü parçalarından Sway kesinlikle Marie'nin büyüleyici vokalleriyle dans edilesi bir parça. Müzisyenin İranlı kökenlerinden beslendiğini ve parçanın dokusunda doğudan tınılardan da duyabiliyoruz. Sahba, gerçekten de harika bir doğu-batı sentezi yapıyor. Konserler ve stüdyoda geçen saatlerin haricinde Marie aynı zamanda Norveç'te birçok mekanda DJ'lik yapıyor ve DJ'liğin müziğini düşündüğünden daha da çok etkilediğini ve ilham verdiğini söylüyor. Marie Sahba'nın 'Out of Control' adlı EP'si bu Cuma tüm dijital müzik platformlarında yayımlanacak. Bu sırada 'Sway' adlı tekliyi dinlemeyi unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/12/roportaj-minor-majority/", "text": "2000 yılında Pal Angelskar ve Harald Sommerstad tarafından kurulan Minor Majority, 3. albümleri 'Reasons To Hang Around' albümünde bulunan 'Come Back To Me' ve 'Supergirl' şarkılarıyla Norveç'te ün kazanmaya başladı. 'Napkin Poetry' adlı yeni albümlerini 2019'da yayınlayan grup, 10 sene aranın ardından dinleyiciye yeniden zamansız şarkılar sunuyor. 2010 ve 2014 yılları arasında konserlerimize ara verdik. Yeniden konser vermeye başladığımızda ise eski şarkıların yanında yeni bir şeyler de çalmamız gerektiğini hissettik. Konserlerimize gelenlerin eski şarkılarımızı duymayı sevdiğinin farkındayız fakat bizler için yeni şeyler üretebilmek çok önemli. Bu yüzden yeni şarkılar üzerinde çalışmaya başladık ve bir süre sonra bir albüm çıkartmaya yetecek kadar şarkımız oldu. 2016'da bir single kaydettik. Bu şarkının albümde olacağını düşünmüyorduk ama o şarkının ardından bir şarkı daha geldi ve onun ardından bir şarkı daha geldi. Böylece albümü tamamlamak için stüdyoya girmeye karar verdik. Giske'deki Ocean Sounds kayıt stüdyosuna gittik. . Bizim için gerçekten çok keyifli bir deneyimdi. Sadece müziğimize odaklanmıştık. İlk birkaç gün toplu kayıtları tamamladık ve sonrasında her birimiz birer birer stüdyoya girdik. Birimiz kayıt yaparken geri kalanlar yürüyüşe çıkıyorlardı. Her akşam farklı birimiz akşam yemeğinden sorumluydu ve herkes en iyi şef olmak için uğraşıyordu! Hepimiz için çok eğlenceli bir deneyimdi. Evet! Aslında şuan sizinle konuşurken yeni şarkılarımızı kaydediyoruz. Henüz pek bir şey belli değil ama yakın gelecekte bir albüm çıkartmayı planlıyoruz. Farklı zamanlardan, bir sürü müzisyen bize ilham veriyor. Biz beş kişiyiz ve hepimizin sevdiği ve dinlediği şeyler oldukça farklı. Gitaristimiz Jon; Don Caballero, Slayer ve Motorphyscho gibi rock gruplarını çok seviyor. Ama aynı zamanda Dire Straits ve Lene Marlin gibi daha az agresif sanatçıları da dinliyor 🙂 Klavyecimiz Harald, daha çok ana akım pop dinliyor ama Nick Cave ve David Bowie onun en büyük ilham kaynakları. Basçımız Henrik country müzik seviyor ve hiçbirimizin daha önce adını duymadığı grupları dinliyor ama Pink Floyd ve Neil Young's Crazy Horse gibi klasik rock gruplarını da çok seviyor. Bateristimiz Halvor indie rock dinleyerek büyümüş ama şimdilerde Steely Dan, Journey ve Foreigner gibi klasik rock gruplarını dinliyor. Solistimiz Pal ise Al Stewart, Doug Paisley ve The Beatles gibi unutulmaz söz yazarlarından ilham alıyor. Seneye Almanya'da bir turnemiz ve Norveç'te bazı konserlerimiz olacak. Konserlerimizden biri, aynı zamanda albüm kayıtlarımızı yaptığımız, Baroniet, Rosendal'da olacak. Harika bir yer! Seneye Almanya'da bir turnemiz olacak. Onun dışında Fransa ve İsviçre'de de bazı konserlerimiz olabilir. İstanbul'da bir konser vermeyi de çok isteriz! Gitmek isteyeceğimiz çok yer var ve konser vermekten çok keyif alıyoruz ama çalmaya ve turneye çıkmaya devam etmemiz için belirli bir gelire ihtiyacımız var. Dolayısıyla bizim için önemli olan gideceğimiz ülkelerde yeterli sayıda dinleyicimizin olması. Hepimiz Oslo'dan, aynı çevreden geliyoruz ve hepimiz enstrüman çaldığımız için bir şekilde birbirimizden haberdardık. Pal ve Harald birlikte başka bir müzik grubundalardı ve sonrasında Minor Majority'yi kurdular. Sonrasında Jon da onlara katıldı. Norveç'te bir festivale davet edildikten sonra ise basçımız Henrik ve bateristimiz Halvor gruba katıldı. 2001'de ilk albümümüz olan 'Walking Home From Nicole's' albümünü çıkardık. Farklı anlamlara gelebilecek bir isim. Minör ve Majör müzik terimleri, aynı zamanda çoğunluk ve azınlık anlamına da geliyor. Ama en önemlisi, kulağa çok güzel geliyor! Hepimiz Up For You & I albümünü çok seviyoruz. Son albümümüz Napkin Poetry albümünde ise; Lucy, I've Been Here Before ve How to Fall gibi daha progresif şarkıları yaparken çok keyif aldık. Bu şarkıların hiçbirinin geleneksel bir nakarat yapısı yok ve belki de bu yüzden bu şarkıların üzerinde çalışmak bizim için çok keyifliydi. Norveçli şarkıcı Linnea Dale ile düet yaptığımız Another Year şarkısı da bizce çok iyi bir stüdyo kaydı oldu. Bu günlerde kar! Oslo her mevsimde, size bir sürü güzellik sunan bir şehir. Kışın kayak yapabilir, yazın yüzmeye gidebilirsiniz. Şehir merkezi doğayla iç içe. Oslo ile alakalı sevdiğimiz bir diğer şey ise yıl boyunca süren kültürel etkinlikler ve festivaller. Size her şeyi sunan, mükemmel boyutta bir şehir!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2019/12/strandelsin-stockholm-rehberi/", "text": "İsveçli grup Strandels 2016'da yayınladıkları ilk EP'leri Chance of Rain'den sonra hızla yükselen başarılarını yeni teklileri Slip ile geçtiğimiz günlerde taçlandırmıştı. Biz de parçalarını ve kendilerini çok sevince Stockholm'de yaşayan bu iki kardeşe, şehirdeki en sevdikleri mekanları sormak istedik. Stockholm'ü gezerken ve rehberi okurken grubun dingin vokalleri ve günün tüm yorgunluğunu üstümüzden atan melodilerini dinlemeyi unutmayın! Vasastan'daki Babette sizi gerçekten bir arkadaşınızın mutfağındaymışsınız gibi hissettiriyor. Lezzetli pizza, yan ürünler ve şarap. Erken saatlerde gitmeyi unutmayın çünkü çok popüler ve küçük bir yer, çok kalabalık olabiliyor o yüzden masa bulmak zor. Vina, Södermalm. Bir kase zeytin ve bir bardak şarap ile küçük ama sıcak atmosferin keyfini çıkarın. Wilmers kaffebar. Yaşadığımız yerin hemen köşesinde olduğu için güzel vibe'ı ve kahve için hep gittiğimiz bir yer. Bazen kahve için oturmaya gidersin ama aslında özel olan, modunu belirleyen kahve değil ortamdır ya öyle bir yer. Wilmers kaffebar'da evde gibi hissediyorsunuz. Kesinlikle Fasching. Stockholm'ün merkezinde bir caz kulübü. Her yaştan insanla, çirkin ya da güzel dansınla kendin olabileceğin neredeyse tek yer burası. Her zaman çok iyi müzik çalıyor, %90 canlı performans oluyor ve kimse tekrara düşen house müzikleri çalmıyor. Tekrar Fasching. Ama daha canlı gruplar ve güzel bira isterseniz aradığınız yer Gamla Stan'daki Engelen. Stockholm adaları. Eğer gerçekten turist modundaysanız Strömkajen'den sizi adalara götürecek botlara binmelisiniz. Södermalm'da Pet Sounds. Muhtemelen buradaki en düzenli plak dükkanı. Olaya farklı bakış açıları getirebilen bir yer. Ayrıca podcastler, radyo yayınları ve canlı performanslar da düzenliyorlar. Rost. Södermalm'da rahat ve cool bir bistro. Güzel içecekler ve konserler için bir sahneleri var. Damalı yer döşemeleri ve motorsiklet servis istasyonları ile biriyle tanışmak için doğru bir yer. Çünkü her zaman bir şeyler oluyor ve o biriyle buluştuğundaki garip uzun sessizliğe olanak sağlamıyor. Yürüyüşe çıkın. Burada büyüdüğümüz halde Stockholm'de sağa sola yürümek hiçbir zaman sıkıcı olmuyor. Her zaman sana ilham olabilecek yeni yerler keşfediyorsun. Biraz klişe gibi gelebilir ama gerçekten doğru. Yukarıda bahsettiğimiz her yere yürüyebilirsiniz. Çünkü her yerin ayrı bir çekiciliği var. Ama eğer gerçekten tatlı bir yerlere gitmek istiyorsanız, Gamla Stan, Djurgarden, Larkstan ve Asöberget'e yürüyebilirsiniz. Issız bir Stockholm adasında, sevdiceğinle bir çadır! Stadshuset'te merdivenleri çıkarsanız Stockholm'deki en etkileyici manzarayı görebilirsiniz. Vasastan'daki Oljebaren. Supercozy bir yer, güzel müzikler çalıyorlar ve atmosferi çok iyi. Çalışanlar ve içkiler harika. Mutlaka limonlu içeceklerini deneyin, pişman olmayacaksınız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/01/avrupanin-en-saglikli-sehri-kopenhag-oldu/", "text": "Treated adında bir portal tarafından yapılan araştırmada birinci sırada yer alan Kopenhag, Avrupa başkentlerinden birçok farklı veri ile ön sırada gözüküyor. Hava kalitesi, spor salonu üyelik ücretleri, sağlığa ayrılan bütçe, sağlıklı yemek masrafları gibi konularda araştırma yapan portal 46 şehri karşılaştırmış. Araştırmada sadece fiziksel sağlığı değil, psikolojik sağlığı da düşündüklerini söyleyen Treated. com, Kopenhag gibi şehirlerdeki yeşil alanların insanların sağlıklarını arttırdıkları sonucuna varmış. Araştırmada Helsinki 4. sırada yer alırken Stockholm 9., Reykjavik 17. ve Oslo 19. sırada yer aldığı araştırmada Ankara ise sondan 5. sırada."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/01/karl-ove-knausgaardin-stockholm-rehberi/", "text": "Norveçli yazar Karl Ove Knausgaard'ın 3600 sayfalık 'Kavgam' serisinin ikinci kitabı olan 'Aşık Bir Adam' kitabının büyük bir çoğunluğu Stockholm'de geçiyor. Eski eşini, yeni aşkını, en yakın arkadaşıyla konuşmalarını ve hatta ailesinin en derin sırlarını, hayali karakterlerin ardına sığınmadan, cesurca anlatan Knausgaard; kitap boyunca sık sık Stockholm'deki favori mekanlarından da bahsediyor. Saturnus, menüsünde kahvaltı veya fika için birçok seçenek bulunduruyor. Burası aynı zamanda Knausgaard ve eşi Linda'nın Stockholm'deki favori kafesi. Knausgaard, eşi Linda Dramatiske Institutet'de eğitim aldığı dönemde, eşiyle birlikte öğle yemeklerini sürekli, Dramatiske Institutet'e oldukça yakın olan, Filmhuset Bar & Bistro'da yediklerini söylüyor. Knausgaard'ın kızı Vanja'yla sık sık ziyaret ettiği Moderna Museet birçok sergiye ev sahipliği yapmanın yanı sıra, içerisinde çocuklu ailelerin de rahatlıkla yemek yiyebileceği çok güzel bir restoran bulunduruyor. Pelikan, Knausgaard'ın kitap boyunca en çok vakit geçirdiği mekan, belki de Stockholm'deki favorisiydi. Knausgaard'ın anlatımıyla Pelikan, ... zorlama bir havası olmayan, 1930'lu yıllardan beri insanların bira içip sohbet etmeye geldikleri bir yerdi. Knausgaard'ın Pelikan'daki favorisi ise klasik İsveç köfteleri. Den Gyldene Freden, Stockholm'un Gamla Stan bölgesinde bulunan, 1700'lü yıllardan kalma bir restoran. Klasik İsveç köftesi, Den Gyldene Freden'in de en popüler yemeklerinden. Södermalm bölgesinde yer alan Folkoperan, birçok başarılı opera etkinliğine ev sahipliği yapmanın yanı sıra, içerisinde Knausgaard'ın eşi Linda'yla sık sık uğradığı Folkbaren adında bir bar da bulunduruyor. Knausgaard'ın bir başka favorisi ise, ...1920'lerden beri değişmeden kalan güzelim art nouveau bar... Gondolen."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/01/yuzen-otel-arctic-bath-acildi/", "text": "Daha önce proje halini sizler ile sıkça paylaştığımız yüzen otel Arctic Bath geçtiğimiz hafta açıldı! İlk misafirlerini ağırlamaya başlayan otel şimdiden dolmaya başladı bile. İsveç Harads'ta Lule Nehri üzerinde, kuş yuvasını andıran tasarımıyla dikkat çeken Arctic Bath, özellikle Kuzey Işığı için uğrak bölgelerden birinde. Daire şeklindeki ana binası dışında hem karada, hem de suyun üzerinde cabinleri de tercih edebileceğiniz Arctic Hotel doğa ile iç içe bir tatil sunuyor. Konaklama dışında İsveç Laponyası'nın tadını da çıkarabileceğiniz aktiviteler sunan otelin gecelik konaklama ücretleri 750 Euro'dan başlıyor. Kuzey Avrupa'nın son kalan vahşi doğası olarak da bilinen İsveç Lapland'in kurulan otel çevreye hassasiyeti ile de dikkat çekiyor. İnşasında çoğunlukla sürdürülebilir ve bölgeden elde edilen ahşap ve taşların ağırlıkla kullanıldığı yapının her köşesi en ince detayına kadar düşünülmüş. Kışın donmuş nehrin üzerinde, yazın ise yemyeşil İsveç ormanlarının ortasında doğa ile iç içe bir deneyim sunan otelin ayrıca yerel ve sürdürülebilir lezzetleri tadabileceğiniz bir restoranı da var. Ağustos Mart ayları arasında şanslı misafirlerin Kuzey Işığı altında saunaya ve sıcak suya girebilecek olması ise tek başına unutulmayacak bir deneyim! Otele gelen herkesin İskandinavya'yı en iyi deneyimlemesi için çeşitli aktiviteler sunan otel, Kuzey Işığı fotoğraf atölyesinden, kar motoru turuna, doğa yürüyüşlerinden buzda balık tutma eğitimine kadar birçok farklı olanak sunuyor. Eğer yakınlardan geçiyorsanız, oteli gezmek isteyen herkese rehberli otel turu hizmeti veren Arctic Bath, 2020'nin en çok konuşulacak otellerinden biri olacak gibi duruyor. Otel hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz otelin resmi sitesinden tüm konaklama ve aktivite imkanlarını görebilirsiniz. Eğer otelde konaklamak isterseniz ise buradan otelin müsaitlik durumunu görebilir ve rezervasyon yapabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/bylarm-festivali-2020/", "text": "Her sene Kuzey ülkelerinin yeni yeteneklerini bir araya getiren by:Larm, 22 yıldır yeni müzikler keşfetmemizi sağlayan bir festival. Röyksopp, Susanne Sundfor, Ane Brun, Moddi, Todd Terje gibi bugün birçok ülkede tanınan müzisyenlerin de ilk sahne aldıkları büyük festival by:Larm. Başka bir deyişiyle by:Larm bir tür yetenek avcısı. Festivalin ardından gelecek vaat eden müzisyenlerin büyük bir kısmı kısa süre içerisinde çeşitli müzik festivallerinde sahne almaya başlıyorlar. İngiltere'nin en bilinen festivallerinden Brighton'da gerçekleşen The Great Escape Festival, Hollanda'nın Groningen şehrinde gerçekleşen Eurosonic Noorderslag gibi Avrupa'nın en önemli festivallerinde by:Larm müzisyenleri sahne alır hale geliyor. by:Larm'ın en önemli özelliklerinden biri her yıl müzik ile profesyonel veya amatör bir şekilde uğraşan yüzlerce kişinin festivale katılımıyla Şubat ayında soğuk Oslo'da tamamen bir festival havası yaşatması."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/bylarm-kesifleri-benedikt-no/", "text": "Hans Olav Settem'in solo projesi olarak hayat bulan Benedikt birden Marit, Stein, Brage, Sunniva, Emilie, Oddbjorn, Simen, Sindre & Morten'in katılmasıyla dokuz kişilik bir orkestra formatına büründü. Folk esintili 'Communal Work' adlı albümünü geçtiğimiz sene yayımlayan Benedikt geçtiğimiz senenin en sevdiğimiz albümlerinden birine imza attı. Sekiz parçalık albüm, Sufjan Stevens'a çok benzer vokallere banjonun eşliğiyle harika bir folk albümü olarak dinleyici karşısına çıkıyor. Müzikal zenginliği iliklerimize kadar hissettiren Benedikt bizleri sakin yolculuğa çıkarıyor. Albümün isminden de anlaşılabileceği gibi dokuz kişilik bir ekipten de elbette ortak bir iş ortaya çıkıyor. 2019'un sonunda 'Pope Francis' ve 2020'nin başında 'Old Friends' adlı iki tekli yayımlayan Benedikt, 2020 içinde de bize sürprizler yapacak gibi gözüküyor. by:Larm kapsamında Torggatafest'te sahne alacak Benedikt bizi bu sene line up'ta en çok mutlu eden isimlerden oldu. Sufjan Stevens ve folk tınılarına bayılıyorsanız Benedikt'i kesinlikle dinlemelisiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/bylarm-kesifleri-hedda-mae-no/", "text": "Eylül ayında Bergen'de Vill Vill Vest Festivali'nde yakından takip ettiğimiz ve radarımıza aldığımız Hedda Mae ilk teklisi 'Pride Goes Before A Fall'u geçtiğimiz hafta dinleyiciyle buluşturdu. Çok küçük yaşlardan itibaren müzikle iç içe büyüyen Hedda her zaman en çok yapmak istediği şeyin sahneye çıkmak olduğunu söylüyor. İlk şarkısını yedi yaşında yazan taze yetenek ardından uzun yıllar piyano dersleri aldı. İlk ciddi şarkısını on yedi yaşında yazan Hedda bununla birlikte vokal derslerini takip etmeye başladı. Zaman içinde pop müzik yapabilmek için yeterli bilgi ve donanıma sahip olan Hedda birçok farklı janrdan etkilenerek kendi tarzını oluşturdu. Funk, rap ve scandipop esintilerini bir potada eriten müzisyen %100 kendi yazmış olduğu şarkı sözleriyle dinleyiciye iç dünyasını açıyor. 2019'da tamamen no name bir müzisyenken 2020'de halihazırda bekleyen teklileriyle Hedda Mae ismini büyük bir dinleyici kitlesine duyaracak gibi duruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/bylarm-kesifleri-kapteinen-no/", "text": "Kjell Overland veya sahne ismiyle Kapteinen bu senenin en çok öne çıkan müzisyenlerinden biri. Arif, Unge Ferrari gibi Norveç'in en popüler müzisyenlerini roasterında bulunduran Nora Collective'in en taze yeteneği. Indie tınılarını hip-hop ile harmanlayan müzisyen oldukça dinamik ve dans edilesi bir müzikle dinleyicinin karşısına çıkıyor. Müzik videolarına da absürt öğeler ekleyerek daha da eğlenceli bir anlatı oluşturuyor. Geçtiğimiz sene yayımladığı 'Mr. Fantastique' parçasının müzik videosu da hakikaten aranan absürtlük seviyesini barındırıyor. Parçadaki müzikal öğeler arasındaki uyum da gerçekten dikkat çekiyor. Sıklıkla bahsettiğimiz pop ikonu Julie Bergan 'Mr. Fantastique' adlı parçayı Kapteinen ile birlikte yazdı. Kapteinen daha yolun çok başındayken Arif, Julie Bergan, Unge Ferrari gibi İskandinavya'da kendini kanıtlamış birçok müzisyenle iş birlikleri yaptı. Kapteinen'ın 'en mixtape om kj rlighet' adlı on üç parçalık ilk albümünü dinlemeyi unutmayın. Albüm kapak tasarımı da bir o kadar güzel."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/bylarm-kesifleri-lov-no/", "text": "by:Larm Festivali'nde belki de canlı dinlemeyi özellikle beklediğimiz grup LÖV. Yıllardır severek takip ettiğimiz Highasakite grubundan Marte Eberson ve Oystein Skar'ın vokal Martin Halla ile yollarının kesişmesiyle LÖV bugünkü halini alıyor. Highasakite'tan elbette esintileri hissettiğimiz LÖV bugüne kadar yayımladığı teklileriyle dinleyicinin beklentisini bir hayli yükseltiyor. LÖV'ün herhangi bir şarkısını dinler dinlemez şarkılar dinleyicinin zihninde yer ediniyor. Yayımladıkları her tekli birbirinden güzel ve dinlemesi keyifli. 'Superhuman' ve 'That Wasn't Easy' teklilerinin müzikal evreni gerçekten de başarılı bir şekilde kurulmuş. Hatta bu parçalar Semester adlı dizinin soundtrack'inde de yer alıyor. 'Superhuman' ve 'That Wasn't Easy'nin yapımcısı Sigrid ve Aurora için de çalışan Martin Skalnes. LÖV'ün ilk albümü 14 Şubat günü gelecek. Bizi şimdiden bu sene en çok heyecanlandıran albümlerden biri diyebiliriz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/englar-alheimsins/", "text": "2000 yapımı İzlanda filmi olan Englar alheimsins, bilinen adıyla Angels of Universe, İzlandalı yönetmen ve yapımcı Friorik or Frioriksson'ın muhtemelen en karanlık ve en başarılı filmi; biraz daha genel bakacak olursak derinliği, İzlanda toplumuna odaklanması ve gerçeklik-delilik bağlamında gösterdiği tüm imgeleriyle İskandinav Sineması'nın en üst sıralarında yer alması gereken bir film. Einar Guomundsson'ın şizofreni hastası kardeşinin hayatından esinlenerek yazdığı romanından uyarlanan film, biyografik özellikler taşımasının yanında hem komedi hem melankolik unsurlar barındırarak Pall'un hikayesini trajikomik bir biçimde bize aktarıyor. Karlovy Vary Uluslararası Film Festivali, Avrupa Film Ödülleri, İzlanda'nın yerel festivali Edda Ödülleri'nden önemli başarılar elde ediyor. Filmin ana karakteri Pall ailesiyle yaşayan; şiire, resme ve müziğe düşkün, neşeli bir adamdır. Bir gün aşık olur ve kız arkadaşıyla keyifli vakit geçirmektedir. Ta ki kız arkadaşının varlıklı ailesinin bu ilişkiye tanık oluşuna kadar Pall sağlıklı bir bireydir. Sınıf ayrımı sebebiyle ilişkilerine nokta konar ve Pall'u sancılı bir aşk acısı çekme süreci bekler. Bununla da kalmayıp deliliğe sürüklenir. Baktığımızda bu süreç filmin ilk on beş dakikasını alır, bu film bir aşk filmi değildir; delilik üzerine yapılmış en iyi filmlerden biridir. Pall ayrılık sonrası agresif, mutsuz bir adama dönüşmüştür ve zamanla içindeki deliliği çevresine zarar verme noktasına gelmiştir. Fakat önemli bir nokta vardır; Pall'un deliliği yaşadığı aşk acısı yüzünden değildir; sadece tetiklemiş ve gün yüzüne çıkmasına sebep olmuştur. Öyle ki doktoruyla yaptığı konuşmada deliliğini İzlanda'nın NATO'ya katıldığı gün doğmasına bağlaması, Pall'un gerçeklik algısının ne kadar parçalandığını bizlere gösterecektir. Pall'a şizofreni teşhisi konmuş ve rehabilitasyon merkezine yatırılmıştır; filmin asıl can alıcı kısmı ise burada başlar. Burada tanıştığı diğer akıl hastalarıyla ve doktoruyla yaptığı sohbetler öylesine zekice yazılıp kurgulanmıştır ki, yönetmenin bu karanlığın ortasında sunduğu alaycı mizah anlayışı filmin zahmetsizce akmasını sağlar. Rehabilitasyon merkezindeki karakterlerden her birinin ayrı bir hikayesi vardır ve yönetmen filmin önemli bir bölümünde bu karakterlere yoğunlaşır; Oli, Beatles'a telepatik yolla şarkı sözleri yolladığını iddia eder; Viktor ise bir gün Adolf Hitler adına bankadan kredi çekmeye çalışır fakat Shakespeare olabileceğini de savunur. Öyle ki bu üçlünün ortak acıları, İskandinav Sineması'nın en unutulmaz sahnelerinden birine imza atar. Filmin müziğini İzlanda deyince ilk aklımıza gelen isimlerden Sigur Ros grubu üstlenir ve film müzikleriyle olağanüstü bir uyum içindedir. Filmin en ilgi çeken yanlarından biri ise Harald Gunnar Paalgard'ın üstün kamera çalışmasıdır. Birçok sahnede yarattığı yanılsatıcı görüntüler filmin akışını olumlu etkiler ve Pall'un gerçeklik algısının sarsılışı gibi; izleyiciyi sarsar. Yönetmen Friorik or Frioriksson, Englar alheimsins ile sadece İskandinav Sinemasının değil, Avrupa Sinemasının da delilik üzerine yapılmış en iyi filmini bizlerle buluşturmuştur. İyi seyirler!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/joel-lundberg-ile-kisa-bir-sohbet/", "text": "İsveç'in önde gelen müzisyenlerinden Joel Lundberg alışılmışın dışında bir klasik piyano bestekarı. Doğaçlama ve bestekarlık üzerinde master diploması olsa da klasik piyano eğitimi almış birisi değil. Kraftwerk'ten Neil Young'a, Debussy'e birçok farklı türden isime benzetebileceğimiz farklı besteleriyle karşımıza çıkan Joel, evdeki plak koleksiyonunu bestelerinden tahmin edebileceğimizi söylüyor. Yeni projesi Music from a roomun yayınlanmasından hemen önce kendisi ile müziği hakkında biraz sohbet ettik. Aşağıdan kendisi ile yaptığımız röportajı okurken, ilham aldığı isimlerden oluşan playlisti dinlemeyi unutmayın! Ayrıca Music from a roomdan yayınlanan ilk besteyi de buradan dinleyebilirsiniz. Bence evet! Şehri çevreleyen doğa, adaların bende etkisi çok büyük. Gençliğimin büyük bir bölümünü denizde geçirdim. Göteborg, işçı sınıfı için bir liman şehri olmasıyla minyatür bir Hamburg gibi. 90'larda burada büyümek demek klüplerde çalmak, bağımsız yerel sahnenin büyümesinin bir parçası olmak, sahneyi keşfetmek demek. Kağıttan sese geçmek düşünüldüğü kadar kolay değil aslında. Music from a room için bestelediğiklerim neredeyse 4 yıldan fazla süremi aldı. Başlarda bu projeyi yayınlayıp yayınlamayacağımdan emin değildim çünkü aslında piyanomu geliştirmek için başlamıştım. Ama daha sonra bestelediklerimin bir piyano pratiği olması dışında daha fazlasını hak ettiğini düşündüm. Bu yüzden nasıl yayınlarım diye yollar aramaya başladım. Klasik eğitimli bir piyanist olmadığım için bir başka piyansitin çalmasını uygun gördüm. Bir arkadaşım da Kalle Stenbacken'in uygun olabileceğini söyledi ve mükemmel oldu da! Music from a room'u Göteborg'ta Studio Epidemin'de çok yetenekli bir mühendis olan Johanns Lundberg ve çok güzel bir Fazioli piano ile kaydettik. Bunun için devletin müzik eğitmini desteklemesi bir neden olabilir. Böylece gençlerin müzik yapması, grup kurması çok kolaylaşıyor. Bir diğer ise çok küçük bir ülkeyiz aslında. O yüzden müzikte hayatta kalmak için dünyanın geri kalanı ile iletişim halinde olmamız gerekiyor. Sanırım bu da müziğimizi yaymamız için çok çalışarak, iletişimi iyi yapmamızdan kaynaklanıyor olabilir. Hem evet, hem de hayır. Bestelemeye başlarkenki o ilk kıvılcım her zaman benim için aynı oldu. Bir duygu ya da his. Ama bazen de kendi kendime uydurduğum bir tema. Küçük yaşlarda bile notaların, akordların, ritmik yapıların nasıl birbiri ile etkileşim halinde olduğu hakkında öğrenmek için can atıyordum. Ama yıllar geçtikçe işimi kolaylaştıran beste araçları geliştirdim. Bestelerken müzik türü düşünmüyorum o nedenle hangi tarzda müzik bestelersem besteliyim aşamalar hep aynı oluyor. Radiohead, Kraftwerk, NEUI, The Cure, Dylan, Cohen, Mingus, Stravinskij, Debussy müziğimin kemiklerinden sadece bazıları. Fakat bu proje için Paris'te 1900'lerde gerçekleşen empresyonizm hareketinden çok etkilendim. O zaman için bu hareket yakın zamandaki punk ve indie akımları gibi kurulu düzene karşı bir reaksiyondu. O zamanlar Satie gibi mükemmel bestekarların yeni müziklerini barlarda, partilerde dinleyebilirdiniz. Ben de Music from a room için bundan ilham aldım. Güzel sanatlar her zaman güzel contextte olmak zorunda değil. Ben de projenin prömiyerini ışıltılı bir konser salonunda yapmak yerinde Göteborg'da bir barda yapmayı tercih ettim. Hayatımın büyük bir kısmını dünyayı dolaşarak geçirdin. Yol boyunca yeni insanlarla tanışmak, Japonya'dan Amerika'ya, Avrupa'ya birçok yer görmek bana ilham oldu. Music from a room uzun bir zaman dilimindeki deneyimlerimden ilham alınarak bestelendi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/nordik-rock-onerisi-vivillain/", "text": "Daha önce çok fazla rock paylaşmamıştık (belki de hiç paylaşmadık 🙂 Ama metal ve rock konusunda bi'hayli iyi olan Nordiklerden öneriler paylaşmamızı isteyen çok fazla takipçimiz var. Biz de bu nedenle Vivillain ile başlamak istedik. İlk EP'lerini 20 Mart'ta yayınlayacak olan grup yayınladıkları tekliler ile şimdiden rock-severlerin radarına girdi bile. Mart ayının sonunda verecekleri konser şimdiden sold-out olurken, grup Spotify'da aylık 100000 dinlenmeyi geçti! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/norvecin-egitimli-calisan-acigi-var/", "text": "Norveç Araştırma ve Yüksek Öğrenim Bakanı Henrik Asheim'in açıkladığı rapora göre Norveç'te özellikle sağlık, IT ve inşaat alanında vasıflı işçiye ihtiyacı var. Rapora göre sektörlerde açık artmasının en büyük nedenlerinden birisi yeteri kadar kişinin bu alanlarda eğitim almıyor olması. Bakanlıktan gelen açıklamaya göre alanlardaki ihtiyacın eğitim sisteminde reformlara gidilerek kapatılması planlanıyor. Norveç Araştırma ve Yüksek Öğrenim Bakanı Henrik Asheim'in açıkladığı rapora göre Norveç'te özellikle sağlık, IT ve inşaat alanında vasıflı işçiye ihtiyacı var. Rapora göre sektörlerde açık artmasının en büyük nedenlerinden birisi yeteri kadar kişinin bu alanlarda eğitim almıyor olması. Bakanlıktan gelen açıklamaya göre alanlardaki ihtiyacın eğitim sisteminde reformlara gidilerek kapatılması planlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/signenin-stockholm-rehberi/", "text": "Geçtiğimiz günlerde sizinle yeni teklisini paylaştığımız Signe ile Stockholm rehberi hazırladık! Şehri lokalinden dinlemek isterseniz, Stockholm'e uğramadan rehberi mutlaka okuyun! yemek için: Vietnam mutfağını çok seviyorum! Asögatan'da küçük, saklı kalmış Nem Nem Quan adında bir yer var. Benim için her zaman doğru tercih orası. Fancy bir yer değil. içki için: Folkbaren'i seviyorum. Her zaman sıcak ve misafirperver bir hissiyatı var. Ama eğer sarhoş olmak istiyorsanız, daha uyguna içmek için Wollmars. Yazın Swedenborgsgatan'ı trafiğe kapatıyorlar. O yüzden de içmek için sokakta sandalyeleri olan herhangi bir yere gidilebilir. kahve için: Zaman zaman Bysistorget'teki Kaffebar'da takılıyorum. Bir gün için geçici ofisini kurmalık güzel bir yer. Özellikle bahar aylarında, dışarıda takılıp vişne ağaçlarının çiçeklerini izleyebildiğin zaman. dans etmek için: Birkaç arkadaşım çok eski ve efsane bir sahnenin, Södra teatern'in klüp menajerliğini devraldılar. 15 Şubat'ta da EP lansmanım orada yapılacak. Geçtiğimiz tüm yılı mekanı farklı müzik odalarıyla mükemmel bir yere çevirmek için harcadılar. Herkes için bir şey var. Onun dışında da yaz aylarında Tradgarden bir klüpten isteyebileceğiniz her şeyi sunuyor. Canlı müzik, yemekler, aktiviteler, iyi DJ'ler ve kocaman bir açık hava dans pisti. müzik için: Ne türz müzik dinlediğinize göre değişir aslında. Ama Abundo diye bir uygulama buldum, o gün henüz sold-out olmayan her uygulama için bilet bulabiliyorsunuz. Böylece gidecek yeni konserler, mekanlar keşfetmeniz çok kolaylaşıyor. Henüz denemedim ama fikir güzel duruyor. şehirden kaçmak için: Glenn Miller Cafe'ye gidip caz konserlerini yakalayın. Sanki burada zaman duruyormuş gibi hissediyorsunuz. albüm alışverişi için: Üzücü bir düşünce ama insanlar hala plak satın alıyor mu? Ben sadece konserlerden sonra sahne alan grubun veya müzisyenin plağını satın alıyorum. O da bazen. Hala plak koleksiyonu yapan insanlardansınız sizi selamlıyorum! Södermalm'deki Fade Records epey iyi. kıyafet alışverişi için: Eğer İsveçli/Nordik tasarımcıları seviyorsanız Östermalm'deki Biblioteksstan'a gidin. Bu bölgede birçok yenilikçi İsveç menşeili markaların mağazaları var. Benim favorilerim Rodebjer, Our Legacy, Eytys, ve tabii ki Acne Studios. İkinci el kıyafet için iyi opsiyonlar da mevcut: Arkivet, Judit & Bertil, Lottas vintage ya da Zak. ilham için: Bilmem ki, gittiğim her konserden zevk alıyorum, çok dramatik bir insanım ve bir odada başka birisinin hissiyatlarını başkalarıyla dinleme fikri gerçekten yoğun bir şey. Bu bana gerçekten çok ilham veriyor. Sanırım bir konsere gitmenizi önerirdim. Müzisyen olarak ayrıca eklemek istediğim bir şey: dinleyiciye ihtiyacımız var, bütün mesele bu. yürüyüş için: Hornstull, eski şehirden düz yürüyün ama su kenarından. Tantolunden'de birisine Kolonilotteri işaret etmesini rica edin ya da Skeppsholmen/Djurgarden. Neredeyse hiç oraya gitmiyorum ama her gittiğimde de neden gitmiyorum acaba diye kendime soruyorum. uyku için: Södermalm veya Kungsholmen tarafında, su kenarında bir Airbnb ayarlardım. Bu arada Stockholm şehir merkezinde nerede olursanız olun suya hep yakınsınız. Bu nedenle Stockholm'ü çok seviyorum. en iyi manzara için: Skinnarviksberget, Djurgardsbron, Himlen, Asöberget. Eğer yarı çıplak insanları manzara olarak görmek istemiyorsanız Reimersholme'ye ya da Fredhallsklipporna'ya gidin. Bunları yazarken galiba yazı özlediğimi söyleyebiliriz. en sevdiğin yerel mekan: Kendi dairem."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/tum-insanligin-adasi-svalbard/", "text": "Bu yıl Svalbard Antlaşması'nın 100. yılını kutluyoruz. Herkesin Adası, Svalbard gibi bir cümleyi daha önce duydunuz mu bilmiyoruz ama Svalbard dünyanın en özel adalarından birisi. Dünyanın en kuzey yerleşim yerlerini üzerinde barındıran Svalbard'ın ismini duymadıysanız bile Dünya Kıyamet Deposu'nu duymuşsunuzdur 🙂 Geçim kaynakları bilim, turizm ve madencilik olan bu ada ülkesi aslında Norveç'e bağlı. Fakat 1920'de imzalanan Svalbard Antlaşmasına göre imzalayan ülke vatandaşları bu adada çalışmak, iş kurmak ya da yaşamak için vizeye ihtiyacı yok. Antlaşmayı imzalayan ülkeler arasında Kuzey Kore bile var. Geçtiğimiz yıllarda antlaşmaya katılan Kuzey Kore henüz Svalbard'da herhangi bir çalışmaya başlamamış. Türkiye henüz antlaşmaya katılmasa da katılan ülkelerin sayısı artıyor. Aşağıdaki haritada mavi Svalbard, yeşiller ise antlaşmaya katılan ülkeler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/yeni-pasha-x-coucheron-nobody/", "text": "Yakından takip ettiğimiz Pasha ve Coucheron solo projelerinin yanı sıra birlikte yürüttükleri yeni bir projeyi müjdeliyorlar. Pasha'nın retro esintili hip-hop tınıları Coucheron'un elektronik dans müzikleriyle bir potada eriyor ve ortaya çok keyifli bir karışım çıkıyor. Disko, french house, 90'ların hip-hop ve modern elektronik tınılarının bir araya gelmesiyle oluşan Pasha ve Coucheron'un yeni projesinden yaz aylarında yeni sürprizler de bekliyoruz. Şimdilik projenin ilk teklisi 'Nobody'i yayımlayan ikili, dinleyiciye nostaljik ve melankolik bir hissiyat da veriyor. Parçayı dinlerken Gorillaz ve Basement Jaxx'ten esintiler bulmak da mümkün. İkili, aynı zamanda ilk tekliyi çok katmanlı ve renkli bir müzik videosuyla dinleyiciyle buluşturuyor. Müzik video, iki müzisyenin müzikal geçmişlerinden ve ilhamlarından da ipuçları veriyor. Pasha ve Coucheron'un ortak projesini radarınıza almayı unutmayın! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/02/yeni-resa-you-need-a-puppy/", "text": "Skam'daki Sonja ve Ragnarok'teki Saxa karakteriyle tanıdığımız Resa, yeni teklisi 'You Need a Puppy'i müjdeliyor. Lincoln Institute of Performing Arts'ta müzik eğitimi alan yetenekli müzisyen, okulun stüdyosunda Coucheron ve Benjamin Grotz ile saatler süren çalışmaların sonunda yeni bir müzikal yola girdi. Bu yeni müzikal esintiler, Resa'nın 'You Need a Puppy' adlı son teklisinde de kendisini göstermekte. Caz, vintage disco ve pop tınılarından oluşan yeni tekliyi aşağıdaki linkten dinleyebilirsiniz. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/03/bylarm-2020-kesifleri/", "text": "Her yıl yüzden fazla konsere ev sahipliği yapan by:Larm bu yıl da birbirinden sürpriz isimleri sahnesinde ağırladı. Showcase festivali olarak adlandırabileceğimiz by:Larm, Norveç ve İskandinavya'daki yeni yetenekleri keşfedebileceğiniz bir festival. Biz de sizler için Röyksopp, Susanne Sundfor, Ane Brun, Thomas Dybdahl, Jose Gonzalez, Moddi, Lykke Li, Todd Terje gibi isimlerin bile ilk konserlerini verdikleri bu festivalden gelecekte kesin ünlü olur dediğimiz isimleri listeledik <3 Bazı isimler şimdiden dünyaya açılmaya başlamış olsa da çoğu isim kariyerinin henüz başında. Bona FideKopenhaglı ikili Bona Fide, gotik tınıları folk müzik ile harmanlayarak kendilerine özel bir tarz yakalamışlar. Geleneksel folk müziği çağdaş bir forma dönüştüren ikili, kilisede verdikleri konser ile festivalin öne çıkan isimleri arasına girdi. Das Bodyİlk çıkışlarını 2018'de by:Larm'da yapan grup o günden bugüne hem kendilerini geliştirmiş hem de Avrupa ve Amerika turnesine çıkmışlar. Dazed, The Fader gibi dergilerin radarına gren grup 2020'de sık sık karşımıza çıkacak. GangerDanimarka'da radyoda sık sık karşılaşabileceğiniz Ganger, festivalin en cool performanslarından birini sergiledi. Deneysel pop olarak adlandırabileceğimiz tarzları ile öne çıkan grup Roskilde Festival'de de sahne alacak. HannesHannes'i daha önceki projelerinden ve Instagram take-overımızdan tanıyanınız olabilir. Daha çok solo projelere odaklanan Hannes, Norveç'teki ilk konserini bu yıl by:Larm'da verdi. James Blake gibi isimleri seviyorsanız mutlaka ilginizi çekecek olan Hannes'i dinlemeyi unutmayın. Eylül ayında Bergen'de Vill Vill Vest Festivali'nde yakından takip ettiğimiz ve radarımıza aldığımız Hedda Mae ilk teklisi 'Pride Goes Before A Fall'u geçtiğimiz hafta dinleyiciyle buluşturdu. Çok küçük yaşlardan itibaren müzikle iç içe büyüyen Hedda her zaman en çok yapmak istediği şeyin sahneye çıkmak olduğunu söylüyor. İlk şarkısını yedi yaşında yazan taze yetenek ardından uzun yıllar piyano dersleri aldı. İlk ciddi şarkısını on yedi yaşında yazan Hedda bununla birlikte vokal derslerini takip etmeye başladı. Zaman içinde pop müzik yapabilmek için yeterli bilgi ve donanıma sahip olan Hedda birçok farklı janrdan etkilenerek kendi tarzını oluşturdu. Funk, rap ve scandipop esintilerini bir potada eriten müzisyen %100 kendi yazmış olduğu şarkı sözleriyle dinleyiciye iç dünyasını açıyor. 2019'da tamamen no name bir müzisyenken 2020'de halihazırda bekleyen teklileriyle Hedda Mae ismini büyük bir dinleyici kitlesine duyaracak gibi duruyor. Samaris'ten melek sesli Jofriour Akadottir'in alter egosu JFDR, yetenekli müzisyenin projelerinden sadece birisi. Pascal Pinon, Samaris ve GANGLY gibi çeşitli projelerde de oldukça aktif bir rol oynayan Jofriour, İzlanda'nın en tanınan ve en aktif müzisyenlerinden biri. JFDR'u tanımlamak gerekirse daha soft ve daha minimal tınılarla beslenen bu proje, daha çok şiirsel bir yolculuğun başlangıcı gibi. Klasik, folk ve elektronik bazlardan beslenen JFDR mevsim değişimlerine, dalgaların sesine müziğinde yer veriyor. Jofriour bir nevi dinleyiciye İzlanda'nın büyülü ses manzaralarını da sunuyor. JUNOTrondheimli grup JUNO, kısa sahne tarihi boyunca Londra, Edinburgh ve Arhus gibi şehirlerde konser verdi. by:Larm'ın da öne çıkan gruplarından biri olan JUNO, cazı merkeze alarak farklı müzik türlerini bir araya getiriyor. İlk olarak geçtiğimiz Vill Vill Vest'te keşfettiğimiz Kamara, Bergen'in sıradaki büyük isimlerinden birisi. Güçlü şarkı sözleri, melodileri ve sahne enerjisi ile şimdiden festivallerin gözde isimlerinden! R&B, soul, hip-hop gibi tarzları harmanladığı pop parçaları hemen dile dolanıyor! KARPGöteborglu deneysel elektronik ikilisi Karp, geçtiğimiz yıl İsveç'te en iyi çıkış yapan grup ödülünü aldı. Death disco adını verdikleri tarzları ile sahneye farklı bir dokunuş katan ikili Fever Ray/ The Knife severlerin mutlaka ilgisini çekecektir. Marte Eberson, Oystein Skar ve Martin Halla gibi çok yetenekli müzisyenlerin kurduğu yeni grup, LÖV, yayınladıkları teklileri ile şimdiden müzikseverlerin ilgisini çeken grup, ilk albümlerini geçtiğimiz ay yayınladı. Biraz elektronik, biraz saykodelik! Turqouise Sun, dümdüz poptan sıkılanları kurtarmaya geliyor! Danimarka'da yavaş yavaş dikkat çekmeye başlayan grup, by:Larm'da da en sevilen performanslardan birini sergiledi. BDSM-Trap? Daha önce böyle bir tür duymadıysanız, garip bir şekilde sizi etkisi altında bırakacak bir grup Viking_Death_Trap. Exe. Festivalin en kalabalık 2 konserini veren grubun bağımlısı olmamak elde değil."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/03/bylarm-2020nin-en-iyi-konserleri/", "text": "Senelerdir heyecanla takip ettiğimiz by:Larm bu sene de birbirinden yetenekli müzisyenleri dinleyiciyle buluşturdu. İskandinavya'nın en taze ve yeni yeteneklerini her sene festival bünyesinde bir araya getiren by:Larm, üç gün boyunca müzik severleri güzel müziğe doyurdu. Her otuz dakikada bir yeni bir müzisyenin sahne aldığı, şehrin tüm konser mekanlarına yayılan festivalde birbirinden iyi konserler izledik ve en iyileri sizler için listeledik. Enerjisine bayıldığımız ve çok yakından takip ettiğimiz Pasha bu senenin başında Coucheron ile başlattıkları yeni projesinden ilk tekliyi yayımlamıştı. by:Larm kapsamında ilk defa sahne alan Pasha x Coucheron projesi festivalde en çok eğlendiğimiz konserlerden biri oldu. İkili arasındaki inanılmaz enerji aynı zamanda dinleyiciye de hemen geçiyor. 45 dakika boyunca aralıksız dans ettiren, dünyadaki bütün kötü şeyleri unutmamızı sağlayan ikili oldukça dinamik bir performans sergiledi. Konser boyunca hep bir sürpriz vardı. Safario, Soul Gem gibi sevdiğimiz diğer müzisyenler de sahnede Pasha x Coucheron'a eşlik ettiler. Disko, french house, 90'ların hip-hop ve modern elektronik tınılarını harmanlayan ikili konserde yayımlanmamış parçalarını da çalarak dinleyiciye çok eğlenceli bir sene geçireceğimizi de müjdelemiş oldular. 'Tüm Norveç'in kankisi' diye kendilerini tanımlayan ikili Ka2, psychedelic rock elemanlarını elektronik club tınılarıyla harmanlayarak arkadaşlarınızla dur durak bilmeden dans edeceğiniz bir enerjiye sahip. Cuma akşamı festivale katılanların çok büyük bir kısmının favorileri arasında Ka2 vardı. Ayrıca ikilinin 'danser med tjommi' adlı şarkısı da 'kankiyle dans etmek' anlamına geliyor. İkili, festivalin en gözde isimlerindendi. Son zamanlarda uluslararası sahnede Norveç'in en önemli ve en popüler müzisyenlerinden boy pablo by:Larm'da sahne alan en büyük isimlerdendi. Herkesin akın akın gittiği boy pablo konserinde ışık gösterileri ve kullandıkları görseller performansı üste taşıyan öğeler arasındaydı. Hatta konser bir ara o kadar kalabalıktı ki boy pablo'yu görmek imkansız bir hale bile gelmişti. Yine de boy pablo'nun sahne enerjisi görülmeye değerdi. Amerikan indie tınılarıyla bedroom pop olayını başarılı bir şekilde birleştiren boy pablo, bu yaz birçok festivalde de sahne alacak. Aarhus'lü enstrümantal üçlü Athletic Progression hip hop ve cazı kendilerine has bir şekilde harmanlıyor. Festivalin en iyi sahne performanslarına imza atan grup Cumartesi akşamı herkesin dilindeydi. Athletic Progression için canlı performansı stüdyo kayıtlarına kıyasla bambaşka bir enerjide olan gruplardan bir tanesi diyebiliriz. Ben caz sevmem diyenlerdenseniz yine de Athletic Progression'a şans vermelisiniz çünkü gerçekten çok iyiler. Herbie Hancock, Yussef Kamaal ve Flying Lotus gibi isimlerden ilham alan üçlü cazip tınılarla bir şekilde dinleyici kendilerine çekiyor. Ayrıca Athletic Progression bu sene Roskilde Festival'de ve SPOT Festival'de sahne alacak. Yakın gelecekte de isimlerini sık sık duyacağız gibi geliyor. Geçen sene by:Larm'da sahne alan en sevdiğimiz DJ FAKETHIAS bu senenin sürpriz isimlerindendi. Festivalde sahne alacak Mapei'nin hastalanması nedeniyle oyuncu değişikliği yapan by:Larm yetkilileri bizi yeniden FAKETHIAS ile buluşturduğu için çok mutluyuz. Bu sene festivalin en büyük sahnesinde, Sentrum Scene'de sahne alan FAKETHIAS otuz dakika boyunca karanlık dans setiyle sanki bizi bir elektronik müzik festivaline ışınladı. Keskin ve kopuk elektronik tınılara endüstriyel dokuları da ekleyerek birbirini tekrarlayan kontrast bir stil oluşturuyor. Kaotik bir güzellik elde eden FAKETHIAS, Gessaffelstein ve Max Cooper gibi elektronik müzik sahnesinin ikonik isimlerini de anımsatmıyor değil. by:Larm 2019'da küçük bir sahnede izleyip çok ama çok sevdiğimiz Safario bu senenin en iyi isimleri arasındaydı. Sahne performansının ve eğlencenin kitabını yazan Safario'nun bir sene içinde yaşadığı gelişimi bizzat görmek bizi çok heyecanlandırdı. by:Larm 2019'da da enerjisine hayran kaldığımız Safario bu sene daha da çılgın bir performansa imza attı. Slotface'ten Lasse Lokoy ile yayımladığı son teklisi GO CRAZY, GO STOOPID konserde eğlencenin had safhaya ulaştığı noktaydı. Ayrıca sahnede Lasse, Safario'ya birkaç şarkıda da eşlik etti. Safario konserinin klasik özelliklerinden birisi ise şarkının en can alıcı noktasında izleyici ortada birleşip pogo yapmaya başlıyor. Keşke tüm akşam boyunca Safario çalsaydı diye diledik ama konserler maalesef otuz dakikayla sınırlı. Safario defalarca izleseniz de asla sıkılmayacağınız o inanılmaz müzisyenlerden. Konsere gelenler arasında favori rock starlarımızdan girl in red'i de gördük. BDSM-Trap diye tanımlayabileceğimiz VIKING_DEATH_TRAP. EXE festivalin en iyi sahne performansına imza atan gruplardandı. Aynı zamanda Cumartesi günü geç saatte sahne alıp festivali kapatanlardandı. BDSM esintili trapi Molde diyalektiğiyle hayal edebildiniz mi bilemedik ama biz anonim bir kolektif gibi işleyen bu tabu kolektifi çok sevdik. Kesinlikle hiç tanık olmadığımız bir sahne deneyimi görmüş olduk. Elektronik psychedelic pop grubu Turquoise Sun 2019'da yayımladıkları Sunesthesia adlı albümleriyle bir an önce yaz gelsin diye bizi sabırsızlandırdı. Danimarka'da son zamanlarda dikkatleri üzerine çeken grup festivalin en çok konuşulan performanslarından birine imza attı. Eylül ayında Bergen'de Vill Vill Vest Festivali'nde yakından takip ettiğimiz ve radarımıza aldığımız Hedda Mae ilk teklisi Pride Goes Before A Fallu birkaç hafta önce dinleyiciyle buluşturdu. Çok küçük yaşlardan itibaren müzikle iç içe büyüyen Hedda her zaman en çok yapmak istediği şeyin sahneye çıkmak olduğunu söylüyor. İlk şarkısını yedi yaşında yazan taze yetenek ardından uzun yıllar piyano dersleri aldı. İlk ciddi şarkısını on yedi yaşında yazan Hedda bununla birlikte vokal derslerini takip etmeye başladı. Zaman içinde pop müzik yapabilmek için yeterli bilgi ve donanıma sahip olan Hedda birçok farklı janrdan etkilenerek kendi tarzını oluşturdu. Funk, rap ve scandipop esintilerini bir potada eriten müzisyen %100 kendi yazmış olduğu şarkı sözleriyle dinleyiciye iç dünyasını açıyor. 2019'da tamamen no name bir müzisyenken 2020'de halihazırda bekleyen teklileriyle Hedda Mae ismini büyük bir dinleyici kitlesine duyaracak gibi duruyor, by:Larm 2020 Hedda için bulunmaz hint kumaşı niteliğinde bir fırsattı. Olabilecek en İsveçli gruplardan Kite'ın müziğinde elektronik öğeler en çok dikkat çekici elemanlardan. 2008'de müzik kariyerine başlayan Kite, uzun bir süre İsveç'in en iyi saklanmış pop sırlarından biriydi ta ki Kasım 2019'a kadar. İsveç Operası'nda sahne alacak olan grup biletlerin satışa çıkmasıyla dinleyici tarafından büyük bir ilgi gördü ve hatta bilet satış sistemi çöktü. Bu hikayeyi duyduğumuzda biz de oldukça şaşırmıştık ama Kite'ı canlı görünce gerçekten geç gördükleri bu ilgiyi hak ettiklerini anladık. Kite'in müziğinde nostaljik bir hissiyat da var. Norveç'ten çıkan en yeni yıldız Okay Kaya bütün dünyayı ele geçirmiş durumda. Memleketi Norveç'e kıyasla yurtdışında çok daha ünlü olan Okay Kaya geçen sene Bon Iver, Unknown Mortal Orchestra gibi grupların plak şirketi Jagjaguwar ile anlaştı. Jakob Kulturkirken'de yeni albümü Watch This Liquid Pour Itselften şarkılarını söyleyen Kaya, kilisenin büyülü atmosferinde oldukça melankolik anlar yaşattı. Brezilyalı-Norveçli müzisyen Charlotte Dos Santos kendi çok kültürlülüğünden yararlanıp soul ve cazı bir potada eritip nev-i şahsına münhasır stilini elde ediyor. 2017'de yayımladığı Cleo adlı albümüyle büyük ilgi alan yetenekli müzisyen uzun bir süre yurtdışında birçok konser verdi. 2019'da birkaç şarkı yayımlayıp sessizliğe bürünen müzisyen by:Larm'da ise yayımlanmamış parçalarıyla büyüleyici bir konser verdi. Orkestra eşliğinde sahne alan Charlotte Dos Santos'un ismini daha sık duyacakmışız gibi geliyor. Emelie Hollow, küçük yaştan itibaren şarkı söylüyor ancak şarkılarını 21 sene sonunda dinleyiciyle buluşturabildi. Sahnede enerjisini ve doğallığını iliklerimize kadar hissettiğimiz yetenekli müzisyen geleceğin büyük pop starlarından olacak gibi duruyor. Ayrıca Emelie'nin Alan Walker ile birlikte yazdığı ve söylediği Lily parçası da 100 milyonun üzerinde dinlendi. Bu senenin en popüler pop starlarından SKAAR by:Larm line up'ının da en önemli isimlerindendi. Battle adlı film için parça besteleyen SKAAR ilk teklisiyle sekiz milyonun üzerinde dinlemeyle ulaştı ve birçok müzisyenle iş birliği yaptı. Aralık ayında It's Christmas After All adlı bir soundtrack yayımlayan müzisyen genç yaşına rağmen kısa zamanda büyük başarılar elde etti. by:Larm 2020, SKAAR'ın kariyeri için önemli bir dönüm noktası oldu. Elli milyonun üzerinde dinlenme ve 8 altın albümle Emil Stabil İskandinavya'nın tartışmasız en başarılı rapçilerinden biri. Roskilde'de ve Danimarka'da kalabalık veya sold out konserler veren müzisyen by:Larm'da da en ilgi gören müzisyenlerden biriydi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/03/kesif-natalie-carrion/", "text": "Bu sefer keşif köşemizde sizleri çok tatlı bir sanatçı ile tanıştırmak istiyoruz. İsveçli Natalie Carrion, annesinden aldığı Sami ve babasından aldığı Karayip kültürlerinden esinlenerek müzik yapmaya başlamış. 16 yaşında sokak müzisyenliği ile başlayan hikayesine, insanlığın ortak değerlerini ön plana çıkarmak için sesini duyurmak istemesi ile devam etmiş. Müzik sektöründeki zorlukların üstesinden gelip, hem kadın olarak hem de farklı kültürlerin temsilcisi olarak sesini duyurmayı başarmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/03/roportaj-eivor/", "text": "Faroe Adaları diyince akla ilk gelen isimleden biri olan Eivor 12 Mart'ta İstanbul'da! Mistik folk melodileri ve etnik vokalleri ile Nordik ruhunu %100 Studio'ya getirecek olan Eivor, İstanbul'daki ilk konserini verecek! Biz de bu şansı bulmuşkan Spotify'a göre en çok İstanbul'da dinlenen Eivor ile kısa bir sohbet ettik. Çok heyecanlıyım! İstanbul'a gelmeyi çok uzun zamandır bekliyordum, ilk konserimi vereceğim için sabırsızlanıyorum! Bence doğa ve geldiğim yer müziğimin önemli elementlerinden birisi. Müziğimi yazarken içsel bir manzarada geziyormuşum gibi hissediyorum. Spesifik bir yer hakkında yazdığımı düşünmüyorum. Daha çok bana genel olarak hissettirdiği, atmosferi, doğadaki kontrast ilham oluyor. İlk albümlerinde Nordik destanlardan ilham aldığım şarkılar kaydetmiştim. Hala destanlardan ilham alıyorum ama şarkılarımın daha yoruma açık olmasını seviyorum. Bence destanlar hala şarkılarımda var ama daha soyut bir şekilde. 2020 senin için heyecanlı bir yıl mı? Postlarında yeni besteler üzerinde çalıştığını ve albümünün son dokunuşlarını yaptığını gördüm. Faroe Adaları diyince akla ilk gelen isimleden biri olan Eivor 12 Mart'ta İstanbul'da! Mistik folk melodileri ve etnik vokalleri ile Nordik ruhunu %100 Studio'ya getirecek olan Eivor, İstanbul'daki ilk konserini verecek! Biz de bu şansı bulmuşkan Spotify'a göre en çok İstanbul'da dinlenen Eivor ile kısa bir sohbet ettik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/03/yeni-rebmoe-basement-party/", "text": "Hiç bitmeyen enerjisine bayıldığımız, Tiesto, 7 Skies, Coucheron ve Jonas Aden gibi ünlü müzisyenlerle iş birliği yapan ve beğenisini kazanan RebMoe yepyeni parçası Basement Partyi müjdeliyor. Anna of the North ile Kuzey Amerika turnesinden yeni dönen Reb hemen yeni bir tekliyi dinleyeciyle buluşturuyor. Reb'in eğlenceli ve dinamik ruhunu iliklerimize kadar hissettiğimiz parçayı dinlerken adeta dans pistine ışınlanıyoruz ve delice dans ediyoruz. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/03/yeni-robert-john-david-kaffe-och-nikotin/", "text": "Bu sene by:Larm Festivali'ne gittiğimizde Svenska:Larm kapsamında Cafe Sor'de izlediğimiz Robert John David'i bir süre önce radarımıza almıştık. Spotify'da dinlerken bile bizi kendi aurasına kaptıran dört kişilik İsveçli grubun canlı performansının çok iyi olduğunu bekliyorduk. Gerçekten de öyleydi. Sahnede inanılmaz bir enerjiyle performans veren grubun enerjisine hayran olduk. Söz yazarı Robert Serholt'un üç isminden ismini alan grup, Robert John David, Göteborg'un dışında küçük bir şehirden, Kinna'dan, indie-pop manzaraları sunuyor. Küçük yaştan itibaren birlikte müzik yapan grupta Robert haricinde erkek kardeşi Fredrik Serholt, Anton Klavborn ve Jesper Persson yer alıyor. Emo, punk, alternatif rock, pop ve progg gibi birçok farklı janrdan etkilenen Robert John David'in ses evreninde hakikaten her şeyden bir iz bulmak mümkün. Bu çok renkliliği sahnesine de taşıyan Robert John David dinleyiciye o enerjik ruh halini hissettiriyor. 2019'da Nr. 1 adlı ilk albümünü yayımlayan Robert John David 28 Mayıs'ta devam albümünü müjdeliyor. Grup, ilkbahar süresince de yedi tekliyi dinleyiciyle buluşturacak. Dikkatimizi çeken bir diğer öge ise Robert John David'in albüm ve tekli kapaklarının da harika illüstrasyonlar olması, hepsi Frida Wallgren'in elinden çıkma. Bugün, 19 Mart'ta, Kaffe och nikotin adlı tekliyi bir müzik videosuyla dinleyiciyle buluşturan Robert John David tipik bir öğrenci hayatından sahneler sunuyor. Bir öğrencinin yaşadığı acımasız günlerin punk marşı gibi nitelendirebileceğimiz bu parça, kahve ve nikotin diyetinden, yetiştirmemiz gereken deadlinelardan ve Skype görüşmelerinden bahsediyor. Şarkı sözlerinin İsveççe olmasına rağmen aynı hissiyatı dinleyiciye aktarabilen Robert John David gerçekten de o stresli ve paranoyak dönemi gözler önüne seriyor. Robert John David'in yeni teklileri ve Mayıs ayında yayımlanacak albümü için epey heyecanlıyız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/03/yeni-softcore-untd-klarer-ikke-a-se-vekk/", "text": "En sevdiğimiz Norveçli grupların başında gelen Sushi x Kobe ve Verdensrommet üyelerinden oluşan Softcore untd. Ekim ayında yayımladıkları Gar i blinde teklisiyle yakın zamanda gelecek albümü müjdelemişti. Bygger opp, river ned adlı sekiz parçalık albümün yayımlanmasına on gün kala Softcore untd., aniden bir sürpriz yaptı ve albümün ilk parçasıKlarer Ikke A Se Vekki dinleyiciyle buluşturdu. Hip-hop, house, pop ve 90'ların tınılarını harmanlayan dörtlünün ilk albümü için sabırsızlanıyoruz. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/04/hawaii-oslo/", "text": "Norveç Sineması dediğimizde ilk aklımıza gelen yönetmenlerden biri olan Erik Poppe'un Oslo Üçlemesinin ikinci filmi olan Hawaii, Oslo evde sıkışıp kaldığımız şu günlerde izlemek için nefis bir tercih olacaktır. Eski gazeteci ve eski görüntü yönetmeni olan Poppe, Kolombiya'da fotoğrafçı olarak görev yaptığı sırada hastaneye kaldırılır ve gazetecilik mesleğini bırakır. Daha sonraları Bent Hamer ile görüntü yönetmeni olarak çalışır ve ulusal düzeyde önemli bir başarı elde eder; sonraları ödül aldığı bir festivalde görüntü yönetmenliğini bıraktığını açıklayarak kariyerine yönetmen olarak devam eder. Film yönetmenin birbirimize çok yakın yaşadığımız ve birbirimiz hakkında çok az şey bildiğimiz yer olarak tanımladığı Oslo'da geçer. Yedi farklı karakterin hayatına odaklanan içinde bir çok hikaye barındıran film, farklı hayatların kesiştiği/çok karakterli filmlere iyi bir örnek oluşturur. Frode ve Milla'nın bir bebeği olur ve onları derin bir çaresizliğe düşürecek bir haber alırlar. Annesiz büyümüş ve kısa süre önce babalarını kaybeden iki kardeşin hayatla mücadeleleri çetin olacaktır. Zihinsel bir hastalığı olan Leon'un beklentileri oldukça umut vericidir fakat hapisten çıkan abisi Tryge'nin beklentileri onun iyileşme sürecine darbe vuracaktır. Kilit karakter Vidar ise, rüyasında geleceği gördüğünü öne sürer ve bu durum onun ve çevresindekilerin hayatını nasıl etkileyecektir? Film daha birçok yan karakter barındırır ve bu durum aslında yönetmen için zorlayıcıdır. Buna rağmen yönetmen karakter matematiğini iyi yönetir ve özellikle ana karakterlerin hikayeleriyle seyircide güçlü bir empati duygusu yaratarak sürükleyici bir anlatı oluşturur. Tesadüfi olayların fazlalığı filmi biraz zorlar fakat bu rahatsız edici derecede değildir; kurgunun ritmi, filmin yoğun hissettirdiği empati duygusu ve müzik seçimi filmin aksayan taraflarına örtü niteliğindedir. Sürükleyici bir dram hikayesi olan Hawaii, Oslo şaşırtıcı finaliyle, Norveç Sineması'nın meraklıları ve hayranları için kaçırılmayacak bir seçim olacak; Tindersticks, Arvo Part'ın bulunduğu soundtrack listesiyle bir parça daha kalbimize dokunmayı ihmal etmeyecektir. İyi seyirler. Burada hepimizin aklına Paul Thomas Anderson'ın olağanüstü filmi Magnolia geliyordur diye düşünüyor ve henüz izlememiş olanlara Nordik olmayan bir öneri bırakıyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/04/netflixteki-nordik-diziler/", "text": "Dünyada Nordik dizilere duyulan ilginin sürekli artması ile Netflix gün geçtikçe kataloğuna yeni Nordik yapımlar ekliyor. Bu nedenle çok hızlı değişen bu listeyi güncel tutmak biraz zor olsa da sizinle Netflix'teki tüm Nordik dizileri bir yazıda paylaşmak istedik. Acı dolu bir geçmişi olan Oslolu dedektif'in memleketi İzlanda'ya, bir seri katili yakalamak için gitmesi ile başlayan dizi o kadar gerçekçi ki hakkında gerçek bir hikayeden alındığı üzerine yorumlar var. RAGNAROKNorveç mitolojisi ve günümüz problemlerini bir araya getiren Ragnarok, bir ailenin eski yaşadıkları kasabaya dönmesi ile başlıyor ve küçük kasabanın tüm doğal güzelliğinin altında yatan karanlık sırların ortaya çıkması ile devam ediyor. Bu arada Ragnarok'un çekildiği mekanları yazdığımız yazımıza buradan göz atabilirsiniz. CALIPHATEİsveç'ten IŞİD'e katılmak için Rakka'ya giden gençler ile, terörist gruba katıldığı için pişmanlık duyan bir kadının ve istihbarat ajanını arasındaki hikayeyi anlatan dizi, yayınlandığı dönemde İsveç'in en çok konuştuğu dizilerden birisiydi. QUICKSANDStockholm'de yaşayan 18 yaşındaki Maja'nın sıradan bir hayatı vardır. Ancak Stockholm'ün en zengin semtlerinden biri olan Danderyd'de bir okula düzenlenen silahlı bir saldırı, Maja'nın hayatını tamamen değiştirir. Semti etkisi altına alan trajedinin sorumlusu olarak görülen Maja, birden kendisini cinayetten yargılanırken bulur. Dava devam ederken Maja'nın hayatı ve okuldaki diğer öğrenciler, öğretmenler ve ebeveynlerle olan ilişkileri araştırılmaya başlanınca bir takım tuhaf detaylar ortaya çıkar. Biz de dizi boyunca Maja'nın yeni arkadaş çevresi ile tanıştığı günden, silahlı saldırıya kadar olan bu tuhaf olayları izliyoruz. THE RAINNeredeyse İskandinavya'da yaşayan herkesi öldüren ve yağmurla gelen virüsten 6 yıl sonrasını konu alan The Rain, Danimarkalı iki kardeşin sığınaklarından çıktıktan sonra bölgedeyi yeniden keşfetmelerini konu alıyor. The Rain, adından sürekli söz ettirecek Nordik diziler listesine şimdiden girdi. HOME FOR CHRISTMASİlişki durumu hakkındaki bitmek bilmeyen yorumlardan bıkan müzmin bekar Johanne, Noel'de eve götürecek bir erkek arkadaş bulmak için 24 günlük bir ava çıkar. Biz de dizide Johanne'nin biraz komik, biraz üzücü 24 günlük challengeına dahil oluyoruz. DEADWINDDizi yaşadığı trajik kayıptan sadece birkaç ay sonra dedektif Sofia Karppi'nin Helsinki'deki bir inşaat şirketiyle bağlantıları olan bir kadının öldürülmesini araştırıyor. NORSEMENOrjinal ismi ile Vikingane, küçük bir Viking köyündeki günlük yaşamı eğlenceli bir dille anlatıyor. Cinsiyet eşitliği, sürdürülebilirlik, doğa sevgisi gibi günümüz İskandinavya'sı ile 700'lü yılları karşılaştıran dizinin büyük bir hayran kitlesi var. WARRIORDizi görevi nedeniyle suçluluk duyan bir savaş gazisi, Kopenhag'daki tehlikeli bir motorcu çetesine sızmak için en yakın arkadaşının dul eşiyle iş birliğini anlatıyor. FALLETHer zaman tek başına çalışmayı tercih eden İsveçli bir polisin, İsveç'te öldürülen bir İngiliz'in dosyasında İngiltere'den bir polisle birlikte çalışmak zorunda kalması ile başlayan dizi Nordik polisiye komedilerinin en iyi örneklerinden olarak gösteriliyor. BORDERLINERBir polis dedektifi, ailesini korumak için bir cinayet vakasını örtbas eder. Ama ortağı durumdan şüphelenince, görev esnasında tehlikeli bir oyunun içine düşer. Avrupa'nın en büyük petrol üreticisi Norveç'in çevre adına petrol üretimini durdurması ile krize sürüklenen Avrupa adına, Rusya'nın Norveç'i işgal etmesi ile başlıyor. RITADanimarka yapımı komedi-drama türü dizi; bağımsız, açık sözlü ve öğrencileri tarafından çok sevilen ama yetişkinlerle o kadar iyi geçinemeyen öğretmen Rita'yı anlatıyor. Viking kahramanı Ragnar Lothbrok'un, ileriyi göremeyen, yetersiz bir lidere meydan okuyarak Norse sınırlarını nasıl genişlettiğini seyrettiğimiz gerçekçi bir dram. Dikkat fragman 6. sezondan 🙂 Spoiler olmasın. Netflix ve Norveçli NRK1'in ortak yapımı olan Lillyhammer, Amerikalı eski bir gangster olan Frank Tagliano'nun tanık koruma programı dahilinde Norveç'e gönderilmesini ve orada yaşadıklarını anlatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/04/nordik-tarif-isvec-koftesi/", "text": "Hikaye şöyle gelişiyor 18. Yüzyılda İsveç Kralı 12. Şarl Poltova savaşını kaybedip Osmanlı Devleti'ne sığınıyor ve beş yılını Osmanlı topraklarında anladığımız kadarıyla doyasıya yemek yiyerek geçiriyor. Eve dönüş vakti gelince yanında kahve, lahana dolması reçel ve bizim köftelerden de götürüyor. Ülkesinde de bu tarifi geliştirilmesi ile İsveç köftesi ortaya çıkıyor, 19 ve 20. Yüzyıllarda en sevilen yemeklerden biri haline geliyor. Gelelim nedir bu İsveç köftesi; dana ve domuz kıyması karıştırılıyor içine baharatlar, ekmek kırıntıları ve süt/krema konuluyor. Köfte içeriğinin yanı sıra asıl lezzetini ise sosu gravy'de saklıyor. Ya patates püresi ya da kızartması ve olmazsa olmaz lingonberry reçeli ile servis ediliyor. Eğer yakınlarda IKEA yoksa diye biz tarifimizi alternatif olması açısından vişne reçeli ile hazırladık. 1. Patatesleri üzerini kaplayacak kadar süt ve sarımsak, tane karabiber, tuz, muskat rendesi ile tencereye alıyoruz kısık ateşte patateslerimiz yumuşayana kadar haşlıyoruz. Bu aşamada içindeki süt azalırsa süt ekleyebilirsiniz. 2. Yumuşadıktan sonra içine tereyağını, kremayı ve rendelediğimiz kaşar peyniri ekleyip el blendırı ile pürüzsüz olana kadar çekiyoruz vee püremiz hazır. 3. Kıymanın içine yumurta, soğan rendesi, ekmek kırıntıları, süt, tuz, karabiber ve muskat rendesini ekleyip güzelce yoğuruyoruz. Köftenin standart bir kıvamı var fakat çoğaltmak isterseniz içine daha fazla ekmek kırıntısı ekleyebilirsiniz ya da dilediğiniz baharatlarla lezzetlendirebilirsiniz. Köfteleri ceviz büyüklüğünde toplar haline getirip buzdolabında biraz dinlendiriyoruz. 4. Geniş bir tavaya ayçiçek yağını koyup kızmasını bekliyoruz. Yağ kızdıktan sonra köfteleri koyup her tarafını kızartıyoruz. Köfteleri kenara alıyoruz. Tavayı altını kapatıp bekletiyoruz birazdan bize lazım olacak. 5. Küçük bir tencerede gravy için ayırdığımız un ve tereyağını kavurmaya başlıyoruz. Kahverengi bir renk alana kadar kavurmaya devam ediyoruz. 6. Bu sırada köfteleri kızarttığımız tavaya gravy için ayırdığımız et suyunu koyup altını açıp karıştırarak kaynatmaya başlıyoruz. Kaynayınca bu suyu yavaş yavaş un ve tereyağının içine ekliyoruz. Bu aşamada yanmamaya özen gösterelim. 7. Un ve tereyağı suyun içinde çözülene kadar karıştırıyoruz. İçine soğan tozunu, kremayı, tuz, karabiberi ekleyip sürekli karıştırarak kaynatıyoruz. 8. Son aşamamızda gravy sosumuzu geniş bir fırın kabına alıyoruz ve köfteleri içine yerleştiriyoruz. Fırında 180-200 derecede 10-15 dakika kadar köfteler sosu daha iyi çeksin diye son pişirme yapıyoruz. Vee İsveç Köftemiz hazır. Bu zahmetli görünen fakat biraz ön hazırlıkla en geç bir saatte hazırlanabilen bir tarif lütfen gözünüz korkmasın. Ben köftelerimi patates püresi ve geleneğe uygun olması için vişne reçeli ile servis ettim. Sizler de tarifi denerseniz bizlerle paylaşmayı ihmal etmeyin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/04/nordik-tarif-semla/", "text": "- Önce hamurumuzu yapmak için tereyağını eritiyoruz. İçine sütü de ekleyip ılık olmasını sağlıyoruz ki, mayamız harekete geçsin. Sakın kaynatmayın mayayı riske atarsınız. Tereyağı erisin süt ılık olsun yeter. - Tereyağı ve sütlü karışımın içine mayayı katıyoruz. Karıştırıyoruz mayanın sıvıların içinde erimesi - Un, şeker ve kakuleyi derin bir kapta karıştırıyoruz. Orasını açıp içine sütlü karışımı ve yumurtayı ekliyoruz. Hamur toplanana kadar yoğuruyoruz. Ele yapışmayan bir hamur olacak. İhtiyaç halinde un eklenebilir ama fazla olmaması gerekiyor. Hamurun üzerini streç film ile örtüp evin sıcak bir yerinde 30-40 dakika kadar mayalanmaya bırakıyoruz. Hamurumuzdan eğer küçük yapacaksak yaklaşık 22-24 arası, büyük yapacaksak 8-10 adet arasında çıkartabiliriz. Ben büyük yapmayı tercih ediyorum. - Hamur mayalandıktan sonra tekrar havasını almak için yoğuruyoruz. 10 parçaya ayırıp bezeler yapıyoruz. Yaptığımız bezelerin tepsiye yağlı kağıt ile aralıklı bir şekilde diziyoruz üzerini örtüp tekrar 15-20 dakika kadar mayalandırmaya bırakıyoruz. Bu sırada fırını 200-225 derecede ısıtmaya başlıyoruz. - Mayalama işlemi sonrası dilerseniz üzerine yumurta sürebilirsiniz. Küçük bezeleri 7-10 dakika, büyük bezeleri ise 20-25 dakika üstleri kahverengi olana kadar pişiriyoruz. Bu çörek çabuk kuruduğu için fırından çıkarttığınızda nemli bir mutfak havlusunu hemen üzerine örtüp ve soğumaya bırakıyoruz. - Çörekler soğuduktan sonra üstlerini şapka gibi kesip açıyoruz. Kapak kısmını bir kenara ayırıp çöreklerin iç kısmındaki hamuru kaşıkla çıkartıyoruz. - Bu hamur parçalarını badem ezmesi ve süt ile karıştırıyoruz. Dilerseniz mutfak robotu da kullanabilirsiniz. Yoğun hamura benzeyen bir şey olacak iyi karıştığında. - İçi boş olan çöreklerin içine önce badem ezmelerini dolduruyoruz. Daha sonra kremamızı çırpıyoruz. Çırpılan kremayı yıldız uç taktığımız bir sıkma torbasına alıyoruz ve çöreklerin üst kısmına yuvarlak biçimde sıkarak çörekleri kaplıyoruz. - İlk aşamada kestiğimiz kapakları kremaların üzerine yerleştirip pudra şekeri de elediğimizde semlor keyfine hazırız demektir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/04/nordik-tarif-smorrebrod/", "text": "Danimarka geleneksel lezzetleri dendiğinde akla ilk sırada tartışmasız Smorrebrod geliyor. Smorrebrod Danimarka'nın Michelin yıldızlı restoranlarında ve dünyanın birçok yerinde gastronomik tabakları süslemeden önce birçok aşamadan geçti. Fakat hikaye İskandinav kırsallarında çok basit bir amaçla; işçilerin önceki geceden kalma yemeklerini tabak yerine geçecek bir ekmeğin üzerine koyup kendilerine doyurucu bir öğle yemeği hazırlamalarıyla başlıyor. Başlarda yemeğin tabağı işleviyle kullanıldığı için ekmek pek tüketilmese de zamanla ekmeğin doyuruculuğunun farkına varılması ile birlikte Smorrebrod bugünkü haliyle tüketilmeye başlanıyor. Günümüzde de her toplumun kendine ait malzemeleriyle hazırlayabildiği şahane bir öğün haline geliyor. Smorrebrod hazırlığı birkaç aşamadan oluşuyor. İlk aşama brod yani ekmeğin hazırlanması. Ekmek olarak geleneksel çavdar ekmekleri olan rugbrod kullanılıyor. Sonraki aşama smor yani yağın sürüldüğü aşama. Bu aşama ekmeğin üzerine sürülen katmanları temsil ediyor ve tereyağı, krem peynir ve mayonez gibi çeşitli ürünler bu aşamada kullanılabiliyor. Son aşamada ise yemek artıkları birleştirilip ekmeklerin üzerine yerleştiriliyor. Yani Danimarka kültürü ve mutfağındaki basit ve yerel ürünlerin az atıkla tüketiciye sunulması fikrini temsil ediyor. Yapılışına gelecek olursak, evdeki malzemeleri değerlendirme fikrinden yola çıkarak sizlere örnek olması adına sekiz varyasyon hazırladım. Sizler de bu aşamaları takip ederek kendi kombinasyonlarınızı hazırlayabilirsiniz. Lor Peyniri, Hellim Peyniri, Haşlanmış Yumurta, Kaşar Peyniri, 1- Ekmek dilimine krem peynirini sürüyoruz. Lor peynirini biraz vişne reçeli ile karıştırıp ekmeğimize sürüyoruz. Taze nane ile süslüyoruz. 2- Ekmek dilimine krem peynir sürüp üzerine ince dilimlenmiş çilekleri yerleştiriyoruz biraz nar ekşisi ile süslüyoruz. 3- Ekmek dilimine biraz hardal sürüyoruz. Üzerine roka, haşladığımız yumurta ve çeri domates dilimlerini yerleştiriyoruz. Taze soğan ve mor lahana ile süslüyoruz. 4- Ekmek dilimine biraz hardal sürüyoruz. Bir önceki geceden kalma salatamızı ekmeğin üzerine yerleştiriyoruz. Pul biber ve rende kaşar peyniri ile süslüyoruz. 5- Ekmek dilimine biraz hardal sürüyoruz. Üzerine kızartılmış hellim dilimleri, haşlanmış yumurta, semizotu ve çeri domatesleri yerleştiriyoruz. Karabiber ve tuz ile çeşnilendiriyoruz. 6- Mayonezin içine biraz dereotu doğruyoruz ve ekmeğin üzerine sürüyoruz. Üzerine hindi füme ve yeşil zeytinleri yerleştirip, dereotu ve pul biber ile süslüyoruz. 7- Ekmek dilimine tereyağı sürüyoruz. Üzerine tavada kısa süre az yağda kızarttığımız pastırmalarımızı yerleştiriyoruz. Üzerine yeşil zeytin, mor lahana ve çeri domates parçaları koyuyoruz. Kekik ve tuz ile çeşnilendiriyoruz. 8- Ekmek dilimine tereyağı sürüyoruz. Üzerine kızarttığımız hellim peyniri ve rokayı koyup taze kekik ile çeşnilendiriyoruz. Benim Smorrebrod tercihlerim Danimarka kültüründe olduğu gibi evde olan çeşitli malzemeleri birleştirip değerlendirmek için yaptığım bir öğün oldu. Sizler de dilediğiniz malzemeleri birleştirip bizlerle kombinasyonlarınızı paylaşmayı unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/04/yeni-pasha-x-coucheron-lighthouse/", "text": "by:Larm Festivali sonrası anlata anlata bitiremediğimiz, her zaman favori müzisyenlerimiz arasında yer alan Pasha x Coucheron yine oldukça enerjik bir parçayı dinleyiciyle buluşturuyor. Dans pistinde tam çıldırmalık bir parça olan Lighthouseı dinler dinlemez modunuz on kat artıyor ve oturduğunuz yerden bile dans etmeye başlıyorsunuz. Her iki müzisyen de solo projelerini bir kenara bırakarak ortak bir proje başlattılar ve Lighthouse bu projenin ikinci teklisi. Coucheron'un elektronik dans müzikleri ve Pasha'nın retro esintili hip-hop tınıları bir potada eriyince ortaya bir şekilde enerji patlaması çıkıyor. Bu yeni projeyi kendi solo projelerinden ayrıştırmak ve farklı bir yere oturtmak için Norveç dağlarında izole bir kabine kendilerini kapatan ikili gerçekten de diğer işlerine göre daha farklı bir ses evreniyle karşımızdalar. Disco, french house, 90'ların hip hop tınıları, modern elektronika derken nostaljiyi de iliklerimize kadar hissediyoruz. Lighthouse gerçekten de haftayı kapatmak için ideal bir şarkı. Bu güneşli Cuma günü izole mesai bitimini Lighthouse ile kapatmak doğru bir seçim olacak. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/04/yeni-robert-john-david-det-finns-en-plats/", "text": "Yaklaşık bir ay önce Kaffe och nikotin adlı punk marşı tadında bir tekli yayımlayan Robert John David, bu sefer rotayı bambaşka bir yöne çeviriyor. Indie pop tınılarını hissettiğimiz bir o kadar sevimli tekli Det finns en plats müzisyenin 28 Mayıs'ta yayımlayacağı ikinci albümünden de ipuçları veriyor. Det finns en plats nostaljik duygulara büründüğümüz bir büyüme ve yetişkinliğe adım şarkısı aslında. Robert John David ve abisi Linus Serholt tarafından yazılan şarkı, aslında iki kardeşin bu dönemde ilişkilerinin ne yönde değiştiğini bizlere anlatıyor. Robert ve Linus'un düet şeklinde hayat verdiği parça Robert'ın 16 yaşına girer girmez abisinin sosyal hayatına girebilmesi ve onun müzik grubunda çalabilmesinden bahsediyor. Coming of age hikayesi gibi bir parça aslında. Şarkı, müzikal evreni ile aslında ana hatları görselleştirmemize de yol açıyor; hatta tipik bir İskandinav 'coming of age' hikayesi gözümüzde canlanıyor diyebiliriz. Det finns en plats aynı zamanda Robert John David'in renkli müzikal kimliğini de bizlere gösteriyor. Farklı janrlar arası yolculuğu şimdiye kadar yayımladığı teklilerden hissettiğimiz Robert John David, 28 Mayıs'ta yayımlayacağı ikinci albümüyle dinleyiciye başka sürprizler yapabilir gibi de duruyor. Bu arada albüm kapağı yetenekli illüstratör Frida Wallgren imzası taşıyor. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/island-a-filmu/", "text": "Danimarka Film Enstitüsü bağımsız İzlanda filmlerini 'Island a filmu' adlı seçkisi sayesinde izleyiciyle buluşturuyor. İzlanda Ulusal Film Arşivi, Kvikmyndasafn Islands, ve Danimarka Film Enstitüsü'nün uzun yıllar boyunca hayata geçirmeye çalıştığı proje sonunda İzlanda Kültür Bakanı Lilja Dögg Alfreosdottir tarafından Hafnarfjörour'daki film arşivinde resmen duyuruldu. 1906-2010 yılları arasında İzlanda'da çekilen belgesel filmleri ve kısa klipleri internet sitesi üzerinden izleyebileceğimiz seçki aynı zamanda izleyiciye İzlanda haritasını göstererek bölgeler özelinde bir seçim yapıp sadece o bölgede çekilen filmleri gösteriyor. Örneğin, harita üzerinden Akureyri'yi seçip sadece Akureyri'de çekilen filmler karşımıza geliyor. Böylelikle İzlanda'daki sekiz bölge hakkında bilgi sahibi de olabiliyoruz. Ya da bilinmezler diyarı Austurland'i seçip Doğu İzlanda hakkında bir keşif yapmak mümkün. İzlanda tarihini hareketli görüntülerle tanıtan Island a filmu tarihi geçit törenlerinden, yanardağların patlamasına, şelalelerden denizcilik faaliyetlerine kadar bilgi edinebileceğimiz filmleri sunuyor. 33 belgesel ve 280 kadar klibi ücretsiz bir şekilde meraklılara sunan site aynı zamanda her bir film için kısa bilgiler de veriyor. Bütün bunların yanı sıra İzlanda'da gündelik hayatı görebildiğimiz kısa klipler de mevcut. Island a filmu hakikaten bölgeyi merak edenler için oldukça farklı bir seyir deneyimi sunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/isvecteki-yasakli-cocuk-isimleri/", "text": "İsveç'te yasalara göre yeni doğanlara verilen isimler önce yetkililer tarafından inceleniyor, eğer onay gelirse çocuğunuzu adlandırabiliyorsunuz. İsimlerin yasaklı listede olmaması, telaffuzunun zor olmaması gerekiyor. Fakat listede yasaklı olmasa ve telaffuzu kolay olsa da izin verilmeyen birçok isim mevcut. Bugün kadar reddedilen isimler arasında Ford, Metallica, Q, Token, Dark Night gibi isimler var. Yasayı protesto etmek için 1991 yılında bir bebeğin ismi Brfxxccxxmnpcccclllmmnprxvclmnckssqlbb11116 koyulmuş. Okunuşunun Albin olduğunu belirten ailesi ceza yedikten sonra çocuğun ismini A olarak değiştirmiş fakat bu isim de yetkililer tarafından reddedilmiş. Listede IKEA, Elvis, Superman, Allah, Batman, gibi isimler de var. Yasa özellikle ülkede yaşayan ve anadili farklı olan aileler için zorluk oluşturuyor. Benzer yasalar dünyanın farklı ülkelerinde de var. Örneğin Portekiz'de Nordik mitolojiden Thor, Danimarka'da Monkey yasaklı isimler arasında."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/robert-john-davidden-iki-yeni-tekli/", "text": "İsveçli müzik grubu Robert John David, 28 Mayıs'ta yayımlayacağı yeni albümü Livet ar enkelt öncesi son iki tekliyle albüme ramak kaldığını bizlere hatırlatıyor. İsveç'ten indie-pop manzaraları sunan grup, her teklisinde aslında oldukça derin hikayelerden besleniyor. 30 Nisan'da yayımladığıSemestern ar för kort adlı teklisiyle İsveç'te havanın kötülüğünden ve soğukluğundan bahseden hatta şikayet eden müzisyen oldukça dürüst bir tutum sergiliyor. Daha ılık bir hava ve güneşlenmek istiyorsak daha ılıman bir ülkeye taşınabiliriz, en azından Covid-19 bittikten sonra, ve hayatımızı kontrol altına alabiliriz veya yaşadığımız ülkede huzur bulmalıyız belki de diyor ve şikayet etmenin bizi hiçbir yere getirmeyeceğinin altını çiziyor. Aslında bunu yaparken bir yandan da şikayet ediyor. Gündelik hayatın sorunlarını kendi müzikal tarzıyla harmanlayan Robert John David bunu yaparken dürüst tutumunu göstermekten kesinlikle çekinmiyor. Hatta parçalarında kişisel problemlerini de bir hayli dile getiren müzisyen, aslında dinleyiciyle bir yakınlık da kuruyor. Robert John David'in anlattığı hikayelere kayıtsız kalmak ise neredeyse imkansız bir hal alıyor. Bugün, albüm öncesi son teklisini yayımlayan Robert John David Glitter och sang adlı teklisini müjdeliyor. Müzisyenin evinde gerçekleşen partiden korkup tuvalette gizlenmesini anlatan bu parça, hatta psychedelic ve deneysel bir hal de alıyor. Tekli kapağı, yine bütün kapaklar gibi yetenekli tasarımcı Frida Wallgren'in ellerinden çıkma."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/robert-john-davidin-goteborg-rehberi/", "text": "Robert Serholt'un tam adından ismini alan İsveçli müzik grubu Robert John David, Göteborg'un dışındaki küçük bir şehirden, Kinna'dan, indie pop-rock manzaraları sunuyor. Robert'ın yanı sıra kardeşi Fredrik Serholt, Anton Klavborn ve Jesper Persson, genç yaşlardan itibaren müzik yapan grupta yer alıyor. Robert John David'in ses evreninde, emo, punk, alternatif rock, pop ve progg gibi birçok farklı janrı bulmak mümkün. Bu çok renkliliği sahnesine de getiren grup, dinleyiciye de enerjik ruh halini hissettiriyor. Robert John David, ilkbahar boyunca birçok tekli yayınladı ve şimdi ikinci albümleri Livet ar Enkelti paylaşmaya hazırlar. Korona virüsü nedeniyle artık seyahat etmenin imkansız olduğunu biliyoruz, ancak seyahat kısıtlaması kalktığı an itibariyle tatil yapmayı düşünenler için muhtemel destinasyon olarak Göteborg'u keşfetmek istedik. Fredrik Serholt bize harika ve oldukça yerel bir Göteborg şehir rehberi hazırladı. Jinx food truck ve Jinx Dynasty, uzun zamandır Göteborg'da yediğim en iyi yemek yeri. Harika ve ödediğiniz paraya değecek Asya sokak lezzetleri bulmak mümkün. Spike Brewery. Eğer şanslıysanız, yaz aylarında, odun fırınının arkasında bulacaksınız, burada da Neapolitan tarzı zanaat pizzaları satıyoruz, hoppy biralarınızla eşleştirmek için. Zor soru. Majorna çevresinde bir okulda çalışıyordum, Biscotti adında tatlı küçük bir kafenin yakınında ve harika espressoları var. Hep orada kahve içerdim. Saluhallen'in dışındaki Aldardo da hızlı bir espresso için güzel bir seçenek. Eğer dans edersem canlı müzik eşliğinde dans etmek isterim. Aşağıdaki cevap bu soru içinde geçerli olacak. Göteborg'da harika konser salonları var ve bence hepsi inanılmaz işler çıkarıyor, programları çok iyi. Hepsini desteklemeliyiz. Herhangi spesifik bir mekandan bahsetmeceğim, mutlaka unutacaklarım olduğu için, rahatlıkla herhangi bir konser salonuna gidebilirsiniz. Eğleneceğinizin garantisini veriyorum. Bergsjöbadet, Bergsjön'de güzel küçük bir göl. Buraya yazları yüzmek için ya da kışın barbeküde vejetaryen hot dog yapmak için gidiyorum. Kviberg'de yaşadığım için burada sık sık yürüyüş de yapıyorum. Bengans, plak almak için oldukça tipik bir yer ama fiyatları ve seçkileri çok iyi. Bellevue çevresinde her türlü malzemeyi bulabileceğiniz birkaç market ve ikinci el dükkanları var. Eğer bu seçenekten memnun kalmadıysanız Kviberg'e yürümeye devam edin ve Kvibergs Marknad'ı ziyaret edin, ve eve elleriniz boş dönmeyeceğinizi garanti ederim. Saluhallen'a gidip market alışverişi yapın, sonrasında Kages'te bira içebilirsiniz, küçük bir öğle yemeği yiyip ardından eve gidip birlikte yemek yapın. Saluhallen'ı ziyaret ettikten sonra evde yemek yapmanın üstünde iyi bir şey yok bence. Backa Teater, her zaman süper ilham verici ve önemli şovlar hazırlıyorlar. Göteborg uzun yürüyüşler için harika bir şehir, Johanneberg'den yürümeye ve sonra Haga, Linne ve Majorna'dan ya da başka bir yoldan geçmeyi, güzel barlarda, kafelerde ve fırınlarda durmayı seviyorum. Partille Vandrarhem. Yıllar önce Göteborg'un bu banliyösünde, Kungsgatan'daki Nacksving Studios'ta bir albüm kaydederken epey zaman geçirdim. Ramberget, en iyi manzara ve aynı zamanda yürüyüş için en iyi yerlerden biri. Gamlestaden'daki Yamall Alsham Restaurang, 40 krona otantik, harika bir falafel yemek mümkün."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/yeni-hedda-mae-too-good-to-be-true/", "text": "Eylül ayında Bergen'de Vill Vill Vest Festivali'nde yakından takip ettiğimiz ve radarımıza aldığımız Hedda Mae, by:Larm'daki başarılı performanslarının hemen öncesinde ilk teklisi Pride Goes Before A Fall' u yayınlamıştı. Şimdi ise ikinci teklisi Too Good To Be True ile karşımızda! Sözlerine eşlik etmekten kendimizi alamadığımız, yerimizde sallanmadan duramadığımız Too Good To Be True, karantina günlerinde bize çok iyi geldi <3 Hedda ayrıca YouTube kanalında çok eğlenceli ve cana yakın vloglar da paylaşıyor. Eğer şarkıların arka planını da görmek isterseniz, kendisini YouTube üzerinden de takip etmeyi unutmayın. Sözlerine eşlik etmekten kendimizi alamadığımız, yerimizde sallanmadan duramadığımız Too Good To Be True, karantina günlerinde bize çok iyi geldi <3 Hedda ayrıca YouTube kanalında çok eğlenceli ve cana yakın vloglar da paylaşıyor. Eğer şarkıların arka planını da görmek isterseniz, kendisini YouTube üzerinden de takip etmeyi unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/yeni-kamara/", "text": "Norveç alternatif müzik sahnesinin en çok dinlenen radyosunda, yılın en iyi bağımsız sanatçısı seçilen KAMARA daha hiç şarkı yayınlamadan birçok festivalde sahne aldı. Çıktığı festivallerde en iyi performanslar arasında gösterilen şarkıcı ilk teklisi 20 Something ile de adını yurt dışına taşımaya başladı. Dünyanın farklı yerlerinden birçok söz yazarı ve yapımıcının ilgi odağı olan KAMARA şimdi ise Don't Call My Name ile karşımızda! Pandemiyi fırsata çeviren sanatçı evde kaldığı süre boyunca birçok şarkı bitirmiş. Bunlardan birisi de Don't Call My Name. Bergen'in bize kazandırdığı bir başka yetenek olan KAMARA, şimdiden dünyaya açılma yolunda yerini sağlama aldı. Norveç alternatif müzik sahnesinin en çok dinlenen radyosunda, yılın en iyi bağımsız sanatçısı seçilen KAMARA daha hiç şarkı yayınlamadan birçok festivalde sahne aldı. Çıktığı festivallerde en iyi performanslar arasında gösterilen şarkıcı ilk teklisi 20 Something ile de adını yurt dışına taşımaya başladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/yeni-moyka-backwards/", "text": "İlk konserinden bu yana radarımıza aldığımız, her işini heyecanla beklediğimiz Moyka, ikinci EP'sinden bir parça daha yayınladı! Norveç pop sahnesinin en büyük isimlerinden olacağına inandığımız Moyka, yaşadığı şehrin etkisi ile de çok sevdiğimiz Röyksopp, Susanne Sundfor gibi isimlerden ilham alıyor. Elektronik müzikte alışkın olduğumuz güçlü synthleri, hayatta herkesin bir şekilde yaşamışlıkları ile bağdaştırabileceği sözler ile birleştiren Moyka, bu teklisinde ise problemleri geride bırakmaya çalıştığınız ama sizi zorla kötü günlere geri çeken olaylardan bahsediyor. Geçtiğimiz haftalarda yayınladığı ve Space adını verdiği teklisi ile yaz başında çıkacak olan EP'den 2 mükemmel parça dinlemiş olduk! Bu da gelecek EP için bizi daha da çok heyecanlandırıyor!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/05/yeni-robert-john-david-livet-ar-enkelt/", "text": "diyerek hakikaten bize rock müzik dünyasının kaotikliğini de hissettiriyor. Son olarak Sluta aldrig söka ise albümün hem sakin hem de rock n roll esintili tınılarından bir tür sentez elde ediyor ve aslında Robert John David'in müziğini özetleyen bir parça olarak ortaya çıkıyor. Albüm, aynı zamanda tam da canlı performanslarla kaydedilmiş gibi bir hissiyat uyandırıyor. Şarkı sözlerini tam bir sene içerisinde yazan müzisyen tamamen spontane bir şekilde kanepede, mutfakta, on dört yaşında satın aldığı black-metal gitarıyla yazdığı sözlerle bu süreci tamamlamış. Şarkı yazmayı bir müzikal günlük gibi kabul eden Robert, başından iyi kötü ne geçerse geçsin bir şekilde günlüğüne birkaç söz de olsa karalıyor. Bunu sistemi yenilemek gibi kabul ediyor. Robert'ın erkek kardeşleri Fredrik Serholt ve Linus Serholt da birçok şarkıya prodüksiyon ve şarkı yazma konusunda destek oldular. Det finns en plats' adlı parçanın tamamı Linus tarafından yazıldı. Açıkçası Robert John David yayımladığı basın kitinde öylesine detaylı bir metodolojiyle karşımıza çıkıyor ki, müzisyenin bu denli özen göstermesine hakikaten kelimeler kifayetsiz. On bir parçalık albümdeki her bir şarkı için müzisyenin şarkı yazma sürecini takip etmek mümkün. Albümde bizim favori parçalarımız ise I min cykelborg, Blir de nat battre sen, Glitter och sang, Outlive us all ve Sluta aldri söka. Bu arada albümün başarılı kapağı ise yetenekli tasarımcı Frida Wallgren'in ellerinden çıkma. Robert John David'i mutlaka radarınıza alın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/dunyanin-en-kucuk-kafelerinden-biri-olan-kaffetarnet-ile-tanisin/", "text": "Güne kahvesinden yudum almadan başlamayan ve Kopenhaglı niş bir kitlenin alışkanlık haline getirip haftanın hemen her günü kahvesini içip sohbet ettiği küçük ama çok küçük kahve dükkanı olan Kaffetarnet'e konuk oluyoruz. Kaffetarnet'in öyküsü esasen 1896 yılına kadar dayanıyor. Kahve dükkanı olmadan önce telefon kulübesi olarak hayatına devam eden bu şirin dükkan, zaman içerisinde konserlere ve tiyatrolara bilet satan gişe görevi dahi gördü. Bugün ise Norreport metro istasyonunun hemen yanında dünyanın en küçük kafelerinden biri olarak yer alıyor. Sabah 7'de Torvehallerne'da bulunan Fransız bir fırından gelen sıcacık kruvasan ve bir fincan kahve eşliğinde günlük kahvaltı dozunuzu 9 yıldır insanlarla buluşturan dükkanın başında ise, her müşterisinin nasıl kahve içtiğini asla unutmayan Abdullah Muhammad Abu-Lifa bulunuyor. Abdullah'ın mottosu ise büyük şehirlerin getirdiği büyük sorunlardan kaçmak isteyenlerin birkaç dakikalığına kendilerini dinleyebilecekleri yer olmak. Ki bunu başarmışa benziyor. Kahveyi herkesin anladığı uluslararası bir dil olarak gören Abdullah, müşterileriyle kişisel ilişkiler kurmayı seviyor. 9 yıl boyunca evsizler, politikacılar, haber sunucuları ve şarkıcılar gibi bir sürü meslek grubuna hizmet vermiş. Hatta öyle ki, Danimarka rock müziğinin efsane isimlerinden Lars H. U. G., bisikletiyle kahvesini içmek için burayı tercih ediyormuş. Kafeye gelenlerin çoğu ise, iyi bir kahve içmekten öte Abdullah ile sohbet etmeye geldiklerini, büyük kahve zincirlerinde bu ruhu ve samimiyeti bulamadıklarını söylüyorlar. Abdullah ise güne bir bardak espresso ile başlıyor ve ekliyor; Kahve çekirdeğini kavururken ya da müşterilerime ikram ederken önce kendim tadıyorum. İyi bir barista olmanın ipucu da bu. Gün boyunca öğütücüyü izleyip, hava durumuna göre de kahvesini değiştiriyorum. 4 çocuk babası olan Abdullah ise, çocuklarını da arada yanında çalıştırıyor. Onlara sadece iyi kahve yapmayı değil, toplumdaki insanların çeşitliliğini ve bu kültürü benimsememiz gerektiğini de öğretiyorum. diyor. Abdullah, Danca, İngilizce, İspanyolca, Arapça ve Almanca olmak üzere 5 dil biliyor. Danimarka'ya yolunuz düştüğünde Kaffetarnet'e gitmeyi unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/estonya-artik-dijital-nomad-vizesi-veriyor/", "text": "Dünyanın en dijital ülkesi olarak da bilinen Estonya bir adım daha öteye giderek uzaktan çalışarak hayatını kazananlar için dijital nomad vizesi vermeye başladı. Bu tür vize veren ilk ülkelerden olan Estonya, ülkeye yılda 1800 dijital nomed/ göçebe bekliyor. Vizeyi almayı başarabilenlerin ulusu farketmeksizin 1 yıl boyunca Estonya'da yaşama imkanı olacak. Vizenin daha çok teknoloji, pazarlama ve ekonomi alanında çalışanlar arasında kullanılacağı ön görülse de vize türünün içerik üreterek hayatını kazanan travellerlar arasında da ilgi gördüğü söyleniyor. Dünyanın en dijital ülkesi olarak da bilinen Estonya bir adım daha öteye giderek uzaktan çalışarak hayatını kazananlar için dijital nomad vizesi vermeye başladı. Bu tür vize veren ilk ülkelerden olan Estonya, ülkeye yılda 1800 dijital nomed/ göçebe bekliyor. Vizeyi almayı başarabilenlerin ulusu farketmeksizin 1 yıl boyunca Estonya'da yaşama imkanı olacak. Vizenin daha çok teknoloji, pazarlama ve ekonomi alanında çalışanlar arasında kullanılacağı ön görülse de vize türünün içerik üreterek hayatını kazanan travellerlar arasında da ilgi gördüğü söyleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/etrafimizdaki-degil-icimizdeki-sessizlik/", "text": "İskandinav ülkelerinden kimi fotoğraflar, tam da bu arzuya karşılık verecek kareler sunabiliyor çoğu zaman. Fiyortlara hakim tepeye kondurulmuş küçük kırmızı bir ev; sık ormanın ortasında cam duvarlı bir kulübe... Kıskanmamak elde değil! Norveçli biri olarak, insan yapımı bir ışık tarafından rahatsız edilmeksizin geceleri gökyüzüne bakabilmeye alışığım, diyor zaten Erling Kagge de. Tahmin edilebilir bir ifade bu ama asıl şaşırtıcı olan, koşulları daha elverişli bir Norveçli'nin Gürültü Çağında Sessizlik isminde bir kitap yazmış olması; daha doğrusu, 'dünyayı dışarıda bırakmanın' yolunu araması, 'sessizlik nedir ve nerededir' gibi soruların peşine düşmesi. Kısacası, dünyanın olabilecek en insansız hatta 'en canlısız' , dolayısıyla en sessiz köşelerinde bulunmuş biri olarak Erling Kagge, aslında bambaşka bir sessizliği anlatmaya çalışıyor Gürültü Çağında Sessizlik kitabında. Ne de olsa, canımız her istediğinde Güney Kutbuna gidebilmemiz mümkün değil; ama hemen yanı başımızda, içimizde sahip olduğumuz sessizliğe ulaşmayı başarabiliriz. Yürüyerek, tırmanarak veya yelkenleri açarak dünyadan uzaklaşamıyorsam eğer, diyor Erling Kagge, onu tamamıyla dışarıda bırakmayı öğrendim. Böylece, sessizlik nedir, nerededir ve neden şu an hiç olmadığı kadar önemli, sorularının peşinde, kendince bulduğu 33 yanıtı paylaşıyor. Gürültü Çağında Sessizlik'teki kimi ifadeler ya da yaklaşımlar, zaman zaman bir kişisel gelişim kitabı okuyormuş hissi uyandırabilir. Ancak, 'içinizdeki sessizliğe ulaşmanın bilmem kaç yolu' gibi bir liste sunmuyor aslında Erling Kagge; böylesi bir sihirli formülün bulunmadığının altını özellikle çiziyor. Derin düşüncelere dalmıyor, ama çoğunlukla felsefeye ve filozoflara atıfta bulunarak deneyimlerini paylaşıyor, Güney Kutbuna doğru yalnız başına ilerlerken, okyanusun ortasında bir balinayla aynı rotayı paylaşırken ya da New York'un kanalizasyon ağında dolanırken hissettiklerini aktarıyor ve nihayetinde, herkesin sessizliğinin kendine özgü olduğunu söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/friluftsliv-ihtiyacimiz-olan-yasam-tarzi/", "text": "Bugüne kadar hygge, lagom, lykke gibi birçok terim duyduk. Bu tarz kelimeler nedir diye baktığımızda İskandinavların mutluluk sırrı, hayat felsefesi gibi tamlamalar ile karşılaştık. Bu kelimelerden bir başkası ise Norveç'ten friluftsliv! Açık/ özgür hava hayatı anlamına gelen friluftlive Norveçlilerin en öne çıkan yaşam felsefesi diyebiliriz. Doğaya en çok ihtiyacımız olan dönemlerden birini yaşıyoruz, bundan sonra da artık hayatımızda doğanın yeri hiç olmadığı kadar önemli olacak. Tam anlamıyla doğa ile bağlarımızı tekrar kuvvetlendirdiğimiz bir yaşam tarzı bizi bekliyor diyebiliriz. Friluftsliv de işte tam olarak bu ihtiyacı karşılıyor. Norveç'te ilkokulda ders olarak da gösterilen friluftsliv, Norveçlilerin en önemli özelliklerinden birisi. Yaşadıkları şehirler ne kadar doğa ile iç içe olsa da her fırsat bulduklarında trekking ekipmanlarını kapıp yaz kış demeden doğa yürüyüşlerine çıkarlar. Eğer hava güzelse yanlarında taşıdıkları hamaklarda geceyi geçirirler. Yani aslında doğaya dönüş Norveçliler için tatile gitmek değil, günlük hayatlarında uyguladıkları pratiklerden birisi. İlk defa Henrik Ibsen tarafından kullanılan bu kelime 160 yıldır Norveçlilerin ayrılmaz bir parçası ve bunu Norveç'te attığımız her adımda görmek mümkün. Siz de hayatınıza biraz friluftsliv katmak isterseniz yeşili hayat felsefesi olarak benimseyen, hayatımızda yeşile daha fazla yer vermemiz için tavsiyeler veren @ProbablyTheMag hesabını takip edebilirsiniz. Eğer Norveç'e bir seyahat düzenlerseniz de mutlaka planlarınıza Norveç'teki yürüyüş yollarından birini katmayı unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/izlanda-cocuk-haklarinda-ilk-sirada/", "text": "KidsRights endeksine göre İzlanda, bu sene de çocuk haklarının en iyi şekilde garanti edildiği ülkeler sıralamasında birinciliği göğüslüyor. Yıllık olarak yayınlanan endeks, dünya genelinde çocuk haklarına nasıl saygı duyulduğunu ve ülkelerin bu hakları geliştirmede ne kadar kararlı olduğunu ölçüyor. Birleşmiş Milletler'in Çocuk Hakları Sözleşmesi'ni imzalayan 182 ülke arasında belirlenen bu endekste Türkiye ise 22. sırada. Daha önce İzlanda 2018'de Norveç'in hemen ardından ikinci, 2017'de ise dördüncü sırada yer alıyordu. Bu yıl ise İzlanda'yı İsviçre ve Finlandiya takip ediyor. Listenin en alt sıralarında ise orta-Afrika ülkesi olan Çad, Afganistan ve Sierra Leone bulunuyor. Tüm ülkeler, ilgili endekste beş alan üzerinden değerlendiriliyor: sağlık, yaşam, eğitim, koruma ve çocuk hakları. COVID-19 pandemisinde aile içi şiddetin artması ise çocukları etkileyen en önemli unsurlardan biri haline geldi. Özellikle kız çocuklarına yapılan ayrımcılığın küresel problem olarak çok daha genişlediğini söylemek mümkün. Ülkelerin üçte biri, ilgili alanda alınabilecek en düşük puana sahipler. Ayrıca 182 ülkenin 91'inde kız çocukları ayrımcılığa maruz kalıyor ve erkeklerle aynı haklara sahip değiller."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/post-pinestan-mujde/", "text": "Elektronik müzik deyince Nordik Simit olarak en sevdiğimiz gruplardan Post Pines, melankolik ezgileriyle geri döndü. Ağustos sonuna doğru yayınlayacakları albümlerinden 2 parça daha yayınlayan Post Pines kendi çektikleri bir klip de yayınladı. Eğer daha önce Post Pines ile tanışmadıysanız ve tüylerinizi diken diken edecek bir albüm arıyorsanız Post Pines'ın yeni albümü tam da bu işe yarıyor. Post Pines, İsveç'in ormanlar ile çevrili küçük kasabalarından birinde kuruldu. Klasik ofis binalarında, öğle yemeklerinde bir araya gelip müzikleri üzerine çalışan ikili daha sonra enstrümanlarını ve kayıt cihazlarını toplayıp ormanın derinliklerinde kamp yapmaya gitti. Bu gizemli ormandan da Past Eyes adını verdikleri, masalsı/ minimal sözlere sahip etkileyici şarkılarla dolu ilk albümlerini çıkardılar. Şimdi ise hiçbir sesin abartılmadan, her şeyin tam kıvamında ayarlandığı minimal elektronik parçalardan oluşan ikinci albümlerini heyecanla bekliyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/promiyer-cavego-dovregubben/", "text": "Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/06/yeni-lotte-belong/", "text": "Yakın zamanda Instagram hesabımızı ele geçiren ve bir gününü bizimle paylaşan Lotte ilk EP'si Belongu Sailor Music etiketiyle dinleyiciyle buluşturdu! Aşk, ihanet, öz bilinç ve kusur gibi temaları işleyen dört parçalık bir EP'ye imza atan Lotte ikili ilişkileri şarkılarının merkezine almayı seviyor. Oslo'nun dışında Jessheim adlı küçük bir kasabada büyüyen Lotte, müzik evrenine ani bir giriş yaptı ve dikkatleri de hemen üzerine çekti. Aslında bir hastanede çalışan müzisyen, her zaman bir müzisyen olmanın hayaliyle yanıp tutuşuyordu. Bu hayalini gerçekleştirmek için hastanedeki işini bırakan Lotte şanssız bir şekilde Covid-19 nedeniyle işine geri dönmek zorunda kaldı. Hatta daha da mesai yapmaya başladı. Hastane dışında gerçeklerden kaçmak adına EP'si üzerine çalışan Lotte bu zamanlarda EP'sini şekillendirdi. EP'nin yapımcılığını da Henrik The Artist üstlendi. Savunmasız hissettiren 'feelgood pop' parçalarını rock tavırlarıyla bir potada eriten müzisyen aynı zamanda hip hop ve punk tınılarından da ilham alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/07/yeni-kasket-club-x-soul-gem-undiscovered/", "text": "Tobias Teigen veya sahne ismiyle Kasket Club uzun soluklu sessizliğini Ocak ayında yayımladığı Miles Away adlı teklisiyle bozmuştu. Soul Gem ile iş birliği yapan müzisyen, kısa süre içinde Clash Magazine, Mr. Suicide Sheep gibi önemli müzik sitelerinin radarına girdi. Bu sene ilk EP'sini yayımlayacak Kasket Club, 90'lı yılların retro pop tınılarından oluşan yeni teklisi Underdiscoveredı müjdeliyor. Farklı vokal ve prodüksiyon stillerini yenilikçi bir şekilde kombine eden ikili vintage disco, indie pop ve french house sevenlerin hoşuna gidecek tınılar yaratıyor. Daft Punk, M83 ve Madeon gibi Fransız elektronik müzik sahnesinin önemli isimleri de haliyle ikili için hatrı sayılır bir çıkış noktası olarak tezahür ediyor. Bunun yanı sıra modern disko ve funk sahnesinden ise Jungle, Toro y Moi, Tame Impala, Parcels gibi müzisyenler de Kasket Club ve Soul Gem'in ses dünyasını oluştururken etkilendikleri isimler oluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/07/yeni-ponette-stuck/", "text": "Son iki sene içerisinde müzik çevrelerinden geçer not alan Oslo'nun en grunge müzik gruplarından Ponette yeni teklisi Stuckı Toothfairy etiketiyle dinleyiciyle buluşturuyor. Aynı zamanda müzisyen yakında yayımlanacak mini albümünü de müjdeliyor. Akılda kalıcı, elektro tınıları pop tarzı vokalleriyle harmanlayan Ponette yeni parçasında hayal kırıklıklarından ve umutsuzluğu ses evreninde anlatıyor. Vokalist Helene Svaland Johansen'in dürüst söz yazımı ise şarkıyı daha da üst noktaya taşıyor. Heavy guitar ve synthlerin şarkıya eşliğiyle ise Stuck saf bir enerji patlaması olarak cereyan ediyor. Bu arada Ponette geçtiğimiz aylarda efsanevi pop grubu t. A. T. U.'nun en popüler şarkılarından All The Things She Saidi de oldukça başarılı bir şekilde yorumladı. Ponette ilk uzunçaları üzerinde çalışırken 2000'li yılların en bilindik pop şarkılarından birini yorumlayarak farklı janrlardan etkilendiğini de böylelikle kanıtlamış oldu. Ponette'in All The Things She Said coverını da mutlaka dinlemelisiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/09/yeni-coucheron-x-pasha-g-o-l/", "text": "Coucheron ve Pasha ikilisi sene başından beri yayımladıkları teklilerle kalbimizi kazanmıştı. Eğlenceli ve dans edilesi parçalarla modumuzu yükselten ikili sonunda ilk mixtape'leri G. O. L. u dinleyiciyle buluşturdu. 90'lı senelerin hip-hop ve funk tınılarını elektro pop ile harmanlayan ikili, Norveç'in dağlarında bir kabinde yedi gün boyunca parçalar üzerinde çalıştı ve Coucheron x Pasha projesi hayat buldu. Bu senenin başında by:Larm Festivali'nde canlı performansını izlediğimiz ikilinin enerjisine hayran kalıp sonrasında yayımlayacakları parçalar için de bir hayli heyecanlanmıştık. Norveç'in Gol kasabasında hayat bulan ve temelleri atılan bu mixtape, birçok fikrin harmanlanması sonucu ortaya çıkan bir ürün aslında. On parçadan oluşan mixtape, aynı zamanda çokça sevdiğimiz ve enerjisine hayran olduğumuz Safario ile de bir düet de içeriyor. Birçok janrı barındıran G. O. L. Gorillaz ve Basement Jaxx'i de bizlere hatırlatmıyor değil. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/10/kesif-niilas-chaga/", "text": "Peder Niilas Tarnesvik'in müzikal alter egosu Niilas genç yaşına rağmen Norveç elektronik sahnesinin adeta göz bebeği. Bas odaklı melankolik tınıları yenilikçi bir üslupla harmanlayan müzisyen kısa sürede dikkatleri çekmeye başladı. Özellikle Bergen sahnesinde fenomen olarak bilinen Niilas aynı zamanda Oslo sahnesinde de ilgiyle takip edilen müzisyenler arasında. Yarattığı ses manzaralarında elektronik müziği zarifçe farklı janrlarla buluşturan müzisyen Berlin minimal elektronik sahnesinin tınılarını da biraz bizlere anımsatıyor. Niilas'ı diğer müzisyenlerden ayıran en önemli özelliği ise müziğinin merkezine Sami estetiğini ve natüralist bakış açısını koyarak elektronik sahnesinde yeterince temsil edilmemiş bir kimlik ve kültürünü de dinleyiciye keşfettiriyor. 2018'den bu yana solo projesi için yeni müzik yayımlamayan müzisyen Chaga adlı teklisiyle Also This Will Change adlı on bir parçalık albümünü de müjdeliyor. Chagayı dinler dinlemez ise hakikaten tipik bir sonbahar manzarası ve yağmurlu dev ağaçlı bir orman insanın zihninde canlanıyor. Parça aynı zamanda mistik bir atmosfer hissiyatı da veriyor. Sami doğasından ve natüralist bakışından etkilenen Niilas, Chaga adlı teklisiyle hiper-modern dünyada yerli ve yok olmaya yüz tutmuş bir kültürün geleneklerini müziği aracılığıyla yaşatmaya çalışıyor. Esasen Kuzey Norveç'in Kafjord bölgesinde de kökenleri bulunan müzisyen Bergen merkezli olmasına rağmen kendi kimliğindeki çok katmanlılıktan faydalanarak kendi müzikal dünyası, doğa, teknoloji ve Sami kültürü arasında dinleyiciyi bir yolculuğa çıkarıyor. Aslında tını ve janr olarak İzlandalı müzik grubu mum'dan farklı bir müzik yapmasına rağmen Niilas hissiyat olarak mum'un bıraktığı o gizemli, saf ve dokunulmamış tınıları dinleyiciye direkt hissettiriyor. Niilas'ı radarınıza almadıysanız şimdi dinlemenin tam sırası, nitekim yayımlanacak Also This Will Change adlı albümü oldukça orijinal bir konsepte sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/10/yeni-simen-mitlid-grateful-dead/", "text": "30 Ekim tarihinde Birds; or, Stories from Charlie B's Travels From Gronland to the Sun, and Back Again adlı üçüncü albümünü yayımlayacak müzisyen daha albümün isminden bile aslında bizlere ne denli şiirsel bir dünya ile karşılaşacağımızın ipucunu veriyor. Grateful Dead ise albüm öncesi yayımlanan son tekli niteliğinde. Mitlid'in albüm öncesi tekli olarak yayımladığı diğer parçaları Weeks, Birds ve While Heaven Is on Fire da birbiri ile inanılmaz uyumlu ve harmonik. Simen Mitlid'in müziğinin yanı sıra yayımladığı müziklerin albüm kapakları ise birbirinden güzel ve tasarımsal anlamda birbirini tamamlar nitelikte. Bütün tasarımlar ve albüm kapakları yetenekli tasarımcı Kristoffer Eidsnes'in ellerinden çıkma."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/2020ye-damga-vuran-10-nordik-film/", "text": "Takvim yapraklarımızından bir yılı daha atmak için gün saydığımız, yeni soğukların kısmen evlerimizde de hissedilmeye başladığı şu günlerde artık iyisiyle kötüsüyle 2020'yi önümüze alabiliyoruz değerlendirmek üzere. Yılın ilk yarısında birçok uluslararası festivalin gerçekleşmemesi, Oscarlar öncülüğünde tüm ödül sezonunun ikişer ay kayması ve yabancı film başvurularının geçen yıla oranla daha geç açıklanıyor oluşu Avrupa'daki sinema sektörünü de diğer her şey gibi fazlasıyla etkiledi. Tüm belirsizlikler ışığında, 2020'nin bitmeden başka bir filmle daha bize sürpriz yapabileceğini de belirterek yılın öne çıkmış 10 Nordik filmini bir araya getirdik bu listede. Babasının trans kimliğini açıklaması ve hayatının kalanını bir kadın olarak yaşamak istediğini belirtmesi üzerine tüm yaşantısı değişen Emma'nın önceki 'tamamen sıradan' hayatı ile 'yeni gerçeğe' adapte oluş sürecini irdeleyen En helt almindelig familie yönetmen Reymann'ın da ilk yönetmenlik denemesi. Film kurduğu büyüme hikayesini yalnızca ailenin çocukları üzerinden şekillendirmiyor, teraziye yepyeni bir hayatın kapısını aralamış Agnete'i de ekliyor. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. 600 bin takipçiye sahipken kim ne yapsın arkadaşı? sorusuyla yola çıkan Sweat'in merkezinde sevenlerine spor önerileri paylaşan bir Influencer yer alıyor. Filmde üç gününü takip ettiğimiz Sylwia Zajac'ın hayranlar, sponsorlar ve bünyesinde çalışmayı bekleyenlerle çevrili dünyasında gerçek yakınlığı arama çabasına şahitlik ediyoruz. Gerçekleşemeyen Cannes 2020 programında yer alan film, aynı zamanda sosyal medyanın saydamlaştırdığı sınırları da gözler önüne seriyor. Nereden İzleyebilirim? Film, 39. İstanbul Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşmuştu. Annesinin ölümü ardından teyzesi ile üç kuzeninin yanına yerleşen ve aile kavramını yeniden düşünmeye başlayan Ida'nın öyküsünü izlediğimiz Kod og blod, bu oluşumun figürler üzerinde yarattığı baskıyı ve ardında bıraktığı etkileri inceliyor. On yedi yaşındaki genç kızın başını soktuğu yeni hane ona aynı zamanda suça yatkınlıklarıyla dikkat çeken ailenin bir parçası olma ihtimalini de sunuyor. Nereden İzleyebilirim? Film, 8. Boğaziçi Film Festivali kapsamında izleyiciyle buluşmuştu. Birkaç senedir çevre aktivizmi söz konusu olduğunda ismini sıklıkla duyduğumuz Nobel Barış Ödülü adaylığı da bulunan Greta Thunberg'in dünyaca tanınır olma sürecinin günlüğünü tutan I Am Greta belgeseli, yetişkinlere Siz benim geleceğimi düşünmezken ben neden okul hayatımı önemseyeyim ki? sorusunu yöneltmiş on beş yaşındaki aktivistin hayatına içerden bir bakış sunuyor. Film, Greta ile özdeşleşmiş o protestonun perde arkasından başlayarak onun nasıl herkesçe bilinir bir ikona dönüştüğünü gözlemliyor. Stellan Skarsgard ile Andrea Br in Hovig'i bir araya getiren Hap, Toronto ve Berlinale gibi birçok önemli festivale uğrayarak yolculuğuna devam ediyor. Yönetmen Sodahl bu ikinci uzun metrajında, varlıklı bir aileyi uçurumun kenarında tutarak onların beyin kanseri teşhisi konulduğu andan sonraki davranışlarını takibe alıyor, ömrü üç ay sonra bitecek bir aşkın bu zorlu koşullarda nasıl bir forma bürüneceğini görmemizi sağlıyor. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. Benjamin Ree'nin yönetmenlik koltuğuna oturduğu Kunstneren og tyven belgeselinde Barbora Kysilkova ve onun eserlerinden ikisini bulundukları sanat galerisinden çalan Karl-Bertil Nordland'ın alışılmışın dışında gelişen ilişkilerini izliyoruz. Kysilkova'nın suçlamaların karşısında kalan hırsızına yönelttiği bir portre çizme teklifi bu Sundance ödüllü belgeselin ivme kazanarak yıla damga vuran sayılı belgesel arasında yer almasını sağlıyor. Nereden İzleyebilirim? Daha önce Hulu ve Amazon US gibi platformlarda yayınlanan filme henüz Türkiye'den erişilemiyor. Erotizm üzerinden komediyle dramı, korkuyla romantizmi bir araya getiren Koirat eivat kayta housuja, eşini seneler önce bir kazada kaybetmiş Juha'nın kendine yeni bir arayış, onu 'başıboş' hissetmekten alıkoyacak yeni bir heyecan aradığı günleri konu ediniyor. Valkeapaa bu çarpıcı filminde ana karakterinin yoluna bir dominatriks olan Mona'yı çıkarıyor ve cezalandırmak eylemi üzerinden ikilinin kurduğu bağın sınırlarını zorluyor. Nereden İzleyebilirim? Filmi MUBI Türkiye üzerinden izleyebilirsiniz. Sami Blood (2016) ile tanınırlık kazanmış Amanda Kernell'in son filmi Charter, temelde bir aile dramı. Zorlu ve yıpratıcı bir mücadeleden yeni çıkmış Alice'ın aylardır görmediği oğlundan gece yarısı bir telefon alınca, çocuklarıyla arasında kurduğu ilişkiyi gözlemlemeye başlıyoruz. Film, ana karakterimizin harekete geçerek çocuklarını Kanarya Adaları'na tatile götürmesiyle de kırılma anını yaşıyor. Not: Film, İsveç'i bu yılki Uluslararası Oscar yarışında temsil edecek. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. İzlanda'nın farklı hanelerinden, farklı düşüncelerinden ve farklı ailelerinden birer dakikalık planlarla bir panorama kuran Bergmal, Noel arifesinde ya da bir seçim ekranı karşısında, sabah işe gelirken ya da akşam işten dönerken İzlanda halkının da yaşadığı bazı problemleri ele alıyor; coğrafyanın kader olup olmadığını sorguluyor. Runarsson'un birbirinden bağımsız olarak çektiği elli altı sahne aynı zamanda modern bir portre niteliğinde. Nereden İzleyebilirim? Filmi MUBI Türkiye üzerinden izleyebilirsiniz. Daha önce Jagten (2012) ve Far from the Madding Crowd (2015) gibi filmlerle tanıdığımız Thomas Vinterberg'in son filmi Druk hayatlarına kanlarına karıştıracakları sınırlı dozda alkolle maksimum verim ve motivasyon alarak devam edebileceklerine inanan bir grup lise öğretmeni üzerinden kuruyor anlatısını. Biz de bu amatör deneyin neden olabileceği tüm olasılıkları eksi ya da artı demeden gözlemleme imkanı buluyoruz. Mads Mikkelsen'in olağanüstü performansıyla öne çıkan film, kartlarını hiç kimseyi yargılamadan oynamayı tercih ediyor. Nereden İzleyebilirim? Film, 25 Aralık 2020'de sinema salonlarındaki yerini alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/cesur-yeni-dunya-ile-1984-arasinda/", "text": "Özellikle son yıllarda dünya genelinde esen politik rüzgar, distopyaları yeniden hatırlatmıştı. Daha doğrusu, George Orwell'in 1984'ü, Aldous Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sı, Yevgeni Zamyatin'in Biz'i, Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'i gibi aslında hiç unutulmamış olan kimi klasik eserleri yeniden bir gözden geçirmemize sebep oldu. Bir ara, Orwell'in 1984'ünün, roman kategorisinden alınıp kurgu dışı kitaplar rafına yerleştirilmesi bile önerildi! Bir taraftan da Margaret Atwood gibi çağdaş isimlerin hayli haklı olarak daha ön plana çıkmasına tanıklık ettik. İçinde bulunduğumuz salgın ise maalesef çok daha şiddetli bir rüzgar estiriyor; bir doğal afet hatta! Artık iyiden iyiye bir distopyanın içinde bulunduğumuza ikna olmuş durumdayız; daha ne olabilir ki? sorularına bilimkurgu kitaplarıyla cevap verir olduk. Dolayısıyla tam da bu dönemde, şimdiye kadar göz ardı edildiğini söyleyebileceğimiz kimi eserlere daha yakından bakmaya başladık. İsveçli yazar Karin Boye'nin Kallokain'i de böylesi bir roman (çev. Sevda Deniz Karali, İthaki Yayınları, Haziran 2020). Kallokain, yazarlığın yanı sıra şair, çevirmen ve eleştirmen kimliklerine de sahip olan Karin Boye'nin yayımlanmış son kitabı. 41 yaşında, aşırı dozda uyku hapı alarak son verdiği hayat hikayesine bakınca, romanda kurduğu atmosferin sebebi de daha net ortaya çıkıyor. Anlaşılan o ki, II. Dünya Savaşı'nın başlangıcında, Nazi tehdidi altındaki bir dünyayı kabullenememiş Karin Boye."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/copenhill-en-temiz-enerji-santrali/", "text": "Kopenhag'da bulunan ve dünyanın en temiz enerji santrali olarak kabul edilen Copenhill Enerji Santrali, kayak pisti gibi birden fazla etkinlik için de hizmet vermekte. Çatısında kayak pisti, tırmanma duvarı, go kart, wakeboard ve yürüyüş yolu bulunan Copenhill fütüristik bir mimariye sahip. Copenhill, dünyanın en etkili 100 insanı arasında gösterilen mimar Bjarke Ingels tarafından tasarlandı. Copenhill Enerji Santrali, saatte 70 ton atığı yakarak Kopenhag'da 120.000 haneye sıcak su ve elektrik sağlamakta. Kopenhag, 2025 yılında dünyanın ilk karbonsuz şehri olma hedefine ulaşmak için Copenhill ile bir adım öne geçmiş bulunmakta. Copenhill atık yakma ve enerji üretme için teknoloji ile donatılmış bir enerji santrali. Fakat bunun yanı sıra Copenhill'de kayak pistinin ve ya diğer aktivitelerin olmasının yanında halkı bilinçlendirmek için tesiste eğitimlerde veriliyor. Copenhill birbirinden farklı aktivitelere ev sahipliği yapmasından dolayı ise kentsel rekreasyon merkezi olarak görülmekte. Yapay kayak pisti, çatı katı barı, tırmanma duvarı, yürüyüş ve koşu parkurları bulunuyor. Binada yer alan eğitim merkezi ile birlikte akademik turlar, konferanslar ve atölye çalışmaları yapılabilmekte. Copenhill fütüristik mimariye sahip olması sebebi ile ayırt edici özelliklere sahip. Eğimli yeşil çatısı ve kama şeklinde ki formu ile eşsiz bir forma sahip olan Copenhill, dünyanın en etkili insanlarından biri tarafından tasarlandı. Bjarke Ingels Copenhill için temiz enerji ve kayak yapılabilir enerji santrali ile hayal güçlerinin temelini oluşturduklarını ifade etmekte. Yılın farklı dönemlerinde Copenhill Kentsel Rekreasyon Merkezinde ilginizi çekebilecek aktiviteler bulabilirsiniz. Copenhill'de gerçekleşen aktiviteler ve ya eğitimler için bu link üzerinden daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/disgusting-food-museum/", "text": "Kültürel farklılıklar, insanlara ait davranış ve düşünce biçimlerinin, beğenilerin ve yargıların arasına birtakım sınırlar çizer, onları ayrıştırırken; bu çeşitliliği doğuran kuvvetli bir unsur olarak gıda, yaşamın devamı için gerekli bir kaynak olmanın ötesinde, farklılıkları her an uzlaştırabilen ortak bir paylaşım alanı, bir masa gibidir. Çoğu zaman bir yemeği paylaşmak, bir yabancıyı arkadaşa çevirmek için en iyi yöntemdir. Gıdanın sebep olduğu bu uzlaşım, beğenide olduğu gibi eleştiride, hatta evrensel duygulanımlardan biri olan iğrenmede de kendini gösterebilir. Paul Eckman isimli bir antropoloğun dünyanın çeşitli ülkelerinde yürüttüğü araştırmadan elde edilen sonuçlar, iğrenme duygusunun 7 evrensel duygudan biri olduğunu ortaya çıkarmıştır (Ekman & Cordaro, 2011, p.367). İğrenme, canlı organizmayı enfeksiyon veya hastalık riskine karşı koruma amacıyla evirilmiş bir psikolojik sistemdir. Başka bir deyişle iğrenme, dinamik ve adaptif özelliklere sahip olan davranışsal bir bağışıklık sistemi olarak tanımlanabilir (Curtis, De Barra, & Aunger, 2011). Özetleyecek olursak, tiksinme duygusunun, pis, küflü ya da bozuk yiyecek ve içeceklere karşı verdiğimiz kendimizi hastalıktan koruma amaçlı bedensel bir tepki olduğu söylenilebilir. İğrenme duygusunun objesi farklı kültürlerde, farklı üretim ve hazırlama metotlarıyla ortaya çıkarılan yemekler olduğunda, meydan okumak sağlam bir mide ve kültürel sınırları aşabilecek cesur bir zihin gerektirir. 2018 yılında İsviçre, Malmö'de açılan Disgusting Food Museum ise ziyaretçilerini dünyanın muhtelif yerlerinde hazırlanan 80 geleneksel yemekle baş başa bırakıyor ve tadım etkinliği ile müzeciliğin de sınırlarını zorlayan bir deneyim yaşatıyor. Geçtiğimiz yıllarda, Museum of Failure koleksiyonunun da yaratıcısı olarak tanınırlık kazanan Dr. Samuel West'in son projesi Disgusting Food Museum'un olağandışı cazibesi, 'menü'sünde çürümüş köpek balığı etinden, boğa penisine, yarasa çorbasından, kurtlu peynire kadar birçoklarının iğrenç olarak tanımladığı yemekleri bulundurmasından geliyor (Marcus, 2018). Beğeniler üzerinde belirleyici olan etnik merkezci yaklaşımın kültürel görelilikle çatıştığı bir atmosfer yaratan ve ziyaretçiyi beslenme şekilleri üzerine sarsıcı bir sorgulamaya iten DFM'nin hedef kitlesini, lezzet algısının sınırlarını zorlamak isteyenler ve meraklılar oluşturuyor. Dünyanın en iğrenç 80 yemeğinin teşhir edildiği ve gelen ziyaretçilerin sergilenen yemeklerin tadına bakabildiği bu müzenin hayata geçirilmesinde rol oynayan ana fikir ve misyon, lezzetin tanımının genellikle kültürel sınırlar içerisinde yapılıyor olduğu gerçeğini göstermek ve farklı kültürlerde çokça tüketilen ve sevilen yemeklerin bir yabancının gözünde iğrençleşebildiğini anlatmak. Mekan olarak eski bir mezbahayı kullanan müze, protein ihtiyacının böceklerden ya da laboratuvar üretimi etlerden sağlanmasına burun kıvıran pek çok insana gezegen için sürdürülebilir olmayan et üretim ve tüketim alışkanlıklarını farklı kültürlere ait gözde yemeklerle sorgulatmayı hedefliyor. Müze direktörü Andreas Ahrens, ... et arzumuzu beslemek için yetiştirilen hayvanların gezegene maliyeti korkunç. Bu şekilde yemeye devam edemeyiz. diyerek insanları yeme alışkanlıkları konusunda daha sürdürülebilir bir tutuma teşvik etmenin müzenin vizyonlarından biri olduğunu söylüyor (Foerster, 2019). Birden fazla koleksiyona ve galeriye ev sahipliği yapan içerikçe zengin, pazarlama ve etkinlik modelleri açısından çeşitli stratejiler yürüten müzelerin aksine oldukça deneysel ve yalnızca bir fikir üzerine inşa edilmiş olan DFM, eser odaklı değil insanın beğeni yargılarını konu alan bir çalışma yürüttüğü için başlı başına bir iletişim örneği olarak ele alınabilir gibi duruyor. Deutsche Welle. . Disgusting Food Museum opens in Sweden. Foerster, E. (2019, August 23). 80 of the world's most disgusting foods. Opening October 31 in Malmö. Marcus, L. (2018, December 3). Disgusting Food Museum going on tour."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/estonya-dijital-vatandaslik-ile-sirket-kurma/", "text": "Estonya teknolojik ürünleri ve start up'ları desteklemek amacı ile dünyanın her bölgesinden girişimcilere internet üzerinden e-vatandaşlık sağlamakta. Estonya dijital vatandaşlık sistemi ile tam olarak Estonya vatandaşı olmuyorsunuz fakat size şirket kurma hakkı tanınmış oluyor. Bu sistem ile Estonya'da yaşamadan internet üzerinden işlerinizi de yürütebilirsiniz. E-vatandaşlık başvuru formuna bu link üzerinden ulaşabilirsiniz. Bu form üzerinden kimlik bilgilerinizi, mail, adres, fotoğraf ve neden başvuru yaptığınız alanı doldurduktan sonra 100 ödeme yaparak başvurunuzu tamamlayabilirsiniz. Başvurunuz kabul edildikten sonra Estonya Ankara Büyükelçiliği'nden randevunuzu alabilir ve Estonya dijital vatandaşlık kartınızı alabilirsiniz. Dijital vatandaşlık size her ne kadar Estonya vatandaşlık hakkı tanısa da, sizlere oturum izni veya Avrupa içinde serbest dolaşım hakkı tanımıyor. Estonya e-vatandaşlık sistemi ile şirket kurma işlemlerinizi ise dijital kimlik kartınınızı aldıktan sonra online olarak gerçekleştirebilirsiniz. Dünyann en kolay şirket kurma işlemlerinden biri olan bu aşama hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz buradan daha fazla bilgi alabilirsiniz. Estonya, dünyanın en teknolojik gelişmelere açık olan ülkelerinden birisi. Teknolojik alt yapısı güçlü olan bir ülke olduğu için Estonya'da seçimlerde oy kullanımı, sözleşme imzalama, şirket kurma gibi işlemlerini de kimlik kartları ile online sistem üzerinden yapılabiliyor. Bu sebeple dijital devlet politikaları kapsamında, dünyada dijital girişimcilik ile ilgilenen farklı ülkelerden kişilere dijital yatırımcılığı desteklemek amacı ile e-vatandaşlık olanağı tanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/hvitur-hvitur-dagur/", "text": "Hlynur Palmason kariyerine bir görsel sanatçı olarak başladı ve kariyerini daha sonra ödüllü kısa filmi A Painter ile mezun olduğu Danimarka Ulusal Film Okulu'nda eğitim alarak film yapımcılığına dönüştürdü. Palmason'un ilk uzun metrajlı filmi Winter Brothers, dünya prömiyerini 2017'de Locarno Film Festivali'nin ana yarışmasında gerçekleştirdi ve dört ödül kazandı. İkinci uzun metraj filmi olan Hvitur, Hvitur Dagur ile ise İzlanda'nın Oscar adayı oldu. Hvitur, Hvitur Dagur eşini ani bir kaza sonucu kaybeden polis memuru Ingimundur'un trajik hikayesini anlatıyor. Uzun zamandır İzlanda'nın en büyük aktörlerinden biri olan Ingvar Sigurdsson'un başrolde olduğu film, oldukça alışık olduğumuz yas hikayelerinden birini sunuyor. Çarpıcı görselleriyle, etkileyici sessizliğiyle ve oyunculuklarıyla tam bir İzlanda filmi izlediğimizi her an anımsıyoruz. Her şeyin beyaz olduğu günlerde, gökle yer arasında fark kalmadığında ölüler, hani fani olan bizlerle konuşabilir film bu anonim söz ile açılıyor. Film boyunca da İzlanda'nın beyaz, bembeyaz sisler içerisindeki manzarasına ve Ingimundur'un kaybettiği eşi arkasından tuttuğu yas sürecinin kederine tanık oluyoruz. Ingimundur kaybettiği eşinin sadakati hakkında şüphe duymaya başlar ve gerçeğin peşine düşmeye karar verir. Duyduğu şüphelerin ve sorgulamaların ötesinde; karakterin kontrolü kaybedişi, çevresine karşı artan öfkesi ve saplantısının giderek büyümesi filmi içinde olduğu sakinlikten uzaklaştırarak filmin tansiyonunu yükseltir. Yönetmen film boyunca sık sık nesnelerin görüntüsüne odaklanmayı da ihmal etmez. Bir sahnede Ingimundur yolda giderken çarptığı yüksek bir kaya parçasını uçurumdan fırlatır ve kaya parçasının sulara düşünceye kadar, dağda yuvarlanışını izleriz. Nuri Bilge Ceylan'ın da Bir Zamanlar Anadolu'da kullandığı elma sahnesi eminim ki birçok izleyicinin bu esnada aklına düşmüştür. Eşinin ölümüyle ilintili olan bu kaya parçası Ingimundur'un yaşadığı ruhsal çöküntünün de bir simgesi gibidir. İskandinav Sineması'nın iyi örneklerinden biri olan bu film, izlandik filmlerde aradığımız yeniliği bize sunmaz; fakat muhteşem coğrafyasıyla sunduğu görüntülerle hayran bırakmayı da her zamanki gibi ihmal etmez. Hvitur, Hvitur Dagur güçlü finaliyle yavaş ama asla sıkıcı olmayan yapısıyla, bir keder ve koşulsuz sevgi filmidir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/icimizdeki-mistik-gucu-anlatan-bir-fin-felsefesi-sisu/", "text": "Hygge, Lykke ve Lagom felsefelerinden başka Nordik felsefeden daha bahsetmek gerekiyor. Herkesin içinde bulunan ve zor zamanları atlatmamızı sağlayan içimizdeki mistik gücü ifade eden Sisu, Finlerin en sevdiği kelimedir. Diğer dillerde tam bir karşılığı olmasa da Fince'de Sisu, zorluklar karşısında olağanüstü bir cesaret ve kararlılığın ötesini anlatan ve herkesin içinde bulunan mistik gücü ifade eden bir yaşam felsefesidir. Sisu, bazıları için üstlenilmesi çılgınca görünebilecek derecede umutsuz bir görevde içimizden gelen güç ve azim anlamına gelir. Etimolojik olarak Sisu, iç anlamına gelen Fince kök sözcükten gelir. Bu, Sisu'nun cesaret veya iç güç olarak tanımlanmasının nedenlerinden biridir. Fin yaşam tarzının başında gelen Sisu, zorlayıcı hava koşullarına rağmen bir çok alanda dünyanın en iyisi olan Finlandiya'yı açıklamanın en iyi yolu. Kelimenin çıkış zamanının 1500'lü yıllara dayandığı düşünülse de Finlerin İkinci Dünya Savaşı'nda bağımsızlıklarını koruma nedeni olarak yer alıyor. Savaşta Sovyetler Birliği'nin Finlandiya'ya karşı sayıca ve mühimmat açısından avantajlı olmasına rağmen, Fin askerlerinin savaşı kazanması ve dolayısıyla Finlandiya'nın bağımsızlığını korumasının bu felsefeyle ilgili olduğuna inanıyorlar. Bu da Sisu'yu onlar için çok daha anlamlı kılıyor. Bu nedenle kelimenin kökeni Finler için çok özeldir. Buna örnek olarak ülkedeki Sisu isimli marka arabalar, pastiller, öksürük şurupları, şekerler gösterilebilir. Hatta Antarktika'da aynı ada sahip bir dağ bile vardır. Sisu ayrıca popülaritesi artan bir erkek ismidir. Şimdilerde 2.000'den fazla Fin erkek bu ada sahip. Sisu'nun kökeni Finlandiya'da bulunsa da, dünyanın her yerindeki tüm insanlar için geçerlidir. Hepimizin paylaştığı ve günlük yaşamlarımız üzerinde güçlü bir etkisi olabilecek bir potansiyeldir. Finlandiya, bireylerin önemli zorlukları aşmalarını sağlayan esrarengiz gücü tanımlamak için kullanılan Sisu olarak bilinen kültürel bir yapıya sahiptir. Fin kolektif söyleminin merkezi bir parçasıdır ve bir yaşam felsefesi olarak görülür. Sisu Felsefesi'nin özünde, her birimizde göründüğünden daha fazla güç olduğu fikri vardır. Sisu; nihai hedefe ulaşana kadar tekrarlanan başarısızlıklar karşısında hareket etmeye devam etme fikrine atıfta bulunur. Zihinsel ve fiziksel yeteneklerinizin sonuna geldiğinizde bile pes etmemenizi söyleyen bir yaşam tarzıdır. Sorumluluklarınızın yükünü her ne olursa olsun, kırılmaz bir irade ve sebatla taşımanıza izin veren bir tür zihinsel dayanıklılıktır. Eyleminizi sürdürme ve aşırı olasılıklara karşı savaşma yeteneğidir. Sisu, sebatın ötesine geçer. Hiçbir şeyin kalmadığını hissettiğinizde güvendiğiniz şey Sisu'dur. Finlere göre Sisu, günlük egzersizlerle çalıştırılabilecek psikolojik bir kastır. Joanna Nylund, Sisu: The Finnish Art of Courage kitabında Finlandiya'nın kültürü ve toplumu hakkında bilgi veriyor. Kitabın sadece birkaç sayfasından sonra, Nylund okuyucuları cesaretlendiriyor ve bize ''Herkesin ulaşabileceği bir mesafede Sisu'su var.'' diye bitiriyor. Kitapta Sisu'nun çok amaçlı bir yaşam felsefesi olarak nasıl uygulanabileceği gösteriliyor. Sisu; fiziksel ve zihinsel sağlığa katkıda bulunur. Eşiniz, aile üyeleri ve meslektaşlarınızla iletişim kurmanıza yardımcı olur. Çocuklarınızı Sisu bilincine sahip olacak şekilde yetiştirebilirsiniz. Bunu aktif ve sağlıklı bir yaşam sürmenin temeli olarak kullanabilir, hedeflerinize doğru ilerlemek için bundan yararlanabilirsiniz. Hatta Sisu mutluluğu bulmanıza yardımcı bile olabilir. Sisu'yla ilgili bir diğer kitap ise Katja Pantzar'ın yazmış olduğu Finding Sisu isimli kitabıdır. Kitap Türkçe'ye Ayhan Semih Koç tarafından Sisu'nun Peşinde olarak çevirilmiştir. Sisu Felsefesi'ni daha iyi anlamak ve hayatınızda uygulayabilmek için bu kitabı da okumak isteyebilirsiniz. - Dövüş sanatları yarışmacısı ve 1993 1994 ABD Genç Satranç şampiyonu Joshua Waitzkin Sisu'yu şöyle tanımlamıştır; Yüksek bir rekabet düzeyinde, başarı genellikle savaşın alanını ve tonunu kimin belirlediğine bağlıdır. Savaşın tonunu belirleyen sizin zihinsel dayanıklılığınızdır, yani Sisu'nuzdur.'' - Emilia Lahti, Finlandiyalı bir Sisu araştırmacısı ve sosyal aktivisttir. Kendisinin Sisu hakkında derin araştırmaları bulunmaktadır. Hatta bu araştırmalarını sisulab. com adlı web sitesinde de yayımlıyor. Sisu'yu daha iyi anlamak için Emilia Lahti'nin TedX konuşmasını da aşağıdan izlemelisiniz. Sisu, tipik olarak başarı olasılığının düşük olduğu durumlarda ortaya çıkan ve tekrarlanan başarısızlıklar gerçekleştiğinde oluşan olağanüstü bir kararlılık ve cesaretin ötesidir. - Rehberlik edecek kimseniz olmadığı halde bir işe başladığınızda. - Barın altına adım attığınızda ve daha önce hiç denemediğiniz bir ağırlığı kaldırmaya hazırlandığınızda. - Hiç bitmeyecek gibi görünen bir projenin ortasındayken. - Hedefinize ulaşmak için elinizden gelen her şeyi denediğinizi ve hala başaramadığınızı hissettiğinizde. Sisu Felsefesi'nde önemli olan her koşulda ona bağlı kalmak. Öncelikle zorlandığınızı farkettiğiniz anda her şeyi bırakıp sadece derin bir nefes alın. Her şeyin bittiğini düşündüğünüz, bir adım daha atamayacağınıza inandığınız, kol ve bacaklarınızda güç kalmadığını hissettiğiniz o anlarda sadece nefes alın. Güçlü ve derin bir nefes sizi karamsar duygulardan biraz olsun uzaklaştıracaktır. Vücudunuzda gezinen oksijen, sizi dinçleştirecek ve güçlendirecektir. Gün boyunca dikkatiniz zaman zaman başka yönlere çekilebilir. Bu nedenle kendinize zaman tanıyıp, hiçbir şey yapmadan o zamanı geçirin. Evet, hiçbir şey yapmayın! Bu söylendiği kadar basit olmayan bir şey aslında. Çünkü zamanın gereği olarak bizler sürekli bir şeylerle meşgul olmaya eğilimliyiz. Hatta son dönemlerde sürekli bir şeyler yapmamız ve zamanı boş geçirmememiz, zamanın kıymetli olduğu düşüncesi bize sürekli olarak dayatılmakta. Tüm bu düşünce ve baskılarla hiçbir şey yapmadan durmak kolay olmayacaktır. Fakat durup sadece camdan gökyüzünü seyretmek, gözlerinizi kapatıp içinize dönmek, ya da sadece uzanıp tavanı izlemek gibi yaşamınıza kısa molalar vermek sizin en doğal hakkınız. Üstelik zorlandığınızı hissettiğiniz zamanlarda bunu yapmanın hiçbir kötü yanı yok. Kendinizi bunu yaptığınız için suçlamayın ve yapılan baskıları görmezden gelin. Hiç kimseyle tam anlamıyla kavga etmeseniz de, hayat bazen bir kavga gibi gelebilir. Dinlenebileceğiniz, enerji toplayabileceğiniz, güçlenmek ve engellerinizi aşmak için yardım alabileceğiniz yollar düşünün ve kendinize böyle alanlar yaratın. Doğayla vakit geçirmek bu alanlardan birisi olabilir. Bu ayrıca bilinen en doğal sakinleştiricilerden biridir. Zihninizi berraklaştırabilmek için doğaya çıkın. Ağaçlık bir alanda yürümek veya denizin kokusunu içinize çekmek emin olun size kendinizi iyi hissettirecektir. Doğaya dönmek özünüze dönmektir! Bunu başarabilmek için Norveçlilerin doğayla iç içe yaşamı anlatan felsefesi Friluftliv'den de ilham alabilirsiniz. Önceki maddeleri hakkıyla uyguladıysanız artık harekete geçmeye hazırsınız demektir. Kendinize zaman ayırdığınızda, her şeyi durdurup içinize döndüğünüzde aklınıza gelen yeni fikirler olduysa işte şimdi onları harekete geçirmenin tam zamanı! Bunun için öncelikli şart; bir işaret beklememenizdir. Sürekli kendimize motive olmak için işaretlere ihtiyacımız olduğunu söyleriz. Fakat aslında işaret bekleyene kadar ufak bir adım atmak sizi olduğunuz noktadan 1 adım öteye taşıyacaktır. Sisu yaşam tarzını benimsemek istiyorsanız, bir şeyleri gerçekleştirmeye hemen başlamanız gerekir. Sonuçta Sisu, büyük bir sıçrama yapmak yerine ilk küçük adımı atmanızla ilgili. Emilia Lahti'nin Sisu'yu tanımlarken bahsettiği bir şey daha var. O da Sisu'nun aşırıya kaçıldığında size zarar verebilecek olmasıdır. Örneğin sürekli bir atılım yapmak, sürekli bir şeyler başarmak arzusuyla başarısız olduğunuzdaki hislerinizi bastırmak ya da başarısızlığı kabullenmeyip kendinize baskı yaratmak gibi. Bütün bunlar bir gün sizin tükenmişlik sendromuna yakalanmanıza sebep olabilir. Bazen iş ve stres arttığında, topuklarınızı yere vurmanız ve sağlam kalmanız gerekir. İşlerin sizi çok fazla zorlamasına izin vermeyin. Eğer çok fazla olmaya başladığını hissediyorsanız, yardım istemekten çekinmeyin. Kim bilir belki de içinizdeki Sisu'yu bulmanıza bir başkası yardım edecektir. Kısaca hayatın her alanında olduğu gibi Sisu'da da dengeyi bulmalısınız. Sisu zorluklarla baş etmek ve yeri geldiğinde kafa kafaya mücadele etmektir. Fakat aynı zamanda ne zaman mola vereceğinizi bilmek veya yardım istemek de zihinsel ve fiziksel sağlığınız için önemlidir. Unutmayın Sisu zaten içinizde var. Sadece onu açığa çıkarmalısınız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/iskandinav-markalarindan-surdurulebilir-moda-yaklasimi/", "text": "Moda sektöründe sürdürülebilirlik adına atılan en büyük adım, ilk kez 2009 yılında düzenlenen Kopenhag Moda Zirvesi ile yaşandı. İlk kez bu zirvede yayınlanan kılavuz niteliğindeki raporda, moda sektöründeki CEO'ların sürdürülebilirliği markalarına entegre etmeleri için somut bir yol haritası çizilmiş oldu. Sürdürülebilir moda yaklaşımının tam olarak neyi ifade ettiğini bu raporda 7 temel başlık altında toplanmış eylem planlarıyla özetlemek mümkün: marka şeffaflığı, su, enerji ve kimyasal hammadde kullanımının sınırlandırılması, çalışanların güvenliği ve adil ücret düzeni, geri dönüştürülebilir hammadde kullanımı, ürünlerin yeniden kullanımı ve dijital devrim. Kısacası, sürdürülebilirlik sadece yeşil dünyayı değil, adil ve eşitlikçi bir küresel düzeni de hedefliyor. Her ne kadar marka sahiplerinin ve şirket politikalarında söz sahibi olan bireylerin çevreci yaklaşımı önemli olsa da, marka davranışlarında en belirleyici faktör tüketici talepleridir. Artan çevresel krizlerle birlikte zihinlerde çalmaya başlayan alarm çanları birçok sorumlu tüketicinin alışveriş tercihlerini de etkiliyor. Bu nedenle, yazının devamında atıfta bulunacağımız İskandinav markaları yanında İskandinav toplumunun da gelişen sürdürülebilir moda yaklaşımında önemli bir rol oynadığını unutmamak gerekiyor. - 1.3 trilyon $ değere sahip olan moda endüstrisi 300 milyondan fazla insana istihdam sağlıyor. Bu iş gücünün % 7'sini düşük gelir düzeyine sahip ülkelerdeki pamuk üretimi oluşturuyor. - Tekstil üretimi yıllık 98 milyon tonun üzerinde yenilenemez enerji kaynağı ve 93 milyar metreküp su tüketimine neden oluyor. Bu tüketim miktarıyla küresel kuraklığa en önemli katkılarından biri tekstil endüstrisinden geliyor. - Moda endüstrisinin yıllık CO2 emisyonu 1.2 milyar ton. - Her yıl 500 bin tonun üzerinde mikroplastik fiber okyanuslarda birikiyor. - Büyük bir bölümü gelişmemiş ülkelerde gerçekleşen üretim düşük çalışma ücretleri, yüksek çalışma saatleri, çocuk işçiliği ve köleliğin önünü açıyor. Nudie Jeans, Göteburg merkezli bir İsveç markası. Sürdürülebilirlik yaklaşımları kısaca 'atma, tamir et' prensibine dayanıyor. Marka bazı bölgelerde sınırları zorlayarak evde tamir seçeneği bile sunuyor. Kullanılmış kotlarınızı mağazada veya evinizde ücretsiz tamir ettirebilir ya da mağazaya bağışlayarak % 20 indirim kazanabilirsiniz. Bağışlanmış kotlar yıpranmışlık durumuna göre tamir edilerek mağazanın ikinci el bölümünde satılıyor veya geri dönüştürülüyor. Organic Basics, ürünlerinde çevre dostu organik malzemeler kullanarak sürdürülebilirliğe katkı sağlayan bir Danimarka markası. Sektöre girişleri organik pamuktan üretilen erkek içgiyim ürünleri ile başlıyor. Hatta, sürdürülebilirlik kılavuzunda yer alan maddeleri temel alarak üretilen bu pamuğu İzmir'deki bir üreticen ithal ediyorlar. Zamanla ürün yelpazelerini kadın ve erkek içgiyim ürünleri ve T-shirt gibi temel tekstil ürünleri ile genişletip malzeme tercihlerine patentli Tencel ve SilverTech kumaşlarını da ekliyorlar. Tencel, odun hamuru selülozundan üretilen ve doğada tamamen çözünebilen bir kumaş. SilverTech ise içerdiği gümüş partikülleri sayesinde ürünlerin yıkama sıklığını azalatarak su tüketimini azaltmayı hedefliyor. Swedish Hasbeens yüksek kaliteyi, özgün tasarımı ve sürdürülebilirliği harmanlayan Stockholm merkezli bir moda markası. Tüm ürünlerinde en yüksek kalitede, geri dönüştürülebilir, organik kumaşlar kullanıyorlar. Ürünler yerel tasarımcılar tarafından geleneksel yöntemlerle, kitlesel üretimde kullanılan herhangi bir araç kullanılmadan yapılıyor. ASKET, İsveç merkezli bir erkek giyim markası. Tasarımlarında genel olarak minimalist bir hava hakim. Marka sezonluk üretimlere karşı, kendi tanımlarıyla 'zamansız' tasarımlar sunuyor. Geri dönüştürülmüş pamuk, keten, yün ve kaşmir gibi çevre dostu kumaşlar kullanıyorlar. Sürdürülebilirlik kılavuzunda yer alan marka şeffaflığı ASKET'in ciddiye aldığı noktalarlardan biri, tüm ürünleri üzerlerinde ürün izleme koduna sahip. Bu kod ile ürünün üretim süreci ile ilgili tüm bilgilere ulaşabiliyorsunuz. Nina Skarra, modada sürdürülebilir yaklaşımı benimseyen Norveç markalarından biri. Tüm ürünleri doğada % 100 çözünürlüğer sahip ipek, yün, babus, soja ve pamuk kumaşlardan üretiliyor. Markanın yaratıcısı Nina Skarra'nın üzerinde durduğu bir diğer konu ise moda endüstrisindeki kadınların gelişimini desteklemek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/iskandinav-ulkelerinde-yuksekogrenim-rehberi/", "text": "Akademik mükemmeliğin eşitlik, bireysel özgürlük, hoşgörü, çeşitlilik ve inovasyon ile birleştiği eğitim sistemi: İskandinav eğitim modeli. İskandinav ülkelerinde yükseköğrenim görmenin en önemli avantajlarından biri şüphesiz birçok eğitim programının dilinin İngilizce olmasıdır. Yükseköğrenim seviyeleri arasında en yüksek İngilizce eğitim oranı (% 75) yüksek lisans programlarına ait. Bu oran anadil İngilizce olan olan ülkelerde % 38 iken, Avrupa genelinde % 58'dir. Ayrıca, İskandinav ülkelerine göç etmek isteyenler için eğitim en hızlı ve kolay alternatifi oluşturuyor. Eğitim sonrası iş bulma şansının yüksek oranda artmasının yanında, ülkeye adaptasyon süreci üniversitenin sağladığı dil eğitimi ve sosyal olanaklarla muhtemelen daha sancısız geçecektir. Haliyle sadece büyüleyici doğası ve yüksek yaşam kalitesiyle değil, sunduğu eğitim olanakları ile de yabancıların gözdesi oluyor Nordik'ler. 2020 yılına ait verilerde, akademik başarının ölçülmesinde kullanılan temel global derecenlendirme sistemlerinde 6 İskandinav üniversitesi ilk 100 içerisinde yer alıyor. Derecenlendirme ölçütleri arasında akademik yayın başarısı, endüstri ilişkileri, öğrenci ve çalışan geri dönütleri, ödüllü akademisyen sayısı ve öğrenci demografisi gibi farklı başlıklar bulunuyor. Örneğin, THE ve QS personel ve öğrenci anketlerini hesapa katarken, ARWU derecelendirmede akademik başarıyı ön planda tutuyor. Genel üniversite sıralaması başlangıç için iyi bir indikatör olsa da, bölümler bazında akademik başarı, öğretim görevlilerinin yetkinliği ve endüstri ilişkileri daha önemli bir yer tutuyor. İskandinav üniversiteleri arasındaki koordinasyon ve işbirliği ilişkileri de eğitim ve araştırma kalitesini arttıran bir diğer faktör. Örneğin, Nordic Five Tech adını verdikleri 5 Nordik üniversitesinin karşılıklı öğrenci ve akademik personel değişimi yürüttüğü bir oluşum bulunuyor. Lisans düzeyinden doktoraya kadar öğrenim gören öğrenciler belli dönemlerde bu birlik içerisinde yer alan üniversitelerde öğrenim görüp araştırmalarını yürütebiliyorlar. Yükseköğretim kalitesini arttıran bir diğer faktör ise Nordik üniversitelerinin genelinde hakim olan güçlü endüstriyel ilişkiler. Örneğin, İsveç'deki üniversiteler Ericsson, Volvo, ABB ve AstraZeneca gibi şirketlerle ortak çalışmalar yürütüyorlar. Endüstriyel desteklerin yanında devlet bütçesinden çok yüksek bir payın üniversitelerin AR-GE çalışmalarına aktarılması İskandinav üniversitelerinin araştırma kalitesini olumlu yönde etkiliyor. İskandinavya'da devlet üniversiteleri yabancı öğrenciler için ücretsiz ya da nispeten düşük ücretle eğitim imkanı sunuyor. Özel üniversitelerin yıllık ücretleri ise bölüme göre geniş bir aralıkta farklılık göstermekle birlikte yaşam standartları dikkate alındığında çoğu Avrupa ülkesiyle benzer aralıkta. Norveç devlet üniversitelerinde her seviyede eğitim tüm uluslardan gelen yabancı öğrenciler için ücretsiz. Sadace ortalama 35 70 Euro arası değişen miktarlarda dönem ücreti ödenmesi gerekiyor. Bazı uzmanlaşmış alanlarda yüksek lisans eğitimleri ücretli olabiliyor ancak bu oran oldukça sınırlı. Özel üniversitelerin lisans öğrenim ücretleri yıllık 7000 9000 Euro arasında değişirken, yüksek lisans eğitiminde ücret aralığı 9000 19000 Euro'ya kadar çıkıyor. İsveç devlet üniversiteleri sadece İskandinav vatandaşları ile AB ve AEA ülkelerinden gelen yabancılar için ücretsiz eğitim imkanı sunuyor. Bu gruba girmeyen ülke vatandaşları programa bağlı olarak yıllık 7500 29000 Euro arasında değişen lisans ve yüksek lisans ücretleri ödüyorlar. Özellikle mimarlık ve işletme gibi bölümlerin ücreti bir hayli yüksek. Ayrıca, yine ilk gruba giremeyen ülke vatandaşları başvuru ücreti olarak 90 Euro ödemek durumundalar. Danimarka devlet üniversiteleri AB, AEA ve İsviçre vatadanşlarına birkaç özelleşmiş program haricinde ücretsiz lisans ve yüksek lisans eğitimi sağlıyor. Diğer ülkelerden gelen öğrenciler ise yıllık 6000 16000 Euro'luk bir ücret ödemek durumundalar. Bioteknoloji gibi çok spesifik alanları kapsayan programların ücretleri ise 35000 Euro'ya kadar çıkabiliyor. Finlandiya yakın bir zamana kadar Norveç gibi tüm ülkelerden gelen öğrenciler için ücretsizken, şu an eğitim sadece AB, AEA ve İsviçre'den gelen öğrenciler için ücretsiz. Bu ülkelerin dışından gelen öğrenciler için yıllık ücretler 2500 18000 Euro arasında değişiyor. İzlanda devlet üniversitelerinde eğitim tüm ülke vatandaşları için ücretsiz ancak 'kayıt ücreti' adı altında yıllık bir ücret öderler. Bu ücret ortalama 400 Euro iken, AB üyesi olmayan ülke vatandaşları için 600 Euro'ya kadar çıkabiliyor. Özel üniversitler ise hem eğitim ücreti hem de kayıt ücreti talep ediyorlar. Ücretler üniversiteye ve bölüme göre farklılık gösteriyor. İskandinav ülkeleri yabancı öğrenciler için birçok burs imkanı sağlıyor. Burslar devlet tarafından, üniversitelerin bütçesinden veya ülkeler arası işbirliği faaliyetlerini yürüten çeşitli enstitülerden karşılanıyor. Başvuru şartları kayıtlı olunan akademik program seviyesi, başarı kriterleri, ekonomik ölçütleri gibi parametrelere göre çeşitlilik gösteriyor. Bu nedenle ülkeler bazında burs olanaklarını ve başvuru kriterlerini incelemek gerekiyor. İskandinav ülkelerinde doktora eğitimi Türkiye'deki sistemden çok farklı. Türkiye'de doktora kayıtlı kişiler öğrenci statüsünde değerlendirilirken, İskandinav ülkelerinde doktoraya kayıtlı kişiler genellikle araştırmacı olarak değerlendirilirler. Dolayısıyla çalışan olarak değerlendirildiğiniz için üniversite ya da devlet tarafından finanse edilirsiniz. Bu durumda eğitim almak dışında akademik görevler de edinirsiniz. Başka bir alternatif olarak, üniversitenin işbirliği içerisinde olduğu bir endüstri kuruluşunun çalışanı olarak değerlendirilip ortak projenin hem üniversite ayağında hem de endüstri tarafından çalışabilirsiniz. İskandinav üniversitelerinde doktora kabulü için ilk şart ilgili bir alanda yüksek lisans derecesine sahip olmanız. Dil yeterliliği için hem IELTS (min. 6.5) hem de TOEFL (min. 575 ) kabul ediliyor. Mezuniyet ortalaması kriteri üniversiteden üniversiteye değişse de not ortalamanızın belli bir başarı oranının üzerinde olması bekleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/iskandinavya-saraplari/", "text": "Vitis Vinifera, yeryüzünde kültürü yapılan en eski meyve türlerinden birinin anası. Hikayesi insanlığın tarih içerisindeki yolculuğu ile özdeşleşmiş, kadim anlatılar ve inanışlarda tanrısal olarak kabul edilen şarap veren asma. Nesillerdir devam eden vitikültür çalışmaları neticesinde, şarap dünyasında, en iyi sonuçlarını 30-50 C kuzey ve güney enlemleri arasında verdiği kabul edilen bu kutlu ağaççık, şimdilerde gözünü yüksek bir potansiyel gördüğü yeni coğrafyalara dikiyor! Kuzey Atlantik bölgesinin daha ılıman bir iklime sahip olduğu 10-13. yüzyıllar arasında, Danimarka ve İsveç'te, Katolik manastırlarının çevresinde kurulan üzüm bağlarına dair bazı kanıtlar bulunsa da; üzüm, İskandinavya'da hiçbir zaman doğal bir mahsul olmadı. Şimdilerde ise; küresel ısınma, dayanıklı hibrit türler, teknolojideki ilerlemeler, artan ilgi ve coşku sayesinde kuzey kıyılardaki bağ alanları her geçen yıl büyüyor ve birbiri ardına açılan şaraphanelerle birlikte bölgede giderek gelişen bir pazar görüyoruz. Bu sebeple, bir zamanlar beyhude bir uğraş olarak görülen bağcılık, İskandinavya'daki bir avuç şarap imalathanesi için kaçırılmaz bir yatırım fırsatına dönüştü. Öyle ki, 15 yıl önce, Danimarka'daki ticari üzüm bağlarının sayısı yalnızca 2 iken şu an ülke genelinde 90'ın üzerinde işletme bulunuyor. Bu sayı İsveç'te 50'yi bulurken; daha soğuk bir iklime sahip olan Norveç'te ise faaliyet gösteren 40 şarap üreticisi bulunuyor. Bölgede yetiştirilen üzümler, bölge şartları gözetilerek özenle seçilmiş ve çaprazlanmış türlerden oluşuyor. Oldukça soğuk geçen kış mevsimi, kısa büyüme dönemi, üzümlerin şeker içeriklerini arttırmalarına yardımcı olmayan zayıf güneş ve düşük sıcaklıklar genellikle yüksek asitli şaraplar ortaya çıkarmaktadır. Bu koşullarda bile hayatta kalabilecek yüksek dirençli üzüm türlerinden bazıları şunlardır: Beyaz üzüm Solaris ve siyah üzüm türleri olarak Rondo ve Regent iyi sonuçlar verdiği kanıtlanmış çeşitlerdir. Bunların hepsi, dona ve bağda karşılaşılabilecek küf-mantar hastalıklarına karşı güçlü bir direnç göstermesi için çaprazlamalarla yaratılan, Kuzey Avrupa'da yaygın olarak piwi adı ile bilinen hibrit üzümlerdir. Bazen süper biyo üzüm olarak da adlandırılan bu tür dirençli üzümler, bağda daha az müdahale olanağı sağlarlar. Bu da İskandinavya'daki organik tarıma duyulan ilgiyle oldukça uyumludur. İklimbilimciler küresel şarap haritasının 2050 yılına dek değişeceğini düşünüyor. Sektörde, özellikle son yıllarda bu görüşü destekleyen ticari hamleler yapılmaya başlandı bile. Fransız şarap üreticilerinin, gelecekteki başarılarını iklim değişiklikleri karşısında güvence altına almak için İngiltere'de toprak satın almaları, yine Fransa'da bazı pilot bölgelerde, Tunus gibi Kuzey Afrika ülkelerinden getirilen üzüm türleri için fizibilite çalışmalarının yapılması, İspanyol ve İtalyan şarap üreticilerinin, şarap lezzetlerini gelecek yıllarda da tanınabilir kılmak adına bağlarını dağların kenarlarına veya gölgeli, kuzeye bakan yamaçlara taşımaları, iklimsel öngörünün neden olduğu 'mecburi trendin' somut adımları olarak görülüyor. Bu doğrultuda, 50 yıl içerisinde, İskandinavya ikliminin de Kuzey Fransa'ya benzeyeceği tahmin ediliyor. Küresel ısınmanın etkisiyle bölgesel sıcaklıklar ortalama 6 C artarken, bu durum, Nordik bağcılar ve üzümleri için daha ılıman kışlar ve daha uzun bir büyüme mevsimi sağlıyor. Danimarkalı bir şarap üreticisi olan; Skaersogaard Vin'in kurucusu Sven Moesgaard, The Newyork Times'a verdiği röportajda Önümüzdeki yıllarda, İskandinavya'da daha fazla şarap üretileceğini düşünüyoruz. Geleneksel olarak sektöre hakim olan ülkelerin yıllık üretimlerinde ise düşüş göreceğiz. İklim değişikliklerindeki fırsatları değerlendiriyoruz diyor. Danimarka İskandinavya şarapları kavramını dünyaya kazandıran şarap ilk İskandinav ülkesi. Sahip olduğu görece ılıman iklim sebebi ile bu akımda hem öncü hem de en büyük üretime sahip ülke olarak göze çarpıyor. Kopenhag ise son yıllarda dünyanın dört bir yanından gastronomların ilgisini çeken; Avrupa'nın gurme başkentlerinden biri oluverdi. Özellikle niş bir alan olarak doğal şarap yapımı, restoratörlerin ve meraklıların emek, zaman ve para harcadığı bir uğraş haline geldi. Bununla birlikte, Danimarka'da özellikle köpüklü şarapları ile bilinen Dons bölgesi, 2018 yılında Avrupa Birliği tarafından onaylanan coğrafi işaret ve korumalı menşe adı alarak Danimarka'yı şarap üretiminde kendi apelasyonu olan en kuzeydeki Avrupa ülkesi yaptı. İsveç'te yer alan yaklaşık 50 şaraphanenin büyük bir çoğunluğu ülkenin güneyindeki Skane ilinde bulunuyor. Baltık adaları Gotland ve Öland da şarapçılık için uygun iklime sahip bölgeler olarak bazı üreticilere ev sahipliği yapmaktadır. Bu bölgelerdeki toprak yapısı, çoğunlukla buzul hareketlilik sonucu oluşan yüksek mineral içerikli morenlerden oluşmaktadır. Bu özelliği sebebi ile 'wine geek'leri meraklandıran İsveç şaraplarına olan ilgi her geçen gün artıyor. Yakın zamanda uluslararası yarışmalarda da başarı gösteren İsveç şarapçılığına dair ilginç bir not ise; İsveç'teki şaraphanelerde alkol satışı ve servisi yapılamamasıdır. Başka bir yazının konusu olacak Systembolaget isimli alkol satışını düzenleyen devlet tekelindeki bir kurumun sebep olduğu bu durum, İsveçli şarap üreticileri için şimdilik bir engel teşkil etmiyor. Bununla birlikte İsveç ve Norveç'te henüz şarap için oluşturulmuş menşe koruma sistemi de yoktur. Bu da yoğun denetim ve spesifikasyonla iş gören Avrupa şarap endüstrisi için tüm şarapların sofra şarapları olarak sınıflandırıldığı ve kaliteli şaraplar için bir ayrım olmadığı anlamına gelmektedir. Norveç, İskandinavya şarapları denildiğinde en küçük şarap üretim hacmine sahip ülke olsa da meyve şarapları konusunda oldukça uzun, kültürel bir geçmişe sahip. Gezegenin en kuzeyindeki üzüm bağları Norveç'in Telemark bölgesinde bulunmaktadır. Alaska ile aynı enlemlerde bulunan bu bölgenin iklimi Gulf Stream akıntıları sebebi ile yumuşamaktadır. İsveç'te olduğu gibi Norveç'teki yetiştirme alanları da asmalara mineral bakımından oldukça zengin topraklar vadetmektedir. Tat profilleri ve gelişme potansiyeli ile heyecanlandıran İskandinavya şarapları için biçilen değer, yoğun iş gücü ve kısıtlı üretim sebebi ile oldukça yüksek. 30-40 Euro bandında seyreden fiyatlar, dünyanın her köşesinden bir kaç dolara oldukça başarılı şaraplar bulabildiğiniz şu dönemde, çoğunlukla meraklarını yatıştırmak isteyen şarap severlere hitap ediyor. Yine de artan üretimle birlikte gelecek yıllarda etiket fiyatlarında da bir düşüş yaşanmasını bekliyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/iskandinavyada-noel-gelenekleri/", "text": "Norveçliler henüz Hristiyanlıkla tanışmamışken her yıl kışın ortasına denk gelen bir zamanda, hasat döneminin bitişini ve gelecek baharı kutladıkları Yule kutlamaları düzenlerlermiş. Bolca biranın bir yandan demlenip bir yandan da önceki senenin mahsüllerinin içildiği bu kutlamalar eski pagan İskandinav tanrılarının şerefine verilirmiş. 1100 yılında Hristiyanlıkla tanışan Norveçliler, bu tarihten sonra Noel'i de aynı coşkuyla kutlamaya devam etmişler. Norveç'teki en ünlü Noel geleneği her yıl İngiltere'ye gönderdikleri büyük Noel ağacıdır. Bu ağaç, İngiltere halkının İkinci Dünya Savaşı sırasında Norveç'e yaptığı yardımlara karşılık bir teşekkür sembolüdür. Her yıl binlerce insan Trafalgar Meydanı'ında sergilenen ağacı ve ışıklandırmaları izlemeye gelir. Norveçlilier kuşların yemesi için Noel boyunca dışarıya buğday demetleri bırakırlar. Bir tür pirinç lapası da çiftlik hayvanlarını koruduğuna inanılan Nisse'ye bırakılır. Nisse, İskandinav mitolojisinin en ünlü karakterlerinden biridir. Norveç'in bazı bölgelerinde çocuklar Noel Hikayesi'ndeki karakterlerin kılığına girerek komşu evlere gidip ilahi söylerler. Norveç'in bazı bölgelerinde uygulanan başka bir gelenek ise, ailelerin Noel arifesinden yılbaşı gününe kadar her gece bir mum yakmasıdır. Bu geleneğin uğur getirdiğine inanılır. Norveç'te Noel boyunca farklı türlerde kek, bisküvi ve hamur işleri yenir. En popülerlerinden biri içinde kuru üzüm, şekerleme kabukları ve kakule bulunan 'Julekake' adlı özel bir ekmektir. Noel'e özel öğle yemeği ise tereyağ, şeker ve tarçınla servis edilen pirinç-yulaf lapasıdır. Lapa, akşam yemeklerinden sonra krema ile karıştırılarak tatlı olarak da servis edilebilir. Porsiyonundan badem çıkan kişi pembe veya beyaz renkte, domuz şeklinde bir badem kurabiyesi kazanır. Danimarka'da 1 Kasım'da başlayan Noel kutlamaları 24 Aralık tarihine kadar sürer. Özellikle Noel arifesi ayini Danimarkalılar için çok önemlidir. Birçok kişi Noel vaazını dinlemek için o gün kiliseye akın eder. Danimarka'da her yıl Noel'e özgü, 'julem rket' adı verilen posta damgası, pul ve çıkartmalar üretilir. Noel tebrik kartları gönderirken satın alınan 'julem rket'lerden elde edilen gelir kiliseye bağışlanır. Noel'de hayvanları ödüllendirmek de Danimarkalıların Noel gelenekleri arasında. Noel arifesinde birçok Danimarkalı yanına yiyecek alarak akşam yemeği öncesinde parkta veya ormanda yürüyüşe çıkar, getirdikleri bu yiyecekleri hayvanların yemesi için etrafa bırakırlar. Danimarka'da her yıl televizyonlarda Aralık ayının ilk gününden başlayıp 24 Aralık'ta son bulan Julekalender adlı bir televizyon dizisi gösterilir. İlk kez 1962'de gösterilen Julekalender'daki her hikayede, kötü karakterler Noel'i mahvetmeye çalışırken ana karakterlerin bunu önlediği bir olay döngüsü izlenir. Tarçınlı ve vanilyalı Noel bisküvileri Danimarka'da Noel'i Noel yapan bir diğer detay. İsveçlilierin en önemli Noel kutlaması 13 Aralık'ta kutlanan St. Lucia Günü'dür. Efsanaye göre Lucia, 304 yılında inancı yüzünden idam edilmiş genç bir kızdır. Roma'da inançları yüzünden işkence gören ve saklanmak için yeraltı mezarlarına sığınan Hristiyanlara gizlice yiyecek götürdüğüne ve ellerinde daha çok yiyecek taşıyabilmek için mumları başına geçirdiği bir taç üzerinde taşıdığına inanılır. İsveç'in birçok yerindeki St. Lucia kutlamalarında, belinde kırmızı bir kuşak ve başında mumların dizildiği taç bulunan beyaz elbise giymiş bir kız temsili olarak bulunur. 12 yaşından küçük çocuklar elektrikli mum taç takarken, yaşı daha büyük olanlar genellikle gerçek mumlardan yapılmış taç giyerler. Ayrıca, tüm ülkeyi temsil eden bir Lucia da atanır. Bu kişi yaşlı bakımevlerini ve hastaneleri ziyaret ederek geleneksel şarkılar söyler ve oradaki insanlarla vakit geçirir. İsveçlilerin bir diğer Noel geleneği ise Noel arifesinde Donal Duck izlemek. 1959 yılında beri her Noel Arifesi 15:00'da Noel için özel olarak hazırlanmış Donald Duck and his friends wish you a Merry Christmas. bölümü yayınlanır. Verilere göre İsveç toplumunun % 40-50'sinin televizyon ekranı bu bölümü izlemek için açık oluyor. Bazı İsveçlilier, 'Yule Keçisi' adında Noel kutlamalarını koruduğuna inanılan görünmez bir yaratığın varlığına inanıyor. Noel ile yılbaşı arasındaki sürede erkekler keçi kılığında ev ev gezip şarkı söylüyorlarmış. Bu özel kutlama Julebukking olarak biliniyor. Finlandiya'da Noel kutlamalarında en önemli gün Noel arifesidir. Finlandiya'nın eski başkenti Turku'da Noel arifesi öğlen 12'de yapılan bir törenle 20 gün sürecek bir 'Noel barışı' ilan edilir. Finlandiya halkına mutlu bir Noel dilenerek, kutlamaları huzur içinde yapmaları ve aşırılıktan kaçınmaları öğütlenir. Bu gelenek 13. yüzyıla kadar uzanmakta olup günümüzde bu geleneği hala devam ettiren tek Nordik ülkesi Finlandiya'dır. Finlandiyalılar Noel Baba'nın Finlandiya'nın kuzeyinde yer alan Laponya'da yaşadığına inanıyorlar. Sadece Finlandiyalılar değil dünyanın farklı noktalarındaki birçok kişi de aynı görüşte, her Noel dünyanın farklı yerlerinden Noel Baba'ya yazılmış mektuplar yağıyor. Finlandiya Noel geleneklerinde de hayvanlar unutulmamış. Noel boyuca Finlandiyalı çiftçiler ağaçlara fındık veya iç yağıyla doldurulmuş torbalar ve buğday demetleri asıyorlar. Bir diğer Finlandiya Noel geleneği ise temizlik. Finlandiyalılar kutsal sayılan 3 gün boyunca evlerini temizliyorlar. İzlandalıların Noel geleneklerinin başında yeni bir giysi veya kitap almak bulunuyor. İnanışa göre, eğer Noel Günü üzerinizde yeni alınmış bir kıyafet parçası yoksa Noel kedisi tarafından yenebilirsiniz. Çocuklara genellikle kıyafet yanında mum ve kart hediye ediliyor. Dünyanın büyük bir bölümünün aksine, İzlandalılar tek bir Noel Baba'ya inanmıyor. Onun yerine '13 Yule Lads' olarak bilinen Noel Baba topluluğuna sahipler. Yıl boyunca dağda anneleri Gryla, sıska kocası Leppaluoi ve Noel kedisi ile birlikte yaşadıklarına inanılan Noel Babalar, 12-16 Aralık arasında teker teker şehre inerek uslu çocuklara hediye dağıtıyorlar. İzlandalıların geleneksel Noel yemeği kuzu rostodan oluşuyor. Çoğu zaman lezzet katmak için tütsüleyerek yemeyi tercih ediyorlarmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/jazz-muzigin-avrupadaki-oncusu-isvec/", "text": "Tarih meraklıları Jazz müziğin 1880'lerde New Orleans'ta ortaya çıkıp 1920'de Amerika Birleşik Devletler genelinde yayıldığını bilebilir. Jazz'ın serüveni Amerika'da başlamış olsa da, Avrupa'da bu tarzın öncülüğünü İsveç üstlenmiştir. Peki İsveç ve Jazz nasıl bir araya geldi? Gelin açıklayayım. İsveç'te Jazz müziğin yapımı 1930'larda başlamış olsa da İsveç Jazz Tarihi adlı albüme göre Jazz müzik 1899'dan 1930'lara kadar yukarıdaki albümde yer alan örnekleri duyabiliyoruz. Daha sonra 1920'lerde Amerika genelinde Jazz müzik patlama yaşayınca İsveç'te de bu müziklere olan ilgi epey artıyor ve daha çok yerde dinlenmeye başlanıyor. Tabii gramofon o dönem pahalı olduğundan insanlar bir evde toplanıp radyodan Londra radyolarına bağlanarak Amerikan Jazz müziğini dinliyorlar. Amerikan Jazz'ının Yayılması1930'ların sonuna gelindiğinde Sonora Records şirketi İsveç Jazz dediğimiz türde şarkılar kaydetmeye başlıyor. Bu dönemde İsveç'li basçı Thore Jederby ve kendi kurduğu grubu Swing Swingers grubu ile Jazz müzikler üretmiştir. Swing Swingers grubunun yanı sıra bu dönemde Swedish Paramount Orchestra grubu da ön plandaydı. Hatta bu grup New York'a giderek orada da konser vermiş, İsveç Jazz'ını Amerikanlara göstermiştir. Coleman Hawkins, Benny Carter, Fats Waller ve Duke Ellington gibi sanatçılar İsveç'te konser vermeye başladıklarına İsveç'te Jazz kültürü git gide yayılıyor. Django Reinhardt ise İsveç'te ünü sayesinde Swedish Hot Quintet isimli o dönemin en ünlü grubunun kurulmasına önayak oluyor. 2. Dünya Savaşı Sonrası2. Dünya savaşı bittiğinde Amerikan Jazz Grupları yurtdışı konserlerini arttırıyor ve İsveç favori durakları oluyor. Bu dönem İsveç Alice Babs ve Monica Zetterlund gibi çok önemli sanatçıları yetiştiriyor. Öyle ki; Monica Zetterlund Louis Armstrong, Bill Evans, Stan Getz ve Quincy Jones gibi Jazz'ın kral isimleri ile beraber performans alıyor. Sakta Vi Ga Genom Stan isimli şarkısı ise hala bir klasik olarak kabul ediliyor. 1960-70 yılları arasında İsveç'teki Jazz kültürüne katkı sunan iki önemli etken var. - İsveç'in ekonomisi toparlamaya başladı. - Amerika'da siyasal ve kültürel farklılıklar Amerikan Jazz sanatçılarını İsveç'e göçe zorladı. Günümüzde Jazz kültürü İsveç'te canlı tutuluyor. Stampen, Fasching, ve Glenn Miller Cafe mekanları Jazz müziğin en çok dinlenebildiği mekanlar arasında geliyor. Ayrıca Stokholm Jazz Festivali her sene Dünya'nın bir çok noktasından Jazz dinlemeye gelen ziyaretçileri ağırlıyor. Şimdi sizi 1995 ve 1996'da Yılın En iyi İsveçli Jazz Müzisyeni seçilen Esbjörn Svensson Trio ve parçaları Where We Used to Live parçası ile baş başa bırakıyorum. Bu yazıda sizlere İsveç'in Jazz Müzik ile olan yolculuğundan bahsettim. Eğer konu hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz bu linkteki makaleyi okuyabilir, ayrıca Nordiksimit'te Jazz müziğine dair paylaştığımız diğer yazılara buradan ulaşabilirsiniz. Hepinize keyifli bir gün dilerim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/kadikoyde-yeni-norvecli-palegg/", "text": "Yeldeğirmeni'nde yer alan; içeri adımınızı attığınızda sizi karşılayan sıcak ortamı, özellikle de arka bahçesi ile öne çıkan Palegg, Istanbul'daki Nordik kafelerin en yenisi. İskandinav tatlarını özleyenler için menüsünde birçok smorrebrod seçeneği bulunduran mekanın kahvesi ve tatlıları da oldukça lezzetli. Palegg'in sahibi Mehmet Semet, MSA'da eğitimini tamamladıktan sonra yedi sene Oslo'da yaşamış ve İskandinavya'nın ilk Michelin yıldızlı restoranı olan Bagatelle'de çalışmış. Sonrasında Tayland ve Japonya'da da uzun yıllar yaşayan şef, yakın zamanda Istanbul'a dönmüş; Palegg adını verdiği ve smorrebrod üzerine yoğunlaşan bu mekanı açmış. Mekanın lezzetli yemeklerinin yanı sıra, ziyaretçilere fazlasıyla sıcak ve konforlu bir ortam sunan arka bahçesinde fika yapmak da oldukça keyifli. Ayrıca mekanın zengin smorrebrod menüsünün haricinde, cuma günleri farklı dünya mutfaklarından da lezzetler bulmak mümkün."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/karantinada-hygge/", "text": "Son yıllarda adını sıklıkla duyduğumuz Hygge felsefesi, Danca bir kavram olup ne İngilizcede, ne de Türkçede tam olarak karşılığı bulunmakta. Hygge veya hygge felsefesi; samimi bir ortam yaratma sanatı, ruhun sıcak hissetmesi ve mutluluk veren şeylerden keyif alma gibi anlamlara gelmektedir. Danimarka'da bulunan Mutluluk Araştırma Enstitüsü'nün yapmış olduğu araştırmaya göre Hygge ruh haline ve felsefesine ulaşmanın 10 maddelik manifestosu olduğu ortaya çıkmış. Dünyamızın yaşamış olduğu salgın sürecinde, yaşam alanlarımızda karantinada kalmak sağlığımız için oldukça önemli ve gerekli. Karantina sürecinde fiziksel sağlığımızı korumak kadar ruhsal sağlığımızı korumakta bir o kadar önemli. Pandemi süreci içerisinde Danimarkalıların mutlu yaşama sanatı olan Hygge felsefesini karantina hayatınıza uygulayarak bu süreci daha kolay bir şekilde geçirmeye çalışabilirsiniz. Hygge felsefesinin 10 maddelik manifestosundan birkaç maddesini karantina hayatınıza uygulayarak bu sürecin samimi bir ortamda rahat ve huzurlu, küçük şeylerden mutlu olarak, ruhunuzun sıcaklığını hissederek geçirebilirsiniz. Hygge felsefesine göre atmosfer yaratmak için doğal ışıklardan yararlanılmalıdır. Ay ışığı, yıldızların parıltısı ya da ateş... Bu nedenle her evde buşunabilen mum, hygge'nin en önemli başrollerinden birisi. Mum ile yapılan ışıklandırmalar yardımı ile daha sıcak ve rahat bir atmosfer yaratabilirsiniz. Mum ile yaratılan atmosferlerde kokulu mumları tercih edebilirsiniz. Kendinize sıcak bir çay yapıp, battaniyenin altında kitap okuyarak mumla aydınlattığınız sıcak ve rahat ortamınızda hygge felsefesini yakalayabilirsiniz. Hygge'ye göre oluşturduğunuz atmosferi yakalamak için anda kalmak ve anı yaşamak oldukça önemlidir. Özellikle sosyal medyaya bağımlı olarak yaşadığımız dönemlerde internetten, ekrandan uzak kalarak ana odaklanmak hygge felsefesi için önemlidir. Fırından yeni çıkmış kurabiye kokusu, çikolata, kahve ve sizi mutlu edecek tatlılar... Hygge felsefesinin olmazsa olmazlarından küçük keyifler maddesini karantina hayatınıza uygulayabilirsiniz. Mumlar ve ya doğal ışıklar ile aydınlattığınız evinizi veya yaşam alanlarınızda kurabiye, çikolata veya sıcak bir şeyler tüketerek küçük şeylerin keyfini sürebilirsiniz. Eşitlik maddesi Hygge felsefeye ulaşmakta ki en önemli maddelerden birisi. Arkadaşlarınızla, partnerinizle birlikte geçirdiğiniz zamanlarda eşit hak ve sorumluluklara sahip olmak oldukça önemli. Sofrayı beraber kurmak, ev işlerini eşit bir şekilde birlikte yapmak... Arkadaşlarınız ile birlikte oturduğunuz yemek sofralarında eşit sürelere sahip olarak konuşmak ve herkesin kendisini ortama ait hissetmesi hygge felsefesi için önemlidir. Eşofman, pijama, yün çorap, battaniye ve minder gibi sizi rahat ve sıcak hissettirecek ne varsa karantina hayatınızda yaşam alanlarınızda kullanabilirsiniz. Tekrar karantina sürecine girdiğimiz bu günlerde kış aylarının da gelmesi ile birlikte kendimizi rahat ve sıcak hissettirmek ruhsal sağlığımız için oldukça önemlidir. Hygge felsefesi ile karantina sürecinde yaşam alanlarınızda rahat bir ortam oluşturabilirsiniz. Sahip olduğumuz küçük şeyler, arkadaşlarımız veya ailemize minnettar olmak ve şükretmek hygge felsefesi için önemlidir. Salgın hastalık sürecinde kendinizin veya ailenizin sağlığı için olabilir, güvenli ve rahat bir evde yaşadığınız için olabilir... Hayatınızdaki şükür edilecek ve minnettar olunacak şeyleri sıralayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/kesif-murmur/", "text": "Sunniva Mellbye'nin müzikal alter egosu Murmur, İngilizce ve Fransızca'daki kelime anlamıyla mırıltı anlamına gelmesine rağmen bize tam olarak mırıldanmıyor, aksine gizemli bir şekilde müzikal dünyasını cazip bir şekilde dinleyiciye açıyor. Tatlı ve 'badass' diye tanımlayabileceğimiz Murmur tam da bu çizgideki Behind Your Back adlı EP'sini yayımladı. Üç parçadan oluşan EP bolca elektronik ve synthli tınılardan oluşuyor. Murmur'un son bir buçuk senede yazdığı parçaların ana teması ise modern romantizm. Aslında sonbahar mevsiminin getirdiği depresif ve ürpertici havayı da Behind Your Backte hissetmek mümkün. Tekli olarak yayımlanan For You, Baby adlı parçanın müzik videosu nitekim bizlere oldukça pastel tonlardan oluşturulmuş bir evren sunarken bu pembe pencereli ve güzel dekore edilmiş hayatın içinde bile ürpertici ve kötü şeylerin olabileceğini bir nevi gösteriyor, ya da ima ediyor. Parçanın müzik videosu gerçekten son zamanlarda izlediğimiz en estetik müzik videolarından biri, Gundelach'ın da sevdiğimiz müzik videolarından aşina olduğumuz yönetmen Andreas Bjorseth imzası taşıyor. Tabii bu gizemli evrenin yaratımında Murmur de ipleri sadece yönetmene bırakmamış, kendisi de bizzat bütün bu sürece katkıda bulunmuş. Son olarak SASSY 009 seviyorsanız Murmur'u de seversiniz demekten başka bir şey kalmıyor. Şunu da belirtmekte fayda var SASSY 009'un geri vokallerinde duyduğumuz gizemli ses de aslında Murmur'e ait."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/kisa-film-the-altruist/", "text": "İskandinavya'dan son zamanlarda çıkmış en yetenekli yönetmen arasında ismini en azından ilk onda anacağımız yönetmenlerden Kristoffer Borgli kısa metraj konusunda kendini kanıtlamış başarılı yönetmenlerden birisi. Genç yaşına rağmen birçok kısa film, müzik videosu ve reklam filmini portfolyosuna sığdıran yönetmen Los Angeles ve Oslo arasında mekik dokuyor. Aslında yönetmenliğe müzik videoları çekerek başlayan Borgli, müzik videolarının çok sinematik ve görselliğinin adeta film niteliğinde olmasıyla birlikte kısa film çekmeye başladı, o zamandır da kısa metraj konusunda en becerikli yönetmenlerden biri olarak biliniyor. Pandemi nedeniyle hepimizin evlere tıkıldığı Nisan ayında Kristoffer Borgli de kendi izolasyon hayatını The Altruist adlı kısa üç dakikalık kısa filmiyle gözler önüne seriyor. Evdeki kısıtlı imkanlarla tek başına filmini çeken yönetmen yine bu kısa filminde de güzel kadrajlarla tatmin edici bir izleme deneyimi yaşatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/kopenhag-kultur-gecesi/", "text": "Kopenhag Kültür Gecesi, 7'den 70'e herkesi bir araya getiren Danimarka'nın en önemli kültür etkinliği. İlk kez 1993 yılında düzenlenen Kültür Gecesi, o tarihten beri her yıl Ekim ayının ikinci Cuma günü 250'den fazla etkinlikle ziyaretçilerini ağırlıyor. Akşam 18:00'de başlayan etkinlikler gece yarısına kadar sürüyor. Kültür Gecesi kapsamında şehirdeki sayısız müze, kilise ve tarihi mekanda turlar düzenleniyor. Normal şartlarda ziyaretçilere kapalı olan birçok alan da bu geceye özel olarak tur programına dahil ediliyor. Eş zamanlı olarak birçok noktada gerçekleşen müzikal gösterileri ve konserler de kültür gecenize dahil edebileceğiniz etkinlikler arasında. Kopenhag Kültür Gecesi'nde tarihi mekanlarda düzenlenen etkinler yanında birçok bilim sergisi, tiyatro ve atölye çalışması da bulunuyor. Ayrıca, dönem kıyafetlerinin sergilendiği defilelere ve meditasyon seanslarına da rastlamanız mümkün. Kültürün her alanını her yaş grubu için dahil etmeyi de unutmamışlar, çocuklar için düzenlenmiş birçok etkinlik de bulunuyor. Giriş için önceden temin etmeniz gereken etkinlik biletleri 12 yaş altı çocuklar için ücretsiz. Yetişkinler ise 95 DKK gibi uygun bir fiyata bilet alabiliyorlar. Bilet fiyatlarına ayrıca tüm toplu taşıma araçlarında 17:00-05:00 arası geçerli ücretsiz geçiş de dahil. Geceden elde edilen gelir ise, şehirdeki kültür kurumlarını desteklemek için kullanılıyor. Bu yıl pandemi nedeniyle düzenlenemeyen Kopenhag Kültür Gecesi, 2021 yılında ziyaretçileriyle tekrar buluşmayı bekliyor. 15 Eylül 2021 tarihinden itibaren Kopenhag Kültür Gecesi Programı internet sitesi üzerinden ulaşılabilir olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/nordik-mutluluk-uzerine-tavsiye-niteliginde-yazilmis-5-kitap-onerisi/", "text": "Zorlu iklim koşulları ve bitmek bilmeyen kışına rağmen ülkeler nasıl oluyor da mutlulukta en üst sıralarda yer alıyor? Güvenin en fazla olduğu, eğitim en iyisi olduğu bilinen Nordiklerin mutluluk sırları neler? Mütevazi, cinsiyet ayrımından uzak iş ve gündelik yaşam şartlarını nasıl sağlıyorlar? İşte bu ve benzeri sorulara cevap niteliğinde olan Nordik mutluluk üzerine yazılmış 5 kitabı kütüphanenizden eksik etmek istemeyeceksiniz. Çünkü emin olun, size hayat boyu yol gösterecekler. Keyifli okumalar! 1975 yılında Danimarka'nın Aarhus kentinde doğan Malene Rydal, önceleri iletişim yöneticiliği yapsa da şu sıralar mutluluk hakkındaki konuşmalarıyla adından söz ettiriyor. Gençlik çağında Danimarka'dan ayrılıp Fransa'ya yerleşen yazar, buradaki insanların kendi ülkesindeki kadar mutlu olmadıklarını fark ettikten sonra mutluluk üzerine araştırmalar yapıyor ve deyim yerindeyse bu konuda uzmanlaşıyor. 2017 yılında yazmış olduğu Happy as a Dane isimli kitabı Türkçe'ye Pınar Şiraz tarafıından Danimarkalı Gibi Mutlu olarak çevirilmiştir. - Güven - Eğitim - Özgürlük - Fırsat Eşitliği - Cinsiyet Eşitliği - Gerçekçi Beklentiler - Dayanışma ve Saygı - İş Yaşam Dengesi - Parayla İlişki - Tevazu Yazar bu maddeleri istatistiklerle birlikte açıklarken, Danimarkalıların büyük çoğunluğunun yasamlarından gerçekten memnun olduğunun da altını çizmektedir. Kitapta yalnızca bu konuları değil, bireylerin mutlu olması için gereken ortamı ve ilişkileri de betimliyor. Bütün bunları yaparken de okuyucuyu sıkmadan ve kolay anlaşılır şekilde yapmayı başarıyor. Danimarka'daki Mutluluk Araştırma Enstitüsü kurucusu, Nordik yaşam tarzı ve Nordik mutluluk üzerine çok satan kitapların yazarı Meik Wiking'in bu kitabında yine bir Nordik gelenekten bahsediyor. Lykke dilimize Sevinç Seyla Tezcan tarafından çevirilmiştir. Lykke yazılıp luukah diye okunan ve Danca kelime anlamı mutluluk olan kelimeden ismini alan kitap günlük yaşamda uygulanması basit fikirler veriyor. Aile, ritüeller, yemek, sağlık, para gibi konularda araştırmalar yapılmış ve bu araştırmaları okuyucuya aktaran oldukça sürükleyici ve içerindeki görsellerle de eğlaneceli bir kitap. Üstelik yazar, okuyucunun tüm dikkatini çekebilmek için de anlatımını hikayeleştirerek gerçekleştiriyor. Yazar ayrıca çok satan Hygge kitabının da yazarı. Hygge felsefesini de öğrenmek isteyenler için Karantina'da Hygge içeriğimize göz atmalısınız. İngiliz gazeteci Michael Booth'un 2014 tarihli kurgusal olmayan kitabıdır. Kitapta Booth, beş İskandinav ülkesine odaklanıyor. Booth, kitabın yayınlanmasından yaklaşık 15 yıl önce İngiltere'den Danimarka'ya taşındığında The Almost Nearly Perfect People'ı yazmaya başladı. Taşınmadan önce İskandinavları sakallı, yünlü süveter giyen, geri dönüşüm yapan bir grup insan olarak algılamıştı, ancak daha sonra İskandinav ülkelerinin her birinin ne kadar farklı göründüğüne şaşırdı. Özellikle, Danimarka'nın çeşitli mutluluk endekslerindeki sürekli yüksek puanlarını araştırmak istedi. Bunları araştırmak ve beş İskandinav komşunun başarısız oldukları alanlara rağmen Nordik mutluluk dediğimiz mutluluğa nasıl sahip olduklarını gözler önüne sermek için gerçekçi bir kitap yazmak istedi. Fakat ne yazık ki kitabın henüz Türkçe çevirisi bulunmamaktadır. Kitap Danimarka, İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç için beş bölüme ayrılmıştır. Kitabın her bir bölümünde ayrı ayrı bu ülkelere odaklanıyor. - Danimarka'dan başlayarak, Booth, konformizm olarak gördüğü Danimarka'nın hygge kavramını açıklıyor. Danimarka nüfusunun çevresel ayak izini eleştiriyor ve vergilendirme oranlarının ve kişisel borç seviyelerinin dünyadaki en yüksekler arasında olduğunu belirtiyor. - İzlanda'ya taşınan Booth, 2008 mali krizinde ülkenin en büyük bankalarının çöküşüne yol açan bankacılık uygulamalarını ve İzlandalılar arasında Huldufolk 'un varlığına olan yaygın inancı detaylandırıyor. - Norveç'te aşırı sağ siyasetin yükselişine, göçe yaygın muhalefete ve çok sayıda yüksek profilli Norveçli neo-Nazilere dikkat çekiyor. Doğayı seven bir üne sahip olmasına rağmen, Norveç'in büyük bir ekolojik ayak izine sahip olduğunu ve fosil yakıtların satışının ülkenin servetinin çoğunu oluşturduğunu belirtiyor. - Finlandiya'nın ağır alkol tüketimi geçmişini ve yüksek cinayet, intihar ve antipsikotik uyuşturucu kullanım oranlarını anlatıyor. Fin sisu kavramını açıklıyor. - İsveç adalet sisteminin tekrarlayan başarısızlıkları ve İsveç'in katı sosyal görgü kuralları ile güçlü bir uygunluk kültürüne sahip olduğunu savunuyor. Meik Wiking Mutluluğun Anahtarı diye Türkçe'ye çevirebileceğimiz fakat henüz Türkçe çevirisi bulunmayan sürükleyici bir kitap. 2. sırada bahsettiğimiz Lykke kitabından farklı olarak ülke kıyaslamaları ve örneklerle çeşitlendirilmiş içeriğe sahip bir kitap. Meik her konuda mutluluğunuzu artırabilecek pratik ipuçları sunuyor. Örneğin Meik, bu kitabında beraberlik için apartman binanızda bir mini kütüphane kurmayı veya nezaket için bir yabancının kapısına sürpriz bir hediye bırakmayı, bir turistin yolunu bulmasına yardım etmeyi öneriyor. Sosyal bilimler, örnek olay incelemeleri ve Meik'in orijinal araştırmasına dayanan bu pratik kılavuz, mutluluğu basit bir yaşam biçiminde bulabileceğinizi gösteriyor. Meik dünyanın en mutlu insanlarının sırlarını keşfetmek için dünyayı dolaşırken, bu kitap bize bulunduğunuz yerde aynı derecede mutlu olabileceğimizi gösteriyor. Bu kitap, yüzünüzde bir gülümseme ile nasıl hayatta kalacağınız ve modern dünyada nasıl gezineceğiniz konusunda mükemmel bir rehber. Henüz Türkçe çevirisi bulunmayan kitabı Anı Yapma Sanatı diye adlandırabiliriz. Nordik mutluluk konusuna bu sefer farklı bir açıdan yaklaşan yazar, bu kitabında mutlu anıları canlı tutabilmenin sırlarını paylaşıyor. Anılar, kim olduğumuzu, nasıl davrandığımızı ve nasıl hissettiğimizi şekillendiren kimliğimizin temel taşlarıdır. Bir mutluluk araştırmacısı olarak yaptığı çalışmada Meik Wiking, insanların geçmişe dair olumlu, nostaljik bir bakış açısına sahip oldukları takdirde daha mutlu olduklarını öğrendi. Peki bize kalıcı neşe getiren anıları nasıl yaratır ve saklarız diye sorgulayarak bu kitabı yazdı. Kitap beyinlerimizde zihinsel görüntülerin nasıl oluşturulduğunu, saklandığını ve hatırlandığını inceler. Okuyucuyu neden daha derin, daha anlamlı olanlara yer açmak için belirli anları unutmaya meyilliz diye düşünmeye teşvik ediyor. Nihayetinde Meik bu kitabında, her birimizin yıllarca bizimle kalacak sıcak anılar yaratabileceğimizi gösteriyor. İnfografikler, illüstrasyonlar ve fotoğraflarla dolu, Mutlu Hafıza İpuçları içeren ve İskandinav açık sözlülüğünü bir araya getiren The Art of Making Memories, ilham verici bir meditasyon ve bize anıları oluşturmamıza yardımcı olacak fikirlerle dolu pratik bir el kitabı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/norvecin-en-renkli-sehirleriden-trondheim-gezi-rehberi/", "text": "Tarihin doğayla birleştiği, bir yandan Viking atmosferini hissederken bir yandan da modern hayatın canlılığını yakalayabildiğiniz bir güzel Norveç şehri. Trondheim uzun yıllar Viking'lere başkentlik yapmasıyla bilinen en eski Norveç şehirlerinden biri. Tam 200 yıl Viking'lerin başkenti ve en önemli ticaret merkezi olan bu şehir, aynı zamanda 'Viking Krallığının Şehri' ünvanını da taşıyor. Şehrin sokaklarında gezerken Viking esintileri hissedebileceğiniz gibi, her yıl 29 Temmuz'da düzenledikleri St. Olav festivaline katılarak kendinizi bir Viking simülasyonunda bulmanız da mümkün. Küçük bir şehir olmasına karşın son derece hareketli. Norveç'in en büyük üniversitelerinden birine ev sahipliği yapmasının önemli bir payı var bu hareketlilikte. Genç nüfusun yoğunluğu festivallerden konserlere, sanat etkinliklerinden alternatifi bol bir gece hayatına şehrin nabzının yüksek tutulmasında büyük bir rol oynuyor. Bu hareketli hayatın yanında doğayla içe içe olan Trondheim'da huzur bulmak da zor değil. Şehir sınırlarında birçok doğra yürüyüşü alanı, manzaranın keyfini çıkarabileceğiniz tepeler, yazın denize girebileceğiniz sahiller ve tercih ederseniz göller bulunuyor. Huzuru sanat ve mimariyle bulmak isterseniz müzelerinde kaybolabilir, tarihi katedralini ziyaret edebilir veya sıcacık atmosferli Nordik kafelerin birinde canlı müzik dinlemek için yerinizi alabilirsiniz. Nidelva nehri boyunca uzanan ahşap evlerin bulunduğu bir bölge. Bu ahşap evler Trondheim'in kültürel mirasının en önemli simgelerinden biri. Trondheim'ın en çok turist çeken noktalarından biri. Köprüden Bakklanded'de sıralanmış ahşap evlerin nehre bakan bölümünü görmeniz de mümkün. Köprü, Norveçli şarkıcı ve besteci Kristian Oskar Hoddo'nun Nidelva nehrini konu alan bir bestesinde yazdığı 'Nidelven stille og vakker du' sözlerinin ardından 'mutluluk kapısı' olarak da anılmaya başlanmış. Rivayete göre, Hoddo besteyi bir gece Gamle Bybroa köprüsünde nehre bakarken kaleme almış. Ayrıca, Hoddo'nun Nazi karşıtı ayaklanmada ön safhalarda yer aldığı bilinmektedir. 900 yıllık Nidaros Katedrali Norveç'e Hristinyanlığı getirdiği inanılan Viking Kralı St. Olav'ın mezarı üzerine yapılmıştır. Ayrıca sayısız Norveç kralının vaftiz edildiği yer olma özelliğini de taşıyor. Her yıl düzenlenen St. Olav festivaline de ev sahipliği yapan bu yapı tam bir Orta Çağ mimarisi örneği. Şehrin doğayla buluştuğu noktalardan biri. Şehir merkezinden tramvayla Lian'a ulaşmanız mümkün. Yazın giderseniz gölde yüzebilir ya da göl etrafında doğanın ve manzaranın keyfini çıkabilirsiniz. Ayrıca gölün çevresindeki ormanlık alanda doğa yürüyüşü yapabilirsiniz. 1681 yılında yaşanan büyük şehir yangınından sonra inşaa edilen kale, 1718'de şehri İsveç'in işgalinden kurtarmasıyla bilinir. İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok Norveç askerinin Nazi'ler tarafından idam edilmesine de şahitlik eden kalenin tarihsel önemi büyüktür. Kalede müze olarak ayrılan bir bölüm ve zindanlar bulunmaktadır. Kale bulunduğu konum itibariyle de Trondheim'ın en güzel manzaralarından birine sahiptir, şehri çevreleyen dağları ve fiyortları rahatlıkla kalenin bulunduğu konumdan görebilirsiniz. Trondheim tarih ve sanat bakımından oldukça zengin bir şehir. Birçok özel ve devlet sanat galerisine ve tarihi müzelere ev sahipliği yapıyor. Barındırdığı müzeler arasında nispeten genç bir müze bulunuyor: Rockheim. Ulusal popüler müzik müzesi olan Rockheim 2010 yılında açmış ziyaretçilerine kapılarını. Müzenin misyonu Norveç müziği ve tarihi ile ilgili ziyaretçilerini bilgilendirmek. Müze çalışanlarının asli görevi Norveç'in pop ve rock müzik eserlerinin izini sürmek ve bu eserleri halka ulaşılabilir hale getirmek. Trondheim'da klasik Nordik atmosferini taşıyan birçok kafe ve bar bulunuyor. Daha lüks zevkler arayanlar için ise liman çevresinde konumlanmış seçenekler de mevcut. Nordik havasından vazgeçmem diyenler için Bakklanded üzerinde bulunan Antikvariatet en güzel seçeneklerden biri. Büyük bir kitaplığı da bulunan kafede ayın belli dönemlerinde canlı müzik dinleyebilir, biranızı veya kahvenizi yudumlayabilir, klasik Nordik tatlılarının keyfini sürebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/norvecte-kahve-kulturu/", "text": "Norveç'te kahve her yerde olduğu gibi günlük hayatın vazgeçilmezi, kişi başı yıllık 9.9 kg kahve tüketimi ile dünyada en çok kahve tüketilen ikinci ülke konumunda. Listede başı çekenler de diğer İskandinav komşuları; Finlandiya (12 kg) birinci, İzlanda (9 kg) üçüncü, Danimarka (8.7 kg) dördüncü ve İsveç (8.2 kg) altıncı sırada yer alıyor. Buradan yola çıkarak kahvenin İskandinav kültüründe özel bir yeri olduğunu söylemek mümkün. Bunda kahvenin soğuk havada iç ısıtan hoş kokulu bir alternatif olmasının yanında sosyal rolü de etkili. İskandinav halkı için kahve molaları ve dolayısıyla kafeler sosyalleşmenin en güzel yollarından biri. Norveç halkının kahve ile tanışması 17. yy'a dayanıyor olsa da geniş ölçekte tüketilmeye başlanması 18. yy'da gerçekleşmiş. Avrupa'nın genelinde olduğu gibi, o zamanlar Norveç'te kahve sadece halkın zengin kesiminin ulaşabildiği 'rafine' bir zevk olarak değerlendiriliyormuş. Norveç'in ekonomik durumunun o sıralar pek iç acıcı olmamasına karşın, ülkede yine de hatırı sayılır bir miktarda kahve tüketilmesi dikkat çekmektedir. Norveç'in kahve ile olan ilişkisinde iki önemli olayın büyük etkisi var: Norveç'in erken dönemlerde Danimarka tarafından yönetilmesi ve 20. yy'ın başlarında uygulanan alkol yasağı. Norveç'in Danimarka yönetimi altında olduğu dönemde, Danimarka Virjin Adaları'nda serbest limana sahipti. Bu durum Norveç'in birçok gümrük vergisinden muaf olmasına ve Avrupa'nın geri kalanına göre çok daha ucuz fiyatlara kahve ithal etmesine olanak tanıdı. 1917-1927 yılları arasında Norveç'te uygulanan alkol yasağı, kahve tüketiminin artmasına neden olan bir diğer etken. Yasakla birlikte, kahve Norveçliler için alkolün yerini alan yeni bir 'sosyal içecek' haline gelmiş. Öyle ki, papazlar ayinlerde halka alkol yerine kahve tüketmeleri yönünde tavsiyelerde bulunuyorlarmış. O günden bugüne, alkol yasağı kalkmasına rağmen, kahvenin Norveçlilerin yaşamındaki egemenliği devam ediyor. Serbest olmasına karşın düşmeyen alkol fiyatlarının bu durum üzerinde etkisi olması da kuvvetle muhtemel. Norveçliler genellikle demlenmiş sade kahve veya filtre kahve tüketiyorlar. Bir Norveçlinin kahvesine şeker veya süt koyduğuna rastlamanız çok düşük bir ihtimal. Aynı şekilde, espresso fanı olan bir Norveçliye rastlamanız da bir hayli zor. Norveçlilier kahve çekirdeklerinin az kavrulmuş olmasına dikkat ediyorlar. Özenle kavrulan kahve çekirdekleri kahvenin yumuşak içimli ve meyvemsi bir aromada olmasına neden oluyor. Demleme şekilleri de kahvenin tadını etkileyen bir diğer etken. Kokekaffe, Norveçlilerin en ünlü ve geleneksel kahve demleme yöntemlerinden biri. Kahve demlemede tam bir İskandinav yaklaşımı desek yanlış olmaz; basit, pratik ve verimli. Kaynatılmış su üzerine öğütülmüş kahveyi ekleyip kahve tamemen dibe çökene kadar bekliyorlar. Kahve bardağın veya demliğin dibine yavaş yavaş yol alırken, sonuç olarak hafif ama damakta kalan bir aroma elde ediliyor. Norveçlilier kokekaffelerini doğa yürüyüşlerinde de hiç eksik etmiyorlar. Karsk genellikle sıcak servis edilen, kahve ve damıtılmış sert alkol karışımından oluşan geleneksel bir kokteyl. Kokteyli hazırlarken bardağın dibine bozuk para yerleştirilir ve paranın üstü tamemen kaplanana kadar kahve eklenir. Ardından, para tekrar yüzeye çıkana kadar alkol ilave edilir. Kokteylin adı eski Norveççe'de 'güçlü, enerjik' anlamına gelen 'karsks' kelimesinden türetilmiştir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/norvecte-yer-alan-en-acayip-5-muze/", "text": "Norveç'te gezilmesi gereken müzeleri düşündüğünüzde aklınıza Çığlık eserinin olduğu Munch Müzesi gibi yerler gelebilir. Ancak gezilmesi gereken müzelerin yanısıra bazen ilginç bir gezme tecrübesi yaşayabileceğiniz müzeler de olabilir. Bugün sizlere en acayip 5 Norveç Müze örneğini göstereceğiz. Hazırsanız başlayalım. Norveç'in Bergen şehrinde yer alan bu müze aslında eski bir hastane. Bu hastanenin ana odağı cüzzam hastalarını iyileştirmesinden geliyor. Avrupa 1800'lü yıllarda cüzzam hastalığı ile ciddi bir mücadele vermektedir ve Norveç'te cüzzam hastalığı ile mücadele adına 3 hastane kurar. Bunlardan biri St. George's Hospital olmuştur ve burada hem hastalarla ilgilenilmiş, hem de hastalığa hangi bakterinin sebep olduğuna dair araştırmalar yapılmıştır. Bu bakteriyi de Norveçli Gerhard Armauer Hansen 1873 yılında bulmuş olup, hastalığa daha sonra Hansen'in soyadı da verilmiştir. Christian Ringnes, 7 yaşından bu yana babasının yurt dışı ziyaretlerinden getirdiği minyatür şişeleri koleksiyon olarak toplamış, bu koleksiyon üzerine bir galeri açmıştır. Bu galeride 53.000'e yakın şişe birayı görebilirsiniz. Elvis temalı şişelerden hayvan figürlü şişelere, yaramaz pinup şişelere kadar 50 farklı temalı vitrin ve kabinde görücüye açık sunuluyor. Ayrıca gezi sonunda yer alan 2 barda, korku zindanında ya da esaret odasında bira içebilirsiniz İçerisindeki restoranlarda da iyi kalite yemekleri bulabilirsiniz. Bu ilginç yeri Oslo'da ziyaret edebilirsiniz. Müze, Norveç'in Kongsvinger şehrinde 2012 yılında hizmet vermeye başladı. Konsvinger Hapishanesi'nin eski müdürü Svein Arne Tvedt'in müze haline getirdiği bu yer 1700'lerden günümüze kadar uzanan Norveç hapishanelerinin kültürünü gözler önüne seriyor. 40 yıllık hapishane tecrübesi olan Svein, bu müzede ziyaretçilere birbirinden farklı hikayeleri yansıtıyor, ayrıca eski mahkumların kayda aldığı görüntülere de erişebiliyorsunuz. Muhteşem bir meşe sunak ve karmaşık gemi modelini göreceğiniz bu müzede mahkumların elinden çıkan bu tarz ürünleri görmek ve yeteneklerine hayran kalmamak elde değil. Hiçbir aşk Lutefisk'ten daha samimi değil. Bu özel yemeğin pek bir önemi olmasa da bu müze kimseyle aynı düşüncede değil. 23. Yılını kutlayan bu müzeyi ziyaret ederek bu geleneksel yemeği tadabilirsiniz. Müze Drobak şehrinde bulunuyor. Hayvanları dölleme dediğimizde bu çiftçiler hariç kimsenin ilgisini çekmeyecektir. Norveç ise aynı fikirde değil. Aynı zamanda aktif bir çiftlik olan bu müzede tarihi dölleme tekniklerinden ve çiftçilerin sığır yetiştirme yöntemleri hakkında bilgi alabilirsiniz. Burada Norveç'in kırmızımsı boğalarından toplanan 1.3 milyon doz meni 30'dan fazla ülkeye ihracat ediliyor. Bir yazımızın daha sonuna geldik. Bu yazıda Norveç'te görebileceğiniz en ilginç 5 müzeyi sizler için derledik. Bu müzeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Gezi listenize bu mekanları eklediniz mi? Yorumlarınızı bekliyoruz. Bir sonraki yazıda görüşmeyi dileriz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/oslo-ulusal-sanat-muzesi-harriet-backer-oda/", "text": "National Museum of Art Oslo, 1 Temmuz 2003'te Norveç'te kurulan İskandinav ülkelerinin en büyük ulusal sanat müzesi. Müze 2020'de Bjorvika'daki eski Oslo West Tren İstasyonu taşınacak ve 2021'de yapılan bu yenilenmeyle tekrardan ziyaretçilerine açılacak. Burada eski ve çağdaş sanatı, mimariyi ve tasarımı tek bir çatı altında, tamamen yeni yöntemlerle deneyimleyebileceğiz. 2021'de yeniden açıldığında koleksiyon sergisinde yer alması için Oslo Ulusal Sanat Müzesi Norveçli kadın ressam Harriet Backer'a da bir oda ayıracak. Norveç'li kadın ressam Harriet Backer 21 Ocak 1845'te Holmestrand'da doğdu. Backer'in ailesine göre sanat ve kültür, çocukların yetiştirilme biçiminin en önemli parçasıydı. Ablası Agathe müzikal olarak yetenekliydi ve piyanist olmak istiyordu. Norveç'teki sanat topluluğu küçüktü, bu nedenle yurtdışına gitmeleri gerekiyordu. Harriet de kız kardeşinin yol arkadaşı oldu. Bu, Harriet'e sanat müzelerini ziyaret etme ve sanat dünyasının tarihi ustalarını genç yaşta tanıma fırsatı verdi. Münih'te eğitim aldıktan sonra Paris'e gelen Backer, empresyonizmden ilham aldı. Artık figür, iç mekan ve ışık efektleriyle tanınan, kadınları sanata teşvik eden Norveçli bir ressamdı. Paris'teki Salon'da Solitude resmiyle sergiye kabul edilerek ilk kez adını duyurdu. Sergide jüri Backer'ın resminin kusursuz olduğunu düşündü ve Mansiyon olarak bilinen bir diploma ile onurlandırıldı. Böylece usta sanatçıların arasında yerini aldı. Hem İskandinav ülkelerinde hem de Avrupa'da kadın sanatçıların öncüsü olan ressam, kadın hareketine her zaman sempati duydu fakat siyasi çalışmalara aktif olarak katılmadı. Kadın davalarında söylediklerinden çok yapmış olduğu şeyle yani resimleriyle tanındı. Çünkü hem başarılı bir kadın sanatçıydı, hem de yaşamın her kesiminden iç mekanlar boyayan Backer'ın odalarının çoğu kadınlardan oluşuyordu. Böylece ünlü sanatçı kadınlara önemli bir rol model oldu. Kadınların sanatı bir kariyer yolu olarak seçme fırsatına sahip olmasının önünü açtı ve 25 Mart 1932'de Oslo'da öldü. İşte bu ilham verici hayat hikayesiyle Oslo Ulusal Sanat Merkezi Harriet Backer'a oda verilerek koleksiyon sergisine bir yenisini daha eklemeyi kararlaştırdı. Böylece yeni müzenin çok daha ilgi çekici olacağı düşünülüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/svalbardin-hayalet-sovyet-sehri-pyramiden/", "text": "Svalbard'ın hayalet Sovyet Şehri Pyramiden, bölgenin en ilgi çekici yerlerinden biri. Adayı çevreleyen muhteşem doğası ile birlikte hayalet şehrin gizemli görünüşü muhteşem bir atmosfer oluşturmakta. National Geographic'e göre dünyada ziyaret edilmesi gereken 10 hayalet kasabadan biri. Şehir Nordenskiold buzullarının dibinde 1910 yılında İsveçliler tarafından kurularak, 1927 yılında Sovyetler Birliğine satılmış. Pyramiden tam anlamıyla Sovyetler için rüya şehir olarak kurulmuş. 1955 ile 1998 yılları arasında tam 33 yıl boyunca Sovyetler Birliğinin işçiler arasında en popüler yerleşim yerleri arasında bulunan Pyramiden, şehirde ki kömür ocaklarının kapanması ile birlikte şehrin kaderi de değişmeye başladı. Pyramiden, zamanında Sovyet Ütopyası olarak da adlandırılıyordu. Şehirde kapalı spor salonlarından ısıtmalı yüzme havuzlarına kadar işçilerin boş zamanlarını değerlendirebilecekleri çeşitli mekanlar bulunmaktaydı. Bunun yanı sıra şehirde müzik salonu, sinema ve piyano bulunurdu. Sovyetler Svalbard takımadalarında bulunan Pyramiden şehrine Kuzey Kutbunda olmasından dolayı stratejik açından çok önem vermekteydi. Kömür ocaklarının kapanması ile birlikte Pyramiden, 1998 yılında tamamen terkedildi. Şehirde şu an kimse yaşamıyor olsa da turlarla Pyramiden hala ziyaret edebilmekte. Pyramiden'e kar motorları ve teknelerle ulaşım sağlanabiliyor. Şehirde eski bir otel ve müze bulunduğu için burada konaklama imkanı da bulabilirsiniz. Pyramiden Sovyet Şehrini ziyaret ederek bir zaman makinesi ile yolculuğa çıkmış gibi hissedebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/vikingler-bir-zamanlarin-super-gucu/", "text": "Vikingler denildiğinde aklınıza 3 temel şey gelebilir. Sinirli, kasklı ve gemileri olan bir grup. Vikinglere dair birkaç kitap duymuş, film görmüş veya arkadaşlarınızdan birtakım bilgiler duymuş olabilirsiniz. Fakat bir gerçek var ki Vikingler yaptıkları ile Avrupa'nın gelişiminde çok önemli bir rol oynamıştır. Bu yazımızda 'Norseman'lerin tarihine göz atalım. Vikingler aslında denizcilik ile uğraşan Güney İskandivanya'da yaşayan insanlara verilen isimdi. Bu insanlar 8. yüzyıldan 11. yüzyıla kadar pek çok yağmalama, yerleşme ve ticaret eylemleri gösterdi. Öyle ki, bu çağa verilen isim bile Viking Çağı. Vikingler; pek çok ülkede yerleşim kurup hükümetlerinde söz sahibi olmuştur. Hangi hükümetlerde diye soracaksınız. Vikingler, eski Norse dilini konuşurlardı ve bunları rünik alfabelerle yazarlardı. Kendilerine ait hukuk ve sanat kültürleri bulunuyordu. Pek çok Vikingli aynı zamanda birer çiftçi, balıkçı, zanaatkar ve tüccardı. Vikingler uzun ve dayanıklı gemiler üretmeleri ile ünlüydü. Öyle ki bu gemiler onların Akdeniz kıyılarına kadar inmelerini sağlamış, Amerika kıtasına ayak basmalarına olanak sağlamış ve deniz/nehir kanallarına açık olan tüm ülkelere erişebilmelerini sağlamıştır. Viking kültüründe erkekler; ava çıkan, yağma ve ticaret yapan, grup halinde ülkeleri fetheden kişilerdi. Kadınlar ise evde erkeklerin işini yapan ve statülerine göre saygı duyulan kişilerdi. Bu sebeple bir kadına zarar vermek bir erkek için utanç verici sayılırdı. Kadınlar aileye bakar, yemeği hazırlar; çamaşır, inek sağma, keçi ve kuzuları gütme, tereyağı ve peynir yapma, kış için yemek rezerv etme, bahçıvanlık, temizlik ve bunlar gibi zamanın büyük bir çoğunluğunu alan işler yapardı. Aynı zamanda zanaat işleri de yaparlardı, öyle ki bir Viking kadınının bir günlük dokumaya yetecek kadar iplik eğmesi 35 saat sürebilirdi. Bir Viking kadını 12 yaşından itibaren evlenmeye hazırdı ve çoğu 20 yaşına kadar evlenirdi. O dönem yaşam beklentisi 50 yıldı ancak çok azı bu sayıya ulaşabildi. Çocuklar aileleri tarafından yetiştirilir ve ileride evlenirken damadın ailesi gelinin ailesine başlık parası verir, düğünde gelinin babası da bir çeyiz öderdi. Ayrıca kadınlar Viking kültüründe pek çok Avrupa ülkesine göre daha ayrıcalıklıydı. Kadınlar eşlerinden boşanabiliyor, bir mülk sahibi olabiliyor ve elişi yaptıklarını satabiliyorlardı. Bazı kadınlar güçlü ve zengin arazi sahibi oldular. Bazıları ise ticarete atıldı. Hatta bazı Vikingli kadın mezarlarında silah bulunması bu kadınların erkeklerin yanısıra savaştıklarını da gösteriyor. Eğlenceli bir kısıma geçtik. Viking tanrılarını hızlıca tanıyalım. - Odin Tanrıların babası, tek gözlü bilgin, bütünün tanrısı, savaş ve runeleri yarattı ve bilgeliği bulmak için 9 gün 9 gece Yggdrasil'de kendini astı - Thor Büyülü çekici Mjolnir ile insanlığın korucuyusu oldu, savaş tanrısı - Loki Tehlikeli bir yarı-tanrı, yarı-dev hileci, tanrılar arasında hasara yol açtı - Baldur Odin ve Frigg'in oğlu, güzel ve zarif tanrı, Loki'nin hilesi ile öldürüldü - Frigg Odin'in eşi, büyü pratisyeni, ev tanrıçası - Freya tüy pelerinli aşk ve bereket tanrıçası - Freyr Freya'nın kardeşi, çiftçilik, tarım, bereket ve refah tanrısı - Njoror, Denizin güçlü tanrısı Her dönem bir imparatorluk başarılı olmuş, hacmini büyütmüş ve o dönem isminden korkuyla söz ettirmiştir. Vikingler için de bu durum geçerliydi. Vikinglerin başarılı olmalarındaki en büyük etken ülke siyasetlerinin güçlü olmamasıydı. Özellikle İngiltere'nin krallık düzeni türlü entrika ve dram ile dolu olduğundan yağmalamak ve ele geçirmek Vikingler için kolay olmuştur. Bunun dışında gemicilikte iyi olmaları Avrupa ülkelerine, özellikle nehir ve deniz kıyısı şehirlere korku salmıştır. Baktığınız zaman Vikinglerin Anadolu'ya, Asya'ya veya Afrika'ya ilerlemediğini görüyorsunuz. Büyük kara parçalarından kaçındıklarını söyleyebiliriz. Hatta Amerika kıtasına ilk ayak basan Vikingler, buradaki yerli kabilelerin saldırısına uğramış, düşmanları Avrupalılardan farklı ve güçlü olduğu için Vinland haricinde bir yerleşim kuramadan geri dönmüşlerdir. Tersi bir durumda Amerika'da daha fazla Viking tarihinden söz edilebilirdi. Bu korkuyu fırsata çevirdikleri zamanlar da oldu. Vikingler Kiev Ruslarına karşı korumacıydı ve Bizans İmparatorluğu bu yakınlıktan korktuğu için Vikingleri paralı asker olarak tutmayı önermiş ve uzun bir süre bu yolla sınırlarını korumuştur. Çoğu zaman Vikingler kafalarında bir kasket bile olmadan savaşmışlardır. Bu kasket Viktorya döneminde Viking kültürüne karşı bir romantizm başladığında ortaya atılmış ve ressamların bu hislerle yarattığı eserlerde şekil bulmuştur. Fakat bu şapkaların kullanıldığına dair hiçbir kanıt yoktur. Vikingler gemilerine bayılırdı. Bu gemileri aziz gören millet ölülerini mumyalar, güzel giydirir ve bir gemiye koyarak geminin kişiyi sonraki hayata taşıyacağına inanırlardı. Hatta seçkin savaşçılar ve zengin bir aileden gelen kadınlar genellikle değerli mallar ve kurban edilmiş kölelerle çevrili gemilerde dinlendirilirdi. Kazılarda bulunanlar gösteriyor ki Vikingler temizliğe önem veriyorlardı. Öyle ki o dönem haftada bir yıkandıkları biliniyor. Bu Avrupalıların ortalamasının çok üstünde yer alıyor. Ayrıca kazılardan çıkan jiletler, taraklar, cımbızlar ve kulak temizleyicileri de buna önemli bir kanıt oluşturuyor. Vikingliler kayak kaymayı avlanma ve eğlence amacı ile yapıyorlardı. Hatta Ullr isimli bir kayak-tanrıları bile vardı. Krallar ve yüksek rütbeliler eğlence olsun diye kayardı ve kayak alanında ödüllü yarışmalar yapılırdı. 5) Ateş yakmak için idrar kullanıyorlardı. Vikingler hayatının çoğunu hareket halinde yaşadılar. Bu da onlara çakmaksız olduklarından pratik çözümler sundu. Bunlardan biri touchwood denilen bir ağaç mantarını bir kaç gün kendi idrarlarında kaynatmaları, ortaya çıkanı keçe benzeri bir madde haline getirmeleri ve bu karışımı yakmalarıydı. İdrarda bulunan sodyum nitrat odunla karışarak kolayca yanmasını sağlardı. Yağmacılık ile ünlü olan Vikingler sık sık bu ülkelerden insanları kaçırır, bunları büyük köle pazarlarında satarlardı. Viking Çağı'nda sarı saça sahip olmak o dönemin trendiydi. Esmer erkekler bu sebeple saçlarını ağartacak yüksek seviyeli sodalı yoğun konsantre bir sabun kullanırlardı. Tarihçiler bunun aynı zamanda saçı bitten koruduğunu düşünüyorlar. Bu yazıda sizlere Viking kültürü, tarihi ve o dönemde yaptıklarının Dünya'ya katkılarını anlattım. Yazıyla ilgili sorularınızı yorum kısmında yazabilirsiniz. Eğer okumadıysanız en son yazımız olan İskandinavya: Şarap Dünyasındaki Terra Incognita yazısını okuyabilirsiniz. Hepinize keyifli ve sağlıklı bir gün dilerim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/11/yeni-album-oskar-nordbo-the-flood/", "text": "Oskar Nordbo'nün ilk albümü The Flood Coen Kardeşler'in ikonik filmlerinden 2013 yapımı Inside Llewyn Davis tadında bir albüm. İlk teklisinden bu yana severek takip ettiğimiz Oskar Nordbo hüzünlü, sevimli ve sıcak tınılardan oluşan ilk albümü The Floodu bugün yayınladı. Folk, indie ve country janrlarını harmanlayan yetenekli müzisyen tam da bu türün en önemli isimlerinden Bon Iver, Tallest Man on Earth ve Phoebe Bridgers'den etkilenmiş. Bu sene albümün habercisi olarak yayımladığı dört tekliden hareketle nasıl bir albümle karşılacağımızı az çok tahmin etsek de The Flood tam anlamıyla bir sonbahar albümü. Daha albümün açılış şarkısı Golden Riverdan itibaren parçalar arasındaki kusursuz geçişleri deneyimleyebilmek mümkün. Oskar Nordbo'nün ilk albümünü bir filme benzetsek herhalde Coen Kardeşler'in 2013 yapımı Inside Llewyn Davis'indeki atmosfere birebir benzediğini söyleyebiliriz. Karlı bir kış günü veya serin bir sonbahar günü albümü betimleyecek modlardan olabilir. Albüm depresif bir tona sahip olmasına rağmen yine de huzur verici ve samimi bir hissiyat da bırakıyor. Bu ruh halini 'tatlı melankoli' diye tanımlamak belki de en doğrusu olacaktır. Ayrıca Oskar, albümdeki dokuz parça için kısa film tadında birbirinden güzel müzik videoları paylaştı. Takip etmekte yarar var. Albümde özellikle Oskar Nordbo'nün yaşadığı bir seri olayın etkilerini de buluyoruz. Aslında müzik kariyerine oldukça yüksek bir modda başlayan müzisyen yeni bir romantik ilişkiye başlar, Ekonomi lisansını bitirir ve üstüne tam müzik kaydetmeye başlar, işte tam her şey yolunda giderken birden her şey tepetaklak olur. Kız arkadaşından ayrılır, menajeri konser ayarlamaz ve bununla birlikte kimliğine ilişkin varoluşsal sorunları başlar. Bu uzun ve zorlu sürecin sonunda Oslo'da açılan modern bir manastır olduğunu duyar ve daha önce kenara koyduğu inancını unutup sorularına cevap bulmaya çalışır. Nordbo tam da bütün bu süreci albümü The Flood üzerinde çalışarak atlatmaya çalışır. On iki parçadan oluşan albümdeki bütün parçalar müzisyenin kendi deneyimlerinden ve hikayelerinden oluşuyor. Sadece bir tını üzerinde yoğunlaşmayan Oskar, kırk bir dakika boyunca tek bir tını üzerinde çalışarak bu hikayeyi anlatmıyor. Tını ve seslerin benzer nitelikte olmasına rağmen çok katmanlı ve farklılıklar barındırıyor. Hakikaten albümü baştan sona dinleyince de Oskar'ın bizi davet ettiği bu varoluşsal yolculuğu biz de dinleyici olarak hissediyoruz. The Flood öylesine bütünlüklü bir albüm ki favori parçamız ne diye belirtsek herhalde albümdeki bütün parçalara ayıp olur. Albümü beş üstünden notlasak herhalde kendi janrı içinde beş üstünden beş diye notlayabiliriz. Oskar Nordbo'nün ilk albümü The Flooda mutlaka kulak vermelisiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/2020nin-en-iyi-30-nordik-albumu/", "text": "2020 pandemi nedeniyle birçok bağlamda müzik endüstrisini zor bir duruma sokarken aynı zamanda albüm prodüksiyonu konusunda 2020 nicel anlamda son yılların en zengin senelerinden biri oldu. Sene başından beri severek takip ettiğimiz birçok Nordik müzisyen bu sene albümlerini yayımladı ve dinleyiciyle buluşturdu. Biz de bu bağlamda listeyi biraz sınırlı tutarak sene içinde severek dinlediğimiz otuz albümü seçtik. En iyi birinci albüm hangisidir karar veremedik, bu nedenle listeyi rastgele bir şekilde oluşturduk. Ayrıca her bir müzisyenin albümünden birer parça seçerek sizler için karışık bir çalma listesi de oluşturduk. Keyifli dinlemeler! İzlanda'nın en büyüleyici seslerinden Jofriour Akadottir'in solo projesi JFDR bu sene New Dreams adlı ikinci albümünü yayımladı. On bir parçadan oluşan albümü JFDR, bir büyüme hikayesi olarak tanımlıyor. Andreas Hovset ve Vetle Junker'dan oluşan Verdensrommet bu sene Allting tar slutt adlı ilk albümünü dinleyiciyle buluşturdu. Birçok projede yer alan ikili Verdensrommet'i başka bir yerde konumlandırırken aslında bunu da albümün yayımlanmasıyla kanıtlamış oldu. On parçadan oluşan albümde sevmediğimiz bir şarkı bile yok. Yine de Alltid med, Regndraper ve Aldri gjore feil adlı parçalar bir tık diğerlerine kıyasla öne çıkıyor. Norveç'in en ünlü ikonlarından caz esintili vokalleriyle hayran olduğumuz Emilie Nicolas üçüncü stüdyo albümü Let Her Breathe ile yine bu sene Norveç'in Grammy Ödülleri Spellemann'da en öne çıkan isimlerden biri oldu. Her işini büyük bir heyecanla takip ettiğimiz Simen Mitlid, geçen sene yayımladığı şahane Neutral adlı albümünün üstüne bu sene belki de müzik endüstrisinin en uzun başlıklı albümlerinden birisini yayımladı. Müzisyenin üçüncü albümü özelliğini taşıyan Birds; or Stories From Charlie B's Travels From Gronland to the Sun, and Back Again isminin de belirttiği gibi farklı hikayelerden oluşuyor. Aynı zamanda albüme katkıda bulunan çok sevdiğimiz üç müzisyen de yer alıyor: Benedikt, Tuvaband ve Oslo Hostel Choir. Müziğinde 1960 ve 1970'lerin tınılarından etkilenen Jonas Alaska folk rock esintili yeni albümü Roof Came Down ile dinleyicisiyle üç senenin ardından yeniden buluştu. Hans Olav Settem ve Marit Othilie Thorvik'in alter egosu Jouska senenin en iyi elektronik ve dans edilesi tınılarından oluşan albümü Everything Is Goodu yayımladı. İkiliyi diğer projelerinden de büyük bir heyecanla takip ediyorduk ama Jouska'nın ortaya koyduğu dokuz parçalık bu albüm bizi ayrıca heveslendirdi. Albümdeki favori parçamız hip-hop ve caz elemanlarını kombinleyen yeni yetenek Doglover95 ile olan düet Pink oldu. Sushi x Kobe ve Verdensrommet üyelerinden oluşan Softcore untd. uzun zamandır beklediğimiz ilk albümü Bygger opp, river nedi sonunda yayımladı. Hip-hop, house, pop ve 90'ların tınılarını harmanlayan albümde aynı zamanda Sassy 009 ve Nils Bech'in de katkıları var. Alt jeg har, Gi meg tid ve Mye mere albümde öne çıkan parçalar arasında yer alıyor. Emir ve Andreas'ın arasındaki vokal uyumuna hayran olmamak ise imkansız gibi. Danimarka müzik sahnesi diyince aklımıza ilk gelen isimlerden Agnes Obel bu sene dördüncü albümü Myopiayı yayımladı. Kişinin tek başına deneyimleyip dinlemesi gereken, izole bir bölgeyi adeta tasvir eden albüm, müzisyenin Citizen of Glass adlı ikinci albümün konseptinin devamı niteliğinde. Önceki albümlerinin upbeat tınılarını yeniden bulabildiğimiz Myopia aynı zamanda yeni bir yalnızlık duygusu ve enstrümantalizm içeriyor. Albümdeki favori parçalarımız arasında Camera's Rolling ve Broken Sleep yer alıyor. Lotta Lindgren veya sahne ismiyle LEON, geçtiğimiz sene sahne adıyla aynı adlı ilk stüdyo albümünü yayımlamasının ardından bu sene Apart adlı ikinci albümünü dinleyiciyle buluşturdu. Pop tınılarını başarılı bir şekilde ortaya koyan ve müziğiyle harmanlayan müzisyen Amy Winehouse, Janis Joplin, Beyonce, Sam Cooke ve Stevie Wonder gibi ikonlardan ilham alıyor. Albümdeki favori parçalarımız arasında And It Breaks My Heart ve Falling Apart yer alıyor. İzlandalı multi-enstrümantalist Olafur Arnalds, beşinci solo albümü some kind of peacete alışık olduğumuz basit piyano motifleri ve telli enstrümanlarla isminin de ima ettiği gibi huzurlu bir ses manzarası sunuyor. Otuz sekiz dakika boyunca albüm dinleyiciyi adeta nirvana noktasına taşıyor. Ane Brun'un erken dönem çalışmalarındaki samimi dokunaklılığına geri döndüğünü hissettiğimiz How Beauty Holds The Hands of Sorrow adlı albümde özellikle piyanonun öncülük ettiği çok katmanlı bir müzikaliteyi hissediyoruz. Oldukça sinematik, hatta bir filmin soundtrackiymişçesine bir izlenim veren albüm Brun'ün belki de en iyi işlerinden biri olarak tanımlanabilir. Bu senenin bir diğer en uzun adlı albümlerinden My Heart Is Hungry And The Days Go By So Quickly Jacob Bellens'in beşinci solo albümü niteliğinde. Enstrümantalitenin çok katmanlı olduğu albümde sanki bir müzik grubunun albümü hissiyatını hissediyoruz, ki bu da albümü daha da organik kılıyor. Daha çok doğaçlamalarla tamamlanan albümde kesinlikle bu organikliği dinlerken hissetmek mümkün. Kariyerlerinin başından beri takip ettiğimiz Bodo merkezli Virkelig bu sene ikinci albümü Lengsel blir til gjemseli yayımladı. İlk albümlerine kıyasla daha da olgunlaşmış tınıları duyduğumuz albümde Virkelig daha da rock kapsamında değerlendireceğimiz parçalara imza atmış. Dynamitt, Det frie menneske ve Identitetslose menn parçaları albümdeki favorilerimizden. Tatlı ve 'badass' diye tanımlayabileceğimiz Murmur tam da bu çizgideki Behind Your Back adlı EP'sini yayımladı. Üç parçadan oluşan EP bolca elektronik ve synthli tınılardan oluşuyor. Murmur'un son bir buçuk senede yazdığı parçalardan oluşan EP'nin ana teması ise modern romantizm. Peder Niilas Tarnesvik'in müzikal alter egosu Niilas, Sami doğasından ve natüralist bakışından etkilendiği Also This Will Change adlı ilk albümünü yayımladı. Hiper-modern dünyada yerli ve yok olmaya yüz tutmuş bir kültürün geleneklerini müziği aracılığıyla yaşatan müzisyen gizemli, saf ve dokunulmamış tınıları hissettirmek konusunda adeta bir uzman. Severek takip ettiğimiz birçok İzlanda merkezli projenin içerisinde yer alan Sin Fang, yıllar içerisinde yazdığı ancak hiçbir albümünde uygun bir yer bulamadığı, kazara farkında olmadan yazdığı parçaları için The Last Shall Be First adlı albümünü yayımladı. Dinlerken de o çok sesliliği hissettiğimiz albüm bu nedenle müzisyenin diğer işlerine kıyasla farklı bir yerde konumlanıyor. Canlı performansları da bir hayli büyüleyici olan Ganger bu sene ikinci albümü Troyu yayımladı. Oldukça maceraperest, modern R&B tınılarından ve 80'lerin tınılarından oluşan albüm senfonik synthlerle çok çeşitli bir müzikalite sunuyor. Bu sene içinde üç tekli, bir EP ve bir albüm yayımlayan Oskar Nordbo durdurak bilmeden üretmeye devam etti ve bütün bunların yanı sıra The Flood adlı ilk albümündeki her parça için kısa film tadında müzik videoları yayımladı. Coen Kardeşler'in Inside Llewyn Davis (2013) filmini anımsatan albüm Sufjan Stevens ve Phoebe Bridgers severleri tam olarak mutlu edecek türde. Indie-folk müzisyeni Siv Jakobsen'in ikinci albümü A Temporary Soothing birçok iş birliğinin sonucunda ortaya çıkan bir albüm. Prodüktör Chris Bond ve miks mühendisi Zach Hanson gibi isimlerin dokunuşlarıyla harmanlanan albüm, Jakobsen'in müzikal anlamda olgunluğa eriştiği albüm belki de. Korku, anksiyete, değişim ve çabalama gibi samimi keşifleri ve hissiyatları barındırıyor. Albümü dinlerken Siv'in şarkı ve söz yazarlığında da olgunlaştığını fark etmemek imkansız gibi. İsveçli post-punk grubu Isolated Youth avangardist, yenilikçi ve hayalperest tınıları gitar merkezli bir müzikalite ile dinleyiciye sunuyor. İsveç'in post-punk sahnesinin geleceği olarak kabul gören grup kesinlikle radarınızda olması gereken isimler arasında. Norveç hip-hop sahnesinin heyecan verici genç isimlerinden Eirik Aas bu sene ilk albümü Med lyset slukket adlı caz esintili, birçok müzisyenle iş birliği içinde olduğu albümünü yayımladı. Daha önce yayımladığı teklileri ve EP'leri yakından takip ettiğimiz 20'li yaşlarının başındaki Eirik, yıllar içinde daha olgun parçalar üretmeye başlamış diyebiliriz. Norveç ve Şili usulü Mac DeMarco esintileri sunan boy pablo, Norveç sahnesinin girl in red ile birlikte en indie unvanını birlikte paylaşıyor diyebiliriz. Soy Pablo albümüyle internette büyüyen ve hızı kesilmeyen bir dinleyici kitlesine ve sayısına ulaşan boy pablo yeni albümü Wachito Ricoda daha hüzünlü hikayeler anlatıyor. Yine gençlerin ve akranlarının sözcülüğünü üstlenen boy pablo, bunu yine başarılı bir şekilde yapıyor. Haley Shea, Lasse Lokoy, Tor-Arne Vikingstad ve Nils Jorgen Nilsen'den oluşan Slotface, özellikle Netflix dizisi Sex Education soundtrack'inde yer alarak ününe ün katmıştı, ancak grup punk çevrelerinde bugünün olağanüstü yeteneği olarak kabul ediliyor. Grubun ikinci albümü Sorry for the late Reply her zamanki gibi politize ve fışkıran bir enerjiyle dolu. Bu sefer daha kişisel sözlerle grup ikili ilişkileri de politize bir şekilde eleştiriyor. On üç parçadan oluşan albümü gerçekten de dinlerken kendi odanızda punk konserindeymiş gibi hissediyorsunuz, Slotface'i dinlerken yüksek hissetmemek gerçekten çok zor. İsveçli müzik grubu Robert John David daha bir sene geçmeden ikinci albümü Livet ar Enkelti dinleyiciyle buluşturuyor. On bir parçadan oluşan albüm indie rock evreniyle Robert'ın analitik kafa yormalarıyla hayat buluyor. Albüm İsveççe olmasına rağmen müzikal renkliliğiyle birlikte aslında dinleyiciye bir şekilde vermek istediği hissiyatı geçiriyor. Robert John David, yeni albümü Livet ar Enkeltte, ismi hayat kolay anlamına gelmesine rağmen paradoksal bir şekilde hiç de basit olmayan konulara parmak basıyor. Bireyselliğe bir eleştiri ile başlayan albüm sevinç ve sevgi, parti fobisi, ölüm korkusu, gelecek ve din gibi birbirinden farklı ve önemli varoluşsal sorunları irdeliyor. Pasha ve Coucheron ikilisi eğlenceli ve dans edilesi parçalarla modumuzu yükseltirken ilk mixtape'leri G. O. L. u dinleyiciyle buluşturdu. 90'ların hip-hop ve funk tınılarını elektro pop ile harmanlayan ikili, Norveç'in dağlarında bir kabinde yedi gün boyunca parçalar üzerinde çalıştı ve Coucheron x Pasha projesi hayat buldu. On parçadan oluşan mixtape, aynı zamanda çokça sevdiğimiz ve enerjisine hayran olduğumuz Safario ile de bir düet de içeriyor. Birçok janrı barındıran G. O. L. Gorillaz ve Basement Jaxx'i de bizlere hatırlatmıyor değil. Norveç rock sahnesinde kendisine has bir yer edinen John Olav Nilsen liderliğindeki grup, önceki yıllarda Gjengen ile birlikte üç albüm yayımlamıştı. Nordsjoen ile 2017'den beri birlikte çalan John Olav Nilsen, ikinci albümü Det store i det smayu müjdeliyor. Norveç'in Grammy Ödülleri Spellemann'da kendini defalarca kanıtlamış grup, ülkede yediden yetmişe herkesin sevdiği ve hatta şarkı sözlerini ezbere bildiği bir grup olarak klasik diyebileceğimiz bir yere sahip. John Olav Nilsen & Nordsjoen'in yeni albümü de aynı heyecanla dinleyici tarafından karşılandı. İsveç'in gelecek vadeden yeteneklerinden GRANT bu sene ülkenin Grammy Grammi Ödülleri'nde Yılın En İyi Çıkış Yapan sanatçısı olarak Vertigo sayesinde seçildi ve alternatif pop sahnesinin sevilen isimleri arasında kendine yer edindi. Garage ve house janrlarından etkilenen müzisyen, 90'ların tınılarını da bir hayli seviyor. Her işini ilgiyle takip ettiğimiz, ilk albümü Baltuse bayıldığımız Gundelach iki senenin ardından ikinci albümü My Frail Bodyi dinleyiciyle buluşturuyor. Zaman içinde görselliğe oldukça önem veren müzisyen, yeni albümünü adeta bir görsel materyal cennetine dönüştürdü ve albümle alakalı pek çok video yayımladı. İlk albümüne kıyasla daha elektronik, daha deneysel bir çizgide ilerleyen Gundelach aynı zamanda tekli olarak yayımladığı Edvard Munch için yazdığı Bolder adlı parçasını da albümüne dahil etmiş. Ayrıca albümde hepimizin bayıldığı AURORA ile bir düet de yer almakta. Otodidakt genç yetenek Ellen Krauss, Bruce Springsteen ve Dire Straits etkisinde oluşturduğu ses evreninde, Pearl adlı ilk albümünde birbirinden güzel parçalar imza attı. Max Martin ve Carly Rae Jepsen gibi isimler tarafından desteklenen Ellen'in albümüne bayıldık. Gelecek yıllarda ismini sıklıkla duyacağız gibi. Norveç alternatif pop sahnesinin en yeni ve genç isimlerinden SKAAR, kısa süre içerisinde büyük bir dinleyici kitlesine ulaştı. Ülkenin önde gelen festivallerinde sahne alan, ardından Spellemann Ödülleri'nde takdir gören SKAAR ilk albümü The Other Side Of Waiting ile birçok şey başardı bile. Küçük yaşlardan itibaren müzikle haşır neşir olan müzisyen, Norveç'in doğasından, fiyortlarından, dağlarından da pek tabii ilham alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/2050-yili-kuzey-denizinde-fosil-yakitlarin-cikarilacagi-son-yil-olacak/", "text": "Karbon-nötr olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Danimarka, enerji üretimini karşılamak için fosil yakıtlara ihtiyaç duymayacağı bir gelecek inşa etmeye devam ediyor. İktidardaki Sosyal Demokratların teklifi ile Kuzey Denizi'ndeki tüm petrol ve doğal gaz arama-çıkarma faaliyetlerinin 2050 yılına dek sonlandırılması için sunulan yasa tasarısı, 175 sandalyeli Danimarka parlamentosunda muhalefetin de desteği ile çoğunluk tarafından kabul edildi. 4 Aralık Perşembe günü gerçekleşen oylama ile birlikte parlamento üyeleri, 1972'de başlayan ve ülkeyi Avrupa Birliği'nin en büyük petrol üreticisi yapan açık deniz gaz ve petrol sondajlarını sona erdirecek kararı vermiş oldular. Bu kararla birlikte; 2050 yılı, Kuzey Denizi'nde fosil yakıtların çıkarılacağı son yıl olacak. Danimarka, iklim değişikliği ile mücadelede kendini öncü ülkelerden biri olarak konumlandırıyor. Mevcut hükümet iktidara geldiğinde, Başbakan Mette Frederiksen bunu gezegendeki ilk iklim seçimi olarak nitelendirmişti. Öte yandan ülkede on yıllardır devam eden petrol üretimi, iklim politikaları konusunda bir tutarsızlık yaratıyordu. Son zamanlarda; iklim hedeflerine ulaşmak adına kararlı adımlar atmadığı yönünde eleştirilere maruz kalan hükümet, bu kararla birlikte artık daha güçlü bir mesaj veriyor. Danimarka, 1970'lerden bu yana Kuzey Denizi petrolünden milyarlarca dolar kazandı. Petrol ve gaz sektörünün yarattığı vergi geliri ve büyük ihracat kalemi, ülke ekonomisi üzerinde olumlu bir etki yaratarak bir refah devletinin kurulmasına yardımcı oldu. İstatistiklere göre Danimarka, günlük 145 bin varil petrol üretiyor. Avrupa Birliği üyesi olmayan Norveç ve İngiltere'nin petrol üretim hacmi daha büyük olsa da Danimarka Kuzey Denizi'ndeki rezervleri sayesinde 1997'den beri petrol ve doğal gaz ihracatçısı ülkeler arasında yer alıyor. Tahminler, 2020'lerin sonuna dek Danimarka'nın bu pozisyonu koruyacağını söylüyor. Aralık ayının ilk haftası onaylanan yasa gereği, petrol arama ve çıkarma faaliyetleri için planlanan sekizinci ruhsatlandırma turu ve gelecek ihaleler de iptal edildi. Fransa merkezli çok uluslu petrol şirketi Total'in ekim ayında ihale sürecinden çekilmesi büyük bir belirsizlik yaratmış ve geriye yalnızca bir aday şirket kalmıştı. İptal edilen ihalelerin ardından 150 milyon varile eşdeğer petrol okyanus altında kalacak. Ocak 2019'da Helsinki'de bir araya gelen Nordik ülkeler grubunun başbakanları karbon nötr bir gelecek yaratma konusunda ortak bir deklarasyon yayınlamıştı. Bu ülkelerin, 2030 yılına dek karbon emisyonlarını %70 oranında azaltmak gibi iddialı iklim hedefleri üzerinde anlaşmalarının ardından atılacak siyasi adımlar beklenmekteydi. Enerji ve İklim bakanı Dan Joergensen, fosil çağına bir son veriyoruz diyerek kararın dünya çapında yankı uyandırmasını beklediğini söyledi. Greenpeace Danimarka iklim ve çevre politikası başkanı Helene Hagel ise, kararın iklim hareketi ve destekçileri için büyük bir zafer olduğunu dile getiriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/bilim-tarihinin-akisini-degistirmis-iskandinav-bilim-insanlari/", "text": "İskandinav bilim insanları, Orta Çağ'dan bugüne bilim tarihinin gelişimine öncülük etmiş birçok fikir ve kuramın ortaya çıkışına katkıda bulunmuşlardır. Sıcaklık ölçümünde uluslararası bir standardın oluşturulmasından elektromanyetizmanının keşfine, Kuzey ışıklarının oluşumundan küresel ısınmanın ilk izlerinin gözlenmesine kadar günümüze dokunan birçok bilimsel gelişmenin arkasında İskandinav bilim insanları yatıyor. İsveçli fizikçi, astronom ve matematikçi Anders Celsius, bugün en yaygın kullanıma sahip sıcaklık birimi olan Celsius'un fikir babasıdır. Celsius bir gün, hava olaylarını gözlemlemek amacıyla yaptığı ölçümler sırasında kullandığı termometrelerin yanlış ölçüm yaptığını fark etti. Bunun üzerine, cıva termometrelere uyumlu olacak şekilde suyun donma noktasının 100 derecede, kaynama noktasının 0 derecede sabitlendiği santigrat sıcaklık ölçeğini tasarladı. Celsius'un 1742'de önerdiği bu ölçüm sisteminin bugün kullandığımız versiyonu (suyun kaynama ve donma noktalarının sırasıyla 100 ve 0'de sabitlendiği) ise, yine bir İsveçli olan Carolus Linaaeus tarafından revize edildi. Ölçüm sistemi, 1948'den beri yaratıcısının onuruna Santigrat ölçeği olarak anılıyor. Celsius'un diğer bilimsel çalışmaları arasında İsveç haritasının oluşturulması için yaptığı coğrafi ölçümler, İskandinav yarımadasının yükselişini ilk kez kayıt altına alması ve kuzey ışıklarının Dünya'nın manyetik alanından kaynaklandığını öne süren kuramı yer alıyor. Celsius'un çalışmalarında yanıldığı nokta ise kara yükselişinin suyun buharlaşmasından kaynaklandığını öne sürmesiydi. Bugün biliyoruz ki, İskandinav yarımadasındaki kara yükselişi yer çekimi, buzul erimesi ve deniz tabanı hareketini içeren oldukça karmaşık bir mekanizmadan kaynaklanıyor. Norveçli fizikçi ve kaşif Kristian Olaf Birkeland, yaptığı deneysel ölçümlerle Anders Celsius'un Kuzey ışıklarının Dünya'nın manyetik alanından kaynaklandığını öne süren kuramını kanıtlamıştır. Birkeland ölçümlerini gerçekleştirmek için havadaki nitrojeni sabitleyen Birkeland-Eyde sürecini geliştirdi. Deneysel çalışmaları boyunca Kuzey Kutup dairesine birçok keşif gezisi düzenledi ve manyetik alan verilerinin toplanması amacıyla Norveç'in yüksek enlem bölgelerinde bir gözlemevleri ağı kurdu. Kuzey ışıklarının belirdiği zamanlarda manyetometrelerdeki iğnelerin yön değiştiridiğini gözlemleyerek Celsius'un kuramını doğruladı. Dünya'nın manyetosfer ve yüksek enlem iyonesfer katmanları arasındaki manyetik alan çizgilerine, Birkeland akımı adı verilmiştir. Katmanlar arasında değişiklik gösteren bu akım çizgileri, Kuzey ışıklarının oluşum fenomenin açıklanmasında kullanılmaktadır. Birkeland akımının gezegenler arası manyetik alandan, güneş rüzgarlarından ve plazmanın manyetosfer boyunca hareketinden etkilendiği ortaya konmuştur. Birkeland aynı zamanda, güneş rüzgarlarının hem negatif and pozitif parçacıklardan oluştuğunu öne süren ilk bilim insanıdır. Birkeland yaptığı çalışmalarla, yedi kez Nobel Ödülü'ne aday gösterilmiştir. Danimarkalı fizikçi ve kimyacı Hans Christian Orsted, elektromanyetizmanın temeli olan ve daha sonra adıyla anılan Orsted kanunun fikir babasıdır. Diğer bir ifadeyle, Orsted ilk kez elektrik akımı ile manyetik alan arasındaki ilişkiyi ortaya koymuş ve bu ilişkiyi anlatan matematiksel bir ifade geliştirmiştir. Elektromanyetizmanın keşfi, Orsted'ın bir gün elektrik kablolarının yanında duran pusula ibresinin kabloya dik olacak şekilde sabitlendiğini fark etmesiyle gerçekleşmiş. Ayrıca, Orsted alüminyumu ilk kez saf olarak üretmeye yarayan kimyasal bir proses geliştirmiştir. Daha önce sadece alaşım halinde üretilebilien alüminyum, Orsted'in geliştirdiği alüminyum klorür redüksiyonu yoluyla elementel olarak üretilebilir hale geldi. Akademik hayatı boyunca Avrupa'da uzun zaman geçirme fırsatı bulan Orsted, Danimarka'da birçok bilimsel enstitü ve kurumun kurulmasına öncülük etmiştir. 1824 yılında kurduğu Selskabet for Naturl rens Udbredelse bugün hala doğa bilimlerinde yaşanan gelişmelerin geniş kitlelelere ulaştırılmasına öncülük ediyor. Danimarka Meteorloji Enstitüsü ve Danimarka Patent Ofisi de Orsted'in kuruluşuna öncülük ettiği kurumlar arasında. Felsefede de yaygın olarak kullanılan, 'düşünce deneyi' kuramı da ilk kez Orsted tarafından isimlendirilerek tanımsal bir çerçeveye oturtulmuş. Danimarka Teknik Üniversite ise 1829 yılında Den Polytekniske L reanstalt adıyla Orsted'in girişimleriyle kurulmuş. İsveçli fizikçi, matematikçi ve astronom Anders Jonas Angström, bugün teknoloji ve temel bilimlerde yaygın olarak kullanılan Angstrom ölçü biriminin mucidir. Fiziksel karşılığı 0,1 nm olarak kabul edilen ve İsveççedeki A harfiyle sembolize edilen bu birim; atom, molekül, ve mikroskobik canlıların boyutunu ve dalgaboyu gibi büyüklükleri ifade etmek için kullanılıyor. Angström, adının verildiği uzunluk birimini oluşturmadan önce güneş spektrumuyla ilgili çalışmalar yürütüyordu. Bu alandaki en önemli eseri güneş ışığındaki 1000'den fazla çizginin dalga boyunu listeleyen Güneş Sistemi Araştırmaları atlasıdır. Bu çalışmasında dalga boylarını Angstrom birimi üzerinden ifade etmiştir. Angström'un astrofizik, ısı transferi ve manyetizma ile ilgili de birçok çalışması bulunuyor. Sonradan Kirchhoff yasası olarak bilinen termal radyasyon yasasını ilk formülüze eden kişi de Angström'dur. İsveçli fizikçi Svante August Arrhenius, bilim dünyasında fiziksel kimyanın öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Adıyla anılan Arrhenius denklemleri, fiziksel kimyada reaksiyon hızının sıcaklığa olan bağımlılığını ifade etmekte kullanılan, temel denklemlerden biri. Arrhenius'un bilim tarihine bir diğer önemli katkısı ise, yanma proseslerinde açığa çıkan CO2 gazının küresel ısınmaya neden olacak seviyede olduğunu belirlemiş olmasıdır. Küresel ısınma tabiri o zamanlar kullanılmıyor olsa da, Arrhenius çalışmasında atmosferde artan CO2 gazının sıcaklık değişimine yol açarak su buharlaşma hızını arttırdığını matematiksel ortaya koymuştur. Arrhenius 1903 yılında Nobel Kimya Ödülünü kazanmış, 1905 yılından ölümüne kadar da Nobel Enstitüsü'nde yöneticilik görevini üstlenmiştir. Danimarkalı fizikçi Niels Henrik David Bohr, adıyla anılan Bohr atom modelini geliştirirek atom yapısının anlaşılmasına öncülük etmiştir. 1913 yılında önerilen Bohr atom modeli ile çekirdek etrafında yörüngesel hareket izleyen negatif yüklü elektronların ancak belirli enerji düzeylerinde var olabileceği ortaya konmuştur. Bohr ayrıca enerji korunumu kanunun atomaltı dünyada da geçerliliğini koruduğunu önererek, farklı enerji düzeyleri arasındaki elektron hareketinden ışıma meydana geldiğini göstermiştir. Tüm bu gelişmeler kuantum fiziğinin de temelini oluşturmuş, birçok yeni keşfe öncülük etmiştir. Niels Henrik David Bohr, 1922 yılında Nobel Fizik Ödülünü kazanmıştır. CERN ve Danimarka Atom Enerjisi Komisyonu'nun kuruluşunda da yer alan Bohr, 1957'de İskandinav Teorik Fizik Enstitüsü'nün ilk başkanı oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/bir-buzula-agit/", "text": "Buzullar, adadaki ilk insan yerleşimlerinin başladığı 9. yüzyıldan bu yana İzlanda'nın gerçeküstü doğasının ayırt edici özelliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak 20. yüzyılın başından beri artan sıcaklıklarla birlikte İzlanda'da bulunan 400'den fazla buzulun düzenli olarak eridiği kaydediliyor. Şu anda, İzlanda'da her yıl 11 milyar ton buz kütlesinin yok olduğunu belirten bilim insanları, 2200 yılına dek bu görkemli ada ülkesinin tüm buzullarını kaybedeceğini öngörüyor. Yaklaşık yüzyıl önce heybetli bir dağ buzulu olarak 15 km karelik bir alana yayıldığı tespit edilen 50 metre kalınlığındaki Okjökull buzulu, İzlanda'da yok oluşun eşiğine sürüklenen ilk büyük buz kütlesi oldu. 2012'de yapılan son ölçümler, geriye yalnızca bir volkanın kraterini saran küçük bir buz kütlesinin kaldığını gösteriyordu. Artık hareket etmeyen, cansız ve durağan bir kütle olarak yok oluşun kaçınılmaz girdabında yitip giden Okjökull, nihayet 2014 yılında Oddur Sigurdsson isimli bir glasyolojistin araştırmaları neticesinde ölü bir buzul olarak tanımlandı. Sigurdsson hayatının son 50 yılını ülkedeki buzulları fotoğraflamaya adamış bir bilim insanı olarak alanındaki en deneyimli isimlerden biri. 2017 yılında ABD'li antropologlar Cymene Howe ve Dominic Boyer, ilk buzullarını kaybetmenin İzlandalılar için ne anlama geldiğini anlatan bir belgesel film yapmak adına film yapımcısı Ragnar Hansson ile işbirliği yaptılar. Bu fikirle ortaya çıkan Not Ok belgeseli, genel hatlarıyla; önde gelen politikacılar, bilim insanları, sanatçılar ve nesillerdir Ok dağının komşusu olan çiftçilerle yapılan röportajlardan oluşuyor. Not Ok eriyen buzullarla ilgili bir dolu sekansın olduğu tipik bir iklim belgeselinin ötesinde bir anlatı kurgulamaya çalışıyor. İklim değişikliğine karşı verdiğimiz duygusal tepkilerin karmaşıklığını keşfedebilmemiz için somut bir fenomen üzerinden konuyu insan ölçeğine indirgemeye çalışan belgeseldeki narrasyon Ok Dağı'nın perspektifinden şekilleniyor. Ok, İzlanda'nın buzul statüsünü kaybeden ilk buzuluydu. Önümüzdeki 200 yıl içinde bütün buzullarımızın aynı kaderi paylaşacağını düşünüyoruz. Bu anıt, yaşananların farkında olduğumuzun ve neler yapılması gerektiğini bildiğimizin kabulüdür. Metin, 2019 yılında kayda geçen ve şimdiye dek atmosferde tespit edilmiş en yüksek küresel karbondioksit konsantrasyonu (milyonda 415 parça) ile sona eriyor. Törene aralarında İzlanda başbakanı Katrin Jakobsdottir, İrlanda'nın 7. cumhurbaşkanı Mary Robinson ve anma projesine öncülük eden Amerika Birleşik Devletleri'nden yerel araştırmacılar, meslektaşları ve bakanlar da dahil olmak üzere yaklaşık 100 kişilik bir ekip katıldı. Buzullar İzlanda'da büyük bir kültürel öneme sahip. Öte yandan dönüşen coğrafya beraberinde bilişsel bir yitimin de kapısını aralıyor. Yazar Magnason Benim neslim en önemli dağların, fiyortların ve kırların isimlerini ezbere bilirdi. Coğrafyamıza dair 'öyle' olduğunu öğrendiğimiz, bir nevi ebedi gerçeklikler olarak zihnimize yerleşen detaylar, artık gerçek olmaktan oldukça uzaklar diyerek iklim değişikliğinin yarattığı bellek bozumuna da işaret ediyor. Eriyen ve yok olanların yalnızca maddesel yaşantımızın birer parçası olan uzamlı kütleler ve hacimler olmadığını; kolektif geçmişin, idelerin ve nosyonların da büyük bir unutuluşa doğru sürüklendiğini bizlere hatırlatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/birbirinden-guzel-icerikleriyle-15-nordik-youtube-kanali/", "text": "Birbirinden güzel içerikleriyle bazen seyahat etmek isteyeceğiniz, bazen eğleneceğiniz sıkça da ilham alacağınız 15 adet Nordik YouTube kanalı sizler için derledik. Nordik ülkelerin doğal güzelliklerinden, göz alıcı manzaralarından, Nordiklerin mutlu ve huzurlu yaşam alışkanlıklarından, felsefelerinden çok şey öğrendik. Daha da öğrenmeye devam edeceğiz gibi duruyor. Birbirinden güzel, farklı ve özgün hikayesiyle Nordik influencerlar bize birçok konuda ilham oluyorlar. Onların ilham verici yaşam tarzlarına, hikayelerine tanık olmak isteyenler bu 15 Nordik YouTube kanalını mutlaka takip etmeli. Bahsetmek istediğim ilk Nordik YouTube kanalı Fjord Norway. Dünya'nın en iyi destinasyonu olarak kabul edilen Norveç'in ünlü Fjord kıyılarını ve eşsiz manzaraları keşfe çıkan kanal Batı Norveç'in resmi turizm kuruluna ait. Rogaland, Hordaland, Sogn & Fjordane ve More & Romsdal olmak üzere dört bölgeye uzanan kanalda videolar genelde 5 dakikadan kısa şekilde. Norveç, Grönland gibi kuzey ülkelerine özgü bir kıyı tipi olan Fiyortlar bu kanalın ilgi alanına giriyor. Fiyortlarla oluşan eşsiz manzaraları keşfe çıktıkları videolardan birisini buraya ekliyorum. Daha fazlası için kanalı takip edebilirsiniz. Amerika'da kurulu bir düzeni varken, bir anda sahip olduğu her şeyi satıp İzlanda'ya yerleşen bir kadının kurucusu olduğu kanal aslında bir seyahat blogu. Bu blogda bolca gezi ipuçları, gizli lokasyonlar, kültürel aktiviteler gibi konularda aradığınız birçok şeyi bulabileceksiniz. İzlanda'yı keşfetmek, orayla ilgili hayaller kurmak ve dahası ilerdeki gezi planlarına İzlanda'yı dahil etmek isteyenler için bu kanal biçilmiş kaftan. Kanalda aşağıdaki videodaki gibi İzlanda'nın keşfedilmemiş güzelliklerini de inceleyen içeriklere ulaşabilirsiniz. Bu gibi özel içerikleri kaçırmamak için bu Nordik YouTube kanalını takip etmenizi öneririm. Bir başka Nordik YouTube kanalı ise yine eşsiz manzaraları sunan Leena Henningsen'ın kanalı. Leena Norveç kırsalında yaşayan bir Alman film yapımcısı, fotoğrafçı ve tasarımcı. Önceleri arabasıyla kuzeyin güzelliğini keşfetmek için İskandinavya'da seyahat ediyor ve bu seyahatlerini kanalında paylaşıyordu. Daha sonra Norveç'e taşındı ve şimdi tamamen Nordik manzaraları ve Nordik kültüre dair içeriklerini paylaşıyor. Eşsiz manzaraları görmek ve kuzey dağlarında yaşamak nasıl bir şey öğrenmek isteyenler bu kanalı takip etsin. Benim en sevdiğim Nordik YouTube kanalı kesinlikle Jonna Jinton'ın kanalı. Siz de onu takip ettikçe nedenini anlayacaksınız. Kanal sizi kendisine öyle bir çekiyor ki sanki bir masal diyarını izliyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. İsveçli bir sanatçı, müzisyen ve film yapımcısı Jonna, 2010 yılında İsveç'in büyük kentlerinden biri olan Göteborg'da yaşarken hayatından memnun olmadığını fark eder ve eğitimini, evini, yaşam alışkanlıklarını bırakarak İsveç'in kuzeyindeki Grundtjarn köyüne yerleşir. O zamanlar toplamda sadece 10 kişinin yaşadığı bu doğal ormanlarda kendisine yeni bir hayat kurar. İlk zamanlar parası, işi olmadığından çok zorlansa da bir süre çabaladıktan sonra hayalini kurduğu yaşamı kurar. Bu ilham verici hayat hikayesini anlatan bir videosu da kanalında bulunmakta. Bunun yanı sıra müzik, kulning adı verilen Nordik çoban çağrıları, resim, buz banyoları, doğa ve bu gibi ilham verici içerikleri kanalında bulabilirsiniz. Onu takip ettiğinize asla pişman olmayacaksınız! Yine benim en çok sevdiğim Nordik YouTube kanalından birisi de Gittermary'nin sıfır atık teması üzerine kurduğu bu kanal. Dünya'nın en çok atık üreten ülkelerinden ve toplumlarından biri olarak şüphesiz ki ondan öğrenmemiz gereken çok şey var! Sıfır atık üzerine içerik üreticisi, öğretmen ve yazar olan Gittemary, 2015'te sıfır atık ve plastik içermeyen bir yaşam tarzını anlatmak amacıyla bu kanalı kuruyor. Çöpleri azaltmaya ve materyalist olmayan değerleri nasıl bulmaya başladığına dair ilham, tarifler ve kılavuzlar oluşturuyor. Sıfır atık yaşam tarzı hakkında dersler ve atölye çalışmaları düzenliyor. Alışkanlıklarımızı hem kendi sağlığımız hem de yaşadığımız Dünya için değiştirmeye başlamalıyız. Eğer siz de bu konuda daha bilgili ve duyarlı olmaya kararlıysanız bu kanal size çok yol gösterecektir. Günümüzde minimalizmin benimsenmeye başlamasıyla yeni minimalist tarzlar da ortaya çıkıyor. Bu Nordik YouTube kanalında da yeni bir minimalist giyim tarzını gözlemleyebileceksiniz. Eski bir tasarımcı ve sosyal medya uzmanı olan Singe şimdilerde serbest olarak stil koçluğu yapıyor. Singe Hansen minimalizmi benimsemiş ve bu konuda içerikler üreten bir influencer. Kadın giyimine dair moda ipuçları veriyor. Fakat bunları daha minimalist giyim tarzına göre yapıyor ve kadınların da daha az israfla şık bir görünüme sahip olmalarını amaçladığını söylüyor. Siz de İskandinav tarzını ve minimalizmini kıyafetlerinizde denemek isterseniz kanalı mutlaka takip etmelisiniz. Bir başka minimalizm temalı kanal ise Benita Larsson'un kanalı. Fakat bu kanalın Use Less'tan farkı ev, homeoffice gibi yaşam alanları üzerine minimalizm temalı olması. Benita, Stockholm'den İskandinav video yaratıcısı. Kanalında ev ve yaşam tarzı üzerine minimalist yaklaşımlı videolara sahip. Minimalizmin yanı sıra, organizasyon ve İskandinav Yaşam Tarzı üzerine de videolar bulacaksınız. Bir kısmını Södermalm'daki dairesinde çekilen videoların bir kısmı da Stockholm'de çekiliyor. Benita sayesinde ev dekorasyonunuzu İskandinav tarzına göre düzenleyebilirsiniz. Bu Nordik YouTube kanalının kurulma amacı sanat ve kültürün önemli olduğu hissini arttırmak. Kendileri amaçlarını böyle tanımlıyor. Danimarka'daki Louisiana Modern Sanat Müzesi tarafından üretilen sanat, edebiyat, tasarım ve mimarlık üzerine haftalık videolar yayınlayan kanal tam bir sanat şöleni niteliğinde. Louisiana Channel, Danimarka'nın Humleb k kentindeki Louisiana Modern Sanat Müzesi'ne dayalı kar amacı gütmeyen bir web sitesidir. Louisiana ekibi, sürekli olarak sanat ve kültür hakkında videolar hazırlıyor ve her hafta yeni videolar yayınlanıyor. Eğer sanata ilgiliyseniz, Nordik sanatın güzel örneklerini röportajlarla birlikte yayımlayan bu Nordik YouTube kanalını takip etmelisiniz. Maria 2011'de geçirdiği felç sonrası hayatını istediği gibi yaşayamadığını fark edip kendisine odaklanmayı seçiyor. İsveç'in Dalarna kentinde yaşamını sürdüren bu genç kadın İskandinav ve İsveç tasarımı, İsveç gelenekleri, minimalizm gibi içeriklerini takipçilerine sunuyor. Bunun yanı sıra hayatından kesitler sunan vloglarını da içeriklerine eklemeyi ihmal etmiyor. Siz de hayattan keyif almasını bilen bu kadının sakin, huzurlu hayatına tanık olmak isterseniz kanalını takip edin. Nordik YouTube kanalı listemize bir de sevimli İsveçli ailenin kanalını eklemek istedim. İsveçli aile İsveç'in başkenti Stockholm'de yaşıyor. Küçük kardeş Harry, altı yaşında bir serseri. Abla Alma sekiz yaşında ve bir düşünür. Baba Axel bir mühendis ve anne Joanna bir TV yapımcısıdır. Günlük hayatları hakkında vlog yapıyorlar ve seyahat etmeyi seviyorlar. İsveç aile yaşamı hakkında bilgi edinmek isterseniz bu sevimli aileyi takip etmelisiniz. Nordic Delights ise seyahat ve yaşam tarzı üzerine paylaşımlarda bulunan İskandinav bir eşcinsel çiftin kanalı. Biri İzlandalı diğeri İsveçli olan çift egzersiz yapmayı, arazi yürüyüşünü ve seyahat etmeyi oldukça seviyor. Bunları yaptıkça da kanallarında paylaşıyorlar. Aşağıda kendilerini tanıttıkları bir video da mevcut. Devamını izlemek için kanallarını takip edebilirsiniz. Bahsetmek istediğim diğer bir Nordik Youtube kanalı ise Cornelia'nın kanalı. Cornelia, kanalında vlog, gezi, moda ve makyaj üzerine birçok video bulabileceğiniz bir İskandinav youtuber. Kanalın güzel tarafı ise Cornelia bazen yalnız başına, bazen sadece kız arkadaşlarıyla seyahat ediyor ve bunları kanalında izleyiciye sunuyor. Mesela aşağıdaki videoda olduğu gibi sadece kız arkadaşlarıyla geçirdiği seyahati hangimiz yapmak istemez ki. Bu videoyu izledikten sonra benim kesinlikle bir Girls Trip hayalim oluştu bile. Daha fazlası için kanala abone olabilirsiniz. Finlandiya'nın terk edilmiş yerlerini deneyimlemeye hoş geldiniz! Yıllardır kimselerin yaşamadığı evleri gösteren Flinck'in kanalı oldukça ilgi çekici. Videoları izlemeye başladıkça daha fazlasına kendinizi kaptıracaksınız. Bu kanalın en iyi özelliklerinden birisi her yeni videoda daha ilginç bir şeylerle karşılaşabiliyorsunuz ve dizi izler gibi hep bir sonraki videoyu bekliyorsunuz. Çünkü Janne bazen yasaklı yerlere giriyor ve sonuçlarını da yaşıyor. Sizler de ekrandan bu anlara tanıklık edebiliyorsunuz. Finlandiya'ya farklı bir bakış açısıyla bakmak isteyenler bu kanalı kesinlikle kaçırmamalısınız. Görebileceğiniz en eğlenceli Nordik YouTube kanalından birisi kesinlikle Nackagubben. Kanalında eğlenceli dil karşılaştırmaları, oyunlar, changeller vb eğlenceli ne varsa bulabilirsiniz. Tabiki hepsi Nordik ülkeler ve kültürler üzerine. Nordik ülkeleri daha eğlenceli yollarla tanımak ve bol bol gülmek isterseniz bu kanalı takip edebilirsiniz. Bir başka eğlenceli Nordik YouTube kanalı da Stefan'ın kanalı. Kanalında bulunan birçok challenge ile videolarını eğlenceli hale getiren Stefan da bir İsveçli. Aşağıdaki videoyu inceleyerek ne tarz içerikler bulabileceğinize dair fikriniz oluşabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/covid-19-isvec-modeli-basarisiz-oldu/", "text": "İzlandalıları termal havuzlarından vazgeçiren, tüm dünyayı öngörülemez bir izolasyon ve imkansızlık döngüsüne iten Covid-19 salgını karşısında şu ana dek bir kez bile tam donanımlı bir karantina uygulamasını hayata geçirmeyen İsveç'e dair istatistikler giderek kötüleşiyor. Salgının başından bu yana 350.000 vaka ve 7.800'den fazla ölümün gerçekleştiği İskandinav ülkesinde yaşananlar Nordik komşularından daha derin bir trajedi sunuyor. İsveç kralı 16. Carl Gustaf, katıldığı bir televizyon programında ülkesinin pandemi karşısında izlediği methodların hayat kurtarmakta başarısız olduğunu söyledi. İsveç halkı zor koşullarda büyük bir acı çekti. Ölen yakınlarına veda edemeyen tüm aile bireyleri aklıma geliyor. Sıcak bir veda edememenin zor ve travmatik bir deneyim olduğunu düşünüyorum. diyerek düşüncelerini paylaştı. Geçen süre zarfında barların ve restaurantların açık kaldığı herhangi bir maske zorunluluğunun ya da ülke çapında bir tecritin uygulanmadığı İsveç, bu zamana kadar yasal yaptırımlarla hareket etmek yerine, vatandaşların sorumluluk duygusuna ve yurttaşlık bilinçlerine güvenerek yalnızca tavsiyelerde bulundu. Ancak bu hafta başında, Stockholm bölgesindeki okullardan, mümkün olan en kısa sürede 13 ila 15 yaşındaki çocuklar için uzaktan eğitime geçmeleri istendi. Tedbir, artan Covid-19 vakalarına tepki olarak yorumlanıyor. Bu pazartesi, Noel dönemi için ülke çapında 'uygulanılması istenen' yeni sosyal mesafe önerileri yürürlüğe girdi. İsveçlilere, mümkünse en çok sekiz kişilik biraradalıklar halinde dışarıda buluşmaları, tren veya otobüsle seyahat etmekten kaçınmaları tavsiye ediliyor. Yine de konserler, spor müsabakaları ve gösteriler gibi halka açık buluşmaları kapsayan resmi bir yasak uygulanmaya devam ediyor. İsveç hükümetine danışmanlık yapan epidemiyolojistlerden Anders Tegnel, İsveç'in uyguladığı politikaların yasal ve gönüllü eylemlerin birlikteliğinden oluştuğunu ve bunun İsveç bağlamında en iyi metot olduğunu açıklamıştı. Başbakan Stefan Lofven protestan ahlakının tüm çıplaklığıyla verdiği bir demeçte Bu kadar çok kişinin hayatını kaybetmesi, başarısızlıktan başka bir şey olarak değerlendirilemez. diyerek Carl Gustaf'a katıldığını belirtti. Hükümet, Covid kaynaklı ölümlerin %90'ından fazlasının 70 yaş ve üzerindeki kişiler arasında olduğunu ve tüm Covid ölüm vakalarının yaklaşık yarısının bakım evlerinde yaşayan yaşlı insanlar arasında görüldüğünü söyledi. Başbakan Lofven, tüm diğer İskandinav ülkelerinin toplamından daha fazla ölümün gerçekleştiği İsveç'te birçok uzmanın ikinci dalgayı hafife aldığını söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/dag-solstad-mahcubiyet-ve-haysiyet/", "text": "Norveç edebiyatının önde gelen yazarlarından Dag Solstad romanları, kısa hikayeleri ve oyun yazılarıyla yirmiden fazla dile çevrilmiştir. Neredeyse otuz kitaba imza atan Solstad, Kuzey Avrupa Edebiyat Ödülü'nü ve Norveçli Eleştirmenler Ödülü'nü üç kere kazanarak İskandinav edebiyatında kült bir yere sahip olmuştur. Hatta Kavgam serisi ile bir fenomen haline gelen Karl Ove Knausgard'un da en sevdiği yazarlar arasında almaktadır. Dag Solstad'ın Türkçeye ilk çevrilen kitabı Mahcubiyet ve Haysiyet. Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan kitap Banu Gürsalar Syvertsen tarafından ustalıkla çevrilmiş. Daha ilk sayfalarından itibaren kasvetli bir atmosferin hakim olduğu kitapta, Fagerborg Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olan Elias Rukla'nın hayatına tanık oluyoruz. Rukla, her sene olduğu gibi bir grup ilgisiz lise öğrencisine Henrik Ibsen'in Yaban Ördeği adlı eserini heyecanla yorumlar. Kitabın başında Rukla'nın neşelenmeye o kadar çok ihtiyacı olduğunu görüyoruz ki her gün pırıl pırıl parlayan bir beyaz gömlek giymesine ve hayata tutunmaya çalışmasına rağmen hiçbir şey işe yaramaz. Rukla, bir gün sınıfın ortasında birden donar ve yıllar önce yaşadığı yaşadığı, onda derin travmalar bırakan olayları düşünmeye başlar. Elias dostu Johan Corneliussen'in hatırısına döner, evliliğini, kendisini ve içinde yaşadığı toplumu sorgulamaya başlar. Solstad, becerikli geri dönüşlerle bir yandan da 1960'ları ve 1970'leri becerikli bir şekilde betimliyor. Aynı zamanda kitapta kasvetli ve huzursuz bir hava da hakim. Solstad, Elias Rukla'nın kişisel kaygıları ve sıkıntıları etrafında saplantılı bir şekilde dolaşma eğiliminde ve kitap boyunca uzun, sorgulayıcı ve tekrarlayan cümlerlerle bunu hissettiriyor. Avusturyalı yazar Thomas Bernhard'ın etkisini hissederken Dag Solstad yine de aşırılıktan uzak durmayı tercih etmiş. Rukla, evine doğru yürürken hayatını sorgular ve hayatının büyük bir kısmını İskandinav edebiyatına adadığını düşünür. Yüksek lisansta tanıştığı Felsefe okuyan arkadaşı Johan'ı ve Eva Linde olan evliliğini anımsar. Şefkat, yabancılaşma ve tiksinme gibi karmaşık bir duygu durumlarından geçer. Öğrenilmiş eleştirellik, hayattaki başarısızlık, zevki veya coşkuyu teşvik etmek için herhangi bir şey yapma konusundaki isteksizlik. Mahcubiyet ve Haysiyet bütün bunları başarıyla tasvir ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/druk/", "text": "Danimarka sineması diyince akıllara ilk gelen yönetmenlerden Thomas Vinterberg'in uzun zamandır beklenen filmi Druk bu senenin durgun sinema evrenini heyecanlandıran ve enerji veren filmlerinden biri olarak ortaya çıkıyor. Mads Mikkelsen, Thomas Bo Larsen, Magnus Millang ve Lars Ranthe gibi isimlerin rol aldığı filmin konusu Norveçli psikiyatrist Finn Skarderud'ün çalışmasına dayanıyor. Vücutta belli bir seviye alkol bulundurmanın kişinin yaşamda daha başarılı olmasına ve bütün çekincelerini ortadan kaldırmasına yol açtığını savunan çalışmayı hayatlarına uygulamaya çalışan bir grup lise öğretmeni, aslında hayatlarını çıkmaz bir labirente sürükleyecektir. Bu labirenti Vinterberg, Danimarka toplumunun alkol tüketimine benzetiyor, nitekim yönetmen bu fikri senaryolaştırırken çevresindeki insanlardan ve içinde bulunduğu çevreden epeyce etkilenmiş. Bu nedenle Druk'ün yapmış olduğu sosyolojik tahliller de bir hayli realist. Vinterberg, Danimarkalılar hakkında bilinen klişeleri ve özellikle fazla alkol tüketme alışkanlıklarını orijinal ve incelikli bir şekilde Tobias Lindholm ile birlikte senaryolaştırmış. Nitekim film de Covid-19 pandemi sürecine rağmen Danimarka'da oldukça önemli bir gişe başarısı elde etti. Druk, İskandinav sineması sevenleri tam anlamıyla tatmin ediyor ve özlediğimiz duyguları hissettiriyor. Danimarkalı varoluşçu filozof Soren Kierkegaard felsefesini de fazlaca satır aralarında bulduğumuz film, İskandinav insanının ruh halini ve melankolisini de gözler önüne seriyor. Ayrıca Cannes Film Festivali, Avrupa Film Ödülleri, Londra Film Festivali gibi önde gelen festivallerde ilgiyle karşılanan Druk'ü türdeşi filmlerden ayıran en önemli özelliği ise alkolizm hakkında didaktik bir anlatı benimsemektense konuya daha eğlenceli ve farklı bir perspektifte yaklaşması. Bu bağlamda film, Avrupa'nın en prestijli ödüllerinden 33. Avrupa Film Ödülleri'nde de Avrupa Senaryo Ödülü, Avrupa Oyuncu Ödülü, Avrupa Yönetmen Ödülü ve Avrupa Film Ödülü dahil olmak üzere toplam dört ödül kazandı. Film, ayrıca Danimarka'yı 93. Akademi Ödülleri için de temsil edecek. Druk, 39. İstanbul Film Festivali'nde gösterim yaptıktan kısa bir süre sonra vizyona girecekti, ancak pandemiden dolayı sinemaların kapatılmasıyla filmin vizyon tarihi de ertelendi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/eurovision-ve-isvec-iliskinin-tarihcesi/", "text": "Eurovision ve İsveç: Bu uzun ilişkiyi size tanıtmak isterim. Nordik Simit olarak iskandinav kültürüne dair pek çok konuyu sizlere ulaştırmayı seviyoruz. Fakat şimdiye kadar müzik söz konusu olduğunda yıllardır süregelen yarışma olan Eurovision'dan bahsetmedik. Bu yazı ile beraber iskandinav ülkelerinin Eurovision ile ilişkisini ülke ülke anlatacağız. Bu rekabet birbirinden güzel eserler doğurduğu için bu yazı serisinde sık sık müzikleri bulacaksınız. Platform seçiminize göre Apple Music veya Spotify'dan dilediğinizi dinleyebilirsiniz. O zaman başlayalım. Bilmeyenler için Eurovision şarkı yarışması 1956 yılında savaş sonrası ülkelerin birbirleri ile yaşanabilecek baskıları düşürmek ve herkesin anlaşabileceği dil olan müzik dilinde eserler sunabileceği bir yarışma olarak doğdu. Çıktığı seneden bu yana 51 farklı ülkenin performans sergilediği bu yarışma özellikle İskandinavya bölgesinde bir rekabet oluşturmuştur. İsveç ilk olarak yarışmaya 1958 yılında katılmaya başladı. İlk şarkısı Alice Babs'ın Lilla stjarna isimli parçası olmuş, bu performansta Leksand bölgesinin yöresel kıyafeti ile 4. olmuştur. Daha sonra sıralama olarak gerilere düşen İsveç, 1963'te sonunculuğu da görerek ortalama bir performans gösterir. Yıl 1974'e geldiğinde ise bir değişim yakalar. Evet, ABBA grubu Eurovision'da sahne almıştır. Hatta bu onların ünlenmesini sağlamıştı. 1959 yılında İsveç Melodifestivalen isminde bir yarışma oluşturur ve bu yarışma sonucunda çıkan birinciyi Eurovision'a yollar. 1973 yılında, kurulduktan bir sene sonra ABBA Melodifestivalen yarışmasına katılır ancak 1. olamaz. Bunu içine sindiremeyen Stig, bir sonraki sene için çalışmaya başlar. Bu noktada İsveç geçtiğimiz senelerde 2 ingilizce parça yollamış(1965 ve 1973) ancak iki şarkı da ilk üçte yer almamıştır. Hatta İsveç'in en yakın olduğu sıralama 1966 yılında bir ikincilik olmuştur. Bunların bilincinde olan ABBA grubu 1974'te Waterloo şarkısı ile İsveç'e ilk defa birincilik ödülünü getirir. Bu, hem onların İngilizce bir parçaya sahip olarak önce Avrupa'yı ve sonra Amerika'yı turlamasına olanak sağlar, hem de İsveç'in şarkı yarışmasına doğru ağırlığını koyması sürecini de ateşler. Artık İsveç, kazanma hedefiyle karşımıza çıkacaktır. Tek birincilik İsveç için yeterli olmayacaktı. ABBA'dan sonra aynı başarıyı yakalamak için tam 10 yıl beklemeleri gerekecekti. 1983 yılında İsveç ilk kez Carola'nın Framling şarkısı ile 3. ödülünü getirir. 3. neden önemli diye sorabilirsiniz? İsveç komik bir tesadüf ile yarışma tarihi boyunca aynı sayıda üçüncülük ve birinciliğe sahiptir. Hatta bir dönem üçüncülük ve birincilik birbirlerini arka arkaya takip etmeye bile başlar. Nitekim 1983 yılındaki bu başarı da bizi bir sene sonraya getirir. 1984 yılında Herreys grubu İsveççe söyledikleri Diggi-Loo Diggi-Ley isimli parça ile İsveç'e ikinci kez ödülü getirirler. Carola'yı hatırladınız mı? Hani biraz önce yukarıda bahsetmiştim. Kendisi 1991 yılında Fangad av en stormvind şarkısı ile Eurovision'a geri döndü ve üçüncü kez İsveç'e birincilik ödülünü getirdi. Tabii bu dönem Eurovision'un daha performans odaklı olmaya başlar. Carola'nın performansı da gecenin en etkili anlarından biri olmuştur. 1998 yılında İsrail yarışmaya ilk transgender birinci olarak adını yazdırdı. Bu İngiltere ve İrlanda'nın Eurovision yarışmasındaki birincilik dengesini de değiştirdi. Öyle ki iki ülke de birinciliği bir daha göremedi. İsveç'e gelince, 1998 yılındaki bu değişim onlara yine bir birincilik getirecekti. 1999 yılında Tel-Aviv'de düzenlenen yarışmada İsveç Charlotte Nilsson'un Take Me to Your Heaven isimli parçası ile ülkeye dördüncü kez birincilik ödülünü getirir. Bu birincilik özeldir, çünkü milenyumu birincilikle açacak olan İsveç, asıl bu noktadan sonra rekabeti daha da kızıştıracaktır. 2000'lere geldiğimizde ise bir şey kesinlikle değişir. 2003'te Türkiye, o zamana dek benzeri yaşanmamış bir sahne performansı sergileyerek birinci olur. Bu sahne performansı, artık insanları koltukta oturup dinlediği bir tiyatro şovu geleneğinden uzaklaştıracak, 2004'te İstanbul'daki sahne düzeni ile birlikte artık Eurovision bir konser gibi ayakta izlenmeye başlayacaktır. Tabii bu da, sahne şovlarının artması, hayranlara odaklanmak için pop parçaların iyice zirve yapması sonuçlarını da doğuracaktı. İsveç, bu dönemde ilk 5'in altını göremez. Hatta Carola bir kez daha 2006 yılında şarkı söylemeye karar verir, fakat bu bile onun 5. olup daha iyisini görmesini sağlayamaz. Bu dönem yarışma pop ile dolmaya başladıkça farklı tarzda şarkılar öne çıkar. Türkiye'nin göbek dansı, Ukrayna'nın 180 bpm kalp atışı yaratan hareketli performansı, Finlandiya'nın Metal'i, Sırbistan'ın duygu yüklü parçası ve sonunda Norveç'in peri masalı ile son buldu. Eurovision ve İsveç ilişkisi ise 2010'larda daha öne çıkar. 2010 yılı, Eurovision'un en çekişmeli yıllardından biri olarak düşünülebilir. Bir tarafta Almanya'nın birinciliği, düşüncem tek kelime ile bu: 🤨 , Ermenistan, Türkiye, Azerbeycan, Moldova, Bosna Hersek, Gürcistan, Ukrayna, Romanya, Yunanistan, İsrail ve Danimarka gibi güçlü parçaların rekabeti ile geçti. Bu rekabetin öldürdüğü bir ülke ise İsveç oldu. Anna Bergendahl This Is My Life parçası ile İsveç'in yarışma tarihinde ilk defa finale çıkamayan ismi oldu. İsveç 2010'lu yıllara girdiği bu yenilgiden sonra bir daha asla bu sonuca yaklaşmayacaktı. 2011 yılında İsveç bir üçüncülüğe daha sahip oldu. Eric Saade, karakteri ile beğeni toplarken, I wanna be popular sözlerini içeren parçası ile Eurovision tarihinde popüler olan bir isim olmayı da başardı. Sene 2012'de ise İsveç herkesi altüst etti. Loreen, 2012 yılında Eurovision'un birincilik ödülünü kaldırdığında Eurovision'un en popüler 10 isminden biri olacağını asla bilemezdi. Performansı ve şarkısı ile tüm beğenileri toplayan yıldız, ülkesine beşinci kez birincilik ödülü getirmekle kalmadı, İngiltere'de efsane Eurovision ismi olan Logan Paul'un başarısını bile devirmiş oldu. Bir sonraki sene İsveç katılımı ile saygı görülen bir pozisyona yerleşti. Fakat İsveç, yine kazanı yakmaya başlamıştı. 2014 yılında Sanna Nielsen Undo isimli parçası ile 3. sıraya yerleşti(Saymayı bırakanlar için 6. kez İsveç 3. oldu). Önünde birinci olmamasında etkili 2 ciddi yarışmacı vardı. Avusturya'nın ilk transgender birincisi ile hayranların favorisi olan Hollanda. Burada alınan 3. lük sonrası bir sene sonra gelenek bozulmayacak, İsveç aldığı üçüncülük ödülünü birincilik ile tamamlayacaktı. 2015 yılında Eurovision bir ışık şovu gördü. Hologram ile senkronize olan bir adam tüm performansı yanına yansıtılan bir hologram ile yapıyor, durması gerektiği yerlerde değişik efektler ile dans ediyordu. Bu trendi öyle iyi oturttu ki, bir sene sonra bunu Rusya uygulayarak izleyicilerde benzeri bir hayranlık yaratacaktı. Bahsetmek istediğim isim Mans Zelmerlöw ve kendisi Heroes şarkısı ile İsveç'e altıncı kez birincilik getirdi ve Loreen gibi yarışmanın sevilen bir yüzü oldu. Şimdiye kadar size 6 birincilik, 6 da üçüncülük anlattım. Bu andan sonra İsveç'in sıralaması genel olarak 5. ve 7. olmak oldu. Burada ek olarak bahsetmek istediğim 3 performans var. İlk performans Robin Bengtsson tarafından I Can't Go On ile geldi. Daha sonra Benjamin Ingrosso'nun Dance You Off şarkısını gördük. Son olarak John Lundvik, The Mamas grubu ile Too Late For Love şarkısını söyledi. Bu üç performansı da izlemenizi öneririm. İsveç'in Eurovision ile olan düello hikayesinin sonuna geldik. Bu geçen 62 yılda pek çok şarkı ortaya çıktı. Kimisi yöresel, kimisi pop, kimisi ise rock türünde oldu. Bu serinin ileriki yazılarında da göreceğiniz üzere iskandinav kültürüne dair pek çok eseri bizlere tanıştıran yarışma Eurovision oldu. Sadece iskandinav değil, Norveç'ten İspanya'ya, Portekiz'den Azerbeycan'a, her köşesinden özel sesler duyuldu. Uzun, hikaye hissine sahip bir yazının sonuna geldik. Henüz okumadıysanız son çıkan yazımız İskandinav Tasarımı ve Temsilcileri isimli yazıyı okuyabilirsiniz. Hepinize keyifli günler dilerim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/fika-global-trend-olma-yolunda-bir-kahve-gelenegi/", "text": "Bu sefer okurken aynı zamanda playlistini de dinleyebileceğiniz bir kahve kültürü Fika'dan bahsedeceğiz. İsveç'e özgü olan bu kültür, İsveç'te günlük yaşamın değişmez bir parçası. Fika İsveç'e gittiğinizde hej ve tack 'dan sonra en çok duyacağınız kelime olacak. Fika, en temel anlamıyla günlük koşuşturmacaya bir fincan kahve ve tatlı atıştırmalıklarla ara vererek sakinleşme, rahatlama anı. İsveç'e özgü bu kültür onlar için iletişimin en temel ve en güzel hali. Buradaki iletişim aileniz, sevdikleriniz, iş arkadaşınız ya da kendinizle başbaşa olan iletişim hali olabilir. Önemli olan, hızla akan hayatın içinde bir yavaşlama anı yaratmak. Bu yavaşlama anında her şeyin tadına varmak ve bunu sık sık tekrarlamak. Bazı şirketlerin sözleşmelere, çalışanlarının bu molaları bir hak olduğunu belirten bir madde eklemesi, İsveç'te kökleşmiş bir gelenek haline gelmiş bile. İş yaşamında gözlenen pozitif etkileri nedeni ile Fika, dünyanın çeşitli yerlerinde gözde bir trend olmaya başlamış durumda. Son zamanlarda Sidney, New York, Londra gibi büyük iş ağı bulunan kentlerde 15'er dakikalık Fikalar verilmekte. 19. yy'da kahve anlamına gelen Kaffi'nin tüketilmesinin yasaklanmasının ardından, halkın gizlice kahve içebilmek için kelimedeki hecelerin yerlerini değiştirerek ''Fika'' kelimesini oluşturdukları düşünülüyor. Bunun için kaffi kelimesini ters çevirilip bir f harfini düşürerek gerçekleştirdikleri düşünülüyor. Yazıldığı şeklinde okunan Fika temelde bir kahve ve bir parça hamur işi için zaman ayırmak anlamına geliyor. Fika'nın yapıldığı yerler yani şimdilerde kafelere Fik, Fika'ya eşlik eden tatlılar ise Fikabröd adı verilen şekerli hamur işleri olarak geçiyor. İsveçlilere göre Fika tam olarak başka dillere çevrilmesi mümkün olmayan bir kelime olmasının yanı sıra onlara göre bir kahve molasından çok daha fazlası. Bunun sadece kahve içip tatlı yemek olmadığını, sosyal bir olgu olduğunu üzerine basa basa söylüyorlar. Çünkü Fika'nın önemini kaybetmesini ve sadece bir kahve molası olarak anılmasını istemiyorlar. - Fika orjinalinde koyu kavrulmuş bir fincan kahve ve Kanelbullar adı verilen tarçınlı çöreklerle yapılıyor. Fakat günümüzde böyle bir zorunluluk yok. Şimdilerde Fika'ya eşlik eden içecekler çay, limonata ya da meyve suyu da olabiliyor. Tatlılar ise daha çok şekerli hamur işleridir. Tarçınlı çörekler, kekler, kurabiyeler sıkça tercih edilir. İsteyenler için bu kafelerde bulunan sandviçler, Chokladbollar yani çikolata topları ve bisküviler de bulunmaktadır. - Aynı şekilde Fika için yer de önemli değil. Eskilerde sadece evlerde yapılan bu kahve molaları, şimdilerde evde, kafelerde ve hatta şirketlerde bile yapılabiliyor. - Zamanı da yine isteğe bağlı olarak değişiyor. Günün istediğiniz her saatinde yapabilirsiniz. Fakat mümkün olduğunca sık yapmanız, sizin kendinizle ve iletişimde olduğunuz insanlarla aranızdaki bağı güçlendirmek için tavsiye ediliyor. - Hayatın işten ve gerektirdiklerinden ibaret olmadığını hatırlatmak, bir arada olmanın tadını çıkarmak için bu Fikalar iş ortamlarında da keyifli fırsatlar yaratıyor. Bu da iş arkadaşlarınızla daha az resmi bir ortamda olmanıza olanak sağladığı için takım ruhunu, yaratıcılığı ve üretkenliği arttırdığına inanılıyor. Bu nedenle ülke genelinde her gün, günde en az 2 kez Fika hakkı veriliyor. - Süreleri de iş ortamında 10-15 dakika olarak belirlenirken günün boş zamanlarında istediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Önemli olan bunu tadını çıkararak yapmanızdır. - İsveç'te mevsimler değiştikçe Fika da değişir. Noel zamanı zencefilli bisküviler ve safranlı çörekler, ilkbaharda ise badem ezmesi, waffle ve semla olarak bilinen krema dolgulu çörekler servis ediliyor. Yaz aylarında da çilekli tart ve turtalar da servis edilebiliyor. - İsveç'te Fika, aceleyle aldığınız İtalyan Espresso'su gibi değildir ve duruma bağlı olarak bir Fika birkaç saat sürebilir. Kahveyi tüketen ülkelerin başında yer almasına rağmen İsveçliler, kahveyi kağıt bardakta, yolda yürürken içmiyor. Onlara göre kahve telaştan uzak, sakin ve oturarak içilmeli. Kahvenin tadını alabilmek için zaman geçirmelisiniz. Fika'da temel kriter günlük hayatın karmaşasına ara verip, yalnızsanız kendinize odaklanmak, insanlarla bir aradaysanız da onlara zaman ayırmak. Ancak bunu yaparken tabi ki telefon, tablet gibi cihazlardan da uzak durmanız gerekiyor. Yani tamamen anın ve kahvenin tadını çıkarmak asıl olan. Aynı zamanda tıpkı normal kahve molanız gibi, zahmetli bir şey yapmayı bırakmak için bir bahane olabilir. Ya da iş ve okul arasında koşturmanız gerekiyorsa, bu dört harfli kelime ile on dakika erteleme tüm günü kurtarabilir. - Bazı insanlar, İsveç'te çalışan bir kişinin günün ilk Fika'sına sahip olmadan önce çalışmaya başlayamayacağı fikrindedir. - Fika'ya hayatlarında bu kadar yer vermeleri İsveç'in kahve üretmeden dünyanın en çok kahve tüketen ülkeleri arasında yer almasını sağlıyor. Yıllık kişi başına 8.2 kg kahve tüketiyorlar. Bu da kişi başına günde yaklaşık 3,5 fincan kahve anlamına geliyor. Norveç'in kahve kültürü hakkında bilgi edinmek isterseniz de Norveç'te Kahve Kültürü içeriğimize göz atabilirsiniz. - Ayrıca İsveçliler kahveyi sütsüz ve şekersiz tükettiklerinden, ülkede üçüncü dalga kahve kültürü de oldukça gelişmiş durumda. - Fika: The Art of The Swedish Coffee Break'in ortak yazarı Johanna Kindvall, New York'a ilk taşındığında özellikle iş ortamında Fika olmamasına şaşırdığını ve eğer olsaydı iş arkadaşlarını daha hızlı tanıyacağını, hatta hayatının daha kolay olacağını düşündüğü zamanlar olduğunu ifade ediyor. - İsveç'teki standart Fika deneyimi, porselen kaplarda sunulur ve sınırsız yeniden doldurma hakkınız vardır. - İsveç'te herkes birbirini Fika'ya çağırır. Geçerli bir sebebiniz olmadıkça bu davetlere gitmemek hoş karşılanmıyor. Çünkü insanlar onlara özgü bir zaman ayırmak istemediğinizi düşünüyor. Dolayısıyla sosyalleşmek isteyenlerin, ortamlarda kabul görebilmeleri için Fika yapmaları ve davet edilenlerine de katılmaları gerekiyor. Çünkü Fika İsveç'te sosyal hayatta var olmanın en önemli yazılı olmayan kurallarından. Fika modern zamanda çok yönlü bir faaliyettir ve stiline, hissine veya amacına bağlı olarak farklılaşabilir. Maliyet: Tahmin edilen süre ve yemek için zamanınız olacak. Bu süreçte tüketilebilecek kahve ve tatlı miktarı göz önüne alındığında oldukça pahalı olabilir. Maliyet: Geçirdiğiniz zamana bağlı olarak kahve ve tatlı miktarı göz önüne alındığında değişkenlik gösterebilir. Amaç: Çoğu kişi için tek başına bir kafeye gitme düşüncesi oldukça korkutucu olabilir. Bunun sizi durdurmasına izin vermeyin. Kamusal alanda kendi başımıza vakit geçirebilmek utanılacak bir şey değildir ve daha çok kucaklamanız gereken bir şeydir. Bir defter getirin ve karalama yapın ya da bir şeyler yazın. Bir kitap okuyun veya sadece oturun ve çevreye, sokakta geçen insanlara bakarken kahvenizin tadını çıkarın. Düşünmek veya zihninizi boşaltmak ve sessiz bırakmak için değerli bir an olabilir. Maliyet: Burada ne kadar süre oturduğunuza göre değişkenlik gösterir. Etrafta koşuşturmakla bu kadar meşgul bir dünyada, sanırım hepimiz hayatımızda biraz kahve molası hakkımızı kullanabiliriz. Özellikle karantinayı sıkça deneyimlediğimiz bugünlerde Fika aslında bir ihtiyaç haline geldi. Bu zorlu günler bittiğinde sevdiklerinizle Fika yapmak için artık daha fazla sebebiniz var. Karantina süreci bittiğinde bu Fika'nın modern türlerinden birisini seçebilir ya da klasik Fika'yı deneyimlemeye çalışabilirsiniz. En kopp kaffi, snalla! A cup of coffee, please!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/fin-firmalardan-surdurulebilir-malzemeler/", "text": "Artan plastik kullanımı, bozulan ve bozulmakta olan ekolojik dengenin en önemli nedenlerinden biri. Hızlı tüketim alışkanlıkları, düşük maliyet, nüfus artışı gibi birçok etken yıllar içinde plastik kullanımının önüne geçilemez bir şekilde artmasına neden oldu. Bugün doğada biriken plastiklerin oluşturduğu yedinci kıtadan bahsediyor oluşumuz bunun en somut örneği. Üstelik bu hızla plastik kullanmaya devam edersek, 2050 yılında denizlerde balıktan çok plastik olacağı öngörülüyor. Her geçen gün doğa tahribatının sonuçlarını hayatlarımızda daha da yakında hissetmeye başlamamız, eski alışkanlıklarımızın değişmesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Ekim 2018'de, Avrupa Parlementosu tek kullanımlık plastik kullanımını yasakladı. Başta tekstil olmak üzere çeşitli sektörlerden markalar sürdürülebilirlik hareketine katılmaya başladı. Bireysel farkındalığın artmasıyla birlikte, tüketiciler sürdürülebilir marka ve ürünleri tercih etmeye; daha da önemlisi farkındalığı ve eyleme geçmeyi talep etmeye başladılar. Sulapac ve Kotkamills, plastiğe alternatif sürdürülebilir malzemeler geliştiren Finlandiya merkezli iki firma. Sulapac'ın kurucuları Suvi Haimi ve Laura Tirkkonen-Rajasalo, biyomalzeme alanında uzmanlaşmış iki biyokimyager. 2016 yılında mikroplastik sorununa çözüm bulmak amacıyla yola çıkan ikili, firma adını taşıyan ilk ürünleri Sulapac'ı geliştirdiler. İskandinavya ormanlarında yetişen ağaçlardan elde edilen malzeme, doğada tamamen çözünebiliyor. Ürün, piyasada bulunun birçok alternatif malzemeye kıyasla daha düşük karbon ayak izi, yüksek çözünme hızı ve estetik görünüme sahip. Sulapac'ın sunduğu bir diğer önemli avantaj ise, mevcut plastik üretim sistemlerinin yeni geliştirilen malzemenin üretiminde kullanılabilmesi. Böylece birçok plastik üreticisi oldukça düşük bir yatırım maliyetiyle sürdürülebilir malzeme üretimine geçiş yapabiliyor. Başta kozmetik olmak üzere birçok marka şimdiden Sulapac'ı paketleme ürünü olarak kullanmaya başladı. Kotkamills, Finlandiya'nın en eski kereste fabrikalarından biri. 1872'de kurulan firma, zamanla kereste üretimine üç yeni üretim kolunu daha dahil ederek entegre bir tesis oluşturdu. Böylece, kereste üretiminde oluşan atıklar farklı üretim hatlarında hammadde olarak kullanılarak yeni ürünlere dönüştürülüyor. Sürdürülebilirlik konseptine birçok firmadan daha erken entegre olan Kotkamills, plastik kahve bardaklarının yerini almaya aday geri dönüştürülebilir ISLA 'yı geliştirdi. ISLA, işlenmemiş elyaf karton üzerine su bazlı dispersiyon uygulanarak üretilen ve klasik kağıt geri dönüşüm teknolojileri ile tamamen geri dönüştürülebilen sürdürülebilir bir malzeme. Tıpkı Sulapac gibi, ISLA da yeni bir üretim teknolojisi gerektirmiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/finlandiya-egitim-basarisinin-sirri-ne/", "text": "Finlandiya: Eğitim sistemi ile ünlenen bir kuzey ülkesi. İnternet'te dolaşırken Finlandiya'nın eğitim sistemi başarısı hakkında birtakım haberler duymuş olabilirsiniz. PITA programı tarafından ortalamın üstünde bir eğitim seçilen ve tepelerde taşınan bu başarının sırrı ne? Gelin inceleyelim. OECD araştırmasına göre çocuklar ortalama evde günün 1.5 saatini derslere çalışarak geçiriyor. Ayrıca özel öğretmenleri de yok. Buna rağmen notlar ve yoğun temponun getireceği stresi yaşamadıkları için vakitlerini rahatça geçirebiliyorlar. Öğrenmek için eğitim alıyor ve bunu öğreniyorlar. Önemli olan öğrencinin kendisini rahat hissetmesinden geçiyor. Genellikle günde birkaç ders gören öğrenciler daha çok ara vakite sahip oluyorlar. Bunu da esnemek, rahatlamak, hava almak, yemek yemek ve sosyalleşmek için kullanıyorlar. Fin okullarında sık sık öğretmen değişimi görmezsiniz. Genellikle bir çocuğa bir öğretmen 6 yıla kadar eşlik edebilir, çocuğun kişiliğini bilecek kadar iletişimde olur ve gerektiğinde ona mentörlük ederek hedeflerine erişmesini sağlarlar. Tabii bu esnada öğretmen-öğrenci arasındaki bağ da kuvvetlenir ve karşılıklı sevgi/saygı sağlanmış olur. Fin okulları genellikle 9-9:45 gibi başlar. Bu okullar öğle vakti 2-2:45 gibi de sona erer. Bu sürecin amacı, öğrenciyi sabah 6-7 gibi kaldırıp eğitime koymak yerine daha verimli olmaları için daha geç kaldırıp, ders saatlerini buna göre düzenleyerek günün ortasında erkenden bırakmalarına olanak sağlıyor. Normal düzen öğrencileri Üniversiteye gelene kadar 12 yıllık standart eğitime zorlar. Finler bu sorunu çözmek adına farklı klasmanlar yaratmış. Finlandiya: Eğitim Sisteminde Üst Ortaokul adında bir okul vardır. Bu okul da normal okul gibi öğrencileri kariyere hazırlar ve öğrenciler 3 yıllık eğitim sonrası Matrikülasyon Testi adı verilen bir teste tabii tutulur ve bu test gördükleri 3 senelik eğitime yönelik sorulardan oluşur. Öğrenciler ayrıca 3 yıllık mesleki eğitim seçeneğine başvurabilir, bu eğitim sonunda isterlerse Matrikülasyon Testine de girebilirler. Bu üç seçenek de öğrencilere kariyer imkanı açar, pek çok eğitim sistemindeki gibi daha değersiz bir eğitim statüsü yoktur. Her kurum eşit imkanlar sunar, sadece ilgi alanları farklıdır ve bu öğrenci velilerinin istediğine göre seçebileceği bir opsiyondur. Öğrenciler okula 7 yaşında başlar. Anaokulu tarzı bir eğitim yerine aile içinde öğrenmesinin daha mantıklı olduğu düşünülür. 9 yıllık bir eğitim zorunludur, ancak daha sonrasında 16 yaşına gelen çocuk istediğini yapmakta özgürdür. - Eğitim sosyal eşitsizliği dengelemek için bir araç olmalıdır. - Her öğrenci ücretsiz okul yemeğine erişebilmelidir. - Sağlık Hizmetlerine kolaylıkla erişebilmelidir. - Öğrenciler için psikolojik danışmanlık olmalıdır. - Öğrencilere bireysel destek verilmelidir. Ünlü Fin yazarın bu konuda yazdığı kitabından bir cümleye göz atalım. Bütün öğretmenler işe başlamadan önce master programı yapmak zorundadır. Öğretmenlik programı ülkede en saygı duyulan ve özgün eğitim programlarından biridir. Bir öğretmenin performansı onun ne kadar iyi olduğunu gösterir ve yapamıyorsa bu kendi düzeltmesi gereken bir sorundur. Standart testler, yuvarlakları doldurmak, öğrenciye bilgi katmaktan çok testi geçme çabasına ağırlık vermesini sağlar. Bu noktada öğrencilere sunduğunuz şey rekabet, stres, kısa dönem ezberleme ve bilmediğine biliyormuş gibi bir cevap vermekten başka bir şey değil. Fin eğitim sisteminde bir sınav vardır, Matrikülasyon Sınavı, ve bu sınav opsiyoneldir. Dileyen öğrenciler girebilir. Öğrencinin performansı, öğretmeninin onun hakkında verdiği geri bildirimler ile belirlenir ve Eğitim Bakanlığı'na gönderilir. Bu yazımızda sizlere Fin eğitim sisteminde başarı getiren sistemden bahsettik. Peki bu sistem neden global olarak uygulanmıyor? Neden bu noktaların tam tersine yönelik bir çalışma var? Düşünceleri yorumlarda belirtebilir, bir önceki yazımız olan İklim Krizine Karşı Nordik Hareket yazısını okuyabilirsiniz. Hepinize keyifli günler dilerim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/finlandiyada-yemek-ne-yemeli-ne-denemeli/", "text": "Finlandiya'da yemek diyince aklınıza neler geliyor? Hangi yemekleri denemeniz gerekiyor? Haydi gelin, Helsinki'ye geldiğinizi varsayalım ve lokal yemek turuna çıkalım. Söz konusu Kuzey ülkeleri olduğunda çorbaların balık odaklı olacağını tahmin ediyor olabilirsiniz ve yanılmazsınız. Ancak farklı birkaç çorbanın daha olduğunu söyleyerek sizi şaşırtabilirim. Çorbaları geçtiğimize göre sırada hamurişi yemeklere geliyoruz. Evet şimdi geldik hamurişi yemeklere. Bu börek çörekten tatlılara kadar uzanan listeye göz atabiliriz. Öncesinde iki ana noktaya değinebiliriz. Finler avlanmayı severler. Bu sebeple sıklıkla geyik, orman tavuğu, ördek, yaban tavşanı gibi etleri yemeklerde bulabilirsiniz. Ayrıca ormalık alanlarının çokluğundan ötürü bol miktarda mantar bulunur. Bu da mantar bazlı yemeklerin sıklığı demek! Acıktınız mı? Gelin listemize göz atalım. Bu tarifi bizim gözlemeden ayıran şey içine krema koymalarıymış. İncelik ayarı aynı. Bu yemeği özellikle Finlandiya'da Karjala bölgesinde bulabilirsiniz. Karşınızda Karjalanpiirakka. Bu özel yemek, ince hamur içine pirinç lapası konularak fırınlanması ile oluşuyor. Çay, Kahve yanında tüketilebilen bir yemek olarak tavsiye ediliyor. Aslında bildiğimiz pankekten başka bir şey değil. Sadece Perşembeleri gelenek olarak yenilebiliyormuş. Tabii ki çilek, yabanmersini bazlı reçeller ile yediklerini hatırlatmama gerek yok. Çevirisi kek olsa da aslında bildiğimiz noel kurabiyesi. Noel dönemi görebileceğiniz bir bisküvidir. Geleneksel olarak yapılan hamur işi ve çorbaları inceledik. Şimdi de bunlar harici görebileceğiniz özel yemeklere göz atalım. İçerisinde Pancar, Kornişon Turşu, Elma, Havuç, Patates ve Soğan barındıran bir salata. Kendisi ekmek şeklinde görünen bir peynirmiş. Üzerine reçel koyulup yeniliyor. Evet bir yazımızın daha sonuna geldik. Araştırma sırasında bu yemeklerin ve özellikle tatlıların beni acıktırdığını söylemeden geçemeyeceğim. Genel olarak Finler pirinç lapası, mantar, yaban mersinleri, av eti ve balıkları tüketmeyi seviyorlar. İlginç bir şekilde geçtiğimiz sene Helsinki gezimde bu yerli yemeklerin çoğunu görmeden gezmişim. Bu yemeklerin çoğu şehir dışında da ünlü olabilir. İyi bir araştırma yapıp yemek tatili ayarlanabilir, bu kısım size kalmış. Hepinize keyifli ve tok midelerin olacağı bir gün dilerim. Eğer okumadıysanız bir önceki yazımızı buradan inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/geleneksel-iskandinav-ickisi-aquavit/", "text": "Aquavit, patates veya tahıllardan damıtalar elde edilen ve alkol oranı %40-45 arasında değişen sert bir içki. Bu noktaya kadar cin-viski arası bir kaderi paylaşan bu içki, çeşitli baharatlarla tatlandırılmasıyla İskandinav ruhu kazanıyor. Sadece ardıçla tatlandırılan cinin aksine, aquvit tatlandırılırken çeşit çeşit baharat ve bitkiler kullanılıyor. Bu tatlandırıcılar arasında kimyon, dereotu, anason, rezene, limon veya portakal kabuğu, kakule, kişniş ve karabiber bulunuyor. Üreticiye göre kullanılan baharat kombinasyonları da değişiklik gösteriyor. İçkinin yaşlandırılma koşulları ve servis sıcaklığı tadını etkileyen diğer faktörler arasında. Aquavitin içiliş şekli ve tadlandırılması ülkeden ülkeye de değişiklik gösteriyor. Örneğin, Norveç'te patetesten damıtma daha yaygınken, İsveç ve Danimarka'da daha çok tahıllardan damıtılarak elde ediliyor. Kimyon, dereotu ve kişniş tadlarının ağır bastığı Danimarka aquaviti, genellikle öğle yemeğinde soğuk olarak servis ediliyor. İsveç aquavitinde anason ve rezene tadları daha yaygın olup, İsveçliler genellikle birer kadeh aquavit ardından ringa balığı turşusu ve bira ile güne devam ediyorlar. Norveçliler ise, aquavitin değişen aromalarının tadına varabilmek için yavaş ve küçük yudumlar halinde içmeyi tercih ediyorlar. Tarihi 15. yy'a dayanan bu içki, uzun yıllar tıbbi amaçlarla ve yaşlanma karşıtı olduğuna inanılarak kullanılmış. Özellikle sindirim sistemi üzerinde iyileştirici etkisi olduğuna inanılıyormuş. Bu görüş, günümüzde de geçerliliğini tamamen yitirmiş sayılmaz. İskandinavlar arasında hala ağır bir yemeğin ardından bir kadeh aquavit içmek yaygın bir sindirim desteği olarak kabul görüyor. Norveçli bir içki tüccarı, damıttığı aquaviti fıçılara doldurup satmak üzere Avusralya'ya yola çıkıyor. Sonradan anlaşılacağı üzere, çalışanlar aquaviti yanlışlıkla boşaltılmış sherry fıçılarına dolduruyorlar. Kader o ki, içki üreticisi gemi karaya varamadan hayatını kaybediyor. Gemi kaptanı fıçıların bir kısmını satıp, kalanları da Norveç'e geri götürüyor. Geri dönen fıçıları açan Norveçliler hiç beklemedikleri bir lezzetle karşılaşıyorlar. Önce değişen aromanın kaynağının sherry fıçıları olduğunu düşünüyorlar. Yeniden sherry fıçılarda beklettikleri aquavitin aynı lezzeti vermediğini görünce, bu sefer de gemideki sallama etkisini yaratmayı deniyorlar. Yine istedikleri sonucu alamayınca, son çare olarak fıçıları gemiye yükleyip tekrar Avustralya'ya doğru yola çıkıyorlar. Ekvator'u aşan uzun bir yolculuğun ardından Norveç'e dönen içki üreticileri aradıkları lezzete sonunda ulaşıyorlar. O yıldan beri Linie Aquavit aynı yöntemle üretiliyor. Her yıl İskandinav yarımadasından yola çıkan fıçılar Ekvatoru'un aşağısına kadar gidip geri dönüyor. Yaklaşık 6 ay süren bu yolculuğına sonunda beklenilen eşsiz lezzet elde ediliyor. Bugün satın alacağınız Linie Aquavit şişelerinin üzerinde içkiyi taşıyan geminin adı ve Ekvator'u geçiş tarihini görebilirsiniz. Bu yolculuğun içki üzerinde tam olarak nasıl bir etki yarattığı hala gizemini koruyor. Yaygın görüşler arasında, dalgaların yarattığı etkiyle fıçıların gemi içerisinde savrulmasının içkinin fıçı ile temasını arttırdığı ve aromayı değiştirdiği bulunuyor. Deniz suyu sıcaklığının Ekavator'da değişime uğramasının aromayı değiştirdiği de bir diğer görüş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/gudvangen-norvecin-yasayan-viking-koyu/", "text": "Gudvangen, 2005 yılından beri UNESCO'nun Dünya Mirası listesinin bir parçası olan eski bir Viking köyü. Köy nefes kesen vadiler ve fiyortlara ev sahipliği yapıyor. Gudvangen'a düzenlenen turlarda feribot gezileri ve tarihi geziler de mevcut. Köy aynı zamanda müze olarak ziyaretçilere sunulduğu için burada hala Viking yaşam şartları aynı şekilde yaşatılmaya özen gösteriliyor. Bu nedenle gezmeye gittiğinizde kendinizi müze geziyor gibi değil de, Viking köyünde yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu amaçla köyde yaşayan insanlar bu kültürü yaşatmaya çabalıyorlar. Gudvangen su kenarındaki tanrıların yeri anlamına geliyor ve karla kaplı dağ zirveleri ile çevrili fiyortlara baktığınızda nedenini anlayabiliyorsunuz. Köy, N royfjord'un sonunda yer almakta. Gundvangen Viking döneminde önemli bir pazar yeri ve iletişim merkeziydi. 12. yüzyıldaki kara veba sırasında Gudvangen'in tüm sakinleri öldü ve hayatın tekrar normale dönmesi birkaç yüz yıl aldı. Gudvangen, N royfjord'un tam başında, N roydalen vadisinin batı kesimindeki Stalheim'dan fiyordun daha ilerisindeki Dyrdal'a kadar uzanan bir mesafeyi kapsayan bir konumda yer almaktadır. Köy; Ramsoy, Gudvangen, Skjerpi, Hemri, Hylland ve Solbjorgo çiftliklerini içerir. 1800'lü yıllardan beri köy, iskele, konaklama tesisleri, posta istasyonu ve ticaretle inşa edilmiş alanıyla tanınmıştır. Alanın büyük bir kısmı, büyük N roydalselvi nehrinin her iki yanındaki bir vadi tabanından oluşmaktadır. Yıllık güneş saati sayısını ve su baskını riskini dikkate alırsak, bu alan eski zamanlarda yerleşim için ideal bir yer olmayacaktır. Ramsoy çiftliği durumunda, bu, fiyordun başına doğru en iyi manzaraya sahip, manzaradaki bir terasta yer almaktadır. Bu nedenle, en eski bulgunun, daha genç Taş Devri'nden kalma, siyah bazalttan yapılmış batı tipi bir balta olan bu yerden gelmesi tesadüf değildir. Vali Hannibal Sehested 1947'de Bergen ve Oslo arasındaki posta yolunu kurduğunda, hem L rdal'da hem de Filefjell dağ geçidinin yanı sıra Gudvangen ile Voss arasında yeni yollar inşa edildi. Bu, Gudvangen'ın doğu ve batı Norveç arasındaki iletişimde önemli bir yer haline geldiği anlamına geliyordu. 1734'te kral, orada bir hanı ve bir ticaret karakolunu işletmek için ayrıcalık tanıdı ve kısa bir süre sonra Gudvangen, Arnehus'un Dyrdal'da eskiden sahip olduğu rolün yerini aldı. Bergen ile Voss arasındaki demiryolu hattı 1883'te trafiğe açıldığında Gudvangen üzerinden trafik önemli ölçüde arttı. Sonuç olarak, Gudvangen'da turizm hızla gelişti. Gemiler turistleri Kuzey Denizi üzerinden Bergen'e ve oradan da yerel vapurlarla fiyortlara getirdi, ancak yolcu gemileri de Norveç fiyortlarını kullanıyordu. Gudvangen'da Stalheim, Voss ve Hardanger'a giden yolcuları taşımak için 200'den fazla at ve araba sıralanabilir. Birçok çiftçi bundan iyi para kazandı. 19. yüzyılda çok sayıda turist, Gudvangen'ın merkezinde çok sayıda otel ve başka binanın inşa edildiği anlamına geliyordu. Bu yoğun inşaat dönemi, burada sözde İsviçre tarzının hakim olduğu, oldukça tekdüze bir 19. yüzyıl yapı tarzına yol açmıştır. 1800'lü yıllarda turizm açısından yaşanan dönüşümün açık bir göstergesi, merkezin bugün ilçede kültürel bir ortam olarak görülmesidir. Gudvangen, bugün yaklaşık 90 nüfusu ile gelişen bir köydür. Geleneksel çiftçilik faaliyetlerine ek olarak, bölge sakinleri ticaret ve sanayide geçimini sağlamakta, ancak yine de her şeyden önce turizmden gelmektedir. Otellere, hediyelik eşya dükkanlarına ve kamp alanlarına ek olarak, bir Viking Pazarı'nın yıllık etkinliğiyle öne çıkan bir Viking Köyü kurulmuştur. Viking projesiyle bağlantılı olarak, Sunnmore'deki Fjortoft'ta bulunan bir Viking gemisinin ücretsiz yeniden inşası yapıldı. Gemi Viking kulübü tarafından fiyort gezileri için kullanılıyor ve turistler için bir aktivite olarak da kullanılabilir. Turizmin yanı sıra Gudvangen ve Mjolfjell arasındaki bölgedeki anortozit yataklarında büyük bir ekonomik potansiyel vardır. Anortozit alüminyum oksit içerir ve boksite alternatif bir alüminyum hammadde olarak kullanılabilir. Anortozit ayrıca dinamit, gübre, boyama ve kağıt endüstrilerinde de kullanılır. 20. yüzyılın başlarından beri biliniyor ve uzun süredir büyük ölçekli bir madencilik operasyonu için planlar yapılıyor. 2005 yılında, çoğunlukla yalıtım malzemesi üretiminde kullanılmak üzere 200.000 tona yakın kaya çıkarılmış ve ihraç edilmiştir. Bu bölgeyi keşfetmeyi planlıyorsanız, bu Viking Köyü'nü ziyaret etmenizi öneririz. Yaz aylarında ziyaret ediyorsanız ve kano yapmaktan hoşlanıyorsanız, fiyordun daha erişilemez kısımlarından bazılarına rehberlik eden geziler de var. Viking Köyü, ziyaretçilerin yaşayan Njardarheimr köyü aracılığıyla Vikinglerin tarihini ve yaşamlarını deneyimlemelerini sağlar. Viking döneminde Gudvangen'da 600'den fazla insan yaşıyordu (bugün orada 100'den az kişi yaşıyor), bu nedenle bin yıldan fazla süredir burayı ev olarak gören Vikingler için bölgedeki yaşamı öğrenme fırsatını değerlendirin. Yetişkinleri ve çocukları meşgul edecek pek çok aktivite vardır ve köy tüm yıl boyunca açıktır. Yerel rehberlerin eşlik ettiği müzede Viking yaşam tarzının her türlü ayrıntısını deneyimleyeceksiniz. Odun ateşinde ısırgan otları sayesinde yemek pişirebilir, balta fırlatma ve okçuluk öğrenebilir, savaş aletlerini ve kalkanları inceleyebilirsiniz. Hatta onlar gibi savaş kıyafelerini giyip kuşanarak fotoğraf çektirebilirsiniz. Viking Pazarı, her yıl Gudvangen'da gerçekleşiyor ve muhteşem bir Viking yaşam kutlaması sunuyor. Pazarda çocuklar ve yetişkinler için pek çok aktivite ve deneyim hazırlanmıştır. Pazardan kasıt aslında bir tür festival. Ziyaretçiler, tüm festival boyunca Vikingler dünyasına dahil oluyor; dövüş, okçuluk, tiyatro, konserler, Viking gemisi, ateş gösterileri, hikaye anlatımı, tarihi balo oyunları, Viking güreşleri ve diğer animasyonları deneyimliyor. Her yaz geleneksel Viking Pazarı'nın yapıldığı bölgede kalıcı bir Viking Vadisi inşa edilir. Viking Vadisi unutulmaz deneyimler, öğrenme ve eğlenceli aktiviteler için bir yerdir. Tarihi unsurlara uygun olarak geçmişi canlandıran insanlarla etkileşim kurabileceğiniz bir yer. Kano turları sizi UNESCO Dünya Mirası Alanındaki ünlü N royfjord'un yalnızca teknelerle veya kanolarla erişilebilen daha dar, uzak şubeler dahil en muhteşem kısımlarına götürür. Tüm Fjord Norveç'te en güzel ve dramatik manzarayı deneyimleyebilirsiniz. Hidrobisikletler, N royfjord'u kendi ritminizde ve tamamen çevre dostu bir şekilde keşfetmenin en iyi yoludur. 30 dakikadan 12 saate kadar kiralamayı seçebilirsiniz. Gudvangen'da yapılacak en popüler şeylerden biri, sizi Aurora, renkler ve seslerle aydınlatan, heyecan verici gölgelerle dolu bir mağara labirentinden geçiren Büyülü Beyaz Mağara'da bir turdur. Ayrıca yeşil bir göle sahip büyük bir dağ odası, bir taş bar ve yemek alanı keşfedeceksiniz. Gerçekten türünün tek örneği bir deneyim. Sıradan gidiş-dönüş 30 dakika ile 45 dakika arasında sürer. Mağara labirentindeki tur, dileyenlere kask ve ceketlerin verildiği karşılama salonunda başlıyor. Kısmen akan su ve küçük göllerin bulunduğu doğal beyaz dağ duvarları, doğru aydınlatma kullanımıyla oldukça inanılmaz yansımalar ve efektler verir. Norveç'te yapılacaklar listenizin başında fiyortlar yer almalı. National Geographic, Norveç fiyortlarını dünya çapında 115 destinasyon listesinde bir numaralı bozulmamış seyahat noktası olarak listeliyor! N royfjord, dik dağ kenarları ve basamaklı şelalelerle çevrili dar bir fiyorttur. UNESCO Dünya Mirası sit alanıdır ve dünyanın en güzel fiyort manzaralarından biri olarak kabul edilmektedir. Fiyort boyunca çalışan iki tür gemi vardır; klasik yolcu feribotları ve yeni premium yolcu gemileri. Ve bu gemiler çevre dostudur. Yaz aylarında ziyaret ediyorsanız, gemi biletlerinizi önceden ayırtmanız gerekir. Kışın ise biletlerin olup olmadığını kontrol ederseniz bir sorun yaşamazsınız. Gudvangen ve Flam arasındaki feribot gezisi sırasında yaşanacak çok şey var. Gudvangen'den 5 kilometre uzaklıkta Bakka denilen küçük bir yer. Bu yerde küçük bir kilise ve arka planda Bakkanosi Dağı ile birkaç çiftlik var. Fiyordun diğer tarafında Viking mezarlarının bulunduğu Holmo'yu görebilirsiniz. İç fiyordun ilerisinde Styvi'ye varılır. Styvi'de görülmeye değer bir çiftlik müzesi bulabilirsiniz. Gudvangen, birkaç dağ yürüyüşü için iyi bir başlangıç noktasıdır ve bazı yerlerde dağın kenarına kadar gidebilir ve yaklaşık 1000 metre yükseklikten fiyortun aşağısını görebilirsiniz. Bakka'dan (Gudvangen'a 5 km uzaklıkta) Rimstigen adlı dik dağda yukarı çıkan bir patika var. Bu yol çok dik ve normal hızda yaklaşık 2 saat yukarı çıkıyorsunuz. En tepede, aşağıdaki fiyorda inen muhteşem bir manzara var. Ayrıca fiyort boyunca ve nehrin yukarısındaki patikalarda yürüyebilirsiniz. Flam Demiryolu, Myrdal ve Flam arasında harika bir tren yolculuğu. Flam Demiryolu'nun hükümet tarafından 1908'de inşa edilmesi planlandı, ancak inşaat 2. Dünya Savaşı sırasında 1941'den önce tamamlanmadı. Muhteşem demiryolu güzergahı, 20 km'lik bir demiryolu şeridinde 863,6 metrelik yükseklik farkı ile mühendislik sanatının inanılmaz bir başyapıtıdır. 2005 yılında Flam Demiryolu, Norveç'te en çok ziyaret edilen 5. turistik yerdi. Buraya kadar gelmişken Flam Demiryolu Müzesi'ni de görmek isteyebilirsiniz. Müze Flam'da, Gudvangen'a arabayla yaklaşık 15 dakika uzaklıkta yer almaktadır. Eski istasyon binasında, bugünkü tren yolu istasyonuna 100 metre mesafede yer almaktadır. Bu müzede Flam Demiryolunun tarihi, teknolojik gelişme, Flam'daki günlük yaşam ve genel olarak Norveç demiryolları hakkında bilgi edinebilirsiniz. L rdal tüneli Gudvangen'dan arabayla yaklaşık 30 dakika uzaklıkta, 24509 metre uzunluğuyla dünyanın en uzun karayolu tünelidir. Tünel, Oslo ile Bergen arasındaki ana yol olan E16'nın bir parçasıdır. Tünel 27 Kasım 2000'de açıldı. Tünelin içinde sürücülerin uzun tünelde uyuyakalmamaları için aydınlatılan üç büyük salon var. Uzun L rdal tünelinden geçmek istemiyorsanız, alternatif olarak dağın üzerinden geçebilirsiniz. Bu doğal bir rota ve Aurland'dan yaklaşık 6 km uzaklıkta Stegastein adlı bir manzara noktasına ulaşırsınız. Burada, muhteşem Aurland Fiyordu'nun 640 metre üzerinde, nefes kesen bir manzara sunan 33 metre uzunluğunda ve 4,2 metre genişliğinde bir platform var. Bu yapı, ulusal bir mimari yarışmada birincilik ödülünü kazandı ve görülmeye değer. Undredal, Gudvangen'dan arabayla yaklaşık 15 dakika uzaklıkta küçük bir vadidir. 1988'e kadar Undredal'a sadece feribotla gidebiliyordunuz, ancak şimdi iyi bir karayolu bağlantısı var. Undredal'da Norveç'teki en küçük çıta kilisesini ve yerel peynirin üretildiği ünlü Undredal Stolysteri'yi ziyaret edebilirsiniz. Her yıl Undredal'daki insanlar Geitostfestivalen adında kendi festivallerini düzenlerler. Gudvangen Deniz Ürünleri Restoranı fiyortun, dağların ve geçen teknelerin muhteşem manzarasına sahip fiyordun hemen yanında yer almaktadır. Restoranda Batı sahilinden lezzetli deniz ürünlerinden taze yapılmış yemekler hazırlanıyor. Norveç, en inanılmaz deniz ürünlerinden bazılarına ev sahipliği yapmaktadır, bu nedenle, bu muhteşem konumda olağanüstü bir yemek deneyimi yaşayabilirsiniz. Ülkenin zengin tarihi ve iyi konumlandırılmış konumu sayesinde, Norveç çok çeşitli geleneksel yemekler geliştirmiştir. Viking lokantasında tarihi Viking yemeklerini deneyebilirsiniz. Gudvangen, Avrupa'ya E16 karayolu üzerinden bağlanır. Güneybatıda, bu otoyol Voss'a gider ve kuzeydoğuda Flam, Undredal ve Aurlandsvangen'e doğru Gudvangentunnelen'e (Gudvanga Tüneli, uzunluk yaklaşık 11,5 km) girer. Yerel turistik yerler arasında nefes kesici manzaralı vadiler ve fiyortlar, turistik feribot gezileri, fiyort gezisi turları ve tarihi yerleri ziyaret sayılabilir. Ro-Ro feribotları Gudvangen'ı doğrudan Flam ve Kaupanger'e bağlar. Ayrıca Bergen'den Gudvangen'a seyahat etmek için 2 keyifli seçenek daha vardır. - Bergen'de bir araba kiralamak ve Bergen'den Gudvangen'a kadar 150 km'yi sürmek (2 saatin biraz üzerinde bir sürüş) - Bergen'den Oslo hattına Bergen'den Voss'a giden bir trene binin ve ardından Nettbus ile Voss'tan Gudvangen'a atlayın. - Bütçeniz varsa, her ikisi de mükemmel değerlendirmeleri olan kamp veya ekonomik otel seçeneklerini düşünün. - Alternatif olarak Gudvangen Fjordtell ve Apartments, tavan pencereleri ve yataklarda gizlenen örtüler ile oldukça benzersiz bir seçenek sunmaktadır. Bu seçeneği Gudvangen'dayken gerçek bir Viking hissi ile olağanüstü bir konumda kalmak için tavsiye ederiz. Kaynak: Nielsen, Mona. Plan for vern av kulturminner i Aurland kommune. Del 1. Materielle kulturminner. Aurland kommune. Kulturetaten. 1990. Ohnstad. Asmund. Aurland bygdebok. Undredal og N roy. Gard og tt. Aurland sogelag. 2006."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/hjem-til-jul/", "text": "Quicksand, Kampen og Tungtvannet gibi önde gelen Nordik dizilerin yönetmenliğini yapan Per-Olav Sorensen'in yönettiği, Netflix Norveç'in ilk yerli yapımı Hjem til jul'ün ikinci sezonu geçtiğimiz haftalarda yayınlandı. Ida Elise Broch'un başrolü üstlendiği dizide otuz yaşındaki bir hemşirenin Noel akşamı sırf ailesiyle tanıştırmak için erkek kardeş bulma çabasını izliyoruz. Kulağa oldukça klişe bir hikaye gibi gelse de Hjem til jul Norveç'teki Noel ve yılbaşı geleneklerini görmek için iyi bir kaynak. Romantik drama olarak tanımlayabileceğimiz dizinin her bölümü otuz dakikadan oluşuyor. İki sezon boyunca protaganistimiz Johanne'in aşk hayatını ve türlü yollarla erkek arkadaş bulma çabasını izlerken aynı zamanda modern dünyada flörtleşmenin de ne denli değiştiğini görüyoruz. Hatta bir hayli garip sahnelere de tanık oluyoruz. Johanne'in sürekli sarpa saran aşk hayatını izlerken bazen sinirleniyoruz, bazen de mutlu olyuoruz. Aslında Oslo'da çekilen dizinin sadece kış sahneleri Norveç'in Noel pazarı ve tarihi evleri ile meşhur kasabası Roros'te çekilmiş. Hatta söylentilere göre Roros'te fazla kar olmaması nedeniyle kış manzaraları oluşturmak için havalimanından kar bile taşınmış. Hjem til jul, Oslo Company tarafından çekildi ve orijinal dizi olarak Netflix tarafından finanse edildi ve dağıtıldı. Dizinin fikri ve konsepti ise Amir Shaheen ve Kristian Andersen adlı iki reklamcılık öğrencisi tarafından bulundu. Noel arifesine kadar Aralık ayının her günü bir bölüm yayınlayan Nordik televizyon dizilerinden ilham alan iki öğrenci, aynı fikri Hjem til jul'ün senaryosunda kullanmaya karar verdi. Dizide zamanın ilerleyişi yine Norveç yapımı Skam adlı diziyle de benzerlik göstermekte. İkinci sezonu birkaç hafta önce yayınlanan Hjem til jul'ü Norveç'ten kış manzaraları görmek için izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/iklim-krizine-karsi-nordik-hareket/", "text": "Her geçen yıl daha da derinleşen iklim krizi karşısında sorumlu yöneticilere ve dünya halklarına büyük bir iş düşüyor. Bu süreçte, dünyanın her köşesinde yerel ölçekte uygulanması beklenen iklim eylem planları oldukça önem arz etmekte. Özellikle, iklim değişikliği ile mücadelenin odağında bulunması gereken karbon emisyonu yüksek büyük kentlerin vakit kaybetmeden harekete geçmesi gerekiyor. Küresel karbon salımının ağırlıklı olarak; az sayıdaki, yüksek gelirli şehirlerde ve varsıl banliyölerde yoğunlaştığını görmek şaşırtıcı olmasa da Seul, Guangzhou, Şikago, Singapur gibi karbon ayak izi büyük kentler, Paris İklim Anlaşması'nda belirlenen hedefleri karşılamak konusunda hala oldukça yetersiz konumdalar. Yine de sorunlu kentlerin sayısı düşünüldüğünde, birkaç hükümet ve belediye başkanının olası iş birliğiyle dahi fosil yakıt kullanımının azaltılması ve sürdürülebilir yatırımların desteklenmesi gibi hedefler için ümit verici adımların atılabileceği öngörülüyor. İşte tam bu noktada, Nordik kentler tüm dünyaya ilham olacak, çözüm üreten uygulamalarla farkındalığı arttırmaya devam ediyor! Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İzlanda'nın yer aldığı Nordik ülkeler grubu iklim eyleminin ön saflarında yer alıyor. Aşağıdaki görselde de görülebileceği gibi tüm Nordik başkentleri karbon nötr olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Kopenhag ise bu hedefi 2025 yılında gerçekleştirerek bir ilke imza atacak ve dünyanın ilk carbon-neutral şehri ünvanını gururla taşımaya başlayacak. Gerçekten de net sıfır emisyona ulaşabilmek büyük bir çaba, etkili politika ve eyleme bağlılık gerektiriyor. İklim krizi konusunda ortak çıkar ve perspektife sahip olan Nordik ülkeler her daim birlikte hareket ederek bu alanda dünyadaki en tutarlı politikaları izleyen siyasal aktörler olarak göze çarpıyorlar. Ocak 2019'da Helsinki'de bir araya gelen 5 Nordik ülkesinin başbakanlarının karbon nötr bir gelecek yaratma konusundaki deklarasyonları da bu tutuma bir örnek olarak gösterilebilir. Yıllardır rüzgar enerjisine büyük bir yatırım yapan Danimarka 2015 yılında tüm elektrik ihtiyacının %56'sını yenilenebilir kaynaklardan sağlamıştı. Bu oranın %42'sini yalnızca rüzgar enerjisinden elde eden Danimarka, bu alanda bir dünya rekoruna da imza atmıştı. Kopenhag nüfusunun %49'ı günlük ulaşımlarının tamamını bisiklet üstünde gerçekleştiriyor. Son 10 yılda Kopenhag'ın bisiklet alt yapısını güçlendirebilmek için 100 milyon Euro'nun üzerinde yatırım yapan Kopenhag Belediyesi, bu bütçeyle 435 km'lik bisiklet yolunu tamamlayarak özellikle bisikletliler için tasarlanmış köprü ve caddeleri de halkın kullanımına açtı. Bisiklet kullanıcıları için oldukça keyifli deneyimler sunan The Inner Tube, The Circle Bridge ve Inderhavnen Bridge de bu alanlar arasında yer alıyor. Trafik yoğunluğu azaltarak karbon emisyonunu düşüren bisiklet kullanımı hem şehir havasının temizlenmesine yardımcı oluyor hem de Kopenhaglıların sağlığına olumlu katkı sunuyor. Kopenhag'ın bölgesel ısıtma sistemi, şehrin%97'sine temiz, güvenilir ve uygun fiyatlı ısıtma sağlayan dünyanın en büyük, en eski ve en başarılı sistemlerinden biridir. Beş Belediye Başkanı tarafından 1984 yılında kurulan sistem, termodinamik kanunları gereği elektrik üretiminde yan ürün olarak ortaya çıkan ve normalde denize salınan atık ısıyı basitçe toplar ve borulardan insanların evlerine geri gönderir. Sistem, hane halkı faturalarını yıllık 1.400 Euro azaltmaktadır ve Kopenhag bölgesinde her yıl 203.000 ton petrolün kullanımına eşdeğer 665.000 ton CO2 tasarrufu sağlamaktadır. Tüm insanlığa türlü dertler ve dersler veren 2020 yılını takvimden bir yaprak koparır gibi geçmişte bırakmaya yaklaştığımız bu dönemde, 2021 ve sonrasında daha çok kentin sürdürülebilir uygulamalara geçiş yapmasını diliyor ve 2025 vizyonunda başarıya ulaşmasını istediğim Kopenhag'ın tüm dünyaya örnek olmasını istiyorum. Net Sıfır Emisyon NE Anlama Geliyor? Konu hakkında en sık sorulan 6 soru ve yanıtları. (2019, November 6). TheCityFix Turkiye. Learning from Nordic Cities on Climate Action. ."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/isigin-tasiyicisi-saint-lucia/", "text": "İsveç'te her yıl 13 Aralık tarihinde Saint Lucia günü mum alayı, Lucia koroları, safranlı çörekler ve şaraplar ile kutlanıyor. St Lucia, yılın en karanlık dönemi İsveç kışında ışık taşıyıcısı rolüne sahip efsanevi bir figür. Saint Lucia kutlamaları Hristiyanlık öncesine dayanan bir hikaye aslında. St Lucia kutlamaları, İtalya'dan İsveç'e gelen ve daha sonra ise İsveç'te Hristiyanlık öncesi gelenek ve kültür ile harmanlanarak tamamen İsveç çapında geniş kutlamalara dönüşen bir Hristiyan bayram günü. Saint Lucia's Day, 18. yüzyıla kadar İsveç'te en uzun gece olarak bilinen 13 Aralık gününde sabah Lucia geçidi ile başlamakta. İsveç'te ki tüm okullarda ve kiliselerde Lucia geçidi düzenlenmektedir. Lucia geçidinde bir genç kız beyaz elbise giyer ve etrafında mumların yandığı bir taç takar. Saint Lucia Hristiyanlık tarihinde ilk şehit ve azizelerden biri. Ailesi İtalya'nın en zengin ailelerindendi. Lucia ailesinin zenginliğini fakirlerle paylaşan ve onlara destek olan bir azizeydi. Yoksul halka ve yardıma muhtaç kişilere geceleri elinde mum ile yardım yaptığı rivayet ediliyor. Efsaneye göre, Hristiyanlığın yasak olduğu dönemde bir putperest Lucia'ya evlenme teklifi etmiş fakat Lucia bu teklifi reddedince teklif eden kişi Lucia'nın Hristiyan olduğunu ihbar etmiş. İhbar üzerine Lucia'nın ölümü hakkında ferman çıkarılmış. Lucia'nın gözlerine aşık olan adam, öldürülmeden önce Lucia'nın gözlerini ister. Bunun üzerine Lucia gözlerini kendi elleriyle çıkarıp putperestin eline verir. St Lucia kutlamalarında ikram edilen safranlı çöreğin üzerinde ki iki kuru üzüm ise St Lucia'nın gözlerini temsil ettiği biliniyor. Bu özel gün İsveç'te 1900'lü yıllardan beri kutlanıyor. İsveç'te karanlığın en uzun olduğu gün 13 Aralık tarihinde her yıl düzenli olarak okullar, dernekler gibi yerlerde görkemli bir şekilde St Lucia'nın hatırası yaşatılıyor. Kutlamalar St Lucia geçidi ile başlar. Lucia geçidi sırasında, önde başında mum tacıyla etrafına saçtığı ışıklarla karanlığı aydınlatan St Lucia ve arkasında nedimeleri ile birlikte şarkılar söylemesi ile gerçekleşir. St Lucia kutlamaları dini ritüellerden daha çok İskandinav pagan kültürü motiflerini taşıyan gelenekler ile yapılır. Uzun beyaz elbiseli, kırmızı kuşaklı, kafasında mumlu taçları ve elinde şamdanları olan genç kızlar St Lucia için şarkı söyler. İsveç'te Saint Lucia kutlamalarının en klasik ve geleneksel olanı 1900'lü yıllardan itibaren Stockholm'deki Skansen açık hava müzesinde yapılmakta."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/iskandinav-haci-nordik-bayraklarinin-hikayesi/", "text": "İskandinav ülkelerinin benzerliklerini düşündüğümüzde ilk akla gelenlerden biri şüphesiz İskandinav Haçı ve bayraklarıdır. Sembolleri ve göze çarpan bir kontrast oluşturan renkleri, Nordik bayraklarının ortak noktası. İskandinav Haçı olarak da bilinen bu sembolün hikayesi, Hristiyanlığa ve taht savaşlarının eksik olmadığı İskandinav tarihine dayanıyor. İskandinav Haçı'nın Nordik bayraklarında ilk kez yerini alışı, Nordik ülkelerinin tek bir imparotorluk altında yönetildiği Kalmar Birliği Dönemi'ne uzanıyor. 14-16. yy'lar arasında varlığını sürdüren bu birlik, birçok Kuzey Haçlı Seferi'ne de öncülük etmiş. Bu dönemde İskandinav Haçı, Nordik birliklerinin Hristiyanlığı temsil etmek amacıyla kullandıkları bir sembolmüş. Askerler seferler sırasında sarı üzerinde kırmızı İskandinav Haçı bulunan bayraklar taşıyorlarmış. Rivayete göre, neredeyse kaybedilmek üzere olan bir sefer sırasında birlik psikoposu son çare olarak dua etmeye başlamış ve bu sırada gökte İskandinav Haçı belirmiş. Bu olay üzerine, yenilgiyi kabul etmek üzere olan askerler cesaretlerini toplayarak karşı saldırıya geçmişler ve savaşı kazanmışlar. Kalmar Birliği'nin dağılıp ülkelerin bağımsızlıklarını kazanmasıyla birlikte, İskandinav Haçı her bir ülkenin bayrağında varlığını sürdürmeye devam etmiş. Danimarka bayrağı 'Donnebrog', 16. yy'da resmi olarak kullanılmaya başlanmış. Birçok tarihçinin kabülüne göre Donnebrog, günümüzde en uzun süre kullanımda kalmış ulusal bayrak olma özelliğini taşıyor. Bayrağın günlük kullanımdaki yeri de oldukça yaygın, doğum günü ve yıldönümü gibi özel kutlamalarda Danimarka bayrağı süslemelere mutlaka dahil ediliyor. İsveç ulusal bayrağı resmi olarak kullanılmaya 1906 yılında başlanmış. Bayrak renklerinin seçiminde İsveç armasından esinlenildiği rivayet ediliyor. Mavi renk, sadakat ve adaleti; sarı renk ise, cömertliği temsil ediyor. Danimarkalıların aksine, İsveçliler bayraklarını günlük kullanıma adapte etme konusunda daha temkinli davranıyorlar. Bayrağın, aşırı milliyetçlik veya ulusalcılık itibarı yaratmamasına dikkat ediliyor. İsveç bayrağının yaygın olarak kullanıldığı tek gün, her yıl 6 Haziran'da kutlanan İsveç Ulusal Günü. Bugün kullanılan Norveç ulusal bayrağının tasarımı 1821 yılında Fredrik Meltzer tarafından yapılmış. Bayrağın resmi olarak kullanımı ise ancak, 1899 yılında Norveç'in İsveç'ten ayrılması sonrasında gerçekleşebilmiş. Norveç o tarihten itibaren ulusal bayrağa sahip olsa da, tam bağımsızlığına ulaşabilmesi ancak 1905 yılında gerçekleşebilmiş. Norveç bayrağında yer alan kırmızı, bağımsızlığı; beyaz, devrimi; mavi ise özgürlükçü değerleri temsil ediyor. Finlandiya uzun yıllar, kırmızı üzerinde sarı aslan figürü olan ulusal arma tasarımını bayrağında kullanmış. 1918 yılında yaşanan iç savaş sonrasında ise, bayrak baştan aşağı değiştirilmiş. 'Beyazlar' ve 'kırmızılar' olarak tanımlanan savaşın iki karşıt grubundan beyazların savaşta galip gelmesinin ardından, ülkede yaşanan mentalite değişimini simgelemek amacıyla daha sade bir bayrak tasarımı seçilmesine karar verilmiş. Aynı zamanda mavi renk, Finlandiya'da çok sayıda bulunan gölleri; beyaz renk; uzun karlı kış günlerini; İskandinav Haçı ise, Finlandiya'nın diğer İskandinav ülkeleriyle olan bağlarını temsil ediyor. Bugünkü ulusal İzlanda bayrağı, resmi olarak 1944 yılında kullanılmaya başlanmış. İzlanda'nın bağımsızlığını kazandığı 1918 yılından 1944'e kadar, Finlandiya bayrağının tersi olan mavi üzerinde beyaz İskandinav Haçı kullanılıyormuş. Bugün kullanılan ulusal bayrağın renklerinden kırmızı, İzlanda'daki volkanları; beyaz, ülkeyi yılın büyük bir bölümünde etkisi altına alan kar ve buzu; mavi, ülkeyi çevreleyen Atlantik Okyanusu'nu simgeliyor. Ayrıca, İskandinav bayrakları tasarım olarak kullanım yerine göre farklılaşıyor. Sivil bayraklar standart tasarım olan dikdörtgen şeklinde. Kraliyet ailesi, donanma ve askeri birliklerin kullandığı resmi bayraklarda ise sağ ucu çatallı tasarımlar kullanılıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/iskandinav-tasarimi-ve-temsilcileri/", "text": "İskandinav tasarımı, estetik ile fonksiyonelliği birleştiren minimalizm odaklı bir tasarım anlayışıdır. İskandinav tasarımının temelinde yatan bu kavramlar, İskandinav coğrafyasının zorlu koşullarının etkilerini taşımaktadır. Uzun kış şartlarının etkisinde yaşayan bu coğrafya için estetikten ödün vermeden işlevsel ve sade bir tasarım anlayışı getirmek kaçınılmazdı. İskandinav tasarımı beyaz rengin hakim olduğu, taş ve ahşap bileşenlerini içeren, modern mobilyalar kullanılan ve dağınıklıktan uzak bir görselde birleşiyor. İskandinav tasarımının tarihi 1930'lu yıllara dayansa da, bu anlayışın coğrafyasının sınırlarını aşıp evrensel bir anlayış haline gelmesi 1950'li yıllarda gerçekleşti. Tarihsel gelişim sürecindeki etkileri incelediğimizde, İskandinav dizaynının eski totaliter dünya düzenine bir başkaldırı özelliği taşıdığını söyleyebiliriz. İki dünya savaşına tanıklık eden dönemlerde tasarımdaki ana etkilerin totaliter sistemi yansıtan, örneğin Almanya'da ortaya çıkmış Bauhaus tasarımı, öğeler taşıdığını görüyoruz. Savaş sonrası demokrat ve sosyalist düzene geçiş, tasarım anlayışının da değişmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Önceden estetiğin sadece zenginlik ve üstünlük göstergesi olduğu ve tasarımın işlevsel bir amaç gütmediği dönemden, estetiğin herkes için ulaşılabilir olduğu ve işlevsellikle birleştiği yeni bir tasarım anlayışına geçildi. İskandinav tasarımının dünyayla buluştuğu nokta da bu değişim hareketi ile başladı. İskandinav tasarımının gelişmesine katkıda bulunmuş tasarımcılar arasında Alvar Aalto, Poul Henningsen, Arne Jacobsen, Borge Mogensen, Greta Grossmanve Hans Wegner gibi isimler bulunuyor. Alvar Aalto, modern dönemin en önemli Finli mimarı olarak tanımlanıyor. Tasarımda doğallıkla modernizmi birleştiren Aalto, tasarımlarında organik geometriyi, esnek ve doğal malzemeleri ve insan unsurunu ön plana çıkarıyor. Kariyer gelişiminde benimsediği yaklaşımlar sırasıyla klasisizm, işlevselcilik, deneycilik ve monumentalizmdir. Ayrıca, kariyeri boyunca sanatta bütünsellik prensibinden de asla vazgeçmemiş, ürettiği eserleri bütünün bir parçası olarak değerlendirerek eserin çevresiyle uyumlu bir tasarımda olmasına önem vermiştir. Aalto'nun eserleri arasında tekstil, cam işleri, mimarlık ve mobilya tasarımları yer almaktadır. En ünlü eserleri arasında Aalto vazosu ve Artek 153A tezgahıdır. Poul Henningsen, lamba tasarımlarıyla evrensel tanınırlığa ulaşmış Danimarkalı tasarımcı, mimar, eleştirmen ve yazardır. 1910-1940'lı yıllarda Danimarka'da kültürel yaşamın en önemli ikonlarından biri olmuştur. PH lambası olarak bilinen lamba tasarımlarının en önemli özelliği, ışığın dağılımını dengeleyerek göz alıcı ve parlak bir aydınlatma yerine yumuşak ve ılık bir yansıma sağlamalarıdır. Henningsen bu lamba tasarımı ile, ilk ödülünü 1924 yılında kazandı. Henningsen'in en ünlü esere PH Artichoke adlı tasarımı. Arne Jacobsen, bugün tasarım dünyasından evrensel tanınırlığa ulaşmış döneminin en ikonik İskandinav mimarlarından biri. Ev ve otel mimarisinden kapı tutacaklarına, kahve demliklerinden sandalyelere kadar geniş bir yelpazede tasarımlara sahip. Jacobsen'in en ünlü tasarımları Ant Chair ve the Egg isimli sandalye tasarımlarıdır. Tasarımlarında fonksiyonelli ön plana çıkaran Jacobsen, çalışmalarıyla mimari işlevsellik akımına da büyük katkılarda bulunmuştur. Borge Mogensen, mobilya tasarımlarıyla ünlenen Danimarkalı bir tasarımcıdır. Danimarka modernizmi olarak tanımlananan ve dünya genelinde Danimarka tasarımının tanınmasına yol açan akımın öncülerindendir. Mogensen tasarımlarında, basitliğin ve fonksiyonelliğin haricinde mobilyaların herkes için ulaşılabilir olmasını da sağlamıştır. Mogensen'in en ünlü eseri Spanish Chair adlı tasarımıdır. Greta Grossman, uzun yıllar Los Angeles'ta yaşamış ve İskandinav tasarımının Amerika kıtası ile buluşmasına öncülük eden İsveçli tasarımcı, iç mimar ve mimardır. Kariyerinin erken dönemlerinde İsveç'te ismini duyurmaya başlayan Grossman, Amerika'ya göç etmesinin ardından da 20. yy modern tasarımının Los Angeles'taki en ünlü temsilcilerinden biri olmuştur. Eserlerini, açtığı bir tasarım mağazasında sunan Grossman'ın müşterileri arasında Greta Garbo ve Frank Sinatra gibi isimler olduğu biliniyor. En ünlü eseri Grasshopper Lamp adlı tasarımıdır. Hans J. Wegner, Danimarka modernizminin bir diğer önemli temsilcisi olan mobilya tasarımcısıdır. Oldukça üretken bir kariyer hayatı geçiren Wegner'in bilinen 500'ün üzerinde çizimi ve hala üretimde olan yaklaşık 100 tasarımı bulunmaktadır. Birçok ikonik sandalya tasarımı Wegner'e aittir. En ünlü eserleri arasında Peacock, Wishbone ve Shell adlı sandalye tasarımları bulunmaktadır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/izlanda-ulusal-bira-bayrami/", "text": "Uzun yıllar bira tüketimi yasaklanan İzlanda'da, bira yasağının kaldırıldıği 1 Mart her yıl Ulusal Bira Günü olarak kutlanıyor. 1908 yılındaki referandumda, İzlandalıların %60'ı ülke genelinde alkol yasağı uygulanması lehine oy kullandı. Uygulanmaya başlanması 1915 yılını bulan bu karar, alkol oranı % 2,25'in üzerinde olan tüm içecekleri kapsıyordu. İzlanda'daki yüksek alkol tüketim oranı ve alkolizmin önemli bir problem haline gelmesi alınan kararda etkiliydi. Ancak, alkol yasağı İzlanda'nın İspanya ile olan ekonomik ilişkilerini etkileyince alkol yasağında bazı esnetmelere gidilmek zorunda kalındı. İzlanda'nın yürülüğe giren alkol yasağı ile birlikte İspanya'dan şarap ithalatını durdurması, İspanya'nın İzlanda'yı deniz ürünleri satışını durdurmakla tehdit etmesine yol açtı. Bunun üzerine, 1921 yılında alkol yasağı kırmızı ve pembe şaraplar için kaldırıldı. Kısa bir sürenin ardından, yasak damıtılmış alkoller için de esnetildi. Hatta, doktorlar birçok hastalığın tedavisi için kırmızı şarap ve konyak tavsiye etmeye başladılar. Referandum kararına karşı çıkan bu esnetmelere karşı halkın tepkisinin sınırlı tutulabilmesi amacıyla bira uzun yıllar yasak olmaya devam etti. Diğer bir etken ise, biranın o zamanlar İzlanda'nın bağımsızlık mücadelesi verdiği Danimarka'nın sembolik içkisi olması. İzlandalılar biraya olan özlemlerini içinde % 2,25'te az alkol bulunan pilseneri vodka, şarap veya viski ile karıştırıkları karışımla gidermeye çalışıyorlardı. Bjorliki adını verdikleri bu içkinin anlamı 'biraya benzer' olarak çevrilebilir. Bjorliki, Reykjavik'in ilk barlarından olan ve hala ayakta duran Gaukurinn'de satılmaya başlandığında büyük bir tartışmaya yol açıp 1985 yılında yasaklandı. İzlandalıların tam 74 yıl süren bira özlemi ancak 1 Mart 1989 tarihinde sona erdi. İzlandalıların biraya yeniden kavuştukları Mart ayının birinci günü, her yıl Ulusal Bira günü olarak kutlanıyor. Birçok bar o güne özel olarak bira fiyatlarını düşürüyor ve farklı bira tatları deneyebileceğiniz bira turları düzenleniyor. İzlanda'da turist olmayı seçebileceğiniz en güzel zamanlardan biri şüphesiz Ulusal Bira Günü. Uzun yıllar süren yasak ardından gelen özgürlük, İzlanda'daki bira kültürünü de büyük ölçüde etkilemiş. Bugün İzlanda'da birçok bira markası bulunmakla birlikte özel yapım biralar da oldukça yaygın. En çok bilinen İzlanda biralarınan biri, birçok ülkede de satışta olan Einstök'tür. Bugün, bir İzlandalının yıllık alkol tüketimin % 62'si bira tüketiminden oluşuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/izlandada-dogum-izni-12-aya-uzatildi/", "text": "Dünya üzerinde en eski parlamento olarak bilinen İzlanda Ulusal Parlamentosu Al ingi, geçen hafta doğum iznini kapsayan bazı kuralları değiştirdi ve doğum izni süresini on iki aya uzattı. Yeni yasa, 1 Ocak 2021'den itibaren yeni bir çocuk doğduğunda, evlat edinildiğinde veya kalıcı olarak bakıldığında geçerli olacak. Bu bağlamda, her ebeveynin altı aylık doğum izni olacak ve bunun yalnızca altı haftasını diğer ebeveyne devredebilecek. Kısaca, çiftler toplamda on iki ay olan doğum iznini ya altı ay olmak üzere paylaşacak ya da bir ebeveyn yedi buçuk aydan fazla, diğeri dört buçuk aydan az izin alamayacak. Bir ebeveynin ebeveyn hakkını kullanamaması durumunda ilave değişiklikler ve muafiyetler uygulanacak. Örneğin, bir çocuğun babasının kimliği bilinmiyorsa, ya da bir ebeveynin İzlanda'da doğum izni yoksa veya kendi ülkesinde bu hakka sahip değilse yasanın kapsamı tartışılacak. Ayrıca Sosyal ve Çocuk İlişkileri Bakanlığı 19,1 milyar İzlanda kronunu 2021'de kullanılmak üzere doğum iznine ayırdıklarını belirtti. Bu bütçe enflasyona göre belirlenmiş olsa bile 2017'deki fon seviyesinin kabaca iki katı olduğunu söyleyebiliriz. İzlanda hükümeti yasa tasarısından son derece memnun olduğunu belirtirken ebeveynler için çocuklarının hayatının ilk senesinde birlikte vakit geçirmelerinin bir hak olduğunun da altını çiziyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/izlandalilar-elflere-inaniyor-mu/", "text": "İzlandalılar elflere gerçekten inanıyor mu? sorusu en çok aldığımız sorulardan birisi. Sonuçları 2000 yılında İzlanda Üniversitesi tarafından yayınlanan 1998'da yapılan bir araştırmaya göre İzlanda halkının %54.4'ü elflerin gerçek olduğuna inanıyor. Yüzüklerin Efendisi serisinden veya çocukluğumuzda okuduğumuz masallardan aşina olduğumuz elfler, İskandinav veya Cermen ülkelerin kültürlerinde sıklıkla rastlanan mitolojik varlıklardır. İzlanda Üniversitesi'nin yürüttüğü 2007 tarihli daha yeni bir araştırmaya göre ise halkın %62'sinin elflerin bir masaldan daha fazlası olduğuna inandığı bilgisi yer alıyor. İzlanda'nın başkenti Reykjavik'de bulunan İzlanda Paranormal Derneği'ne bağlı olarak, elf varlıkları tanıtmak amacıyla Magnus Skarphedinsson bir Elf Okulu kurmuş. Şimdiye kadar hiç elfle karşılaşmamasına rağmen bu deneyimi yaşayan 900 kişi ile tanıştığını ve bu kişilerin deneyimlerini derleyen Magnus Skarphedinsson, bu kişilerin 75'inin elf arkadaşı olduğunu 35'i ise elfler tarafından misafir olarak ağırlandığını öne sürmekte. Ülkede elf varlıklara olan inanç aynı zamanda günlük hayatı da etkilemekte. Örneğin İzlanda'da 2013 yılında bir yol yapımı için protesto yapılmıştıı. Bunun sebebi ise yol yapım çalışmalarının kayalıklara yakın bir yerde olması ve elflerin kayalıklarda yaşadıklarına inandıkları için bu çalışmaları protesto ettiler. Yapılan protestoların ardından ise yol yapım çalışmaları yetkililer tarafından durdurulmak zorunda kaldı. Ragnhildur Jonsdottir, İzlanda'nın elflere fısıldayan kadını olarak biliniyor. Ragga ismi ile anılan Ragnhildur Jonsdottir, elflerle iç içe bir yaşam sürdüğünü belirtiyor. En yakın arkadaşının Huldufolk ırkından Pulta olduğunu öne süren Ragga, çocukluğundan beri süre gelen bir arkadaşlıkları olduğunu, onların dünyası ve bizim dünyamız arasında köprü kurabilmek için çevirmenlik yaptığını söylüyor. İzlanda'nın son dönemdeki en ünlü şarkıcılarından, bizim de çok severek dinlediğimiz Jofriour Akadottir, çocukluğunda elflere ait bir kayaya tırmanarak onları rahatsız ettiği için elfler tarafından cezalandırıldığını belirtiyor. İnanışa göre elfler, devasa kayalıklarda yaşıyorlar ve sadece yaşam alanlarına tehdit oluştuğunda tehlikeli olabiliyorlar. İzlanda halkı Huldufolk'u yani elfleri rahatsız etmemek için devasa kayalıklarda yapılacak olan inşaatlardan kaçınıyorlar. Farklı bir inanışa göre ise İzlanda'da herhangi bir yere taş atmak hoş karşılanmıyor. Bunun sebebi ise atılan taşların elflere isabet edebileceğini düşünmekte. İzlandalılar elflere inanıyor mu sorusunun cevabını araştıran İzlanda Üniversitesi farklı sonuçlar elde etti. İzlanda halkının çoğunluğu Elf varlıklar ile karşılaşmasa da sivri kulaklı insansı varlıklara inanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/izlandanin-buyulu-elf-okulu/", "text": "İzlanda'da 15 farklı elf çeşidi olduğunu iddia eden Skarphedinsson, elfleri ve diğer gizli insanları gördüğünü iddia eden 900'den fazla İzlandalı ve 40 başka ülkeden 500 kişiyle tanıştığını belirtiyor. Bu insanları ise bir araya getiren ortak nokta ise psişik olmaları ve altıncı hislerinin kuvvetli olması. Kuzey İzlanda'da soğuk mu soğuk bir kış günü, genç bir delikanlı annesi tarafından yandaki çiftliğe yardım etmesi için gönderilir. Ancak karanlık çöker, kar fırtınası şiddetlenir ve zavallı delikanlı kaybolur. Soğuk, aç ve yorgun düşen genç delikanlı, küçük bir eve denk gelir, kapıyı çalar, nazik ama kısa boylu bir çift onu içeri davet eder. Bu evde her şey ilkeldir, küçük hanımefendi ona kuru kıyafetler getirir ancak bu kıyafetler delikanlıya bir yerden tanıdık gelir, folklor müzesinden. Delikanlının yaşadığı şaşkınlığı gören çift Biz elfiz, biz gizli insanlarınız. Endişelenme, sana zarar vermeyeceğiz der. Sıcak bir yemekten sonra delikanlı sabaha kadar derin bir uykuya dalar, elf çift onu besler ve sabah olur olmaz oradan ayrılır. Ancak delikanlı gördüklerinin hayal gücünün ürünü olup olamadığına bir türlü karar veremez. Kar üzerindeki adımlarını geriye doğru takip eder ama ev ortadan kaybolmuştur. Metro'nun haberine göre bahsettiğimiz delikanlı şu an 69 yaşında ve Reykjavik'te bulunan İzlanda Elf Okulu'nun müdürü, Magnus Skarphedinsson. Elf fenomenini incelemek için 34 yıl harcayan Skarphedinsson Doğaüstü deneyimler, hayaletler ve ruhlar hakkında hikayeler topluyorum, ancak ben onları hiç görmedim. Yine de elflerin ve gizli insanların veya huldufolk'un varlığına inanıyorum diyor. İzlanda'da elfleri gören 1400 görgü tanığıyla tanışan Skarphedinsson İzlanda Elf Okulu için sorular soruyor ve hikayeleri derliyor. Skarphedinsson'un çıkış noktasını belirtmek gerekirse pek çok yerli ve yabancı turistin ona elfler hakkında sorular sorması olmuş, nitekim konuya bir hayli hakimmiş. İzlanda'da 15 farklı elf çeşidi olduğunu iddia eden Skarphedinsson, elfleri ve diğer gizli insanları gördüğünü iddia eden 900'den fazla İzlandalı ve 40 başka ülkeden 500 kişiyle tanıştığını belirtiyor. Bu insanları ise bir araya getiren ortak nokta ise psişik olmaları ve altıncı hislerinin kuvvetli olması. Bu bağlamda, İzlanda Üniversitesi'nin 2007'de gerçekleştirdiği bir araştırma, İzlandalıların yüzde 60'ının elflerin ve gizli insanların varlığına inandığını ortaya koydu. Ancak bu gizli, kısa boylu canlıları elbette Reykjavik'te görmek mümkün değil, farklı bir boyutta var olan bu canlılar yalnızca psişik yetenekleri olanlar tarafından görülürler. Her nasılsa İzlanda'da her 20 kişiden biri böyle bir sezgiye sahip olduğunu iddia etmektedir. Bunun büyük ihtimalle nedeni ise ülkenin kolektif hafızasında elflerin önemli bir yere sahip olmasıdır. İzlanda Elf Okulu'nun Müdürü Skarphedinsson, İzlandalıların elfler ve gizli insanlarla derin bir dostluğu olduğunun altını sıklıkla çiziyor. Örneğin birisi doğanın ortasında kaybolursa, kar fırtınasında mahsur kalırsa, gizli insanlar veya elfler onlara barınak sağlar. İnsanlar açlıktan ölüyorsalar onlara yiyecek verirler. Hasta iseler onları iyileştirirler. Yine de sadece psişik insanlar elfleri görebilir. Hakikaten de İzlanda'nın doğasını ve ülkedeki gizli noktaları gördükten sonra buralarda elflerin yaşadığına insanlar ister istemez inanıyor. Skarphedinsson ayrıca yılbaşı akşamı elfleri gördüğünü iddia eden birçok insanla tanıştığını da belirtiyor. Ayrıca On İkinci Gecede de kendilerini insanlara görünür kıldıklarına dair söylentiler de bulunuyor, hatta İzlandalılar bunu rettandinn adlı bir festivalle şenlik ateşi yakarak kutluyor. İzlanda Elf Okulu, elfler hakkında en geniş ve en kapsamlı bilgiye sahip kurum olarak tezahür ediyor. Skarphedinsson İzlanda Elf Okulu'nun kuruluşundan bugüne kadar ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Almanya gibi ülkelerden 10.000'den fazla mezun verdiğini söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/karl-ove-knausgard-mevsimler/", "text": "Karl Ove Knausgard, mektuptan sonra her gün her şey hakkında yazmaya başlıyor. İlk iki kitap olan Sonbahar ve Kış'ta sakızdan petrole aklınıza gelebilecek her şey var. Bunları kızına anlatırken o şeyler hakkında değişik bir yerden bakmanızı sağlıyor. Engereklerin işitme duyusundan yoksun olması gibi birçok şey öğreniyor, yeniden hayatı tanıyor ve yıllardır karşılaştığınız birçok şeyi farklı bir açıdan değerlendirmeye başlıyorsunuz. Sanki yazar elinizden tutup size her şeyi bir bir gösteriyor, anlatıyor. Kendinizi küçük bir çocuk gibi hissediyorsunuz. İlkbahar, serinin diğer kitaplarından daha farklı. İlkbaharda baba ve onun üç aylık kızının bir günü anlatılıyor. Diğer üç kitap deneme tadında ilerlerken Knausgard, bu anlatı romanıyla dikkatleri yeniden toplamayı başarıyor. Yaz, serinin son kitabı. Bu kitap da Sonbahar ve Kış gibi denemelerden oluşuyor. Yakın gerçeklik üzerine yazılan yazılarda Knausgard kızına dünyayı anlatmaya devam ediyor. Birbirinden bağımsız ama hayatı oluşturan şeyler hakkındaki bu modern denemelerde dil, Kavgam serisindeki dilden biraz farklı. Her gün yaptığınız eylemler hakkında düşünürken kendinizi bir anda o eylemin getirdiği duygu ve düşüncede buluveriyorsunuz. Hayatı otomatik pilotta yaşamaktan sıyıran bu ufak yazılar Karl Ove Knausgard'ın yalın ve çarpıcı diliyle birleşince okumak edebiyatseverler için daha keyifli bir hale geliyor. Serinin dört kitabı da farklı ressamlar tarafından resimlenmiş. Sonbahar'da Vanessa Bird, Kış'ta Lars Lerin, İlkbahar'da Anna Bjerger ve Yaz kitabında Anselm Kiefer eserlerini görebilirsiniz. Farklı ressamların farklı tarzları her kitapta mevsimlerin vurgusunu taşıyor. Ayrıca Knausgard'ın üslubunun her mevsimden nasıl etkilendiğini görmek Mevsimler serisiyle mümkün. Monokl Edebiyat'tan çıkan bu samimi ve kişisel serinin çevirisini Haydar Şahin yaptı. Mevsimler bir solukta okuyabileceğiniz bir yılın izlenimlerinden oluşuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/kesif-blaue-blume/", "text": "Blaue Blume'nin vurucu tınıları karşısında adeta paralize oluyorsunuz. Tüyleriniz diken diken oluyor. Danimarka'nın en iyi üç müzik grubunu listelemek gerekse hiç düşünmeden Blaue Blume'yi bu listede Efterklang'dan sonra ikinci sıraya koyardık. Hatta birinci sırayı paylaştırabiliriz bile. 1980'li yıllarda İngiltere'de başlayan New Romantics akımını bugün icra eden Blaue Blume alternatif art pop sularında kendini konumlandırıyor. Spandau Ballet ve Duran Duran gibi ünlü müzik gruplarını andıran Danimarkalı grubun ses evreninde The Smiths esintilerini de bulmak mümkün. Blaue Blume Danimarka'nın en heyecan verici seslerinden biri. Jonas Smith, Peter Bogvad, ve kardeşler Soren Jensen Buhl ve Robert Jensen Buhl'dan oluşan Blaue Blume, 2014'de yayınladığı Beau & Lorette adlı EP'den bu yana güzelliği karşısında hayrete düştüğümüz teklilere, albümlere ve EP'lere imza attı. Özellikle Beau & Lorette'in açılış şarkısı Birthday vurucu bir şekilde başlıyor ve dinlerken parçanın enstrümentalitesi karşısında bir nevi parelize oluyorsunuz. Müzik hayatına zirvede başlayan grubun kurulma hikayesinden bahsetmek gerekirse Soren ve Jonas on dört yaşındayken lisede tanışıyorlar ve ders aralarında birlikte çalmaya başlıyorlar. Aslında tipik bir hikayeyle karşı karşıya olsak da iki kişi çalmaktan yorulunca gruba Soren'in erkek kardeşi Robert ve arkadaşları Peter da katılıyor. Yayınladıkları ilk EP'den Kasım 2019'da dinleyiciyle buluşturdukları Bell of Wool albümüne kadar her daim aşk, yaşam, ölüm gibi konuları şarkı sözlerinde gündeme getiriyorlar. Syzygy adlı ilk albümü 2015 yılında yayımlayan Blaue Blume orijinal bir albüme imza atarken gösterişli melodilerden oluşan parçalarını zarif bir tutumla kaydetti. Albümle birlikte uluslararası dinleyici tarafından ününe ün katan genç Danimarkalılar İngiltereli müzik grubu Wild Beasts ve Danimarkalı hemşerileri Efterklang ile karşılaştırıldı. Blaue Blume Roskilde Festivali, The Great Escape, Eurosonic derken Avrupa'nın en iyi festivallerini gezdi. Ayrıca 2019'da Blaue Blume Reeperbahn Festivali'nde hfn music'in showcase etkinliğinde sahne aldı. Bell of Wool ile yeniden doğdu. Müzik hayatına halihazırda olgun bir çizgide başlayan grup, Bell of Wool albümü ile artık kariyerinin zirve noktasına ulaştı. Karanlık ve macera olmak üzere iki ana temadan oluşan albümde Jonas Smith'in vokalleri daha depresif, daha karanlık ve daha gergin bir tonda. Albümün bu çizgisi de elbette Jonas'ın geçirdiği depresif epizodlarla doğrudan alakalı. Hatta bu nedenle ilk albümün üzerinden dört sene geçtikten sonra Blaue Blume, Bell of Woll'u yayınlayabildi. Zorlu bir süreçten geçtiğini belirten Jonas Smith, grubun özünde sadece müzik yapmak olmadığını aynı zamanda duygularını yansıtmanın olduğunu söylüyor. Hatta bunun onlar için totemleri olduğunun altını çiziyor. Depresyonu, karanlığı, travmaları, modern insan olmanın getirdiği vebali Blaue Blume dinlerken iliklerimize kadar hissediyoruz. Morgensol, Lovable, Rain Rain gibi parçalar karanlık tonlarda olmasına rağmen grubu bambaşka bir yolculuğa sürüklediği gerçek. Bell of Woll ile bir nevi yeniden doğduğunu söyleyen Blaue Blume her zaman nasıl hissediyorlarsa bunu müziğini yansıtacaklarına bir nevi ant içmiş gibi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/kesif-doglover95/", "text": "Tobias Gronborg veya sahne ismiyle Doglover95, inanılmaz bir şekilde hiphop ve caz arasındaki çizgiyi bulanıklaştırarak akışkan bir forma sokuyor. Bu müzikalitede çok çeşitli enstrümanlardan yararlanan müzisyen çello, davul ve piyano ile alt yapısını oluşturuyor. Hiphop janrının ardındaki bütün stereotipleri yıkan Doglover95 bu kombini başarılı bir şekilde icra ediyor. Hatta Doglover95'i 'psyschedelic hiphop' olarak bile adlandırmak mümkün. 2020'nin gerçekleşen son festivallerinden by:Larm'in gündüz etkinlikleri Torggata Fest kapsamında sahne alan Doglover95'in konserini deneyimlerken aslında aklımıza gelen ilk tanımlama psychedelic hiphop oldu. Esasında festivalin ana line up'ında yer almamasına rağmen Doglover95'in otuz dakikalık performansı festivalin en keyif aldığımız konserlerinden biri oldu. Müzisyeni türdeşlerinden ayıran en önemli özelliği ise vokallerinin yine kafamızda oluşan hiphop stereotipinden çok daha farklı olması. 2019'da ilk albümünü tek başına yazan, kaydeden ve üreten 24 yaşındaki Doglover95, müziğini deneysel hiphop etiketiyle nitelendiriyor. Bon Iver, Earl Sweatshirt, Frank Ocean ve JPEGMAFIA gibi sanatçılara açıkça atıfta bulunuyor. Doglover95, farklı eğilimdeki müzisyenlerden etkilenerek aynı zamanda çok yönlülüğünü de ortaya koyuyor. Mayıs 2019'da dokuz parçalıkLove adlı ilk albümünü yayımlayan müzisyen, albüm hakkında kendi internet sitesinde bir hayli samimi bir yazı da yayımlamış. Hemen hemen her ayrılık kötüdür ama, Doglover95 gerçekten kötü bir ayrılığın üstüne albümüne hayat vermiş. Birçok zihinsel bozulma, 'mental breakdown' yaşayan müzisyen, geçtiği bu zorlu dönemi müzik sayesinde atlatabilmiş. Bu bağlamda, Loveı bir ayrılık albümü ama bir anlamda da iyileşme sürecinin tezahürü olarak tanımlayabiliriz. Ayrıca Doglover95 bu sene içerisinde Good Friends adlı bir tekli de yayımladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/kulning-dizi-film-muzikleri-viking-coban-cagrisi/", "text": "Norveç ve İsveç'in bazı bölgelerinde Kulning, genellikle erişilemeyen dağ otlaklarından çiftlik hayvanlarını çağırmak için kullanılan bir Orta Çağ İskandinav şarkısıdır. Kulning'in Elf soyundan gelen kadınlar tarafından öğretildiğine ve nesiller boyu aktarıldığına inanılıyor. Teorik olarak Kulning, şarkı söylemeye benzetilebilir. Uzun mesafeden duyulması ve hayvanların ilgisini çekmesi amaçlanan tiz bir çağrıdır. Ancak iki uygulama birbirine benzemiyor. Peki Kulning'i bu kadar eşsiz kılan nedir? Ve günümüze kadar nasıl geldi? İçeriğimizde bu sorulara yanıt bulabilirsiniz. Keyifli okumalar! Kulning, çobanların birbirleriyle ve sürüleriyle uzun mesafelerde iletişim kurmasını sağlamak için İskandinav çoban kültüründe yüzyıllar boyunca gelişen özel bir ses tekniğidir. Kelimenin kendisi İsveççe kuh-lock yani inekleri çağırmaktan gelir. Kulning'in kökenleri Orta Çağlara dayanmaktadır. Hayvancılık, süt ve yün gibi hayvansal ürünleri işleme işi o zamanlar ağırlıklı olarak İskandinavya'daki kadınlara bırakılmıştı. Sürüler gündüzleri otlatılıyor, kulübelerden uzaklaşıyor ve her gece çağrılmaları gerekiyordu. Kadınlar, dağlık arazide seslerinin gücünü yükseltmek için Kulning'i geliştirdiler. - Kulning, şarkı söylemek gibi, uzun mesafeli ses yayılımı için yapılmış bir müziktir. Bir çağrı yapıldığında, vadide çalar ve yankılanır. Hayvanlar çağrıya cevap verir. Sürüye liderlik eden hayvan örneğin inek çağrıyı duyar duymaz kaynağa yöneldiğinden, sürünün geri kalanını da aynı şeyi takip etmeye teşvik eder. Bazı çağrılar, sürüye liderlik etme eğiliminde olan hayvanları adlandırmak için belirli hayvan isimleri de içerebilir. - Kulning ayrıca kurtlar gibi avcıları korkutmak için de kullanılır. - İskandinav kadın çobanlar, hayvanlarla ve diğer çobanlarla iletişim kurmak için ortak sinyal çağrılarını bilirlerdi, ama aynı zamanda kendi kişisel çağrıları ve kendilerini ifade ettikleri melodileri de vardı. Bazen sadece çığlıkla yapılan bu çağrılar, bazen de yöreye özgü müzik aletleriyle de yapılıyordu. Bu sesler muazzam mesafeler kat etti ve farklı çoban gruplarının birbirleriyle temas kurmasını sağladı. - Bununla birlikte Kulning, ormandaki avcıları savuşturabilir ve başka türlü birbirlerinden izole olmuş kadınlar arasında bir iletişim biçimi olarak hizmet edebilirdi. Örneğin, bir inek kaybolursa, bir çiftlikteki bir kadın, mesajı işitme mesafesindeki kişilere iletmek için belirli bir melodiyi kullanarak haykırabilirdi. İnek yeri tespit edildikten sonra, uzaktaki komşusu haberi şarkıyla ona geri iletecekti. - Kulning kadınların uzaklara gidebilen bu çağrıları bir tür kendini savunma yöntemi olarak kullandığı da söyleniyor. - Ayrıca diğer kadınları tehlikelere karşı uyarmanın bir yolu olarak da kullanılabileceğinden, bu temalar hikaye anlatmaktan daha ileri gitti. Örneğin bir ayı tespit edildiğinde kadınlar birbirlerini belirli şarkılar veya seslerle uyarabilirdi. Kulning'in temel kullanımı otlayan hayvanları geri çağırmanın pratik bir yolu olsa da, şarkıların bestelenme ve kullanılma şekli çok daha karmaşıktı. Şarkılar, günlük yaşamın gerçeklerini ve onları söyleyen kadınların umutlarını ve korkularını ifade etmenin bir yoluydu. - Aşk ve doğanın güzelliği ve yaşadıkları yaşam tarzının özgürlükleri hakkında moral verici ve olumlu şarkılar var. - Orta Çağ çiftçi topluluklarının gerçek korkularına ışık tutan şarkılar da var. Hayvanları kaybetmeyle ilgili şarkılar buna bir örnek. Bu korkularla ilgili olarak ormanda hayvanları aramakla ilgili şarkılar vardır. Bu şarkılar, arama gece devam etse bile, kayıp bir hayvan bulunana kadar ormanda aramak zorunda kalacak kadınların korkularına odaklanıyor. Kulning, İskandinavya'nın daha uzak bölgelerinin bazılarında bugün hala uygulanmaktadır. Ancak daha nadirdir ve İsveç kırsalında yürürken, Kulning ile karşılaşmanız pek olası değildir. Bununla birlikte, videoları YouTube'da yüz binlerce izlenen Jonna Jinton, Kulning'e ışık tutuyor ve onu yepyeni bir izleyici kitlesine tanıtıyor. Bu da Kulning'in ana akım medyada kullanılması, yüzlerce yıldır var olmasına rağmen Kulning'in çekiciliğini kesinlikle kaybetmediğini gösteriyor. Bir halk şarkısı o kadar büyüleyici ki, bir sürü çağrısı olarak pratik amaçlarını uzun süredir geride bırakmış olsa da hala akıllarda kalmayı başarıyor. Jonna Jinton'la İlgili Nordik Youtube Kanalları listemize göz atabilirsiniz. Ayrıca kendisini Instagram'dan da takip edebilirsiniz. Kulning, müzikologlar tarafından İskandinav halk müziği geleneğinin temel sesi olarak kabul edilir. Orman, şarkının orijinal ortamı olduğu için bu büyüleyici gelenek, doğal dünyada haklı bir yere sahiptir. Modern insan için, geçmişi ve bugünü, doğayla ve şarkıcının bireysel gücüyle birleştirir. Bu nedenle vokalistler için fırsatlar sunan bu tür orman operası olarak tanımlanıyor. Kulning günümüzde kültürel olarak benzersiz, öğrenmesi ve ustalaşması zor olarak anılıyor. Stockholm'deki Kraliyet Müzik Koleji olan Royal College of Music yükseköğretim kurumunda öğretiliyor. Geleneğin taşıyıcıları olan Nordik müzisyenler burada kendi kurslarını sunuyorlar. Royal College of Music'de Profesör ve Kulning uzmanı olan Susanne Rosenberg, Kulning'in 125 desibele kadar ulaşabileceğini söylüyor ve kaynağın yanında duran biri için tehlikeli derecede gürültülü olduğu konusunda uyarıyor. Kulning İskandinavya merkezli diziler ve filmlerin müziklerinde kullanıldı. Eski bir Viking çoban çağrısı olarak tanımlanan Kulning, bu nedenle Vikingler dizisinin müziklerinde de kullanılmıştır. Diziyi Netflix'den izleyebilirsiniz. İskandinav halk masalı Karlar Kraliçesi'ni temel alan Disney'in Frozen müzikal animasyonunda da şarkıcı Christine Hals'ın geleneksel Norveççe Kulning'ine yer verildi. Filmin ikincisi de mevcut. Bu güzel ve eğlenceli animasyonu da dilerseniz tek, dilerseniz çocuklarınızla birlikte internet ya da YouTube üzerinden izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/lukas-graham-danimarkadan-global-basariya-uzanan-yol/", "text": "Dünyanın pop müzik alanında listelerine baktığınızda pek çok Amerikan, İngiliz, Avustralyalı sanatçı görmeniz olasıdır. Fakat bazen, isimleri size İngiliz gelse de farklı kültürlerden sanatçılar da pop dünyasında isimlerinden söz ettirmiştir. Hafta sonu Apple Music'te yer alan Nordic Pop listesinde denk geldiğim ve Iskandinav olduğuna şaşırdığım bir isimden bahsetmek istiyorum. Grubun adı Lukas Graham. Lukas Forchammer'ın kurucusu olduğu Lukas Graham grubu 2011 yılında Danimarka'da kuruldu. Grup çalışmalarına ev yapımı müzikler ile başladı. Bu alanda ilk hazırladıkları parçalar Drunk in the Morning ve Criminal Mind olup şarkılarını aynı zamanda Facebook gruplarında paylaştılar. Burada 100.000 lerce dinlenmeyi bulduklarında grup Universal Music Denmark'ın bünyesinde bulunan Copenhagen Records ile anlaşmaya vardılar. Hatta Lukas bu ev videolarının Copenhagen Records ile yaptıkları ön çalışma sonucu yayınlandığını ilerideki bir röportajında bahsetmiştir. Ayrıca grup resmi olarak bir müzik yayınlamadan önce gelecek turları için 17.000 bilet satmışlardır. Grubun Danimarka ve Avrupa ülkelerinde öne çıktığı ilk şarkıları Drunk in the Morning, Better Than Yourself (Criminal Mind Pt 2) ve Ordinary Things şarkıları olmuştur. 2012 yılında bu şarkıları ile Avrupa'da 107 konser vermiş, biletlerin 40.000'ini Danimarka'da verdikleri konserler oluşturmuştur. Bu yıl 80.000 albüm ve 150.000 parça satışına ulaşmış, YouTube'da 5 milyon görüntülenme ve 27 milyon yayınlanma yapmışlardır. 2013 yılı içerisinde grup Warner Bros Records şirketi ile anlaşarak global müzik pazarına adım atmışlardır. Bu süreçte Los Angeles'te kayıtlar yapmaya başlamış, bir yandan da Danimarka'nın ünlü grubu Hedegaard'ın bir numaralı şarkısı Happy Home şarkısına vokalde eşlik etmiştir. 2015 yılı ise Lukas Graham gurubunun globalde duyulmaya başladığı senedir. 2015 yılında grup kendi aralarında Blue Album ismini verdikleri ve daha sonra Lukas Graham ismini alacak albümü yayınlar. Albümde yer alan 7 Years şarkısı ise grubun en ünlü şarkısı haline gelir. Globalde yayınlanan bu şarkı Danimarka, İtalya, Avusturya, Belçika ve İsveç'te 1 numaraya oturur. Grup, önce Conan'da 7 Years şarkısını çalar, bu şov sonrası Billboard Top 100 listesinde 2. Sıraya otururlar. Daha sonra grup aynı sene içerisinde Jimmy Kimmel Live!, Late Night with Seth Meyers, The Ellen DeGeneres Show, The Late Late Show with James Corden ve Good Morning America programlarına konuk olur. Mart 2016 yılında 7 Years şarkısı 225 milyon yayınlanma başarısını yakalar ve aylık 17.2 milyon dinleyici kitlesi kazanır. Albüm bu sırada Billboard 200 listesinde 3., İngiltere ile Yeni Zelanda'da 2. sıraya, Avustralya ve Kanada'da 1. sıraya yerleşir. Grup 2 ay boyunca Amerika ve Kanada'da bir tur düzenler. Haziran 2016'da grubun klavyecisi Kasper Daugaard yerini grubun eski klavyecisi ve şarkı üreticisi Morten Ristorp'a bırakır. Bu sırada grup Grammy Awards ile BBC Music Awards'a aday gösterilir. 2017 yılında Lukas Graham My Little Pony : The Movie filmi için Off the See the World şarkısını yazar. Eylül 2018'de grup 3 isimli albümünü yayınlar ve bu albümde öne çıkan ikinci parçası Love Someone yer alır. Şubat 2019 tarihinde Lukas Graham I Can See Your Voice Thailand yarışmasının 3. Sezonuna katılır. Nisan ayında ise misafir şarkıcı olarak American Idol'un 17. sezonuna katılır. Bir yazımızın daha sonuna geldik. Şahsen 7 Years ve Love Someone grubun en sevdiğim şarkılarından olmuştur. Tabii grubun grup olduğunu bilmeyerek tek bir kişi sanıyordum, tıpkı sizler gibi. Bunun haricinde Iskandinav kökenli pek çok pop şarkıcısı da mevcut ve merak edenler en üstte bahsettiğim yerdeki linke tıklayarak keşfedebilirler. Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere hepinize iyi günler dilerim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/noel-babanin-gercek-adresine-yolculuk-santa-claus-koyu/", "text": "Noel ve yılbaşı döneminin içindeyken pandemiden önce yılın bu zamanları Dünyanın en çok ziyaret edilen yerine göz atalım istedik. Her yıl Noel zamanında binlerce ziyaretçi alan Santa Claus Köyü 2007'de ödüllendirilerek Finlandiya'daki en iyi ikinci seyahat rotası seçildi ve bu durum hala değişmedi. Santa Claus Köyü yalnızca çocukları değil, yetişkinleri de oldukça heyecanlandırıyor. Elbette ana cazibe, Noel Baba'yı görmek. Bu nedenle her yıl yaklaşık 300.000 ziyaretçi köye akın ediyor. Pandemiden sonra Finlandiya'ya gitme düşünceniz varsa Santa Claus Köyü'ne mutlaka uğramalısınız. Çünkü köy, sadece Noel döneminde değil yıl boyunca ziyaretçiye açık ve çok eğlenceli! Ayrıca sizin için hazırladığımız Noel Playlisti'ni de bu yazıyı okurken dinleyebilirsiniz. Efsaneler, Noel Baba'nın orijinal evinin Finlandiya'da yalnızca seçilmiş birkaç kişinin bildiği gizli, uzak bir yerde olduğunu söylüyor. 1985 yılında, yerel yetkililerin yardımıyla Rovaniemi'deki kulübede bir kamu ofisi açılmasına karar verilir. Burada Noel Baba, tüm yıl boyunca çocukları selamlayabilir ve bölgeye çok sayıda turist çekebilirdi. Kısa süre sonra köy ticarete açıldı ve 2010'da nihayet Noel Baba'nın resmi memleketi olarak adlandırıldı. Santa Claus Village yani Noel Baba Köyü Finlandiya'nın Lapland bölgesinde bulunan Rovaniemi şehrindeki bir köydür. Santa Claus Köyü, Rovaniemi Havaalanı'na yaklaşık iki kilometre uzaklıkta yer almaktadır. Köyde her yer yılbaşı ağaçları ve süsleriyle donatılmış halde. Yılın özellikle Noel zamanında bölge ziyaretçi akınına uğruyor. Bu büyülü dünyayı görmek isterseniz aşağıya bıraktığımız 2 dakikalık videoyu izleyebilirsiniz. Santa Claus Köyü, Noel Baba'nın yıl boyunca devam eden ofisine ve köyüne ev sahipliği yapmaktadır; burada Noel Baba'yı oynayan çok dilli bir aktör, binlerce hayranla tanışmak ve Noel neşesini yaymak gibi önemli günlük işleri yürütmektedir. Yıl boyu açık olan köyde ziyaretçiler Noel Baba ile tanışabilir ve onunla ücretsiz fotoğraf çekebilirler. Hatta dileyenler Noel Baba ile gerçekten tanıştıklarını kanıtlayan bir sertifika satın alabilirler. Ren geyiği atlı kızak gezileri ve ren geyiği çiftliği turları, köydeki diğer popüler cazibe merkezlerindendir. Ren geyiklerinin yanı sıra Huskyler de var. Bu hayvanları görmek için iki ayrı tur düzenleniyor. Birisi ren geyiklerini görmek isteyenler için, diğeri ise Huskyleri. Turda bu hayvanlarla bembeyaz bir ormanın içine doğru yolculuk yapılıyor. Tabi ki kızaklarla. Ortamda bu hayvanların doğal seslerinden başka bir ses duyamayacaksınız. Bu da bu turları oldukça heyecan verici kılıyor. Snowman World Ice Bar and Restaurant tesisin hemen içindedir. Buradaki hemen hemen her şey buzdan yapılmıştır, hatta bardaklar bile. Burası özel bir Kuzey Kutup Dairesi posta damgası olan gerçek, işleyen bir postanedir. Posta damgası da ünlü ren geyiği ile Noel Baba'nın bir görüntüsünü içeriyor. Her yıl yarım milyondan fazla çocuk Noel Baba'nın resmi postanesine mektuplar yazıyor ve Elfler gelen tüm mektupları menşei ülkeye göre ayırıyor. Köy bugüne kadar yüz doksan dokuz farklı ülkeden posta aldı. İsteyenler bu postaneden sevdiklerine Noel Baba damgalı mektuplar da gönderebiliyor. Bayan Gingerbread'in, Gingerbread Fırını'nı ziyaret edebilir ve yaptığı enfes turtalardan, keklerden yiyebilirsiniz. Soğuk kış gününde yediğiniz bu harika lezzetleri, belki yanında aldığınız bir fincan kahveyi ve bu büyülü eğlence dünyasını unutamayacaksınız. Çıkışta hediyelik eşya dükkanına uğrayarak buradan hem kendinize hem de sevdiklerinize alabileceğiniz birçok Noel temalı hediyeyi bulabilirsiniz. Santa Claus Köyü çocukların Noel Baba Mağarası'nı keşfedebilecekleri, Buz Galerisi'ni görebilecekleri, etkileyici buz heykellerinden oluşan bir koleksiyona hayran kalacakları ve hatta Noel Baba'nın Oyuncak Fabrikası'nı gezebilecekleri büyülü bir dünya. Ek olarak, Buzul Krallığı'nda Buz Prensesi'ni görebilirsiniz. Ayrıca Candybar, Sihirli Tren, Kota Cafe, Alışveriş alanı, Elf Okulu ve El Sanatları alanlarına da ek ücret ödemeden girilebilirsiniz. Ana sahnede akrobasi gösterisi Magic Christmas, günde üç kez gerçekleştirilmektedir. Bu eğlenceli gösterileri izlemekten keyif alabilirsiniz. Unutmadan söyleyelim, Rovaniemi'nin merkezinden Santa Claus Köyü'ne yerel ulaşım Santa's Express ile sağlanmaktadır. Otobüs yolculuğu yaklaşık on beş dakika sürmektedir. Kim bilir belki de 2021'de pandemi bitmiş ya da önlemler büyük oranda alınmış olursa, 2021 Noeli'ni Santa Claus Köyü'nde geçirmek istersiniz! Daha ayrıntılı bilgi için Santa Claus Köyü'nün web sitesine de göz atabilirsiniz. Pandemiden sonra Santa Clausa gitme umuduyla...."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/nordik-tasarim-marimekko/", "text": "Nordik tasarım söz konusu olunca aklımıza gelen ilk tasarım markalardan birisi ikonik desenleriyle Finlandiya merkezli Marimekko oluyor. 1951'de Viljo Raita ve Armi Ratia tarafından kurulan marka özellikle 1960'lı yıllarda moda dünyasında önemli değişikliklere imza attı. Armi'nin elbisesi anlamına gelen Marimekko, 1954'ten bu yana Helge Mether-Borgström'ün Olivetti daktilo fontuyla tasarladığı klasik fontu kullanıyor. Vuokko Nurmesniemi ve Maija Isola ekseninde kimliğini oluşturan Marimekko, cesur kumaşları ve sade tasarımı ile 20. yüzyılın özellikle son yıllarında moda dünyasında sadelik denilince akla gelen ilk markalardan oldu. Nurmesniemi'nin 1956'da tasarladığı kırmızı ve beyaz çizgili Jokapoika ve Isola'nın 1964'te tasarladığı ikonik Unikko deseni markanın en bilinen desenlerinden olurken aynı zamanda bugün de en çok satılan ve sevilen desenlerden. Sadece kıyafet tasarlamayan, aynı zamanda ev dekorasyonu, tekstil ve ev araç-gereçleri de tasarlayan marka istikrarlı bir moda yolculuğuna sahip. 1965 yılına gelindiğinde dört yüzden fazla çalışanı istihdam eden marka, Finlandiya'daki evleri tamamen Marimekko desenleriyle kuşattı. Bu yıllarda Marimekko furyası ABD'ye kadar ulaştı. John F. Kennedy'nin eşi Jacqueline Kennedy o dönemde sekiz Marimekko elbisesi satın almıştı ve 1960 Amerikan başkanlık seçimleri esnasında Marimekko elbiseleriyle boy gösterdi. 1990'lara kadar moda dünyasında saygın bir yere sahip olan marka 1990'ların başında iflasın eşiğine gelmişti. Neyseki markanın sahip değiştirmesiyle birlikte Marimekko toparlanıp eski popülerliğini kazandı, hatta bugün Nordik tasarım markalarının en popülerlerinden biri olarak anılıyor. Marimekko 2014 yılında ellinci yaşını dolduran Unikko deseni için özel bir defile düzenlemişti. Rengarenk defileyi aşağıdaki linkten seyredebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/norvecin-en-guzel-otelleri/", "text": "Snowhotel Kirkenes; Kuzey Norveç'in gözlerden uzak doğasında, Kirkenes'in 8 km dışında yer alıyor. Tamemen buzdan oluşan ve oda sıcaklığının -4 C olduğu otel, 2006 yılında hizmet vermeye başladı. 2-5 kişi arasında ziyaretçinin konaklayabildiği odalarda, gece hayatta kalmanızı sağlayacak özel termal uyku tulumları yer alıyor. Odalarda bulunan özenle işlenmiş buz heykeller, ortama farklı bir atmosfer kazandırıyor. Otele dair en sevimli detaylardan biri, otelde ziyaretçileri karşılamayı bekleyen ve fiyort gezi turlarında eskortluk görevi üstlenen 180'den fazla Husky köpeği. Kar safarisi yapmak isteyenler için bu sevimli Huskyler muhteşem bir fırsat sunuyor. Diğer otel aktiviteleri arasında Kuzey Işıkları turları, Kral Yengeç safarisi, buzda balık tutmak ve kar motosikleti sürmek gibi dış mekan etkinlikleri yer alıyor. İç mekanda vakit geçirmek isterseniz saunaya girebilir ya da buz restoranın barında vakit geçirebilirsiniz. Canvas Hotel, Norveç'in küçük bir yarımadasında eşsiz bir çadır deyimi sunuyor. Cocoon adı verilen yuvarlak çadırlarda, zemini tamamen kaplayan yuvarlak bir yatak ve gece boyu sıcak kalmanızı sağlayacak yorganlar bulunuyor. Çadırlar yerden 2 metre yükseklikte, tuvalet ise çadırlara 50 metre mesafede konumlandırılmış. Çadırlarda 2-4 kişi arasında konaklamak mümkün. Konaklama alanının merkezinde ortak kullanıma sahip yemek alanı ve bar bulunuyor. Ayrıca, saunanın yer aldığı ayrı bir kabin günün belirli saatlerinde açık oluyor. Katılabileceğiniz açık hava etkinlikleri arasında balık tutmak, doğa yürüyüşüne çıkmak ve bisiklet turlarına katılmak gibi seçenekler bulunuyor. Otelin bulunduğu bölge, hem maceraperest profesyonel bisikletçiler hem de amatörler için uygun rotalara sahip. Norveç'in en güzel otelleri arasında, doğayla bütünleşme imkanı sunan Juvent Lanscape Hotel yer alıyor. Otel, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Geiranger fiyortu ve Trollstigen izleme noktası arasındaki meşhur Norveç manzaralı yolun ortasında konumlandırılmış. Eski çiftlik evlerinin restore edilmiş halinden oluşan otelin mimarisi oldukça minimal. Zeminden tavana camlarla bezenmiş odalarda orman manzarasını kesintisiz izleme şansına sahipsiniz. Otel bölgesinde spa merkezi ve restoran da bulunuyor. Katılabileceğiniz dış mekan etkinlikleri arasında kayak, kayıkla gezintiye çıkmak, ormanda doğa yürüyüşü yapmak, tırmanış ve fiyort gezisine çıkmak gibi aktiviteler bulunuyor. Manshausen, dağlarla denizin birleştiği noktada eşsiz manzaralı bir konaklama deneyimi sunuyor. Otel, adını aldığı Manshausen adasında yer alıyor. Denizin kenarında konumlandırılmış kulübelerden oluşan otel, ziyaretçilerini benzersiz bir deniz ve dağ manzarasıyla baş başa bırakıyor. Otel kompleksi içerisinde ana yemek salonu olarak kullanılan bir ev ve kütüphane de bulunuyor. Adada yapabileceğiniz aktiviteler arasında balık tutmak, kayak, dağ tırmanışı, dalış, doğa yürüyüşü ve bölgedeki kartalları yakından gözlemleme fırsatı bulabileceğiniz Sea Eagle safari yer alıyor. İkinci dünya savaşı sırasında Norveç Kralı ve birçok devlet yetkilisinin hayatının kurtuluşuna tanıklık eden Oscarsborg kalesi, Norveç tarihinin en önemli simgelerinden biri. Oslo'ya 30 dakikalık mesafedeki adada bulunan kale, bir yandan müze işlevselliğini korurken bir yandan da 89 odası ile otel olarak hizmet veriyor. Özellikle yaz döneminde önemli bir turistik nokta olan kale; eşsiz manzarası, menüsü zengin restoranı, galerileri ve ev sahipliği yaptığı konserleri ile ilgi çeken bir konaklama seçeneği sunuyor. Tranoy Fyr Lighthouse, Norveç'in en ilginç konaklama deneyimi sunan otellerinden biri. Tranoy'a bağlanan bir köprü ile ulaşımın sağlandığı adada yer alan deniz feneri; dağ, deniz ve ormanla çevrili manzarası ile ziyaretçilerini ağırlıyor. 16 odadan oluşun otelin restoranı bölgede yetişen en iyi malzemelerden yapılan birbirinden lezzetli ev yemekleri sunuyor. Ziyaretiniz boyunca yapabileceğiniz etkinler arasında deniz fenerinde rehberli tura katılmak, deniz fenerini çevreleyen kayalarda balık tutmak ve dalış yapmak gibi aktiviteler yer alıyor. Sıcak bir kahve eşliğinde deniz havasını içinize çekmek ve bir yandan da muhteşem manzara fotoğrafları yakalamak da seçenekler arasında. Henüz yapım aşamasında olan ve 2021'de tamamlanması planlanan The Svart Resort, dünyanın ilk enerji pozitif oteli olmaya hazırlanıyor. Kuzey Kutıp Dairesi'nin üzerinde yer alan otel, Svartisen buzulunun eteğinde inşa ediliyor. Konumu itibarıyla benzersiz bir coğrafya deneyimi sunmasının yanında; otel yenilebilir enerji sistemleriyle entegre edilmesiyle birlikte, tükettiği enerji miktarından fazla enerji üreten ilk bina olacak. Svart aynı zamanda, mimarisiyle doğayla iç içe geçen bir görünüm oluşturuyor. Binanın Almlifjellet Dağı'nın eteğindeki sahilden Holandsfjord'a uzanan dairesel yapısı, doğada minimum yer kaplamasını sağlıyor. Neredeyse şeffaf olan yapı, çevresindeki doğa ile bütünleşen bir görünüm oluşturuyor. Otele ulaşımın Bodo'dan hareket eden enerji nötr bir tekneyle yapılması planlanıyor. Bu özellikleriyle Svart, Norveç'in kuzeyinde sürdürülebilir turizmin öncüsü olmaya aday bir yapı olarak karşımıza çıkıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/norvecin-luks-hapishaneleri/", "text": "Sosyal medyada sık sık viral olan Norveç'in lüks hapishaneleri özellikle ABD'deki hapishanelerle karşılaştırılıyor ve hatta Norveç hapishaneleri evimizden bile daha lüks ve iyi durumda. sözleriyle anılıyor. Suç ve yeniden suç işleme oranının en düşük olduğu ülkelerden birisi olan Norveç'te mahkumlar ceza süreleri boyunca hapishanede bir işe yönelmeleri için gerekli eğitimi alıyor. Suç işlemiş yurttaşı topluma kazandırmayı motto edinen Norveç hapishaneleri insancıl yanıyla bütün dünyada tanınıyor. İnternetin, televizyonun, modern ortak kullanım alanlarının olduğu Norveç hapishanelerinde aklımıza gelen demir parmaklıklı, az aydınlatılmış, pis ve paslı odaları görmek imkansız. Hatta sosyal medyada bir kullanıcı Norveç'in lüks hapishaneleri için San Francisco'da 3000 dolarlık bir daireyi andırıyor diyerek hücrelerin iyi durumunu ve hapishanenin geniş imkanlarının altını çiziyor. Norveç'in hapishane sistemi gerçekten suç işleyenleri ileride iyi birer komşuya ve güvenilir insanlara dönüştürmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda suçluların problemlerini çözmeye ve onları rehabilite etmeyi merkezine alıyor. Bütün bunlar nedeniyle ülkede yeniden suç işleme oranı çok az."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/norvecte-antideprasan-kullanimi-avrupanin-altinda/", "text": "İskandinav ülkeleri her yıl en mutlu ülkeler sıralamasında üstlere yerleşiyor, yaşam felsefelerinin mükemelliği hakkında her yıl birçok kitap yazılıyor ve blog sitelerinden İskandinav tipi mutluluk yazıları hiç eksik olmuyor. Hal böyle olunca, toplumsal algıda İskandinavların yüzünden gülücük eksik olmayan, derstsiz tasasız insanlar olduğu imajı çiziliyor. İşin aslı, haklılık payı olmakla birlikte bu görüşün bir şehir efsanesi olması. Dünya mutluluk sıralamasında Birleşmiş Milletler'in belirlediği kriterler arasında yıllık kişi başı milli gelir oranı, sosyal destek imkanları, sağlıklı yaşam beklentisi, ülkenin büyüme trendi ve yolsuzluk oranları bulunuyor. İskandinav ülkeleri de tüm bu kriterlerde diğer ülkelere kıyasla ideale yakın bir profil çiziyor. Kısacası, temel insani ihtiyaçların toplum ve devlet tarafından karşılandığı günümüz dünya düzeninde beklenen standart kriterleri karşılıyorlar. Bu durumun bireysel mutluluğa katkıda bulunması muhtemel olmakla birlikte, her yıl yayınlanan mutluluk rapoları insanların 'hayattan tatmin olma' seviyelerini tam olarak yansıtmıyor. Yaygın mutluluk görüşü ile çelişmesine karşın, bilinen bir diğer İskandinav efsanesi de yüksek intihar oranları. Yılın büyük bir bölümünün yağışlı ve karanlık geçmesinin insanları intihara sürüklediği sık sık ortaya atılıyor. Ya da, yüksek gelir seviyesi ve maddi doygunluğun insanları hayatta amaçsız bırakarak intihara götürmesi gibi görüşleri de duymanız muhtemel. Öne sürülen argümanların da etkisiyle, çok sorgulanmadan kabul edilen bir görüş oluyor İskandinavların intihara meyilli oluşu. İstatistikler ise daha farklı bir tablo çiziyor. İskandinav ülkelerindeki yıllık intihar sayılarının yıllardır düşmemesi bu ülkelerinde üzerinde tartıştığı ve çözmeye çalıştığı bir konu olmakla birlikte, dünya sıralamasında İskandinavlar ilk sıralarda yer almıyor. 2020 yılı intihar verileri, birçok ülkenin intihar oranının İskandinav ülkelerinkinden yüksek olduğunu gösteriyor. Bu ülkeler arasında Litvanya, Rusya, Güney Kore, Ukrayna, Belçika, Japonya, Fransa, İsviçre ve Polonya gibi ülkeler yer alıyor. Yakın dönemde yapılan bir araştırmada, Norveç'te depresyon tanısı konulan her üç hastadan sadece birinin antidepresan kullandığı belirlenmiş. Avrupada nüfusun %75'ine ulaşan oranlarla kıyaslandığında, Norveç'te antidepresan kullanımı Avrupa genelinin çok altında kalıyor. Norveç'te antidepresan kullananların demografik yapısına bakıldığında ise, eğitim seviyesi yüksek kadınların antidepresan kullanımının daha düşük olduğu saptanmış. Yaş aralığı dağılımına göre ise 20'li ve 70'li yaşlardaki kadınlar daha çok antidepresan kullanıyor. Cinsiyet dağılımında ise erkeklerin antidepresan kullanım oranının (%33) kadınlardan (%30) daha yüksek olduğu belirlenmiş. Çalışmayı yürüten isimlerden Hansen, Norveç'teki düşük antidepresan kullanım oranlarını insanların daha çok terapi odaklı tedavileri tercih etmesine bağlıyor. Antidepresanların ilk kullanıma başlandığı 1990'lı yıllardaki çoşkunun aksine, ilaçların yan etkileri ile ilgili artan bilgi birikimi insanların daha temkinli davranmasına yol açıyor. Cinsiyetlere göre antidepresan kullanımının değişmesi de benzer bir nedenle ilişkilendirilmiş. Kadınlar erkeklere oranla terapi odaklı tedavileri tercih etmeye daha yatkınlar. Yazının bir özeti olarak, İskandinavların da sadece bir insan olduğunu unutmamak gerekiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/nrk-yeni-bir-siyasi-dizi-mujdeledi/", "text": "Norveç devlet televizyonu NRK 1981-1996 yılları arasında görev yapan Norveç'in eski başbakanı ve İşçi Partisi'nin önde gelen lideri Gro Harlem Brudtland'ı konu alan Makta adlı yeni bir diziyi müjdeledi. Nordisk Film og TV Fond'a göre, Brudtland İşçi Partisi lideri ve Norveç'in ilk kadın Başbakanı olma yolunda ilerlerken, Makta, 1970'lerin sonlarında hayat bulan Norveç İşçi Partisi'ndeki iç güç mücadelesini aktaracak. Norveç siyasetinde etkili bir figür olarak bilinen Brudtland, bugün dahi birçok kesim tarafından sevilmektedir. Brudtland'ı diğer siyasetçilerden farklı kılan şey hem 1980'lerde bir kadın siyasetçi olarak böylesine öne çıkması ve seçimlerdeki üstün başarısıdır. 1981, 1986-1989, 1990-1996 olmak üzere üç dönemde de İşçi Partisini üç kez zafere götürmüştür. Tıp eğitimi alan Gro Harlem Brudtland, aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü'nün eski bir genel müdürü ve çevresel sürdürülebilirliğin önde gelen savunucularındandır. Norveç merkezli gazete Dagsavisen'e göre Makta adlı siyasi dizi, Brudtland ve Norveç İşçi Partisi'nin yakın tarihini konu alan ilk televizyon dizisi olacak. On iki bölümlük dizinin senaryosu Johan Fasting'e ait. Makta'yı sinopsis itibariyle türdeşi Danimarka yapımı Borgen'e benzetmek yerinde olacaktır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/olafur-arnalds-ve-jfdrdan-gundogumu-performansi/", "text": "Olafur Arnalds ve grubu İzlanda'da senenin en kısa gününde, 21 Aralık'ta, şahane bir gündoğumu performansına imza attı. Vokallerde kendisine bayıldığımız JFDR'ı da gördüğümüz performansta Arnalds'ın yeni albümü some kind of peaceten parçalar yer alıyor. Daha gün doğmadan 10.31'de başlanılan performans saat tam 13.46'da sonlanıyor. İzlanda'da sabah 10.31'de havanın adeta geceymiş gibi olması ise ayrı bir büyüleyici. Arnalds bu performansa ilerideki aydınlık günlere şimdiden bir övgüde bulunmak için hayat vermeye karar vermiş. Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/sinema-ve-gastronominin-temas-noktasi-yeni-nordik-mutfagi/", "text": "2000'lerin hemen başında, bir dizi idealist şef, gıda aktivisti ve girişimcinin emeğiyle, kuzeyin pek de cömert bulunmayan topraklarında göğermiş Yeni Nordik Mutfağı hareketi, sürdürülebilirliği, yerelliği ve gezegene saygıyı vurgulayan 10 yalın ilkeye bağlı çalışıyor. Bu idealler kulağa tanıdık ya da sıradan gelebilir ancak başarının ölçeği düşünüldüğünde; bu girişimi geçmişteki tüm yiyecek hareketlerinden çok daha dönüştürücü kılan örneklerden bahsetmek mümkün. Değişimin etkiledikleri yalnızca exclusive restoranlar ve çiftliklerden ibaret değil, bu yeni normal; trendlerin politik ilkelere dönüştüğü siyaset koridorlarından, süpermarket raflarına, okul kantinlerinden sınıflara dek uzanıyor. 2004 yılında yayınlanan Yeni Nordik Mutfağı Manifestosu, Claus Meyer'in öncülük ettiği 15 kişilik bir şef grubu tarafından oluşturuldu. Sürdürülebilirlik, mevsimsellik, yerel sebzelerin kullanımı ve sağlıklı yiyeceklerin de lezzetli olabileceği fikri, manifestonun arkasındaki temel ilkeler olarak öne çıkıyordu. Meyer, hareketin ardındaki motivasyonu 2002'de Rene ve ben, şeflerin ayağa kalkıp seslerini yükseltme vaktinin geldiğini hissettik. Lüksü yeniden tanımlamak, mevsimselliği vurgulamak, yemek ve doğa arasındaki bağı açık kılmak istedik. sözleriyle anlatıyor. Şu ana dek harekete dair okuduklarımız kulağa hala çok devrimci gelmeyebilir, ancak yenilebilir çok az bitkinin ve yemişin hayatta kaldığı uzun ve soğuk kışların yaşandığı Nordik ülkelerde tüm yıl boyunca yerel ve mevsimlik sebzeleri kullanabilmenin gerçek bir meydan okuma olduğunu kabul etmeliyiz. Meyer'in gastro evrenimize sunduğu nomothetic yaklaşıma esin veren ilk tartışmalar ise farklı bir disiplinde kökleniyordu. Mutfaktaki paradigma değişikliğine ilham veren en önemli oluşumlardan biri, Yeni Nordik Mutfağı manifestosu kaleme alınmadan 9 yıl önce Danimarka'da bir film yapım hareketi olarak ortaya çıkan Dogma 95'ti. Lars Von Trier ve Thomas Vinterberg, endüstriyel sinemanın filmleri stüdyolara mecbur eden üretim ve çalışma metotlarını reddederek sinemayı saflaştırmak istiyorlardı. Yalnızca global şirketlerin satın alabileceği pahalı stüdyo donanımlarından ve özel efektlerden arındırılmış bir sinema, anlatımı güçlendirebilir, sanatsal doyum sağlayabilirdi. Yönetmenler de sinema dünyasının özerk katılımcıları olarak stüdyolardan bağımsız değer üretebileceklerini kanıtlayabilir, daha düşük bütçelerle deneysel ve beğeni uyandıran işler ortaya koyabilirlerdi. Bu fikirlerle birlikte Trier ve Vinterberg, 'The Vow of Chastity' adını verdikleri 10 maddeden oluşan bir manifesto yayınladılar. Meyer, kendisine ilham kaynağı olan Dogma 95 hareketi için Hollywood ile onun şartlarına göre rekabet ederlerse her zaman kaybedeceklerini bildiklerinden sistemin dışında çalışmayı seçtiler. yorumunda bulunuyor. Kendisinin ve Redzepi'nin Noma ile yakaladığı başarının da Dogma 95 örneğine oldukça benzer olduğunu düşünüyor. Profesyonel yeteneklerimizi daraltan ve yapabileceklerimizi sınırlayan James Cameron'un Hollywood'u ya da üzerinde güneş batmaz bir emperyal şaşaa taşıyan Fransız Mutfağı olabilir. Yine de kültürel ve ekonomik tekellere karşı beğeniyi şekillendirebilmek, sıradan olanın ihtişamını ortaya çıkarabilmek ya da lüksü yeniden tanımlamak izleyiciden alkış topluyor. Bu sebeple Meyer, doğru zamanda, doğru yerde toplanmış ve oldukça iyi işlem görmüş bir karahindiba yaprağının da Foie Gras kadar seçkin bir yemek olabileceğini düşünüyor. Nitekim Yeni Nordik Mutfağı manifestosunun ardından, başta Danimarka olmak üzere Nordik ülkelerin geçirdiği gastronomik dönüşüm, tüm gözleri bölge ülkelerine çevirdi. Dahası şefler ve restoranlar mutfak ideolojilerini ihraç etmeye başlayarak yükselen bir trend yarattılar. Sırtını sürdürülebilirliğe ve lokal tüketime dayayan ilkeler şüphesiz ki iklim aktivizminin en istikrarlı siyasi yürütücüleri olan Nordik Ülkelerin politikalarıyla da birebir örtüşüyor. Yemek eleştirmeni Rasmus Palsgard, Uzun bir süre, Danimarka mutfağı yalnızca salamura ringa balığı, domuz eti ve patatesten ibaretti. Kesinlikle lezzetli ya da deneysel olarak anılmazdı. diyerek değişimin bir portresini çiziyor. Otuz yıl önce ülkede yalnızca birkaç Michelin yıldızlı restoran bulunduğunu ve bunların da tamamen Fransız restoranları olduğunu belirten Palsgard'ın hatırlattığı Danimarka ile son yıllarda gastronomi başkentlerinden biri haline gelmiş Danimarka arasında büyük bir başarı hikayesi yatıyor. Başta Noma olmak üzere Nordik ülke restoranlarının yakaladığı başarı, 16 yıl sonra hala bu yemek hareketini kucaklayan şeflerin ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Avrupa, Amerika ve Avustralya'da da benzer ilkelerle iş gören restoranlar ardı sıra açılırken Kuzey mutfağı ilginç lezzetler sunan ve geleceği parlak bir gastro evren olarak meraklıları kendisine çekiyor. Bu bağlamda, yaptığı işlerle Türkiye'ye Yeni Nordik Mutfağı'nın ilkelerini tanıtan isimlerden biri olarak Mehmet Gürs'ü de anabiliriz. Manifestonun ve Noma'nın başarısının ardından gelen değişim, Kopenhag ve ötesindeki ev mutfaklarına da nüfuz etmiş durumda. Palsgard, Danimarkalıların mevsimlik ürünlerle daha çok ilgilendiğini, turşu, konserve, mayalama ve tütsüleme gibi tekniklerin giderek daha popüler bir hale geldiğini belirtiyor. Lezzetlerin demokratikleştiğine inanan Palsgard, Nordik halklar için iyi yemeklerin her zamankinden daha erişilebilir olduğunu düşünüyor. Bir sonraki yazının konusu, Meyer ve Redzepi'nin öncülüğünde kısa sürede 2 Michelin yıldızı kazanan, üç kere üst üste olmak üzere toplamda 4 defa Restaurant Magazine tarafından dünyanın en iyi restoranı seçilen Noma olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/slow-tv-nedir/", "text": "Rollerin, senaryonun, dekorun, ana karakterlerin ve aksiyonla dolu montajlı sahnelerin olmadığı bir televizyon programı düşünün. Kuşların yuva yapması, tren yolculuğu ya da ateş yakmak gibi sıradan olayların kesintiye uğratılmadan saatlerce hatta günlerce yayınlandığı Slow TV yayınları; kimine ilgi çekici kimine ise sıkıcı gelen yeni bir tür televizyon anlayışı sunuyor. Slow TV, televizyon sektörüne entegre edildiği bugünkü anlamıyla Norveç'te ortaya çıkan yeni bir televizyon kültürü. Ancak, Slow TV konsepti güzel sanatlarda çok önce hayat buldu: Andy Warhol'un 1964 yapımı filmi 'Sleep', şair John Giorno'nun beş saat yirmi dakika süren uykusundan oluşuyor. Anti-film olarak tanımlanan bu tür, güzel sanatlarda klasik filmlere bir başkaldırı niteliği taşıyor. Slow TV fikri, yapımcı Thomas Hellum ve ekibinin o zaman sıradan olduğunu düşündükleri bir öğle yemeği sırasında ortaya çıktı. Almanya'nın Norveç'i işgalinin yıl dönümünde radyoda özel bir program yapmak isteyen ekip, insanların yaşananları birebir hissedebilmeleri için işgal gecesi yaşananların dakikası dakikasına anlattıldığı bir program yapmayı düşündü. Uzun bir planlama süreci gerektiren bu fikir, yıl dönümüne sadece iki hafta kalmış olması nedeniyle rafa kalktı. Ancak, konsepti benimseyen ekip fikrin başka hangi temalara uyarlanabileceği konusunda kafa yormaya başladı. Ekibin yeni fikri, 2009 yılında Norveç devlet televizyonu NRK'da yedi saat kesintisiz yayınlanan Oslo-Bergen tren seferiyle hayata geçti. Trenin geçtiği kasabaların, köylerin, şehirlerin, eşsiz vadilerin ve karla kaplı dağların görüntüleri trenin farklı noktalarına yerleştirilen kameralarla kaydedilerek televizyonda yayınlandı. İlk Slow TV yayını olarak tarihe geçen yedi saatlik Oslo-Bergen tren seferi, yayınlandığı gün 1.2 milyon Norveçli tarafından izlendi ve kısa sürede sosyal medyada büyük bir ilgi topladı. İlgi gören ilk yayının ardından, sınırları zorlayan yeni bir Slow TV projesi hayata geçti. Bu sefer saatler süren bir tren yolculuğu yerine, Norveç'in kuzey kıyılarını bir uçtan diğer uca dolaşan Norveç'in ikonik Hurtigruten seferi beş buçuk gün canlı yayınlandı. 2011 yılında yayınlanan bu program birçok açıdan Slow TV tarihinin en unutulmaz yayını oldu. Trenin geçtiği bölgelerde insanların coşkuyla treni karşılayışı, üç evlilik teklifi, bir Norveçlinin attan düşüşü ve Norveç Kraliçesi'nin kameraya el sallayışı kameralara yansıdı. Her iki Norveçliden biri ve dünyanın farklı bölgelerinden binlerce kişi Hurtigruten yayınını canlı izledi. Norveç UNESCO belge listesine alınan bu ikonik yayınının tamamı, NRK'nın internet sitesinde hala izlenebiliyor. 134 saat 42 dakika 45 saniye süren yayın aynı zamanda yayınlanmış en uzun belgesel olarak Guiness Rekolar Kitabı'na girdi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/stockholm-metrosu-sanat-turu/", "text": "Stockholm metrosu, heykelden resme birçok sanat eserini barındıran 90 istasyonuyla dünyanın en uzun sanat galerisi olarak nitelendiriliyor. Yapımına 1950 yılında başlanan ve tamamlanması tam 50 yıl süren Stockholm metrosu 150 sanatçının imzasını taşıyor. Sergilenen çalışmalar arasında mozikler, heykeller, tablolar, duvar çizimleri, enstalasyonlar, gravürler ve rölyefler bulunuyor. Uğradığınız her istasyonda farklı bir dünyaya tanıklık etmeniz mümkün. Örneğin, Makalös Sarayı'nın kalıntılarının sergilendiği Kungstradgarden metro istasyonunda arkeolojik bir kazının ortasındaymış gibi hissedebilirsiniz. Siri Derkert'in çalışmalarıyla bezenmiş Östermalmstrog metro istasyonunda ise kadın hakları, çevre sorunları ve dünya barışına dikkat çeken çizimlerle zamansız sorunlar üzerine düşündürücü bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Stockholm metrosunu baştan sona gezmek isterseniz en az bir gününüzü sadece buna ayırmanızı öneriririz. İstasyonlar ağı yeşil, mavi ve kırmızı olmak üzere üç hattan oluşuyor. Tek bir biletle gün boyunca istediğiniz durakları ziyaret edebilir, istasyon dışına çıkarak mola verebilir ve sonra gezinize devam edebilirsiniz. İlgi alanınıza göre çeşitli gezi rotaları planlamanız mümkün, en popüler duraklar arasında ise yazının devamında bulacağınız istasyonlar yer alıyor. Stockholm metrosunun ana aktarma merkezi olan T-Centralen, sanatçı Per Olof Ultvedt'in imzasını taşıyor. Mavi rengin hakim olduğu duvar resimlerinde sade ve huzur verici bir atmosfer hakim. Sanatçının mavi rengi özellikle rahatlatıcı etkisi nedeniyle seçtiği düşünülüyor. İnsanların sürekli koşuşturma halinde olduğu bu hareketli istasyonda, mavinin rahatlatıcı etkisi insanın zihnini yatıştırmaya yardımcı oluyor. Stadion, Stockholm'un ilk mağara istasyonlarından biri. 1973 yılında inşaatına başlanan istasyon, mağarının ilkel atmosferinin metro istasyonu için uygun olmadığını düşünen Stocholm halkı tarafından önce kuşkuyla karşılanmış. Bunun üzerine, Ake Pallarp ve Enno Hallek mavi üzerine gökkuşağı temalı çalışmalarıyla gökyüzünü şehrin altına getirmeye karar vermişler. Sanatçılar aynı zamanda çalışmalarıyla Stadion'un spor tarihi için önemine dikkat çekmek istemişler. Stadion, önemli tarihi müsabakalara ev sahipliği yapan Stockholm Olimpik Stadyumu'nun hemen yanında yer alıyor. Ayrıca Stadion, Stockholm Onur Festivali'nin düzenlendiği Östermalms IP'e de çok yakın bir mesafede bulunuyor. Ziyaretçilerin her yıl festivale giderken gökkuşağı ile bezenmiş bir istasyonla karşılanmaları da sevimli bir ayrıntıyı oluşturuyor. Solna Centrum istasyonunda yeşil ve kırmızı tonlarının hakim olduğu, göze çarpan duvar resimleri bulunuyor. Kırmızı renk batan güneşi, yeşil ise ormanı temsil ediyor. Eserin yaratıcıları Karl-Olov Björk ve Anders Aberg çalışmaya başladıklarında sadece yeşil ve kırmızı renkleri kullanmak üzere anlaşma yapmışlardı. Ancak çalışmayı tamamladıklarında bir şeylerin eksik olduğunu düşündüler ve doğaçlama bir şekilde çeşitli resim ve detaylar eklemeye devam ettiler. Özellikle, 70'li yıllarda İsveç'te en çok tartışılan toplumsal meselelerden olan ormanların tahribatı ve kırsal alanlarda nüfus azalışı gibi konuları simgeleyen çizimler yaptılar. Bu yönüyle Solna Centrum politik bir isyanın dışa vurumu olma özelliği de taşıyor. Citybanan, metro hattına 2017 yılında eklenen yeni istasyonlardan biri. T-Centralen ile Odenplan'ı bağlayan bu istasyon 14 artistin imzasını taşıyor. En dikkat çeken eserlerden biri Odensplan'ın batı girişinde yer alan David Svensson'a ait 'Life Line' adlı çalışma. Tavandan sarkan 400 metre uzunluğundaki LED ışıklandırma tüneli aydınlatmasının yanında, ışıkların oluşturduğu patern insan kalbinin atışını simgeliyor. Sanatçının, çocuğunun doğumu esnasında monitörde gördüğü kalp atışı paterninden esinlendiği biliniyor. KTH Royal Teknoloji Enstitüsü, kurulduğu 1827 yılından beri İsveç'in en önemli teknik üniversitelerinden biri. 1973 yılında üniversiteye ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla üniversitenin adının verildiği istasyon hizmete açıldı. Tasarımıyla ödül alan Tekniska Högskolan istasyonunun yaratıcısı ise Lennart Mörk. Birçok bilimsel gelişmenin ve buluşun simgelendiği çalışmalardan en dikkat çekeni istasyonun ortasında yer alan devasa polihedradır. Beş yüzeyden oluşan polihedra, Platon'un beş elementini simgeliyor: ateş, su, hava, toprak ve eter. Kungstradgarden, Stocholm'un en çok turist çeken istasyonlarından biri. İstasyon adını, uzun yıllar eski Makalös Sarayı'na ait olan Fransız bahçesinden almıştır. Kungstradgarden istasyonundaki her bir eser tarihin farklı bir noktasına ışık tutuyor. Ağırlıklı olarak kullanılan yeşil, beyaz ve kırmızı tonları eski Fransız bahçelerini simgelerken; istasyon etrafındaki heykeller Makalös Sarayı'nın bahçesinde yer alan parçaların birer kopyası. Kungstradgarden'ın bir diğer önemli özelliği ise zengin faunası. İstasyon, Kuzey Avrupa'da Lessertia dentichelis örümceğinin bulunduğu tek yer. Ayrıca 2016 yılında bilim insanları, istasyon duvarlarında benzersiz bir DNA yapısına sahip daha önce bilinmeyen bir mantar keşfettiler. Mörby Centrum istasyonun en önemli özelliği optik illüzyon yaratan duvarları. Duvarlar, platformda nerede durduğunuza bağlı olarak renk değiştiriyor. Bir taraftan baktığınızda pembe ve beyaz gözüken duvarlar, diğer taraftan baktığınızda gri ve yeşil arası bir renge bürünüyor. Sanatçı Gösta Wessel ve Karin Ek bu çalışmayla, yolculuğa başladığınız noktaya göre yolculuğunuzun nasıl değişebileceğine dikkat çekmeyi amaçlamışlar. Tensta banliyösü, 1966-1972 yılları arasında Stocholm'un artan konut ihtiyacına cevap vermek amacıyla kurulmuş. Şehir planında yer alan Tensta istasyonu ise ancak 1975 yılında açılabilmiş. İstasyonun dekorasyonunda çalışan Arne Sedell, Lars Sedell ve Helga Henschen bölgede yaşayan nüfusun büyük bir kısmının mültecilerden oluştuğuna dikkat çekmek amacıyla duvar resimlerinde göçmenlik teması üzerine yoğunlaşmışlar. Beyaz duvar üzerine çizilen resimler arasında 'Mültecilere bir gül', 'Dayanışma' ve 'Akrabalık' isimlerini taşıyan parçalar bulunuyor. Sanatçılar bu yolla, etnik kökeni fark etmeksizin Stockholm'un herkesi kucakladığını simgelemeye amaçlamışlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/tartismali-lezzet-foie-gras-tabagin-ardindaki-esaret/", "text": "Foie Gras, geleneksel olarak gavage yöntemiyle ciğerleri yağlandırılan ördek ya da kazlardan yapılan özel bir yemek. Klasik Fransız mutfağının en önemli tariflerinden biri olan bu tartışmalı lezzetin ardında Antik Mısır'a dek uzanan bir besi kültürü ve rafine damakların doğal kurbanı olarak bedel ödeyen kümes hayvanları yatıyor. Tereyağı kıvamında zengin ve gösterişli bir et elde edebilmek için yaklaşık 100 günlük yaşam döngüleri içerisinde karaciğerleri normal hacimlerinin 10 katına çıkarılan ördek ve kazlar, son yıllarda hayvan refahı ve gastro-kültür tartışmalarının odağında yer alıyor. Yakın dönemde, hayvan aktivizmi yapan grupların mücadelesi ve bazı devletlerin üretim ve satış konusunda uyguladığı regülasyonlar sebebiyle yeniden gündeme gelen Foie Gras, seçkin restoranlarda hesabı kabartan servis fiyatlarıyla müşterilerle buluşuyor. 2012 yılında fiili olarak Foie Gras üretimini yasaklayan California, uzun süren çekişmelerin ardından 2020'de sektöre yeniden birtakım serbestiler getirdi. Foie Gras servis eden yaklaşık 1000 restorana ev sahipliği yapan New York ise; geçen yıl kent konseyinin aldığı karar neticesinde, 2022'den itibaren geçerli olmak kaydıyla kaz ciğeri üretimine ilişkin tüm etkinlikleri durduracak. Hindistan, Foie Gras'nın hem üretim hem de satışını yasaklayan tek ülke olarak dikkat çekiyor. Aralarında Danimarka, İsveç, Norveç ve Finlandiya'nın da bulunduğu 19 ülke ve birkaç şehir ise Foie Gras üretimini yasaklamış durumda. - Kaz ciğeri endüstrisindeki kuşlar, kendilerini hareketsiz kılan oldukça küçük ve dar kafeslere hapsediliyorlar. Bu süreç oldukça meraklı, hassas canlılar olan ördek ve kazlar için zihinsel bir işkenceye dönüşmektedir. - Kuşlar 8 haftalık olduğunda, kesimhaneye kadar sürecek olan zorla besleme metodu ile karşı karşıya kalırlar. - İşçiler kuşların boğazlarına metal tüpler sokarak midelerini normal kapasitelerinin çok üzerinde, mısır bazlı yağlı yemlerle doldururlar. - Zorla besleme; birçok kuşta organ yetmezliğine, boğazlarda yaralanmalara ve enfeksiyona sebep olur. - Tüm bu süreçten bitap düşen kuşlar karınlarına baskı yapan şişkin karaciğerleri yüzünden ayakta durmakta güçlük çeker; stres sebebi ile kendilerini yolmaya ve birbirlerine saldırmaya başlarlar. Norveç'in en büyük gıda zinciri Norgesgruppen, 2014'ten bu yana süpermarketlerde kaz ciğeri satışı yapmıyor. Hayvan hakları örgütlerinin ulusal çapta yürüttükleri kampanyaların ardından birçok market, restoran ve otel de menü ve ürün listelerinden kaz ciğerini çıkardı. Foie Gras üretimini yasaklayan ülkelerden biri olan Danimarka'da başlayan boykotlar neticesinde birçok market ve restoran kaz ciğeri satışını durdurmuştu. Nitekim üretim çiftliklerinin kapatılmasına rağmen ithal ürünleri piyasada bulmak hala mümkün. Foie Gras'nın satışını yasaklayacak yasal bir düzenleme; malların, paranın, iş gücünün ve hizmetin serbest dolaşımına yönelik düzenlenen Avrupa Tek Pazar sözleşmesine aykırı olduğundan şimdilik mümkün gözükmüyor. Yine de dünyadaki Foie Gras üretiminin %95'inden sorumlu olan Avrupa Birliği'ne yönelik baskılar kuzeyden gelmeye devam ediyor. Danimarka'da iktidarda olan Sosyal Demokratlar'ın parlementodaki destekçisi Sosyalist Halk Partisi; barbarca olarak nitelendirdikleri Foie Gras üretiminin tüm Avrupa'da yasaklanmasını istiyor. Danimarkalıların ahlaki olarak büyük ölçüde bu fikri reddettiğini söyleyen parti sözcüsü Carl Valentin; üretimin zaten yasadışı olduğunu, tüketimin ise giderek düştüğünü belirtiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/yeni-oskar-nordbo-new-years-eve/", "text": "En sevdiğimiz Norveçli folk müzisyenlerden Oskar Nordbo içimizi ısıtacak bir yeni yıl şarkısıyla kısa zaman önce yayımladığı The Flood albümünün üstüne yeni bir tekli müjdeliyor. İlk albümünde de bir hayli kar, kış, ve Norveç doğasından etkilenen müzisyenin bir yeni yıl şarkısıyla dinleyiciyle buluşması elbette çok da şaşırtıcı değil. Hatta bu tam da Nordbo'den beklediğimiz tarzda bir hareket. New Year's Eve adlı parça müzikalitesiyle albümdeki First Snow Falling ve Lord Oh Lord arasında bir yerde konumlanıyor. Yine keşif yapmaktan ve yeni şeyler denemekten çekinmeyen yetenekli müzisyen bu açık fikirliliği müziğine de yansıtıyor. Bu sene içinde üç tekli, bir EP ve bir albüm yayımlayan Oskar Nordbo durdurak bilmeden yine üretmeye devam ediyor ve yılın son ayında bize bir yeni yıl şarkısıyla veda ediyor diyebiliriz. Şarkıda tahammül edilemeyecek bir yılbaşı partisini tasvir eden müzisyen, aynı zamanda yılbaşı-noel tatili varoluşçuluğunu ve bir şirketin her sene gerçekleşen Noel partisindeki beklenmedik cesaretin hikayesini anlatıyor. Rahatlatıcı ve yumuşak gitar tınılarıyla kurulan müzikalitede Oskar, tam da içinde bulunduğumuz dönemi başarıyla betimliyor. Nordbo sakin ve hüzünlü parçalarını aynı zamanda anlatısal ve sinematik müzik videolarıyla da buluşturuyor. İlk albümü The Flood içerisinde yer alan albümle aynı adlı The Flood I-II-III parçaları için de kısa film tadında yedi dakikalık bir müzik videosu yayımladı. Bunu da mutlaka gözden kaçırmamalısınız. Ayrıca The Flood özelindeki albüm eleştiri yazısını bu linkten okuyabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2020/12/yeni-petter-seander-everybody-out-of-the-water/", "text": "İsveçli müzisyen/prodüktör Petter Seander 2021 baharında çıkacak albümünü müjdeleyen teklisi Everybody Out of the Water ile karşımızda. Stockholm merkezli sanatçı, kendi plak şirketi Birds Records'tan çıkardığı pop/rock şarkısıyla eğlenceli fakat sarkastik bir enerji yakalamış. Çıkışını 2010 yılında yapan Saender, ikinci albümünden sonra müziğe uzun bir süre mola vermişti. Duygusal sularda gezinen 2019 çıkışlı Bleach albümüyle birlikte müziklerini bizimle tekrar paylaşmaya başladı. Bu uzunca molasında sanatsal sürecine dair revizyonlar yapan sanatçı, artık detaylı ve formülcü bir yaklaşımdan ziyade içgüdüleri ve hislerinden beslenen bir çabuklukla hareket etmeye karar vermiş. Everybody Out of the Water tam olarak bu yeni yaklaşımından doğan bir parça. Seander şarkıda kendini rahatça ifade edebildiği pop ağırlıklı sound'u buna bağlıyor. Şarkı sözlerinde Seander'in günümüz dünyasında yaşadığı ikilemlerden yıprandığı seçiliyor. Haber başlıklarında her gün gördüğümüz küresel sorunlar ve giderek yok olmakta olan gezegenimiz bir yana, bu curcuna içerisinde bir tutam keyif bulmak için kapıldığımız tüketim alışkanlıklarımızın yangına körükle gitmesi sanatçıyı bir hayli dertlendirmiş. Aslında bir şeyleri değiştirmek isteyen ama aksi yönde hareket eden çok sesli karakterinin kendi kendine konuştuğu anlaşılıyor. Basına verdiği demeçte ''Geleceği umutlu bir biçimde hayal edememek mi bizi bu distopyaya zincirliyor?'' diye soran müzisyenin çözemediği bir başka konu da ''Bunu değiştirebilecek gücümüz var mı yoksa bizi sürekli edilgen kılan bu dert yağmuruna mahkum muyuz?'' 2021 baharında piyasaya sürülecek Are We Dreaming Still? uzunçalarındaki baskın temanın da vazgeçmişlik ve umut arasında gidip geldiğini söyleyen Seander, bunun bir olgunlaşma çabası olduğuna inanmak istiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/elektrikli-otomobillerin-zaferi/", "text": "Sahip olduğu refahın büyük bir kısmını onlarca yıllık petrol ve doğal gaz gelirlerine borçlu olsa da her geçen yıl fosil yakıtlara sırtını dönen Norveç, elektrikli otomobillere başka hiçbir yerde görülmediği kadar kucak açıyor. Salı günü açıklanan yeni verilere göre; Norveç'te elektrikli otomobillerin satış oranları, benzinli, dizel ve hibrit motorlarla çalışan otomobilleri geride bıraktı. Alman otomobil üreticisi Volkswagen ise rakibi Tesla'nın Norveç pazarındaki üstünlüğünü ekarte ederek liderliği ele geçirdi. CNN raporuna göre, Volkswagen'in lüks markası Audi, 2020 yılında e-tron modelinden 9.227 adet satarak pazar lideriydi.7,770 adet satan Tesla Model 3, listede ikinci sırada yer alırken. Volkswagen'in ID3'ü 7,754 satışla üçüncü oldu. Norveç Kara Yolları Bilgilendirme Konseyi'nin açıkladığı verilere göre, bataryalı elektrikli araçlar, 2020'de Norveç'te satılan tüm yeni otomobillerin %54,'ünü oluşturuyor. Bu tutumla küresel bir rekora imza atan Norveç'te geçen yıl bu oran %42' lerdeydi. Norveç parlamentosu 2017 yılında otomotiv sektörüne ilişkin sıfır emisyon hedefi belirlemişti. Bu hedef doğrultusunda Norveç, 2025 yılında benzinli ve dizel otomobil satışlarına son veren ilk ülke olmak istiyordu. Ekonomik ve idari anlamda bir bağlayıcılığı bulunmayan bu kararından ardından ülke, hem köklü markalar hem de sektörün yeni oyuncuları için bir yatırım merkezine dönüşmüştü. Bu süreçte diğer Avrupa ülkeleri de benzer hedefler duyurdular. İngiltere ve Almanya 2030, Fransa ise 2040 yılına kadar elektrikli araçların hüküm sürdüğü bir otomotiv sektörü yaratmak istiyor. Avrupa'nın en büyük petrol üreticisi olmasına karşın benzinli ve dizel otomobillerin satışını sonlandırarak bu alanda bir ilk olmayı amaçlayan Norveç, elektrikli araç sahiplerini bir takım taşıt vergilerinden de muaf tutuyor. Hükümetin getirdiği teşvikler, birçok elektrikli araç modelini benzinli modellere göre daha ucuz kılıyor. Ülke genelinde 10 bin şarj noktasının bulunduğu Norveç'te elektrikli otomobil kullanıcıları otobüs şeritlerinin kullanımında, feribotlarda ve ücretli otoyollarda indirimli tarifelerden yararlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/eurovision-ve-norvec-bir-isvec-degil/", "text": "Eurovision ve Norveç: Pek iyi bir ilişkilerinin olduğunu söylemek zor. Yarışmanın eski bir katılımcısı olan Norveç, başarılarından çok sonuncu sırada olma sayısı ile daha önde gözüküyor. Peki İsveç'e komşu olan, çoğu katılımında kardeşinden tam puan alan Norveç yarışmada nasıl bir performans gösterdi. Gelin inceleyelim. Norveç 1960 yılında Eurovision'a katılmaya başlar. Tıpkı İsveç'te olduğu gibi kendileri de Melodi Grand Prix adında bir ön yarışma düzenleyerek adaylarını seçmeye karar verirler ve bu şekilde Norveç yarışmaya başlar. İlk başladığı sene Nora Brockstedt'in Voi Voi şarkısı ile 4. olurlar. Tabii Nora bu başarıdan sonra yarışmaya bir kez daha katılacak ve bu sefer de 7. sırada tamamlayacaktır. 1963 yılında ise Norveç ilk defa Anita Thallaug'un Solhverv şarkısı ile sonuncu olur. Güzel başlayan 2 senelik performans, bununla beraber sallantıya girmeye başlar. Öyle ki Norveç 1985 senesine kadar 1. liği göremeyecek, bundan ziyade 5 kez(1969, 1974, 1976, 1978, 1981) sonunculuğu görecektir. Kazanmaya en yakın olacağı sene ise 1966 yılında Ase Kleveland'ın Intet er nytt under solen isimli şarkısı olacak, bununla Norveç üçüncülük ödülünü eve götürecektir. 1985 yılında ise Bobbysocks grubu sahneye çıkıp La det swinge şarkısını söyler. Abba'nın Waterloo parçasını anımsatan bu parça Norveç'e ilk birinciliğini getirir. Grand Prix ve Melodifestivalen gibi şarkı yarışmaları grupları doğurmuştur. Eurovision tarihinde pek çok grup, bu yarışmaları kazanmak için katılmış, Eurovision'da performans sergiledikten sonra kariyerlerine devam etmişlerdir. Bobbysocks grubu da, daha önce Eurovision'da İsveç ve Norveç'i temsil etmiş bir ikili olan Hanne Krogh ve Elisabeth Andreassen tarafından kurulmuş, ve hem Grand Prix'i hem de Eurovision'u kazanmışlardır. 1990'lar hakkında genel olarak İsveç yazımda bahsetmiştim. O yazıda bir ülkenin ödülleri götürdüğünü, ama bu durumun 1998'de kırıldığından bahsetmiştim. Bazıları tabii buna itiraz edebilir. Çünkü daha önce de benzeri bir değişiklik olmuştu ve bu Eurovision'u organize eden kuruluşun kurallarda değişiklik yapmasını gerektirdi. Bu şarkıyı özel kılan 2 şey vardı. İlki, şarkının sadece 24 kelime içermesiydi. O zamanlar şarkılar canlı çalınırdı ve bu şarkı tam bir müzik şöleniydi. Enstrümanlar, çalan kişiler iskandinav kültürünü temsil eden çalgılar ve o kültürden kişileri içeriyordu. Aslında İrlanda & Norveç birlikteliği gibiydi, grubun etnik kökeni bu iki ülke arasındaydı. Norveç'in eski birincisi ileride bu şarkı hakkında espri yapacak, Norveç şanslı ise sonu 5 ile bitecek senelerde şampiyon olur diyecekti(Röportajı yaptığı 2005 senesinde Norveç birinci olamadı). Tabii bu şarkı daha sonra Shrek filminde de yer edinecek kadar duyulmuştu. Norveç için ise, bu 1. olacakları son Norveççe parça olacak, bir sene sonra Elisabeth Andreassen yarışmaya, bu sefer tek başına, katılacak ve 2. olacaktı. Norveç, bundan sonra 2006 yılı haricinde İngilizce olmayan bir parça söylemeyecekti. Norveç 1999 ile beraber artık İngilizce şarkılar ile katılmaya devam ediyordu. Bu kuralı 2 kişi yıkmaya çalışmış, 2006'da 14. olmuş, 2011'de ise Swahili dili İngilizce ile karışınca ortaya güzel bir parça çıkmış, ama elemeleri geçememiştir. 2010'larda Norveç çok güçlü parçalarla çıktı ama hiçbir zaman istediği koltuğa oturamadı. 2012'de 41 ülke arasında o dönemin öne çıkan ismi Tooji, büyük bir şaşkınlık ile ülkeye başka bir sonunculuk getirdi. Bununla beraber Norveç toplam 11 sonunculuğa sahip oldu. 2013, 2014, 2015, 2017 ve 2019 yılı ise benim kişisel favorilerim arasına girmiştir. Hatta Norveç'in birinciliklerinden bile daha çok severim. Bu serimizde bir yazının daha sonuna geldik. Norveç, müzik konusunda İsveç kadar başarılı olamasa da, bazı müzikleri bizlere hem İskandinav kültürünün yapısını hissettiriyor, bize o anı yaşattırıyor. Nocturne şarkısı bunun çok güzel bir örneği. Tabii İskandinav kültürü İsveç ve Norveç'ten ibaret değil. Serimizde inceleyeceğimiz birbirinden güzel hikayeler var. İzlanda, Finlandiya, Danimarka ve Estonya yazılarında görüşme üzere, hepinize keyifli günler dilerim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/finlandiyada-evsiz-olmak-neden-zor/", "text": "2007 yılında bir önerge ortaya atıldı. Başında ev olmayan biri, diğer sorunlarını çözemez. Bir evsiz için normalde eve sahip olma süreci şu şekilde işliyor. Bu süreçte öncelikle para kazanarak Barınaklara, Hostellere ve geçici konuta ulaşmaya çalışıyorsunuz. Finlandiya bu süreci şu şekilde değiştirdi. Bu programa göre herkese bir ev sahibi verilmesi adına bir yere yerleştirilerek hükümet tarafından kiralarına yardım yapılıyor, sorunlarına çözüm bulunmaya çalışılıyor ve topluma kazandırılıyor. Bu noktada amaç, bir çok sorunla boğuşan ve evi olmayan vatandaşlara bir ev kazandırarak kendilerine ait bir yerin olmasının verdiği huzurla öteki sorunlarını çözmeye yönelik bir girişim olarak öne çıkıyor. Kişi bu eve yerleştirildikten sonra bir yandan indirimli kirasını öderken, bir yandan da bu kirayı çıkaracak parayı kazanmak için işlere yönlendirilir. Kişi bu noktada kendisine dair sorunları çözmeye yönelik adımlar da atar. Evler, gerek devlet, gerekse de özel şirketler/ kar amacı gütmeyen şirketler tarafından yapılır ve evsizlere tahsis edilir. Bu evler standart olup ayrıştırıcı, şehirden uzak olması gibi yargıları taşımaz ve burada komşuluk ilişkileri de dikkate alınır. Birey duruma bağlı olarak 2-30 sene zarfında burada kendini geçindirebilecek bir konuma gelerek bireysel bir eve çıkar. Aslında bu modelin ortaya çıkmasında uzun bir tarih yatıyor. 20. yüzyılın içerisinde Avrupa 2 Dünya Savaşı ile karşılaşıyor ve bu savaşlar pek çok insanın hayatını kaybetmesinin yanısıra aynı zamanda hayatta kalan insanların da evlerini kaybetmelerine neden oluyor. Savaş sonrası ekonominin düzelmesi adı altında öncelikle toplu konutlar inşaa edilmeye başlanıyor. Buradaki amaç pek çok insanın ortak bir bünyede toplanarak kendilerine ait bir çatılarının olması ve yatacak yer derdini düşünmemesi olarak belirtiliyor. Fakat 2000'lere geldiğimizde yaşanan ekonomik kriz Dünya çerçevesinde pek çok insanın işini, evini kaybetmesine sebep olarak adeta savaş sonrası bir durum yaratıyor. Sokakta yaşayan insanlar, kendilerini dilenmeye, her gün içmeye vererek hem kendilerini, hem de toplumu rahatsız ediyorlar. İşte Housing First projesi de bu noktada ortaya çıkıyor. Bu proje sayesinde pek çok kişi devlet desteği ile sorunlarını çözerek başlarını koyabilecekleri bir yere sahip olabiliyor. Daha sonra da geçimlerini düzelterek bireysel mülke geçebiliyor. Bu projenin maliyetleri yüksek, ve bu noktada şunu düşünebilirsiniz. Burada belirtilen sebep, bu projenin başarılı olmasında harcanan tutar, olmasaydı yaşanabilecek pek çok gideri ortadan kaldırıyor. Kişi başına yılda 9600 'ya kadar bir gelir elde edilebiliyor. Buradaki faktör, bu insanların başlarında bir ev olduğu için olmasaydı yönelebilecekleri senaryolardan oluşabilecek giderin önlenmesi olarak görülebilir. Proje Finlandiya'dan sonra pek çok Avrupa Birliği ülkesine de yayılmış durumda. Farklı kuruluşlar şu anda bu projeyi İsveç, Norveç, Polonya, Danimarka, Hollanda, Belçika, Fransa, Italya, İspanya, İngiltere ve İrlanda'da hizmet veriyor. Y-Foundation'un Helsinki'de başlattığı projeye şu anda 15 partner eşlik ediyor. Türkiye bildiğiniz gibi bir deprem bölgesidir ve aslında Avrupa'dan çok önce toplu konut yapımına başlamıştır. Yıkıcı 1924 Erzurum Depremi'nden sonra bir kurul kurularak evsiz kalan insanlara sağlam, uygun fiyatlı konut tahsis edilmesi adına adımlar atılmasına karar verilmiştir. O dönem kurulan Emlak Bankası, bu alanda çalışmalar yürütmeye çalışmış, fakat faaliyetler büyük bir sonuç verememiştir. Bu süreç, Özellikle İstanbul başlı olmak üzere gecekondulaşmayı arttırmıştır. Turgut Özal, yönetimde olduğu dönemde TOKİ'yi kurarak bu alanda yapılar yaptırmaya başlamıştır. 1999 depreminde ise Emlak konutları ve TOKİ'lerin yıkılmaması, ancak İstanbul'un büyük bir çoğunun yıkılması bu projenin önemini gözler önüne sermiş, ve çalışmalara hız verilmiştir. TOKİ, amacı ve doğrultusu güzel bir proje olmasına karşın, bünyesinde kalanlara yönelik Housing First gibi bir yardım oluşturmamaktadır. Bu noktada ev sahibi edinilen insanların istihdamının arttırılması bu projenin Türkiye'de de yapılabilecek olmasını gösterir ve devletin katkılarına bağlıdır. Umarım benzeri bir proje ile ileride ülkemiz de bu sorunla mücadele ederek vatandaşları topluma kazandırabilir. Bu yazıda sizlere Finlandiya'dan çıkan ve evsizliği önemli ölçüde düşüren bir projeden bahsettik. Bu proje hakkında ne düşünüyorsunuz? Evsizliği kökünden yok edebilir mi? Yoksa eksikleri var mı? Türkiye'de tutar mı? Yorumlarınızı aşağıya bekliyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/finlandiyanin-plastik-atiklari-azaltmaya-yonelik-yenilikci-cozumleri/", "text": "Tek kullanımlık plastik atıkları azaltma zorluğunun üstesinden gelmek için dünyanın çok çeşitli yeniliklere ihtiyacı var. Finlandiya'da da çok sayıda şirket bu soruna çözümler geliştirmek için çalışıyor. Finlandiya İnovasyon Fonu Sitra'dan Riitta Silvennoinen, kısmen eğitim sistemi ve müfredatı sayesinde, Finlandiya'nın bir ulus olarak plastik atıkların yarattığı sorunların farkında ve çözüm geliştirme konusunda oyunun önünde olduğunu söylüyor. Bununla birlikte, her durumda Finlandiya atıkların yaklaşık yüzde 25'ini geri dönüştürüyor, ancak AB Atık Direktifi hedeflerine sıkı bir şekilde uymaya kararlı: 2025'e kadar geri dönüştürülen plastik ambalajların yüzde 50'si ve 2030'a kadar yüzde 55'ini. Kuzey Kutbu'ndan Antarktika'ya ve Pasifik'ten Atlantik'e plastik atıklar dünyanın deniz ortamını kirletiyor. Finlandiya'nın eşiğindeki Baltık Denizi'nde, deniz çöpünün yaklaşık yüzde 70'i plastiktir. Küresel olarak, her yıl 13 milyon tona kadar plastik atık denizlere giriyor, düzenli depolama alanlarından sızıyor veya doğrudan gemilerden veya plajlardan biriktiriliyor. Güzel kumsalları bozmanın ve turistleri caydırmanın yanı sıra, plastik atıklar yavaş yavaş bozulur, ekosistemi kirletir ve habitatları bozar. Gıda zincirine mikroplastik partiküller halinde toksik etki yaparak girer. Arktik Okyanusu'nda plastik oluşumu açık okyanuslardan bile daha fazladır çünkü yüzen parçacıklar deniz buzuna bağlanmıştır. Ek olarak, plastik üretimi yağ gerektirir ve bu da CO2 emisyonlarına katkıda bulunur ve bu da iklim değişikliğini hızla besler. Silvennoinen, \"Dünyanın geri kalanında olduğu gibi Finlandiya'da da plastikle ilgili iki sorunu birbirinden ayırmamız gerekiyor: çöp ve iklim değişikliği\" diyor. Döngüsel ekonomi için yenilikleri destekleyen Ellen MacArthur Vakfı, plastiğin değerinin yüzde 95'ini kaybettiğimizi bildirdi çünkü onu geri dönüştürmüyoruz, yakıyoruz veya çöp sahalarına atıyoruz. Yeniden yaşamda: Fin yeniliklerini ve şirketleri, plastik atıkların ve diğer malzemelerin geri dönüştürülmesine, değiştirilmesine, azaltılmasına ve yeniden kullanılmasına katkıda bulunuyor. Paptic, Zenrobotics ve Fortum Recycling & Waste, atıkların daha az israf olmasını sağlamak için işleyen üç Fin şirkettir. Fortum Recycling & Waste, sürdürülebilir döngüsel ekonomi yenilikleri için Fin bir öncüdür. Şirketin granüle edilmiş tüketici sonrası geri dönüşüm ürünü Fortum Circo, çok çeşitli amaçlar için tamamen veya kısmen işlenmemiş plastiğin yerini alacak şekilde geliştirilmiştir. Fortum Circo'nun üç farklı granül sınıfı, örneğin sağlam ve dayanıklı yüksek yoğunluklu polietilen borular ve şişeler, petrokimya kapları ve temizleme ortamı şişeleri gibi farklı kullanımlara uyarlanabilir ve özelleştirilebilir. Düşük yoğunluklu polietilen ürün uygulamaları arasında esnek ambalaj, film ve plastik torbalar bulunur. Polipropilen, tencere ve fırçalardan mutfak gereçlerine ve ev eşyalarına kadar çeşitli uygulamalara uygundur. Bir dizi sürdürülebilir endüstri ödülü ile Paptic, ambalajdaki plastikler için en iyi alternatif olduğuna dair inandırıcı iddialarda bulunuyor. Sürdürülebilir şekilde yönetilen ormanlardan elde edilen ve aynı adı taşıyan Finlandiya şirketi tarafından üretilen ağaç liflerinden yapılan, biyo-bazlı, geri dönüştürülebilir ve yenilenebilir yeni nesil bir ambalaj malzemesidir. Paptic'ten yapılan ürünler on defadan fazla kullanılabilir. Malzeme güçlüdür, kolayca katlanabilir, yırtılmaya karşı dayanıklıdır ve mevcut kağıt dönüştürme hatları kullanılarak yapılabilir, yeni altyapı veya makine maliyetlerinden tasarruf sağlar. Paptic, taşıma çantaları, zarflar ve diğer tek kullanımlık uygulamalar için kullanılabilir; normal kağıda eşit baskı kalitesine, dokunmamış kumaşların dayanıklılığına ve tekstillerin çok yönlülüğüne sahiptir. Atık ayırma kalitesini iyileştirmek için yapay zekanın gücünden yararlanan Zenrobotics'in robotları, atıkları insanlar kadar, yalnızca daha hızlı ve daha güvenli bir şekilde ayırabilecek şekilde sınıflandırır. Finlandiya'nın Aalto Üniversitesi'ndeki nörorobotik araştırma grubunun bilimsel çalışmasına dayanan şirket, verimsiz el emeğine dayanan geri dönüşüm süreçlerinde devrim yarattı. Zenrobotics'in robotları, Avustralya'dan Japonya'ya ve İsviçre'den ABD'ye kadar dünya çapındaki atık yönetimi şirketlerine teslim edildi. Maliyetleri düşürmek, el işçiliğini azaltmak, geri dönüşüm verimliliğini artırmak ve geri dönüştürülmüş malzemelerin saflığını artırmak için tasarlanan çözümlerin yeni nesil geri dönüşümü yeniden tanımladığı iddia ediliyor. - Silvennoinen enerji şirketi Fortum'un verimli mekanik geri dönüşüm tesisinden bahsediyor. - Fenergy bir kimyasal geri dönüşüm tesisi geliştirdi. - Ürünler açısından Jospak, geri dönüştürülebilir plastik filmi karton ile birleştiren gıda paketleme çözümü için WorldStar 2019 Altın Sürdürülebilirlik Ödülü'nü kazandı. - Finlandiya Teknik Araştırma Merkezi VTT, kimyasal geri dönüşüm konusunda kapsamlı araştırmalar yürütmüştür. - Sitra, 2018'de bir Plastik Yol Haritası'nın hazırlanmasına dahil oldu, sorunlara daha yüksek bir öncelik verdi, plastik geri dönüşümün her yönünü kapsadı ve paydaşları nasıl iyileştirme, işbirliği yapma, finanse etme ve çözüm geliştirme konusundaki tartışmalara dahil etti. Fin Çevre Bakanlığı, gönüllü Yeşil Düzen girişimlerini teşvik ediyor. Bir örnek, kafeleri ve restoranları daha az plastik kullanmaya teşvik etmek olabilir. Plastiğin geri dönüşümü: Çoğu Finlandiya mutfağında plastik ambalajlar da dahil olmak üzere farklı atıklar için çöp kutuları bulunur. Ülke genelinde toplanan tüm ev tipi plastik atıklar, Fortum'un geri dönüşüm tesisine gönderilir. Plastik atıklar yeni hammaddeye dönüştürülür. Sizler de atıklarınızı geri dönüşüm kutularında biriktirirseniz, ülkemizde bulunan geri dönüşüm tesislerine iletilmesine yardımcı olursunuz. Plastiğin yeniden kullanılması: Geri dönüştürülmüş plastik birçok öğe için hammadde olarak kullanılır: Taşıma çantaları, saklama kutuları gibi ev ürünleri, kovalar, sulama kutuları, saksılar, sulama kutuları, kızaklar ve temizleme fırçaları. Sizler de evinizde bu ürünleri kullanmayı tercih edebilirsiniz. Plastiğin değiştirilmesi: Plastiğin çevre dostu bir şekilde değiştirilmesi için Finlandiya yeniliklerini sizler de uygulayabilirsiniz. Tıp ve teknik endüstriler için biyolojik olarak parçalanabilir plastik çözümler; gıda ambalajı için karton tepsiler; şeker kamışından üretilen biyoplastikten yapılmış oyuncaklar; odun hamurundan lambalar, ambalajlar ve askılar; ahşap ve biyolojik olarak parçalanabilen plastikten yapılmış kalıplar; odun yongalarından oluşan kompozit ahşap lavabo kullanabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/goteborg-film-festivalinin-izole-sinemasi/", "text": "Göteborg Film Festivali 2021 edisyonu alışagelmişin dışında bir festival olacak. Klasik bir film festivalinden çok farklı bir atmosfer sunan 2021 edisyonunda kalabalık yok, parti yok, kapalı gişe yok ve sinema yok. Festival, bu sene Sosyal Mesafeler konusunu odak noktasına alarak pandemiyle birlikte ortaya çıkan yeni dünyayı keşfediyor. Festival, bu sene okyanusun ortasında bir sinema açıyor ve bambaşka bir seyir ve sinema deneyimi sunuyor. Göteborg Film Festivali, okyanusun ortasındaki izole sinemayla birlikte sinemanın insanlar için ne anlama geldiğini de sorguluyor. Pater Noster adasındaki İzole Sinema, İsveç'in en çorak, rüzgarlı yerlerinden birinde, takımadaların en ucunda erişilemez bir konumda bulunmaktadır. 60 filmin gösterileceği İzole Sinema'da yalnızca bir film meraklısı, dış dünyadan tamamen soyutlanmış olacak. Telefon yok, aile yok, arkadaş yok. Sadece bir film meraklısı, deniz ve 60 film galasıyla festivalin film seçkisi. Bir hafta boyunca sürecek festivalde Göteborg Film Festivali'nin 2021 seçkisindeki bütün filmlere erişim olacak. Aynı zamanda bir haftalık gerekli olacak her şey bir tekne ile adaya taşınacak. Adaya gidecek şanslı kişi videolu günlükte bütün festival deneyimini anlatabilecek. 30 Ocak 6 Şubat tarihleri arasında gerçekleşecek Göteborg Film Festivali aynı zamanda şehir ayağında da izole sinemalar projesini harekete geçiriyor. Göteborg'un ikonik mekanlarından Scandinavium'da 12.044 koltuğun biri ve Draken Cinema'da 707 koltuğun biri dolu olacak. Sadece tek bir izleyici bu izole sinema deneyiminin keyfini çıkaracak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/iskandinav-kulturunde-orgu-sanati/", "text": "İskandinav örgü kültürünün en öne çıkan parçaları şüphesiz hepimizin aşina olduğu örme kazaklar. Başta İskandinavlar olmak üzere birçoğumuz için bu kazaklar kışın gelişinin en önemli sembolleri arasında. İskandinav kültüründe örgü sanatının tarihi Vikinglere kadar uzansa da, global popülerliğe ulaşması 1950-1970'ler arasında gerçekleşmiş. Marilyn Monroe, Grace Kelly ve Prens Charles o dönemde Nordik örgü kazakları ile poz veren ikonik isimlerden sadece birkaçı. İskandinav kültüründe örgünün tarihiyle ilgili kesin bilgilere ulaşmak bir hayli zor. Norveç Halk Müzesi'nde 1700'lü yıllara ait örgü kıyafetler sergilenmekle birlikte, Viking Dönemi (8-11. yy)'ne ait örgü numunelerinin bulunduğu ancak sergilenemeyecek kadar hassas ve yıpranmış oldukları kayda geçiyor. Diğer yandan, İskandinav ülkelerinin uzun yıllar Danimarka egemenliği altında oluşu bu coğrafyada örgü sanatının gelişiminin büyük ölçüde Danimarka kültürü etkisi altında olduğunu düşündürüyor. Danimarka egemenliğinin son bulmasının ardından her ülke örgü paternelerindeki küçük değişiklerle kendi kimliğini oluşturmaya çalışmış. Örgü, İskandinav coğrafyasının genelinde popüler olsa da başı çeken ülkeler arasında İzlanda ve Norveç geliyor. İzlanda'da üretilen boğaz kesiminin kazağın her iki yüzünde de aynı örüldüğü ve saf koyun yününden örülen lopapeysa kazakları oldukça popüler. Dünya'nın başka hiçbir bölgesinde üretilemeyen bu yün yüksek kalitesi, parlaklığı ve suya dayanıklılığıyla ön plana çıkıyor. İzlanda'da ilk örgü örneklerine 16. yüzyılın ortalalarında rastlansa da, kayıtlara göre lopapeysa 1950'li yıllarda ortaya çıkmış ve İzlanda'nın semboli haline gelmiş. Norveç'te ise örgü uzun yıllar alt sınıf için önemli bir gelir kaynağı olarak görülürken üst sınıf için lüks bir eşya olarak değerlendiriliyormuş. Norveç'in önemli liman şehirlerinden olan Bergen, örgü giysilerin ticaretinin yapıldığı önemli bir nokta konumundaymış. Zamanla artan popülerliği ile birlikte örgü sanatı birçok kişi tarafından öğrenilmeye ve meslek olarak icra edilmeye başlamış. İzlanda örgü kazakları doğal koyun yünü renginde veya basit yöntemlerle birkaç ton açılmış veya ağartılmış ipliklerle örülüyor. Norveç örgü kazaklarında ise İzlanda'daki örneklerine kıyasla daha canlı renkler tercih ediliyor. Her ülkenin modellere farklı bir hava katan ikonlaşmış paternleri bulunuyor. Daha önce bahsettiğimiz lopapeysa İzlanda'nın en popüler modeli iken, yıldız figürü ile özdeşleşmiş selburose Norveç'in sembolik paternleri arasında. Aslında, Norveç ile özdeşleşen seburose'nin kökeninin Avrupa, hatta Mezopotamya, olduğuna dair bilgiler mevcut. Ancak, Norveçliler bu paterni o kadar benimsemişler ki, kısa sürede ülkede hızla yaygınlaşmış ve revize edilen tasarımıyla Norveç'in dünyaya tanıttığı yeni bir simge haline gelmiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/iskandinavlar-kisla-nasil-basa-cikiyor/", "text": "Uzun, karanlık ve soğuk geçen kış mevsimi birçoğumuz için İskandinav rüyasını bitirmeye yetiyor. Objektiflere yansıyan kartpostallık kış manzaraları uzaktan içimizi ısıtsa da, İskandinavya'da kış mevsimi dünyanın hiçbir yerinde olmadığı kadar sert geçiyor. Gün boyu sıfırın altını gösteren termometreler ve bazı bölgelerde günün 20 saatinin karanlık geçmesi, İskandinav coğrafyası üzerine kocaman bir melankoli bulutu düşürmüş gibi gözüküyor. Ancak, İskandinavlar için durum bu kadar da iç karatıcı değil. Nereden baksanız sizi depresyona sürükleyecekmiş gibi duran İskandinav kışı, İskandinavlar için bir sorun olmanın yanından bile geçmiyor. Aksine, kış mevsimi İskandinavların farklı deneyimleri kucakladığı, Hygge ve eğlence dolu bir mevsimi simgeliyor. Doğdukları günden beri coğrafyalarının zorlu kış şartlarıyla başa çıkmada ustalaşmış İskandinavlardan kışı sevmeye dair öğrenecek çok şeyimiz var. İskandinav halkı için kış, doğanın sunduğu hediyelerin keyfini çıkartma zamanıdır. Sokakların karla kaplandığı kış mevsiminde dış mekan aktiviteleri İskandinavların vazgeçilmezi oluyor. Neredeyse tüm coğrafyanın açık bir kayak pistine dönüştüğü bu zamanda, işe kayak yaparak giden İskandinavları görmek bile mümkün. Diğer bir eşsiz dış mekan aktivitesi ise Kuzey Işıklarını izlemek. Kuzey İskandinavya'nın sınırlı noktalarında kış boyunca gözlenen Kuzey Işıkları, birçok bölgede kışın sadece belirli zamanlarında oluşuyor. Günün büyük bir bölümünün karanlık geçtiği kış günleri, Kuzey Işıkları'nın görülebileceği şanslı saatlerin süresinin de uzaması anlamına geliyor. Kafede vakit geçirmek İskandinavların mevsimden bağımsız en sevdikleri aktivitelerden biri. Kış mevsiminde ise dış mekanlarını kapatmayan kafelerde bataniyelere sarınıp hoş bir sohbetin ve sıcak bir kahvenin tadını çıkartmak İskandinavların en önemli kış aktivitelerinden biri. Özellikle Norveç ve Danimarka'da yaygın olan bir diğer kış aktivitesi sauna. Sauna sonrası buz gibi suya atlamak ise İskandinavların bir yandan hızla salgılanan adrenalinle heyecanlı zaman geçirdikleri, diğer yandan da dolaşım ve bağışıklık sistemlerini güçlendirdikleri bir diğer kış aktivitesi. 'Kötü hava diye bir şey yoktur, yalnızca kötü kıyafet seçimi vardır.', İskandinav ülkelerinde yaygın olarak kullanılan bir deyiş. Yumuşak, sıcak tutan ve rahatlıktan ödün vermeyen kıyafetlerle kışı bir İskandinav kadar sorunsuz atlatmanız mümkün. Bu noktada dış mekan aktiviteleri için su geçirmez termal kıyafetler, içinize giymek içinse rengarenk örme kazak ve çoraplar kışın olmazsa olmazları. Örme kıyafetler İskandinav coğrafyasında oldukça yaygın, vücudunuzu sıcak tutarken aşırı terlemeyi önleyen özel bir yünden yapılan İzlanda kazakları en güzel örneklerden biri. Ayrıca, kat kat giyinerek değişen ortama rahatlıkla ayak uydurmak da mümkün. İskandinavların kendine zaman ayırmayı, sadeliği ve keyifli vakit geçirmeyi temel alan yaşam felsefesi Hygge, kış günlerinizi güzelleştirecek detaylardan biri. Evde sıcak içecekler, ev yapımı kurabiyeler, hafif bir aydınlatma ve keyifli bir kitap ya da film eşliğinde kendinizle veya sevdiklerinizle kaliteli bir zaman geçirebilirsiniz. Evde vakit geçirmeye daha yatkın olduğumuz kış mevsimi, İskandinavya'da Hygge ruhunu yaşamak için en güzel zamanlardan biri. İskandinavların çoğu kışın kayak, yürüyüş gibi dış mekan aktivitelerini ve egzersizlerini ihmal etmiyor. Fiziksel aktivitenin bedenimiz ve psikolojimiz üzerindeki etkilerini düşündüğümüzde, sert bir kışla başa çıkmak için en güzel yollardan biri şüphesiz hareketli bir yaşam. Her ne kadar kışla birlikte evde veya kafede oturarak vakit geçirme isteği artsa da, düzenli fiziksel aktivitelerle dengelenmiş bir kış herkese iyi gelecek. İskandinavlar ev eşyalarından kıyafetlere hemen hemen her şeyi atmak yerine tamir etmeyi tercih ediyor. Kış ayları ise birikmiş tamir işlerini tamamlamak için mükemmel bir zaman. Atmak yerine tamir etmeyi seçmek sürdürülebilir ve çevreci bir yaşama güzel bir katkının yanında kış aylarını keyifli geçirmenize yarıyacak bir diğer aktiviteyi oluşturuyor. Hygge kavramı İskandinavlarda kış mevsimiyle kolkola. Bizim haberlerimizde kar kabusu olarak verilen görüntüler aslında onlar için sevinç kaynağı. Aslında bubsene Tromso'ya kar biraz geç geldi. Takip ettiğim tromsolu iskandinavların kar yağmaması sebebiyle ne kadar mutsuz olduklarını gördüm. Kış demek İskandinavlarda yaşam demek. Ne mutlu onlara."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/isvec-konut-ihtiyacini-azaltmak-istiyor/", "text": "İsveç'in, özellikle de Stockholm'ün emlak problemi, Stockholm diyince turistlerin dahi bildiği şehirle ilgili akla gelen ilk karakteristik özelliklerden. Pandemi sırasında, çevrimiçi alışveriş ve uzaktan çalışma ile birlikte ofis hayatında dramatik bir değişiklik oldu, bu da İsveç'te çok fazla boş dükkan ve iş yerinin bulunmasına neden oldu. Bu sırada İsveç'in konut problemi ise hala çözülememiş bir durum. Bu sorunu çözmek için İsveç hükümeti ticari gayrimenkulün konuta nasıl dönüştürülebileceğini araştırmaya başladı. Bu konut problemini kronik bir şekilde tanımlayan hükümetin yaklaşık 140 bin eve ihtiyacı var. Karmaşık kurallar ve yüksek inşaat maliyetleriyle İsveç, inşaat alanında da Avrupa'nın en pahalı ülkelerinden biri. Mortgage vergisi indirimi, sıfır emlak vergisi ve sıkı düzenlenmiş kira piyasası konut fiyatlarını da arttıran etkenlerden oldu ve hanehalkı borcunu neredeyse ikiye katlayarak birçok kişiye ekonomik istikrarsızlık getirdi. Aynı zamanda bu karmaşa toplumun büyük bir kısmı için bitmek bilmez bir konut arama macerasına neden oldu. Bu problemi çözmek adına İsveç Ulusal Konut Kurulu ticari mülkleri meskenlere dönüştürmeyi ve konut piyasasındaki baskıyı azaltmaya çalışıyor. Ofislerin ve mağazaların gelecekte nasıl konutlara dönüştürülebileceğini öğrenmek için şu anda İsveç'in karmaşık bina düzenlemeleri gözden geçiriliyor. Avrupa Davranış Analizi Enstitüsü, Göteborg ve Lund Üniversiteleri tarafından yapılan bir araştırmaya göre, İsveç'teki beş milyon kişinin beşte birinin pandemi bittikten sonra bile evden çalışmaya devam etme olasılığı yüksek. Bu durum, çok daha fazla boş ofisin ortaya çıkışına ve birçok şirketin küçülmeye gitmesine neden olacaktır. Aynı zamanda pandemi, ticarette de showroom depodan daha önemlidir anlayışını değiştirerek birçok mağazanın showroomlarını kapatmasına yol açtı. İsveç, erkenden araştırmalara başlayarak ülkenin konut sıkıntısını çözmek için kolları sıvamış durumda."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/jante-yasasi-nedir/", "text": "İskandinav ülkeleri, OECD ülkeleri arasında yapılan ve sosyal adaletten mutluluğa farklı ölçütleri değerlendiren sıralamalarda her yıl ilk basamaklarda yer alıyor. Özellikle gelir dağılımı eşitliği, devlet kurumlarına güven, sosyal destek, bireysel özgürlük ve yaşam kalitesi kategorileri İskandinav toplumlarının en tatmin olduğu başlıklar arasında. Tüm bu etkiler dolaylı olarak mutluluk seviyelerini de etkiliyor. Mutluluğu formülüze etmek umuduyla İskandinavların yaşamına daha yakından baktığımızda, son dönemlerde adını daha sık duymaya başladığımız Hygge ve Lagom gibi felsefi yaklaşımlar ve İskandinavların deneyim odaklı yaşam alışkanlıkları ön plana çıkıyor. Bu listeye dahil edebileceğimiz bir diğer başlık ise İskandinavların dayanışma ve tevazuyu temel alan yaşam biçimlerini ifade eden Jante Yasası. Jante Yasası, en basit haliyle, İskandinav toplumlarında kolektif başarı ve refahı esas alan bir dizi kültürel normu tanımlar. Aslında, her toplumun belirli ölçülerde sahip olduğu örflerden farklı olmayan bu ifade, Norveçli-Danimarkalı yazar Axel Sandemose'un 1933 yılında yayınlanan A Fugitive Crosses His Tracks adlı kurgusal kitabında maddelere dökülmesiyle daha somut bir hal almış. Kitapta, Danimarka'da yer alan Jante adlı bir kasaba ve bu kasabadaki yaşamın üzerine kurulduğu sosyal değerler konu ediliyor. Kitabın ana karakteri Espen isimli bir denizci. Espen'in çocukluk döneminden başlayan kendini tanıma serüveni, Jante toplumunun değerleriyle harmanlanarak okuyucuya aktarılıyor. Kitapta 10 maddede açıklanan Jante Yasası, İskandinav toplumlarının bugün de etkisi sürmekte olan yaşam anlayışlarına ışık tutuyor. - Özel olduğunu sanma. - Bizim kadar iyi olduğunu sanma. - Bizden daha akıllı olduğunu sanma. - Kendini bizden daha iyi olduğuna ikna etme. - Bizden daha çok bildiğini sanma. - Bizden daha önemli olduğunu sanma. - Herhangi bir konuda iyi olduğunu düşünme. - Bizimle alay etme. - Kimsenin seni umursadığını sanma. - Bize bir şey öğretebileceğini sanma. Kurgusal bir romanda yasa haline getirilen bu maddelerin gerçek hayatta yasal bir karşılığı olmasa da, bu kurallar İskandinav toplumlarının günlük yaşamlarında rahatlıkla gözlemlenebilir. İskandinav ülkeleri sosyal düzende eşitliği ön plana çıkarmada oldukça başarılı. İlk akla gelen örneklerden biri gelir dağılımındaki eşitlik, ya da daha doğru bir ifadeyle 'eşitlik idealine yakınlık'. İskandinav halkının ödemekten gocunmadığı yüksek vergiler ise birçok sosyal hizmetin toplumun her kesimine eşit bir şekilde ulaştırılmasına olanak sağlıyor. İskandinavların gösterişten uzak yaşam tarzları, Jante Yasası'nın gerçek hayatta karşılığını bulduğu bir diğer örnek. İskandinavlar uzun yıllar aynı arabayı kullanıp aynı evde oturuyolar. Yeni modeli piyasaya çıktığı veya kişinin gelir seviyesi arttığı için arabasını değiştirmesi ve evlerde şatafatlı eşyaların kullanılması, İskandinav toplumlarında rastlanması pek mümkün olmayan davranışlar. Bu mütevazi yaklaşım, İskandinavların sade giysi tercihlerinde ve atmak yerine tamir ettikleri kıyafetleri uzun süre kullanmalarında da rahatlıkla gözlemlenebilir. Jante Yasası'nın önerdiği bireysellikten uzak ve statüyü yok sayan başarı anlayışı iş yaşamında da uygulanıyor. Pozisyonu fark etmeksizin herkese ilk ismiyle hitap edilmesi ve elde edilen başarıların kişilere değil çalışma gruplarına atfedilmesi bunun örnekleri arasında. Ayrıca, şirket kültürlerinde patron veya yönetici pozisyonundaki kişiler çalışanlarına emir vermek yerine fikir alışverişinde bulunmayı ön planda tutuyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/kurenir-kurenmez-yeniden-karla-kaplanan-yollar/", "text": "Beklenen kar da 'nihayet' yağdığına göre, insanlar arasındaki bağları Kuzey coğrafyasına ait benzersiz kış kesitleri eşliğinde, kıştan bahara uzanan bir zaman diliminin içinde betimleyen Dürüst Yalancı romanını okumaya başlayabiliriz! Haziran ayıyla birlikte gelmeye başlayan yazlıkçıların hareketlendirdiği bir köydeyiz. Sıcak hava elverdiği sürece yazı orada geçiren yazlıkçıların ayrılmasıyla ise, ağustos sonlarına doğru yeniden sessizleşiyor ve kışın yavaş yavaş kendini göstermesiyle de her şey normale dönüyor Vasterby'de. Peki, nasıl bir normal bu? Romanın ismine atıfla söylersek; dürüst bir yalancı nasıl oluyorsa, burada kastedilen de öyle bir normal belki de! İçinde bulunduğumuz hava şartları nedeniyle, Kürenir kürenmez yeniden karla kaplanan yollar gibi ifadelerin yer aldığı Dürüst Yalancı'yı okumak için şu günler en doğru zaman olabilir ama Kuzey coğrafyasına dair ayrıntılı betimlemeler maalesef çok yer almıyor romanda. Ancak, psikolojik yönünün şaşırtıcı bir etkiye sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. Siren Yayınları, Kasım 2020, 149 s."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/lars-von-trier-edebiyat-ve-sinema-uzerine/", "text": "Cüretkar filmleriyle tanınan, Dogma 95 hareketinin öncü isimlerinden Danimarkalı yönetmen Lars von Trier, Kasım 2020'de Kopenhag'daki evinde Louisiana Channel'dan Christian Lund ile edebiyat ve sinema hakkında konuştu. Söyleşide Trier'in zihnine girip kendi dünyasında okumanın yazma ile nasıl bağlantılı olduğunu öğreniyoruz. Trier, edebiyatı temel medyumu olarak görüyor ve ilhamını Thomas Mann, Leo Tolstoy ve Marcel Proust gibi yazarlardan alıyor. Dramaturjiyi bir diş ağrısı gibi tanımlayan Trier, bunu Donald Duck okumasıyla ilişkilendiriyor. Yazma özelinde ise alabileceğiniz en büyük tekme olabilir diyor. Lars von Trier için dramaturji zor bir alan olsa da film müziklerini yazarken neşeli anlar yaşıyor. Ancak yine de bu neşeli anlar yönetmenin dramaturji ile yıldızını barıştırmıyor. Sezgisel olarak bir film çekebilsem keşke. Ama bataklığa sıkışıp kaldım. Dramaturji pisliği. diyerek Trier nasıl bir çıkmazın içinde olduğunu böylelikle açığa çıkarıyor. İlk filmi Turen til Squashland'ı (1967) on bir yaşında çeken Trier, o zamandan beri aralıksız bir şekilde kısa ve uzun metraj filmler çekiyor. Böyle bir kontekstte yaratıcı bir insan olarak tıkanıklık yaşamak sıklıkla görülen bir durum olsa da söyleşide Trier'in bu durumdan bir hayli etkilendiğini, hatta bu tıkanıklığın bir çöküntü getirdiğini görüyoruz. Tutkulu bir okuyucu olan yönetmen, sinema ve edebiyat arasında konuşması boyunca bir bağ kuruyor ve edebiyatın ana esin kaynağı olduğundan bahsediyor. Edebiyatta sevdiğim şey bir kişinin karar vermesidir. Bu bir diktatörlük aslında. Thomas Mann, Joseph ve Erkek Kardeşleri'ni yazarken bir engel vardı, çünkü İncil'de öyle yazılıydı. Bu engelleri hem filmler hem de kitaplar için önemli gören Trier, baskılar karşısında yaratıcılığın güçlendiğini söylüyor. Bu argümanını ise Andrei Tarkovski'nin Sovyetler Birliği'nde çekmiş olduğu filmlerle açıklıyor, nitekim Tarkovski en iyi filmlerini SSCB'de yaptı. Lars von Trier, İskandinav edebiyatı söz konusu olduğunda ise Henrik Ibsen ve August Strindberg arasında bir karşılaştırma yapıyor. Henrik Ibsen dramaturjiyi neredeyse yeniden icat etti, verimli hale getirdi ancak Ibsen klişeleri kullandı. Oysa Strindberg tam bir deliydi ve bu yüzden öngörülemeyen şeyler yarattı. Bu nedenle Strindberg Ibsen'den çok daha uzun yaşayacak. diyerek Strindberg hayranlığını dile getiriyor. Edebiyat konusunu bir yerde bırakıp sinema üzerine konuşmaya başlayan Danimarkalı yönetmen, filmografisine baktığında Hiçbir şeyi değiştirdiğimi söyleyemem ama natüralizm ve gerçeküstücülüğün karışımı olan bir tür yaratmaya çalıştım diyor. Lars von Trier 2022'de The Kingdom'ın The Kingdom Exodus başlıklı üçüncü bölümünü yayınlayacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/linda-bostrom-knausgard-helios-felaketi/", "text": "Birçoğumuzun Karl Ove Knausgard'un Kavgam serisinden tanıdığı, yazarın eski eşi Linda Boström Knausgard da bir yazar. Hatta Linda ben de bir yazarım, sadece Karl Ove yüzünden tanınmak istemiyorum diyor. Karl Ove Knausgard ile bir seminerde tanışan Linda Boström, 1998'de yayınladığı şiir kitabı Gör mig behaglig för saret ile yazarlığa başladı. 2011'de yayınladığı yirmi kısa öyküden oluşan Grand Mal eseriyle asıl çıkışını yaptı. 2013'te ise ilk romanı Helios Felaketi'ni yayınlayan Linda Boström düz yazıdaki yetkinliğini kanıtladı. Türkçede ise 2020'de, Kıraathane Kitapları tarafından yayınlanan Helios Felaketi Ali Arda tarafından çevrildi. Ayrıca Kıraathane Kitapları, Linda Boström Knausgard'un ikinci romanı Amerika'ya Hoşgeldiniz'i de yayınlayacak. Helios Felaketi oldukça can alıcı bir şekilde başlıyor. Kitabın ilk sayfalarında neyin olduğunu kestirmek bir hayli güç ancak Linda Boström bu karmaşayı hemen açıklığa kavuşturuyor. Kitap, on iki yaşındaki Anna Bergström hakkında. Anna aslında protagonistimizin gerçek ismi değil, sosyal servisler tarafından verilen bir isim. Yunan tanrıçası Athena gibi Anna da babasının kafasından doğdu ama kısa süre sonra ondan uzaklaşmak zorunda kaldı. Baba ve kızın yolları ayrı düştü. Linda Boström Helios Felaketi'nde, dini inancı, çılgınlığı, zamanı ve dili sorguluyor ve mitolojik referansları başarıyla kullanıyor. Linda, romanı yazarken Sylvia Plath ve Anne Carson'ın tarzından etkilenmiş. Babasının kafasından doğan Anna'nın hikayesine elbette kimse inanmaz, babasının herkes deli olduğunu düşünür. Bu nedenle Anna babasıyla birlikte kalamaz ve evlatlık verilmek zorunda kalır. Anna'yı evlatlık alan aile, garip de olsa naziktir. Düzenli olarak kiliseye giden ailenin dini pratik etme biçimi alışkın olduğumuz türde değildir, oldukça radikaldir. Anna'nın aileye alışması biraz vakit alsa da tam alışmaya başladığında Anna bir akıl hastanesine götürülür. Babasının özlemi ise çok güçlüdür. Hiç kimse Anna'nın düşüncelerini, dediklerini ve hislerini anlamaz. Linda Boström Knausgard'un Louisiana Channel'a verdiği röportajı aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/longyearbyen-kasabasinda-ilk-kural-olmek-yasak/", "text": "Dünyanın en kuzey yerleşim yerlerinden olan Longyearbyen şehri, Norveç'e bağlı Svalbard'da yer alıyor. Burada ölmek yasak. Üstelik bu yasak yasalarda da resmen bulunuyor! Kasabada mezarlıklara yıllardır yeni cenazeler alınmıyor. Rahatsızlananlar ve ölme ihtimali olan kişiler acilen Longyearbyen'den çıkartılıyor ve başka kasabalara naklediliyor. 2500'e yakın nüfusuyla yaşayan kasabanın bu uygulamasının elbette mantıklı bir açıklaması var. 1917-1918 tarihlerinde çıkan bir salgında nüfusunun önemli bir kısmını kaybeden Longyearbyen'de salgının araştırması yapılıyor. Bilim adamlarıyla yapılan bu araştırmada ortaya çıkan sonuçlara göre salgının ölen bir cenazeden üreyen virüs sebebiyle gerçekleştiği gözlemleniyor. Peki ölen bir canlıda virüs nasıl bulunabiliyor derseniz, sebebi aşırı soğuklardan dolayı cesetlerin deforme olamaması. Yani çürüyememesi. Bu nedenle de ölen cesetlerde üreyen virüsler, konakçı olarak yaşayan canlılara bulaşabiliyor. Bu da daha fazla ölüme sebep oluyor ve son olarak Longyearbyen'de defin işlemlerinin gerçekleştirilmesinin tamamen yasaklanmasına sebep oluyor. Longyearbyen halkı bu duruma alışmış olmakla birlikte, bu yasağı haklı ve olması gereken bir kural olarak görüyorlar. Çünkü geriye kalan nüfusun sağlığı oldukça önemli. Üstelik Longyearbyen'de ölmeyi yasaklayarak, Norveç'in Dünya'nın en huzurlu ülkeleri arasında olmasına da katkı sağlıyor. Longyearbyen'de yasaklanan her şey temelde ilk kural olan ölme yasağına göre kuruluyor. Yani ikinci kural; ilk kuralı çiğneyemezsiniz. - Ölmenin yasak olduğu bu kasabaya yerleşebilmek için de bir şart var o da bu kasabada çalışmak. Onun haricinde kasabaya sadece turist olarak gidebiliyorsunuz. - Ayrıca yaşam şartlarının iklimden dolayı oldukça çetin geçtiği bu kasabada sokağa silahsız çıkamazsınız. Çünkü bu da yasak. Sebebi ise kutup ayılarının saldırısına uğrayıp öldürülebilirsiniz. Unutmayın ilk kural; Longyearbyen'de ölmek yasak! Longyearbyen hakkında daha fazla bilgi için Svalbard'ın resmi web sitesini ziyaret edebilirsiniz. Sitede kasabayı yakından tanımanıza olanak sağlayan bir tanıtım videosu da mevcut."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/noma/", "text": "20 yıl önce gastronomların adını dahi anmadığı bir coğrafyada yeşererek modern mutfak tarihinin seyrini değiştiren Nordik gıda hareketinin hikayesi, ikinci perdesiyle bu yazıda devam ediyor. ilhamını Dogma 95'ten alan Claus Meyer ve manifestosunun açtığı yolda; hükümetlerin de desteği ile yürütülen interdisipliner çalışmalar sonucu, gastronomi tarihinin en köklü hareketlerinden biri yaşanmıştı. Yeni Nordik Mutfağı düsturunun etki alanı okul kantinlerinden Michelin yıldızlı restoranlara uzanırken; bir süredir yazılı ve görsel medyada rock star edasıyla boy gösteren şeflerin, aktivist kimliklerini diğer personalarından daha öne çıkardığına şahit olduk. Çağımızın ruhuna ve ihtiyaçlarına seslenen bu hareketin, sürdürülebilir mutfağın lüks ve büyüleyici olabileceğini dünya kamuoyuna ispat etmesi ise çok zaman almadı. Nitekim kuruluşunu takip eden 10 yıl içerisinde 3 kere dünyanın en iyi restoranı seçilerek 2 michelin yıldızı kazanan Noma, bu hususta kafalarda hiçbir soru işareti bırakmıyordu. Bu yazıda, genç yaşta oldukça başarılı ekiplerle çalışma fırsatını yakalamış yetenekli aşçı Rene Redzepi'nin, 2002 yılında Claus Meyer'den aldığı teklifle değişen kariyerinden ve Noma'dan bahsedeceğiz. Yeni Nordik Mutfağı manifestosu kaleme alınmadan bir yıl önce gerçekleşen ortaklığın senedi diyebileceğimiz Noma, zaman içerisinde tarihin en başarılı partnerlik hikayelerinden birine ev sahipliği yapacak. Daha önce Mutfağın Dali'si olarak bilinen Katalan şef Ferran Adria ve Thomas Keller gibi isimlerle birlikte çalışan Redzepi, Claus Meyer kendisine hiç unutamayacağı bir teklif yaptığında yalnızca 25 yaşındaydı. Bu tarihten sonra yaşananlara kronolojik bir akışta bakalım. 2003: Meyer-Redzepi ortaklığının hayata geçirildiği adres Kopenhag limanında tarihi bir antreponun giriş katı oluyor. Rüstik tasarımıyla high-end restoranlardan farklı bir görünüm çizen Noma'nın adı ise Nordisk ve Mad kelimelerinin kısaltılmış hallerinden oluşuyor. 2004: Bir önceki yazıda da bahsi geçen bu yılın önemi, Meyer, Redzepi ve kendilerine eşlik eden bir düzine şefin Yeni Nordik Mutfağı manifestosunu duyurmasıyla vurgulanıyor. 2005: Noma'nın ilk Michelin yıldızını kazandığı bu yıl, uluslararası politik bir organizasyon olan Nordik Kurulu'nun, Yeni Nordik Mutfağı manifestosunu geleneksel gıda ürünlerinin üretimini ve tüketimini artırma gayesiyle ilkesel olarak benimsemesi ve desteklemesiyle taçlanıyor. 2008: The World's 50 Best Restaurants (W50B) listesinde 10. sıraya yükselen Noma'nın kurucuları Meyer ve Redzepi, kar amacı gütmeyen deneysel bir mutfak oluşumu olan Nordic Food Lab'i kuruyor. Burada şeflerin, kimyagerlerin ve antropologların bir araya geldiği projeler yürütülüyor. 2010: Bu noktada dahi Noma'nın en iyi günleri, henüz yaşamadıklarıydı. Rüya yılların kapısı aralanırken restoran W50B isimli listenin zirvesine yükseliyordu. Haberin tüm dünyada duyulması ile birlikte bu 12 masalı küçük restoran, bir gün içerisinde 100 bin rezervasyon alarak bir rekora daha imza atıyordu. 2011 ve 2012 yıllarında da ünvanını korumayı başaran Noma, mutfak ilkelerini ihrac eden bir ekol haline gelmişti. 2013: Tüm Noma çalışanlarının yoğun bir stresle boğuştuğu bu yıl, birkaç tatsız olayı da beraberinde getirdi. Şüphesiz ki en kötüsü, 12-16 Şubat tarihlerinde Noma'da yemek yemiş 63 kişinin zehirlenmesine yol açan Norovirus vakalarıydı. Midyelerin yol açtığı vahim olay dünyanın en iyi restoranının hijyen standartlarının sorgulanmasına yol açmıştı. WB50 listesinde tahtını İspanya'dan El Celler de Can Roca'ya kaptıran Noma'nın kurucularından Meyer ise aynı yıl hisselerinin tümünü satarak Noma'dan ayrılıyordu. 2014: Krizlerle geçen 2013 yılının ardından 2014'te bir kez daha Dünyanın En İyi Restoranı payesini almaya hak kazanan Noma, tüm yaşananları unutturacak harika bir geri dönüşe imza atıyordu. Claus Meyer'in gidişiyle birlikte ekibin başındaki tek isim olarak bir kez daha yeteneklerini tüm dünyaya gösteren Redzepi, ödül törenine damga vuracak ateşli bir konuşma yapıyordu. Alain Ducasse, Pierre Gagnaire ve Joel Robuchon gibi eski Fransız ustaların mesleğin zirvesine ulaştıklarında yaptıkları gibi Redzepi'de Las Vegas'ta ya da Dubai'de Noma şubeleri açabilirdi. Bunun yerine tüm Noma ekibi, bir dünya turu yapar gibi geçici sürelerle Londra, Tokyo, Sidney ve Tulum'da pop-up restoranlar açarak hem mutfak ilkelerini hem de lezzetlerini bu bölgelerdeki profesyoneller ve yemek tutkunlarıyla paylaştı. Dahası, elde edilen tüm başarıların ardından yenilenme ihtiyacı hisseden Redzepi, 31 Aralık 2016 tarihinde Noma'da son kez ziyaretçi ağırlayacaklarını duyurdu. Bundan sonraki hazırlıklar başka bir adreste hayata geçirilecek Noma 2.0 projesi için yapılacaktı. Bu tarihten sonra yaşananları; Yeni Nordik Mutfağı ve bu akımın bayraktarı olan Noma'yı ele aldığım serinin 3. kısmında bulabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/nordik-filmler-mubi-seckisi/", "text": "Zaman zaman Nordik filmlere ulaşmak ve bu filmleri yasal yollarla izlemek zorlu olabiliyor. Bu bağlamda, sinefilleri hazırladığı seçkileri ile her daim mutlu eden, arthouse filmleri yasal bir şekilde izlememizi sağlayan streaming servisi MUBI'nin kütüphanesinde ve aylık seçkileri dahil olmak üzere şu anda tam dokuz Nordik film bulunuyor. Deneysel sinemanın öncü isimlerinden Viking Eggelig'in dokuz dakikalık Symphonie Diagonale (1924) adlı kısa filmi, usta yönetmen Ingmar Bergman'ın Smultronstallet / Yaban Çilekleri (1958) ve Nattvardsgasterna / Winter Light (1963) filmleri, Lars von Trier'in Amerika üçlemesinin ikinci filmi Manderlay (2005), İzlandalı müzisyen Johann Johannsson'un süper 8 ile çektiği End of Summer (2014) adlı kısa filmi, Joachim Trier'in Louder Than Bombs (2015) filmi, Hanna Sköld'ün Granny's Dancing on the Table (2015) filmi, Ruben Östlund'un The Square (2017) filmi ve Jukka-Pekka Valkeapaa'nın Koirat eivat kayta housuja / Dogs Don't Wear Pants'i (2019) MUBI'deki Nordik filmleri oluşturuyor. Elbette sürekli güncellenen MUBI seçkilerini sıklıkla kontrol etmekte yarar var, nitekim zaman içerisinde yeni Nordik filmler de eklenmiş olabilir. İsveçli avangart sanatçı ve yönetmen Viking Eggeling dadaizm, konstrüktivizm ve soyut sanatın sinema alanındaki öncü isimlerinden. Symphonie Diagonale, deneysel sinema tarihindeki ufuk açıcı soyut filmlerden biri. Eggeling filmde deyimlerin ve temaların ortaya çıktığı bir müzik parçası gibi, bir dizi kontrastta, dikey ve yatay, düz ve kavisli, güçlü ve zayıf, kaybolan ve ortaya çıkan çizgiyi vurgulayan nesnel olarak analiz edilmiş formların hareketini gösteriyor. Emekli doktor Isak Borg, mezun olduğu okuldan onur derecesi almak için hamile ve mutsuz gelini Marianne ile birlikte Stockholm'den Lund'a seyahat eder. Yol boyunca her biri yaşlı doktorun kendi hayatının zevkleri ve başarısızlıkları üzerine düşünmesine neden olan bir dizi otostopçuyla karşılaşırlar. Bunlar arasında, doktorun kendi ilk aşkını çalan hayat dolu genç Sara da bulunmaktadır. İsveç kırsalında, soğuk kış döneminde, papaz Tomas Ericsson, sevgili eşini iki yıl önce kaybettikten sonra Tanrı'ya karşı bir inançsızlık krizine girer. Ayinden sonra Karin Persson, kocası balıkçı Jonas Persson ile papazı arar ve Jonas'ın Çin'in atom bombası olduğunu öğrenince intihar etmeye kalkıştığını söyler. Tomas başarısız bir şekilde Jonas'ı rahatlatmaya çalışır ancak inancından yoksun olduğu için inandırıcı değildir ve Jonas kafasında bir tüfekle kendini öldürürür. Bu arada kasabanın öğretmeni Marta Lundberg Thomas'a aşıktır, ancak Tomas acı ve sert sözlerle Marta'yı reddeder. Sonunda Tomas, kutsal kişiyle İsa Mesih'in Mesih Tutkusu'ndaki gerçek acısını tartışır. Lars von Trier'in Amerika üçlemesinin ikinci filmi Manderlay, Danimarka'nın yanı sıra birçok ülkenin ortak yapımcı olarak imza attığı bir film. 1933'te Dogville'den ayrıldıktan sonra Grace Margaret Mulligan, bir kölenin Manderlay adlı bir pamuk çiftliğinde cezalandırıldığını görür. Resmi olarak kölelik yasa dışıdır. Bunu gören Grace, çiftlik sahiplerine karşı çıkar. Manderlay'de bazı gangsterlerle birlikte kalır ve durumu değiştirmeye çalışır. Ancak hasat zamanı geldiğinde Grace, Manderlay'in sosyal ve ekonomik gerçekliğini görmek zorunda kalır. İzlandalı müzisyen Johann Johannsson süper 8 ile çektiği End of Summer'da dünyanın en güney köşesinde mevsimleri değiştiren manzaraları, insanlık tarafından zar zor etkilenen ve fark edilen bir yolculuğu yakalar. Antarktika yazında çekilen film, yirmi günlük bir süre zarfında yapılan bir dizi statik tablolardan oluşur. Eşi, ünlü fotoğrafçı Isabelle Reed'in bir araba kazasında hayatını kaybetmesinden üç yıl sonra Gene, utangaç genç oğlu Conrad ile gündelik hayatına devsam eder. Isabelle'in fotoğraflarından oluşan planlı bir sergi, Gene'nin büyük oğlu Jonah'ı büyüdüğü eve geri döndürür ve çok uzun zamandır ilk kez baba ve iki erkek kardeş aynı çatı altında yaşamaktadır. On üç yaşındaki Eini, dünyadan korkan şiddet eğilimli babasıyla toplumdan izole bir şekilde büyür. Eini'nin maruz kaldığı vahşet, onu neredeyse benlik duygusunu yitirmeye iter ama yenilmez fantezisiyle, hayatta kalmak için güç alabileceği bir dünya yaratır. Christian, Stockholm'de bir çağdaş sanat müzesinin saygın küratörü, boşanmış ancak iki çocuk babası, elektrikli araba kullanan ve iyi amaçları destekleyen bir birey. Bir sonraki sergisi, yoldan geçenleri fedakarlığa davet eden ve onlara sorumlu insanlar olarak rollerini hatırlatan The Square. Ancak bazen kendi ideallerinize ulaşmak zordur: Christian'ın telefonunun çalınmasına verdiği aptalca tepki, onu utanç verici durumlara sürükler. Bu arada, müzenin PR ajansı The Square için beklenmedik bir kampanya yaratır. Tepkiler abartılır, bütün bunlar Christian'ı ve müzeyi varoluşsal bir krize sokar. Erotizm, komedi, drama, korku ve romantizm gibi birbirinden farklı türleri bir araya getiren Koirat eivat kayta housuja, eşini bir kazada kaybeden Juha'yı anlatır. Yıllar sonra hala uyuşmuş hisseden ve insanlarla bağlatı kuramayan Juha, bir dominatriks olan Mona ile tanışır. Hayatı ise tamamen değişir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/nordik-tasarim-hay/", "text": "Son on yıl içinde Danimarkalı tasarım markası HAY ile Mette ve Rolf Hay tasarım dünyasını fethetti ve Nordik tasarımın en önemli temsilcilerinden biri oldu. Tabii pek de kolay bir iş olmamasına rağmen girişimci çift tutukuyla hareket ediyor. İnsanların sevdiği ürünler tasarlamak istiyorlar. HAY'ın hikayesi 2002 yılında Rolf Hay'ın Danimarkalı iş adamı, Bestseller'ın kurucusu, Troels Holch Povlsen ile tanışmasıyla başladı. Birlikte mobilya yapmaya karar veren ikili böylelikle HAY'a resmen hayat verdi ve Danimarka tasarım dünyasında kendisine özel bir yer edindi. Şirketin vizyonunu makul bir fiyata yüksek kaliteli ürünler yapmak ve en iyi tasarımcılarla çalışmak diye tanımlayan Rolf Hay, ilk yıl şirketin maaş bordrosundaki tek çalışandı. Bugün HAY ürünlerinin fiyatı tabii artsa da zaman zaman uygun ürünler, küçük eşyalar da bulmak da mümkün. Markanın kuruluşundan bu yana bütün sürece dahil olan Mette Hay, markanın bugünkü konuma gelmesini Rolf'un kendini işe adamasıyla açıklıyor. Rolf, daha çalışanlar gelmeden fabrikanın kapılarını erkenden açıyordu diyor. HAY, 2002'den bugüne kadar iyi tasarımın herkesin hakkı olduğunu mottosu benimseyerek bunu ürünlerinde yansıtmaya çalışıyor. Bu nedenle, kurucu ortaklar ve kreatif direktörler Mette ve Rolf Hay, geniş bir kitleye sunulacak yüksek kaliteli ürünler yaratmak için dünyanın her yerinden kendi neslinin en iyi tasarımcılarıyla çalışmaya ayrıca önem veriyorlar. İkili, bu kurucu ilkeyi bugün de onları motive eden şey olarak tanımlıyor. Kişisel ve profesyonel alan arasındaki geleneksel ayrımının daha akıcı olduğu günümüz hayatının gerçeklerinden ilham alan markanın ürettiği mobilyalar, aydınlatmalar ve aksesuarlar çeşitli ortamlarda kullanılabilir ve çok işlevli ürünlerdir. Diş fırçasından basit bir plastik kutuya, kanepeden defterlere HAY ürünleri günlük hayatımızın bir parçası olan gündelik nesnelere farklı bir bakış açısıyla yaklaşarak bu klasikleşmiş ürünlere yenilik getirebiliyor. İşte tam olarak bu durum HAY'ı diğerlerinden farklı kılan şey. Sanat, mimari ve modayı ilham alan Hay ikilisi, her zaman yakın çevrelerine ilgi gösterdiklerinden ve ilham aldıklarından bahsediyor. İkili, çağdaş kültürün nabzını tutmak ve çevremizdeki dünyaya ayak uydurma şeklimiz ise elimizden geldiğince yeni tasarım yapmak diyor. HAY'ın Kopenhag'ın en gösterişli caddelerinden Pilestr de üzerindeki mağazası ise adeta bir tasarım cenneti. Eğer ki seyahat edebildiğimiz günler geri gelirse, bir gün yolunuz Kopenhag'a düşerse mutlaka HAY'ın mağazasına göz zevkiniz için gitmenizi tavsiye ederiz. Mağazada Nordik minimalizminin hayat bulmuş halini en had safhada göreceksiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/norgesvenner-norvec-dostlar-listesi/", "text": "Norgesvenner'ın Türkçedeki karşılığı 'Norveç'in dostları' iken, Norgesvenn bu kişinin Norveç'e yaptığı ziyaret anlamını taşıyor. Kelimenin uygulamadaki karşılığı ise biraz farklı; Norveç'in dostları listesinde yer almak için sadece Norveç'e hayranlık beslemeniz ya da sık sık ziyaret etmeniz yeterli değil, bir de dünyaca ünlü bir popstar, yazar, politikacı ya da sanatçı olmanız gerekiyor. Nasıl ortaya çıktığına ve bugünkü anlamına nasıl evrildiğine dair kesin bilgilere ulaşılamayan bu unvanı taşıyanlar, resmi olmayan bir Norgesvenner listesinde yer alıyor. Listede yer almak için ünlü kişinin iş veya kişisel nedenlerle birçok kez Norveç'i ziyaret etmiş olması gerekiyor. Norveç'e olan hayranlığını dile getirmesinin ve şartlar el verdiğinde Norveç'e yerleşmek istediğini söylemesinin de bu unvanı almasında etkili olduğundan bahsediliyor. Bunlar gibi belli başlı kriterleri olsa da, listede yer almak için yapılması gerekenlere dair kesin kurallar bulunmuyor. Yeterince ünlüyseniz ve bir şekilde Norveçlilerin kalbini kazandıysanız bir gün kendinizi bir Norgesvenner olarak bulabilirsiniz. Haliyle, bir Norgesvenner'ın ülkeyi ziyareti de Norveçliler tarafından ilgiyle karşılanıyor. Bir Norgesvenner ülkeye her gelişinde basına Norveç hakkındaki düşüncelerini dile getirdiği bir demeç vermek üzere davet ediliyor. Üstelik bu unvanı bir kez elde ettiyseniz ömür boyu taşıyorsunuz. Bu da ülkeye her gelişinizde kameralar karşısına geçmeye hazır olmanız gerektiği anlamına geliyor. The Sopranos ve Lillyhammer yapımlarından da tanıdığımız Steven van Zandt, E Street Band'in efsanevi ismi Bruce Springsteen, 50 Cent, Samantha Fox, Wyclef Jean, Isac Elliot ve Bonnie Tyler Norgesvenner listesinde yer alan ünlüler arasında. Alman televizyon dizisi Derrick'in başrol oyuncusu Horst Tapper da listede yer alan isimlerden biriydi. Norgesvenner ünvanı verilen gruplar da bulunuyor: rock gruplarından Smokie ve Prodigy üyeleri de Norveç'in dostları arasında. Listede bulunan bir diğer isim ise Danimarka Kraliçesi II. Margrethe."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/promiyer-wanda-hbr-ft-loic-skj-fire/", "text": "wanda hbr'ın shoegaze sularında yüzen kırılgan ve melankolik vokalleriyle tanışmanın tam zamanı. Alt-pop ve dream-pop arasında da zaman zaman konumlanan wanda hbr yine de keskin sınıflandırmalara karşı. Bugün wanda hbr shoegaze evrenine kendisini yakın hissetse de yarın hangi janra yakın hissedeceğini kestiremiyor. wanda hbr, Moon of my life adlı ilk EP'sinin habercisi Fire adlı teklisini bugün Nordik Simit üzerinden dinleyiciyle paylaşıyor. Diğer müzik platformlarından önce Nordikseverlerle bağ kurmak isteyen wanda hbr'ın teklisi dünyayı görmek ve anlamlandırmak üzerine. Tekli aynı zamanda EP'nin konseptine dair ipuçları da veriyor, uyku hali ve rüya alemine bir hayli odaklanıyor. Loic SKJ'nin de katkıda bulunduğu Fire adlı tekliyi herkesten önce dinleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/robert-john-david-ett-steg-tillbaka/", "text": "Robert John David: Ama müzik sevgisi bir çilingirle birlikte her şeyin üstesinden gelir! Robert John David tanıdığımız en üretken müzisyenlerden biri. Geçen sene sayısız tekli ve albüm yayınlayan müzisyen 2021'in daha ilk ayında canlı olarak kaydettiği Ett steg tillbaka adlı albümünü dinleyiciyle buluşturuyor. Robert John David'de aktif bir üye olarak da yer alan Fredrik Serholt ayrıca albümün yapımcılığını üstleniyor. Göteborg'da Studio Trappan'da kaydedilen albümdeki parçalar isimleri itibariyle aynı zamanda dinleyiciyi teselli de ediyor. Robert John David çok sevdiğimiz Livet ar Enkelt albümünü yayınlar yayınlamaz ise bütün grubu bir araya getirip Ett steg tillbaka üzerinde çalışmaya başlamış. Robert John David üretkenliğine devam ediyor. Üretkenliğinin altını çizdiğimiz Robert John David bir seneye iki albüm sığdırıp ardından yine aynı tempoda kariyerine devam ediyor. Bununla kalmayıp aynı zamanda aynı başarılı performansı gösteriyor. Yaz boyunca boyunca Studio Trappan'da on beş parça kaydeden grup, kaydettikleri parçaları iki albüm şeklinde yayınlama kararı aldı. Aslında Ett steg tillbaka yeni parçaların yer aldığı birinci albüm, sene içerisinde ise ikinci albüm gelecek. Bir albümde yeni tınılar yer alırken diğerinde ise eski parçalarına benzer teknikler kullanılmış. Ett steg tillbaka ise gerçekten grubun daha önce yayınladığı parçalara kıyasla çok farklı bir tona sahip. Daha çok folk ve sakin tınıları işittiğimiz albümde ayrıca farklı müzisyenlerle yapılan iş birlikleri de bulunuyor. Yedi parçalık albümün dört parçası düetlerden oluşuyor. Bu isimler arasında Klara Goliger, Tall white oak, Fredrik Serholt ve Fredrik'in müzikal alter egosu DK FOX yer alıyor. Daha önceki albümlerde hissettiğimiz daha çılgın, daha psikedelik hissiyat bu albümde yer almasa da Robert John David'in bu müzikal arayışını yine de oldukça sevdik. Kulağa daha şiirsel gelen bu albümde aynı zamanda enstrüman çeşitliliğini de fark ediyoruz. Robert John David'in yeni albümü Ett steg tillbakayı mutlaka radarınıza alın, İsveç alternatif sahnesinin en gelişmiş ve hareketli şehirlerinden Göteborg'da bir hayli popüler olan grup emin adımlarla kariyer merdivenleri tırmanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/01/yeni-hana-oceans-animals/", "text": "Hana Oceans taptaze teklisi Animals! ile bizi doğanın kalbine doğru gizemli bir yolculuğa çıkarıyor. Dünyayı paylaştığımız hayvanlara bir saygı duruşu olan bu şarkıda, şehrin karmaşasından arınmış gezintilerde karşılaşacağımız türden bir huzurla buluşuyoruz. Sanatçının hisli vokallerinin aralarında bolca nefes alabileceğimiz boşluklar bulunmakta. Sade bir gitar tınısı şarkı boyunca hafifçe çiselerken arkaplanda usulca başlayan davullar da yavaş yavaş artıyor. Vokallerdeki Nordik hissiyatı besleyen bu mistik ritmlerin tırmanışıyla birlikte Animals! huzurla mayalanmış bir coşkuya ulaşıyor. Hana Oceans ikinci nakarata girdiğinde doğayla tamamen bütünleşilen ''o an'' ruhumuza dokunuyor. Şarkının sözleri hayvanlarla paylaştığımız ve bazen kolayca unutabildiğimiz ortak bağları betimliyor. Söz konusu bağların zaman zaman kopuşu ve doğayla aramıza çizdiğimiz sınırlar, sanatçı tüm bunların farkına vardığı anda ortadan kalkıveriyor. Hana Oceans'ın bu farkındalığına aracı olan başlıca imge, bizim de tüm canlılar gibi güneşi yakalamamız. Bu sayede görüyor ki kalplerimizdeki seslerin ve sözcüklerimizdeki biçimlerin yapısında türlü benzerlikler mevcut. Dinleyicileriyle en son paylaşımını 2017'de yapan İsveçli şarkıcı, daha sonrasında müziğe bir süre mola vermiş ve kendi içinde bir anlam arayışına yönelmişti. 2019'da Farö adasında bir kulübede yalnız başına geçirdiği yaz aylarının meyvesi olan Austers isimli EP'si, önümüzdeki Mart ayında bizlerle olacak. Animals! parçasına kulak verince Hana Oceans'ın bu inzivanın hakkını verdiğini söyleyebiliriz. Nitekim 2016 tarihli kısaçaları Dust ve sonrasında yayınladığı iki tekliye kıyasla sound olarak çok daha olgun bir müzikle karşı karşıyayız. Hanna'nın yepyeni şarkısının tadı ağzımızda kaldığı için Austersı merakla bekliyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/album-simen-mitlid-birds/", "text": "Her işini büyük bir heyecanla takip ettiğimiz Simen Mitlid, geçen sene yayımladığı şahane Neutral adlı albümünün üstüne bu sene belki de müzik endüstrisinin en uzun başlıklı albümlerinden birisini yayınladı. Müzisyenin üçüncü albümü Birds; or Stories From Charlie B's Travels From Gronland to the Sun, and Back Again isminin de belirttiği gibi farklı hikayelerden oluşuyor. Mitlid'in bilinçsizliğinde yaptığımız yolculukta, albümün isminden de anlaşılacağı gibi, 18. yüzyılın macera romanlarından esintiler bulabiliriz. Ancak Simen'in nostaljik ve melankolik hikayeleri Oslo'da, 2020 senesinde geçiyor. Simen Mitlid'in yapımcılığını da üstlendiği albüm, Gronland'da kaydedildi ve Koke Plate üzerinden yayınlandı. Ayrıca albüme katkıda bulunan üç sevdiğimiz müzisyen de yer alıyor: Benedikt, Tuvaband ve Oslo Hostel Choir. Tam bir kitap kurdu olan Simen Mitlid, albümün isminde de edebiyat sevdasını bizlere gösteriyor. Binbir Gece Masalları ve Decameron'u andıran Birds; or Stories From Charlie B's Travels From Gronland to the Sun, and Back Again, Charlie B'nin Gronland'dan güneşe olan yolculuğunu ve hikayelerini anlatıyor. Charlie B'nin Oslo'da dolaşırken edindiği izlenimler; farklı yolculukları, kuşları, astronotları ve arkeologları, Gronland'ın çok kültürlülüğünü kapsıyor. Yağmurlu bir günde, sıcak bir içecek içtiğinizi hayal edin. Kulağınızda Simen Mitlid'in yeni albümü çalıyor olsun. Albüm başlar başlamaz Simen'in yumuşak ve hüzünlü sesi sizi adeta büyülemeye başlıyor bile. Enstrüman çeşitliliğini ve çok katmanlılığı zarif ve kusursuz bir şekilde sunan Simen Mitlid, aynı zamanda becerikli şarkı sözü yazımıyla da edebi anlamda da bizleri tatmin ediyor. Sufjan Stevens'ı seviyorsanız mutlaka Simen Mitlid'i dinlemelisiniz gibi klişe bir şey söylemek nasıl olur bilinmez ancak Simen'in tatlı, hoş ve huzurlu parçalarına mutlaka kulak vermelisiniz. Fransız şair Charles Baudelaire'e saygı duruşu niteliğindeki albüm, bize şiirsel bir ses evreni vadediyor. Son olarak, Simen Mitlid'in müziğinin yanı sıra yayımladığı müziklerin albüm kapakları ise birbirinden güzel ve tasarımsal anlamda birbirini tamamlar nitelikte. Mitlid'in yayınladığı bütün tekli ve albümlerin kapakları yetenekli tasarımcı Kristoffer Eidsnes'in ellerinden çıkma."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/borgen-dorduncu-sezonuyla-geri-donuyor/", "text": "Başarılı senarist Adam Price imzası taşıyan İskandinav sinema ve televizyon dünyasının en başarılı yapımlarından politik drama dizilerinden biri Borgen. Dizi, sürpriz bir şekilde Danimarka'nın ilk kadın başbakanı seçilen Birgitte Nyborg'un hikayesini anlatır. Dancada kale anlamına gelen Borgen, Danimarka parlamentosunun, başbakanlık ofisinin ve Christiansborg Sarayı'nın takma adıdır. Dizi isminden de anlaşıldığı gibi parlamentodaki kulisleri, siyasi taktikleri, Danimarka gibi demokratik bir ülkede bile siyasetin ikiyüzlü bir iş olduğunu etkili bir şekilde gözler önüne sermektedir. 2010 ile 2013 yılları arasında toplam üç sezon boyunca Borgen, Danimarka siyasetini izleyiciye başarılı bir şekilde gösterdi. Aynı zamanda siyaset bilimciler tarafından iyi bir çalışma konusu olarak görüldü. Danimarka televizyon tarihinin belki de en iyi dizilerinden ilk üçte ismini andığımız Borgen'e olan duygularımızın yeniden filizlenmesi ise Netflix'in geçen sene Borgen'i yeniden çekmek istediğini dile getirmesiyle başladı. Bu haberle birlikte Netflix'e üç sezonu da gelen Borgen'in an itibariyle dördüncü sezon çekimleri de başladı. Dizinin son sezonun üstünden sekiz sene geçmesine rağmen izleyicisini mutlu eden dizinin kastında ise önceki sezonlardan tanıdığımız birçok oyuncu yer alıyor. Diziye yeni eklenen isimler arasında ise Netflix Nordik'in sık sık birlikte çalıştığı oyuncular yer alıyor. Mikkel Boe Folsgaard, Lucas Lynggaard Tonnesen, Simon Bennebjerg, Johanne Louise Schmidt, Magnus Millang ve Özlem Saglanmak gibi bilindik isimler bir hayli Borgen severleri heyecanlandırıyor. Eski sezonlardan tanıdığımız televizyon muhabiri Katrine Fonsmark rolünde Birgitte Hjort Sorensen, Torben Friis rolünde Soren Malling, Bent Sejro rolünde Lars Knutzon, Anne Sophie Lindenkrone rolünde Signe Egholm Olsen, Pia Munk rolünde Lisbeth Wulff ve Jon Berthelsen rolünde Jens Albinus projede yer almaya devam ediyor. Ancak eksikliğini hissettiğimiz tek isim ise Kasper Juul karakterine hayat veren Pilou Asb k. Birgitte Nyborg'un medya cambazlığını iki sezon boyunca üstlenen Kasper Juul'süz bir Borgen sezonu nasıl olacak sorusu ise akıllara gelmiyor değil. Dördüncü sezon çekimlerine yeni başlayan Borgen, 2022'de ilk önce DR1'de gala yapacak. Ardından Netflix'te yayınlanacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/imerika/", "text": "IMERIKA veya gerçek ismiyle Erika Dahlen hakkında çok da bilgi sahibi olmadığımız uzun yıllar müzik ile haşır neşir olan bir müzisyen. Liverpool Sahne Sanatları Enstitüsü'nde eğitim alan IMERIKA uzun zaman boyunca şarkı yazımı konusunda kendisini geliştirdi. 24 yaşındaki genç müzisyen artık ilk teklisini dünya ile paylaşmak için kendisini hazır hissediyor. Universal Music ile anlaşan IMERIKA ilk teklisi 'I Can't Escape'i geçen hafta yayınladı. Tartışması zor ve toplum tarafından tabu olarak görülen konuları müziği aracılığıyla konuşmayı hedefleyen Erika bunu ilk teklisi olmasına rağmen başarıyor. Ayrılık sonrası hayata devam etmenin zorluğunu anlatan tekli IMERIKA'nın çıkışını yaptığı başarılı bir parça olarak tezahür ediyor. Anlatması güç duyguları da şarkı sözleriyle dile getiren müzisyen 'I Can't Escape'in dürüst bir yanı olduğunu da söylüyor. Parça üzerinde A1 grubundan Ben Adams ile çalışan Erika bu sene bizi başka parçaların beklediğini de belirtiyor. I Can't Escape'i bu linkten dinleyebilirsiniz. Aynı zamanda IMERIKA Norveç'i temsil etmek için Eurovision Şarkı Yarışması'nın ön elemelerine de katıldı. Ancak sonuç hala belli değil. Kimin Norveç'i temsil edeceği ise oylama sonrasında belli olacak. Daha ilk teklisini bir hafta önce yayınlamış olmasına rağmen IMERIKA'nın yapacaklarıyla bizleri şaşırtacak gibi duruyor. Bizce IMERIKA pop müzik sahnesinin birkaç sene içerisinde önde gelen isimlerinden biri olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/jin-deluca-cotton-trees/", "text": "Jin DeLuca adlı Danimarkalı grubu kasvetli ve melankolik tınılarıyla hiç beklemediğimiz bir anda keşfettik. Danimarka indie-pop sahnesinin, daha geniş bir tanımla indie sahnesinin, şahane müzisyenlere sahip olduğunu biliyoruz. Bu realiteyi de göz önünde bulundurarak sadece üç tekli yayınlamış olan Jin DeLuca'ya anında bir şans verdik ve dinlemeye başladık. Yanılmadığımızı da tınıları işitir işitmez anladık. Bugün, JinDeLuca dördüncü teklisi Cotton Treesi dinleyiciyle buluşturdu. Jin DeLuca'nın müzikal evrenini kasvetli ve melankolik olarak tanımlasak da enerjik ve cazip, dans edilesi tınılar da bu ruh haline eşlik ediyor. Grubun ses evreninde Bon Iver, James Blake ve The 1975 gibi isimlerin de etkilerini buluyoruz. Sadece bu gruplardan ilham almakla kalmayıp söz yazımını mükemmele taşımak için çalışan dört kişilik Jin DeLuca aynı zamanda Danimarka indie pop müziğinde de yenilikçi işler yapmayı diliyor. Aslında ilk teklilerini Kasım 2019'da yayınlayan Jin DeLuca pandemi gibi bir problemle karşılaşınca hayallerindeki senaryoyu pek de uygulayamadı. Buna rağmen 2020 sonunda belli kapasitede, az sayıda izleyici ile gerçekleştirilen beş konser verdi. Grubun Eylül ayında yayınladığı Silk Screen adlı tekliyi ise bir hayli sevdik. Aarhus merkezli Jin DeLuca'nın bugün dinleyiciyle buluşturduğu Cotton Trees adlı tekli aynı adlı EP'nin de habercisi. Karanlık, yoğun ve etkileyici ses evreni ise bu teklide bir hayli hissediliyor. Cotton Trees zorlu seçimleri, hayatın zorluklarını retrospektif bir şekilde ele alıyor. Gitar tınılarının ön planda olduğu teklide derinlikli vokaller de dinleyiciye parçanın oluşturduğu atmosferi hissettiriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/oslofjord-ve-volkanik-tarihi/", "text": "Oslofjord, Norveç'in en yoğun nüfusa sahip şehri Oslo'nun hemen yanında yer alıyor. Norveç nüfusunun % 40'tan fazlası bu bölgeye yaklaşık 45 dakikalık mesafede yaşıyor. Oslofjord'un Norveç'in en yoğun tekne trafiğinin yaşandığı bölge olmasının yanında, kıyı boyunca dünyadan izole olabileceğiniz birçok alan da mevcut. Sunduğu alternatiflerle Oslofjord, günümüzde yerli ve yabancı turistlerin en uğrak noktalarından biri. Fiyordun iç kısımları yoğunlukla ormanla kaplı iken, dış kısımları kaya ve plajlardan oluşuyor. Ayrıca iç bölgelerde Oslo adaları olarak bilinen küçük adalar bulunuyor. Bu adalardan en çok bilinenlerinden biri Hovedoya'da eski manastırdan kalma kalıntılar, yürüyüş parkurları ve oyun alanları bulunuyor. Oslo'dan toplu taşıma ağının bir parçası olan yolcu feribotları ile bu adalara ulaşmak mümkün. Genellikle buzul aşındırması sonucu açılan kanallar ile oluşan kuzey fiyortlarının aksine, Oslofjord'un oluşum mekanizması volkanik bir geçmişe dayanıyor. Yaklaşık 450 milyon yıl önce aktif bir volkanın faaliyet gösterdiği bu bölgenin zamanla Norveç'in en yoğun nüfuslu şehirlerden birine ev sahipliği yapacağı kimin aklına gelirdi. Bilim insanları Oslofjord'un oluşumuna neden olan volkanik faaliyetlerin günümüzden yaklaşık 310 milyon yıl önce başladığını ve 70 milyon yıl sürdüğünü tahmin ediyorlar. Fiyort, rifleşme olarak adlandırılan kıta çatlaması sonucu oluştuğu biliniyor. Birçok okyanus, deniz ve göl benzer levha hareketleri ile oluşan havzaların zamanla su ile dolması sonucu oluşmuştur. İlk riftleşmeyle eş zamanlı olarak bölgede fay oluşumun da meydana geldiği de kaydediliyor. Bu faylar günümüzde hala aktif olup Oslo çevresinde deprem riski oluşturuyor. Volkanik hareketlilikle bazaltik lavların oluşumu bir diğer önemli aşamayı oluşturuyor. Bir yandan riftleşmenin devam etmesi bir yandan da magmatik hareketlerin yaşanması, lavların batolit adı verilen oyuklarda birikmesine neden oluyor. Lavların bir diğer etkisi ise yer altı suyunun sıcaklığını arttırmasıdır. Hidrotermal etki ve tektonik hareketlerin etkisiyle biriken lav tabakaları zamanla başkalaşım geçirerek bölgede endemik kayaların oluşmasına neden olmuş. Uzmanlar, bölgede gerçekleşen levha hareketlerini okyanus oluşumuna neden olmaması nedeniyle başarısız olarak nitelendiriyorlar. Ancak, bölgedeki volkanik hareketlilik kendine özgü yapısı olan eşsiz bir fiyort oluşturmasıyla sonuçlanmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/promiyer-hana-oceans-111-the-owl/", "text": "Çok sevdiğimiz Hana Oceans Nordik Simit okuyucularıyla bugün esasında 19 Şubat Cuma günü yayınlanacak 111 the Owl adlı parçasını paylaşıyor. Akustik ve elektronik tınıları harmanlayan Hana Oceans'ın müzik evrenindeki ruhaniliği bu parçada hem sessel olarak hem de sözleriyle buluyoruz. 111 the Owl adeta sözleriyle Orta Çağ dönemini hissettiren bir parça. Oceans; dayanıklılık, gece görüşü, büyücülük ve zarafet gibi konular sembolist bir dille parçada anlatıyor. Ses manzaraları, sembolizm, mistisizm ve bolca doğadan ilham alan Hana Oceans ses evrenini de bu motifler üzerinden oluşturuyor. Hana'nın şarkı yazma macerası ise erken yaşta yaptığı seyahatlerle başlıyor. Ardından Berklee College of Music'te eğitim alan müzisyen, 2016'da Dust adlı EP'sini yayınladı. Bahsettiğimiz motifleri ise başarıyla parçalarında ilmek ilmek işliyor. Ancak EP'nin ardından depresyona giren Hana Oceans müziğe ara vermek zorunda kalınca karşılaştırmalı din okumaya başlıyor. Bu bağlamda aslında Hana'nın okumuş olduğu iki lisans programından şahane bir erime potası oluşturduğunu söyleyebiliriz. Nitekim müzisyenin konu aldığı konular her daim oldukça mistikti. 12 Mart 2021'de ikinci EP'si Austersi yayınlayacak müzisyen, bu EP için farklı bir üretim süreci geçirdi. Ingmar Bergman'ın Sasom i en spegel (1961), Persona (1966) gibi en bilindik filmlerini çektiği Farö adasında 2019 yazını tek başına geçiren ve ilham peşinde koşan Hana Oceans EP'deki bütün parçalara burada hayat verdi. 111 the Owl da bu gizemi aralayan perde gibi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/roportaj-hana-oceans/", "text": "Çok sevdiğimiz Hana Oceans ufuktaki EP'sinin habercisi 111 the Owl adlı parçasını yayınladı. Akustik ve elektronik tınıları harmanlayan Hana Oceans'ın müzik evrenindeki ruhaniliği bu parçada hem sessel olarak hem de sözleriyle buluyoruz.111 the Owl adeta sözleriyle Orta Çağ dönemini hissettiren bir parça. Oceans; dayanıklılık, gece görüşü, büyücülük ve zarafet gibi konular sembolist bir dille parçada anlatıyor. Hana ile ses evreni, ilhamları, ufuktaki EP'si Austers hakkında sohbet ettik. Hana: Ah, bunu duyduğuma çok mutlu oldum. Karnımda şu an kelebekler uçuşuyor. Nordik Simit'in tatlı dinleyicilerine ve okuyucularına sıcak karşılama için çok teşekkür ederim. 🙂 Son zamanlarda bir teknede her şeyden uzaklaşmak üzere olduğum rüyalar görüyorum. Ancak sonra teknedeyken fark ediyorum ki valizimi almayı unutmuşum. Sanırım bu örnek şu günlerde nasıl hissettiğimi özetliyor. Harika bir maceraya atılmak üzere olduğum sembolizmde ancak içimde ve çevremde meydana gelen tüm değişiklikler o kadar hızlı gerçekleşiyor ki, zar zor entegre olma şansım oluyor. Bazı günler o kadar çok değişiklik olduğunu hissediyorum ki bir anlığına durmasını istiyorum. Sonra sürekli olan tek şeyin değişim olduğunu hatırlıyorum ve önümdekiyle bağlantı kuruyorum. Hana: Birçok insan bu iki ana dalın fazlasıyla iç içe geçtiğine dair bir yanılsamaya kapılıyor. Aynı zamanda karşılaştırmalı din araştırması, dinin arkasındaki siyaset ve dogmayı inceliyor ve ben bunların hiçbirini müziğimde istemiyorum. Bununla birlikte, farklı dinlere bağlı sanat ve felsefeyi öğrenmek akıllara durgunluk veriyor. Farklı dinlerle bağlantılı mistisizm, müzikle kendi ilişkimi etkiledi. Berklee'de okumak kişiliğimi etkilemedi ama adım atacak ve daha fazlasını keşfedecek kadar cesur olmamı destekledi. Berklee'de kendimi müzikal olarak daha özgürce ifade etmek için pek çok harika araca sahiptim. Berklee'den önce resmi bir müzik eğitimim yoktu. Sanatçı ve müzisyenlerin resmi bir okula gitmeleri gerektiğini söylemiyorum ama benim için kişisel yolculuğumda önemli bir adımdı. Hana: Şarkı yazma sürecim genellikle bir duygu veya içgörü ile başlar. Sonra bu duygu ya da içgörü üzerine çok zaman harcıyorum, onun hakkında yazıyorum, vücudumda hissediyorum, boyuyorum ya da bir süre üzerinde düşünüyorum. Ardından bu fikirler şekilleniyor ve ona bir melodi koyuyorum. Karşılaştığım ve gördüğüm doğa bana farklı türden ilhamlar getirdi. Özellikle İsveç'in doğası, farklı mevsimlerden çok etkileniyor ve bu nedenle şarkı yazımını da aynı şekilde etkiliyor. Hana: Evet, bu deneyim benim için her şeydi. Farö'de doğada tek başına bir kulübede yaşamak sadece uykusuzluğumu ve bir şekilde parçalanmış sinir sistemimi iyileştirmekle kalmadı, bana yeniden müzik yazmam için tonlarca içgörü ve ilham verdi. Bu adada bir yuva bulduğumu hissettim ve bu yüzden Bergman'ın da neden yaptığını anladım... Farö, pek çok sanata ilham veren bir sihire sahip ve buna her zaman sahip olacak. Hana: Farö! EP'nin tamamını neredeyse Farö'de yazdım ve kaydettim. EP'nin ismi de kabinimin bulunduğu bölgeden, Austersdan ismini alıyor. Kulağa bir tür turistik bilgi gibi geleceğini biliyorum ama adanın tamamı rüzgarla kırbaçlanan alçak ağaçların olduğu çorak manzaralar ve milyonlarca yıldır okyanusun şekillendirdiği kireçtaşları olan rauk tarlalarından oluşuyor. Taşları şekillendirebilen bir şey elbet hayatları da şekillendirebilir... Adanın doğasının kadim bilgeliği EP'yi yazarken içimdeki her hücreye konuştu. Hana: İlk başta tekrar müzik yayınlama duygusundan bahsedersem kaygan buzun üzerinde kayan bir geyik olduğumu hissettim. Ama bir kez korkularımla müzik yaparken yüzleştiğimde yine neşelenmeye başladım. Yıllarca müzik yayınlamayı beklememin sebebi, yorgunluk ve depresyondan kurtulmak için geçen zamana ihtiyacım olmasıydı. İyileşmek için hayatla ve kendimle nasıl ilişki kurduğumu yeniden şekillendirmek için zamana ihtiyacım vardı. Ancak kendinizi kaybetmek güzel bir şey de olabilir. Yaklaşan EP için çok heyecanlıyız! Yeni EP Austers hakkında bize biraz ipucu verebilir misin? Önceki parçalardan farkı nedir? (Bu arada, 111 the Owl ve Animals! parçalarını loop'a aldık, çok sevdik! Hana: Heyecanı benimle paylaştığınız için çok teşekkür ederim! Şimdiye kadar yayınladığım şarkıları sevdiğinize çok mutlu oldum! 111 the Owl ve Animals! parçalarının yapımcılığını Pablo San Martin üstlendi. Pablo daha çok gitar tınılarından ve ritimden sorumluydu. EP'nin geri kalan kısmında ise Fabian Rosenberg yapımcılık yaptı. Fabian ise piyano, yaylılar ve rüya gibi bir atmosfer yaratma konusunda çalıştı. EP'nin farklı dinamikler sağlamasına ve farklı duyguları hissettirmesine bayılıyorum. Sanırım EP'nin en çok sevdiğim yanı bu. Sizinle sohbet etmek çok keyifliydi, çok sevgiler!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/samiler-ve-sami-kulturu-kuzeyin-yerli-halki/", "text": "Samiler, Kuzey İskandinavya'da çok uzun yıllardan beri yerleşik olan etnik bir grubu temsil ediyorlar. Ural dil ailesinin Fin-Ugor koluna bağlı dilleri konuşan yerel halk günümüzde yoğun olarak Norveç, İsveç, Finlandiye ve Rusya'nın kuzeyinde yaşıyor. Yaklaşık 4000 yıl önce Vikinglerden kaçan Samilerin bu bölgelere yerleştiği biliniyor. Ortaçağda bu bölgedeki en kalabalık nüfusu oluşturan Samiler ile Vikingler arasındaki mücadele zamanla yerini ticari bir dostluğa bırakmış. Günümüzde 80.000-100.000 arası nüfusa sahip Samilerin yarısından fazlası Norveç'te yaşıyor. Samiler aynı zamanda 'Lapon' veya 'Lapyalı' olarak da adlandırılıyor. Yama anlamına gelen 'Lapp' kelimesinden türetilen bu kelime Samilerin giydiği rengarenk giysilerden esinlenerek kullanılmaya başlanmış. Ancak, yerel halk bu tabiri aşağılayıcı bir ifade olarak algıladığından kullanılmasını istemiyorlar. Farklı ölçütlere göre sınıflandırılmış dokuzdan fazla Sami dili bulunuyor, bu dillerden üçü ise Kuzey Norveç'te aktif olarak kullanılıyor. Birbirine yakın coğrafyalarda yaşayan yerli halk farklı Sami dilleri kulllanmalarına karşın kolaylıkla iletişim kurabiliyorken, daha kuzeyde yaşayan Samilerin dilleri büyük ölçüde farklılaşıyor. Yerel dilleri yanında yaşadıkları ülkelerin dillerini de konuşan Samiler Norveççe, Fince, Estçe, Macarca ve Rusça dillerini de konuşuyorlar. Nüfuslarının yoğun olduğu Finnmark gibi kuzey Norveç bölgelerinde ise Sami dili ana dil olarak kullanılıyor. Samilerin kültüründe 'joik', 'gakti' ve 'duoddji' kelimeleri önem taşıyor. Joik; bir insan, hayvan ya da yere adanmış geleneksel şarkılardır. Sami kültüründe önemli bir yere sahip bu şarkılar Avrupa'da hala canlı tutulan en eski kültürel ögelerden biridir. Gakti ise kutlamalarda giyilen geleneksel Sami kıyafetlerine verilen isimdir. Duoddji, zanaat anlamına gelen bir kelime olup Samilerin çeşitli alanlarda korudukları el sanatlarını ifade etmesi açısından önemlidir. Samiler kalay nakışı, inci işlemeciliği, ayakkabı bağı dokuma, ceket dikişi, ahşap oymacılığı ve bıçak yapımı gibi birçok zanaatı hala korumaktadır. Samileri modern dünyadan uzak soyutlanmış bir etnik grup olarak algılamak büyük bir hata olur. Samiler kültürlerini ve kimliklerini korumak adına büyük mücadeleler vermelerinin yanında günümüzün getirdiği kültürel gelişmeleri de yaşamlarıyla harmanlamada oldukça başarılılar. Sami Ulusal Tiyatrosu Beaivas, Sami dillerinde yayınlanan zengin edebi içerikler, medya ve yayın eserleri ile kültürünü canlı tutmaya devam ediyor. Her azınlık gibi yıllarca asimile etme girişimlerine maruz kalmış olan Samiler, 1989 yılında kurulan Sami Parlamentosu'nda karşılaştıkları sorunlara çözümler bulmaya çalışıyorlar. Genç Samilerin ve Samilere yakın yaşayan toplulukların geçen zaman içerisinde Sami kültürüne olan ilgisi de artmaya devam ediyor. Samilerin yaklaşık 100 yıl önce haklarını ve kültürlerini korumak için biraraya geldikleri 6 Şubat her yıl Sami günü olarak kutlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/vandbakk/", "text": "Oslo merkezli müzisyen Vandbakk uzun zaman ardından yayınladığı dördüncü teklisi SASUKEyi müjdeliyor. Anime izlemeyi çok seven müzisyen bu parçaya isim verirken içinde bulunduğu dönemi değerlendirmiş. Özellikle geçen sene Naruto'daki Sasuke karakterine yakınlık hisseden müzisyen yaşamış olduğu zor günleri Sasuke'nin temsil ettiğini söylüyor. Fredrik, Sasuke'nin de acı çeken bir karakter olduğunu hissediyor. Kişisel acıları, zorlukları ve hayat mücadelesini anlatan parça bahsettiği konular itibariyle kulağa oldukça karanlık gelse bile yine de umut aşılamaya çalışıyor. Pop, rock, punk ve hatta hip-hop tınıları gibi birçok janrdan etkilenen Fredrik, adeta bir janr cümbüşü vadediyor. Kaosun içinde güzeli bir nevi sunuyor, ya da biz onu ayırt ediyoruz. Hepimiz için 2020 kötü bir yıldı, kabul. Ama Vandbakk mental olarak etkilendiği ve kendisi üzerinde çalışması gerektiği bir yıl olduğunu söylüyor. Yaşadığı kişisel meseleleri ve acıları açık ve dürüst bir şekilde kaleme alan müzisyen bir nevi SASUKE adlı parça ile otobiyografisini yazıyor. İnsanoğlunun sürekli karanlık yanlarını gizlemeye çalışması ve kendini bastırması ile alıp veremeyen Fredrik, bu tabuların aksine ne hissediyorsa bunu müziğine de yansıtıyor. Sanatın da bir nevi varoluş bu nedeni esasında sanatçının ruh halini yansıtması diyebiliriz. Tam olarak müziğiyle bunu yapmayı amaçlayan müzisyen, yayınladığı her parçayla bunu ilmek ilmek işliyor. Vandbakk'ın yayınladığı parçalara bir bütün hale baktığımızda ise tam bir tablo çizdiğini söylüyor. Çizmeye de devam edecek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/verdensrommet-allting-tar-slutt/", "text": "Andreas Hovset ve Vetle Junker'dan oluşan Bergen merkezli Verdensrommet 2012'den beri aktif olarak müzik üretiyor. 2016'da Problem adlı teklisini yayımlayan Verdensrommet'e parçada Eirik Aas da eşlik ediyor. Dört senelik uzun bir aranın ardından müzik evrenine ciddi bir şekilde geri dönen grup, 2017'de teklileriyle aynı adlı Problem adlı dört parçalık EP'siyle dikkatleri çekti. Onge Sushimane'nin, bir diğer sahne ismi Emir'in, Vetle ve Andreas'a eşlik etmesiyle grup en popüler parçalarından birine imza attı. Uzun soluklu ama kesintili bir yolculuğa sahip Verdensrommet, sonunda yeni albümü Allting tar slutt'ü dinleyiciyle buluşturdu. Norveç'te büyük bir ilgiyle ve heyecanla dinlenen albüm, birçok eleştirmen tarafından senenin en iyi albümlerinde ilk beşte yer aldı. Bizim de 2020'de yayınlanan en ama en çok sevdiğimiz albümlerden biri oldu. Uzun yılların emeğini dinlerken dahi hissettiğimiz albümde her şey incelikle işlenmiş. Andreas Hovset'in çekici vokalleri zaten her şeye bedel. Vetle Junker'ın ise enstrümanlarla kurmuş olduğu uyum ve ustalığı takdire şayan. Ortaokul döneminden beri birlikte vakit geçiren ve müzik yapan ikilinin bunca yıllık tecrübesi adeta Allting tar slutt'te hayat bulmuş gibi. İskandinav melankolisi Verdensrommet'in albümünde had safhada. İkilinin diğer projelerinde ve iş birliklerinden bildiğimiz depresiflik Verdensrommet'in albümünde had safhaya ulaşmış durumda. Hovset'in vokallerindeki hüznü duyduğumuzda ise etkilenmemek güç. Albümdeki parçaların isimlerini Türkçeye çevirirsek karamsarlığı direkt idrak ediyoruz. Zaten başta albümün ismi Allting tar slutt bile bu atmosferi bize çiziyor. Ingenting for meg, En time i en gra dag, Alene, Om jeg dor adlı parçalar genel olarak albümün ruh halini bizlere isminden dahi yansıtıyor. On parçalık albümün dört parçası dahi böyle adlandırılmışsa bize de dinleyici olarak bu albümü gri bir günde, otuz iki dakika boyunca dinlemek düşüyor. Albümün son parçası Aldri gjore feil ise Andreas ve Vetle'nin tesellesi olarak tezahür ediyor. Kısaca, on parçadan oluşan albümde sevmediğimiz bir şarkı bile yok. Yine de Alltid med, Regndraper ve Aldri gjore feil adlı parçalar bir tık diğerlerine kıyasla öne çıkıyor. Mart ayında Covid-19'un ilk döneminde; Vetle Bergen'den, Andreas Oslo'dan bağlanarak çevrimiçi bir karantina konseri verdi. Çevrimiçinde çevrimiçiliği deneyimlediğimiz konserde ikili bize asla hayır demeyi de göstermiş oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/02/yasam-dolu-guvenli-surdurulebilir-ve-saglikli-kentler/", "text": "Danimarkalı mimar Jan Gehl'in, ünlü çalışmasına İnsan İçin Kentler adını vermesine işte bu masum açıdan yaklaşmak gerekiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/03/faroe-adalarina-sanal-tur-ile-seyahat-edin/", "text": "Evde tıkılıp kaldınız mı? Virüs olayı tüm seyahat planlarınızı iptal mi etti? Sizi bundan kurtarmaya geldik. İçeriğimiz sayesinde uzak ama el değmemiş Faroe Adaları'na sanal tur deneyiminin tadını çıkarabilirsiniz. Özellikle video oyunlarını da seviyorsanız, bu sizin için oldukça eğlenceli bir seyahat olacak. Telefonunuzu alın ve onu, dünyanın öbür ucundaki gerçek bir insanı kontrol etmek için uzaktan kumanda olarak kullanın! Evinizde sıkılmış hissediyorsanız, uzak yerleri düşlüyorsanız, bu sizin şansınız. Faroe Adaları gidilecek yerler listenizdeyse, şimdi tam zamanı! Artık, varış noktasına evinizin rahatlığından hayat veren yenilikçi ve yeni bir seyahat aracıyla gezegendeki en güzel ve bozulmamış yerlerden biri olan Faroe Adaları'nı uzaktan keşfedebilirsiniz. Sanal ziyaret, Faroe Adaları'nı ziyaret planları virüs durumu nedeniyle geçici olarak askıya alınan kişiler için mükemmel bir kaçış olarak yaratıldı. Ya da sadece hayal kurmayı sevenler ve #stayhome zamanında ilhama ihtiyaç duyanlar için. Bunun için ağır ceketinizi ve botlarınızı giymenize gerek yok. Kolunuzu en yakın ekrana uzatın ve bu uzak diyarları ziyaret edin. El değmemiş manzaraları, vahşi deniz manzaralarını ve ara sıra Faroe koyunlarını keşfederek dışarıda yürüyün. Ayrıca önemli simge yapıları ve başkent Torshavn'ı keşfedebilirsiniz. Adalarda sanal bir keşif turunda gözleriniz, kulaklarınız ve vücudunuz gibi davranacak yerel bir Faroe yerlisi ile etkileşime girebilirsiniz. Faroe yerlileri canlı bir video kamera ile donatıldı. Bu da görüntüleri yalnızca yerinde bir perspektiften görmenize değil, aynı zamanda bilgisayarınızı veya telefon tuş takımınızı kullanarak dönme, yürüme, koşma gibi kontrol etmenize olanak tanıyor. Tıpkı gerçek hayattaki bir bilgisayar oyununda olduğu gibi. Sadece yürüyerek yerleri keşfetmekle kalmayıp aynı zamanda helikopterle gökyüzüne çıkacak olan Faroe adalılarının hareketlerini kontrol edebilirsiniz! Uzaktan yönlendirilen Faroe turları, başlangıçta 2020'nin Haziran ayında 10 günlük bir süre için günde iki kez 14:00 ve 17:00 saatlerinde çevrimiçi olarak yapıldı. Kullanıcıların rehber üzerinde iki dakikalık kontrolü oldu, hepsi İngilizce konuşan, ancak sıraya istedikleri kadar tekrar katılabildiler. Canlı yayın hizmetini sorunsuz bir şekilde çalıştırma yeteneği, adaların neredeyse tüm bölgeyi kapsayan süper hızlı geniş bant bağlantılarına bağlıdır. Bu da uzak konuma rağmen internet indirme hızlarının Londra'dakinden daha hızlı olduğu anlamına gelir. Geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleştirilmiş olan sanal turlarda, Visit Faroe Islands turist kurulu ekibi, katılımcıların aklına takılan tüm soruları yanıtlamak için Instagram ve Facebook Live'da gerçek zamanlı olarak çevrimiçi oldu. Sizin de Faroe Adaları'na Sanal Tur deneyimine katılmak için tek yapmanız gereken www. remote-tourism. com adresini ziyaret etmek ve bir sonraki canlı oturuma kadar heyecanla beklemek! Ya da eğer beklemek istemiyorsanız, önceleri yapılmış ve Facebook'da kaydedilmiş turları izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/03/fjak-norvecin-odullu-cikolata-markasi/", "text": "Yıllık kişi başı ortalama 9.5 kilogram tüketim ile Norveç, İskandinav komşuları arasında en çok çikolata tüketen ülke konumunda. Her ne kadar Norveç denince akla ilk gelen şeylerden biri çikolata olmasa da, Norveç'in ikonik çikolata markası Kvikk Lunsj dünya çapında büyük bir üne sahip. İlk kez üretildiği 1937 yılından beri doğa yürüyüşü, kayak ve tırmanış gibi efor gerektiren açık hava aktivitelerinde Norveçliler Kvikk Lunsj'u yanlarından eksik etmiyor. Norveç'in çikolatadaki başarısı gurme çikolata akımına hitap eden yerel çikolata üreticileriyle de büyümeye devam ediyor. Fjak, Norveç'in çekirdekten başlayarak çikolata üreten ilk çikolata markası olma özelliğini taşıyor. Firmanın kurucuları Agur ve Siv, kendi tabirleriyle çikolatayı bir aşk olarak tanımladıklarından markalarına 'sevilen' anlamına gelen 'fjak' ismini vermişler. Fjak kelimesi fabrikanın kurulduğu Hardangerfjord bölgesindeki lehçede özellikle eski jenerasyon tarafından birbirine duyulan sevgi ve güvene ithafen yaygın olarak kullanılan bir kelime. 2015 yılında çikolata aşığı iki kadının mutfaktaki girişimleri ile başlayan bu yolculuk, 2017 yılında Fjak'ın resmi olarak kurulup pazara girmesiyle devam etti. Firma kuruluşunun ilk yılında büyük bir başarıya imza atarak birçok prestijli ödülün de sahibi oldu. 2018 Academy of Chocolate ödüllerinde 'En İyi Giriş Yapan' ödülünün yanı sıra altın, gümüş ve bronz ödüllerini de kazandı. Aynı yıl, Great Taste Awards tarafından 6 altın yıldız ve International Chocolate Awards European tarafından organik ürün kategorisinde özel altın ve gümüş ödüllerini aldı. Takip eden yıllarda aldığı ödüllerle Fjark'ın 13 bronz, 20 gümüş, 4 altın ödülü ve 12 altın yıldızı ile birlikte 'yerel içerik', 'vegan', 'inovasyon', 'gastronomik' ve 'lezzet kombinasyonu' başlıklarında özel ödülleri bulunuyor. Fjak'ın başarasının ardındaki sır büyük ölçüde kaliteli hammade kullanımında yatıyor. Organik kakao çekirdekleri kullanan firma, çekirdeklerini Brezilya ve Madagaskar'daki yerel çiftçilerden temin ediyor. Markanın öne çıkan bir diğer özelliği ise Norveç'in yerel ürünlerini kullanarak farklı tat kombinasyonları yaratması. Fabrikanın kurulu olduğu Hardangerfjord bölgesinde yetişen kırmızı yaban mersini, meyan kökü, trunçgiller vb. ürünlerle zenginleştirilen çikolata lezzet olarak birçok alternatif sunuyor. Firmanın etik ve sürdürülebilir ticaret prensibi de marka başarısına katkıda bulunan bir diğer etken."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/03/kesif-frid/", "text": "Duygusal, karanlık ve narin gibi sıfatlarla tanımlayabileceğimiz İzlandalı müzisyen Sigfrio Rut Gyroisdottir veya sahne ismiyle Frid kırılgan ve sakin vokalleri ile melankolik bir ses evreni sunuyor. İlk EP'sini 2019'da yayınladıktan sonra Frid Woods / There Are Scarier Things Than The Sea teklileriyle yeniden bizimle buluşuyor. Müzisyen doğadaki güç ve kırılganlıkları şarkılarına analog synthesizerların desteğiyle karanlık ve deneysel tınılarla yansıtıyor. Elektroniklerden ve farklı ses katmanlarından yararlanan müzisyen hayalperest bir ses evreni de oluşturuyor. Parçalarının yaşlanma ve ölümle ilgili olduğunu açıklayan müzisyen aynı zamanda doğada olmayı ve doğanın enerjisini şarkılarına getirmeyi sevdiğini söylüyor. İzlanda'nın büyüleyici doğasını Frid'in müziğinde bulmak ise oldukça kaçınılmaz. Batı Fiyortları çevresinde yaptığı gezilerden bazı ses kayıtlarını parçalarında kullanan Frid, parçalarını doğal bir forma sokmayı amaçlıyor. Müziğinde zaaflarını göstermekten çekinmeyen ve yeni şeyler denemek isteyen müzisyen bu sene başka tekliler de yayınlayacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/03/norvecli-yazar-avrupa-birligi-edebiyat-odulunun-sahibi-oldu/", "text": "Avrupa Birliği Edebiyat Ödülleri, Avrupa'da kurgu kategorisinde eserler veren yazarların tanıtılması ve edebiyatın desteklenmesi amacıyla verilen önemli ödüllerden biridir. Avrupa Birliği Komisyonu tarafından finanse edilen bu organizasyon her yıl yeni isimleri edebiyat severlerle tanıştırıyor. Geçtiğimiz yıl verilen ödüllerin sahipleri arasında ise genç Norveçli yazar Maria Navarro Skarange de bulunuyor. Avrupa Birliği Edebiyat ödülleri ilk kez düzenlendiği 2009 yılından beri farklı ülkelerden 122 yazara verildi. Kurgusal kategoride eserlerin çeşitliliğini, yaratıcılığı ve edebiyatta evrenselliği destekleyen bu ödüllerin sahipleri; her yıl Yaratıcı Avrupa Programı'nda yer alan 41 ülkenin dönüşümlü olarak yer aldığı komisyon tarafından belirleniyor. Komisyonu oluşturan birçok yazar, yayıncı, eleştirmen ve editörün değerlendirmesiyle her bir katılımcı ülkeden en başarılı yazarlar ödülün sahibi oluyor. Norveçli yazar Maria Navarro Skaranger, Oslo'nun etnik çeşitliliğiyle ön plana çıkan Groruddalen bölgesinde doğdu. Hordaland'da Yaratıcı Yazarlık Akademisi'nde yazarlık ve Oslo Üniversitesi'nde karşılaştırmalı edebiyat eğitimi aldı. Bugüne kadar yayınlanmış iki kitabı bulunan Skaranger, kitaplarında büyüdüğü çevreyi ve göçmenlik temasını özgün bir bakış açısıyla işliyor. İlk kitabı Alle utlendinger har lukka gardiner (Tüm yabancılar kapalı perdelere sahip, 2015) ile Norveç'te büyük ses getiren yazar, özellikle farklı kültürlerin dillerini ve günlük ifade biçimlerini kitabına başarılı bir şekilde aktarabilmesiyle hem okurlar hem de eleştirmenlerce büyük ilgi gördü. Kitap geçtiğimiz yıl filme uyarlanarak sinemaseverlerle de buluştu. Skaranger 2018 yılında yayınan ikinci kitabı Bok om sorg ile aynı yıl Oslo Ödülü'nü kazandı ve 2020 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü'nün en genç sahibi oldu. HRM Mette-Marit'in editörlüğünü yaptığı antoloji Homeland (2019)'de eserlerine yer verilen 12 yazardan biri Skaranger'dir. Antolojide, Norveçli olmak teması üzerinde durulmuş ve eser Norveç'in en prestijli yapıtlarından biri arasına girmiştir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/03/worldpride-2021-isvec-danimarka/", "text": "İlk kez 1970 yılında New York'ta kutlanan Onur Haftası, her yıl dünyanın farklı noktalarında lokal organizasyonlar tarafından düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanmaya devam ediyor. LGBTQI haklarının savunulması ve farkındalık yaratılması açısından önem taşıyan bu etkinliklerin en büyüğü WorldPride ise her yıl farklı bir ülkenin ev sahipliğinde düzenleniyor. İlk kez 2000 yılında kutlanan WorldPride'ın bu yılki merkezi İskandinavya. Danimarka ve İsveç'te eş zamanlı gerçekleştirilecek WorldPride 2021 ilk kez İskandinav ülkelerinde ve aynı yıl birden fazla ülkede kutlanmış olacak. Kopenhag ve Malmö'de gerçekleştirilecek etkinlikler arasında canlı konserler, söyleşiler, insan hakları ve LGBTQI ayrımcılığının tartışılacağı konferanslar da bulunuyor. Onur Haftası'nın 50. yıl kutlamalarına denk gelmesi bu seneki WorldPride etkinliğini daha da önemli kılıyor. İskandinav ülkeleri, LGBTQI haklarını en erken tanımaya başlamış ve bugüne kadar en çok gelişim göstermiş ülkelerin başında geliyor. Ülkelerin LGBTQI hakları gelişmişlik endeksini gösteren Rainbow Europe 2020 sıralamasında Norveç ve Danimarka (% 68) üçüncü, Finlandiya (% 65) beşinci, İsveç (% 63) altıncı ve İzlanda (% 54) dokuzuncu sırada yer alıyor. Aynı listede, Türkiye % 4 gelişmişlik oranıyla Azerbeycan'dan sonra en az gelişmişlik oranına sahip ülke. Danimarka dünyada eşcinsel birlikteliğini yasal olarak tanıyan ilk ülke. 1933'te yaşanan bu gelişmenin ardından, 1989 yılında eşcinsel çiftlerin medeni birlikteliğini tanıyan bir yasa çıkarıldı. Eşcinsel evliliğinin yasallaşması ise ancak 2012 yılında gerçekleşebildi. İlk cinsiyet değiştirme ameliyatı 1951 yılında Kopenhag'da yapıldı ve Danimarka 2014 yılında cinsiyet değiştirme ameliyatını tıbbi izin gerekliliğinden çıkaran ilk ülke oldu. İsveç eşcinsel birlikteliğini yasal olarak ilk kez 1944 yılında tanıdı. Ardından, 1972 yılında cinsiyet değiştirme ameliyatını yasallaştırdı ancak zorunlu kısırlaştırma şartı ancak 2013 yılında kaldırıldı. Yakın dönemde İsveç parlamentosundan geçen kararlar arasında lezbiyenlere inseminasyon hakkı tanınması (2005), eşcinsel evliliklerin yasallaşması (2009) ve cinsel yönelime bağlı ayrımclığın suç sayılması (2011) bulunuyor. Norveç'te eşcinsel birlikteliğin tanınması diğer İskandinav komşularından çok sonra, 1972 yılında gerçekleşti. 1981 yılında, Norveç cinsel yönelime bağlı ayrımcılığa karşı yasa çıkaran sayılı ülkelerden biriydi. Eşcinsel çiftlerin medeni birlikteliğini Danimarka'dan sonra 1993 yılında tanıyan Norveç'te, eşcinsel evlilik 2009 yılında yasallaştı. Ayrıca aynı yıl, eşcinsel çiftlere çocuk evlat edinme hakkı tanıyan kanun çıkarıldı. Cinsiyet değiştirme ameliyatlarında psikiyatrik muayane koşulu 2016 yılında kaldırıldı. İzlanda, 1940 yılında eşcinsel birlikteliği suç olmaktan çıkardı. Eşcinsel çiftlerin medeni birlikteliği ilk kez 1996 tanındı ve yasa 2010 yılında eşcinsel evlilik yasası olarak değiştirilerek çiftlere kanuni evlilik hakkı verildi. 2006 yılında eşcinsel çiftlerin inseminasyon ve çocuk evlat edinme haklarının yer aldığı yasal düzenlemeler gerçekleştirildi. Finlandiya İskandinav komşuları arasında eşcinsel hakları konusunda en geç harekete geçen ülke. Finlandiya'da eşcinsellik 1971 yılında suç olmaktan ve 1981 yılında hastalık olarak değerlendirilmekten çıkarıldı. Transseksüelliğin hastalık olarak değerlendirilmesini engelleyen yasa ise ancak 2011 yılında hayat geçirildi. Eşcinsel evlilik ve çocuk evlat edinme izni Fin Parlamentosu tarafından 2014 yılında onaylanmasına rağmen yasanın yürülüğe girmesi 2017 yılında gerçekleşti."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/93-oscar-odullerinin-nordik-kazananlari/", "text": "Geçtiğimiz Pazar'ı Pazartesi'ye bağlayan gece doksan üçüncü kez sahiplerini bulan Akademi Ödülleri, sezon boyunca yürütülmüş kimi tahminlerden pek de farklı olmayan bir tablo ile 2020 sinema yılına noktayı koydu. Nomadland, törenden en büyük ödül niteliğindeki En İyi Film'in yanı sıra En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yönetmen ödülleriyle ayrılırken, gecenin kazananları arasında iki de Nordik isim yer aldı. Yarıştığı En İyi Uluslararası Film kategorisinin favorileri arasında yer alan Thomas Vinterberg imzalı Druk, heykelciğe uzanmayı başararak Danimarka'ya 1987, 1988 ve 2010 yıllarının ardından bu daldaki dördüncü zaferi getirdi. Yönetmenin 2012'de çektiği Jagten'den bu yana en iyi işi olarak kabul gören film, pek çok sinemaseverin yıl sonu listesinde yer almış, özellikle de başrolü Mads Mikkelsen'in oyunculuk ve dans performanslarıyla dikkat çekmişti. Ödül konuşmasında hayatı kutlayan bir film yapmak istediğini belirten ancak çekimlerden dört gün önce imkansızın gerçekleştiğine değinen Vinterberg, zaferini 2019 yılında yitirdiği kızı Ida Vinterberg'e adadı. Çekimlerin başlamasından hemen önce geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybeden Ida da normal şartlarda filmde yer alacaktı. Türkiye'deki ilk gösterimini Ekim ayında İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Filmekimi kapsamında gerçekleştiren Druk'un vizyon tarihi şimdilik belirsiz. Kanlarına karıştıracakları sınırlı dozda alkolle maksimum verim ve motivasyon alarak hayatlarına devam edebileceklerine inanan bir grup lise öğretmenini konu edinen film üzerine Aleyna Saral'ın yazdığı yazıya buradan ulaşabilirsiniz. Nordik sınırlarına bu sene ikinci Oscar'ı getiren isim ise yine bir Danimarkalı, Mikkel E. G. Nielsen, oldu. En İyi Kurgu dalında ödüle kavuşan Nielsen, En İyi Film dahil altı dalda birden yarışan Sound of Metal'ın (2019) kurgusundan sorumluydu. Daha önce Beasts of No Nation (2015) ve En kongelig aff re (2012) gibi filmlerin de kurgusunu üstlenen Nielsen, ödül konuşmasında Film Okulu'na verdiği yüksek fonlardan dolayı Danimarka'yı selamlarken, böyle devam etmelerini, çünkü bu fonların öğrencilerin becerilerini geliştirmelerine ve günün sonunda -bugün olduğu gibi- Oscar alabilmelerine vesile olduğuna vurgu yaptı. Şu an Amazon Prime Video üzerinden izlenebilen Sound of Metal, işitme duyusunu aniden yitiren baterist Ruben'a ve onun iyileşme yolculuğunda yaşadıklarına odaklanıyor. Filmin kadrosunda, Oscar'a da aday gösterilen Riz Ahmed ve Paul Raci'nin yanı sıra Olivia Cooke da yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/danimarka-yapimi-bir-netflix-dizisi-equinox/", "text": "Popüler bir Danimarka podcast'ine dayanan Equinox, İskandinav-noir kategorisine giren sevilen bir Netflix dizisi. Diziin ilk sezonu 2020'de yayınlandı. İskandinav dizilerinin eleştirilerinde İskandinav-noir terimini duymuşsunuzdur. Bunun anlamı, Danimarka, Norveç ve İsveç gibi ülkelerden gelen dizilerin karanlık ve karamsar olması. Genellikle biraz korkutucu olabilecek bazı psikolojik unsurlar içerdiği anlamına geliyor. Dizi, Tea Lindeburg tarafından yazılan ve yaratıldı. Dorthe Riis Lauridsen tarafından üretildi. Piv Bernth ve şirketi ITV Studio destekli Apple Tree Productions'ın baş yapımcılığını üstlendi. Ayrıca beğenilen bir podcast'e dayanan Equinox, yeni bir Danimarka dizisi. The Killing and The Bridge'in arkasındaki yapım şirketi. Altı bölümlük doğaüstü gerilim, folklor mitolojisini keşfeden, gizem odaklı, şüpheli bir hikaye. 2020'de Netflix tarafından yayınlanan Equinox, benzer bir temayı önerdiği için, Alman dizisi Dark'ın bir sonraki versiyonu gibi görünüyordu. Ancak Equinox daha çok Stranger Things, Midsommar, eksi korku ve mükemmel Fransız dizisi The Returned arasında bir çaprazlama. Equinox, daha varoluşsal soruları keşfetmek için çağdaş zamanlara bir halk masalı yerleştirerek ilginç bir gizem ortaya koyuyor. Equinox'un ilk bölümü açılırken Ida mezuniyetini sınıf arkadaşlarıyla kutluyor. Danimarka'da mezuniyetten sonra gelenek olduğu gibi, aynı sınıftaki öğrenciler arkası açık bir kamyona biniyor. Sınıf arkadaşlarının her birinin evlerine gidip ebeveynlerinin onlara yiyecek ve içecek ikram ettiği yere gidiyor. Ida'nın evinde dururlarken, küçük Astrid ablası ve annesi Lene arasındaki gergin bir tartışmaya kulak misafiri olur. Anne, Ida'nın kamyonete geri dönmesini istemediği için aşırı korumacı ve endişeli görünüyor. Bunun da iyi bir nedeni var, çünkü Ida ve 21 sınıf arkadaşının aynı gece iz bırakmadan ortadan kaybolacağı ortaya çıkıyor. Mezun olan öğrencilerden sadece üçü kaldı. Jakob, Amelia ve Falke. Onlar da kısa süre sonra sınıf arkadaşlarının ortadan kaybolmasının baş şüphelileri haline geldiler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/danimarkada-kullanilan-en-yaygin-danca-soyadlari-ve-anlamlari/", "text": "En sık görülen Danca soyadları listesi, her soyadın kökeni ve anlamı ile ilgili ayrıntıları içerir. Jensen, Nielsen, Hansen, Pedersen ve daha birçoğu.. Bugün Danimarka'da yaşayan Danimarkalıların yaklaşık % 4,6'sının Jensen soyadına sahip olduğunu ve Danimarka nüfusunun yaklaşık 1/3'ünün bu listedeki ilk 15 soyadından birini taşıdığını belirtmek gerekir. Danimarkalı soyadların çoğunluğu patronimiklere dayanmaktadır. Bu nedenle listedeki -sen eki ile bitmeyen ilk soyadı, 19. sırada yer alan Moller'dir. Kullanıcı adı olmayanlar çoğunlukla takma adlardan, coğrafi özelliklerden veya mesleklerden kaynaklanır. Bu yaygın Danimarka soyadları, Danmarks Statistik tarafından Merkezi Kişi Kaydı'ndan yıllık olarak derlenen bir listeden bugün Danimarka'da kullanılan en popüler soyadlardır. Nüfus rakamları 1 Ocak 2015 tarihinde yayınlanan istatistiklerden alınmıştır. - JENSEN (Nüfus: 258.203): Jens'in oğlu anlamına gelen patronimik bir soyadıdır. Jensen, Johannes veya John'un birkaç varyasyonundan biri olan Eski Fransız Jehan'ın kısa bir şeklidir. - NIELSEN (Nüfus: 258.195): Niels'in oğlu anlamına gelen soyadı soyadı. Niels adı verilen Yunanca adının veya halkın zaferi anlamına gelen Nicholas'ın Danca versiyonudur. - HANSEN (Nüfus: 216,007): Danimarka, Norveç ve Hollanda kökenli bu soyadı, Hans'ın oğlu anlamına gelir. Verilen Hans adı, Johannes'in Almanca, Hollandaca ve İskandinavya dilinde Tanrı'nın hediyesi anlamına gelen kısa biçimidir. - PEDERSEN (Nüfus: 162,865): Peder'in oğlu anlamına gelen bir Danimarka ve Norveç soyadı. Verilen isim Peter, taş veya kaya anlamına gelir. - ANDERSEN (Nüfus: 159,085): Anders'in oğlu anlamına gelen Danimarkalı veya Norveççe bir soyadı, Yunanca adından türetilen ve erkekçe, erkeksi anlamına gelen Andrew adına benzeyen ad. - CHRISTENSEN (Nüfus: 119,161): İsimlere dayanan bir başka Danimarka veya Norveç kökenli isim olan Christensen, Hıristiyan isminin yaygın bir Danca varyantı olan Christen'in oğlu anlamına gelir. - LARSEN (Nüfus: 115.883): Lars'ın oğlu anlamına gelen Danimarkalı ve Norveççe bir soyadı, Laurentius verilen adın defne ile taçlandırılmış anlamına gelen kısa bir biçimi. - SORENSEN (Nüfus: 110.951): Danimarka ve Norveç kökenli bu İskandinav soyadı, kıç anlamına gelen Latince Severus adından türetilen belirli bir ad olan Soren'in oğlu anlamına gelir. - RASMUSSEN (Nüfus: 94,535 ): Ayrıca Danimarka ve Norveç kökenli, ortak soyadı Rasmussen veya Rasmusen, Erasmus un kısaltması olan Rasmus'un oğlu anlamına gelen patronimik bir isimdir. - JORGENSEN (Nüfus: 88,269): Danimarka, Norveç ve Alman kökenli bir ad olan bu ortak soyadı, Yunanca 'un Danca versiyonu veya çiftçi veya toprak işçisi anlamına gelen İngilizce George adının Jorgen oğlu anlamına gelir. - PETERSEN (Nüfus: 80,323): T yazımıyla, Petersen soyadı Danca, Norveççe, Hollandaca veya Kuzey Almanya kökenli olabilir. Peter'ın oğlu anlamına gelen patronimik bir soyadı. - MADSEN (Nüfus: 64,215): Mads'in oğlu anlamına gelen Danimarka ve Norveç kökenli bir soyadı, Mathias veya Matthew verilen Danimarkalı bir evcil hayvan formu. - KRISTENSEN (Nüfus: 60.595): Yaygın olarak kullanılan Danimarka soyadı CHRISTENSEN'in bu farklı yazılışı, Kristen'in oğlu anlamına gelen patronimik bir addır. - OLSEN (Nüfus: 48,126): Danimarka ve Norveç kökenli bu yaygın soyadı adı, Ole, Olaf veya Olav adlarından Ole'nin oğlu olarak çevrilir. - THOMSEN (Nüfus: 39,223): Tom'un oğlu veya Thomas'ın oğlu anlamına gelen Danimarkalı bir soyadı, ikiz anlamına gelen Aramice veya Tom'dan türetilen belirli bir ad. - CHRISTIANSEN (Nüfus: 36.997): Danimarka ve Norveç kökenli, Hristiyan oğlu anlamına gelen soyadı. Danimarka'da en yaygın 16. soyadı olmasına rağmen, nüfusun% 1'inden azı tarafından paylaşılmaktadır. - POULSEN (Nüfus: 32,095): Paul adı verilen Danca versiyonu olan Poul'un oğlu olarak çevrilen Danimarkalı bir soyadı. Bazen Paulsen olarak yazılır, ancak çok daha az yaygındır. - JOHANSEN (Nüfus: 31.151): Yahya'nın bir çeşidinden türetilen soyadlarından bir diğeri, Tanrı'nın armağanı, Danimarka ve Norveç kökenli bu soyadı doğrudan Johan'ın oğlu olarak çevrilir. - MOLLER (Nüfus: 30,157): Soyadlardan türetilmeyen en yaygın Danimarka soyadı olan Danimarkalı Moller, değirmencinin mesleki adıdır. Ayrıca bkz. MILLER ve ÖLLER. - MORTENSEN (Nüfus: 29,401): Morten oğlu anlamına gelen bir Danimarka ve Norveç soyadı. - KNUDSEN (Nüfus: 29.283): Danca, Norveççe ve Almanca kökenli bu soyadı, düğüm anlamına gelen Eski İskandinav knutr'den türetilen belirli bir ad olan Knud'un oğlu anlamına gelir. - JAKOBSEN (Nüfus: 28,163): Yakup'un oğlu olarak çevrilen bir Danimarka ve Norveç soyadı. - JACOBSEN (Nüfus: 24,414): JAKOBSEN'in bir varyant yazımı (#22). Norveç'te ve dünyanın diğer bölgelerinde c harfi k harfinden daha yaygındır. - MIKKELSEN (Nüfus: 22.708): Mikkel'in Oğlu veya Michael, Danimarka ve Norveç kökenli bu ortak soyadın tercümesidir. - OLESEN (Nüfus: 22,535): OLSEN'in (# 14) farklı bir yazılışı, bu soyadı aynı zamanda Ole'nin oğlu anlamına da gelir. - FREDERIKSEN (Nüfus: 20,235): Frederik'in oğlu anlamına gelen Danimarka soyadı. Bu soyadın Norveççe versiyonu genellikle FREDRIKSEN olarak yazılırken, ortak İsveç versiyonu FREDRIKSSON'dur. - LAURSEN (Nüfus: 18,311): LARSEN (#7) 'nin bir varyasyonu, bu Danimarka ve Norveç soyadı Laurs oğlu olarak çevrilir. - HENRIKSEN (Nüfus: 17.404): Henrik'in oğlu. Henry'nin bir türevi olan verilen ad olan Henrik'den türetilen bir Danimarka ve Norveç soyadı. - LUND (Nüfus: 17,268): Bir koruda yaşayan biri için, esas olarak Danimarka, İsveç, Norveç ve İngilizce kökenli ortak bir topografik soyadı. Koru anlamına gelen lund kelimesinden, Eski İskandinav lundr'dan türetilmiştir. - HOLM (Nüfus: 15,846): Holm, çoğunlukla, Eski İskandinavya holmr kelimesinden gelen küçük ada anlamına gelen Kuzey İngilizcesi ve İskandinav kökenlerinin topografik bir soyadıdır. - SCHMIDT (Nüfus: 15,813): Demirci veya metal işçisi için bir Danimarka ve Alman mesleki soyadı. Ayrıca bkz. İngilizce soyadı SMITH. - ERIKSEN (Nüfus: 14.928): Ebedi hükümdar anlamına gelen Eski Norse Eirikr'den türetilen, kişisel veya ilk adı Erik'ten gelen bir Norveç veya Danimarka soyadı. - KRISTIANSEN (Nüfus: 13.933): Danimarka ve Norveç kökenli, Kristian'ın oğlu anlamına gelen soyadı. - SIMONSEN (Nüfus: 13,165): Oğlu anlamına gelen -sen son ekinden Simon Oğlu ve verilen adı duyma veya dinleme anlamına gelir. Bu soyadı, Kuzey Almanya, Danimarka veya Norveç kökenli olabilir. - CLAUSEN (Nüfus: 12.977): Bu Danimarka soyadı Baba'nın çocuğu anlamına gelir. Verilen Noel adı, Yunanca veya halkın zaferi anlamına gelen Nicholas'ın Almanca formudur. - SVENDSEN (Nüfus: 11.686): Bu Danimarka ve Norveççe soyadı, Sven'in oğlu anlamına gelir; Eski İskandinav Sveinn'den türetilen belirli bir addır, orijinal olarak oğlan veya hizmetçi anlamına gelir. - ANDREASEN (Nüfus: 11,636): Erkekçe veya erkeksi anlamına gelen Andreas veya Andrew adından türetilen Andreas oğlu. Danimarka, Norveç ve Kuzey Almanya kökenlidir. - IVERSEN (Nüfus: 10,564): Iver'in oğlu anlamına gelen bu Norveççe ve Danca soyadı, okçu anlamına gelen Iver adından gelmektedir. - OSTERGAARD (Nüfus: 10,468): Bu Danimarkalı alışkanlık veya topografik soyadı, Danimarka oster'den çiftliğin doğusu anlamına gelir, doğu anlamına gelir ve gard, çiftlik yeri anlamına gelir. - JEPPESEN (Nüfus: 9.874): Jeppe kişisel adından Jeppe'nin oğlu anlamına gelen Danimarkalı bir soyadı, Jacob'ın Danimarkalı bir şekli olan yerini alan anlamına gelir. - VESTERGAARD (Nüfus: 9,428): Bu Danimarka topografik soyadı, batı anlamına gelen Danimarka vesterinden çiftliğin batısı anlamına gelir ve çiftlik yeri anlamına gelen gard. - NISSEN (Nüfus: 9,231): Niş'in oğlu olarak çevrilen Danimarkalı bir soyadı, halkın zaferi anlamına gelen Nicholas adının Danca kısa biçimi. - LAURIDSEN (Nüfus: 9,202): Laurids'in oğlu anlamına gelen Norveç ve Danimarkalı bir soyadı, Laurentius'un Danimarkalı bir biçimi veya Laurentum'dan veya defne yaprağı anlamına gelen Lawrence. - KJ R (Nüfus: 9.086): Carr veya fen anlamına gelen Danimarka kökenli bir topografik soyadı, alçak, sulak alanların bataklık alanları. - JESPERSEN (Nüfus: 8,944): Danimarka'da bir Jasper veya Kasper türü olan ve hazinenin bekçisi anlamına gelen Jesper adından gelen bir Danimarka ve Kuzey Alman soyadı. - MOGENSEN (Nüfus: 8.867): Bu Danimarka ve Norveççe soyadı, Magnus adının harika anlamına gelen Danimarkalı bir biçimi olan Mogens'in oğlu anlamına gelir. - NORGAARD (Nüfus: 8.831): Danimarkalı bir alışkanlık soyadı kuzey çiftliği, kuzeyden veya kuzeyden ve gard veya çiftlik anlamına gelir. - JEPSEN (Nüfus: 8.590): Jep'in oğlu anlamına gelen Danimarkalı bir soyadı, Jacob'ın kişisel adının yerini alan anlamına gelen Danimarkalı bir biçimi. - FRANDSEN (Nüfus: 8,502): Frans veya Franz kişisel adının Danimarkalı bir türevi olan Frands'in oğlu anlamına gelen Danimarkalı bir soyadı. Latince Franciscus veya Fransız anlamına gelen Francis'den. - SONDERGAARD (Nüfus: 8.023): Danimarkalı sonder veya güney ve gard veya çiftlik anlamına gelen güney çiftliği anlamına gelen alışılmış bir soyadı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/fretex-norvecten-sosyal-girisimcilik-ornegi/", "text": "Norveç Kurtuluş Ordusu 'nun ticari bir uzantısı olan Fretex, barınakla birleştirilmiş küçük ölçekli bir geri dönüşüm tesisiyle 1905 yılında kuruldu. O zamanki adıyla Kristiana, bugünün ise Oslo'sunda faaliyete başlayan bu oluşum zamanla önemli bir sosyal girişimcilik örneği haline geldi. Fretex devlet organları, özel sektör, vakıf ve tüketicilerle birlikte çalışarak kolektif faaliyet göstermekte olup aynı zamanda AVRE ve ENoR üyesidir. Fretex'in faaliyetlerinin temelini, toplumun dezavantajlı kesimlerine iş imkanı sağlanması ve sürdürülebilir tüketimle çevreci yaklaşım benimsenmesi oluşturmaktadır. Bu misyonu başta giyim ve tekstil olmak üzere birçok eşyanın satıldığı ikinci el mağazaları, kağıt geri dönüşümü ve mesleki rehebilitasyon programlarıyla gerçekleştirmektedir. Ticari bir yapılanmaya sahip olmasına karşın kar amacı gütmemekte ve elde edilen gelirin tamamı Fretex'in sürdülebilirliği ve yardım amaçlı kullanılmaktadır. Fretex bugün Norveç'in en büyük mesleki rehebilitasyon şirketi olup her yıl 3000'den fazla kişiye meslek kazandırmaktadır. İş gücü ihtiyacı bulunan meslek gruplarında, kişilerin yetenek ve ilgi alanlarına göre bireysel eğitim formatları oluşturmaktadır. Böylece, toplumun dezavantajlı kesiminden binlerce insanın hem sosyal gelişimine hem de ekonomik özgürlüğünü kazanmasına önemli katkı sağlamaktadır. Fretex'in temel prensibi kültürel, etnik ve sosyoekonomik ayrım yapmadan toplumsal eşitliğin sağlanmasına katkıda bulunmaktır. Fretex aynı zamanda Norveç'in en büyük ikinci el tekstil toplayıcısı ve ikinci el mağaza zinciridir. İkinci el ürünlerin toplandığı 3500'ün üzerinde konteyner ve kullanılmış giysilerinin işlendiği 2 tesise sahiptir. Fretex, yılda ortalama 22.000 ton tekstil ürünü toplayarak ekonomiye geri kazandırmaktadır. Ürünlerden yeniden kullanıma uygun olanlar temizleme ve tamir işlemlerinden geçirilerek, yeniden kullanıma uygun olmayanlar ise farklı ürünlere dönüştürülerek ülkenin farklı noktalarında bulunan Fretex mağazalarında yerini almaktadır. Fretex'in biri internet mağazası olmak üzere toplam 46 mağazası bulunmaktadır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/iskandinav-sauna-kulturu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler/", "text": "Sauna, İskandinav kültürünün şüphesiz en önemli geleneklerinden biridir. Tarih boyunca İskandinav halkı için vazgeçilmez bir ritüel olarak görülmüş ve günümüze kadar bu mistik özelliğini korumayı başarmıştır. Bunun temelinde muhtemelen saunanın rahatlatıcı ve ferahlatıcı etkisi yatmaktadır. Tarih öncesi zamanlara dayanan sauna geleneği, bilimin saunanın sağlık üzerindeki olumlu etkilerini ortaya çıkarmasıyla, İskandinavların yaşamında daha da önemli bir yere sahip olmuştur. İskandinav sauna kültürü hakkında İskandinav ülkeleri arasında tatlı çekişmeler de sürmektedir. Özellikle Finlerin Norveçlilerin sauna ritüellerini biraz 'ruhsuz' bulduklarına dair söylentilere rastlamak mümkün. Saunanın nasıl ve ne zaman ortaya çıktığı bilinmemektedir, ancak takip edilebilen kayıtlara göre M. Ö. 7000'lere uzanan bir tarihi olduğu düşünülmektedir. Eski zamanlarda saunanın birçok dini ritüel ve batıl inançla ilişkilendirildiği de bilinmektedir. Örneğin, sauna elflerinin sauna kabinlerinin bakımından sorumlu olduğuna ve kötü davranışlar sergileyenlerin bu elfler tarafından cezalandırılacağına inanılırmış. İlk saunaların karanlık, dumanla kaplı ve toprak zeminli olduğu bilinmektedir. Doğu Slavların kültürüne ait en eski kronik olduğu tahmin edilen Nestor Kroniği'nde, sauna kabinlerine çıplak giren insanların dal demetleri ile kendilerini dövdükleri ve ardından üzerlerine soğuk su döktükleri anlatılmıştır. Bu gelenek günümüzde tam anlamıyla sürdürülmese de huş ağacı dallarından yapılmış fırçalar keselenmek amacıyla kullanılmaktadır. Bu fırçalar saunanın sıcaklığıyla buharlaşan esanslarıyla hoş bir koku oluştururlar. Sauna her ne kadar İskandinavya'nın genelinde yaygın olsa da, Finlerin bu geleneğin hakkını en çok veren toplum olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ulaşılabilen verilere göre, yaklaşık 5.5 milyon nüfusa sahip Finlandiya'da 2 milyon sauna bulunuyor. Yeni doğan bebekler hariç tüm Finler hayatlarında en az bir kez saunaya gitmişlerdir. Diğer bir ifadeyle, dünyaya yeni gelmenin şaşkınlığını atlatan her Fin saunayla tanışıyor. Sauna Finlerin yaşamında bu kadar önemli bir yer tutunca, hemen hemen tüm evlerde sauna bulunması çok da şaşırtıcı değil. Yazlık veya kışlık olarak kullanılan tatil kabinlerinde de mutlaka sauna bulunuyor Finlandiya'da. Norveç'te ise evlerin genelinde ve tatil kabinlerinde sauna Finlandiya'daki kadar yaygın değil. Norveçliler daha çok sauna otellerini ve sauna bulunan spor merkezlerini tercih ediyorlar. Ancak, son zamanlarda sauna kültürünün Norveç'te de popülerleşmeye başladığını söylemek mümkün. Buna paralel olarak, sauna olan evlerin sayısı da yıldan yıla artıyor. Ayrıca, 100 kişilik kapasite ile dünyanın en büyük saunalarından biri olan Ardna, Norveç'te bulunuyor. İskandinavya genelinde toplu alanlarda kullanıma açık saunalar oldukça yaygın. Şehir merkezlerinde veya doğayla baş başa kalabileceğiniz bölgelerde farklı alternatifler sunan saunalar mevcut. Sauna sonrası soğuk duş almak veya buz gibi okyanus suyuna atlamak da İskandinavlar arasında oldukça yaygın. Soğuk şokun cildin yaşlanmasını geciktirdiği ve bağışıklık sistemini iyileştirdiği biliniyor. İskandinavlar saunaya genellikle çıplak giriyorlar ve tahmin edilebileceği gibi çıplak sauna Finlandiya'da daha yaygın. Toplu kullanıma açık saunalarda ise sadece kadınlar ve erkekler için ayrı kabinler bulunuyorsa çıplak girişe izin veriliyor. Saunanın bilimsel olarak da desteklenen birçok fiziksel faydası bulunuyor. Bunların başında yüksek sıcaklıkla artan kan dolaşımı ve terleme ile atılan toksinler geliyor. Düzenli olarak uygulandığında kişinin genel sağlığı ve zindeliğini önemli ölçüde iyileştiriyor. Aynı zamanda stres seviyesini azalttığı ve kişilerin ruh sağlığını iyileştirdiği de biliniyor. Dünya ile ilişkiyi kesip sadece kendinize zaman ayırabileceğiniz mükemmel bir zaman kazandırmış olması da cabası. Bunun tam tersi olarak İskandinavlar saunayı sosyalleşmek için de sıkça tercih ediyorlar. Aileniz veya arkadaşlarınızla saunada sohbet eşliğinde keyif yapmak oldukça yaygın bir İskandinav aktivitesi. Hatta bazı kutlamaları sauna da yapmayı tercih edenler bile bulunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/kaffeost-kahve-ve-peynirin-sasirtici-kombinasyonu/", "text": "Kelimenin tam anlamıyla Kaffeost, İskandinav yarımadasının kuzey kesiminden gelen bu mutfak zevkinin bileşenlerini kendi içinde tanımlayan bir isim olan kahve ve peynir anlamına gelir. Tarif aslında İsveç Lapponia'dan geliyor, ancak komşu Finlandiya'da da çok yaygındır. Kuzey İskandinavya'da bir fincan kahve peynirle zenginleştirilir. Bu kombinasyon kesinlikle biraz riskli görünebilir, ancak bu İskandinav yarımadasında normal, hatta geleneksel kabul edilir. Ve aslında burada, acı kahve ve tipik bir yerel peynir olan Leipajuusto ile birlikte bir tarif olan Kaffeost doğdu. Ayrıca Kaffeost İsveç'te çokça bulacağınız bir şeydir. Ülkede Fika uygulaması günlük yaşamın sevilen bir ritüeli. Ancak Kaffeost, diğer kahve molalarına benzemez. Kahveyle peynir servis etme alışkanlığının nasıl ortaya çıktığı belli değil, herhangi bir peynir değil, Leipajuusto küpler halinde kesip acı kahveye daldırılır. Yine de, bu geleneğin iki ülkenin belirli bölgelerinin kültürüne ne kadar derinden kök saldığına dair hiç şüphe yok. Tüm İskandinav yarımadasında kahve ile ne kadar güçlü bir bağ olduğunu çok iyi biliyoruz. Norveç'te ise Karsk geleneğini bir düşünün. Özellikle Laponya'da kahve geleneğe göre el yapımı huş ağacı kaplarında servis edilir. İskandinavya'da kahve, enerji veren bir içecek veya günlük küçük bir zevkten ziyade, bir paylaşım ve sosyalleşme anı olarak görülüyor. Bu içeceğin misafirlere ikram edilmesi yaygın bir uygulamadır ve reddetmenin bir küstahlık jesti olarak görülmesi yaygın bir uygulamadır. Kaffeost servis edilirse şaşırmayın. Peynirle birlikte kahve içmek size doğal gelmeyebilir, ancak misafirperverlik kuralları en azından onu tatmanızı gerektirir. Sadece Leipajuusto'nun lezzetini keşfetmek için bile. Geleneksel bir Kaffeost bardağı, bir huş ağacından oyulmuş tahta bir kupanın dibine yerleştirilen bir küp peynirle başlar. Kaynayan kahveyi içine döktükten sonra, içiciler yumuşatılmış parçaları yudumlarken kaşıklayabilir veya geniş ağızlı bardağın dibinde kalan küçük peynirli posaların tadını çıkarabilirler. Nasıl zevk alırsanız alın, çok uzun süre beklemesine izin vermeyin. Soğuk tadı kesinlikle daha az çekici bir deneyimdir. Kaffeost, Sami'nin geleneksel yemeğidir. Sami, Kuzey İskandinavya ve Rusya'ya uzanan ve İsveç Laponyası'nın çoğuyla örtüşen bir bölge olan Sapmi'nin yerli halkıdır. Ren geyiği sütü ile özel olarak hazırlanan Kaffeost, nötr bir tada ve yumuşak, hafif kuru bir dokuya sahiptir. Aynı zamanda yüksek bir erime noktasına sahiptir ve birçok kahve fincanına giden yolu bulmadan önce parlak, altın bir dış yüzey elde etmek için pişirilir. Kaffeost, herhangi bir eski peynirle değil, sadece Leipajuusto ile servis edilir. Peki bunun diğer süt ürünlerinden farkı nedir? Genellikle inek sütü kullanılarak yapılır, ancak üretim alanına bağlı olarak koyun sütü veya ren geyiği sütü ile de yapılabilir ve belirli bir şekle sahiptir. Sığ disk şeklinde (2 veya 3 cm kalınlığında) üretilir ve serttir. Fırında, ızgara veya alevle pişirilir, bu da yüzeyindeki tipik kahverengi izleri açıklar. Bazen uzun bir raf ömrünü garanti edecek şekilde de kurutulur. Bu durumda servis yapmadan önce ateşin yanında yumuşatılır, böylece yenmesi çok zor olmaz. Leipajuusto'ya hizmet etmenin geleneksel yolu tam olarak kahvedir. Bunun için peynir küçük parçalara bölünür. Bazıları küçük bir fincan acı kahveye daldırılırken, diğerleri yan tarafta servis edilir. Böylece her bir içiciyi en iyi şekilde nasıl yiyeceğine karar vermesi için serbest bırakır. Kuzey İsveç'in suyu saftır ve pek çok eser mineralden arındırılmıştır ve doymak bilmez kahve içiciler tarafından büyük miktarlarda tüketildiğinde sodyum eksikliklerine neden olduğu söylenmektedir. Kaffeost tüketmek bu sorunu çözmeye yardımcı olur. Kahve aynı zamanda, yarı göçebe Sami için pragmatik ve uzun ömürlü bir elyaf olan kurutulmuş Kaffeost için mükemmel bir rehidrasyon sıvısı görevi görür. Tütsülenmiş ren geyiği ve tatlandırılmış bir ekmek olan kaffebrod ile birlikte servis edildiğinde, keskin, pürüzsüz, tuzlu, tatlı ve tuzlu yiyeceklerin ideal bir karışımıdır ve paylaşım için mükemmeldir. Kaffeost'un tadını tatmadan tarif etmek neredeyse imkansızdır. Kaynayan kahveye batırılan peynir, aslında erimeden hafifçe yumuşama eğilimindedir. Önce küçük peynir parçalarını yemeyi sevenler, önce kahveyi içmeyi tercih edenler var. Her halükarda, bu geleneksel olarak bir karşılama içeceği olduğundan, birlikte servis edilmeli ve içilmelidir, ancak oldukça hızlı şekilde. Bunun nedeni, deneyenlerin size söyleyeceği gibi, kahve soğuduğunda tadı kesinlikle daha az tatmin edici hale gelir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/karbon-salinimini-azaltan-cimento/", "text": "Beton dünya genelinde sudan sonra en çok kullanılan madde olup en önemli hammadesi bağlayıcı olarak kullanılan çimentodur. Bu kadar geniş ölçekte kullanılan bir malzeme olması betonu çevresel etkileri noktasında da kritik bir seviyeye taşımaktadır. Günümüzde beton üretimi dünyadaki insan kaynaklı toplam karbon ayak izinin yaklaşık %8'ini oluşturmakta ve bu oranın neredeyse tamamı çimento üretimi sırasındaki gaz salınımından kaynaklanmaktadır. Ölçekle ilgili yapılmış dikkat çeken bir benzetmeye göre; çimento bir ülke olsaydı, CO2 salınımında Çin ve Amerika'nın arkasından üçüncü sırada yer alacaktı. Hal böyle olunca çimento üretiminde yeni teknolojilerin geliştirilmesi veya alternatif malzemelerin bulunması küresel iklim krizinin etkilerinin nötralize edilebilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu motivasyonla yola çıkan Norveçli araştırmacılar, bakteri bazlı üretim metoduyla CO2 salınımını %80'e kadar azaltabilen BioZEment'i geliştirdiler. Çimento belki de modern zamanın en ilkel malzemelerinden biri olarak sayılabilir. Üretim prensibi, çimentonun iki önemli hammadesi kireçtaşı (CaCO3) ve kumun yüksek sıcaklıklarda (1450 C) ısıtılarak karışımda bağlayıcı özellik gösteren ara maddelerin oluşturulması prensibine dayanıyor. Yüksek ısı kaynaklı çözünme sırasında kireçtaşı kaynaklı yüksek oranda CO2 salınımı gerçekleşiyor. CO2 gazının üretim sırasında ara ürün olarak oluşması yanında, yüksek sıcaklıklara ulaşılabilmesi için büyük ölçüde fosil yakıt kaynaklı elektrik enerjisi kullanımı da dolaylı yoldan küresel ısınmaya etki ediyor. Norveçli araştırmacıların geliştirdiği yöntemde, kireçtaşı ve kum karışımı ısı yerine bakterilerin metabolik faaliyetleri ile tepkimeye sokuluyor. Çalışmada kullanılan bakteriler, Verdal'daki taşocağı çevresinde keşfedilmiş ve kireçtaşının katalize edilmesinde önemli bir rol oynadıkları tespit edilmiş. Çeşitli asitlerin üretilmesine neden olan bakteri faaliyetleri kireçtaşını kalsiyum iyonlarına ve karbonata dönüştürerek CO2 oluşumunu engelliyor. Üretimin ikinci aşamasında, farklı bir tür bakteri ile karıştırılan kumun üzerine katalize edilmiş kireçtaşı ile birlikte üre ilave ediliyor. Buradaki bakteriler ürenin ayrışmasına yardımcı olarak karışımın asitlik seviyesini düşürüyor, böylece bağlayıcı görevi gören kalsiyum karbonat kristalleri elde ediliyor. Yöntemin tamamı yeni bir teknoloji olmamasına karşın, kullanılan bakteriler ve çimentoya uygulanmasıyla birçok kullanım alanına kıyasla çok daha az miktarda üre kullanımı gerektriyor. En önemlisi de çimentoya uygulanabilirliği ile amaca hizmet ederek karbon salınımını büyük ölçüde minimize ediyor. Araştırmacılar şuanki aşamada çimentonun bu haliyle bir binanın tamamında kullanılamayacağını, ancak elde edilen sonuçların büyük ölçüde sürdürülebilir kentler anlayışına pratik katkı sağlayacağını ifade ediyorlar. Henüz sadece tuğla formuna getirilen malzemenin gelecekte farklı kullanım alanları bulması da muhtemel. Birçok yeni teknolojide olduğu gibi, maliyetin düşürülmesi de araştırmacaların üzerinde durduğu bir diğer konu. BioZEment'in şuanki üretim maliyeti, geleneksel bir tuğlanın üretim maliyetinden %10 daha fazla."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/knausgaard-evrenine-giris-bileti/", "text": "Geçtiğimiz günlerde Sylvester Stallone, Rocky dizisi için senaryo yazmaya başladığını açıkladı. Rocky'yi Rocky yapan yılları anlatan bir dizi olacakmış. Kuşkusuz merak uyandırıcı bir gelişme ama pek şaşırtıcı değil; ne de olsa sinemada, beklentilerin çok ötesinde gişe başarısı kazanan filmlerin mutlaka devam filmlerinin çekilmesine, devam filmleriyle birlikte bir şekilde hikayenin sonuna gelindiğinde ise her şeyin başladığı noktaya ya da daha öncesine dönülmesine alışığız. Diğer bir deyişle prequel'lere! Tek fark, şu sıralar diziler daha popüler olduğu için söz konusu hikayenin bir film değil de bir dizi şeklinde çekilecek olması. Genel olarak bir yazarın neden yazdığını değil de Knausgaard'ın neden yazdığının cevabını okuyoruz İstemsiz'de. Bu kişisel çerçeveye yazarın yakın takipçileri alışık elbette ama Knausgaard'ı ilk defa bu kitapla okuyacaklar için bazı bölümler havada kalabilir. Çünkü Knausgaard neden yazdığını, yazdıkları üzerinden anlatıyor. Bu da bizi yeniden prequel kavramıyla karşı karşıya getiriyor. Böylesi filmlerden alınabilecek seyir zevki artırmanın yolu, önceki filmlerin hikayelerine hakim olmaktan geçiyor. Örneğin 2007 tarihli Hannibal Doğuyor filminin asıl anlamı, 1991, 2001 ve 2002 tarihli Hannibal filmlerinde gizli. Ya da şu sıralar merakla beklenen House of the Dragon dizisi için Game of Thrones'a olan hayranlığınızın seviyesi önemli, diyebiliriz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/nordifakt-anti-mikrobiyal-eko-teknoloji-tasarimi-havlu/", "text": "Nordifakt, Kopenhag merkezli bir tasarım şirketidir. Havluda eko teknolojik bir devrim yaratan şirket birçok girişimciye yol gösterecek gibi duruyor. Nordifakt adı Nord ve Artefakt sözcüklerinden oluşmaktadır. Danimarkalı şirketin kökleri, kuzeyin klasik estetiğine ve evinizdeki eserlerin işlevsel taleplerine dayanmaktadır. Nordifakt'ın arkasındaki yaratıcılar, anneler ve arkadaşlar, Sofie King ve Trine Johansen'dir. Hızlı hareket eden moda, pazarlama, tasarım ve ticarette birleşik bir deneyime bilgilere sahipler. Kısa süre önce faaliyete geçen eko-teknoloji şirketleri Nordifakt ile evlerimizi hem daha yeşil hem de daha akıllı hale getirmek için yapılmış harika görünümlü İskandinav tasarım ürünleri geliştiriyorlar. Kaliteli malzemelere ve amaca yönelik tasarıma önem veriyorlar. Ayrıca iklim dostu ve çevre dostu ürünler yaratıyorlar. Dilerseniz onları web sitelerinden ve instagram adreslerinden takip edebilirsiniz. Geçen bir buçuk yılı havluyu yeniden düşünerek ve yeniden yapılandırarak, ona anti-mikrobiyal bir eko teknoloji ve yeni bir görünüm kazandırarak geçirdik. Anti mikrobiyal eko-teknoloji, havlunun sürekli kendi kendini temizlediği ve artık kokulu bakteri yayan havlular için endişelenmenize gerek olmadığı ve her zaman taze ve temiz bir havluda kurulayacağınız anlamına gelir. Akıllıca! Daha az yıkayarak zamandan ve sudan tasarruf edersiniz, bu da hem sizi hem de çevreyi biraz daha mutlu eder ve daha az yıkadığınız için havlunuz daha uzun süre dayanır. Ek olarak, Kopenhag havlusu sizi gün boyu takip edecek şekilde tasarlanmıştır. Temel olarak, teknolojinin temiz tuttuğunu bilerek sabahları duşta, yoga dersinde battaniye olarak ve aynı gün sahilde kullanabilirsiniz. Bildiğimiz gibi, bakterilerin en sevdiği buluşma yerleri sıcak ve nemli ortamlardır. Bu da sıcak bir banyoda nemli havluları bakterilerin büyümesi için mükemmel bir yer haline getirir. Nordifakt'ın Kopenhag Havlusu, havluyla temas eden ve dolayısıyla kötü kokmasına neden olan tüm bakterilerin % 99'undan fazlasını öldürmek için geliştirilmiştir. Sürdürülebilir arıtma, bakterileri, mantarları ve diğer mikropları etkili bir şekilde öldüren düşük konsantrasyonda geri dönüştürülmüş gümüş tuzundan oluşur. İşlem tekstil üretiminin bitim aşamalarında uygulanır. Laboratuvar testleri, gümüş tuzun bir ömür boyu havluda kaldığını, bu nedenle sürekli olarak sürdüğünü gösteriyor. İnsanlar ekoloji ve sürdürülebilirlik konusunda daha bilinçli hale geldikçe, Nordifakt eko-teknolojiyi kullanmanın doğal bir adım olduğuna ve günlük sıradan ürünümüzü aynı anda hem daha akıllı hem de daha sürdürülebilir kıldığına inanıyor. Birçoğumuzun bugünlerde yaşadığı yoğun yaşam tarzlarının farkında olan ekip, iş programlarını ve ev işlerini hokkabaz kılarak, bu durumda çamaşır yıkarken, çeşitli yönlerine uyan ev temelleri ile zamandan tasarruf etmenize olanak tanıyan ürünler yaratıyor. senin hayatın. Havluları hijyenden ödün vermeden aynı gün birden fazla durumda kullanılabilir. Sürdürülebilirlik temel faktörlerinden biri olan Kopenhag Havlu,% 100 Eco Cotton'dan üretilmiştir ve Oeko-tex sertifikasına sahiptir. Havlu ayrıca İskandinav tasarımından ödün vermeden hafif, dayanıklı ve hızlı kurur."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/04/promiyer-nelson-elle-smile/", "text": "Tam üzerine bir şeyler alıp dışarı çıkabileceğin İskandinav yaz akşamlarına götüren bir keşif ile karşınızdayız; Nelson Elle Smile! Nelson Elle'nin müzikal yolculuğunu yakından takip etmek için Instagram hesabını takip etmeyi, şarkılarını çalma listelerinize eklemeyi unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/101-reykjavik/", "text": "Hallgrimur Helgason 101 Reykjavik adlı romanı 1996'da yayınladıktan tam dört sene sonra sinema adaptasyonu için İzlanda'nın önde gelen yönetmenlerinden Baltasar Kormakur kolları sıvadı. Aslında Kormakur'u çok yönlülüğüyle tanıyoruz. Yönetmen, oyuncu, yapımcı ve senarist gibi pek çok görev üstlenen Kormakur aynı zamanda 101 Reykjavik'te de hem oyuncu hem de yönetmen olarak karşımıza çıkıyor. Aslında filmin ismi 101 Reykjavik adeta Reykjavik'e giriş dersini çağrıştırsa da aslında Reykjavik'in Mioborg bölgesinin posta kodundan ismini alıyor. Yine de film Reykjavik'ten sunduğu enstantanelerle 2000'lerin başında İzlanda'da hayatın nasıl olduğunu adeta belgeselvari bir şekilde sunuyor. O nedenle giriş filmi niteliği özelliğini hala koruyor. B sınıfı bir film olarak tanımlansa da 101 Reykjavik Toronto Film Festivali'nde keşif kategorisinde ödül kazanmıştı. Reykjavik hakkındaki anlatı ise protagonist Hlynur Björn'ün kafasındaki gariplikler üzerinden birinci tekil ağızdan aktarılıyor. Hlynur, şehir merkezinden kesinlikle ayrılmayan, işsiz ve otuzlu yaşlarının başında olmasına rağmen hala annesiyle birlikte yaşayan bir adam. İnternette vakit öldüren veya video izleyen Hlynur, akşamları ise K-bar'a gider. K-bar ise bugün bile Reykjavik'in en popüler mekanı Kaffibarinn'in film evrenindeki tezahürüdür. Nitekim bu popülaritede Damon Albarn'ın da etkisi vardır, çünkü 2000'lerin başında Albarn mekanın sahiplerindendi. Aynı dönemde Björk'ün de ünlenmesiyle birlikte aslında Reykjavik birden bire kuzeyin gözde ve yükselen şehri oluyor. 101 Reykjavik adlı film de bu atmosferi kesinlikle yansıtıyor. Zaman zaman Borat'ı anımsatan Hlynur karakterinin gözünden İzlanda'yı kendi deneyimleriyle görmek gerçekten enteresan bir seyir deneyimi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/augustine-kesif/", "text": "Göteborg'un dışında Jörlanda adlı küçük bir kasabanın sesi olan 23 yaşındaki İsveçli müzisyen Augustine bu senenin gözde isimlerinden. Göteborg'un zengin indie müzik kültürünü de göz önünde bulundurursak Augustine'in bu çevreden çıkarak İsveç'in müzik endüstrisini etkilememesi de şaşırtıcı olurdu. İsveç'teki en samimi ve bağımsız konser mekanlarının Göteborg'da bulunması ayrıca müzisyenler için de bir avantaj. Augustine'in kurduğu romantik ve hayalperest ses evreni aşk hikayeleri, birini kaybetme korkusu, kasırganın içinde mahsur kalma hissiyatı gibi konuları mercek altına alıyor. Depresif ama bir yandan içimizi ısıtan bir his bırakıyor. 2019'da İsveç'in Bağımsız Müzik Ödülleri'nde Yılın Pop Sanatçısı Ödülü'nü alan genç müzisyen yavaş yavaş İngiltere ve ABD gibi müzik endüstrisinin gelişmiş olduğu ülkelerde de artan bir dinleyiciye sahip. Kalpleri yakalayan büyüleyici sesiyle Augustine aynı zamanda farklı eğilimlerdeki müzisyenlerden etkileniyor. Özellikle Bob Dylan ve David Bowie'den küçük yaşlardan beri etkilenen Augustine, disko, upbeat ve 80'lerin tınılarından ABBA'yı severek dinlediğini söylüyor. Ayrıca Guns N Roses, Green Day ve Iron Maiden gibi metal gruplardan bile ilham aldığını belirtiyor. Bütün bu farklı müzikal eğilimleri bir potada eriten Augustine'nin Wishful Thinking adlı EP'si favorilerimizden. Genç müzisyenin son zamanlarda yayınladığı tekliler ise ufuktaki ilk albümünün habercisi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/benedikt-balconydream/", "text": "Geçtiğimiz haftalarda Nordik Keşif kapsamında bahsettiğimiz Norveç'in dokuz kişilik en indie orkestrası Benedikt şahane bir albümle yeniden bizimle buluşuyor. İki sene boyunca albüm üzerinde dur durak bilmeden çalışan Benedikt Balcony Dreami adeta ilmek ilmek işlemiş. On bir parçadan oluşan albümü baştan sona dinlediğimizde ise hiçbir şarkının fire vermediğini, bütünlüklü bir hikaye anlatan, çizgisi şaşmayan ve her parçada orkestranın çok sesliliğini gösterdiğini düşünüyoruz. Hem bir orkestra hem de bir müzik topluluğu şeklinde işleyen Benedikt'in odak noktası ise Jouska ve Whales & This Lake'ten tanıdığımız Hans Olav Settem. Grubun adeta beyni gibi çalışan Settem hem vokalistlik yapıyor, çeşitli enstrümanlar çalıyor, şarkıları yazıyor, şarkıların yapımcılığını ve miksajını üstleniyor. Neredeyse bir auteur yönetmenmiş gibi aslında grubun liderliğini üstleniyor. Şarkı yazarlığına muhafazakar bir müzik lisesinde çalkantılı bir şekilde başlayan Settem müziği teselli ararken bir araç olarak gördü. King Creosote, Vashti Bunyan ve Elliott Smith bu süreçte ona yol gösterdi. Genellikle akustik gitarın ve Hans Olav'ın ninni esintili sakin sesi Benedikt'in ses evrenini oluşturuyor. Steel gitar, banjo, çello, piyano, akordeon, bas, trombon ve perküsyonların da katman katman eklenmesiyle her şey artık süslenmiş, en mükemmel haline ulaşıyor. Folk tınılarıyla özdeştirebileceğimiz Benedikt melankoliyi hissettirse de bir yandan umut da aşılıyor. Bazı parçalarda geri vokallerde Emilie Cathrin Korsvold ve Marit Othilie Thorvik eşlik ediyor. Balcony Dream öylesine bütünlüklü bir albüm ki en sevdiğimiz bir veya birkaç parçayı seçmek bir diğerine haksızlık etmek olur. O nedenle albümü baştan sona dinlemenizi tavsiye ediyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/communions-pure-fabrication/", "text": "Communions'ı 2019 yılında Oslo'da gerçekleşen by:Larm Festivali programı sayesinde keşfetmiştik. 2017'de ilk albümünü yayınlayan grup aralarda tekliler ve beşer parçalık iki EP yayınlamıştı. Ancak grubun diskografisini mercek altına aldığımızda albümler haricinde diğer tekliler ve EP'ler arasında istikrarlı bir çizgi görmek güçtü. Bunun nedeni bu süre zarfında grubun form değiştirmesiydi. Martin ve Mads'in lise arkadaşlarının gruptan ayrılmasıyla Communions iki erkek kardeşin öykülerini anlattığı bir indie grubuna dönüştü. Grubun ilk parçalarında punk tınıları hakimken yeni albüm Pure Fabricationda ise indie ağır basıyor. Odysseia tarzında bir yolculuk hikayesi anlatmayı amaçlayan Martin ve Mads bu süreçte geçirdikleri varoluşsal krizlerden ve kimlik krizlerini fazlaca şarkı sözlerinde yansıtmaya çalışmış. Özellikle Martin, ABD'nin Seattle şehrinde yaşarken birden bire Danimarka'ya dönmek zorunda kalınca yaşadıkları kültür şokunu bir süre atlatamadıklarını belirtiyor. Her ne kadar zorlu bir süreç olsa da bütün bu yaşanmışlıklar aslında Communions'ın şahane bir albüm ortaya koymasına da neden oluyor. Müzikalite, şarkı sözleri, aranjmanlar, kısaca bir albüme dair üzerinde çalışılınılan bütün unsurlar Pure Fabricationda olgunluk seviyesine erişmiş. Tam da bir yolculuk anlatısından bahsederken bu görevi asıl üstlenecek parça ise Bird of Passage oluyor. Göçmen kuş anlamına gelen parça, Martin ve Mads'in Danimarka'ya taşınmalarını, bu süreçte neler yaşadıklarından bir nevi bahsediyor. Aynı zamanda bu parçaya iki kardeşin çocukluk görüntülerinden ve güncel görüntülerinden oluşan bir müzik videosu eşlik ediyor. On beş parçadan oluşan bir saatlik bu albümde parçalar arası geçişler, hikayelerin evrilişi de bir hayli enteresan. Bu nedenle açılış parçasından minik detayları paylaşıp sizi ikinci parça Humdrum ile baş başa bırakmak en iyi çözüm gibi. Ayrıca Martin ve Mads albümün şerefine çıktıkları bir radyo programında Trentemoller'in Miss You/ Never Stop Running parçasını akıllara zarar bir şekilde yorumladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/coucheron-cannonball-2/", "text": "2015'te Playground adlı EP'si ile çıkışını yapan Coucheron aynı yıl içinde Spotify tarafından Spotlight Artist unvanını aldı. Kariyerinin ilk günlerinden beri de uluslararası müzik sahnesinin büyük isimleriyle hem müzisyen hem de yapımcı olarak iş birliği yaptı. Pitbull, Nick Jonas, Charlie Puth, Mayer Hawthorne sadece bunlardan birkaçı. Coucheron yayınladığı ilk parçalarla bile memleketi Norveç'te daha turne yapmadan Kuzey Amerika'da büyük bir turneye imza attı. Ardından Pasha ile ortak bir projeye girişen müzisyen yine elektronik hitlere imza attı. Dans edilesi popumsu tınıları elektronika ile harmanlayan müzisyen yeni teklisi Cannonballda ise funk detaylarını da müziğine ekliyor. Eklektik yapıdaki tekli ise tam bir yaz parçası."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/dugnad-norvecin-ulusal-gonullu-calisma-gelenegi/", "text": "Dugnad, Norveç kültürünü ve Norveçlileri anlatan en iyi kelime. Norveç'in neden Dünya'nın en huzurlu ülkelerinden biri olduğunu da açıklıyor. Herhangi bir nedenle Norveç kültürünü ve toplumunu yalnızca tek bir sözcükle tanımlamaya zorlandıysanız, Dugnad aslında oldukça iyi bir cevap olacaktır. Özünde, Dugnad Norveç'te güçlü bir toplumsal çalışma normudur. Yüzyıllar öncesine kadar dayanıyor ve büyük olasılıkla ülkeyi bugün olduğu ve temsil ettiği şeye göre şekillendirmede önemli bir rol oynamıştır. Peki Norveç'in dünyanın birçok ülkesine göre COVID-19 sürecini daha iyi yönetmesinin ardındaki sebebi merak etmiş miydiniz? İşte eşsiz Norveç geleneği Dugnad hakkında bilmeniz gereken her şey burada. Norveç Ansiklopedisi Mağazası Norske Leksikon'a göre, Dugnad birlikte yapılan gönüllü, ücretsiz iş olarak tanımlanıyor. Kesinlikle yanlış olmasa da, konsept bundan çok daha fazlasını bünyesinde barındırıyor. Dugnad, tek bir cümleyle açıklaması veya tercüme etmesi kolay bir kelime değil. Tıpkı Danimarka'da bir kültür olan Hygge gibi... Dugnad, yardım anlamına gelen eski bir İskandinav kelimesinden gelir. Norveçliler için Dugnad, içinde yaşadıkları toplulukların gelişimine katkıda bulunma isteklerini özetliyor. Normalde Dugnad, dışarıda yapılan işleri içerir ve çoğunlukla el işçiliğini içerir. Norveçlilerin çoğu Dugnad'ı görevleri olarak görüyor ve katılım onlara yardıma ihtiyaçları olduğunda yerel topluluklarını arama hakkını veriyor. İnsanları bir araya çağırırken ve mümkün olan yerlerde herkesi yardım etmeye teşvik ederken, Dugnadsand kelimesi sıklıkla kullanılır. Bu Dugnad Ruhu anlamına gelir ve topluluk için ayağa kalkma ve kendinden daha fazla kazanan işe katılma istekliliğini tanımlar. Bir Dugnad düzenlenirken tüm topluluk katılır. Bu, yaşın, cinsiyetin, dinin ve sosyal konumun daha büyük bir iyilik için bir kenara bırakıldığı büyük bir sosyal eşitliktir. Her insan elinden gelenin en iyisini yapmak için elinden geleni yapar. Dugnad günleri genellikle mevsimler değiştiğinde gerçekleşir. Sonbaharın sonunda, kamu binalarını ve tesislerini kışa hazırlamak için gün harcanır. İlkbahara hazırlanmak keyifli bir zamandır, çünkü halka açık parklar ve bahçeler, yaz boyunca devam edecek güzel çiçek gösterilerine hazırdır. Yeniden sonbahara hazırlanmak, bahçelerde veya parklarda çalışmayı gerektirir. Binalar üzerindeki onarım çalışmaları, Norveç'te bazen yaşanan şiddetli hava koşullarına dayanacak şekilde uygun olmalarını sağlar. İlkbaharda Dugnad günü düzenlemenin bir nedeni de 17 Mayıs kutlamalarına hazırlanmaktır. Bu, Norveç'in Ulusal Günü. 1814'te Norveç Anayasası'nın imzalanmasının yıldönümünü işaret ediyor (Norveç'in tamamen bağımsız olabilmesi için 1905'e kadar beklemesi gerekmesine rağmen). 17 Mayıs'ta ülke çapında geçit törenleri yapılır ve ulusal bayrak hemen hemen her yerde dalgalanır. Bu büyük bir ulusal parti ve Norveç'in her yıl hazır olması gerekiyor. Bir gelenek olarak Dugnad, Vikingler çağına kadar uzanır. Vikingler denizcilerdi ve gemileri genellikle kuzey Avrupa'daki kıyı topluluklarında korku uyandırırdı. Bir gemi eve döndüğünde, topluluk onu sudan çıkarıp kıyıya çıkarmak için bir araya gelirdi. Daha sonra bir sonraki yolculuk için onarılabilir ve yeniden takılabilir hale getirirlerdi. Çocuklardan yaşlılara kadar herkes dahil olurdu. Her insanın oynayacağı bir rol vardı. Gemilerin sahile taşınması, Viking topluluğunun nasıl birlikte çalıştığının sadece bir örneğidir. Vikinglerin tören ve ziyafet için kullandıkları büyük salonlar gibi evler de topluluk çabalarıyla inşa edilirdi. Her başarılı topluluk çabası bir ziyafetle sona ererdi. Bu, bugün devam eden geleneğin bir parçasıdır! Gelenek, sonraki yüzyıllar boyunca devam etti. Çiftçi toplulukları zorlu kışlara hazırlanmak zorundaydı ve bunu birlikte çalışarak yaptılar. Tüm topluluk yardım ettiyse, herkesin zorlu kış aylarında hayatta kalma şansı daha yüksek olurdu. Modern Norveç, ulusal ruhun içinde yer alan bu geleneği sürdürmüştür. Topluluk önderliğindeki eylem geleneği günümüze kadar devam etmiştir. Her topluluk veya mahalle, alanı iyileştirecek çalışmaları gerçekleştirmek için bir araya geliyor. Okullar, kütüphaneler ve spor tesisleri gibi ortak binalar boyanıyor, onarılıyor ve hatta yeniden inşa ediliyor. Parklar ve bahçeler temizleniyor, ekiliyor ve biçiliyor. Bazen bir oyun alanı etrafındaki çitleri değiştirmek veya bir macera oyun alanı inşa etmek gibi büyük işler de yapılıyor. Dugnad günleri genellikle topluluk liderleri tarafından istenen bir hedefe ulaşmak için birleşik bir çabanın gerekli olduğunu gördüklerinde çağrılır. Projenin herkese fayda sağlayacağını bildikleri için çoğu insan isteyerek olumlu yanıt verir. Dugnadları genellikle bir kutlama izler. Bu bir barbekü, parti veya bir masaya serilen birkaç içecek olabilir. Norveç toplumunda Dugnad nasıl önemliyse, sonraki kutlama da öyle! Son yıllarda yeni bir Dugnad türü ortaya çıktı. Spor takımları, okullar, yürüyüş grupları, izciler ve diğer gönüllü dernekler genellikle para toplamaya ihtiyaç duyar. Bu, saha gezilerine gitmek veya sadece günlük faaliyetlerini finanse etmek için yapılır. Norveç'in eşitlikçi ideallerinden ötürü, velilerden veya katılımcılardan ödemeyi kendi ceplerinden yapmalarının beklenmesi adil görülmemektedir. Bunun yerine, bağış toplama Dugnadları düzenlenir. Temelde, spor takımları ve okullar tuvalet kağıdı, tebrik kartları, ateş yakıcılar, çoraplar, kurabiyeler ve daha fazlası gibi ev ürünlerini satıyorlar. Ürünler arkadaşlara, komşulara ve ailelere satılıyor. 12 Mart 2020'de Norveç Başbakanı Erna Solberg, COVID-19'un yayılmasını yenmek için ulusal bir Dugnad çağrısında bulundu. Norveçlilerin çoğu muhteşem yanıt verdi ve ulusal, birleşik bir çabaya ihtiyaç olduğunu kabul etti. - Bir dugnad projesini tamamladıktan sonra kutlamak zorunludur. Büyük bir parti için iyi bir sebep. - Dugnad ruhunun Norveçlileri dünyadaki en mutlu insanlardan biri yapmada bir rol oynaması pek olası değil. - Hatta cehennemde Dugnad günleri bile var! Bunun nedeni, Norveç'in Cehennem adında bir köyü olmasıdır. - Dugnad'ın sesi, 2020 baharının sonundaki tecrit sırasında Oslo'nun boş şehri olarak tanımlandı. - Norveçlilerin bir Dugnad projesine dahil olduklarında bol miktarda kahve içtikleri biliniyor. Norveçliler büyük kahve severler. - Norveç'te bulunduğunuz süreçte bir Dugnad çağrısına olumsuz yanıt vererek katılmayan olmak istemezsiniz. Zira katılımcı olmayanlar ortak hedefe katkıda bulunmadan faydaları elde edebilecekleri için bu hoş karşılanmaz. - 2004 yılında, Dugnad Norveç'te yılın sözcüğü seçildi. - Ayrıca, Oslo'da Dugnad'ın ne olduğunu açıklamaya çalışan insanların güzel bir YouTube videosu da bulunmaktadır:"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/iklim-aktivisti-greta-thunberg-isvecin-yeni-posta-pullarinda-resmedildi/", "text": "İsveç'in ulusal posta teşkilatı PostNord, iklim aktivisti Greta Thunberg'in de yer aldığı yeni pul serisini piyasaya sürüyor. İllüstratör Henning Trollback tarafından tasarlanan posta pullarında, İsveç'in eşsiz doğasının gelecek nesiller için korunması amacıyla yürüttüğü çalışmalar sebebiyle Greta Thunberg'e de yer verildi. İsveç hükümetinin yakın zamanda hazırladığı 16 maddelik çevre hedefleriyle de paralellik gösteren yeni posta pullarındaki hakim tema, İsveç'in doğal mirası olarak belirlendi. Thunberg, Trollback'in Valuable Nature adlı serisinin bir parçası olarak tasarlanan pullarda ikonikleşmiş sarı yağmurluğu ile kayalık bir uçurumun tepesinde ve etrafında uçuşan kırlangıçlarla birlikte resmedildi. Böylelikle geçmişte posta pulu üzerinde resmedilen ; Alfred Nobel, Greta Garbo, Zlatan İbrahimovic ve Avicii gibi ünlü İsveçliler arasına Greta Thunberg'de katılmış oldu. Yurt içine gönderilen mektuplarda dolaşıma girmesi beklenen yeni pulların tasarımlarında; İsveç'in flora ve faunasından örnekler, dağlar, ormanlar, benzersiz biyolojik çeşitliliğe sahip bataklıklar ve nesli tükenmekte olan yeşil benekli kurbağanın da resimleri yer alıyor. PostNord'dan Kristina Olofsdotter, Greta'nın pullarımızda yer almasından memnuniyet duyuyoruz. Bu doğal miras oldukça önemli ve bunu korumak için herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor. diyerek konuyla ilgili düşüncelerini belirtiyor. Greta'nın 2018 yılında 15 yaşında bir öğrenci olarak başlattığı iklim için okul grevi hareketi bir çığ gibi büyüyerek küresel iklim eylemlerine dönüşmüştü. 2019 yılında Time dergisi tarafından yılın kişisi seçilen ve bu ünvanı alan en genç birey olarak tarihe geçen Greta Thunberg geçtiğimiz ay 18 yaşına girdi. Z kuşağının en büyük temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Greta 18. yaş günü için kendisiyle röportaj yapan Sunday Times'a konuştu. Röportajda yeni kıyafetler almayı bıraktığını, uçağa binmek yerine deniz seyahatleri yaptığını ve tüketici olmayı bıraktığını söyleyen Greta, yine de yaşam tarzı ve tercihleri kendisinden daha az çevre dostu olan insanları yargılamadığını belirtiyor. Yaşam tarzı, çoğu batılı gencin yaşayış biçiminden oldukça uzak olsa da Thunberg, herhangi bir şeyi kaçırdığımı hissetmiyorum. diyor. Mutlu olmak için Tayland'a uçmama gerek yok. İhtiyacım olmayan kıyafetleri satın almaya ihtiyacım yok, bu yüzden bunu bir fedakarlık olarak görmüyorum. diyerek düşüncelerini aktarıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/jantelov-ve-meshur-carlsberg-reklami-arasindaki-iliski/", "text": "Hani şu Mads Mikkelsen'ın reklamında oynadığı Muhtemelen dünyanın en iyi birası. olan reklam. Gelin şimdi onu bir de o bu açıdan inceleyelim. Danca'da ve Norveççe'de Janteloven, İsveççe'de Jantelagen, Fince'de Jantelaki ve İzlanda'da Jantelögin olarak bilinen bu kavram, İskandinav bölgesine özgü bir sosyal kodu göstermektedir. Jantelov Sosyal Kanunu, kolektif başarılara ve refaha vurgu yapar ve bireysel başarılara odaklanmayı küçümser. Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya ve İzlanda'da geçerli olan temel bir İskandinav felsefesi ilkesidir. Jantelov'ı anlamak, bu ülkelerin hem tarihini hem de günümüz kültürlerini anlamak için çok önemlidir. Jantelov en basit haliyle, tüm İskandinavların nasıl davrandığını açıklar: toplumu bireyin önüne koymak, bireysel başarılarla övünmemek ve başkalarını kıskanmamak. Elbette bu gerçek bir kanun değil! Jantelov daha çok konuşulmamış bir sosyal normlar dizisidir. Jantelov hakkında daha fazla bilgi edinmek için Jante Yasası: İskandinavların Tevazu Kültürü yazımızı okumalısınız. İskandinav ülkelerde işyerlerinde bireyler arasında önemli bir güven ve gerçek bir eşitlik duygusu bulunuyor. Örneğin, bir şirketin CEO'sunun, kahve fincanlarını temizlediğini görmek alışılmadık bir manzara değildir. İskandinavlara göre bu, bir organizasyondaki düzeyden bağımsız olarak, meslektaşlar arasındaki yüksek düzeyde karşılıklı saygının bir göstergesidir. Bu, bazıları için aptalca ve hatta bir komünist davranış gibi görünebilir. Ancak, Jantelov perspektifini benimseyerek kazanılabilecek birçok fayda var. Örneğin, bu şekilde çalıştığınızda, Nordik ülkelerde olduğu gibi çalışmanın en güzel yanlarından biri olan güven düzeyini artırabilirsiniz. İnsanlar, işinizi iyi yaptığınıza güvenirler ve dolayısıyla yaptığınız işle ilgili olumlu geribildirim alırsınız. Çalışanlar güven kazanmak zorunda kalmak yerine, en başından amirlerine güvenir, bu da ortamı daha rahat ve açık hale getirir. Bu, yanlış anlamaları önleyebileceği ve gereksiz ofis politikalarını en aza indirebileceği için çalışma ortamını iyileştirmenin çok önemli bir yönüdür. Neredeyse herkes muhtemelen işyerinde ne kadar az politika olursa o kadar iyi olduğunu kabul eder. Ellerinde bulunan kaynaklardan en iyi şekilde yararlanmanın gerekli olduğu küçük girişimler için özellikle külfetli olabilir. Çalışanlardan en iyi şekilde yararlanmak için, insanların kendilerini ifade etmekte özgür hissettikleri bir ortam sağlamak önemlidir. Nordikler için Jantelov bunu başarmanın yollarından biri. Jantelov bugün İskandinavya'da nasıl uygulanıyor? Gittikçe küresel olarak birbirine bağlanan bir dünyada, eski kültürel kurallar hala geçerli mi? Cevap şudur: karmaşıktır. İskandinav kültürlerinde bireysel mükemmeliyete karşı genel bir isteksizlik yaygın olmaya devam ediyor. Hem uluslararası hem de yerel medyanın vurgusu, bireyler yerine bölgenin, toplumun, ne kadar güçlü olduğuna odaklanıyor. Sağlık, refah, cinsiyet eşitliği, tasarım, hatta mutluluk. Bunlar, İskandinavya ülkeleri güçlü yönlerine değindiklerinde öne çıkan şeylerdir, belirli tanınmış şahıslar veya ünlüler değil. Ancak kapitalist bir toplumda, üretim araçlarına sahip olanlar da başarı için övgü alırlar. Tüm İskandinav ülkeleri sosyalist bir refah modeline sahip olsalar da, ekonomik modelleri kapitalizmdir ve artan küresel ticaret gerçeğin sadece altını çizmektedir. Sonuç olarak, İskandinav ülkeleri, bireylerin finansal ve sosyal olarak başarılı olmaya çabaladıkları ve aynı zamanda bu tür bir başarıya eşlik eden kendi kendini tanıtmaktan kaçındıkları bir sistemi teşvik ediyor. Danimarkalıların Janteloven'da hem pekiştirme hem de dürttüğü eğlenceye bir örnek Carlsberg'in popüler kampanyasıdır: Muhtemelen dünyanın en iyi birası. İronik bir şekilde, kampanyada Danimarka'nın en büyük yıldızlarından biri olan aktör Mads Mikkelsen yer alıyor. Arnavut kaldırımlı sokaklarda dolaşırken başını sallayıp, saçma sapan bir şekilde Kopenhag'da dolaşırken, tipik olarak Janteloven'ı işaret eden, kendini silme ve gururun büyüleyici bir karışımı var. Reklam filmi, Carlsberg birası da dahil olmak üzere Danimarka'nın en iyilerini sergilemek istiyor ve övgüleri nazikçe azaltıyor. Hepsinden daha büyük bir kesinti ile bitiyor: muhtemelen."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/kaelan-mikla-solstodur/", "text": "İzlandalı synth-punk grubu K lan Mikla'nın Nott eftir nott adlı albümü gotik müzik çevreleri tarafından son zamanların en sevilen albümlerinden biri olmuştu. 2018'den bu yana yeni parçalar üzerinde çalışan K lan Mikla sessizliğini ise Solstöouradlı şahane parçayla sonlandırıyor. Güneşin pozisyonları anlamına gelen parçada ise siyah ve beyaz arasındaki muhteşem kontrast hakim. Pola Maria'nın yönettiği müzik videonun eşlik ettiği parça ise gerçekten İzlanda'da kara büyü zamanı nasılmış gibi bir izlenim yaratıyor. Parçayı dinler dinlemez ise ortaçağa ışınlanıyoruz adeta. Nefes kesici İzlanda doğasının da eşlik ettiği müzik videoda ise K lan Mikla çizmiş olduğu imajı yine devam ettiriyor. Post-metal tınıları, synthler ve deneyselliği bir potada eriten K lan Mikla'nın yeni parçasına mutlaka kulak verin. Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg! Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/kalsarikannit-ve-kalsarikannite-yakisacak-bir-tarif/", "text": "Kalsarikannit kawl-saw-ree-kahn-eet diye telaffuz edilir, Fince kökenlidir ve kabaca iç çamaşırıyla, dışarı çıkma niyeti olmadan sarhoş olmak anlamındadır. Kalsarikannit kelimesinin anlamı, söz konusu kaynaklar tarafından oldukça homojen bir şekilde açıklanmıştır: The Independent'taki eserin başlığı bize Finlandiya'nın evde iç çamaşırlarıyla sarhoş olmak için bir kelimesi var diyor ve ana metinde aktivitenin ne olduğunu belirtiyor; dışarı çıkma niyeti olmadan yapılır. Kalsarikannit, gerçekten de esprili, rahat bir kavramdır ve çoğu zaman söz konusu faaliyet türüne atıfta bulunur. Harika bir konsept ve kesinlikle yabancılar tarafından abartılmayı hak ediyor. Zira bu terim, evde iç çamaşırlarıyla tek başına sarhoş olmak anlamına gelmez. Terim buna atıfta bulunmak için kullanılabilse de, kesinlikle anlamı bu değildir. Kelimenin gerçek anlamı ve bileşimi ile başlamak gerekirse: kalsarikannit, kalsarit kelimesinin birleşmemiş kökü olan kalsari- ve kanni kelimesinin çoğul hali. Ki bu muhtemelen çoğul olarak daha sık kullanılır. Ancak tekil olarak da kullanılabilir, genellikle herhangi bir anlam farkı olmaksızın. Daha da önemlisi, söz konusu yabancı gazete ve dergiler tarafından tekrarlanan terime göre, kalsarikannit yalnız olmanızı ve evde olmanızı gerektiriyor. Ancak Finlere göre böyle olmak zorunda değil. Kullanılan terim bu gece bara gitmek istemiyorum, öyleyse neden burada kalıp kalsarikannit yapmıyoruz? şeklinde teklif edilir. Yani, başka insanlarla birlikte kalsarikannit'i çok iyi yapabilirsiniz. Alkollü pijama partileri gibi olabilir! Ayrıca, bu tür bir kavram kişinin kendi evine atıfta bulunmaz; bir arkadaşınızın evinde, bir otel odasında, bir kabinde, hatta bir çadırda da kalsarikannit yapabilirsiniz. Bunu bir bornozla, belki eşofmanla veya şortla ve tişörtle yapabilirsiniz. Belki biraz daha resmi bir elbiseyle bile ; kısaca dışarıda parti yapmak için giyinmişseniz, o zaman en azından takım elbisenizin parçalarını atmanız, örneğin ceketi, kravatı, ayakkabıları ve gömleğin birkaç düğmesini açmanız gerektiğini söyleyebilirim. Uzun bir günün sonunda dinlenmek artık bir şeyler içmek için dışarı çıkmak anlamına gelmediğinden, Kalsarikannit için ne şekilde olursa olsun mümkün olduğunca rahat edin. Tek önemli olan bu. - 2 kuru incir - 1 limon - 4 oz. elma şarabı (yaklaşık 116 ml) - 4 oz. Finlandia Fin votkası (yaklaşık 116 ml) - 1 büyük dal taze biberiye - ve buz küpleri Büyük bir kavanozda incir, limon, elma şarabı ve taze biberiyeyi karıştırın. Ardından votka ve buzu ekleyin. İyice özdeşleşene kadar karıştırın ve soğuyana kadar bekleyin. Son olarak da bardağınıza süzerek aktarın. Dilerseniz servis sırasında limon kabuğu rendesi, taze biberiye ve ilave incirlerle süsleyin. Bu harika, tamamen rahatlatıcı geleneği meşrulaştırdığınız için Finlandiya'ya teşekkür ederiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/kesif-asta/", "text": "İzlanda müzik sahnesine 2019'da Sykurbao adlı albümüyle giriş yapan Asta kısa süre içinde dikkat çekti. Aynı yıl Iceland Airwaves'te sahne alan müzisyen festivalin de The Airwaves Plus Fund adındaki yarışmasında birinci seçildi. Sykurbao ile kendisini kanıtlayan müzisyen İzlanda'nın önde gelen şarkıcı-söz yazarlarından biri oldu. Danimarka Kraliyet Müzik Akademisi'nde viyola ve klasik müzik eğitimi alan Asta ayrıca İzlanda Senfoni Orkestrası'nda çaldı. Şiirselliği folk tınılarıyla buluşturan müzisyen ses evreninde Joni Mitchell ve Joan Baez'den çokça etkilenmiş. İlk çıkışından bu yana hiçbir şey yayınlamayan Asta bugün iki senenin üzerine yeni teklisi Kaffi hja Salomeyi bizimle buluşturuyor. Parçayı enteresan kılan en önemli özelliği ise The Vaccines grubunun basçısı Arni Hjörvar'ın yapımcılığını üstlenmesi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/kesif-casiokids/", "text": "Norveç, Bergen ve Stavanger merkezli synth-pop topluluğu Casiokids 2005 yılında kuruldu. Ketil Kinden Endresen, Fredrik Ogreid Vogsborg, Omar Johnsen ve Kjetil Bjoreid Aabo'den oluşan grup Norveç, Kuzey Amerika, Japonya ve Avustralya'da plak şirketleriyle anlaşmış durumda. Gront lys i alle ledd / Togens hule adlı teklisini yayınladıktan sonra NME Casiokids'ten Norveç'ten black metalden sonra çıkan en iyi şey. diye bahsetti. The Whitest Boy Alive, Röyksopp ve Annie gibi benzer Norveçli gruplarla karşılaştırıldı. 2010 yazında ise efsanevi grup A-ha beğendikleri yeni kurulmuş olan dört Norveçli gruba birer milyon Norveç kronu dağıttı. Casiokids, Susanne Sundfor, Moddi ve Shining bu bir milyonluk kronu alan müzisyenler oldu. Dokuz senedir yeni parça yayınlamayan grup yine de Norveç synth-pop sahnesi diyince ilk akıllara gelen isimlerden. Grubun Det haster! adlı parçası ise hala ikonikliğini koruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/kings-of-convenience-rocky-trail/", "text": "A-ha'dan sonra belki de bütün dünyada en çok bilinen Norveçli müzik grupları arasında listenin başında Kings of Convenience yer alıyor. Özellikle İstanbul'da çok büyük bir dinleyici kitlesine sahip grup indie-folk ve indie-pop tınılarını seven herkesin favorileri arasında yer alıyordur. Simon and Garfunkel, Belle & Sebastian esintilerini zaman zaman hissettiğimiz grup ses evreninde sakin vokaller, zarif gitar ve piyano melodileri ön plana çıkıyor. On iki yılın ardından ilk defa Rocky Trail adlı yeni bir tekli yayınlayan Erlend ve Eirik ikilisi aynı zamanda 18 Haziran'da yayınlanacak ufuktaki Peace or Love adlı albümünü müjdeledi. Ayrıca Peace or Love grubun ilk albümü Quiet is the New Loudın yirminci yılında yayınlanacak, bir nevi KoC severlere de bir hediye olacak. Son beş senedir Peace or Love üzerinde çalışan Eirik ve Erlend, kayıtları da beş farklı şehirde gerçekleştirmiş. Göteborg, Santiago ve özellikle Berlin'de Nils Frahm'ın stüdyosunda albümdeki parçalara hayat verilmiş. 2004'te Riot on an Empty Street albümünde birkaç parçada destek olan Feist ufuktaki albümde de etkili olmuş. Erlend Oye'nin dediğine göre Feist'ın da yardımlarıyla neredeyse Kings of Convenience üç kişiden oluşan bir müzik grubuna dönüşmüş. Albümün ilk teklisi Rocky Trail ise aşina olduğumuz Kings of Convenience tınılarını içeriyor. Eski parçalardan Misreadi bir nevi andırıyor. Parçaya ise plan sekans ile tek seferde çekilmiş rengarenk bir müzik videosu eşlik ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/kopenhag-yesil-sehir-bu-basarinin-sirri-ne/", "text": "Karbon salınımında en büyük faktörü arabalar ve toplu taşıma araçları oluşturur. Bunu bilen belediye de çözümü bisiklet yollarını arttırmak, bisiklet kullanımına halkı teşvik etmek, bisikletlere yatırım yapmak ve toplu taşıma araçlarını elektrikli araçlara çevirerek bulmuş. Bisiklet, zaten Danimarkalılar için önemli bir yere sahip. Öyle ki, ülkede bulunan 2.1 milyon arabaya halkın sadece %56'sı sahip iken, 500.000 bisiklete sahip ülkede her 10 insandan 9u bir bisiklet sahibi, çocukların %45'i bisiklet ile okula gidip geliyor ve yetişkinlerin %36'sı iş yerine bisiklet ile gidiyor. Ayrıca otobüsler, vapurlar gibi toplu taşıma araçları da elektrik ile çalışıyor. Kopenhag'ın en trafiği yüksek olan limanı da özenle temizleniyor ve bu da çevre sağlığı, bölgedeki ufak şirketlerin gelirini arttırma ve yeni istihdam ve ek gelir yaratıyor. Şehrin bir önemli adımı ise ev yapılaşması üzerine oldu. Yazın evlerde klima kullanılması yerine limandaki soğuk deniz suyunu evlere dağıtılarak serin tutuluyor. Bu da klimaların harcayacağı enerjide %40 oranında düşüşe sebep oluyor. Kışın da modern kurulmuş ısıtma sistemleri ile evler verimli ve doğaya zarar vermeyen bir biçimde ısınıyor. 2000'lerin başında karbon emisyonunu azaltma hedefine yönelik ciddi bir adım daha atıldı. Dünya'nın en büyük enerjiyi atığa dönüştüren bir santrali kurulması kararı alındı. 2017'de biten bu santralin başka bir özelliği ise, tepesinin yeşillikle kaplanarak insanlara kayak kayabilme imkanı ve dileyene de dağa tırmanma imkanı veren bir kompleks olması. Çevresini de buna göre düzenleyen fabrika eşi benzeri olmayan bir yapı sunuyor. İnsanlar, organik besinler tüketmeye önem veriyor. Birçok yerli işletme dahi kullandıkları bira, pizza, burger gibi yiyecekleri organik besinler ile yaratıyorlar. Bazı çatılarda üzüm bağları, ufak tarlalar görmek de mümkün. Reffen'deki sokak pazarında da özellikle satıcıların geri dönüştürülebilir poşetleri ve gübrelenebilir paketlemeleri ile yeşil bir geleceğe verdikleri önemi gösteriyor. Geri dönüşüme de önem veren halk geri dönüşüm makinelerine attıkları her ürün için bir ücret alıyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/linda-bostrom-knausgard-welcome-to-america/", "text": "Otobiyografi ve edebiyat konusunda Linda Boström Knausgard en bilinen çağdaş yazarlardan biri. Yazar, ilk romanı Helios Felaketi'nde her ne kadar kurgusal bir hikaye anlatsa da satır aralarına hep otobiyografik detaylar eklemişti. Boström Knausgard, ikinci romanı Welcome to America'da başka protagonistler üzerinden kendi ailesini anlatıyor. Başka bir deyişle sessizliğin eşiğinde, işlevsiz bir aile portresi çiziyor. Ellen'ın konuşmayı bırakıyor, babasını öldürmüş olabileceğini düşünüyor. Ellen'ın akli dengesi ise yerinde değil. Erkek kardeşi kendi aleminde. Annesi ise başarılı bir oyuncu ve ailesinin normal bir şekilde hayatına devam ettiği yalanına kendisini fazlasıyla inandırmış. Oysa normallikten eser yok. Linda Boström Knausgard bu bağlamda karanlığın her yerde ve her zaman olduğunun ve hiçbir şeyin mükemmel olmadığının ise altını çiziyor. Welcome to America travmanın sancıları içindeki hassas ama bir yandan güçlü bir çocuğun, patlamak üzere olan bir ailede yaşadığı varoluş mücadelesi aslında. Ellen sürekli babasının ölümü üzerine düşünür, en başta ailesinden önce kendisini işlevsiz hisseder. Annesi ise hiçbir şey yokmuşçasına davranır. Hatta çocuklarına karşı mesafeli ve narsisttir. Zaman içerisinde Ellen'ın erkek kardeşi de annesine katılır, babasının ölümünü kolayca unutur. Ancak Ellen hayatına devam edemez ve babasının ölümü onda bir travma etkisi yaratır. Hem annesi hem de erkek kardeşini yeni ilişkilerde görünce Ellen ise ölüm ve kayıp hakkında yoğun düşüncelere dalar. Günlük detayları ustalıkla ve incelikle yazıya döken yazar aile kurumunun ne kadar karmaşık olabileceğini, insanların ölümle nasıl başa çıkabileceğini farklı bir perspektiften anlatıyor. Welcome to America'ya dair en önemli detay ise Ellen karakterini tanıdıkça Linda'yı daha yakından tanıyormuş gibi hissediyorsunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/mannen-som-elsket-yngve/", "text": "Norveç'te 80'li yılların sonunda genç olmak nasıldır? sorusuna verilebilecek en iyi yanıt kesinlikle Stian Kristiansen'in yönettiği Mannen som elsket Yngve filmi olur. Adeta Karl Ove Knausgard'un Kavgam serisinin beşinci kitabı Bahar Yağmurları'nı andıran film aslında Knausgard'un üniversite yıllarından beri yakın arkadaşı olan Tore Renberg'in aynı adlı kitabından uyarlama. Kasım 1989'da, Stavanger'de geçen hikayede dünyanın değişimine, komünizmin çöküşüne ve aynı zamanda Norveçli gençlerin bu dünyada kendini nasıl konumlandırdığına ve tanımladığına tanık oluyoruz. Bir kimlik krizinin getirdiği bunalımla birlikte Jarle ve arkadaşı Helge bir punk grubu kurarlar. Radikal şarkı sözleriyle dikkat çeken grubun en büyük ilham kaynağı ise 80'li yıllara damgasını vuran müzik grupları olur. The Cure, Buzzcocks, The Aller V rste, Joy Division gibi. Filmin protagonisti Jarle aslında oldukça sıradan bir lise öğrencisinin sahip olduğu bir hayata sahiptir. Okul çıkışı yakın arkadaşları ve kız arkadaşıyla birlikte vakit geçirir, stüdyoya prova yapmaya gider. Bu sıradan yaşam ta ki Yngve sınıftan içeri girene kadar devam eder. Yngve'nin bir şekilde Jarle'nin hayatına girmesiyle kafası karışır. Duyguları ve cinsel yönelimi konusunda emin olmayan Jarle, duygularıyla teması bırakmak ister ancak başarılı olamaz. Hatta bunu psikanalizdeki savunma mekanizmalarından ters tepki oluşturarak yok etmeye çalışır ve Yngve'ye saldırır. Aynı zamanda onu sevdiğini de itiraf eder. Bütün bu karmaşanın üstüne depresyona giren Yngve, intihar girişiminde bulunur ve bir akıl hastanesine yatırılır. Jarle ise bu olayla çok geç yüzleşir. Jarle'nin hayatını konu alan Mannen som elsket Yngve, devam filmi Jeg reiser alene'de ise Jarle yirmi beş yaşında Bergen Üniversitesi'nde edebiyat öğrencisidir ve film Jarle'nin üniversite yıllarını anlatır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/mjod-tanrilarin-icecegi-olarak-bilinen-bir-bal-sarabi/", "text": "Orta Çağ şövalyelerinin ve Vikingler'in ballı iksirinin dünyanın en eski alkollü içeceği olduğuna inanılıyor. Okyanusları geçerken Vikinglerin kendilerini hangi güçlü iksirle güçlendirdiğini hiç merak ettiniz mi ya da Aristoteles'in kadehinden ne yudumladığını? Cevap mütevazı bal arılarında yatıyor ve onun üretilmesine yardımcı olduğu içecekte yani Mjod. Mjod, kışın, genellikle zencefilli bisküvilerin yanında sıcak olarak tüketilen alkollü bir içecektir. İçeceğin fermente şekerinin büyük bir kısmı baldan elde edilir ve buna popüler takma ad olan Honey Wine yani Bal Şarabı denir. Ülkemizde Bal Likörü olarak da bilinmektedir. Maya ile fermente edilmiş bal ve sudan oluşur. Ancak meyveler, baharatlar, tahıllar ve/veya şerbetçiotu ile de tatlandırılabilir. Ayrıca bira ve şarap arasında bir yerde, kendine özgü bir kategoriye sahiptir. Muhtemelen tüm alkollü içeceklerin atası olan Bal Likörü, mütevazi çalışanlardan askerlere, korsanlara ve hatta Kraliyet Ailesi'ne kadar tarih boyunca insanlara keyif verdi. Ve son yüzyıllarda popülaritesi azalırken, Modern Çağ bu eski, altın renkli içeceği yeniden canlandırdı. Hem evet hem hayır. Mjod hem bira gibidir ve hem de bira gibi değildir. Mjod biradan biraz daha güçlü olma eğilimindedir. The Compleat Meadmaker'ın yazarı Ken Schramm, biraya benzerliklerden birinin Bal Şarabı'nın çeşitli alt tarzlarda sunulması olduğuna dikkat çekiyor. Bu alt tarzlar arasında, bira veya malt ve şerbetçiotu ile karıştırılmış Bal Likörü olan Braggot; eklenmiş meyve ile Bal Likörü olan Melomel; sulandırılmış melomel olan Hidromel ; ve yaşlanması amaçlanan Bal Likörü Great Mead bulunur. Mjod ayrıca hem şarap gibidir, hem de şarap gibi değil. Şarap gibi, hareketsiz veya köpüklü olabilir. Tadı gevrek ve kurudan zengin ve tatlıya kadar değişebilir. Sıklıkla Bal Şarabı olarak anılsa da, bu tamamen doğru değildir. Ve alkol oranı genellikle biradan daha yüksektir ve üzüm şarabı gibi %8 ila 20 arasındadır. Bal Şarabı, bira ve şarap arasında biraz tehlikeli bir konuma sahiptir. Yasal olarak, Mjod şarap imalathanelerinde üretilir ve şişeler genellikle şarap dükkanlarında satılır. Ancak, bazı biracıların doğal bir koruyucu olarak eklemeyi tercih ettiği şerbetçiotu varlığı sayesinde, genellikle Butik Bira kategorisinde toplanır. Ancak gerçek şu ki, Bal Likörü de Sake gibi kendi kategorisini oluşturur. M. Ö 7000'den kalma Çin seramik kapları hem şarap hem de biradan önce gelen bal likörü fermantasyonunun kanıtlarını gösteriyor. İlk Bal Likörü partisi muhtemelen şans eseri bir keşifti: İlk toplayıcılar muhtemelen havadaki maya yardımıyla doğal olarak fermente olmuş yağmur suyuyla dolu bir arı kovanının içeriğini içtiler. Bal Likörü üretimi bilgisi bir kez ortaya çıktığında, küresel olarak yayıldı ve Vikingler, Mayalar, Mısırlılar, Yunanlılar ve Romalılar arasında popülerdi. Mead ya da Nordik adıyla Mjod, Viking zamanlarına kadar uzanan birçok İskandinav kutlamasında tarihsel olarak önemli bir rol oynamıştır. Danimarka'daki çoğu insan, Bal Likörü'nü bira ile içilen bir Viking içeceği olarak tarih derslerinden biliyor. Eski Yunanlılar tarafından Tanrıların İçeceği olarak anılan Mjod'un, cennetten gelen ve arılar tarafından toplanan çiy olduğuna inanılıyordu. Pek çok Avrupa kültürü arıları Tanrıların habercileri olarak görüyordu ve bu nedenle Mjod ölümsüzlük, ilahi güç ve zeka gibi diğer büyülü güçlerle ilişkilendirildi. Bu nedenle Mjod, içki popülaritesindeki nihai düşüşten sonra bile Yunan törenlerinde önemli bir faktör olmaya devam etti. Günümüz doktorlarının Bal Likörü için reçete yazması pek olası değildir, ancak otlar veya baharatlarla yapılan bazı türler İngiltere'nin ilk yıllarında ilaç olarak kullanılıyordu. Otları tatlı bir Bal Likörü'ne karıştırmak onları daha lezzetli hale getirdi ve farklı çeşitlerin sindirimi iyileştirdiği, depresyona yardımcı olduğu ve hipokondriyi hafiflettiği düşünülüyordu. Bu tür baharatlı bitki balları, Galce tıp kelimesinden türetilen metheglin olarak adlandırılır. Healthline bununla ilgili makalesinde; yapılan araştırmalara göre balın güçlü antioksidan ve antimikrobiyal özelliklere sahip olduğunu söylüyor. Bununla birlikte, balın fermente edildikten sonra hala bu sihirli hislere sahip olduğunu destekleyecek yeterli kanıt yok. Fermantasyon yönü yine de kendi başına bir sağlık artısı olabilir. Probiyotikler adı verilen yararlı küçük canlı mikroorganizmalar bu doğal olarak fermente edilmiş içecekte var olabilir, ancak yine de bunların ne kadar etkili veya konsantre oldukları belirsizdir çünkü muhtemelen belirli bir bal liköründe kullanılan diğer bileşenler bakterileri etkileyebilir ve hatta yok edebilir. Daha ayrıntılı bilgi için Healthline'ın ilgili makalesine göz atabilirsiniz. Tek bir bal arısı günde bir çay kaşığı balın on ikide biri kadar bal üretir. Çoğu Bal Likörü iki galon kadar tatlı madde gerektirdiğinden, her damla değerlidir. Kullanılan bal, Bal Likörü'nün genel lezzetini belirler ve bal arısının polen seçimine göre değişebilir. Geleneksel Mjod genellikle portakal çiçeği, yonca veya akasya gibi hafif bir bal kullanır. Ancak kır çiçeği, böğürtlen ve karabuğday balları gibi daha sert baharatlı ballar ile harika sonuçlar verir. Tatlı, kuru, durgun veya köpüklü, hepsi Mjod çeşitlerini tanımlar. Ama Mjod'un soy ağacını biraz daha karıştırırsanız daha eksantrik akrabalarıyla tanışacaksınız. Meteglin'i zaten biliyorsunuz, ancak böğürtlen ve ahududu gibi meyve suyu veya meyve içeren bir Bal Likörü olan Melomel'i unutmayın. Sonra Elma bazlı bir Bal Likörü olan Cyser var; Akçaağaç Şurubu'yla yapılan Acerglyn; Şerbetçiotu veya Arpa ile hazırlanmış bir Bal Likörü/Bira karışımı olan Braggot; güllerle bezenmiş çok eski bir tarz olan Rhodomel ve daha fazlası. Vogue'un işaret ettiği gibi, İncil'den Chaucer'a, Aristoteles'ten Beowulf'a her yerde Mjod'un izlerini bulabilirsiniz. - Chaucer'in yazdığı Canterbury Masalları'nın en iyi kısmı Bal Likörü akmaya başladığında gerçekeşir. - The Miller's Tale'de Bal Likörü, kasaba halkının taslağı olarak tanımlanır ve bir kadına kur yapmak için kullanılır. - Destansı şiir Beowulf önde ve ortada halka açık Bal Likörü salonlarına sahiptir: Heorot adlı gürültülü Bal salonu, canavar Grendel tarafından saldırıya uğrar ve Beowulf'u savaşmaya motive eder. - Hatta J. R. R. Tolkien, Rohan'ın toplanma yeri ve Kral'ın evinin Krallığı olarak bir Bal Likörü salonuna atıfta bulunarak Orta Dünya'da Bal Likörü çılgınlığından kurtulur. Uzaktan altın gibi parıldayan hasır bir çatı ile ihtişamlı bir şekilde dekore edilmiş olan Mjod Salonu, büyük önem ve güce sahip bir mekandı. Kraliçe II. Elizabeth'in bir kadeh Bal Likörü geri attığı biliniyor ve hatta biberiye, kekik, defne yaprağı ile yapılan favori bir tarifi de bulunuyor. Aslında, balayı terimi, yeni bir evlilikten sonra dolunay döngüsü için Bal Şarabı içme Orta Çağ geleneğinden gelmektedir. Bu gelenek sözde bol miktarda çocuk doğuracak verimli bir birliktelik sağlayacaktır. Bu Bal Şarabı bazlı sigorta poliçesi o kadar ciddiye alınmıştı ki, bir gelinin babası genellikle çeyizine bir aylık Bal Şarabı da eklerdi. Mental Floss'un bu konudaki içeriğini daha ayrıntılı okuyabilirsiniz. Mjod yani Mead sadece okyanusları aşan Vikingler'in ve mumyalanmış Kraliyet ailesinin içeceği değil, aynı zamanda günümüzde de popüler bir seçimdir. Şu anda Amerika'da neredeyse 250 Meaderies ve hatta ülke çapında antik içeceği kutlayan Bal Likörü Festivalleri var. Bu ışıltılı içeceğin yeniden canlanması, demleme ve damıtmaya olan ilginin devam etmesi nedeniyle garantili görünüyor. DeRise, Mayalı bal nedeniyle balın kendine özgü bir tadı var, ancak eklenen malzemeye bağlı olarak, meyve şarabı, beyaz şarap, hatta sert bir elma şarabına benzer diye açıklıyor. En iyi Mjod örneklerinin yüksek kaliteli bir balın karmaşıklıklarını koruduğunu veya güçlendirdiğini ve balın lezzetini tamamlamak için çiçeksi, topraksı veya beyaz şarap benzeri fermantasyondan doğan aromatik bileşenleri eklediğini söylüyor. Etiyopyalılar genellikle Tej'i Berele adı verilen soğanlı bir cam kaptan içerken, günümüzde ABD'de genellikle şarap kadehlerinde servis edilmektedir. Bazen içki, Almanya'dan bir Mazer Kupası gibi bir özel içme kabında gelse de, bu aynı zamanda dünyanın en büyük Uluslararası Bal Likörü Yarışması'nın da adıdır. Tarih meraklıları için bir not; her zaman bir Bal Likörü Boynuzu yani Mead Horn vardır. Üstelik satılıyor da! Mjod, fermente baldan yapılan alkollü bir içecektir. Balın potansiyel probiyotik içeriği nedeniyle, çeşitli sağlık yararları sunduğu lanse ediliyor, ancak bu iddiaları destekleyecek bilimsel kanıtlar hala eksik. Ek olarak, alkol içeriği balın sunduğu bütün faydaları ortadan kaldırabilir ve çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Eğer tüketecekseniz diğer alkollü içeceklerde olduğu gibi, ölçülü olun ve sorumlu bir şekilde tadını çıkarın. Güzel bir yazı, ancak 8. maddede kraliçenin likörü geri attığı yazılmış. Ne denmek istediğini anlayamadım."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/murmurmormaiddrift/", "text": "Kasım ayında yayınladığı Behind Your Back EP'sine bayıldığımız Murmur bu sefer oldukça ilginç bir iş birliğini müjdeliyor. Londra merkezli Norveçli müzisyen Mörmaid ile Drift adlı tekli için iş birliği yapan Murmur Covid-19 dönemine rağmen oldukça farklı bir işe imza attı. İki müzisyen de kendi stüdyolarında üzerlerine ne düşüyorsa yaptı, birbirlerine şarkı fikirleri gönderdi ve en sonunda Drift hayat bulmuş oldu. Instagram mesajları şeklinde birbirine feedback veren iki müzisyen mesafeleri aşarak ortak referanslarla birlikte çalışmanın zorlu gözükse de zor olmadığını ortaya kanıtlamış oldu. 80'li yılların Nordik pop rüyası tınılarını hissettiren teklide iki müzisyenin de vokalleri kulağa oldukça hayalsi geliyor. Ürpertici tondan büyüleyici ritme doğru seyreden parçayı tanımlayan sıfat kesinlikle ruhani vokaller olurdu. Murmur adeta ismi gibi fısıltılarla bilinçaltımıza ve farklı modlarımıza sesleniyor, elektronik melodiler ise bu sürecin eşlikçisi oluyor. Murmur Müziğini Winding Refn'in film noir'ı için harika bir soundtrack olurdu şeklinde tanımlıyor. Mörmaid ise elektro pop tınıları ve vokal deneyleri arasında ses evrenini kurmaya çalışıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/neon-ion-coldwar/", "text": "Natalie Sandtorv veya sahne ismiyle Neon Ion ilk albümü Heart Echoesu geçen sene yayınlamıştı. Müzisyen şimdi Cold War adlı yeni teklisini müjdeliyor. Alternatif R&B ve pop sularında yüzen teklinin yapımcılığını ise Erlend Mokkelbost üstlendi. Natalie parçayı Norveç'in en büyüleyici stüdyolarından, Sigrid, Amanda Tenfjord, SKAAR gibi birçok müzisyenin de parçalarını kaydettiği Alesund yakınındaki Ocean Sound Recordings'e davet edildiğinde kaydetti. Aslında ilk albümü Heart Echoesun akustik versiyonunu kaydetmek için giden müzisyen bu büyüleyici mekanda kendini yeni parçalar da yazarken bulmuş. Cold War'ın hikayesi Natalie duştayken Erlend Mokkelbost'un denediği beatlerle başlamış. Anında Natalie'nin nakaratı yazmasıyla parça da hayat bulmuş oldu. Neon Ion esasında ismiyle ışıltılı ve renkli bir dünyayı yansıtıyormuş izlenimi verse de Cold War sanki bir neon noir hikayesi. Parçanın karanlık bir yanı var. Ayrıca parçaya Frode Fjerdingstad'ın yönettiği bir müzik videosu da eşlik ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/nordik-tasarim-dagsson/", "text": "İzlanda'nın en komik figürlerinden orarinn Hugleikur Dagsson, veya kısaca sanatçı ismiyle Dagsson, ironik karikatürleriyle tanınıyor. 1977'de doğan karikatürist, yazar, komedyen doğduğum günden beri nefes alıyorum ve şaka yapıyorum diyor. Yaklaşık yirmi kitap, üç tiyatro oyunu ve bir animasyon dizisi yayınlayan karikatürist, zaman zaman stand up da yapıyor. İzlanda'nın meşhur kültür gazetesi The Reykjavik Grapevine'de kara mizahlı satirik çizimleriyle tanınıyor. Bugün İskandinavya ve İzlanda sınırlarını aşan Dagsson'un karikatürleri İngiltere'de de karikatürseverler tarafından ilgiyle karşılandı. İzlandalıların kara mizahını başarıyla karikatürlerine yansıtan Dagsson aynı zamanda kendileriyle de dalga geçiyor. Sadece ülkesiyle ilgili şakalar yapmayan, aynı zamanda herkese hitap eden şakalar yapan karikatürist genellikle yerinde, komik ve ironik tespitlerde bulunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/promiyer-asta-ft-salome-katrin-kaffi-hja-salome/", "text": "İzlandalı müzisyen Asta 2021'de yayınladığı ilk teklisi Kaffi hja Salomenin müzik videosunu ilk defa Nordik Simit üzerinden dinleyici ile buluşturuyor. Danimarka Kraliyet Müzik Akademisi'nde viyola ve klasik müzik eğitimi alan Asta, 2019'dan beri folk tınılarına kendi bırakmış durumda. Hem de daha önce İzlanda Senfoni Orkestrası'nda çalmasına rağmen. Kendi solo projesi ile yoluna devam etmek isteyen Asta Sykurbao adlı albümüyle folk sahnesine resmen giriş yaptı. İzlanda'nın bitmek bilmeyen uzun kış gecelerinde, Batı Fiyortları'nda yazılan albüm geçmişin tozlu raflarından, duygusal olarak yorucu bir ilişkiden ve ayrılıktan bahsediyor. İşte tam bu noktada Asta yeni teklisi Kaffi hja Salome ile birlikte yeni ve denemediği tınılarla müzik kariyerinde yepyeni bir döneme geçiş yapıyor. Tekli dokunaklı, keskin bir arkadaşlık hikayesi. Asta'nın yakın arkadaşı Salome Katrin ile birlikte hayat verdiği parça bizzat iki müzisyenin nasıl tanıştığıyla ilgili. Salome'nin evinde kahve ve krep eşliğinde tanışmaları hakkında. İzlanda şartlarında oldukça bir samimi tanışma olan krep ve kahve ikilisi de yönetmen Sonja S varsdottir'in gözüyle rengarenk ve zaman zaman absürt sahnelerle karşımıza çıkıyor. Salome ile kahve anlamına gelen parça için Asta hem kelimelerde hem de melodilerde dürüst olmanın gerçekten önemli olduğunu söylüyor. Parçaya dair en heyecan verici detaylardan birisi ise The Vaccines grubunun basçısı Arni Hjörvar'ın yapımcılığını üstlenmesi. Parça ise Hraunkot ve Paradis Sessions üzerinden yayınlandı. Şiirselliği folk tınılarıyla buluşturan Asta, ses evreninde Joni Mitchell ve Joan Baez'den çokça etkilenmiş. 2019'da, İzlanda Müzik Ödülleri'nde Sykurbao Yılın Folk Albümü ve Yılın Kadın Müzisyeni olarak seçildi. Asta'nın renkli dünyasını Kaffi hja Salomenin müzik videosu ile keşfedebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/resa-dumb-and-numb/", "text": "Sahne adı ile Resa olarak tanınan Theresa Frostad Eggesbo'yü çoğumuz aslında oyuncu olarak tanıyor. SKAM, Ragnarok gibi Norveç'in en çok izlenen dizilerinde rol alan Resa, bir yandan da müzisyenlik yapıyor. Hatta sanatçı kimliğinde müzisyenliğini ön plana aldığını söylüyor. 2018'den bu yana birçok tekli yayınlayan müzisyen bu sene Dumb and Numb adlı ilk EP'sini yayınladı. Vermiş olduğu bir röportajda Resa hem salakça hem de hissiz anları betimleyen şarkılar yaptığını söylüyor. Caz, vintage disco ve pop tınılarından oluşan EP'de Resa'nın güçlü vokalini hissedebiliyoruz. Dinlerken sakin bir hissiyat yaratan EP'yi bir şarkıyla tanımlamak gerekse birinci parça Sunday olurdu. Pazar gününün dinginliğini, sakinliğini ve depresyonunu hissettiğimiz parça yumuşak bir şekilde Dumb and Numb adlı EP'yi başlatıyor. İkinci parçada You Need a Puppy ile dinleyiciyi yükseltirken üçüncü parçada yine düşüşe geçiyoruz, dördüncü ve beşinci parça da aynı süreci izliyor. Dördüncü parça Borrowed Time EP'nin en hit parçası. Resa, beşinci parça Dumb and Numb ile yumuşak ve sakin bir kapanış yapıyor. Parçaları sıralarken bunu bilinçli bir şekilde yapan Resa, düşük başlayıp yükselmeyi ve en son yine düşük bir modda bitirmeyi tercih ettiğini belirtiyor. Bu sıralamayı genellikle konserlerinde de izleyen müzisyen, konserler çok yüksek olduğumuz anlarda sonlanınca gerçekliğe dönmek zor oluyor diyor. Bu konuda biraz da olsa Resa'ya katıldığımızı söyleyebiliriz. Ayrıca Resa'nın geçen ay, Norveç'te karantina döneminde yayınladığı Sunday performansını da çok sevdik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/risalamande-nordik-bir-tatli-tarifi/", "text": "Risalamande çok geleneksel ve kolay bir Danimarka Tatlısı. Bu Nordik tarif, içerisinde 16. yüzyıldan kalma geleneksel bir oyunu da barındırıyor. Risalamande olarak da bilinen Danimarka Sütlacı, sütlü ve hafif olmasıyla da oldukça sevilen bir tatlı. Evet bildiğimiz Sütlaç 🙂 Yani sütlacın modern yorumu diyebiliriz. Fakat bu tatlının geçmişi o kadar da yeni değil. Ne kadar modern sütlaç desek de, 16. yüzyıla kadar uzanan bir tarihi var. Bu tatlı her 24 Aralık'taki Noel yemeğinden sonra servis edilir ve tipik olarak minik bir Noel ödülü içeren oyuna çevrilir. Oyunda bütün bir bademi bulana küçük bir ödül verilir. Risalamande, Noel arifesinde akşam yemeğinden hemen sonra Noel tatlısı olarak servis edilir. Tipik Danimarka Noel Arifesi yemeği, haşlanmış ve sırlanmış patates, kızarmış kırmızı lahana ve kahverengi sos ile servis edilen kavrulmuş domuz eti veya ördek ve Risalamande Tatlısı'dır. Risalamande'nin bu tarifi, yapabileceğiniz en ünlü ve geleneksel Danimarka Noel tatlısının birebir aynısıdır. Risalamande, vanilya, badem ve krem şantili bir sütlaç olup, genellikle sıcak vişne sosuyla birlikte servis edilir. Risalamande kelimesi, doğrudan çevrilmiş bademli pilav anlamına gelen Fransızca Riz a l'amande kelimesinden gelir. Kelime birçok farklı şekilde yazılıyor; Ris a la mande, Ris a l'amande ve Ris ala mande gibi. Mandelgaven yani Badem Oyunu, bazı İskandinav ülkelerinde Noel için servis edilen sütlaç içine 1 adet bütün bademi bulan kişiye geleneksel olarak verilen küçük bir hediyedir. Birçok aile ve özellikle çocuklu aileler için ortak bir İskandinav geleneğidir. Danimarka'da bu gelenek 16. yüzyıldan beri bilinmektedir. Risalamande'de çok sayıda doğranmış badem bulunur. Tatlıyı yapan kişinin 1 adet bademi doğramadan bırakması ise oyunu başlatır. Bu fazladan bütün badem Risalamande'ye karıştırılır. Bademin tamamı tatlıda gizlenir. Badem kasenin dibindeyse, insanlar normalde badem bulup bu ödülü kazanana kadar yemeye devam ederler, ama bu sadece oyunun komik bir parçası. Tatlı servis edildiğinde bütün bademi bulan kişi ödülü kazanır. Ödül genellikle yaklaşık 15-20 dolar değerinde küçük bir hediyedir. - Hazırlama süresi: 15 dakika - Pişirme Süresi: 35 dakika - Toplam: 50 dakika - Tür: Tatlı - Miktar: 6 kişilik - Kalori: 315 kcal - Zorluk Derecesi: Kolay - 1 su bardağı pirinç - Yaklaşık 220 ml su bardağı su (1 tam su bardağı + çeyrek su bardağı su) - 4 su bardağı süt - 2 çay kaşığı vanilya - 2 yemek kaşığı şeker - Yarım çay kaşığı tuz - 150 gram doğranmış badem içi - 2 su bardağı krem şanti Not: Krem şantiniz yoksa, 2 su bardağı krema ve 4 yemek kaşığı pudra şekerini elektirikli bir çırpıcı ile çırparak kendi krem şantinizi hazırlayabilirsiniz. - 15-20 adet dondurulmuş vişne - 2 yemek kaşığı şeker - 1 su bardağı su - 4 çay kaşığı mısır nişastası - 4 çay kaşığı limon suyu - Orta boy bir tencerede pirinci ve suyu karıştırıp orta ateşte koyun. Su kaynamaya başladığında 2 dakika boyunca karıştırın. - Ardından sütü ekleyin ve tekrar kaynayana kadar karıştırın. - Kaynadıktan sonra vanilya, şeker ve tuzu ekleyin ve karıştırın. - Altını kısın ve ara sıra karıştırarak pirinç tüm suyu emene ve yumuşak olana kadar yaklaşık 30 dakika pişirin. Pirinç tencerede yanma eğilimindedir, bu nedenle düzenli olarak karıştırmayı unutmayın. - Süre sonunda sütlacı ocaktan alın, doğranmış bademleri karıştırın. - Sütlaç artık hazır. Risalamande'yi yapmadan önce sütlacı buzdolabında soğumaya bırakın. - Bademleri kabaca doğrayın ve soğutmuş olduğunuz sütlaca karıştırın. - Krem şantinizi de bu karışıma ekleyin ve yavaşça karıştırın. - Risalamande artık tamamlandı. Servis edene kadar buzdolabında bekletin. Not: Geleneksel Danimarka Badem Oyunu'nu oynamak istiyorsanız, Risalamande'de doğranmış bademleri eklerken, içerisine 1 adet bütün badem bırakın. Yani sadece 1 tanesini doğramayın. Bu bütün bademi bulan ödülü kazanır. - Küçük bir tavada donmuş vişneleri, şekeri ve suyu karıştırın. - Ayrı bir küçük kapta mısır nişastasını limon suyunda çözün. - Vişneler kaynamaya başlayınca mısır nişastası karışımını ilave ederek, sos biraz koyulaşana kadar yaklaşık 3-5 dakika pişirin. Not: Sosu daha koyu isterseniz nişastayı biraz daha artırabilirsiniz. - Her servis bardağına birkaç yemek kaşığı Risalamande koyun. Üzerine kiraz sosu gezdirin. Burada önemli olan buzdolabında beklemiş soğuk Risalamande'ye, vişne sosunu sıcak eklemelisiniz. Not: Dilerseniz güzel bir sunum için en üste bir yaprak nane koyabilirsiniz. Ya da birkaç adet doğranmış badem serpebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/royal-copenhagen/", "text": "Resmi adı Kraliyet Porselen Fabrikası olan Royal Copenhagen 1775 yılında Danimarkalı Dowager Kraliçesi Juliane Marie'nin önderliğinde kurulmuştur. Beyaz üstüne mavi desenli porselenleriyle tanınan Royal Copenhagen, Danimarka'nın üç boğazı olan Storeb lt, Lilleb lt ve Oresund'ü simgeleyen üst üste üç dalgalı çizgi olan logosuyla tanınır. 17. yüzyıldan itibaren Ming ve Qing hanedanları döneminde Çin'den ihraç edilen mavi ve beyaz porselenden uzun süre etkilenen Avrupalılar bu porselenleri zaman içinde taklit etmeye başladılar. 1775 yılında bir postanenin dönüştürülmesiyle birlikte başlayan Royal Copenhagen hikayesi Frantz Heinrich Müller liderliğinde yürütüldü. Kraliyet himayesi ilk başta resmi olmasa da üretilen ilk porselenler yine de kraliyet ailesi içindi. 1779'da Kral VII. Christian mali sorumluluğu üstlendiğinde fabrikaya resmen Kraliyet Porselen Fabrikası adı verildi. Fabrikanın günümüzde üretmeye devam ettiği bir numaralı modeli Mavi Yivli midye mavisi rengindedir. 1772'de Danimarka Krallığı'nın bir parçası olan Norveç Krallığı'nda kobaltın keşfiyle birlikte artık kobalt seramik ve cam üretimine de dahil edilir. Bu renk de Royal Copenhagen'ın ikonik renklerinden biri olur. 1790 yılında ise Royal Copenhagen kral tarafından yaldızlı kenarları ve devam eden resimli Flora Danica'dan kopyalanan botanik motifleri olan bir yemek takımı yapmak üzere görevlendirilir. Muhteşem Catherine için tasarlanan bu yemek takımı bugün de halen satılmakta. Ayrıca Paris ve Londra'da büyük sergilerde yer alan marka bütün dünyada büyük bir ilgiyle karşılanır. 1868 yılında kraliyet şirketlerinin özelleştirilmesinin bir sonucu olarak şirket hala özel sermayeye ait, ancak Kraliyet unvanını ise halen koruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/scandimix-nedir/", "text": "Scandimix, birden fazla dilden türetilen ortak dil kombinasyonun İskandinav dilleri için uyarlanmış versiyonudur. İskandinav coğrafyasında ortak dil oluşturma çabalarının sonuçsuz kalmasının ardından ticari ürün etiketlerinde anlaşılabilirliğin sağlanması amacıyla ortaya çıkmıştır. İskandinav coğrafyasında ortak dil kurma çabaları, 19. yüzyılda etkinliğini arttıran İskandinavizm hareketiyle hız kazandı. Aynı dönemde yükselen Pancermenizm hareketi, İskandinav coğrafyasında ortak kültür oluşturma çabalarını etkileyen önemli faktörlerden biriydi. 1840 yılında Danimarka ve İsveç'teki öğrenci girişimleri ile başlayan bu hareket zamanla önemli bir ivme kazandı. Ancak siyasi gelişmelerin de etkisiyle, İskandinavizmle birlikte ortak dil girişimleri de suya düştü. Bağımsızlık mücadelesi ile kültür birliği ikilemine giren İskandinav toplumları, ortak dilin aksine, birbirinden farklı dört yazı dili kulanmaya başladı: Danca, İsveççe, Norveççe ve Norveççe. Telaffuz, yazım ve anlam bakımından kafa karışıklığı yaratacak ölçüde benzerlik/farklıklar barındıran İskandinav dilleri, ülkeler arası ticarette para ve zaman kaybına neden olan önemli bir unsur haline geldi. Bulundukları coğrafya gereği aktif bir ticaret ağına sahip bu ülkeler topluluğunda, her bir ürün için en az üç farklı dilde etiket basılması gerekiyordu. Bu da uzun süren etiketleme süreci yanında etiket maliyetinin artması ve uzayan etiketlerin ürünlerin görselliğini bozmasına kadar değişen sonuçlar doğuruyordu. Scandimix, bu soruna çözüm bulmak amacıyla ürün etiketlerinde ortak bir dil oluşturma girişimiyle ortaya çıktı. İskandinav pazarındaki ürün etiketleri Danca, İsveççe ve Norveççe dillerinin karışımı olan Scandimix formatında yazılıyor. Bu yazım formatında temel prensip, İskandinav dillerinden sadece birini bilen bir kişi için etiket içeriğinin anlaşılır olması. Scandimix ile yazılan bir etiketin oluşturulma sürecinde ilk olarak etiket Danca yazılıyor ve ardından Norveççe'de anlaşılır hale gelecek formata dönüştürülmek üzere Norveççe bilen bir çevirmene gönderiliyor. Çevirmenin görevi Danca metinde minimum seviyede değişiklik yaparak yazıyı hem Norveççe hem de Danca bilenler için anlaşılır hale getirmek. Bu adım tamamlandıktan sonra, Danca-Norveççe karışımı olan metin İsveççe modifikasyonunun eklenmesi için İsveççe çeviriye gönderiliyor. Bu kez metin üzerinde İsveççe bilenlerin anlayabilmesi için gerekli düzeltmeler yapılıyor. Her ne kadar etikette önemli bir alan tasarrufu sağlasa da, bu yöntemin ne kadar verimli olduğu bir tartışma konusu. Farklı çevirmenler tarafından yapılan çeviri sürecinin uzun zaman alması ve etiket üzerinde eş zamanlı çalışılamaması zaman zaman gecikmelere yol açabiliyor. Diğer yandan, yazımı aynı olup farklı anlama gelen kelimelerle aynı kelimelerin yazım ve telaffuzundaki farklılılar çeviri sürecini zorlaştırıyor. Örneğin, Norveççe ve Danca'da ortak kelime sayısı oldukça fazla olmasına karşın yazım ve telaffuzda büyük farklılıklar gözleniyor. Aynı telaffuza sahip farklı anlamlar içeren kelimeler de istisna değil. İsveççe'nin diğer İskandinav dilleriyle olan benzerliği ise kelime açısından yok denecek kadar az. Bu durum da zaman zaman etiket çevirilerinde tüm metnin İsveççe karşılığının eklenmesini gerektirebiliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/sofia-firm-foundation/", "text": "Norveç'in en genç yeteneklerinden SOFIA 2018'den beri tekliler yayınlıyor, küçük ama emin adımlarla ses evrenini oluşturuyor. Bu süre zarfında Spotify'da bir buçuk milyon dinlenmeye ulaştı. Grammy adayı yapımcı Coucheron ile yaptığı iş birliği sayesinde daha görünür oldu. Özellikle I Don't Want to Lose a Friend teklisiyle Norveç sahnesinde sesini duyurmayı başardı. Ayrıca genç yetenek, Vill Vill Vest'in 2019 edisyonunda ise favori keşiflerimizden olmuştu. SOFIA şimdi altıncı teklisi Firm Foundationı müjdeliyor. Indie-pop tınılarını hissettiren tekli müzisyenin diğer parçalarına kıyasla daha olgunlaşmış bir tonda. Ritmik davullar, dalgalanan piyanolar ve neşeli gitar tınıları da SOFIA'nın vokallerine eşlik ediyor. Parçanın yapımcı koltuğunda ise yine Coucheron oturuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/tove-ditlevsen-kopenhagi/", "text": "Tove Ditlevsen Danimarka edebiyatının en bilinen yazarlarından biri, özellikle uluslararası edebiyat çevrelerinde Kopenhag Üçlemesi serisiyle tanınıyor. 1917'de Kopenhag'ın işçi mahallesi Vesterbro'da doğan Ditlevsen, üçlemesinde bu mahalleden fazlaca bahsetmektedir. Çocukluk yıllarından yetişkinlik yıllarına ve evlilik yaptığı döneme kadar yaşadıklarını otobiyografik bir şekilde üçlemesinde anlatmaktadır. Kopenhag Üçlemesi bir yandan otobiyografik ögeler içermesine rağmen aynı zamanda şehrin yıllar içinde geçirdiği evrimi de belgeselvari bir tavırla aktarmaktadır. Tek tek sokak isimlerini anlatısına yerleştiren yazar bu sokakların o dönemde hangi işleve sahip olduğunu belirtmektedir. Bu bağlamda, teker teker Tove Ditlevsen'in bahsettiği spesifik adresleri not alıp Kopenhag'da bu sokakları görmek ise farklı bir Kopenhag deneyimi olabilir. En kötü bu ziyaret Google Maps üzerinden de yapılabilir. Tove Ditlevsen'in hatıraları itibariyle kaleme aldığı Kopenhag Üçlemesi Çocukluk, Gençlik ve Bağımlılık adında üç kitaptan oluşuyor. Şu an seri Türkçede yayımlanmamış olsa da Penguin Classics şahane bir baskısını da yapmış. Dört kere evlenip boşanan yazar üçüncü kitabını ise evlilik üzerine yazmış. İngilizcede bağımlılık olarak çevrilen kitap Dancada ise evlilik anlamına geliyor. Aynı zamanda gift kelimesinin Dancadaki bir diğer anlamı ise zehir. Son derece dürüst, açıklayıcı ve detaylı anlatısına Ditlevsen aynı zamanda uyuşturucu bağımlısı olduğunda yaşadıklarını da eklemiştir. En sonunda kendisi için yıkıcı bir etkeni gösterse de Kopenhag Üçlemesi ayrıca bir varoluş sorgulamasıdır. Çocukluk yıllarında bile aile ortamında problemler yaşayan Tove Ditlevsen özellikle annesinin sinir probleminin altını çizer. Her ne kadar zaman olarak Ditlevsen kitaplarını 1960'lı yıllarda okurla buluştursa da otobiyografik anlatısı Norveçli çağdaş yazar Karl Ove Knausgard'un Kavgam serisini andırmaktadır. Dürüstlüğü ve lirizmiyle dikkat çeken Kopenhag Üçlemesi aydınlık günlerden karanlık günlere, bir bireyin yaşadıklarıyla ne denli değiştiğini gözler önüne sermektedir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/whales-this-lake-figure-skating/", "text": "Hans Olav Settem, Anders Hovik Hjelden ve Max Peder Brekke'den oluşan Whales & This Lake uzun zamandır sessizdi. 2018'de yayınladıkları HAPPY LIAR adlı parçadan bu yana grup üyelerinin başka projeler üzerine odaklanmasıyla, bir yandan da kenarda duran parçaları olgunluğa eriştirmesiyle Figure Skating adlı dört parçalık EP ortaya çıkmış oldu. Grup üyeleri dört kulağa az bir sayı gibi gelse de bizim için çok önemli, iyi ve kötü deneyimleri de barındıran parçalardan oluşan bir EP diyor. Açıkçası Whales & This Lake'in az da olsa yeni dört parçayla geri gelmesi bizi çok mutlu etti. Danimarkalı şarkıcı, söz yazarı ve yapımcı Lisha ilk albümü 'Devotion' ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/05/yeni-doglover95-organs/", "text": "Kısa bir zamana kadar Norveç müzik sahnesi için yeraltı fenomeni olan Tobias Gronborg'ü veya sahne ismiyle Doglover95'i 2018'de yayınladığı Vanity adlı teklisinden beri heyecanla takip ediyoruz. Hemen ardından Love adlı albümünü yayınlayan Doglover95 adeta bir auteur yönetmen gibi albüme dair bütün süreçleri kendisi yürüttü: Şarkıları yazdı, kayıtları kendisi yaptı ve albümün yapımcılığını üstlendi. Deneysel ve psikedelik hiphop arasında gidip gelen Doglover95'in ses evreninde Frank Ocean, Arca ve JPEGMAFIA etkisini de hissetmek mümkün. Bütün bu süreçte tam anlamıyla bağımsız bir müzisyen olan Doglover95 ufutaki ikinci albümü için heyecan verici gelişmelerle karşımızda. Öncelikle müzisyen ilk bakışta Avusturyalı avangart ressam Hermann Nitsch'in eserlerini andıran ORGANS adlı teklisini yayınladı. Tekli için hazırlanan görseller oldukça cüretkar. Son iki yıldır titizlikle yeni parçaları üzerinde çalışan Doglover95 ayrıca bu sırada hem bir plak şirketiyle hem de menajerlik ajansıyla anlaştı. Sigrid, Aurora gibi isimleri temsil eden made ve İskandinavya'nın en büyük plak şirketlerinden Playground Music ile anlaşan Doglover95 sözleşmeleri imzalar imzalamaz yeni parçalarını müjdeliyor. İskandinav müzik sahnesinde hafife alınamayacak isimlerle anlaşma yapınca Tobias'ın beklemekte olan parçalarına olan merakımız daha da artmıyor değil. Müzisyenin yeni teklisi ORGANS önceki işlerine kıyasla daha sakin ve tekdüze bir yapıya sahip. Elbette bu bağlamda parçanın ufuktaki albümü müjdeleyen ilk tekli olduğunu unutmamakta yarar var. Fakat yine de tekli Doglover95'in daha katmanlı ve farklı şeyler denediğini de bizlere kanıtlıyor. Örneğin, Love albümünün en çok öne çıkan parçalarından Yuhh daha agresif ve canlı bir ses manzarasına sahipken ORGANS daha doğal bir tempoda ilerliyor. İsmi gibi organları, yaşayan bir organizmayı mümkün mertebe doğal bir şekilde seslerle nasıl ifade edebilirim sorusunun yanıtı gibi. Sanki bir canlının kalp atışını tekliyi dinlerken hissediyoruz. Doglover95'in ufuktaki albümü için ise şu an sadece alt-pop, çağdaş caz ve hyperpop arasındaki dengeyi aradığını biliyoruz. Müzisyenin çok katmanlı enstrümantalite ve akılda kalıcı vokalleriyle geri geleceğine eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/74-cannes-film-festivalinde-yarisacak-nordik-filmler/", "text": "Geçtiğimiz yıl pandemi nedeniyle gösterimlerini gerçekleştiremeyen Cannes Film Festivali yetmiş dördüncü yılında sinemalara geri dönüyor. Bu sene 6-17 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek festival, programında yer alan filmler ve bu filmlerin arkasında imzası bulunan sinemacılarla dikkat çekiyor. Hem uluslararası film festivalleri hem de sinema sektörü açısından oldukça değerli olan festivalin de büyük ödülü olma özelliği taşıyan Altın Palmiye için bu yıl yirmi dört film yarışacak. Bu ana yarışma seçkisinde yer alan filmlerin iki tanesinin yönetmen koltuğunda ise Nordik ülkelerde üretim yapan isimler yer alıyor. Nordik filmlerden son olarak Ruben Östlund yönetmenliğindeki The Square (2017) festivalden Altın Palmiye ile ayrılmıştı. Oslo, 31. August'la (2011) festivalin Belirli Bir Bakış bölümünde yer alan, Louder Than Bombs (2015) ile de ilk kez Altın Palmiye için yarışan Norveçli yönetmen Joachim Trier festivale merakla beklenen filmi Verdens verste menneske (2021) ile dönüyor. Julie isimli ana karakterinin geçirdiği dört yıla gerçekçi bir bakış atan film, bu genç kadının iş ve aşk hayatında yaşadığı türlü zorları ve bu zorluklar karşısında Julie'nin yürümeye çalıştığı yolu konu ediniyor. Filmin yazarları arasında, Trier ile yaptığı iş birlikleriyle ve Blind (2014) filmiyle tanınan Eskil Vogt da bulunuyor. Cannes'da 2010 yılında Taulukauppiaat filmiyle Cinefondation, 2016'da da Hymyileva mies ile Belirli Bir Bakış ödülünü kazanan Finlandiyalı yönetmen Juho Kuosmanen'in yeni filmi Hytti Nro 6 (2021), bu kez festivalin ana yarışma seçkisinde seyirciyle buluşacak. Rosa Liksom'un romanından uyarlanan film, Kuzey Kutup Dairesi'ne giden bir trende tanışan iki yabancıyı merkezine taşırken, bu yolculuğu beraber geçirecek karakterlerinin hayata karşı geliştirdikleri yaklaşımlara odaklanacak. Festivalin yan bölümlerinden olan Un Certain Regard / Belirli Bir Bakış'ın resmi seçkisinde ise ün sahibi sinemacılarla birlikte sinema adına ilk kez üretim yapan yönetmenler ve genç isimler de yarışıyor. Bu bölüm kapsamında gösterilecek filmler arasında yine iki Nordik film bulunuyor. Game of Thrones (2011 2019) ve Rogue One (2016) gibi büyük projelerde teknisyen olarak görev alan İzlandalı Valdimar Johansson, ilk yönetmenlik deneyimi Lamb (2021) ile izleyici karşısına Cannes Film Festivali'nde çıkmaya hazırlanıyor. Çocuk sahibi olamayan bir çiftin, çiftliklerinde ansızın beliren yeni doğmuş bir bebeği keşfetmelerini takip eden film, önce bir mutluluk ardından da bir yıkım kaynağı olacak bu karşılaşmanın izini sürüyor. Filmin senaryo ekibinde Johansson'un yanı sıra, Robert Eggers'ın merakla beklenen filmi The Northman (2022) ile Lars von Trier imzalı Dancer in the Dark (2001)'ın yazarlarından Sjon da yer alıyor. Ana yarışmada yer alan Verdens verste menneske (2021) filminin yazarlarından biri olan ve ilk filmi Blind (2014) ile aralarında İstanbul Film Festivali'nin de olduğu pek çok uluslararası festivalden ödülle ayrılan Eskil Vogt, yedi yılın ardından ikinci filmi De Uskyldige (2021) ile yönetmenliğe geri dönüyor. Cannes Film Festivali'ne yönetmen olarak ilk katılımını, tıpkı sinemacı dostu Trier gibi, Belirli Bir Bakış bölümünde gerçekleştirecek Vogt, De Uskyldige'de bir yaz günü ailelerinin onlarla ilgilenmediği bir vakitte karanlık ve gizemli güçlerini açığa çıkaran bir grup çocuğun doğaüstü hikayesine odaklanacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/aalto/", "text": "Finlandiyalı mimar Alvar Aalto İskandinav tasarımı ve mimarisinin en modern ve en bilinen isimlerinden birisi. Aynı zamanda Avrupa kıtasının da en modern mimarları arasında yer alıyor. Bilhassa Finlandiya kültürel tarihi için öneme sahip olan Alvar, son yıllarda uluslararası yayınevleriden çıkan tasarım ve mimari kitapları sayesinde daha da tanınır oldu. Virpi Suutari'nin yönetmen koltuğunda oturduğu Aalto belgeseli de mimarın yaşam öyküsünü, çalışmalarını ele alıyor. Aynı zamanda mimarın özel hayatına da ışık tutuyor, eşi Aino ile aşkını da ilk kezler gözler önüne seriyor. Belgesel, Aalto çiftinin üretim sürecini de yansıtırken aynı zamanda bizi mimarın tasarlamış olduğu binalara da götürüyor. Belgeselde Finlandiya'daki yapıları, Rusya'daki bir kütüphaneyi, Venedik'te bir köşkte bulunan Aalto'nun vazosuna kadar birçok eseri görmemiz mümkün. Belgeseli izlerken bile İskandinav minimalizmini iliklerimize kadar hissediyoruz. Aalto Vakfı ve Aalto ailesi yönetmen Virpi Suutari'ye efektif bir şekilde çalışabilmesi adına hem Aino ve Alvar arasındaki özel mektupları, birçok fotoğraf albümünü ve bazı 8 mm film çekimlerini de teslim etti. Le Corbusier, Gropius, Moholy-Nagy ve Frank Llyod Wright gibi modernist figürlerden de etkilenen yönetmen, Alvar Aalto'yu olabilecek en iyi şekilde anlatmak istemiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/andreyun-bloc-party/", "text": "Çin ve Norveç kökenli müzisyen Andreyun yapmış olduğu birçok iş birliğiyle uluslararası müzik sahnesinde varlığını kanıtladı. Çok dilli müzisyen Norveççe, İngilizce ve Çince pek çok şarkıya imza attı ve sahip olduğu kültürel zenginliği ses evreninde de yansıttı. Aslında Andreyun önceki parçalarına kıyasla farklı bir çizgide dinleyiciyle de buluşmaya hazırlanıyor. Şu günlerde Çince EP'si üzerinde çalışan müzisyen aynı zamanda Norveç'teki plak şirketi Toothfairy üzerinden de İngilizce parçalarını müjdelemeye devam ediyor. Genellikle Toothfairy müzisyenlerinin birlikte çalıştığı yapımcı-müzisyen Coucheron da Andreyun'un yeni teklisi Bloc Partyye katkıda bulunan isimler arasında. Ritmik gitarlar, cazip vokaller ve elbette Norveçlilerin yaz mevsimine olan özlemini ve yazın gelişini çılgınca kutlamak istemelerini bu parçada da iliklerimize kadar hissediyoruz. Beyaz gecelerin hakim olduğu, partinin bitmediği yaz günlerinde Andreyun'un yeni teklisi bir hayli dinlenesi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/doden-paa-oslo-s/", "text": "İskandinav edebiyatının en bilinen eserlerine imza atan Ingvar Ambjornsen'i Beyaz Zenciler kitabıyla tanıyoruz. Ancak Norveç'te Ambjornsen'i ününe kavuşturan Pelle og Proffen serisi de uzun yıllar konuşuldu. Eva Isaksen'in Pelle og Proffen serisinin ilk kitabından beyaz perdeye uyarladığı Doden pa Oslo S 1990 yapımı bir film. Ancak her ne kadar film 1990 senesinde yayınlanmış olsa da aslında 80'li yılların atmosferini yansıtıyor. Oslo Merkez İstasyonunda Ölüm anlamına gelen filmde kentteki mekanlar da bir hayli önemli. Spesifik bir şekilde Oslo'daki bilinen yerlerin eski hallerini filmde görüyoruz. Özellikle Oslo'da sürekli bir inşaat hali olduğunu hatırlarsak Doden pa Oslo S kent hafızası için de değerli bir yere sahip. Örneğin Oslo, 31. august ve Doden pa Oslo S bu bağlamda karşılaştırmalı olarak izlenebilir. Filmin konusundan bahsetmek gerekirse, Pelle ve Proffen adındaki iki genci anlatan filmde Pelle'nin on beş yaşındaki kız arkadaşı Lena'nın uyuşturucu problemi vardır. Oslo şehir merkezinde bir büfede tanışmışlardır. Ancak Lena yıllardır bir sosyal hizmetler görevlisi tarafından istismar edilmiş ve sorunlu yıllar geçirmiştir. Problemlerini uyuşturucu ile uzak tutmaya çalışan Lena'nın kaçmasına ise Pelle ve Proffen yardım eder. Bu sırada Oslo Merkez İstasyonu'nda insanların aşırı dozda uyuşturucu kullanmalarını ve şehrin koşturmacısını izlerler. Uyuşturucu problemi, sorunlu gençler ve ebeveynler gibi meseleleri konu alan Doden pa Oslo S adlı filmde Pelle ve Proffen'in aileleri de farklı değerleri temsil ediyor. Pelle'nin ailesi liberal olarak kendilerini tanımlarken Proffen'in ailesi ise muhafazakar çizgide kendini konumlandırıyor. Serinin diğer filmleri ise sırayla Giftige logner (1992) ve De bla ulvene (1993). Bu arada film 1990'lı yıllarda öyle bir fenomen haline geliyor ki Tromso, Bodo gibi Kuzey Norveç'te yer alan şehirlerde bile film ilgiyle izleniyor. Hatta filmde rol alan oyuncular bu şehirlere turne için bile gidiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/edvard-munch-ciglik-tablosundaki-graffiti/", "text": "Ekspresyonizm akımının ikonik ressamlarından Norveçli Edvard Munch meşhur Çığlık tablosuna gizemli bir grafiti yapmış. Kızılötesi ışınların görmemizi sağladığı bu grafitide zar zor görünen küçük cümle sanat dünyasında pek çok hipotezin geliştirilmesine neden oldu. Taramalar sonucu, Munch'un tablonun sol üst köşesine kurşun kalemle Sadece bir deli tarafından boyanabilir cümlesini yazdığı ortaya çıktı. Norveç Ulusal Müzesi de bu grafitinin Munch tarafından yapıldığını kısa süre içinde testlerle onayladı. İlk olarak 1893'te Munch'un memleketi Oslo'da, o zamanlar Kristiania'da, sergilenen Çığlık insan kaygısının radikal ve zamansız temsilcisi haline geldi. Tablonun etkisini ise 1990'ların Scream korku filmi serisinde ve günümüzdeki şaşırma emojisine 😱 kadar da görmekteyiz. Norveç Ulusal Müzesi koleksiyonunda yer alan Çığlık tablosu gelecek sene müzenin yeni binasında yeniden ziyaretçiyle buluşacak. Müzenin yaptığı testlere gelirsek Munch'un el yazısı analiz edildi, ressamın günlükleri ve mektuplarıyla karşılaştırıldı. Sonuç olarak tablonun üzerindeki grafitinin Munch tarafından yapıldığı ortaya çıktı. Sanat eleştirmenleri ise grafitinin öfkeli bir seyirci tarafından mı yoksa hayatı boyunca zihinsel sağlık sorunları olduğu bilinen Edvard Munch tarafından yapılan bir vandalizm eylemi mi olduğunu uzun zaman boyunca sorguladı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/erlend-loe-naif-super/", "text": "Norveç'in en nev-i şahsına münhasır yazarlarından Erlend Loe eserlerinde bol mizah, abartı ve ironiden yararlanır. Yazar, Naif. Süper kitabında da bütün bu ögeleri mümkün mertebe kullanır. Yirmi beşinci doğum gününde, romanın isimsiz anlatıcısı bir kroket oyununu ve hayatının anlamını kaybeder. Üniversiteyi bırakır ve kendisini yerleri silmeye adar. Özellikle zaman konusunda endişelenir ve fizik öğretmenleri tarafından ihanete uğramış hisseder. Zaman zaman Erlend Loe'nun çocuksunu tonunu hissettiğimiz kitapta anlatıcının kaprislerine de tanık oluruz. Bir yandan hayata dair pek çok konuda anlatıcının fikirlerini öğrendiğimiz kitapta aklından geçen şeylerin zorlu listelerine ve yemek reklamlarında animasyon kullanımına ilişkin tuhaf derecede güçlü görüşlerini görürüz. Eleştirmenler, Naif. Süper'in anlatıcısını J. D. Salinger'ın Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabındaki Holden Caulfield'a benzetti. Ancak Holden genç bir çocuk iken Erlend Loe anlatıcıyı yetişkin yapmaya karar verdi. Listeler yaparak hayatı sorgulayan ve gerçekten her şeyin listesini yapan anlatıcı alıştığımız roman karakterlerinden farklı bir yere sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/h-c-andersen/", "text": "Dünyaca ünlü masal yazarlarından Danimarkalı Hans Christian Andersen'in eserlerini birçoğumuz küçük yaşlarda dinledik veya okuduk. Kibritçi Kız, Küçük Deniz Kızı, Çirkin Ördek Yavrusu gibi masal dünyasında en bilinen eserlere imza atan H. C. Andersen için bu yaz memleketi Odense'de yeni bir müze açılacak. Japonyalı mimar Kengo Kuma ve ekibi H. C. Andersen'in Müzesi'nin tasarımı için Sihirli Çakmak masalının evreninden etkilendi. Masala göre bir ağaç yeraltı dünyasına bir kapı açıyor ve yeni perspektifler sunuyor. Müzeye aynı zamanda büyülü bir bahçe de eşlik ediyor. Müzenin yaratıcı direktörü Henrik Lübker Hans Christian Andersen'in sanatsal evreni harika, çünkü bildiğinizi sandığınız bu dünyayı hayal etme şeklinizi tersine çeviriyor ancak bunu yerine başka bir şey koymadan yapıyor diyor. Andersen masalları evrensel bir gerçeğe değil, açık olana, dünyanın tuhaflığına ve çokluğuna işaret ediyor. Yeni müzede, Andersen'in kendi sanatsal stratejilerini başlangıç noktası olarak bahçenin, evin ve serginin nasıl şekillendiğinin yanı sıra müzenin bir parçası olacak birçok sanatsal katkı için kullanarak bu belirsizliği sürdürüyor. Müze, H. C. Andersen'in edebi evreninin deneyimini mekansal hale getirmeyi ve mimarinin, sesin, ışığın ve bir görüntü akışının sürekli olarak her ziyaretçi ile Andersen'in masalları arasında yeni karşılaşmalar yarattığı eksiksiz bir sanatsal deneyim sunmayı amaçlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/kesif-baselos/", "text": "Danimarka merkezli Baselos 20'li yaşlarının başında olan ve ortak bir müzik vizyonu etrafında toplanan beş genç müzisyenden oluşuyor. Nüanslı ve akılda kalıcı melodilerle pop müzik evrenini keşfetmeye odaklanan Baselos üyelerinin yolu Arhus'taki Grobund Bandakademi'de kesişti. Post-punk, neosoul, funk ve caz gibi birçok janrdan etkilenen grup üyelerinin aslında bu türlerde bir geçmişi var. Ancak okulda tanıştıklarından beri gündemlerinde dream pop tınıları yer alıyor. Bu bağlamda grup, dream-pop sayesinde rüya kurdukları ve gençliklerini dürüst şarkı sözleriyle yansıtmayı tercih ediyor. Bugün Baselos ikinci teklisi Helt til Kobenhavnı müjdeliyor. Parçada yine gençlerin hayata dair bazı yanıtlarını ve perspektiflerini bir pop baladı formunda keşfediyoruz. Genç bir çiftin sonlanmak üzere olan ilişkisinin arifesindeki düş kırıklığını ve Kopenhag'a kaçışı, bir nevi artık şehir değiştirip bu dünyadan uzaklaşma anlamına geliyor. Coming-age-of pop olarak tanımlayabileceğimiz parçanın enstrümantalitesi ise country ve soul rock sularında yüzüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/kesif-death-machine/", "text": "Kopenhag merkezli Jesper Mogensen'den oluşan Death Machine ilk dinlediğimizde Nordik olduğunu anlayamadığımız bir ses evrenine sahip. Hatta Mogensen'in iddiası evrensel şarkı sözleri söylemek. Yumuşak vokallerle gizemli bir folk atmosferi sunan Death Machine 2017'de yayınladığı Cocoon albümünden bu yana sessizdi. Mart 2021'de uzun soluklu sessizliğini Papercuts adlı teklisiyle bozan Death Machine yılların ardından daha da olgunlaşmış bir şekilde geri döndü. 80'li yılların bilim kurgu tınılarını andıran örneklerden yararlanan Death Machine, Blade Runner (1982) filmine de referans veriyor. Danimarka folk müzik sahnesinde eşi benzeri görülmemiş işler başarmak isteyen Death Machine sinematik dokunuşlarıyla bir soundtrack dinliyormuşuz hissiyatı da bırakıyor. Marie Sahba, ölümden sonra yaşama dair şarkısı One Last Time ile dinleyiciyi buluşturdu! Çok sevdiğimiz Moyka, ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak ile dinleyiciyi buluşturdu! Faroe Adaları'ndan çıkan saf bir yetenek: Elinborg!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/kesif-small-boy/", "text": "Daniel Lien ve Daniel Eriksen'den oluşan Small Boy Norveç'in şu an en underrated müzik gruplarından biri. Hem de bir o kadar şahane gruplarından. Şu ana kadar sadece üç tekli yayınlayan grup üç parçada da kendi imzasını başarıyla ortaya koyuyor. Small Boy'un Kasım 2020'de yayınladığı Bobby Go Home teklisini daha on saniye dinlediğimizde bile The Smiths etkisini hissediyoruz. The Smiths'in daha Nordik ve çağdaş yorumu diyebiliriz belki de buna. Small Boy 23 Nisan'da yayınladığı Doing Alright teklisiyle de söz yazımında ne kadar becerikli olduğunu kanıtladı, olgun meloldik indie tınılarıyla adeta bizi 80'lere ışınladı. İki Daniel arasındaki harika uyumu ise stüdyo kayıtlarından bile hissetmek mümkün. İngiliz synth-rock'ı, sosyal demokrasi, Yuri Gagarin ile alakalı şarkı sözü yazmak, dayanılmaz yalnızlık ve arkadaşlık etrafında buluşan Daniel Lien ve Daniel Eriksen bu rotada Small Boy'un ses evrenini oluşturuyor gibi. Small Boy'un şu ana kadar yayınlamış olduğu üç tekliyi sırayla dinlediğimizde ise yavaş yavaş şekillenen EP'yi hayal edebiliyoruz gibi. Farklı zamanlarda yazılmış ve yayınlanmış bu üç tekli her ne kadar farklı tona sahip olsa da büyük resme baktığımızda Small Boy hakkında bize genel bir fikir veriyor. Grubun son teklisi Mostly Ghosted daha hareketli, daha dans edilesi. Şarkı sözlerinde de geçtiği gibi hikaye belki de bir partide geçiyor. Çift taraflı bir ilişkide sanki bir tarafın daha çok ilişkiye kendini adaması gibi. Small Boy'u dinlerken pek çok çatışan duyguyu aynı anda hissediyoruz ve bundan bir hayli memnunuz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/kjersti-skomsvold-hizlandikca-azaliyorum/", "text": "Tarjei Vesaas İlk Kitap Ödülü'ne layık görülen Kjersti Skomsvold imzalı Hızlandıkça Azalıyorum şiirsel ve dokunaklı bir roman. Norveçli yazar Kjersti Skomsvold ilk romanı Hızlandıkça Azalıyorum hem yazar için hem de Norveç edebiyatı için değerli bir yere sahip. Kitap, artık çok yaşlı ve çok yalnız, pratik olarak da görünmez olan Mathea Martinsen tarafından anlatılıyor. Görünmezliği ise kısmen kendi hatası, çünkü Mathea diğer insanlarla iletişim kurmakla çok zorlanıyor. Bazen ilgi istemesine rağmen, istediği ilgiyi gördüğünde ise etkileşimden kaçınır. Bir hırsı var ama uğruna çabalayacak bir şeyi yok. Mathea işlerine devam ediyor, evinden pek uzaklaşmıyor. En fazla bakkala gidiyor. Ancak buraya gittiğinde bile zor anlar yaşayabiliyor. Sanki Mathea bambaşka bir dünyada yaşıyor. Zaman zaman eski hayatını ve kocası Epsilon'u hatırlıyor. Epsilon olmadan, onun hayaliyle hayata tutunmaya çalışıyor aslında. Ancak Mathea pratikte yalnızca düşünceleriyle yaşıyor. Hayatında başına gelen tek olağanüstü şey bir keresinde yıldırım çarpmasıydı, bu olayı ise miladı olarak kabul ediyor. Çünkü hayatının geri kalanı tamamen sıradandı. Mathea'yı zor bir karakter yapan yanı ise kendine empoze ettiği izolasyon katmanından bir türlü kurtulamıyor oluşu. Kjersti Skomsvold Norveç edebiyatının son zamanlarda en çok öne çıkan yazarlarından biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/nordik-tasarim-artek/", "text": "Artek; genç idealistler Alvar ve Aino Aalto, Maire Gullichsen ve Nils-Gustav Hahl tarafından 1935 yılında Helsinki'de kuruldu. Amaçları ise mobilya satmak, sergiler ve diğer eğitim araçlarıyla modern yaşam kültürünü teşvik etmekti. Hala kurucularının savunduğu ilkeleri ve ruhu benimseyen Artek bugün de tasarım dünyasında inovatif bir aktör olarak rol alıyor ve yeni ürünler geliştiriyor. Bunun üstüne tasarım, mimari ve sanat arasında bir kesişim yaratıyor. Artek koleksiyonu, Finlandiyalı ustalar ve önde gelen uluslararası tasarımcılar tarafından tasarlanan mobilya, aydınlatma ve aksesuarlardan oluşuyor. Açıklık, işlevsellik ve şiirsel sadelik gibi prensipler markanın merkezinde yer alıyor. Artek koleksiyonu, Finlandiyalı ustalar ve önde gelen uluslararası tasarımcılar tarafından tasarlanan mobilya, aydınlatma ve aksesuarlardan oluşuyor. Açıklık, işlevsellik ve şiirsel sadelik gibi prensipler markanın merkezinde yer alıyor. Artek ismi, 1920'lerde öne çıkan uluslararası modernist hareketin merkezinde yer alan kavramlar olan sanat art ve teknoloji-technology'nin bir sentezinden oluşuyor. Modernizmin önemli savunucusu olan Walter Gropius sanat ve teknolojinin yeni bir birlik olduğunu ortaya atmıştı. Teknolojinin bilim ve endüstriyel üretim yöntemlerini içerdiği anlaşılırken sanat anlayışı güzel sanatların ötesine geçerek mimariyi ve tasarımı da bu sürece dahil etti. Modernizm ise bu iki alanın verimli bir birliğini sağlamayı amaçladı. Gropius'un bu tezi Artek'in kurucularını da etkilemişti ve şirket adını verirken bu tez baskın gelmişti. Şirketin dört kurucusu Artek'i kurarken 1935 yılında Artek Manifestosu adını verdikleri bir dizi prensip yayınladı. Artek bünyesinde yapmak istedikleri ve benimsedikleri vizyonu belirlemede bu manifesto oldukça önemliydi. Bu manifesto aslında Artek'i sadece bir mobilya mağazası olmanın ötesine taşıyor, kültürel bir misyona da sahip olduğunu kanıtlıyor. Manifesto, modern sanat, endüstri, iç mimarlık, propaganda gibi başlıklarla Artek'in hedeflerini netleştiriyor. Alvar Aalto'nun tasarımları bunun en önemli kanıtıydı. Aalto ayrıca sanatın bir sentezini gerçekleştirmeyi, günlük yaşamı iyileştirmeyi ve Finlandiya'ya modernizmi getirmeyi hedefliyordu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/nordik-tasarim-fjallraven/", "text": "İsveççede kutup tilkisi anlamına gelen Fjallraven; Kanken sırt çantaları, İsveç'e özgü desenli kazakları ve kalın montlarıyla en çok bilinen İskandinav markalarından biri. 1960 yılında Ake Nordin tarafından kurulan markanın hikayesi aslında Nordin'in çocukluk yıllarındaki deneyimlerine dayanıyor. İsveç'in kuzeyinde bulunan Örnsköldsvik kasabında yaşayan on dört yaşındaki Nordin, 1950 yazında Vasterbotten dağlarına detaylıca planlanmış bir tırmanış gezisi yaptı. Ancak gezisinde en can sıkıcı nokta rahatsız sırt çantasından kaynaklanan sırt ağrılarıydı. Ake biraz araştırma yaptıktan sonra bir sırt çantasının ağırlığının yüksek ve kullanıcının omurgasına yakın konumlandırılması gerektiğini öğrendi. Bu bilgiyi öğrenir öğrenmezse hemen işe koyuldu. Annesinin Singertreadle dikiş makinesini kullanarak yaşadığı evin bodrumunda güçlü pamuklu malzemeden bir sırt çantası yaptı. Çantayı taşımak için dana derisinden destek kayışlarını kullanarak ahşap bir çerçeveye bağladı. Çerçeve, yükü sırta daha iyi dağıtıp sırt çantasıyla arasındaki boşluğu arttırdı. Bu sistemle insanlar daha da ağır sırt çantaları taşıyabildi. Nordin'in bu icadı yerli Sami halkının dikkati çekti ve içlerinden biri Nordin'den kendisine bir sırt çantası ve bir çadır yapmasını istedi. Zaman içerisinde kaliteli ve insan sağlığı için iyi bir çantaya ihtiyaç olduğunu anlayan Ake Nordin'in Fjallraven'i kurması İsveç Silahlı Kuvvetleri'ndeki görevinden sonra gerçekleşiyor. Dayanaklı ve hafif bir sırt çantasına ihtiyaç olduğunu kendi gözleriyle gören Nordin, 1960 yılında resmen Fjallraven'i kurdu ve ilk olarak ailesinin bodrumunda faaliyet gösterdi. Kısa sürede insanlar tarafından kullanışlı bulunan sırt çantaları oldukça iyi satış yaptı. Zaman içerisinde ürün yelpazesini geliştiren marka, kuruluş ilkelerinden biri olan işlevselliği hiçbir zaman ihmal etmedi. Ayrıca Nisan 2020'de Fjallraven İsveç'in en sürdürülebilir marka unvanını aldı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/nordik-tasarim-normann-copenhagen/", "text": "Danimarka menşeili tasarım şirketi Normann Copenhagen İskandinav tasarımı söz konusu olduğunda aklımıza gelen ilk isimlerden birisi. Daha çok sandalyeleri ve ikonik beyaz lambalarıyla bilinen marka, orijinal ve inovatif ürünleri basit ve çağdaş bir tasarımla buluşturmayı amaçlıyor. Geleneksel tasarım düşüncesine meydan okuyan marka sıradan olanı tasarım sayesinde sıra dışı hale getirmek istiyor. Jan Andersen ve Poul Madsen tarafından 1999 yılında kurulan marka özellikle mobilya, aydınlatma, tekstil ve ev aksesuarları gibi çeşitli skalada ürünler tasarlıyor. Seksenden fazla ülkede ürünlerini satan marka aynı şekilde seksen farklı tasarım ödülüne de layık görüldü. Aşinalık ve rahatlık duygularını bir arada ürünleriyle hissetirmeye çalışan Normann Copenhagen ayrıca minimalizmi de marka felsefesi olarak kabul ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/nordik-tasarim-sostrene-grene/", "text": "Danimarka menşeili, 1973'te Aarhus'ta kurulan Sostrene Grene uygun fiyata iyi tasarım ve DIY tarzı hobi ürünleri sunan bir marka. Inger Grene ve Knud Cresten Vaupell Olsen tarafından kurulan marka aslında bir aile markası. Bugün de kurucuların oğulları Mikkel Grene tarafından yönetilen ve Cresten Grene'nin kreatif direktörlüğünü yaptığı markanın söyleminde ve ürünlerinde de kardeşlik sıklıkla bahsedilen meselelerden. Her kataloğunda ürünleri kız kardeşler Clara ve Anna üzerinden kurgulayan Sostrene Grene, zaten Grene Kız Kardeşler anlamına gelmektedir. Anna yaratıcılığa ve estetiğe önem verirken, kız kardeşi Clara ise pratik ve organizedir. Aslında iki kız kardeş Sostrene Grene'nin sunduğu, sunabileceği ve sunacağı ürün skalasında her daim söz konusu olan bu iki kriteri temsil ediyor. Kibar ve geleneksel olan iki kız kardeş, günlük hayatınıza nasıl daha fazla yaratıcılık, neşe ve estetik getirebilebileceğinize dair tavsiyelerini paylaşıyorlar. Aynı zamanda İskandinav minimalizmini de gündemlerinde tutan Clara ve Anna bunu bütün ürünlerine yansıtıyor. Inger Grene'nin teyzelerine benzeyen Anna ve Clara, mağazanın bütün prensiplerini ve ilkelerini savunuyor. Sostrene Grene; labirent gibi mağazalarında adeta bizi kaybettiren, klasik müzik eşliğinde ziyaretçilerine İskandinav tasarımı, ev aksesuarları, mutfak eşyaları, hediyelik eşyalar ve kırtasiye malzemeleri gibi çeşitli ürünler sunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/norilsk-nickel-norvecin-havasi-temizleniyor/", "text": "Rusya'nın en büyük metal üreticilerinden Norilsk Nickel, Finnmark sınırındaki bakır üretim tesisini kapatma kararı aldı. Şirketin sürdürülebilir hedefler kapsamında attığı adımlardan biri olan bu karar ile tesisin faaliyetleri 20 Mart 2021 tarihi itibariyle durduruldu. Fabrikanın temizlenme çalışmaları yıl boyunca devam edecekken 2022 yılında tesis ve bağlı binaların demontajına başlanması ve 2029 yılında tamamlanması planlanıyor. Norveç'le birlikte Finlandiya'ya da sınır olan ve 74 yıldır faaliyet gösteren üretim tesisi, bölgedeki sülfür dioksit salınımının birincil kaynağıydı. Fabrika, her yıl Norveç endüstrisinin neden olduğu toplam sülfür dioksit salınımının yaklaşık dört katı miktarında salınımına neden oluyordu. Norveç sınırında yer alan ve Sami halkının yoğun olarak yaşadığı Finnmark ise, fabrika salınımlarından en çok etkilenen yerleşim noktalarının başında geliyor. Bölgedeki bitki örtüsü zamanla yok olurken, hava kalitesi de zamanla yüksek oranda bozuldu. Norilsk Nickel'in fabrikayı kapatma ve tesisi yenileme kararı hem Norveçli hem de Finli yetkililer tarafından yakından takip edilerek, hem kısa hem de uzun vadeli etkileri inceleniyor. Üretim tesisinin kapanmasıyla birlikte bölgedeki sülfür dioksit salınımının bu yıl içinde 2015 yılında en yüksek seviyeleri gördüğü değerlerden %85 azalmayla 30.000 tonun altına düşmesi bekleniyor. 2022 yılında ise bu değerin yıllık 22.000 bin tona gerilemesi bekleniyor. Bölgedeki mevcut sülfür dioksit salınımın yıllık 8.000-9.000 tonu civardaki evlerin ısıtılmasını sağlayan elektrik santralinden kaynaklandığı kaydediliyor. Bölgede yeni kurulacak bakır rafinasyon tesisiyle belirlenen sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılırken üretim kapasitesinin ikiye katlanarak verimin de arttırılması planlanıyor. Norilsk Nickel önümüzdeki 10 yıl içerisinde çevresel projelere 5.5 milyar dolar değerinde bütçe ayırdığını da açıkladı. Norveçli ve Finli araştırmacılar şirketin faaliyetlerini yakından takip ediyorlar. Söz konusu yenileme çalışmalarının bölgedeki hava kalitesini yüksek oranda arttıracağından ve uzun vadeli çevresel etkilerin de zamanla giderilebileceğinden umutlulular."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/norvecte-vergiler-dusuruldu/", "text": "Norveç parlamentosu geçtiğimiz yılki bütçe görüşmelerinde çikolata ve şekerli gıdalardan alınan şeker vergisinin kaldırılması, tütün ve alkolden alınan vergilerin ise düşürülmesi konusunda uzlaştı. Alınan karara göre; çiğnemelik tütünden alınan vergi %25, bira ve şaraptan alınan alkol vergisi ise %10 oranında düşürüldü. Çikolata ve alkolde uygulanan yüksek vergiler uzun zamandır Norveç kamuoyunun gündeminde. Halk sağlığını olumlu yönde etkilediğini savunanlar yanında, İsveç'e olan ticari akışın ekonomik kaygısını ön planda tutan kesimler de bulunuyor. Norveç'te yaşayan birçok kişi, özellikle sınır şehirlerde yaşayanlar, şekerli gıda ve alkol alışverişleri için sık sık İsveç'i ziyaret ediyorlar. Halk sağlığı çalışmalarında uzman olan Prof. Steinar Krokstad, vergi düşürme kararının halk sağlığı üzerinde geri döndürelemez sonuçlar yaratacağını düşünüyor. Uzun yıllar Trondelag bölgesi halk sağlığı çalışmalarının başında olan Krokstad, bölge halkının tüketim alışkanlıklarına oldukça hakim ve mevcut vergilerin insanları aşırı tüketim yapmaktan alıkoyduğuna dikkat çekiyor. Obezite gerçeğine dikkat çeken uzmanlar, günümüzün en önemli sağlık problemlerinin obezite ve buna bağlı gelişen hastalıklar olduğunu belirtiyorlar. Dünya Sağlık Örgütü tarafından da obezite çağımızın en hızlı ilerleyen sağlık problemi olarak kaydediliyor. Düşen vergilerle artması beklenen tüketimin söz konusu sağlık problemlerini daha da kötüleştireceği, Norveçli halk sağlığı uzmanlarının ortak endişesi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/osloda-hariton-pushwagner/", "text": "Terje Brofos veya sahne ismiyle Hariton Pushwagner İskandinavya'nın pop art alanındaki en önemli temsilcilerinden biri. Sanatçı, Oslo'nun en ikonik yerlerinden Tjuvholmen'de büyük bir binayı kaplayan devasa bir miras bıraktı. Pushwagner, Edvard Munch'tan sonra Norveç'in en büyük sanatçısı olarak kabul ediliyor. 1959 yılında Oslo Ulusal Sanat Akademisi'nden mezun olan sanatçı, mezuniyetinin hemen ardından resim yapmayı bıraktı. Sanatçı olarak kimliğini ve kişisel tarzını bulmaya çalıştı. Pushwagner kendisini 1968'de Kunstnernes Hus'ta tanıştığı Norveçli yazar Axel Jensen'in manevi öğrencisi olarak tanımladı. Hatta bir süre birlikte yaşayan Pushwagner ve Jensen Oslo, Frederikstad, Stockholm ve Menorca olmak üzere birçok şehirde vakit geçirdiler. Zaman içinde arkadaşlıkları iş birliğine de dönüşmeye başladı. Örneğin 1995'te Pushwagner Jensen'ın Og resten star skrivd i stjernene adlı kitabını resimledi. Çocukluğundan beri çizgi romanlara ilgi duyan Hariton Pushwagner ikonik serisi Soft City ve Doktor Fantastisk'e de 1990'lı yılların ortasında hayat verdi. Özellikle yaşlılık yıllarında ünü daha da artan sanatçı 70'li yaşlarına rağmen pek çok sergide yer aldı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/roportaj-depresno-places/", "text": "En sevdiğimiz Nordik müzisyenlerden dePresno bugün yeni albümü Placesı yayınladı. Normalde Bergen'den ses manzaraları sunan ve derinlikli vokallerine bayıldığımız müzisyen yeni albümüyle bizi minik bir dünya turuna çıkarıyor. dePresno'nun gerçekte gittiği, gidebileceği ve hayalinde gitmiş olduğu yerlere Places sayesinde adeta ışınlanıyoruz. Müzisyenin önceki albümleri Technicolor ve Monochromea kıyasla oldukça farklı bir yerde konumlanan yeni albümü Places kariyerinde de yeni bir evreye doğru geçtiğinin göstergesi. Son zamanlarda folk ve country müzik dinlerken kendini bulan dePresno bir de bunun üstüne Nashville'e gidince country esintili bir albüm yapmadan duramamış. Elbette Nashville havasını Bergen'den karakteristik ögelerle de bir potada eritmiş. dePresno ile albüm hakkında uzun uzadıya konuştuk. -Selam dePresno, nasılsın? Pandemi dönemindeki en üretken müzisyenlerden biri de sensin, pandemi senin için nasıl gidiyor? dePresno: Selaaaam Nordik Simit! Seni özledim! Aslında gayet iyiyim. Çok çılgın bir yıl oldu ama en azından arkadaşlarımın yardımıyla albümümü bitirebildim. Bu yüzden gerçekten bu albümü bugün sizinle buluşturabildiğim için çok mutluyum, gurur duyuyorum. Çoğu insan için moral bozucu bir yıldı ama tüm bu çılgınlığın diğer tarafında eskisinden daha fazla sevgi ve takdirle buluşacağımızı hissediyorum! -Albümdeki parçaların isimlerine ilk bir göz attığımda sanki daha önce bulunmuş olduğun yerlerle ilgili duygularının bir özetini yapıyormuşsun izlenimini aldım. Bu fikir aklına nasıl geldi? dePresno: Aslında oldukça rastgeleydi! Albümü yazarken Nashville'de birlikte geçirdiğimiz kısıtlı zaman nedeniyle, deyim yerindeyse yaratıcı bir sıçrama tahtasına ihtiyacımız olduğunu hissettik. Fikir şuydu, şarkı adlarını yazdık ve isimler itibariyle ne yapacağımıza karar verdik. Coğrafyaya, kültürlere, dinlere ve genel olarak insanlara her zaman ilgi duymuşumdur. Dünyanın her yerinden 2 üvey kardeşi ve 20 evlatlık kardeşi olan tek çocuğum. Bir noktada, aile arasında aptalca bir rekabet başladı. Kim en çok ülkeye gitti? Şu anda 53 ülkeyle dördüncü sıradayım. Bu yüzden bu büyülenmenin bir noktada bu şarkılarla sonuçlanması gerekiyordu. -Yine parça listesinden bahsetmek gerekirse bunun sanki senin bir haritanmış, sırasıyla gideceğin yerlermiş gibi bir izlenime kapıldım. Albümün sonunda da, on ikinci parçanın da belirttiği gibi yeniden Bergen'e geliyorsun. Albümdeki mekan ve yer motifinden biraz bahsedebilir misin? dePresno: Evet, bu yüzden her parça ismi dünyada benim gerçek ve kurgusal yerlerdeki bağlantılarımdan ismini alıyor. Paris'teki eski sevgililerden hayali Bitter Street'e, çocukken yaşadığım yağmurlu evlerden California'da güneşlenen spor barlarına kadar. Albümdeki her bir şarkı son birkaç sene içinde bir yetişkin olarak yaşadığım kişisel anekdotları ve hikayeleri anlatıyor. Senin de söylediğin gibi, bu yolculuğa çıktıktan sonra bir nevi eve dönüyorum, belki daha önce sahip olduğumdan daha farklı bir zihniyet ve biraz daha fazla deneyim ile. dePresno: Her şeyden önce inanılmaz eğlenceli ve eğiticiydi. Benimle birlikte şarkıları yazan Askjell ve Henry, inanılmaz yetenekli şarkı yazarları! Ayrıca SADECE 11 gün içinde hem şarkıları yazdık hem de yapımını tamamladık. Genellikle şarkıyı yazdığınız gün üretmeye başlarsınız ama elimizde sadece boktan eski bir gitar, akordu bozuk bir piyano ve fikirleri kaydetmek için bir telefon vardı! Bu yüzden belki bir gün size ham ilham alma fikirlerini göstereceğim! Technicolor ve Monochrome albümlerinden açıkça farklı olan Places albümünü müzik kariyerinde yeni bir bölüm olarak mı görüyorsun? Bu albümde neredeyse üzerinde çalıştığın janrı da değiştiriyorsun. dePresno: Hm, güzel soru! Sanırım bir insan olarak sürekli kendi içimde ama aynı zamanda bir sanatçı olarak kim olduğumu arıyorum. Bence bu asla durmayacak. Ama bu bir şekilde köklerime geri dönmek gibi geliyor! Folk ve şarkıcı/söz yazarı müziği ile büyüdüm. Bob Dylan ve Donovan'ın hem Bob Marley hem de Arapça ilahilerin hafif bir baharatıyla güzel bir karışımı. Bu projenin benim için son derece önemli ve doğru hissettirmesinin ana nedeni bu. İlk defa çıplak, gerçekten dürüst olabildim. Sözler, Nashville'de etrafımız sarılmış olan hem folk müziğinin hem de country müziğinin izlerini gösteriyor. Ama sonuç İskandinav ve dePresno'ya çok benziyor ve bu yüzden de bana çok benziyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/vandbakk-insecure/", "text": "Norveçli emo pop-rockçı Vandbakk kısa soluklu kariyeri bir kariyeri olmasına rağmen yayınladığı sınırlı teklilerle pek çok şey yapabileceğini kanıtladı. Yayınladığı dört teklisinde de birbirinden bağımsız, tam olarak dört farklı ses evreni sundu. Insecure adlı beşinci teklisini müjdeleyen Vandbakk yine bambaşka tınılarla karşımızda. Bu sefer daha karanlık, daha kişisel ve psikolojik bir hikaye ile karşımıza çıkan müzisyen bu ağırlığı ise enstrümantalitede de hissettiriyor. İnce gitar rifflerinin ağır bastığı parçada kaybolma hissiyatı ve apati ile başa çıkma söz konusu. Yung Lean, Lil Peep, Juice WRLD gibi müzisyenlere kendisini yakın hisseden Vandbakk karışık hisler ve farklı janrlardan kendi kombinini ortaya çıkartmak istediğini söylüyor, ki bunu da başarıyla yapıyor. Hip hop, rock ve indie tınılarını kendine baz alan Vandbakk Insecure adlı parçayı kişisel bir kriz döneminde, kendisini teselli etmeye çalıştığı günlerde yazdığını söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/vigdis-hjorth-miras/", "text": "Dag Solstad, Bertolt Brecht ve Louis-Ferdinand Celine gibi isimlerden etkilenen Vigdis Hjorth Miras adlı kitabı ile Norveç Kitap Eleştirmenleri Ödülü'ne layık görülmüştü. Yazar, kitapta bir aile portresinin arka planını resmederken gerçeklere dayalı bir travma hikayesi de anlatıyor. Yakınlığın ve yakınların açtığı yaraların, bağların ve bağları koparmanın hikayesi bu, tiyatro eleştirmeni Bergljot'un ailesine rağmen sağ kalma, yaşamına sahip çıkma mücadelesinin hikayesi. Soğuk ve karanlık bir hikaye, portredeki gülümsemelerin gerisinde gizleniyor ama tüm saklı şeyler gibi eninde sonunda açığa çıkıyor. Norveç'te büyük ses getiren ve çok satan, çok tartışılan bu roman, babanın ölümüyle başlıyor ve yaranın kökenine iniyor. İnsan ailesini seçemez ama hikayesini anlatmayı seçebilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/viking-kelimesi-gercekten-ne-anlama-geliyor/", "text": "Viking kelimesi gerçekten akıncı anlamına mı geliyor? Bir üniversite profesörü Judith Jesch bize kelimenin arkasındaki hikayeyi anlatıyor. Vikingleri hepimiz biliyoruz. İskandinavya'dan akın eden, yağmalayan, kesip biçen ve Avrupa'da yollarını yakan, arkalarında korku ve yıkım bırakan savaşçılardır. Bunların yanı sıra genlerini ve Thor ve Odin hakkında bazı güzel hikayeler bırakan o kıllı savaşçılar. Aslında bu tür açıklamaların atıfta bulunabileceği iki, hatta üç farklı kelime var. Günümüz İngilizcesinde Viking bir isim veya bir sıfat olarak kullanılabilir. Sonuç olarak, Eski İskandinav dilindeki bir kelimeden türetilmiştir, ancak doğrudan değil. İngilizce Viking kelimesi 19. yüzyılda yeniden canlandı. Ve o zamanın İskandinav dillerinden ödünç alındı. Eski İskandinav dilinde, her ikisi de isim olan iki kelime vardır: Vikingr bir kişidir, Viking ise bir aktivitedir. İngilizce sözcük nihayetinde Eski İskandinav sözcüklerle bağlantılı olsa da, aynı anlamlara sahip oldukları varsayılmamalıdır. Vikingr ve Viking'in etimolojisi bilim insanları tarafından hararetli bir şekilde tartışılıyor, ancak bizi alıkoyması gerekmiyor. Çünkü etimoloji bize yalnızca kelimenin orijinal olarak ne anlama geldiğini söyler ve nasıl kullanıldığını veya şimdi ne anlama geldiğini değil. Viking Çağı'ndan önce (yaklaşık MS 750-1100) Vikingr ve Viking'in ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Ancak bu dönemde İskandinavların Eski İskandinav dili konuşan İskandinavlar tarafından kullanıldığına dair kanıtlar var. Runik yazıtların ve skaldik ayetin özlü ama çağdaş kanıtları bazı ipuçları sağlar. Bir Vikingr, genellikle yurtdışına, deniz yoluyla ve diğer Vikingarlarla bir grup halinde seferlere çıkan kişiydi. Vikingr belirli bir etnik kökene işaret etmiyordu ve kişinin kendi grubu veya başka bir grup için kullanılabilecek oldukça tarafsız bir terimdi. Viking aktivitesi de ayrıca belirtilmemiştir. Kesinlikle baskın içerebilir, ancak bununla sınırlı değildi. Kelimenin aşağılayıcı bir anlamı Viking Çağı'nda gelişmeye başladı. Ancak en açık şekilde iki veya üç yüzyıl sonra, 1300'ler ve 1400'lerde yazılan ortaçağ İzlanda destanlarında. Onlarda, Vikingar genellikle İskandinav kralları ve diğer destan kahramanları tarafından bastırılması gereken İskandinavya, Baltık ve Britanya Adaları çevresindeki sularda kötü niyetli, korsan yırtıcılardı. İzlanda destanları, Viking Çağı olarak adlandırılan döneme ilişkin algılarımız üzerinde muazzam bir etkiye sahip olmaya devam etti ve günümüz İngilizcesinde Viking bu aşağılayıcı ve kısıtlı anlamdan etkilenir. Vikingleri öncelikle yırtıcı savaşçılar olarak görenler ile keşif, ticaret ve yerleşim alanlarındaki daha yapıcı faaliyetlerine dikkat çekenler arasındaki tartışma, büyük ölçüde Viking kelimesini nasıl anladığımız ve kullandığımızla ilgili. Bunu İskandinavya'nın dışına baskın yapan ve yağmalayanlarla sınırlamak, yalnızca aşağılayıcı anlamı sürdürmekte ve İskandinavları, aslında evrensel olarak şiddet içeren bir dünyada benzersiz bir şekilde şiddetli olarak işaret etmektedir. Daha kapsamlı bir anlam, hareketli Vikinglerin zamanın geniş, karmaşık ve çok kültürlü faaliyetlerinin merkezinde yer aldığı, baskın ve yağmanın Viking Çağı'nın yalnızca bir yönü olduğunu kabul eder. Akademik dünyada Viking terimi, 750-1100 yılları arasında hem İskandinavya içinde hem de İskandinavya dışında ticaret ve yerleşim, korsanlık ve akın faaliyetlerinde bulunan İskandinav kökenli veya İskandinav bağlantıları olan kişiler için kullanılmaktadır. Viking Çağı, tamamen askeri olanın çok ötesine geçen ve aynı zamanda aslen İskandinav etnik kökenli olmayan insanları da içine alan büyük ve karmaşık bir fenomendi. Sonuç olarak, İngilizce kelime bu fenomene ve çağına bir isim vermek için faydalı bir şekilde genişledi ve gelişti. Bunu etimolojisine veya uzak geçmişteki daha dar anlamlarına bakılmaksızın onu böyle kullanmalıyız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/viking-yemek-kulturu-vikingler-ne-yiyordu/", "text": "Hem yağma için hem de hayatta kalmak için bol enerjiye ihtiyaç duyarlardı. Vikingler hangi yiyecek ve içecekleri tükettiler, gelin daha yakından bakalım. Başlangıç olarak, yiyecek ve içecek üretiminde ne kadar emek harcandığını düşünmeye değer. Modern kültür, yediğimiz yemeğe ne kadar zaman ve emek harcandığını unutmayı kolaylaştırıyor. Süpermarketler ve bakkallar, muhtemelen icat ettiğimiz en büyük zaman kazandırıcılardır. Şu anda evden çıkıp markete gidebilir, tavuklu sandviç, atıştırmalık ve içecek alıp neredeyse hiç vakit kaybetmeden eve dönebilirsiniz. Zamanın ve yemeğin maliyeti dahil toplam maliyet, bir saatlik işçilikten daha az olacaktır. Bir tavuklu sandviç yemek istiyorsanız, ekmeği yapmanız, tereyağını yaymanız ve en önemlisi tavuğu beslemeniz gerektiğinde çok farklıdır. Peki üzerine salata ister misiniz? Evetse o halde bereketli topraklara ve yenilebilir yapraklar yetiştirmek için doğru iklime sahip bir yerde yaşamayı umsanız iyi olur. Viking Çağı'nda yaşam zordu ve basit bir yaşam için çok fazla enerji harcardılar. Dolayısıyla Vikinglerin denizcilik, baskın ve yağma için enerjiyi 'harcamayı' seçmeleri bize çok şey anlatıyor. Çoğunlukla, bu bize Vikinglerin iyi yemek yediğini söyler. En sert koşullar altında yiyecek yetiştirmekte ustaydılar. Onlar yetenekli avcılar olduğu kadar yetenekli çiftçiler, toplayıcılar ve hatta arıcılardı! İskandinavlar ayrıca hem israfı en aza indirme hem de soğuk kış aylarında yiyeceklerini muhafaza etme konusunda oldukça yetenekliydiler. Çoğu tarihçi, Vikinglerin Kuzey Avrupa'nın geri kalanının çoğunda köylülerden daha iyi yedikleri ve birçoğunun bazı krallar ve kraliçelerin yanı sıra yemek yiyeceği konusunda hemfikirdir! Vikingler her gün bir çeşit et yerlerdi. Sonuçta Vikingler yetenekli balıkçılar olduğu için bunun büyük bir yüzdesi balık olacaktı. Ringalardan balinalara kadar denizin sunduğu her şeyi yediklerine dair kanıtlar var. Vikinglerin balinaları avlayıp denizde yakaladığına inanılmıyor. Aslında, dönemin anlattığı yazılı destanlar olan Eddalar, buna karşı uyarır. Bunun yerine, Vikinglerin balinalardan yalnızca karaya çıktıklarında ve kıyıda öldüklerinde keyif almaları muhtemeldir. İskandinav çiftçileri bu topraklardan sığır, koyun, keçi, domuz ve tavuk yetiştirdi. Domuzlar dışında, bunların çoğu süt ve yumurtaları için tutulurdu. Vikingler, soğuk aylarda onları beslemek zorunda kalmamak için onları sadece kışın kesip yediler. Vikingler aynı zamanda yetenekli avcılardı ve tavşanlardan ren geyiklerine ve hatta belki de ayılara kadar her şeyi avlardı! Viking diyetinin büyük bir kısmı ekmek ve yulaf lapası gibi tahıl ürünlerinden oluşuyordu. Bugünlerde yediğimiz ekmeğe pek benzemese de ekmek her öğünde yenebilirdi. Arpa en yaygın tahıl olurdu. Çünkü hemen hemen her yerde kolayca büyür. Çavdar ve yulaf gibi diğer tahıllar da yetiştirilecek ve İskandinavya'nın bazı bölgelerinde buğday yetiştirmek mümkün olacaktı. Öğütülmüş arpa, suyla ve muhtemelen tadı için biraz tuzla, yassı ekmeklere veya muhtemelen ince rulolara benzer şekilde yemek sırasında pişirilir. Bu tür mayasız ekmekler soğuduktan sonra çok sertleşeceği için önceden büyük miktarlarda hazırlamak pek mümkün değildi. Bazı Vikingler, ekşi mayaya benzer bir süreç kullanarak mayalı ekmekler yapmış olabilir, ancak bunun doğrudan kanıtını bulmak zor. Yukarıda bahsedildiği gibi, Vikingler hayvanları çoğunlukla sütleri için beslerler, üretmeyi bıraktıklarında sadece et için kullanırlardı. Muhtemelen sabahları yanlışlıkla bir karton kutuyu dışarıda bırakıp işten sonra, soğutma sütü çok çabuk bozulmadan eve döndüğünüzü biliyorsunuzdur. Ancak Vikingler, bugün kullandığımıza benzer bir dizi işlenmiş ürün yaratarak sütlerinin ömrünü nasıl uzatacaklarını biliyorlardı. Yapılacak en önemli şeylerden biri tereyağı yapmaktır. Bu genellikle normal sütte yukarı çıkan krema ile yapılır. Modern bir mutfakta bir kap kremayı yaklaşık 10 dakikada tereyağına çevirebilirsiniz. Viking zamanlarında, birkaç saat boyunca elle çalkalamak gerekirdi. Tereyağınızı yaptıktan sonra, kalan ayran var. Bu, hafif ekşi bir tada sahip, zengin ve besleyici bir içecektir. Biçimlendirildikten sonra oldukça hızlı bir şekilde içilmesi gerekir, ancak tereyağı yapmak çok sık yapılan bir iş olacağından, etrafta çok fazla şey olması muhtemeldir. Kuzeyliler de sütlerinden peynir yaptılar. Onları, diyelim ki keskin bir Cheddar ya da keskin bir mavi peynir yaratacak şekilde olgunlaştıramazlardı. Bunun yerine, peynirler, mozzarella veya paneer gibi şeylere benzeyen yüksek yağlı, yumuşak, lor peynirleri olurdu. Bugüne kadar ayakta kalan bir diğer süt ürünü ise İzlandalıların hala severek tükettiği Skyr'dır. Skyr, Yunan yoğurduna benzer ancak teknik olarak yumuşak bir peynirdir. Biraz ekşi ama aynı zamanda biraz tatlı. Yağsız sütten yapıldığı için doğal olarak yağ oranı düşük ve protein oranı yüksektir. Viking diyetinde vitamin eksikliği yoktur. Pancar gibi kök sebzeleri de çok iyi sakladıkları için, kış ayları boyunca dayanması için genellikle basitçe toprağa bırakılırlardı. Havuçlar da Viking diyetinin bilinen bir parçasıydı, ancak modern portakal çeşitlerimizle karşılaşmış olma ihtimalleri çok düşük. O günlerde havuçlar bir renk yelpazesiydi, ancak çoğu zaman beyaz veya mordu. Marul gibi yeşil yapraklı sebzelere gelince, bunları kendileri yetiştirip yetiştiremeyeceğini bilmiyoruz, ancak diyetin bir parçasını oluşturduklarını biliyoruz. Yenilebilir yapraklar kendilerini yıldan yıla devam ettirmede oldukça iyi olduklarından, daha büyük olasılıkla vahşi doğadan toplandılar. Bildiğimiz kadarıyla Vikingler meyveleri kendileri yetiştirmediler. Bununla birlikte, diyetlerinde çok çeşitli meyvelerin tadını çıkardıklarını biliyoruz. Meyvelerin çoğu bugünkünden çok daha ekşi veya acı olsa da, Vikinglerin onlardan hoşlandığını biliyoruz. Elma ve armut gibi meyve bahçeleri, o zamanlar İskandinavya'nın çoğunda oldukça yaygındı. Kiraz ve erik de mevcut olurdu. Yaban mersini ve ahududu gibi meyveler her yerde bulunur ve kolayca toplanabilirdi. Meyveler hem taze hem de kurutulmuş olarak tüketilirdi. Vikinglerin kendi çevrelerinden tattığı bilinen tek kuruyemişler fındıktır. Cevizden hoşlanırlardı ama bunlar yurt dışından ticaretten geldi. İnsan uygarlığının çoğu için tuz birincil baharat olmuştur. Deniz suyunu buharlaştırarak kıyı şeridi olan her yerde bulunur. Ayrıca Vikinglerin yemeklerini tatlandırmak için otlar ve baharatlar yetiştirdiğini veya en azından topladığını da biliyoruz. Norveç'i bilen herkes, dereotu kesinlikle yetiştirdikleri bitkilerden biri olurdu. Nane, maydanoz, tere ve kekik de yemiş olmaları muhtemeldir. Ayrıca muhtemelen yaban turpu ve hardalı da biliyorlardı. Viking Çağı ilerledikçe ve Vikingler Doğu'dan gelen medeniyetlerle karşılaştıkça, İpek Yolu boyunca gelen biber ve tarçın gibi daha egzotik baharatların hevesli kullanıcıları olduklarını biliyoruz. Çoğu uygarlığın temel içeceği olan süt ve suyun yanı sıra, Vikingler bira ve bal likörünü de severdi. Bira, alkollü bir içecek üretmek için arpanın suyla fermente edilmesiyle yapılır. Muhtemelen lezzet için şerbetçiotu eklemeyi de biliyorlardı. Bu yöntemlerle üretilen bira, modern standartlara göre oldukça zayıf olurdu, ancak içmesi suyun bir kısmından daha güvenli olabilirdi! Mjod yani Bal şarabı ya da Bal likörü, baldan yapılan şaraba benzer bir içecektir. Bol miktarda şeker olduğu için biradan daha güçlü bir içecek elde edersiniz. Mjod, birkaç Meaderies'in açılmasıyla Avrupa'nın bazı bölgelerinde son zamanlarda biraz canlanma yaşadı. Mjod hakkında bilmeniz gereken her şey Mjod: Tanrıların İçeceği Olarak Bilinen Bir Bal Şarabı yazımızda! Ayrıca Vikingler başka meyvelerden şarap yapmış olabilirlerdi. O zamanlar orada üzüm yetiştirmek mümkün olmazdı, bu yüzden uygun şarap Avrupa'nın başka yerlerinden ithal edilmek zorunda kalacaktı. Ama Vikinglerin ellerine geçirdiklerinde gerçek şaraptan hoşlandıklarını biliyoruz! Böylece, hepsini bir araya getirerek Viking yemek zamanları hakkında oldukça iyi bir fikir bulabiliriz. Günde iki öğün yemek yediler. Dagmall adlı doyurucu bir kahvaltı ve Natmall adlı doyurucu bir akşam yemeği. Dagmall için, yetişkinler muhtemelen bazı arta kalan güveçlere, özellikle de üzerinde oluşan kalın hayvansal yağ tabakasına biraz taze ekmekle yardım ederlerdi. Bu, günlük iş için enerji kazanmalarına yardımcı olur. Çocukların Dagmall'ı muhtemelen bal ve meyvelerle tatlandırılmış yulaf lapası olurdu. Nattmall ise genellikle, günün büyük bölümünde, hangi et ve sebze varsa, kaynayan bir güveçti. Skause olarak bilinen yahninin sürekli yenilenme durumunda olması ve birkaç gün sürmesi yaygındı. Her gün, bir önceki gün alınanların yerine tencereye yeni şeyler ekliyorlardı. Neredeyse sürekli pişirme, sert etleri parçalayacak ve mikroplarla ilgili herhangi bir sorun olmadığından emin olacaklardı. Ballı ve meyveli pideler yemeğin sonunda tatlı ikramlarını sunardı. Bütün bunlar bira, bal likörü ve ayranla yıkanırdı. Yılda yaklaşık üç kez bayramlar kutlanırdı. Muhtemelen uzun kışın sonunu karşılayan bahar, hasadı karşılayan sonbahar ve aradaki bir zaman. Kutlamalar normal yiyecekleri içeriyordu, ancak daha fazla miktarda ve çeşitlilikte. Bu, etleri sadece haşlamak yerine kavrulmuş olabilecekleri zamandır. Ziyafetler günlerce sürerdi ve muhtemelen normalden çok daha fazla alkol alırlardı! Vikinglerin deniz görevlerinin çoğunun aslında oldukça kısa olacağını hatırlamak önemlidir. Aylarca süren uzun yolculuklar son derece nadirdi. Ama yine de yemek yemeleri gerekiyor, sadece birkaç gün olsa bile, bu yüzden geldiklerinde baskın yapma ve yağmalama güçleri vardı! Aslında kışa da benzer bir yaklaşım benimserler. Kurutulmuş balık gibi uzun süre bozulmayacak korunmuş yiyecekler yaygın olurdu. Tahıllar, doğru bir şekilde saklandıkları sürece uzun süre dayanabilirler. Elbette, yılın doğru zamanıysa, taze balık yakalama ve pişirme seçeneği vardır. Böylece Vikingler hem denizde hem de karada enerji seviyelerini yüksek tutmak için uygun yemeklerin tadını çıkarabilirlerdi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/yeni-brenn-vandrer-pa-solskinn/", "text": "Edvard Smith Save ve Remy Malchere Pettersen'den oluşan brenn. Norveç'te rock n roll'un yaşadığının kanlı canlı örneği. Aynı zamanda 90'ların grunge tınılarını andıran brenn.'in vokalisti Edvard ise Kurt Cobain'i görsel olarak andırmasına rağmen sahnedeki duruşuyla bambaşka bir yerde konumlanıyor. Edvard'ın bitmek tükenmeyen çılgın enerjisi brenn.'in stüdyo kayıtlarında bile hissediliyor. Amerikan garaj punk grubu Fidlar'ı da çağrıştıran grup ilhamlarının kendi orijinalliğinin önüne geçmesine izin vermiyor. 2019'da Elsker adlı ilk albümünü yayınlayan grup aynı sene hem Norveç'in Grammy Ödülleri Spelemann'a layık görüldü hem de Norveç Besteciler ve Söz Yazarları Derneği'nden de burs kazandı. Albüm sonrası Vandrer pa solskinn adlı üçüncü teklisini yayınlayan Edvard ve Remy, bu sefer eskisi kadar asabi olmayan daha çok yaz mevsiminin sakinliğinde bir tekli yayınladı. Gün ışığında yürümek anlamına gelen parça yine de sinirli ve agresif gitar tınılarına sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/yeni-depresno-places/", "text": "Normalde Bergen'den ses manzaraları sunan müzisyen dePresno yeni albümü Places ile bizi de kendi seyahatlerine dahil ediyor. dePresno'nun gittiği, gidebileceği, hayalinde gitmiş olduğu yerlere adeta ışınlanıyoruz. Eşi benzeri olmayan derinlikli vokallerini sevdiğimiz müzisyen pandemi şartları haricinde genellikle senenin büyük bir kısmını turda veya stüdyoda yeni maceralar peşinde koşarken geçiriyordu. 2021 ise dePresno'nun bir zamanlar tur esnasında farklı şehirlerde gerçekleşen maceralarını peşinde aktaran, bulunduğu yerlerle ilgili hikayeleri özetleyen Places albümünün çıktığı sene oldu. dePresno önceden yaptığı iki eylemi de bir araya getiren ve bunları yapamadığı 2021 senesinde albümünü yayınlamaya karar verdi. Albümün ortaya çıkış hikayesi ise oldukça enteresan. Monochrome ve Technicolour olmak üzere 2019'da iki albüm yayınlayan dePresno daha çok hareketli ve cazip tınılardan etkilenmişti. Ancak katıldığı şarkı yazma kampları, zaman içerisinde dinlediği müziklerdeki değişimlerle birlikte dePresno kendisini birden country ve folk müziğin derin dalgalarında buldu. Hal böyle olunca Aurora, Sigrid ve iris'in de yapımcılığını üstlenen yakın arkadaşı Askjell Solstrand ile Nashville yollarını tuttu. On bir gün boyunca Places albümündeki parçalar üzerinde çalıştı ve albüm hayat buldu. Müzisyenin normalde çalışma prensibinden ve tarzından oldukça farklı bir şekilde konumlanan yeni albümde yine de türler arası geçişler mevcut. Country'den R&B'ye, sonra indie ve pop'a derken başa sarma durumları söz konusu. Places ismi ise aslında dePresno'nun ailesiyle bir nevi girmiş olduğu iddiadan geliyor. dePresno ailesiyle kim daha çok yer gezdi diye bir iddia içerisindeymiş ve bunun aslında hayatının içinden bir anekdot olduğunu söylüyor. Bu anekdotu samimi bulan müzisyen daha önce gittiği, bir şekilde kendisini bağlı hissettiği yerlerle ilgili parçalar yazmak istemiş. Nashville'de temeli atılan parçalar ise Alesund yakınındaki Ocean Sound Recording'te son haline kavuşmuş. dePresno bu stüdyoyu ise dünyadaki en güzel ve en sakin yer olarak tanımlıyor. On iki parçadan oluşan albüm hakkında müzisyen gerçekten gurur duyduğu bir iş olduğunu söylüyor. Albümü dinlerken başından sonuna dinleyici olarak bir maceraya dahil olduğumuzu hissediyoruz. The Moon adlı parça ile başlayan albümün ilerleyen yerlerinde Tokyo, Paris, Nashville, Nordnes gibi yerler eklemleniyor. Albümün kapanış parçası ise elbette müzisyenin memleketi Bergen hakkında. dePresno'nun da dediği gibi yeniden Bergen. Ayrıca dePresno albümün yapım aşamasına dair parçaları teker teker anlattığı, güzeller güzeli Ocean Sound Recording'ten enstantaneler gördüğümüz on beş dakikalık bir belgesel de yayınladı. Albüme dair detayları ve parçaların hikayesini dePresno'nun anlatımıyla dinlemek de çok iyi bir deneyim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/06/yeni-ur-monarch-moulaga/", "text": "Tomine Berge veya sahne ismiyle ur Monarch son zamanların en eğlenceli ve yaratıcı müzisyenlerinden biri. human garbage disposal plant adlı yayınladığı ilk teklisi ile bile Clash Music gibi önde gelen müzik dergilerinden geçer not aldı. Samimi ve kendini küçümseyen şarkı sözleriyle ilk teklisinde oldukça enerjik bir persona oluşturan ur Monarch bunu yeni teklisi moulaga ile yapmaya devam ediyor. Henüz yirmi yaşında olan ve liseyi Bergen'in dışında bir kasabada okuyan ur Monarch, odasında başlamış olduğu üzgün pop şarkılarını artık Warner Music Norway etiketi altında yayınlıyor. Yaz mevsiminde duyduğumuz klasik R&B tınılarından oluşan parça Danimarkalı yapımcı Malthe Seierup ile Kopenhag'da bir sığınıkta kaydedildi. Tekli, ur Monarch'ın ufuktaki pas un blague adlı EP'sindeki de en sevdiği parçaymış. Fransızcada nakit para anlamına gelen moulaga kelimesi Norveçlilerin inancında ise kişi bir gecede zengin olsa bile aynı kalacağına dair inançlarını merkez alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/07/dunyanin-en-buyuk-elektrikli-feribotu-norvec-sularinda/", "text": "Feribotlar Norveç'teki en popüler ulaşım araçlarından biri. Özellikle, Norveç'in batı kıyılarında yaşayanlar için çoğu zaman tek alternatif deniz ulaşımı. Bu bölgelerde, ortalama 130 feribot rotası yıl boyunca aktif olarak faaliyet gösteriyor. Hal böyle olunca, artan feribot trafiğinin hem çevre hem de insanlar üzerindeki etkileri de kaçınılmaz oluyor. Yakıt bazlı çalışan feribotlar sadece yüksek oranda CO , SO ve NO gazı salınımına neden olmakla kalmıyor; gürültü kirliliği çoğu zaman göz ardı edilen bir etki olsa da hem çevredeki canlıların hem de yolculuk eden ve bölgede yaşayan insanların yaşam kalitesini büyük ölçüde etkiliyor. Dünyanın ilk elektrikli feribot haberi de yine Norveç'ten gelmişti. 2015 yılında kullanıma açılan Ampere, 120 araba ve 350 yolcu kapasitesine sahip. Fjellstrand tarafından tasarlanan ve inşa edilen feribotun ağırlığı, ayn rotada faaliyet gösteren klasik feribotların ağırlının yarısı kadar. Ampere, 2014 yılında Hamburg'daki SMM ticaret fuarında gemicilik alanındaki prestijli ödüllerden olan 'Ship of the Year' ödülünü kazandı. 2018 yılında açıklanan verilerde, Ampere'nin karbon emisyonunu %95 oranında azalttığı ve operasyon maaliyetini yakıt bazlı feribotlara kıyasla %80 oranında düşürdüğü belirlendi. Ayrıca, ortadan kalkan gürültü ve dizel gazlarının hem yolcuların hem de personelin yaşam kalitesini arttırdığı kayda geçirildi. Dünyanın ilk tamamen elektrikle çalışan en büyük feribotu Basto Electric bu yıl içerisinde hizmete girdi. Üstelik bu proje Türkiyeli imzası da taşıyor; feribotun inşaası Türkiyeli gemicilik şirketi Sefine Shipyard tarafından yapıldı. Hızlı şarj teknolojisi kullanılan bateriler ise Siemens Energy tarafından üretildi. Feribotun 600 yolcu, 200 binek araç ve 24 kamyon taşıma kapasitesi bulunuyor. Norveçli deniz taşımacılığı şirketi Basto Fosen tarafından işletilen elektrikli feribot, Norveç'in en yoğun feribot rotalarından biri olan Moss-Horten hattında faaliyete başladı. Yaklaşık 10 kilometre uzunluğunda olan bu hatta, yılda 3.8 milyon yolcu ve 1.8 milyon aracın taşındığı ve her bir feribotun günde ortalama 20-24 sefer yaptığı kaydediliyor. Basto Fosen yetkilileri, tamamen elektrikli feribotların kullanımıyla bu rotadaki emisyon miktarının 2022 yılında %75 oranında azaltılacağına dikkat çekiyorlar. Henüz hızlı şarj sistemi tam verimle kullanılamıyor olsa da, bu yaz inşaasının bitmesi beklenen Horten'deki şarj dolum istasyonun tamamlanmasıyla feribotun tam verimle çalışmaya başlaması planlanıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/07/iskandinavya-turu-yapmadan-once-izlemeniz-gereken-5-film/", "text": "Kuzeye seyahat etmeden önce, Kuzey Avrupa Rüyası'nın bütünlüğünü değiştirmeden, bu kültürü tanımak istiyorsanız, işte size İskandinav Sineması'ndan izlemeniz gereken 5 film! Kuzey Avrupa Sineması, yani Nordic Cinema ; Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İzlanda'yı kapsar. Doğası, üst düzey yaşam kalitesi kadar yüksek kültürel değerleri de içinde barındıran Kuzey Avrupa, sinemada da bizleri karşılıyor. Jagten, Mads Mikkelsen'in başrolünde yer aldığı ve Thomas Vinterberg tarafından yönetilen 2012 yapımı drama filmdir. Hikaye, bu coğrafi bölgenin çekici ülkelerinden bir tanesi olan Danimarka'da bir kasabada geçiyor. Jagten, bir okul öncesi öğretmenini konu ediniyor. Bir zamanlar okul öncesi dershanesinde bir çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanan öğretmen kitlesel histerinin hedefi haline geliyor. Mads Mikkelsen ise bu filmde davalı öğretmeni oynuyor. Mads Mikkelsen'in üstün performansına dikkat çeken kurul, Altın Küre'ye ve dolayısıyla yabancı dildeki en iyi film dalında Oscar'a aday olmayı başardı. Marius Holst'un yönettiği 2010 Norveç yapımı drama filmi, gerçek bir hikayeye dayanıyor. Başrollerinde Stellan Skarsgard, Benjamin Helstad ve Kristoffer Joner yer alıyor. Film, 1915'te Norveç'teki Bastoy Adası'nda ve yalnızca erkeklerin konulduğu Bastoy Hapishanesi'nde meydana gelen gerçek olaylarla ilgili. Estonya'nın Kalvi köyünde çekilen film ilk kez 17 Aralık 2010'da Norveç'te gösterildi. Headhunters, Jo Nesbo'nun eşdeğer bir isme sahip 2008 romanını destekleyen 2011 yapımı Norveç aksiyon-macera filmidir. Morten Tyldum'un yönettiği filmin başrollerinde Aksel Hennie, Nikolaj Coster-Waldau ve Synnove Macody Lund bulunuyor. Hodejegerne, popüler bir Kuzey Avrupa şehri olan Oslo'da çekilmiştir. Filmde, Hennie, hiçbir işe yaramayan ancak güvensiz bir firma için işe alım görevlisi olan Roger Brown'ı canlandırıyor. Roger karakteri zengin bir hayat yaşayan, ancak aynı zamanda lüks hayatını finanse etmek için başka bir işi daha yürüten bir karakter. Filmde Roger çifte bir hayat yaşıyor. Roger'ın başarısızlığını gözler önüne seren film, izlenmesi gereken yapımların başında yer alıyor. H vnen, yazar Anders Thomas tarafından yazılan ve Susanne Bier tarafından yönetilen 2010 yapımı bir Danimarka drama ve gerilim filmidir. Filmde Mikael Persbrandt, Trine Dyrholm ve Ulrich Thomsen rol alıyor. Film, 68. Altın Küre Ödülleri'ni ve 83. Akademi Ödüllerini kazandı. Her ikisinde de En İyi Yabancı Film Ödülü'nü kazandı. Film, Danimarka'da yaşayan ve kıtadaki göçmenlere ev sahipliği yapan işine trenle gidip gelen bir doktorun hikayesini anlatıyor. Film, 2 farklı dünya arasında sıkışmış Anton ve ailesine odaklanıyor. The Seventh Seal, Ingmar Bergman'ın yönettiği 1957 yapımı İsveç filmi. 1957 Cannes Film Festivali'nde Jüri Özel Ödülü'nü kazanarak büyük başarı elde etmiş filmlerden birisidir. Film, 10 yıl süren Haçlı Seferi'nden dönen, savaşla ilgilenmeyen ve dinini kaybeden bir şövalye hakkındadır. Yolda Ölüm'le karşılaşan şövalye, Ölüm'ü bir satranç oyununa davet eder. Eğer onu yenerse hayatına kaldığı yerden devam edecektir. Film gerçekten de bir kıyamet senaryosunda hayatın ne anlama geldiğini çözmeye çalışan yalnız bir adamın portresini çiziyor. Film, 1950'lerin dünyasında insanlığın hangi değerleri benimsemesi gerektiğini sorgulatıyor. Bu özelliğiyle sinemada ortak bir simge olan film, tüm zamanların en iyi filmlerinin içinde ve ayrıca dünya sinemasının klasik bir parçası olarak da ele alınmaktadır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/07/iskandinavya-turuna-cikmadan-once-okumaniz-gereken-5-kitap/", "text": "Danimarka'nın renkli kıyı bölgelerinden İsveç Krallığı'nın uzun kış gecelerine ve İskandinavya turuna çıkmadan önce okumak isteyeceğiniz 5 kitap burada. Bir coğrafi bölge turuna çıkmayı düşünüyorsunuz. Birkaç İskandinav filmi izlediniz ve etkilendiniz. Tabii ki, filmler tek başına İskandinavya'yı görmek için yeterli değil. Gitmeden önce sizi rüyalarda oraya taşıyabilecek edebi eserleri gözden geçirmelisiniz. İskandinavya kültürel yapısı, konu anlayışı ve müziği ile dünya üzerinde etkiler yaratmıştır. Elbette böyle bir kültürün edebiyatla ilgisi olmaması beklenemezdi. Kitap, Broken Wheel'den Iowa'ya mektup arkadaşlarını seyahat eden bir İsveçli kadın hakkında. Ancak bir süre sonra o, kendini ölmekte olan kasabaya yeni bir hayat getirmeye hizmet etmenin ortasında bulur. Bu roman sırasında, edebiyat sevgisinin ne kadar güçlü olduğunu ve yeni arkadaşlar edinmenin yolunu keşfedebilirsiniz. Per Petterson tarafından 2003 yılında basılan Norveç romanı, 2005 yılında Anne Born tarafından İngilizce'ye çevrildi ve 2007'de ABD'de basıldı. Birden fazla ödül kazanan eser, dünyanın en zengin edebiyat ödüllerinden biri olan İrlanda IMPAC Ödülü'nü kazandı. Hikaye, 60'lı yaşlarındaki Trond'un daha pürüzsüz karakteri etrafında dönüyor; Yaşlanma, çocukluk, hafıza ve aile bağlamında gelişir. Bir gün komşusu Lars ortaya çıkar ve bir gece Trond'un kayıp bir köpeği kontrol etmesine yardım eder. 2 Norveçli meşaleleriyle soğuk manzaraya karşı hareket ederken Trond, kendisini 1948'de geçirdiği bir yaza götüren bir dizi hatırayla çocukluk hatıralarına geri dönüyor. Out Stealing Horses, çocukluk olaylarının hayatımızı sonsuza dek değiştireceğini zahmetsizce araştırıyor. Bazılarına göre İzlanda, dünyanın en mutlu ülkesi, cinsiyet eşitliği, çarpıcı fakülteler ve tür cenneti. Ancak kitabın yazarı Sarah Moss, İzlanda'yı çağımızın doğuşu olarak adlandırıyor. Sarah, vahşi bir yaz boyunca on dokuz yaşında İzlanda'ya taşınır. İzlanda'ya taşınmak bir çocukluk hayalidir. 2 çocuğuyla birlikte rahat bir yaşam sürmesine rağmen, İzlanda Üniversitesi'nde bir broşür sırasında gördüğü istihdama heveslenir. Sonuç olarak, yepyeni bir yolculuk başlar. Ancak İzlanda ekonomik çöküşünden muzdariptir ve maaşının yarısı kesilir. Bu olaylarla eşsiz bir İzlanda keşfi başlar. Kitap insanlara, yaşam koşullarına ve İzlanda'ya pencere açan bir romandır. Bu roman, yazarın Danimarka'nın kırsalından Jutland'a taşınmasıyla ilgilidir. Russell, Londra'daki Marie Claire'in yaşam tarzı bölümünde okuyucularına her şeye sahip olacaklarını söyleyen makaleler yazdı, ancak bu durumla gurur duymadı. Bir gün Danimarka'nın en üçlü taç şirketi olan Lego ile bir işe başladı. Bu vesileyle, Danimarka'ya gelen Russell, BM'nin Danimarka'yı neden dünyanın en mutlu ülkesi olarak gördüğünü bulmak için bir göreve başladı. Muhteşem teknik bir kitap olarak karşımıza çıkan Peter Hoeg'in Smilla's Sense of Snow'u, Avrupa kültürüne karşı yerli kültüre ve dil ve kimliğe değiniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/07/norvec-rotuslanmis-fotograflari-yasakladi/", "text": "Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte tüketim alışkanlıkları ve güzellik algısı sürekli değişmeye başladı. Bu durum Nordik ülkelerde de aynı şekilde seyrediyor. Ancak bunu değiştirmek için de ilk adım atan ülkelerden biri Norveç oldu. Norveç yapmış olduğu yeni düzenlemeyle birlikte ülkedeki vücut dismorfisini azaltmayı amaçlıyor. Sosyal medya platformlarında gerçekçi olmayan güzellik standartlarını teşvik eden ve öne çıkaran görsel içerikleri engellemek adına artık bu fotoğrafların sadece Fotoğraf rötuşlanmıştır ibaresiyle paylaşılmasına izin veriyor. Hal böyle olunca aslında bu düzenlemeden de en çok etkilenen kesim influencerlar ve dijital pazarlamada çalışanlar oldu. Bundan böyle influencerların paylaştıkları fotoğraflarda yapmış olduğu rötuşları açıkça belirtmeleri gerekiyor. Aksi takdirde yasa dışı bir davranışta bulunmuş sayılacaklar. Bununla birlikte caydırıcı cezalarla da karşılaşmak zorunda kalacaklar. Norveç Çocuk ve Aile İşleri Bakanlığı tarafından yapılan ve hükümette 72 ila 15 oyla kabul edilen değişikliklere göre, vücudun boyutu, şekli veya derisinin değiştirildiği reklamların Bakanlık tarafından tasarlanan standart bir etiketle işaretlenmesi gerekecek. Ayrıca yasa, sosyal medyadaki bir gönderiden herhangi bir ödeme veya başka bir fayda alan markaları ve influencerları doğrudan etkileyecek. Bu değişiklikler sadece fotoğraf çekildikten sonra dudakların, bellerin ve kasların abartıldığı görüntüleri değil, aynı zamanda yerinde bir filtre ile oluşturulan görüntüleri de kapsayacak. Önerilen yasalar, Norveç'te, kelimenin tam anlamıyla vücut baskısı anlamına gelen kroppspress kavramını ve bunun ülkedeki gençlerin ruh sağlığı üzerindeki etkisini çevreleyen kültürel bir sohbet esnasında ortaya çıktı. Norveç Çocuk ve Aile İşleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, Vücut baskısı her zaman vardı. Bununla mücadele etmek ise zor. Alınan yeni önlem, bu tür reklamların özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki olumsuz etkisini sınırlamaya yararlı ve önemli bir katkı sağlayacaktır. dedi."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/kesif-clement/", "text": "Filip Clements, Take On Me şarkısıyla seksenlerde dünya çapında büyük bir şöhrete ulaşan efsanevi Norveçli müzik grubu a-ha'nın üyelerinden biri olan Magne Furuholmen'in oğlu. Uzun zamandır Clement adıyla SoundCloud üzerinden şarkılarını yayınlayan Filip, babasının yolundan giderek kendi müzik kariyerine temmuz başında çıkardığı Eternal Haze şarkısıyla başladı. Müziğinde rock ve hiphop'tan etkilendiğini söyleyen Clement, geçtiğimiz haftalarda Porsche 911 isimli yeki teklisini Spotify üzerinden yayınladı. Filip, borsacı olarak çalıştığı dönemde bir Porsche 911'a sahip olmanın hayalini kuruyormuş. Şarkıda ise genç bir yaşta bu hayalini gerçekleştirebilecek paraya sahip olmanın ve ona sunulan bu lüks yaşam tarzının mutluluğu garantilemediğini, hatta insanı umutsuzluğa ve üzüntüye sürükleyebileceğini anlatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/kesif-skarworx/", "text": "Highasakite ve LÖV projelerinden tanıdığımız Norveçli müzisyen Oystein Skar dahil olduğu projelere ek olarak minimal elektronik/enstrümantal müzik sularında da yüzüyor. SkarWorX personası üzerinden bizi minimal tınılarla buluşturan müzisyenin Spotify sayfasına ise girer girmez açtığımız rastgele bir parçayla hemen Londra merkezli Erased Tapes roaster'ından bir müzisyenmiş havasını alıyoruz. Zaman zaman Olafur Arnalds'ı ve Nils Frahm'ı andıran SkarWorX elektronik ve endüstriyel tınıları klasik müzikle harmanlıyor. Max Richter, Trentemoller ve Four Tet etkisini de hissederken piyano, synthesizerlar ve telliler arasındaki müthiş uyumu keşfediyoruz. SkarWorX'un görsel kimliğinde ise Dolk ve Banksy gibi sanatçılardan ve sokak sanatından etkileri görürken aynı zamanda daha geleneksel tondaki eserleriyle bilinen Norveçli ressam Hakon Bleken etkisi de var. Oystein'ın 19 Mart tarihinde yayınladığı Wisdom adlı ilk teklisi ise bu sene Norveç Kısa Film Festivali'nde En İyi Müzik Videosu kategorisinde aday gösterildi. Oystein Skar, dahil olduğu müzik projelerinin üstüne aynı zamanda Norveç yapımı televizyon dizileri ve tiyatro prodüksiyonları için de müzik besteliyor. 25 Haziran'da yayınladığı Mutual Madness adlı üçüncü teklisiyle ise Ağustos ayında yayınlanacak SEED-X adlı ilk albümünü müjdeliyor. Norveç'in en büyük indie müzik etiketi Grappa üzerinden yayınlanacak albüm bir üçleme olacak. Skar, ikinci albümü ise 2021'nin sonu veya 2022 başı gibi yayınlamayı planlıyor. Müzisyen son teklisi Mutual Madnessı Rondane adlı Norveç'te bulunan bir ulusal parktaki kabinde bestelemiş. Filmler, doğa ve içinde bulunduğumuz olağanüstü zamandan da etkilenmiş. Pop ve indie müzik projelerinde yer almasına rağmen Oystein Skar yıllardır üzerinde uzmanlaştığı enstrüman olan piyanoya özel bir proje adamak istemiş. SkarWorX böylelikle hayat bulmuş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/moddi-omnan-gar/", "text": "Norveç'in halk ozanı diye tanımlayabileceğimiz Moddi, 2013'te yayınladığı K m va du? albümünden sonra ilk Norveççe şarkısını yayınladı. Müzisyen olmanın yanı sıra aynı zamanda bir aktivist de olan Pal Moddi Knutsen 2013'te yayınladığı K m va du? albümünde memleketi Senja'ya ve Kuzey Norveç'e dair hikayeleri bestelemişti. Aralarında şarkı sözlerini kendi yazdığı parçalar olmasına rağmen aynı zamanda bestelemiş olduğu şiirler de yer alıyordu. Bu hikayelerin ise büyük bir çoğunluğu gerçekte yaşanmış olaylarla ilgiliydi. Moddi, K m va du?nun ardından yine farklı bölgelerle ve aktivizmle alakalı parçalar yapmaya devam etti. Ancak yayınladığı son teklisi Omnan Gar müzisyenin uzun bir aradan sonra yayınladığı ilk Norveççe şarkısı. Stein-Gunnar Bondevik'in sözlerini yazdığı parça Finnfjord'daki elektrik krizi ve aşırı üretimin izabe tesisini kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmasıyla ilgili. Özellikle Kuzey Norveç'te belli bölgelerde sadece balık, bakır ve metal üretimiyle geçinen halk için bu çok büyük bir tehlikeydi. Ancak Omnan Gara konu olan bu tesis bir ailenin işletmiş olduğu, görece adaletli ve sürdürülebilir bir şekilde işlemeye çalışıyor. Moddi çevre ve endüstri arasındaki ikilemi ise şöyle açıklıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/roportaj-prisma/", "text": "Sirid ve Frida Mol Kristensen kız kardeşlerden oluşan PRISMA kişisel şarkı sözleriyle bezenmiş eşsiz bir müzikal manzara sunuyor. Kopenhag merkezli Sirid ve Frida 2020'li yılların ortasında 1980'li yılları anımsatan synthleri ve lo-fi drum machinelerle dolu parçalarıyla adeta bizi bir partiye davet ediyor. 2020'de yayınladıkları Her adlı EP ile sakin, içe dönük ve melankolik parçalara imza attı. Ancak bizim dikkatimizi PRISMA asıl Mayıs ayında yayınladığı Inside Out adlı EP'siyle çekti. Bu EP neredeyse PRISMA'nın ilk EP'sinde görmediğimiz bir persona. Daha cüretkar, asi ve iddialı. Hatta aynı şeyi kendileri de söylüyorlar. Öncesinde tekli olarak yayınladıkları I Never Wanted To Meet You adlı parça ise EP'nin en enerjik parçası. Alt-pop ve punk tınılarını harmanlayan Sirid ve Frida Mol Kristensen neredeyse ortalığı yıkıyor diyebiliriz. İlk dinleyişte bile enerjisine bayıldığımız PRISMA ile Inside Out adlı EP'sinin ardından konuştuk. Ses evreni, pandemide yeni başlayan bir proje olmanın zorluklarından, kız kardeşler arasında bir müzik projesinin nasıl yürüdüğünden ve daha pek çok şey hakkında söyleştik. PRISMA'yı dinler dinlemez Danimarka müzik sahnesindeki alt-pop ve punk tınılarının eksikliğini hissettik ve bunu kapatacak yegane grup olduğunu düşündük. Bu arada PRISMA, Danimarka'nın Arhus kentinde 16-17 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek SPOT Festival'de de sahne alacak. Canlı performanslarını görmek için de sabırsızlanıyoruz. PRISMA: Çok teşekkürler. Sonunda sizin için hazırladığımız parçaları yayınlıyor olabilmek harika hissettiriyor, çok ama çok mutluyuz. EP'miz çok iyi yorumlar aldı, bir senedir çaldığımız ilk konseri geçenlerde verdik. Parçalar bizim için de çok yeni, bu nedenle konserlerde bu parçaları çalmak bize de her şeyi yaşatıyor ve deneyimletiyor. Bu yaz ve sonbaharda Danimarka'da konserlerimiz olacak, onlar için hazırlanıyoruz. Frida: Aslında bizim için corona öncesi ve corona dönemini karşılaştırmak biraz zor, çünkü sadece corona döneminde müzik yapmaya başladık. Yani, yola oldukça zorlu başladık. Bu nedenle dinleyici kitlemize ulaşmamız için yeni yollar bulmamız gerekti. Normal şartlarda bir müzik grubu için dinleyici ile etkileşime girmenin en kolay ve etkili yolu olabildiğince çok konserlerde çalmaktır, bu bizim için geçerli değildi. Biz de Instagram ve Spotify gibi dijital platformlar aracılığıyla kitlemize ulaşmaya çalıştık, ki bu çok zorluydu. Yine de başarılı olduğumuzu söyleyebiliriz, birtakım insanlara ulaşabildik ve bu çok tatlı. Sirid: İkinci EP'yi yayınlamak çok farklıydı. İlkini de 2020 sonbaharında yayınladık. İlk EP daha sakin, daha içe dönük ve melankolik olduğu için konserlerde sahne alamasak da bir şekilde kendimizi teselli ettik. Fakat Inside Out adlı EP'nin enerjisi ilkinin tam tersi. Neyseki şanslıydık da açılma döneminde dinleyiciyle buluşabildik. İlk konserimizde fark ettik ki herkes yeni müziğe ve yeni enerjiye aç halde. Şanslıyız diyebilirim. Frida: İkimiz için de birlikte müzik yapma süreci çok doğal bir şekilde gelişti. Çok müzikal bir çevrede büyüdük, vakit geçirdik ve okulumuzdaki orkestrada birlikte çaldık, koroda şarkı söyledik. Evimize müziği getirdik, birlikte müzik yapmaya başladık. Bazen kız kardeşler arasında müzik yapmak dünyanın en iyi şeyiymiş gibi hissettirse de bazen en kötüsü gibi hissettirdiği zamanlar da oluyor. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz, bu nedenle iletişimimizde hiçbir filtre yok. Fakat aynı zamanda bu durum daha ağır tartışmaları da beraberinde getirebiliyor. Yine de duygularımızı olabilecek en doğal biçimde ifade etmeye çalışıyoruz. Aramızda sadece iki yaş var, neredeyse aynı şekilde çocukluğumuzu geçirdik ve aynı müzikleri dinledik. Bir nevi aynı insanız ama bir yandan da farklıyız, belki de bu yüzden aynı direksiyonda ilerliyoruz ve birlikte hayallerimizi gerçekleştirmek istiyoruz. Sirid: Bence de hem güzel hem de zorlu. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz, bu hem harika hem de karmaşık. Müzik yaparken ise kız kardeş ve yakın olmanın çok faydasını görüyoruz. Müzik bağlamında da birbirimizden çekinmeden düşüncelerimizi paylaşabiliyoruz, zaten bu da ses anlamında kendini yansıtıyor. Bir parçanın en iyi versiyonunu bulana kadar çabalıyoruz. Sirid: İlk EP'miz Her üzerinde çalışmaya da çok içe dönük bir parçayla başladık. Sanırım hayatındaki yerini bulma konulu bir felsefi hikaye anlatmak istedik. O günlerde yeniden çocuk olmak ve zamanda yolculuğa çıkmak istedik. Frida: İlk EP'deki şarkılarımızı aslında birlikte çalmaya başladığımız yıllarda, 14-16 yaşındayken yazdık. O günlerde sesimizi ve müziğimizi keşfetmenin daha başındaydık. İlk EP'miz de o günlerin anısına olsun istedik. Her ne kadar parçalar üzerinden yıllar geçse de ilk EP'yi yayınlamak bizim için çok zor bir süreçti. Yeni EP ile birlikte artık sorgulamaktan ve hayatta sürekli sorduğumuz sorulardan bıktık. Anksiyete ile cebelleştik ve bunu parçalarımızda hissettirmek istedik. Sirid: Bir de bence daha yumuşak bir EP'nin ardından daha enerjik bir şeyle insanların karşısına çıkmak çok normal. Inside Out adlı ikinci EP'miz sanki bizi daha iyi yansıtıyor şarkıları altı ay önce yazdığımızı düşünürsek. PRISMA: İkimiz de çok farklı şeyler dinliyoruz. The Raveonettes'e ergenliğimizden beri bayılıyoruz. DIIV, Vivian Girls, Trentemoller, Beach House, The Cure, Agnes Obel ve Susanne Sundfor'e bayılıyoruz. Bütün bu müzisyenler kendi evrenlerini yaratmış isimler. Bu bize çok ama çok ilham veriyor. Sirid: Bence parça sıralamasını iyi bir şekilde seçtik. Anskiyeteye dair duygu ve düşüncelerimize dair bir hikaye anlatmak istedik, onları anlamlamdırmak istedik ve en son bütün bunlara I Never Wanted To Meet You ile son vermek istedik. Frida: Kesinlikle, Let Me Go diğer parçalara göre bambaşka bir yerde konumlanıyor. Daha yavaş ve daha düşünen bir parça. Bireye yaramayan kötü ve toksik bir ilişkide kapana kısılma haliyle ilgili bir parça. EP'deki diğer parçalar da kötü ilişkiler ve kötü duygular ile bağını koparma hakkında. Let Me Go ile bu kötü ruh haline girip ardından her şeyi bırakıyoruz. Kötü ilişki, kapana sıkılmış olmanın verdiği klostrofobik hissiyat. Bu noktada bir duraklamaya ihtiyaç var. PRISMA: Yaz ve sonbahar döneminde Danimarka'da konserlerimiz olacak. Ardından müziğimize odaklanacağız, bizim için şu an en önemli şey bu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/school-of-x-new-friend/", "text": "Yıllarca MO, Major Lazer, Reptile Youth ile sahne almış Rasmus Littauer solo projesi School of X ile karşımızda. Danimarka müzik sahnesinin şu an en heyecan verici müzisyenlerinden biri Rasmus Littauer veya sahne ismiyle School of X. Sahne ismini ise 1961 yılında Norrebro'da Troels Andersen, Jorgen Leth, Poul Gernes, Per Kirkeby gibi sanatçılar tarafından kurulan avangart Eks-skolen'den alıyor. Birbirinden bir şeyler öğrenmenin önemini ve ilerlemeci olmayı vurgulayan Littauer aynı zamanda etiketlerin önemsizliğinden ve Eks-skolen'e herkesin katılabileceğinden bahsediyor. Bu felsefeden etkilenen Rasmus, School of X adı altında hiçbir kalıba girmek zorunda kalmadan istediğini yapmayı hedefliyor. Uzun yıllar boyunca MO, Major Lazer, Reptile Youth, The Asteroids Galaxy gibi isimlerle dur durak demeden turlayan Rasmus Littauer artık solo projesine odaklanmak istediğini söylüyor. 2020'de ilk albümü Armlocku yayınlayan müzisyen SXSW'ye gitmeyi umut ederken pandeminin azizliğine uğradı ve yıllardır beklettiği projesini dinleyiciyle gerçekten buluşturamadı. Bütün aksiliklere rağmen indie sahnesinde büyük bir ilgiyle karşılanan School of X'in albümü tam da Los Angeles indie sahnesini tınılarıyla anımsatıyor. Bir yandan Rasmus iki sene içinde iki albüm yayınlayarak üretkenliğini de kanıtlamış oluyor. Bugün müzisyen 24 Eylül'de yayınlanacak Dancing Through the Void öncesi son teklisi New Friendi bizimle buluşturdu. Rasmus Littauer New Friendin albümü en iyi ve en geniş şekilde yansıtan parça olduğunu söylüyor. Biz günlerdir bu teklinin çıkmasını bekliyorduk, saatler 00.00 olduğunda parçayı dinler dinlemez uykumuz kaçtı. Parça yayınlandığından beri ise sadece New Friendi loopta dinlemek istiyoruz. Gevşek gitar tınıları ve kasvetli piyano ile parça açılışını yapsa da Coldplay, Gorillaz ve The Verve için de aranjörlük yapan Davide Rossi'nin tellilerle parçaya giriş yapmasıyla parça bambaşka bir boyuta ulaşıyor. Londra ve Kopenhag merkezli yönetmen-fotoğrafçı Stella Malfilatre'nin New Friend için çektiği müzik videosu ise grenli kareleriyle Littauer'in kendine güvenen ve sanatsal indie-pop kişiliğinin duygusal bir portresini çiziyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/spot-festival-kesif-prisma/", "text": "PRISMA Danimarka'dan alt-pop ve punk tınılarını harmanlıyor ve parçalarıyla isyan ediyor. Sirid ve Frida Mol Kristensen kız kardeşlerden oluşan PRISMA kişisel şarkı sözleriyle bezenmiş eşsiz bir müzikal manzara sunuyor. Kopenhag merkezli Sirid ve Frida 2020'li yılların ortasında 1980'li yılları anımsatan synthleri ve lo-fi drum machinelerle dolu parçalarıyla adeta bizi bir partiye davet ediyor. 2020'de yayınladıkları Her adlı EP ile sakin, içe dönük ve melankolik parçalara imza attı. Ancak bizim dikkatimizi PRISMA asıl Mayıs ayında yayınladığı Inside Out adlı EP'siyle çekti. Bu EP neredeyse PRISMA'nın ilk EP'sinde görmediğimiz bir persona. Daha cüretkar, asi ve iddialı. Hatta aynı şeyi kendileri de söylüyorlar. Öncesinde tekli olarak yayınladıkları I Never Wanted To Meet You adlı parça ise EP'nin en enerjik parçası. Alt-pop ve punk tınılarını harmanlayan Sirid ve Frida Mol Kristensen neredeyse ortalığı yıkıyor diyebiliriz. Stüdyo kayıtlarından dahi enerjisini hissettiğimiz Sirid ve Frida aslında parçaları üzerinden kimliklerini meşrulaştırıyor, aynı zamanda büyüme hikayelerini ve kişisel gelişimlerini de. 20'lerinin başında iki kız kardeş için ise bu çok normal. Inside Out adlı EP'nin kapanıştan önceki son şarkısı Let Me Go ise Twin Peaks'i andıran tınılarla bizleri yavaşlatıyor. Kapanışta ise I Never Wanted To Meet You ile zirvede bitiriyoruz. Let Me Go adlı parça Boy Harsher'ın ses evrenini de andırıyor. PRISMA bu yaz Danimarka'da gerçekleşen müzik festivallerinde herkesi kendine hayran bırakıyor. PRISMA'yı bu sene Danimarka'nın Arhus kentinde 16-17 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek SPOT Festivali'nde canlı izlemek için sabırsızlanıyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/yeni-jin-deluca-cotton-trees/", "text": "Jin DeLuca'nın müzikal evrenini kasvetli ve melankolik olarak tanımlasak da enerjik ve cazip, dans edilesi tınılar da bu ruh haline eşlik ediyor. Grubun ses evreninde Bon Iver, James Blake ve The 1975 gibi isimlerin de etkilerini buluyoruz. Sadece bu gruplardan ilham almakla kalmayıp söz yazımını mükemmele taşımak için çalışan Arhus merkezli dört kişilik Jin DeLuca aynı zamanda Danimarka indie pop müziğinde de yenilikçi işler yapmayı diliyor. Şubat ayında ilk EP'leri ile aynı adlı Cotton Trees adlı parçasını dinleyiciyle buluşturan Danimarkalı grup şimdi yedi parçalık EP'sini müjdeliyor. EP'yi oldukça izole bir şekilde ortaya çıkaran Jin DeLuca özellikle stüdyodayken kendilerini diğer müzisyenlerle ve gruplarla karşılaştırmamak için ellerinden geleni yapmış. Daha orijinal bir ses arayışına giren grup bu nedenle yazmış olduğu birçok parçayı da çöpe atmak zorunda kalmış. Oldukça genç ve yeni bir müzik grubu olduğu için Jin DeLuca'nın kendi sesini bulması ve kendisini tanımlama süreci de aslında Cotton Trees adlı EP sayesinde olmuş. Klasik pop-rock parçasından 70'lerin tınılarına keskin bir geçişi hissettiğimiz EP'de hassas bir balad duymak bile mümkün. Janrlar arasında geçişi her parçada hissettiğimiz Cotton Trees adlı EP dinlemeye değer. Bizim EP'de en çok sevdiğimiz parçalar Wrong Side of Me ve Killing My Talk oldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/08/yeni-langva-all-i-want-from-you/", "text": "Coucheron, Ponette, Pasha gibi müzisyenleri bizimle buluşturan Oslo merkezli plak şirketi Toothfairy yeni bir yetenekle karşımızda: Langva. Tame Impala, Toro y Moi, Jakob Ogawa ve HOMESHAKE gibi müzisyenlerden etkilenip cazip melodileri, modern ritimlerle ve melankolik şarkı sözleriyle bir potada eritiyor. Bunun sonunda synth-pop, R&B ve indie-pop arasında ise bir kesişim elde ediyor. Önceki parçalarıyla hem Norveç'te hem de uluslararası medyada ilgiyle karşılanan müzisyen yeni teklisi ile bambaşka sulara da yelken açıyor. Langva, Tootfairy ve Fransa merkezli Kitsune Musique üzerinden yeni teklisi All I Want From You adlı teklisini müjdeliyor. 2022 ilkbaharında yayınlanacak EP'sinin ilk habercisi olan bu tekli funky bas tınıları ve analog synthlerle Fransız disko tınılarını andırıyor. Langva, 2019'da yazdığı parçayı ilk etapta daha melankolik ve yavaş bir parça olarak hayal etmiş ancak bunun sıkıcı olabileceğini düşünmüş. Bu nedenle yine konsepti, bir ayrılığı, daha disko tınılarıyla anlatmak istemiş. Bunun dinleyici için daha keyifli bir dinleme deneyimi olmasını dilemiş. Bizce oldukça da başarılı olmuş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/09/covid-19-sonrasi-acilan-norvecin-dunyaca-unlu-bira-festivalleri/", "text": "Covid-19 sonrası açılması planlanan Norveç'in ünlü Bira Festivalleri listesini sizler için derledik. Pandemi sonrası stres atmaya birebir! Siz ve arkadaşlarınız omuz omuza oturup Norveç'in en büyük festivalinde gerçek Bavyera atmosferini yaşarken, seçim çerçevesini günden güne dolduran Tirol orkestramız Ronald Schnipfelgrüber Tyrolerkapellenin seslerinin keyfini çıkarın! Kapılar Hafta içi saat 15.00'te Cumartesi günleri ise saat 12'de açılıyor. Unutmayın Oktoberfest bir gündüz festivalidir, bu nedenle çadır kapılarını açar açmaz atmosfer eşsizdir! Yemek, Oktoberfest'in merkezi bir parçasıdır! Bunlar 4 10 kişi için önceden sipariş edilebilir. Ön siparişi olmayanlar için çadırda ayrı bir gurme mil bulunur. Orada çok çeşitli sosisler, füme et, favoriler, patlamış mısır vb. bulabilirsiniz! Barda da geniş bir seçim var. Tabii ki, ağırlıklı olarak Bavyera lezzetleri hakkında oluyor. Oturmayı tercih ederseniz, bir masa rezerve etmek mümkündür. 4 ve 10 kişilik masalar var ve VIP alanında mı yoksa sahnede mi oturmak istediğinizi seçebilirsiniz. VIP alanının kendine ait barı, bira bardağında içecek servisi yapan garsonları ve mükemmel sahne manzarası vardır. Bergen Bira Festivali'nde gelenek ve yeniliğin harika bir karışımıyla gelişen bir bira kültürünü deneyimleyeceksiniz. Mekan önceki yıllarda Bergenhus Kalesi'ndeydi, ancak pandemi nedeniyle bu yıl etkinlik Kulturhuset i Bergen'de düzenleniyor. Bergenhus Kalesi'nde toplanan 40'tan fazla Norveç bira fabrikasıyla Norveç'in en büyük bira festivali! 2012'deki dokuz binadan Bergen Bira Festivali, ülkenin her yerinden bira fabrikalarıyla Norveç'in en büyük bira festivali haline geldi. Festival sadece Norveç birasına odaklanıyor ve burada küçük butik bira fabrikalarından büyük endüstriyel bira fabrikalarına kadar her şeyi bulacaksınız. Bira artık sadece bira değildir ve son yıllarda arz ve talep patlaması yaşadı. Bira fabrikaları, biralarının ardındaki hikayeleri anlatmayı severler ve ürünler hakkında ne düşündüğünüzü duymaktan memnun olurlar. Hem iyi yemek hem de iyi birayı sevenler için Bergen Bira Festivali ile Bergen Yemek Festivali'nin yan yana Bergenhus Festning'de yapılması büyük bir bonus. Bergen Yemek Festivali'nde bölgeden heyecan verici yerel yemekleri, uluslararası spesiyaliteleri deneyebilir ve yerel ürünlerle ilgili bir yemek kursuna katılabilirsiniz. Giriş bileti, tüm gün boyunca her iki festivale de erişim sağlar ve hem lezzetli yemekler hem de bol miktarda iyi bira ile tüm hafta sonunun tadını çıkarabilirsiniz! Trondheim'daki Bira Festivali, biralar, özel biralar ve el yapımı biralar için bir bilgi festivalidir. Barın arkasında yurtiçi ve yurtdışından bir grup yetenekli bira fabrikası var. Buna ek olarak, çeşitli yan ve mead biraları ve kahve var. Bryggeri Festivalen, Trondheim'ın kalbindeki Trondelag Yemek Festivali ile aynı zamanda düzenleniyor. Aldığınız içeceğe uyarlanmış yemekleri olan festival restoranları var. Festival, iyi bir atmosferle karakterizedir. İster yeni başlayan ister bira delisi olun Bryggeri Festivalen herkes için bir şeyler sunan bir bilgi festivalidir. Burada hem çeşitliliği, gelenekleri hem de yeni trendleri görebilirsiniz. Farklı bira stillerini keşfedip, bira yapımı, yiyecek ve içeceklerin nasıl birleştirileceği hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz. Barın arkasında, bilgi ve deneyimlerini paylaşmaktan mutluluk duyan bira üreticileriyle tanışabilirsiniz. Festival restoranlarında tamamı yerel malzemelerle hazırlanan çeşitli lezzetli yemekler arasından seçim yapabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/09/juleol-norvecin-geleneksel-noel-birasi-hakkinda-her-sey/", "text": "Norveç Noel birası Juleol, en büyük ana bira fabrikalarından en küçük mikro bira fabrikalarına kadar neredeyse tüm Norveç bira fabrikaları tarafından şenlik dönemine kadar hazırlanan koyu, zengin ve güçlü bir biradır. Aralık ayında Norveç'teyseniz, en yakın süpermarkete gidin. Barlarda ve mağazalarda bira reyonlarının en az yarısını Juleol'e ayrılmış olduğunu göreceksiniz. Tabii ki, süpermarketlerde bulunan biralar %4,7 alkolle sınırlıdır. Bu nedenle Juleol ne kadar güçlü olursa, Vinmonopolet'e veya bir bara gitmeniz gerekir. Burada, yerel mikro bira fabrikalarından tek seferlik partiler bulmanız daha olasıdır. Bira hayranları arasında Noel bira sezonu büyüleyicidir. Bira fabrikaları, Juleol'lerini prestijli bir ürün ve kullanışlı bir pazarlama aracı olarak görüyor. Bunun nedeni, Norveç medyasının farklı çeşitleri karşılaştıran makaleler yayınlamak için kendilerini kandırmasıdır! Noel birası veya Noel Baba birası, karamel ve çikolata maltında demlenmiş koyu, düşük alkollü ve tatlı beyaz bir biradır. Biranın rengi, bira yapımında kullanılan çok miktarda munchner, çikolata ve karamel maltından gelir. Noel birasının tadı, Danimarka bira fabrikalarının birçoğunun beyaz bira fabrikalarından 1850'lerden Bavyera tarzı bira üretmeye kadar gelişmeden önce, Danimarka birasına neredeyse benzer. Noel bira satışlarına, sezon boyunca KB Juleol olarak satılan Kongens Bryghus'un Hvidtol markası hakimdir. KB beyaz bira üretimi 1443 yılına kadar uzanabilir. Diğer bira fabrikalarında da benzer bir tada sahip Noel birası bulunur. Tadı tatlıdır, çünkü fermantasyon çok erken durdurulur. Böylece şekerin sadece küçük bir kısmı alkole dönüştürülürken geri kalanı Noel birasına tatlılığını verir. 1,7 1,9'luk tipik alkol yüzdesi, şişe başına 0,4 (%1,7) nesneye karşılık gelir. Noel birasının neredeyse siyah rengi, demleme için kullanılan büyük miktarda stok, renk ve karamel maltından kaynaklanmaktadır. Başlangıçta, bu tür bira, beyaz malt adı verilen rüzgarda veya havada kurutulmuş malt üzerinde demlendi. Noel birası genellikle pirinç lapası eşliğinde içilir. Öğle yemeğinde Noel birası da içilebilir, örneğin açık sandviçler ile birlikte. Yılın bu zamanında basılan binlerce beste juleol bir kenara bırakmalısınız. Norveç'te birayı karşılaştırmak tehlikeli bir oyun, çünkü demlemenin kalitesinden ve hatta kendi kişisel zevk tercihinizden çok daha önemli olan yerel gururdur! Bu teoriyi test etmek için bir dahaki sefere Bergen'e gittiğinizde, yerel bir kişiye şimdiye kadar tattığınız en iyi Juleol'ün bir Oslo mikro bira fabrikasından geldiğini söyleyin. Arkanıza yaslanın ve şovu izleyin! - Ringnes'ten Julebokk 2018 - F rder'den F rder Rokelse - Haandbryggeri'den Fatlagret Bestefar"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/09/norvec-bira-tarihi-ile-norvec-biralari-tanima-rehberi/", "text": "Büyük pilsner üreticilerinden son el yapımı bira çılgınlığına kadar, en iyi Norveç biraları hakkında oluşturduğumuz rehberimiz sizlerle. Norveç'te bira satın almak ve içmek hakkında bilmeniz gerekenleri kapsayan kılavuzumuzla karşı karşıyasınız! Norveç bira içenlerin ülkesidir. Almanya ve Çek Cumhuriyeti'nde beğenilen pilsner tarzı özellikle popülerdir, ancak dünyanın geri kalanında olduğu gibi el yapımı ya da diğer adıyla butik biraları da pazar payı kazanmaktadır. Hükümet kısıtlamaları nedeniyle, alkol oranı %4.7'nin üzerindeki biralar yalnızca lisanslı tesislerde veya devlet tarafından işletilen bir alkol perakende mağazası olan Vinmonopolet'ten alınabilir. Sonuç olarak, birçok bira fabrikası, süpermarketlerde satılabilmesi için biralarındaki alkol içeriğini azaltır. Bira en az 1.000 yıldır Norveç'te demlendi ve keyifle tüketildi. Yaklaşık 200 yıl öncesine kadar, Kuzey Kutup Dairesi'nin güneyinde tahıl yetiştirmenin mümkün olduğu her yerde çiftliklerin çoğu kendi biralarını üretti. İlk 20. yüzyıldan itibaren üretim endüstriyeldi ve konut üretimi sınırlıydı. Üretim sektöründeki hayati konsolidasyon, büyük bira fabrikalarının miktarını basit bir miktara indirdi. Ev biraları dışında, Norveç'te üretilen bira tasarımlarının çoğu, atalarını Orta Avrupa'ya kadar takip eder. Geç Orta Çağlar ve Danimarka ile uzun süreli birliktelikler sırasında, çiftlikler genellikle sahada bira üretim operasyonuna sahipti. 'Bryggehus' adı bu günlere atıfta bulunur. Bu uygulama yaklaşık 100 yıl öncesine kadar yaygındı. Bira üretimi hızla sanayileşti ve evde bira üretimi yasa dışı hale getirildi. Bira üretimi, İskandinav ulusunda, bir zamanlar herhangi bir önemi olan sosyal toplantıların merkezi bir parçası olan Hıristiyanlık öncesi döneme kadar uzanan uzun bir tarih içerir. Çiftçiler kendi tahıllarından demlediler ve çoğu büyük çiftlikte her tahıl ve maltı kurutmak için kullanılan ayrı bir bina vardı. İskandinav ülkesinde ev üretimi yaygındır ve 2 ayrı geleneğe ayrılmıştır. Bir yanda, gezegenin geri kalanından tanıdık, büyük ölçüde şehir temelli, modaya uygun ev üretimi tasarımlar. Diğer yanda uzak kırsal bölgelerde, ev bira üreticileri, kendi ailelerinin ve büyükanne ve büyükbabalarının ürettiği eşdeğer tasarımlar üretir. Yaklaşık son elli yılda, Norveç biraları endüstrisi önemli bir konsolidasyon geçirdi. Artık sadece iki önemli isim var: Carlsberg-Ringnes ve Hansa-Borg. Norveç bira pazarına 2 dev bira üreticisi hakimdir: Esas olarak Oslo ve Kopenhag, Danimarka merkezli en önemli Carlsberg-Ringnes ve ayrıca esas olarak şehir merkezi ve Sarpsborg merkezli daha küçük Hansa Borg Bryggerier. Avrupa ve Amerika'daki çoğu ülkede olduğu gibi, İskandinav ülkesinde de en önde gelen stil tipi demleme pilsner tarzı soluk lager. Norveç Bira Üreticileri Derneği'ne göre, İskandinav ülkesinde üretilen biraların çoğu soluk biradır. Yakın zamana kadar, Noel biraları bir kez ortaya çıktıktan sonra, Noel zamanı dışında, sahip olunan tek demleme türü buydu. Bu alan birimi koyu malt biraları, tarihsel olarak tatil sezonu için demlendi. Bugün, zanaat demleme pazarı, çeşitli stiller veren İskandinav ülkesinde gelişmeye devam ediyor. Yukarıda açıklandığı gibi, bir süpermarkette alkol oranı %4,7'ye kadar olan biraları satın alabilirsiniz. Bu seviyenin üzerindeki her şey devlete ait Vinmonopolet'te satılmaktadır. Bu, bazı yabancı bira fabrikalarının, market perakendeciliğini yasal hale getirmek için demlemelerindeki alkol yüzdelerini düşürmelerine neden oldu. Ancak kısıtlayıcı lisans saatlerine uyum sağlamak oldukça zorlayıcıdır. Lisanslı barlar ve restoranlar açık olduklarında alkol servisi yapabilirken, saatler perakendeciler için daha katıdır. Bir dükkandan hafta içi 20.00'den sonra, cumartesi 18.00'den sonra ve pazar günleri alkol satın almak mümkün değildir. Tüm bunlar, Norveç uluslararası havaalanlarındaki gümrüksüz satış mağazalarını inanılmaz derecede popüler hale getiriyor. Barlarda ve süpermarketlerde yüksek bira fiyatları göz önüne alındığında, bu hobinin Norveç'te de giderek daha popüler hale gelmesi şaşırtıcı değil! Çoğu büyük şehirde, fermenterler gibi malzemeleri, bira şekeri ve özel şerbetçiotu gibi kaliteli malzemeleri satın almayı kolaylaştıran en az bir brewshop vardır. Draft Mag, Kveik'i hiç duymadığınız en yeni, asırlık bira mayası olarak adlandırdı. Norveçli çiftçiler, aile ve arkadaşlar arasında geçen evcilleştirilmiş bir maya olan Kveik'i kullandılar. Daha yakın zamanlarda, birkaç girişimci Norveçli mayayı toplamaya ve satmaya başladı. Norveç'te popüler olduğunu kanıtladı, aynı zamanda ABD'deki keskin el yapımı bira üreticileri arasında da popülerleşti. Pilsner: Çek kasabası Plzen'de ortaya çıkan soluk lager modası. Bu, pazar payının yaklaşık %92'si ile baskın demleme türü olabilir. Daha zayıf (alkol oranı %4,75'in altında) çeşitler en yaygın olanı ölçer, ancak çoğu bira fabrikası ayrıca Vinmonopol aracılığıyla satın alınabilen daha güçlü çeşitler üretmektedir. Bayer: Kökleri Bayern'de olan koyu bir lager. Norveç versiyonu genellikle Alman koyu lagerlerinden biraz daha tatlıdır. Bir zamanlar pilsner'ın popülaritesi ile rekabet ederken, pazar payı 1950'de %20'den 2004'te %0.2'ye düştü. İkinci Dünya Savaşı'ndan önce en yaygın endüstriyel demlenmiş biraydı, ancak Alman işgali nedeniyle kalitesini kaybetti. Juleol: Pilsner tüm Norveç'te popüler olmasına rağmen, karanlık zamanlar düştüğünde Norveçliler juleol olarak bilinen çok daha koyu bir malt birasına yönelirler. Juleol, Noel birasıdır! Bu, insanların uzun, karanlık ve soğuk kışlarla başa çıkmasına yardımcı olan daha geleneksel Norveç biralarına dayanan karanlık, zengin ve güçlü bir biradır. Günümüzde her içki fabrikası, büyük ölçüde bir bira olan kendi Noel birasını üretiyor. Bokkol: Tatlı, gelişmiş bir tada sahip, genellikle %6-7 alkol oranı olan sağlam, koyu bir bira türü. Bock bier olarak bilinen Almanya'dan geliyor. Buna ek olarak, Norveç Krallığı, maltol ortak adıyla ünlü birçok tasarımın ortaya çıkmasına neden olan sağlam bir ev üretimi geleneğine sahiptir. Heimabrygg: Hardanger, Voss, Sogn bölgesinden gelen biradır. Koyu ve gerçekten sağlam (%8-12 alkol oranlı), büyük ölçüde arpa maltlarından, ardıç ve bazen kveik mayası ile demlenir. Wort, tipik olarak saatlerce pişirilir. Kornol: Nordfjord ve Sunnmore bölgelerinden gelir. Soluk, puslu ve %6-8 alkol oranına sahiptir. Büyük ölçüde arpa maltlarından ardıç ve kveik mayası ile demlenir. Tarihsel olarak şıra pişirilmezdi, ancak son yıllarda bazı bira üreticileri kaynatmaya başladı. Stjordalsol: Stjordal bölgesinden gelir. Koyu kırmızı ve hafif pusludur. Ev yapımı yoğun kızılağaç tütsülenmiş arpa maltlarından demlenir. Bazen ekmek mayası ile sertleştirilir. Tarihsel olarak her biri şerbetçiotu ve ardıçla demlenirdi, ancak her birinin kullanımı, özellikle de ardıç, önceki birkaç on yılda azaldı. Bir İngiliz barında bira isterseniz, barmenden etkilenmemiş bir bakışla Hangisini istersiniz? in bir çeşitlemesiyle karşılaşacaksınız. Bir Norveç barında bir bira isterseniz, size neredeyse her zaman ana Norveç bira fabrikalarının pilsnerlerinden biri olan House Lager'ı doldururlar. Çoğu zaman, seçim bira fabrikasının coğrafi konumuna bağlı olacaktır. Tromso'da Mack olacak, Trondheim'da Dahl'ın olacak, vb. - Ringnes: 1877'de kurulan bira fabrikasının orijinal Grünerlokka lokasyonu ilk birasını 1877'de üretti. 2004'ten itibaren Ringnes'in tamamı Carlsberg'e ait. Ringnes aynı zamanda Pepsi, Pepsi Max, 7Up, Gatorade ve Lipton Ice Tea gibi PepsiCo içeceklerinin tek Norveçli şişeleyicisi ve dağıtıcısıdır. - Hansa: Norveç genelinde bir Bergen markası olarak bilinen Hansa Bryggeri, 1997 yılında Ostfold merkezli Borg Bryggerier ile birleşerek ülkenin en büyük markalarından biri oldu. Hansa, adını Bergen'in bir Hansa ticaret limanı olarak tarihinden alır. - Dahls: 1856'da kurulan E. C. Dahls Bryggeri, şu anda Ringnes'e ve dolayısıyla Carlsberg'e ait olmasına rağmen Trondheim'ın gururu olmaya devam ediyor. Dahl's pilsner şehrin her yerinde bulunur. - Mack: Belki de diğer bira fabrikası-şehir kombinasyonundan daha fazla, Tromso'da Mack'ten kaçınmak imkansız. 1877'de kurulan Mack, Nordkjosbotn'daki modern bir üretim tesisine taşındığı 2012 yılına kadar biralarını Tromso'nun merkezinde üretti. Dünyanın geri kalanında olduğu gibi, Norveç de son 5-10 yılda el yapımı biralarına ilgi patlaması yaşadı. Mikro bira fabrikaları ve birahaneler artık tüm ülkede ortak bir manzara. Norveç'teki önde gelen mikro bira fabrikalarından bazıları Nogne O ve Lervig'dir. Her ikisi de Untappd'ye göre Cervisiam, Monkey Brew ve Amundsen Bryggeri ile birlikte kendi aralıklarındaki ortalama kullanıcı puanlarına göre en iyi Norveç küçük bira fabrikaları listesini oluşturuyor. - Nogne O: Grimstad'daki Nogne O Bira Fabrikası ve Hansa Borg Bryggerier'e ait olan Kristiansand'daki Christiansands Bryggeri tarafından demlenir. - Austmann: Trondheim'daki Austmann Bryggeri tarafından demlenir. - Bygland: Bygland'da Bygland Bryggeri tarafından demlenir. - Haandbryggeriet: Drammen'deki Haandbryggeriet Bira Fabrikası tarafından demlenir. - Kinn: Floro'da Kinn Bryggeri tarafından demlenmiştir. - Lervig: Stavanger'de Lervig Aktiebryggeri tarafından demlenmiştir. - MoloBrew: Alesund'da MoloBrewAS tarafından demlenmiştir. - Sagene: Oslo'daki Sagene'dendir ve Bryggeri tarafından demlenmiştir. - Svalbard: Svalbard'daki Longyearbyen'den dünyanın en kuzeydeki bira fabrikasıdır ve Bryggeri tarafından demlenmiştir. - gir: Flam'da gir Bryggeri tarafından demlenmiştir. - Oslo Brewing Co.: Aslen Oslo'dandır ve Oslo Brewing Co. tarafından demlenmiştir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/09/spot-festival-kesif-to-absent-friends/", "text": "Danimarkalı dream rock müzik grubu To Absent Friends, 2017'de yayınladıkları If Tomorrow Dies adlı teklilerinden bu yana Danimarka'nın gelecek vadeden müzik grupları arasında yer alıyor. Üç senelik aranın ardından 2020 ilkbaharında Take It Or Leave It parçalarıyla yeniden kendilerini tanıtmak zorunda kaldılar. Ama bu geri dönüş ise oldukça havalı oldu, BBC Radyo bile artık To Absent Friends'i radarına almıştı. Atmosferik, zaman zaman melankolik ve enerjik tınılarıyla daha önce duymaya alışkın olduğumuz tınıları kendi üslubuyla yorumlayan grup, karışık ruh hallerini, izlenimlerini ve düşüncelerini şarkı sözleriyle aktarıyor. Smoke adlı EP'yi dinlerken daha çok gece saatleri hissedilen bir burukluk üstümüze çöküyor. To Absent Friends'in ses evrenine kulak verdiğimizde zaman ve mekan arasında bir çağrışım yapmaya çalışıyoruz. To Absent Friends, bu sene içerisinde ikinci EP'sini yayınlayacak. Bu sırada daha önce hiç çalmadıkları kadar büyük festivallerde dinleyiciyle buluşacaklar. Hatta Danimarka'nın en önemli müzik festivallerinden SPOT Festival de onlardan biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/09/yeni-murmur-me-you/", "text": "Sunniva Mellbye'nin alter egosu Murmur, Mayıs ayında Mörmaid ile birlikte yapmış olduğu iş birliğinin ardından ilk teklisi Me & Youyu müjdeliyor. Parça başlar başlamaz sanki 1990'ların sonuna, 2000'lerin başına ışınlanıyoruz. Zaten Sunniva da bunu amaçlıyormuş. Parçaya eşlik eden müzik videosunu izleyince daha da bu argümana katılıyorsunuz. Kafanızdaki varsayımlar gerçekten hayat buluyor. Me & You hem bireyin kendisinin en iyi arkadaşı hem de en kötü düşmanı olması hakkında. Parça, içgüdülerinize güvenme ve yaşamın ikiliklerini kucaklamayı enerjik bir şekilde de hatırlatmayı amaçlıyor. Murmur hem şarkıyı yazdı, seslendirdi ve müzik videosunda protagoniste hayat verdi. Aynı zamanda çok ama çok sevdiğimiz indietronica ikilisi Jouska parçanın ortak yapımcılığını üstlendi. Her anlamda nostaljik duyguları harekete geçiren parçanın müzik videosu David Lynch'in Inland Empire'ı çekerken kullandığı aynı kamerayla çekilmiş. Boy Pablo, Sassy 009 ve Gundelach gibi isimlerin de müzik videolarında imzası bulunan yetenekli yönetmen ve sinematograf Andreas Bjorseth tarafından yönetilen ve çekilen müzik videosu Sunniva'nın büyüdüğü kasabada, Norveç'te yazın en sıcak günlerinde, hayat bulmuş. Müzik videosu, Murmur'ün ergenlik yıllarındaki anılarına ve hissettiği yalnızlığı gözler önüne seriyor. Şu an Norveç'in en heyecan verici ve orijinal müzisyenlerinden olan Murmur'ü mutlaka radarınıza alın. Hem ses hem de görsel dünyasıyla Murmur bambaşka bir dinleme deneyimi vadediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/09/yeni-niilas-also-this-has-changed/", "text": "Peder Niilas Tarnesvik'in müzikal alter egosu Niilas'ın heyecan verici ilk albümü Also This Will Changeden 2020'nin sonunda bahsetmiştik. Müzisyen, ilk albümünü yayınlamadan önce bile yeteneğini özellikle Gundelach için yaptığı Slo Rock remixiyle kanıtlamıştı. Niilas, şu an Norveç'in en genç ve en yetenekli yapımcı-müzisyenlerinden biri. Bas odaklı melankolik tınıları yenilikçi bir üslupla harmanlayan müzisyen on bir parçalık Also This Will Change ile bu sene Norveç'in Grammy Ödülleri Spellemann'ın Elektronik kategorisinde ödül kazandı. Spellemann kazanmak zaten Norveç skalasında çok büyük mesele iken Niilas'ın aday olduğu sene kategorideki diğer adaylar ise birbirinden iddialıydı. Gundelach My Frail Body albümüyle ve Lindstrom & Prins Thomas ise III albümüyle adaydı. Niilas'ın albümüne dair en dikkat çekici detaylardan birisi ise albümün bütün yapımcılığını kendisinin üstlenip bu ödüle layık görülmesiydi. Niilas bugün ilk albümünün demo versiyonlarını ve birkaç parçanın remixini içeren Also This Has Changed isimli konseptüalist devam albümünü yayınladı. Kaos ve harekete odaklanan albüm aynı şekilde kaos ve hareket içinde tezahür ediyor. Sami estetiğini ve natüralist bakış açısını da yansıtmayı ihmal etmeyen Niilas elektronik müzik sahnesinde yeterince temsil edilmemiş bir kimlik ve kültürünü de dinleyiciye keşfettiriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/10/iskandinav-sosyalizmi-iskandinav-modelinin-gercegi/", "text": "Küresel medya İskandinavya'yı sosyalist olarak göstermeyi seviyor. Ancak İskandinav Sosyalizmi yerine sevimli kapitalizm çok daha doğru bir terimdir. Siyasi haberlerinizi nereden aldığınıza bağlı olarak, muhtemelen İskandinav sosyalizmi terimini ya dünya için bir umut ışığı ya da akla gelebilecek en kötü şey olarak duymuşsunuzdur. Peki hangisi? Gerçek, her zaman olduğu gibi, basit bir iyi ya da kötüden biraz daha karmaşıktır. Sosyalizm, üretim araçlarının sosyal mülkiyeti ve işletmelerin kendi kendini yönetmesi ile karakterize edilen bir dizi ekonomik ve sosyal sistemi kapsayan politik, sosyal ve ekonomik bir felsefedir. 19. yüzyılda Marx ve Engels'in bulduğu şey aşağı yukarı budur. Bu tanıma uyan bir ülke arıyorsanız aramanız sizi Kuzey Avrupa'ya götürmez. Basit gerçek şu ki, İskandinav ülkeleri hiçbir makul tanımla sosyalist değiller. Yani İskandinav Sosyalizmi terimi aslında gerçek değil. İskandinav ülkeleri en iyi sosyal demokrasiler olarak tanımlanabilir. Etkili olarak, vatandaşlarına iyi bakıldığı demokratik ülkelerdir. Bazıları buna demokratik sosyalizm diyor, ancak bu doğru olmaktan uzak. Bazı ekonomistler, diğer Batı ülkelerindeki acımasız kapitalizm olarak görülen şeyin aksine, onu sevimli kapitalizm olarak adlandırıyorlar. İskandinav ülkeleri birçok yönden çok farklı olsa da, birçok ortak tarihi paylaşıyorlar. Hükümet tarzları da aynı değildir, ancak bazı ortak özellikleri paylaşıyorlar. Benzerlikleri, onlar hakkında topluca konuşabilmemiz için yeterli bilim adamları buna İskandinav Modeli diyor, İskandinav Sosyalizmi değil! İlk olarak, hepsi serbest piyasa kapitalist ülkeleridir. Bu gerçek birçok insan tarafından gözden kaçırılıyor. Ancak ekonomileri dünyadaki çoğu ülke gibi tamamen açık ve küresel olarak ticaret yapıyor. Farklılık biçimleri çoğunlukla refah devletlerindedir. İskandinavya'daki sosyal güvenlik, hemen hemen her yerden daha cömerttir. Niye? Bunun için tarih kitaplarını araştırmamız gerekiyor. İskandinav Modeli, kökenlerini 1930'larda işçiler ve işverenler arasındaki uzlaşmaya kadar takip eder. Öncü çiftçiler ve onları temsil eden işçi partileri. İskandinav Modeli'nin temel özelliği sosyal ortaklıktır. Bu, ücret müzakerelerinin ve işverenler ile işçiler arasındaki hakların merkezileştirilmiş koordinasyonudur. 1933'teki Danimarka Kanslergade Anlaşması ve 1938'deki İsveç Saltsjöbaden Anlaşması gibi anlaşmalar, işverenler ve sendikalar için ücret gibi konularda pazarlık yapmaları için bir araç belirledi. Ayrıca, hem işverenler hem de işçiler, koşullar ve düzenlemeler açısından istihdamı etkileyen mevzuat üzerinde bir düzenlemeye varması için hükümete lobi yapmak için bir çerçeveye sahiptir. Bunun kesinlikle solcu oyun kitabından saptıran bir sonucu, İsveç, Danimarka veya Norveç'te ulusal asgari ücretin olmamasıdır. Bunun yerine, her sektör, işin gerçekte değerine göre müzakere edilen ücretlere sahiptir. Genel olarak bakıldığında, her ülkedeki ortalama asgari ücret, kapsamlı bir yaklaşım benimseyen diğer hükümetler tarafından zorunlu kılınan ücretlerden çok daha yüksek olma eğilimindedir. - Nispeten yüksek vergili bir ekonomide iyi finanse edilen kamu hizmetleriyle cömert sosyal güvenlik ağı ve kamu emeklilik sistemi - Güçlü mülkiyet hakları ve sözleşme yaptırımı ile genel iş yapma kolaylığı - Toplu risk paylaşımı ile birleştirilmiş serbest ticaret, birçok riske karşı koruma sağlarken küreselleşmenin faydalarına da izin verir. - Ürün pazarlarında düşük düzeyde düzenleme - Düşük düzeyde yolsuzluk 2015 yılında Yolsuzluk Algılama Endeksi'nde ilk on sıranın beşi Norveç, İsveç, Danimarka, Finlandiya ve İzlanda tarafından alındı. - Yüksek düzeyde sendikalaşma Almanya'da %18, ABD'de %11 ve Fransa'da %8 seviyelerine kıyasla Norveç'te %51'e kadar İzlanda'da %88'e kadar - Herkes için iyi işleyen bir sisteme yatırım yapıldığını hissettiren hükümet, işletmeler ve sendikalar arasındaki ortaklık - Nispeten yüksek bir kişisel vergi yükü. %45,9 ile Danimarka dünyadaki en yüksek vergi yüklerinden birine sahip. Vergi oranları da oldukça sabittir, bu nedenle orta ve düşük gelirli haneler bile çoğu Batı ülkesindeki artan oranlı sistemlere kıyasla nispeten yüksek seviyelerde vergi öderler. Bütün bunlarda belki de en önemli faktör, hükümet ile halk arasındaki iki yönlü güvendir. Hükümet halka güvenir ve onlara doğru olduğunu düşündükleri şeyi yapma özgürlüğü verir. Buna karşılık halk, hükümetin ulusal çıkarlara göre hareket edeceğine güvenir. Çalışanlara iyi bakılıyor ve çalışmaları için iyi ücret alıyorlar. İşsizlere de iyi bakılıyor ve iş bulma girişimlerinde destekleniyor. Emeklilere cömert bir emekli maaşı ile yıllarca hizmet ettikleri için teşekkür ediliyor. Vergiler yüksek ama ücretler de öyle. Çoğunlukla, insanlar ihtiyaç duydukları her şeyi karşılayabilirler. Yani, herkes bir kazanan, değil mi? Pekala, ele alınması gereken birkaç konu daha var. İskandinav modelinden, önümüzdeki yıllarda kaçınılmaz olarak değişikliklere neden olacak birkaç sorun ortaya çıkıyor. Savaş sonrası Baby Boom, şu anda emekli olan veya emekli olan büyük bir nesil üretti. Bunu, daha fazla insanın daha uzun süre çalışması ve dolayısıyla daha az çocuğu olması nedeniyle doğum oranındaki düşüş izledi. Nüfus artıyor, ancak çalışan ve vergi ödeyen insanların yüzdesi hafif bir düşüş gösteriyor. Bu, Kuzey ülkelerine özgü değil her ülkenin karşı karşıya olduğu bir sorun. Mevcut tahminler, bu yüzyılın sonunda dünya nüfusunun azalmaya başlayacağı yönünde. Ekonomistler bu sorunun nasıl çözüleceğinden emin değiller, ancak hepsi çözülmesi gerektiği konusunda hemfikir. Bölgenin küreselleşme yanlısı duruşundan kaynaklanan bir diğer sorun da, Doğu ve Güney Amerika ekonomileri büyüdükçe, işgücü piyasaları Batı'da olduğundan daha ucuza işleyeceği için daha fazla iş almaya devam edecek olmalarıdır. İskandinav ülkeleri, ülkelerin daha teknik alanlarda üstün olmalarını sağlayan Ar-Ge yatırımlarıyla bundan biraz korunuyor. Petrol ekonomisi ve devlete ait enerji şirketi sayesinde Norveç'in çoğu ülkeden daha yüksek derecede üretim araçları devlet mülkiyetine sahip olduğu doğrudur. Çoğunluğu hükümete ait olmasına rağmen, Equinor'un dünyadaki diğer devlet dışı petrol şirketleri ile aynı şekilde kar amacı gütmeyen bir endişe olarak yönetildiğini belirtmek önemlidir. Hükümet, karar vermeyi yönetim kuruluna bırakan etkin bir ana hissedardır. Egemen Varlık Fonu 'na gelince, rezervde büyük miktarda para bulundurmanın cömert bir refah devletini desteklemeye yardımcı olduğu kesinlikle doğrudur ve çoğu ülke için bu bir seçenek değildir. Bununla birlikte, SWF'nin çoğunlukla gelecek için bir fon olduğu da doğrudur. Daha yaşlı bir nüfusa geçişi ve işgücünün dış kaynak kullanımını kolaylaştırmaya yardımcı olabilir, ancak şimdilik, İskandinav Modeli'ni Norveç'te işlemenin nedeni bu değil. İskandinav Modeli'ni eleştirenlerin işaret etmekten hoşlandığı bir başka şey de, sistemin aslında insanların yoluna çıkıyor olabileceğidir. Belki de iyi çalışan İskandinav sistemleri değil, insanların kendileridir. İskandinav Amerikalılara bakıldığında, üretkenliklerinin ortalamanın üzerinde, ücretlerinin ortalamanın üzerinde olduğunu ve ABD'deki vergiler daha düşük olduğu için, anavatanlarından daha fazla parayı ellerinde tuttuklarını gösteriyor! Argüman, bu nedenle, eğer İskandinav ülkeleri daha küçük bir hükümetle daha ABD tarzı bir kapitalizm benimserlerse, daha üretken ve daha zengin olacaklardır. Bunun elbette birçok nedeni olabilir. İskandinav halkının yüksek, üretken bir iş ahlakını paylaştığı açıktır. Bunu basit genetiğe indirgemek imkansız. Bu, onları yapan sistem tarafından destekleniyor olabilir. İskandinav Modeli'nin savunucuları, üretkenlik ve ekonomik büyümenin mutlaka toplumun tamamı ve sonu olmadığını iddia edeceklerdir. Bu, muhtemelen İskandinav toplumlarının en kafa karıştırıcı yönlerinden biri tarafından en iyi şekilde belirtilir: mutluluk! Dünya Mutluluk Raporu ülkeleri, vatandaşlarının ne kadar mutlu olduklarını söylediklerine göre sıralıyor. Mutluluğun en güvenilir ve tekrarlanabilir tahminidir. Her yıl ilk 10'un yarısını Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda ve Finlandiya alıyor. İskandinavların hayatlarından dünyanın geri kalanının çoğundan daha mutlu olduklarına şüphe yok. Yüksek vergilere, nispeten soğuk havaya ve daha uzun karanlık kışlara rağmen mutlu insanlardır. Bu onların mutlu doğdukları gerçeğinden de kaynaklanmıyor. Göçmenler üzerinde yapılan anketler, yerli nüfusla karşılaştırılabilir mutluluk düzeylerini göstermektedir. Rapor, çoğunlukla, hükümete yüksek güven, düşük yolsuzluk seviyeleri, düşük gelir eşitsizliği ve yüksek kişisel özgürlük duyguları olduğu gerçeğine dayandırıyor. Başka bir deyişle, birçok ülkenin peşinde olduğu şeyler, İskandinav Modeli'nin doğrudan sonuçlarıdır. Peki, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler sadece İskandinav Modeli'ni benimseyerek bu mutluluk düzeylerini yeniden üretebilir mi? Muhtemelen değil. Ya da en azından, kolay olmayacaktı. İskandinav ülkeleri bir tür erdemli döngüyü teşvik ediyor. Devlete duyulan yüksek güven düzeyi, mutlaka düşük yolsuzluktan kaynaklanmaz ve düşük yolsuzluk, mutlaka hükümete olan yüksek düzeyde güvenden kaynaklanmaz. Bunun yerine, erdemli bir döngü oluşturmak için birbirlerini ve diğer faktörleri beslerler. Herkes mutludur ve herkes, işleri mutlu etmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam etmesi için herkes herkese güvenir! Birçok ülkede bunun tam tersi bir sorun var. Devlete duyulan düşük güven düzeyi ve yüksek yolsuzluk, güveni azaltmak ve yolsuzluğu artırmak için birbirini besler. Bunun gibi döngüleri kırmak neredeyse imkansızdır. İnsanlar hükümete güvenmediğinde yüksek kaliteli, güvenilir kurumlar inşa etmek zordur. Ve muhtemelen sağdaki ve soldaki insanların kavrayamadığı en büyük şey budur. İskandinav Modeli İskandinavya'da çalışıyor çünkü İskandinavya'da. İskandinav ülkelerindeki yaşamı daha çok ortak bir yolculuk gibi kılan, yalnızca birkaç politika değil, bütün bir sistemdir. Dünyanın geri kalanının bölgeden öğreneceği şeyler var kuşkusuz. Ancak İskandinav Modeli'ni alıp başka bir yere yerleştirirseniz, aynı şekilde çalışmaz. İşte bu yüzden İskandinav Modeli lehine veya aleyhine tartışmak meseleyi tamamen gözden kaçırıyor. Sistem her zaman sistemi yönetenler için çalışır. İskandinavya'da bu, seçkinlerden ziyade nüfustur. Belki de bu bakımdan İskandinav Modeli gerçek sosyalizmin amaçlarına hiç olmadığı kadar yaklaşır!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/10/kesif-first-flush/", "text": "Janrların çarpıştığı ses evreninde Danimarkalı müzik grubu First Flush akustik folk, post-punk ve trap rock tınılarını paradoksal bir şekilde tahmin edemeyeceğimiz bir orijinallikte sunuyor. Geleneğe karşı bir tutumda olsalar da klasik bir modern rock grubu olarak karşımıza çıkıyor. Bu sene yayınladıkları Fjorden albümüne kadar Nordik müzik sahnesinde adeta bir sır gibi saklanan grup aniden birçok müzikseverin radarına girdi. Otomatik sesli grup olarak bu seneye kadar bilinirken yeni albümüyle grup kendini kanıtlamış oldu. Avangart bir şekilde yeni sesler deneyen grup synthler, akustik gitar, davul ve bas gitar arasında kendi orijinal sesini bulmuş oldu. Yakın zamanda radarımıza takılan First Flush gerçekten bizim için tam bir keşif oldu. Grubun yeni albümünden favori parçalarımız Ander Du Nu, Noget Andet ve Vildg ret Ensomhed."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/10/kesif-fusia/", "text": "Kristoffer Rander, Mads Appel ve Simon Jepsen'den oluşan Danimarkalı indie pop üçlüsü Fusia 80'li yılların modern pop tınılarını çağdaş bir şekilde yorumluyor. Neredeyse yapay görünümlü bir çiçek olan fuşyadan ismini alan grup, aynı ilhamı ses evreninde de kullanıyor. Organik ve akustik elemanları harmanlayan Fusia, elektronik prodüksiyonla bütün bunları bir araya getiriyor. Yine Danimarka'nın Aarhus kentinde düzenlenen SPOT Festival'de sahne alan grup şimdi ikinci EP'si Ebonyi dinleyiciyle buluşturmanın heyecanını yaşıyor. Beş parçadan oluşan EP'de ise bütün parçalar birbirinden hareketli, elektronik ve dans edilesi. Run Out adlı parça ise EP'de yer alan ve daha önce yayınlanmayan tek parça. Daha rock tınıları ağırlıklı olan parça neredeyse dinlerken Foals'ı bile andırıyor. Yüksek tempolu parça spor yaparken dinlenebilecek hareketli parçalardan biri. EP'de yer alan diğer parçalar da elektronik, synth esintili 80'lerin tınılarını andırıyor. Parçaları birbiri ardına dinleyince ise Fusia başarılı bir şekilde 1980'li yılların ses manzaralarını yeniden yorumluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/10/kollektivet/", "text": "Danimarkalılar 1970'li yılları hep övgüyle anıyorlar. O dönemde gençliğini yaşamış orta yaşlılar için harika anıları ve özgürlükçü politik ortamı 1970'li yıllar sunmuş. Genç Danimarkalılar ise o dönemde yaşamamalarına rağmen tarih söz konusu olduğunda 1970'lerde yaşamak istediklerini sık sık dile getiriyorlar. Thomas Vinterberg ve Tobias Lindholm ikilisi de tamamen aynı motivasyonla 1970'li yılların nasıl olduğunu 2016 yapımı Kollektivet adlı filmle beyaz perdeye taşımak istemiş. 1975 yılında, Kopenhag'ın zengin banliyölerinden Hellerup'te geçen hikayenin ana konusu özgür bir toplum hayali. Kolektifte özgür ve mutlu olabilirsin, hayatın tadını çıkarıp partiler verip birlikte yaşamanın keyfini çıkarabilirsin. Anna ve Erik çiftinin de ana motivasyonu bu. Ağırbaşlı orta yaş rutininden sıkılan haber spikeri Anna öğretim görevlisi kocası Erik'i yeni miras kalan aile evini bir kolektif haline getirmeye ikna eder. 14 yaşındaki kızları Freja ile birlikte evi bohem arkadaşlar ve eksantrik yabancılarla doldururlar. Kısa süre sonra bu malikane, akşam yemeği partileri, oylamalar ve ev içindeki problemlerle dolup taşar. Aynı zamanda ev içindeki ilişkiler çarpıklaşır, Anna ve Erik çifti ise eskisi gibi hissetmez. Kolektif fikri kulağa ilk seferde oldukça ütopik gelse de kıskançlık ve aldatma gibi parametreler dahil olduğunda ikili ilişkilerin ne kadar zor olabileceğini anlıyoruz. İlk etapta kolektif fikrine sıcak bakmayan Erik örneğin 24 yaşındaki öğrenci Emma ile bir ilişkiye başlar ve onun da kolektife taşınması gerektiğini söyler. Başlangıçta sabırlı ve bu durumu anlayışla karşılamaya çalışan Anna kolektifin iyiliği uğruna kendi isteklerinden feragat etmek zorunda kalır. Thomas Vinterberg Kollektivet filminde aşina olduğumuz Dogma 95 sonrası estetiğiyle filmin görsel dünyasına hayat vermiş. Bakırımsı toprak tonları, taşlanmış mavi tonları, el kameraları ve yakın çekimler fazlasıyla filme vintage bir hava veriyor. Aynı zamanda filme 1970'li yılların popüler parçaları eşlik ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/10/marvel-karakterleri-ve-iskandinav-mitolojisi-arasindaki-farklar/", "text": "İskandinav mitolojisinin popülerleşmesinde önemli rol oynayan Marvel filmleri maalesef doğrudan İskandinav mitolojisine dayanmamaktadır. Thor, Loki ve Odin gibi İskandinav mitolojisindeki bazı önemli varlıkları popüler hale getiren Marvel film serisini görmek harika olsa da, Marvel'in köklü bir çizgi roman serisine dayanan kurgusal bir evreni temsil ettiğini hatırlamak önemlidir. Arkadaşlarınız size Loki'nin Thor'un kardeşi olduğunu ve Odin'in Ragnarok'tan önce öldüğünü söylediğinde, onlara bunun sadece filmlerde olduğunu söyleyin, gerçek mitlerde değil. Aşağıda, Marvel filmlerinde yer alan İskandinav mitolojisindeki en önemli yedi karakterin bulabilirsiniz, böylece Marvel serüvenlerini seven arkadaşlarınızı doğru yönlendirebilirsiniz. Bugünlerde, gök gürültüsü tanrısını hayal ettiğinizde, muhtemelen aklınıza Chris Hemsworth'un delici mavi gözleri ve altın sarısı saçları geliyor. Ancak orijinal efsanelerde Thor, Marvel çizgi romanlarında olduğu gibi dalgalı sarı saçlara sahip değildi. Geleneksel olarak Thor kızıl saçlı ve kızıl sakallıdır. Stan Lee ve Jack Kirby başlangıçta Thor'un kızıl saçlı bir versiyonunu düşündüler, ancak nihayetinde, Chris Hemsworth'un kusursuz bir şekilde hayata geçirme işini kendi karakter tasarımlarıyla yapmaya karar verdiler. Marvel evreninde ortaya çıkan Thor, orijinal kaynaklarda anlatılan tanrıya oldukça sadıktır. Odin'in oğlu, gücü ve çevikliği açısından ideal bir savaşçıdır. Ancak ilk Thor filminin başında gördüğümüz gibi biraz kibirli ve dikkatsiz olabilir. Thor, Marvel filmlerinde güç ve sorumluluk derslerini öğrenirken, bu mitlerde karşılaştığımız bir şey değil. Sürekli olarak pervasız, başkalarını kendi amaçları için kullanmaya istekli ve doğru olanı yapmaktan çok kazanmakla ilgilenen biri olarak tasvir ediliyor. Örneğin, efsanenin Thor'u, tanrıça Freya'nın, kaybolduğunda çekicini geri alabilmesi için bir devle evlenmesini beklemiştir. Ayrıca, yılanla karşılaşmanın dünyanın sonunu tetikleyebileceğini bilmesine rağmen, kendi öfkesini tatmin etmek için aktif olarak yılan Jormungandr'ı aramıştır. Çizgi romanlar Thor'u Gök Gürültüsü Tanrısı olarak gösteriyor ve hayranlar çoğunlukla ona bu şekilde atıfta bulunuyor. Bununla birlikte, İskandinav Mitolojisinde Thor, bir dizi başka şeyin de Tanrısıdır. O gelgitlerin ve havanın tanrısıdır. Çevresel yetenekleri sayesinde çiftçilik ve hasatla da ilişkilendirilmiştir. Hatta Meşe Ağaçlarının Tanrısıdır ve ağaç genellikle bir şekilde ona atfedilir. Bu sebeple de isimlerin her birinin, genellikle Thor'un bir özelliğine atıfta bulunan bir çevirisi vardır. Örneğin Björn ayı, Hlorrioi ise hava tanrısı anlamına geliyordu. Bazılarının birden fazla anlamı vardır; örneğin, güçlü ego ve aynı zamanda güçlü ruh anlamına gelen Harohugaor; rüzgarın gücünü tanımlamak için bile kullanılabilir. Marvel filmlerinde Thor'un Mjölnir'i kullanmak için kendi değerinden başka hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Ancak orijinal efsanelerde, çekicini kullanabilmek için özel bir eldiven seti olan Jarngreipr'a ihtiyacı vardır. Mjölnir ve Megingjöro'ün yanı sıra, bu eldivenlerin Thor'un en önemli üç eşyasından biri olduğu sanılıyor. Ancak filmlerde yer almıyorlar. Referans kısa olmasına rağmen, Megingjöro kemeri aslında Marvel'in Thor versiyonu tarafından kullanılıyor. Spider-Man: Homecoming'de kemerin New Avengers Facility'de depolanmak üzere sevk edildiği ortaya çıktı. Happy Hogan, paketlemek için eşyaları listelerken, kemerin adını telaffuz etmeye çalışır, sonunda vazgeçer ve ona sadece Thor'un sihirli kemeri der. Ayrıca filmlerde sık sık Thor'un çekicini salladığını ve uzaya fırlatılan bir roket gibi arkasından havalandığını görürüz. Ancak orijinal mitolojide Mjölnir, Thor'a uçma yeteneği vermez. Daha ziyade, iki keçi Toothgnasher ve Toothgrinder tarafından çekilen arabası, onun bir yıldırım gibi gökyüzünde süzülmesine izin veriyor. Seyahat ederken, Marvel versiyonunda görmediğimiz bir şey olan, genellikle keçiler tarafından çekilen arabası kullanır. Bir başka orijinal Marvel yaratımı, Jane Foster'ın Mighty Thor'udur. Orijinal mitolojide, birinin sadece Mjolnir'i alarak Thor'un gücüne sahip olması nadirdir. Ancak Marvel, Captain America ve Vision gibi kişilerin, eğer seçerlerse bu yeteneklere erişebileceklerini göstermiştir. Çizgi romanlarda ve 2022'de vizyona girecek olan Thor: Love And Thunder'un fragmanında Jane Foster Mjolnir'i alır ve Mighty Thor olur. Bu tamamen benzersiz bir anlatı ve karakterin ve bu fantezi dünyasının hayranları için heyecan verici olsa da, İskandinav mitolojisinde böyle bir şey olmadı. Marvel'in Odin'i, biraz daha yaşlı ve kır saçlı bir savaşçı olan, bir gözü eksik olan İskandinav mitolojisindeki Odin'e çok benziyor. Ama aslında Odin savaşta gözünü kaybetmedi. Viking hikayelerine göre Odin, bilgelik kuyusundan bir yudum almak için kendi gözünü çıkarmıştır. Marvel'da Odin, Asgard'ı yöneten kral benzeri bir figür olarak tasvir edilir ve bu aşağı yukarı doğrudur. Asgard'ın kralı ya da reisiydi, Viking şefleri gibi tek başına kan bağlarından ziyade güçle komuta ediyordu. Ancak Marvel çizgi romanları, tanrı Odin'in diğer önemli unsurlarının çoğunu parlatır. Mitolojiye göre; Thor ideal savaşçı iken, savaş tanrısı Odin'dir ve savaşçılar Odin'den savaşta başarı istediler. Odin aynı zamanda Bilgelik tanrısıydı ve diğer şeylerin yanı sıra yazı, şiir ve büyücülük bilgisini insanlıkla paylaştı. Odin'in de bir gezgin olduğu biliniyordu ve genellikle dünyaları dolaşmak için Asgard'daki görevini terk etti. Odin'in Asgard'ın nihai yıkımından önce öldüğü Thor: Ragnarok filminde dolaştığını görüyoruz. Bu doğru değil. Ragnarok efsanesine göre, Odin, büyük kurt Fenrir tarafından yutularak öldürüleceği son savaşta tanrıların ordusuna ve Valhalla'dan düşmüş savaşçılara liderlik edecek. Thor ve Loki arasındaki gergin ilişki, Marvel filmlerinin özüdür. Kardeşiyle olan zor ilişkisi olmasaydı, Loki asla Dünya'ya saldırmazdı. İntikamcılar bir araya gelmezdi ve bunca olay yaşanmazdı. Marvel evrenindeki en büyük sorunlardan biri Loki'yi Odin'in evlatlık oğlu, daha bebekken tanrı tarafından evlat edinilmiş ve dolayısıyla Thor'un evlatlık kardeşi olarak temsil etmeleridir. Ancak orijinal mitolojide Loki, Thor'un kardeşi değildir. Snorri Sturlson'ın Prose Edda'sında Loki aslında Odin'in üvey kardeşidir. Loki ve tanrı Odin, Loki'nin Asgard'da tanrılarla birlikte yaşamasına izin veren bir kan kardeşliği anlaşması yapmayı seçti. Yani Thor daha çok bir amca gibiydi. Bu değişiklik, Loki'nin Marvel evrenindeki tüm ailevi ilişkilerini yerinden ediyor. Ama kardeşler arasındaki sorunlu bir ilişki, bir tanrı ve üvey amcası arasındaki ilişkiden daha çekici bir hikaye yaratıyor öyle değil? Böylece neden kendi yollarına gittiklerini anlayabiliriz. Marvel'deki Loki, bazen İskandinav tanrılarının bir müttefiki, bazen de bir düşmanı olarak görünür ve bu, efsane için aşağı yukarı doğrudur. Loki, yaptığı yaramazlıklarla sık sık tanrıların başını belaya sokardı ama sonra tanrıların sorunu çözmesine de yardım ederdi. Bu onun ve Thor'un çeşitli maceraları paylaştığını gösterirdi. Örneğin Loki, Thor'a, ikisinin layık olduklarını kanıtlamak için birçok denemeye girmeye zorlandıkları devler diyarında eşlik etti. Marvel'da Loki ile ilgili diğer büyük sorun, Ragnarok'ta tanrıların yanında savaştığı için kurtuluş arkıdır. Gerçek şu ki, Loki ve Asgardlılar, Odin'in bir başka oğlu Baldur'un ölümünde Loki'nin rolü nedeniyle Ragnarok'tan kısa bir süre önce ilişkilerinde kalıcı bir kopuş yaşadılar. Loki hapsedildi ve işkence gördü ve tüm çocukları ya hapsedildi, sürgün edildi ya da öldürüldü. Ragnarok'ta kendini kurtarmak için tanrıların yanında savaşmaktan çok uzak olan Loki, Asgard'a saldıran ve sonunda dünyayı yok eden devler ve ölüler ordusunun liderlerinden biriydi. Ragnarok, Loki'nin Aesir tanrılarından aldığı nihai intikamdı. Loki ebeveyn tipi gibi görünmese de, İskandinav mitlerinde birçok çocuk babasıdır. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, yavruları oldukça tatsız bir grup, özellikle de dev Angrboda tarafından dünyaya getirilen üçü. Dünya yılanı Jörmungandr ve kurt Fenrir'e ek olarak, ayrıca ölüm tanrıçası Hel de Loki'nin çocuğuydu. Tanrılar, bu korkunç birlikteliğin çocuklarından o kadar korktular ki, hepsini hapse attılar ya da sürgüne gönderdiler. Fenrir ıssız bir adada bir kayaya zincirlenmişti. Jormungandr, Midgard'ı çevreleyen sulara atıldı ve Hel yeraltı dünyasına gönderildi. Odin Hel'i oraya yönetmesi için gönderdi, ama yine de sürgün edildi. Savaşta ölen savaşçıların Odin ile Valhalla'da ziyafete götürüldüğüne inanılıyordu, ancak hastalık veya yaşlılık nedeniyle ölmek, buzlu yeraltı dünyasında Hel ile bir sonsuzluk geçirmek anlamına geliyordu. Bu, Hela'nın Odin'in kızı olması gereken Marvel filmleriyle çelişiyor. Ayrıca, filmlerde Cate Blanchett tarafından canlandırılıyor olsa da, orijinal efsanelerde yüzünün yarısı güzel, diğer yarısı ise Neredeyse Kafasız Nick kadar ölüydü. Hel, gücünün mutlak olduğu yeraltı dünyasında kalırken, Marvel filmlerinde gördüğümüz gibi evrenin geri kalanı tarafından bilinmiyor değildi. Ragnarok'ta Asgard'a yapılan saldırıya katılıyordu. Ölülerin tırnaklarından ve ayak tırnaklarından yapılmış gemilerde yeraltı dünyasından Asgard'a giden onursuz ölülerden oluşan bir orduyu yönetiyordu. Babası Loki de gemide ona eşlik ederdi. Ancak bu ayrıntılar farklılık gösterse de Marvel, Hel'in Aesir tanrılarından ona davranışlarından dolayı intikam almak istediği konusunda haklı. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Thor aslında geleneksel İskandinav mitolojisinde Jane Foster adlı Amerikalı bir astrofizikçiyle çıkmıyor. Aksine hasat tanrıçası Sif ile evlidir. İlginçtir ki, orijinal mitlerde dalgalanan altın rengi saçlarıyla tanınan Thor değil Sif'tir. Thor: Ragnarok filminde Thor'un saç kesimi fikrine dayanamadığı gibi, Sif de Loki'nin şaka olsun diye saçını kesmesinden sonra depresyona girer. Sonunda, Thor'dan oldukça güçlü bir iknadan sonra Loki, Eitri'nin Thor'u Avengers: Infinity War'da yeni bir tanrı öldürme silahı yapmasına benzer şekilde, cüceleri Sif'e yeni saç yapmaya zorlar. Asgard teknik olarak bir karakter olmasa da Marvel filmlerinde o kadar önemli bir rol oynuyor ki burada bahsetmeye değer. Hayatta kalan efsanelerde Asgard, tahkimatlar tamamlanmamış olsa da, büyük bir müstahkem şehir olarak tanımlanır. Şehir içinde farklı tanrılara ait çok sayıda büyük salon vardır. Thor, 540 odalı büyük bir kale benzeri muhafaza olan Bilskirnir'de yaşıyor. Odin, cesur düşmüş savaşçıların ruhlarının yaşadığı büyük Valhalla salonunu da içeren Gladsheim'da yaşıyor. Hukuk ve adalet tanrısı Forseti, kırmızı altından sütunlara ve gümüş yaldızlı bir çatıya sahip olan Glitnir'de yaşıyor. Filmlerde gördüğümüz Asgard bu tanıma tam olarak uymasa da, Asgard'ın insan şehirlerinden çok daha ayrıntılı bir büyük kale olduğu fikri korunuyor. Yggdrasil, İskandinav mitolojisinin gerçekten bir karakter olmayan başka bir unsurudur, ancak İskandinav evreninde o kadar merkezidir ki, bakmaya değer. Marvel sinematik evreninde Yggdrasil, varoluşun dokuz alemini kozmik bir kanal aracılığıyla birbirine bağlayan bir takımyıldız olarak tanımlanır. Yggdrasil'in bu astrolojik tasviri, Yggdrasil fikrini Marvel filmlerinin geçtiği mevcut dünyanın astrolojisiyle uyumlu hale getirmek için gereklidir. İskandinav mitolojisinde Yggdrasil, İskandinav kozmosunun köklerine ve dallarına sıkışmış dokuz alemini birbirine bağlayan büyük bir ağaçtı. Yani, açıklamalar tam olarak aynı olmasa da, Marvel evreni Yggdrasil ile başa çıkmakta oldukça iyi bir iş çıkarıyor. İskandinav mitolojisinde iki tür Elf görülür, Açık Elfler ve Kara Elfler. Çok geniş bir tanım olsa da, Açık Elfler'in Tolkien'in Elfleri gibi olduğunu ve Kara Elfler'in Tolkien'in Cüceleri gibi olduğunu söyleyebiliriz. Açık Elfler, Alfheim adlı bir dünyada yaşadılar ve yarı tanrılar ve doğayla yakından ilişkili güzel varlıklar olarak kabul edildiler. Kara Elfler ise karanlık yeraltını tercih ettiler ve İskandinav kozmosunun usta zanaatkarlarıydılar. Onların ana dünyalarına da Svartalfar denir. Kara Elfler, Thor: The Dark World filminde Asgard tanrılarının düşmanları olarak görünürler. Sonsuz karanlık bir dünyadan geldikleri ve evreni yok etmeye kararlı oldukları anlatılır. Bu, tanrılar ve Kara Elfler arasındaki ilişkinin az çok samimi göründüğü efsaneyle uyuşmuyor. Oysa Kara Elfler, Thor'un çekici Mjolnir de dahil olmak üzere tanrılar için çeşitli hazineler yaptılar. Marvel daha sonra Peter Dinklage'ın canlandırdığı Eitri karakteriyle Avengers: Infinity War'da Kara Elfleri yeniden kullanıyor. Bu karakter, çekici yok edildikten sonra Thor için bir silah yapan usta bir demircidir. Bu nedenle bu, Kara Elfler'in geleneksel İskandinav imajıyla daha uyumludur. Thor: Ragnarok filminin sonunda, Thor ve Loki, Surtur'un Asgard'a yaptığı saldırıdan sağ kurtulur ve uzay gemilerinde zarar görmeden uçarlar. Ama orijinal mitlerde Ragnarok böyle batmadı. Aslında Thor, Loki, Odin ve Heimdall da dahil olmak üzere hemen hemen her tanınmış tanrı Ragnarok sırasında ölüyordu. Yani İskandinav mitolojisi ile Marvel arasındaki savaşta büyük bir fark var. Ayrıca mitolojide, Surtur sadece Asgard'ı değil, tüm evreni ateşe verir ve medeniyeti yeniden başlatmak için sadece bir avuç tanrı ve iki insanı hayatta bırakır. Ama bu Marvel filmlerinde olsaydı, Thanos'un yapacak fazla bir şeyi kalmazdı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/10/teorilerle-viking-cagi-neden-ve-nasil-baslamis-olabilir/", "text": "100 kişiye Viking Çağı'nın ne zaman başladığını sorarsanız, büyük ihtimalle cevap alamayacaksınız. En yaygın cevap muhtemelen 793 yılında Lindisfarne'e yapılan baskın olacaktır. Bu genellikle başlangıç olarak kabul edilir ve hatta olayı Viking zaman çizelgemize bile dahil ederiz. Kimse tam olarak emin değil, ama açıkça bir geçiş süreciydi. 7. ve 8. yüzyıllarda Avrupa zenginleşiyordu. İskandinav kürkleri değerli eşyalardı ve bu erken ticaretin Viking öncesi insanlara yelken teknolojisi ve Avrupa'nın politikası hakkında bilgi verdiğine inanılıyor. Bu konuda pek çok teori var. En popüler olanları, uygun tarım arazilerinin olmaması, İskandinavya'da az sayıda kadın partner, Hıristiyanlaşmaya karşı bir mücadele ve hatta savaşta zafer için basit bir arzudur. Son araştırmalar Ribe'de bulunan bileme taşlarının Trondheim'daki Lade yarımadasından geldiğini gösteriyor. Bazıları aşırı nüfusun Vikinglerin seyahatlerine başlamasına neden olduğuna inanıyor. Ancak bu pek olası görünmüyor çünkü ilk baskınlar toprak için değil zenginlik içindi. Norsemen her zaman yiyecek ve ulaşım için su ile önemli bir ilişkiye sahipti. Daha hızlı, daha güvenilir gemilerin geliştirilmesi, denizaşırı genişlemeyi tetiklemede en azından bir rol oynamış görünüyor. Bu, gemilerin son arkeolojik keşiflerini bu kadar büyüleyici yapan faktörlerden biridir. Norveçli araştırmacıların, Danimarka'da keşfedilen bileme taşlarının keşfine dayanan yeni bir teorisi var. Ekip, Oslo Üniversitesi, Bergen Üniversitesi'nden araştırmacıları ve Norveç Jeolojik Araştırması'ndan uzmanları içeriyordu. Bu makale, 2020'nin başlarında Journal of Maritime Archaeology'de yayınlanan bulgularına dayanmaktadır. Yazarlar Irene Baug, Dagfinn Skre, Tom Heldal ve Oystein J. Jansen idi. Ribe'deki arkeologlar tarafından bulunan 400'den fazla bileme taşının kalıntılarını incelediler. Bugün Danimarka'nın bir parçası olan güneybatı Jutland'daki kasaba, Orta Çağ'da önemli bir ticaret merkeziydi. Bu süre zarfında, kılıçları ve baltaları keskinleştirmek için bileme taşları yaygın olarak kullanıldı. Ribe bileme taşları daha da eskiye, 8. yüzyılın başlarına kadar uzanır. Ekip, taşların Norveç'in merkezinde 1.000 km'den daha uzak olan Trondheim yakınlarında ortaya çıktığını keşfetmek için mikroskobik analiz tekniklerini kullandı. Bu, Norveç ocaklarının büyük tedarikçiler olduğunu öne sürdü ve bu da Norveç ve Danimarka'nın bazı bölümleri arasında istikrarlı bir ticaret ağının varlığını gösteriyor. Araştırmacılar ayrıca, kürk ve boynuzlar da dahil olmak üzere uzun mesafeli mal ticaretini destekleyen 9. yüzyıldan kalma diğer kanıtlara da işaret ediyor. Viking Çağı süresince İskandinavya'nın lüks kürkler, kuş tüyü, mors fildişi ve diğer malları sağladığı iyi bilinmektedir. Bu tür lüks ürünler İngiltere ve kıta Avrupa'sından yüksek talep gördü. Ancak bu çalışmadan önce belgelenen en eski ticaret, 890 yılı civarındaydı. Bu, belgelenen ilk Viking baskınından yaklaşık 100 yıl sonra. Bu, önceden var olan bir ticaret ağına dayanan yeni bir teorinin geliştirilmesine yol açmıştır. Böyle bir ticaret ağı etkili ve verimli bir şekilde çalışacak olsaydı, İskandinavya'daki hükümdarlar korsanlara karşı koruma sağlamalıydı. Ve elbette, sekizinci yüzyıldan bahsettiğimizde Viking Çağı demektir! Bu Vikinglerin bazıları Kraliyetlerin dünyasına girmiş olsa da, diğerleri muhtemelen baskınlara devam etmenin tek yolunun başka bir yere bakmak olduğunu fark ettiler. Kulağa büyük bir varsayım gibi gelebilir, ancak erken Viking baskınlarını düşündüğünüzde hikaye mantıklı geliyor. Lindisfarne ve diğer ağırlıklı olarak dini yerler zayıf bir şekilde savunuldu ve bu nedenle kolay hedeflerdi. Ancak İskandinav kralları direnişlerini artırdıkça, Vikingler Avrupa'daki çok daha büyük kasabalara baskınlar yapmak için daha uzaklara gitmeye zorlandı. Yazarlar, çağın başlamasının nedenlerini tek bir açıklamaya indirmenin imkansız olduğunu kabul ediyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/10/to-absent-friends-the-loop-inside-the-loop/", "text": "Danimarka'nın en heyecan verici yükselişte olan seslerinden dream rock ikilisi To Absent Friends, SPOT Festival kapsamında izlediğimiz en iyi gruptu diyebiliriz. Yağmurlu bir Perşembe akşamında sahne alan grup açık havada sahne almıştı. Çılgın yağmura rağmen Jonas ve Mathias ikilisi bizi adeta büyülemişti. Hatta parçaları yağmurlu bir atmosferde dinlemek daha büyülü bile hissettirmişti. On yıldır birlikte müzik yapan lise arkadaşları 2017'den beri ise To Absent Friends adı altında parçalarını bizimle buluşturuyor. 2020'de yayınladıkları Smoke adlı EP'lerinden beri konserlerde dinleyiciyle buluşan To Absent Friends bugün The Loop Inside The Loop adlı teklisini müjdeliyor. Yine harika bir parçayla karşımıza çıkan grup birkaç sene önceki konser deneyimlerinden hareketle yeni parçalarına hayat vermiş. Sosyetik mekanlarda, bazen şaşalı restoranlarda bazen de ayrıcalıklı partilerde, bir dönem sahne alan ikili bu deneyimlerinden hareketle yeni parçasını şekillendirmiş. Gerçeklerden kaçmanın, uyarıcıların ve çok paranın ham ve kontrolsüz bir hedonizme dönüştüğünde nelere yol açtığına tanık olunca şarkı sözleri direkt olarak bu deneyimin tezahürü olmuş. Bu deneyimi aynı zamanda belli bir gerçekliğe dökmek isteyen ikili, yalnızca üyelerin girmesine izin verilen hayali bir gece kulubü olan Club Zibline Soir'da geçen The Loop Inside The Loopa müzik videosu da eşlik etsin istemiş. Ane Brun'ün yapımcılığını yapan Esben Inglev'in yapımcılığını üstlendiği ve Iceage, Powersolo ve Spleen United gibi isimlerin masteringini yapan Emil Thomsen'ın katkıda bulunduğu parça kulağa oldukça sofistike geliyor. Çok katmanlı vokaller, davullar ve gitar riffleri arasındaki uyum ise parçayı daha atmosferik bir ruha büründürüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/11/2021e-damga-vuran-10-nordik-film/", "text": "Bir yılı daha sonlandırıyoruz. Günler kısalıyor, geceler uzuyor. Havaların her gün biraz daha soğuduğu ve an itibariyle kulaklarımıza All I Want for Christmas Is You çalınmaya başladığı bu zamanlarda seneyi özetler nitelikte listeler ve favoriler de ufukta belirmeye başladı. Biz de 2021'in öne çıkan, hem prestijli festivallerden çeşitli ödüllerle ayrılmış hem de izleyici ve eleştirmenlerin beğenisini kazanmış on Nordik filmi bir araya getirdik bu listede. Geçtiğimiz sene listenin 2020 için olan versiyonunu hazırlarken hepimizin içinde olduğu belirsizlik haline değinmiştik. Yeni listeyi de bu duygunun ufak ufak anılarımızda kalmaya başladığını, 'normale' ve daha iyi olana doğru ilerlediğimizi umut ederek sunmak isteriz. Norveçli yönetmen Itonje Soimer Guttormsen ilk uzun metraj filmi Gritt'de, kendisini pek de hoşnut karşılamayan bir topluluğun ilgisini kazanmayı amaç edinen ve oraya ait hissetmeye çalışan bir sanatçıyı merkeze taşıyor. Ana karakterinin bu uğurda attığı adımları takip eden ve onun 'sanat yapmak' adına nasıl bir yola girdiğiyle ilgilenen film, Rotterdam ve Göteborg Film Festivalleri'nin ana yarışma seçkisinde yer almıştı. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. Joachim Trier'le beraber kaleme aldığı senaryolarla tanınan ve ilk filmi Blind (2014) ile aralarında İstanbul Film Festivali'nin de olduğu pek çok uluslararası festivalden ödülle ayrılan Eskil Vogt, yedi yılın ardından ikinci filmi De Uskyldige ile yönetmenliğe geri döndü. Cannes Film Festivali'nin Belirli Bir Bakış / Un Certain Regard bölümünde yarışan film, bir yaz günü ailelerinin onlarla ilgilenmediği bir vakitte karanlık ve gizemli güçlerini açığa çıkaran bir grup çocuğun doğaüstü hikayesine odaklanıyor. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. 2021, Sparks'dan The Velvet Underground'a, Frank Zappa'dan The Beatles'a odağı müzik olan belgesellerin seyirciyle buluştuğu bir sene oldu. Thomas Robsahm ve Aslaug Holm ise a-ha: The Movie'de, 1985 çıkışlı Hunting High and Low albümüyle uluslararası sahnede isminden söz ettiren ve başta Take on Me olmak üzere pek çok şarkıyla pop tarihine damga vuran a-ha'nın on yıllara yayılan hikayesine ve Norveçli grubun kariyerindeki iniş-çıkışlarına göz atıyor. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. Kvinner i for store herreskjorter'in (Women in Oversized Men's Shirt, 2015) ardından yeniden hamilelik temasına odaklanan Yngvild Sve Flikke Ninjababy'de, astronot, orman bekçisi ya da çizgi film sanatçısı gibi pek çok hayali olan, ancak ajandasında anne olmak üzerine herhangi bir maddenin yer almadığı Rakel'in yaşamına davet ediyor seyirciyi. Beklemediği bir ande hamile olduğunu öğrenen ana karakterinin aniden değişen düzenini izlediğimiz film, Norveç'in bu yıl Uluslararası Oscar için değerlendirmeye aldığı filmler arasındaydı. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. Borg vs McEnroe (2016) filminin senaristliğini üstlenmiş olan Ronnie Sandahl, ilk yönetmenlik denemesi Tigrar'da on altı yaşındaki yetenekli futbol oyuncusu Martin'e odaklanıyor ve onun Inter Milan kulübüne olan transferinin ardından geçirdiği değişimi ve insanın başına yalnızca bir kez gelebilecek bu 'talihin' beraberinde getirebileceklerini masaya yatırıyor. Göteborg Film Festivali'nin Nordik Film yarışmasından En İyi Film ödülüyle ayrılan Tigrar, aynı zamanda İsveç'in bu seneki Uluslararası Oscar başvurusu. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. Miami (2017) ve Marian paratiisi (Maria's Paradise, 2019) gibi filmlerin yönetmeni Zaida Bergroth son filmi Tove ile kamerasını İkinci Dünya Savaşı sonrası Helsinki'sine çevirerek oradaki yaşamı, yazdığı çocuk kitapları ve yarattığı Moomin karakterleri ile tanınan Tove Jansson'un perspektifinden anlatıyor. Jansson'un hayatının önemli bir bölümünü kurduğu ikili ilişkiler ve ülkesinin sanat çevreleri üzerinden aktaran film, 93. Oscar Ödülleri'nin Uluslararası ayağında Finlandiya'yı temsil etmişti. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. Daha önce Game of Thrones (2011 2019) ve Rogue One (2016) gibi büyük projelerde teknisyen olarak görev alan İzlandalı Valdimar Johansson, ilk yönetmenlik deneyimi Dyrio'de çocuk sahibi olmak üzerine trajik bir geçmişe sahip bir çiftin, çiftliklerinde dünyaya gelen bir kuzuyu keşfetmelerini konu ediniyor. Dramını ve gerilimini çiftin bu bebeğe yaklaşımları ve onu büyütme tercihleri üzerinden kuran film, geçtiğimiz haftalarda İzlanda'nın bu yılki Uluslararası Oscar başvurusu olarak belirlendi. Nereden İzleyebilirim? Daha önce Filmekimi kapsamında gösterimi gerçekleştirilen Dyrio, 25 Şubat 2022'den itibaren MUBI'den izlenebiliyor olacak. Önceki filmleriyle Cannes Film Festivali'nde Cinefondation ve Belirli Bir Bakış ödülleri kazanan; Hytti Nro. 6 ile de bu yılki festivalin Jüri Büyük Ödülü sahiplerinden biri olan Juho Kuosmanen yeni filminde Kuzey Kutup Dairesi'ne giden bir trende tanışan iki yabancıyı merkezine taşıyor. Bu yolculuğu beraber geçiren karakterlerinin hayata karşı geliştirdikleri yaklaşımlara ve aralarında gittikçe kuvvetlenen bağa odaklanan film, Uluslararası Oscar'da Finlandiya adına yarışıyor olacak. Nereden İzleyebilirim? Daha önce Filmekimi kapsamında seyirciyle buluşan Hytti Nro. 6, 25 Şubat 2022'de vizyondaki yerini alacak. Amin'in Afganistan'dan başlayan ve Danimarka'ya kadar uzanan göç hikayesini izlediğimiz Flugt'da Jonas Poher Rasmussen, bir aile üzerinden bir coğrafyanın umut arayışını gözler önüne seriyor. Gerçek olayların temel alındığı belgesel türündeki film, özgürlüğe duyulan hasreti göçmenlik teması üzerinden olduğu kadar, kimliğini yıllarca saklamaya zorlanmış ana karakterinin kendini keşif süreci üzerinden de anlatıyor. Bu yıl Uluslararası Oscarlar'da Danimarka'yı temsil edecek Flugt'un, aynı zamanda En İyi Animasyon ve En İyi Belgesel dallarında da iddialı olacağı tahmin ediliyor. Nereden İzleyebilirim? Filme henüz hiçbir yerden ulaşılamıyor. Reprise (2006), Oslo, 31. august (2011) ve Louder Than Bombs (2015) gibi filmleriyle oldukça başarılı bir filmografi inşa eden Joachim Trier, yeni filmi Verdens verste menneske'de otuzlu yaşlarına girmek üzere olan Julie'nin hayatından bir kesit sunarken, kişinin yaşı ne olursa olsun büyümenin, istemenin ve hissetmenin sınırları olmadığının altını çiziyor. Başrolü Renate Reinsve'ye Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülü kazandıran film, Norveç'i bu yıl Uluslararası Oscar yarışında temsil ediyor ve son tahminler filmin bu daldaki şansının bir hayli yüksek olduğunu öngörüyor. Druk (Another Round, 2020) ile geçtiğimiz sene Nordik sınırlarına dönen Uluslararası Oscar heykelciği, Verdens verste menneske'nin zaferi ile bu coğrafyada kalmaya devam edecek mi, yanıtını mart ayında, 94. Oscar Ödül Töreni'nde öğreneceğiz. Nereden İzleyebilirim? Geçtiğimiz aylarda Türkiye'deki film festivallerini dolaşan Verdens verste menneske, 19 Kasım 2021'de vizyondaki yerini alacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/11/danimarkada-kamp-yapmak-hakkinda-bilmeniz-gerekenler/", "text": "Danimarka'da kamp yapma hayali mi kuruyorsunuz? Yalnız değilsiniz. Birçok insan için de Danimarka'nın en çekici yönü, onun eşsiz manzaralara sahip olması. Danimarka çarpıcı mimarisinden inişli çıkışlı kırsallarına kadar her şeyi sunan Dünya'daki en göz alıcı yerler arasında. Doğaya geri dönmek, biraz temiz havayı içine çekmek ve koşuşturmacadan uzak hayatın tadını çıkarmak isteyenler için Danimarka'da kamp yapmak bir rüyanın gerçekleşmesi gibi. Kopenhag'da kamp yapmaktan, Danimarka kırsalının az bilinen bölgelerinde yıldızların altında geceler geçirmeye kadar maceranızı planlamanın birçok yolu var. Bu yazımızda, Danimarka'da kamp yapmanın temellerini ele alacağız. İskandinavya'nın çoğu bölgesi insanlar ve doğa arasındaki harika ilişkiyle bilinir. Danimarka'da kamp alanları kendinizle bağlantı kurmanın iyi bir yoludur. Buna rağmen her yerde çadır kurma izniniz yok. İsveç'in aksine, gezinme hakkı Danimarkalı maceracılar için bir şey ifade etmez. Genellikle, Danimarka ziyaretçilerinin kamp yapmasına izin verdiği yerler konusunda daha tedbirli olması gerekiyor. Çünkü daha yoğun nüfuslu ve daha büyük miktarda özel araziye sahip. Bu nedenle maceracıların kullanabilmesi için özel kamp alanları mevcut. İyi haber şu ki, kamp deneyiminizin tam olarak ne kadar ham ve sağlam olması gerektiğini seçebilirsiniz. Danimarka ev konforundan uzak kalmak istemeyenler için özel olarak tasarlanmış kamp alanlarının yanı sıra, lüks kamp seçeneklerinden biri olan glamping alanlarına kadar her şeye ev sahipliği yapan bir ülke. Bilmeyenler için glamping, doğada yüksek konforlu tatil denebilir. Danimarka'daki çoğu otantik kamp alanı akan su ile donatılmıştır. Ayrıca kamp yapmak için ahşap barınakların olduğu alanlar da bulabilirsiniz. Alternatif olarak, hiçbir ekstra kolaylığın sağlanmadığı tamamen doğal bir kamp ortamına da bağlı kalabilirsiniz. Vahşi kamp terimi genellikle geceyi karavan park alanları ve kamp alanları dışında geçirmeyi ifade eder. Bu Danimarka'da yasal olmadığı için, vahşi kamp ifadesi genellikle olanaklara erişiminizin olmadığı yukarda bahsedilen ham kamp alanlarına atıfta bulunur. Otantik bir vahşi kamp yapma deneyimini sağlamak için, bu alanlara motorlu araçların girişi yasaklanmıştır. Ekstra yardım almadan kamp yapmak meydan okumayı sevenler için çok eğlenceli olsa da, bu tür aktiviteleri yaz ayları için öneririz. Çünkü İskandinavya'da kış son derece sert olur ve sadece basit bir barınakta kamp yapmanın sonunda yüksek ihtimalle hastalanırsınız. Danimarka'da vahşi kamp deneyimini yaşamak isteyenler için bir diğer benzer seçenek, Danimarka kamu ormanları boyunca mevcut olan ücretsiz çadır alanlarına göz atmak olacaktır. Üstelik herhangi bir hizmet bedeli ödemeden bu alanları gezebilir ve bir gecelik yatak ayarlayabilirsiniz. Danimarka'da kamp yapmak konusunda önemli bir husus da, bir yerde ne kadar uzun süre kalabileceğinize dair kurallar vardır. Ayrıca tüm malzemelerinizi yanınızda getirmeniz gerekiyor. Daha otantik bir deneyim yaşamak isteyen kampçılar Danimarka Çevre Bakanlığı'nın web sitesinde yer alan mevcut vahşi ve serbest kamp alanlarının listesini bulabilirler. Dünya'nın birçok bölgesinde arabanızda uyumak gerçek bir kamp deneyiminden biraz uzaktır. Ancak Danimarka'da hava bazıları için fazla sert ve çetin olduğundan, üşüyorsanız 1 geceyi arabanızda geçirmek isteyebilirsiniz. Ne yazık ki, 1 geceyi yol kenarındaki bir karavanda uyuyarak geçirmenize izin verilirken bunu kendi arabanızda yapamazsınız. Danimarka'da bir karavanla bir vapura binmek ve tente, sandalye veya çadır koymadığınızdan eminseniz gece uyumak sorun değil. Tabii ki, arabanızda uyumak yasa dışıdır, bu nedenle arabanızı park etmek ve tatilinizi arabanızın içinde geçirmek için harika bir yer bulamıyorsunuz. Kendi aracınızın konforunu istiyorsanız, bir karavan kullanmanız ve bölgedeki birçok resmi karavan kamp alanından birinde uyumanız gerekir. Danimarka'daki çeşitli çadır alanlarına benzer şekilde, kampçılar için bir dizi farklı kamp yeri var. Aktiviteler, eğlenceler ve olanaklar içeren yerler bulabilir veya sadece su doldurabileceğiniz bir yer seçebilirsiniz. Genelde Danimarka'da karavanla seyahat edenler, yerel bir çiftlikte bir gece geçirmeyi de düşünebilirler. Bu, bondegardscamping olarak bilinen bir kavramdır. Yine de tüm çiftliklerde kamp alanı olmadığını bilmeli, bu nedenle seçeceğiniz çiftliği iyi araştırmalısınız. Danimarka'da kamp yapmanın kesin kuralları, kampın türüne ve bulunduğunuz yere göre değişebilir. Çoğunlukla, Danimarka Çevre Bakanlığı'nın web sitesinde yararlı yönergelerin bir listesini bulabilirsiniz. - Ormanda Uyumak: Orman zemininde hamak, uyku tulumu veya benzeri bir ürünle uyuyabilirsiniz. Brandanız kamp alanı dışında çadır işlevi göremez ve konaklamanız süresince hiçbir ağaca veya bitkiye zarar veremezsiniz. - Küçük Kamp Alanları: Küçük kamp alanları tek kişiliktir, küçük gruplar ve ailelere en fazla 2 gece izin verilir. Burada küçük kamp alanları bulabilirsiniz. - Büyük Kamp Alanları: Büyük kamp alanları, 15 veya daha fazla kişiden oluşan daha büyük grupları destekleyebilir ve önceden rezerve edilebilir. Barınakları meşgul olmadıklarında kullanabilirsiniz. İşte büyük kamp alanları bulabileceğiniz bir web sitesi: http://booking. naturstyrelsen. dk/Home/Kort - Diğer Ormanlık Alanlar: Danimarka'da bir geceliğine çadır kurabileceğiniz 275 ormanlık alan vardır. Buna fri teltning denir. Tüm ormanlık alanlar kamp yapmak için uygun olmayacaktır. - Vahşi Kampçılık: Vahşi kamp alanındaysanız büyük çadırlar kuramazsınız. Bir, iki ve üç kişilik çadırlar iyidir, ancak daha büyük bir şey genellikle hoş karşılanmaz. - Yerleşim Alanları: Herhangi bir yerel yol veya bina görüş alanına çadır kuramazsınız. - Ateş Yakmak: Açık ateşler yalnızca işaretlerin bulunduğu belirlenmiş alanlarda desteklenir. Kapalı brülörlü kamp ateşlerine, güvenli bir şekilde kullanıldığında izin verilir. - Çevre: Çöplerinizi her zaman herhangi bir kamp yerinden yanınızda götürmelisiniz. - Sanitasyon ve Hijyen: Tuvalete gitmeniz gerekiyorsa, en yakın su kaynağından 50 metre uzakta olduğundan emin olun, katı atıklar için bir delik açın ve yürüyüş yollarından uzak durun."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/11/evcil-hayvaniniza-isim-onerileri-serisi-1-disiler-icin-viking-isimleri/", "text": "Küçük savaşçınız için havalı bir isim mi arıyorsunuz? İşte hem o zamandan hem de şimdiki popüler Viking isimleri listesi. Yalnız belirtmekte fayda var. Bu isimler artık sadece evcil hayvanlar için değil insanlar için de oldukça popüler! Her ne kadar kapsamlı olmasa da sevimli küçük Viking'inize uyabilecek bir liste hazırladık. Ancak bu listede sadece kadın karakterlerin isimleri yer alacak. Erkekler için bir sonraki serimize bakın. Belki de Norveç sık sık dünyanın en mutlu ülkesi olarak listelerde üst sıralarda yer aldığından ya da mevcut pop-kültürün havalı Viking isimlerini bu kadar talepkar hale getirmesinden dolayıdır. Ani uluslararası popülerliğin nedeni ne olursa olsun, İskandinav esinli birçok isim bu güne kadar popüler İskandinav isimleri olmaya devam ediyor. Çoğu, yıllar içinde değişen derecelerde modaya girip çıktı. Belirli bir sırayla, dönemin en popüler kadın Viking isimlerinden bazıları burada. Birçoğunun kökleri İskandinav tanrıçalarının isimlerine dayanıyor ve hatta bazıları son yıllarda Norveç'te popüler kız bebek isimleri olarak modaya geri döndü. Astrid, eski İskandinav dilinde Tanrısal Güç anlamına gelir ve bugün hala yaygın olarak kullanılmaktadır. Örneğin, Norveç'in en yeni süper yıldızlarından biri olan Astrid S'yi ele alalım. İskandinavya'daki kraliyet aileleri de bu ismi yaygın olarak kullanır. Eski dilden tercüme edilen Freya, hanımefendi anlamına gelir. İskandinav mitolojisine aşina iseniz, bu isim kadın isimleri için en tepede yer alacaktır. Freya, İskandinav Panteonu'nun kalıcı tanrıçalarından biridir. Bugün dünya çapında dişi Sibirya Huskies sahipleri onun adını kullanıyor. Göksel kökleri olan bir diğer isim olan Ingrid, güzel tanrıça anlamına gelir. Kraliçeler ve oyunculardan öğrencilere Ingrid, yüzyıllardır İskandinavya'da popüler bir isim olmuştur. Ama aynı zamanda tüm dünyada yaygın olarak bulunabilir. İsveçli aktris Ingrid Bergman ve Norveçli aktris Ingrid Bolso Berdal bu isme sahip ünlü İskandinavlardır. Veliaht Prens Haakon ve Veliaht Prenses Mette-Marit'in büyük çocuğu Prenses Ingrid Alexandra da bu ismi taşıyor. İskandinav repertuarındaki en güzel isimlerden biri. Solveig'in orijinal İskandinav anlamı 'güçlü ev'dir, ancak aynı zamanda Güneş'in Kızı veya Güneş'in Yolu anlamına da gelebilir. Solveig, Henrik Ibsen'in Peer Gynt adlı oyununda merkezi bir karakterdir ve bu, oyun orada popüler olduğu için adın Almanya ve Fransa'daki popülaritesini açıklayabilir. Doğru telaffuz etmek için g'yi yok sayın ve ilk heceyi şu şekilde vurgulayın: SOHL-veye. Pop Idol'ün Norveç baskısının sunucusu, gazeteci, oyuncu ve sunucu Solveig Kloppen adında ünlü bir Norveçli. 48 yaşındaki Trondheim'da doğdu ve daha önce stand-up komedyeni olarak çalıştı. Sigrid'in orijinal çevirisi, lehçeler nedeniyle birkaç farklı anlamdadır. Zafer, bilgelik ve güzellik, Old Norse'den yapılan çeviriler listesinde yer alır. Sigrid, İskandinavya dışında pek çok yerde bulunabilen yaygın ama güzel bir isim. Norveçli şarkıcı Sigrid'in uluslararası popülaritesinin artmasıyla birlikte, ismin Norveç dışında daha da yaygınlaştığını görebiliyoruz. İngilizce konuşanlar için eğlenceli ; Frigg, İskandinav Panteon'unda toprak, hava ve bereket tanrıçasıydı. Aynı zamanda Odin'in karısıydı. Adı Norveç'in Hıristiyanlaşmasından çok sonra folklorda yer almaya devam etse de, Frigg bu günlerde nadiren kullanılıyor. Ancak yine de tarihi değerle dolu bir isim olmaya devam ediyor. Bir Fin grubu bu tanrıçanın adını almıştır ve Oslo'da adını alan bir spor kulübü vardır. Kuzey Denizi'nde Norveç ile Birleşik Krallık arasında bulunan bir doğal gaz sahası da adını buradan alıyor. Bereket ve tarım tanrıçası Siv, İskandinav mitolojisinde Thor'un karısıydı. Bu nedenle adı yıllar içinde 'gelin' anlamında kullanılmıştır. İsim bugün popüler bir isim. Siv Jensen şu anki 2013'ten beri Norveç'in Maliye Bakanı'dır ve 2006'dan beri İlerleme Partisi'ne liderlik ediyor. Siv Stubsveen kariyerine model ve pazarlamacı olarak başladı ve şimdilerde Norveç TV ve radyolarında sunuculuk yapıyor. Gunhild, savaş kelimelerinden türetilmiştir. Adı Gunnhild, Gundhild, Gunhilda ve Gunnhildr dahil olmak üzere İskandinav ülkelerinde kullanılan birçok başka yazım türü var. İsim aynı zamanda Fransız giyim şirketi Gunhild'e de borçludur. Etiket, yıllar sonra Givenchy ve Christian Dior gibi isimlerle çalıştıktan sonra şirketi kuran kurucusu Norveçli tasarımcı Gunhild Nygaard'ın adını aldı. Gunhild Stordalen, Norveçli bir doktor ve çevre savunucusudur. EAT Vakfı'nın kurucusu ve başkanı, Stordalen Vakfı'nın Kurucu Ortağı ve GreeNudge'ın CEO'su ve iklim değişikliği, halk sağlığı ve küresel gıda sistemi ile ilgili tartışmalarda sıklıkla yer alıyor. Kolayca tanınan bir isim olan bu isim genellikle hikaye, masal veya masal çevirisine atfedilir. Yine de, Saga aynı zamanda İskandinav şiir ve tarih tanrıçasının adıydı ve bazen tanrıça Frigg olarak tanımlandı. Bu isim gerçekten sadece İzlanda, İsveç ve Norveç'te bulunuyor ve bu da İskandinavya dışındaki özgünlük listelerinde yüksek puan almasını sağlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/11/jo-nesbo-norvecin-en-unlu-polisiye-nordik-noir-yazari/", "text": "Jo Nesbo üretken bir yazar ve genellikle her yıl en az bir kitap çıkarıyor. Jo Nesbo sadece Norveç'in değil dünyanın en iyi polisiye yazarlarından biri. Norveç'in önde gelen polisiye roman yazarı Jo Nesbo, ortalama bir yazar değil. Profesyonel bir futbolcu ve rock yıldızı olmak da dahil olmak üzere hayatında birçok ilginç meslek edindi. İkisi de büyük tutkulardı ama Norveç'i bekleyen daha büyük bir şey vardı. Gelin birlikte Norveç'in en iyi suç kurgu yazarının hikayesini keşfedelim. Nesbo 1960 yılında Oslo'da doğdu ama çoğunlukla Molde'de büyüdü. Müzik sevgisini geliştirdiği yer Norveç'in batı kıyısındaydı. Okuldayken gitar çalmayı ve bir grupta şarkı söylemeyi öğrendi. Eğitimini de, Bergen'deki Norveç Ekonomi Okulu'ndan Ekonomi ve İşletme Yönetimi bölümünde yaptı. Ancak Nesbo'nun içinde her zaman kendini ifade etmek için yanan bir arzusu vardı. Molde'de kısa bir futbol kariyeri vardı, ancak çapraz bağ yaralanması nedeniyle bu kariyeri yarıda kesildi. Daha sonra profesyonel hayatında, hem borsacı hem de serbest gazeteci olarak çalıştı. Beste yazmaya ve şarkı söylemeye devam etti ve 1992'de Di Derre adlı bir rock grubu kurdu. Nesbo'nun Di Derre'de yoğun bir çalışma hayatı vardı, bu yüzden bir şeyler biraz ara vermek zorundaydı ve Avustralya'da altı aylık bir mola planladı. Bu süre onun yazma yolculuğunda etkili bir zaman olduğunu kanıtlıyor. Anavatanından kopuşun içsel yaratıcılığını körüklediği görülüyordu. Norveç'ten ayrılma, Nesbo'nun ilk romanı olacak kitap için bir taslak oluşturmasını sağladı. Bu, ona çok iyi hizmet edecek bir karakteri sundu; Harry Hole'ü. İlginç bir şekilde, Nesbo'nun ilk romanı bir takma adla yayıncılara sunuldu. Böylece eski bir profesyonel futbolcu ve ünlü rock yıldızı statüsü nedeniyle reddedilmeyecekti. İlk el yazması kitabı Flaggermusmannen oldu. İngilizce başlığı basitçe The Bat idi. Bu, Harry Hole'un zincirleme sigara içmesinin ve alışılmışın dışında yöntemlerinin başlangıcıydı. Kitap Türkçe'ye ise Yarasa adıyla çevrildi. Harry Hole normal bir dedektif değil. İyileşmekte olan bir alkolik ve işinin getirdiği stres yüzünden şişe onun için sadece kısa bir mesafede. Seri boyunca en büyük düşmanlarından biri olmaya devam eden de alkol. Hole'ün görevlendirildiği cinayet soruşturmaları var ve bunlar nadiren basit davalar. Harry'nin yöntemleri, gizli bir oyuncağı arayan bir köpek gibi saplantılı bir şekilde adaleti kovalarken eşit derecede kaotik aslında. Polisiye romanları seviyorsanız ve Norveç'e ilgi duyuyorsanız bu seriye göz atmanızı şiddetle tavsiye ederim. Nesbo'nun diğer romanları Olav Johansen serisidir: Blood on Snow ve Midnight Sun: Blood on Snow 2. Hikaye, bir Oslo suç patronu için yasadışı ve dolambaçlı bir tamirci olarak hareket eden Olav Jahansen'i konu alır. Bu seri, yazdığı her şey kadar karamsar ve karanlık. Norveçli yazar aynı zamanda, büyük tatilini özleyen vahşi bir profesörün maceralarını ve talihsizliklerin konu alan bir çocuk dizisi olan Doktor Proctor kitaplarını da kaleme aldı. 2014'te Kristoffer Joner'ın oynadığı bir Norveç filmine de uyarlandı, ancak film ortalama eleştiriler aldı. 2014 yılında, yayıncısı Nesbo'ya Macbeth'in uyarlanmış bir versiyonunu yazması için öneride bulundu. Nesbo ise bir Shakespeare klasiğine sadece Norveçlilerin yapabileceği şekilde çok yeni bir yorum getirmeyi başarıyor. Daha tanıdık fikirler ve kavramlarla iç içe geçmiş radikal bir hikaye. Anlatı, 1970'lerde distopik Fife kasabasında geçen bir gangster geriliminin karanlık dünyasını araştırıyor. Nesbo, Macbeth karakterini Harry Hole ile aynı ışıkta çiziyor, çünkü kendi amaçları olduğu kadar kendi kusurları da var. Norveçlilerin bir gangster gerilim filminin temel bileşenleri dediği şeyde elbette şiddet, kan dökülmesi ve cinayet var. Nesbo, anavatanı Norveç'te yazdığı için, ilk kitabı The Bat için En İyi Norveç Suç Romanı, The Snowman için 2008 Norveç Kitap Kulübü Ödülü'ne kadar birçok ödül kazandı. Ayrıca uluslararası alanda da başarılı oldu. Nesbo'nun dünya çapındaki başarısı, Norveççe basılan kitaplardan daha fazla İngilizce'ye çevrilmiş. Bu da kitabı kolayca sattığı anlamına geliyor. Uluslararası alanda 36 milyondan fazla roman sattı, bu rakamlar polisiye yazarları seçkinleri arasında yerini garantiliyor. Kitaplarının birçoğu sinemaya uyarlandı. Headhunters bugüne kadarki en popüler ekran uyarlamasıdır. 2011 suç gerilim filmi IMDb'de ortalama 7.5 puana sahip. Başarısız olan bir film versiyonu 2017'de ekrana gelen The Snowman idi. Nispeten büyük bir bütçeye sahipti ve başrolde Hollywood süperstarı Michael Fassbender vardı. Ancak çok kötü eleştiriler aldı ve orijinal romanın büyüsünü asla tam anlamıyla yakalayamadı. IMDb puanı da 5.1. Dilerseniz yakın zamanda Netflix'te yer alacak, filmi Netflix'den izleyebilirsiniz. Suç yazarlığı ve özellikle İskandinav Nordik Noir filmi herkes için olmayabilir. Ancak Jo Nesbo onu her zamankinden daha erişilebilir ve okunabilir kılıyor. Okuyucuyu sonuna kadar ikinci bir tahminde bulunduran bir yazar olarak bu özel yeteneğe sahip. Nesbo, benzersiz, açıklayıcı ve karanlık merceğinden size Oslo ve Norveç'i gösterebilir. Eşit ölçüde rahatsız edici ve emici, dünyanın dört bir yanındaki birçok insanın daha fazlası için de başarılı bir polisiye yazarı. Üstelik kitapları Türkçe'ye de çevrilmiş durumda. Bu efsane polisiye yazarının serilerini mutlaka okumalısınız. Henüz Jo Nesbo okumamış, onun kalemiyle tanışmamış okurlar için hangi romanla başlamalıyım? sorusuna cevap veriyoruz. Harry Hole serisinin tamamı Türkçe'ye çevrilmiş olduğu için serinin ilk romanı Yarasa'dan başlamak en doğrusu olur. Böylece Harry'nin tüm alkolle mücadele hikayesini, aşklarını ve travmalarını daha iyi anlamanıza yardımcı olur. Böylece Nesbo'nun yazarlık sürecini ve kaleminin geçirdiği evrimi de yakından gözlemleme şansınız olur. Ancak Harry Hole serisi 12 kitap olması nedeniyle gözünüzde büyüyor fakat yine de yazarı okumak istiyorsanız o halde Harry Hole serisinden daha yüksek tempoya sahip olan Kardan Adam kitabına başlayabilirsiniz. Ardından geriye dönüp Oslo Üçlemesi olarak bilinen Kızılgerdan, Nemesis ve Şeytan Yıldızı kitaplarını okuyabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/11/surdurulebilir-icki-iklim-degisikligine-karsi-savasan-votka/", "text": "Koskenkorva Vodka Climate Action, tamamen rejeneratif olarak yetiştirilmiş arpadan yapılan dünyadaki ilk sürdürülebilir içki. Rejeneratif kelime anlamı yenileyicidir. Yani, kaybettiğiniz bir şeyi bir şekilde aynı ölçüde geri kazanmak demek. Konvansiyonel çiftçiliğin aksine, rejeneratif çiftçilik, CO2'yi atmosferden uzaklaştırır ve toprağa depolar. Biyoçeşitliliği geliştirir, besin maddelerinin su kütlelerine sızmasını önler ve aynı zamanda daha fazla ve daha iyi mahsul sağlar. Ayrıca bitkileri kuraklığa ve böceklere karşı korur. Toprağın da daha fazla su tutmasına yardımcı olur. Bu aslında toprağı gelecek nesiller için sürdürülebilir bir şekilde nasıl kullandığımızı düşünmekte büyük bir değişiklik gerektiren yeni bir tarım yöntemi. Yenileyici tarımın büyük ölçekli etkileri çok büyük olabilir. Bu uygulamalar sonsuza kadar dünyanın tüm ekili arazilerinde ve meralarında kullanılsaydı, potansiyel olarak atmosferden 322 milyar tona kadar karbondioksiti kaldırabilirdik. Bu, mevcut yıllık küresel emisyonların 10 katı. Koskenkorva Vodka Climate Action için tüm arpa, Setala-Eerola'nın Güney Finlandiya'daki çiftliğinden geliyor. Jari Eerola, arpa tarlalarını Baltık Denizi Eylem Grubu ve Karbon Eylem Platformu'nun rejeneratif tarım kriterlerine göre yetiştiriyor. Jari, tarlalarında kısa sürede çığır açan bir ilerleme kaydetti ve çiftçi topluluğunda yenileyici tarımın ciddi bir savunucusu. Zamanının çoğunu organik ve rejeneratif tarıma ayırıyor. Koskenkorva, Baltık Denizi Eylem Grubu 'nun rejeneratif tarım uygulamalarını benimseyerek iklim değişikliğini azaltmayı amaçlayan dünya çapındaki Karbon Eylem Platformu 'nun bir parçasıdır. Fin çiftliklerine iklim dostu, yenileyici tarım uygulamalarının tanıtılması, tüm bunların büyük bir bölümünü oluşturuyor. Koskenkorva'ya arpa tedarik eden dört çiftçi bu platformun bir parçası ve çeşitli rejeneratif tarım yöntemlerini test ediyor. Bu, çiftçilerin arazilerini daha iyi kullanmalarına ve aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele etmelerine yardımcı oluyor. Hedefi dünyanın en sürdürülebilir içki yani votkası olmak. Daha çevre dostu tarım uygulamalarına odaklanmak ve rejeneratif tarımı savunmak bu yolculuğun çok önemli bir parçası. Sonuçta, bir bütün olarak tarım, tüm küresel emisyonların önemli bir payını oluşturuyor. Koskenkorva Votka İklim Eylemi, bu yolculukta ve yenileyici, iklim dostu tarımı raflara kadar getirmede önemli bir kilometre taşı. Koskenkorva Vodka Climate Action amiral gemisi ürünü olsa da, çabaları sadece çiftçilikle sınırlı değil. Ayrıca ambalajlarının CO2 ayak izini azaltmaya ve 2025 yılına kadar üretimini tamamen karbon nötr hale getirmeye odaklı. Sürdürülebilirlik, Koskenkorva'nın gıda endüstrisi artıklarından votka yapmaya başladığı 1953 yılından bu yana yol gösterici ışığı oldu. O zamandan beri döngüsel ekonomi, yeniden kullanım ve geri dönüşüm, Koskenkorva'nın ayrılmaz parçaları olmuştur. Koskenkorva damıtma tesisinin kendi biyoenerji tesisi var, %99,9 geri dönüşüm oranı var. Ayrıca, üretiminin çevre üzerindeki etkisini azaltmak için çiftçilerini eğitiyor, topraktaki besin seviyelerini ölçüyor ve yeraltı su alanlarını koruyorlar. Böylece sürdürülebilir içki yapma yolunda ilerliyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/12/danimarkanin-essiz-guzelligine-sahip-en-iyi-10-kamp-alani/", "text": "Danimarka'da yaklaşık 500 kamp alanı var dolayısıyla aradığınız özelliklerde kamp alanı bulmak kolay. Ancak bize göre en iyi 10 alan bu listedekiler. Danimarka'da Kamp Yapmak Hakkında Bilmeniz Gerekenler yazımızı okuduysanız sırada Danimarka'da mükemmel bir deneyim yaşamak için nereye gitmeniz gerektiğini bu yazımızda ele alacağız. - Campingradet: Danimarka Kamp Kurulu tarafından onaylanan herhangi bir kamp alanını ifade eder. - Frie sites: Özel mülk sahipleri tarafından barındırılan bağımsız yerleri ifade eder. Kaliteli bir kamp deneyimi için Danimarka Kamp Kurulu tarafından onaylanan kamp alanlarına bağlı kalmak en iyi seçenektir. Kurul, kamp alanlarını güvenlik ve bakım açısından 1 ile 5 yıldız arasında derecelendirir. Yıldız sayısı ne kadar yüksek olursa, kamp alanının banyo, yemek pişirme ve bilgi alma olanakları da o kadar çok olur. Danimarka Kamp Kurulu tarafından onaylanan alanlarda kalmak için ziyaretçilerin bir Kamp Anahtarı kartına ihtiyaçları vardır. Bu kart, pasaport yerine kamp girişine bırakabileceğiniz k-bir kimlik kartı görevi görür. Kart ayrıca size Avrupa'daki kamp alanlarında da iyi indirimler sağlar. Kartı Danish Camping Board sitesinden satın alabilirsiniz. Eğer daha eşsiz ya da otantik bir deneyim istiyorsanız, bağımsız kamp alanlarını düşünebilirsiniz. Bağımsız kamp alanlarını kullanmanın iyi yanı, Kamp Anahtarı kartına para vermenize ya da herhangi bir özel topluluğa katılmanıza gerek yok. Bağımsız kamp alanları Danimarka Kamp Kurulu alanları kadar standartlara bağlı kalmak zorunda değil ancak bu bazı insanlar için endişe verici olabilir. Ancak tüm Danimarka kamp alanları yerel yetkililer tarafından onaylanmış olması gerekiyor. Bu nedenle de endişelenmenizi gerektirecek bir şey yok. Danimarka'da kamp yapmanın maliyeti kamp alanlarının farklı özellikler içermesine bağlı olarak değişiklik gösterir. Örneğin nerede kalmayı seçtiğiniz, kamp çadırınızın ne kadar büyük olacağı ve kaç tane olanağa sahip olmak istediğiniz gibi faktörler maliyette etkilidir. Özellikle Kopenhag gibi popüler lokasyonlarda kamp yapmanın maliyeti çok yüksek. Ancak eğer önceden rezervasyon yapıyorsanız indirimlerden faydalanabilirsiniz. Bu nedenle de kamp yapmayı düşündüğünüz kamp alanının web sitesinin düzenli takip etmekten yarar var. Çarpıcı Danimarka manzaraları için tercih edilebilecek en iyi seçeneklerden birisi. Deniz seviyesinden 120 metre yüksekte uzanan Mons Klint bir uçurumdur. Bu uçurum ikonik tebeşir kayalıklarıyla adından söz ettirr. Bu alanda yer alan bu kamp alanı size gerçekten olağanüstü manzaralar sunacaktır. Kampın tadını doyasıya çıkarmanız için 2 günden fazlasını buraya ayırmanızı tavsiye ederiz. Çünkü alan içerisinde ormanlık bölgelerde yürüyüşler yapabilir, Danimarka'nın bazı tepelik bölgelerini keşfe çıkabilirsiniz. Ayrıca kamp alanı yakınında kano, yamaç paraşütü, binicilik, dağ bisikleti gibi birçok açık hava etkinliği de mevcut. Buraya kendi çadırınızla ya da karavanınızla gelebilirsiniz. Ya da alan içerisinde çadır kiralayabilirsiniz. Alandaki çadırlar oldukça geniş ve konforuna düşkün olanlar için biçilmiş kaftan. Ancak buraya gelirken yanınızda sadece kişi başı 1 çanta getirebilirsiniz. Endişelenmeyin, burada ihtiyacınız olan her şeyi bulabileceksiniz. Ebeltoft şehrinde bulunan alan, Aarhus'tan yaklaşık bir saat uzaklıkta ve denize oldukça yakın. Eğer Danimarka'nın güzel şehirlerinden bazılarını açık hava manzaraları eşliğinde keşfetmek istiyorsanız bu kamp alanı sizin için uygun bir seçenek. Ayrıca çocuklu aileler için de çokça tercih ediliyor. Çocuklar için yüzme havuzları ve oyun alanlarını içinde barındıran bu kamp alanı özel etkinlikler de düzenliyor. Burada kalmak için çadır, karavan veya kabin kiralayabilirsiniz. Biraz daha lüks bir kamp tercih ediyorsanız Danimarka'nın batı kıyısındaki bu alanı düşünebilirsiniz. Yani glamping yapmak isteyenler için mükemmel bir seçim. Burada doğayla iç içe bir tatil geçirebilirsiniz. Güzel açık göllerde yüzebilir, bisiklet turuna çıkabilir veya sadece doğal çevrede bir yürüyüşe çıkabilirsiniz. Ayrıca bu 5 yıldızlı kamp alanında kendi çadırınız ya da karavanınızda kalabilirsiniz ya da yerel plaj villalarından, kabinlerden veya jakuzili otel odalarından birini de kiralayabilirsiniz. İsminden de anlaşılacağı gibi ailelerin beklentilerini karşılayabilecek bir kamp alanı. Yakınlarda ziyaret edilebilecek bir plaj, havuz, mini golf, büyük bir oyun alanı ve trambolinler ile çocukları eğlendirmenin birçok yolu var. Çocuklar ayrıca ata binebilir veya rüzgar sörfü dersi de alabilir. Ayrıca eğer plaja mı yoksa ormana mı gitmek istediğinizden tam olarak emin değilseniz, neden ikisi birden olmasın? Burası kumsallardan ormanlara kadar uzanır. Böylece çadırınızı nereye kurmak istediğinize siz karar verebilirsiniz. Doğrudan sahile ya da ormanlık alanda bir gölgeye kurabilirsiniz. Birçok Danimarkalı'nın yaz aylarında sıkça tercih ettiği bir kamp alanına kendi çadırınızı getirebilir ya da alan içerinden çadır kiralayabilirsiniz. Ülkedeki en popüler kamp alanlarından biri olarak kabul edilen Hulsig'deki Rabjerg Mile kamp alanı, Kuzey Avrupa'daki en büyük hareketli kum tepesinin yakınında yer alıyor. Bu da neden bu kadar popüler olduğunu açıklıyor aslında. Bu kamp alanı, aileler ve gecelerini Danimarka doğasının güzelliği ile çevrili rahat, sessiz alanlarda geçirmek isteyenler için harika bir yer. Sıcak bir günde dalış yapabileceğiniz bir plajı ya da soğuk günlerde keyif yapabileceğiniz ısıtmalı havuzları da var. Ancak manzara görülmeye değer. Burada Mart ve Eylül ayları arasında kiralık tam donanımlı karavanlar ve 2-4 kişilik kabinler bulunmaktadır. Doğal, çekici ve uygun fiyatlı bir konaklama yeri arıyorsanız Ballum kamp alanı mükemmel bir seçenek. Burada uyumak gecelik 20 euroya kadardır ve bölgede yapılacak, görülecek çok şey var. Örneğin Wadden Denizi'ndeki Romo adasını ziyaret edebilir veya Ribe gibi tarihi kasabalarda gezintiye çıkabilirsiniz. Dünyanın en zengin özellikli kamp ortamı olmasa da Ballum, sessiz ve dinlendirici bir kaçış için ihtiyacınız olan her şeye sahip. Özel bir banyonuz olmayacak, ancak harika kırsal manzaralar ayağınızın altında olacak. Ayrıca diğer kamplardaki gibi hayvan dostu ve çocuklar için özel etkinlikleri de var. Burada kendi çadırınızla kalabilirsiniz ya da gecelik veya haftalık rezerve edilebilen rustik ahşap dağ evlerinde kalabilirsiniz. Ayrıca kiralık çadır ve karavanlar da mevcut. Göl kenarında kamp yapmak istiyorsanız, Marielyst Familiecamping tam olarak aradığınız şey olabilir. Kamp yeri, göl kenarındaki parktan yaklaşık 20 dakika uzaklıktaki Marielyst plajında yer alır. Ayrıca, 10 dakikalık mesafede bir su parkı, barbekü alanı, oyun alanı ve dükkanlar bulunur; bu da bu kamp alanını aileler için mükemmel bir seçim haline getirir. Falster adasında yer alan bu mutfaklı mobil evler, Avrupa'nın en büyük mini golf sahası Marielyst Golf & Fun Park'a da 1 kilometre uzaklıktadır. Ayrıca alanda go-cart ve paintball merkezi de bulunmaktadır. Aileler için maliyeti düşük seçeneklerden birisi olan bu kampa kendi karavanınızla gelebilirsiniz. Doğa koruma alanı ve yerel bir plajın yakınında bulunan pitoresk bir Danimarka kamp alanı; Camp Hverringe, herkes için harika bir seçim. Bu kıyı kamp alanı, insanların nefes kesici bir doğal lokasyonda özellikle yaz aylarında popülerdir. Odense şehrine de yakın olduğundan orayı da görme şansına sahipsiniz. Camp Hverringe, birçok harika yere yürüme mesafesindedir. Üstelik bir plaj, havuz ve bir dizi başka özellik de mevcut. Oro Strandcamping, Danimarka'daki en küçük kamp alanlarından birisi. Ancak aynı zamanda Danimarka doğasının tadına varmak istiyorsanız ziyaret etmek için en eşsiz yerlerden biri. Oro plajının yanında ve Kopenhag'dan yaklaşık bir saat uzaklıkta yer alan bu araziler, seyahatlerinde şehri ve deniz kıyısını birleştirmek isteyen herkes için mükemmel. Oro Camping'de tesisler oldukça sadedir ve size harika açık havada olmanın daha doğal bir deneyimini sunar. Çocuklarla yapacak bir şeyler arıyorsanız yakınlarda bir hayvan parkı var ve adayı keşfetmek için de bisiklet kiralayabilirsiniz. Hem çadır kullanıcılarını hem de karavan sahiplerini karşılayan Randboldal, gezginlere Danimarka kırsalının harikalarının tadını çıkarmaları için birçok yol sunuyor. Bu çekici kamp alanı göller ve ormanlarla çevrili. Bu nedenle uzaktayken içinize çekilecek çok sayıda harika manzara bulabilirsiniz. Yüzme gölleri, dalış platformları ve hatta 60 metrelik bir su kaydırağı ile çocuklar da iyi bir şekilde karşılanmaktadır. Çocuklar için başka bir bonus olarak, Legoland tema parkından arabayla sadece 15 dakika uzaklıkta olacaksınız. Burada kendi kamp malzemelerine sahip olmayan ziyaretçiler mobil evler, kabinler ve lüks çadırlar kiralayabilir. Danimarka kumsalına yaklaşık 200 metre mesafede yer alan ve ormanla çevrili Rorvig Strand'deki DCU kamp merkezi, size çok sayıda benzersiz hatıra verecektir. Bu manzaralı destinasyon, yerel Sommerland eğlence parkı sayesinde yemek severlerden çocuklara kadar herkesi kendine çekiyor. Ayrıca sahilde dinlenme veya balığa çıkma seçeneği de var. DCU Camping Rorvig Strand kamp alanı çok yönlüdür ve ailelerin seyahatleri sırasında tam olarak ne kadar rahat veya aktif olmak istediklerini seçmelerine olanak tanır. Burada kendi çadırınızda kalabilirsiniz. Kendinizi şımartmak istiyorsanız lüks bir kabin bile kiralayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2021/12/kisin-nordiklerin-mudavimi-olduklari-en-ozel-5-iskandinav-ickisi/", "text": "Jaloviina Kaski, brendi tadında, katran kokusu ve huş ağacı dokunuşuyla tamamlanan bir dumanlı bir içkidir. Ürünün adı olan Kaski, ekili araziyi kes ve yak anlamına gelen Fince bir kelimeden gelir. Kelime yüzyıllardır Fin ormanlarında uygulanan bir geleneği anlatır. Koskenkorva Mint Shot, soğuk bir kayak gününden sonra mükemmel bir parti başlangıcıdır. Koskenkorva Mint Shot, gövdeli bir tada, güçlü nane notalarına ve karamel aromasına sahiptir. Bir shot olarak veya sıcak ya da soğuk şekilde servis yapılır. Bunlardan klasik olanı Koskenkorva Mint ile sıcak çikolatadır. Ayrıca yarım shot Valhalla ve yarım Koskenkorva Mint içeren bir shot da deneyebilirsiniz. Böylece özel İskandinav içkisi denilince bu tadı aklınızdan çıkaramayacaksınız! Valhalla Nordic Herb Shot, Nordikler'in zorlu koşullarından ilham almıştır. İçecek, meyan kökü ile harmanlanmış narenciye, acı otlar ve baharatların değerli bir kombinasyonudur. Tadı güçlü, hafif acı, tatlı, kaba ve taze bir tada sahip karmaşıktır. Valhalla, İskandinav ruhunun güçlü bir karakterine sahip bitki özlü içkidir. Valhalla, baz olarak Koskenkorva ve otların bir karışımı ile yapılır. Özellikle Achillea millefolium, Artemesia absinthium ve Angelica archangelic ile. Farklı otlar özenle seçilir, çıkarılır ve damıtılır. Tarif harmanlanır, daha sonra eşsiz baharatların birbirine karışmasını sağlamak için olgunlaştırılır. Ne kadar özel olduğu isminden belli değil mi! Xante Dark Chocolate Liqueur, Fransız meşe fıçılarda dört yıl eskitilmiş en iyi konyak karışımlarına dayanmaktadır. Şişelemeden önce lezzetli bir armut ve kakao aromaları eklenir ve tadı çok güzel bir özel İskandinav içkisi olarak hafızalarda yerini alır. Glögg sadece Noel için değildir. Kuzey ülkelerinde kış mevsimi boyunca Glögg veya sıcak şarap içilebilir. İster ısıtın, ister soğuk olarak tadını çıkarabilirsiniz. Glögg hakkında daha fazla bilgi için bir önceki yazımıza bakabilirsiniz. Ancak Blossa Glögg'ün aromatik tatları onu özel yapan. Blossa Glögg zencefil, karanfil ve kakule notaları içeren büyük, baharatlı bir kokuya sahiptir. Tadı tatlı, orta gövdeli ve baharatlı, karanfil ve kuru üzüm ipuçlarıyla özel İskandinav içkisi kategorisine adını yazdırmıştır. Ayrıca kimi türleri kırmızı şarap renginde kimi ise bal şarabı rengindedir. BONUS: Sıcak çikolata ile her şeyi içebilirsiniz! Hemen hemen her şeyi içeren sıcak çikolata Nordikler'in bir favorisidir. Xante, Koskenkorva Mint Shot, Valhalla, Koskenkorva Salmiakki Shot, Kaski Smokey Shot içeren sıcak çikolatayla harika bir özel İskandinav içkisi hazırlamak mümkün. Hem de dilediğinizden, dilediğiniz miktarda koymak da size özgü. Marshmellow'ları da unutmadan tabii!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/01/the-northman-robert-eggersin-merakla-beklenen-viking-hamleti/", "text": "Bir Viking Hamlet'i olan The Northman, genç bir Viking prensinin babasının cinayetinin intikamını alma arayışını konu alan aksiyon dolu bir destan. Vizyon sahibi yönetmen Robert Eggers Vikingler zamanında geçen yeni ve karanlık bir hikaye olan yeni yapımı The Northman ile geri döndü. The Northman'in ilk fragmanı hem güzel hem de kanlı bir film vadediyor. Bu, sihir ve kehanet içeren bir intikam hikayesi. The Northman, başrolde zamansız İzlandalı sanatçı Björk ile önümüzdeki Nisan ayında sinemalara gelecek. Film sektöründe 15 yıldır gözükmeyen İzlandalı sanatçı Björk de Slav cadısı Seeress karakterine hayat veriyor. Tabii ki oyuncu kadrosu onunla sınırlı değil. Björk'e yine dünyaca ünlü birkaç yetenek daha eşlik ediyor: Alexander Skarsgard, Nicole Kidman, Willem Dafoe, Anya Taylor-Joy, ve Ethan Hawke. Alexander Skarsgard, filmin baş kahramanı Amleth adında bir Viking prensi oynuyor. Amleth'e eşlik eden Olga figürünü ise Anya Taylor-Joy üstleniyor. Amleth'in öldürülen babasını da Ethan Hawke canlandırıyor. Annesini ise Nicole Kidman. Ülkemizde de Nisan 2022'de gösterime girmesi beklenen Viking intikam destanı, 10. yüzyılın başında İzlanda'da geçiyor. Senaryosunu Robert Eggers ile birlikte İzlandalı şair ve yazar Sjon yazdı. Lars Knudson ve Mark Huffam da filmin yapımcıları olarak anılıyor. The Northman, Focus Features ve New Regency'nin ortak yapımıdır. Ayrıca Eggers kamera yerleşimi ve R-Rating konusunda görüntü yönetmeni Jarin Blaschke ile çalıştığını da söylüyor. Eggers, The Northman'in bugüne kadarki en iddialı yapımı olacağını öne sürdü. Çekimlere ara verilmesine rağmen, filmin yapım ekibi 2020 yazında proje için sahne malzemeleri, kostümler ve daha fazlası üzerinde çalışmaya devam etti. Bununla birlikte, pandeminin verdiği gecikmenin ardından, ekip sonunda bir araya geldi. Yaklaşan destansı The Northman'in ilk fragmanı internette yayınlandı. Fragman bize kasvetli, buzlu karanlık çağlara taşıyan görsel olarak nefes kesici manzaralar ve karmaşık yerel kostümler vaat ediyor. Acımasız ve kanlı açılış fragmanı, keskin bir intikam tasviri olacağı kesin. İskandinav destanları ile özdeşleşmiş sinematografisiyle The Northman'in de oldukça etkileyici gözüktüğünü söylememiz gerekiyor. Biz bu film için şimdiden geri sayıma başladık bile!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/blinkende-lygter/", "text": "De gronne slagtere, M nd & Hons, Adams bler gibi ikonik ve nev-i şahsına münhasır filmleriyle aklımıza kazınan Anders Thomas Jensen ilk uzun metrajı Blinkende lygter ile de orijinalliğini ortaya koyuyor. Aksiyon komedisi olarak tanımlayabileceğimiz film, elbette Anders Thomas Jensen'in diğer filmlerinde olduğu gibi ilginç karakterleri barındırıyor. Film, emredilen bir darbe sırasında çaldıkları 4 milyon kronla kaçmayı ve Fredericia yakınlarındaki eski bir hana yerleşmeyi seçen küçük bir suçlu çetesini konu alıyor. Burada herkese bir restoran açmak için yer aldıklarını söyleyerek dikkat çekmemeye çalışan çete, birkaç yerliyle arkadaş olur. Ancak geçmiş onları yakalar ve eylemlerinin sonucuna katlanmak zorunda kalırlar. Soren Pilmark, Ulrich Thomsen, Mads Mikkelsen, Nikolaj Lie Kaas, Sofie Grabol, Iben Hjejle, Ole Thestrup ve Frits Helmuth'un rol aldığı filmin kadrosu ise takdire şayan. Torkild gangster patronu F ringen'e büyük bir borç içindedir ve üç arkadaşı Arne, Peter ve Stefan ile birlikte bir soygun yapmak zorunda kalır. Peter bir gardiyan tarafından vurulur ve 4 milyonluk ganimetle Barselona'ya kaçmaya karar verirler. Kaçış esnasında arabaları çalışmaz hale gelir ve bu nedenle Fredericia'nın etrafındaki bir ormandan öteye gidemezler. Geceyi eski bir restoranın harabelerinde geçirirler ve Peter'ın durumundan dolayı tekrar çıkmakta zorlanırlar. Avcı Alfred ortaya çıkar ve Torkild ona yeri satın aldığını ve Arne ile Stefan'ın zanaatkar olduklarını, ancak Peter'ın bir doktora ihtiyacı olduğunu söyler. Alfred, Peter'ın yaralarına bakması için doktor Karl'ı görevlendirir. Torkild, darbeden elde edilen parayı Karl'a tedavi ve kurşun yarasından daha fazlasını yapmaması için ödemek için kullanır. Peter için on dört gün dinlenme ve tam bir barış emri verir, aksi takdirde ölme riskini alır. Torkild, Karl'ı kasabaya götürür ve yeni bir araba ve malzeme satın alır. Bu arada Peter, uyuşturucu almak için Kopenhag'daki bir krupiye ile iletişime geçer. Arne ve Torkild bunu keşfettiklerinde ise Peter'ı aptalca bir şey yapmaması için soğuk bir odaya kitlerler. On dört günlük bekleyiş esnasında, çete ikonik Danimarka dizisi Matador'u izler, kitap okurlar. Torkild, soygunlarından elde edilen parayla harabeyi ve inşaat malzemelerini satın alır. Peter tekrar sakinleştiği için dışarı çıkmasına izin verilir. Karl ile birlikte birayı soğutmak için çukurlar kazarlar. Arne, Torkild'in kararları karşısında hayal kırıklığı içinde silahlarıyla restorandan ayrılır ve rahatlaması ve hareket eden her şeye ateş etmeyi bırakması gerekir. Bir ineği vurur, ancak hemen ardından, ineği olduğu için kızgın bir Alfred ortaya çıkar. Ancak, Alfred'in ateşli silahlara çok ilgi duyduğu ortaya çıkar ve Arne ona ineğin yerine Desert Eagle.50'yi verir. İkisi birlikte yola çıkarlar ve bulabildikleri tüm hayvanları vururlar. Arne, vurdukları bir sürü oyunla restorana döner ve tüm silahlarını Alfred'in av tüfeğiyle değiştirir. Restoranın restorasyonu devam eder ve bir farenin ısırdığı bir kitaptaki bir şiirden sonra Ove Ditlivsenin yazdığı Blinkende Lygter şiiri çetenin hoşuna gider. Son olaraka restoranın bu isimle adlandırılması gerektiğine karar verirler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/de-uskyldige/", "text": "Joachim Trier ile birlikte yazdığı senaryolardan ve aynı zamanda 2014 yapımı ilk uzun metrajı Blind ile tanıdığımız Eskil Vogt ikinci filmi De Uskyldige'yi uzun bir aranın ardından sonunda izleyiciyle buluşturdu. Yine Ellen Dorrit Petersen ve Marius Kolbenstvedt'in yer aldığı De Uskyldige'de bu sefer baş rolleri birbirinden yetenekli çocuk oyuncular oluşturuyor. Rakel Lenora Flottum, Alva Brynsmo Ramstad, Sam Ashraf ve Mina Yasmin Bremseth Asheim olmak üzere baş rolde yer alan dört çocuk oyuncu da inanılmaz bir performans sergilemişler. Ayrıca dördü için de De Uskyldige ilk oyunculuk deneyimleri. Filme dair ilgi çekici detaylardan birisi de Ellen Dorrit Petersen ve hayat verdiği karakteri ise Ida'nın annesi rolünde, aynı zamanda Petersen, Rakel Lenora'nın da gerçek hayatta annesi. Hem gerçek hayatta hem de kurgusal dünyada anne-kız ilişkisini izlemek ise oldukça enteresan. Norveç'te oldukça sıcak ve mavi gökyüzülü bir günde başlayan film öncelikle alışmış olduğumuz gerilim türünün estetik özelliklerinden bir hayli uzak. Oldukça estetik, minimal, Nordik ülkelerde denk geldiğimiz puslu ve soğuk tonlardan oluşan renk paletiyle görsel olarak süslenen De Uskyldige aynı zamanda farklı bir hikaye anlatıyor. Çocukların ürkütücü ve karanlık yanlarını bizzat konu edinen film, doğaüstü güçler elde edince çocukların da masumiyetlerini ne noktada kaybedebileceklerini sorguluyor. Ida ve Anna yaz ortasında yüksek katlı binaların bulunduğu bir siteye taşınırlar. Malum herkes tatilde olduğu için arkadaş edinmeleri biraz zor olur. Etrafta fazla çocuk olmayınca Ida bir gün Ben adında bir çocuk ile arkadaşlık kurar. Ancak zaman içinde çocukların yapmayacağı masum olmayan ve acımasız eğlencelerle vakit geçirmeye başlarlar. Bu noktada ise iyiler ve kötüler arasındaki ayrım ortaya çıkacaktır. Zamanla gelişen olaylar da bize çocukların içinde acı varsa iyi niyeti yok sayacaklarını gösteriyor. Aynı zamanda güzel ve rahatsız edici olan film, çocukların dünya algısının nasıl tamamen farklı olabileceğini de gösteriyor. Büyük beton binalar ters çevrilmiş ve sisle örtülürken, kamera aralarında oyalanarak süzülerek gizemli ve öngörülemez bir atmosfer yaratıyor. Eskil Vogt, yeni filmiyle bize çocukluğun son derece korkutucu bir dönem olabileceğini hatırlatıyor. De Uskyldige, çocukların bakış açısından anlatılıyor olabilir ama kesinlikle çocuklara uygun bir film değil."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/fugleflugten-kesif/", "text": "Rasmus Yde, Frederik Henriksen, Mathias Rosenkilde ve Anders Hamann'dan oluşan Kopenhag merkezli Fugleflugten rock, post-punk, shoegaze ve dream-pop gibi janrları harmanlıyor. 2016'da müzik evrenine giren grup Roskilde Festival, Musik i Lejet, SPOT Festival gibi Danimarka'nın önde gelen festivallerinde sahne aldı. 90'ların shoegaze tınılarını Ride ve Swervedriver'ı andıran şekilde icra eden Fugleflugten'i İngiliz rol modellerden ayıran en önemli özelliği vokal Rasmus Yde. Çoğu klasik shoegaze grubunda oldukça alçakgönüllü, işitmesi oldukça zorlu eterik vokaller varken Yde daha derin sesiyle Iceage, Shiny Darkly gibi Kopenhag rock gruplarını daha çok anımsatıyor. Bütün bunların üstüne bir de Fugleflugten'in şarkı sözleri Danca. İlk önce kendilerine Danimarka'nın en yumuşak punk grubu diyen Fugleflugten, şarkı sözlerini Danca yazmaya başlayınca yumuşaklık ortada kalmadı diyor. Ardından grup rock müzik çalmak isteyip eğlenceli olmamaları gerektiğine karar vermiş. Bir sene içerisinde hızla dikkat çeken grup 2017'de yayınladıkları ilk teklileri Alt Det Glimterin ardından Roskilde Festivali'nde sahne almış. Bizce parça grubun ilk parçası olmasına rağmen hala en iddialı parçalarından biri. Fugleflugten'in her parçası birbirinden iyi ve farklı. Galiba en iyi tavsiye rastgele bir şekilde Spotify üzerinden parçalarını keşfetmek olur."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/haxan/", "text": "Danimarka sessiz sinemasının oyuncu yönetmenlerinden Benjamin Christensen tarafından yazılan ve yönetilen Haxan İsveç-Danimarka yapımı belgesel esintili sessiz bir korku filmi. Christensen, engizisyon mahkemesi üyeleri için yazılmış olan 15. yüzyıl Alman rehber kitabı Malleus Maleficarum etrafında film evrenini oluşturdu. Mezar soygunu, işkence, rahibeler ve şeytani şabatları konu edinen Haxan, Orta Çağ cadılarının yüzyıl başındaki psikiyatri hastaları ile aynı histeriyi yaşadıkları şeklindeki bilimsel hipotezi keşfetmek için bir dizi dramatik öyküyü gözler önüne serer. Aslında belgesel formatında çekilen film cadılık ve büyücülüğü anlattığı için filmin dramatik sahneleri korku filmlerini de andırıyor. Aslında AB Svensk Filmindustri'nin yapımcılığını üstlendiği film 1920-21 yıllarında Danimarka'da çekildi. Christensen'ın titiz Orta Çağ sahneleri de beraberinde filmin prodüksiyon sürecini uzattı. Bu nedenle Haxan, 1920'li yıllarda çekilen en pahalı İskandinav sessiz filmi oldu. 1922 tarihi koşullarında bile film toplam 2 milyon İsveç kronuna mal oldu. Danimarka ve İsveç'te ilgiyle karşılanan film Almanya, Fransa ve ABD gibi ülkelerde ise sansüre takıldı. İşkence, çıplaklık, cinsel sapkınlık gibi konular filmi problematik kıldı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/italiensk-for-begyndere/", "text": "Italiensk for begyndere, Lone Scherfig tarafından yazılıp yönetilen ve Anders W. Berthelsen, Lars Kaalund ve Peter Gantzler ile birlikte Ann Eleonora Jorgensen, Anette Stovelb k ve Sara Indrio Jensen'in rol aldığı 2000 yapımı romantik komedi filmi. Film, Dogme 95 hareketinin elde taşınan video kameraların ve doğal ışıklandırmanın kullanımı da dahil olmak üzere katı ilkeleriyle yapıldı ve Dogme XII olarak biliniyor. Bununla birlikte, ton olarak sert ve ciddi olan çoğu Dogme filminin aksine, Italiensk for begyndere, hafif yürekli bir komedidir. Film, 600.000 dolarlık bir bütçeyle çekildi ve bunun 27 katından fazla hasılat elde etti. Filmin yayınlanmasından sonra, konusu ile Maeve Binchy'nin Akşam Sınıfı adlı romanının konusu arasında önemli benzerlikler tespit edildi. Distribütör Zentropa, Binchy'ye açıklanmayan bir tazminat ödedi. Dul bir papaz olan Andreas, karısının ölümünden sonra bir inanç krizi nedeniyle dinsiz hale gelen ve hatta orgcuyu yumruklayarak hastaneye yatırılmasına neden olan önceki papazdan dini görevleri devralmak için Danimarka'nın bir banliyösüne gelir. Kalmasının geçici olacağına inanan Andreas, yerel bir otelde kalır ve otel restoranında çalışan huysuz Hal-Finn'i kovması istendiği için kriz yaşayan çalışanlardan biri olan Jorgen Mortensen ile tanışır. Hal-Finn kuaför Karen'ı ziyarete gider ve hemen ondan etkilenir, ancak Karen alkolik annesine katılmak için hastaneye gitmesi gerektiğinde ziyareti kısa kesilir. Bu arada, beceriksiz fırıncı Olympia, onu sürekli azarlayan engelli ve tacizci babasıyla ilgilenir. Olympia, İtalyan annesine daha yakın hissetmek için yeni başlayan bir İtalyanca sınıfına katılmaya karar verir, ancak sınıfa katıldığı gece eğitmen ölür. Eve döner ve öz babasının da öldüğünü öğrenir. Bir süre sonra, ayrı yaşadığı annesinin de öldüğünü öğrenir. Cenazesinde Karen ile tanışır ve ikisi kardeş olduklarını ve boşandıklarında ebeveynlerinin onları ayırdığını keşfeder. Karen, Olympia'yı korumak için ona annelerinin İtalyan olmadığını ve alkolik olduğunu söylemez. Sonunda müşterilere kaba davrandığı için kovulduktan sonra, Hal-Finn İtalyanca öğretmeni olur ve Olympia hem Andreas'ı hem de kız kardeşini katılmaya ikna eder. Karen ve Hal-Finn romantik bir ilişkiye başlarlar, ancak Noel sırasında Karen, Hal-Finn'in annesini küçümsediğini duyar ve ilişkilerini öfkeyle bitirir. Jorgen, Andreas'a iktidarsızlığı ve Hal-Finn'in İtalyan arkadaşı Giulia ile konuşma sorunu hakkında tavsiye almak için yaklaşır ve onu bir yürüyüşe çıkarmaya karar verir. Bu arada Olympia, bankadan babasından kalan büyük bir mirası bildiren bir mektup alır. Bunu İtalyanca sınıfını Venedik'e götürerek harcamaya karar verir. Venedik'te Jorgen ve Giulia evlenir, Karen çok uzun kaküllerini kestikten sonra Hal-Finn'i affeder ve Andreas sakar davranışlarıyla 43 işten kovulmasına neden olan Olympia'nın koro şefi olarak işe gelmesini önerir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/karl-ove-knausgard-gokteki-kuslar/", "text": "Karl Ove'nin fotoğraflardan daha ilk görüşte etkilenmesi Roland Barthes'ın Camera Lucida (1980) kitabında bahsettiği 'studium' ve 'punctum' ayrımına giriyor. Çok basit bir tanımla studium, fotoğrafa bakan herkesin gördüğü en temel elemanlardır. Başka bir deyişle bir fotoğraf karşısında herkesin ortak hissettiği ve alımladığı şeydir. Punctum ise kişinin ilgi alanına, sahip olduğu entelektüel birikime göre değişen, fotoğraf karşısında kişiyi o fotoğrafa çeken spesifik şeydir ve punctum her kişide farklı bir eleman olabilir. Karl Ove Knausgard için de Gill'in fotoğrafları anında punctumetkisi yaratmış diyebiliriz. Kuşlar her daim etrafımızı çevreleyen canlılar olsa da Knausgard kuşlara ayrıca ilgiliymiş. Gill'in fotoğraflarına bakınca adeta kuşlara ait yepyeni bir kuş dünyasının olduğunu düşünmüş. Bu entelektüel ilhamdan sonra ise Gökteki Kuşlar'ı yazmaya karar vermiş. Kitap her ne kadar bambaşka karakterlerden oluşsa da yine de anlatı tarzından dolayı daha ilk sayfadan Knausgard hikayesi okuduğumuzu hissediyoruz. Gökteki Kuşlar, bakıma muhtaç annesine bakmak için çocukluk evine dönen bir kadını anlatıyor. Çalıştığı hastane ve ev arasında mekik dokuyan, kendine hiç vakit ayıramayan bir kadının hikayesi. Aynı zamanda çocukları ile de neredeyse çökmüş ilişkisini düzeltmeye çalışıyor. Bir gün kızı beklenmedik bir şekilde ziyarete gelince her şey değişmeye başlıyor. Knausgard bu öyküsünde aynı ailede yer alan üç kuşak kadının birbirleriyle ilişkisine odaklanmış. Bu ilişkilerin ne anlamda birbirlerini yaraladığını ve ne konuda birbirlerine destek olduğunu anlatıyor. Stephen Gill'in büyüleyici kuş fotoğrafları ise öykünün evrenine eşlik ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/kesif-aysay/", "text": "Bu sefer keşif bölümünde daha özel bir grubu sizlerle buluşturuyoruz. Danimarka merkezli, Türkiye esintili AySay ilk albümü Su Akarı Ekim 2021'de dinleyiciyle buluşturdu. Luna Bülow Erşahin, Aske Dossing Bendixen ve Carl West Hosbond'dan oluşan AySay bu sefer Roskilde Festivali'nde sahne alacak. Grup, kış aylarında da Oslo World Festivali'nde ve Danimarka'da da Kopenhag ve Arhus'taki konser mekanlarında dinleyiciyle buluşmuştu. Akan su her zaman yolunu bulur atasözünden etkilenip albümü Su Akar diye adlandıran AySay atasözünün sadeliğinden etkilenmiş. Grup, müzik aracılığıyla çeşitli dilleri ve kültürleri buluşturmayı hedefleyerek dar görüşlü ve sınırlayıcı milliyet fikirleri üzerinde ısrarcı olan dünya görüşüne karşı çıkıyor. Müzik ise dünya görüşlerini yansıttıkları bir araç olarak tezahür ediyor. Türkçe, Kürtçe ve Dancayı ses evreninde bir araya getiren AySay bir eritme potası oluşturuyor da diyebiliriz. Anadolu müziğinden, Anadolu rock'tan etkilenen grup özellikle 70'lerin psych-rock dalgasından tınılar sunuyor. Özellikle son yıllarda Avrupa'da büyük bir ilgiyle karşılaşan bu janr yeniden geri dönüyor. Luna'nın köklerinin Türkiye'ye dayanmasından ve multi-kültürel bir çevrede büyümesinden dolayı AySay'ın ses evreni böylesine katmanlı. Türkiye'ye ait enstrümanları da müziğinde bulduğumuz AySay şu anda bulunduğu Danimarka'ya dair elemanları da müziğine ekliyor. New Nordic pop ve Anadolu tınıları buluşuyor diyebiliriz. Daha önce üç dile aynı şarkıda yer verebilen AySay, yaklaşık dört sene önce Danimarka devlet kanalı DR'de canlı yayınlanan konserde, halk türküsü olan Kuş Dili şarkısını yorumlayarak Danimarka Kraliçesi ve Başbakan'ı huzurunda konser vermiş."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/kesif-lust-for-youth/", "text": "21. yüzyıl için synth pop'u güncelleyen en iyi eylemlerden biri olan Lust for Youth, ham, buzlu D. I. Y. İsveçli elektronik müzisyeni Hannes Norrvide'in daha fazla üye eklemeden ve müziklerini cilalamadan önceki projesi. 2011'deki Solar Flare gibi ilk albümlerde, Norrvide, eziyetli darkwave, minimal elektronik ve sert gürültüyle sınırlanan gotik ritimleri bir araya getirdi, ancak 2013'ün Perfect View zamanında projenin sesine daha fazla melodi ve yapı sızdı. Lust for Youth'un dönüşümü, 2014'ün çığır açan International ve 2019'un kendi adını taşıyan albümünde devam etti ve her ikisi de Depeche Mode ve New Order damarlarında kalbi kırık ama dans edilebilir şarkılar sundu. Lust for Youth 2009'da İsveç'in Göteborg kentinde Norrvide'ın arkadaşlarının bir punk grubu kurduğu ortak bir mekan/uygulama alanında başladı. Gruba katılmak istedi ama sadece oyuncak bir klavyesi olduğu için kendi müzik yapmayı tercih etti. 2011'de, Norrvide Lust for Youth için sahne alan kız arkadaşıyla birlikte yaşamak için İsveç'ten Kopenhag'a taşındı. Ayrıldıklarında ise Norrvide Var, Sexdrome ve Croatian Armor gibi projeleriyle tanınan arkadaşı Loke Rahbek'i gruba getirdi. Ardından ilk albümleri için ABD merkezli plak şirketi Sacred Bones ile anlaştılar. Ertesi yıl, Lust for Youth, projenin artan genişliğini yansıtan bir çift albüm yayınladı: On Pomegranate, Norrvide ve Rahbek yeni çağı sınırlayan atmosferik bir yaklaşım benimserken, Perfect View gizli synth pop etkisini modaya getirdi. Lust for Youth'un müziği, Norrvide ve Rahbek'in Posh Isolation mağazasından bir Var albümü satın aldığında tanıştığı yapımcı Malthe Fischer'ın yardımıyla daha da akıcı hale geldi. Fischer'ın ikiliyi stüdyosunda kaydetme teklifi Lust for Youth'un dördüncü albümü International için seanslara dönüştü. Albümü kaydederken üç erkeğin yaşadığı romantik ayrılıklardan ilham alan albüm, 2014'te eleştirel beğeni topladı. Üçlü, 2016 yılında müziklerini daha destansı bir yöne taşıyan bir dizi şarkı olan Compassion ile geri döndü. Lust for Youth, 2019'un kendi isimlerini taşıyan albümleri için Norrvide ve Fischer ikilisine indirgendi ve bu onların kendilerini müziklerinin daha parlak tarafına yeniden adadıklarını buldu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/koselig-kis-boyunca-huzurun-anahtari-olacak-norvec-konsepti/", "text": "Koselig tüm yıl boyunca geçerlidir, ancak kış döneminde bu küçük anların tadını çıkarmakla ilgilidir. Norveçlilerin çok fazla deneyimi olduğu bir şeydir. Öncelikle kelimenin kendisine bakalım: hem isim hem de fiildir. Tercümesi zor bir kelime... İngilizce karşılığı rahat anlamına gelen cozy ama Koselig'in anlamı ondan çok daha fazla. Koselig, Norveç kültürüne derinden kök salmış bir kavramdır. Bunu rahatlık ve rahatlık hissi olarak tanımlamak kolay. Ancak çoğu zaman yalnız olmaktan ziyade başkalarıyla sosyal bir ortamda olmayı içerir. Bu, memnun olmak ve hoş bir ortam yaratmakla ilgilidir. Samimiyet ve sıcaklıkla ilgilidir. Sizi mutlu eden ve içinizde o sıcacık duyguyu uyandıran her şeyden koselig olarak bahsedebilirsiniz. Koselig, birçok yönden Norveç'in Hygge versiyonudur çünkü her iki kavram da tamamen rahat hissetmek ve küçük şeylerde neşe bulmakla ilgilidir. Koselig'in Hygge'dan farklı olduğu nokta ise, sosyal yönün yanı sıra doğa ve dış mekan ile bağlantıya daha fazla odaklanmış olması. Koselig her şeyden çok bir duygudur: Rahatlık, samimiyet, sıcaklık, mutluluk, memnun olma duygusu. Koselig hissini yaşamak için Koselig şeylere ihtiyacınız var. Daha karanlık aylarda, kafeler dışarıdaki sandalyelerine battaniye koyar ve dükkanlar girişlerini mumlarla aydınlatır. Bir Koselig hissinin önemli bir unsuru açık ateştir. Birçok Norveç evinde ve kulübesinde şömine vardır ve kışın tüm Norveç'te satılık odun torbaları görebilirsiniz. Norveç'te, arkadaşlar ve aile, tümü mum ışığıyla aydınlatılmış odalarda basit, sağlıklı yiyecekler, ev yapımı waffle'lar ve kahvelerle ağırlanır. Ya da dağ kulübesinde, gündüz polser, geceleri bir şişe konyak dolaştırılır. Karanlık ve uzun kışlar sebebiyle Norveçliler, bu zamanları dört gözle beklemek ve mutlu olmak için olumlu bir şeye ihtiyacı olduğunu hissediyorlar. İşte burada Koselig kavramı devreye giriyor. Bu kış aylarında yani mutlu olmanın zor olduğu anlarda neşe bulmanın bir yolu. Koselig, özellikle bu yıl dünyadaki her şeyle alakalı. Bu yüzden umarız bu Norveç felsefesi, yıllardır Norveç'te olduğu gibi bizlere de yardımcı olabilir. Koselig zihniyetinizi değiştirmek ve daha olumlu bir yaklaşıma sahip olmak anahtardır. Bu yüzden kendinizi daha iyi hale getirmeye odaklanmaya çalışın. Kış her yönüyle kucaklayarak olabilecek en iyi şey. Örneğin açık havada olmak. Norveçliler hava nasıl olursa olsun dışarı çıkarlar. Çünkü açık havada olmak ve aktif kalmak, özellikle kış aylarında yine çok önemli olan büyük bir ruh hali güçlendiricidir. Norveç'te 'kötü hava diye bir şey yoktur, sadece kötü giyim vardır' diye bir söz vardır ve bu daha soğuk aylarda yaşadıkları bir kuraldır. Çünkü biliyorlar ki uygun şekilde giyinirseniz ve kendinizi rahat hissederseniz kışın çok daha katlanılabilir. Kendinizi mutlu hissettiren şeylere bakın. Mesela masa oyunları oynamak, lezzetli rahat yemekler pişirmek ve birlikte yemek yemek veya dışarı çıkıp kayak ve paten gibi kış sporları yapmak gibi. Ya da evde veya dışarıda eğlenmenin rahat yollarını bulun. Mesela sadece bir şeyler yemeye gidin. Temiz havada yürüyün. Ayrıca birine yardım edersek, bu da Koselig anlayışına uyar. Çünkü her zaman yardıma ihtiyacı olan biri vardır. Bu kış her zamanki gibi bir araya gelmek zor olsa da, ister arkadaşlarınızla ister ailenizle sosyal olmanın yaratıcı yollarını bulmak, bu hissi hayatımıza dahil etmenin harika bir yolu. Bu, bir arkadaşınızla sohbet etmek veya sevilen biriyle görüşme sırasında dışarıda yürüyüş yapmak kadar basit olabilir. Ya da köpeğiniz ile yaptığınız günlük yürüyüşler, tüm yıl boyunca Koselig'i hayatınıza dahil etmenin bir diğer yolu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/mutlaka-gorulmesi-gereken-en-iyi-10-isvec-mimarisi/", "text": "Stockholm takımadalarındaki Varmdö adasındaki Artipelag durağında vapurdan indiğinizde ilk dikkatinizi çeken sessizlik oluyor. Stockholm'ün merkezindeki gürültüden sadece 32 km uzakta, sığınak benzeri bir manzara ortaya çıkıyor. Kayalar, berrak deniz ve çam ağaçları, 2012 yılında ünlü Baby Björn markasının kurucusu Björn Jakobson tarafından açılan sanat galerisini güzel bir şekilde çerçeveliyor. Müze, 2973 metre kare ve çevredeki 54 dönümlük bir alanı kapsıyor ve fikir, şehre yakın ama İsveç takımadalarının özelliklerine sahip bir yer seçmekti. Alan ideal bir yerdi ve mimar Johan Nyren, manzarayla uyumlu bir sanat galerisi tasarlama görevini üstlendi. Çözüm, eğimli çam kalaslarla, gri betonla ve çevresiyle eriyen Sedum bitkisi kaplı bir binaydı. Üstelik galerinin içinde doğa hareket ediyor! Böylece ağaçlara ve denize bakan büyük pencereler en çarpıcı sanat eserlerini oluşturuyor. Stockholm'deki Modern Sanat Müzesi, aynı zamanda İsveç Mimarlık ve Tasarım Merkezi olan ArkDes'in de evidir. 1950'lere dayanan bir mirasa sahip, İsveç'in ulusal mimarlık ve tasarım merkezi olan ArkDes, bir müze, çalışma merkezi ve Stockholm'deki Skeppsholmen'de Moderna Museet ile ortak öncülleri paylaşan bir tartışma arenasıdır. İsveç mimarisi demişken sergilerin yanı sıra, harika cam pencerelere ve çekici bir işlevsel iç mekana sahip olan kütüphaneyi de kaçırmayın. İskandinavya'nın kapsayıcılık ve erişilebilirlik değerlerine sadık kalarak, merkez ayrıca şehrin geleceği gibi temalar etrafında seminerler ve konferanslar düzenler. Sergiler de genellikle genç tasarım yeteneklerini öne çıkarır. ArkDes'te iki sergi salonu, kütüphane, ofis ve kafeden oluşan ödüllü binaları İspanyol mimar Rafael Moneo tasarladı. Bir zamanlar yıkık bir sanayi bölgesi olan Malmö'deki Vastra Hamnen, son birkaç yılda tamamen yenilendi. 2001'de bölge için yeni bir gelecek senaryosu oluşturuldu. Bölge herkesin kullanımına açık, sürdürülebilir bir geleceğe dönüştürülmek istendi. İspanyol mimar Santiago Calatrava'nın 2005 yılında hazır olan neo-fütürist bükülmüş gökdelen Turning Torso, bölge için bariz bir dönüm noktası haline geldi. Çevredeki sahil gezinti yeri, kaykay parkı, plaj ve restoranlar hem yerel halk hem de ziyaretçilerin listesinde yer aldı. Böylece İsveç mimarisi terimine büyük bir katkı sağladı. Malmö şehri şimdi Vastra Hamnen için 2031'e uzanan yeni bir vizyon sunuyor. Sürdürülebilirlik İsveç'te hala gündemin merkezinde yer alıyor. İsveç'in en büyük pasif ve enerji verimli konut projesinin yanı sıra yeşil kamusal alanlar gibi sürdürülebilir planları içeriyor. Wanas Konst'un net bir vizyonu var: Herkes için çağdaş sanat ve kültür. Geçmişi ne olursa olsun herkes sanata erişebilmeli ve sanat deneyimleyebilmelidir. Bu amaçla alan bağımsız, kar amacı gütmeyen bir vakıf tarafından işletilmektedir. Böylece Wanas'ta çağdaş sanatı hem ormanda hem de çiftlik binalarının içinde görebiliyoruz. Djurberg & Berg, Ann Hamilton, Yoko Ono ve Ann-Sofi Siden gibi sanatçılara ait 70 mekana özgü sanat eserini içeren heykel parkının kalıcı koleksiyonu, İsveç yaşam tarzı hakkında düşünceleri açan büyülü bir alandır. Yani İsveçliler dolaşım özgürlüğüne erişirken herkesin hak ve sorumlulukları kimliklerinin parçalarını oluşturdu. Dünyanın her yerinden sanatçılar, görkemli eski kayın ve meşe ağaçlarıyla belirlenmiş bir doğa koruma alanı olan heykel parkında büyük ölçekli eserler yaratmak için buraya geliyorlar. İsveç'in Sydkoster adasındaki ilk deniz milli parkında yer alan Naturum, Göteborg merkezli mimarlar tarafından muhteşem bir destinasyondur. Berrak bir denizle çevrili, pürüzsüz Falun kırmızısı ahşap panelli bir cepheyle kaplı bu kızıl deniz kulübesinden ilham alan bina, sergiler, seminerler sunuyor. Ayrıca alan İsveç'in tek mercan resifinde şnorkelli yüzme ve eşsiz deniz vahşi yaşamını yakından keşfetme dahil geziler hakkında tavsiyeler de veriyor. Sydkoster aynı zamanda ekolojik bir fırın, restoran, çiftlik mağazası ve sebzelerin yetiştirildiği yemyeşil bir bahçe ile tamamlanan Pensionat Ekenas Koster'in evidir. Ama en önemlisi; Sydkoster'ın muhteşem vahşi doğasını ve ücretsiz olarak sunulan plajları. Hiç kuş yuvasında veya UFO'da uyumayı düşündünüz mü? Muhtemelen hayır, ancak İsveç'te tasarım ve mimari söz konusu olduğunda, her şey mümkün görünüyor. Treehotel, 2010 yılında Britta ve Kent Lindvall'ın 1930'lardan kalma bir huzurevini, İsveç'in kuzeyindeki Lulea havaalanından yaklaşık 100 kilometre uzaklıktaki Harads köyünde bir misafirhaneye dönüştürme hayaliyle başladı. Sonuç sıradan bir pansiyon değil, The Tree Lover filminden esinlenilmiş yedi kulübe ile tamamlanmış bir ağaç otele dönüştü. Lüle nehri vadisi, uzun çam ağaçları ve şanslıysanız kuzey ışıkları manzaralı odalar yerden 4-6 metre yüksekliktedir. Her bir kulübeyi benzersiz kılmak için, Norveçli mimarlar Snöhetta (7. oda), İsveçli Tham & Videgard Arkitekter ve Fin-İzlandalı-Norveçli stüdyo Rintala Eggertsson Architects dahil olmak üzere çeşitli İskandinav mimarlar tasarıma damgasını vurdu. Seyahat ettiğinizde bir mezarlık listede olmayabilir. Ancak Stockholm'deki Skogskyrkogarden benzersiz bir mimari deneyim sunuyor ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Büyük yeşil bir vaha olmanın yanı sıra, Şapel ve Krematoryum gibi binalar, 1915'te bir mimar yarışmasını kazandıktan sonra ünlü İsveçli mimarlar Gunnar Asplund (1885-1940) ve Sigurd Lewerentz (1885-1975) tarafından tasarlandı. Kutsal Haç Şapeli içindeki kireçtaşı zemindeki desen gibi detaylar, yas tutanların yas sırasında gözlerini dinlendirmeleri için tasarlanmış. Ayrıca cenaze töreninden sonra zemine cam bir duvar indirilebilir, böylece cemaat, cenaze töreninden sonra doğrudan yaşam alanına adım atabilir. Gunnar Asplund tipik İskandinav Klasisizmi ve işlevsel tarzıyla ünlüydü. Onun diğer önemli örnekleri için en ünlü eserlerinden biri olan Stockholm Halk Kütüphanesi'ni de listenize ekleyin. İsveç mimarisi saunalarıyla ünlü. Göteborg'daki bu yapı Frihamnen endüstriyel rıhtımındaki konteynerler ve vinçler arasında yenilikçi bir şekilde ortaya çıkıyor. Şehrin saunaya kutlamak için gitmesi tesadüf değil. İskandinavya'da burası, bir zamanlar sosyal toplantılar için bir yer olan hamamların uzun tarihinin bir parçası. Suya bakan fili andıran halka açık sauna, çoğunlukla geri dönüştürülmüş malzemelerden yapılmıştır. Soyunma odasındaki duvarlar 12.000 cam şişeden yapılmıştır. Dışı geri dönüştürülmüş çelikle kaplanmıştır ve iç kısım, sıcak ahşap astarlı bir iç mekana sahiptir. Alman mimarlık firması Raumblabor Berlin tarafından tasarlanan bina, 2021 yılında şehrin 400. yıldönümünün bir parçası olmuştur. Diğer güncel örnekler arasında, tüm şehrin tartışmalı hareketi öncesinde kamuoyu tartışmalarını teşvik etmek için sanatçı ikili Mats Bigert ve Lars Bergström tarafından tasarlanan Kiruna'daki 5x4 metrelik dev bir sauna olan Solar Egg yer alıyor. Paslanmaz altın ayna kaplamadan ve çam ve kavak ağacının iç kısımlarından yapılan yapı, yeniden yapılandırılabilir bir tasarım. Bu sauna Kasım 2017'de Paris'teki İsveç Enstitüsü'nde İsveç tasarımını temsil etti. İsveç mimarisi denilince tabii ki buz otelleri unutmamak gerek. Icehotel sadece havalı bir otel değil. Kar ve buzdan yapılan yıllık sanat sergileriyle belki de İsveç'in en eşsiz sanat galerisidir. Sürdürülebilirlik, İsveç'in en büyük nehri Torne'nin kıyısında, Kuzey Kutup Dairesi'nde bulunan bu eşsiz otelin merkezinde yer almaktadır. Tamamen nehirden gelen buzdan inşa edilen 2.100 metrekarelik bu otel, odaları tasarlayan yeni sanatçılarla her yıl yeniden şekilleniyor. İlkbaharda sıcaklık yükseldiğinde buzlar erir ve nehre geri döner. Otel yılın 365 günü açıktır ve burayı ziyaret etmek, gece yarısı ay ışığının altında köpek kızağı ve tekne gezileri gibi aktivitelerle kolayca birleştirilebilir. Otel, 2016 yılından bu yana, tüm yıl boyunca açık olan ve sıcak aylarda güneş panelleri ile soğutulan kalıcı bir yapıya sahiptir. Bu yeni ilave, ICEHOTEL 365, tümü güneş enerjisiyle çalışan 10 lüks süit, seçkin sanatçılar tarafından tasarlanan 12 sanat süiti, bir buz barı ve galeriye sahiptir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/nordik-filmler-94-akademi-odullerinde/", "text": "Norveçli yönetmen Joachim Trier'in film festivallerinde övgüyle bahsedilen, uzun zamandır merak unsuru olan filmi Verdens Verste Menneske ve Danimarkalı yönetmen Jonas Poher Rasmussen'in animasyon/belgeseli Flugt 94. Akademi Ödülleri'nde birçok kategoride aday. Her iki filmin de adaylığı Nordik sinema için tarihe damgasını vurdu. Nitekim Renate Reinsve'nin Cannes Film Festivali'nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'nü alması Norveç sineması için bir ilkti. Flugt'un üç kategoride Akademi Ödülleri'ne aday olması ise aynı derecede tarihi. Flugt'un katmanlı anlatımı, farklı biçimlerden yararlanması filmi bambaşka bir yerde konumlandırıyor. Arşiv görütüleri, 2D görseller ve etkileyici animasyonlar yönetmen Rasmussen'in Amin adındaki Afgan mültecisi olan yakın arkadaşının hikayesi. Yirmi beş sene önce Danimarka'ya gelen Amin, yönetmene travmatik deneyimlerini ve yirmi yıldır sakladığı sırlarını anlatıyor. Film, En İyi Yabancı Film; En İyi Animasyon; En İyi Belgesel kategorilerinde olmak üzere üç dalda aday gösterildi. Joachim Trier'in ilişki draması Verdens Verste Menneske ise Norveç'e ilk Oscar heykelciğini getirebilir. Aynı zamanda film, Norveç'e ilk adaylığını da getirdi. Yirmi senedir birbiriyle iş birliği yapan ve senaryo yazan Joachim Trier ve Eskil Vogt'un bunca yıldır çabası Akademi Ödülleri tarafından da meşrulaştı. Hatta Vogt Danimarka'nın adayı Flugt'un senaryosunda da danışmanlık yaptı. En İyi Orijinal Senaryo dalında aday gösterilen Verdens Verste Menneske Temmuz 2021'den bu yana toplam on beş ödül kazandı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/02/roportaj-valdimar-johannsson/", "text": "İzlanda'nın 94. Akademi Ödülleri'ne gönderdiği Valdimar Johansson'un ilk uzun metrajı Lamb / Dyrio İzlanda halk hikayelerinden esinlenen gerçeküstü bir film. Çiftçi Maria ve eşi Ingvar, hamile koyunlarından biri, çoğunlukla insan vücudu ve bir kuzu başı ve sağ kolu olan bir insan / koyun melezi doğurduğunda şoke olur. Filmin bütün odağı ise Maria ve Ingvar'ın çocukları Ada'yı kaybetmelerinin ardından yine aynı ismi verdikleri bu melez kuzu, Ada ile bağ kurmaları üzerinedir. Ancak melez olan Ada'nın biyolojik annesi bir baş belası haline gelir ve Ada ile sürekli iletişim kurmaya çalışır. Lamb, gerçek dünya ve gerçeküstü dünyanın ögeleri arasında denge kurmaya çalışır. Biz de, MUBI'de 25 Şubat'ta gösterime giren Lamb'in yönetmeni Valdimar Johansson ile film hakkında sohbet ettik. -Film boyunca Lamb'in bir korku filmi olup olmadığını bir türlü anlayamıyoruz. Daha doğrusu filmin daha çok halk hikayelerinden etkilendiği izlenimine kapılıyoruz. Filmin türünü nasıl tanımlardın ya da herhangi bir tür tanımlamasına gerek duymuyor musun? VJ: Öncelikle film türü belirlemeyi seven insanlardan değilim ama yine de Lamb'i bir korku filmi diye tanımlamadığımı açıkça söyleyebilirim. Film aslında klasik bir aile draması, sadece içerisinde bir adet gerçeküstü bir öge var. Elbette, İzlanda halk hikayelerinden genellikle ilham aldığımı söyleyebilirim. Ancak spesifik bir hikaye ismi veremem. -Devasa koyun sürülü açılış sekansı Lucien Castaing-Taylor'ın 2009 yapımı Sweetgrass filmini bana anımsattı. Filmi izledin mi yoksa filmdeki belgeselvari estetik ve ses kaydından mı etkilendin? Bu sahnedeki ses kayıt süreci nasıldı? VJ: Maalesef, filmi izlemedim. Doğrusu açılış sekansı konusunda ben ve DOP Eli Arenson çok emin değildik. Şubat 2020'de çok fena bir kar fırtınası başladı, tam da setimizden birkaç gün önce. Bu sahneyi çok kötü bir havada çok az insanla çektik. Bütün zorluklara rağmen inanılmaz bir deneyimdi. Neyseki bir çiftçi ve oğlu bize koyun sürüleri konusunda yardımcı oldu. Ses kaydını sahneyi çektiğimiz yerde yaptık ama post-prodüksiyon sürecinde ekstra sesler ekledik ve elbette mix yaptık. -Peki, kuzunun doğum sahnesini nasıl çektiniz? Böyle bir sahne çekmeyi tanımlayabilir misin? VJ: Çekime başladığımızda sadece 12 koyunun (300'den) hala doğum yapmak zorunda olduğu için bunun ne zaman olacağını gerçekten yakından izlemek zorunda kaldığımız için biraz stresliydi. Noomi Rapace biz çekime başlamadan bir gün önce geldi, vardığında çiftçi tarafından koyunları nasıl kontrol edebileceği gösterildi ve ilk çekim gününde kuzuları doğurtmak için aceleyle sete çağrıldı. Bunu daha önce defalarca yapmış gibi yaptı, çok profesyoneldi. -Son zamanlarda hayvanlarla ilişkimizi yeniden düşündüğümüz birçok film çekildi. Bir başka A24 film, Kelly Reichardt'ın 2019 yapımı First Cow'u ilk aklıma gelen örnek. Sence bu günlerde film endüstrisinde böyle bir trend mi var? Senin hikayen kafanda nasıl ortaya çıktı? VJ: Bu bir trend mi bilmiyorum ama karakterlerimizin dünyasını büyütmek, hayvanlara dünyaya ekstra bir boyut kazandırmak için hayvanları kullanmak istedim. Hayvanlar dünyayı farklı bir şekilde algılarlar, bazen insanları insanlardan önce bilirler. Büyükannem ve büyükbabam koyun çiftçisiydi ve çocukken onlara yakın yaşadığım için koyunlara çok aşinaydım. Başlangıçta bir ruh hali kitabı oluşturmuştum, bu iki unsuru içeren karanlık bir kitap: bir kuzu çocuğu ve koyun çiftçileri. Daha sonra yapımcılarım Hrönn ve Sara beni yazar Sjon ile tanıştırdı ve hep birlikte hikayeyi şekillendirdik ve Sjon daha sonra Lamb'in tam senaryosunu yazdı. -Filmi izlerken İzlanda'nın doğasından etkilenmiş olabileceğini düşünmekten kendimi alamadım. Film evrenini yaratırken bu baskın bir unsur muydu? VJ: Evet, en başından beri doğa filmde bir karakterdi. Doğa, hayatın güzelliğini temsil ediyor ama aynı zamanda biz insanlar için de bir tehdit. Bizden daha büyük ve kontrol edilemez. Biz insanlar şimdiye kadar tabiat anaya karşı alçakgönüllü olmayı öğrenmiş olmalıydık, o çok şey veriyor ama alıyor da. Ve ona saygı duymalıyız. -Aklıma gelen bir diğer unsur ise Ari Aster'ın Midsommar (2019) filmindekine çok benzer bir estetik ve renk şemasına rastlamamız ve Lamb'ın masalsı detaylara sahip olduğunu hissetmemiz. Bunların İskandinav coğrafyasından dolayı olduğunu mu düşünüyorsun? Yoksa daha çok bir tesadüf mü? -İlk etapta direkt olarak kuzuya olan anne baba sevgisini vurgulamadın ama hikaye geliştikçe seyirci olarak biz de fark ediyoruz ve siz de daha net ve somut hale getiriyorsunuz. Buradaki vurgunuz neydi? VJ: Bence burada iki önemli şey var, birincisi Maria ve Ingvar çifti, çocuklarını kaybettikten sonra kalplerindeki boşluğu doldurmak için her şeyi feda etmeye çok istekli. İkincisi, kabul etmekle ilgili. Bir çocuk sizinle kan bağı olduğu için mi sizin çocuğunuz olur, farklı bir çocuğu kabul edebilir misiniz? Filmde buna cevap vermiyoruz ama düşünmeye değer bir şey. -İzlanda Film ve Televizyon Akademisi, İzlanda'nın 2022 Akademi Ödülleri'ne adaylığı için Lamb'i seçti ve film, Cannes Film Festivali'nde Belirli Bir Bakış Ödülü'nün de sahibi oldu. Tüm bunları ilk uzun metraj filminle başarmak nasıl bir duygu? VJ: Son derece gururlu ve onurluyum. Bu benim ilk uzun metraj filmim ve hepimiz büyük bir risk aldığımızı biliyorduk. Tüm iş arkadaşlarım %120 arkamda durdu ve bunu mümkün kıldı. Sadece yaratıcı değil, aynı zamanda finansal bir risk de alan yapımcılarıma özellikle minnettarım. -Gelecek projelerinden bahsedebilir misin? VJ: Son 6 ayda çok seyahat ettim, bu yüzden istediğim gibi ilerlemek için gerçek kafa boşluğuna henüz sahip olmadım. Ancak benim ve yapımcılarımın geliştirme aşamasında olan birkaç projemiz var ve ilerlemek için zaman ayırmayı dört gözle bekliyorum. Tüm projeler, henüz onlar hakkında konuşmak için çok erken aşamada. Söyleşi için teşekkürler. Yalnız film, Cannes Film Festivali'nde Belirli Bir Bakış ödülünü kazanmadı. Festivalin Belirli Bir Bakış seçkisinde Özgünlük Ödülünü kazandı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/03/marie-sahba-never-got-to-know-you/", "text": "Norveç'in yetenekli pop müzisyenlerinden Marie Sahba Oslo'nun önde gelen konser mekanlarında ve festivallerinde sahne aldı. Müziğini icra ederken İranlı kökenlerinden ilham alan Marie, müziğine dair bütün süreçleri kendisi gerçekleştiriyor: Şarkı sözü yazıyor, yapımcılık yapıyor ve parçalarını kendi etiketi Sahba Records üzerinden yayımlıyor. Ufuktaki EP'si üzerinde çalışırken babasını kaybeden Marie kökenleri Azerbaycan, İran ve Türkiye üzerinde odaklanmaya karar verdi. Çok kültürlülüğü ses evreninde de yansıtmak isteyen Marie Sahba ilk tekli Never Got To Know You için Türkiyeli çellist Yasemin Özler ile iş birliği yaptı. Babasının anısına albüme hayat veren Marie EP'nin oldukça kişisel olduğunu ve kökenlerini güzellikle yansıttığını düşünüyor. Sahba, Never Got To Know You ile İran'daki ailesine duyduğu özlemi ve şartlar farklı olsaydı nelerin bambaşka olabileceğini anlatıyor. Aynı zamanda babaannesini onurlandırıyor ve tekli kapağını onunla süslüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/07/izlandanin-ilk-akilli-marketi-acildi/", "text": "İzlanda'nın ilk tamamıyla otomatik marketi, N r- klarverslun, geçen Çarşamba günü Reykjavik yakınlarındaki Garoab r şehrinin Urrioaholt mahallesinde açıldı. Markette ne çalışanların olduğu kasalar ne de self servis kasalar bulunuyor. Servis almak isteyen müşteriler telefonlarına marketin uygulamasını indirerek alışverişlerini tamamlıyorlar. Marketin kurucusu Örn Reynisson geleceği bu yönde gördüğü için böyle bir market açmaya karar vermiş. Marketin ismi ise İzlandacada 'akıllı market' anlamına geliyormuş. Market; bir günde yirmi dört saat, bir haftada yedi gün, yılın bütün günleri, her zaman açık olacak şekilde tasarlanmış. Reynisson markete giriş yapabilmek için de uygulamadan erişim alıp içeriye girilebileceğini ve hiç kimsenin yardımına gerek duymadan müşterinin istediği zamanda alışveriş yapabileceğini söylüyor. Şu an sistemin tam olarak işleyebilmesi için yine de Örn bir çalışan işe almak zorunda kalmış."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/08/black-light-white-light/", "text": "Serüvenine 2009 yılında başlayan Black Light White Light, solist/gitarist Martin Ejlertsen tarafından Danimarka'da kuruldu. Grubun 4. albümü ile aynı adı taşıyan teklisi 'The Admirer' 24 Haziran 2022'de dinleyici ile buluştu. The Admirer, albümden çıkan ilk tekli olan ve 14 Şubat 2022'de yayınlanan Epilepsy ve ardından 15 Nisan 2022'de gelen Du Ar Fin'i takip ediyor. Şarkı, kurtarıcı biri olmak, zorlukların ve güçlüklerin var olduğunu doğrulayan insan ömrü ile ilgili şiirsel bir metinle birlikte muhteşem bir melodi etrafında dönüyor. The Admirer hem piyano ağırlıklı duygusal bir balad, hem de klavyeli melodisi ve gümbürtülü davulları ile şatafatlı bir rock şarkısı! Martin Ejlertsen Bu şarkının biçimi, stili, ifadesi ve neredeyse antropolojik bir keşif yaklaşımıyla oluşturulma şekli birçok yönden tüm albümle eş anlamlı hale geldi diyor. Grubun şarkıyı orijinal haliyle stüdyoda çalıştıramadığını, sonunda şarkıyı tamamen parçalara ayırdıklarını ve yeni bir şekilde bir araya getirdiklerini anlatıyor. 26 Ağustos 2022'de yayınlanacak The Admirer, grubun 2018'de beğeni toplayan Horizons albümünden sonra yayınladığı ilk albüm olacak. Yeni albüm; psikedelik rock, kozmik pop ve piyano odaklı baladlarla yeni şiirsel ve melodik bölgeleri keşfederek grubun bugüne kadarki en kişisel ve çok yönlü albümü özelliği taşıyor. The Admirer, akılda kalıcı sözleri, keyifli ritmi ve melodileri ile kendine hayran bırakıyor. Black Light White Light hakkında bilgi almak için ve gelişmeleri takip etmek için web sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/08/comfort-addict-do-i-really-really/", "text": "Stockholm'ün dışında bir banliyö olan Midsommarkransen'dan çıkan Comfort Addict grubu; veri analisti Fredrik Norlindh, mühendis Richard Borg ve Ph. D. Per Andren'dan oluşuyor. Şarkı, Imagine Dragons'ın davulları ile Coldplay'in piyano melodilerinden esinlenerek eğlenceli bir karikatür olarak yola çıkıyor. Sonrasında gitar ve yaylılarla birleşen 'Do I Really Really?' akılda kalıcı bir indie pop şarkısı haline gelerek tamamlanıyor. Sözleri yazan Fredrik Norlindh şarkıda, insanları kışkırtmak veya kendini alay konusu yapmak gibi görülmek için neler yapmaya istekli olabileceğinizi düşündürüyor. Yapımcılığını Comfort Addict'in yaptığı şarkının miksajı Oskar Sandlund ve masteringi Grammy Ödülü adayı Björn Engelmann tarafından yapıldı. Şarkının bulunduğu 'Really Really!' albümü, 23 Eylül'de uluslararası platformlarda yerini alacak. Aşina olduğumuz melodileri ve akılda kalıcı sözleri ile 'Do I Really Really?' modumuzu yükseltiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/08/daniel-schulz-make-it/", "text": "Daniel Schulz, hip hop ve R&B'nin canlandırıcı ritimleriyle melankolik notaların birleşiminden oluşan İskandinav Pop'u ile tanınıyor. 2017'de yayınladığı ilk teklisi 'Turn Back Time' ile Danimarkalı bir şarkıcının en çok dinlenen ilk teklisi unvanına sahip olan şarkıcı, dünyayı dolaşarak birçok ünlü ismin yapımcılarıyla çalıştı. Ancak stüdyo yaşamı ve hızlı yükselişi, Daniel'ın hem kişisel hem de duygusal yaşamındaki değişikliklerle kesintiye uğradı. Fakat şimdi kendi rüya takımı ile hikayesini anlatmaya ve yeni teklisi 'Make It' ile yeni bir başlangıç yapmaya hazır! ''Yeni şarkılarımı, hikayemi bilmeyen biriyle paylaşmak için kendimi zor zamanlar ve benim için gerçekten bir anlam ifade eden şeyler hakkında yazmaya zorlamak için anılar ve anlardan oluşan bir karalama defteri yapmak istedim. Gerçekten korkutucu bir süreçti. Ama her şeyden çok, bu duyguları ifade etmek beni özgür hissettirdi. diyor Daniel. 'Make It', 24 yaşındaki sanatçının yayınlanacak olan ilk albümünün canlandırıcı, ilham verici ve akılda kalan ilk teklisi olarak piyasaya çıkıyor. Daniel şarkıyı, hayatının parlak taraflarını tekrar görmek için sevgiye ve cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyan sevdiği bir arkadaşı için yazmış. Dinledikçe cesaretlendiren, içimizin umut dolmasını sağlayan, eğlenceli ritmi ve hafızamıza hemen kazınan sözleri ile 'Make Itin listelere güzel bir giriş yapacağını düşünüyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/08/frum-run/", "text": "Jenny Kragesteen sahne adıyla FRUM, Faroe Adaları'nda büyümüş ve etrafındaki muhteşem doğadan sonsuz ilhamlar almış şarkıcı ve söz yazarı. 2016 yılı sonlarında ilk şarkısını çıkarmasının ardından Faroe Adaları'nı aşan uluslararası bir üne sahip olan ve birçok ülkede performans sergileyen sanatçı, son birkaç yıldır İzlanda'da yaşıyor ve yeni şarkıları için ilham arıyor. 16 Eylül'de dinleyici ile buluşacak olan 'For The Blue Sky' albümü, sonsuz ancak çoğu zaman muğlak bir gerçeklik kaynağından yazılmış büyüleyici, vizyoner ve melankolik bir kayıt. 'Bir günlüğüne hangi zaman dilimini ziyaret etmek istersin?' sorusuna verdiği ''Çok erken doğduğumu hissediyorum. Dünyada ve gelecekte henüz bilmediğimiz ve görmek istediğim o kadar çok şey var ki!' cevabı ile hissettiğimiz doyumsuz merak ve ileriye bakma şekli; albüme, parçaların yenilikçi ses ve aranjmanlarına da yansıyor. FRUM, müziği ve görselliğinin izleyiciye yansıması konusunda hassas bir anlayışa sahip. 'For The Blue Sky' albümü, görsel olarak olduğu kadar kompozisyon olarak da güçlü ve tutarlı bir çalışma bütünü. FRUM'un her performansı sesleri, sözleri, videoları, kıyafetleri ve görselleri bir araya getiren sanatsal bir sürecin çıktısı. Görselliğe ve estetiğe olan derin ilgisi, ister bir festivalde ister bir dağ gölünde yüzen bir sahnede olsun her performansını benzersiz bir deneyim haline getiriyor. Genellikle kendisinin yönettiği, stylingini ve kurgusunu kendisi yaptığı müzik videoları, heyecan verici evrenini tamamlıyor. Yeni teklisi RUN, daha önce dinleyici ile buluşan ''Tumbled ve Again and Again'' parçalarını takip ediyor. Dinlerken İskandinav ülkelerinin güzel soğuk havalarını hissedebileceğiniz samimi, rüya gibi, sakin, zamanın temposuna uygun ve keyifli bir pop şarkısı!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/08/melby-music-should-feel/", "text": "Kulağa hoş gelme konusunda yetenekli olan Melby, Music Should Feel ile müzik ve hatıralardan oluşan sıcak, çekici, küçük bir pop kokteyli ile kalbinize ulaşmak için bağırmaya ya da çığlık atmaya gerek duymuyor. Şarkıyı dinlemek, eski bir dostla vakit geçirmek gibi hissettiriyor. Zarif, sakin melodilerle başlayan şarkı saksafonun sesi ile birleşince daha da rahat hale geliyor. Matilda Wiezell'in vokalindeki rahatlık, hüzün ve duygular şarkının temposuyla birleşiyor ve anılarımızı ziyaret ederken bize iyi bir yol arkadaşı oluyor. Wiezell, Music Should Feel parçası için Aşk, birini özlemek ve bu duyguları işlemekle ilgili. Kabul, geçmiş deneyimlere övgü ve yeni iyi deneyimler için umut. Şarkının oluşumu oldukça zaman aldı. Bir süre unutulmasına rağmen uzun provalar ve demo denemeleri sonucunda tekrar hayata döndü ve ortaya çıktı.' diyor. Belirsizlik denizinde rahatlık bulmak 'Looks like a map' albümünü tanımlamak için doğru bir cümle olabilir. Albüm, Melby'yi insan ve grup olarak büyüdükleri, ufuklarını genişlettikleri, daha derin ve ağır temalara odaklandıkları, yabancılaşan dünyada bir yuva bulmaya çalıştıkları anda yakalıyor. Müziklerindeki sihirli dokunuş bazen yumuşak bazen sersemletici bazen bir rüya gibi bulanık bazen de patlayıcı bir ritme sahip. 21 Ekim'de çıkacak olan ve 11 şarkıdan oluşan albüm, grup için daha da büyük şeylerin geleceğini işaret ediyor. Music Should Feel teklisini ilk dinlemenizden sonra 'yeniden başlat'a alacağınıza eminim. Grup hakkında daha fazla bilgi edinmek için web sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/08/netflix-dizisi-karlek-anarki/", "text": "2020 yılında ilk sezonunu izlediğimiz Karlek & Anarki ikinci sezonu ile geçtiğimiz haziran yayınlandı. Dizide yayınevi danışmanı olan Sofie ve bilişim teknisyeni Max, toplumsal normlara meydan okuyan bir flört oyununa başlar ve bu oyun onların bütün hayatlarını gözden geçirmelerine neden olur. Aile arasında geçen diyaloglar, insanların gaslighting dolu evliliklerinden kurtulup hayatlarında kendilerini ön plana koyması, günlük hayat koşuşturması, iş yerinde çalışan herkesin fikirlerini özgürce belirtebilmesi, kuşaklar arasındaki farkın ve teknoloji ile birlikte gelen değişimlerin eğlenceli bir şekilde yansıtılması diziyi sıcak ve bizden yapan özelliklerden. Ayrıca bol bol kazak, sıcak kahve, soğuk Stockholm sokakları ve kızarmış burunlar göreceğimiz sahneler soğuk severlere özel hizmet sunuyor. Sekiz bölümden oluşan sezonları ve en fazla 36 dakikalık bölümleri ile dizi bizler için keyifli bir çerez haline geliyor!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/anna-soleil-its-you/", "text": "Sanatçı, yapımcı ve söz yazarı olan Anna Soleil, kendi müziğini yaratmak için birçok farklı türde çalışıyor. Çocukluğunda Norveç Operası'na katılmasının etkilerini ve Annie'nin bir 2004 pop klasiği olan 'Chewing Gum' parçasına olan takıntısını akustik, elektronik müzikle birleştiriyor ve kendi müziğini oluşturuyor. Utangaç ve 'kafasının içinde çok vakit geçiren' bir çocuk olduğunu belirten Anna için müzik, özgürleştirici bir alan haline gelmiş. Pop, klasik ya da opera yani müziğin her alanı, kendisine ilham kaynağı olmuş ve iletişim kurmasını sağlamış. Müziği için; Kendimi özgürce ifade edebilir ve kim olduğumun her bir parçasını gösterebilirim. Bu alanın içinde gerçekten cüret ediyorum. diyor Anna. It's You sarmal piyano dokunuşları ve Anna'nın çarpıcı hafif opera vokaliyle başlıyor; sonra ince perküsyon, yaylı çalgılar ve elektronik müzikle birleşiyor. Çok çeşitli türlerden etkilendiğini itiraf eden Anna, stilinden yama işi yorgan diye bahsederken sergilenen renk ve desenlere odaklanarak yaptıklarının zorluklarını anlamamızı istiyor. Huzurlu sesi ve sakinleştiren müziği ile Anna- It's You, yağmurlu bir günde kahve ile bize eşlik etmeye hazır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/blaue-blume-country/", "text": "Danimarka'nın en iyi gruplarından Blaue Blume, çok sevilen albümleri 'Bell of Wool'dan 3 yıl sonra yeni teklileri 'Country' ile bizlerle. Grup şimdilerde Jonas Smith, Soren Buhl Lassen ve Buster Jensen'den oluşuyor. 'Country' ile alışılmış tarzlarının dışına çıkarak dinleyiciye sakin ve rüya gibi bir sadelik sunuyor. Jonas Smith'in yeni şarkımız, kırsalda bir hayatın romantik fikriyle flört ediyor. diye nitelendirdiği 'Country', sevdiklerimizle sakin bir hayat yaşama hayalleri kurmamızı sağlarken sözleri ve müziğiyle kendine hapsediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/dossi-lovebirds-pt-1-love/", "text": "DOSSI olarak bilinen Ingrid Dossland, ilk EP'i 'bluebirds' ü 2021'de yayınlamasının ardından 2022'ye 'last time together/how it ended' adlı ikili bir single çalışması ile başladı. Sonrasında jasmine, darling ve wildflower' şarkıları ile yoluna devam eden sanatçı, bugün ilk albümünün birinci kısmı olan 'lovebirds pt.1: love' ı yayınladı. Sanatçı; kayıp, keder ve anıları içeren bir şarkı koleksiyonu olan bluebirds'ün ardından 2022 yılında çıkardığı tekliler ile umut ve salıverme duygularına geçiş yapar. Şarkılarında kullandığı kuş cıvıltıları ve bu kuşları havaya salıvererek uçup gitmeleriyle iyileşme sürecinin gerçekleşmesini başlatır. Wildflower ve jasmine, darling teklilerini de içeren albüm, aynı zamanda bugüne kadarki en hareketli parçası olan ve Taylor Swift'e atıfta bulunan tough love ile DOSSI'ye yeni bir yön katıyor. Frankie Cosmos ya da Lucy Rose'u anımsatan müthiş bir bağımsız çalgı, DOSSI'nin bir sanatçı olarak sürekli geliştiğini ve daha iyiye gittiğini gösteriyor. Umudu aramaktan ve sevmekten hiçbir zaman vazgeçmemeye!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/eiriksstadir-viking-longhouse/", "text": "Vikingler yaklaşık 874 yılında Norveç'ten İzlanda'ya göç etmeye başladılar ve sonunda yerleştiler. Bu nedenle İzlanda'da Viking tarihi açısından görülebilecek bir çok bölge mevcut. Batı İzlanda'da bulunan Eiriksstaoir köyü, Kızıl Erik ve eşi joohildur'un Haukadalur vadisinde yeniden inşa edilmiş eski çiftliği. Eiriksstaoir'i ziyaret ettiğinizde sizleri rehberler karşılıyor ve Vikinglilerin yaşam biçimi, otantik Viking aletleri, işçiliği, el yapımı orijinal aletlerin yanı sıra kıyafetleri ve mimarisi hakkında bilgi veriyor. Köyde bulunan Viking Longhouse yani Kızıl Erik'in evinin replikası ise yerli halk ve turistler tarafından sıkça ziyaret edilen en önemli tarihi evlerden biri. Ziyaret esnasında evin tam ortasında yanan ateşin etrafında oturup hikayeler dinleyebiliyor, Vikingler gibi giyinip Viking silahlarını deneyip miğfer takabiliyor ve kendinizi o döneme ışınlanmış gibi hissediyorsunuz. Kızıl Erik'in gerçek evinin olduğu bölgenin aşağıdaki çim alan olduğu tahmin ediliyor. Arkeolojik kazılardan sonra alanın çimlerle kaplanması nedeniyle araştırmaya devam edilememiş. Yerine inşa edilen ev ise basit çim duvarlı yapıya sahip. Evin bir uç duvarı çimlerden uzak tutuluyor ve çim blokların neredeyse tuğla gibi kullanıldığını anlamamızı sağlıyor. Köy aynı zamanda, Kızıl Erik'in kaşif oğlu Leif Eiriksson'un doğum yeri. Leif Eiriksson'un Grönland'ı dışlayan ve Kuzey Amerika'yı keşfeden ilk Avrupalı olduğuna inanılıyor. Eiriksstaoir'i ziyaret ettiğinizde sizi 1000 yıllık kalıntılara götürecek patikalarda dolaşabilir ve Leif Eiriksson Şanslı Leif'in heykelini de görebilirsiniz. Kendinizi birkaç saatliğine Viking gibi hissedeceğiniz evi ve köyü gezerken 10. yüzyıldan kalma Viking kemik kalıntılarını yakından görme fırsatını dahi yakalamanız mümkün!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/embla-nordik-gida-odulleri-2021/", "text": "Hem Nordik hem uluslararası alanda Nordik yemekleri ve yaratıcı ekiplerinin görünürlüğünü artırmayı amaçlayan Embla Nordik Gıda Ödülleri 2017 yılından bu yana her iki senede bir yapılıyor. Gıdaya saygılı, doğaya duyarlı, sürdürülebilir ve yenilikçi restoran sayısını gün geçtikçe artıran Nordik ülkelerin restoran ödüllerinin 2021 yılı kazananları 22 Haziran 2022 tarihinde belli oldu. Üçüncüsü yapılan törene rekor sayıda aday gösterildi ve kazananlar sürdürülebilirlik, ilham, özgünlük ve Nordik kimliğine sahip olma gibi kriterlere göre seçildi. Ödülün sahibi The JunkFood Project, iki Michelin yıldızlı restoran Alchemist'in Baş Aşçısı Rasmus Munk tarafından 2020'de Covid-19'un restoranları kapatması sonrası kuruluyor. Projenin amacı, evsizlere yetenekli şefler tarafından lezzetli ve besleyici yiyecekler pişirmek. Sürdürülebilirliğe önem veren proje, FodevareBanken ile işbirliği yapıyor. Yerel üreticilerden artan gıdaları kullanarak menülerini mevsime uygun tutuyor ve gıda israfını azaltmaya odaklanıyor. Ödülün sahibi Det Gronne Museum, hem çocuklar hem de yetişkinlere Nordik yemek kültürünü ve tarihini deneyimleme fırsatı sunuyor. Müze eski bitki çeşitlerini, hayvan ırklarını korumak ve yetiştirmek için aktif olarak çalışıyor. Müzenin içerisindeki yemek okulu, konuklara eski mutfak tekniklerini gösteriyor ve Danimarka'da geleneksel olarak kullanılan tarihi mutfak gereçleri ve teknikleri hakkında bilgi vererek yemek hazırlama pratiği yaptırıyor. Tarihe ve doğaya düşkünler için Det Gronne Müzesi, hikaye anlatımları ve ellerinizi keyifli bir şekilde kirletmesi nedeniyle benzersiz bir Nordik deneyimi. - Nordic Food Producer 2021: Fredriksdal Kirseb rvin, Danimarka - Nordic Food Entrepreneur 2021: Andreas Sundgren, Brannland Cider, İsveç - Nordic Food Artisan 2021: Undredal stolsysteri, Norveç - Nordic Food Communicator 2021: Det Gronne Museum, Danimarka - Nordic Food for Many 2021: The JunkFood Project, Danimarka - Nordic Food Destination 2021: Kvitnes gard, Norveç - Nordic Food for Children and Young People 2021: Geitmyra Credo, Norveç Diğer adayları görmek için web sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/galdhopiggen-dagi/", "text": "Galdhopiggen Dağı, Norveç'in Innlandet ilçesindeki Lom Belediyesi'nde yer alıyor. 2.469 (8100 ft) metrelik zirvesi ile Galdhopiggen, Kuzey Avrupa'nın ve Norveç'in en yüksek dağı. Yıllarca unvanını alamamış olan Galdhopiggen'den önce en yüksek zirve olarak Dovrefjell serisinde bulunan Snohetta biliniyormuş. Daha önce deneyenler olmasına rağmen Galdhopiggen'in zirvesine ulaşılamamış. Fakat sonunda 1850 yılında Lom'da yaşayan rehber Steinar Sulheim, yerel öğretmen Lars Arnesen ve kilise müdürü Ingebrigt Flotten zirveye ulaşmış. Galdhopiggen'in en yüksek zirve olmasının sizi korkutmaması gerekir, çünkü zirveye ulaşmak düşündüğünüz kadar zor değil. Uygun teçhizatla ve rehberle buzulları da kolayca geçerek zirveye ulaşılabiliniyor. Yaklaşık üç saat süren zirve yolculuğunun en önemli noktalarından biri ise Styggebreen buzulu. Stygg ve bre kelimelerinden oluşan buzulun ismi 'çirkin buzul' anlamına geliyor. Ancak buzulun adını yerel dilde 'tehlikeli' anlamına gelen stygg kelimesinden aldığı da söylenir. Buzula gelmeden önce yürüyüşteki herkes uzun bir ipe bağlı bir koşum ile birbirine bağlanıyor. Galdhopiggen'e çıkmak için Jotunheimen'den başlayan birçok rota var ancak bunlardan en çok kullanılan Juvasshytta ve Spiterstulen rotalarıdır. Galdhopiggen zirvesine giden yol oldukça uzun ve engebeli olması nedeniyle denge, takım çalışması ve dayanıklılık gerektiriyor. Bu nedenle yolculuğun bir rehber eşliğinde yapılmasının en güvenceli yol olduğu belirtiliyor. Bazı rotalar, buzul geçişleri olmaması nedeniyle rehbersiz de yapılabilir ancak bu durumun rotanın süresini artırdığı da kaçınılmaz bir gerçek. Zirveye giden rotalar üzerinde dinlenmek, konaklamak ve ihtiyaçları gidermek için birkaç adet dağ evi de bulunuyor. Ayrıca yolunu kaybedenler, yorulanlar ve yardıma ihtiyacı olanlar için rotalarda her yıl gönüllü kurtarma ekipleri bulunur. Zirveye ulaşıldığında Jotunheimen dağları ve göllerinin 360 derecelik panoramasıyla ödüllendiriliyorsunuz. Doğayı, yürüyüşü, manzara seyretmeyi seviyorsanız ve yükseklik korkunuz da yoksa Galdhopiggen Dağı'na giden yol tam size göre."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/geranium/", "text": "Kopenhag'da bulunan Geranium, Dünyanın En İyi 50 Restoranı 2022 listesinde Avrupa'nın En İyi Restoranı ve Dünyanın En İyi Restoranı olarak seçildi. 2012 yılında 49. olarak girdiği listede geçen sene 2. olan restoran aynı zamanda 3 Michelin yıldızına sahip. 2007 yılında Rosenborg Kalesi yakınlarındaki King's Gardens' da açılan Geranium, mutfak ve yönetimin sıkı çalışması sayesinde sadece 1 yıl sonra ilk Michelin yıldızını alıyor. 2010 yılında finansörlerden birinin iflası sonucu kapanan restoran, yeni kaynaklar bulunduktan sonra tekrar açılıyor. Çok geçmeden 2. yıldızını da alan restoran hemen ardından 3. yıldızını da alıyor ve muhteşem bir geri dönüş yapıyor. Milli stadyumun da içerisinde bulunduğu F lledparken'de yeni yerini açan restoran, misafirlerine panoramik park manzarası imkanı sunuyor. Geranium aynı zamanda açık şömineler, sarı ahşap ve modern Nordik dekoruyla birlikte açık mutfak konseptine de sahip. Bocuse d'Or bronz, gümüş ve altın madalya sahibi olan Şef Rasmus Kofoed, kişisel olarak et yemeyi bırakmasından 5 yıl sonra restoranın menüsünü de pesketaryen olarak değiştiriyor. Başlangıçta sadece öğle yemeklerinde etsiz menüye geçen restoran, kısa bir süre sonra bütün menüde değişikliğe gidiyor. Şef Kofoed bu değişimi 'Menü, benim kim olduğumun ve bir şef, insan olarak nasıl evrimleştiğimin yansıması' olarak yorumluyor. Şef Kofoed menüsünde yalnızca Danimarka ve Nordik ülkelerdeki organik, biyodinamik çiftliklerden sağladığı yerel deniz ürünleri ve sebzelere odaklanıyor. Doğadan ilham alarak tasarladığı menüye ise 'Bahar Evreni' adını veriyor. Menüde süt, lahana ve elma ile hafif tütsülenmiş balık yumurtası, salamura şerbetçiotu ve orman mantarları gibi ürünler yer alıyor. Deneyimlemek isteyenler için restoran rezervasyonlarını 3 ay önceden açıyor ve saniyeler içerisinde doluyor. Elinizi çabuk tutmanızda fayda olduğunu hatırlatıyor ve bu şansa erişenlere nyd dit maltid diyoruz. Fotoğraflar ve daha fazlası için restoranın sitesini ziyaret edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/haftalik-kesif-2/", "text": "Grup üyesi 4 arkadaşın en önem verdiği şey farklıları ne olursa olsun bir araya gelmek ve müzik yapmak. Yakında çıkacak olan ve yapımı sadece 20 gün süren albümün çıkış şarkısı ise 'Muscles'. Grup şarkıyı yaparken Steinbeck Gazap Üzümleri'nden ilham alıyor. Dini türkülerle yetişen ve kariyerine klasik şarkı söyleyerek başlayan şarkıcı, 'Secret'ı Kuzey Norveç'te deniz kenarında küçük bir kulübede yazıyor. Inger, şarkısının 'tanıdığı birinin güç suistimaline kurban gittiğine üzülerek tanık olduktan sonra' yazıldığını söylüyor. #metoo hareketine dikkat çekerken ve yaşanılanlara bir tepki olarak şarkıyı yazdığını belirtiyor. Köpekleri Jedna and Hero'nun tedavisi için müziğe ara veren grup, ilk albümleri 'Eccolalia'yı bitirmek için çok emek sarfediyor. Albüm, söz yazarı ve solist Anti Zurowski'nin nöropsikolojik değerlendirmede olduğu zamanı ele alıyor ve sözlere; rüya gibi, mecazi, tekrarlayıcı ve iç konuşmalarının geçtiği kaotik diyaloglar şeklinde yansıyor. Şarkıcı, 2022 yılında solo kariyerine odaklanıyor ve şarkılarında son derece kişisel konularda deneyler yapıyor. Josephine, hiper pop ritimleriyle dolu teklisi 'Bad Dream' in hiçbir şey için endişelenmemeye veya hiçbir şeyi fazla düşünmemeye dair olduğunu söylüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/haftalik-kesif-3/", "text": "Yakında çıkacak olan ilk EP'lerinin yeni teklisi ile grup, eğlenceli melodileri indie rock ile harmanlamayı ne kadar iyi bildiğini gösteriyor. Bikelane, Radiohead melodilerinden ve The Strokes vokallerinden ilham aldıkları Bird's-eye view'da kasvetli ruh hali içindeyken dans edebilmenizi sağlıyor. Edinburgh merkezli sanatçı/yapımcı Becca Shearing, diğer adıyla SHEARS, yeni EP'sinin çıkış şarkısı Neighbourhood için Uzun bir aradan sonra tüm arkadaşlarınızı bir araya getirmekle ilgili diyor. SHEARS tarafından yazılmış olan şarkının mix ve masteringi de kadınlar tarafından yapılmış. 80'ler ve 90'ların alternatif rock'ı ile İskandinav popu birleştiren Kindsight, geçtiğimiz aylarda yayınladığı ilk albümleri 'Swedish Punk'tan sonra ilk teklisi 'Love You Baby All the Time' ile yoluna devam ediyor. Nina Hyldgaard Rasmussen, Soren Svensson, Anders Prip ve Johannes Jacobsen'dan oluşan grup Kopenhag'ın indie sahnelerinde ün kazanmış durumda. Hayatı boyunca birçok punk grubunda çalan Per och Olof, solo kariyerinde temposunu biraz yavaşlatıyor. 2021'in ilk yarısından bu yana yayınladığı şarkıları ile birlikte daha önce yayınlanmamış yeni şarkılarından oluşan ilk albümü Radd hast'ı dinleyici ile paylaşıyor. Resa Saffa Park, yeni teklisi Kids Lack Rock'n'Roll'u sonbaharın ilk gününde piyasaya çıkardı. Şarkı, pandemi sonrası Resa Saffa Park'ın depresyonla mücadele ettiği dönemde yazılmış. Sanatçı, karanlık bir dönemden geçmenin zorluğunun yanında hissettiklerini kalemine yansıttığı için mutlu olduğunu söylüyor. Jean Root, daha önce single olarak çıkan Thinking, Hold Me Close ve Fall Through parçalarını da içeren 'Try Again Tomorrow' adlı EP'sini yayınladı. EP; korku, üzüntü, başka bir şeye duyulan özlem ve hayal kırıklığı duygularının etrafında geziyor. Ancak sadece kasvetli bir havada kalmıyor ve EP'ye adını veren 'Try Again Tomorrow' ile melankolik bir şekilde kabullenmeyi de anlatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/haftalik-kesif/", "text": "Finlandiyalı sanatçı, hayatına giren birine duyduğu platonik aşkın devamında gelen takıntılar üzerine 'Obsessed'i yazar. Netflix'te çok fazla 'You' izlemenin de şarkının oluşumunda etkisi olduğunu belirten Nea' nın son teklisindeki bir şeyler hepimize tanıdık gelecek. Grubun daha önceki şarkılarından farklı, hayallere dalmış mantıksız fantezi dünyaları hakkında yazdıkları enerjik 'Fantasia', melodik bir arpej üzerinde ilerliyor. Şarkı aynı zamanda grubun ilk albümü olacak 'Kaleido'dan yayınlanan üçüncü ve son tekli. TSSB'ye sahip Elle, müziğin sağlık sorunları hakkında dürüst ve açık olmanın bir yolu olduğunu söylüyor. Yeni teklisi 'Hazy' de sürekli gördüğü karmaşık, ürkütücü ve bulunduğu yerden kaçma hissi veren kabuslarından ilham alan sanatçı, müzikal olarak da bizlere rüyadaymışız hissi veriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/jean-root-try-again-tomorrow/", "text": "Jean Root, daha önce single olarak çıkan Thinking, Hold Me Close ve Fall Through parçalarını da içeren 'Try Again Tomorrow' adlı EP'sini yayınladı. EP; korku, üzüntü, başka bir şeye duyulan özlem ve hayal kırıklığı duygularının etrafında geziyor. Ancak sadece kasvetli bir havada kalmıyor ve EP'ye adını veren 'Try Again Tomorrow' ile melankolik bir şekilde kabullenmeyi de anlatıyor. Try Again Tomorrow hakkında Şarkı, ruhsal hastalığımla olan duygusal yolculuğumu özetliyor. Kelimeler bazen başarısız olduğunda, bir şeyi işlemem gerektiğinde müzik her zaman yanımda. Müziğimden umduğum başkalarına da yaşadığım duyguları hissettirebilmek. Bu EP, kendime yarın başka şeylerle uğraşmanın sorun olmadığını, kendimi her zaman bu kadar çok zorlamak zorunda olmadığımı hatırlatmak için yazıldı. Kendime karşı acımasızım ve yaptığım hatalarda sadece insanım. Başımıza gelebilecek en kötü şey, yarın yeni şeyler denemek zorunda olmamızdır diyor Jean Root. Jean, ilkbahar ve yaz ayları boyunca Stockholm'de birçok mekanda sahneye çıktı. Oslappt adlı podcaste konuk olup canlı performans sergileyen sanatçı, Apple ve Spotify tarafından birçok çalma listesine eklendi. Jean yapmış olduğu tekliler ile kısa sürede hem İsveç hem de uluslararası medya tarafından fark edildi ve övüldü. Birçok önemli sanatçı ile çalışan Jean Root, melankolik sesi ve müzikal yetenekleri ile etkiliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/marie-sahba-fall-apart/", "text": "Marie Sahba, Ekim ayında çıkacak olan AZERI BABY adlı EP'sinin ilk teklisi 'Never Got to Know You' dan sonra yeni teklisi 'Fall Apart'ı da bizlerle buluşturdu. Kökleriyle gurur duyan Marie Sahba AZERI BABY'de İran mirası ve ailesinin, kim olduğunu ve sanatçı kimliğini ne büyük ölçüde etkilediğini beş adet şarkıyla anlatıyor. EP'nin adı, ilham kaynağı babaannesinin atalarının geldiği Azerbaycan ve Kuzey İran'da konuşulan Azerice' den geliyor. Marie Sahba, albümde, İran ve Türkiye'den gelen geleneksel ritimleri ve enstrümanları İskandinav popunun ritimleri ve prodüksiyonuyla kusursuz bir şekilde birleştiriyor. Marie, şarkının üzerinde çalışırken babasına dinletir ve ondan geleneksel bir Farsça deyiş duyar; Affetmek güzeldir, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez ve yolculuğun kendisi güzeldir 1 ay sonra vefat eden babasının sözleri hala Marie'nin kalbinde çınlıyor ve 'Fall Apart' ve AZERI BABY'yi bitirmesine yardım ediyor. Fall Apart'ı dinlerken kendinizden ve kökenlerinizden bir şeyler bulacağınıza eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/neon-ion-mood-cosmic/", "text": "Natalie Sandtorv'un Neon Ion'u, 2020 çıkışlı Heart Echoes albümü ve 2021'deki üç bağımsız teklisinden sonra bu yılın başlarında yayınladığı Wildfire ve Stay Love ile geri döndü. Şimdi ise yazın bitmesiyle başlayan uzun gecelere Mood Cosmic adlı ikinci albümüyle eşlik etmeye hazır. İlk albüm Heart Echoes'un hafif ve R&B/pop dünyasına nazik girişinden sonra Natalie Sandtorv, şarkı yazarlığına bakışında değişikliğe gidiyor. Dinleyiciye ve keşfetmeye odaklandığı albümünde sesine daha fazla yumuşaklık getirirken odağına ilişkilerdeki romantizmi alıyor ve sonucunda ortaya çok memnun kaldığı bir iş çıkıyor. Natalie, Mood Cosmic'in açılış parçası 'Lament'te vokallerini bilgisayar benzeri bir sese çevirip bizi şaşırtıyor. Albümün son parçası 'Orbit Alt Version'da ise Norveçli caz trompet efsanesi Arve Henriksen ile dinleyiciyi organik bir yolculuk macerasına götürüyor. Denemelerden oluşan Mood Cosmic ve Neon Ion'un müziğini biz çok sevdik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/netflix-dizisi-clark/", "text": "İsveçli banka soyguncusu Clark Olofsson' un otobiyografisinden uyarlanan CLARK, İsveç Netflix yapımı biyografik suç-drama-komedi dizisi. Diziye ismini veren Clark Olofsson'u tanımıyor olabilirsiniz ancak kendisi sayesinde ortaya çıkan 'Stockholm Sendromu' terimine oldukça aşina olduğunuza eminiz. Clark'ın doğumundan başlayan dizi devamında travmalarından, suçlarından, aşklarından ve meşhur Norrmalmstorg soygunundan bahsederek ilerliyor. Çocukluğundan beri birçok suça karışan Olofsson, hapishaneleri evi olarak betimliyor. Evinden kaçmak için her yolu deneyen Clark'ın sevgililerinden birinin öğretileri doğrultusunda aktivist olması sonucu yaptıkları ise kendisini ülke çapında ünlü yapıyor. Sempatik, yakışıklı, çapkın, insan ilişkilerinde iyi ve seks bağımlısı bir karakter olan Clark, 'En iyinin en iyisi olamıyorsan, en kötünün en iyisi olduğundan emin ol.' mottosu ile ünlü bir soyguncu olmak için eline geçen her fırsatı değerlendiriyor. Çaldığı paralarla anlık olarak hayatını yaşayan Clark'ın arka planında ise küçüklüğünde başta ailesi daha sonra koruyucu ailesi tarafından istismar edilmiş bir çocuk yatıyor. Eğlenceli, hızlı ve hareketli sahneleri sayesinde kendisine hayran bırakan dizinin ve karakterin sevilmesinde yönetmen Jonas Akerlund ve Clark Olofsson'a hayat veren Bill Skarsgard'ın mükemmel oyunculuğunun etkisi çok büyük. Anti-kahraman bir karakterin hikayesinin anlatıldığı dizi eğlenceli, çekici ve komik. Bir suçluyu desteklemeye teşvik etmek arasında ince bir çizgide dolaşan diziyi izlerken Clark'ın kahkahası karşısında bazen gülüp bazen de sinirlenebilirsiniz. İzlemek için ilginç ve merak uyandıran bir hikaye arıyorsanız, bizden size öneri!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/resa-saffa-park-kids-lack-rocknroll/", "text": "İşlerini yakından takip ettiğimiz Resa Saffa Park, yeni teklisi Kids Lack Rock'n'Roll'u sonbaharın ilk gününde piyasaya çıkardı. Şarkı, pandemi sonrası Resa Saffa Park'ın depresyonla mücadele ettiği dönemde yazılmış. Sanatçı, karanlık bir dönemden geçmenin zorluğunun yanında hissettiklerini kalemine yansıttığı için mutlu olduğunu söylüyor. Yeni teklisi için 'Kids Lack Rock 'n' Roll'u, gençler arasında büyük bir özgünlük eksikliği olduğunu ve gençlerin hayattan ya da müzikten ne istediklerinin bir eleştirisi olarak yazdım. Bununla birlikte, çoğu zaman ne kadar acı, karamsar ve muhafazakar olabileceğimi vurgulamak için kendime de atıfta bulundum. Şarkıyı yazdığım dönemde kendimi hiç bu kadar yaşlı hissetmemiştim ama aynı zamanda rock n roll'un nasıl öldüğünden şikayet eden 80 yaşındaki bir insan gibi davranan 24 yaşında bir genç olmamdaki mizahı da görebiliyordum.' diyor Resa Saffa Park. Tanıdık melodisi, Resa Saffa Park'ın güçlü vokali ve yabancı olmadığımız hisleri sebebiyle Kids Lack Rock 'n' Roll'u biz çok sevdik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/roros/", "text": "Roros, Trondelag Norveç'te bulunan geleneksel bir kasaba. Bölgedeki bakır keşfinden sonra ortaya çıkan kasaba, 1644 yılında kuruluyor ve yıllar içinde Norveç'in en önemli maden kasabalarından biri haline geliyor. Roros aynı zamanda dağ kasabası anlamına gelen Bergstaden olarak da adlandırıyor. Madenler 70li yıllarda kapatılmış olsalar bile bugün Roros'un tarih ve kültürle dolu bir kasaba haline gelmesinde katkıları çok. Kasabada bulunan 17. ve 18. yüzyıldan kalma otantik ahşap binalar, Avrupa'nın en eski ahşap binalarından biri olma özelliğini taşıyor. Bu binalar, Roros'un 1982 yılında UNESCO Dünya Mirası Alanı'na eklenmesine sebep oluyor. Halk, kasabanın orijinal görünümünü korumaya oldukça özen gösteriyor ve manzaranın değişmesine izin vermiyor. 1784'te tamamlanan ve maden kasabasının gururu olarak adlandırılan Roros kilisesi, 1600 koltuğu ile Norveç'in en büyük kiliselerinden biri. 2010 yılında yenilenmesi tamamlanan kilise, mimari olarak Klasisizm, Barok ve Rokoko dahil olmak üzere birçok stille karakterize. Aynı zamanda çiftçileri ve yerel üreticileri meşhur olan kasaba, Norveç'in yerel gıda başkenti olarak da biliniyor. Gıda dahil birçok ürünün bulunduğu Rorosmartnan adlı geleneksel pazar, Şubat ayının son salı günü başlayıp beş gün sürüyor ve kasabaya en çok turist çeken zaman oluyor. Pazarı aynı zamanda Hjem til jul dizisinden de hatırlayabilirsiniz. Bölgede yapılan hamur işi Pjalt, genellikle kahverengi peynirle servis ediliyor. Yine yaz aylarında Roros'taysanız fermente balıktan ve ren geyiği etinden yemeniz öneriliyor. Yerel üreticileri gezme ve ürünlerini deneme de yapılacaklar listesine eklenecek maddelerden biri. Doğasıyla da büyüleyen kasaba, Kuzey Avrupa'nın en büyük kanyonu Jutulhogget'a sahip. Yürüyüş yapmaya, dağ bisikleti sürmeye ve balık tutmaya gidebileceğiniz Femundsmarka ve Forollhogna milli parkları ise görülmeye değer. Kasabaya soğuklar geldiğinde, ilk kar yağdığında ve karanlık çöktüğünde gökteki ışıklar maviye dönüyor. 'The Blue Hours' olarak adlandırılan bu hava olayının birçok sanatçı ve film yapımcısına ilham olduğu biliniyor. Havanın -20'ye kadar indiği Roros, kış severler için adeta bir cennet. Şehirde dolaşmak için genellikle bir spark kullanırken kasabanın yerlileri gibi yünle sarılıp dışarı çıkmak isteyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/sara-fjeldvaer-best-love/", "text": "Norveç'in kuzeybatı kıyısındaki küçük Hitra adasında müzik aletleriyle dolu bir evde büyüyen Sara Fjeldv r'ın müzikle ilgilenmesi kaçınılmaz olmuş. Doğanın kendisini ve hiç bitmeyen yaratıcılığını etkilediğini belirten Sara, 2021 yılında çıkan Sara Fjeldv r albümünden sonra geçtiğimiz günlerde Best Love adlı EP'sini yayınlandı. Sara, 16 yaşında müzik eğitimi almak için Trondheim'a taşınıyor. Burada keşfettiği Led Zeppelin, Bob Dylan ve The Who gibi efsaneler sayesinde klasik şarkı söyleme eğitiminin yanında sesini daha da geliştiriyor. Caz eğitimine devam eden Sara, doğaçlama müziğin ifadeleriyle geleneksel şarkı söyleme yeteneklerini harmanlayarak şarkı yazarlığı ve müzik evrenini daha da genişletiyor. İlk albümü Sara Fjeldv r ile bir müzisyen ve şarkıcı olarak yolculuğuna başlayan Sara, yeni EP'si Best Love ile şarkı yazarlığını ve sesini odak noktası haline getiriyor. Sara'nın 'Son zamanlarda yazdığım, hala oldukça taze ve bana yakın hissettiren bir buket aşk şarkısı' diye nitelendirdiği Best Love, 5 adet şarkıdan oluşuyor. EP'nin öne çıkan parçası ise Sara'nın güçlü sesinin görkemli enstrümanlarla birleştiği Don't Come Around. Sara şarkı için Birini sevmek bir bağımlılığa dönüşünce kendimde bulduğum bazı kalıpları kelimelere dökebildim. Şarkı, birini sevmek istemek ama buna ihtiyaç duymamakla ilgili.' diyor. Sara Fjeldv r'ın sesini dinlemek, bir virtüözün enstrümanını dinlemek gibi! Biz sesinin büyüsüne kapıldık ve favorilerimize ekledik!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/small-boy-wail/", "text": "Small Boy, aktör ve yazar Daniel Lien ve gazeteci Daniel Eriksen'in projesi olarak başlıyor. Sonrasında Sebastian Grondke, Mathias Notsund Sagedal ve Jacob Vigeland'ın da katılmasıyla grup tamamlanıyor ve ilk EP'lerini çıkarıyor. Small Boy'un akıcı ve rahat indie rock olarak tanımladığı 'wail' gerçekçi ve anlaşılır vokallerin bas ve gitar melodileri ile birleşiminden oluşuyor. Müziklerinde, hissedilen hüznün yanında umutsuzluk karşısında mutlu üzgün olarak tanımlanabilecek bir hafiflik ve mizah duygusu var. EP'nin açılış şarkısı Why Am I Leaving bu duruma örnek oluyor. Small Boy şarkının, yaklaşmak isteyip ilk acı ve bağlanma belirtisinden önce geri çekilmekle ilgili olduğunu belirtiyor. 'Tüm samimiyetiyle, dünyanın ters yöne gittiğini hissederken yakın olma arzusuna adanan' wail'i biz çok sevdik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/stockholm-sendromu/", "text": "Stockholm Sendromu adını, İsveç'in Stockholm kentinde meydana gelen bir banka soygunundan alıyor. 23 Ağustos 1973 sabahı kaçak bir hükümlü olan Jan-Erik Olsson, Norrmalmstorg meydanındaki bir banka olan Sveriges Kreditbanken'e giriyor. 4 banka çalışanını rehine alan soyguncu, kendisi gibi hükümlü olan Clark Olofsson'un da yanına getirilmesini istiyor. Polisle yaşanan altı günlük gerilim sırasında, soyguncuların kendilerine iyi davranmaları sonucu tutsak banka çalışanlarının çoğu soyguncularına sempati duymaya başlıyor. Bazı banka çalışanları serbest bırakıldıktan sonra mahkemede soyguncular aleyhine ifade vermeyi reddediyor ve hatta savunmaları için para topluyor. Olaydan sonra rehinelerden Elisabeth Oldgren, klostrofobi atağı geçirdiğinde 30 metrelik bir ipe bağlı şekilde dışarı çıkmasına izin veren soyguncular için 'Gitmeme izin verdikleri için çok nazik olduklarını düşünüyorum' diyor. Yine rehinelerden Sven Safstrom ise Olsson'ın yardımsever davranışlarından hoşlandıklarını ve onu bir 'acil durum tanrısı' olarak düşündüklerini belirtiyor. Olayı araştıran kriminolog ve psikiyatrist Nils Bejerot, polisin kurbanların soyguna tepkilerini ve rehine olma durumlarını analiz etme konusunda yardım istemesinden sonra Stockholm sendromu terimini geliştiriyor. Sendrom için insanların neden bu şekilde tepki verdiği kesin olarak bilinmese de bunun bir hayatta kalma mekanizması olduğu düşünülüyor. Sendromu araştıran psikologlar bağın, rehineyi tutan kişinin artık rehinenin hayatına dair bir tehlike içermediğini anladığında başladığını söylüyor. Rehinenin ölüm tehdidinin ortadan kaldırılmasındaki rahatlığın, kendisini esir eden kişiye hayatını bağışladığı için minnettarlık duygularına dönüşmesi ile bağın kuvvetlendiğine inanılıyor. - Uzun süre duygusal bir boşlukta olmak - Rehin alan kişiyle aynı kötü koşullarda olmak - Rehinelere kötü davranılmaması Sendrom hakkında birçok teori bulunuyor. Bazı teorilerde rehinelerin savunma mekanizması olarak kendilerini esir eden kişiye sempati göstermelerine izin verdikleri ve mevcut durumdan kurtulmak için saldırganlığı önlemeye çalıştıkları belirtiliyor. Yaklaşık 4700 veriyi içeren bir FBI raporuna göre, rehinelerin %73'ü kurtarıldıktan sonra Stockholm Sendromu belirtileri göstermiyor. Birçok örneği bulunan Stockholm sendromunun Amerikan Psikiyatri Birliği'nin Mental Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı'na ise dahil edilmediği biliniyor. DSM'ye dahil olmasa da Stockholm Sendromu birçok dizi ve filme konu oldu! Stockholm Sendromunu konu alan filmlerden bazıları şöyle; V For Vendetta, Stockholm, Polar, Dog Day Afternoon, Buffalo'66, A Perfect World, Three Days of Condor, King Kong, Sleeper, 3096 Days, Tie Me Up! Tie Me Down! The Night Porter, Interrogation, Tom at the Farm, Elle, Goya's Ghosts, The Piano Teacher. Sendromun geçtiği dizilerden bazıları ise şu şekilde; La Casa de Papel, The Tunnel, Clark, The Stockholm Syndrome, Dogs of Berlin, Banshee, The Serpent, Mammon, Perpetual Grace LTD, The Blacklist, Person of Interest, Hunter Street, The Tunnel."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/the-junkfood-project/", "text": "The JunkFood Project, 2020'de Covid-19'un restoranları kapatması sonrası Kopenhag'da kuruluyor. Oluşumunda iki Michelin yıldızlı restoran Alchemist'in Baş Aşçısı Rasmus Munk ve finansör Lars Seier Christensen var. Projenin temel amacı ise evsizlere her gün lezzetli, besleyici ve sıcak yemekler pişirmek. JunkFood, her gün Kopenhag sokaklarında yaşayan insanlara 300'den fazla yemek dağıtıyor. Yemek dağıtımı bittikten sonra kalan yemekler ısıtılabilir kutularda paketleniyor ve 11'den fazla hostele yiyecek yardımı olarak gönderiliyor. Sürdürülebilirliğe çok önem veren proje, FodevareBanken ile işbirliği yapıyor. Yerel üreticilerden artan haftada 1 tondan fazla gıdaları kullanarak menülerini mevsime uygun tutuyor ve gıda israfını azaltmaya odaklanıyor. JunkFood projesinin en önemli özelliklerinden biri ise yardım ettiği insanlara toplumda bir yer edindiği hissini vermeyi odağında tutması. Fotoğrafçı Jens Honore, 2021'de projeye dikkat çekmek için sokakta yaşayıp JunkFood yemeklerinden faydalanan insanların görüntülerinden oluşan bir sergi yapıyor ve oldukça ilgi çekiyor. EMBLA ödüllerinde Nordic Food for Many 2021 kazananı da olan proje, bağışlarla daha fazla insana ulaşmayı ve bu insanları topluma kazandırmayı hedefliyor. Evsizlere yardım evlerinden birinde çalışan yetkilinin 'The JunkFood'un akşam yemeklerinden sonra evdeki insanlar arasındaki çatışma azaldı.' diye belirtmesi de projenin amacına ulaştığını gösteriyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/turf-house-cim-ev-gelenegi/", "text": "İzlanda'nın olumsuz hava koşulları sonucu yerlilerin yaratıcılıklarının eseri olan Çim evler, Yüzüklerin Efendisi'ndeki Hobbit evlerinden daha farklı. Çatısı çimenli, mimari olarak oldukça basit ve yarı yeraltı meskenleri olan evlerin temelini yassı taşlar oluşturuyor. Duvar oluşturmak için huş ağacı ve dalgaların karaya getirdiği odunlar kullanılıyor, son olarak da oluşturulan yapı birkaç kat strengur adı verilen yerden tırpanla kesilen toprak çim parçası ile kaplanarak tamamlanıyor. Bir kapı ve küçük pencerelere sahip olan evlerin havalandırması için çatıda bir delik bulunduruluyor ve bu delik kötü havalar için hayvan bağırsağından yapılma bir kapakla kapatılıyor. Evler, taşlardan temel oluşturulması ile başlıyor ama sağlam bir temelin yanında evdeki ahşap yapıyı topraktan uzak tutmak ve çürümesini önlemek de önemli. Evin iç kısmında ahşap direktler ve kirişler kullanılıyor. Kirişler, çivi yerine mandallar ve çentikler ile birbirine kitleniyor. Temeldeki taşlara dayanan sütunlar ise çatı kirişini destekliyor ve her bir sütun çifti, çapraz bir kiriş ile birbirine bağlanıyor. Çim blokları çeşitli desenlerde istiflenebiliyor. Bunların en çok görülen örneği balıksırtı motifi olarak bilinir. Arkeolojik çalışmalara göre İzlanda'da 1000 yıldan fazladır çim evler var. Yılların geçmesiyle evlere birçok yenilik eklendiği biliniyor. İlk değişikliğin Viking tarzı uzun evlerin yavaşça terk edildiği ve birçok küçük binanın birbirine bağlı olarak yapıldığı 14. yy'da gerçekleştiği düşünülüyor. Bakımının ihmal edilmesi kolayca çökmelerine neden olduğu için çim evlerin her yıl terk edilmeleri ve başka bir yere yenilerinin yapılması yaygın. Bu kadar çabuk terk edilmeleri ve çok sık yapılmaları, günümüze oldukça az sayıda gelmesine sebep olmuş. Sonradan modernleri yapılan evlerin temel özellikleri ise değiştirilmiyor. Unesco, Çim Ev Geleneği'ni 2011 yılında Dünya Mirası listesine ekliyor! Çim ev tasarımı ve evlerin verimliliği, İzlanda'nın iklim ve kaynak sıkıntıları gibi zor koşullarına rağmen insanların ne kadar yaratıcı olabildiklerinin kanıtı niteliğinde!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/video-premier-raindear-rush/", "text": "Raindear, 3 yıl önce yayınladığı son albümü 'Skies to My Name' den sonra haziran 2022'de çıkan 'Howl' teklisi ile aramıza dönüş yaptı. Ve şimdi de son teklisi Rush'ın canlı performans videosuyla Nordik Simit'te! Rebecca Bergcrantz, sahne adıyla Raindear, müzikle iç içe büyümüş İsveçli sanatçı. Hem caz hem de klasik müzik dünyasında saygın müzisyenler olan anne ve babasından ilham alan Raindear, genç yaşlarından itibaren şarkı söylemeye ve yazmaya başlıyor. 2016 yılında yayınladığı ilk albümü 'Embers', uluslararası alanda müzik uzmanları ve blogları tarafından mükemmel yorumlar alıyor. Raindear ayrıca Londra KOKO'daki Club NME ve VICE House Partisi de dahil olmak üzere birçok uluslararası alanda sahne alarak kitlesini artırıyor. Billboard, The FADER, Clash Magazine, EARMILK gibi büyük yayınlarda adından söz ettiren Raindear; bohem, rave ve retroyu sentezleyerek ilk günlerden beri indie elektronik sahnesinde yükselen bir yıldız. Sanatçı, Spotify New Music Friday çalma listelerinin yanı sıra Oyster, Believe the Hype ve Electtrending gibi çalma listelerinde de öne çıktı. Aynı zamanda 2019 yılında çıkan Skies to My Name albümünden 'Diamonds in my Chest' ve 'Sky' ile Apple Müzik'in Top100 ve Amerika'nın Top50 Viral listesine 27. sıradan girdi. Geçtiğimiz ay yayınladığı 'Rush' ın canlı performans videosunu ilk defa Nordik Simit üzerinden izleyebilirsiniz. 'Rush' şarkısının Stockholm'deki Soundtrade Studios'ta kaydedilen canlı videosunda İsveç'ten çok sayıda tanınmış müzisyen yer alıyor. Raindear hakkındaki diğer gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/09/your-hands-floating/", "text": "Danimarkalı bağımsız müzisyen ve şarkıcı Johannes Brandstrup yani your hands, çıkış teklisi 'Floating'in 9 Eylül'de yayınlanmasıyla müzikal çıkışını başlatıyor. Dışarı ve yukarı bakmak için kafamızı kaldırdığımızda günümüzü anlamlı kılan küçük ama önemli sürprizlere renkli bir bakış niteliğinde olan şarkının sözleri bir duygu durumu panosuna benziyor. ''Şarkı ani, sezgisel karar dalgalarından oluşuyor. Umarım bu şarkı sizde, güneşli bir günde tekerlekleriniz nereye götürürse götürsün yolu takip etmekten başka hiçbir planınız olmadan bisiklet sürme hissi yaratır. 'Floating' kaygısız mutluluğun şekli ve rahat bir hayata teslim olmaktır diyor your hands. İndie özellikleriyle karışık klasik pop tarzına sahip şarkının ıslık teması, canlandırıcı ve zihin açıcı olmasının yanında keyiflendirerek dudaklarımızda kalıcı hale geliyor. Floating'i dinlerken ıslık çalacağınıza ve yerinizden hareket edeceğinize eminim."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/ang-restoran/", "text": "Restoran ANG, İsveç'in en ünlü bağlarından biri olan Astad Vingard tarlaları arasında bulunuyor. Yemyeşil bir alanın ortasında cam bir sera görüntüsüne sahip olan restoran, ismini çevresindeki yeşilliklerden alıyor. Üçüncü nesil mandıra çiftçiliğini devam ettiren üç kardeşin kurduğu ve misafirlerine sıfır atık, sürdürülebilir ve organik yemekler hazırlayan restoran, Şef Filip Gemzell ve Ang'nin şarap garsonu rolünü üstlenen ortağı Ann-Catrine Johansson tarafından yönetiliyor. Yemeklerin yanı sıra içerisinde kurulduğu üzüm bağlarından gelen şaraplar, yanındaki otel ve spa ile de keyif dolu bir deneyime dönüşüyor. Restoran ANG'ın menüsündeki yemekler çevredeki Halland bölgesinden gelen mevsimlik ürünlerle hazırlanıyor. Sıfır atık olarak hazırladıkları sürpriz tadım menüsü, ustaca hazırlanmış dengeli ve zarif yemekleri ile hem mideye hem göze hitap ediyorlar. Restoranın adı Ang, İsveççe 'çayır' anlamına geliyor ve mutfaktan neler çıkacağına dair bir ipucu veriyor. 19 çeşit tadım menüsü için üretilen ürünler civardaki tarlalardan, ormanlardan ve göllerden geliyor. Favori yemekler arasında chanterelles turşusu, portobello kreması ve İsveç Gotland yer mantarı ile kestane tart, karides kabuklarından yapılan cips ile istiridye emülsiyonu ve karamelize krema, ardıç, dereotu yağı ve civanperçemi ile kerevit bulunuyor. Tatlı olarak camellia peynirli gevrek, çam dondurmalı trüf ve kahverengi tereyağlı fondan ise hayranların favorisi! Restoranın mimarisinde Japon ve İskandinav tasarımları karşımıza çıkıyor. Japon Karimoku ürünleri ile döşenmiş restoranın girişi, yemyeşil bir tarlanın ortasında parıldayan muhteşem bir cam ev görüntüsü sağlıyor. Mimari çalışmaları Norm Architects firması tarafından yapılan restoran, misafirlerine yemek, şarap, iç mekanlarındaki görsellik ile sanat ve yemek arasında doğrudan bir etkileşim yaptırıyor. İskandinav gastronomisi ve şarabını kapsayan menüsü ile haute mutfak deneyimi sunan restoran geçtiğimiz yıl ilk Michelin yıldızını alıyor. ANG, sıfır atık ve yöresel ürünleri kullanımı, sürdürülebilirlik konusundaki titiz çalışmaları nedeniyle de Michelin Yeşil Yıldız sahibi. Restoranın aynı zamanda İsveç'in organik gıda etiketi olan KRAV'dan da iki yıldızı bulunuyor. ANG'ın içecek menüsü Avrupa'dan seçilen şaraplar ve İsveç'in köpüklü beyaz şaraplarıyla tanınan Astad Vingard'ın şaraplarından oluşuyor. Restoran ayrıca tüm içeceklerin kendileri tarafından üretildiği alkolsüz bir eşleştirmeyi misafirlerine sunuyor. Deneyimlemek isteyenler restoran web sitesini ziyaret edebilir. Bu eşsiz deneyimi yaşayacak olanlara şimdiden smaklig maltid diyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/benedikt-you-might-remember/", "text": "Nordik Keşif'imizde bahsettiğimiz Norveç'in dokuz kişilik indie orkestrası Benedikt, yeni yeklileri 'You Might Remember'ı geçtiğimiz gün yayınladı. Benedikt, geçen yıl çıkan ve çok sevilen albümleri 'Balcony Dream'den sonra Norveç/İsveçli grup vestaden ile ortak 'Jag ar sen igen' adlı Danca bir EP yaptı. You Might Remember, EP'den sonra grubun yayınladığı ilk şarkı olarak karşımıza çıkıyor. Akustik gitar melodisiyle başlayan 'You Might Remember' Hans Olav Settem'in dinlendirici sesi ve orkestra ile birleşince mükemmel bir hal alıyor. Gözlerinizi kapattığınızda kendinizi uzun ve güzel manzaralı bir yolda yolculuk yaparken buluyorsunuz ve fonda Benedikt çalıyor. Biz, 'You Might Remember'ı, melodisi ile hüzünlendirirken huzur veren şarkılar listesine hızlıca ekledik. 'You Might Remember'ın son zamanlarda dinlediğiniz en güzel şarkılar arasına gireceğine eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/dull-youre-lame/", "text": "Stockholm çıkışlı grup DULL, bu yılın başlarında yayınladıkları 'This Is Going South' ve 'Dive Deep Down' ile oldukça ilgi çekmişti. Grup şimdi ise yeni teklileri 'You're Lame' ile geri dönüyor. Gitar/ vokalde Canan Rosen ve Louise Erdman, basta Max Linden ve davulda Elias Jonsson'dan oluşan DULL, 2000lerin başındaki alternatif-rock hayranlarını oldukça mutlu ediyor. İsveç alternatif rock, punk ve indie soundlarını bir arayan getiren grup, 'You're Lame' in akılda kalıcı gitar melodiler ve nakaratı ile dinleyiciyi kendine bağlıyor. Bu parça, birinin gerçekte kim olduğunu gördüğünüzde ve aslında her zaman ne kadar ezik olduğunu anladığınızda hissettiğiniz duyguyla ilgili. Olmadıkları bir kişi olduğunu veya yapamayacakları bir şeyi yaptığını iddia eden çok fazla insan var. Artık kendine dev aynasında bakmama ve gerçeklerle yüzleşme zamanı! diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/filmekimi-2022-iskandinav-yapimi-filmler/", "text": "Filmekimi'nde yer alan filmler 7-16 Ekim tarihleri arasında İstanbul'daki Atlas 1948, Citys Cinewam 7, Kadıköy Sineması ve Sinematek Sinemaevi'nde izlenebiliyor olacak. Biletleri ise 4 Ekim 14.30'da satışa çıkıyor. Nordik yapımlı filmleri aşağıda sizler için listeledik. Signe ve Thomas sağlıksız, rekabetçi bir ilişki içindedirler. Thomas bir anda çağdaş bir sanatçı olmayı başarınca ise ilişkileri kısır bir hal alır. Signe ise 30 yaşını doldurmuş ve hayatını herhangi bir hırs veya başarı olmadan yaşayan biridir. Signe, dikkat ve sempati çekmeye kararlı yeni bir kişilik yaratarak statüsünü geri kazanmak için tam zamanlı kurban olarak umutsuz bir girişimde bulunur. Sick of Myself'in yönetmeni ise ilk uzun metrajlı filmi DRIB (2017) ile tanınan ödüllü bir Norveçli Kristoffer Borgli. Grans / Border'ın yönetmeni Ali Abbasi, kışkırtıcı, şiddetli, zifiri karanlık bir gerilimle geri dönüyor. Holy Spider'da saygın yurttaş, aile babası Saeed'in kutsal Meşhed kentini ahlaksız ve yozlaşmış sokak fahişelerinden 'temizlemek' için kendi arayışına girişmesini izliyoruz. Cinayetler vatandaşları korkuttuğunda bir kadın gazeteci olayla ilgilenir ve kendi başına araştırmaya başlar. 2000 yılında Meşhed'de seks işçilerini hedef alan bir seri katilin gerçek hikayesine ve devam eden duruşmasına dayanan filmde Ali Abbasi, ataerkil bir toplumdaki kadın düşmanlığını eleştiriyor. Holy Spider, 2022 Cannes En İyi Kadın Oyuncu ödülünü aldı ve Danimarka'nın Oscar adayı olarak açıklandı. Görsel formu, tarzı ve kurgusu ile bu yıl Cannes'de gösterime girecek en cüretkar filmlerden biri olan Godland, İzlanda'nın eşsiz doğasının fonunda geçen olağanüstü bir drama. 19. yüzyılın sonlarında genç bir Danimarkalı rahip, bir kilise inşa etmek için İzlanda'nın uzak bir bölgesine gider. Ancak affetmeyen manzarada ne kadar derine inerse amacından, ahlakından ve ideallerinden o kadar çok uzaklaşır. Yönetmen Hlynur Palmason'un 'atan kalp' olarak nitelendirdiği Godland, 2022 Cannes Palm Dog Büyük Jüri Ödülü'nün de sahibi oldu. İsveçli gazeteci, yapımcı ve yönetmen Tarik Saleh'in en son filmi, çok ödüllü suç draması The Nile Hilton Incident'e benzer şekilde bir kez daha Mısır'ın iç siyasetini ele alıyor. Boy from Heaven, Sünni İslam'ın geleneksel olarak güçlü bir merkez üssü olan Kahire'deki Al-Azhar Üniversitesi'nde okumak için nihai ayrıcalık sunulan bir balıkçının oğlu Adam'a odaklanıyor. Mısır'da mümkün olmadığı için büyük ölçüde İstanbul ve çevresinde çekilen Boy from Heaven; paranoya, ikiyüzlülük, yolsuzluk ve inanç dokuyan sürükleyici bir siyasi gerilim filmi. Film, İsveç'in Oscar adayı olarak açıklandı ve 2022 Cannes'te En İyi Senaryo ödülünü aldı. Helene ve Mathieu yıllardır birlikte mutludurlar. Aralarındaki bağ derindir. Varoluşsal bir kararla karşı karşıya kalan Helene, aşklarının gücünü test edecek bir eylem olan barış aramak için tek başına Norveç'e gider. Yönetmen Emily Atef'in ilham kaynağı ise 20 yıldan fazla bir süredir multipl skleroz ve daha sonra kanserden acı çeken annesi! More Than Ever aynı zamanda talihsiz bir kazada hayatını kaybeden aktör Gaspard Ulliel'in son filmi. Ortaya çıkmamış duygular, doyumsuz arzular ve her şeye rağmen yaşayan bir aşk... Halim ve Mina, Fas'ın en eski medinalarından birinde geleneksel bir kaftan dükkanı işletir. Talepkar müşterilerin emirlerine ayak uydurmak için Youssef'i çırak olarak işe alırlar. Yetenekli çırak, kaftan ustası bir maalem olan Halim'den nakış ve terzilik sanatını öğrenmeye büyük bir özveri gösterir. Mina, kocasının genç adamın varlığından ne kadar etkilendiğini yavaş yavaş anlar. Yönetmen koltuğunda Maryam Touzani' nin oturduğu The Blue Caftan, Fas'ın Oscar adayı olarak ilan edildi ve 2022 Cannes FIPRESCI Ödülü'nün sahibi oldu. Maksym Nakonechnyi'nin ilk uzun metrajlı filmi olan Butterfly Vision, Ukrayna'nın savaşçılarına ve bütünlükleri, özgürlükleri ve gelecekleri için savaşan kadınlarına odaklanıyor. Ukraynalı hava keşif uzmanı Lilia, Donbass'ta aylarca tutuklu kaldıktan sonra ailesinin yanına döner. Ancak tutsaklığın travması ona işkence etmeye devam eder ve rüyalarına girer. Lilia'nın içinde derinlerde büyüyen bir şey travmasını unutmasına izin vermez ancak kendini bir kurban olarak tanımlamayı reddeden Lilia, bu durumdan kurtulmak için savaşır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/haftalik-kesif-4/", "text": "Beklenmedik tonlar arasında gezen Rebebe kendine has yorumu ile yeni teklisi Prozac'ı yayınladı. Girişinden itibaren dikkatinizi çekmeyi başaran şarkı, birbirini karşılıklı olarak sömürmeye dayalı bir ilişki içinde olmakla ilgili. Rebebe, Prozac için ''Hayat senin ama her nedense hiçbir şeyi değiştirmek istemiyorsun... Gerçek şu ki ilişkideki iki kişi için de bu bir ihtiyaç; bencil bir gereklilik.'' diyor. İlk albümleri 'Makes You Happy' 2021'de yayınlanan Mary Anne's Polar Rig, tarzlarını slacker rock ve fuzz pop arasında bir yerlerde olarak tanımlıyor. Grup ilk albümlerinden sonra yayınladığı tekli 'Summer Girl' ile geri döndü. Gürültülü, enerjik ritimleri ve gitar melodilerinin yoğun olduğu 'Summer Girl' bizlere Weezer ve The Breeders gibi 90'ların klasik gruplarını hatırlatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/haftalik-kesif-5/", "text": "Tyst, multi-enstrümentalist ve söz yazarı olan Peter Aberg'in yakında yayınlayacağı EP 'Massa vackra ord'da yer alacak ikinci şarkı. Dostluk, özeleştiri, güç, umut ve hüzün gibi temaları işleyen şarkı birçok enstrümanı içermesi ile de gerçek bir indie pop şarkısı. Peter Aberg aynı zamanda Imagine Sweden 2021 birincisi! 2021 sonbaharında yapılan görüşmelerden sonra Silja ve Angermund Bergen kasabında bir stüdyoda buluşuyor. Bir anda yazılan 'Perler for svin' Silja'nın güzel sesi ve Angermund'un ekipmanları ile birleşiyor ve sizi yerinizden kaldırıp ritmine kaptırmaya geliyor. 2022'nin son teklisi olarak yayınladığı 'Mess Me Up' parçasının biraz sadistçe olduğunu belirten AMUNDA, Şarkı, seni asla istediğin gibi sevmeyecek ve sana istediğini vermeyecek biriyle birlikte olmanızı anlatıyor. Bunun size iyi gelmediğini bile bile durmak istememeniz ve dibe vurduğunuzda hissettirdiği duyguyu sevmenizle ilgili. diyor. Bir ilişkinin çeşitli aşamalarını tematik olarak işleyen Horse Race'te aşkın 3 ayrı aşamasını da dinliyoruz. 1. ani ve tutkulu aşk, 2. Gerçekler kapıyı çaldığında yaşanan durgunluk ve tartışmalar, 3. Benzerliklerden çok farklılıklara dayalı kabullenme, bakış açısı ve sevgi. Şarkı aynı zamanda, Rama Lama Family Club adlı yepyeni bir single serisinin ilk parçası."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/haftalik-kesif-6/", "text": "Küçüklüğünden beri kendi şarkılarını yazan Giift, son derece saf ve güçlü bir sese sahip. Şarkılarında gençliği yorumlayan sanatçı 'Sınırsız bir aşkın ilanı, bir bölümün kesin sonu ve yeni bir bölümün başlangıcı' diye nitelendirdiği şarkısı 'If You Leave' ile 2022 yılının son teklisini yayınlıyor. Daha önce Göteborg'daki birçok grupla çalışan Thomas Keen, ilk solo çalışmalarını yayınlamaya başladı. Sanatçı, 2022 başında çıkardığı 'Blue Wave'den sonra gelen ilk teklisi 'Juice'u özgüvene bir övgü niteliğinde yazdığını belirtiyor. 'Beauty of Love' teklisi 'Aşkta yara almak, buna rağmen pes etmemek, sahiplenilmeye olan ihtiyaç' konuları etrafında geçiyor. Vokallerini vurgulamak isteyen Anna Soleil'in cesur ama abartısız, dikkat çekici sesine şarkıda sadece piyano eşlik ediyor. 'Underwater' şarkısı ile tanıdığımız TÜ, geçtiğimiz yıl yayınladığı 'Nxt Lvl Luv'dan sonra 'Sinnr' teklisi ile geri dönüyor. 'Gücünüzü geri kazanma, kırılganlık ve insan direncindeki gücün bir kutlaması' hakkında olan şarkı sakin bir havaya sahip."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/haftalik-kesif-7/", "text": "Geçmiş deneyimler ve şimdiki duygular arasındaki noktaları büyük bir derinlik ve netlikle birleştiren Mia Berg, son 2 yıldır Sleepwalker at noon üzerinde çalışıyor. Mia albüm için Benim için albüm navigasyonla ilgili, ileriye gidip geriye bakmak ve hayatın bize sunduğu karmaşıklığı anlamaya çalışmak. Kendi hikayelerimde veya başka birinin hikayelerinde anlatılan anılar ve yansımalardan oluşan bir gelgit dalgası.' diyor. SHEARS, Superhues için Bu benim kendi ürettiğim ilk çalışmam ve hislerimi yansıtmak için bas, synth, davul kullanarak sesimi ve kişiliğimi kelimelerden daha fazlasıyla anlatacak şekilde çalışmayı çok sevdim.' diyor. Superhues'daki dört şarkının tamamı SHEARS tarafından yazıldı ve üretildi. Ayrıca şarkıların mix ve mastering'i de yine kadınlar tarafından yapıldı! Kongolu-Danimarkalı şarkıcı Anais, Haziran ayında çıkan ilk single'ı Take My Pictureı ile büyük beğeni topladı. Hayattaki duyguları gerçekten tadanlar için şarkı yazdığını söyleyen sanatçı 'For The Night' teklisi için Şarkı, bir süredir çıktığınız kişinin sizi iddia ettiği gibi gerçekten sevmediğini anlamakla ilgili diyor. Oslo merkezli indie rock grubu Bikelane, ara ara yaptıkları teklilerden ve yoğun konserlerden sonra ilk EP'leri Wind- Ups'ı yayınladı. Akılda kalıcı gitar melodileri ve nakaratlara sahip dört şarkı bazı yerlerde tempoyu artırırken zaman zaman da sakince ilerliyor. Enough is Enough ise albümün odak parçası olarak öne çıkıyor. Bikelane milenyum sonrası rock geleneği içinde nasıl müzik yapılacağını bilen, dışavurumcu yaratıcılıkla karakterize bir grup!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/hands-down-we-are-on-the-run/", "text": "Filip Sjögren sahne adı ile Hands Down, ilk albüm 'Paintroller ile kariyerine solo olarak başlıyor. 2021'de yayınlanan albüm, The Line of Best Fit, Atwood Magazine ve İsveç Ulusal Radyosu P3 gibi kuruluşlardan büyük beğeni topluyor. İlk albümden bir yıl sonra Hands Down'a Alexandra Andersson, Filip Magnusson, Felisia Westberg ve Josef Ask ekleniyor. Yeni isimlerle birlikte Hands Down artık solo bir projeden İsveç'in en iyi indie müzisyenlerinden oluşan bir gruba dönüşüyor. Grup bu yaz Varmland ormanındaki klasik Silence stüdyosunda çalışarak yeni albümü ve ilk teklisi 'We Are on the Run'ı kaydetti. Yeni bir indie hit olmak için aday 'We Are on the Run' rüya bir piyano ile başlıyor ve şarkı boyunca melodisini sürdürüyor. Filip Sjögren yeni teklileri için 'Çok ilham verici ve işbirliği içinde bir yolculuk yaptık. 'We Are on the Run' ise grubumuz Hands Down'ın takımyıldızından çıkan birçok melodinin ilki.' diyor. Hands Down müziklerini, astral bir rüya gibi synth pop temelli, alternatif rock ve diğer bir sürü müzik türünü barındıran bir yolculuk olarak tanımlıyor. Grup, kendi kurduğu dünyasında yarattığı hem enerjik hem de duygusal şarkılarında bizlere kısaca hayattan bahsediyor. Biz Hands Down'ın müziğini ve yeni teklisi 'We Are on the Run'ı çok sevdik, listemize ekledik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/holy-now-dream-of-me/", "text": "İsveç çıkışlı Holy Now, Julia Olander'ın mükemmel sesi ile büyüleyici melodiler ve yürek burkan şarkı sözlerini birleştiriyor. Grup, 2018 yılında çıkan 'Think I Need The Light' albümü ve devamında gelen EP'si 'It Will All End in Tears' ile önde gelen medya kuruluşlarından büyük beğeni topladı. Holy Now, ikinci stüdyo albümleri 'Dream of Me'de yapı taşlarını değiştirmiyor. Albümde samimi vokaller, davul ve gitar melodileri, rüya gibi nakaratlar ile hem yaratım süreci hem de son yayınlanan şarkılardan bu yana geçen sürenin oluşturduğu analog bir his hakim. ''Albümün tamamlanması iki yılımızı aldı ve aşamalı olarak Göteburg civarındaki farklı yerlerde kaydedildi. Prova yapmak alışkanlığımız değildi ama pandemi bizi değiştirdi ve buluşarak yoğun bir şekilde prova yaptık ardından hemen stüdyoya girdik. Pandemi öncesinden beri canlı performans yapmadığımız için nasıl bir his olduğunu hatırlamak zor. Çeşitli sebeplerden dolayı albümün hazırlanması uzun sürdü ama sonunda gün ışığını görmeye hazır olduğu için çok mutluyuz.'' diyor. Dokuz adet güzel şarkıdan oluşan 'Dream of Me' albümünü bisiklet sürerken, çalışırken, yemek yaparken ya da sadece yürürken dinleyip gününüzü güzelleştirebilirsiniz. Biz albümdeki favorimizi seçmekte zorlandık, birkaçını ise dinleme listemize ekledik. Siz de bu muhteşem albümü dinlerken grubun favorilerinden oluşan Göteborg Rehberi'ni okuyabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/holy-now-goteborg-rehberi/", "text": "Uzun bir aradan sonra şehir rehberlerimize devam edebilmenin mutluluğu ile bu yazıyı yazıyoruz. Şehir rehberleri konseptini bilmeyenler için küçük bir hatırlatma; İskandinavya'dan sevdiğimiz sanatçılara yaşadıkları şehirlerdeki favori mekanlarını soruyoruz. Böylelikle sanatçıların gözünden lokal rehberler hazırlamış oluyoruz. Holy Now'ın Göteborg rehberini okurken yeni yayınladıkları Dream of Me albümünü dinlemeyi unutmayın! Yemek için Mugwort BBQ, Göteborg'un hemen dışındaki Amerikan tarzı bir mekan. Sadece et var fakat çok lezzetli! Hagabion ebediyen favorimiz olacak bir mekan. Hem samimi hem de seksi bir atmosferi var. Eğer zaman bulabilirseniz mutlaka içeride yemek de yiyin, hatta bir de film izleyin! Fyrens ölkafe, hem güzel kahve hem de sıcak ortamı için doğru adres. Bazı arkadaşlarımız arada bir güzel klüp geceleri düzenliyor, dans etmek için genelde olmayı tercih ettiğimiz yerler de oralar oluyor. Pustervik her zaman favoridir. İyi eski bir dost gibi. Her zaman güzel grupları çıkarıyorlar. Şehrin doğusunda Harlanda tjarn adında küçük bir göl var. Yürüyüş ve yüzmek için mutlaka gidilmeli. Bengans, her şeye sahip eski ve güzel bir mekan. Ebbes hörna adında ikinci el kıyafetler satan bir dükkan var. Şehrin her yerinde bulabilirsiniz, ucuz ve harikalar. Hemen merkez tren istasyonunun olduğu yerde eski bir otel olan; Hotell Eggers. Klasik, güzel ve iyi bir yer. Bir şeyler içmeye gidilebilir. Bazen ilhama ihtiyacın olduğunda kitap ya da şiir okumak iyi gelebiliyor, o yüzden kütüphaneyi önerebiliriz. Skatas, Göteborg'un en tatlı ormanlarından birisi. Uzun uzun yürüyüşlere çıkılabilir. Ramberget doğru adres. Kahve ya da bira eşliğinde atıştırmaları alıp yaz akşamlarını geçirmelik bir yer. Şehri yukarıdan görebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/hytte-nedir/", "text": "Norveç kültüründe önemli bir yere sahip olan hytte, basit olarak bakıldığında kırsal kesimde küçük bir evde vakit geçirmek anlamına gelebilir. Ancak Norveç'te hytte, bir etkinlik yerine kültür olarak benimseniyor. Norveç topraklarının büyük bir kısmı el değmemiş güzellikte manzaralardan oluşuyor. Doğanın güzelliği İskandinav atalarından gelen mirasla birleşince halkın doğaya kaçıp kafa dinlemesi kaçınılmaz oluyor. Norveç'te bu kaçışlar çok meşhur. Başka hiçbir medeniyet belirtisinin olmadığı bir yerde aileleriyle ya da dostlarıyla birlikte olmayı çok seviyorlar. Bu nedenle Norveç genelinde 400.000'den fazla hytte evi var ve daha fazlası da yapılıyor. Hytte'yi sadece vakit geçirmek olarak nitelendirmek ise oldukça yanlış. Dağların çağrısına kulak vermek olarak nitelendirilen hytte kültürünün bu denli yerleşmesinin en önemli sebepleri arasında stresli şehir hayatı ve beraberinde gelen tüm endişelerden uzaklaşmak, basit yaşamak, aile ve doğa ile bağlantı kurmak için mükemmel bir olanak olması var. Hytte kültürünün başlangıcının, kıyılarda balıkçılık yapan insanların yaz aylarında kullandığı dağ çiftliği olan seter veya s ter 'den geldiği düşünülüyor. Bu dağ çiftliklerinin 1800'lerde popüler ve turistik hale gelmesiyle Norveç'in kabin kültürü olan hytte ortaya çıkıyor. Evler genellikle ahşaptan yapılıyor ve Norveç'in meşhur kırmızısına boyanıyor. Evlerin içi rüstik ve çoğu zaman sadece bir masa, birkaç sandalye, basit bir yatak, soba ve manzarayı seyretmek için pencerelerden oluşuyor. Tam bir hytte deneyimi yaşamak için temel bir evde kalmanız gerekiyor. Bu evlerde hayata ilkel bir yaklaşım var. Öyle ki suyunuzu dereden almanız, ısınmak için odununuzu toplamanız ve sobanızı yakmanız, tuvalet için ise evden en az 50 metre dışarıya yürümeniz gerekiyor. İlk başlarda sadece temel ihtiyaçların karşılanmasının amaçlandığı ahşap hytte evleri şimdilerde modernleşerek tam olarak günümüzdeki müstakil ev halini alıyor. İçerisinde internetten jakuziye kadar birçok seçenekle karşılaşılan ve genellikle turistik amaçla kullanılan yeni nesil hytte evleri Norveç'in en çok turist çeken özelliklerinden biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/iskandinavyada-kahve-kulturu/", "text": "Bugün 1 Ekim, Uluslararası Kahve Günü! Böyle bir günde kahveyi gündelik hayatlarının merkezine koymuş İskandinav ülkelerinden bahsetmemek olmaz. Yapılan araştırmalara göre dünyada kişi başına düşen kahve miktarı en yüksek olan ülke, yılda yaklaşık 12 kg ile Finlandiya! Norveç, 9.9 kg ile listede ikinci olurken, üçüncülükte 9 kg ile İzlanda, dördüncülükte 8,7 kg ile Danimarka ve 8.2 kg ile altıncı olarak ise İsveç'i görüyoruz. Kahve tüketiminin çok olmasının birçok nedeni var. Öncelikle bunun ilk nedeninin, İskandinav ülkelerinin kahveyi bir ihtiyaç değil kültürlerinin bir parçası olarak görmeleri olduğunu söyleyebiliriz. Bu kültürün yerleşmesini ise kahve içilirken verilen küçük molaya bağlamak mümkün! İsveç'te Fika adı verilen bu mola diğer ülkelerde de uygulanıyor. Fika, gün içerisinde dinlenmek, iş arkadaşlarınızla sohbet etmek ya da rahatlamak için yapılan molalarda kahve içmek ve bazı zamanlar yanında tatlı yemeye dayanıyor. Ülkelerin havası ile de güzel bir eşlikçi olmasının payını da küçümsememek gerek. Soğuk ve karanlık günlerde ısınmak ya da uyanmak için sıcak bir kahveden daha güzel bir içecek düşünemiyorum. Açık havada yapılan yürüyüş, kayak ve hyttelere termos ile eşlik eden kahvenin günü daha da güzelleştireceği kesin! Bir çeşit sosyal görgü kuralı olarak da kabul edilen kahvenin bazı bölgelerde reddedilmesi kabalık olarak algılanıyor. Elbette ki kahve hariç diğer içeceklerin de tüketimi yaygın ancak sosyalleşme anlamında kabul gören içecek %85 oranında kahve! Genellikle kahveyi az kavrulmuş çekirdekten tercih eden İskandinav ülkeler, kahvenin sağlığa olan etkilerinden de yararlanmak istiyorlar. Bütün bunların yanında kafeninin bağımlılık etkisini de unutmayalım tabii. Kısacası kahvenin İskandinav ülkelerinde bu kadar tüketilmesinin sebepleri, hem sosyal hem de fizyolojik olarak değerlendiriliyor. Genellikle kahveyi sade olarak tüketen halk, çok nadir olarak içerisine süt ya da şeker ekliyorlar ve genellikle filtre kahveyi tercih ediyorlar. 2020 yılında yapılan bir ankette insanların %46'sı kahveyi sade içmeyi tercih ederken kafeinsiz kahve içmeyi 1 kişinin bile tercih etmediği ortaya çıkmış. Kahvenin yanında ise genellikle tatlı kurabiye, çörek ya da hamur işi tüketiliyor. Bu hamur işleri kaffebröd olarak adlandırılıyor. Kuzey ülkeleri kahvelerini, alkol ekleyerek kokteyl olarak ya da içerisine peynir ekleyerek de yaygın olarak tüketiyor. Sade kahvenin içerisine damak zevkine göre votka ya da konyak eklenerek içilmesine Karsk, içerisine Leipajuusto peyniri eklenerek kuksa bardaklarda tüketilmesine ise Kaffeost deniliyor. Bir diğer tüketim şekli olan kokekaffede ise kaynatılmış su üzerine öğütülmüş kahveyi ekleyip kahve tamamen dibe çökene kadar bekliyorlar. Ben kahvemi alıp bir şeyler izlemeye geçiyorum. Her nerede ne yapıyorsanız yapın ama bugün kahve içmeyi unutmayın."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/lofoten-adalari/", "text": "Lofoten Adaları, Norveç Nordland'a bağlı bir takımada ve geleneksel bölge olarak biliniyor. Vestvagoy, Moskenesoya, Gimsoya, Austvagoya ve Flakstadoya'dan oluşan Lofoten Adaları dağları, zirveleri, açık denizi, korunaklı koyları ve plajları ile kendine özgü bir manzaraya sahip. Başta Jules Verne olmak üzere yazarlar ve ressamlara ilham olan Lofoten Adaları aynı zamanda Sürdürülebilir Destinasyon Sertifikası'na da sahip. Lofoten'in en güzel özelliklerinden birinin Kuzey Kutup Daire'sine yakın olması nedeniyle oluşan Gece yarısı güneşi olduğu biliniyor. Gece yarısı güneşi sonucu ortaya çıkan manzarayı seyretmenin keyfi ise eşsiz! Aynı zamanda bu manzara karşısında kayaking, balık tutma, bisiklet sürme gibi aktiviteler yapabilir ya da sadece bu güzel manzarayı izleyebilirsiniz. Yine Kuzey Kutbu'na yakınlığı sebebiyle Lofoten'de dört haftadan daha kısa bir süre karanlık dönem yaşanıyor. Borg'daki Lofotr Viking Müzesi'ni ziyaret ederek Lofoten'e yerleşen ilk zanaatkarların eserlerini görebilir, Viking Çağı hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Müze aynı zamanda şimdiye kadar keşfedilen en büyük Viking Longhouse'unun replikasını da içeriyor. Lofoten'de yer alan ve sadece amatör takımlara en sahipliği yapan Henningsv r Stadyumu, dünyanın en muhteşem stadyumlarından biri olarak kabul ediliyor. Bu olağanüstü manzaralı ortamda maç izlemeye gidecekseniz yanınızda sandalyenizi getirmeniz öneriliyor çünkü stadyumun bir tribünü yok. Yukarıdan bakıldığında ise sahanın etrafındaki balık kurutma raflarını görebiliyorsunuz. Bu raflar adanın her yerinde görülebilir çünkü tüm dünyaya ihraç edilen kurutulmuş balıklar, Norveç Denizi'nden esen güçlü deniz rüzgarları sayesinde bu raflarda yapılıyor ve insanların en büyük geçim kaynaklarından biri. Lofoten'in çevresindeki yerleşim yerlerine göre nispeten yumuşak suya sahip olduğu biliniyor. Körfez Akıntısı, Kuzey Atlantik Akıntısı ve Norveç Akıntısının etkisinin birleşmesi bölgedeki iklimi ve suları normalden çok daha sıcak hale getiriyor. Bütün bunların sonucunda da Morina balığına yumurtlamak için mükemmel bir su oluşuyor. Şubat-Mart aylarında yumurtlamak için Lofoten'e gelen Morina balığı, bölgedeki balıkçı köylerinin kurulmasının en büyük sebebi. Adalara yaz aylarında gittiğinizde etraftan balık kokusu almanız ise çok normal, çünkü neredeyse adanın açık olan her yerinde balık kurutuluyor. Bu durum Lofoten'e özgü, yiyecekleri muhafaza etmenin inanılmaz bir yöntemi. Başka birçok yer aynı yöntemi denemiş ancak hava ya çok ıslak ya da çok kuru ve sıcaklık ya çok sıcak ya da çok soğuk olduğu için asla aynı başarıyı elde edememiş. Arkeolojik çalışmalara göre ise balık kurutup satmayı ilk kez yaklaşık 1000 yıl önce Vikinglerin bulduğu biliniyor. Lofoten'e kadar gelmişken en ünlü köyü Reine'yi görmeden dönmek olmaz. Köprülerle birbirine bağlanan birkaç küçük adadan oluşan Reine, Norveç'te rorbu adı verilen balıkçı kulübeleri ile ünlü. Rorbu, normalde balıkçı köylerinde bulunan ve balıkçılar tarafından kullanılan, Norveç'te geleneksel bir mevsimlik ev türü. Ancak şimdilerde daha çok turistleri ağırlamak üzere kullanılıyor. Binalar yapısal olarak karada dururken bir ucu gemilere kolay ulaşım sağlaması için direkler ile suyun içinde bulunuyor. Lofoten'e giderseniz, Eylül ayından Mart ayına kadar Kuzey Işıklarını izleyebilirsiniz. Ayrıca başta Svolv rgeita Dağı olmak üzere birçok dağa bir rehber eşliğinde tırmanış yapıp eşsiz manzaranın tadını çıkarabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/marie-sahba-azeri-baby/", "text": "En sevdiğimiz müzisyenlerden olan Marie Sahba, içerisinden 'Never Got To Know You' ve 'Fall Apart' teklilerinin de bulunduğu EP'si AZERI BABY 'yi yayınladı. Kökleriyle gurur duyan Marie Sahba AZERI BABY'de İran mirası ve ailesinin kim olduğunu ve sanatçı kimliğini ne büyük ölçüde etkilediğini beş adet şarkıyla anlatıyor. EP'nin adı, ilham kaynağı babaannesinin atalarının geldiği Azerbaycan ve Kuzey İran'da konuşulan Azerice' den geliyor. Marie Sahba, albümde İran ve Türkiye'den gelen geleneksel ritimleri ve enstrümanları İskandinav popunun ritimleri ve prodüksiyonuyla kusursuz bir şekilde birleştiriyor. Şarkı ve EP'nin çarpıcı odak parçası olan Azeri Baby dramatik, kapsamlı enstrümantasyonu ve duygu dolu vokaliyle dinleyiciyi etkiliyor. Marie EP'nin en sevdiğimiz parçalarından olan Fall Apart üzerinde çalışırken şarkıyı babasına dinletir ve ondan geleneksel bir Farsça deyiş duyar; Affetmek güzeldir, hiçbir şey sonsuza kadar sürmez ve yolculuğun kendisi güzeldir 1 ay sonra vefat eden babasının sözleri hala Marie'nin kalbinde çınlıyor ve 'Fall Apart' ve AZERI BABY'yi bitirmesine yardım ediyor. Marie AZERI BABY 'yi ''Albüm sürecinde babam kansere karşı verdiği savaşı kaybetti. Azeri dilinde yazıp şarkı söylemek beni babama, kültürel ve kişisel mirasıma yaklaştıran önemli bir süreçti. Sözler ve bestelerin yeni bir katmana kavuşması ile babamın mirasını müziğim aracılığıyla sürdürmekten gurur duyuyorum. Bu süreçte babamın en sevdiği şarkıları dinledim, ilham aldım, yeni kelimeler ve ifadeler öğrendim. Şarkıların çoğu babamı, kaybı ve özlemi ve birbirimizi tekrar görme umudunu gösteriyor. diye açıklıyor. Marie Sahba'nın kendisinin yazıp yapımcılığını üstlendiği AZERI BABY'de saz ve santoorda Norveçli-İranlı müzisyen Javid Afsari Rad, trompette Vegard K. Holum ve çelloda Türk Yasemin Özler yer alıyor. Ayrıca Benjamin Sahba, Martin Vinje ve Finson gibi isimler de bestelere ve prodüksiyonlara katkıda bulunuyorlar. Albümü dinlerken içerisinde tanıdık kelimeler duyabilir, kendinizi Marie'ye oldukça yakın hissedebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/marie-sahbanin-oslo-rehberi/", "text": "Norveç'in başkent şehri Oslo aynı zamanda da ülkenin en büyük şehri. Tarihi mekanları, doğası, parkları ve mimarisi ile büyüleyici bir şehir olan Oslo'daki mekanlardan çok sevdiğimiz Marie Sahba'nın favorileri bu yazımızda sizlerle! Şehri gezerken ya da rehberi okurken Marie 'nin yeni yayınladığı EP AZERI BABY'yi dinlemeyi unutmayın! Fine dining olmasına rağmen çok pahalı değil ve oldukça sakin. Harika içecekler! Dünyanın en iyi 50 barı sıralamasında 43. numarada. Dükkan geceleri bir gece kulübüne dönüşüyor ve çok eğlenceli oluyor. Mükemmel bir mekandır. Ne çok küçük ne çok büyük bir yer ve her zaman harika işler yapıyorlar. Şehrin ortasında oldukça sakin bir yer. Birçok havalı Norveç ve İskandinav markası burada bulunuyor. Seranın hem dışı hem de içi oldukça ilham verici. Ayrıca seralar çok sıcak olduğu için kış aylarında takılmak için harika yerler! Orman Oslo'ya çok yakın ve burayı seviyorum. Oooh, eğer kendinizi havalı hissediyorsanız yeriniz kesinlikle yeni Sommerro oteli! Kule tüm şehrin manzarasına bakar ve muhteşemdir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/pat-razket-hymns-from-the-abyss/", "text": "Vahşi korsan topluluğu Pat Razket üçüncü stüdyo albümleri Hymns from the Abyssi dinleyici ile buluşturdu. Albümde Pat Razket'i hem zanaatını geliştirmiş hem de yeni boyutlar geliştirmiş bir grup buluyoruz. 'Hymn of the Abyss' albümü, çok farklı geçmişlere sahip dokuz müzisyenin oluşturduğu topluluğun İrlanda halk müziği, metal, İsveç halk müziği, İskandinav melankolisi ve Americana türlerini birleştiriyor. Albüm pandemi döneminde yaşanan kapanmalarda ortaya çıkıyor. Pat Razket 'in yoğun turnesi sona erdiğinde, üyeler tüm enerjilerini yeni bir albüme koymaya karar verdiler. Grup, albümün ortaya çıkış sürecinin önceki albüm kayıtlarından oldukça farklı olduğunu söylüyor ve şarkıların uzun bir süre boyunca yazıldığı, yavaş yavaş geliştirildiği ekliyor. 'Hymn of the Abyss' albümünde yer alan şarkıların düzenlemeleri ve müzikal fikirleri, prodüksiyon öncesi aşamalarda Vasteras, İsveç'te yapımcı Andreas Moren gözetiminde belirlendi. Birbirinden güzel 12 parçadan oluşan albüm, vokalleri ve oldukça coşkulu müzikleri ile kendine hayran bırakıyor. Biz albümü favorilerimize ekledik, sizlerin de beğeneceğine eminiz. Siz de bu muhteşem albümü dinlerken grubun favorilerinden oluşan Vasteras rehberimizi okuyabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/pat-razketsin-vasteras-rehberi/", "text": "Vasteras, İsveç'in en eski 2. şehri ve bizi 900'lü yıllara kadar götüren Sigtuna'dan yaklaşık 10 yaş daha genç. Dış görünüş olarak bazen çirkin görünse bile dış görünüşünün altında çok ilginç detaylar bulabileceğiniz bir şehir. Biz de bu enteresan şehri ziyaret etmek isteyenlere enteresan bir grup olan Pat Razkets ile rehber hazırladık! Şehri gezerken ya da rehberi okurken yeni yayınladıkları albümleri Hymns from the Abyss'i dinlemeyi unutmayın! Şehir merkezinin hemen dışında küçük odun fırınlı pizzacı Lorenzo. Bira, şarap veya alkollü içkileri yok ama o pizzaları yok mu?! Sahibinin keyfi yerindeyse: Tercihlerinize göre size özel bir pizza yapar. Sahibinin morali bozuksa: Günün hangi saati olursa olsun size kapanış saatinin geldiğini söylecektir. Buna bayılıyoruz! Yine de yılda yaklaşık bir ay yanıp sönen ışıklara sahip çok şüpheli bir beyaz çam ağacına sahip olma düşüncesindeler. Ancak Ocak ayının başlarında ortadan kayboluyor gibi görünüyor, bu yüzden endişelenmeyin. Kahve çeşitleri; Afrika, Orta ve Güney Amerika kahve çekirdeklerinin bir karışımı olan Zoegas Hazienda'nın taze çekilmiş çekirdeklerinden yapılmaktadır. Adil ticarete uygun ve ekolojik. Bu kahve en iyi yulaf sütü ile servis edilir. Hey biz İsveçliyiz, dans etmeyiz. İçeriz. Bitti! ANCAK, eğer dans etmek isterseniz, Skultuna'daki Laggar'n genellikle dansbandskvallar ile bir tür köklü modern İsveç kültürünü keşfedebileceğiniz akşamlar düzenler. Zevkinize göre ya Konser Evi'ne ya da Tiyatro'nun üst katına gidebilirsiniz. Konser Evi, sıkıcı klasik müziklerden daha ilginç folk, jazz, indie, rock, pop ve iilllgiinçç müziklere kadar farklı müzik türlerine yer veren birçok sahneye sahiptir. Vastmanland Tiyatrosu'nun üzerinde, son derece dar folk-caz deneyimleyebileceğiniz küçük bir canlı sahne var, aynı zamanda günün şekline bağlı olarak samimi indie rock şovunu da deneyimleyebilirsiniz. Mekan çok küçük olduğu için 29 kişiyle birlikte bir ziyafet yaşayacağınıza emin olun! İsveç denince akla muhtemelen Vikingler gelir. Şehir merkezinden yaklaşık 5 kilometre uzakta İsveç'in en eski mezar höyüğü Anunds hög'ü bulabilirsiniz. Gözden uzak olmasına rağmen araba, otobüs ya da bisikletle ulaşılabilir. Oraya vardığınızda eski Viking mezar gemisinin üzerinde yürüyebilir ve ayrıca komşu ormanda yürüyüş yapabilirsiniz. Hiç şüphesiz Skivbörsen. Skivbörsen, CD'ler, plaklar, tişörtler ve filmler içeren gerçek bir plak mağazasıdır; burada, birkaç gün önce duyduğunuz bir melodiyi mırıldanarak ortaya çıktığınızda, sahibi ya da personeli ne hakkında konuştuğunuzu gerçekten bilir. Sadece bu değil, konuştuğunuz şeye bağlı olarak sevebileceğiniz başka bir kayıt hakkında size tavsiye de verirler. Hikayeden alınacak ders şudur: Skivbörsen'e gidin. Ooo, biz Rabyskogen'i tavsiye ederdik şehrin tam ortasında, güzel yürüyüş yolları ve yeşil bir orman bulabileceğiniz bir doğa koruma alanı. Bölge, şehirleşme nedeniyle şehrin gerçek anlamda genişlemeye başladığı 1900'lerin ortalarından beri Vasteras belediyesi tarafından korunmaktadır. Burada birkaç kuş ve böceğin varlığı hakkında konuşabilir, el ele tutuşabilir veya sevişebilirsiniz. Burası şehir merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bir yer. Malar Gölü üzerinde, sergilenen 20'den fazla tarihi yelkenli teknenin bulunduğu bir bölge. Bunun yanında Paz Razket'in ilk resmi müzik videosunu çektiği Roter Teufel adlı 12. yüzyıldan kalma yelkenlinin replikası da burada bulunuyor. Ohh konuşturmayın şimdi bizi! Deneyim yolculuğu burada başlıyor. Angsö, İsveç'te hayalet gezileri için kötü bir yer ama bu milli park çok daha fazlasını sunuyor. İçerisindeki şato ve kilisede aynı anda üstesinden gelebileceğinizden çok daha fazla hayalet hikayesi var, ancak çevre ruh için merhem sağlıyor. Cidden. İlk olarak Angsö'deki ormanlar bir milli parktır. Bu, bunların iyi işlendiği ve olağan endüstriyel orman bakımına tabi olmadığı anlamına gelir. Ve çok büyüktürler. Bir günlüğüne ormanlarda dolaşabilir ya da Malar Gölü'nde (İsveç'in 3. büyük tatlı su gölü) yüzebilir veya ikisini de yapabilirsiniz. Her şey size bağlı. Ayrıca, kalenin yanındaki, 1750'lerde olduğu gibi yeniden restore edilen kale parkını yeni açıldı. Görülmeye değer. Malar Gölü'ne yapılan bir tekne gezisinde karşılaşacağınız Vasteras şehrine dahil olan Östra holmen adlı bir ada var. Orada, gün batımları kesinlikle büyülü, şehrin bir tarafından muhteşem ve adanın diğer tarafından, Malar Gölü'nün manzarası... Sadece rüya gibi. Östra holmen'e ya kendi teknenizle ya da Elbafarjan ile Rederi Malarstaden ile ulaşabilirsiniz. Ve evet, elbette eskiden Rederi Malarstadens gemilerinde oynadık. Ayrıca Östra holmen'de çıplaklar plajı da var. Vasteras'taki en iyi yerel yer kesinlikle Blackheart's Place Kendi özel plajı, özel barı ve gözlerden uzak bir şöminesi var çok güzel!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/raindear-all-the-miles/", "text": "Yetenekli sanatçı Raindear, gelecek yıl Mart'ta çıkacak olan görkemli albümü 'Majestically Mad'i duyuran yeni single'ı 'All the Miles' ile İsveç pop müziğine yeni bir soluk getiriyor. Geçtiğimiz ay yayınladığı teklisi 'Rush' ile kendisine hayran bırakan Raindear, yeni teklisi 'All the Miles' ile de üzerimizdeki etkisini devam ettiriyor. Nakaratının gücü, şarkı sözleri ve sanatçının yatıştırıcı, derin sesi ile birleşince 'All the Miles' müthiş bir hal alıyor. Büyüleyici alt-pop, psychedelic, bohem unsurlar ve doğu seslerinden gelen etkilere sahip şarkı dinleyicilerini adeta sersemletip kucaklıyor. 20 Ekim'de çıkan 'All the Miles' ın yapımcılığı sanatçının kendisi tarafından yapıldı ve sözleri ise Little Dragon grubundan tanıdığımız Hakan Wirenstrand ile birlikte yazıldı. Şarkı, gelecek olan albümün en parlak parçalarından biri ve ilk andan son ana kadar inanılmaz hareketli ve akılda kalıcı bir melodiye sahip. 'Majestically Mad' albümü ise şüphesiz Raindear'ın piyasaya sürmek üzere olduğu en güçlü eseri olabilecek nitelikte! Yenilikçi ve melodik pop öğelerine sahip albüm aynı zamanda gösterişli bir karanlığı da temsil ediyor. Albüm, umut verici bir bakış açısıyla kıyamet, varoluş ve zihinsel istikrarsızlık temalı 10 bomba şarkıdan oluşuyor. Aynı zamanda özgür kaldığımız veya coşkuya kapılıp yaşadığımızı hissettiğimiz küçük anlarımızdaki duygulara ve anlara da odaklanıyor. Biz Raindear'ın sesi ile enstrümanların uyumunu ve şarkıyı çok sevdik, çalma listelerimize ekledik. Yeni albüm 'Majestically Mad' ise heyecanla bekliyoruz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/urnes-stave-kilisesi/", "text": "Norveç'in Ornes köyünde bulunan Urnes Stave Kilisesi, 12. yüzyıldan kalma bir çıta kilisesidir. Kilise, Fiyortların Kralı ünvanlı, Norveç'in en büyük ve derin fiyortu olan Sognefjorden'in bir kolu olan Lustrafjorden manzarasına bakıyor. Norveç'in her yıl binlerce turist çeken tarihi simgesi olan kilise, 1100lerin ikinci yarısında inşa edilmiş. Günümüze kadar en iyi şekilde korunabilmiş çıta kiliselerden biri olan kilise, Norveç'teki en eski ahşap kiliseler arasında yer alıyor. Urnes Stave Kilisesi'nin en önemli özelliklerinden birinin yapımındaki olağanüstü işçilik olduğu biliniyor. Kilisenin içindeki dekorlar oldukça zengin, hem süslemelerde hem de genel hatlardaki ahşap işçiliğinde Kelt, İskandinav ve Roma sanat geleneklerinden izler bulmak mümkün. Kilise, orta çağ Hristiyan kiliselerinden esinlenerek uzun yapılı bazilika planıyla inşa edilmiş. Çatının önce tahta sonra kiremitle kaplanması, İskandinav ülkelerindeki yaygın mimariden geliyor. Kilisenin içerisinde kübik başlıklı silindirik sütunlar ve yarım daire şeklinde kemerler ise Romanesk mimarisine ait izler olarak karşımıza çıkıyor. Sütunlardaki ve kilise dışındaki süslemelerde ise Viking kültürünün izlerine rastlanıyor. Yapının en büyük özellikleri arasında yapımında hiç çivi kullanılmaması da geliyor. Kilise, klasik bir Viking mimari özeliği olan tamamen ahşaptan yapılma mandallar birbirine geçirilerek inşa edilmiş. Urnes Stave Kilisesi günümüze, Viking kültürünün dönüşümünün ve Hristiyanlığı benimsemesinin görsel kanıtı olarak olarak geliyor. Kilisenin kuzey kısmında bulunan Viking simgelerinin muhtemelen bölgedeki başka kiliselerden kiliseye getirildiği söyleniyor. Urnes Stave Kilisesi'nin kapısındaki sembollerde ise sarmaşıklara dolanmış hayvan ve bitkilerin içerisinde kıvrılan yılanlar görülebilir. Bu kapının görseli, sanat tarihçileri tarafından Urnes Stili olarak adlandırılıyor. Kilise 1881 yılından itibaren Norveç Antik Anıtları Koruma Derneği'ne ait. 1979'da ise UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi'ne yazılıyor. Şimdilerde ise Solvorn Cemiyeti'nin bir paçası olan Urnes Stave Kilisesi, sadece vaftiz ve düğün gibi cemaatin özel günlerinden kullanılıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/vasa-muzesi-stockholm/", "text": "Stockholm Djurgarden adasında bulunan Vasa Müzesi, 1628 yılında yaptığı ilk yolculuğunda batan Vasa adlı savaş gemisinin sergilendiği bir denizcilik müzesi. Vasa Savaş Gemisi, 17. yy'dan kalma neredeyse hiç bozulmadan korunan tek gemi özelliğine sahip. Savaş gemisi Vasa, 1628'de Stockholm limanında yaptığı ilk yolculuğunda batıyor. Batışından 333 yıl sonra gün yüzüne çıkarılan gemi, orijinal ihtişamını koruyacak restorasyonlardan geçerek özel yapım müzesinde sergileniyor. Geminin yüzde 98'i özgün parçalardan ve yüzlerce oyma heykelden oluşuyor. Hayatını Vasa gemisinin batığını bulmaya adayan deniz arkeoloğu Anders Franzen, 20 yıllık bir araştırmanın ardından 25 Ağustos 1956'da gemiyi buluyor. 1957 yılında başlayan gemiyi çıkarma çalışmalarından iki yıl sonra Vasa gemisi karaya çıkarılıyor. Bir süre Vasa Tersanesi'nde tutulan gemi, kimyasallarla koruma altına alınarak muhafaza ediliyor. 1990 yılında ise Vasa Müzesi açılıyor ve gemi oraya taşınıyor. Müze, geminin çürümesini önlemek için kontrollü koşullar altında tutuluyor. Vasa gemisi 52 metre yüksekliğe, 69 metre uzunluğa, 1200 ton ağırlığıyla on yelken taşıyan üç direğe ve 64 deniz topuna sahip muhteşem bir gemiydi. Batmasının en önemli sebepleri arasında içerisindeki deniz topu sayısının fazlalığı ve yapımındaki teknik hatalar olduğu belirtiliyor. Vasa Müzesi açıldığı yıldan beri İskandinavya'nın en çok ziyaret edilen müzesi unvanını koruyor. Müze birkaç kata ayrılarak ziyaretçilere gemiyi farklı açılardan inceleme olanağı da sunuyor. Yine müzede içerisinde bulunan sergi alanında hem gemiyi teknik olarak incelenebiliyor hem de o zamanların yaşam ve kültürünü hakkında bilgi sahibi olunabiliyor. Geminin inşası ve batma tarihi, kurtarma yöntemleri hakkında verilen bilgiler ise meraklıları için oldukça ilgi çekici. Aynı zamanda müze içerisinde fika ya da öğle yemeği için de hoş bir restoran da bulunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/vaxholm/", "text": "Vaxholm, İsveç Stockholm'ün takımadalarından birkaçını kapsayan bir belediye olarak geçiyor. Geçen yüzyıldan kalma çok iyi derecede korunmuş ahşap binaları, tarihi ve doğası ile oldukça Vaxholm turistler tarafından oldukça ilgi çekiyor. Vaxholm adını, 1549 yılında Kral Gustav Vasa tarafından Stockholm girişinde bulunan Vaxholm Kalesi'nden alıyor. Vaxholm ve Rindö arasında bulunan kale Stockholm'ü düşman saldırılarına karşı korumak amacıyla yapılıyor. İnşaatı 30 yıl süren kale 1863 yılında tamamlanıyor ve içerisinde eğitimli askerleri, yüksek rütbeli subayları, aileleri, hizmetçileri, aşçıları, atölyeleri ve zanaatkarları ile küçük bir kasaba haline geliyor. Ancak inşaatın uzun sürmesi sonucunda kalenin gelişen teknoloji ile değişen silahlara dayanıklı olmadığı keşfediliyor. Bu nedenle kale başkent için güçlü bir koruma statüsünü kaybediyor. 1940'lara kadar bir idari bina, eğitim alanı ve zorunlu işçiler için hapishane olarak kullanılıyor. Şimdilerde ise sanat galerilerine ve restoranlara ev sahipliği yapan Vaxholm Kalesi'ne feribotla ulaşım sağlanıyor. Kale içerisinde bulunan Vaxholm Kalesi Müzesi'nde ise Vaxholm ve Stockholm'ün tarihine ilişkin bilgiler alınıyor. Kale aynı zamanda Astrid Lindgred'in popüler çocuk dizisi Uzun Çoraplı Pippi'ni çekim yeri. Vaxholm'de görülecek diğer kalelerden birisi ise Bogesund Kalesi. Kale tarzı bina, Stockholm takımadaları üzerinden Stockholm'e giriş ve çıkış yapan ana nakliye kanalına bakıyor. Kalenin inşası 1640'larda Genç Per Brahe'nin girişimiyle başlıyor ve sonrasında birkaç kez yeniden inşa ediliyor. Daha sonra mimarlar Fredrik Wilhelm Scholander ve Thor Medelplan tarafından yapılan çizimlere göre 1860'larda kuleler ve gotik pencereler de eklenerek bugünkü görünümünü alıyor. Rindö Adası, Vaxholm'ün adalar manzarasını ve askeri tarihini birleştiriyor. Oxdjupet'te bulunan eski kışla şimdilerde ada sakinlerinin yaşam alanı olmasının yanında Vaxholm'ün yerel peynir üreticisi, bira fabrikası ve kahve kavurma dükkanlarına da ev sahipliği yapıyor. Feribotla ulaşılan adada bisiklet turu yapmak en çok tavsiye edilen aktiviteler arasında. Ostmakeriet, Rindö'nün ünlü peynir mandırası ve Anna tarafından işletiliyor. Mandıranın yanındaki peynir dükkanında birçok farklı peynir çeşidi de satılıyor. Burada İsveç peynirli kek eşliğinde bir fincan kahvenin tadını çıkarabilir veya lezzetli bir peynir tabağını tadabilirsiniz. Suyla çevrili bir ada olan Vaxholm'de kayalıklı, kumlu ve iskeleli gibi birçok seçenekle dolu yüzme yeri bulmak mümkün. Bogesund'daki Tenöbadet, çimle kaplı geniş bir plaja sahip ve ziyaretçilere çeşitli oyun alanları da sunuyor. Eriksö plajı ise yüzmenin yanı sıra gelenlere koşu parkurları, oyun ve barbekü alanları da sunuyor. Norrhamnsbadet, genellikle dalış yapmak için kullanılıyor olsa da içerisindeki küçük kumsalı, iskelesi, kayalıkları ve ahşap evleri ile eşsiz bir görüntüye sahip. Grinda adasındaki gün batımında yüzmek ise Vaxholm'de yapılması gereklerin en başında geliyor. Bölgenin en ünlü yürüyüş parkurları Rindö, Eriksö ve Strömmingsrundan olarak biliniyor. Akşam saatleri için sensörlü ışıklarla donatılmış parkurların uzunlukları ise 1 km'den 10 km'ye kadar değişiyor. Parkurlarda otopark, kamp, bisiklet ve piknik alanlarının yanında tekerlekli sandalye ve bebek arabası ile gezilmesi için de uygun alanlar var. Vaxholm'ün güzel adalar manzarasını seyredip kahve içmek için ise Roddarhuset öneriliyor. Deniz kenarındaki mekan aynı zamanda bir sanat galerisi. Roddarhuset, 1990 yılında mimar Cyrilus Johansson tarafından Vaxholm'un kürek derneği için tasarlanmış. Şimdilerde ise el sanatlarıyla ilgili bir sanat galerisi ve kafe olarak değerlendiriliyor. Vaxholm'de yapılacaklar arasında Batteriparken'de bankta oturup kuzey körfezini izlemek, büyük kanolar ile takımadaların etrafında dolaşmak, yemyeşil çimenlik alanlarda piknik yapmak, balık tutmak, tekne ile gezmek gibi etkinlikler de var. Yolunuz düşerse verimli ve keyifli zaman geçireceğinize eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/video-premier-peter-aberg-tyst/", "text": "Peter Aberg, 2022 başlarında yayınladığı 'Ouvertyr' EPsi ve 'Hem' teklisinden sonra 13 Ekim'de 'Tyst' teklisini dinleyici ile buluşturdu. Şimdi ise yeni teklisi 'Tyst'in müzik videosunun ilk gösterimi ile Nordik Simit'te! 21 yaşındaki Peter Aberg, İsveç indie pop sahnesinde çok umut verici genç bir sanatçı ve söz yazarı. Peter, hayatının her köşesinde müzikle uğraştı ve geçen yıl İsveç'in gençler için en büyük müzik yarışması olan Imagine Sweden 2021'in galibi oldu. Sanatçı geçtiğimiz bahar yayınladığı 'Ouvertyr' EP'si ile kendine özgü müzik dünyasını dinleyici ile buluşturdu. Dostluk, özeleştiri, güç, umut ve hüzün gibi temaları içeren albümde nerdeyse her enstrümanının sesi duyuluyor. Dinleyiciyi kucakladığı organik bir ses düzenine sahip gerçek bir indie pop olan albüm, Sveriges Radio P3, Popmani ve HYMN'i de dahil olmak üzere İsveç müzik medyası tarafından oldukça beğenildi. Yalnız hissettiğinizde, hissettiğiniz boşluğu doldurabilecek ve o sessizliği canlandırabilecek çok az şey vardır. Hoparlörleri son sese getirseniz veya yüksek bir çığlık atsanız bile, kafanızdaki sessizlik muhtemelen kalacaktır. 'Tyst' şarkısı bu yalnızlığı anlatıyor. Şarkıyı, birisi için sessizliği boğan ve boşluğu ortadan kaldıran şey olabileceğini umarak yazdım. diyor. 'Tyst' in müzik videosunu ilk defa Nordik Simit üzerinden izleyebilirsiniz. 'Tyst' şarkısının sözleri Peter Aberg tarafından yazıldı ve Jakob Lindell ile yapıldı. Şarkının klibi ise Peter Aberg ve Oskar Attling işbirliyle ortaya çıkarıldı. Şarkı, bu yaz yayınlanan 'Hem' teklisi ile birlikte 'Massa vackra ord' adlı EP'de yer alacak. 'Massa vackra ord' EP'si ise 11 Kasım'da dinleyici ile buluşacak. Peter Aberg hakkındaki diğer gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/10/yilin-en-sevilen-nordik-filmleri/", "text": "İçlerinden bazılarını Filmekiminde de izleme fırsatı da bulduğumuz Finlandiya, Danimarka, Norveç ve İzlanda yapımı yılın en iyi Nordik Filmlerini sizler için bir araya getirdik. The Happiest Day in the Life of Olli Maki filminin yönetmeni Mikko Myllylahti, The Woodcutter Story'yi anlatmak için aktör Jarkko Lahti ile bir kez daha bir araya geliyor. Filmde, Kuzey Finlandiya'daki küçük bir kasabada basit bir hayat yaşayan Fin oduncu Pepe'nin hayatını izliyoruz. İki bölüm ve bir girişten oluşan sürükleyici bir anlatıya sahip film, Finlandiya'nın dağlar ve ormanlarla çevrili karlı bir bölgesinde geçiyor. Bir gün yerel halk kereste fabrikasının kapatılacağını, yerine ise bir maden ocağı kurulacağını öğrenir ve devamında olaylar gelişir. Filmin en güzel özelliklerinden biri ise asla tahmin edilebilir bir hikayeye sahip olmamasıdır, diyebiliriz. Into the Ice, Grönland'daki buz sahalarını inceleyen araştırmacıları ve bilim adamlarını takip eden büyüleyici bir belgesel. Belgeselde iklim değişikliğinin etkilerini inceleniyor, buzun içinde saklanan tarihe ve hikayelere bakıyor, buzda oluşmuş devasa kraterleri binlerce fit aşağıya inerek inceliyorlar. Eğitici, güzel ve bazen biraz ürkütücü olsan belgeselden, buzun gezegenimizde oynadığı role ve onu incelemek için hayati önem taşıyan insanlara oldukça saygı duyarak ayrılacaksınız. Kötülükten keyif alan Signe ile sanatçı sevgilisi Thomas arasındaki sağlıksız ilişkinin temelinde rekabet yatar. Thomas beklenmedik şekilde başarıya kavuştuğundaysa 30 yaşına yaklaşan Signe'nin elinde ne hırs ne de bir başarı kalmıştır. Zedelenen konumunu düzeltip ve dibe vuran özgüvenini yeniden kazanmak için Signe sürekli ilgi, acıma ve sempati toplayacağı çıkışsız bir yola girer: Artık yaşamını bir kurban olarak sürdürecektir. Sick of Myself, en karanlık İskandinav komedileri içerisinde yer alabilir ve aynı zamanda narsisizm, sosyal kimlik arzusu üzerine çok ilginç bir açıklama yapabilir. Ayrıca filmin en dikkat çeken Nordik Filmler içerisinde olacağına da eminiz! Winter Brothers ve A White White Day filmlerinin arkasındaki adam olan en sevdiğimiz İzlandalı yönetmenlerden biri olan Hlynur Palmason, Godland için fantastik bir İzlandalı ve Danimarkalı oyuncu kadrosunu bir araya getiriyor. Bu filmi bu kadar inanılmaz yapan şey, İzlanda'nın en inanılmaz manzara çekimleri sayesinde izleyiciyi tamamen içine çekmesi diyebiliriz. 19. yy sonlarında genç bir Danimarkalı rahip, bir kilise inşa etmek ve insanları fotoğraflamak için İzlanda'nın uzak bir bölgesine seyahat eder. Ancak gördüğü inanılmaz manzara karşısında ne kadar derine inerse amacından, misyonundan ve ahlakından o kadar çok sapar. Godland, Oscar için tartışmasız bir film olarak karşımıza çıkıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/11/anna-of-the-north-crazy-life/", "text": "Grafik tasarım okurken bir çocuk giyim mağazasında ek iş bulan Anna'nın hayatı bir gün müşterilerden birinin onu yurtdışına çıkmaya teşvik etmesi üzerine değişir. Avustralya'ya giden Norveçli sanatçıya burada kuzeyli Anna denir ve sahne adı olan Anna of the North ortaya çıkar. Milyonlarca dinlemeye sahip Lovers, My Love, Bird Sing, Dandelion ve Meteorite gibi favori parçalara sahip Anna of the North, şimdi dinleyicinin karşısına yeni albümü Crazy Life ile çıkıyor. 11 parçadan oluşan Crazy Life, Anna of the North'un yıllar boyunca yaptığı iç yolculuğun işleyişini gösteren çalışmaların bir bütününden oluşuyor. Anna yeni albümü aracılığıyla dinleyicileri kendi dünyasına davet ederek kırılganlıkta teselli bulma becerisinin tam olarak nasıl yapıldığını dinleyiciye gösteriyor. Sıradanlıktaki yanardönerliği ortaya çıkaran Anna; netlik, özgüven ve biraz parıltıyla dinleyicisine itiraf niteliğinde ve ilişkilendirilebilir şarkı sözleri sunuyor. Hayatı tüm çılgınlığı, ihtişamı ve mutluluğuyla birlikte kabul eden Anna Hayat hayattır. Canımızı acıtıyor. Bu bazen eğlenceli bazen sıkıcı bazen de heyecan verici. Yükseklere ulaşmak için alçaklara ihtiyacınız var. Her günün tamamen harika olmadığını, ancak bazı günlerin gerçekten harika olduğunu kabul etmeye çalışıyorum. diyor. Şarkılarını keyifle dinlediğimiz Anna of the North'un yeni albümü bizi oldukça mutlu edip keyfimizi yerine getirdi. Sizlerin de beğeneceğinize eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/11/dark-sven-clone-king-b/", "text": "Dark Sven, 2021 yılında yayınladığı ve beğeni toplayan Invocation albümünden sonra mart ayında Fran noll till inget hall teklisini yayınlıyor. Devamında ise benliğin iki ayrı varlığa bölünmesine odaklanan çift tekli Clone / King-B ile geri dönüyor. İlk şarkı olan Clone'da evde sizinle birlikte dolaşan ve içerdiği her şeyle günlük yaşamın her aşamasında var olan fiziksel bir varlıktan bahsediyor. İkinci parça olan King B'de ise depresyonun fiziksel bir forma bürünmesinin nasıl bir his olabileceğini araştırıyor. Aynı zamanda eski partneri tarafından ihanete uğramış hissettiği duygular etrafında dolaşıyor. Dark Sven, Clone / King-B teklileri için; Bir klonla ilişki kurduğum çeşitli uygulamalardan ve ayrıca bilim kurgu yazarı Isaac Asimov'un Foundation serisinden ilham aldım diyor. Oldukça beğeni toplayan Love Life in a Coma parçası ile karşılaştırıldığında yeni teklilerindeki Dark Sven, eskisinden daha çağrışımcı olarak karşımıza çıkıyor. Hem Clone hem de King B, şarkı sözlerinin ağırlığını, gece karanlığı hissi veren enstrümantal bir atmosferin yanında zengin bas ve hüzünlü altyapı döngüleriyle yansıtıyor. Biz Dark Sven'i radarımıza aldık ve playlistlerimize ekledik, sizlerin de seveceğine eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/11/dossi-lovebirds-pt-2-let-go/", "text": "2022 yılı boyunca yayınladığı umut, aşk ve ilişki temalı teklilerini ilk albümü 'lovebirds, pt.1: love'ın ilk yarısında toplayan DOSSI, yıl sona ererken de albümün ikinci bölümü 'lovebirds, pt.2: let go'yu yayınlıyor. Sanatçı; kayıp, keder ve anıları içeren bir şarkı koleksiyonu olan bluebirds'ün ardından 2022 yılında çıkardığı tekliler ile umut ve salıverme duygularına geçiş yapar. Şarkılarında kullandığı kuş cıvıltıları ve bu kuşları havaya salıvererek uçup gitmeleriyle iyileşme sürecinin gerçekleşmesini başlatır. Aşkın iniş çıkışlarına hitap eden DOSSI'nin tüm şarkılarında kuş cıvıltılarını duyuluyor. Ingrid'in Uzun zaman sonunda şekillenen ve gerçekte kök salan sonsuz bir rüya gibi geldi tanımladığı albüm için her şey 'time will heal her' ile başlıyor. Albümün ikinci bölümü lovebirds, pt.2: let go, 'art of letting go' parçasına odaklanıyor. Odd Martin ile birlikte yazılan şarkıyı, DOSSI 'nin şimdiye kadarki en hareketli şarkısı olarak dinliyoruz. Muhteşem armonilere sahip bir indie-rock şarkısı olan 'art of letting go'nun son şeklini bulması zaman almış. Dinlemekten çok keyif aldığımız DOSSI'den çıkan her şey bizi oldukça heycanlandırıyor. Sizlere de aynı duyguları aktaracağına eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/11/haftalik-kesif-8/", "text": "Kendini bulmak, hayatını ve onunla ne yapman gerektiğini anlamaya çalışmak, Melby'nin ikinci albümü Looks like a map'in ana teması. 'Belirsizlik denizinde rahatlık bulmak' Looks like a map'i tanımlamanın iyi bir yolu olabilir diye belirten Melby, albümlerinin insan ve grup olarak büyüdükleri, ufuklarını genişlettikleri ve daha derin daha ağır temaları işledikleri, genellikle yabancılaşan bir dünyada bir ev bulmaya çalıştıkları bir anda olduğunu söylüyor. Tümüyle akıcı piyano, ince baslar, derinden gelen gitar melodilerinin Inger'in eşsiz sesi ile bütünleştiği Go Back, bütün haline dönüşen bir aşk hakkında bir şarkı. Parçanın duygusu için Inger, Yine de arada sırada, kaos ve tutkuyla dolu o ilk günlere özlem duymadan edemiyorsunuz diyor. Rama Lama Family Club' ın yeni teklisi olarak karşımıza çıkan Meet Me At The Quarry-Daydreaming, Kluster B'nin gitaristi Adam Jonsson'ın projesi. Gitar melodilerinin yoğun olduğu sakin bir atmosfere sahip şarkısı için Adam: Hayal kurmak, beynimin nasıl çalıştığını tasvir etme girişimidir. Var olmak ve kafamı karıştırmak arasında sürekli bir mücadele... diyor. 2 yıl sessizlikliğin ardından çıkan MASSOLIT, genelde dünyayı gözlemleyen FEWS'in ilk kez kendilerini görmek için bakışlarını içe çevirdiği teklisi olarak karşımıza çıkıyor. Teklinin amacı kendimize sadık kalmaktı diyen grup MASSOLIT'İN gitar melodileri ve hipnotik davul ritimleri eşliğinde dinleyiciye enerjik bir şölen sunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/11/haftalik-kesif-9/", "text": "Looney Gloomers'ın ikinci albümünde yer alacak olan 'Faking Paintings' için grup Bu şarkı, geceleri sizi uyanık tutan içinizdeki sabotajcıyla yüzleşiyor. Şarkının kahramanı kendinden şüphe eden, içinde mi yoksa dışında mı olduğunu asla bilemediği bir belirsizliğe hapsolmuş, hızla öfkeye dönüşen ve yavaş ama emin adımlarla kendinden nefret etme duygularıyla boğuşuyor. Bu, bugün birçok gencin yaşadığı bir mücadele ve hakkında daha açık konuşmamız gereken bir eziyet diyor grup. Kalplerimizi kırıp bizleri ağlatmak için şarkılar yaptığını belirten MAIH, 2018 yılında yayınladığı ve beğeni toplayan 'Habits' teklisinden uzun bir süre sonra 'Let Him Let Me Go' teklisi aracılığıyla dinleyici ile buluşuyor. Bas ve gitar melodilerinin MAIH'ın sesi ile birleşiminden ortaya çıkan şarkıda kendimizden bir şeyler bulmamız mümkün. Bazen bırakmayı bilmeli ve güzel bir şarkı dinlemelisiniz. 'Let Him Let Me Go' size bu durumda eşlik edebilir. Birlikte büyüdükleri müziğe göndermeler içeren gürültülü, enerjik ve melodik bir şarkı olan OLD HIGHS teklisinde TAPE TRASH, şarkıyı çocukken Tony Hawk's Pro Skater'ın müziklerini dinlemenin bir sonucu olarak tanımlıyor. OLD HIGHS kendini tükenmiş ve yorgun hisseden, ancak yine de solmuş gençliğine ve yıkılmış hayallerine tutunan kurgusal bir karakterin bakış açısından yazılmış. Thomas Keen, müzisyen İbrahim Shabo ile mümkün olduğunca kendin yap olarak kaydettiği Kosmos 22 EP'si için Şarkı sözlerinde her zaman kendi kendime düşündüm, tüm şarkılar kendim, duygularım, tanıdığım veya tanıştığım insanlar ve şehirdeki yaşam hakkında. Kendimi bir şehir faresi olarak tanımlıyorum, umarım bu şarkılara yansır. Yaratıcı özgürlük benim için önemli ve öncülden çok uzaklaştığında zorlanıyorum. diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/11/tobias-arbo-saudade/", "text": "İsveçli müzisyen Tobias Arbo, ilk teklisi 'Saudade'yi geçtiğimiz günlerde yayınladı. Müzisyen önümüzdeki günlerde ise memleketi Stockholm'de ilk canlı performanslarını sergilemeye hazırlanıyor. Hüzünlü ve nostaljik bir ev videosu tarzı görsellerden oluşan Saudade, Tobias Arbo'yu kalpleri düğümleyebilen ilgi çekici yeni bir şarkıcı ve söz yazarı olarak karşımıza çıkarıyor. Tobias, Bon Iver'in For Emma, Forever Ago, Phoebe Bridgers'ın Stranger In The Alps ve Sufjan Stevens'ın Carrie & Lowell filmlerinin kendisine ilham kaynağı olduğunu belirtiyor. Saudade, kendi içinde bir paradoks olan 'hiç sahip olmadığın bir şeyi özlemenin hüznü' olarak tercüme edilebilecek Portekizce bir kelime. Bana göre bu şarkı bu duygu içerisinde kayıp gidiyor. Özlediğin bir şeyin gerçekleşme olasılığı ellerinden kayıp gittiğinde ve daha ona sahip olmadan, o şeyi geri dönülmez bir şekilde kaybetmiş gibi hissetmeye başlarsın diyor. Tobias Arbo, 2023 baharında piyasaya sürülecek olan ilk projesi için önümüzdeki aylarda yeni müzikler paylaşmaya devam edecek. Sesini ve müziğini oldukça beğendiğimiz Tobias Arbo'nun takipçisi olacağız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/11/yeni-resa-saffa-park-give-it-all-you-can/", "text": "Sahne adı Resa Saffa Park olarak çalma listelerimizde sık sık karşılaşmış olabileceğiniz Theresa Frostad Eggesbo'yü bir çoğu aslında oyuncu olarak tanıyor. Resa, daha önce Norveç'in tüm dünyada popüler olan gençlik dizisi SKAM ile karşımıza çıkan daha sonra ise Netflix'in İskandinav mitoloji serisi Ragnarok ile Türkiye başta olmak üzere adından sıkça söz ettirmişti. Ama kendisi sadece oyunculuğu ile değil müziği ile de bir süredir kalbimizi feth ediyor. Geçtiğimiz aylarda yayınladığı Kids Lack Rock'n'Roll ile 2023'te adından müziği sıkça söz ettireceğinin sinyalini bizlere vermişti. Şimdi ise bu düşüncemizin doğruluğunu kanıtlayan yeni teklisi Give It All You Can ile karşımızda! Dinleyen herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği Give It All You Can, birçok ihtimal arasında donup kalmaktan bahsediyor. Şarkı Resa'nın yorumu ile yanlış karar vermekten ya da hata yapmaktan korkmanın, en büyük hata olan hiçbir şey yapmamakla sonuçlanabilmesii hakkında. Resa sık sık içinde kaldığı bu durum hakkında tüm hayatınızı etkileyecek kararlarla ilgili de olabilir, başarısız olmaktan korktuğumuz daha yaratıcı konularda da. Bir sonraki adımın ne olacağı hakkında bir bilgiye sahip olmasam da, kendime her zaman bir şeyler yapmam gerektiğini hatırlatıyorum. diyor. Küçük yaşlarından itibaren Nirvana'dan caza, birçok farklı müziği dinleyerek büyüyen Resa'nın şarkılarını da bir etikete sığdırmak pek mümkün değil. Şarkıları ile bizleri İskandinavya'nın melankolik sesleri, pop melodileri ve soul müzik arasında bir yolculuğa çıkarıyor diyebiliriz. Yeni teklisi Give It All You Can de daha ilk saniyelerinde tekrar tekrar dinleyeceğiniz bir şarkı hissi uyandırmaya başlıyor. Resa'nın güçlü vokali ise bizlere asla yabancı olmadığımız duyguları anımsatıyor. Resa'yı yakından takip etmek isterseniz sosyal medya hesaplarını aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/geiranger-fiyordu/", "text": "Geiranger Fiyordu, Norveç'in More og Romsdal ilçesinin Sunnmore bölgesinde bulunuyor. 15 km uzunluğunda, en geniş yeri 1,5 km genişliğinde ve en derin yeri ise 700 metre derinliğinde olan fiyort, 2005 yılından beri N royfjorden ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. Geiranger Fiyordu, bir uçta Hellesylt köyünden diğer uçta ise Geiranger köyünden geçiyor. Fiyord, muhteşem şelaleleri ve sarp yamaçlarda yükselen terk edilmiş fiyort çiftlikleriyle tanınıyor. Çevredeki dağların yüksekliği ise 1600-1700 metre olan fiyort, pastoral doğası ve dağları ile ziyaretçilerini etkiliyor. Fiyordun kenarlarında terk edilmiş bir dizi çiftlik bulunuyor. Bu çiftlikler arasında en çok ziyaret edilenler Skagefla, Knivsfla ve Blomberg. Skagefla, Geiranger'den yürüyerek geçilecek konumda bulunurken diğer çiftliklere tekne ile ulaşım sağlanıyor. Knivsfla Çiftlik Köyü, Geiranger Fiyordu boyunca sarp dağ yamaçlarında yer alan bir avuç tarihi dağ çiftliğinden biri. Köy, fiyordun güneşli tarafına kuruluyor ve baharın erken gelmesiyle çiftliğin işletilmesi için koşulları sağlanıyor. Ancak ne yazık ki arazi nedeniyle, kazalar ve ölümler orada yaşayan insanlar için sürekli tekrarlayan bir soruna dönüşüyor. Öyle ki bölgede yaşayanlar çocuklarını uçurumdan düşmemeleri için iplere bağlayıp bahçeye çıkarıyor. Yaşanan olumsuzluklar, tehlikeli arazi ve çığ korkusu nedeniyle bölge sakinleri, 1898 yılında çiftliği terk ediyor. Günümüzde Knivsfla'ya tekne taksi ile ulaşmak mümkün. Knivsfla çiftliğinin yanında, özellikle su seviyeleri yüksek olduğunda oldukça etkileyici bir manzaraya sahip olan ortalama 250 metrelik The Seven Sisters şelaleri bulunuyor. Şelaleler adını, uzaktan bakıldığında yedi kadının saçını andırmasından alıyor. Şelaleleri ziyaret etmek için en iyi zaman Mayıs-Temmuz ayları arası, çünkü şelaleler karların erimesiyle en görkemli hallerini alıyor. Fiyordun karşı tarafında ise şişe şeklinde bir şelale olan The Suitor yer alıyor. Efsaneler, The Suitorın The Seven Sistersa birkaç kez teklifte bulunduğunu ve sürekli reddedilmesi nedeniyle The Seven Sistersın bekar kalması sonucunda The Suitorın şişeye döndüğünü anlatıyor. The Suitor ve The Seven Sisters'ı görmenin en iyi yolu ise tekne turu. Geiranger köyünün merkezine yaklaşık 4 km uzaklıkta bulunan Flydalsjuvet Kaya Seyir Noktası, aralarında geçit bulunan iki büyük platformdan oluşuyor. Alt platform, dağın kenarında bulunan bir ahşap oturağa sahip ve burada oturup kendinizi manzaranın keyfine kaptırabiliyorsunuz. Fiyorda ulaşma yolculuğu mayıs ayından ekim ayına kadar gidiş-dönüş 1,5 saat sürüyor. Ayrıca Geiranger'den Hellesylt'e tüm yıl boyunca günlük kalkan bir feribotlar da mevcut. Geiranger Fiyordu, birçok insanın yapılacaklar listesinde ve Batı Norveç'te seyahat ederken mutlaka görülmesi gereken bir yer."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/haftalik-kesif-10/", "text": "Stockholm merkezli İsveç/Kanada indiepop ikilisi Boys and Ivy, genç bir masumiyet ve korkusuzluğu her şarkı için daha kasvetli bir gerçekliğe dönüştürdüğü ilk albümleri Touch and Godan sonra yayınladıkları ikinci ve yeni teklisi 'boys dont cry' ile sınırlarını biraz daha zorladıklarını belirtiyor. İsveçli sanatçı Ellen Krauss, kendini kaybolmuş ve köksüz hissedenlerden ilham alan ve Noel'in çevremizdeki insanları çok farklı şekillerde etkilediğini hatırlatan teklisi 'This Time of Year' için 'Teyzemin bakış açısıyla yazdığım bir şarkı. O gerçekten benim teyzem değil ama artık kendi ailesi olmadığı için her zaman ailemdeydi. Kaybettiklerini hatırlattığı ve benim için çok dokunaklı olduğu için Noel her zaman zor bir zamandır.' diyor. Melankoli, hüzün, hayal kırıklığı ve mutluluk arasında kendi müziğini yapan LOVIS, Juniregnet, Bara dig ve Talk to me'den sonra sonra dördüncü teklisi Pavag hem'i yayınladı. Pavag hem, havadar sentezlerden oluşuyor ve güzel bir piyano aranjmanı ile renkleniyor. Tekli, arabada giderken dinlenecek ve dinledikçe daha da iyi hissettirecek bir özelliğe sahip. Kopenhag merkezli bağımsız elektronik ikilisi Spring & I, 2023'te yayınlacakları EP'nin baş parçası olan teklileri 'Believe Me' ile yeni yıla hazır. 2017 de Ditte Angelo ve Marie Friis tarafından kurulan grup 'Believe Me' için 'Şarkı, eşitsiz, katı güç yapılarına sahip bir toplumda yaşarken bir kadın olarak baskı altına aldığınız kontrolün bir kısmını geri almaya yönelik güçlü bir ihtiyaçtan doğdu. Şarkı neredeyse kendi kendini yazdı, kefaret kazanma dürtüsünü özetliyor ve gelecek daha fazla yeni parçanın tonunu belirliyor.' diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/haftalik-kesif-11/", "text": "Stockholm merkezli Cajsa Siik yeni teklisi 'Sometimes'ın güçlü ritimleri ile yeni bir pop marşı ortaya çıkarıyor. Cajsa Siik'in doğrudan duygularınızın özünü hedefleyen sözlerinden ve melodilerinden oluşan yeni teklisi 'Sometimes'ı da içeren dördüncü stüdyo albümü Ninjoise 26 Ocak'ta çıkıyor. Yedi kişiden oluşan TOMMA INTET, İsveç melankolisi ve saykodelik melodilerle yarattıkları büyüleyici atmosferleriyle her şarkısında dinleyiciyi yeni bir galaksideymiş gibi hissettiriyor. Yeni teklileri 'HOME IS WHAT I CALL THE VOID' yakında çıkacak olan EP'leri THE OTHER SIDE OF AN ULTRADREAM' de yer alıyor. İskandinav ormanlarının melankolisini elektropopa dönüştüren yapımcı ve sanatçısı Linus and the Moon'un şarkılarına duygusal sözler, elektronik melodiler, kasvetli vokaller ve ipeksi synthpoplar hakim. Sanatçı, indie-pop bir aşk ilanı olan yeni teklisi To the Moon and Back'da sevginin sahip olduğumuz en harika şey olduğu hissiyle baş başa kalmanızı istiyor. Erik Björklund'un duygusal olarak tamamen tükenmiş olduğu bir gün hakkında yazdığı yeni teklisi Jag ser bara fel sadece kusurları/hataları görüyorum anlamına geliyor. Tekli aynı zamanda 2023 baharında çıkacak olan ilk albümünden paylaşılan ilk şarkı özelliğini taşıyor. Akılda kalıcı ve hayal kurduran melodisi ile 'Jag ser bara fel' hoşumuza giden bir indie rock/pop şarkısı halini alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/haftalik-kesif-12/", "text": "Stockholm merkezli Avustralyalı indie-folk sanatçısı Hazlett, 2023'ün başlarında yayınlayacağı ilk albümünün son teklisi 'Part Time Lovers'ı yayınladı. Hazlett, eski teyp çıtırtıları ile sıcaklık ve özlem kattığı şarkısının Bir insanla inanılmaz bir deneyim yaşarken, aynı zamanda yeterli olmak için yapmanız gereken tüm küçük şeylerde başarısız olduğunuz anlarla ilgili olduğunu söylüyor. Hızlı ve gösterişli indie rock şarkılarıyla Danimarkalı The Jürgen Clubs, güçlü melodilerle desteklenen yüksek enerjili gitar nakaratlarıyla dinleyiciyi sevindiriyor. İlk teklileri You Never Take Me Anywhere, James ile Nexflix & chill çiftlerine selam çakan grup, yeni yayınladıkları ikinci teklileri 'Shiver' ile yoluna devam ediyor. Kuzey İskandinav ormanlarının derinliklerinden aldığı güç ile müzikte huzur bulduğunu belirten Ely Eira, masalsı bir karaktere bürünerek kendine sadece aşk, müzik ve huzurdan oluşan bir dünya yaratıyor. Sakinleştirici sesi ve müziğiyle dinleyiciyi mest eden sanatçı yeni teklisi ' See You Soon'u ise geçtiğimiz günlerde yayınladı. Kariyerlerine 2021 yılında başlayan Oslo merkezli grup Benji & Banden, hızlı ve akılda kalıcı indie rock şarkıları ile kendilerini sevdirmeyi başardı. Anadillerinde olan ve geçtiğimiz günlerde yayınladıkları yeni teklileri 'Loper Pa Torner' 3 adet şarkı içeriyor. Özellikle teklinin açılış şarkısının şu anda içerisinde bulunduğumuz yeni yıl coşkusunu çok güzel desteklediğini düşünüyor ve dinlerken oldukça keyif alıyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/haftalik-kesif-13/", "text": "Stord adasının büyüleyici manzarasında büyüyen SKAAR, daha önce yaşadığı bir olaydan esinlenerek yazdığı yeni şarkısı Get Him Away From Me'yi geçtiğimiz aylarda yayınlamıştı. Şimdi ise şarkının akustik versiyonu ile bizlerle. SKAAR şarkı için ''Duygularıma güvenmek ve kendimi ciddiye almak için kendimi cesaretlendirmek için yazdığım bir şarkı. Şarkıyla insanları kendilerine daha fazla güvenmeye teşvik etmeyi umuyorum. diyor. Finlandiya çıkışlı rapçi Asa, ilk solo albümünü 2001'de yaptı ve ikinci albümü ile Finlandiya listelerinde üst sıralara yükseldi. Albümlerinde kullandığı geniş bir enstrümantalist kadrosu, derin felsefi ve müzikal açıdan geniş kapsamlı albümleri ile Fin listelerinde üst sıralara çıkan Asa, şimdi ise yeni albümü 'Taytyy menna metsaan' i dinleyici ile buluşturdu. İlk teklisini geçtiğimiz yıl yayınlayan caaaaseeyyyy, uzun zamandır üzerinde çalıştığı şarkılardan oluşan ilk albümü 'innerdialogue'u yayınladı. Sanatçı, uzun bir süre üzerinde çalıştığı ve sonunda cesaretini toplayıp yayınladığı albümünde içsel diyaloglarından ve geçmişine ait duygulardan bahsediyor. Albümün, sakin ve uzun bir araba yolculuğunda güzel bir eşlikçi olabileceğini düşünüyoruz. Bu yıl içerisinde yayınladığı 'Crutches' şarkısı viral olan Daniel Leggs şarkılarında hayali evcil kertenkelesinin bakış açısıyla hayallerinin kaçış hikayesini anlatıyor. Konser eğitimi almış bir piyanist olarak büyüyen şarkıcı günlük hayatında utangaç olduğunu ve kendini ifade edebilmenin tek yolunun müziği olduğunu belirtiyor. Daniel'in sakin sesi ve piyano melodilerinden oluşan yeni teklisi 'ticket home' ise geçtiğimiz günlerde yayınlandı."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/iskandinav-mitolojisi-konulu-diziler/", "text": "Netflix Norveç'in orijinal dizisi olan Ragnarok, Batı Norveç'te kurgusal bir kasaba olan günümüz Edda'sında geçiyor ve odağında İskandinav mitolojisi bulunuyor. Küçük kasabada hava durumuyla ilgili garip olaylar yaşıyor ve kaynağı endüstriyel kirliliğe kadar uzanıyor. Bu iklim değişikliğine neden olan fabrikalar ise aslında mitlerden gizemli bir varlık olan Jötner'in kılık değiştirmiş hali olan Jutul ailesine ait. Onları durdurabilecek ve dünyanın sonunu engelleyebilecek tek kişi de Thor'un reenkarnasyonu olan genç bir çocuk olan Magne. Ayrıca dizinin kadrosunda çok sevdiğimiz Theresa Frostad Eggesbo sahne adıyla Resa Saffa Park da yer alıyor. Dizinin 3. sezonun ise Ocak 2023'te çıkması planlanıyor. Özellikle Vikings severler için devamı niteliğindeki Vikings: Valhalla çok doğru bir öneri oluyor. Vikings'teki olaylardan yüz yıl sonra geçen Vikings: Valhalla; Leif Erikson, Freydis Eriksdotter, Harald Hardrada ve Norman King William the Conqueror'ın Kattegat'tan İngiltere'ye sadece zafer için değil, aynı zamanda hayatta kalma mücadelesi veren bir yolculuğa çıkmalarını konu alıyor. Vikings: Valhalla'nın tarihte 1066 Stamford Bridge Savaşı ile damgasını vuran Viking Çağı'nın sonunun başlangıcını tasvir ettiğini de belirtmekte fayda var. Ayrıca dizide Vikings'e yapılan atıflar da oldukça hoşa gidiyor. Dizinin 2. sezonu ise 1 Ocak 2023'te yayında! Kısmen suç draması ve bilim kurgu arasında olan Beforeigners, HBO'nun ilk orijinal Norveç yapımı dizisi. Dizide Taş Devri, Viking Devri ve 19. yüzyıl gibi önceki dönemlerden gelen Zaman göçmenlerinin ortaya çıkması ve toplumda uyum sağlamaya çalışırken yabancı olarak kabul edilmesi konu alınıyor. Zaman göçmenleri gizemli bir şekilde ortaya çıktıktan yirmi yıl sonra, hala yerlerini bulmak için mücadele ediyorlar. Taş Devri'nden bir kadın sahilde ölü bulunduğunda, şimdiki polis memuru Lars Haaland ve ortağı Viking Devri polisi Alfhildr Enginnsdottir davaya dahil ediliyor ve bu da zamanında göç konusunda daha fazla sırrı ortaya çıkaran bir dizi olayı başlatıyor. Konusunu güncel göçmen olaylarına da atıfta bulunan dizinin 3. sezonunun çıkış tarihi ise henüz belli değil. Başlığın ve kasvetli tanıtımın sanatının sizi aldatmasına izin vermeyin: Norsemen o zamanların karanlık ve acımasız yaşam tarzını alıp kusursuz bir komediye dönüştürüyor. Bir Netflix Norveç orijinali olan dizi aslında hem Norveççe hem de İngilizce olarak aynı anda çekiliyor ve İngilizce versiyonu Netflix'te izlenime sunuluyor. Dizi, sekizinci yüzyıl Norveç'inde geçiyor ve Norheim adlı küçük bir köyde yaşayanların hikayesini anlatıyor. Çeşitli karakterlerin devreye girdiği dizide günlük hayatındaki bir vikingin; rekabet, yağma ve kendi köylerini modernleşme tehdidine karşı savunma rutinleri bir parodi şeklinde anlatılıyor. Kökleri Hollanda tarihinde ikonik bir figürün efsanelerine dayanan başka bir tarihi drama olan The Legend of Redbad, dört bölümlük bir mini dizi. The Legend of Redbad'de, Franklar hakimiyet kurmadan önce Frizya bölgesinin son bağımsız hükümdarının yaşamının izini izliyoruz. Dizi Franklara ve onların Hristiyanlık üzerindeki etkilerine karşı savaşmak için güçlü bir Viking ordusunu birleştirmenin başarısını vurguluyor. Dizi yayınlanmadan bir yıl önce Redbad adında bir Hollanda filmi olarak karşımıza çıkıyor. Ancak film iki saat kırk dakika uzunluğunda olduğu için 2019 yılında dört bölüme ayrılarak mini dizi olarak yayınlanıyor. Bir Starz dizi olan American Gods, isminde American olmasına rağmen tüm dünyada mitoloji söz konusu olduğunda tüm olası gerekçeleri gerçekten kapsayan büyüleyici bir dizi. Dizide eşinin cenazesine katılmak için hapishaneden erken çıkmış olan Shadow Moon adında bir adam, endisine iş teklif eden Mr. Wednesday adında bir adamla karşılaşıyor. Bu tanışma Shadow'u, Eski Tanrılar ve Yeni Tanrılar arasında büyüyen bir çatışmanın ortasında kaldığı büyülü bir dünyaya gönderiyor. Anime ve İskandinav mitolojisi sevenlerin ilgisini çekebilecek bir dizi olan Vinland Saga, tamamen Japonca ama yine de İskandinav destanlarına dayanan ilgi çekici bir hikaye anlatıyor. Aynı adlı Japon tarihi mangasına dayanan Vinland Saga, 11. yüzyılın başında Danimarka kontrolündeki İngiltere'de başlıyor ve Vikingleri konu alıyor. Hikaye, Kral Cnut the Great'in tarihsel olarak iktidara yükselişini, eylemden sorumlu bir grup paralı asker altında hizmet veren, öldürülen eski bir savaşçının oğlu olan tarihi kaşif Thorfinn'e odaklanan bir intikam planıyla birleştiriyor. Disney+ dizisi olan Loki, Marvel Sinematik Evreni ve İskandinav mitolojisi sevenler için mükemmel seçim. Özellikle Avengers: Endgame filmine kadar tüm seriyi izleyenler muhtemelen Loki'nin karakterinin olanlardan sonra nasıl kendi dizisine sahip olduğunu merak ediyordur. Dizideki Loki'nin zaman çizelgesi 2012'de başlayan alternatif bir versiyon olarak Tesseract'ı yeni çaldığı günleri ile karşımıza çıkıyor. Dünyaya yönelik büyük bir tehdidi durdurmak için yetkililere yardım etmeye karar veren Loki'yi şekil değiştirme ve telekinezide kendi güçlerinden daha fazlasını keşfederken izliyoruz. Dizi aynı zamanda Disney+'ın en çok izlenen Marvel dizisi olma özelliğini de taşıyor. İkinci sezonunun ise 2023 yılı içerisinde yayınlanması bekleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/iskandinavlarin-sembolik-kupasi-kuksa/", "text": "İskandinav halkının sembolik kupası kuksa ya da guksi, huş ağacından yapılan ve Sami halkının atalarına saygı niteliğindeki geleneği olan elle oyulmuş bir kupa olarak biliniyor. Doğadan elde edilen bu güzel ahşap kupalar bir zamanlar yerel arktik ve subarktik ortamda yaşamak için önemli bir araç olarak kullanılıyordu. Finlandiya'da kuksa olarak bilinen kupa, Sami dillerinde guksi ve İsveççe kasa veya koxa olarak adlandırıyor. Almanya'da ise die Kuksa ya da Birkenknollen Tasse aus Lappland olarak da biliniyor. Yerli Sami halkına ait bu kupalar bugün kuzey İsveç, Norveç, Finlandiya ve Rusya'nın Kola Yarımadası'nın bazı kısımlarını kapsayan alanlarda kişisel kupa olarak kullanıyor. Sami halkı, binlerce yıldır şimdi İskandinavya'nın kuzey kesimlerinde yaşayan yerli bir grup olarak biliniyor. Göçebe yaşam tarzına sahip halk, yerel ormanlar ve topraklarda avlanarak, balık tutarak, ren geyiği güderek ve eldeki malzemelerden temel ev eşyaları yaparak yaşıyor. Guksi ve duodji gibi el sanatları ise Sami kültürünün en önemli parçası. Bu el sanatlarında sanatı işlevle birleştiriyor ve özellikle kemikler, boynuzlar, yün, tahta, ağaç kabuğu, kökler ve hayvan postları olmak üzere yerel flora ve faunayı kullanıyorlar. Kuksanın, geleneksel yürüyüşçüler ve doğa yürüyüşçüleri arasında neredeyse kutsal bir statüye sahip olduğu da biliniyor. Hatta kendine saygısı olan her açık hava insanının kuksasını kendisinin yapması gerektiği ve kuksa için kabul edilebilir tek malzemenin huş ağacı kabuğu olduğu şeklinde bir söz de kulaktan kulağa yayılıyor. Orijinal kuksa yapımında huş ağacının burls olarak bilinen soğanlı çıkıntıları kullanılıyor. Burlslar, bir ağaç strese girdiğinde meydana geliyor ve hem güzel hem de nadir olan karmaşık bir iç model oluşturuyor. Yuvarlak şekilleri için ideal olan burls, bir ağaçtan kesiliyor, bir leğen oluşturmak için oyuluyor ve iç kısımda dönen ince doğal ahşap damarlı desenleri ortaya çıkaracak şekilde düzleştiriliyor. Bazı sanatçıların özenle oyulmuş kulplara fildişi renkli ren geyiği boynuzu parçaları da eklediği kuksalar, ahşaptan yapılmaları nedeniyle sıcak içecekler için mükemmel yalıtım sağlıyor. Ülkemizde ve başka ülkelerde çam ve defne gibi başka ağaçlar da kuksa yapımında kullanılıyor. Ancak huş ağacından alınan verim ile aynı olmadıkları da biliniyor. Finlandiya'da hammadde sıkıntısı çekilmesi nedeniyle Fin kuksalarının çoğu genellikle Rusya'dan ithal edilen huş ağacı kabuğundan yapılıyor. Ağaçların gövdelerinden elde edilen taze burl, tuzlu suda kaynatılıyor ve makinede kesiliyor. Tuzlu su dayanıklılığı artırdığı için kullanılıyor. Daha sonra kütüğe elle son şekli veriliyor, kütüğün içerisi kahve ile ovuluyor, zımparalanıyor ve yağlanıyor. Genellikle kupanın içerisinin daha önce kullanılmış kahve telvesi ile temizlenmesi öneriliyor. Telve kupanın daha hızlı kurumasını sağlıyor ve yüzeyden bakterileri uzak tutuyor. Eğer bir burl kuksanız var ise ilk içtiğiniz zaman size tuzlu bir tat gelebiliyor. Bu tadı temizlemek için ise ılık kahve öneriliyor. Ilık kahve de tuzu birkaç dakika içinde çözüyor. Kuksanızı ne kadar çok kullanırsanız o kadar iyi durumda kaldığını belirtmekte fayda var. Kullanmazsanız kuruyor ve çatlıyor. En önemli kısım ise kuksayı asla bulaşık deterjanı ile yıkamayın veya bulaşık makinesine koymayın! Özellikle yolu Laponya'ya düşenlerin sevdiklerine alacağı en güzel hediyelerden biri olan kuksanın detaylı yapım videolarını aşağıya ekliyorum."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/maihaugen-acik-hava-muzesi/", "text": "Norveç'in Lillehammer kentinde bulunan Maihaugen, Kuzey Avrupa'nın en büyük açık hava müzelerinden ve Norveç'in en büyük kültür tesislerinden biri olarak biliniyor. 13. yüzyıldan günümüze kadar 200'den fazla tarihi evin bulunduğu bu harika açık hava müzesi ziyaretçilerine pastoral ortamının keyfini çıkarma ve tarihi bir deneyim şansı sunuyor. Müzenin en çok ziyaret edilen kısmı ise Garmo Stave Kilisesi. Kilise 1882'de demonte ediliyor ve Anders Sandvig'e satılıyor.1920-1921'de ise Maihaugen'de yeniden inşa ediliyor. Maihaugen ayrıca büyük bir fotoğraf arşivi ve bir kapalı müze de içeriyor. 1967'de ise 700'den fazla koltuk ve geniş bir sergi alanı ile Maihaugsalen konser salonu açılıyor. Kurucu Anders Sandvig, bir müzede Norveç kültürü ve tarihinin bir örneğini sağlamak için Gudbrandsdalen'deki eski evlerden ve çiftlik avlularından topluyor. Evinin arka bahçesinde bu işe başlayan Sandvig'in koleksiyonu büyüdüğünde belediye meclisi ona müze için kalıcı bir yer teklif ediyor. Lillehammer şehrinde bir bölge ayrılıyor ve Sandvig'in koleksiyonunu satın alınıyor. Böylece Maihaugen'in resmi adı ile Sandvig Koleksiyonları kuruluyor. Maihaugen, Orta Çağ'dan günümüze insanların Gudbrandsdalen'de nasıl yaşadıklarının tarihini anlatıyor. Müzede kilise, okul, postane, tren istasyonu, dükkanlar, hapishaneler ve askeri tesisler gibi sosyal kurumlar temsil ediliyor. Müze aynı zamanda Orta Çağ'dan kalma zengin bir eser, mobilya, alet ve süs eşyası koleksiyonuna sahip. Müze içerisindeki evlerin kapıları genelde açık olarak tutuluyor ve ziyaretçilerin keşfetmesine imkan tanınıyor. Evlerin içerisinde Kraliçe Sonja'nın 1930'larda yaşadığı çocukluk evi de bulunuyor. Ev, Haraldsen ailesi için inşa ediliyor ve Sonja, 1968'de Veliaht Prens Harald ile evlenene kadar burada yaşıyor. Ev, 1 Haziran-17 Ekim tarihlerinde açılıyor ve yılın geri kalanında yalnızca pencerelerden bakılabiliyor. Maihaugen sadece farklı zamanlara ait tarihi evleri göstermiyor. Açık hava müzesinde, Norveçlilerin kabin rüyasının zaman içinde nasıl geliştiğini anlatan dağ kabinlerinin olduğu bir bölüm de bulunuyor. Yaz boyunca açık hava müzesinin otlak alanlarının her yerinde inekler ve koyunlar bulunuyor ve hem çocuklar hem de yetişkinler, hayvanlarla tanışmaktan keyif alıyor. Yine içerisindeki müzede düzenlenen sergiler ve piknik alanları ise ziyaretçilere güzel bir gün geçirme fırsatı sunuyor. Eski yaşantılara ve Norveç tarihine merak duyanların müzeyi mutlaka gezmesi gerekiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/mubide-izleyebileceginiz-isvec-filmleri/", "text": "İsveç yapımlarını sevenler için MUBI'de gösterimde olan 5 İsveç filmi sizler için listeledik. - Yönetmen: Ingmar Bergman - İzlemek için: MUBI Mesafeli, soğuk ve duygusuz bir doktor olan Isak Borg, bir üniversite tarafından verilen hayatı boyunca yaptığı çalışmalar nedeniyle onursal bir derece almak için bir seyahate çıkıyor. Isak, seyahatinde yaptığı otostoplar sayesinde geçmişiyle hesaplaşmak zorunda kalıyor. Her bir otostop, yaşlı doktorun geçmişteki zevklerini, kendi hayatının başarısızlıklarını ve kaçınılmaz olarak yaklaşan ölümünün üzerine düşünmesine neden oluyor. - Yönetmen: Andrei Tarkovsky - İzlemek için: MUBI Drama eleştirmeni olan Alexander'ın doğum günü kutlamaları sırasında İkinci Dünya Savaşı'nın haberleri ortaya çıkıyor. Savaş nedeniyle dünyanın sonu yaklaşırken Alexander Tanrı'ya yaklaşıyor ve dünyaya barışı geri getirmenin yollarını aramaya başlıyor. Arayışları sonucunda savaşın önüne geçilmesi için sevdiği her şeyden vazgeçmesi ve karşılığında bir şeyleri feda etmesi gerektiğini anlıyor. - Yönetmen: Hannes Holm - İzlemek için: MUBI Frederick Backman' ın aynı adlı kitabından uyarlanan filmde, hayatı kontrolünün dışındaki güçlerle aydınlanan huysuz ve yaşlı Ove'nin hikayesini anlatılıyor. Dış dünyanın beceriksizliğinden bitkin düşen Ove yaşamına son vermeye karar veriyor. Ancak kendini öldürmesi düşündüğünden daha da zor oluyor. Boynuna ilmiği geçirdiği sırada kapıyı çalan yeni komşuları tarafından ölmesi yarıda kesilen Ove, kendisini istemeden de olsa beklemediği bir dostluğun içinde buluyor. - Yönetmen: Ninja Thyberg - İzlemek için: MUBI Linnea, ailesine staj yapmak için Los Angeles'a gittiğini söyleyerek İsveç'teki evinden ayrılıyor. Los Angeles'a yepyeni bir yüz ve hırsla gelen Linnea, Bella Cherry takma adıyla porno sektörüne giriyor. Film, ülkeye girerken kendisine sorulan iş için mi yoksa eğlence için mi sorusuna eğlence için cevabını veren bir kadının, hırsı arkadaşlığın önüne koymasının bedelini ve endüstrisinin en kötüsüne katlanıp merdiveni tırmandıktan sonra bunu sürdürmek için verdiği kariyer bedelini inceliyor. - Yönetmen: Levan Akin - İzlemek için: MUBI Filmde, Gürcü dans dünyasının maço muhafazakarlığı nedeniyle ilişkileri sır olarak kalması gereken iki erkek dansçının hikayesi anlatılıyor. Eğlenceli ve geleceği parlak genç bir oyuncu olan Merab ve en büyük rakibi İrakli arasındaki kıvılcım, Merab'ı çocukluğundan beri tanıyan sevgilisi Mary için oldukça kötü bir duruma yol açıyor. Film boyunca, topluluğa katılan yeni bir erkek dansçı için yeni keşfedilen cinsel arzularla boğuşan baş karakter izleniyor. Çok yönlü kimliğin gölgeleri ve çatlakları büyüleyici şekillerde keşfediliyor. Film, 1 Ocak'tan itibaren MUBI'de yayında!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/munch-muzesi/", "text": "Norveçli ressam Edvard Munch, Modernizmin en önemli sanatçılarından biri olarak biliniyor. 1880'lerde ilk çıkışını yaptığı andan itibaren geçen altmış yılı aşkın bir sürede sürekli üreten Munch, 1890'larda Sembolist hareketin bir parçası ve 1900'lerin başından itibaren Ekspresyonist sanatın öncüsü olarak kabul ediliyor. Edvard Munch, en çok Çığlık adını verdiği resmiyle tanınıyor. Alman dışavurumculuk akımının da gelişmesine katkı sağlayan ressam eserlerinde daha çok aşk, korku, ölüm ve melankoli gibi konuları işliyor. Orijinal Munch Müzesi, Oslo Toyen'de kuruluyor. Müzenin inşaatı, Oslo belediye sinemalarından elde edilen karlarla finanse ediliyor ve 1963'te Munch'un 100. doğum günü anısına açılıyor. Müzenin koleksiyonu, Munch'un ölümü üzerine Oslo belediyesine bağışladığı eserleri ve makalelerinden, kız kardeşi Inger Munch'un bağışladığı ek eserlerden ve mükerrer baskılar da dahil olmak üzere ticaret yoluyla elde edilen çeşitli diğer eserlerden oluşuyor. Einar Myklebust ve Gunnar Fougner tarafından tasarlanan Orijinal Munch Müzesi'nin koleksiyonu sanatçının tüm resim üretiminin yarısından fazlasına ve tüm baskılarının en az bir kopyasını da bulunduruyor. 1.200'den fazla resim, 18.000 baskı, altı heykelin yanı sıra 500 levha, 2.240 kitap ve diğer çeşitli öğelerden oluşan müzede ayrıca eğitim ve performans sanatları için de alanlar bulunuyor. Daha sonra Einar Myklebust, Munch'un ölümünün 50. yıldönümü için 1994 yılında müzenin genişletilmesi ve yenilenmesinde de önemli bir rol oynuyor. Müze 1984 yılında bir Olsenbanden filminin de çekim yeri olarak kullanılıyor. Munch'un mirasını onurlandırmak için yapılan yeni Munch Müzesi'nin yapımı birçok kez durduruluyor ya da konumu değiştiriliyor. Mayıs 2013'te Oslo Şehir Meclisi projeyi canlandırıyor ve tek bir sanatçıya adanmış dünyanın en büyük müzelerinden biri olan yeni müzeyi deniz kıyısındaki Oslo Opera Binası'nın yanındaki yeni yerine taşıma kararı alıyor. Müzenin inşaatı Eylül 2015'te başlıyor ve 22 Ekim 2021'de Kral Harald V tarafından açılıyor. Toyen'deki orijinal müzeden Oslo, Bjorvika'daki yeni müzeye 28.000 sanat eseri taşınıyor. Estudio Herreros tarafından tasarlanan müze; geri dönüştürülmüş, delikli ve kısmen yarı saydam alüminyum panellerdeki kaplama ve karakteristik eğimli üst bölümü ile Oslo'nun ayırt edici bir simgesi haline geliyor. Toplam 13 kat ve 11 galeri alanı ile müze, Edvard Munch'a ve sanatına çok çeşitli yaklaşımlar sunabiliyor ve eserlerini diğer modernistlerin ve çağdaş sanatçılarınkilerle yan yana getirebiliyor. Düzenli sergilerin yanı sıra müzenin etkinlik programında müzik, performanslar, film gösterimleri ve sanat söyleşileriyle de bulunuyor. Munch Müzesi'nin Oslo'ya gidildiğinde mutlaka gezilmesi gerektiğini belirtir, şimdiden keyifli anlar dileriz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/netflix-dizisi-a-storm-for-christmas/", "text": "A Storm for Christmas dizisi Netflix'in Norveç Noel serilerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Dizide karşılaştığınız yabancılarla iletişim kurmanıza yardımcı olan, ters giden bir durumun hoş ve içten hikayesi anlatılıyor. Oslo Havalimanı'ndaki yolcular, fırtına nedeniyle tüm uçuşların ertelendiğini ve gelecek birkaç saati havalimanında geçirmek zorunda olduklarını öğreniyorlar. Planladıkları yolculukları alt üst olan üzgün kişileri mutlu etmeye çalışmak ise havaalanı barındaki barmenlere düşüyor. İçindeki bulundukları durum nedeniyle Noel'in yaklaşmasına huzursuz olan insanlar yine aynı sebepten birbirleriyle yaklaşıyorlar ve dizinin keyifli anları başlıyor. A Storm for Christmas sorunlarla başlayıp bu sorunlara bulunan acı tatlı çözümler ile bitiyor. Bir havalimanında 20 saat mahsur kalan insanların mecbur kalınca birbirleri ile vakit geçirmesi ve sonucunda elde ettikleri çıkarımları izlemek oldukça keyifli. Dizinin en güzel yanlarından biri ise yeni yılın tatil büyüsünü basit ama zahmetli bir şekilde seyirciye vermesi. Bir diğer hoşa giden kısmı ise dizi izleyiciye sonunda her şeyin yolunda gittiği peri masalı hikayeleri vermeye çalışmıyor. Dizide anlatılanlar gerçeklere dayanıyor ve bazı bölümler oldukça üzücü geçiyor. Ayrıca dizinin, Home For Christmas'ın yönetmeni Per-Olav Sorensen tarafından çekilmesi ve başta Ida Elisa Broch olmak üzere oyuncularının birçoğunu da içermesinin diziyi sevmemizde etkisi olduğunu belirtmek isteriz. Senaryo ekibinde ise Sorensen'e ödüllü yazar Lars Saabye Christensen ve Jan Trygve Royneland eşlik ediyor. Keyifli ve sıcak havasıyla ise A Storm For Christmas'ı bir çırpıda bitireceksiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/nordik-tarif-glogg/", "text": "Glögg, İskandinavya'da kış aylarının özellikle Noel döneminin vazgeçilmez baharatlı ve alkollü içeceği olarak biliniyor. İçecek İsveç ve İzlanda'da glögg, Danimarka, Norveç ve Faroe Adaları'nda glogg, Finlandiya ve Estonya'da ise glögi olarak anılıyor. Glögg başlarda soğuk havalarda at sırtında veya kızakla seyahat eden ulaklar ve postacılar tarafından tüketiliyor. Daha sonraları meyve suyu, şurup ve bazen daha sert alkollü içkiler ile karıştırılan ve ısıtılan yaygın bir kış içeceği haline geliyor. Bütün İskandinav ülkelerinde rastlayabileceğimiz ve tek yudumuyla içimizi ısıtacak içecek, özellikle Christmas Market'lerde ise başrolü oynuyor. - Bütün malzemeler tencereye alınır. - Şekerin erimesi için biraz karıştırılır. - Karışım kaynamaya bırakılır. - 2-3 dk kaynayan karışım ocaktan alınır. - Ocaktan alındıktan sonra 1 saat dinlendirilir. - Dinlendirilen karışım elek yardımı ile süzülür ve şişeye alınır. - İster sıcak olarak ister buzdolabında bekletilerek soğuk olarak tüketilir. Glögg bardağa alındığında ona yarım portakal ya da mandalina dilimi, çubuk tarçın, taze badem ve kuru üzüm eşlik ediyor. Bardağa alırken kabukları kullanılan portakalın suyunu ya da isteğe bağlı olarak viski, konyak, votka ya da likör ekleyebilirsiniz. Sabırsız biri olarak ben içeceği 1 saat beklettim ancak baharat aromalarını daha yoğun almak isteyenlerin 1 gün dinlendirmesinde fayda var. Aynı zamanda bu lezzetli içeceği buzdolabında stok olarak tutup acil durumlarda ısıtarak da tüketebilirsiniz! Tarifte çok kaliteli bir şarap kullanılmasına gerek olmadığını hatırlatırken hazırlamaya üşenenlerin en bilindik İskandinav mağazasına uğramasını tavsiye ederiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/nordik-tarif-kanelbullar/", "text": "İskandinav ülkelerinde kahvenin ne kadar çok sevildiğini artık hepimiz biliyoruz. Kahveyi bu kadar severken ona eşlik edecek hamur işlerinin de olması kaçınılmaz. Bu hamur işlerine kaffebröd adı veriliyor. Kaffebröd çeşitleri içerisinden Kanelbullar çok daha önde ve hatta kendine ait bir günü bile var. 4 Ekim İsveç'te Kanelbullar günü olarak geçiyor ve ülkenin her yerinde sokaklar tarçın ve kakule kokuyor. - Bir kasede ılık süt ve su, şeker ve mayayı karıştırıp mayanın aktifleşmesini bekleyin. - Un, tereyağı ve tuzu bu karışıma ekleyin ve hamuru oluşturun. - Hamuru stand mikserinde yoğuruyorsanız kanca aparatını kullanın. Elinizle yoğuruyorsanız hamuru tezgaha alın ve pürüzsüz bir hamur elde edinceye kadar 6-7 dakika yoğurun. - Hamur başlangıçta yapışkan gelebilir, bu normal daha fazla un eklemeden yoğurmaya devam edin yaklaşık 5 dakikada hamur toparlanacak. - Yoğrulan hamuru top haline getirin, bir kase veya mutfak havlusu ile örtün ve 30 dakika tezgahta dinlendirin. - Dinlenen hamuru 50-55cm x 25-30 cm boyutlarında dikdörtgen olacak şekilde açın. - Hamuru uzunlamasına 3 parçaya ayırdığınızı düşünün ve üzerine kabaca işaretlemeler yapın. - Yumuşayan tereyağı, tarçın, kakule ve şekeri karıştırın ve hamurunuzun üzerine sürün. - Hamuru işaretlediğiniz yerlerden katlayın. - Katladığınız hamuru bir bıçak kullanarak uzunlamasına şeritler halinde kesin. - Kestiğiniz her şeridi ikiye bölün ama ucunu kesmeyin. - Hamur parçalarını birbirinin üzerinden geçirerek bir örgü yapın. Daha sonra örgüyü rulo yapıp en son parçayı hamurun altına koyun. - Uçlarının birbirine kenetlendiğinden emin olun, aksi takdirde pişerken gevşerler. - Yağlı kağıt serili fırın tepsisine alın ve 35-40 dakika ılık bir ortamda mayalandırın. - Mayalanmış hamurların üzerine yumurta sarısı-süt karışımını sürün ve üzerine inci şekeri ya da kırılmış toz şeker serpin. - 200 derece 15-20 dakika pişirin. - Fırından çıktıktan sonra tel ızgara üzerinde 5-6 dakika soğumaya bırakın. Dilerseniz fırından çıkan çöreklerin üzerine şerbet sürebilirsiniz. Şerbet için 5 yemek kaşığı şekeri 1/4 su bardağı su ile kaynatıp soğutabilirsiniz. Bu tarçınlı çörekler birden fazla hamur katmanına sahip olduğundan, buhar çöreklerin içinden kolayca geçebilir. Ve böylece kanelbullar hızlı pişer. Yüksek sıcaklıkta daha kısa sürede pişirmek, İsveç çöreklerini veya kanelbulları süper yumuşak ve kabarık yapar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/nordik-tarif-laufabraud/", "text": "İzlanda'nın meşhur Noel ekmeği Laufabrauo, 2022'nin son Nordik Tarif'i oluyor. Ekmeğe dair ilk yazılı bilgiler 1736 yılına dayanıyor ancak çok daha eski olduğu düşünülüyor. Un, şeker, tuz gibi ürünleri bulmanın çok zor olduğu dönemlerde ortaya çıkan Laufabrauo, yalnızca zenginlerin ulaşabildiği bir lüks ürün olarak kabul ediliyor. Nadir bulunması nedeniyle de undan yapılan her şey, özel günler ve ekmeği tüketmenin önemini vurgulamak için büyük bir özen ve sevgiyle tasarlanıyor. Çok basit bir hamura sahip olan Laufabrauo'ün karşısından bakınca gazete okunacak incelikte olması gerekiyor. 'Yaprak ekmek' anlamına gelmesi de hamurunun inceliğinden kaynaklanıyor. Üzerinin süslenmesi nedeniyle de bazı yerlerde kar tanesi ekmeği olarak da geçiyor. Ekmeği süslemek için genellikle laufabrauosjarn adı verilen özel bir bronz alet kullanılıyor. Ancak işi bıçak ya da ekmek jileti ile yapmak da oldukça basit. - Unu eleyin. Şeker, nişasta, tuz ve kabartma tozu ekleyip karıştırın. - Tencereye süt, su ve tereyağı ekleyin ve tereyağı eriyene kadar ısıtın. - Isınan sıvı karışımı ocaktan alın ve kuru malzemeleri ekleyerek spatula ile karıştırın. - Oluşan hamuru tezgaha alın ve yoğurun. - Yoğururken hamurun çok kuru olduğunu fark ederseniz birkaç damla su ekleyin. - Hamur elinize çok yapışıyorsa azar azar un katabilirsiniz. - Hamuru pürüzsüz olana kadar 5-6 dakika yoğurun. Kuru olması normal ancak çatlamamalı. - Oluşan hamurun üstünü örtün ve 10-15 dakika dinlendirin. - Dinlenen hamuru 13-15 parçaya bölün ve parçaların üzerini kurumaması için örtün. - Parçaları tek tek alın, önce elinizle hafif ve daha sonra merdane yardımı ile şeffaflaşana kadar incelterek açın. - Açılan hamuru, üzerine bir tabak koyarak daire şeklinde kesin. - Açılan parçaları temiz bir bezin üzerine koyun ve işlemleri diğer parçalar için tekrarlayın. - Kurumalarını önlemek için her parçanın üstünü örtmeyi unutmayın! - Ekmeği süslemek için bir bıçak ya da jilet kullanabilirsiniz. Süslenen ekmeklerin üstüne tekrar örtmeyi ve kabarmaması için çatal yardımı ile üzerinde delikler açmayı unutmayın! - Hazırlanan ekmekleri ısınmış olan yağda her tarafı 1-2 dakika duracak şekilde kızartın. - Kızaran ekmeklerin yağını havlu kağıt yardımı ile alın, ekmekler sıcakken hafif üzerine bastırarak düzleşmesini sağlayın. Hamurun yumuşak olması için iyice yoğrulması gerekiyor. İsteğe bağlı olarak hamura baharat ekleyebilirsiniz. Pişirme süresi çok kısa olduğu için yağı yakmamak ve hamuru hızlıca çevirip kısa sürede tencereden almak ise en önemli püf noktası. Ayrıca Laufabrauo 'ü kapalı bir kapta birkaç haftaya kadar muhafaza edebilirsiniz! Ekmek genellikle önceden pişiriliyor ve Aralık ayının ilk pazar gününden Noel gününe kadar teneke kutularda saklanıyor. Genellikle de füme koyun eti ile servis ediliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/pepparkakor/", "text": "Pepparkakor, geleneksel olarak Noel zamanında servis edilen İsveç'in zencefilli kurabiyesi olarak biliniyor. Şeker oranı diğer kurabiyelere göre daha az olan pepparkakor, içerisindeki baharat gereği biraz daha karmaşık bir tada sahip. Kurabiye Kuzey'de birçok farklı isimle anılıyor; Norveç'te pepperkaker, Danimarka'da brunkager, İzlanda'da piparkökur ve Finlandiya'da piparkakut. Hatta Baltık ülkeleri olan Letonya'da piparkukas ve Estonya'da piparkoogid olarak geçiyor. Pepparkakor, ince ve oldukça kırılgan yapısıyla özellikle uzun Noel döneminde pişiriliyor. Norveç ve İsveç'te pepparkakor pencere dekorasyonu olarak da kullanılıyor. Kurabiyenin normalden biraz daha kalın yapılanları icing ve şekerleme ile süslenerek geleneksel bir Noel süsü haline getiriliyor. Zencefilli kurabiye yapmak, kurabiyeleri yemek ve süslemek İskandinavya ülkeleri Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda ve Finlandiya'da uzun bir geçmişe sahip. Jan-Öjvind Swahn, Mathistorisk Uppslagsbok adlı kitabında zencefilli kurabiyelerin tarihsel olarak tatlı bir ikram olan ilaç gibi görüldüğünden bahsediyor. İsveç tarihinde 1444 yılına dayanan notlarda, Vadstena'daki rahibelerin sindirimlerine yardımcı olmak için pişmiş ve baharatlı zencefilli şeyler yediklerini anlatan yazılar keşfediliyor. O zamanlar geleneksel zencefil, tarçın ve karanfilin yanı sıra biber, kakule, anason, rezene, sedir yağı, limon ve nar kabukları da eklenerek hamur oluşturuluyor. Orta Çağ'da ise hamur şeker yerine balla tatlandırılıyor. Mide ağrılarından şikayetçi olan İsveç-Norveç-Danimarka Kralı Hans, muhtemelen Vadstena'daki rahibelerin kurabiyelerini duymuş olan doktoru tarafından zencefil tozu ile iyileştiriliyor. Kral, baharatlı ve zencefilli gıdalar yedikten sonra iyileşiyor ve bu yüzden insanlar zencefilli hamur işlerinin insanı mutlu ettiğini söylüyor. 19. yüzyılda beyaz olarak yapılan pepparkakor artık her zaman kahverengi renkte yapılıyor ve genellikle bir sembole uygun olarak şekillendiriliyor. Örneğin, pepparkaksgris, doğurganlığın bir sembolü olarak görülüyor ve bir pagan bayramı olan Midvinterblotet için yapılıyor. Julpepparkakor de ise yeni yıl temalı şekillendiriliyor. Kuzeyde her Julmarknad pepparkakor ile süsleniyor ve kilise salonunda veya pazarın kurulduğu her yerde dolaşan glögg aromasıyla birleştiğinde, kendinizi tamamen Noel gibi hissetmenizi garanti ediyor. Selofan torbalarda paketlenmiş ve kurdele ile bağlanmış pepparkakorlar ise Noel şenliklerinde hayırseverlik için mükemmel bağış toplama aracı oluyor. Son yıllarda ise pepparkakoru bir dilim mavi peynirle yemek popüler. Partilerde üzerine genellikle reçel ile gorgonzola gibi kremalı mavi bir peynirle biraz pepparkakor servis ediliyor. Ancak bu sunumu yaparken pepparkakorun çok çabuk yumuşayacağını unutmamakta fayda var. Bu nedenle ya birleştirme son dakika yapılmalı ya da misafirlerinizin peynir ve reçeli kendilerinin sürmesi istenmeli! Siz de pepparkakor yapmak isterseniz bu tarifi deneyebilirsiniz. Kurabiyelerin hava geçirmez bir kapta 4 haftaya kadar saklanabildiğini de bilmenizde fayda var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/video-premiere-siv-jakobsen-ane-brun-sun-moon-stars/", "text": "Kuzey'den sesleri ile kendilerine hayran bıraktıran en sevdiğimiz iki sanatçı Siv Jakobsen ve Ane Brun, Sun, Moon, Stars için bir araya geldi! İlk çıktığı günden beri başa sara sara dinlediğimiz şarkının canlı performans videosunun prömiyerini yapmaktan mutluluk duyuyoruz! Oslo'daki domatesler ile çevrili, huzur veren sera Geitmyra Skolehager, bu unutulmaz performansa ev sahipliği yapıyor, ikiliye ve şarkıya mükemmel bir ortam oluşturuyor. Siv Jakobsen ve Ane Brun'un eşsiz sesine yaylılarda Sofie Mortvedt ve Katrine Schiott eşlik ediyor! Siv'in yolculuğuna ortak olmak için Instagram hesabından da takip etmeyi unutmayın!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/vigeland-park/", "text": "Vigeland Park, Oslo'da bulunan en büyük halka açık park Frogner Park içerisinde yer alıyor. Granit, bronz ve dövme demirden yapılmış 200'den fazla heykelden oluşan heykel parkı, Norveç'in en ünlü heykeltıraşı Gustav Vigeland'ın hayatının eseri. Park, 1940-1949 yılları arasında kuruluyor ancak içerisindeki eserler 40 yılı aşkın bir çalışmanın sonucu olarak biliniyor. Norveç'teki en ünlü heykeltıraşı Gustav Vigeland 1869'da doğuyor, gençken Oslo'ya taşınıyor ve özellikle Vigeland Park'ı yaratarak şehir üzerinde önemli bir role sahip oluyor. Parkın yapımının başlangıcında bulunsa da parkın son hali Vigeland'ın vefatından sonra tamamlanıyor. 17 metre yüksekliğindeki The Monolith, Vigeland Park'ın en yüksek noktasında duruyor. Eserin adı Latince monolithus kelimesinden, Yunanca , tek veya tek ve taş kelimesinden türetiliyor. The Monolith, tek parça katı taştan imal edilmiş gerçek bir monolit olarak parkın gözdesi konumunda. İnsanoğlunun karmaşıklığına bir övgü olan parktaki heykeller, The Monolith'in etrafında toplanıyor. Vigeland Park'ın en yüksek noktasında bulunan eserde tepesine çocuklarla birlikte tırmanan ve birbirine tutunan 121 insanı tasvir ediliyor. Heykel, bir tür diriliş vizyonu ve maneviyat için özlem, çaba olarak yorumlanıyor. Heykeldeki her figür hayatın farklı bir aşamasını temsil ediyor. Monolith Platosu, Frogner Park'ın kuzeyinde The Monolith heykelini de barındıran basamaklardan oluşan bir platform. The Wheel of Life temasını temsil eden 36 figür heykeli de bu cephede yer alıyor. Alanda bulunan kapılar 1933 ile 1937 yılları arasında tasarlanıyor ve Vigeland'ın 1943'te ölümünden kısa bir süre sonra dikiliyor. Köprü'nün 58 bronz heykeli, zengin çeşitlilikte çocukları, kadınları ve farklı yaşlardan erkekleri gösteriyor. Köprü, ikonik küçük çocuk heykeli Sinnataggen'i de barındırıyor. Köprüdeki heykellerin ortak teması ise oyun, şehvet, enerji ve canlılık. Vigeland bu heykelleri 1925-1933 döneminde modelliyor. Heykellerden bazıları ise 1940'ların başında Vigeland Park'a monte edilen ilk heykellerden. Sinnataggen'i Oslo kartpostallarından da hatırlayabilirsiniz. The Bridge'in ötesinde bulunan patika, bir gül bahçesinden geçerek parkın en eski heykel birimi olan The Fountain'e kadar devam ediyor. Bereketin evrensel bir simgesi olan su, çeşme ve çevresindeki 20 heykel grubuyla anlamlı olarak yorumlanıyor ve hayatı simgeliyor. The Fountain'in etrafındaki heykeller farklı yaşları temsil eden erkekler, hayatın yüküyle uğraşmak olarak yorumlanıyor. Ağaç grupları ise insanın doğayla ilişkisinin romantik bir ifadesini temsil ediyor. Ayrıca, çocukluk ve ergenlikten yetişkinliğe, yaşlılığa ve ölüme kadar uzanan, hayatın gelişen aşamalarını da tasvir ediyor. Parkı gezerken Vigeland'ın birbirinden güzel, ilginç ve çarpıcı eserleri sayesinde kendimiz ve çevremizdekiler hakkındaki duygularımızla yüzleşebilir ve belki de yaşam döngüsündeki yerimizi düşünebiliriz. Aynı zamanda Vigeland, ücretsiz bir şehir parkındaki heykellerine herkesin erişmesini sağlayarak bu duyguların evrensel olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yolunuz Norveç'e düşerse en önemli turistik yerlerinden biri olan ve Norveç Miras Yasası kapsamında korunan Vigeland Park'ı mutlaka görmelisiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2022/12/viking-rune-taslari/", "text": "Viking döneminde bulunan Rune taşları çoğunlukla güçlü insanlar olan ölülerin ve onların onurlu eylemlerinin anısına dikiliyor. Genellikle parlak renklerle boyanan taşlar zamanın etkisiyle yıpranıyor ve belirginliğini kaybediyor. Taşlar insanların geçtiği yolların veya köprülerin yakınında duruyor ve mutlaka andıkları kişinin cenazesine yetiştiriliyor. Taşlar üzerinde bulunan runik alfabeler, Germen halklarına özgü. Taşlar, Latin alfabesinden önce çeşitli Germen dillerini yazmak için ve daha sonra özel amaçlar için kullanılıyor. Harfler genellikle bir sesi ya da adını aldıklarını kavramı temsil ediyorlar. Bir kavramı temsil edenler, Begriffsrunen olarak adlandırılıyor. İskandinav varyantları ise futhark veya fu ark olarak da biliniyor. En iyi bilinen üç runik alfabe Elder Futhark (yaklaşık MS 150 800), Anglo-Saxon Futhorc (400 1100) ve Younger Futhark'tır(800 1100). Rune taşlarında her zaman taşları diken ve taşların dikildiği kişiler belirtiliyor. Genellikle ölen kişinin en yakın akrabası, toplumdaki konumu, belki de karakterinin kısa bir tanımı ve ölümü çevreleyen koşullardan söz ediliyor. Yazıt ayrıca rune oymacısının adını ve taşa saygısızlık etmeye cüret eden herkesin üzerine bir lanet de içerebiliyor. Taşlarda ayrıca Hristiyanlığın gelişinden sonra ölen kişinin ruhu için bir dua bulunabiliyor. Süsleme ve resimler de yine Rune taşları üzerinde bulunuyor. Taşların üzerinde bazen duygular da ifade ediliyor. Thorir tarafından annesinin anısına dikilen Rimso taşında yazıt, bir annenin ölümünün bir oğulun başına gelebilecek en kötü şey olduğunu belirterek sona eriyor. Yine Kuzey Jutland'da bulunan Alum taşında, Vegautr'un karısı yrve'nin bu taşı kız kardeşinin oğlu Sibbi'nin oğlu orbj rn'un anısına diktirdiği ve kendi oğlundan daha çok değer verdiği yazıyor. Rune taşları dikme geleneği tipik olarak Viking Çağı'nın zengin ve güçlü aileleriyle ilişkilendiriliyor ancak bu gelenek sadece onlara ait değil. Viking savaşçılarının ise birçoğu için taşlar dikiliyor. Runik taşların asıl amacı bölgeyi işaretlemek, mirası açıklamak, yapılar hakkında övünmek, ölü akrabaları yüceltmek ve önemli olayları anlatmak olarak geçiyor. Uppland'de bulunan bazı taşların da sosyal ve ekonomik işaretler olarak işlev gördüğü düşünülüyor. Bazı destanlarda ise Rune taşlarının büyülü güçlere sahip olduğu belirtiliyor. Taşlardaki yazıtların geleceği tahmin edebildiğine, bir kişiyi talihsizlikten koruyabildiğine, farklı niteliklere sahip nesneler yerleştirebildiğine veya taşlara büyüler, lanetler yazılabildiğine inanılıyor. Rune taşlarında kullanılan alfabenin ise dövme için çok fazla tercih edildiği de bilinen bir gerçek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/haftalik-kesif-14/", "text": "Norveçli söz yazarı Vaarin, Mayıs 2023'te çıkacak olan ve karanlık meselelerden anlamsızlığımızdan ve aidiyet kimliğimizden çıkış yolu bulmaya odaklandığı ikinci albümünün ilk teklisi 'Dark Matter'ı yayınladı. Çello ve gitar melodilerinin Vaarin'in sıcak sesi ile birleşiminden oluşan şarkı, kapana kısılmış olmanın ve kendini hayatın çeşitli kilitlerinden kurtarmanın çatışan duygularına rehberlik ediyor. Inger Nordvik, yakında çıkacak olan Hibernation albümünden üçüncü teklisi Echoyu yayınladı. Şarkı, dijital bir yankı odasına giderek daha fazla hapsolma hissinden doğdu diye belirtiyor Inger. Düşünceli sözler ile parça boyunca yankılanan bas ve gitar melodilerinden oluşan Echo, nostalji ve gelecek arasındaki sınırda yürüyen çağrıştırıcı etkisiyle dinleyiciyi hiptonize ediyor. Geçtiğimiz yıl yayınladığı 'Try Again Tomorrow' EP'si ile kendisine hayran bırakan Jean Root, bir soul klasiği olan 'Ain't Nobody' yorumlaması ile döndü. Chaka Khan, Aretha Franklin, Etta James ve Whitney Houston gibi kraliçeleri dinleyerek büyüdüğünü belirten Root, şarkının kendi versiyonu için 'Odak noktam çok ''ben'' hissi veren bir versiyon yapmaktı' diyor. Yorumlama, sanatçının gelecek olan şarkılarının odak noktası hakkında da ipucu veriyor. Kopenhag çıkışlı ikili WIINSTON, dört yıl aradan sonra çıkartacak oldukları yeni albümlerinin baş teklisi 'care4'u dinleyici ile buluşturdu. care4'u 'Şu an kendimizi nasıl tanımladığımıza dair mükemmel bir tablo' olarak tanımlayan ikili ilhamlarının indie, folk, RnB ve hip hop gibi birçok türden geldiğini belirtiyor. Kendilerini müzik türü bakımından sınırlamaktan hoşlanmayan ikili bunu ortak felsefeleri haline getirmeyi amaçlıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/hazlett-bloom-mountain/", "text": "Geçtiğimiz yılın sonlarında çıkardığı 'Part Time Lovers' teklisi ile keşfettiğimiz ve hayranı olduğumuz Hazlett, şimdi teklisinin de yer aldığı ilk albümü 'Bloom Mountain' ile dikkatimizi çekiyor. Kendine has nostaljik, hüzünlü indie-folk/pop müziği ile memleketi Avustralya ve Yeni Zelanda'da oldukça tanınan Hazlett, 2019 yılından beri Stockholm'de yaşıyor. Şarkılarında melankoli, nostalji ve gönül yarasının izlerini birleştiren sanatçı müziğinde hem gösterişli hem de samimi ve içten olmayı amaçlıyor. Hazlett 10 adet birbirinden güzel şarkıdan oluşan ilk albümü 'Bloom Mountain' için ''Albümün amacı baştan sona ayrıntılı ve güzel bir şeyler yaratabilmekti. Küçük detaylara duyduğum tutkunun ortaya çıkıp özel bir yerde durmasını istedim. Şarkıları daha çok kendimin dışında bir yerden yazdım. Sanki bedenimden ayrılıp kendime dönüp baktığımda kendi bakış açımdan olmayan hikayeler anlatabilirmişim gibi. Dinleyicilerin müziğimde kendilerinden parçalar bulmasını istiyorum. Bunu yapmak için otobiyografi değil de anlatı perspektifini kullanmak her zaman daha kolay.'' diyor. Albümün odak şarkısı olan 'Hasitate' de Hazlett'e kendi memleketinden bir sanatçı olan OSKA eşlik ediyor. İkilinin naif seslerini birleştiren düet dinleyiciye huzur verirken iki kişi arasındaki yansımalara, düşüncelere ve duygulara odaklanıyor. Şarkının videosu ise oldukça içten, samimi ve günlük hayattan izler taşıyor. ''Düetlere her zaman temkinli yaklaştım. Bana çoğu zaman sevimsiz ve zorlama geldiler. Ancak tüm kalbimle yarattığım albümümde kendi özel anılarım ve insanların yaşadığı ortak konular arasında dans ederken sanki sadece benim olmadığım bir an daha gerekiyordu. Sıra sıra ilerleyen tarzda bir düet yerine iki kişinin kendi özel anılarını yansıttığı ve şarkının sonunda da aslında zaman zaman ne kadar da benzer olduğumuzun görülmesini istedim. '' diyor. Her şarkısını ayrı ayrı sevdiğimiz albümü sizlere tavsiye etmekten büyük mutluluk duyuyoruz. Ayrıca Hesitate'in samimi klibini de aşağıdan izleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/netflix-dizisi-vikings-valhalla/", "text": "Ünlü History dizisi Vikings'in devamı niteliğinde olan Netflix dizisi Vikings Valhalla 'nın ilk sezonu 2022 Şubatında izleyici ile buluştu. Dizi, Vikings dizinindeki olaylardan 100 yıl sonrada geçiyor. Vikings Valhalla, Grönland'ın ilk yerleşimini kuran Erik the Red'in oğlu Leif Erikson'ın yani Christopher Columbus'dan 500 yıl önce Kuzey Amerika'daki ilk Avrupa dayanaklarından sorumlu olduğu kabul edilen adamın hikayesine odaklanıyor. Dizide Leif Erikson haricinde İskandinav tarihinin ünlü isimleri Olaf Haraldsson ve Freydis Eiriksdottir gibi isimler de bulunuyor. Dizi Leif, kız kardeşi Freydis ve Grönlandlılardan oluşan küçük bir ekiple birlikte Viking metropolü Kattegat'a doğru giden fırtınalı bir denizde başlıyor. Kişisel bir intikam almak için yola çıkan ekibin yönü, yıllarca barış içinde yaşanılan İngiltere'nin kralı II. Aethelred'in topraklarındaki Danimarkalılar için katliam emri vermesi üzerine yön değiştiriyor. İngilizlere bedelini ödetmeye ve krallarını İngiltere tahtına yükseltmeye kararlı olan Vikingler bir yandan da saflarındaki Hıristiyanlar ve Paganlar arasında büyüyen çatlaklarla uğraşıyor. Vikings'ten de tanıdığımız İrlanda mekanlarında çekimi yapılan dizi; karakterlerin kıyafetleri, saçları ve davranışları itibariyle bizleri aşina olduğumuz bir evrene götürüyor. Viking kirine rağmen karizmasını yitirmeyen oyuncu kadrosuna sahip diziyi biz sevdik. Dizi ara sıra Ragnar Lothbrok, Ivar the Boneless, Lagertha ve hatta Rollo gibi isimlerini anarak da Vikings'e selam gönderiyor. Öncesinde Vikings gibi hayranı olduğumuz bir dizi olduğu için izlerken karşılaştırma yapmamanın ya da bazı yerleri beğenmemenin de imkansız olduğunu belirtmekte fayda var. Ancak dönem ve Viking dizisi sevenlerin isteğini karşılayacak seviye olduğunu da söyleyebiliyoruz. Vikings Valhalla'nın başrollerinde ise Sam Corlett, Frida Gustavsson ve Leo Suter yer alıyor. Dizinin 2. sezonu ise 12 Ocak'tan itibaren Netflix'te yayında!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/no-project-one-connected/", "text": "Yakın arkadaş olarak büyüyen Jesper Moller ve Jakob Hjarso'dan oluşan No Project One, ilk teklileri 'Connected' ile dinleyiciyle buluşuyor. Şarkı, çılgın gitar soloları ve yankılı bağırışlı sesleriyle etkiliyor ve tekrar dinleme isteği uyandırıyor. Jesper Moller ve Jakob Hjarso, Danimarka'nın ücra bir adası olan Bornholm'daki evlerinden başkent Kopenhag'a taşınıp güçlerini birleştiriyor. 23 yaşındaki iki müzisyen de yıllardır müzikle ilgileniyor. Biri hip-hop diğeri ise sinematik ses ortamlarıyla meşgul olan ikili, No Project One olarak rock müziğin enerjisinde kendilerini buluyorlar. Jesper, davul ve bas çalarken Jakob vokal ve gitarda kendini gösteriyor. İkili, ilk teklileri 'Connected' için 'Büyülü ve tesadüfi bir şekilde ilk şarkımız oldu. Şarkı, nerede ve kiminle olursanız olun rahat hissetme duygusunu özetliyor ve başka hiçbir şeyin gerçekten önemli olmadığı an üzerinde yoğunlaşıyor.' diyor. İlerleyen dönemlerde gelecek işlerini merakla beklediğimiz ikiliden daha fazla haberdar olmak için buraya tıklayabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/noma-3-0/", "text": "3 Michelin yıldızlı ve 5 kez Dünyanın En İyi Restoranı seçilen Noma, 'Noma olmaya devam etmek için değişmeliyiz' sloganı ile 2024 sonunda kapanacağını duyurdu. İsmini 'nordisk' ve 'mad' kelimelerinden alan Noma, 2016 yılının sonunda da benzer bir dönüşümden geçmişti. 2018 yılının başında Kopenhag'da kendine ait sebze çiftliğiyle birlikte yeni formatıyla tekrar açılan restoran şimdi ise kesin olarak kapanacak ve 2025 yılından itibaren bir gıda inovasyon ve deney laboratuvarına dönüşecek. Noma'nın kurucu şefi ve Yeni Nordik Mutfağı öncülerinden şef Rene Redzepi bu dönüşüm için Konuklara hizmet etmek kim olduğumuzun bir parçası olmaya devam edecek ancak bir restoran olmak artık bizi tanımlamayacak.'' diyor. 9 Ocak tarihinde restoranın web sitesinde yapmış olduğu açıklamada son iki yıldır bu uygulama üzerine çalışmalar yapıldığını belirten şef, Noma'nın son sezonunda 'Vegetable, Forest, Ocean' adlı üç mevsimlik menüleri ile 2024'ün sonuna kadar hizmet vermeye devam edeceklerini belirtiyor. Her zaman sürdürülebilirliği, yerelliği ve mevsimselliği savunan Rene Redzepi, bu değişimin altında yatan sebeplerin arasında günümüz restoran çalışma sistemlerinin 'finansal ve insani açıdan' sürdürülebilir olmamasının da olduğunun altını çiziyor. Yeni oluşumlarında inovasyon ve ürün geliştirmeye daha fazla odaklanırken, Kopenhag dahil olmak üzere dünyanın farklı yerlerinde araştırmalarına devam edeceklerini belirten ekip, dünyanın herhangi bir yerinde misafirlerinin karşısına çıkabileceğini de belirtiyor. Tamamen kapanma haberlerini için de kapanmanın aksine yeniliklerini ve fikirlerini her zamankinden daha yaygın bir şekilde paylaşacaklarının da altını çiziyorlar. Restoran, yeni sezonunda pop-up veya özel etkinlikler ile Kopenhag'da ve dünyanın dört bir yanında her zaman misafirlerini ağırlayacağını özellikle belirtiyor. 2025'ten itibaren geleceğimizin temellerini atmak ana odağımız olacak. Hazır olduğumuz zaman bizimle yemek yemek için nereye, ne zaman seyahat edebileceğinizi söylemek için sabırsızlanıyoruz. diye de ekliyorlar."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/nordik-dovme-rehberi/", "text": "İskandinav dövmeleri denince akla gelen başlıca konular; mitler, hikayeler ve rune alfabesi... Hepsinin derin bir anlamı olduğunu ve dövme yaptırmanın oldukça ciddi bir karar olduğunu belirterek Nordik Dövme Rehberi yazılarımızın ilkine başlıyoruz. Valknut, genellikle oymalarda ve tasarımlarda öbür dünyayı temsil eden eski bir İskandinav sembolü olarak biliniyor. Odin'in bir sembolü olarak kabul edilen Valknut, Cermen halkları tarafından ölenleri onurlandırmak için kullanılıyor. Bu sembol, genellikle bir savaş sırasında vefat eden bir sevgiliye, aile üyesine veya arkadaşa saygıyı temsil ediyor. Sembol aynı zamanda ölüm düğümü olarak da geçiyor, ölüm her şeyin sonu ve başlangıcı ile ilişkilendiriliyor. Rune harfleri, Orta Çağ'ın sonlarında Latin alfabesinin benimsenmesinden önce İskandinav ve diğer Cermen halkları tarafından kullanılıyor. Her harf, yazı için kullanılmasının dışında aynı zamanda birçok gücü de temsil ediyor. Rune dövmeleri genellikle bir kelime ya da anlamlar bütünü üzerinden birden çok Rune içerecek şekilde yapılıyor. Her Rune'nin belirli bir anlamı olduğu için doğru olanı veya olanları seçmek adına biraz araştırma yapmak faydalı olur. Bu konuda size yardımcı olmak adına yakında detaylı Rune harfleri yazımıza bakabilirsiniz! 'Huşu Miğferi' anlamına gelen Helm of Awe, İskandinav savaşçıları için koruyucu bir tılsım olarak kabul ediliyor. Savaş alanında korumayı simgeleyen bir büyü olduğuna inanılan sembol, en yaygın İskandinav dövmelerinden. Sembol, içerisinde Rune alfabesinden de izler taşıyor. Web of Wyrd kaderin, birbirine bağlılığın ve zaman ağının sembolü olarak hizmet eden çizgilerinin iç içe geçmesi, kadınların tekstil dokurken yarattığı desenlerden geliyor, insan bağlantısının ve varoluşunun karmaşıklığına işaret ediyor. Sembol aynı zamanda İskandinav mitolojisinde geçmişin, bugünün ve geleceğin birbirine bağlılığını da temsil ediyor. Jörmungandr, Loki'nin çocuğu olan ve dünyayı çevreleyen okyanusun altında gizlenen devasa yılan olarak biliniyor. Kendi kuyruğunu yiyen bir yılan veya ejderha tasviri, nesnelerin ve genel olarak yaşamın döngüsel doğasına ilişkin çok eski bir sembol. Jörmungandr dövmesi, ölümden sonra hayata sahip olma arzusunu veya başka bir deyişle ölümden sonraki yaşam umudunu sembolize ediyor. Jörmungandr, yaşamı ölümden yarattığı için yaşamı sona erdikten sonra yeniden başlatmanın da mümkün olduğunu temsil ediyor. Bu zamana kadar yapılan arkeolojik çalışmalarda derisi bozulmamış bir bedene rastlanmadığı için bu konuda kesin bir bilgi bulunmuyor. Ancak döneme ait tarihi metinlerde bu konuyla ilgili bilgiler mevcut. Özellikle tüccarların hatıralarından oluşan yazılarda Vikinglerin vücutlarında koyu yeşil bazı sembollerin olduğunu söyleniyor. Bu dövmelerde, steril ve vücuda kolay işlenebilen bir malzeme olması nedeniyle kömür ve isin kullanıldığı düşünülüyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/resa-saffa-park-heavy/", "text": "Oyunculuğunun yanı sıra müziğiyle de kendisine hayran bırakan Resa Saffa Park, yakında çıkacak olan EP'sini müjdeleyen yeni teklisi Heavy ile bizlerle. Tanıdık duygusu ve nostaljik havasıyla tekrar tekrar dinlemekten kendimizi alamadığımız şarkıyı çok seveceksiniz. Resa Saffa Park yeni teklisi için Heavy, duygularıma karşılık vermeyen birine aşık olduktan sonra tek başıma Floransa'ya yaptığım gezide yazdığım bir şarkı. Onun benim hakkımda hissettiklerine kıyasla benim ona karşı olan hislerimin biraz fazla ağır olduğunu biliyordum ve aşkı sadece tek bir parça tarafından bu kadar derinden hissedilebilmek beni büyüledi. diyor. Küçük yaşlarından itibaren Nirvana'dan caza, birçok farklı müziği dinleyerek büyüyen Resa'nın şarkılarını da bir etikete sığdırmak pek mümkün değil. Şarkıları ile bizleri İskandinavya'nın melankolik sesleri, pop melodileri, soul müzik arasında bir yolculuğa çıkaran ve geçtiğimiz yıl yayınladığı teklisi Give It All You Can ile tanıdık melodilerine kapılıp gittiğimiz sanatçı, şimdi de yeni teklisi 'Heavy' ile kendine hayran bırakıyor. Resa Saffa Park, dünyada en çok dinlendiği iki şehir olan İstanbul ve Ankara'ya geliyor! Resa Saffa Park, Mart 2023'te üçüncü EP'si Madness. Let me ini dinleyici ile buluşturacak! 2023 Mart ayında yayınlayacağı EP turnesi kapsamında 9 Mart'ta Zorlu PSM %100 Studyo ve 13 Mart 2023'te ise IF Ankara'da konser verecek! Şimdi açıklayamasak da Türkiye ziyareti süresince de hayranlarını konserleri dışında ufak sürprizler de bekliyor! Kendisini yakından takip etmek isterseniz sosyal medya hesaplarını aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/rune-harfleri-ve-anlamlari/", "text": "Rune Alfabesi ya da Runik Alfabe, İskandinav ve diğer Germen halkları tarafından geliştirilen ve kullanılan ilk yazı sistemleri olarak biliniyor. Rune kelimesi, Eski İskandinav'da büyü yapmak için kullanılan gizli bir mektup anlamına geliyor. Bunun sebebinin de o dönemde yazı yazmanın, yazı sistemleri olmayan diğer insanlar tarafından genellikle sihir olarak görülmesi olduğu düşünülüyor. Rune harfleri yazı işlevinin yanında bugün bizim anladığımız anlamdaki harflerden çok daha fazlasını içeriyor. Her rune, bir kozmolojik ilkenin veya gücün bir simgesi olarak kullanılıyor ve bir rune yazmak, temsil ettiği gücü çağırmak ve yönlendirmek anlamına geliyor. Zamanın etkisiyle birçok farklı Rune harfi oluşsa da bu yazımızın odağında Elder Futhark harfleri ve anlamları bulunuyor. Üç temel futhark vardır: gelişimi MS 1. yüzyılda başlayan ve 400 yılından önce tamamlanan, tam biçimli ilk runik alfabe olan 24 karakterlik Elder Futhark, Viking Çağı'nın (yaklaşık MS 750) başlarında Elder Futhark'tan ayrılmaya başlayan ve sonunda İskandinavya'daki eski alfabenin yerini alan 16 karakterlik Younger Futhark ve kademeli olarak değişen, İngiltere'deki Elder Futhark'a eklenen 33 karakterlik Anglo-Saxon Futhark. Runik alfabenin en eski biçimi olan Elder Futhark harfleri, MS 200-800 yılları arasında İskandinavya'da ve Kuzey Avrupa'nın diğer bölgelerinde yazı yazmak için kullanılan 24 sembolden oluşuyor. Futhark kelimesi, Fehu, Uruz, Thurisaz, Ansuz, Raidho ve Kenaz olarak adlandırılan ilk altı harften türetiliyor. Runeler geleneksel olarak parşömen üzerine mürekkep ve kalemle çizilmek yerine taş, tahta, kemik, metal veya benzer sert yüzeylere oyuluyor. Bu yazı şekli, ortama çok uygun olan keskin, köşeli biçimlerini de açıklıyor. Rune taşları yazımızda da bahsettiğimiz üzere ilk Rune harfleri; tahtaya, kemiğe veya taşa oyulduktan sonra onları daha görünür kılmak için de çeşitli renklerle boyanıyor. İskandinav Mitolojisi'nde Rune büyü bilgilerinin Odin'den geldiğini düşünülüyor. Odin'in dünya ağacı Yggdrasil'de dokuz gün dokuz gece asılı kaldıktan sonra Rune harflerinin gizemini aldığı ve kendini feda ettikten sonra da Rune bilgeliğinin ortaya çıktığı söyleniyor. Daha sonra bu bilgileri vitkiler ve büyücüler ile paylaşılıyor ve yayılıyor. İskandinav mitleri ise Rune harflerini içeren sayısız hikaye içeriyor. Yüzüklerin Efendisi serisinin yazarı JRR Tolkien'in karmaşık dil sistemini oluştururken runik alfabeden ilham aldığı da söyleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/sami-halki-kimdir/", "text": "Sami Halkı; İsveç, Finlandiya, Norveç ve Rusya'nın Kola Yarımadası'nın en kuzeyinde yaşayan yerli halk olarak biliniyor. Bu dört ülkedeki nüfusları tahmini olarak bilinse de yaklaşık yarısının başta Finnmark ilçesi olmak üzere Norveç'te yaşayan 80.000 kişi olduğu söyleniyor. Bu halkın ise yarısından azı Sami dilini konuşuyor. Finlandiya'da bulunan Lapland bölgesi Sami vatanı veya Sapmi olarak biliniyor, yerli Sami halkının toprakları da bölgenin kuzey kesiminden geçiyor. Sami halkının ekonomisinin temelini Ren geyiği gütme oluşturuyordu. En eski zamanlardan beri Ren geyiği güden Sami halkı çadırlarda, çim kulübelerde yaşadı ve sürüleriyle birlikte beş veya altı ailelik birimler halinde göç ederek ve yol boyunca avlanarak, balık tutarak beslendi. Samilerin dünyada hayvanları gütmeye ve evcilleştirmeye başlayan ilk halk olduğuna inanılıyor. Mallarını uzun mesafeler boyunca taşımanın bir yolu olarak kızakları çekmek ve vahşi ren geyiklerini sürülerine çekmek için ren geyiklerini evcilleştirdikleri biliniyor. Sami halkının çoğu geleneksel olarak kıyı boyunca, fiyortlarda veya daha iç kısımlardaki büyük nehirlerin yanında balıkçılık, hayvancılık ve avcılık yoluyla geçimlerini sağladı. Bugün halkın çoğu Sami bölgelerinin dışında yaşıyor, bölgelerinde kalanlar ise yaşamlarını modern hizmet sektörü, sanayi, seyahat ve kamu sektöründe çalışarak sürdürüyor. Ancak hala Norveç'te yaklaşık 2.600 Sami, geçimini ren geyiği güderek sağlıyor ve Kuzey Norveç bölgesinin çoğunluğu aslında ren geyiği yetiştirmek için kullanılıyor. Norveç, 1900'lerde Samilerin kendi dillerini konuşmaları yasakladı ve katı asimilasyon politikaları ile yerli halkı Norveççe öğrenmek zorunda bıraktı. Sonuç olarak, bugün Norveç'teki Sami halkının yarısından biraz daha azı bir Sami dili konuşuyor. Bu durum için Norveç hükümetinin 1999 yılında Sami halkından resmi bir şekilde özür dilediği de biliniyor. Sami halkının geleneksel kıyafetine kofte ya da gakti deniliyor. Yaşayan bir gelenek olan kofte, günümüzde daha çok düğün, kutlama ve diğer kültürel etkinlikler gibi özel günlerde giyiniliyor. Desenleri ve süslemeleri halkın coğrafi kökenlerini gösteriyor ve kıyafetin renkleri de halkın bayrağından geliyor. Halkın yaşamlarını sürdürdükleri geleneksel çadırlarına ise lavvo deniliyor. Sami halk müziği olan Joik, Avrupa'nın en eski şarkı geleneklerinden biri olarak biliniyor. Belirli ses özelliklerine sahip olan Joik bir kişiye, bir hayvana veya bir yere ithaf edilerek söyleniyor. Joik aynı zamanda günlük hayatın bir parçası olarak pek çok durumda da kullanılıyor. Sami kültürünün benzersiz ifade biçimlerinden olan Joik'in biriyle rahatça iletişim kurmak için de oldukça etkili bir yol olduğu söyleniyor. Joik geleneğinin de uzun süre günah olarak kınandığı ve 1950'lerde Sami bölgesi okullarında joik kullanılması yasaklandığı da biliniyor. Sami el sanatı olan duodji, araç gereçleri, kıyafetleri ve aksesuarları işlevsel, kullanışlı ve genellikle sanatsal hale getiriyor. Geleneksel duodji'de küçük değişiklikler olsa da inci işleme, ayakkabı bağcığı dokuma, ağaç oymacılığı ve bıçak yapımı gibi birçok zanaat geleneği titizlikle sürdürülüyor. Bugün geleneksel duodji, dünyanın her yerinden koleksiyoncular tarafından değerli sanat eserleri olarak kabul ediliyor. Duodji geleneğinin en önemli örneği olarak da kuksa bardaklarını gösterebiliriz. Ren geyiği her zaman Sami kültürünün merkezinde bulunuyor. Ren geyiğinin kullanılmayan neredeyse hiçbir parçası yoktur: yemek pişirmek için et, giysi ve ayakkabılar için kürk ve deri, kullanışlı araçlardan güzel sanatlara kadar her şeye için de boynuzlar kullanılıyor. Ren geyiği, halk için bu kadar önemliyken yemeklerinde kullanılmaması imkansız. Ren geyiği akla gelebilecek her şekilde servis ediliyor ve en ünlü yemekleri olan Bidos; havuç, patates ve yavaş pişirilmiş ren geyiği etinden yapılıyor. Sami halkı başkenti olarak bilinen Finnmark'ta Karasjok'ta bulunan Sami Parlamentosu, göz alıcı mimari ile göçebe kültürlerinin bir sembolü olan bir lavvo'dan esinleniyor. Ziyaret etmek isteyenler için binada Sami, Norveççe ve İngilizce olarak verilen rehberli turlar yapılıyor. Eğer bir gün Kuzey Norveç'i ziyaret ederseniz, Sami yaşam tarzını deneyimleyebilirsiniz. Kuzey ışıklarının altında geleneksel bir lavvoda kamp yapma, ren geyiklerine yakından bakma veya bir Sami sanat sergisine gitme bunlardan biri olabilir."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/01/thrihnukagigur-yanardagi/", "text": "Thrihnukagigur Yanardağı, İzlanda'nın Blafjöll olarak da adlandırılan Blue Mountain sırasındaki normal bir yanardağ olarak biliniyor. 2000 yıl önce gerçekleşen son patlamasından sonra ise yanardağda bazı beklenmeyen sonuçlar gerçekleşiyor. Normalde yanardağların magma odası, patlamalarından sonra genellikle bir sonraki patlamaya kadar soğuyarak katı kayaya dönüşen lavla dolu halde oluyor. Magma tamamen boşalırsa da yanardağ genellikle çöküyor. Ancak Thrihnukagigur Yanardağı'na son patlamasından sonra bunlardan hiçbiri olmuyor. Bu sonuç bilim adamlarını şaşkına çeviriyor ve yapılan araştırmalara göre yanardağın magma odasının altındaki yarık kalan tüm lavları boşaltıyor ve arkasında 3.270 metrekarelik devasa bir oda bırakıyor. Odanın büyüklüğü anlatmak için de içerisine Özgürlük Anıtı'nın sığacağı söyleniyor. Yakın gelecekte tekrar patlayacağına dair hiçbir işaret olmayan yanardağın ismi yerliler dışında çoğunlukla teleffuz edilemiyor. Bu nedenle genellikle 'Three Peaks Crater -Üç Tepe Krateri' olarak tercüme ediliyor. Jeolojik olarak sıcak bir noktada bulunan İzlanda, dünya üzerindeki en büyük volkanik ada olarak biliniyor. Ülke, ortalama olarak her 3-4 yılda bir meydana gelen patlamalarla dünyanın en aktif volkanik bölgelerinden biri. İzlanda'nın bu kadar aktif olmasının nedeni ise Avrasya ve Kuzey Amerika plakalarının birbirinden ayrıldığı ve dolayısıyla yer kabuğunun tam anlamıyla açıldığı Orta Atlantik Sırtı'ndaki konumundan kaynaklanıyor. Bu sırtın merkezinde de Thrihnukagigur Yanardağı oturuyor. Thrihnukagigur Yanardağı'nın en önemli özelliği türünün tek örneği olan magma odası. Yanardağın kalbi olan magma odası, sıvı kayanın yüzeye çıkmak için bir yol bulmayı beklediği ve volkanik bir patlamaya neden olduğu yer olarak geçiyor. Çoğu durumda, krater genellikle püskürmeden sonra soğuk, sert lav tarafından kapanıyor. Thrihnukagigur Yanardağı ise bu konuda istisna, çünkü içerisinde bulunması gereken magmanın kaybolduğu ya da duvarlarda katılaştığına veya basitçe yerin derinliklerine çekildiğine inanılıyor. Volkanolog Haraldur Sigurdsson bu durumu 'Sanki biri gelip fişi çekmiş ve içindeki tüm magma akmış gibi. diyerek açıklıyor. Thrihnukagigur Yanardağı'nı erişilebilir kılma fikri, Reykjavik'te bir doktor ve ömür boyu mağara meraklısı olan Arni B. Stefansson'dan geliyor. Stefansson 1954'ten beri İzlanda'daki mağaraları inceliyor. 1974 yılında da yanardağın zeminine ilk inen kişi oluyor ve bunu deneyimlemenin keyfine varıyor. O zamandan beri de bu yanardağı korumak ve yaşatmak için çalışıyor. Aynı zamanda yanardağın doğalına zarar vermeden, doğru yaklaşımlarla ziyaret edilmesini ve düzeneklerin kurulmasını sağlıyor. Yanardağ, 2012 yılında turizme açılıyor. Magma odasının giriş kısmında madencilikte kullanılanlara benzer bir asansör bulunuyor ve ziyaretçilerin 120 metre derinlikteki asansörden indirilip turlarına katılmaları sağlanıyor. Popülaritesi yalnızca turun benzersizliğinden ve odanın ölçeğinden değil, aynı zamanda içindeki inanılmaz renklendirmeden geliyor. Maden birikintileri duvarları kırmızı, sarı, yeşil ve mavinin canlı tonlarına boyayarak inanılmaz alanı çok daha gösterişli hale getiriyor. Thrihnukagigur Yanardağı'na ulaşmak için kısa ama yokuş yukarı 45-50 dakikalık bir yürüyüş gerekiyor ve turlar sadece yaz aylarında yapılıyor. Bu deneyimi daha iyi anlamak için aşağıdaki videoyu izleyebilir, gitmek isteyenler ve detaylı bilgi almak isteyenler de bağlantıya tıklayabilir!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/02/iskandinav-tarzi-minimalizm/", "text": "Minimalist dekorları ve mobilyaları ile dünyada ün salmış olan İskandinavlar, hayatlarında uyguladıkları minimalizm yaklaşımı ile de öne çıkıyorlar. İskandinav tarzı minimalizm, bütünsel bir yaşam tarzı olarak ele alınıyor. Bu tarz, daha az mülke sahip olup sahip olduklarınızdan zevk almak ve ölçülü bir yaşam yaşamayı içeriyor. İskandinav tarzı minimalizm temel olarak, atıklarınızı nasıl en aza indireceğinizi öğrenmek ve sahip olduğunuz şeyleri geri dönüştürerek uzun süre kullanabilmeyi sağlamaya dayanıyor. Hayatımızı yaşarken de zamanın daha fazlasına sahip olmak anlamına geliyor. Kuş cıvıltıları ile dolu bir sahilde elinde kahvenle ya da botunun çıkarttığı kar gıcırtıları eşliğinde bir yürüyüş yapabilmek tam da bu tarzın sadeliğine uyuyor. İskandinav tarzı minimalizmin odak noktasının fiziksel çevremizle birlikte zihin olduğu biliniyor. Zihnimizi özgür bırakmak ve onu meşgul edecek her şeyden uzaklaşmak için ilk yapılması gereken şey ise teknolojiden ve özellikle sosyal medyadan uzak durmak oluyor. Tabii ki teknolojinin zihnimizi yorması birçok nedene bağlı; postunuzu kaç kişinin beğendiğinden uzaktaki yakınlarınızda görüşmek için güncel kalmanıza kadar bir çok konuyu kapsıyor. Bunların hepsi aslında zihnimizde endişelenecek birçok sebep olmasına yol açıyor. Şu anda çoğumuzun hayatının merkezinde olan sosyal medyalarımızdan uzaklaşmak çok zor gelse de uzun vadede bizler için faydalı olacağı ise karşı koyulmaz bir gerçek! Bu yaşam tarzı doğaya bağlı olmak, taze ürünler tüketmek, sıfırdan yemek pişirmek, onarmak, geri dönüştürmek ve yeniden kullanmak konularını kapsıyor. Tabii bunları uygulayabilmek için insanın önce yapabileceğine dair kendine inanması gerekiyor. Aslında uygulaması çok basit şeyler olsa da bu adımları atabilmek için vazgeçilecek alışkanlıklar insanı zorlayabilir. Bu nedenle minimalist yaşama geçişte yapmak istediğiniz en basit şeylerden başlamanın doğru olduğu söyleniyor. Onu yapıp daha iyi hissettiğinizde yolunuza devam edebilirsiniz. Örneğin ben dün ihtiyacım olmamasına rağmen sadece renklerini ya da desenlerini beğenip aldığım birçok çorabı dolabımdan ayıkladım ve geri dönüşüme gönderdim. Hayatımızın en çok zaman geçirdiğimiz yerlerinden biri olan mutfak, minimalizmi uygulamaya başlamak için en mükemmel yerlerden. Aslında mutfakta minimalizmin temeli; atıklardan, geri dönüşümden ve sürdürülebilirlikten geçiyor. Yiyeceğimiz kadarını almak, artan gıdayı dondurup sonra tekrar kullanmak, yerel ürünlerden almak, imkanın varsa kendi balkonunda ya da bahçende ürün yetiştirmek, haftalık menü planlaması yaparak israfı önlemek, mevsimlik ürün kullanmak ve mutfaktaki fazlalık eşyalardan kurtulmak gibi adımlar mutfakta minimalizme hizmet ediyor. İskandinav tarzı minimalizm, asıl önemli olan konulara daha fazla odaklanabilmek, ihtiyacımızdan fazlasını satın almamak, daha az tüketmek ve hayatımızın kalitesini artırmak üzerine eylemlerimizi değiştirmeyi kapsıyor. Bunları yaparken de zihnimize dolaşma, duygularımız üzerine düşünme ve belki de daha önce keşfetmediğimiz şeyleri düşünme özgürlüğü veriyor. İskandinavların küçük dağ evlerine kaçarak kendilerine zaman ayırmayı kapsayan kültürleri hytte de minimalist yaklaşımlarına verilebilecek en iyi örneklerden. İskandinavların minimalizm anlayışını dünyaya yayılmış olan dekorlarından da görebiliriz. Dünyaca ünlü İskandinav markalarının dekor malzemelerine baktığımızda kalabalıktan uzak, her eşyanın bir amaca hizmet ettiği, pratik ve uzun süre dayanacak şekilde üretildiklerini görüyoruz. Mobilyalarda da genellikle ahşap, gri ve pastel tonlar kullanılıyor. Tabii İskandinavların eşyalarına yansıttığı bu anlayışa çevredeki koşulların sebep olduğunu da söylemeden geçmek olmaz. İskandinavların hayatlarının her alanında minimalist bir yaşam yaşamaları, mutlu olmak için düzenli olarak yaptıkları hygge'dan da anlaşılıyor aslında. Gözlerini kapatıp göl kenarında hygge yaptığınızı düşündüğünüzde o evde oluşan eşyalar gibi... İşte İskandinav minimalizmi tam da böyle bir hygge! Bütün bunları okuduğunuzda minimalizmin sıkıcı ve zor olduğunu düşünebilirsiniz. Bu yaşam tarzının uygulanabilmesi zor olabilir ancak sıkıcılıktan ziyade sahip olduğumuz her şeye ihtiyacımız olmadığını fark ettiğimizde elimizdekilerin önemini bize anlatıyor. Minimalizmi benimseyebilmek için uygun zihin yapısına sahip olmak, hayatımızdan zevk almak ve elimizdekiler için şükredebilmek ümidiyle!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/02/snaefellsnes-yarimadasi/", "text": "Sn fellsnes Yarımadası, Batı İzlanda'da Reykjavik ve Westfjords arasında yer alıyor. Ulaşımı yıl boyunca oldukça kolay olan yarımada, hem turistler hem de İzlandalılar için çok popüler bir yer. Muhteşem doğal manzaralardan oluşan Sn fellsnes; buzullarla kaplı volkanı, lav alanları, bazalt kayalıkları ve sakin balıkçı köyleri ile İzlanda'nın minyatürü özelliğini taşıyor. Yarımada, inanılmaz derecede güzel ve dramatik manzaralarıyla biliniyor ve İzlanda'nın tüm benzersiz doğal unsurlarını tek bir yerde barındırıyor. Kısacası Sn fellsnes Yarımadası, el değmemiş lav alanları, yüksek volkanlar, mistik buzullar ve siyah kumsallardan beyaz kumsallara, bir Ulusal Park'a ve kıyı şeridindeki tehlikeli kayalıklara kadar İzlanda'da var olan her şeye sahip. İzlanda'da sadece üç adet ulusal park bulunuyor, orta büyüklükteki Sn fellsjökull Ulusal Parkı, 2001 yılında kuruluyor ve Sn fellsnes yarımadasının en batı ucunun yaklaşık 170 km alanını kapsıyor. Park, adını ulusal parkın tacı olan güzel şekilli stratovolkan ve buzul Sn fellsjökull'dan alıyor. Parkın amacı, bölgenin eşsiz manzarasını, yerli bitki ve hayvan yaşamını, önemli tarihi kalıntıları korumak ve muhafaza etmek. Aynı zamanda park, ziyaretçilerin bölgeyi tanımaları için daha kolay ve gelişmiş fırsatlar sunmayı da amaçlıyor. Tarih boyunca Sn fellsjökull'un güzelliği insanları ruhen etkiliyor ve romancılara, ressamlara ve diğer sanatçılara ilham kaynağı oluyor. Volkanın içerisinde bulunduğu bilinen en ünlü sanat eseri, Jules Verne'in volkanın etkisi altında yazdığı bilim kurgu romanı Dünyanın Merkezine Yolculuk'tur. Volkanın aynı zamanda Barour Sn fellsas Destanındaki Barour'un ruhunu taşınıdığına da inanılıyor. Bölgenin en çok dikkat çeken doğal güzelliklerinden biri de Gerouberg bazalt kayalıkları. Kayalıklar, eski lav akıntılarının oluşturduğu yüksek altıgen sütunlardan oluşuyor. Uzaktan bakıldığında sağlam bir duvar görünümünde olan kayalıklar yakından bakıldığında keskin geometrik bir şekli andırıyor. Ytri Tunga, Sn fellsnes'in güney kıyısında, İzlanda'da nispeten sıra dışı olan altın rengi kumuyla dikkat çeken bir plaj. Güzel okyanus manzarasının yanı sıra gezginler için en önemli noktalardan biri olmasının sebebi ise burada yaşayan fok kolonisi. Yaz güneşinde siyah kayaların üzerinde uyuklayan yerel fokları görmek için en iyi tarih ise Haziran veya Temmuz ayları olarak belirtiliyor. Sn fellsnes Yarımadası'ndaki en popüler insan yapımı turistik yer ise siyah ahşaptan yapılmış küçük bir kilise olan Buoakirkja'dır. Kilise, 18. yüzyıla ait orjinal binasının yerine 1987 yılında yeniden inşa edilmiş. Binanın etrafında bulunan pürüzlü siyah kaya oluşumları nedeniyle eski bir lav alanında bulunan kilise, oldukça uhrevi bir manzaraya sahip. Kirkjufell, Kilise Dağı olarak da biliniyor. Benzersiz şekli ile ünlü olan dağ, Grundarfjörour balıkçı köyünün yakınında bulunuyor ve İzlanda'nın en çok fotoğrafı çekilen dağı olarak biliniyor. Doğa tutkunları ve fotoğrafçılar tarafından hayran olunan İzlanda'nın en ikonik dağı Kirkjufell, Game of Thrones dizisinde de Ok başı şeklinde bir dağ şeklinde geçiyor. Çok fazla ziyaretçi çeken dağın etrafında kış aylarında yürüyüş yapılması ise tehlikeli olması nedeniyle yasak! Daha birçok doğal güzelliğe ev sahipliği yapan Sn fellsnes Yarımadası, doğa tutkunları ve gezginler için olmazsa olmaz bir adres."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/agnes-skure-ground-earth-waters/", "text": "İsveç'in güneyindeki bir çiftlikte büyüyen Agnes Skure, şarkılarını fiziksel bir yerle ruhani bir bağ hissetmek hakkında yazıyor. Daha önce barbie punk grubu Call Cat ve Riot Grrrl Sessions gibi İsveçli gruplarda bulunan Agnes, elektrogitarı akustik gitar ile değiştirerek solo kariyerine giriş yapıyor. Akustik gitara geçişini İskandinav ormanlarının dünyevi ritmik hallerine benzeten Agnes, artık sesin kaynağına daha yakın olduğunu söylüyor. Agnes'in memleketinde yüz yıllık mezar taşlarında eski sınıf arkadaşlarının isimlerini, hala aynı topraklarda aynı çiftliklerde yaşayan insanlar okuyabiliyor. Bu sözlerini ise bir eleştiri olarak değil değişime ayak uydurmayıp aynı kalan memleketine duyduğu saygı ve rahat hissetme duygusuna bağlıyor. Song To A Magpie, ilk başta kaygısız görünen rahatlatıcı, tatlı küçük bir melodi içeriyor. Armonilerle birleşen ince telli akor dizisi dinleyiciyi küçük bir deja vu hikayesine götürüyor. Sidney'in kuzey sahillerinin kıyı şeridinden yukarı çıkan çift katlı otobüsten İsveç'in güneyindeki Skures mahallesindeki yağmurlu bir günde bir parktaki sıraya kadar, hayatın farklı döngülerinde belirmeye devam eden eski bir sevgili gibi... diyor. Geçtiğimiz günlerde instagram hesabımızda da gördüğünüz Agnes'in sesine, tavrına ve yaşam şekline bayıldık. Kendisini listelerimize ekledik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/bir-finlandiya-gelenegi-sessiz-kalmak/", "text": "Çoğu insanın hayatında uzun uzun sohbet etmenin önemi büyük ve söylediklerine karşı sessiz kalınması saygısızlık olarak algılansa da Finlandiya'da iş böyle değil. Sohbet arasında sessiz anlar yaşanması bu ülkede hiç de garip karşılanmıyor ya da olumsuz bir kişilik özelliği olarak görülmüyor. Aslına bakarsan bir Fini Fin yapan özelliklerin başında sessizlik geliyor. Finlerin sessizliği şu şekilde anlatıldığında daha net anlaşılıyor; sohbet sırasında sizi dinlediklerini ve aktif katılım gösterdiklerini belli etmek için sürekli bir şey söylemiyorlar. Birkaç cümle kurduktan sonra hiçbir şey söylemeden sessizce karşısındaki dinliyorlar. Bu sessiz durdukları süre de Finlerin iletişiminin bir parçası ve konuşmanın akışını durdurucu bir etkisi bulunmuyor. Konuşurken kendileri için gerekli olduğunu düşündükleri kadar ara veriyorlar ve anlatmak istediklerine yetecek süre boyunca da konuşuyorlar. Bazen tek kelime etmeden kafalarıyla karşısındaki onaylamaları bile onların iletişim anlayışı için yeterli oluyor. Finler için sessizlik o derece önemli ki ülkelerindeki stres oranının düşük olması ve üst üste altı kez dünyanın en mutlu ülkesi seçilmelerinin nedenleri arasında bile sessizlik geliyor. Sessizliği ve durgunluğu takdir etmek ve kabul edip uygulamak, Finler için stresi azaltmada kullanılan en yaygın yöntemlerden biri. Finlerin sessizliği, ülkelerini ziyaret eden insanlara başta garip gelse de ziyaretin sonunda herkesin fikri değişiyor. Bir Fin'i anlamak için öncelikle sessizliğe duydukları saygıyı anlamak gerekiyor. Düşüncelerini hemen söylemek yerine sessiz kalıp gerektiğini zaman konuşan Finlerin kaba, utangaç ya da kibirli oldukları düşünülmemeli. Aksine ülkelerini ziyaret eden herkesin halk ile hoş vakit geçirdiği de biliniyor. Sessizlik bazen özgüvensizliğin bir yansıması olarak görülse de Amerikalı akademisyen Michael Berry, yapmış olduğu çalışmalar sonucu sessizlik ve özgüven eksikliği ilişkisini reddediyor. Sessizliği kültürel bir özellik olarak kabul eden Finleri ise takdir ediyor ve diğer kültürlerden insanlara da bu özelliğin olumlu niteliklerini açıklamalarını söylüyor. Konuşmayı çok seven insanların bu kültüre karşı yanlış yorumlar yaptığını belirten Berry Bir Fin, genellikle dinleyerek ilgisini gösterirken bir Amerikalı soru sorar ve sözünü keser. Fin sessizliği doğayla, kendisiyle ve başkalarıyla uyumu korumanın bir yöntemidir. Finlerin başkalarına saygı gösterirken akıcı aktif dinleme ve konuşma arasında gidip gelmeleri doğaldır. Bir Fin, önemli bir konuda kendini ifade etmeden önce derinlemesine düşünür. diyor. Bazı zamanlar kaba tabirle 'boş yapmak' tan hoşlandığımız apaçık bir gerçekken sessiz bir toplulukta nasıl rahat ve huzurlu olunabilir sorusunun cevabını Finlandiya'yı ziyaret etmeden anlayamayacağız diye düşünüyorum. Yakın zamanda çok daha güzel günlerde yolumuzun düşmesi ümidiyle!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/copenhagenization-nedir/", "text": "Copenhagenization terimi basit anlamı ile şehirlerde bisiklet kullanımını artırmak anlamına geliyor. Terimin Kopenhag şehrinden gelmesinin nedenleri arasında dünyanın en bisiklet dostu şehri kabul edilmesi ve neredeyse insan sayısından fazla bisiklete ev sahipliği yapması yer alıyor. Copenhagenization terimi, Danimarka şehrinin başarılı modelini izleyerek şehirlerin bisiklet kültürlerini geliştirmeye yönelik konuşmayı çerçevelemek için kullanılıyor. Copenhagenization teriminin modern kullanımının arkasında Danimarkalı kentsel tasarım danışmanı, mimar ve profesör Jan Gehl bulunuyor. Gehl, 40 yılı aşkın süredir şehirlerin nasıl daha sürdürülebilir ve yaşanabilir olması gerektiğine dair araştırmasının laboratuvarı olarak Stroget ve Kopenhag'ı kullanıyor. Melbourne, Londra ve New York da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki şehirlere nasıl Kopenhaglaşacaklarına dair tavsiyelerde bulunuyor. Jan Gehl, kavramın çok geniş anlamlara sahip olduğunu ve şehirlerin canlı, güvenli, sürdürülebilir ve sağlıklı olmasını gerektirdiğini savunuyor. Terimin bu kadar popüler olmasının arkasında ise kentsel tasarım danışmanı ve gazeteci Mikael Colville-Andersen bulunuyor. Colville-Andersen, Copenhagenize adlı blog sayfasında bisikletin kullanımının günlük şehir yaşamında nasıl artırılması gerektiğini ve tercih edildiği taktirde hayatı nasıl kolaylaştırdığını anlatıyor. Güzel ve bilgilendirici görsellerin yanı sıra ilgi çekici hikayeler ve en iyi uygulamalarla projelerini sunuyor. Düzinelerce küresel şehir için bisiklet planlama, strateji, altyapı tasarımı ve iletişim konularında çalışan Mikael Colville-Andersen, renkli kişiliği ve kentsel tasarımda bisikletin rolüne olan coşkusuyla dünya çapında tanınıyor. Kopenhaglaştırmak genel olarak bisikletin şehirlerimize geri dönmesi demek olsa da asıl amaçlarından biri de otomobil çağını geride bırakmaya çalışmak ve karbon izlerinden dünyamızı kurtarmaya çalışmak. Uzun vadede bakıldığında uygulanması zaman alacak bir düzenleme olan bu terim aslında dünyadaki bütün şehirlere daha yaşanabilir olmak ve değerlerini bilmek için çabalamayı amaçlıyor. Bu terimle ilgili Mikael Colville-Andersen'in yazdığı kitap ise başarılı ve başarısız yanları ile nasıl uygulanmaya başlanacağını açıkça anlatıyor. Kopenhag nüfusunun yaklaşık yüzde 40'ı her yerde bulunan asfalt bisiklet yollarında işe veya okula bisikletle gidiyor. Bisiklet sayısının insanlardan fazla olduğu bir şehirde pek çok bölge sakini, kış boyunca yağmura ve kara göğüs gererek yıl boyunca bisikletlerine biniyor. Bisiklete binmenin günlük hayatlarının bir parçası olduğunu söyleyen şehirdeki insanlar Bisikletler Kopenhag'ın kalbidir diyor. Kopenhag'da uygulanan bisiklet planlaması, tek bir ana plan olmadan 50 yılı aşkın bir süredir adım adım gerçekleştiriyor. Sistem zamanla daha kapsamlı hale geldikçe yollarda bisiklet şeritleri, çocuklar için güvenli bisiklet rotaları, eğlence amaçlı bisiklet parkları, bisiklet köprüleri, bisiklet otoyolları gibi çeşitli hedef ve stratejiler geliştiriliyor. Şehirde aynı zamanda, çocuklar için güvenli bisiklet kampanyaları ve göçmen kadınlar için bağımsız olmalarını sağlamak adına bisiklet eğitimini iş eğitimi ile birleştirmek gibi eğitim programları düzenleniyor. Yıllık bisiklet anketleri gelişimi takip edilerek politikacılara ve vatandaşlara gelişmelerin nasıl ilerlediği hakkında geri bildirim sağlanıyor. Kopenhag, 2025 yılına kadar karbon nötrlüğü elde etmek için de bisikleti bir araç olarak kullanıyor. İnsanların iklim sorunlarıyla daha çok ilgilenmeye başlaması ile de bisikletlere olan ilgi artıyor. Dünyanın dört bir yanından yetkililer bisiklet kültürü hakkında bilgi edinmek ve bu kültürü ülkelerinde uygulayabilmek için Kopenhag'a geliyor ve şehir planlamacılığı ile ilgili destek alıyor. Şehirlerimizi, geleceğimizi ve bizi kendimizin yarattığı sorunlardan kurtarmak için harekete geçmemiz gerekiyor. Copenhagenization bu anlamda ileriye giden yolu bizlere ve yetkililere gösteren yöntemlerden biri. Türkiye'nin birçok yerinde gerek nüfus yoğunluğu gerek yapısal sorunlar nedeniyle bu uygulamayı yapabilmek oldukça uzun bir zaman alacak bile olsa bir gün bu ihtimalin gerçekleşeceğini düşünmek ve bunun üzerine çalışmalara başlamak bile umut verici olur. Her şeyin çok daha güzel olması dileğiyle!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/dunyanin-en-keyifli-atik-enerji-donusum-santrali-copenhill/", "text": "Kopenhag, uyguladığı sürdürülebilir politikalar sebebiyle uzmanlar tarafından 2025'e kadar en karbonsuz şehir olarak belirtiliyor. 2012 yılında oluşturulan CPH2025 İklim Planı ile Kopenhag, 2025'e kadar ilk karbon-nötr başkent olma ve Danimarka'nın da 2050'ye kadar tamamen karbon-nötr olmasını hedefliyor. BIG tarafından kamuya açık altyapı tesisi olarak tasarlanan Copenhill de bu noktada dünyada sürdürülebilirlik kavramını somutlaştıran ilk tesis oluyor. Amager Bakke olarak da bilinen CopenHill, planlandığı günden itibaren sosyal ve çevresel sürdürülebilirliği kamu ile birlikte yürütmeyi planlıyor. Sadece enerji santrali olarak işlev görmeyen bu yer, 41.000 m 'lik alanında atık enerji üretiminin yanında tüm sene açık olan kayak pisti, yürüyüş parkuru ve tırmanma duvarı gibi birçok rekreatif alanı da bulunduruyor. Bu alanlar içerisinde wake boardingden go-kart yarışlarına kadar ekstrem sporlar için de alanlar bulunuyor. Yapının üst kısmında uzman kayakçılar, olimpik yarım boru ile aynı uzunlukta suni kayak pistinden aşağı kayıyor, serbest stil parkını test edebiliyor veya süreli slalom parkurunu deneyebiliyorlar. Copenhill'de kaymaya yeni başlayanlar ve çocuklar için daha pratik parkurlar da bulunuyor. Kayak ile ilgilenmeyen kişiler için de özel tasarlanmış arazide ağaçlarla çevrili alanda yürüyüş yapıyor, çatı barının, cross-fit alanının, tırmanma duvarının veya şehirdeki en yüksek seyir platformunun keyfini çıkarabiliyor. SLA Mimarlık tarafından tasarlanan bahçenin bir taraftan sıcağı çekip zararlı hava parçacıklarını temizlerken bir taraftan da kuşlar, arılar ve çiçekler için canlı yeşil bir alan olması umut ediliyor. Ziyaretçiler tarafından atık yakma fırınının 24 saatlik işleyişine bakılmak istenirse plakalı veya cam asansörler yoluyla bu fırınların bulunduğu parka çıkabiliyor. 10.000 m alanı kapsayan yeşil çatı, 85 m yüksekliğindeki bir parkın zorlu mikro iklimi üzerinde rol oynuyor. Isıyı emen çatı, yağmur suyu akışını en aza indirirken biyolojik çeşitlilikteki bir araziyi yeniden vahşileştiriyor. Tesis, yamaçlarının altında dönen fırınlar, buhar araçları ve türbinler sayesinde yılda 440.000 ton atığı temiz enerjiye çevirerek 150.000 eve bölgesel ısıtma sağlıyor. Santral bu elektriği sağlamak adına açtığı havalandırma bacalarının ve hava girişlerinin sayesinde dağın topografyasına farklı bir konsept getiriyor. Copenhill içerisinde akademik çalışmalar ve sürdürülebilirlik konferansları için de 600 m lik bir eğitim merkezi bulunuyor. Binanın dış kısmı birbirine geçmiş alüminyum tuğlalardan oluşuyor. Tuğlalar arasına konan pencereler, gün ışığının tesisin derinliklerine ulaşmasını sağlarken daha büyük açıklıklar da idari katlardaki iş istasyonlarını aydınlatıyor. Yapının en uzun cephesinde de 85 metrelik dünyanın en yüksek yapay tırmanma duvarı bulunuyor. Dünyada insana, geleceğe ve sürdürülebilirliğe önem veren yapıların artması dileğiyle!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/feber-elephants/", "text": "Norveç'in yeni folk-pop ikilisi feber, pandemi zamanında ortaya çıkıyor. Norveçli müzisyenler Inge Bremnes ve Helle Larsen'ten oluşan grup, yapımcı Bendik Br nne'nin de destekleriyle sevimli bir grup takımyıldızına dönüşüyor ve müzik hayatına başlıyor. Kendilerini yarı- çevresel havaalanı bira arkadaşları olarak tanıtan ikili, ani bir müzikal eşleşme sonucu grubu kurma kararı alıyor ve Nordic noir etkili şarkılarını yapmaya başlıyor. Elephants, stüdyoda geçirdikleri iki yılın ardından artık halkı kendi uyumlu alanlarına davet etmeye hazır olan ikilinin yaptığı ilk şarkı oluyor. Elephants, bazen hem arkadaşlıkları hem de aşkları yiyip bitirebilen ilişkilerdeki zorlu farklılıkları anlatıyor. İkili Elephants'ta bu durumla başa çıkmak için mücadele eden erkek ve kadının hikayesini her iki tarafından da anlatıyor. feber, yeni teklisi için ''Şarkı hem söz hem de müzikal olarak hala umut verici, çünkü farklılıklar da her şeyi bu kadar iyi yapan şey değil mi? diyor. İkilinin birbiriyle puzzle gibi birleşen sesleri, müziğin dinlendirici etkisiyle birleşince ortaya muazzam bir şarkı çıkıyor. Kulağınıza değdiği andan itibaren dinlemekten kendinizi alamayacağınız dinlendirici ve tanıdık duygulu Elephants'ı biz çok sevdik ve Feber'i listelerimize ekledik. feber'i sosyal medyada takip etmek aşağıdaki bağlantılara tıklayabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/haftalik-kesif-15/", "text": "Hayranı olduğumuz Blaue Blume, geçtiğimiz ay yayınladığı teklisi Crush'tan sonra Mood ile bizlerle! Hepimizin çokça yaşadığı kaygı ataklarına atıfta bulunan Mood için şarkıcı Jonas Schmidt Mood, sevdiklerinizle kahvaltı masasında oturmak ve içinizde burkulmaya başlayan kaygı nöbetini saklamaya çalışmakla ilgili' diyor. İlk EP'sinin ilk single'ı Oxideı bu yılın başlarında yayınlayan MIIA, 10 Mart'ta Norveçli Vaarin ile birlikte yazdığı ve vokallerinin yer aldığı ikinci parçası Skin Of A Foolu yayınladı. Skin Of A Fool dramatik ve büyülü, lirik olarak zıt ve enstrümantal olarak yoğun ve aynı derecede büyüleyici bir dokunuş hafifliğine sahip. Geçtiğimiz yıl yayınladığı 'Let Him Let Me Go' teklisi ile tanışıp sevdiğimiz ve listelerimize eklediğimiz MAIH, yeni teklisi 'The Movie of Us'ı Şubat ayında yayınladı. Kendi filmlerimizi yaşadığımız hayatlarımızdan kesitler bulabileceğimiz şarkı tanıdık, soft müziği ve MAIH'in güzel sesi ile birleşince kulaklarımızın pasını siliyor. 80'ler ve 90'ların alternatif rock'ı ile İskandinav popunu birleştiren Danimarkalı Kindsight, yeni teklileri 'Madhouse Breakout Multitool'u yayınladı. Şarkı, geçtiğimiz yıl yayınladıkları atmosferik bağımsız teklileri 'Love You Baby All the Time'ı takip ediyor. Grup şarkı için 'Yerel tımarhanede bir firardan korunmak için Danimarka kırsalında bir yerdeki evlerine yerleşen iki kardeşin gerçek hikayesiyle ilgili.' diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/haftalik-kesif-16/", "text": "Son yıllarda Norveç müzik sahnesinde kendilerini duyuran vokalist Siril Malmedal Hauge ve piyanist Kjetil Mulid, ilk ikili albümleri Blues and Bells'i dinleyici ile buluşturdu. Blues and Bells orijinal şarkıların ve diğer sanatçıların ikiliye ilham vermiş tanınmış şarkılarının coverlardan oluşuyor. Hauge'nin etkileyici sesi ve Kjetil'in ayrıntılı ve dinamik piyanosuyla birleşen akılda kalıcı müzikleri ile albüm dinleyiciyi kendi müzikal evrenlerine götürüyor. İsveçli şarkıcı ve söz yazarı Raindear, heyecanla beklediğimiz yeni albümü 'Majestically Mad'i geçtiğimiz günlerde yayınladı. Umut verici bir bakış açısıyla kıyamet, varoluş ve zihinsel istikrarsızlık temalı albüm, gösterişli bir karanlığı da temsil ediyor. 8 şarkıdan oluşan 'Majestically Mad' aynı zamanda özgür kaldığımız veya coşkuya kapılıp yaşadığımızı hissettiğimiz küçük anlarımızdaki duygulara ve anlara da odaklanıyor. İlk albümü The Revelations of Love'ı 2021'de yayınladıktan sonra şarkıcı Moyka geri dönüyor ve yeni müzik dönemini başlatıyor. 'Birinin hayatının içine yarım yamalak girdiğiniz, küçümsenmiş hissetmeyi kabul ettiğiniz ve kendinizi ''sorun değil'' diye ikna ettiğiniz bir ilişki hakkında olan Rear View, elektronik müzikte alışkın olduğumuz güçlü synthleri ve hayatlarımızdan kesitler bulabileceğimiz sözlerden oluşuyor. Geçtiğimiz aylarda yayınladığı çarpıcı Dark Matter ve There's You teklilerinin ardından Vaarin, yılın üçüncü şarkısı duygusal Angel ı yayınlıyor. Vaarin, yeni teklisi için Angel, albümün enerjik olanı. Melankolik ve kederli olduğu kadar öforik olduğu için bir ikilik taşıyor. Şarkının ses ortamı acıyı ama aynı zamanda neşeyi, nostaljiyi ve sıcaklığı da temsil ediyor. diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/haftalik-kesif-17/", "text": "Malmö çıkışlı Astrid Lagerstedt sahne adıyla Talking Flowers, 2021 yılında ilk teklisi Talking Flowers ile müzik hayatına başlıyor. Eğlenceli ve çok katmanlı psychedelic sentezleyiciler Astrid'in büyüleyici sesiyle buluşuyor ve dinleyiciye aynı anda hem korkutucu hem de çekici gelen müthiş bir dinleme zevki sunuyor. Yeni çıkan çift teklisi Storytelling ile müzik hayatına devam eden Astrid, şarkıları için hem şarkı yazma hem de kayıt teknikleri söz konusu olduğunda 60'lardan ilham alıyorum'' diyor. Söz yazarı, öğretim görevlisi, yapımcı ve kolektif lider Tamara Schlesinger, sahne adıyla MALKA, tamamen kendi ürettiği ve çaldığı yeni plak ve yeni soundu ile geri dönüyor. MALKA, yeni teklisi 'Flashlight' ile dinleyiciye yakında çıkaracak olan albümünden ilk tadı sunuyor. Synth ağırlıklı, karamsar ama canlandırıcı Flashlight, kaybolmuş hissetme ve hayatla mücadele etme hakkında bir şarkı. Akustik şarkıları ile Norveç müzik sahnesinde ismini duyuran Lotte, kışın çıkan bir yaz şarkısı kadar ender bulunan 'Forever' ile yavaş yavaş yeni bir sezona doğru yol aldığımızı hatırlatıyor. Kendini bulmak için şehir dışına taşınan Lotte yeni teklisi için Sonsuza kadar uzun yaz günlerini özleyen bizler için. Sabahları balkonda içilen kahveleri ve kumlu bir plajda geçirdiğimiz sıcak geceleri aklıma getiriyor...'' diyor. Sanatçı, söz yazarı ve yapımcı Christoffer Ling, iki yıldan fazla bir süredir Pikes sahne adıyla müziklerini yayınlıyor. Kurallar ve normlarla tanımlanan bir varoluşu kabul etmeyen Pikes; 80'lerdeki synthlerden, samplelardan, davullardan ve büyük orkestra seslerinin pop ve film partisyonları arasında sınır oluşturan bir seslerden ilham alıyor. Yeni teklisi 'Play!' ise yakında çıkacak olan 'Yuppie' albümünde yer alıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/ida-stein-the-river/", "text": "Ida Stein 2013 yılında yayınladığı ilk teklisi The Darkest Eyes ve bas, synth, elektronik sentezlerden oluşan müziği ile Norveç sahnesinde yerini alıyor. Yayınladığı tekliler, EP'ler ve düetler ile sahne performanslarına devam eden sanatçı şimdi ise yeni teklisi The River ile dinleyiciyle buluşuyor. Norveç Sandefjord'da büyüyen Ida, erken yaşlarda müzikle ilgilenmeye başlıyor. Müziğin kendisi için bağlantı kurmanın yolu olduğunu belirten sanatçı Her şeyin başladığı yere dönüp baktığımda kendimi bir çocuk olarak görüyorum.'' diyor. Müzik hayatının yolculuğunda sonsuz sesler keşfeden Ida, başlarda solo olarak başladığı çalışmalarını zamanla genişletiyor. Sanatçının kariyeri kendi şarkılarını yazıp söylemekten DJ'liğe, tekno, house ve elektronik müziğe ait keşfedilmemiş bir aşk bulmasına kadar uzanıyor. Birkaç yıl önce yazdığı ve konserlerinde de çaldığı The River için Ida ''Şarkı üzerinde uzun zamandır çalışıyordum, grubumla canlı olarak seslendirdikten sonra ise kaydetmeye karar verdim. Geçtiğimiz yıl memleketim Sandelfjord'da bir stüdyoda kayıt yaptık ve parçayı son haline getirmek için ihtiyacım olan şeyin tam da bu olduğunun farkında vardım.'' diyor. Sözleri ve yapımı Ida Stein ve Werner Peschut'a ait olan The River'ın miksajı Hans Andreas Jahnsen Horntvedt, masteringi ise Morgan Nicolaysen' e ait. Ida Stein hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için tıklayabilirsiniz!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/mads-mikkelsen-filmografisi/", "text": "Arctic, bir uçak kazasından sağ kurtulan kişinin olduğu yerde kalmak ile yardım bulmak için bilinmeyen tehlikeli Kuzey Kutbu'nda dolaşmak fikirleri arasındaki karar verme mücadelesini konu alıyor. Mads Mikkelsen'in mahsur kalan Overgard adında bir pilotu canlandırdığı ve çekimlerinin İzlanda'da yapıldığı Arctic, özellikle teknik becerisi ve güçlü atmosferiyle dikkat çekiyor. Joe Penna'nın küçük bir oyuncu kadrosu ve minimalist bir olay örgüsünden oluşan ilk uzun metraj filmi, Mikkelsen filmografisinin tüyler ürpertici bir uyarlaması olarak kabul ediliyor. The Hunt, bir okul öncesi öğretmeninin başına gelenleri konu ediniyor ve Danimarka'da bir kasabada geçiyor. Bir zamanlar çalıştığı anaokulunda bir çocuğa cinsel istismarda bulunmakla suçlanan öğretmen kitlesel histerinin hedefi haline geliyor. Mads Mikkelsen ise bu filmde davalı öğretmen Lucas'ı oynuyor. Mads Mikkelsen'in üstün performansıyla dikkat çeken The Hunt, Altın Küre'ye ve dolayısıyla yabancı dildeki en iyi film dalında Oscar'a aday oluyor. Mads Mikkelsen'e Cannes Film Festivali En İyi Erkek Oyuncu ödülü kazandıran film, oyuncunun en başarılı işleri arasında yer alıyor. Polar, artık emekli olup rahat bir hayat yaşamak isteyen ve dünyanın en usta suikastçılarından biri olan Black Kaise lakaplı Duncan Vizla'yı konu alıyor. Mads Mikkelsen'in canlandırdığı Duncan, eski aç gözlü patronunun onu öldürmek için gönderdiği genç ve acımasız katil grubundan dolayı emeklilik hayalini ertelemek zorunda kalıyor ve hayatını korumak için türlü mücadelelere girişiyor. Netflix yapımı Polar, aksiyon filmi sevenlerin her saniyesinde tatmin olacağı bol bol aksiyon, vahşet ve kovalamaca barındırıyor. The Salvation, 1870'lerin Amerika'sında Danimarkalı bir yerleşimci olan Jon Jensen'in karısının ölümünün intikamını alması ve devamında gelen zincirleme reaksiyonları konu alıyor. Mads Mikkelsen'in canlandırdığı Jon Jensen'ın aldığı intikam sonucu bölgedeki en azılı çeteyle arasında savaş başlıyor. Bu esnada en yakınları tarafından ihanete uğrayan Jon, çeteyle tek başına yüzleşmek ve savaşmak zorunda kalıyor. Western tarzındaki The Salvation, Mikkelsen'in daha az bilinen bir projesindeki mükemmel karakter çalışmaları olarak geçiyor. Chaos Walking, Patrick Ness'in genç-yetişkin kitap serisinden uyarlanıyor ve kadınların gezegenden kaybolduğu, erkeklerin tüm düşüncelerini görsel olarak sergileyen bir durum olan The Noise/Gürültüden etkilendiği distopik bir gelecekte geçiyor. Bu bilim- kurgu filminde Mads Mikkelsen, Belediye Başkanı Prentiss olarak çok bilgili bir düşman karakteri canlandırıyor. Film eleştirmenlerden tam not almasa da Mikkelsen'in performansı yine oldukça göz dolduruyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/moyka-rear-view/", "text": "İlk albümü The Revelations of Love'ı 2021'de yayınladıktan sonra müzik endüstrisinde yaşanan düşüş ve pandemi etkileriyle uğraşan Norveçli şarkıcı Moyka geri dönüyor ve yeni müzik dönemini başlatıyor. Bu yılın sonlarında çıkacak olan yeni albümünden ilk tadı alacağımız hüzünlü ve vurucu şarkısı Rear View ile dinleyiciyi buluşturuyor. Yaşamış olduğu süreci 'Her zaman daha iyisi ya da daha kötüsü için kendimi zorlamayı seven bir insanım. Fakat bu süreçte aniden kendimi amaç bulmakta zorlanırken buldum ki bu hiç bana göre bir şey değil. İçimdeki kederle boğuşurken dışarıdan bakıldığında pozitif bir insan olmaya çalışmak gerçekten başa çıkılması zor bir durumdu. Olaylar etrafımda olup biterken sanki bedenimin dışındaymışım gibi hissediyordum. Bu zaman diliminde kendime hiçbir şey katamadım ve her zaman üzgündüm. Başa çıkması zor bir durumdu ve müzik yapmamı da engelliyordu!' cümleleriyle oldukça şeffaf bir biçimde özetliyor. Yaşadığı aydınlanmadan sonra Moyka sadece beklemesi gerektiğini, üzerindeki baskıyı kaldırabileceğini ve kendine zaman ayırması gerektiğini fark ediyor. Geçen yaz Kopenhag ve Berlin'e yaptığı geziler, güneşin tekrar yüzüne vurmasına ve eğlenceli müzikler yapmasına yardım ediyor. Bir albüm düşüncesi kafasında canlanmaya başlıyor ve Moyka, the widescreen Movies, Cars ve Heartbreak adlı parçalarını kaydediyor. Coşkulu, bas etkili ve kalp kırıklığı ile dolu melodilerden oluşturduğu şarkıları için Moyka 'otobüste seyahat ederken yağmur damlalarıyla dolu camdan dışarı baktığınız o film sahnelerindeki anlar gibi' diyor. Rear View'' Moyka'nın yeni müziklerine şimşek gibi çarpan görkemli bir giriş niteliğinde. Elektronik müzikte alışkın olduğumuz güçlü synthleri, hayatlarımızdan kesitler bulabileceğimiz sözler ile birleştiren Moyka, Sivert Hjeltnes Hagtvedt ve Anders Kj r ile birlikte yazdığı Rear View'ın vurucu olması nedeniyle kayda almak istediği ilk şarkı olduğunu belirtiyor. Moyka Rear View'ı tam olarak vazgeçemediğiniz yıkıcı aşklara ithaf ediyor. Zaten hayranı olduğumuz Moyka'nın yeni müziklerini de seveceğimizi Rear View ile anlamış olduk."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/resa-saffa-park-madness-let-me-in/", "text": "Oyunculuğunun yanı sıra müziğiyle de kendisine hayran bırakan Resa Saffa Park, müjdeleyici teklilerinin ardından sabırsızlıkla beklediğimiz EP'si 'Madness. Let me in!'i yayınladı. Küçük yaşlarından itibaren Nirvana'dan caza, birçok farklı müziği dinleyerek büyüyen Resa Saffa Park'ın şarkılarını da bir etikete sığdırmak pek mümkün değil. Şarkılarındaki İskandinavya'nın melankolik sesleri, pop melodileri ve soul arasında geçen yolculuğunu EP'nin açılış şarkısı 'Meintenance So High' şarkısı ile başlatıyor. Tamamen kişisel deneyimlerden ortaya çıkan ve yedi şarkının yer aldığı Madness. Let me in!, Resa'nın profesyonel hayata sığmaya çalışırken verdiği iç savaşı konu alıyor. Akla sığmayan aşkları, yavaş yavaş özgüvenini kaybetmesi gibi konulardan oluşan 'Madness. Let me in!'de daha önce yayınlanan tekliler Heavy, Give It All You Can, That's Just How I Feel ve Kids Lack Rock'n Roll parçaları da yer alıyor. Resa Saffa Park, 'Madness. Let me in!' için Muazzam bir güç çılgınlığı içinde, içsel çabalarım, kendimin en iyi versiyonu olmaya çabalamam ve çaresiz anlaşılma ihtiyacım hakkında bir EP yazdım. Delilik, müzik endüstrisi, sevdiğim erkeklerin kurnaz kalpleri ve güvenli bir öz imaja giriş. Hepsinden nefret ediyorum ama dahil olmak istiyorum! diyor. Resa Saffa Park, EP turnesi kapsamında sonbaharda dünyada en çok dinlendiği iki şehir olan İstanbul ve Ankara'ya geliyor. Kendisini yakından takip etmek isterseniz sosyal medya hesaplarını aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/stresle-bas-etmenin-iskandinav-yollari/", "text": "Yaşamış olduğumuz üzücü durumların, işimizin ya da ilişkilerimizin üzerimizde yaratmış olduğu stresle çoğu zaman başa çıkamıyoruz. Aslında çözümü çok basit olan sorunları görmezden gelerek daha da büyük hale gelmelerini sağlayabiliyoruz. Bu yazımızda bizi yoran streslerimizden kurtulmanın yollarını İskandinav ülkelerinde arıyoruz. Bilindiği üzere İskandinav ülkeleri en mutlu ülke sıralamasında ilk 10'da yer alıyor. Bu mutluluk düzeyine sahip ülkelerdeki insanların stresten uzak olduklarını düşünebiliriz. Ancak belki de yaşadıkları stresle nasıl baş edeceklerini iyi bildikleri için bu kadar mutlulardır... Tabii insanı strese sokan etkenlerin sadece kendinden kaynaklanmadığını ve yaşanılan çevrenin de bunda çok büyük bir rolü olduğunu biliyoruz. Stresin kaynakları farklılık gösterse de herkesin stresi kendine büyüktür diyerek İskandinavlar stresten kurtulmak için neleri öneriyorlar, bir göz atalım. Yaz denilince aklınıza belki bir kitap oluşturmak gelebilir ama durum aslında öyle değil. Rahatlamak için herhangi bir kağıt parçasına ya da düzenli tuttuğumuz bir deftere yazı yazmaktan bahsediliyor. Yazı yazmanın katartik gücünden yararlanarak içinde bulunduğumuz stresli durumdan kurtulabilir ya da biraz olsun rahatlayabiliriz. Yazı yazmanın en iyi veriminin ise içinde bulunduğumuz negatif durumu yazdıktan sonra kağıdı çöpe atmak olduğu söyleniyor. Kağıtla birlikte negatif enerjimizin de gittiğine inanılıyor. İskandinavlar bu maddede el işlerinin ruhumuz üzerindeki inanılmaz etkisinden faydalanıyorlar. Kendimizi oyalamak için bir eşyayı monte edebilir ya da evde bulunan birkaç malzeme ile oldukça kolay ve hızlı bir şeyler yapabiliriz. Örneğin basit bir origami modeli ya da İskandinavların meşhur Woven Heart'ını yaparak içinde bulunduğumuz stresten uzaklaşabiliriz. Bir şeylerin kendin tarafından yapılmasının bu olumlu etkisinin arkasında vermiş olduğu terapotik etki bulunuyor. Terapotik etki sayesinde de stresten uzaklaşılıyor daha rahat bir duruma geçiliyor. İçinde yaşamış ve hatta son zamanlarda çalışma alanı olarak da kullanmaya başladığımız evlerimizin dağınık olması stresi tetikleyen şeylerden biri. Bu maddede evin dağınıklığının giderilmesinin stresi azaltmadaki etkisinden bahsediyoruz. Düzenli ve toplu bir çevrede çalışmak dikkatimizi dağıtmazken mevcut stresimizin de seviyesini azaltmaya yardımcı olur. Bu konuda minimalist bir yaklaşım belirlemeyi seçebilirsiniz. Eve alacağınız birkaç bitki ve evin dekorunda kullanacağınız pastel renkler ise sizi İskandinav tarzına yakınlaştırırken stresin karşısında duran huzuru evinize taşımanıza yardımcı olur. Stresten kurtulmak için her zaman bir şeyle meşgul olmamıza gerek yok. Finlandiyalılar gibi sessizliği ve durgunluğu takdir edebilmeliyiz. Bir bankta oturup karşımızdaki manzarayı seyrederek ya da evimizin camından dışarıya bakarak içimizdeki stresin uzaklaşmasını sağlayabiliriz. Bize daha yakın bir tabirle konuşacak olursak sadece tavanı izleyerek bile stres seviyemizi düşürebiliriz. Bu durumda önemli olan tek şey kendimizi bir şey yapmak zorundaymış gibi hissetmemek. Çünkü bazen hiçbir şey yapmamak en zor ama faydalı eylem olabiliyor. Uzuvlarımızdan biri haline gelen telefonlarımız, hayatımızı kolaylaştırmasının yanında haberlere ya da olaylara erişimin oldukça kolay olması nedeniyle de bizleri olumsuz etkiliyor. Kafamızı dağıtmak için girdiğimiz sosyal medya uygulamalarında birden karşılaştığımız görüntüler ya da yazılar stresimizin ana kaynağı olabiliyor. İskandinavlar sosyal medya gibi uygulamaları kullanmamak seçeneğinin ne kadar zor olduğunu bildikleri için bunlara belirli bir zaman ayırmak gerektiğini söylüyorlar. Belirlediğimiz zaman içerisinde sosyal medya ve televizyona bakmak, zaman bitince de uzak durmaya dayanan bu madde sayesinde kendimize de daha fazla vakit ayırabiliriz. Belki sonrasında yapacağımız hygge ile de stresten arınmaya devam edebiliriz. Günlük hayatımızda kendimize bir rutin oluşturmak, bize hayatımızdaki kontrolü ele geçirme hissi vermenin yanı sıra odaklanma ve üretkenlik seviyelerimizi de iyileştirmeye yardımcı olabilir. Kahve içmek, çalışmaya başlamak, yemek yemek, yürüyüşe çıkmak, spor yapmak gibi eylemleri belli bir rutinde yaptığımız zaman hayatımızın düzene girdiğini hissetmeye başladığımızda stresle baş etmemiz çok daha kolaylaşacaktır. Geçmişimizde bizleri üzen ya da daha çok strese sokan anılara sahip olabiliriz. Bu maddede bahsedilen güç, kötü anılardan gelmiyor. Kendimizi mutlu ve huzurlu hissettiğimiz bir anıya tutunmak o an yaşadığımız stresten bizi uzaklaştırabilir. Geçmişteki güzel anıları hatırlamak ve o anları tekrar yaşamak için fotoğraflara bakmak ya da videoları izlemek bizleri tekrar o ana götürerek içimizdeki sıkıntıyı alma gücüne sahip. Küçükken dinleyip koreografi yaptığımız o şarkıyı açabilir, o zamanlardaki kendimizle yakınlaşıp stresimizden kurtulabiliriz. Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer, zamanımızı kaliteli geçirmemizi engelleyen stresten kurtulmak için de yapabileceğimiz birçok şey var. Bu yazımızda sizlere stresle baş etmenin İskandinav yollarından bahsettik, umarım içlerinden en az birini denemenizi sağlayarak stresinizin azalmasına yardımcı olabilmişizdir. Her şeyin çok daha güzel olması dileğiyle!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/tobias-arbo-carousel/", "text": "Daha önce Saudade şarkısı ile keşfettiğimiz Tobias Arbo, 31 Mart'ta yayınlayacağı ilk EP'sinden gelen son ve yeni teklisi Carousel ile dinleyiciyle buluşuyor. Tobias Arbo, şarkılarıyla kalpleri düğümleyebilen ilgi çekici bir şarkıcı ve söz yazarı olarak karşımıza çıkıyor. Şarkılarında Bon Iver'in For Emma, Forever Ago, Phoebe Bridgers'ın Stranger In The Alps ve Sufjan Stevens'ın Carrie & Lowell albümlerinin kendisine ilham kaynağı olduğunu belirtiyor. Benlik ve süperego arasındaki işlevsiz ilişkiye odağına alan Carouselin prodüksiyonu Tobias'ın kendisi, miksajı ise Zach Hanson tarafından yapılıyor. Tobias'ın dürüst, yürekten lirizmi ve indie halk şarkılarını güzel incelikli kavrayışı ile müziğinin zengin, yoğun prodüksiyonu birleştiğinde çarpıcı bir kombinasyon ortaya çıkıyor. Elektronik melodilerle başlayan şarkı, akustik gitar ve zarif perküsyonun da eklenmesiyle açılıyor ve dinleyiciyi kendi atmosferine çekiyor. Carousel'in duygusunu başka bir boyuta çıkaran çok güzel bir de canlı performans videosu bulunuyor. Performansa ev sahipliği yapan Röda Paradise Stüdyo, Stockholm Kvastmakarbacken'de bulunuyor. Stockholm Şehir Müzesi tarafından mavi sınıflandırmaya dahil olan stüdyo aynı zamanda Tobias'ın bu yıl içinde piyasaya çıkacak olan yeni albümünü kaydedeceği yer!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/tobias-arbo-powerlines-2/", "text": "Şarkılarıyla kalpleri düğümleyen ilgi çekici bir söz yazarı ve şarkıcı olan Tobias Arbo, yayınladığı teklilerine bir yenisini daha ekleyerek ilk EP'si Powerlines'ı Londra merkezli CRC Records aracılığıyla çıkarıyor. Şarkılarının sözleri ve videolarıyla huzurlu bir ev hissine kapılmamızı sağlayan Tobias, geçtiğimiz günlerde çıkardığı Carousel videosuyla da bu etkiyi sürdürüyor. EP, 'benlik' ve benliğin farklı parçaları, sesleri ve ruh halleri üzerine bir yansıma olarak karşımıza çıkıyor. Tobias'ın yumuşak sesi ve şiirsel hikaye anlatım gücüne sahip sözleri ile birleşince Powerlines büyüleyici bir hal alıyor. Tobias ilk EP'si Powerlines için; EP, seslerin sonsuz diyaloğunun gürültüsünü dinlemek ve duyulmak isteyen farklı taraflarınızla bağlantı kurmaya çalışmakla ilgili. Örneğin, erken deneyimleri bizi düşündüğümüzden çok daha fazla şekillendiren içimizdeki çocukla tanışmak ya da kendimizden şüphe duymamıza neden olan ve gitmek istediğimiz yere varmamızı engelleyen iç eleştirmenimizle mücadele etmek gibi. diyor. Sözlerini Tobias Arbo'nun kendisinin yazdığı dört şarkıdan oluşan Powerlines'ın yapımcılığını Linus ve Hannes Hasselberg, miksajını da Zach Hanson üstleniyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/03/vaarin-angel/", "text": "Geçtiğimiz aylarda yayınladığı çarpıcı Dark Matter ve There's You teklilerinin ardından Vaarin, yılın üçüncü şarkısı duygusal Angel ı yayınlıyor. Dark Matter şarkısı ile içimizdeki karanlığı ele alan ve There's You şarkısında kendisi anı yaşamaya çağıran Vaarin, kederli tonunu korurken enerjik, ritimli bir parça olan Angel'da acı ve kayıp duygularını ele alıyor. Yayınladığı tekliler ile yakında çıkacak olan The Identity of Belonging albümünün öne çıkan özelliklerini bizlere anlatıyor. Vaarin, yeni teklisi için Angel, albümün enerjik olanı. Melankolik ve kederli olduğu kadar öforik olduğu için bir ikilik taşıyor. Şarkının ses ortamı acıyı ama aynı zamanda neşeyi, nostaljiyi ve sıcaklığı da temsil ediyor. Bunlar şarkıda korunması gereken önemli unsurlardı ve bunu synthler, dinamik davullar, ezici yaylılar ve gitar melodilerinden hissedebilirsiniz. diyor. Biz Vaarin'in sesini, duygularını yansıtma biçimini ve müziğini çok sevdik. Kendisi ile playlistlerimizde sıkça karşılacaksınız."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/birdpeople-gyrovagus/", "text": "Aland Adaları'ndan üç arkadaşın oluşturduğu Birdpeople grubu, 'Gryovagus' albümünü birkaç yıl içerisinde birden fazla stüdyoda çalışarak tamamlıyor. Bu nedenle de albümü oluşturan süreci ebedi ve tamamen göçebe olarak tanımlıyorlar. Albümün kaydedildiği yerler arasında Dannemora, Helsinki, Stockholm, Greifswald, Nuuk, Bueno Aires ve grubun coğrafi merkezi olan Aland gibi yerler bulunuyor. Birdpeople parçalarında; güç, direniş, şekiller, bir arada yaşama, orman, okyanus, baharın gelişi, yapraklardaki ışığın hareketinden ilham alıyor. Gruplarının odağında dostlukları olduğunu belirten Birdpeople, şarkı yazma sürecinden, günümüzün belirleyici kargaşası haline gelen umut ve güçsüzlük arasında gezinmek için kullanılan bir araç olarak söz ediyorlar. Grup, 2018 yılında yayınladıkları kendi adlarını taşıyan albümlerinden sonra dünyanın birçok yerinde sahneye çıkıyor. Gyrovagus albüm kayıtlarını da farklı farklı şehirlerde yaptıktan sonra artık Aland'ın kırsal kesimindeki stüdyolarında müziklerini yapacaklarını belirten Birdpeople, Stüdyo, onca uzlaşma ve gezginlikten sonra ortak evimiz olacak. Ne olursa olsun, birbirimize ve müziğe sahibiz. Gelecek belirsiz; Birdpeople sonsuz. diyor. Oldukça karanlık, meditatif ve ruhani bir enerjisi olan Gyrovagus albümü, 30 dakika uzunluğunda 11 şarkıdan oluşuyor. Albümü dinlerken kendinizi bazen okyanusun kenarında bazen de kalın gövdeli ağaçlarla dolu ormanda yürüyüş yaparken bulacaksınız. Özellikle çalışırken odaklanmanıza yardımcı olacağınızı düşündüğümüz albümü biz çok sevdik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/haftalik-kesif-18/", "text": "Şarkıcı ve söz yazarı Julie Engelsviken sahne adıyla Cupid Girl, yeni teklisi 'I Drop Everyting'i dinleyici ile buluşturdu. 2023'ün başlarında Oslo'daki stüdyosuna giren Cupid Girl indie, pop ve rock türlerini kapsayan gitar odaklı şarkılarında bir ilişkideki yalnızlık ve hayal kırıklığı ile insanlara açılmaya ve tekrar sevmeye cesaret ettiğimizde kendimizi bulmanın güzelliğini keşfetmek konularından bahsediyor. Norveçli grup MIO, bu yılın sonlarına doğru yayınlayacakları ilk albümlerinin başlık parçası ' Ingen tid a miste'yi yayınladı. MIO'nun müziğine mükemmel bir giriş niteliğinde olan şarkı, grubun geleneksel halk müziğini modern rock unsurlarıyla harmanlama becerisini mükemmel bir şekilde ortaya çıkarıyor. Grup şarkılarının, yazar Ingvar Ambjornsen'in dünyaca ünlü 'Beyond the Great Indoors' kitap serisinden Elling karakterine bir saygı duruşu niteliğinde olduğunu da belirtiyor. Stockholm çıkışlı Jacob Frohde, çocukluğundan beri müziği hayatının merkezine almış şarkıcı ve söz yazarı olarak karşımıza çıkıyor. 11 yaşındayken 'Got Talent'ın İsveç versiyonuyla tüm ulusunu büyüleyen ve finallere kadar yükselen Jacob, 2019 yılında çıkardığı Cigarettes for Minors şarkısı ile de milyonlarca dinleniyor. Şarkıcı, iki yıllık aradan sonra çıkardığı yeni teklisi 'Let Me Talk' ile de ilişkilerden bahsediyor. Stockholm, İsveç'te yaşayan 19 yaşında bir caz vokalisti ve söz yazarı olan Noura Bechiri, küçük yaşlardan itibaren şarkı sözü yazıyor ve şarkı söylüyor. Son yıllarda sesinin gerçeğini bulduğunu hisseden Noura, bu yıl müzik okulundan mezun oluyor. Sözlerini kendisinin yazdığı Jupiter, Noura'nın hem çıkış şarkısı hem de yakında çıkacak olan ilk EP'sinin ilk teklisi olarak karşımıza çıkıyor. Şarkıcı, modern caz şarkılarını İsveççe yazıyor ve daha fazla gencin caz müziği ile tanışma fırsatı bulmasını istiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/haftalik-kesif-19/", "text": "Oslo merkezli sevilen sanatçı Anna of the North, yeni teklisi 'Try My Best'i geçtiğimiz günlerde yayınladı. Try My Best in kendisi için çok önemli bir yeri olduğunu belirten Anna of the North, 'Yazma çağımın en favorilerinden biri olan Try My Best' bu hayatı yaşarken hepimizin bazen hissettiği hissizlikle ilgili. diyor. Şarkı, geçen yıl yayınladığı üçüncü albümü 'Crazy Life'ın genişletilmiş versiyonunda yer alacak. İndie folk/rock sanatçısı Paul Backlin, kendine özgü sesi ve müzikal yeteneği ile birkaç yıldan beri indie folk sahnesinde ismini duyuruyor. The Diamond Man Clan grubunun solisti olarak tanınan Paul, solo kariyeri ile de öne çıkıyor. Yoğun duygular içeren bu samimi albüm The West, stüdyoda canlı olarak kaydediliyor. Albüm, bu özelliği ve kendine özgü melodik kimliğiyle; melankoli, mizah ve saf gücün dünyasında sizi zorlarken ve kışkırtırken tamamen güvende hissetmenizi sağlıyor. İskoç şarkıcı ve söz yazarı SILVI, güçlü ve duygusal sesi ile etkilediği yeni teklisi Don't Wanna Love Again''i yayınladı. Daha önce yayınladığı teklisi Burning ile benzerlikler taşıyan şarkı, lirik içeriği ve vokali ile de farklılık gösteriyor. Don't Wanna Love Again'' en sağlıklı ilişkilerde bile yaşanılabilen endişe ve güvensizlik duygularına odaklanıyor. SILVI bu şarkısında, sonsuza kadar aynı kişiyi sevdiğini gördüğü fikrine içtenlikle yaklaşıyor ve umut ediyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/haftalik-kesif-20/", "text": "Noah Johansen sahne adıyla Whammyboy, Norveç'in küçük kasabası Moss'tan 24 yaşında bir sanatçı ve yapımcı olarak karşımıza çıkıyor. 12 yaşında müzikle ilgilenmeye başlayan Whammyboy'un yeni teklisi 'Heart' kahramanın biraz farklı ve merak uyandıran bir kadınla tanıştığı bir geceyi tasvir ediyor. Noah teklisi için; 'Heart, anında bir bağ kurduğun ve onu sonsuza dek tanıyormuşsun gibi hissettiğin yeni biriyle tanışmakla ilgilidir diyor. Geçtiğimiz yıl çıkan ve albümde de yer alan ilk teklisi 'Jag ser bara fel' ile tanıdığımız E. Björklund, 'Geçmişten şarkılar' anlamına gelen albümü 'Latar fran en svunnen tid'i yayınladı. Büyüdükçe hayatın parlak ve karanlık taraflarıyla yüzleşmemize odaklanan 'Latar fran en svunnen tid' akılda kalıcı ritimleriyle dinleme zevki yüksek bir indie rock/pop albümü! Norveçli rock grubu Leprous'un solisti Einar Solberg, Şubat ayında çıkardığı ilk teklisi Grotto ile solo kariyerine başladı. Solo olarak ilk canlı performansını da Hollanda'daki Prognosis Festival'de gerçekleştirecek olan Einar, ilk albümünde yer alacak yeni teklisi 'Over the Top'ı yayınladı. Einar Solberg, son derece duygusal ve dinamik bir çalışma olan ilk albümü ''16''yı 16 Haziran'da dinleyici ile buluşturacak!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/haftalik-kesif-21/", "text": "İsveçli sanatçı Simon Alexander, 2017'deki ilk çıkışından bu yana indie rock/folk sahnesinde dikkat çekmeyi başarıyor. Şarkı yazarlığı ile de övgü alan sanatçı, 90'ların alternatif rock sahnesinin etkilerini taşıyan eğlenceli ve sürükleyici şarkılar ortaya çıkarıyor. Dinleme zevki yüksek 'Happy Going Lucky' ise Alexander'ın müzik anlayışını yansıyan yeni teklisi olarak bizlerle! Kopenhag çıkışlı ikili WIINSTON, dört yıl aradan sonra yeni albümleri THE LAST DAYTONA'yı dinleyici ile buluşturdu. Son albümlerinden bu yana kişisel ve yaratıcılık anlamında değişiklik yaşadıklarını belirten ikili, THE LAST DAYTONA albümü için 'Kendimizi nasıl tanımladığımızın mükemmel bir resmi.'' diyor. Albümden çıkan ilk tekli olan care4 ile dinleyiciyi büyüleyen WIINSTON, albümün çıkış şarkısı olarak da 'tick in blue'yu seçiyor. Oslo çıkışlı indie-pop grubu Janos 'soğuk bir baharda yaz vaadi' diye nitelediği disko melodileri dolu ve iyi hissettiren Down Low şarkısı ile dinlemesi birbirinden keyifli olan şarkılarına bir yenisini daha ekliyor. İlk EP'leri Rooftopping'i 2022 yılında dinleyici ile buluşturan Janos'un şarkılarındaki müziğe canlılık hakim olsa da sözlerinde nostaljik ve melankolik bir hava da var. Önceki teklileri güzel yorumlar alan grup, şimdilerde ilk albümleri için çalışmalar yapıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/istanbul-film-festivali-2023-iskandinav-yapimi-filmler/", "text": "İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın bu yıl 42. kez düzenleyeceği İstanbul Film Festivali'nde yer alan filmler, 7-18 Nisan tarihleri arasında Atlas 1948, Citys Cinewam 7, Citys Cinewam 3, Kadıköy Sineması, Fransız Kültür Merkezi ve Sinematek Sinemaevi'nde izlenebiliyor olacak. Nordik yapımlı filmleri aşağıda sizler için listeledik. Kopenhag Diye Bir Yer Yok, yönetmen Martin Skovbjerg sözleriyle radikal ve trajik bir aşk öyküsü. Aşkın özgürleştirici potansiyeli ve yıkıcı gücü hakkında şiirsel, canlı, çağdaş bir hikaye. Bir genç kadın hiç iz bırakmadan ortadan kaybolmuştur. Erkek arkadaşı, üç ay sonra tuhaf bir teklifi kabul eder: Bir eve kapatılacak ve kadının babası tarafından olaylarla ilgili sorgulanacaktır. Anlaşılan o ki iki aşık tuhaf ve alışılmadık gibi görünen bu hayatı sürmeyi çok önce kararlaştırmışlardır, şehrin göbeğinde, herkesten ve her şeyden uzakta... Dünya prömiyerini Rotterdam Film Festivali'nin ana yarışmasında yapan Kopenhag Diye Bir Yer Yok'un senaryosu, Dünyanın En Kötü İnsanı'nın da senaristi Altın Lale ödüllü Eskil Vogt tarafından yazıldı. Yürütücü yapımcılığını Ruben Östlund'un üstlendiği bu çok eğlenceli film, Camera Obscura ve Lumiere kardeşlerden Youtube ve sosyal medyaya görüntünün izini sürüyor ve yıllar boyunca insan davranışını nasıl etkileyip değiştirdiğini gözlemliyor. Yönetmen ikilisi Axel Danielson ve Maximilien Van Aertryck insanın kendini görüntüleme ve izleme merakını, medya kültürünün baskınlığını, sinema ve sosyal tarihçe uygulamalarını gözlemlerken, milyarlarca dolarlık bir endüstriye nasıl vardığımızı da sorguluyor. Film dünya prömiyerini Sundance Film Festival'inde Dünya Sineması Belgesel Yarışması bölümünde yaptı, ardından Berlin Film Festivali'nde gösterildi. Dans, uzlaşma ve sevmenin farklı yollarına dair dokunaklı bir dram olan Yavaş, tanıştıkları andan itibaren güzel bir bağ kuran dansçı Elena ile işaret dili tercümanı Dovydas'ı izliyor. Umut veren bu yeni ilişki derinleştiğinde ve Dovydas aseksüel olduğunu açıkladığında gerginlik kaçınılmaz olur; ikilinin kendilerine özgü bir yakınlık kurmaları gerektiği ortaya çıkar. Nan Goldin'den etkilenen ve doğal bir estetik elde etmek için 16mm filmle, tamamen el kamerasıyla çekilen Yavaş, ilk kez Ocak ayında Sundance'te izleyiciyle buluştu."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/malu-comfort-zone/", "text": "Louise Pierini Lüders sahne adıyla MALU, 5 yaşındayken evlerine tesadüfen gelen bir piyano sayesinde müziğe aşık oluyor. Klasik piyano öğrenmesinin ardından caz ve soul orkestralarında şarkı söyleyen MALU, Kopenhag sahnelerinin aranan ismi oluyor. Sanatçı, 2021 yılında yayınladığı ilk teklisi 'Polish' ile çıkış yapıyor. Şimdi ise 2023'ün ilk teklisi olarak nostaljik ve modern pop melodilerini birleştiren 'Comfort Zone' u dinleyici ile buluşturuyor. MALU, konfor alanından çıkmadan kendine asla büyüme veya gelişme şansı vermediğine inanıyor. Comfort Zone şarkısının kendi hikayesi ile birlikte aslında birçok kişinin hikayesini de yansıttığını belirten MALU, Küçüklüğümden beri yoldaki en önemsiz tümsekler bile bir kavşakta duruyormuşum gibi hissettirmiştir. Hayatın her zaman düz yolda ilerlemesini istemişimdir ama aslında hayatı eğlenceli ve spontane yapan tüm bu dolambaçlı yollar, kıvrımlar ve dönüşler. Ben müzikle çiçek açarım; bana kimlik krizimden şarkı söyleyerek çıkma ve hem bir şarkıcı hem de bir insan olarak gelişme gücü veriyor. diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/mubide-izleyebileceginiz-lars-von-trier-filmleri/", "text": "Lars von Trier, sinema dünyasında cüretkar filmleriyle tanınıyor ve Dogma 95 hareketinin öncü isimleri arasında geçiyor. Dünya çapındaki festivallerde 100'den fazla ödül ve 200'den fazla adaylığı olan Danimarkalı yönetmen Lars von Trier'in yapımlarını sevenler için MUBI'de gösterimde olan 5 filmi sizler için listeledik. - İzlemek için: MUBI İskoçya'nın küçük bir sahil kasabasında yaşayan dindar bir genç kadın olan Bess, bir petrol kulesinde çalışan yakışıklı bir adama aşık olup onunla evlenir. Kocası iş yerinde yaşadığı kaza sonucu sakat kalınca, Bess ilişkide hiç beklemediği seçimlerle karşı karşıya kalır. - İzlemek için: MUBI Çekingen bir kadın olan Karen, bir Kopenhag banliyösünde, öğrenme güçlükleri varmış gibi davranarak bir çeşit deney yürüten bir grupla karşılaşır. İlk şokun ardından deneye dahil olan Karen, toplumsal engelleri yıkan bu grup sayesinde ferahlatıcı ve özgürleştirici bir deneyim yaşar. - İzlemek için: MUBI Amerika'da Büyük Buhran döneminde, mafyadan kaçan güzel yabancı Grace, küçük bir kasabaya gelir. Burada kalabilmek için çeşitli işlerde çalışma önerisi, kasabalılar tarafından memnuniyetle karşılanır. Fakat zamanla Grace'ten çok daha fazlasını beklemeye başlarlar. - İzlemek için: MUBI Grace ve babası, Dogville'den ayrıldıktan sonra, Alabama'da köleliğin hala sürdüğü bir plantasyon olduğunu keşfeder. Bir şeyler yapması gerektiğinden emin olan Grace, bu insanları özgürleştirip ilk hasatlarına eşlik etmek için kolları sıvar. - İzlemek için: MUBI İdealist bir Amerikalı, savaş sonrasında ABD işgali altındaki Frankfurt'ta Zentropa demiryollarında işe girer. İnsanların çeşitli şekillerde sömürmeye çalıştığı genç adam bir süre sonra kendini siyasi olarak hassas bir konumda ve komplolarla Nazi yanlılarının kol gezdiği bir girdabın içinde bulur."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/nadia-essah-happy/", "text": "Oslo'nun yükselen R&B sanatçısı-yapımcısı Norveç ve Fas kökenli Nadia Essah, 2023'e Look What You Made Me Do teklisi ile başlamasının ardından yeni teklisi 'Happy' ile serüvenine devam ediyor. Nadia müziğinin temalarının kendi kendine verdiği gönül yaralarından geldiğini belirtiyor. 'Tatlı bir pop kılığındaki fuck-you şarkısı' olarak betimlediği yeni teklisi Happy'nin sözü, müziği ve yapımcılığı da Nadia'nın kendisine ait. Nadia Essah, Happy'yi dinlerken 'hiç çıkmadığınız ama çıkmak istediğiniz biri tarafından terk edildikten sonra geçen zamanı' düşünmenizi istiyor. Nadia'nın şarkılarındaki mesajları, sesini ve müziğini çok sevdik! Sizlerin de seveceğine eminiz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/natalie-lindh-galen/", "text": "Natalie Lindh 2020 yılında yayınladığı Enkelt att fastna parçasıyla İsveç müzik sahnesinde yerini almayı başarıyor. Natalie, ilk şarkısından bu yana Vin, Ett svin, Du bara flyr ve Greta Garbo's square olmak üzere dört tekli yayınlıyor. Şimdi ise yakında çıkacak olan albümünde de yer alacak olan teklisi 'Galen' i yayınlıyor. Nostaljik duygularla çağdaş müziği bir araya getiren Natalie, melankolik bilgeliği yeni İsveç pop müziğiyle oldukça başarılı bir şekilde birleştiriyor. Şarkı sözlerinde, hayallerin ve fantezilerin giderek gerçeklikle iç içe geçtiği bir yerde hayata dair genç bir kadının bakış açısını keskin ve doğru bir şekilde anlatıyor. Natalie, kelime anlamı deli olan yeni teklisi 'Galen' için; Bazen delirdiğimi düşünürken muhtemelen yalnız değilim. Ama çılgınlık tam olarak nedir ve nasıl tanımlanır? Benim için Galen şarkısı tam da bununla ilgili; bir kafa karışıklığı, yanlış anlaşılma ve dengesizlik duygusu. Bunu tarif etmesi zor ama herkesin bir noktada hissettiğini düşündüğüm bir şey. Peki böyle hissettiğinizde ne yaparsınız? Evet, belki mobilyalarınızı değiştirirsiniz, spor yapmaya ya da belki de daha faydalı beslenmeye başlarsınız. Sonra da yüzünüze bir gülümseme yerleştirip rutininize devam edip hiçbir şey yokmuş gibi yaşarsınız. En azından dünyanın nasıl göründüğünü görmek istiyorsanız. Dünya çılgın. Sadece ben değil. diyor. Natalie Lindh'in sesini ve müziğini çok sevdik, listelerimize ekledik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/nordik-ikonlar-alvar-aalto/", "text": "Hugo Alvar Henrik Aalto, 20. yüzyılın en önemli mimarlarından biri ve uluslararası modernizmin baş aktörü olarak biliniyor. Finlandiya'nın yetiştirdiği Aalto'nun aynı zamanda ikonik mobilyaların ve objelerinde tasarımında da imzası bulunuyor. Fin romantizmine özgü doğa anlayışını modernist ideallerle yeniden biçimlendiren Alvar Aalto'nun eserleri; Finlandiya ormanlarına, ışığına ve gölgelerine bir saygı duruşu niteliğinde. Yapı ve peyzaj arasındaki güçlü ilişkiyi yapılarına yansıtan Aalvo'nun tasarladığı 500 eserinden 400'ü Finlandiya'da bulunuyor. En büyük ilham kaynağı doğa sevgisi olan Aalto için Sigfried Giedion, modernist mimarlık üzerine yazdığı kitabı Space, Time and Architecture: The Growing Of A New Tranctionda Finlandiya, nereye giderse gitsin Aalto'nun yanındadır. diyor. Munkkiniemi'nin lüks ve yemyeşil sahil bölgesinde bulunan Villa Aalto, Helsinki ve Jyvaskyla'da faaliyet gösteren Alvar Aalto Müzesi'nin bir parçası olarak yer alıyor. Villa Aalto, Aalto'nun erken dönem stilinin işlevselliğini, yatak odasındaki gömme dolap gibi zamanının bazı benzersiz özellikleriyle temsil ediyor! Helsinki'de bulunan Studio Aalto, Villa Aalto'ya sadece 450 metre uzaklıkta yer alıyor. Aalto, stüdyoyu ayrı bir atölye ve mimarlık bürosu olarak tasarlıyor. Stüdyo, Aalto'nun 1950'lerdeki başyapıtlarından biri olarak kabul ediliyor. Aalto, binanın beyaz badanalı duvarlarıyla çevrili amfi tiyatro benzeri avlusunda müşteri toplantıları ve sunumları yapardı. Aalto'nun mimari sanat, ofis benzeri bir ortamda yaratılamaz sözü de bu tasarımının arkasındaki düşüncesini yansıtıyor. Finlandia Hall, şehir merkezindeki Töölö'de bulunan Töölönlahti Koyu'nda yer alıyor. Mermer kaplı Finlandiya Salonu 1971'de tamamlanıyor ve Aalto'nun anıtsallığa olan ilgisini yansıtıyor. Işıklar ve kapı kolları gibi küçük detaylarda da Aalto'nun imzası görülüyor. Finlandia Hall aynı zamanda bir müzik mekanı işlevi de görüyor ve Alvar Aalto'nun mimari dehasını daha derinlemesine hissetmek için rehberli turlar düzenleniyor. 1960'lar, beyaz dış cephesi ve az penceresiyle Museum of Central Finland, Alvar Aalto'nun beyaz dönem ini temsil ediyor. Müze 1961'de tamamlanıyor ve Aalto'nun Jyvaskyla Üniversitesi kampüsündeki kırmızı tuğlalı binalarından belirgin bir şekilde ayrılıyor. Müze, 2019 yılında bir tadilata giriyor ve tekrar açılıyor. Jyvaskyla'ya Finlandiya'nın Atina'sı denir ve Aalto da Jyvaskyla Üniversitesi kampüs alanı için tasarımlarını yaparken bu sözleri dikkate alıyor. Aalto üniversite için ana bina, yüzme havuzu ve Lozzi restoran binası dahil olmak üzere sekiz bina tasarlıyor. Aalto, kampüsün düzenini Yunan akropol düzenlerinin ilkelerini yansıtacak şekilde tasarlıyor. Kırmızı tuğlanın baskın özellikte olduğu kampüste dolaşılırken Aalto'nun 1950'lerin başındaki stilini oldukça iyi hissediliyor. Aalto'nun Muuratsalo adasındaki yazlık evi olan Muuratsalo Experimental House, Antik Roma atriyumu fikrinden ilham alınarak yapılıyor. Yazlık ev, Aalto'nun yeni teknikleri denediği ve doğadan ilham aldığı bir laboratuvar işlevi de görüyor. Aalto burada zamanın çok ötesinde olan güneş enerjisiyle ısıtmayı da deniyor. Muuratsalo, benzersiz desenlerde düzenlenmiş 50 farklı tuğlayı birleştiriyor. Aalto, bu tür kalıplar yaratarak tuğlaları düzenlemedeki olasılıkları keşfetmek ve ayrıca bunların doğa koşullarıyla nasıl etkileşime girdiğini keşfetmek istiyor. Ev, tuğla mimarinin incelenmesinde, inşasında ve mimari ile doğanın bütünleşmesinde önemli bir rol oynuyor. Pori'deki Villa Mairea, 1939'da sanatın büyük destekçileri olan Maire ve Harry Gullichsen için inşa ediliyor. Aalto ve iç tasarımdan sorumlu eşi Aino Aalto'nun dizginleri serbest bırakılıyor. 20. yüzyıl tasarımcı başyapıtlarından oluşan bir koleksiyonla elde edilen muhteşem şıklık, artık içte ve dışta Fin stilini yansıtan Villa Mairea'da hayranlıkla izlenebiliyor. Ev, rezervasyon yoluyla gezilebiliyor. Yalnızca Aalto'nun mimarisine değil, tasarımlarına ve kişisel yaşamına adanmış Alvar Aalto müzesi, Jyvaskyla Üniversitesi kampüsünün yakınında bulunuyor. Gençliğinin çoğunu Jyvaskyla'da geçiren Aalto, 1973'te açılan Alvar Aalto Müzesi'ni de kendi tasarlıyor. Alvar Aalto Müzesi, Aalto'nun mimari çalışmalarının yanı sıra Aalto'nun cam ve mobilya tasarımı alanındaki çalışmalarını da sergiliyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/nordik-tarif-kladdkaka/", "text": "Kladdkaka, çıtır çıtır dışı ve yapışkan bol çikolatalı yapısıyla İsveç'in en popüler çikolatalı keki! Kladdkaka'yı diğer keklerden ayıran en temel özellik ise içerisinde kabartma tozu kullanılmaması olarak biliniyor. Birçok sunum tekniği olan kek bazen çırpılmış krema veya vanilyalı dondurma bazen de meyveli soslarla yeniliyor. - Yumurtanın beyazlarını ve sarılarını ayırın. - Bir kasede yumurta beyazı ve pudra şekerini çırpın. - Yumurtanın sarısını da ekleyin ve katlayarak karıştırın. - Un, kakao, şekerli vanilin ve tuzu bir kapta birleştirin. - Un karışımını yumurta karışımına ekleyin ve katlayarak karıştırın. - Tereyağını eritin. - Çikolatayı bıçak yardımıyla parçalara ayırın. - Çikolatanın yarısını eriyen tereyağına ekleyin, yarısını da yumurta karışımına ekleyin. - Tereyağında eriyen çikolatayı da karışıma ekleyin ve katlayın. - Hazır olan karışımı pişirme kabına dökmeden önce karışımın çökmesi için biraz bekleyin. - Kalıba döktüğünüz karışımı önceden ısıtılmış 170 C fansız fırında 25 dakika pişirin. - Fırından çıkan keki bir telin üzerine koyarak soğumasını bekleyin. - Soğuyan kekin üzerine krem şanti, çikolata parçası ya da çilek koyarak servis edin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/norvec-festival-listesi/", "text": "Oya Festival, 1971'den 1997'ye kadar Kalvoya adasında yapılan ve Frank Zappa, Jackson Browne, Nirvana gibi efsaneleri ağırlayan Kalvoya Festivali'nin yerini aldı. 1999 yılından itibaren yapılmaya başlayan festival başlarda Medieval Park'ta gerçekleşti. 2014 yılından itibaren de Oslo'nun doğu yakasında bulunan güzel yeşil bir ortam olan Toyen Park'a taşındı. Her yıl Ağustos ayında gerçekleşen Oya Festivali, yaklaşık 60.000 müzikseveri dört gün boyunca uluslararası yıldızlardan gelecek vaat eden sanatçılara kadar birçok müzisyen ile buluşturuyor. Salı akşamları gerçekleşen The Club Night, Toyen Park festival alanında dört gün boyunca ısınma görevi görüyor. Çarşambadan cumartesiye kadar da Toyen Park'ta üç farklı alanda konserler devam ediyor. Konser alanları dışında parkta organik yiyeceklerden, plak ve kıyafete kadar birçok ürünün satışı da yapılıyor. by:Larm Festival 1998 yılında başlayıp ilk 10 yıl farklı farklı şehirlerde düzenlendi. 2008 yılından itibaren de her yıl Oslo'da şehrin en popüler festivallerinden biri olarak düzenleniyor. Üç gün süren festival, dinleyiciye Oslo çevresinde kiliselerden rock kulüplerine kadar değişen on beş farklı mekanda 350'den fazla konser sunuyor. Festival, İskandinavya'nın en büyük müzik etkinliği ve Oslo'nun en önemlilerinden biri. Kongre ve festivalin birleşimi olan by:Larm, gelecek vadeden sanatçıların seyirciler arasında bulunan müzik endüstrisinin temsilcilerine performans sergilemelerine olanak tanıyor. Festivale gittiğinizde yalnızca İskandinav müziğinin geldiği noktayı değil aynı zamanda bir sonraki favori sanatçınızı veya grubunuzu da keşfetme şansınız oldukça yüksek. Indiefjord, 2014 yılından bu yana indie popu fiyortlara taşımak isteyen Haddal/Mork ailesi, akrabaları, köylerde ve bölgede yaşayan gönüllüler tarafından Bjorke köyünde düzenleniyor. Norveç'in batısında, Alesund'dan çok da uzak olmayan Bjorke köyü ise muhteşem Sunnmore Alpleri ile çevrili ve Hjorundfjord'un en iç kesiminde yer alıyor. Başlarda Mork ailesinin kendi aralarında yaptığı bir partiden ibaret olan festival, zamanla yayılıyor ve Avrupa'nın her yerinden gelen konuklarla birlikte unutulmaz ve büyülü bir hal alıyor. Her yaştan insanın katıldığı Indiefjord, kendisine eşlik eden eşsiz manzaralar ve güzel müziğin birleşimi ile ömür boyunca yaşanabilecek en özel deneyimlerden biri olabilir. Her aşaması gönüllüler tarafından yürütülen festivaldeki tüm gelirler, grupların seyahat masraflarını karşılamaya gidiyor. Indiefjord tamamen müzik sevgisi ve yurtdışından gelen ziyaretçilere Norveç'i göstermek, aynı zamanda ziyaretçilerin de kendi kültür ve müziklerini tanımak üzerine düzenleniyor. Küçük, arkadaş canlısı bir indiepop festivali olan Indiefjord, huzurlu ve keyifli vakit geçirilmesi amacıyla da biletlerini sınırlı sayıda tutuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/norvecin-manzara-rotalari-havoysund/", "text": "Masoy Belediyesi'ne bağlı Havoysund, balık işleme fabrikaları ve bir tersanenin ekonomiyi oluşturduğu, 1.100 nüfuslu küçük bir balıkçı köyü olarak biliniyor. Kıyı şeridini canlandıran farklı renklerdeki savaş sonrası evlerinin oluşturduğu büyüleyici mimarisi, ziyaretçileri etkiliyor. En eski yerleşim buluntuları Neolitik Çağ'a ait olan Havoysund, Orta Çağ sonlarından itibaren balıkçı köyü olarak anılıyor. Bir oteli ve birkaç restoranı, bir taksi şirketi, bir müzesi ve bir kilisesi olan Havoysund, Batı Finnmark'ta sahil kenarında bir adada bulunuyor. Muhteşem kıyı manzarasına sahip ulusal bir turist rotasına bağlı olan bölge, ziyaretçileri el değmemiş doğanın içinden geçiren birkaç yürüyüş parkurunu da barındırıyor. Havoysund, 2002 yılında inşa edilen Havoygavlen rüzgar çiftliğine de ev sahipliği yapıyor. Havoygavlen rüzgar çiftliği, 16 rüzgar türbini ile dünyanın en kuzeyindeki rüzgar çiftliği olarak biliniyor. Masoy Müzesi, papaz evi olarak inşa edilmiş bir binada kuruluyor. Müzede 19. yüzyıl balıkçılık ve kıyı kültürüyle ilgili eşya koleksiyonu, savaş tarihi, Sami Denizi tarihi, deniz ve kuş yaşamı ile bölgenin tarihi hakkında zengin bir sergi bulunuyor. Ayrıca çağlar boyunca gelişen olta takımı ve gemi teknolojisinin yanında Norveç'in ilk vinci de müzede sergileniyor. Havoysund kıyısının hemen dışında bulunan Hjelmsoystauren dağının, tüm Avrupa'da bir kuş dağında toplanan en fazla sayıda farklı kuş türüne sahip olduğu biliniyor. Rissa, guillemot ve jilet gagalı gibi kuşlar da burada yuva yapan türler arasında yer alıyor. Havoysund'a giden yol büyüleyici bir şekilde çeşitli ve Norveç'in ulusal turizm rotaları arasında yer alıyor. Yolun bazı bölümleri, bir tarafında Arktik Okyanusu ve diğer tarafında engebeli çıkıntılar bulunan çorak kayalık bir araziden geçiyor. Sade ve dramatik manzaranın yanında hem deniz kartallarını hem de ren geyiklerini görebilirsiniz. En kuzeyde yer alan küçük balıkçı köyü Havoysund, kelimenin tam anlamıyla yolun sonu olarak biliniyor. Bu rotada araba sürmek de her şeyden farklı ve özel bir deneyim olarak anılıyor. Havoysund'a giden rotanın başlangıcında Storberget yer alıyor. Storberget'te yer alan dinlenme noktasından bakıldığında Arktik Okyanusu ile ilk karşılaşma yaşanıyor. Lillefjord dinlenme alanı, Havoysund'a giden yolun orta noktasında yer alıyor. Fiyordun içine akan Fosseelva nehri üzerindeki köprü, entegre bir barınak, hizmet tesisleri ve banklarla tasarlanıyor. Yaya köprüsü, nehir boyunca yolun başlangıcını işaretliyor ve Lillefjord şelalesinin yakınındaki PUSHAK mimarlık tarafından tasarlanan Love Bench e çıkar. Nehrin Snefjord'a döküldüğü noktada somon balıkçılığı için iyi fırsatlar ve açık okyanusun muhteşem manzarasını sunan küçük bir dinlenme alanı bulunuyor. Dinlenme alanı, her yönden gelen rüzgarların etkisini azaltmak için PUSHAK mimarlık tarafından kutulu bank şeklinde tasarlanıyor. Selvika, körfezinin iç ucunda bulunan korunaklı ve kumlu Sandbukta plajında bulunuyor. Reiulf Ramstad Mimarlık şirketi tarafından tasarlanan dinlenme alanı, sahildeki piknik alanına doğru kıvrılan bir iskele ile girift bir beton heykeli andırıyor. Bu bölgede ayrıca Neolitik çağlardan ve Sami kültüründen kalma kültürel miras alanları ve yerleşim kalıntıları da bulunuyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/04/sick-of-myself/", "text": "2022'nin sonlarında çıkan Sick of Myself, konusu ve iddialı sahneleri ile son zamanların en dikkat çeken işleri arasında yer alıyor. Prömiyerini 6 Ekim 2022'de 2022 BFI Londra Film Festivali'nde yapan film bazı ülkelerde yeni gösterime giriyor. Filmekimi'nde izlediğimiz Sick of Myself, şu anda MUBI'den izlenebiliyor. Kristine Kujath Thorp ve Eirik S ther'ın başrollerinde olduğu filmde, Signe ve Thomas sağlıksız, rekabetçi ve toksik bir ilişki içindedirler. Thomas bir anda çağdaş bir sanatçı olmayı başarınca ikilinin ilişkileri kısır bir hal alır. Signe ise 30 yaşını doldurmuş ve hayatını herhangi bir hırs veya başarı olmadan yaşayan birisidir. Sevgilisinin başarılarını kıskanmaya başlayan Signe, dikkat ve sempati çekmeye kararlı yeni bir kişilik yaratarak statüsünü geri kazanmak için tam zamanlı kurban olarak umutsuz bir girişimde bulunuyor. Toksik bir ilişkiyi nefis bir biçimde resmeden Sick of Myself' te komedi ile dram hiçbir zaman ivme kaybetmeden ustaca işleniyor. Sick of Myself'in yönetmen koltuğunda ilk uzun metrajlı filmi DRIB (2017) ile tanınan ödüllü yönetmen Norveçli Kristoffer Borgli oturuyor. Borgli filmde modern şöhrete, dolandırıcılık kültürüne ve kendine zarar veren çağdaş viral olma saplantısına odaklanıyor ve izleyiciyi oldukça rahatsız ediyor. Cannes'da verdiği röportajda Borgli, toplumun performatif kurbanlığa duyduğu yeni hayranlığın ve bunun şöhret kazanmak için nasıl silah haline getirilebileceğinin yanı sıra rahatsız ve utandırıcı anlara olan sevgisinin altını çiziyor... Anlattığı durumlarla dolu filmi Sick of Myself'te, Signe'nin psikopatisi ve narsisizmi el ele çalışırken izleyiciyi yavaş yavaş zihninin en karanlık köşelerine çekiyor. Seyirci filmi izlerken oldukça karanlık, kahkahalarla dolu bir mizahla donatılmış manik bir kişinin kendi kendine duyduğu saplantıya doğru engebeli bir yolculuk yapıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/05/astrid-cordes-stop-dreaming/", "text": "Astrid Cordes, yakında yeni albümü 'Hurry Up and Kiss Me While the Baby's Still Asleep'i dinleyici ile buluşturacak. Albüm, 3 farklı EP'nin birleşiminden oluşuyor ve Astrid oldukça iyi bir iş ortaya çıkarıyor. Stop Dreaming ise çıkacak olan 3. ve son EP'nin baş teklisi olarak bizlere sunuluyor. İlk kez anne olma deneyimi yaşayan Astrid, yaşadığı duyguları ve beraberinde gelen değişimi karmaşık bir portre olarak ortaya çıkarıyor. Şarkısında yeni gerçekliğiyle yüzleşmeyi ve kendini bir başkası için bir kenara koyma deneyimini anlatan şarkıcı Stop Dreaming'e giden yolu şöyle anlatıyor. Astrid Cordes'in 'zihinsel ve sanatsal bir olağanüstü hal' olarak nitelendirdiği Stop Dreaming, karanlık disko ritmiyle alternatif pop evrenine yeni bir müzikal yön getiriyor. Şarkı, sanatçının yaşadığı sinir bozucu duygulardan ilham alarak piyanonun başına geçip 30 dakikadan kısa sürede yazılıyor. Stop Dreaming, hayattaki hayallerinden ve hedeflerinden vazgeçmek isteyen herkese buruk ve tatlı bir selam olarak bizlere sunuluyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/05/flora-summers-obsessions/", "text": "Söz yazarı ve yapımcı Flora Summers, 5 Mayıs'ta yayınladığı Obsessions ile solo kariyerini başlatıyor. Yakında çıkacak olan ilk EP'sinde yer alacak olan vintage kokulu şarkı; Lana del Rey, Florence + The machine ve Angel Olsen gibi sanatçıları akla getiriyor. Kendi kendine müzik yapımcılığını öğrenen Flora Summers, yılın sonlarında çıkaracağı EP'sinin birçok acemi hatası ve kusuru içerdiğini ancak gerçek müzik sevgisiyle yapıldığını belirtiyor. Obsessions'ı çok seven bizler için yeni EP'yi beklemek çok heycanlı olacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/05/insan-kitapligi-nedir/", "text": "İnsan Kitaplığı, Danimarka merkezli olarak kurulan kar amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluş olarak ortaya çıkıyor. Empatinin insanlar arasındaki anlayışı pekiştirdiğini vurgulayan kuruluşta insanlar birbiri hakkında daha fazla şeyler öğreniyor ve bu sayede toplumdaki ayrımcılıkların ortadan kalkması amaçlanıyor. İlk kez 2000 yılında Roskilde Festival'de gerçekleştirilen İnsan Kitaplığı organizasyonu; Ronni Abergel, kardeşi Dany, meslektaşları Asma Mouna ve Christoffer Erichsen tarafından kuruluyor. Danca ismi Menneskebiblioteket olan organizasyon, klişelere ve önyargılara meydan okuyabilecek pozitif bir diyalog çerçevesi oluşturmak üzere Danimarka'da tasarlanıyor ve şu anda 80'den fazla ülkede bulunuyor. İlk kalıcı İnsan Kitaplığı ise 2006 yılında Avustralya'nın Lismore kentinde kuruluyor. İnsan Kitaplığı, insanların kitaplara bakmak için gittikleri normal bir kitaplığa benziyor. Burada tek fark; İnsan Kitaplığı oluşumunda insanlar kitap yerine geçiyor ve ilgili bir izleyici kitlesine deneyimleri hakkında açıkça konuşmayı, kendilerine sorulan soruları yanıtlamayı seçen gönüllü insanlardan oluşuyor. Bu kitap insanların her biri gönüllü olarak kitaplıkta bulunuyor ve hikayelerini ilgilenenlerle paylaşıyor. Tıpkı normal bir kitaplık gibi İnsan Kitaplığı'nın da bir kitap kapağı ve açıklaması bulunuyor. Okuyucular bunları inceledikten sonra daha fazla bilgi edinmek istediği kitaba göz atabiliyor. Kitaplık denmesinin sebebi ise kitapların ödünç alınmasından geliyor. Otuz dakikalık ödünç alma süresi bulunan kitaplar için seçilen alan rahat olmalı, açık ve dürüst tartışmalar için yeterli mahremiyeti sağlamalıdır. Okuyucular, insan kitaplarının ellerinden geldiğince cevaplayacağı soruları sorabilirler. Okuyucu kitabı bitirdiğinde kitabı iade edebilir ve mevcut başka bir kitaba göz atabilir. İnsan Kitaplığı aynı zamanda sosyal anlayışı işgücüne daha iyi dahil etmek ve müşterilerle daha iyi ortaklıklar kurmak için kültürel farkındalıklarını geliştirmek isteyen şirketler için çeşitlilik, eşitlik ve kapsayıcılık eğitimi sunuyor. Bu eğitimler de önyargıya meydan okumaya, ayrımcılığı ortadan kaldırmaya, çatışmaları önlemeye ve sosyal, dini ve etnik ayrımlar arasında daha fazla insan uyumuna katkıda bulunmaya yardımcı olabilecek kişisel sohbetler için güvenli bir çerçeve oluşturmak için amaçlanıyor. Oluşum için özetle; tabu olan konularının açıkça ve kınamadan tartışılabileceği, normalde asla konuşulmayan konuların rahat rahat yargılanmadan sohbete dahil edildiği özel bir diyalog odası diyebiliriz. Ülkemizde İnsan Kitaplığı Sabancı Üniversitesi'nde 2016 yılından bu yana Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi ve Psikoloji Programı işbirliğiyle uluslararası bir etkinlik olarak düzenleniyor. İnsan Kitaplığı'nın bulunduğu ülkelerde gönüllü olarak katılıp insan kitap olunabiliyor. Oluşumun çalışmaları hakkındaki bilgileri buradan detaylı olarak inceleyebilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/05/iskandinavyadan-denemeye-deger-hayat-felsefeleri/", "text": "Dünyanın en mutlu insanlarının İskandinavya'dan çıktığını artık hepimiz biliyoruz. Bunun ekonomik ya da sosyal birçok sebebi olsa da günlük hayatlarında uyguladıkları hayat felsefelerinin mutlulukları üzerindeki etkisi çok büyük. Bu felsefelerden Hygge, Lykke ve Lagom gibilerini zaten biliyoruz belki de hayatımızda uygulamaya başladık bile... Bu en ünlü 3 felsefe sürekli olarak anlatılanlar arasında olsa da İskandinavların felsefeleri bunlarla sınırlı değil. Bu felsefeler birbirine benzese de hepsinin başka enerjisi var. Sisu, cesur olmakla ilişkilendirilen Finlere ait bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Sisu'nun tam olarak bir çevirisi yok. Ancak kavramı bir düzlüğe oturtmak istersek; durum ne kadar zor olursa olsun cesur olmamız gerektiğini bize hatırlatan bir felsefedir diyebiliriz. Bu kelimenin kökeni İkinci Dünya Savaşı'na kadar dayanıyor ve Finlilere cesur ruhlarını hatırlatan, onları motive eden bir kelime olarak biliniyor. Ayrıca Times Magazine'e göre Sisu felsefesi dünyadaki en popüler akım olarak geçiyor. Arbejdsgl de iş yerinde mutluluk anlamına gelen Danca bir kelime olarak biliniyor. Yaptığı iş hakkında kendini iyi hissetmek ve işe gitmekten mutluluk duymak olarak açıklanabilir. Danimarkalılar için günlük hayatta olduğu kadar işte de mutlu olmak önemlidir. Danimarkalıların hayatlarına odaklanmalarında arbejdsgl de'nin yeri oldukça büyük. Çünkü yapılan araştırmalara göre mutlu insanlar, mutsuz meslektaşlarına göre %20 daha verimli ve motive edici bir şekilde çalışıyor. Friluftsliv, doğayla olan bağımızı yeniden hatırlamamıza odaklanan Norveç felsefesi olarak karşımıza çıkıyor. İlk olarak Henrik Ibsen'in 1859 yılında yazdığı şiirinde geçen bu kelime, doğada daha fazla vakit geçirmek, zihnimizi boşaltmak ve içimize temiz hava solumakla ilgili. Doğanın bize her zaman iyi davrandığını elbette biliyoruz ama hayatın koşuşturması içinde sıkışıp kaldığımız için bazen bunu unutabiliyoruz. Doğayla yeniden bağ kurmamız gerektiğini unutmamalı ve kendimizi zaman buldukça doğanın derinliklerine bırakmalıyız. Pyt, Danimarkalıların stresle başa çıkmalarına yardımcı olan en önemli felsefelerinden biri. Öyle ki Danimarka Kütüphaneler Birliği tarafından düzenlenen bir yarışmada Danimarkalılar en sevdikleri kelime olarak pytyi seçtiler. Pyt kelimesinin tam bir İngilizce çevirisi bulunmuyor. Ancak felsefe olarak anlamı; kontrolünüz dışındaki durumları ne kadar sinir bozucu ve moral bozucu olursa olsun kabul edebilmeye odaklanıyor. Yani aşırı tepki verip birilerini suçlamak yerine pyt diyerek işin peşini bırakıyorlar. Pyt için kısaca kabul edip yolumuza devam etme diyebiliriz. İskandinavların mutlu olmak için kendilerine birçok neden ve felsefe bulabilmişler. Mutlu olmak onlar için bir yaşam kültürü ve bizim de sıkça paylaştığımız bu felsefeler bunun sadece bir parçası. Danimarka'da bulunan Mutluluk Araştırma Enstitüsü de mutluluğu ne kadar önemsediklerinin en önemli kanıtlarından biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/05/moyka-already-gone/", "text": "Yeni müzik dönemini geçtiğimiz günlerde yayınladığı Rear View ile başlatan Moyka, şimdi ise yılın sonlarında çıkacak olan yeni albümünde yer alacak ikinci teklisi Already Gone' ı dinleyiciyle buluşturuyor. Moyka, Already Gone şarkısını ' Her zaman bir umut ışığı aradığım melankolimden bahsettiğim oldukça kişisel bir şarkı' olarak tanımlıyor. Sözlerine 'Doğuştan kalbi kırık bir insan gibi hissediyorum ve bu kendimi bildim bileli benimle olan bir hüzün. Ve bu hüznü müziğimde anlamlandırmaya çalışıyorum' diye devam ediyor. Son yıllarda dünyanın başına gelen her şeyin üstesinden şarkılarıyla gelen Moyka, yeni teklisi Already Gone'ı işlerinin büyülü olduğunu düşündüğü ikili Sivert Hjeltnes Hagtvedt ve Anders Kj r ile birlikte yazıyor. If you're trying to break me down, you won't even catch me, I'm already gone."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/05/mubide-izleyebileceginiz-ingmar-bergman-filmleri/", "text": "Oyun yazarı ve film yönetmeni Ingmar Bergman, eşsiz sinematografik tarzı ile yirminci yüzyılın en önemli yönetmenlerinden biri olarak geçiyor. 60'tan fazla film, 170 tiyatro oyunu ve 100'den fazla kitap ve makale yazan İsveçli yönetmen Ingmar Bergman yapımlarını sevenler ve yeniden izlemek isteyenler için MUBI'de gösterimde olan filmlerini sizler için listeledik. - İzlemek için: MUBI Uluslararası üne sahip bir piyanist, yedi yıllık ayrılıktan sonra bir süredir acı çeken kızını ziyaret etmek için eve döner. Anne-kız birlikte geçirdikleri uzun bir günün ve sancılı bir gecenin ardından nihayet uyuşamadıkları gerçeğiyle yüzleşirler. - İzlemek için: MUBI Elisabet bir ruhsal çöküntü sonucu sessizliğe gömülür ve ona yalnızca hemşire Alma'nın eşlik ettiği yazlık evine yerleşir. Haftalar geçtikçe Alma suskun hastasıyla iletişim kurmaya çalışırken, her iki kadın da duygusal bir yakınlık deneyimlediklerini fark eder. - İzlemek için: MUBI Anna, 10 yaşındaki oğlu ve kız kardeşi Ester'le birlikte seyahat ederken, Ester'in sağlığı kötüye gider. Savaşın eşiğinde gözüken yabancı bir ülkede otele yerleşirler. Ester hasta yatağındayken Anna bir erkekle buluşur. Bu, iki kız kardeş arasındaki sessiz gerginliğin fitilini ateşler."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/bir-izlanda-mottosu-thetta-reddast/", "text": "İzlanda'yı ziyaret ettiğinizde ya da orada yaşamaya başladığınızda kulağına sıkça çalınacak olan cümlelerden en önemlisi etta Reddast'tır diyebiliriz. etta Reddast cümlesi, teh-ta-re-tast şeklinde okunuyor ve kelime anlamı olarak her şeyin yoluna gireceği anlamına geliyor. Deyimin İzlanda'da çok fazla kullanılıyor olması deyimi artık İzlanda'nın mottosu haline getiriyor. Deyim, ülkenin olumsuz hava koşullarının etkisi nedeniyle ortaya çıkıyor dersek yalan olmaz. Çorak ve çetin bir coğrafyaya sahip İzlanda'da gün içerisinde değişen hava koşulları adeta bölge halkını tutunacak bir dal aramaya itiyor. Patlayan volkanlar, çığlar ve öngörülemeyen hava durumu ile İzlanda, sürekli belirsizliğin hakim olduğu izole bir ada. Bütün bu olumsuz koşullardan etkilenmemek, içlerini ferahlatmak ve daha iyi olacağına inanmak için etta Reddast deyimine sımsıkı sarılıyorlar. Olayların, hatta oldukça ciddi şeylerin bile kendilerini üzmesine izin vermiyorlar ve her zaman olduğu gibi devam edebilmeye inanıyorlar. Hayatımızın gidişatını çoğu zaman kendimiz belirleyebilsek de bazı zamanlar önümüze planlamadığımız engeller çıkabiliyor. Kontrol edemeyeceğimiz olaylar için üzülmeyi bırakmalı ve bir şekilde pozitif şeyleri düşünüp kendimizi motive edebilmeliyiz. etta Reddast tam da bu anlama geliyor aslında. Kötü hava koşullarından yola çıkmış olsa da anlamı oldukça derin. Her şey yoluna girecek, akışına bırak, sabret, bekle, merak etme, düzelecek, her şey çok güzel olacak ve bu anlama gelen daha birçok söz... etta Reddast! Pozitif düşünmeye hayal kurmaktan başlayabiliriz, hayal kurarken de güzel şarkılar dinleyebiliriz. Size yardımcı olması için Nordik Simit Dream Well playlistimizi paylaşıyorum. Keyifli dinlemeler!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/haftalik-kesif-22/", "text": "Malmö, İsveç çıkışlı grup Echo Ladies bu yıl yayınlayacakları ikinci albümlerinin müjdesini verdikleri Awake ile bizlerle! Başlarda farklı gruplarla çalışan Echo Ladies, en iyi hallerinin kendi başlarına olduğunu anlayan Matilda Bogren, Mattis Andersson ve Joar Andersen'den oluşuyor. Yeni teklileri Awake ise ilişkideki birbirinden uzaklaşma hissine odaklanırken geride bırakılmışlık ve unutulmuşluk hissinin kötü bir rüya olduğunu umarak ve tekrar uyanmayı diliyor. Oslo ve Berlin merkezli yeni bir besteci kolektif olarak karşımıza çıkan Mildfire, çıkış teklisi Never Change'i yayınladı. Norveç ve uluslararası müzik sahnesinde kariyer sahip müzisyenlerden oluşan grubun ilk teklisi Mildfire, koşulsuz sevgiyle birlikte affedilmenin ve terk edilmemenin şokunu anlatıyor. Mandolin melodisinin yanında naif vokalleri ile kendine hayran bırakan Never Change, oldukça hoşumuza giden bir pop şarkısı oluyor. Norveç köklerinden ilham alan Kyss Pa Halsen, söz yazarı Lene C. Jorgensen, yapımcılar Anders Magnor Killerud ve Ole Torstein Hovig'den oluşuyor. Müziklerinde zıtlıklara yer veren grup, akustik ve elektronik ses unsurları, ışık ve karanlık, bilinmeyen ve mahrem üzerinde duruyor. There's Always Someone Awake Somewhere ise şimdiye kadar unutulmuş herhangi birine bir göz atmak istemek duygusu üzerinde dolaşıyor. Danimarkalı şarkıcı ve söz yazarı Emma Grankvist sahne adıyla eee gee, yeni teklisi ghost house'u dinleyici ile buluşturdu. Retro ritimleri ve gitar melodileri ile birlikte eğlenceli yaz günlerini anımsatan ghost house aynı zamanda önümüzdeki aylarda yayınlayacağı ikinci albümü SHE-REX'in baş teklisi olarak da biliniyor. Eee gee müziğini Sürekli olarak dünyanın işleyişinin rahatsız edici dışa dönük yoluna itilen içe dönükler için müzik yapıyorum. diye tanımlıyor. Şarkının oldukça tatlı bir animasyon klibi de var!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/haftalik-kesif-23/", "text": "Oslo merkezli indie rock grubu Bikelane, yeni teklisi What Do You Want Me to Sayi dinleyici ile buluşturuyor. Tek odalı dar bir dairede geçen işlevsiz bir ilişkinin çaresizliğini anlatan şarkı, gitar melodileri ve vokalleri ile sözlerindeki çaresizliği melodiye döküyor. Milenyum sonrası rock geleneği içinde nasıl müzik yapılacağını bilen, dışavurumcu yaratıcılıkla karakterize bir grup olan Bikelane'in yeni teklisi What Do You Want Me To Say, 2022 sonbaharında çıkan EP'lerinden sonra grubun yayınladıkları ilk iş olarak karşımıza çıkıyor. Oslo'nun yükselen R&B sanatçısı-yapımcısı Norveç ve Fas kökenli Nadia Essah, ilk EP'si 'Mood Swings'i dinleyici ile buluşturuyor. EP, sanatçının deyimiyle 'Sadece bir kişinin içinden geçtiği farklı ruh halleri ve duygusal durumlar ile ilgili nostaljik bir EP' olan Mood Swings'te Nadia'nın favorileri 'Might be in ' ve 'Curly Hair'. EP'nin odak parçası ise Nadia'nın tüm şarkıları arasında en nostaljik olanı olarak tanımladığı 'New People'. 23 yaşındaki Emilie Ostebo sahne adıyla Bo Milli, bu yaz çıkaracağı ilk EP'sinin sinyalini veren yeni teklisi Making Friendsi dinleyici ile buluşturdu. Bergen merkezli indie rock yıldızı Bo Milli, yeni teklisini ortaya çıkışı ile ilgili Şarkı, insanlarla iletişim kurma ve gece dışarı çıktığımızda geceyi anlamlı kılan deneyim yaşama özlemiyle ilgili. diyor. Sanatçı, öz-eleştiriye yatkınlığı ve bunu günlük sözleriyle sanata dönüştürme becerisiyle neslinin mücadelelerini mükemmel bir şekilde ifade ediyor. Martha Maj Hauptman sahne adıyla BBYBITES, Danimarka'nın güçlü yeni kadın seslerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Geçmişi bugünle kaynaştırma konusunda oldukça yetenekli olan sanatçı, İskandinavlar'ın en umut verici şarkıcı, yapımcı ve söz yazarlarından biri olduğunu kanıtlıyor. Yeni teklisi 'Jeans' i dinleyici ile buluşturan BBYBITES, eğlenceli ve kışkırtıcı şarkısını dinlerken 'Sevgilinizin yanınızda dururken birden elini dar kotunuzun arka cebine soktuğunu' hissetmenizi istiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/karp-greasy-makeup/", "text": "İsveç Göteborg çıkışlı elektro grubu KARP, yaklaşık bir yıl aradan sonra yayınladıkları yeni teklisi Greasy Makeup ile geri dönüyor. Eşit parçalarda elektro, synth-pop ve techno ile harmanlanmış olan Greasy Makeup, KARP'nin apokaliptik üçlemesinin son EP'sinin ilk teklisi olarak karşımıza çıkıyor. KARP, ilk teklileri Therapist^2'i 2017'de yayınlandığından beri müziğini geliştirmeye devam ediyor. 2019 yılında ilk albümleri 'Album I' ile 'Yılın En İyi Synth Albümü' ödülünü kazanan KARP, İskandinavya ve ötesindeki elektronik müzik sahnesine yeni bir ışık getiriyor. Greasy Makeup'ın anlamının ise savaş için boyanmış yüzleri mi ima ettiği yoksa kıyamet günü Göteborg'da aynaya bakıldığında görünen şey mi olduğu ise belirsizliğini koruyor. Şarkı, grubun hayranlarının alışık olduğu üzere, karanlık ritimler üzerine inşa edilmiş melodisiyle önce hissetmenizi ve sonra dans etmenizi sağlıyor. KARP yeni teklisi Greasy Makeup için Bu şarkı, başlangıcın sonunun başlangıcı. Biz, insanlar olarak dünyanın bizi terk ettiğini hissettiğimiz bir zamanda yaşıyoruz. Terk edilmeye herkes farklı tepki verir; bazıları yağmurda dışarı çıkıp yanaklarından yaşların süzülmesine izin verirken bazıları da savaşa hazırlanır. Hangisini tercih edersen et, Greasy Makeup'ın size eşlik etmesini öneriyoruz.' diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/lego-severler-icin-essiz-bir-yer-lego-evi/", "text": "Lego Evi, Danimarka'da Lego'nun doğduğu yer olan Billund şehrinde Legoland ve The Lego Group'un genel merkezinin yakınında bulunuyor. Bina 25 milyon Lego tuğlasıyla ile birlikte 12.000 metrekarelik bir alanda inşa ediliyor. Lego Evi, Lego markasını yansıtmayı amaçlayan yenilikçi tasarımıyla tanınıyor. Yapı, oyun alanlarını içeren dokuz çatı terası ile Lego tuğlalarına benzeyen 21 kademeli bloktan oluşuyor. Bina, Bjarke Ingels Grup tarafından tasarlanıyor ve 28 Eylül 2017'de açılıyor. Lego Evi inşa edilme fikri; şirketin geçmişini, değerlerini paylaşma ve aynı zamanda ziyaretçilere Lego tuğlalarıyla oynama ve etkileşim kurma konusunda ilham verme arzusundan doğuyor. Yapı, üst üste inşa edilmiş 21 beyaz Lego tuğla yığınına benzeyecek şekilde tasarlanıyor. Bina, ziyaretçiler için sergi ve deneyim alanlarını barındıran bir dizi birbirine bağlı modüler alandan oluşuyor. Bu alanlar merdiven, rampa ve köprü kullanılarak ziyaret edilebiliyor. Alanların her biri bağımsız olarak kullanılmak üzere tasarlanıyor. Danimarkalı mimar Bjarke Ingels, Lego Evi ile ilgili düşüncelerini şöyle dile getiriyor. 15 metreden uzun olan Yaratıcılık Ağacı, Lego Evi'nin merkezinde devasa bir Lego modeli olarak yer alıyor. Gerçekçi bir ağaç gibi görünecek şekilde tasarlanan model, 6.316.611 Lego tuğlasından inşa ediliyor. Bu da onu şimdiye kadar yapılmış en büyük Lego yapılarından biri yapıyor. Montesi 24.350 saat süren Yaratıcılık Ağacı birkaç kata yayılıyor ve yapının etrafını saran sarmal merdiven sayesinde çeşitli seviyelerden ve açılardan görülebiliyor. Lego Evi, tasarımı ve merkezi konumu nedeniyle oldukça popüler bir ziyaretçi merkezi oluyor. Komplekste bulunan çatı terasları gibi birçok alan yerel topluluğa ortak bir kentsel alan sunuyor. Girişin tamamen ücretsiz olduğu yerlerin yanında zemin katında bulunan halka açık alan, mağaza ve restoran gibi kamuya ait olanaklar da bulunuyor. Ziyaretçiler, Lego yapım parçalarını fiziksel ve dijital olarak inşa etme, robot programlama ve animasyon modelleri dahil olmak üzere çeşitli etkinlikler deneyimliyor. Merkezin ziyaretçi deneyimi, dört deneyim bölgesini, iki sergiyi ve Lego markasının ve şirketinin tarihini sergileyen Lego Müzesi'ni de içeriyor. Danimarka'ya yolunuz düştüğünde hele bir de Lego meraklısıysanız mutlaka uğramanız gereken yerlerden biri Lego Evi!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/moyka-dont-turn-around/", "text": "Moyka geçtiğimiz günlerde yayınladığı teklileri Rear View ve Already Gone ile yeni müzik dönemini başlattı. Şimdi ise kalbi kırık parti insanları için yazdığı teklisi Don't Turn Around'u dinleyiciyle buluşturuyor. Moyka, yeni teklisini yine yeniden işlerinin büyülü olduğunu düşündüğü ikili Sivert Hjeltnes Hagtvedt ve Anders Kj r ile birlikte yazıyor. Don't Turn Around, eğlenceli ritimleri ile yerinizde durmanızı engelleyerek sizi harekete geçiriyor ve tam bir kulüp şarkısı olmanın hakkını veriyor. Moyka yeni teklisi için Bitmiş ancak bir kibrit çaksan tekrar alevlenecek kadar yoğun ve acımasız olan aşk ilişkisi hakkında. Kapının her zaman açık olduğu, tek yapman gerekenin arkanı dönüp kapıyı tekrar açmak olduğu bir ilişki... Bu şarkı bana bir film sahnesindeki araba kazası kadar vurucu geliyor. Tam kıvamında bir dans şarkısı yapıp onunla eğlenmek istedim.'' diyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/nordik-tarif-jordgubbstarta/", "text": "Kelimenin tam anlamıyla kremalı ve çilekli pasta anlamına gelen Jordgubbstarta, 19. yüzyılın başlarında çileğin İsveç'e gelişinden bu yana tatlı geleneğinin bir parçası haline geliyor. Yaz aylarına çok yakışan hafif ve meyvemsi bir tatlı olan Jordgubbstarta, özellikle Haziran ayının sonlarına doğru Midsommar etkinliklerinde yapılıyor. Oldukça tanıdık bir tat olan Jordgubbstarta, İsveç'te yaz ziyafetlerinin olmazsa olmazı konumda bulunuyor. Yumuşacık keki, aradan gelen limon ferahlığı ve çileğin ekşi tatlı tadıyla bütünlenmiş hafif kremasıyla Jordgubbstarta sadece İsveç'in değil bizim de favorilerimizden oldu. Yapımı oldukça basit olan tatlıya İsveç'in bazı bölgelerinde pastaya ahududu, muz ve çarkıfelek meyvesi de ekleniyor. Sizler de damak tadınıza uygun olduğu düşündüğünüz meyveyi ekleyebilir, kekinde ya da kremasında değişiklikler yapabilirsiniz. - Yumurta ve şekeri çırpın. Karışıma süt, eritilmiş tereyağı ve limon kabuğu rendesini ekleyip karıştırın. - Un, tuz, vanilin ve kabartma tozunu da ekleyin ve karıştırın. - Karışımı düz bir pişirme kabına alın ve fırına yerleştirin. - 180 derecelik fırında 50-55 dk pişirin. - Kreması için; krema, pudra şekeri, vanilini bir kaba alın ve katı kıvam alana kadar çırpın. Bu işlem 5-7 dakika arasında sürebilir. Katı hale gelen kremayı buzdolabında muhafaza edin. - Fırından çıkan ve soğuyan keki ortadan 2 parçaya ayırın. - Kekin üzerine krema ve kesilmiş çilek ekleyin. - Pastanın üstünü ve yanlarını krema ila kaplayın. - Üzerini isteğinize göre süsleyin."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/selma-higgins-cant-do-this/", "text": "Danimarkalı ve İrlandalı sanatçı Selma Higgins, 3 yıllık aranın ardından geçtiğimiz aylarda yayınladığı Sunlight'tan sonra gelen yeni teklisi 'CAN'T DO THIS'i dinleyici ile buluşturuyor. 80'lerden gelme synthleri ve eğlenceli gitar melodileriyle 'CAN'T DO THIS' tam bir yaz şarkısı olarak karşımıza çıkıyor. Selma Higgins yeni teklisi için 'CAN'T DO THIS, kolayca üzüntülü bir ayrılık şarkısına dönüşebilecek klasik 'ilişkiye sıkışıp kalmış' tarzında bir şarkı. Aslında değil. Şarkı daha çok tüm kusurlarıyla birlikte sıkışmış olmanın tuhaf güzelliğini anlatıyor. Zaman zaman huzursuzluğun ve yer ihtiyacının kabulüne dayanan bir iç çekişi temsil ediyor. Bunlar başa çıkması zor veya çok tek taraflı ve yargılayıcı konular. Bu yüzden şarkının bu duygular üzerinde hafif, canlandırıcı ve renkli bir oyun olmasını istedim diyor. Sanatçı, İskandinav ve İrlandalı yetiştirilme tarzına dayanan ilk EP'si 'To the Sincerest from Selma Higgins'i 2020 yılında yayınlıyor. EP'ye hakim olan organik his müziğine her zaman etki ediyor. Enerjik, çok yönlü bir söz yazarı ve şarkıcı olan Selma, kendisini hiçbir zaman belirli bir sesi veya tarzı takip etmekle sınırlanmıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/06/whammyboy-goosebumps/", "text": "Noah Johansen sahne adıyla Whammyboy, Norveç'in küçük kasabası Moss'tan 24 yaşında bir sanatçı ve yapımcı olarak karşımıza çıkıyor. 12 yaşında müzikle ilgilenmeye başlayan Whammyboy şimdi ise yeni teklisi Goosebumps ile dinleyiciyi buluşturuyor. Goosebumps, yüksek sesli sentezler ve güçlü ritimleriyle kesinlikle bir kulüp şarkısı olarak karşımıza çıkıyor. Sözleri ve melodisiyle ritmine kapıldığımız şarkı için Johansen, Goosebumps, yeni biriyle tanıştığınızda size kendi dünyanızdaymışsınız gibi hissettiren ve sonra aşık olduğunuzu fark ettiğiniz duyguyla ilgilidir diyor. Geçtiğimiz aylarda yayınladığı teklisi 'Heart' ile de büyük beğeni toplayan Whammyboy, Londra'daki Old Blue Last, Nordic Nights ve The Great Escape festivallerinde sahne aldı. Sanatçı bu yıl içerisinde Space Pop Vol 1 EP'sini yayınlayacak. EP'den önce ise İngiltere ve Avrupa'da birçok etkinlikte eğlenceli müziğini ve canlı şovunu dinleyici ile buluşturacak."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/07/mubide-izleyebileceginiz-nordik-filmler/", "text": "İskandinav yapımı filmleri sevenler için MUBI'de gösterimde olan 5 filmi sizler için listeledik. - Yönetmen: Hlynur Palmason Bir ağaç ev inşa eden üç kardeşin çabalarını, yaşadıkları zorlukları ve neşeli anlarını bir yıl boyunca takip eden film, mevsimlerin güzelliğini ve acımasızlığını da gözler önüne seriyor. - Yönetmen: Ali Abbasi İran, 2001. Bir gazeteci, sokakları günahkarlardan temizlediğine inanan ve kendine Örümcek Katili diyen katil tarafından öldürülen seks işçisi cinayetlerini araştırmak için İran'ın kutsal şehri Meşhed'e gider. - Yönetmen: Joachim Trier Oslo, 31 Ağustos; kaldığı rehabilitasyon merkezinden, iş başvurusunda bulunmak ve çocukluğunu geçirdiği Oslo'da eski arkadaşları ve ailesiyle yeniden yakınlık kurmak için izin alan uyuşturucu bağımlısı Anders'in bir gününe odaklanıyor. - Yönetmen: Jukka-Pekka Valkeapaa Juha, yıllar önce kaybettiği karısının ardından keder ve pişmanlık duymaktadır. Yolu bir sadomazoşizm mekanına düşen Juha, kurtuluşu Mona adlı dominatrix'te bulur. Juha cezalandırılmaya, Mona cezalandırmaya heveslidir. Ancak ikisi de ne kadar ileri gitmek istediğini bilmediği için işler sarpa sarar. - Yönetmen: Valdimar Johannsson İzlanda'da gözden uzak bir çiftlikte yaşayan Maria ve Ingvar çifti, koyunların arasında gizemli bir yenidoğan bulurlar. Onu evlat edinip kendi çocuklarıymışçasına yetiştirirler. Ancak bunun hiç tahmin edemeyecekleri sonuçları olacaktır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/07/nordik-mitoloji-haltija/", "text": "Haltija ya da bilinen diğer adıyla haltia, Fin mitolojisinde bir kişiyi ya da bir şeyi koruyan ve yardım eden ruh, cüce, cin, peri veya elflere verilen ad. Kelime, belirli bir bölgenin hükümdarı ya da efendisi anlamına gelen Gotik Cermen dillerindeki haltijar'dan türetiliyor. Kelimeye etimolojik olarak bakıldığında ise birçok varsayım karşımıza çıkıyor. Fince yönetmek, usta olmak ya da emir vermek anlamına gelen 'hallita'dan geldiği de diğer düşünceler arasında. Küçük, insan benzeri, çoğunlukla görünmeyen ve gizemli olduklarına inanılan haltijalarının her birinin görevi kendine özel ve ilgilenmeleri gerekenler alanlar farklı. Bu inanışta birçok haltija türü bulunuyor ve bu türlere 'Vaki' deniliyor. Vaki, kelimenin kullanıldığı yere göre güç veya grup, halk, birlik anlamına geliyor. Haltijalardan genellikle halk olarak bahsediliyor. Metsan Vaki- Orman Haltijaları; ormanın büyülü güçlerini temsil etmektedir. Veden Vaki- Su Haltijaları; suyun hasta edebilen ve iyileştiren gücünü temsil etmektedir. Naisen Vaki- Kadın Haltijaları; kadınların özel büyülü güçleri anlamına gelmektedir. Kalman Vaki- Ölüm Haltijaları; hayaletler ve ruhlar anlamına gelen bu haltijalar aynı zamanda bir mezarlıkta bulunabilen büyülü güç anlamına da gelmektedir. Bu güç insanları hasta edebiliyor ya da diğer insanlara karşı da kullanılabiliyor. Tulen Vaki- Ateş Haltijaları; ateşin ruhlarını temsil etmektedir. Aynı zamanda ateşin yıkıcı güçleri ve sıcak havanın iyileştirici gücü olarak kullanılabiliyor. Örneğin saunanın şifalı ortamı bu duruma bağlanır. Vuoren Vaki- Dağ Haltijaları; genellikle tepelerin ve büyük taşların haltijaları anlamına gelmektedir. Puun Vaki- Ahşap Haltijaları; ağaçları temsil etmektedir. Ayrıca tahta bir nesneye çarptığınızda acıya neden olabilen ahşap malzemenin gücü anlamına da geliyor. Raudan Vaki- Demir Haltijaları; demirden haltijalar anlamına gelmektedir. İnsanlara zarar verebiliyorlar ancak bu haltijalara verdikleri yaraları iyileştirmesi de emredilebiliyor. Haltija vakileri zaman zaman birbiriyle de çatışabiliyor. Mesela odun yandığında bu ateş vakisinin ahşap vakisine saldırısı anlamına geliyor. Yüzerken hastalandıysanız bunun su vakisinden geldiği, iyileştirici gücünün de sauna aracılığıyla ateş vakisinde olduğuna inanılıyor. Haltijalar elbette ki sürekli çatışmıyorlar. Hayallerinizi gerçekleştirmek ve sizi kötü şeylerden korumakla görevli haltijalar da var. Bunlara, Hyva haltijaları deniliyor. Hyva, fince iyi anlamına geliyor. Haltijalar, inanışın içinde olan insanların karşılarına birçok yerde çıkabiliyor. Mesela; ölen sevdiklerinin ardından teselli arayanlar, Kalman vaki ile sık sık karşılaşıyorlar. Kalmanlar ölümün meydana geldiği yerde ya da mezarlıklarda yaşar. Hayalet gördüğünüzde ya da yanınızda bir varlık hissettiğinizde bu genelde haltijaya yakın olduğunuz anlamına gelir. İnanışın içerisinde olmayınca biraz ürkütücü gelen haltijalar, inanmaya başlanılan noktada birçok yerde sana yardımcı olabilecek bir güç olması sebebiyle rahatlatıcı olabilir gibi gözüküyor. Haltijalar sadece mitolojik özellikleriyle kalmıyor aynı zamanda günümüzün popüler kültürüne de ilham oluyorlar. J. R. R. Tolkien'in ölümsüz eseri Yüzüklerin Efendisi'ndeki elflerde, haltijalardan esinlendiği düşünülüyor. Tolkien'in eserlerinde, İskandinav mitolojisi ve dilinden ilham aldığı da zaten su götürmez bir gerçek."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/07/norvecin-manzara-rotalari-rondane/", "text": "Rondane, Norveç'in Gudbrandsdalen ve Atndalen vadileri arasında yer alan 963 km 'lik alanda yer alıyor. İçerisinde bulunan yüksek dağlar ve geniş vadiler ile birlikte Rondane, Norveç'in ilk ulusal parkı oluyor. Parkın planlaması ise yaklaşık 10 yıl sürüyor. Rondane Ulusal Parkı, ormanlık alanlardan açık yamaçlara ve dağ zirvelerine kadar her şeyi içeriyor. Park, son vahşi ren geyiği popülasyonlarından birine de ev sahipliği yapıyor. Rondane'de bulunan dağ zirvelerinin dokuzu deniz seviyesinden 2000 metrenin üzerinde. Bölgede bulunan parkurda günübirlik gezilerden zorlu dağ yürüyüşlerine kadar her şey için idealdir. Gudbrandsdalen Vadisi, 'Vadilerin Kralı' olarak geçiyor. Vadi yüzyıllardır varlığını sürdüren büyüleyici çiftliklerle modern sanatı birleştiriyor. Doğası ve zengin kültürel mirasıyla vadi yüzyıllardır sanatçılara ilham kaynağı oluyor. Vadi içerisindeki lokal mekanlar, sanat merkezleri ve gıda üreticileri ile turistlerin ilgisini çekiyor. Bölgede yöreye ait pek çok lezzetli yemeği denemek mümkün. Yaklaşık 1220'de inşa edilen Ringebu Çıta Kilisesi, Norveç'in simgesi olan son 28 çıta kiliseden biri. Kilise kendine özgü kırmızı kulenin 17. yüzyılda eklenmesiyle yenileniyor ve turistlerin uğrak yeri haline geliyor. Rondane rotası üzerinde bulunan en uğrak yerlerden biri de Sygard Grytting Tarihi Oteli. Otel, bölgede bulunan iyi korundan dağ çiftlik evlerinden biri olarak kullanılıyor. 700 yıllık misafir ağırlama geçmişi ile birlikte otel, konuklarına ilgi çekici hikayeler sunuyor. Otelde kalırken yanında bulunan tarlalardan gelen taze ürünlerden oluşan yemekler de tadılıyor. Espadelen'de bulunan dünyanın tek geyik gözetleme kulesi olan Elgtarnet'te rotada yer alıyor. Bu kulede konaklama yapılabiliyor. 12 metre yüksekliğindeki kulede kalınabiliyor. Açık hava deneyiminin yanında Norveç'in son kalan vahşi ren geyiği sürüleri görülebiliyor. Ormanın Kralı ren geyiklerini görmek için Rondane rotası üzerinde bulunan bölgelerde geyik safarisi yapılıyor. Norveç'in en yüksek doruklarının olduğu Jotunheimen'ın Rondane dağlarında manzaraların en güzeli Dovrefjell'de bulunuyor. Devrefjell'de gezerken bölgeye özgü misk öküzlerini görmek de mümkün! Rondane'nin yüksek zirvesi, gökyüzüne 2.178 metre ile ulaşan Rondslottet olarak biliniyor. Dağın adı Rondane'nin şatosu anlamına geliyor ve bölgenin en çok ziyaret edilen yerlerinden biri. En güzel dağ manzarası ise Rondane Milli Parkı içerisinde bulunan Peer Gytn Kulübesi'ne ait. Kabinlerde konaklama sağlayan mekan konuklarına özellikle kış aylarında Rondane'nin dağlarının en iyi manzarasını da sunuyor. Rota üzerinde mutlaka uğranması gereken yerlerden biri de Sohlbergplassen seyir noktası. Harald Sohlber'in ünlü Dağlarda Kış Gecesi tablosundaki gibi doğayla uyum içinde Rondane manzarasını çerçeveliyor. Rondane'nin ve karın zevkini çıkarmak için Hovringen'den Lillehammer'a uzanan Troll Trail'de kayak yapmak da en güzel etkinliklerden biri olacaktır."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/07/sara-fjeldvaer-come-undone/", "text": "Sara Fjeldv r geçtiğimiz yıl çıkardığı Best Love EP'si ile bizleri kendine hayran bırakmıştı. Sesindeki güce hayran kaldığımız Sara, akustik formdaki yeni teklisi Come Undone ile sesinin güzelliğini bir kez daha ortaya koyuyor. Come Undone ekranların ve büyük şehirlerin etkisiyle dağıldığımız bu zamanlarda halktan ilham alan bir pop melodisi. Sara'nın kulağı mest eden vokalleri ve gitar melodilerinden oluşan şarkı, uyuşmuş ve işe yaramaz hissetmenin öyküsünü anlatıyor. Sara yeni teklisi için ''Gitar üzerine yazdığım şarkılardan biri. Şarkıda birçok savaştan bahsediyorum. Hangisinde savaşacağımı bilmiyorum ve bu da şarkının özünü oluşturuyor. Bu kadar fazla savaşta nereden başlayacağımı bilmediğimde iyi bir şey yapmadığım hissine kapılıyorum. Sonra da başarısız olup olmadığımı sorguluyorum. diyor. Sara Fjeldv r'ın sesini dinlemek, bir virtüözün enstrümanını dinlemek gibi! Biz sesinin büyüsüne kapıldık ve favorilerimize ekledik!"} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/07/tulle-i-hope-your-demons-look-like-me/", "text": "Oslo merkezli sanatçı ve söz yazarı TULLE, I Hope Your Demons Look Like Me adlı yeni teklisini dinleyici ile buluşturuyor. Tekli, TULLE'nin ilk EP'si From A World So Unkind üzerinde çalışırken ortaya çıkıyor. Hemen dikkatinizi çeken büyüleyici bir bas çizgisiyle başlıyan tekli, nakarata geldiğinde ise yükseliyor. TULLE, Norveç'in Oslo şehrinde yaşayan 24 yaşında bir şarkıcı-söz yazarı olarak karşımıza çıkıyor. Küçük yaşlardan itibaren müzikle ilgilenen sanatçı Lorde, Phoebe Bridgers ve Glass Animals gibi alt-pop sanatçılarından ilham alıyor. Karanlık müziği için Death-Pop terimini kullanan sanatçı, yeni teklisi ile de karanlığını destekliyor. Yakında çıkacak olan EP'sinde ise kayıp, keder, ıstırap ve yeniden doğuş gibi temalar üzerinde duruyor. I Hope Your Demons Look Like Me'nin çeşitli remixleri ise Temmuz ayında dinleyici ile buluşacak! TULLE'yi yakından takip etmek isterseniz sosyal medya hesaplarını aşağıda bulabilirsiniz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/08/martha-elisabeth-so-much/", "text": "Martha Elisabeth Zingraff Vesterskov sahne ismiyle Martha Elisabeth, Danimarkalı bir pop sanatçısı. Sanatçı 2021 yılında ilk EP'si Lucy'i yayınlıyor. Akılda kalıcı şarkılara imza atan sanatçı şimdi yeni teklisi So Much'ı dinleyici ile buluşturuyor. Biz So Much'ı ve Martha Elisabeth'in tarzını çok sevdik ve listelerimize ekledik. Sizi So Much'ın klibi ile baş başa bırakıyoruz."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/08/nordik-ikonlar-bjork/", "text": "Björk Gudmundsdottir sahne ismiyle Björk, Nordik ünlüler arasındaki en ikonik isimlerden biri. Reykjavik, İzlanda doğumlu şarkıcı-söz yazarı ve aktris tarzı, duruşu ve sanatıyla öne çıkıyor. İsmini dünyaya tanıtan özelliği ise çok çeşitli müzik tarzlarını kapsayan solo çalışmaları sayesinde oluyor. Björk'ün müzik kariyeri Tina Charles'in 'I Love to Love' şarkısının kaydını radyoya göndermesiyle başlıyor. Ulusal çapta yayınlanan bu kaydın ardından bir yapım şirketi Björk'ü keşfediyor. 11 yaşındayken kaydedilen bu şarkı Aralık 1977'de İzlanda'da yayınlanıyor ve Björk'ün macerası başlıyor. Müzikle ilgilenmeye başladıktan sonra Björk, punk-rocktan caza kadar birçok grup kuruyor. Kurduğu gruplar ile İzlanda'da ünlenen sanatçının ismini dünyaya duyurması ise The Sugarcubes ile oluyor. Björk alternatif rock grupunda ana vokalist olarak yer alıyor. Grup 1987'de çıkan 'Birthday' teklisi ile başta Amerika ve İngiltere olmak üzere dünyada isimlerini duyuruyor. Björk, ilk oyunculuk deneyimini Nietzchka Keene'nin yönettiği, bir Grimm Kardeşler'in hikayesi olan The Juniper Tree'de yapıyor. The Sugarcubes, ikinci ve üçüncü albümlerinin tutmaması nedeniyle dağılıyor. Grubun elde ettiği ün, bir anda Björk'ün üzerinde yoğunlaşmaya başlıyor. Böylece Björk 1993'te solo kariyerine başlıyor ve birçok sanatçı ile çalışırken çeşitli projelerde de yer alıyor. Eşinden ayrılması sonucu Londra'ya yerleşen Björk, burada tanıştığı prodüktörlerle ilk solo albümü Debut'u yapıyor. Albümden çıkan ilk tekli Human Behaviour ile İngiltere'de top 40'a kadar çıkıyor ve şarkıcının ilk solo hiti oluyor. ''Big Time Sensuality'' ve Venüs as a Boy hitlerini de içeren Debut albümü, ilk solo albüm olması nedeniyle bu ismi alıyor. Ardından 1995 yılında çıkan ikici albüm Post albümü, İngiltere ve Amerika listelerine üst sıralardan girmeyi başarıyor. Sanatçının dördüncü albümü Homogenic ise o güne kadar yaptığı en deneysel parçaları içeriyor. Albümde telli çalgılar, kekelemeler, belli belirsiz ritimler, akordiyon ve cam armonikanın yer alıyor. Albümün açılış parçası olan Hunter gayet soğuk bir hava estirirken All Neon Like da Björk soundunu yumuşatıyor. Bachelorette, All Is Full of Love, memleketi ve en değer verdiği arkadaşı için yazdığı Joga da albümün sevilen diğer şarkıları arasında. Bir yandan oyunculuk kariyerine de devam eden Björk, 2000 yılı Cannes Film Festivali'nde, Lars Von Trier'in Dancer In The Dark müzikal filmindeki rolü ile En İyi Aktris ödülünü alıyor. Sanatçı, filmin soundtrack albümü 'Selmasongs'da bulunan Thom Yorke ile düet yaptığı 'I've Seen It All' ile de Oscar adaylığı alıyor. 2001 yılında çıkardığı ve bir kadının iç dünyasını anlattığı Vespertine albümüne ait klipler büyük ilgi görüyor. Vespertine, sanatçının en hızlı satan albümü oluyor. Albümdeki ''Pagan Poetry'' şarkısının klibinde Björk, Nick Knight ve Alexander McQueen ile çalışıyor. 2004 yılında yayınlanan Medulla albümü ile ilk Grammy adaylığını alıyor. Aynı yıl Björk, Atina'da düzenlenen Yaz Olimpiyatları'nın açılışını yapıyor. Oceania şarkısını seslendirirken elbisesi yavaşça açılmaya başlıyor ve 10.000 metrekarelik bir dünya haritasını ortaya çıkıyor. Harita daha sonra yarışan tüm sporcuların üzerine uçuyor ve açılış töreninde büyülü bir an yaşanıyor. Björk'ün ikinci filmi ise Drawing Restraint 9 oluyor. Yine filmin müziklerini de kendisi yapıyor. Sanatçı aynı yıl İzlanda müzik sahnesini inceleyen Screaming Masterpiece belgeselinde de yer alıyor. Daha sonra 2007'de müzik yelpazesinde bulunan bütün türleri kapsayan Volta albümünü çıkarıyor. Volta, Björk'ün ABD'de ilk 10'a giren ilk albümü oluyor, aynı zamanda Fransa'da 3, İngiltere'de de 7 numaraya ulaşıyor. 2008 yılında çıkardığı Nattura teklisinin yayınlanması ise oldukça orijinal yapılıyor. Bir eBay müzayedesi tarafından duyurulan tekli, Björk'ün uzun süredir devam eden çevre aktivizmini yansıtıyor. İzlanda'nın doğal kaynaklarına daha çevreci bir yaklaşım için aktif desteği teşvik etmeyi amaçlıyor. 2010'lara gelindiğinde ise Björk, Dirty Projectors ile işbirliği yapıyor. Denizleri koruma için para ve farkındalık yaratmayı amaçlayan Mount Wittenberg Orca adlı ortak bir EP oluşturuyorlar. Aynı yıl Moomins ve Comet Chase film müziğinde yer alan 'Comet Song' da yayınlanıyor. 2011 yılında Björk, Biophilia'yı çıkarıyor ve özgünlüğü ile herkesi kendine hayran bırakıyor. Bir albümden olan Biophilia, müziği teknolojik yeniliklerle, hem doğa hem de bilim temalarıyla birleştiriyor. Dünyanın ilk uygulama albümü olan Biophilia'daki her şarkının indirilecek kendi uygulaması bulunuyor. Müziği ve bilimi bir araya getiren proje, 10-12 yaş arası okul çocukları için özel atölyelerle eğitim işbirliklerini de kapsıyor. Björk projesi için 'çocuklara kendi yaratıcılıklarını keşfetmeleri, yeni teknolojiler aracılığıyla müzik ve bilim hakkında bilgi edinmeleri için ilham vermek üzere tasarlandı' diyor. Proje daha sonra Reykjavik Şehri Eğitim Kurulu tarafından şehirdeki tüm okullara satın alınıyor. Björk, Mayıs 2019'da Shed'de açılışı yapılan Cornucopia adlı turuna başlıyor. Cornucopia, Björk'ün bugüne kadarki en ayrıntılı sahnesi oluyor. Björk'ün çok çeşitli müziği sahne kostümlerine de yansıyor. Her sahnesine ayrı ve birbirinden ilginç kostümlerle çıkan Björk, müziği kadar moda anlayışıyla da tanınıyor. Abartılı sahne görünümleri de Björk'ü Björk yapan özelliklerden biri."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/11/elinborg-vera/", "text": "Faroe Adaları'ndaki Gota kasabasında doğup büyüyen Elinborg, küçüklüğünden beri müzik ve şarkı yazmakla ilgileniyor. Güçlü ve derin sesini karanlık melodilerle birleştiren sanatçı, keşfimize takılıyor ve kendine hayran bırakıyor. Büyüdüğü yerin doğası ve ortamının etkilerini şarkılarına yansıtan Elinborg, müziğini karanlık elektro pop olarak tanımlıyor. Sanatçı, 2016 yılında Faroe Müzik Ödülleri'nde 'best live act of the year' ödülünü kazandı. Elinborg, ilk EP'si Spor'u 2015 yılında çıkardı. 2018 yılında çıkardığı Brimio teklisi ile de yakın zamanda Netflix dizisi Ragnarok'ta yer aldı. Elinborg son çıkardığı EP'si 'Vera' ile dinleyicinin dikkatini çekiyor. Albümün ismi, Faroe dilinde 'varlık' anlamına geliyor. Vera, tamamı Elinborg tarafından kendi ana dilinde yazılan beş şarkıdan oluşuyor. Albümün prodüksiyonunu kendisi ve kız kardeşi Eivor yapıyor. Yapımcılığını Trondur Bogason, Hallur Jonson ve Norveçli yapımcı, davulcu ve Highasakite üyesi Trond Bersu üstleniyor. Karanlık sentezler ve elektronik ritimlerle birleşen Elinborg'ün melankolik ve berrak sesi, akustik hüznü mükemmel bir şekilde vurguluyor. Oldukça yoğun bir atmosfere sahip havalı elektronik synthlerle dolu şarkılar, ulaşılamaz aşk ve derin özlem konularından oluşuyor. Melodileri ile bizi kendi duygusal dünyasına çekmeyi başaran Elinborg'ü biz çok sevdik."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/11/lisha-devotion/", "text": "Danimarkalı sanatçı Lisha, yılın başlarında 'Bababa' adlı teklisi ile çıkış yaptı. Daha sonra 'Forever' teklisini yayınlayan sanatçı şimdi ise ilk albümü 'Devotion' ile dinleyicinin karşısına çıkıyor. Lisha, Kopenhag'da yaşayan bir 'kendin yap' yapımcısı, şarkıcısı ve söz yazarı olarak bizlerle buluşuyor. Sanatçı şarkılarında trip hop, alternatif ve R&B notalarıyla birlikte hayatın kaygılarını bir kontrast olarak sunmakta. Lisha ilk albümünü 'ayaklarınızı yerden kesmeye çalışan seslerin, gürültülerin ve uyumsuzluğun oluşturduğu kaos' olarak tanımlıyor. Lisha, albümün odak şarkısı 'Breath By Breath' ve diğer şarkılarını Kopenhag'da bulunan dairesindeki piyano eşliğinde yazmış. Sanatçı, 10 şarkıdan oluşan Devotion'da hayattaki yolunu bulmak için verdiği bitmek tükenmek bilmeyen mücadeleyi anlatıyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/11/moyka-movies-cars-heartbreak/", "text": "Moyka, yılın başlarında yayınladığı Rear View ile yeni müzik dönemini başlattı. Ardından gelen teklilerinin de yer aldığı ikinci albümü Movies, Cars & Heartbreak'i ise geçtiğimiz günlerde yayınladı. Yaşadığı aydınlanmadan sonra Moyka üzerindeki baskıyı, bekleyerek ve kendine zaman ayırarak kaldırabileceğini fark ediyor. Kopenhag ve Berlin'e yaptığı geziler, güneşin tekrar yüzüne vurmasına ve eğlenceli müzikler yapmasına yardım ediyor. Berlin'de üretmeyi seven sanatçı 'Never Say Sorry'yi yazdıktan sonra elinde artık bir albüm olduğunu anlıyor. Bu dönüm noktasını oldukça eğlenceli bulan Moyka, albümünü oluşturmaya devam ediyor. Albüm, isminden de anlaşılacağı üzere filmleri, arabaları ve kalp kırıklıklarını konu alıyor. Kendisine konseptler ve çerçeveler yaratarak çalışmayı seven Moyka, çizdiği sınırın içerisinde kendini iyice kaptırmaktan hoşlanıyor. Coşkulu, bas etkili dolu melodilerden oluşan şarkıları için Moyka 'Albümün konsepti bir filmdeymişsin gibi hissettiren anlardan oluşuyor. Otobüste seyahat ederken yağmur damlalarıyla dolu camdan dışarı baktığınız o film sahnelerindeki anlardan...' diyor. Movies, Cars & Heartbreaks, film dünyasının introsu 'Action' ile başlıyor. Aradaki şarkıların ritim ve melodileriyle kalp çarpışınızı artırırken 'The End' ile bitiyor."} {"url": "https://nordiksimit.org/2023/11/ragnar-jonassonkatrin-jakobsdottir-reykjavik-a-crime-story/", "text": "Reykjavik: A Crime Story, Ragnar Jonasson ve Katrin Jakobsdottir'in yazdığı bir polisiye kurgu romanı. Çözülmemiş bir kayıp vakasını konu alan kitap,1956 yılında İzlanda'da geçiyor. On beş yaşındaki Lara Marteinsdottir, 1956 yılının yazını Reykjavik Videy adasında geçirmeye karar verir. Lara, bir çiftin yanında yaşamaya ve adada çalışmaya başlar. Ağustos ayı başlarında ortadan kaybolan kız, İzlanda'nın çözülmemiş en büyük davası haline gelir. Lara'ya ne oldu? Hala hayatta mı? Adayı terk mi etti yoksa orada başına bir şey mi geldi? Otuz yıl sonra Ağustos 1986'da Reykjavik şehrinin 200. yıl dönümünü kutlanırken gazeteci Valur Robertsson, Lara'nın davasıyla ilgili kendi soruşturmasına başlar. Gazeteci sırrı keşfetmeye başladıkça bütün Reykjavik'in gözleri üzerine döner. 1976 doğumlu Ragnar Jonasson, İzlanda doğumlu ödüllü bir polisiye kurgu yazarı. Jonasson'un eserleri arasında Dark Iceland Serisi, Hulda Üçlemesi ve bağımsız suç kurguları yer alıyor. Jonasson, eserlerinde de sıkça atıfta bulunduğu Agatha Christie'nin büyük bir hayranı. 17 yaşından beri Agatha Christie'nin 14 romanını İzlandacaya çevirdi. Hukuk mezunu olan Jonasson, Reykjavik Üniversitesi'nde akademisyenlik yapıyor ve Reykjavik'te yatırım bankacısı olarak çalışıyor. Yazar, Reykjavik Uluslararası Suç Yazma Festivali İzlanda Noir'in de kurucu ortağı. Uluslararası çok satan Dark Iceland serisi yazarın en ünlü eserlerinden. Siglufjörour ve çevresinde geçen kitapların ana karakteri ise Ari Thor adlı bir dedektif. Dark Iceland serisi; Snowblind, Blackout, Rupture, Whiteout, Nightblind ve Winterkill kitaplarından oluşuyor. The Times tarafından 1945'ten bu yana En İyi 100 Polisiye Gerilim Romanlarından biri olarak seçilen The Darkness, CBS tarafından sekiz bölümlük bir TV dizisi olarak uyarlamayı planlıyor. Reykjavik: A Crime Story, Katrin Jakobsdottir'in ilk kitabı olarak karşımıza çıkıyor. 1976 doğumlu İzlanda başbakanı, lisanslarını İzlandaca ve Fransızca olarak tamamladı. 2004 yılında İzlanda Üniversitesi'nde İzlandalı polisiye yazarı Arnaldur Indrioason'un çalışmaları üzerine bir yüksek lisans tezi yazdı. Büyük bir Agatha Christie hayranı da olan başbakanın Jonasson ile ortak yazdıkları kitap Christie'den izler taşıyor. İkili, yaptıkları tanıtım turlarında birlikte çalışmaya devam edeceklerinin sinyalini de verdi."}