{"url": "http://laledergisi.com/16-yuzyildan-tilsim-dolu-bir-yazma-eser-metalius-saade/", "text": "Yüzyıllardır pek çok kültür ve mitolojiye konu edilen yaratık ve cin; demon karakterleri doğu kültürüne ait yazma eserlerde birbirinden farklı konular ve sahneler içinde yer bulmuştur. Doğu sanatı ve kültürü ışığında, Metaliü's Saade yazma eserindeki yaratık ve cin karakterler; kaynaklar içinde kendine çok az yer bulmuş ve gizli kapaklı kalmıştır. Makalede, Metaliü's Saade eserlerindeki yaratık ve cin karakterlerin bulunduğu sahnelerin kompozisyon bütünlüğü, konusu, uygulama tekniği, anatomik özellikleri, uzuvlarındaki detaylar, kıyafet ve aksesuar, bilhassa portre detaylarındaki karakteristik özelliklerin benzerlikleri değerlendirmeye alınmıştır. Demonların vücut hareketleri, mimikleri ve özellikle göz yapılarındaki benzerlikler de üzerinde durulan konulardan olmuştur. Bu dilsiz karakterlerin konusu, anlatmak istedikleri ve en önemlisi izleyiciye yansıyan duygu analizleri de makalenin kapsamını oluşturmaktadır. Duygusal ve fiziksel yönden analizleri, birbirinden farklı ve benzer yönleriyle tablolara ayrılarak anlatılmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/arsiv-belgelerine-gore-abdulfettah-efendi-imzali-hz-yusa-camii-kitabesi/", "text": "1814-1896 arası yaşayan ve saraya yakın çevrelerde çok iyi eğitim alan Abdülfettah Efendi yazının en önemli ve gözde çeşitleriyle ilgilenmiş, hattatlığı ile öne çıkmıştır. Bu kadar uzun zaman ve birçok padişah zamanında resmi vazife yapmış, tuğralar tertip edip çekmiş bir hattatın bilinen hayatı ve sanat çalışmaları yanında bilinmeyen yönlerinin araştırılması gerekmektedir. Son yıllarda yapılan tez çalışmaları, bilinmeyenlere ışık tutmaktadır. Arşiv belgeleri bilhassa Osmanlı'nın son zamanlarında yoğunlukla başvurabileceğimiz malumatlar içerir. Abdülfettah Efendi ile alakalı birçok yazışma, kaynaklarda henüz bulunmayan malumatı havidir. Bunların hepsinin değerlendirildiği bir makale ayrıca düşünülmelidir. Seçilen belgelerde, Yuşa Camii kitabesi için üç şairin hazırladığı ebcetle tarih düşürülmüş manzum metinler Saray'a yazılarak görüş sorulmuş, biri tercih edilerek Abdülfettah Efendi'nin yazması hususunda irade buyrulmuştur. Kitabedeki mevcut şiirin yazışmalardaki metinden daha uzun olması ve bir kelimenin de farklı geçirilmesi hususları değerlendirilmiştir. Bu yarışma tarzı seçimin, sanat tarihinin önemli konuları arasında yer alan bani-sanatkar ilişkileri çerçevesinde değerlendirilmesi ve belgelere dayanması önemlidir."} {"url": "http://laledergisi.com/asyadan-esen-bir-ruzgarcamiut-tevarih-minyaturlerindeki-hukumdarlar-tsmk-h-1653/", "text": "Orta Asya'dan Yakın Doğu'ya uzanan fetihler sonrası Moğol İmparatorluğunun bir kolu olan Hülagü komutasındaki İlhanlılar, İran'a hüküm sürmeye başlamış, İslam kültür tarihinde yeni bir dönemi başlatmışlardır. Oluşan bu yeni dönemle birlikte, form dilinde Orta Asya ve Uzak Doğu resim geleneklerine bağlı Moğol Üslubu adı altında yeni bir stil gelişir. Siyasi ve kültürel alanda önemli başarılara imza atan İlhanlı sarayının baş veziri Reşiddüddin Fazlullah-ı Hemedani, Gazan Han'ın isteği üzerine Moğol tarihini konu alan Camiu't-Tevarih adlı eserini yazmıştır. Bu eser modern anlamda ilk dünya tarihi olarak kabul edilir. Araştırmamızın amacı, TSMK H. 1653'te kayıtlı bulunan Camiu't-Tevarih adlı eserin hükümdar sahnelerinin tasarım ögeleri açısından incelenerek bu çalışmanın, sanat tarihi çerçevesinde ve güzel sanatlar alanında gelecek çalışmalar için kaynak teşkil etmesini sağlamaktır."} {"url": "http://laledergisi.com/ataturk-universitesi-guzel-sanatlar-fakultesi-geleneksel-turk-sanatlari-bolumu/", "text": "Sanatları Bölümü, Güzel Sanatlar Enstitüsüne bağlı yüksek lisans ve sanatta yeterlik programlarında öğrenci yetiştirmeye devam etmektedir."} {"url": "http://laledergisi.com/bala-sar-medresesine-ait-bir-geometrik-desenin-eksik-kisminin-tamamlanmasi-ve-yeni-sistemler-olusturma/", "text": "Makalede Orta Asya Modüler Sistem (Cromwell, 2012, s. 15) arasında gösterilen bir öz-benzer yani iki seviyeli (Bonner, 2002, s. 8) bir geometrik desenin oluşumu ve özellikleri ele alınacaktır. CAMS olarak gruplandırılan sistem Orta Asya'da, Büyük Selçuklu dönemi İran'da ve oradan da Anadolu'ya aktarılan erken İslami geometrik desen oluşumlarını içerir. Bu erken modüler sisteme kısaca değindikten sonra iki seviyeli geometrik tasarımlar olan öz-benzer tasarımların özellikleri Bala-sar Medresesi'nde bulunan bir desen üzerinden anlatılacaktır. Örnek olarak ele aldığımız Bala-sar Medresesi'ndeki tasarımda aslında iki seviyeli uygulamanın varlığı açık olarak görülmemektedir. Tasarım artı işareti içinde tamamlanmış ve bu haliyle bitmiş gibidir. Geometrik desene analiz yapılarak sistemli bir çalışılma neticesi bu tasarımın öz-benzer özelliklere sahip olduğu ispatlanabilir. poligonal yapısının, desenin üretim metodunu ortaya koymak için önemli bir rol üstlendiğine de işaret edilecektir. Ayrıca tasarımın adeta anatomisi yapılarak sistematik bir şekilde tekrar eden parçaların varlığına işaret edilecek ve bu parçaların kullanımı ile yeni tasarımlar oluşturulacaktır."} {"url": "http://laledergisi.com/bati-uygarliginin-kisa-tarihi/", "text": "John B. Harrison, Richard E. Sullivan, Batı Uygarlığının Kısa Tarihi, A Short History of Western Civilization, Aslından çeviren: Sadettin Ökten, Kent Merkezi Derneği Yayınları, 2017, İstanbul. Son yıllarda medeniyet araştırmalarına artan ilgi bu alanda kaynak eserlerin kaleme alınmasını ya da var olan eserlerin çevirisinin yapılmasını sağlamıştır. Derinlikli ve alabildiğine geniş kapsama sahip medeniyet tarihi, farklı toplumlarda farklı gelişmelerle vücut bulmuş; kimi kaynaklarda tarihsel süreci içinde değerlendirilirken kimilerinde bölgelere ayrılarak işlenmiştir. John B. Harrison ve Richard E. Sullian'ın yazdığı, çevirisini Sadettin Ökten'in yaptığı A Short History of Western Civilization kitabı ise orta dereceli okullarda ve üniversitelerde genel kültür amaçlı ya da beşeri bilimlere ait Batı Uygarlığı derslerine kaynaklık etmesi için kaleme alınmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/beykoz-cam-ve-billur-muzesi/", "text": "Beykoz Cam ve Billur Müzesi, adını Osmanlı Dönemi'nde bu semtte kurulan ve devrinin en önemli cam fabrikası olan Beykoz Cam ve Billurat Fabrika-i Hümayunu'ndan almaktadır. Müzenin arazisi yaklaşık 360 dönümdür. Müzenin tarihi binası ise Mısır Hidivi İsmail Paşa'nın kapı kethüdası olan ve Sultan Abdülaziz tarafından paşalık rütbesi verilerek vezirliğe kadar yükseltilen Abraham Paşa tarafından yaptırılmıştır. Abraham Paşa, 1837 yılında İstanbul'da doğmuştur. Paris'te College Sainte-Barbe'dan mezun olan Paşa, Türkçe, İtalyanca, Ermenice ve Fransızca bilmektedir. Çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş, İstanbul hayatı içinde parlak kişiliğiyle ünlenmiştir. Abraham Paşa'nın yaptırdığı yapılardan günümüze kalan ahır binası, Milli Saraylar Başkanlığı tarafından restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür. 19. yüzyılın mimari özelliklerini taşıyan bina, U planlı bir düzenleme içinde avluyu kuşatan benzer mekanların çoğaltılmasına dayanan modüler bir yapı olup cepheleri alt katta yuvarlak kemer açıklıklarıyla hareketlendirilmiştir. Taş örgüsü ve görkemli yapısıyla özgün müze mekanları sunmaktadır. Tematik olarak düzenlenen müze 12 bölümde Türk cam sanatının gelişiminin ve Avrupa camlarının sergilendiği, Türkiye'nin ilk ve en zengin cam müzesi olmasıyla büyük bir öneme ve değere sahiptir."} {"url": "http://laledergisi.com/beysehir-esrefoglu-camii-tackapisinin-ozgun-bezemeleri/", "text": "Eşrefoğlu Camii, kaynağı Orta Asya'ya dayanan ahşap direkli ve tavanlı cami geleneğinin Anadolu'da özgün kalabilen nadide bir örneğidir. 1299 tarihli yapı, mimari kurulumu yanı sıra, taş, ahşap, çini ve kalemişi bezemeleriyle de zengin bir sanat geleneğinin temsilcisidir. Caminin taçkapısı, taşıdığı motif ve kompozisyon çeşitliliğiyle Anadolu Selçuklu taş işçiliğinin zengin bir örneğini oluşturur. Zaman içinde çeşitli restorasyonlar geçiren taçkapının özgün halini koruyan bezemeleri, bu makalenin konusunu oluşturmaktadır. Makalede taçkapının bezemeleri; motif ve kompozisyon özellikleri, işleme tekniği ve restorasyon uygulamalarının niteliği bakımından detaylı bir şekilde incelenecektir. Bu çalışmayla taçkapının özgün bezemelerini belgelemek ve restorasyon çalışmalarıyla ilave edilen hatalı unsurları tespit ederek özgünlüğünü korumaya katkıda bulunmak amaçlanmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/bir-kazasker-mustafa-izzet-efendi-saheseri-delailul-hayrat/", "text": "Kur'an- Kerim'den sonra en çok yazılan ve okunan kita- pların başında Dela'ilü'l-Hayrat gelmektedir. Hz. Mu- hammed için okunan ve salavat denilen duaları içeren kitap, Türkler arasında daha çok Dela'il-i Şerif, Dela'il-i Hayrat ve Dela'il olarak bilinir. Risalenin tam adı Dela'ilü'l- Hayrat ve Şevariku'l-envar fi zikri'ş-salat'ale'nnebiyyi'l-mu- htar'dır. Dela'il, fıkıh ve tasavvuf alimi Şeyh Ebu Abdullah Muhammed b. Süleyman el-Cezuli tarafından derlenmiştir. Bu eserlerden biri de Kazasker Mustafa İzzet Efendi (1801- 1876) tarafından 1835 M. tarihinde ta'lik hattıyla yazılıp, Esseyyid Mehmed Salih efendi tarafından tezhiplenmiş olan Dela'ilü'l-Hayratdır. Bir hat ve tezhip şaheseri olan bu eser A 5559 envanter numarası ile İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'ne kayıtlıdır."} {"url": "http://laledergisi.com/bursa-celebi-mehmed-yesil-camii-kalemisleri/", "text": "Günümüzde zaviyeli camiler grubunda incelediğimiz Bursa Yeşil Cami, kuzey ve güney ekseninde peş peşe iki kubbe ve yanlarında eyvanlardan ibarettir. Yapılışında farklı amaçlar da olduğunu düşündüğümüz caminin cümle kapısı üstünde, yan kanatlarında iki adet kitabesi vardır. Bu kitabeden caminin 822 Zilhiccesinde (M.1419) bittiği ve resmini çizen, işi tanzim eden ve usulleri koyanın da Ahi Beyazıt oğlu Hacı İvaz Paşa olduğu anlaşılmaktadır (AYVERDİ, 1971, s.79). Caminin banisi Sultan Çelebi Mehmet 1421 yılında 32 yaşında iken vefat etmiştir. Yapı bütün tezyinatı ile 1424 yılında II. Murat tarafından tamamlanmıştır. Yapı tezyinatının taş oyma kompozisyonları, muhteşem çinilerin desenleri, ahşap kapı ve pencere kanatlarındaki nakışların biçimsel beraberlikleri hem motiflerin detaylarında hem de ana hatları oluşturan desen tasarımlarında görülmektedir. Bu eşsiz güzellikteki sanatların desen tasarımlarının bir üslup birliği içinde hazırlandığı açıkça bellidir. Konumuz olan sıva üstü kalemişlerinin tekniğinden dolayı diğer sanatlardaki gibi aslını muhafaza ederek günümüze ulaşmaması üzücüdür. Caminin mimarisinin önüne geçen tezyinatının farklı malzeme ve tekniklerdeki olağanüstü çalışmalarının sanatkar imzaları herhalde sadece bu eser için geçerlidir. A. Süheyl Ünver hocamızın 1955'te hazırladığı Yeşil Türbesi Nakışları kitabında kendisine mecnun denilecek kadar kaşi sanatına meftun Mehmet Usta'nın (ÜNVER, 1955, s.10) müthiş çalışmaları için 20. yy büyük çini üstadı merhum dostum Faik Kırımlı'nın da bana bu çinilerin en üstün çiniler olduğunu söylemiş olduğunu belirtmek isterim. Yeşil Cami'nin adı ve asıl şöhreti inanılmaz kalite ve zenginlikteki çini kaplamalarından gelir. Osmanlı çini sanatı burada muhteşem bir üslup halinde ortaya çıkar (ASLANAPA, 1986, s.45)."} {"url": "http://laledergisi.com/canakkale-onsekiz-mart-universitesi-guzel-sanatlar-fakultesi-geleneksel-turk-sanatlari-bolumu/", "text": "Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesindeki Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, 2001 yılında eğitim-öğretime başlamıştır. Halen Terzioğlu Yerleşkesinde eğitim- öğretime devam etmektedir. Fakültemizde bulunan bölümlere girmek isteyen öğrenciler her eğitim-öğretim yılı başında yapılan yetenek sınavına, Yükseköğretim Kurumları Sınavı Temel Yeterlilik Testi baraj puanını geçerek başvurabilmektedir. Yetenek sınavları ile ilgili bilgiler, fakültemizin internet sitesinden duyurulmaktadır. Geleneksel Türk Sanatları Ana Sanat Dalı olarak eğitim veren bölümümüzde öğrenciler, ilk üç yarıyıl zorunlu olan geleneksel Türk sanatları desenleri, hat sanatı, tezhip sanatı, geleneksel Türk tekstil sanatları, sıraltı fırça bezeme, çini üretimi derslerinin yanında geleneksel Türk sanatları ve genel sanat tarihi, temel sanat, Osmanlı Türkçesi gibi uygulamalı ve teorik dersler alarak geleneksel Türk sanatları hakkında bilgi ve tecrübe edinirler. Dördüncü yarıyılda, bölümün bünyesinde bulunan çini, tezhip, hat ve geleneksel Türk tekstil sanatı alanlarından birine yoğunlaşarak tek alanda uzmanlaşabildikleri gibi farklı disiplinleri birleştirebilme imkanına da sahip olurlar. Öğrencilerin alan uzmanlık derslerini, seçtikleri alanların yanı sıra çini restorasyon, minyatür, sürdürülebilir tasarım, kültürel miras gibi seçmeli derslerle destekleyerek geleneksel Türk sanatlarının tüm alanlarından bilgi sahibi ve uygulayıcısı olarak mezun olmaları hedeflenmektedir. Öğrencilerin tasarım, şekillendirme ve görsel algılama yeteneklerinin geliştirilmesinin yanı sıra, geleneksel Türk sanatları tarihi, Türk İslam sanatları ve tarihi, İslamiyet'ten önce Türk sanatları, mitoloji, kariyer planlama gibi derslerle de teorik bilgi edinimleri ön planda tutulmaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/cini-sanatinda-monokrom-tasarim-onerileri/", "text": "Çini sanatı, sırsız seramiklerden başlayıp, farklı tekniklerle devam etmiş, desen ve motiflerle bezenerek kendi alanında oldukça önemli gelişmeler kaydetmiş tarihi bir sanattır. İlk çıkısından itibaren binaların yüzeylerini ve iç mekanları süsleyerek, kullanıldığı ortamlara ferahlık ve zenginlik kazandırmış olan çini, evani olarak da uygulanmıştır. Sultanların, devlet erkanının rağbet ettiği, ziyaretçilerine hediye etmek üzere özel üretimler yaptırmış oldukları görülmektedir. Her sanatın kendine has incelikleri olduğu gibi, bu sanatında ince noktaları bulunmaktadır. UNESCO tarafından yaşayan insan hazinesi seçilen çini sanatçısı Mehmet Gürsoy; Hangi sanatçı yaptığı eseri ateşlere atar ve sabırla pişmesini bekler derken, bu sanatın zor, sabır gerektiren ve sürprizlerle dolu olduğundan bahsetmiştir. Günümüzde gelenekselden beslenen sanatçı; yaşadığı yüzyıl, yeni arayışlar, sanata kendi bakış açısının da katılmasıyla yeni tasarımlar ve uygulamalar oluşturmuş, kullanılan renklerin ve tekniklerin dışına çıkmaya başlamıştır. Bu çalışmada, sanatçının siyah ve beyaz ile sade ve derin anlatımı, aynı zamanda yeni motiflerle de çini sanatına katkı yaptığı özgün eserleri incelenecektir."} {"url": "http://laledergisi.com/cumhuriyet-devrinin-unutulmus-bir-sanatkari-sami-necmeddin/", "text": "görüp de inceleme imkanı bulanlar tarafından doğru yolda girişimler için çalışılmıştır. Kütüphanesi'ndeki değerli el yazmalarını incelemeleri sırasında, hocasının görüşlerini kaydederek bugünlere aktarması, sanat tarihi açısından ehemmiyet taşımaktadır. Eskizlerinin kenarına koyduğu notlar yardımıyla tesbit edebildiğimiz eserleri ve çeşitli denemeleri, araştırmaları burada yer almaktadır. Zira, tezhip sanatı için yaşadığı bu kısa yıllar çok önem taşımaktadır. Birçok yeniliğin ve klasik kurallara dönüşün başlangıcını bu yıllarda bulmaktayız."} {"url": "http://laledergisi.com/dile-gelen-sanat/", "text": "Bilindiği gibi medeniyetlerin uzun ömürlü olması, ilerleyen bilim ve teknolojinin yanında, milli kültüre sahip çıkmakla mümkündür. Sanat ise kültürün atar damarı, medeniyetin temel taşıdır. İnsanlık ulaştığı değerleri, sanat vasıtasıyla gözler önüne sererek medeniyetlere hayat ve güç kazandırır. Çünkü hiçbir şey, bir milletin sanatı kadar o milletin ruhunu, ideallerini, mazisini -tek kelimeyle medeniyetini- ifade edemez. Bu bakımdan sanata, her devirde ve konuda ihtiyaç duyulmuştur. Bu niteliğinden dolayı sanat, en etkili iletişim aracı ve anlatış üslubu olup, başlı başına güçlü bir dildir. Anlatılan sanatkarın iç ve dış dünyasıdır. Sanatkar, yaşadığı dünyayı gönül gözü ile seyrederken hissettiklerinden, düşüncelerinden veya hayatında iz bırakan olaylardan zihnine sıçrayan bir kıvılcımla gönlünü tutuşturur; adeta sahibini esir alır. Bu coşku içinde başlayan çalışma gönül ateşinde pişerek olgunlaşır ve neticede sanat eseri olarak topluma sunulur. Çünkü sanatkar, içinde bulunduğu duygu yoğunluğunu paylaşmak ihtiyacı duyar. Bu arzusunun ilk muhatabı, gene bizzat kendisidir. Bu bir kabz halidir; tıpkı doğum sancısı çeken bir anne adayının durumu gibi. Sanatkar da eserini eline alıncaya kadar tatlı bir bekleyiş ve sancılı bir devre yaşar. Sonunda duygularını dizginleyerek büyük bir istek ve heyecan içinde engelleri aşıp, eserine kavuşur. Böylece zihinde başlayan bu tanışma gönlün, yeteneklerin, aklın ve bilginin iştirakı ile şekillenerek taslak halinde kağıda aktarılır. Demlenme süresinde son şeklini alıncaya kadar olgunlaşmayı sürdürür ve işlenerek eser halini alır. Kalbi olduğu kadar bedeni de hissedilen bu tatlı yorgunluk, eserine kavuşan sanatkarı rahatlatmıştır. İşte bu da bir bast halidir."} {"url": "http://laledergisi.com/dokuz-eylul-universitesi-guzel-sanatlar-fakultesi-geleneksel-turk-sanatlari-bolumu/", "text": "Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesinde kurulan Geleneksel Türk Sanatları Bölümü, Türkiye'deki üniversiteler içerisinde, geleneksel sanatlar alanında eğitim veren ilk bölümler arasında yer almaktadır. Bölümün kuruluş tarihçesi, kuruluş amacına da ışık tutmaktadır. Türkiye'de 1970'li yıllara kadar Geleneksel Türk Sanatları alanında yapılan eğitim, yayın, koruma ve restorasyon konularındaki yetersizlikler, Ege Üniversitesi'nde o yıllarda görev yapan sayın Neriman Görgünay, Ali Sürür, Ayten Sürür ve İsmail Öztürk gibi öğretim elemanlarını bu konular üzerinde düşünmeye ve girişimde bulunmaya itmiştir. Daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi'ne geçecek olan Güzel Sanatlar Fakültesi'nin, Ege Üniversitesi'ne bağlı olduğu dönemde, Tekstil Bölümü öğretim elemanları öncülüğünde Anadolu El Sanatları Araştırma Enstitüsü'nün kurulması için 1977 yılında öneride bulunulmuştur. Üniversite Rektörlüğü, Enstitü'nün kurulmasını 26.4.1977 günü Senato kararı ile kararlaştırılmıştır. 1979 yılında Enstitüsü Yönetmeliği onaylanmış ve Türkiye'de o dönem el sanatları alanında eksikliği görülen konularda çalışma yapmak için Enstitünün amaçları belirlenmiştir. Anadolu El Sanatları Enstitüsü, ilk etkinliğini 18-21 Kasım 1981 tarihleri arasında I. Ulusal El Sanatları Sempozyumu'nu gerçekleştirerek yapmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/dokuzuncu-tapinak-ve-pranidhi-sahnelerinde-buda-tasviri/", "text": "Orhun Kitabeleri'nde, 717 yılında adı geçen Uygurlar, yerleşik hayata geçen ilk Türk topluluğudur ve Uygur sanatı bu yüzden Türk sanat tarihinde özgün bir yere sahiptir. 745'te Göktürk hakimiyetini yıkarak, Ötüken'de devlet kuran Uygurlar, yaklaşık yüz yıl kadar süren bir gelişmeden sonra bir kısmı Turfan Uygurları diğer kısmı Sarı Uygurlar olarak ayrıldılar ve bugün Sincan Özerk Bölgesi'nde, Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içinde yaşamaktadırlar. Bezeklik Bin Buda Külliyesi, Murtuk Vadisi'nde kayalara oyulmuş kırk tapınaktan oluşmuştur. Kumda gömülü halde bulunan Bezeklik tapınaklarının da bulunduğu bu alan, devrin önemli tarihini gözler önüne sermektedir. Burada Buda dinine adanmış heykel ve freskolar yer almaktadır. Alman arkeolog Albert von Le Coq'un 20. yüzyılda yapmış olduğu bu kazılar sonucunda, gün ışığına çıkartılan 9. tapınak ve içindeki on üç sunum sahnesi, 9. ve 13. yüzyıllar arasına tarihlendirilmiştir."} {"url": "http://laledergisi.com/dunyanin-en-buyuk-yazilari-ayasofyanin-celileri/", "text": "Ayasofya'nın iç mekanına bambaşka bir güzellik katan büyük levhaların yerinde daha önceleri, 17. yüzyıl hattatlarından Teknecizade İbrahim Efendi (ö. 1688) tarafından yazılmış ve yine büyük boyda celi sülüs yazılar mevcuttu. Bu yazıların Ayvansarayi'nin Hadikatü'l-cevami adlı eserinde 1650'de yazıldığı bilgisi mevcuttur."} {"url": "http://laledergisi.com/ege-universitesi-kagit-ve-kitap-sanatlari-muzesi/", "text": "12 Aralık 2012'de Ege Üniversitesine kazandırılan Kağıt ve Kitap Sanatları Müzesi, dünya kültür tarihinin son iki bin yılının vazgeçilmez demirbaşları kağıt ve kitabın uzun soluklu yolculuğunu farklı kültürlerden örneklerle ziyaretçilere sunmaktadır. Bilgi ve görselleriyle her eğitim düzeyindeki öğrenciye seslenen müze, Türkiye'de ilk olmasının yanı sıra konunun bu boyut ve zenginlikte ele alındığı bir üniversite müzesi olarak da uluslararası alanda benzersiz konuma sahiptir. Ege Üniversitesine bağlı eski Levanten köşklerinden 19. yüzyılın Ballian Konutunda kurulan müzede bine yakın obje kişi, kurum ve sanatçıların bağışlarıyla bir araya getirilmiştir. Kağıdın üretiminden sanat eserine vardığı noktaya kadar çok çeşitli aşamalardan örneklerin sergilendiği müzenin giriş katında el yapımı kağıt üretimi demo odası, organik yazı malzemeleri, dünya renkli kağıtları, günümüz renkli kağıt sanatçıları, modern kağıt sanatı bölümleri; üst katındaysa kitap sanatları, exlibris, matbaa, sanatçı kitapları, çocuk kitapları, kitap biçimleri, kitaplardaki ustalar, baskı teknikleri, minyatür kitaplar ve tipografi bölümleri yer almaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/ehl-i-hiref-i-hassa-sanatkarlari-iii-mehmed-donemi-1596-1601/", "text": "üç bölüme ayrılan bu kitap, ilk bölümde dönemin siyasi ortamı ile teşkilat yapısını ele alırken, takip eden bölümlerde teşkilat sistemi kapsamında tutulan belge ve verilere ait detaylar sunarak döneme ait izleri görünür hale getiriyor."} {"url": "http://laledergisi.com/fourteen-pointed-star-techniques-in-sungurbey-mosque-bayezid-mosque-and-a-unique-design-in-suleymaniye-mosque/", "text": "This article will be tackling two different fourteen-pointed star patterns and the formation of a particular application containing a fourteen-pointed star all of which are located in Sungurbey Mosque, Bayezid Mosque and Süleymaniye Mosque. First two designs are in accordance with the production method introduced by Bonner and Pelletier. However, the design on the interior ceiling of the shadırvan in the Süleymaniye mosque seems to deviate this method. In this article we will explain in detail the principles of the formation of this design and the steps to be taken to accommodate it to the methodology introduced in the aforementioned article. anlatılan metodolojiye uyum sağlamak için atılacak adımları ayrıntılı olarak açıklayacağız."} {"url": "http://laledergisi.com/gelenekli-sanatlar-muzesi/", "text": "Türkiye Milli Kültür Vakfı ; aziz ve necip Türk milletinin asırlardan beri hasretini çektiği birliğin ve refahın temini ile layık olduğu medeni seviyeye yükselebilmesine kendilerini hasredecek bilgili ve faziletli nesiller yetiştirmek maksadıyla, 1969 yılında dönemin önemli siyaset, iş, fikir insanları ve akademisyenlerinin bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Türkiye'nin tarihi geçmişi ve kültürüyle bağı koparmadan geleceği inşa etmek adına 54 yıllık süre zarfında sosyal ve kültürel çalkantılarla, siyasi ve iktisadi buhranlar içerisinde varlığını devam ettirerek bugünlere gelen Türkiye Milli Kültür Vakfı, memleketimizde sayısız hizmetleri bulunan birçok bilim insanı, akademisyen, siyasetçi, iş insanı ve yöneticinin yetişmesine vesile oldu. Çalışmalarımızı aynı şevk ve heyecan ile kökü mazide, dalları geleceğe uzanmış, milletine hizmet etmenin mutluluğu ile sürdürüyoruz."} {"url": "http://laledergisi.com/geleneksel-sanatlar-dernegi-kultur-sanat-ve-medeniyet-yayinlari/", "text": "Geleneksel Sanatlar Derneği, kurulduğu yıldan bu yana; kültür, sanat ve medeniyet alanında yaptığı geleneksel sanatlara dair çalışmaların yanı sıra, çıkardığı yayınlarla da geçmişten geleceğe kapı açmak gayretindedir. Birçok uygarlığın beşiği olan Anadolu'da, Türklerin yerleşmesiyle varlıklarını yeni bir kültürel sentez içinde sürdüren uygarlıkların, topraklarımıza bıraktıkları mirası tanıtmak amacını güden çalışmaları ve günümüz İstanbul'una dair yayınları bulunmaktadır. Projelerini; farklı bakış açıları ve yenilikçi yaklaşımlarla, konunun uzmanları olan akademisyen ve sanatçılarla çalışarak hayata geçiren 'Geleneksel Sanatlar Derneği' 2007 yılından günümüze aynı ekolü benimseyerek hazırladığı 40'tan fazla yayına imza atmıştır. Bu yayınlar hayata geçirilen projelerin somut çıktıları, kataloglar, akademisyen ve sanatçılar ile yürütülen geleneksel sanatlara dair yayınlar, sanatçı biyografileri ve geleneksel sanatlar bibliyografilerinden oluşmaktadır. 2002 tarihinde düzenlediği etkinlikte sergilenen eserlerden oluşmaktadır. araya getiren sempozyum çıktıları yayın haline getirilmiştir. Geleneksel Sanatlar Derneği'nin katkıları ile hat tarihinde bir ilk olan yayın, sergilenen 34 hattatın 99 eserinden oluşmaktadır. 2009 yılında uzmanların ve sanatçıların sunumlarıyla düzenlenmiştir.. anlamda kaynak olabilecek bir eser sanat dünyasına kazandırıldı. geçmişlerinin, iletişim ve atölye bilgilerinin yer aldığı bir kitap hazırlandı. oluşan derlemeyi Minyatür Buluşması adıyla katalog olarak yayımladık. olmak üzere iki ayrı kitap yayımlanmıştır. Büyükşehir Belediyesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ve T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleriyle hazırlanmıştır. sonunda dereceye giren 29 eserden oluşan 'Geleceğin Ustaları' kataloğu yayımlanmıştır. Mülayim'e armağan olarak hazırlanan kitapta, Mülayim'in arkeolojik bilgisi, sanat tarihi birikimi ve renkli kişiliği makalelerle ele alınmıştır. editörlüğünü, Doç. Dr. Aziz Doğanay üstlenmiştir. İrem bağı gibi diye tasvir edilen Osmanlı Hasbahçeleri'nden, pencere önlerine, bir araya getirilmesi ile bir ilk özelliği taşımaktadır. uzun yıllar süren çalışmalar sonucu kültür dünyasına kazandırılmıştır. Osmanlı ve İslam sanat tarihi alanında yüz yirminin üzerinde eser kazandırmış, Ebru sanatına çağdaş bir yorum getiren Feride Dayanç'ın eserlerinden oluşan, sergilenmiş bu eserler daha sonra bir araya getirilerek katalog haline getirilmiştir. ile atölyelerin envanterinin çıkarılması projesi ile başlayan serüvenin, Türkiye'nin Ustaları Marmara Bölgesi' Marmara Bölgesindeki illerde yaşayan, 2017 yılında Türkçe, Arapça ve İngilizce dil seçenekleriyle yayımlanmıştır. günümüze uygun anlayışla anlatmak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır. amacıyla büyük emek ve çaba sarf edildi. ile Zaman dizinine yer vermektedir. 300 sayfadan oluşan eserde ayrıca Kitaplar, Derneği katkılarıyla Lale Yayıncılık tarafından yayımlanmıştır. kültür, Türk bahçe sanatının da önemli bir belirleyicisi olmuştur."} {"url": "http://laledergisi.com/geleneksel-sanatlar-dernegi/", "text": "- Dernek faaliyetlerimize ve duyurularımıza yer verdiğimiz org - 2006 yılından bu yana geleneksel sanatlar alanında verilen Gümüş Lale Ödüllerine yer verdiğimiz gumuslale. org - İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti kapsamında İstanbul'da yaşayan ve üretim yapan geleneksel sanatlar ve el sanatları alanlarındaki ustaların ve atölyelerin envanterinin yer aldığı istanbulunustalari. com - Geleneksel sanatlarımıza bir ömür hizmet etmiş sanatçı ve akademisyenlere bir vefa borcu olarak düzenlenen anma programlarını içeren gelenegevefa. org web sitelerini barındırmaktadır. - Geleneksel sanatlar envanter çalışması olan ve Marmara Bölgesi tamamlanan www. turkiyeninustalari. org - Yapı Kredi Sanat Loca'da düzenlenen Gelenek Sanat Konuşmaları kapsamındaki etkinlikler: - Hat Sanatında Terminoloji Prof. Uğur Derman, Doç. Dr. Fatih Özkafa (23.11.2018) - Geleneksel Sanatlarda Malzeme Bilgisi ve Teknoloji Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu, Ömer Faruk Dere (19.12.2018) - Geleneksel Sanatlarda Akademik Eğitim ve Usta Çırak İlişkisi (21.02.2019) - İslam Sanatında Geometrik Desenler Serap İkizler Sönmez (21.03.2019) - Koleksiyonerlik Raffi Portakal, Murat Kılıç (18.04.2019) - Pera Müzesi'nde düzenlenen Geleneksel Sanatlarda Terminoloji kapsamındaki etkinlikler: - Tezhip Sanatında Terminoloji Prof. Dr. Çiçek Derman, Prof. Dr. Faruk Taşkale (25.12.2018) - Kitap Sanatı ve Minyatürde Terminoloji Dr. Lale Uluç (15.01.2019) - Cilt Sanatında Terminoloji Prof. Dr. Sacit Açıkgözoğlu, Gürcan Mavili (19.02.2019) - Ebru Sanatında Terminoloji Alparslan Babaoğlu (12.03.2019) - Geleneksel Sanatlarda Telif Hakları Av. Dr. Cahit Suluk (03.04.2019) - Çini Sanatında Terminoloji Dr. Latife Aktan Özel, Nazan Ilgaz (16.04.2019) Geleneksel Sanatlar Derneği; ömürlerini geleneksel sanatlarımıza vakfetmiş, bu sanatlarımızın yaşatılması, geliştirilmesi ve tanıtılmasına katkıda bulunmuş, yeni arayışlarla zenginleştirmiş şahsiyetlere 2006 yılından itibaren Gümüş Lale Ödülü vermektedir. Gümüş Lale Ödülü ilk kez 2006 yılında düzenlenen Ebru Günleri kapsamında Hikmet Barutçugil'e verildi. Daha sonra sırasıyla 2007'de düzenlenen Hüsn-i Hat Buluşmaları kapsamında Hasan Çelebi'ye, 2009'da düzenlenen Tezhip Buluşması kapsamında Cahide Keskiner'e, 2011'de düzenlenen Minyatür Buluşması kapsamında Nurhan Atasoy'a, 2012'de düzenlenen Cilt Buluşması kapsamında İslam Seçen'e, 2017'de düzenlenen Türkiyenin Ustaları Marmara Bölgesi tanıtım programı kapsamında Ülker Erke'ye ve 2019'da Topkapı Sarayı'nda düzenlenen törenle Dr. Filiz Çağman'a Gümüş Lale Ödülü takdim edildi."} {"url": "http://laledergisi.com/geleneksel-turk-ebru-sanatina-alayli-bir-bakis/", "text": "Toplumların duygularını, düşüncelerini, ihtiyaçlarını, kültürünü, kimliğini belgelendiren en önemli unsurlar arasında görülen geleneksel sanatlar, çok iyi bir yere sahiptir. Geleneksel sanatlar her daim toplumların kültürlerini, geçmişin bilgi hafızasını, yeniliğini, farklılığını, geçmişin duygu ve düşüncelerini taşıyan bir unsur olmuştur. Geleneksel sanatlarımızdan olan ebru sanatı, yüzyılların sözlü ve pratik uygulamalarını, geleneksel usta-çırak yöntemiyle yüz yıllar öncesinden alıp yüz yıllar sonrasına taşıma gayreti ile dikkat çekmektedir. Ebru sanatının su üzerinde icra edilmesi, eser çıktısının hızlı olması, pozitif etkileri, usta çırak yöntemi, ebru sanatının evrensel bir sanat olma mücadelesi diğer geleneksel sanatlara göre farklı bir kulvarda olduğunun adeta bir göstergesi niteliğindedir. Ebru sanatı, geleneksel Türk sanatları içinde, dünyada en çok tanınan sanat olma unvanını almış; farklılıkları ve güzellikleri ile de ülkemize güzel nitelikler kazandırmıştır. Bu nedenle de bu kıymetli sanatın akademik ortamlara taşınması, gelecek kuşaklara aktarılması gerekmektedir."} {"url": "http://laledergisi.com/hat-sanatinda-egitim-ve-mesk/", "text": "Hat sanatının eğitimi benzer plastik sanatlara nazaran oldukça uzun bir süreç gerektirir. Öncelikle harflerin anatomik yapısının ve kompozisyon kurallarının iyice kavranması gerekmektedir. Bunun için hat öğrenmeye başlayan bir kişi dua niteliğindeki 'Rabbi Yessir' denilen başlangıç yazısı ile eğitimine başlar. Bu yazının eğitimi oldukça uzun sürebilir. Buradaki maksat, talebenin sabrının ölçülmesi ve gerçek eğitim için alt yapının oluşturulmasıdır. Her sanat dalında gerekli olan ilgi ve sevginin mevcudiyeti bu dönemde ortaya çıkar ve gerekli sabrı gösteremeyenler elenerek hocanın boşuna vakit harcamasının önüne geçilmiş olur. Bu zorlu ilk aşamayı geçenler müfredat ve mürekkebat meşklerini tamamlayarak diploma niteliğindeki 'icazetname'yi almaya hak kazanırlar. Ancak hattatın eğitimi bu diplomadan sonra da devam ederek bir ömür boyu sürer."} {"url": "http://laledergisi.com/hat-ve-tezhip-sanatlarinda-esmauun-nebi/", "text": "Arapça'da ism'in çoğulu esma, isimler, adlar anlamına gelmektedir (Ayverdi, 2016, s. 353). Arapça neb', haber vermekten nebi ''Tanrı buyruğunu kullara bildiren kimse anlamındadır '' (Ayverdi, 2016, s. 921). Esmaü'n- Nebi ya da Esma-i Nebi, Hz. Peygamber'in Kur'an'da, diğer mukaddes kitaplarda ve hadislerde geçen isimlerine ilaveten ashabın onun için kullandığı, onu vasfetmek için zikredilmiş isim, sıfat ve künyeleri ihtiva etmektedir. İsimlerin çoğunun nesnel anlamları vardır. Büyük bir kısmı da özellik ve sıfatları ihtiva eder. Hat Sanatında Esmaü'n Nebi'nin görüldüğü alanların başında Dela'ilü'l-Hayrat'lar, En'am-ı Şerif'ler, Hilye-i Şerifeler ve müstakil levhalar gelir. Hz. Peygamber'in isimleri bu eserlerde çeşitli terkiplerde yazılmış ve bu eserlerin yazıldıkları dönemlerin tezhip özelliklerine göre tezyin edilmişlerdir. Günümüzde ise Hz. Peygamber'in isimleri çoğunlukla müstakil ya da birçok ismin bir arada tasarlandığı hat levhaları şeklinde yazılıp tezhiplenmektedir."} {"url": "http://laledergisi.com/hattat-mehmet-sakire-ait-enam-i-serifin-muhtevasi-ve-yazma-kitap-sanatlari-acisindan-incelenmesi/", "text": "İslam medeniyetinde Kur'an-ı Kerim'in nüzulü ve akabinde kitap haline getirilmesi yazının ve kitap sanatlarının gelişimi açısından oldukça önem arz etmektedir. Yazının sanat boyutuna ulaşması, yazıyı süslemek ve muhafaza etmek hasebiyle etrafında başka sanatların da gelişmesine yol açmıştır. Tezhip, ebru ve cilt sanatı başlıca söyleyebileceğimiz örneklerdendir. Kur'an-ı Kerim'in içerisinde çok okunan ayet ve sureler sanatkarlar tarafından yazılıp süslenerek farklı dua mecmualarının oluşmasına sebep olmuştur. Bunlar En'am-ı Şerif, Evrad-ı Şerif ve Dela il-i Hayrat diye isimlendirilen yazma kitaplardır. Bu eserler günümüzde özel koleksiyonlarda, müze ve arşivlerde muhafaza edilmektedir. Henüz gün yüzüne çıkarılıp araştırılmamış çoğu eser zikrettiğimiz alanların vitrin ve raflarında incelenmeyi beklemektedir. Bu makalede, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Kitap ve Hat Koleksiyonu'nda mevcut olan Hattat Mehmet Şakir'e ait bir En'am-ı Şerifi (Env. Nr:101-0183), yazma kitap sanatları ve muhtevası açısından inceleyerek, eser üzerinden bu dua mecmuaları tanıtılmaya çalışılmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/hz-muhammedin-ozelliklerinin-yazi-ile-anlatimi-hilye-i-serifeler/", "text": "Müslüman sanatkarlar, kutsal kişilerin resimlerini yapmaktan kaçınmışlardır. Dolayısıyla, Hz. Muhammed'in resmini yapmaya birkaç minyatür dışında hiçbir sanatkar cesaret edememiş ve gerek duymamıştır. Hz. Muhammed'i tasvir eden minyatürlerde de yüzü, peçe ile örtülü bir şekilde resmedilmiştir. Sanatkarlar gerektiğinde O'nu tanıyanların ve görenlerin tariflerinden yola çıkarak Hz. Muhammed'in özelliklerini yazıyla anlatma yoluna gitmişlerdir. Hilye Arapça bir kelimedir ve süs, ziynet, cevher, güzel sıfatlar, güzel yüz gibi anlamlara gelmektedir. Hilye-i şerif, hilye-i nebevi, hilye-i saadet, ve hilye-i şerife gibi isimlerle de anılmaktadır. İslam edebiyatı ve hat sanatında Hz. Muhammed'in fiziksel, insani ve ahlaki özelliklerini, tavır ve hareketlerini anlatan eserlere verilen isimdir. Hz. Muhammed, kızı Hz. Fatıma'nın, bir daha yüzünü göremeyeceği endişesini dile getirmesi üzerine damadı Hz. Ali'ye Hilyemi yaz; benden sonra onu gören, beni görmüş gibi olur demiştir. Hat sanatında nesih yazısına yön veren Hattat Hafız Osman'ın (1642-1698) levha olarak tasarlayıp yazdığı bu metin, günümüze kadar hattatların en çok tercih edip yazdıkları hilye formu olarak benimsenmiştir."} {"url": "http://laledergisi.com/islam-medeniyeti-ve-bu-medeniyetin-onculeri/", "text": "İslam Medeniyeti bir vahiy medeniyeti olarak kentte değil, şehirde /Medine'de ortaya çıkmıştır. Bunun için de Vahiy ve Şehir medeniyeti adını almaktadır. Bu Medeniyet Hz. Peygamber'in Devletinin başkentinde Medine'de ortaya çıkmış ve adını da o kutsal beldenin isminden almıştır. Medine, Şam, Bağdat, Kahire, Kurtuba ve İstanbul bizim başşehirlerimiz olarak medeniyetimizin de altı ana şehirleridir. Bu medeniyet ilmin salt fiziki gelişmelerini ortaya çıkarmamış, bünyesindeki muazzam keşiflerin ve maddi gelişmelerin yanı sıra, bilgiyi, sabrı, merhameti, şefkati, ahlakı ve adaletiyle özellikler kazanmış bir medeniyettir. Kur'ani ve manevi ilimler olarak tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve akaid alanında büyük ilmi gelişmeleri sağladığı gibi, fizik, kimya, matematik, tıp ve astronomi alanında da büyük keşifler yapmış ve bu alanlarda dünya medeniyetlerine de öncülük etmiştir."} {"url": "http://laledergisi.com/islam-medeniyetinin-ana-cizgileri/", "text": "Medeniyet, bünyesinde kültürleri, grupları, toplumları, dinleri barındıran büyük bir bütünlüğe göndermede bulunur. Medeniyet, insanların en geniş kültürel kimlik düzeyi olarak düşünülebilir. İnsan medeniyete mensubiyetle kendisini en engin kimlik düzeyinde kuvvetlice konumlandırır. Medeniyet kavramı, insanların toplumsal hayatta ortaya koydukları yapıp etmeleri; insani, fikri, dini, kültürel, tarihi, bilimsel, ekonomik, siyasal, ahlaki ve sanatsal birikimlerini; kendilerine, eşyaya ve başkalarına bakış açılarını; diğerleriyle ilişki biçimlerini, değerlerini, tahayyüllerini ve ideallerini ihtiva eden bir bütünlüğü ifade eder. İslam evrensel bir dinin adıdır. Bu çalışma İslam medeniyetinin ana çizgilerini anlamak amacıyla yapılmıştır. İslam medeniyetinin anlam içeriğini meydana getiren noktalar, bu makalenin konusunu oluştururlar. Nitel bir yaklaşımla konu araştırılmaktadır. Araştırmanın bulgularına göre İslam medeniyeti insanların, din, medine ve medeniyet ekseninde hayatlarını sürdürdükleri toplumsal birlikteliğini; insani, fikri, dini, kültürel, tarihi, bilimsel, teknik, ekonomik, siyasal, ahlaki, sanatsal ve estetik birikimlerini; insana, eşyaya ve evrene bakış açılarını, diğerleriyle ilişki biçimlerini, değerlerini, tahayyüllerini ve ideallerini ihtiva eden bir bütünlüğü ifade eder."} {"url": "http://laledergisi.com/islam-medeniyetleri-muzesi/", "text": "Milli Saraylar İdaresi Başkanlığına bağlı İslam Medeniyetleri Müzesi, Büyük Çamlıca Camii Külliyesi içerisinde, İslam sanatı ve medeniyetini tanıtan yaklaşık bin parçalık bir koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır. Müzemizin oluşumunda çağdaş müzecilik kriterleri ve teknikleri göz önünde bulundurularak gerekli çalışmalar yapılmıştır. Bu nadide eserler ziyaretçilerle buluşturulurken eserlerin zarar görmemesi, ileriki nesillere daha sağlıklı ve orijinal şekilde aktarılabilmesi açısından azami dikkat ve önem gösterilmiştir. Müzelerin geçmişle gelecek arasında köprü olma özelliği göz ardı edilmeden gelecek nesillere geçmişimizi doğru şekilde anlatma ve tanıtma misyonumuz ön planda tutulmuştur. Çağdaş müzecilikte son zamanlarda sıklıkla kullanılan dijital estilasyonların da müzemizde kullanılmasıyla genç nesillerin müzemize olan ilgisinin artırılması sağlanmıştır. Sürekli değişmekte olan klasik ve modern sergileme ile anlatma tekniklerinin bir arada bulunduğu müzeler, her kesimden ziyaretçileri kendisine çekmektedir. Bu bağlamda müzemiz, Türkiye'deki müzeler arasında bir ilki gerçekleştirmiştir. Müzenin koleksiyonu oluşturulurken Topkapı Sarayı Müzesi, Saray Koleksiyonları Müzesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Türbeler Müzesi, Vakıflar Müzesi, Türk İslam Eserleri Müzesine ait nadir eserlerden seçkiler yapılmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/islam-sanat-ve-estetik/", "text": "Ey Allah'ım! Gözlerimizi cehalet perdesinden kurtar ve bize eşyanın mahiyetini göster. Şu görünen alemi, senin güzelliğini yansıtan bir ayna kıl; bizi senden alıp götüren bir örtüye çevirme. İslam'da kültür ve sanatın hakiki önemini, kapsamını ve yerini belirleyebilmek için öncelikle İslam'ın etrafındaki yoğun toz bulutunu ortadan kaldırmak gerekmektedir. Ancak bu başarıldıktan sonradır ki İslam'ın tarih içerisinde ve yayıldığı üç kıtada örnekleriyle ortaya koyup geliştirdiği derinlik, zenginlik ve güzellik zemini üzerinde sağlıklı bir gezinti yapılabilir. Bunun için yazımızın ilk bölümünde İslam'ın ilke düzeyinde diğer kültürlerden, özellikle de Batı'dan farkını belirleyecek, geri kalan kısmında ise bu farkın tarih içindeki işlenişinden ne tür ürünler vücuda getirildiğini inceleyeceğiz. Bir başka deyişle yaklaşımımızı, önce İslam'a mahsus çizginin negatif yoldan giderek belirginleştirilmesi, ardından da bu çizginin katlarının tarih içindeki açılmasının incelenmesi şeklinde özetleyebiliriz. Şu halde İslam'ı diğer dinlerden ve dini kültürlerden ayırt eden taraflar nelerdi? diye sorarak ilk adımımızı atabiliriz. Bu sorunun cevaplanmasından önce sorunun etrafını çeviren bir duvarı yıkmak şarttır: Oryantalizm duvarı... Oryantalist yanılgı pek çoğumuzun diline ve maalesef beynine de sinmiş bulunan İslam'ın Moğolların Bağdat'ı istilasıyla birlikte gerilemeye başladığı tezi, yanlış olarak İbn Haldun'a atfedilen bir tarih şematizmine dayanmaktadır. Buna göre devletler, yaklaşık iki yüz yıllık bir ömre sahiptir. Önce çocukluk, gençlik ve orta yaş dönemlerini idrak eden devletler, lüks ve zenginliğin artmasıyla yaşlanmaya başlamış ve sonunda mukadder akıbete, yani ölüme muhatap olmuşlardır. Bu noktadan hareketle, İslam'ın ilk dönemlerindeki gençlik aşısının sonraki devirlerdeki gerileme sürecinde ortadan kalktığı ve Moğol istilasıyla içindeki yenilenme aşkını ve şevkini kaybettiği tezi gündeme getirilmekte, daha da üzücü olanı bu tez, Müslümanlar tarafından dahi bir veri olarak kabul edilmektedir. Oysa bu iddianın Batılı sahipleri, Avrupa'nın Yunandan Roma'ya, oradan da Rönesans dönemine intikal ederken kendini nasıl yenilemeyi başardığını, yani iki ölü medeniyetten nasıl bir üçüncünün çıktığını zikretmeyi unutmuş görünmektedirler. Peki Hristiyan Batı bunu yapmayı başardıysa, aynı şey İslam için neden geçerli olmasın? Nesi eksiktir İslamiyet'in? Üstelik de İslam medeniyeti, asırlar öncesinde unutulmuş, toprak altında kalmış bir Yunan veya Roma medeniyeti değilken ve şöyle veya böyle yaşayan bir medeniyet iken bunların ileri sürülmesi iyice abes kaçmaktadır. Bu bakımdan İslamiyet'in 1258'den beri gerileme halinde olduğu ve bir türlü bu ters talihinden kurtulamadığı tezini ciddiye almak yerine, medeniyetler tarihine farklı meydan okumalara verilen cevaplar şeklinde özetlenebilecek olan Arnold Toynbee'nin yorumunu geliştirerek bakmak daha yararlı olacaktır. 16. yüzyıldan itibaren Selçuklu gerilemesi tezi, Avrupa'da Osmanlılara da tatbik edilmiş ve Osmanlı Devleti'nin ve kültürünün de Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren duraklamaya ve gerilemeye başladığı tezine öncelikle siyasi propaganda maksadıyla sarılınmıştır. Ne gariptir ki, bu tez, o kadar bol ve sık tekrarlanmaktadır ki zaman zaman bir tez olduğu unutulmakta ve gerçek in resmi yerine ikame edilmektedir. Oysa siyasi sınırların ilerlemesi ve gerilemesiyle medeniyetlerin ilerleme ve gerileme ritmi arasında zorunlu bir paralellik kurulamaz. Veya imanla da açıklanamaz ilerleme ve gerileme. Bu, imanı olunca savaşları kazanan, imanı zayıflayınca kaybetmeye başlayan imanın skora endekslenmesi gibi garip ve İslami olmayan bir durumdur. Başarı imanın tek ölçüsü durumuna gelir ki, başarının da başarısızlığın da kendi şartlarında değerlendirilmesi gerektiğini bize öğreten Uhud- Bedir denklemini anlayamaz duruma geliriz. Öyleyse Kanuni'den sonra gerileme halinde olduğumuz tezinin tabii sonucunda, bizim gerileyen bir tarih süreci içinden geldiğimiz, oysa Batının ilerleyen tarihin içinden çıktığı, dolayısıyla da galip bir medeniyet adına konuştuğu gibi, elimizi kolumuzu bağlayan bir tablo çıkar karşımıza. Boynumuzdaki geri kalmışlık yaftasının yeni bir versiyonundan başka bir şey değildir bu. Medeniyetleri içinde bulundukları fiziki, sosyal ve kültürel vasatlarının meydan okumalarına verdikleri cevaplarla değerlendirmek daha dinamik ve doyurucu bir tarih yorumuna götürecektir bizi. Veya medeniyetlerin dalgalanmalar halinde, inişler ve çıkışlar şeklinde Sorokin'in ileri sürdüğü tezini kendimize daha yakın bulabiliriz. Ama galiba en uygun yorum, yine bizim tarihimizden bir düşünürün, İbn Haldun'un yorumudur. İbn Haldun, hiçbir ilerlemenin ve gerilemenin mutlak olmadığını bilecek kadar bilgedir. Yozlaşan, çürüyen ve kokuşan her medeniyet, bu medeniyetin marjında bulunan nefesi açık gruplar tarafından yenilenir ve bu defa yeni bir çevrim başlar. Zira İbn Haldun'a göre medeniyet bilimi diyebileceğimiz ilm-i umran, insanlık tarihindeki köklü dönüşümlerin kayda geçmiş ve yorumlanmış halidir. Tarihe bu dinamik etkileşimler zinciri içinden bakmamak ve onun içinde ortaya çıkmış bazı olgu ve faktörleri tarih dışı bir kılığa büründürmek, bizi gerçeklikten uzaklaştıracaktır. Halbuki İslamiyet, insanı hakikatle yüzleştirmek için yola çıkmış değil midir? Öyleyse oryantalist yanılgılardan kurtulmak için geçmişe, bugüne ve geleceğe iyice bakmak gerekir. Gerilemeci bir tarih içinden gelenler, gerçekten de geri bir tarih seviyesinden bakarlar kendilerine çünkü. Burada konumuza giriş olması bakımından İslam'ın getirdiği sosyal ve kültürel çerçeveyi hakkıyla anlatabilmek için onu, Hristiyanlığın ıstırap merkezli atmosferiyle kıyaslamak bir fikir verebilir."} {"url": "http://laledergisi.com/istanbulda-medfun-hattatlar/", "text": "Bu çalışmada İbnülemin Mahmud Kemal İnal'in kaleme almış olduğu Son Hattatlar isimli kitabında bulunan İstanbul'da medfun hattatların defnedildikleri yerler hakkında bilgi sunulması amaçlanmaktadır. Kitapta adı geçen 331 hattattan 162'sinin 1786 2009 yılları arasında vefat etmiş oldukları ve İstanbul'da defnedildiği tespit edilmiştir. Hattatın adı, vefat yılı, defnedildiği semt, mezarlık veya hazire isimlerini içeren bir liste oluşturulmuştur. Kabri ve mezar taşı farklı yerlerde bulunanlar, bir mezarlık veya hazirede medfun olmayan hattatların tarif edilen defin yerleri, kabri kayıp olanlar, mezar taşı bulunmayanlar kaynakta geçtiği şekilde ayrıca bugün mevcut olmayan ve ismi değişen kabristanlar tespit edilerek listede ilave bilgi başlığı altında sunulmuştur. Son Hattatlar kitabı neşredildiğinde hayatta olan hattatlardan İstanbul'da medfun olduğu bilinenlerin vefat tarihleri ve defin yerleri de listeye eklenmiştir. Asırlardır hat sanatı için önemli bir merkez olan İstanbul'da XVIII. yüzyıl Osmanlısından XXI. yüzyıl Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar olan süreçte burada defnedilmiş olan hattatların bir başlık altında sunulması bu çalışmayı önemli kılmaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/kadim-anadolu-zanaatlarindan-guncel-tasarimlara-avrupa-birligi-projesi/", "text": "Türkiye Tasarım Vakfının proje ortakları Brumen Foundation ve Geleneksel Sanatlar Derneği ile yürüttüğü ve Ortak Kültür Mirası: Türkiye ve AB Arasında Koruma ve Diyalog-II Hibe Programı ile finanse edilen Kadim Anadolu Zanaatlarından Güncel Tasarımlara isimli Avrupa Birliği projesi tamamlandı. Kaybolma riski altındaki Anadolu zanaatlarının geleceğe taşınması ve zanaatların güncel tasarımlarla birleştiği örneklerin Türkiye ve Avrupa'da yaygınlaştırılması amacı ile yola çıkılan proje 1 Nisan 2021'de başladı, 30 Haziran 2022'de sona erdi. Anadolu'nun kültürel mirası olan geleneksel zanaatlardan seçilen sedef kakmacılık, çinicilik, keçecilik, taş işlemeciliği ve yorgancılık için bu beş zanaatın değerli ustaları ile çekilen Kadim Anadolu Zanaatları Belgesel Serisi, Avrupa'da yayımlanarak tasarımcı ve sanatçılara ulaşıldı. Avrupa'dan tasarımcıların belgeselleri referans alarak Anadolu zanaatlarını kendi uzmanlıklarının güncel yaklaşımlarıyla yeniden yorumlamaları ve tasarım önerilerini paylaşmaları istendi. Design and Crafts Council Ireland, Designaustria, Design Denmark, Dutch Design Foundation ve Latvian Design Centre temsilcilerinin de destekleriyle açık çağrıya 20 Avrupa ülkesinden toplam 124 başvuru alındı. Açık çağrıya gelen başvurular Ajda Schmidt, Aslıhan Erkmen Birkandan, Mehmet Ali Güveli, Fokke Moerel, Gülname Turan, Maeve Murphy ve Seza Sinanlar Uslu'nun yer aldığı jüri tarafından incelenerek seçilen on tasarım önerisi, üretim aşamasına geçti. Avrupa'dan tasarımcılar tasarımları üretmek için Türkiye'ye gelerek Anadolu zanaatkarları ile birlikte çalıştılar. Bu ortak üretim süreci sonucunda ortaya çıkan on ürün Zanaatın Ötesi isimli sergide Beyoğlu Kültür Yolu Festivali kapsamında sergilendi. Beyoğlu Belediyesi Başkanlık Binası Sanat Galerisinde gerçekleştirilen sergi 28 Mayıs-28 Haziran 2022 tarihleri arasında ziyaretçileriyle buluştu."} {"url": "http://laledergisi.com/klasik-cild-sanatina-adanmis-bir-omur-islam-secen-1936-2019/", "text": "Gelenekli Sanatlarımızın günümüze kadar ulaşmasına büyük katkılar sağlayan pek çok değerli sanatkar, cumhuriyetimizin son 97 yılına damgasını vurmuştur. Bu sanatkarlar her türlü zorlu koşulları aşarak sanatını icra etme, öğretme ve gelişmesine katkı sağlama çabaları ile yıllarını, ömürlerini aşık oldukları sanat için harcamayı göze almışlardır. Bu sanatkarlardan birisi de İslam Seçen hocamızdır. İslam el yazması eserlerinin, onarımı, koruması ve özellikle de klasik cilt sanatımızın en doğru şekilde, öğretilmesi ve icrasının, son kırk yıla damgasını vurmuş en önemli temsilcisiydi. Süleymaniye El Yazması Eserler Kütüphanesi Cilt servisinde geçen 27 yıllık bir süre ve oradan emekli olduktan sonra vefat edinceye kadar klasik cilt sanatımıza verdiği büyük katkılar unutulamaz."} {"url": "http://laledergisi.com/konya-sahip-ata-vakif-muzesinde-sergilenen-ahsap-eserlere-bir-ornek-ermenek-ulu-cami-ahsap-kapi-kanatlar/", "text": "Tarih öncesi çağlardan beri ahşap en çok kullanılan malzeme olmuştur. Dış etkenlere karşı çok dayanıklılık göstermese de mimari ve el sanatlarında öne çıkan bir malzeme haline gelmiştir. İslamiyet öncesi Türklerin yaşantılarında, ahşabın kullanımını kurganlarda, at koşum takımlarında, armalarda, lahitlerde görebilirken; İslamiyet Dönemi Türk sanatında ahşabın minberlerde, kapı ve pencere kanatlarında, sütunlarda, tavanda, panolarda, saçaklarda, mihrap, minber, kiriş, konsol, rahle, parmaklık ve korkuluk gibi neredeyse tüm alanlarda kullanıldığını görmekteyiz. Tek başına kullanılabildiği gibi alçı, taş, tuğla, süslemeleriyle birlikte kullanılmıştır. Orta Asya kültüründen Anadolu'ya gelen ahşap sanatı, Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı Dönemi sanatında da büyük önem arz etmiştir. Araştırmanın konusu olan Konya Sahip Ata Vakıf Müzesi'nde sergilenen Ahşap Eserlere Bir Örnek; Ermenek Ulu Cami Ahşap Kapı Kanatları başlıklı çalışmada Karamanoğulları Dönemi'ne ait olan önemli bir dini yapının kapı kanatları malzeme, teknik, süsleme, yazı özellikleri bakımından incelenmiştir. Eserin fotoğraf ve çizimlerle desteklenerek literatüre kazandırılması amaçlanmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/kurtuba-ulu-camiinin-portal-tezyinati/", "text": "Kurtuba Ulu Camii (785-987), erken Batı İslam mimarisinin bir başyapıtı olduğu gibi kendinden sonra gelen pek çok camiyle beraber, Hristiyan egemenliğinden sonra da Müdeccen sanat olarak sarayları ve kiliseleri hem mimari hem de tezyini açıdan etkilemiştir. Kurtuba Ulu Camii'nin harim kısmı mozaiklerle bezenirken dış kısmı ise stuko tekniği ile süslenmiştir. Bunun dışında taş-tuğlanın dönüşümlü kullanılması ile geometrik tezyinatı oluşturulmuştur. Yazı da bitkisel motifler gibi süsleme unsuruna dahil edilmiştir. Günümüzde caminin sekiz adet batıda, dokuz adet doğuda ve ikisi de kuzeyde olmak üzere toplam on dokuz kapısı vardır. Bu kapılardan başka kuzey tarafından doğrudan harime giren Palmiye Kapısı, bir de Vezir Mansur'un camiye ekleme yapmadan önceki, artık harim alanında kalan, II. Hakem'in doğu kapılarının kalıntıları mevcuttur. Makaleye konu olan portal, avluya açılan kapılar özgün formunu tamamen kaybettiğinden, harime giriş yapan portallerden desen ve kompozisyon özellikleri dikkate alınarak seçilmiştir. Bu makalede, erken devir İslam mimarisinin ilk anıtsal eserlerinden olan Endülüs Emevileri döneminde yaptırılan Kurtuba Ulu Camii'nin günümüzde Puerta de San Ildefonso adıyla bilinen kapısı, süsleme açısından detaylı olarak incelenmiştir. Makaleye konu olan portal, fotoğraf, görünüş planları ve çizimlerle desteklenerek literatüre katkı sağlaması amaçlanmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/manisa-yazma-eser-kutuphanesi-orneginde-mushaf-yazmalarimiz-ve-ciltlerinden-ornekler/", "text": "sahiptir. Bu koleksiyonlar aslına uygun olarak korunmuş ve günümüze kadar gelmiştir. Bu koleksiyonlarda gerek muhteviyatı gerekse hat, tezhip, cilt, ebru, minyatür gibi kitap sanatları açısından özellikli pek çok nadir yazma eser bulunmaktadır. Bu eserler içinde kutsal kitabımız olan Mushaf-ı Şerif nüshaları hem kitap sanatları hem de ait oldukları döneme dair bir belge teşkil etmesi açısından önem taşımaktadır. Bu bağlamda Manisa Yazma Eser Kütüphanesi'nde yapılan araştırma sonucunda pek çok özellikli Mushaf-ı Şerif nüshası tespit edilmiştir. Farklı dönemlere ait bu Mushaf yazmaları cilt, hat, tezhip açısından sahip oldukları dönemin özelliklerini yansıtmaktadır. Makalede Manisa Yazma Eser Kütüphanesi'nde bulunan Mushaf-ı Şerif yazmaları tanıtılarak cilt özelliklerine değinilmiştir."} {"url": "http://laledergisi.com/marmara-universitesi-guzel-sanatlar-fakultesi-geleneksel-turk-sanatlari-bolumu/", "text": "Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi bünyesinde 1982 yılında kurulmasına karar verilen 1983'de hazırlıkları tamamlanan Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü, ülkemizin üniversite bünyesinde yer alan ve geleneksel sanatlar alanında eğitim veren kurumların başında gelmektedir. Kuruluş yılından günümüze; Geleneksel Türk Sanatları Bölümü adı altında, Tezhip- Minyatür Anasanat Dalı ve Halı-Kilim Eski Kumaş Desenleri Anasanat Dalı olmak üzere iki Anasanat Dalında lisans faaliyetleri kesintisiz olarak sürdürülmektedir. 13 Ekim 2009 tarihinde Üniversitemiz Senato kararı ile bölümün kuruluş adı Geleneksel Türk Sanatları Bölümü olarak değiştirilmiştir. Bölüm, ilk mezunlarını 1986-87 tarihinde vermiştir. Kuruluşundan bugüne kadar bölümümüzde Bölüm Başkanlığı görevinde bulunan öğretim üyeleri; Prof. Erol Eti ( 1983- 1991 ), Prof. Ayten SÜRÜR ( 1991-1993 ), Prof. Dr. Feryal İREZ(1993-1999), Prof. F. Çiçek DERMAN(1999-2002 / 2008-2011), Prof. Şerife ATLIHAN, ( 2002-2008 ), Prof. Sibel ARIK ( 2011- ). Bölümün eğitime başladığı yıllarda destek veren hocalarımız ve önemli hizmetleri olan kadrolu emekli öğretim elemanları arasında; Yard. Doç. Dr. İnci A. BİROL Yard. Doç. Dr. Çiğdem GÜVEN KAYNAR, Öğr. Gör. Salih BALAKBABALAR, Öğr. Gör. R. Sadri Sayıoğulları, merhum Dr. Can KERAMETLİ, Prof. Uğur DERMAN, Prof. Muhiddin SERİN, Öğr. Gör. Alparslan BABAOĞLU, Dr. Saadet GAZİ, merhum Prof. Dr. Hüsamettin AKSU' yu sayabiliriz. Mezunlarımızın pek çoğu bugün Konya Selçuk Ünv., Süleyman Demirel Ünv., Sakarya Ünv., Kocaeli Ünv., Dokuz Eylül Ünv. gibi Devlet ve Özel Üniversitelerde akademisyen olarak görev yapmaktadırlar."} {"url": "http://laledergisi.com/medeniyet-tartismalarina-umran-kavrami-ekseninden-bakmak/", "text": "Birçok kişinin de işaret ettiği gibi1 giderek vasat bir medeniyetin bütün dünyayı tasallut altına almaya başladığı bir zamanda yaşıyoruz. Hemen her meselenin bir kavram üzerinden çözümlenmesine olan meylin, düşüncenin de vasatlığa mahkumiyetinin sonucu olup olmadığı üzerinde düşünmekte fayda var. Elbette her paradigmanın kök kavramlar üzerine bina edildiğini göz ardı etmiyorum; hangi iktidar odaklarının belirleyici olduğu bir vasatta konuştuğumuza dikkat çekmek olarak değerlendirilmeli söylediklerim. Nitekim modernitenin küresel bir olgu haline gelmesiyle Batılı olmayan toplumların Batı ile hiyerarşik bir ilişkiye icbar edildiği ve bugünkü düzenin Avrupa'nın dünya düzenini yeniden kurgulaması sonucunda şekillendiği yaygın olarak konuşulmaktadır. Sözü geçen tartışmalarda da belirtildiği gibi Batılı olmayan toplumların Batı ile ilişkileri, bu zemin yüzünden çoğunlukla savunmacı bir çerçevede gelişiyor son iki asırdır. Osmanlı-Türk modernleşmesi denilen hadise, bu noktainazardan incelenebilecek kayda değer bir tecrübedir."} {"url": "http://laledergisi.com/murekkep-resimlerinde-erken-asya-izleri/", "text": "başlayıp Orta ve Batı Asya coğrafyasında görülen ilk uygarlıklara kadar dayanmaktadır. Bu eserler üzerinde görülen kültürel ortaklık ya da benzerlikler zamanla kişilik kazanan birer sanatsal arketip halini alarak Saz Üslubu resimlerinin ana yapısını oluşturmuştur. Birbirinden tetiklenerek gelişen bu sanatın kaynağı, erken Asya kültürlerinden itibaren oldukça güçlü bir çizgisel değer ile kişilik kazanır. Mürekkep Resimleri içerisinde görülen en erken iz, çizgisel değerlerin resimlerin ana ifade biçimine hakim olduğu kompozisyon yapılarına kadar dayanır. Hayal gücünün de dahil olduğu betimlemelerde görülen bu ifade biçimi ile önemli bir kola ayrılan Minyatür Sanatı, sanat tarihi terminolojisine Mürekkep Resimleri terimi ile girmiştir. Orta Asya steplerinde süregelen Hayvan Üslubu geleneğinden başlayıp, zamanla sarayların sanatsal yapıtlarına dönüşen bu üslup, etkilendiği tüm kültür ortamlarından beslenerek, 16. yüzyılda olgunluk seviyesine ulaşmış ve Osmanlı kültüründe Saz Üslubu olarak kullanılmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/mustafa-duzgunman/", "text": "Türk ebrusunun en büyük üstatlarından olan Mustafa Düzgünman, 09.02.1920 tarihinde Üsküdar Sultantepe'de Hace Hesna Hatun Mahallesi'nde doğmuştur. Babası, attarlığın yanında Sultantepe'deki Abdülbaki Camii imamlığından sonra Paşalimanı Camii hatipliği yapan sonrasında ise Aziz Mahmud Hüdayi Camii imamı olan Saim Efendi; annesi, Necmeddin Okyay'ın kız kardeşinin kızı olan Emine Şükriye Hanım'dır. Ailenin ikinci çocuğudur. Ahmet adında bir ağabeyi ve Saime adında bir kız kardeşi vardır. Ayazma İlkokulunu bitirdikten sonra baba mesleği olan aktarlığa başlamıştır. Aktar dükkanında çalıştığı sıralarda Kur'an okuma, müezzinlik ve dini musıkiyi merak etmiş, babasının imam olduğu Aziz Mahmud Hüdayi Camii'nde cumhur müezzinliği ve teravih müezzinliği yapmıştır. Bununla beraber evde kendi kendine ciltler de yapan Düzgünman'ı Necmeddin Okyay; kendisinin de hocalık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi Türk Tezyinat Şubesi'nin Kadim Cilt ve Ebru bölümüne, 1938 yılında, kayıt ettirmiştir. Burada 3 yıl müddetince klasik cilt ve ebru yapımını öğrenmiş ancak hayat şartları nedeniyle okulu yarım bırakarak baba mesleği olan aktarlığa dönmüştür. Bu dönüş; onun sanattan kopuşu demek olmamış, sadece geçimini sağlama amacına yönelik olmuştur."} {"url": "http://laledergisi.com/nakkas-osmanin-padisah-portrelerinde-gorulen-kozmik-kurgu-ve-iktidari-taltif-edici-unsurlar-levninin-bu-kaliba-getirmis-oldugu-yenilikler/", "text": "Bu çalışmamızda Osmanlı döneminde, geleneksel ikonografiye dahil olan bir görsel imge kalıbının nasıl bir değişim ve yenilik sürecinden geçmek suretiyle sonraki yüzyıllara aktarıldığını tespit etmeye çalıştık. Bu cevabı bulabilmek adına Osmanlı İmparatorluğu'nda gerek idari, gerek sosyo-kültürel, gerekse sanat alanında değişimlerin yaşandığı 16. ve 18. yüzyıla ait 1579 tarihinde tamamlandığı düşünülen Kıyafetü'l-İnsaniyye fi Şemaili'l-Osmaniyye (TSMK, H. 1563) ile III. Ahmed döneminde (1703-1730) tamamlandığı düşünülen Kebir Musavver Silsilename (TSMK, A. 3109) adlı iki ayrı padişah portre albümü içerisindeki Nakkaş Osman ve Levni'ye ait padişah imgelerini karşılaştırmayı uygun bulduk. Çalışmamız sonunda Kıyafetü'l-İnsaniyye fi Şemaili'l-Osmaniyye adlı eserde Nakkaş Osman tarafından oluşturulup daha sonraki yıllarda diğer nakkaşlar tarafından da devam ettirilen bir padişah portre kalıbının yaklaşık iki yüzyıl sonra Levni tarafından ne şekilde yorumlanarak Kebir Musavver Silsilename'de yer aldığını ve bu doğrultuda geleneksel bir formun, aktarılmış olduğu zamanın ruhunu da barındıracak şekilde nasıl yeni bir forma dönüştürüldüğünü tespit etmeye çalıştık."} {"url": "http://laledergisi.com/necmettin-erbakan-universitesi-guzel-sanatlar-ve-mimarlik-fakultesi-geleneksel-turk-sanatlari-bolumu/", "text": "Anasanat Dalına da öğrenci kabul edilmeye başlanacaktır. Necmettin Erbakan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde Geleneksel Türk Sanatları Anabilim Dalı olarak Tezli Yüksek Lisans programı açılmış ve 2017 yılında öğrenci kabul etmiştir. Bununla birlikte gelen talepler üzerine 2020-2021 Eğitim-Öğretim yılı Bahar döneminde de Tezsiz Yüksek Lisans Programı açılmıştır. 2014 yılından itibaren Geleneksel Türk Sanatları Bölümünün bünyesinde yer aldığı Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, 2 Şubat 2021 tarihli Resmi Gazete de yayımlanan kararla Mimarlık, Şehir Bölge Planlama ve Endüstriyel Tasarım Bölümlerini de bünyesine almak suretiyle Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi olmuştur. Bölümümüz eğitim-öğretim faaliyetlerini Konya'nın şehir merkezinde yer alan binasında sürdürmektedir. Söz konusu binada sergi salonu, konferans salonu, toplantı salonu, spor salonu gibi sosyal donatıların yanında geleneksel sanatların her bir anasanat dalına uygun atölyeler, ortak uygulama atölyesi ve ortak teorik sınıflar mevcuttur."} {"url": "http://laledergisi.com/osmanli-hattatlarinin-murekkebat-mesklerinde-yazdiklari-metinler/", "text": "Osmanlı Dönemi'nde hat sanatı eğitimi, usta-çırak ilişkisi içinde, ''Meşk'' usulü ile yürütülmüştür. Günümüze ulaşan meşk murakkaları, hocaların talebe çalışmalarına yaptıkları çıkartmalar, bu hususta takip edilen yöntem ve izlenen yol hakkında yeteri kadar fikir vermektedir. Belli bir düzen ve disiplin içinde devam eden bu eğitimin Müfredat ve Mürekkebat olmak üzere birbirini takip eden iki merhalede yapıldığı anlaşılmaktadır. Müstakil harflerin ve ikili olarak birbiri ile bitişik şekillerinin çalışıldığı müfredat aşamasından sonra, daha uzun metinlerin yazıldığı, satır kompozisyonu mahiyetindeki çalışmaları içeren mürekkebat kısmı gelir. Bu makalede, hattatların mürekkebat aşamasında yazdıkları metinler ele alınmıştır. Bazı dua ve hadisler, yazı hakkında hikmetli sözler, Hz. Peygamber sevgisini işleyen hilye ve kasideler bu metinleri oluşturmaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/osmanli-kitap-sanatlarinda-delailul-hayrat-el-yazmalari/", "text": "Bilindiği gibi Osmanlı kültüründe yazma kitapların başında Mushaflar gelmektedir. Kitap sanatlarının en seçkin örneklerini de bu eserler üzerinde görmek mümkündür. Ancak başka alanlarda yazılmış olup hat, tezhip, minyatür ve ciltleriyle sanat değeri taşıyan eserlerin sayısı da bir hayli fazladır. Müze ve kütüphanelerimizi zenginleştiren bu tür eserler arasında evrad kitapları önemli yer tutmaktadır. Bu makalede, Osmanlı toplumunda yaygın olarak yazılıp okunan Delailü'l-Hayrat adlı küçük boyutlu evrad kitapları ve bunların ihtiva ettiği sanat unsurları ele alınacaktır. Şazeliyye tarikatının Cezuliyye kolunun kurucusu, Kuzey Afrikalı sufi Muhammed b. Süleyman el-Cezuli (ö. 870/1465) tarafından derlenmiş olan mecmua, Hz. Muhammed için okunan salavat-ı şerife ve çeşitli duaları içermektedir. Cezuli'nin bu risalesi müritleri arasında bir tarikat evradı olarak okunmuş ve çok sayıda istinsah edilmiştir. Delailü'l- Hayrat yazmalarının çoğu imzasız olmakla birlikte ünlü hattatların kaleminden çıkmış ve diğer kitap sanatları bakımından da üstün değere sahip bir hayli seçkin örneği bulunmaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/osmanli-minyaturlerinde-padisah-portreleri-2/", "text": "Geleneksel Türk resminin temellerinden biri olan minyatür, tarihi ve günlük olayları betimleyen, anlattığı zamanın geleneklerini, kültürünü ve yaşam tarzını ortaya koyan belge niteliğinde önemli bir sanattır. El yazmalarına metni aydınlatmak amacıyla yerleştirilen minyatürlerin; ilk örneklerine İslam öncesi dönemlerde rastlanmaktadır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren tarihçilerin yaptığı araştırmalar; Orta Asya'da Türkler tarafından yapılan minyatürlerin geçmişinin, 8. yüzyıla kadar dayandığını ortaya çıkarmıştır. Uygurların ilim merkezi olan Turfan, Buhara ve Semerkant şehirleri, dönemin minyatür sanatının en önemli merkezlerinden kabul edilmektedir. Bu merkezlerde minyatür sanatının duvar fresklerindeki ilk örnekleri verilmiş ve günümüze kadar gelmeyi başaran eserler hayata geçirilmiştir. Uygurlardan günümüze gelen bu eserlerde prenslerin, prenseslerin ve rahiplerin tasvir edildiği görülmektedir. Bu ilk örneklerde figürlerin ellerinde çiçek tutma geleneği, Osmanlı döneminde padişah portreleri ile devam etmiş ve sanatçılar çizdikleri figürleri ellerinde karanfil, gül goncası ve lale gibi çiçekler ile betimlemişlerdir. Padişah portreleri minyatür sanatı için önemli bir yere ve önem sahip olmakla birlikte belge niteliği taşımaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/podcaste-edebi-dokunus/", "text": "Her bölümde farklı bir edebiyatçının konuk edildiği edebi Podcast'in formatını edebiyat podcastleri içerisinde özgün kılan en önemli özelliği konuklarla sohbet veya söyleşinin yapılmaması. Konuklar, daha önceden kendilerine gönderilen seçenekler arasından belirledikleri hayatta olmayan ya da yaşayan başka edebiyatçıların edebiyata dair görüşlerini program sırasında kendi bakış açılarıyla yorumlamakta. Program sonunda ise konuğa, üç farklı edebiyatçının ismi sıralanarak hangisinin sorusunu cevaplamak istediği sorulmakta. İki haftada bir yayımlanan edebi Podcast için edebiyatçıların günlükleri, anıları; gazete, dergi ya da diğer mecralarda verdikleri söyleşiler/röportajlar titizlikle taranmakta; edebiyatla ilgili tartışmalı olabilecek görüşleri listelenerek podcaste konuk olan isimlerle paylaşılmakta. Özgün formatı ve 15 dakikayı aşmayan süresiyle edebi Podcast akıcı, dolu ve içerik odaklı bir özelliğe sahip. 10 ayrı dijital mecrada yayımlanan edebi Podcast bölümleri Spotify, Apple Podcasts, Google Podcasts, Spreaker, iHeart-Radio, Castbox, Deezer, Podcast Addict, Podchaser ve Jio-Saavn'da edebi podcast şeklinde aratarak dinlenebilmekte. Ayrıca dinlemek yerine okumak isteyenler için edebi Podcast'in tüm bölümlerinin metinleri www. edebi. blog adresinde yayımlanmakta."} {"url": "http://laledergisi.com/safevi-siraz-yazmalarinda-ihtisamin-sembolu-suleyman-peygamber/", "text": "Safeviler, İran'da güçlü bir siyasi birliği temsil ederlerken aynı zamanda sanata olan ilgileri ile de bilinirler. Günümüze kadar ulaşabilmiş eserler incelendiğinde edebiyattan başlayarak mimari, çömlekçilik, çinicilik, dokuma ve halıcılık, nakkaşlık, cilt yapımı, el sanatları ile güzel sanatlar alanında oldukça gelişmiş ve kıymetli eserler üretmişlerdir. Şiraz, Safevilerin yönetiminde 15. yüzyıldan 16. yüzyılın ortalarına kadar önemli bir sanat merkezi haline gelmiştir. Burada üretilen yazma eserlerin büyük bir kısmı yüksek kalitededir. Şiraz yazma eserlerinde ele alınan konuların başında Süleyman Peygamber efsaneleri ve İran hükümdarları ile ilgili konular yer alır. Bu dönemde Şiraz yazmaları daha büyük boyutlarda yapılmaya başlanmış olup, içerisinde yer alan minyatür ve tezhiplere ayrılan alanlar da çoğalmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/sanat-asigi-bir-dervis-mesrep-uskudarli-hoca-ali-riza-bey/", "text": "1858'de doğup 1930 senesinde vefat eden ve hayatının neredeyse tamamını Üsküdar'da geçiren Ali Rıza Bey 1914 kuşağının hocasıydı çünkü o dönemde pek çok öğrenciye öğretmenlik yapması sebebiyle kendisine hoca denilmekteydi. Bir dönem Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Başkanlığı yapan Hoca Ali Rıza'nın üretkenliği, kentle bağ kurması ve pek çok öğrenci yetiştirmesi geleceğe miras bırakma derdinin olduğunun da göstergesidir. Aynı zamanda asker ressamlardan olan Hoca Ali Rıza'nın en büyük tutkusu olan resim sanatını hayatı boyunca icra edebilmesinde asker kuşağının ve hattat babasının büyük etkisi vardır. Çoğunlukla peyzaj, natürmort ve hayali resimler alanında karakalem, füzen, pastel, suluboya ve yağlıboya teknikleriyle çalışan sanatçının çalışmalarını doğadan, hayalden ve doğa-dışı unsurlardan olmak üzere üç kategoriye ayırmak mümkündür. Onu diğer Türk ressamlardan ayıran en önemli özelliklerinden biri de resim sanatının neredeyse bütün tekniklerini kullanmasıdır. Resimlerinde çoğunlukla İstanbul'un peyzajlarını, kent dokusunu gösteren mahalle çevrelerini, kırsal bölgelerini ve sosyal yaşam ortamını konu edinen ressam, beş bin civarında eser ortaya koymuştur. T. C. Kültür Bakanlığı Kütüphane ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne bağlı Milli Kütüphane Koleksiyonu'nda 326 adet (196 karakalem, 39 adet yağlıboya, 29 adet suluboya, 57 adet karışık teknik, 5 adet kuruboya) Hoca Ali Rıza eseri bulunmaktadır. Üsküdar Belediyesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğinde Nevmekan Sahil Galeri'de ilk defa sergilenen Hoca Ali Rıza Bey resimleri, meraklı sanatseverlerin büyük ilgisini çekti. İsmini, Ali Rıza Bey'in öğrencisi Süheyl Ünver'e yazdığı bir nottan alan Sanat Aşığı Bir Derviş Meşrep / Üsküdarlı Hoca Ali Rıza Bey sergisi, ressamın kendisi ve Üsküdar açısından tarihi bir buluşma olduğu gibi kentin dünden bugüne nasıl bir değişim geçirdiğini gözlemek açısından da önemli bir imkan sunuyor. Sanat yönetimi ve kürasyonu Erkan Doğanay tarafından yapılan sergide, Milli Kütüphane Koleksiyonundan Üsküdar konulu farklı teknikler kullanılmış seçme eserler, ilk defa sergileniyor."} {"url": "http://laledergisi.com/seki-sebekeciligi-ahsabin-ve-camin-sanati/", "text": "Tipik bir Türk-İslam sanatı olan şebekecilik, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemleri sanat uygulamalarında sıklıkla karşımıza çıkan, geometrik betimlerle Ön Asya coğrafyasında, gerek etnografik değer halinde, gerekse çağdaş yorumlamalarla varlığı süregelen geleneksel bir sanat dalıdır. Geometrik bezeme, sadece iki boyutlu olarak pişmiş toprak kapların ve halıların yüzeylerinde değil mimaride de iç ve dış süslemelerde ön plana çıkmıştır. Selçuklu Dönemi'nde zirve yapan bu sanat anlayışı, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde şebeke sanatı olarak cami ve diğer mimari yapılarda özellikle taş, alçı ve madenlerde sıklıkla kullanılmış, ayrıca kündekari tekniği ile ahşapta hayat bulmuştur. Çok sayıda geleneksel sanat dalını bünyesinde barındıran Azerbaycan'nın Şeki Merkez Rayonu da, Türk dünyasının bu kadim sanatını, geleneğine uygun olarak renkli camları herhangi bir yapıştırıcı malzeme kullanılmaksızın geometrik tasarıma göre düzenlenmiş ahşap şebekelerle buluşturarak kalan sayılı ustalarıyla sürdürmeye çalışmaktadır. İpekçilik, çömlekçilik vb. bir çok el sanatlarının arasında şebekecilik sanatı olarak adlandırılan, ince ahşap ve camın zarif bütünselliğini özellikle dış cephelerde gösteren şebeke yapımı, Azerbaycan ve kadim şehri Şeki'de estetik değer anlamında ön plana çıkan önemli bir el sanatıdır."} {"url": "http://laledergisi.com/somut-olmayan-kulturel-miras-ogesi-olarak-tezhib-sanati/", "text": "Geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan sanatlarımızın mihenk taşlarından olan tezhip sanatı, kültürümüzün ve örf adetlerimizin kesintiye uğramadan süre gelen kollarından bir tanesidir. Sanat ve kültürün sürdürülebilirliği, devletlerinde kurumsallığın devamlılığının sağlanmasıyladır. Her konuda devamlılık esastır. Sanat ve kültürde ise gelişimin sürekliliği esastır. Yaradan'a şart koşmamak adına doğayı yorumlayarak motifler geliştirmek, bu motiflerden kompozisyonlar yapmak, genel beğeniye hitap etmek ve sanatımızı evrensel kılmak bize de bizi anlatmakla beraber dünyaya doğru tanınmamızı sağlayacaktır. Klasik sanatlarımız bir kurallar bütünüdür. Bu kurallar özümsenmeli ve bu özümsemeden sonra yaşanılan çağın getirileri sonrasında evrensel olabilmek için evirilebilmeli, öze sadık kalarak ürünler verilmelidir. Orta Asya'da kültürel olarak meydana gelen sanatımızın unsurlarının dini yapımızla da uyum göstermesi İslam dinin kabulünden sonra büyük bir gelişim göstermiştir. Kurulan devletlerin yapısı ne olursa olsun kültür ve sanat anlayışları bu bağlamda devamlılık göstermiştir. Selçuklu, Osmanlı gibi imparatorluk devletleri ile bu sanatlar en yüksek seviyeye gelmiştir. Yüzyıllara göre farklılıklar gösterse de sanatımız bir bütündür ve her yüzyılda da zirve sanatlar ve sanatçılar devamlılığı sağlamışlardır. Gelenek gelecektir ve devamlılığın sigortası da klasik sanatlarımızdır."} {"url": "http://laledergisi.com/suheyl-unver-hocamizin-aziz-hatirasina-bir-armagan/", "text": "Klasik Türk sanatlarının 20. yüzyılın başlarından itibaren yeniden hayat bulmasının öncülerinden Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in yetiştiği dönemlerde hekimlik ve akademisyenlik kariyeriyle paralel yürüttüğü sanat araştırmaları, neşriyatı ve kendi tezyini çalışmaları bu sahada yetiştirdiği öğrencilerine yıllar boyu yol göstererek ilham kaynağı olmuştur. Ünver'in 1916-23 yılları arasındaki Medresetü'l Hattatindeki sanat eğitimi sonrasında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde ve Topkapı Sarayı Nakışhanesinde başlattığı tezhip-minyatür dersleri, İstanbul Üniversitesinde kurucusu olduğu Tıp Tarihi Enstitüsünde de 1957-65 yılları arasında devam etmiştir. Cerrahpaşa Tıp Fakültesindeki yeni mekanında faaliyet gösteren Tıp Tarihi ve Deontoloji Ana Bilim Dalı, 1966 yılından itibaren de hocamızın sanat seminerlerinin yeni adresi olmuştur. Ünver'in 1986 yılında vefatından sonra A. Süheyl Ünver Sanat Atölyesi, başkanlığımız altındaki bu ana bilim dalında 2008 yılına kadar sürmüş, daha sonralarıysa Hekimoğlu Ali Paşa Camii Uygulamalı İslam Sanatları Kütüphanesinde aynı şevk ve hızla faaliyetlerine devam etmiştir. Bu sayfalardaki nadide katı' örneklerinde imzası olan Sayın Nimet Kalkanlı, A. Süheyl Ünver Sanat Atölyesine 2004 yılındaki katılımından itibaren bu merkezin en kıdemli ve başarılı mensupları arasında yer almıştır. Kendisi klasik tezhip, minyatür ve özellikle katı' dallarında büyük hocamızın benimsediği sanat yolunun gerçek temsilcisi olarak özverili ve kayda değer çalışmaları bulunan bir sanatçıdır. Onun aziz hatırasına hürmeten hazırladığı bu katı' eseri, Süheyl Ünver'in anlamlı bir buketiyle taçlandırılmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/suheyl-unverin-gizli-hazinesinden-uc-eser/", "text": "İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü kurucusu, aynı zamanda geleneksel Türk sanatlarının inceliklerinin günümüze ulaşmasına önemli katkısı olan, doktor ve sanatkar Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in hazine niteliğindeki dosyaları Süleymaniye Kütüphanesi Süheyl Ünver Araştırma Merkezi bünyesinde yapılan çalışmalarla koruma altına alınmıştır. Araştırmacılara birçok konuda önemli bilgiler sunan koleksiyondaki dosya ve defterlerde; sosyal ve kültürel tarih ile şehir, mimari, sanat ve tıp tarihi gibi alanlarda başvurulabilecek birçok envanter yer almaktadır. Koleksiyonda Ünver'in kendisi tarafından belge, fotoğraf, çizim, resim ve not gibi malzemelerle doldurulmuş bin dört yüz seksen altı (1.486) defter mevcuttur. Bilim, tıp ve kültür tarihi konularında Ünver'in yaptığı araştırmalar ve yazdığı makalelerin yer aldığı defterlerin içerisinde kurutulmuş bitkiler ve tekstil parçaları gibi farklı malzemeler de bulunmaktadır. Süheyl Ünver defterlerinin bu kadar kıymetli olmasının bir sebebi de hocamızın defterlerine verdiği önem ve onlar için harcadığı yoğun mesaidir. Doç. Dr. Nil Sarı, Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'i Anarken isimli makalesinde Ünver'in son derece önem verdiği defterleriyle ilgili şu ifadelere yer vermektedir: Hocamız, defterlerini evladı yerine koyarak şöyle derdi: Akşam çocuklarımla konuştum ya da Defterlerimi emzirdim, geldim, bir başka gün de, Ayrı ayrı sütlerini verdim, geldim derdi. Bu kıymetli defterlerden oluşan koleksiyona 2021 -2022 yılları arasında Süheyl Ünver'in kızı Gülbün Mesara tarafından iki yüz otuz altı defter, otuz beş dosya ve bir adet el yazması kitap daha bağışlanmıştır. Defterlerin tasnif ve kataloglama işlemleri de tamamlanarak Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver Araştırma Merkezi envanterine kaydedilmiştir. Araştırmacıların hizmetine sunulan bu yeni defterler keşfedilmeyi beklerken Kubbealtı Vakfı, Süheyl Ünver Koleksiyonu'nda bulunan defterleri yayın hayatına kazandırmaya devam etmektedir. Bununla birlikte Süheyl Ünver'in hayattayken Süleymaniye Kütüphanesine bağışladığı eserlerin arasında yer alan 352, 680 ve 464 envanter numaralı İran, Irak ve Mısır defterleri Temmuz 2022'de basımı gerçekleştirilerek yayın hayatına kazandırılmıştır. Defterlerin içerisinde bulunan kıymetli notlar, hatıralar ve çizimler okuyucuları adeta hayali bir seyahate çıkarmaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/suleymannamenin-cilt-tezyinatinda-kesfedilen-benzersiz-rumi-motifi/", "text": "Rumi motifi, klasik Türk tezyinatının vazgeçilmez kompozisyon unsurlarındandır. Yüzyıllar boyunca artan çeşitleri ve gelişen formları ile bilhassa Selçuklu ve Osmanlı süslemelerinde önemli bir motif haline gelmiştir. Klasik sanatların yükseliş devri olan 16. yüzyıl, Osmanlı Devleti'nin de her bakımdan zirvede olduğu dönemdir. Kanuni Sultan Süleyman, sanat aşığı bir padişah olarak çok sayıda sanatçıyı himaye etmiş, saltanatı boyunca kitap sanatlarına ekonomik ve sanat becerisi anlamında ciddi kaynaklar aktarmıştır. Süleymanname isimli şehname, sarayda üretilen eserler arasında cildinin dış ve iç süslemeleriyle en dikkat çeken eserlerdendir. Sanat tarihçiler ve sanatçılar arasında şaheser olarak nitelendirilen, Kanuni'nin sadece kendi kütüphanesi için tek nüsha yaptırdığı bilinen eser, rumilerinin eşsizliği ile de haklı bir ayrıcalığa sahiptir. Kabın dış pervazının desen tasarımında bulunan rumi, sınırlarını ve şeklini; hatayi üslubu motiflerin bir araya gelmesiyle kazanan bir rumi çeşididir. Yeni rastlanan bu motif, sanat literatüründe yer alması gereken ve varlığından haberdar olduğumuz bütün süsleme unsurlarına bakışımızı genişleten bir keşfe işaret etmektedir."} {"url": "http://laledergisi.com/talik-hattiyla-yazilan-kitalara-dair/", "text": "Bu makalemizde, doğduğu yer olan İran'da nesta'lik, Osmanlı Türklerinde ise sadece ta'lik adıyla tanınan ve bilinen hat nev'inde kullanılmaya mahsus kıt'a biçimini tanıtacağız. Hem Farsçanın hem de Türkçenin harekesiz yazılışından dolayı, zemin doldurabilecek harflerin bir/iki/üç noktaları ile şedde ve tenvin dışında bir işaret almayan bu yazı nev'iyle yazılan kıt'aların sülüs ve nesih kıt'alarından çok farklı bir biçimi vardır. Ehemmiyetine binaen, okuyacağınız yazıyı ta'lik kıt'alarına tahsis ettik. Evvela bu kıt'a biçimini okuyucularımıza şema üzerinden izah ediyoruz. Ta'likin daha ziyade rastlanılan kıt'a biçimi, yazılan dört -nadiren altı- mısranın sağdan sola yükselerek devam etmesidir. Satırların meyilli olarak yükselmesinden dolayı bunlara mail ta'lik kıt'a adı verilir. Satır araları da on nokta esasına göre tespit edilir. İran sahasında ise bu kıt'alar, çelipa adıyla bilinir. Bizdeki mail ta'lik kıt'alardan farklı olarak dört satır dışında -aynı kalemle veya daha incesiyle- şiirlerin yer aldığı kısımlarla kıt'a çerçevelenir."} {"url": "http://laledergisi.com/tezhib-sanatinda-terminoloji/", "text": "Istılah ve tabir, deyim, terim kelimeleri eş anlamlı olup bunun ilmine terminoloji denilir. Sanat ve meslek kollarının özel kelimelerine verilen isimlerdir. Istılahların en önemli özelliklerinden biri, sanat veya bilim kavramına tek karşılık olmasıdır. Terimlerin anlamları sabittir ve yoruma açık değildir. Bunlar, aynı işi gören kimselerin üzerinde anlaştıkları, ama bu işin dışında olanların ancak sorarak öğrendikleri sözlerdir. Tanzimat'dan sonra Batı dünyasından gelen Fransızca kavram ve terimler Türk diline girmeye başlamıştır. Bunu önlemek maksadıyla 1913 yılında Maarif-i Umumiye Nezareti tarafından, Istılahat-i İlmiyye Encümeni adıyla bir cemiyet kurulmuştur. Batı kaynaklı terimlere Türkçe karşılıklar bulmak gayesiyle çalışmaya başlayan cemiyet uzun süreli olmamıştır. Aynı zaman diliminde, Medresetü'l-Hattatin hocası olan mücellid ve müzehhib Bahaddin Efendi vasıtasıyla, nesilden nesile devam edegelen ve yazıya geçirilmemiş olan pek çok deyim de doğru şekliyle günümüze ulaşmıştır. Bu iki kanaldan gelen ıstılahlar, örneklerle makalede anlatılmıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/tezhip-sanatindaki-usluplari-incelerken-kullanilmasi-gereken-metodlar-ve-tasnifler/", "text": "neden-nasılcı usule göre tarihyazımı, karşılaştırma ve eş zamanlama gibi metodlar ile tezhip sanatındaki üslupların tarihsel bağlamda kapsamlı bir şekilde incelenebileceği örneklerle ortaya koyulmuştur. Bu metodlar altında incelenen üslupların tasnifi ise zaman ve mekan olarak iki başlık altında değerlendirilmiştir."} {"url": "http://laledergisi.com/tezyini-kitap-sanatlari-turkce-yayinlar-bibliyografyasi/", "text": "Dr. Gülnihal Küpeli, ihmal edilen bilim dallarımızdan Türk İslam kitap sanatları üzerine eğildiği eserinde beş ana başlıkta Bibliyografya, Dizin, Yazar dizini, Kavramlar ve Özel isimler dizini ile Zaman dizinine yer vermekte. 300 sayfadan oluşan eserde ayrıca Kitaplar, Kitap bölümü ve bildiriler, Makaleler ve ansiklopedi maddeleri ile Lisansüstü tez çalışmaları olmak üzere dört alt başlık da yer almaktadır. Geleneksel sanatlarımızdan tezhip, minyatür, cild ve katı' ile ilgili Türkçe yayınlar bibliyografyasına odaklanılan eserin hazırlık aşamasında birçok matbu bibliyografya çalışmaları incelenmiştir. Geleneksel Sanatlar Derneği katkılarıyla Lale Yayıncılık tarafından yayımlanan Tezyini Kitap Sanatları Türkçe Yayınlar Bibliyografyası adlı eseri lalesanat. com adresinden satın alabilirsiniz."} {"url": "http://laledergisi.com/topkapi-sarayi-muzesinde-xv-yuzyila-tarihlenen-bir-fildisi-ayna-mahfazasinin-bezeme-uslubuna-dair/", "text": "Kullanım eşyası olmasının yanı sıra önemli sembolik anlamlar taşıyan ayna, farklı toplumların kültürlerindeçeşitli anlamlar yüklenerek bugüne gelmiştir. Türk sanat eserlerinin en seçkinlerine ev sahipliği yapan Topkapı Sarayı Müzesinde sultanların kişisel eşyalarının da koleksiyonları bulunmaktadır. Herbiri sanatsal değere sahip bu eşyalar arasında aynalar, önemli bir yer tutar. Bu nadir Saray koleksiyonu Sultanların Aynaları adıyla 17 Ekim 1998 ile 17 Ocak 1999 tarihleri arasında Topkapı Sarayı Müzesi Seferli Koğuşunda sergilenmiştir. Sarayın Hazinesinde bulunan 78 adet eser içinde çalışmamıza konu olan Hazine 2-1805 envanter numaralı Fildişi Ayna Mahfazası XV. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilmektedir. Eserin üzerindeki bezemeler, tarihlendirildiği yüzyıl için dikkat çekicidir. Bu çalışmada eserin desen analizi yapılarak, kullanılan motifler incelenmiş ve eserin üslubu, yakın örneklerle mukayese edilerek tarihlendirmenin doğruluğu araştırılmıştır. Ana Sayfa Hakemli Makale TOPKAPI SARAYI MÜZESİNDE XV. YÜZYILA TARİHLENEN BİR FİLDİŞİ AYNA MAHFAZASININ BEZEME ÜSLUBUNA..."} {"url": "http://laledergisi.com/turk-ebruculugunda-klasik-modern-veya-gelenekli-gelenek-disi-bir-tasnifin-yapilmasi-hakkinda/", "text": "Kökeni ve kaynağı hakkında çok tartışılmayan ebru; ispata muhtaç olsa da genel bir kabul ile Türklerin yayılım sahası içerisinde gelişim gösteren bir kağıt boyama ameliyesi olarak tanınmaktadır. Bu konuda yapılan araştırmalar da göstermektedir ki, İslam coğrafyasında veya diğer bir deyişle Müslüman Arap dünyasında ve Türklerin irtibatlı olmadığı bölgelerde ebru yapılmamıştır. Dolayısıyla, ebruyu bir İslam sanatı olarak göstermek de hatalı bir teori olarak kayda geçmelidir. Başlangıcı için Japon ve hatta Çin kaynaklı olduğu ileri sürülse de, günümüzde o bölgelerde ebru olmayışı bu iddiayı ortaya atanlarca da izah edilememektedir (Arıtan, 2002, s. 19-30; Özgören, 2007, s.70)3. Ebrunun Avrupa'ya geçişi İstanbul üzerinden sağlanmış ve bu nedenle de Batı'da Türk Kağıdı, Türk Mermer Kağıdı olarak adlandırılmıştır. Ebru, Türklerin yayılım sahası içerisinde gelişme gösterse de, yüzyıllardır Avrupa'nın birçok ülkesinde ve Amerika'da, Türk topraklarından daha fazlası üretilmiştir. Buralarda, kitap ve dolayısı ile cilt ürünlerinin sayıca Osmanlı coğrafyasından fazla olması, ebru üretiminin neden fazla olduğunu da açıklamaktadır."} {"url": "http://laledergisi.com/turk-tezhip-sanatinda-rokoko-etkisi/", "text": "objeler yazma eserlerin içine girmiş ve Osmanlı Tezhip sanatı içinde yer almıştır. Mimari bir akım olarak başlayan bir bu yeni sanat üslubu zaman içinde yazma eserlerde de yerini alarak, izlerini günümüze kadar taşımıştır."} {"url": "http://laledergisi.com/turk-ve-islam-eserleri-muzesi/", "text": "İslam eserlerini muhafaza etmek amacıyla Müze-i Hümayun tarafından Evkaf Nezareti bünyesinde kurulan ilk, Osmanlı İmparatorluğu Dönemi'nde açılan son müzedir. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya savaşına girmesine aylar kala, cami, mescit, tekke, zaviye ve türbe binalarında bulunan gibi eserlerin çalınması ve Avrupa'nın da İslam eserlerini toplama konusundaki sahip olma hareketleri ülke genelinde bulunan İslam eserlerini talana uğramakla karşı karşıya getirmiştir. Bu minvalde Müze-i Hümayun tarafından oluşturulan komisyonca ülke genelinde bulunan İslam eserlerini bir müze çatısı altında toplama kararı alınmıştır. cami, türbe, mescit gibi binalarda bulunan kıymetli eserler Evkaf Nazırı Ürgüplü Mustafa Hayri Bey tarafından toplatılmıştır. Bu komisyon çalışmaları 1914'te tamamlanmıştır. Bir Mimar Sinan eseri olan Süleymaniye Külliyesi içinde yer alan İmarethane hazırlanarak 27 Nisan 1914'te Evkaf-ı İslamiye adı altında müzeye dönüştürülmüştür. Müze Müdürlüğü'ne Ahmet Hakkı Bey getirilmiş, daha sonra Mimirzade Ali Bey bu görevi ifa etmiştir. Cumhuriyetin ilanından sonra Türk ve İslam Eserleri Müzesi adını alan Müze, 1924'te yılında Evkaf Nezareti'nin kaldırılması ile Vakıflar idaresinde ayrılarak Maarif Vekaleti'ne bağlanmış, ardından Topkapı Sarayı Müze Müdürlüğü'nün bir şubesi halinde çalışmalara devam etmiştir."} {"url": "http://laledergisi.com/turkiye-yazma-eserler-kurumu-baskanligi-kitap-sifahanesi-ve-arsiv-dairesi-baskanliginin-hizmet-ve-faaliyet-alanlari/", "text": "amacıyla ve en az müdahale yaklaşımı ile gerçekleştirilmektedir. Çalışmalar, kitabın bir bilgi hazinesi olmasının yanı sıra onun yazıldığı kağıdı işleyen, metni yazan, şirazeyi ören, formaları diken, tezhibi yapan, cildi hazırlayan, kitabı okuyan, hazırlatan ve vakfedenlere; kitabın tanıklık ettiği tarihe duyulan saygı ve hürmetle yürütülmektedir. Müellifin, müstensihin, mücellidin, nakkaşın, cetvelkeşin yüzyıllar önce hazırladıkları kitaplar, bugün dünyada kabul edilen bilimsel koruma, onarım yöntemleri ve konservasyon standartlarına uygun malzemelerle onarılmaktadır. Ayrıca eserlerde kullanılan mürekkebi, pigmentleri, kağıt liflerini ya da bozulma nedenlerini anlamak için araştırma-geliştirme faaliyetleri kapsamında kimyasal ve biyolojik analizlerden yararlanılmaktadır. Kitap Şifahanesi, yürütülen tüm bu çalışmaların yanında eğitimler, ulusal ve uluslararası iş birlikleri, akademik faaliyetlerle sürekli gelişim hedefini sürdürmektedir."} {"url": "http://laledergisi.com/turkiyenin-ustalari-marmara-bolgesi-geleneksel-sanatlar-ve-zanaatlar-envanteri/", "text": "Türkiye'nin Ustaları, Türkiye'nin genelinde geleneksel sanatlar ve zanaatler alanında çalışma yapan sanatçı, zanaatkar ile atölyelerin envanterinin çıkarılması projesidir. Türkiye'nin 7 bölgesini kapsayan projenin ilk ayağı olan Marmara'nın Ustaları, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın maddi destekleriyle 2017 yılında tamamlanmış, ekleme ve güncellemeler devam etmektedir. Türkiye'nin Ustaları Projesi Marmara Bölgesi'nde 11 farklı şehirden toplam 2000'in üzerinde ustayı bir araya getirmiştir. Bu ustaların 912'i İstanbul'da, 75'i Bursa'da, 50'si Kocaeli'de, 34'ü Balıkesir'de, 30'u Sakarya'da, 27'si Çanakkale'de, 26'sı Yalova'da, 16'sı Edirne'de, 8'i Bilecik'te, 7'si Tekirdağ'da, 6'sı da Kırklareli'nde yer almaktadır. Projede ahşap, cam, cilt, çini seramik çömlek, ebru, halı kilim dokuma, hat, işleme, kalemişi, kat'ı, keçe, kumaş, kuyum, minyatür, taş, tezhip, baston, bez bebek, çalgı yapımı, gölge oyunu, kaşık, kispet, sepet, tespih ve kaligrafi olmak üzere 25 sanat dalından usta yer almaktadır. Tezhip branşında 265, çini- seramik- çömlek branşlarında 108, ebru branşında 181, hat branşında 126, minyatür branşında 105, ahşap branşında 32, cam branşında 30, cilt branşında 13, kuyumculuk branşında 30, katı' branşında 29, işleme branşında 20, kumaş branşında 18, kalemişi branşında 14, keçe branşında 13, halı kilim dokuma branşında 10, kaligrafi branşında 8, diğer branşlarda 33 ustanın ismi envantere alındı. 2017 yılında gerçekleştirilen projenin sonunda Türkiye'nin Ustaları Marmara Bölgesi kitabı Türkçe, Arapça ve İngilizce dil seçenekleriyle yayımlandı. Ayrıca Türkçe, Arapça ve İngilizce olmak üzere üç dilde turkiyeninustalari. org web sitesi hazırlandı ve güncellenmeye devam edilmektedir. Marmara Bölgesindeki illerde yaşayan ve üretim yapan geleneksel sanatlar ve zanaatlar alanındaki ustaların envanterleri çıkarılarak sahip olduğumuz kültür mirası ve sanat birikimi görünür hale getirildi. Marmara Bölgesi'nin geleneksel sanat ve zanaat alanlarında kültür sanat potansiyeli ortaya çıkarıldı. Bu projeyle geleneksel sanatlar ve zanaatlara ilgi duyan gençler teşvik edildi, gençlerin kendilerini bu alanda geliştirmelerini sağlayacak önemli bir kaynak oluşturuldu. İngilizce ve Arapça hazırlanan proje, Türkiye'deki geleneksel sanatların uluslararası bilinirliğine, Türkiye'nin tanıtımına ve pozitif imajına katkı sağladı. Türkiye'nin Ustaları ile ilgili daha ayrıntılı bilgiye projenin internet sitesi www. turkiyeninustalari. org adresinden ulaşabilirsiniz."} {"url": "http://laledergisi.com/uftade-camii-ve-turbesinin-mimarisi-ve-bezemeleri/", "text": "Üftade Camii ve Türbesi, başlangıçtan günümüze birçok tarihi dönemi barındıran Bursa'nın en eski yerleşim yeri olan Hisar'da yer almaktadır. Osmangazi ilçesi, Kavaklı mahallesinde yer alan her iki yapı doğu-batı yönünde yan yana konumlanmıştır. Ayrıca Üftade Camii'nin kuzeyinde ve doğusundaki Üftade Türbesi'nin kuzeyinde birer hazire de bulunmaktadır. Üftade Hazretleri, Bursa için geçmişte ve günümüzde tasavvufi açıdan öne çıkan, her dönem sevilen ve sayılan önemli bir zattır. Bu sebeple inşa ettirdiği cami ve türbeye de değer verilmiş ve yapılar farklı dönemlerde onarımlar görmüştür. Cami ve türbenin ilk inşa edildikleri 16. yüzyıldaki mimari ve bezeme özelliklerinin, depremlerin de etkisiyle zamanla yapılan onarımlar sebebiyle değiştiği bilinmektedir. Günümüzde var olan yapıların kitabelerinden 19. yüzyılda onarım gördükleri anlaşılmaktadır. Her iki yapıda da mimari ve bezeme açısından hem 16. yüzyıl Klasik Dönem Osmanlı sanatının hem de 19. yüzyıl Geç Dönem Osmanlı sanatının özellikleri görülebilmektedir."} {"url": "http://laledergisi.com/ukkasenin-duasi-bir-kitabin-onarim-hikayesi/", "text": "Eski veya yeni eser onarımı üzerine çalışanlar için patoloji; bir eserde oluşan yapısal ve fiziksel bozulmaları tanımlayarak, oluşum nedenlerini açıklamasıdır. Birçok eserde sıkça karşılaşılan fiziksel, kimyasal ve biyolojik tahribatların tanımlaması patoloji kavramı içinde birleştirilmiştir. Ükkaşe'nin duası olarak adlanlandırılan dua kitabı özel bir koleksiyona ait yazma eserdir ve bu makalenin yazarı tarafından onarılmıştır. Söz konusu kitap ile el yazması eserlerde karşılaşılan farklı tahribatlar ve çözümleri için kullanılan teknikler ele alınmış ve makale içerisinde, yazma eserin restorasyon aşamaları hakkında bilgiler verilmiştir. Ükkaşe'nin duası, günümüze ulaşan yazma eserlerin pek çoğu gibi saklanma şartlarının uygun olmaması nedeniyle restorasyon ve konservasyona ihtiyaç duyan bir örnektir. Yazma eserlerin geleceğe aktarılabilmesi bünyelerinde bulundukları müze ve kütüphanelerde restorasyon ve konservasyonlarının yapılmasının yanı sıra, uygun şartlarda korunmaları ile mümkündür."} {"url": "http://laledergisi.com/umut-hatirlama-tekerrur/", "text": "Arter, salgın sürecinin ardından beş yeni sergiyle kapılarını sanatseverlere açtı. Bu sergilerden biri de küratörlüğünü Eda Erkmen'in yaptığı, dünyaca ünlü seramik sanatçısı Alev Ebüzziya Siesbye'in eserlerinden oluşan Tekerrür isimli sergi oldu. 1938'de İstanbul'da dünyaya gelen Alev Ebüzziya Siesbye 1956 1958 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde heykel eğitimi aldı. 1963 senesinde Danimarka'ya yerleşti. Burada yüksek pişirimli toprakla tanıştı. Royal Copenhagen için tasarımlar yapmaya başladı. 2002 yılında Türk İslam Eserleri Müzesi'nde retrospektif sergisi yapıldı. Yurt dışında birçok müzede ve özel koleksiyonda eserleri yer alan başarılı sanatçı 1987'den beri Paris'te sanatını devam ettirmektedir. İsmini Soren Kierkegaard'ın eserinden alan bu sergi Alev Ebüzziya'nın Türkiye'de bir sanat merkezinde yer alan ilk kurumsal sergisi. Sadece ismini bu kitaptan almakla kalmıyor, Alev Ebüzziya'nın eserlerine çok fazla yöneltilen aynı formaları, renkleri ve biçimleri tekrarladığı eleştirisine de bir cevap niteliği taşıyor. Tekerrür mümkün müdür, ne öneme sahiptir ve bir şey tekrar ettiğinde kendisinden bir şey kaybeder mi yoksa kazanır mı? sorularına odaklanıyor. Eseri incelediğimizde tekerrür kavramının aklımızda canlananın çok ötesinde, tekrar ile bağdaşmayan bir anlamının olduğunu görüyoruz. 2019 senesinden bu yana eserlerini bu sergi için üreten Alev Ebüzziya da bu farkı gözler önüne seriyor."} {"url": "http://laledergisi.com/unesco-somut-olmayan-turk-kulturu-mirasi-fotograf-yarismasi/", "text": "4 Nisan 2022'de Geleneksel Sanatlar Derneği tarafından T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı destekleriyle ilan edilen yarışmaya başvurular, 30 Haziran 2022 tarihine kadar kabul edildi. Her bir yarışmacının en fazla üç (3) fotoğrafla katılabildiği yarışmaya yüz yetmiş iki (172) kişi, toplam dört yüz altmış iki (462) fotoğrafla başvurdu. Jüri üyeliğini Geleneksel Sanatlar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Akcan, Geleneksel Sanatlar Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Şehnaz Biçer, Geleneksel Sanatlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Zaliha Erdoğan Peçe, T. C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü SOKÜM Daire Başkanlığından Döndü Akçay Odabaşı, fotoğraf sanatçıları Cihat Hıdır ve Tezcan Kıldıran üstlendi. Fotoğraf yarışmasında ilk 25'e giren yarışmacılara iki biner (2.000,00) TL, sonraki 25'e giren yarışmacılaraysa beş yüzer (500,00) TL para ödülü verildi. Somut olmayan kültür mirasımızı görünür kılmak ve belgelemek katılan tüm katılımcılara teşekkür eder, ödül alan fotoğraf sahiplerini tebrik ederiz."} {"url": "http://laledergisi.com/vakiflar-hali-muzesi/", "text": "İlk kez, 13 Nisan 1979 tarihinde Sultanahmet Camii Hünkar Kasrı'nda ziyarete açılan Halı Müzesi, yeniden yapılandıktan sonra, 15 Kasım 2013 tarihinde I. Mahmut tarafından Hicri 1152 (Miladi 1742-1743) tarihinde yaptırılan Ayasofya İmaretin de ikinci kez ziyarete açılmıştır. Ayasofya İmareti 1777, 1871, 1884 ve 1893 yıllarında onarım görmüş, 1920 yılından sonra, İstanbul Vakıflar Baş Müdürlüğü tarafından, Arşiv Saklama Deposu ve Kurşun Atölyesi olarak kullanılmıştır. Yemekhane, mutfak, fırın olmak üzere üç bölümden ibarettir. İmaretin kapılarında yer alan kitabelerin üzerindeki sülüs hatlı yazılar Morali lakabıyla bilinen ve adı Darüssaade ağası, Hazinedar Beşir Ağa, manzumeler ise şair Nimetullah Efendi tarafından yazılmıştır. İmaretin avlusu ile Ayasofya arasında bir Bizans yapısı olan Skeuophylakion bulunmaktadır. Vakıflar Halı Müzesi Koleksiyonu'nda; 14. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar halı ve halı seccadeler, İran ve Kafkas halıları yer almaktadır. Çok zengin bir koleksiyona sahip olan müzede en erken tarihli halı, XIV. Yüzyıl beylikler devri halısıdır."} {"url": "http://laledergisi.com/viyana-arsenal-muzesinde-savas-ganimeti-takvimli-bir-cep-saati/", "text": "İlk sıla hasretimiz olan Viyana'da, 1965-1966 yılları arasında bir sene kaldık. O sene eşim, Viyana'ya 70 km uzakta olan Seibersdorf 'daki araştırma reaktöründe çalışma yapmak üzere, Uluslar Arası Atom Enerjisi Ajansı'ndan bir senelik burs almıştı. Ben ise bu hasreti fırsat bilip, o tarihlerde Viyana müzelerinde teşhir edilmekte olan, Osmanlı Türk eserlerini daha yakından tanımak arzusu ile kolları sıvadım. Böylece bir yıl devam eden, oldukça yoğun çalışma sonucu, imkan nispetinde toplayabildiğim resim ve bilgilerle yurda döndüm. Dönüşte Viyana'dan getirdiklerimi, Prof. Dr. Süheyl Ünver Bey ile paylaştığım günlerden bir gün, aziz hocam gurbette kalan bu eserlerimiz için duyduğum hüznü fark etmiş olacak ki; Kızım üzülme, onlar bizim yurt dışındaki kültür elçilerimizdir. diyerek beni teselli etmişti."} {"url": "http://laledergisi.com/yazidan-resme-giden-yol-yazi-resim-sanati/", "text": "Arap alfabesi İslamiyet'in ilk günlerinde tam olarak gelişmemiş olsa da, başta Türkler olmak üzere İslam'ı kabul eden topluluklar Arap alfabesini benimsemiş ve Hüsn-i Hat sanatı doğmuştur. Hat sanatı; Abbasi, Emevi, İran ve diğer İslam topluluklarındaki sanatçıların gayreti ile hızlı bir şekilde ilerlemiş, Türklerin İslamiyet'i kabul etmesi ve Arap harflerini kullanmaya başlaması ile zirveye çıkmıştır. Halk arasındaki Kur'an-ı Kerim Mekke'de indi, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı sözü bunun en güzel örneğidir. Türk hat sanatçılarını diğer sanatçılardan ayıran bir başka özellik ise sanatçıların resim ile yazı sanatını birleştirmesi ve böylece ortaya yazı-resim sanatını çıkarmış olmalarıdır. Bu sanata, daha çok halk sanatçıları, tekke mensupları rağbet göstermesine rağmen Hattat İsmail Zühdi Efendi, Hattat Mustafa Rakım, Hattat Şefik Bey, Ömer Vasfi Efendi, Aziz Efendi gibi büyük üstatlarında eserleri vardır. Eserlerde külah, cami, ibrik, insan, hayvan veya bitki formları da kullanılmıştır. Bu çalışmada, yazı-resim sanatı hakkında bilgi verilmiş, Türkler için hat sanatının önemi anlatılmaya çalışılarak yazı-resim sanatı örnekleri incelenmiştir."} {"url": "http://laledergisi.com/yeni-cikanlar/", "text": "Kitap, Cumhuriyet'in ilanından 1980 yılına kadar sanatın dinle girdiği dışlayıcı, çatışmacı, kabul edici aksine bir o kadar da kenara bıraktığı çelişkili ilişkiyi daha anlaşılır kılma arzusu taşımaktadır. Yine sanat alanının etkin aktörler aracılığıyla kendine biçtiği rol ve anlam ile kendinde gördüğü gücün öteki olarak gördüğü İslami kesimlerde nasıl bir etkisinin olduğunu tespit etmeye çalışmıştır. I. ve II. baskısı Ötüken Neşriyat tarafından yapılan sözlüğün 3. baskısı 1000'i aşkın kelimeyi barındırmak suretiyle yapılmıştır. Konu ile ilgili adlar, adlandımalar, yapım yolları v. b. hakkında ayrıntılı bilgi verilen bu kitapta altın ve gümüş madeni ile yapılan eserlerin yanında bakırdan yapılan eserlere de yer verilmiştir. Kayıp Gerdanlık: Endülüs, Endülüs İslam Devleti'nin 800 yıllık tarihinin kültür ve medeniyetiyle, bütüncül bir metotla anlatıldığı hikayesidir. Endülüs İslam medeniyetinin Avrupa'ya etkisi, bu medeniyeti inşa eden önemli şahsiyetler; Endülüs'ten kalan taştan şahitler ve günümüz İspanya'sındaki Müslümanlar ve İslami miras da mercek altına alınmıştır. Doğu Akdeniz'de, Mersin'in kuzeyinde, Bolkar dağlarınınvadilerinde bir yayla yerleşimi olan Gözne kendine özgü, ilginç özellikleri barındırır. Gözne, yerel özellikli yapılarını henüz yitirmemiştir. Bu geleneksel ve yerel özellikli yapılar, özellikle konutlar, yapım yöntemleri, yapılarda kullanılan doğal kaynaklı malzemeler, çevreye, insana, iklime uyum açısından sürdürülebilir özellikler göstermektedir. Bu kitapta, sürdürülebilirlik bağlamında bölgesel ve yerel özellikteki mimarlık ve yapım tekniklerinin konut tipolojileri açısından iklim, güneş, rüzgar ve nem verileri gibi çevresel yönler incelenmiştir. Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver'in henüz hayattayken Süleymaniye Kütüphanesine bağışladığı 352, 680 ve 464 envanter numaralı, içerisinde notlar, çizimler, çiçekler, kumaş parçaları gibi coğrafyanın dokusunu yansıtan her nevi parçayı barındıran İran, Irak ve Mısır defterleri Kubbealtı Neşriyat tarafından yayın hayatına kazandırılmıştır. bölümde Emevi Devletinin tarihi anlatılmakta devamında Emevi Devletinin devamı niteliğinde olan İslam Devletlerinden özellikle de Endülüs Emevilerinden ve onlardan sonra İspanya'da kurulan Müslüman emirlikler ve şehirlerden bahsedilmektedir. Müellif en geniş ve son bölüm olan dördüncü bölümde Abbasi Devletinin tarihini ayrıntılı şekilde ele almaktadır. Bu bölümde Abbasilerin kültürel faaliyetleriyle beraber bu dönemde yaşayan büyük zatların ve alimlerin hayatları da başlıklar halinde anlatılmaktadır. İstanbul'un Üsküdar semtinin tarihi kişiliklerinden biri olan Hoca Ali Rıza, tevazusu, tokgözlülüğü ve uysal kişiliğiyle öğrencileri arasında çok sevilen bir resim öğretmeniydi. İstanbul manzaraları, mehtaplı gece resimleri, Salacak ve Kız Kulesi'nin farklı görünümlerinin yanı sıra ürettiği pek çok resimle on dokuzuncu yüzyıl Türk resim sanatında tanınan bir sanatçı haline gelmişti. Türk Sanatının Büyük Ustaları başlıklı serinin beşinci kitabı Hoca Ali Rıza, müziğe de büyük ilgisi olan, ince düşünen bir ressamın yaşamından kesitler sunuyor. Ressamın manzara resmine yaklaşımını hem felsefi hem de teknik yönlerden değerlendirmeye yönelik ipuçları vererek okuru, Hoca Ali Rıza'nın iç dünyasında renklerle dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Tarih, eğitim, kültür ve sanat tarihi gibi farklı alanlarda çok yönlü çalışmalara imza atan Necdet Sakaoğlu için hazırlanan bu çalışmada, sanat tarihi, restorasyon, mimarlık tarihi üzerine alanlarında uzman kişiler ve araştırmacılar tarafından ele alınmış yazılar yer almaktadır. Bu kitapta saray, köşk, mektep, cami, tekke, türbe gibi farklı fonksiyonlardaki yapı tiplerinden örneklerle, mimari ve süslemeler yanında gravür, resim, hat, kalem işi, zanaat gibi geniş yelpazede işlenen konular içeriğe zenginlik katmaktadır. Spesifik örnekler ışığında ele alınan konuların yanı sıra, Necdet Sakaoğlu'nun yayınlarından oluşan geniş bibliyografyası da bu vesileyle hazırlanmış olup makalelerle birlikte bilim dünyasının faydasına sunulmuştur. Hüsnühat, İslam sanatının ve mimarisinin ayrılmaz bir parçasıdır. İslam dünyasının hemen her coğrafyasında camiler, tekkeler, kütüphaneler, çarşılar ve daha nice mekanlar hüsnühat metinleriyle donatılmıştır. Hüsnühat, bir süsleme unsuru olmanın ötesinde mekana her yönüyle ebedi bir anlam aşılamaya da yardımcı olmaktadır. Elinizdeki kitap, mimari mekanın hüsnühatı nasıl şekillendirdiğini incelerken hüsnühattın da mekanın inşasında ve aynı zamanda sahip olduğu anlamı kazanmasında nasıl rol oynadığını ele almaktadır. Mekanlar, Üslup / İçerik, Baniler, Sanatkarlar, Bölgeler ve Modernleşme olmak üzere altı ana başlıktan oluşan bu kitap, çeşitli dönemlere ve coğrafyalara ait hüsnühat kitabelerini her yönüyle incelemektedir. Alanında usta birçok araştırmacı, konuları Çin'den İspanya'ya; ele aldıkları dönem itibarıyla da İslam'ın ilk yıllarından yüzyıl başına kadar değişen makalelerle elinizdeki eserin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur."} {"url": "http://laledergisi.com/zeren-tanindi-armagani-islam-dunyasinda-kitap-sanati-ve-kulturu/", "text": "El yazma denildiğinde akla hat, tezhip, tasvir, cilt, kat'ı, ebru gibi pek çok farklı sanat dalı gelmektedir. Her ne kadar kitabın metnini görselleştiren resimler ilk bakışta dikkatleri üzerine çekse de diğer nitelikleri ile el yazmaları bir bütündür ve bu sanatlar yüzyıllar boyu süregelen karakteristik özellikleriyle bir kültür oluşturmuştur. Gerek akademik gerekse sanatsal çalışmalara konu olan İslam kitap sanatları konusundaki öncü isimlerden biri ise Prof. Dr. Zeren Tanındı'dır. Profesör Tanındı, İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde tamamladığı lisans eğitimin ardından 1984 yılına kadar Topkapı Sarayı Kütüphanesi'nde görev yapmış ve burada her biri birbirinden değerli ve özel birçok eseri inceleme olanağı bularak alanında uzmanlaşmıştır. Ardından Bursa'ya taşınmış, bir süre Bursa Kültür Müdürlüğü'nde çalışmalarını devam ettirdikten sonra Uludağ Üniversitesi'ne geçerek 1994 yılında Sanat Tarihi Bölümü'nü kurmuştur. Yurt içi ve yurt dışında birçok akademik çalışma ve projeler yürüten Zeren Tanındı, emekliliğinden sonra Sabancı Müzesi, Sadberk Hanım Müzesi gibi kurumlara danışmanlık yapmış; Geleneksel Sanatlar Derneği'nin kitap sanatları alanında düzenlediği birçok etkinlikte de bizzat yer alarak, önemli destekler sunmuştur. Zeren Tanındı Armağanı, İslam Dünyasında Kitap Sanatı ve Kültürü başlıklı armağan kitap projesi, lisansüstü çalışmalarını Zeren Tanındı ile tamamlayan Dr. Aslıhan Erkmen ile Dr. Şebnem Tamcan Parladır'ın girişimi ve editörlüğünde gerçekleştirilmiştir. Alanında uzman ve çalışmaları sırasında bir şekilde Zeren Tanındı'yla yolları kesişmiş meslektaşlarının kaleme aldığı 51 makaleden oluşan bu eserde, el yazma sanatının ve kültürünün klasik konularının yanı sıra kodikoloji, konservasyon, okuma ve biriktirme kültürü gibi farklı alanlara da değinilmiştir. Kitaptaki kimi makaleler Zeren Tanındı için özel olarak kaleme alınmış; daha önce incelenmemiş konu ve eserleri kapsayan özgün yazılardır. Zeren Tanındı Armağanı, İslam Dünyasında Kitap Sanatı ve Kültürü adlı eserin danışmanlığını Prof. Dr. Serpil Bağcı üstlenirken, tasarımını Zeren Tanındı ile yüksek lisans tezini tamamlayan Gönül Kaya yapmıştır ve eser bu yanıyla bir vefa kitabı olarak da nitelendirilebilir. Geleneksel Sanatlar Derneği'nin Armağan Kitapları serisinin dördüncü eseri olan Zeren Tanındı Armağanı, Eylül 2015'ten bu yana Türkiye'de ve dünyada meydana gelen her türlü olumsuz duruma karşın tamamlanmış; akademik dünyanın ve tüm kitap sanatları ilgililerinin faydasına sunulmuştur."}